Issuu on Google+

Eylül 2013 ● 3. sayı

21. yüzyılda bir çalışan olmak

dergisinin ücretsiz ekidir.

7. sayfa

Zamanın durduğu yer: Assos

15. sayfa

Kahve tüketimi prostat kanseri riskini...

28. sayfa

Psikolojik yıldırma

31. sayfa

İstanbul Eczacı Odası Sanayi Eczacıları Komisyonu


Eylül 2013 ● 3. sayı

Sevgili dostlar, Yaz biterken dinlenmeye hiç fırsat bulamadıysanız, geçmiş senenin yükünü hâlâ omuzlarınızda taşıyorsunuz demektir. Haliyle kışın bu ağırlık daha da artacak! Peki, bu durumdan kendimizi nasıl kurtaracağız? Hafiflemenin ya da hafiflemiş hissetmenin bir yolu var mı? Aslında cevap basit, zaman yaratmak… En azından günde 2 saatimizi sadece ve sadece kendimize ayırarak başlayabiliriz. Bu 2 saat ne çok uzun ne de çok kısa, optimum bir zaman bizim için. Düşünün, iki saatte neler yapılmaz ki… Mesela aylardır kapağını açmadığınız kitabı bitirebilirsiniz. Boğazda bir yürüyüş ya da en sevdiğiniz sanatçının konserine gitmek te hiç fena fikir değil. En son ne zaman filme gittiniz hatırlamıyorsanız, 2 saatinizi sinemada değerlendirmek size çok iyi gelebilir. Hele ki bu zamanı bir de sevdiklerinizle, çocuklarınızla geçiriyorsanız değmeyin keyfinize… Hiçbir şey yapmamak ve yan gelip yatmak bile bir seçenek aslında... Önemli olan o 2 saatin her anının tamamen size ait olması. Zamanı iyi değerlendirmek, artık bu çağın altın kuralı oldu. Ne de olsa en iyi değerlendirenler, diğerlerinden daha uzun ve daha sağlıklı yaşıyor. Aynı zamanda daha başarılı ve daha mutlular. Mıknatıs gibi insanları etrafında toplayabilecek kadar sosyaller. En güzel ilişkileri yaşayabilecek kadar da şanslı... Ya da şanslarını kendileri yaratıyor desek daha doğru olacak. E insan başka ne ister? Bizim de hayat boyu tek isteğimiz başarılı, mutlu ve sağlıklı olmak değil mi? O halde daha kaliteli bir yaşam için zamanla iyi geçinmeyi öğrenmeliyiz. Bu sayı SES yine dopdolu, yine çok renkli… Ayırdığınız zamana değecek bir dergi hazırladık sizler için… Keyifli sohbet etme imkânı bulduğumuz Sayın Turgut Tokgöz’e ve farklı tarzıyla gönlümüzde taht kuran Pinhani grubuna çok teşekkür ediyoruz. Bizi kırmayıp yazılarıyla destek olan birbirinden değerli yazarlarımıza yine sonsuz teşekkürler. Bu sayı sanatçının kaleminden köşesinde başarılı bir müzisyen Önder Bilge var. Erkcan hocamızın zamanla ilgili yazısını da mutlaka okuyun, eminim kafanıza yerleşmiş tüm tanımları altüst edecek. Ve yine tasarımda ve içerikte harikalar yaratan grafikerimiz Erkan Beyaz’a ve editörümüz Burcu Günüşen’e SES dergisi yayın kurulu olarak teşekkürlerimizi sunuyoruz. Can Yücel’in dediği gibi; “Hadi kalk bakalım… Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…” Sevgi ve saygılarımla, Dr. Ecz. Merve Memişoğlu Genel Yayın Yönetmeni

2

Sahibi İstanbul Eczacı Odası adına Ecz. Semih Güngör Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ecz. Cem Erdal Ünal Genel Yayın Yönetmeni Dr. Ecz. Merve Memişoğlu Editör Burcu Günüşen Yayın Kurulu Dr. Ecz. Feyza Ademoğlu Özcan Ecz. Varlık Sezgin Ecz. Gaye Ramazanoğlu Ecz. Sıla Aykut Yazgılı Ecz. Tuba Ulus Görsel Yönetmen Erkan Beyaz Reklam Sorumlusu Ecz. Cem Erdal Ünal reklam-ses@ieo.org.tr ses@ieo.org.tr Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi Yeniyol Cad. Gökfiliz İş Merkezi No: 11 Kat: 2 Mecidiyeköy - İstanbul Tel: 0212 217 61 91 (pbx) Faks: 0212 217 61 21 istanbuleczaciodasi.org.tr havan@ieo.org.tr Baskı - Cilt Has Matbaacılık 100. Yıl Mah. Mat-Sit 3. Cad. 199/A Bağcılar İstanbul T: 0212 629 02 49 Yasal Uyarı: S.E.S. dergisinde yayınlanan yazı ve fotoğrafları yayma hakkı İstanbul Eczacı Odası Sanayi Eczacıları Komisyonu’na aittir. Kaynak gösterilse dahi, hak sahiplerinin yazılı izni olmaksızın ticari amaçlarla kullanılamaz.

dergisinin ücretsiz ekidir.


N

e haber Merck Serono'da atama

Hazırlayan Ecz. Sıla Aykut Yazgılı

Merck İlaç Ecza ve Kimya Tic. A.Ş.’de Kurumsal İletişim Müdürü olarak görev yapan Esra Doğanay, Merck Serono Global Operasyonlar Birimi Kurumsal İletişim İş Ortağı görevine atandı. Merck KGaA Kurumsal İletişim Başkanı Dr. Walter Huber'a direkt bağlı çalışacak olan Doğanay, daha önce MSD İlaç’ta Kurumsal İletişim Müdürü ve Dış İlişkiler Müdürü olarak görev yapmıştı. Esra Doğanay, Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu olup, Koç Üniversitesi İşletme Bölümü'nde (MBA) yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır.

Abdi İbrahim’in yeni CEO’su Türk ilaç sektörünün lider firmalarından Abdi İbrahim’in sürdürülebilir liderlik ve uluslararası hedefler vizyonu ile şekillenen son gelişmeler kapsamında, Dr. Süha Taşpolatoğlu Abdi İbrahim İlaç CEO’luk görevine getirildi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Dr. Taşpolatoğlu, 1990 yılında adım attığı ilaç sektöründe ulusal ve uluslararası şirketlerin satış ve pazarlama bölümlerinde müdürlük, direktörlük ve genel müdürlük görevlerini üstlendi. 2001-2009 yılları arasında Abdi İbrahim’de Satış ve Pazarlama alanında üst düzey yöneticilik görevlerini başarıyla yerine getirerek Satış ve Pazarlama Genel Müdürlüğü sorumluluğunu üstlenen Süha Taşpolatoğlu, 2009 yılından bu yana Roche Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapıyordu. 3 Haziran 2013 tarihi itibariyle, 4 yıl aradan sonra, tekrar Abdi İbrahim’e katılan Dr. Taşpolatoğlu; Abdi İbrahim Holding bünyesine bağlı yurtiçindeki ve yurtdışındaki tüm ilaç şirketlerinden ve aynı zamanda Abdi İbrahim Otsuka şirketinden de sorumlu olarak Abdi İbrahim Holding Yönetim Kurulu’na raporlayacak.

Alcon Türkiye Genel Müdürlüğü görevine Stephan Eigenmann atandı Alcon Türkiye Genel Müdürlüğü görevine 1 Nisan 2013 tarihi itibariyle Stephan Eigenmann getirildi. Stephan Eigenmann, 2002 yılında Alcon bünyesine katılmadan önce oftalmoloji ürünlerinin satışı alanında faaliyet gösteren kendi şirketini yönetti. Alcon için ticari danışmanlık yapan 3


Eigemann, daha sonra Refraktif Müdürü olarak Alcon bünyesine katıldı. 2005 yılında bölge müdürlüğü görevine getirilmesiyle birlikte uzun süre birçok ülke ve ihracat pazarının yönetilmesi konusunda daha geniş görev ve sorumluluklar üstlendi. 2010 yılından bu yana Alcon Çek Cumhuriyeti ve Slovakya Genel Müdürlüğü görevlerini yürüten Stephan Eigenmann, burada yeni bir grup yaratarak, bu grubu bölgenin en hızlı büyüyen pazarlarından biri haline getirdi. Stephan Eigenmann, oftalmoloji alanında sahip olduğu 15 yıllık kapsamlı iş deneyimini bundan böyle, büyümeye önemli katkıda bulunan ve Alcon’un yükselen pazarlarından biri olan Türkiye için kullanacak.

Actavis Medikal Departman Müdürlüğüne atama Nisan 2013 itibariyle Actavis Medikal Departman Müdürü olarak atanan Aykan Özaslan, 2011 yılından beri Actavis Onkoloji Kıdemli Ürün Müdürü olarak görev alıyordu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Aykan Özaslan, çalışma hayatına MSD’de Medikal Yönetici olarak başladı. 2001-2003 yılları arasında Servier’de Ürün Müdürü olarak görev alan Özaslan, ardından Roche’ta Ürün Müdürü, Bölge Müdürü ve Kıdemli Ürün Müdürü olarak çalıştı. Actavis’e 2011 yılında Onkoloji Kıdemli Ürün Müdürü olarak katılan Aykan Özaslan, Nisan 2013’te kurulan Medikal Departman’ın tüm süreç yönetiminden sorumlu olacağı bildirildi.

Novartis Türkiye Aşı Bölümü Direktörlüğü görevine Nilüfer Moral getirildi Novartis Türkiye Aşı Bölümü Direktörlüğü görevine 10 Haziran 2013 tarihi itibariyle ilaç sektöründe önemli bir deneyime sahip olan Nilüfer Moral atandı. Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde tamamlayan Moral, Koç Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans yaptı. İlaç sanayisinde sırasıyla üretim şefliği, kalite kontrol analisti, ruhsatlandırma uzmanı ve ruhsatlandırma müdürü olarak görev yaptı. 2006 yılında Novartis’e geçti ve burada ruhsatlandırma müdürlüğü görevine devam etti. Novartis’teki göreviyle eş zamanlı olarak 2009-2011 yılları arasında Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) Ruhsatlandırma Komite Başkanlığı görevini de yürüttü. 2011 yılında Novartis Türkiye Dış İlişkiler Müdürlüğü görevine getirilen Nilüfer Moral, 10 Haziran 2013 tarihi itibariyle Novartis Türkiye Aşı Bölümü Direktörlüğü’ne atandı. 4


Servier ve Afraxis Inc.’den MSS Bozuklukları ilaç araştırmalarında teknolojik işbirliği Servier ve Afraxis Inc., merkezi sinir sistemi (MSS) bozukluklarının tedavisi amacıyla ilaç araştırmaları yapmak için Afraxis’in Geliştirilmiş Omurga Platformu (ESP) Teknolojisi’ni kullanmak üzere işbirliği anlaşması yaptıklarını açıkladı. Servier Araştırma & Geliştirme Başkanı Dr. Emmanuel Canet, işbirliğine dair açıklamasında, Servier’in amacının birçok MSS hastalığının ve bozukluğunun tedavisi için yeni ilaçlar geliştirmek olduğuna değindi. Afraxis ESP Teknolojisi birçok MSS hastalığı modeline uyarlanabilmekte ve hastalık profilini nitelendirmek, klinik öncesi ilaç etkisini değerlendirmek, en uygun doz düzenini tespit etmek veya istenmeyen santral sinir sistemi yan etkilerini belirlemek için kullanılmaktadır.

İLKO İlaç’a bakanlıktan birincilik ödülü T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bu yıl ikincisini düzenlediği “Temiz Türkiyem” yarışmasında, Türkiye genelinde sanayi kuruluşları arasında yapılan değerlendirme sonucunda İlko İlaç üretim tesisleri “Türkiye'nin en temiz sanayi tesisi” seçildi.

Klinik Araştırmalar Kongresi İstanbul’da yapıldı 1. Ulusal Klinik Araştırmalar Kongresi 3-4 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Askeri Müze’de gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, TÜBİTAK, Sosyal Güvenlik Kurumu, ilaç endüstrisi, tıbbi cihaz firmaları, sözleşmeli araştırma kuruluşları, üniversiteler, etik kurullar ve araştırmacıların temsiliyeti ile kongreye 250’yi aşkın yetkili katıldı. Kongre sırasında klinik araştırmalar alanında Türkiye’nin dünyadaki ve bölge ülkeleri arasındaki yeri tartışıldı. Genetik, Kök Hücre Çalışmaları, Kişiye Özel İlaç Geliştirme, Çevirimsel Araştırmalar, Pediatrik Çalışmalar, Biyobenzer Araştırmaları gibi önemli başlıklar ele alındı. Ülkemizde klinik araştırmalar alanında sağlanan tüm gelişmelere karşın, özgün ilaçların keşfi ve geliştirilmesi konusunda bugüne kadar istenen düzeyde ilerleme sağlanamaması ve bundan sonra yapılması gerekenler konu edildi. İki senede bir yapılması planlanan kongrenin 2015 yılında uluslararası bir niteliğe kavuşması planlanıyor.

“Yarının eczacılarından” Sanofi Grubu’na ziyaret

Sanofi Grubu’nun, “yarının eczacılarına” sektör tecrübelerini aktarmak için düzenlediği FarmaFest’in dördüncüsü 26 Nisan’da Lüleburgaz üretim tesislerin5


de gerçekleştirildi. Sanofi Grubu bu yıl FarmaFest’te Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni ağırladı. Sanofi Grubu Türkiye’nin eczacılara yönelik etkinliklerden biri olan FarmaFest’in dördüncüsü, yarının eczacıları ile buluştu. Türkiye’deki eczacılık fakültesi öğretim üyelerine ve öğrencilerine ilaç endüstrisini, Sanofi Grubu’nu ve Türkiye’deki tescilli Ar-Ge merkezine sahip beş merkezden biri olan Lüleburgaz üretim tesislerini tanıtmak için düzenlenen FarmaFest, 26 Nisan’da Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencilerini ve öğretim üyelerini ağırladı. Sanofi Grubu’na ait Lüleburgaz üretim tesislerinde düzenlenen ve 10 öğretim üyesiyle 76 öğrencinin katıldığı FarmaFest’te pazarlamadan ruhsatlandırmaya, Ar-Ge’den klinik araştırmalara, farmakovijilanstan üretime kadar pek çok departmanda görev alan Sanofi Grubu çalışanları, Sanofi grubunu ve ilaç sektörü deneyimlerini kişisel kariyer hikâyeleri üzerinden paylaştılar. FarmaFest’e ev sahipliği yapan Sanofi Grubu Türkiye Ruhsatlandırma Müdürü Dr. Devrim Satık eczacılık fakültelerinin ve genç eczacıların Sanofi grubu için önemine dikkat çekti. Eczacılık fakültelerini ve genç eczacı adaylarını Sanofi çalışanları ile biraraya getiren ve artık geleneksel hale gelen FarmaFest önceki yıllarda İstanbul Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyelerini ağırlamıştı.

Pfizer’den ‘Sen Çok Yaşa!’ Pfizer Türkiye, Türkiye’de sağlıklı ve mutlu yaşlanmayı konu alan “Sen Çok Yaşa” projesini hayata geçirdi. Bu kampanyayla toplumda, aileler içerisinde ve bireylerde sağlıklı yaşama ve yaşlanma bilincini geliştirmek hedefleniyor. Bunun yanı sıra “yaş almak” hakkında ortak bir diyalog oluşturarak duygu, düşünce ve deneyimlerin paylaşılacağı herkese açık bir platform yaratmak amaçlanıyor.

Lilly İlaç’a Türkiye Etik Ödülü

Etik Değerler Merkezi Derneği (EDMER), etik değerlere önem vererek bunu iş yapış şekline dönüştüren şirketleri ödüllendirdi. Lilly İlaç, bu yıl ilk kez verilen Türkiye Etik Ödülü’nü kazananlar arasında yer aldı. Türkiye’de genç etik liderlerin yetiştirilmesine öncülük etmek, gençlerin etik değerlere sahip çıkmasını sağlamaya katkıda bulunmak ve etik alanındaçalışmalaryapabilmelerineyardımcıolmakamacıyla2011yılındakurulanEtikDeğerlerMerkezi Derneği (EDMER) tarafından ilk kez verilen ETİKA 2012 Türkiye Etik Ödülleri sahiplerini buldu. EDMER’in, “Etik Değerler ve İş Ahlakı, İtibar Yönetimi, Kurumsal Yönetişim, Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Uygunluk Yönetimi ve Liderlik ve Yaratıcılık” başlıkları altında 84 sorudan oluşan anketine katılan ve uluslararası standartlara göre yapılmasi gereken uygulamaların üçte ikisinden fazlasını yerine getiren 18 şirket, ETİKA 2012 Türkiye Etik Ödülü’nü almaya hak kazandı. EDMER Kurucu Genel Başkanı Bülent Senver İstanbul’da yapılan Ödül Töreni’nde “Etik değerlere önem veren ve şirket yönetimlerinde iş ahlakı ve etik değerlere bağlı olarak faaliyetlerini sürdürme konusunda titiz davranan şirketlerimizin ödüllendirilmesini, toplum önünde itibarının artırılmasını sağlamak ve diğer şirketlerimizin de etik konusundaki duyarlılıklarını artırmak amacıyla “ETİKA 2012 Türkiye Etik Ödülleri” çalışmasını başlattık” diye konuştu. 6


G

ünün etirdikleri

2013 yılında, 21. yüzyılda bir çalışan olmak

Tuba Kale Onay

B

ugünlerde ilginç

bir kitap okuyorum: “Dispatches from the Edge”. Kitap CNN muhabiri Anderson Cooper’ın hem iş hem özel hayatı ile ilgili anılarını barındırıyor. Kitabı okurken bir haber muhabirinin çalışırken yaşayabileceği zorlukları hayal etmekte güçlük çektiğimi itiraf edeyim. Afrika kıtasında, bir iç savaşın ortasında fotoğraf çekmeye çalıştığınızı hayal edin. Herkesin elinde silahlar varken sizin tek silahınız kameranız. Bilgi almak ve gönder7


mek için elinizde her türlü ekipman var ama

mak demektir. İyi planlama yapabilmek için

hayatınız her an tehlike altında. Sonra bir gö-

her bir işin ne kadar süreceğini, süreç analiz-

rev yeri değişikliği söz konusu oluyor. Ken-

lerini yapabilmek gerekli. Yani her şey bizim

dinizi yaklaşmakta olan büyük bir fırtınanın

yaptığımız işi çok iyi bilmemizle başlıyor.

ortasında buluyorsunuz. Herkes fırtınadan uzaklaşırken siz, fırtınanın merkezine doğru gidiyorsunuz. En iyi fotoğrafları çekmek, halkı en son durum konusunda bilgilendirmek

Burası başlamak için güzel bir nokta. Yeni dönem çalışanı yaptığı işi çok iyi bilmeli. Yani teknik tanımı, uygulaması, hayata geçirilmesi, beklenen sonuçlar

için. İnsan kaynakları gözü ile bakıldığında, bir görev tanımı yapmak çok zor. Keza bu işin riskini ölçmek de… Böyle bir muhabiri işe alırken yapacağınız

mülakatı

düşünün. Üzerinde konuşulacak ne kadar çok

21. yüzyılın çalışanı için sadece yaptığı işi iyi bilmek yeterli olmuyor. Çünkü büyük bir saatin, küçük bir çarkını oluşturuyoruz. O zaman bize yakın çalışan, temasta olduğumuz diğer çarkların da neler yaptığını bilmeliyiz...

konu başlığı var?

hatta beklenenin ötesinde daha iyi sonuçlar almak için… 21. yüzyılın çalışanı için sadece yaptığı işi iyi bilmek yeterli olmuyor. Çünkü büyük bir saatin, küçük bir çarkını oluşturuyoruz. O zaman bize yakın çalışan, temasta

olduğumuz diğer çarkların da neler yaptığını

Bu yüzyılda çalışmak ve işine değer katmak

bilmeliyiz, öyle değil mi? Kesinlikle. Böylece

çok farklılaştı.

birarada daha etkin çalışabiliriz.

Bir çalışanın sadece bir şeye odaklanması

Bu dönem için çok önemli bir iş gerekliliği

değil, aynı anda birkaç işi birden takip etmesi

olan takım çalışması gündeme geliyor. Ken-

bekleniyor. Aynı anda birden çok işi takip et-

dimi, işimi iyi biliyorum. Etrafımdaki ekiplerin

mek demek, çok iyi zaman planlaması yap-

neler yaptığını biliyorum. En azından yaptık-

8


ları işler konusunda genel bilgiye sahibim. Ve beraber etkili bir takım olarak çalışabilmemiz için birbirimizle iyi iletişim kurmamız gerekiyor. Yoksa yanlış anlamalar, yanlış anlaşılmalar, dedikodu, kendini iyi ifade edememek gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

gönüllülük hâlâ önemli bir erdem olabilir. Ama 21. yüzyılda, iş hayatında, kişisel markanızı oluşturmaz ve kendinize bu anlamda yatırım yapmazsanız, sizinle aynı işi yapan kişilerden hiçbir farkınız kalmayacaktır. Görüntünüz, bilginiz, kültürünüz, iş yapış şekliniz, çevrenizle kurduğunuz iş bağlantıları (kişisel network’ünüz) sizin kişisel markanızdır.

Bu yüzyılın insanının ekip çalışması ve iletişiminde çok etkili olması bekleniyor. Yani kurum içi diplomasi için Bu yüzyılın insanının ekip bir uluslararası ilişkiler çalışması ve iletişiminde diplomasına ihtiyacımız çok etkili olması bekleniyor. var. Onca emek, onca Yani kurum içi diplomasi başarılı iş sırf ekip içindeki dinamikleri iyi deniçin bir uluslararası ilişkiler geleyemediğimiz için diplomasına ihtiyacımız var. çöp olabilir mi? Olabilir!

İşyerinde çalışan kişiler kendi kişisel markalarını oluşturup geliştirirken bağırmamalı, birbirine olumsuz ifadeler kullanmamalı, açıkça asla küçümsememeli. Yeni yüzyılın çalışanı profesyonel Onca emek, onca başarılı iş tavır, yaklaşım ve ifadeO halde bu yüzyılın ça- sırf ekip içindeki dinamikleri iyi ler kullanmalı. Birleşmiş lışanı olarak kendimize dengeleyemediğimiz için çöp Milletler toplantılarını bu nosyonu da ekleyeolabilir mi? Olabilir! izleyin lütfen. Büyük bir lim. Çevremizle iyi iletişirketin yönetim kurulu şim kurmak. Ancak bu toplantısından pek farklı değil. iletişimin bir yeni boyutu da var: Kendimizi ve yaptığımız işleri çevremize doğru ve et- Bu yüzyılın çalışanı enerjik olmalı. Sürekli dikili bir şekilde anlatmalıyız. Bu bizim kişisel namik, işi yapmaya istekli, motive hatta ekimarkamızı oluşturuyor. Günümüzde alçak bini de motive eden bir kişi olması bekleni-

9


yor. Özel hayatla ilgili sorunların işe yansıması ve/veya sızması çok da iyi karşılanmıyor. Özellikle kadın çalışanların bir anne olduklarını unutacak kadar sadece işe yoğunlaşması isteniyor. Ama diğer taraftan herhangi bir iş toplantısının en gergin anını aile ve çocuklardan bahsederek yumuşatabilirsiniz de... 21. yüzyıl çalışanı olmanın bir çelişkisi işte bu! Bir de rekabet faktörü var. 21. yüzyıl çalışanı sahnede kendisinden çok genç kuşaklarla ama aynı anda yaş ve iş deneyimi yüksek ekiplerle aynı ortamda çalışmak ve yarışmak zorunda. Her jenerasyonun farklı, ön plana çıkan bir özelliği olmasına rağmen her konuda rekabet etmemiz bekleniyor. Hem güçlü olduğumuz konularda hem de kendimizi geliştirmeye çalıştığımız konularda. Yoksa bize işyerinin bir kapısı olduğunu bazen kibarca,

10

bazen espirilerin içinde bazen de açıkça belirten yöneticilerle karşılaşmamız olası. Maalesef kapının dışında da durum çok iç açıcı değil. 21. yüzyılın arka fonunda ekonomik krizler var. Bu yüzyılın çalışanı teknik olarak çok destek alıyor, teknolojiden müthiş bir şekilde faydalanıyor. Kendini geliştirmek için eğitim, kitap, film, internet, koçluk, atölye çalışmaları gibi birçok imkandan faydalanıyor. Koşullar giderek daha da zorlaşsa da çabalamaya, daha iyisini yapmaya devam ediyor. Zira değişime ayak uydurabilenler kazanıyor artık. Maalesef en güçlü, en akıllı veya en bilgili olanlar değil…


B

üyüteç

Dr. Ecz. Merve Memişoğlu

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri

Turgut Tokgöz:

‘Bizlerden beklenmeyeni de vermeyi hedeflemeliyiz'

B

u sayı büyütecimizi İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Genel Sekreteri Turgut Tokgöz’e çevirdik. Sohbetimiz sırasında hem sendikanın bakış açısıyla sektörün durumunu gözden geçirdik, hem de başarılı kariyeriyle Turgut Bey’i biraz daha yakından tanımış olduk. Sizi biraz daha yakından tanımak istiyoruz. İEİS genel sekreterliğinden önce neler yaptınız? Sektöre geçişiniz nasıl oldu? Orta Doğu Teknik Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunuyum. Mezuniyetimi takiben kısa bir süre Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda görev yaptım.

Daha sonra, yurtdışında lisansüstü eğitimime başladım. 1992 yılında Johns Hopkins Üniversitesi School of Advanced International Studies’den (SAIS) uluslararası ilişkiler dalında ve 1993’te California Üniversitesi’nden ekonomi dalında yüksek lisans dereceleri aldım. 1993-1996 arasında TEB Ekonomi Araştırmaları A.Ş.’de Ekonomist ve Bankacılık Sektörü Analisti olarak görev yaptım, bu dönem içinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yarı zamanlı olarak ders verdim. 1996-2001 döneminde Eczacıbaşı Menkul Değerler A.Ş.’de üst düzey yönetici olarak görev aldım. 2001 yılı Mayıs ayında, yeni kurulan Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği Ge11


nel Sekreterliği görevini üstlenerek 2004 yılı Şubat ayına kadar bu görevimin yanı sıra kurulmalarını takiben Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş. ile Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş.’de Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. Nisan 2004 tarihinden itibaren İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası Genel Sekreterliği görevini yürütüyorum. Son zamanlarda İEİS’in üye sayısındaki artışı neye bağlıyorsunuz? Sektörle kurumlar arasında köprüyü oluşturmak ve bunu dengede tutmak gerçekten zor olmalı. Siz ve ekibiniz bunu nasıl başarıyorsunuz?

doğrultudaki eylem planlarının belirlenmesi konusunda, yoğun ve titiz bir şekilde çalışıyor. Ardından tüm süreçlerde de büyük katkı ve destek sağlıyor. Sendika olarak faaliyetlerimizi sadece mevcut durum ve gelişmeler çerçevesinde yönetmiyoruz. Sektörün orta ve uzun vadeli hedeflerini ortaya koyuyor, bu hedefler çerçevesinde gündemi oluşturuyoruz.

Sendikamızın üstlendiği ve yürüttüğü bu işlevler, üye tabanımızın genişlemesine olanak sağlıyor. Kendimizi endüstrimizin öncü kuruluşu ve temsilcisi olarak konumlandırıyoruz. Bugün ulusal ve çokuluslu 59 üyemiz İEİS olarak kendi içimizdeki bilgi ve uzmanlık bulunuyor. Referans üründen eşdeğer ürüne, ilaç ve hammadde üretibirikimini devamlı gelişime tabi tutmaya, yeni Kendimizi endüstrimizin öncü minden ithalatına, biyolojik ürünlerin hastalara uzmanlık alanları oluşkuruluşu ve temsilcisi olarak sunulmasından fason turmaya çalışıyoruz. Bu konumlandırıyoruz. Bugün üretime kadar geniş ve süreçte, üyelerimizin uzulusal ve çokuluslu 59 üyemiz farklı alanlardaki firmamanlıklarından da yararlara hizmet veriyoruz. lanıyoruz, besleniyoruz. bulunuyor. Endüstrinin bütün alanÜyelerimizden gelen larıyla yakından ilgilenigörüş ve talepleri, sendikamızın bilgi ve uzmanlık birikimiyle katma yoruz. İEİS çatısı altında yeni ve farklı üyeler değerli bir çıktıya dönüştürmek için gayret görmekten de mutluluk duyuyoruz. sarf ediyoruz. Endüstrimiz ve kamu otoritesi arasında sadece iletişimi sağlamakla yetinmiyor, tarafların karşılıklı ihtiyaç ve beklentilerini belirliyor, kendi içimizde değerlendiriyor, sektör ve kamu yararına sonuçlar oluşturmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımızı, tarafların ihtiyaç ve beklentileri arasında bir denge oluşturma ekseninde yürütmemizin, sektör ve kamu otoritesinin, sendikamıza yönelik yüksek itibar algısını pekiştirdiğini düşünüyorum. Yönetimimiz, sendikanın yol haritasının ve bu 12

Size göre Türkiye’de ilaç sektöründeki en büyük sorun nedir? Çözüm konusunda önerileriniz neler? 2009 yılı sonunda, kamu otoritesi, yaşanan global kriz ve ekonomik daralma sonrasında, ilaç harcamalarında tasarruf sağlanması amacıyla, 2010-2012 yılları için global bütçe uygulamasına geçti ve sıkı bir şekilde belirlediği bütçe hedeflerinin tutturulabilmesi için ilaç fiyatlarını düşürdü. 2010 yılı sonunda da ilaç bütçesinin aşıldığı açıklamasıyla ek düşüşlere başvuruldu. İyileşen hizmet kapsam


ve kalitesinden ötürü reçeteli ilaç pazarı kutu bazında genişlemeye devam ettiği halde 2011 yılı sonuna gelindiğinde fiyatlar tekrar düşürüldü. Bunlara ek olarak, kurlardaki artışa rağmen mevzuatta belirlenen avro seviyesi yukarı yönde revize edilmedi. Bu süreçte endüstri artan küresel rekabet ortamında Ar-Ge ve üretim yatırımlarına gerekli payı ayıramaz hale geldiğinden, sürdürülebilirlik konusu, bugün endüstrideki en önemli sorundur. Geçtiğimiz dönemde ilaç endüstrisinde kârlılıklar çok ciddi oranda düşerken ve hatta zararlar görülürken, bir yandan da yatırımların ertelendiği ve istihdamın azaldığı bir ortam ortaya çıktı. Bu durum, kamu ilaç bütçelerinin, hizmetin kalitesi ve yaygınlığı ile örtüşmediğini göstermektedir.

İEİS, 2023 yılı için Türkiye ilaç endüstrisinin hedefini, dünyanın önde gelen ilaç üreticilerinden ve ihracatçılarından birisi konumuna gelmek olarak belirlemiştir. Bu vizyonumuz doğrultusunda, 2011 yılında hazırladığımız “Türkiye İlaç Endüstrisi’nin Küreselleşmesi için Devlet ile Ortak Yol Haritası” başlıklı rapor ile stratejik bir yaklaşımla yakalayabileceğimiz küresel rol tarif edilmiştir. Endüstrimizde, uzun yıllara dayanan uluslararası kalite standartlarında üretim deneyimi mevcuttur. Kaliteli insan gücü ve yüksek teknolojisi ile gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek potansiyele sahip olan endüstrinin ürünleri, Avrupa Birliği başta olmak üzere 135 ülkeye ihraç edilmektedir. İlaç endüstrimiz, 2023 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranını %80 seviyelerine yükseltmeyi amaçlamaktadır.

Bu doğrultuda belirlenen straEndüstrimizin küresel üretimtejik yaklaşım sonuç vermeye den yüksek pay alması, ihraİlaç Endüstrisi başladı ve 2012 yılında eczacılık İşverenler Sendikası catını artırırken bir yandan da ürünleri ihracatı önceki yıla göre yurtiçi talebin daha fazlasını kar%17 artarak 662 milyon dolar oldu. İthalat şılayabilmesi için ilk aşamada iç pazarda sürise %15 daralarak 3.996 milyon dolara geridürülebilirliğin ve öngörülebilirliğin sağlanledi. Bunun sonucunda, eczacılık ürünlerinması çok önemlidir. İlaç firmalarının üretim ve de dış ticaret açığı 2011 yılındaki 4,1 milyar Ar-Ge yatırımları yaparak yeni ürünler ortaya dolardan 2012’de 3,3 milyar dolara inerken, koyması, küresel rekabette geri kalmaması ithalatın ihracatı karşılama oranı %12,1’den ve dış ticaret dengesine olumlu yönde katkı %16,6’ya iyileşme gösterdi. sağlayan bir endüstri haline gelebilmesi için, öncelikle tüm diğer sektörler gibi hak ettiği Endüstrimizin stratejik bir sektör olarak kabul kârlılığı elde etmesini sağlayacak fiyatlandır- edilerek bu yönde politikalar geliştirilmesi ma ve geri ödeme politikaları uygulanmalıdır. yönünde de sevindirici gelişmeler yaşanmıştır. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ilaç sektörünü stratejik sektörlerden biri olarak “Türk İlaç Endüstrisinin Küreselleşmesi belirlemiş ve bu kapsamda İlaç Endüstrisi için Devlet ile Ortak Yol Haritası” İşverenler Sendikası olarak aktif katılımımızprojesinde nereye geldik? la Sektör Strateji Belgesi çalışmalarını yürüt13


müştür. Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na sunulma aşamasında bulunan söz konusu belgede endüstrimizin Ar-Ge, üretim ve yönetim merkezi haline gelerek global bir oyuncu haline gelmesi vizyon olarak ortaya konurken, ilaç üretimi ve ilaç ihracatının artırılması için kamu-üniversite ve endüstri işbirliğinin geliştirilmesine yönelik politika ve stratejiler ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik eylem planları belirlenmiştir. Sağlık alanı, TÜBİTAK Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu tarafından “Ulusal Bilim, Teknoloji ve Yenilik Stratejisi”nin öncelikli alanları kapsamına alınmıştır. TÜBİTAK bu konuda çalışmalara başlamıştır.

yaratır mı? Eğer yaratırsa, bu zamanları nasıl değerlendirmekten hoşlanır? Ben de herkes gibi iş dışında kendime zaman yaratmaya çalışıyorum. Kendime ayırabildiğim bu vakitlerde üç ana tema üzerinde kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bunlar golf, yelken ve şarap. Artık klasik sorumuz haline geldi. Biz SES dergisi olarak başarılı insanlara “başarı”ya ulaşmanın yollarını soruyoruz. Size göre başarı için neler gerekli?

Başarı için öncelikle insanın yaptığı işe mutlak saygısı olması gerekir. Bu saygının insanı mükemmele yaklaştırdığını, bunun da başarı getirdiğini düşünüyorum. Tabii ki kişisel gelişim de bu süreci desteklemeli. Sürekli öğrenme isteğimiz Yeni teşvik sisteminde, ülkemizde üretim ve yaolmalı. Eğer başarıyı kariyerimizde yükselmek tırım açığı bulunan biolarak da tanımlıyorsak yoteknoloji, onkoloji ve İnsanların değişime uğramalarını, o zaman kendi başımıkan ürünleri gibi özel doğru ve yanlışlarının zamanla za sorumluluk almayı alanlara atıfta bulubecerebilmeli ve bizdeğişmesini de yadırgamıyorum. nulması, büyük ölçekli lerden beklenmeyeni yatırım teşviklerinden Tersine değişmemenin yadırganacak de vermeyi hedeflefaydalanabilmesi için bir durum olduğunu düşünüyorum. meliyiz. asgari yatırım tutarının düşürülmesi çok Turgut Tokgöz’ün yaşam felsefesi nedir? önemli bir gelişme olarak yer almaktadır. Sizin için olmazsa olmaz neler var? İlaç endüstrimizin dünyanın önde gelen ihracatDoğru bildiğimi söylemeyi ve yapmayı yaşançılarından birisi konumuna gelebilmesini sağlatımda odak noktası olarak görüyorum. Ancak mak amacıyla İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası yaşamın durağan değil dinamik bir süreç oldukoordinasyonunda, İEİS üyesi olan ve olmayan ğunun da farkındayım. Dolayısıyla, insanların 26 ihracatçı firmanın katılımıyla, Türkiye İlaç İhdeğişime uğramalarını doğru ve yanlışlarının zaracatçıları Platformu oluşturulmuştur. Platform, manla değişmesini de yadırgamıyorum. Tersine güçlü ve gelişmiş ilaç endüstrimizin tanıtılması değişmemenin yadırganacak bir durum olduğuve rekabet gücünün geliştirilmesi için yoğun çanu düşünüyorum. lışmalar yürütmektedir. Biraz işten uzaklaşıp boş vakitlerinize bakalım. Turgut Tokgöz kendine boş vakitler 14

Yaşamın çok değerli olduğunu ve bu nedenle de özen gösterilerek, olanaklar dahilinde dolu dolu yaşanması gerektiğine inanıyorum.


G

ezgin Zamanın durduğu yer:

Assos

Ecz. Varlık Sezgin @varliksezgin

Rota Assos; hazır mısınız? Ege kıyılarına giden hemen hemen herkes Assos’u bilir. Tarihi dokusu, turistik doğası ile yüzyıllardan beri tercih edilen şirin bir Ege yerleşimidir Assos.

Ş

ehir yaşamından bunaldığınızda, aklınıza ilk gelen, Anadolu’nun bir köyünde

yaşamaktır. Şehir yaşantısı kimi zaman insanı yorar. Bir girdabın içinde debelenip duruyormuş gibi hissedersin. Kuru bir kalabalıkta, kayboluyormuş gibi... İşte o zaman yeni şeyler arar insan. Yeni aktiviteler, yenilenme, kısaca farklı şeyler. Artık yer değiştirmenin zamanı gelmiştir. Yola çıkmak, ama bulunduğu yerden uzaklara, çok uzaklara gitmek… Tek yön bilet almak bile geçer insanın aklından…

15


Bu seferimizde, kendimizi çok daha özgür hissedebileceğimiz, kısa süreli de olsa yenilenebileceğimiz ve hepsinden önemlisi zamanı durdurabileceğimiz bir yere gidiyoruz. Rota Assos; hazır mısınız? Ege kıyılarına giden hemen hemen herkes Assos’u bilir. Tarihi dokusu, turistik doğası ile yüzyıllardan beri tercih edilen şirin bir Ege yerleşimidir Assos. Osmanlı döneminde antik kentin kuzey tarafına kurulmuş olan Behramkale ile değeri çok daha katlanmış, kimlik kazanmıştır. 150 hanelik 150 hanelik olan bu şirin Osmanlı köyü ve civarı son 30 yıldır sit alanı olarak koruma altına alındığı için bir çivi bile çakılmamıştır. Şu anki o minik görünümü ve enfes doğasını 30 yıldır kaybetmeden koruması, işte bu yüzden.

Yolculuğunuza başlamadan önce, yine de istikametiniz belirlemenizi öneririm. Nitekim birçok farklı güzergah kullanarak Assos’a gelebilirsiniz. Assos’a geldiğinizde, öncelikli olarak sizi Aristo’nun kocaman heykeli karşılayacaktır. Assos, ticari önemi ile birlikte ayrıca, Athena Tapınağı ile de ün yapmış bir antik kenttir.

olan bu şirin Osmanlı köyü ve civarı son 30 yıldır sit alanı olarak koruma altına alındığı için bir çivi bile çakılmamıştır.

İstanbul’dan karayolu ile yaklaşık 7 saatlik mesafede olan Assos, M.Ö. 6. yüzyılda sönmüş bir volkanik tepe üzerine, andezit kayalıkları arasına, denizden 236 metre yüksekliğe kurulmuştur. Assos’un etrafında bulunan bu andezit taşı, şehrin inşasında kullanılmıştır. Sönmüş volkanın hemen denizle birleştiği noktada, kocaman bir antik liman bulunması,

16

şehrin, deniz ticareti ile uğraşmış olduğunun en büyük kanıtı gibi.

Tepenin üzerine kurulmuş olan bu tapınak, yüzünü Ege’nin engin manzarasına dönmüş olup, Midilli Adası’na tam kuzeyden bakar konumdadır.

Mitolojik dönemde, Aristoteles’in, bu tapınakta felsefe dersleri verdiği bilinir. Dolayısıyla son yıllarda, her yıl özellikle Şubat aylarında, bu tapınakta felsefe buluşmaları yapılmaktadır. Bu etkinliği başlatan ve hâlâ da aktif halde buluşmaları organize eden Yeditepe Üniversitesi Felsefe Bölümü Doç. Dr. Örsan K. Öymen, Assos’ta felsefe etkinliğinin fikir babası, kurucusu ve direktörüdür. Aristo heykelini geçip, yolunuza devam ettiğinizde dik bir rampadan aşağıya inerek


Assos antik kentinin antik liman bölgesine ulaşıyorsunuz. Antik liman bölgesi, birçok otel, motel veya pansiyona ev sahipliği yapmaktadır. Buz gibi masmavi denizin, tarihi eşsiz doğası ile bütünleştiği bu enfes antik kente geldiğinizde, tüm sorunların ve stresinizin, yanınızda getirmiş olduğunuz bavullarınızda olmadığını göreceksiniz. O halde, artık bu güzelliğin tadını çıkarma zamanı, öyle ya... Assos antik kentine geldiğinizde, ilk olarak otelinize yerleşin. Çünkü bu küçük yerde, yapılacak onlarca şey bulacaksınız. İlk bakışta küçük görünüyor olsa da dinlenmekten yorulacağınıza emin olun. Özellikle yaz döneminde güneşin tadını çıkarın. Sıcaklığın 40 derecelere kadar yükseldiği son yıllarda, denize girerek ferahlayacağınız nadir yerlerdendir burası. Assos, deniz suyunun gözü çok yakmadığı, günün her saatinde deniz suyu sıcaklığının aynı kaldığı, rüzgarın insanı yormadığı doğal liman özelliğindedir. Küçük balıkçı barınağının bir tarafına kurulmuş olan iskeleler otel misafirlerine ait olsa da, kumsalı güneşlenmek ve deniz girmek için idealdir. Assos’un dar sokakları, günün her saati kalabalık haldedir. Misafirperver Behramkale sakinlerinin

açmış olduğu kermeslerde, kendi el işçilikleri ile hazırlamış oldukları yazmalar, kaşıklar, el örmeleri, süs eşyaları, tarhanalar, kekikler küçük tezgahlarda sergilenmektedir. Assos antik kentinin ara sokaklarında küçük bir “Camevi” tabelası görürseniz, mutlaka takip edip gidin. Mükemmel el işçiliği ile cam üzerine basılmış sanatsal motifler sizleri çok etkileyecektir. Deniz kentinde, deniz ürünleri de olmazsa olmazlardan. Mevsimsel olarak yılın her ayına ait, damak çatlatan balıklardan tadabilirsiniz. Bu aylarda özellikle Çipura’yı tavsiye ederim. Gerçekten çok lezzetli, bir o kadar da taze

17


bulacağınızdan şüpheniz olmasın. Gün içerisinde, balıkçıların oltalarına takılan balıklar

patentli olarak sabun, şampuan, krem hatta kolonya yapımı da var. Zeytin, bu kadar değerli olunca, zeytinyağı ile hazırlanan yemekler de mükemmel oluyor. Zeytinyağlılar ile otlarla hazırlanan enfes karışımlar ömrünüze ömür katacak nitelikte. Dönemsel olarak otellerde yoğunluk olabilir. Bu nedenle önceden rezervasyonunuzu yaptırmayı unutmayın. Her türlü hizmeti alabileceğiniz oteller, butik otel veya pansiyonlar bulmanız mümkün.

akşama sofraları süslüyor. Kalamar, karides hatta denizkestanesi menüde sizlerin beğenilerine sunulan deniz ürünleri arasında... Assos, kurulduğu yer itibariyle aslında zeytin memleketi de… Zeytin ve zeytinyağının eşsiz lezzetini ve önemini burada bir kez daha keşfediyorsunuz. Zeytin sadece yemeklerde kullanılmıyor. Ayrıca

Ama size tavsiyem, Assos’un ruhuna yakışır bir otelde kalmalısınız. Tahta masalarda, Assos’a uygun dekor ile süslenmiş çardaklarında, keyifli bir kahvaltı yapabileceğiniz, akşam yemeğinde de enfes Midilli manzarasına karşı, unutulmaz vakit geçireceğiniz mekanları tercih edin. İşte o zaman, Assos’a geldim diyeceksiniz. Fazla vakit kaybetmeden, haydi bavulunuzu hazırlamaya başlayın. Zamanın durduğu gizli cennet Assos sizi bekliyor... Keşfe devam… www.varliksezgin.wordpress.com www.sonradangurmeler.org T: @varliksezgin F: www.facebook.com/varliksezgin

Assos'a ulaşım seçenekleri. 1. seçenek: Tekirdağ > Keşan > Çanakkale 2. seçenek: Bursa > Balıkesir > Edremit

18


Yumuşacık, insanın içini ısıtan bir grup: Pinhâni H

Röportaj Dr. Ecz. Merve Memişoğlu

oş geldiniz. Grup üyelerini kısaca tanımak isteriz? Müziğe olan ilginiz ne zaman başladı? Grup 5 kişiden oluşuyor. Akın Eldes grubun hem ağabeyi, hem de gitaristi, Sinan Kaynakçı grubun sesi, Selim Aydın grubun jokeri, şu anda bas gitaristi, Zeynep Eylül Üçer klavyecimiz, Hami Ünlü ise davulcumuz. Bu 5 üyenin dışında sık sık beraber çaldığımız isimler var, en başta da Ankara’da yaşayan ünlü davulcu Cem Aksel. Pinhâni grubunu kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Kendi bestelerimizi çalmak istiyorduk. Bunun için birbirini iyi tanıyan müzisyenlerden oluşan bir grup kurduk, adını da Pinhâni koyduk. Pinhâni’nin anlamı nedir? Pinhâni Farsça bir kelime ve “gizli” anlamına geliyor. Dedemizin yazdığı şiirlerinde kullandığı takma ismi aynı zamanda.

Kavak Yelleri dizisinin müziğiyle tanıdığımız, kendine özgü tarzıyla dikkat çeken Pinhâni grubunu gelin biraz daha yakından tanıyalım. “Hele bi gel” şarkınızla gönüllerde taht kurdunuz. İlk çıktığınız günden beri çizginizi değiştirmeden devam ettirdiniz. Bunun size getirdiği avantajlar neler oldu? Grubun müziğinin oturmasını seyircisinin oturması takip ediyor. Şu anda bu olmakta, ancak daha zamana ihtiyacımız var, zaman içinde dinleyici bizi daha ayrı bir yere koyacaktır. Sanırız o zaman bu iş daha da keyifli bir hale gelecek. 19


Oyunculuğun er meydanı tiyatro derler, müzisyenin er meydanı da sahne olmalı. Pinhâni’nin sahne performansının çok iyi olduğu söyleniyor. Sahnede başarılı olmayı neye bağlıyorsunuz? Sahne önemli, biz de sahneye çok önem veriyoruz, sahnede en çıplak halimizle olmak bizim için önemli. Dinleyiciyi etkilemek şart ama bunu göz boyayarak değil, etkileyici ve farklı bir performansla gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Sahnede çalan müzisyen mutlu olursa dinleyici de mutlu olur, temel prensibimiz bu. 2006 yılından bu yana dört albüm, hepsi birbirinden güzel… Son albümünüz Canlı Yayın’ın diğer albümlerinizden farkı var mı? Hepsinin kapağı farklı renkte! (Gülüyor). En önemli farkları bu. Bakıldığında, ortak yönleri daha fazla ama her birinin ayırt edici özellikleri var. Canlı Yayın adından da anlaşıldığı gibi canlı bir albüm kaydı, küçük bir konserin kaydı. İçinde geleneksel müziklerimizi, türkülerimizi barındırması da bir diğer özelliği… Daha önceki albümlerde kendimize ait türkülere yer vermiştik. Bunlar genelde Rumeli türküsü formundaydı. Bu albümde yine kendimize ait bir Karadeniz Türküsü var, iki tane de bize ait olmayan türkü var ki, bunlardan bir tanesi rahmetli Neşet Ertaş’a ait. Bir şarkınızda “Herkes köşesini kapmış… İyi ama ben nasıl büyük adam olacağım?” diye soruyorsun. Sanırım hepimizin derdi bu? Büyük adam olmanın bir yolu var mı? Yoksa küçük adam kalıp mutlu olmaya mı bakmalıyız? İkincisi daha kolay gözükse de esasında daha 20

zor, insan hırslarının esiri oluyor ve büyük adam olmaya çalışıyor. Hırslarını kontrol altına almak dünyanın en zor işi. Bunu başarabilen insanlar da dünyanın en şanslı ve en mutlu insanları. Şarkı sözleri de besteleriniz de yumuşacık kuş tüyü yastık kıvamında diyebiliriz. İnsanın sarılası geliyor. Bir şarkınızda “Yalandan da olsa, ne güzel güldün bana…” diye bir cümle geçiyordu. Hayatın getirdiği katı gerçekliğin farkında olup, bu kadar duygulu bir şarkı yazmak… Bu konuyla ilgili neler söylemek isterseniz? Her insan aynı duyguları yaşıyor, biz bunu ortalama bir insana göre daha güçlü, diğer şarkılara göre ise daha saf anlatmaya çalışıyoruz. Bunu yaparsak zaten şarkı istediğimiz noktaya ulaşıyor. Ne Güzel Güldün de onlardan biri. Aynı zamanda aşkı da şarkılarınızda çok güzel işliyorsunuz, özellikle imkansız aşkı… Pinhâni için aşk ne anlam ifade ediyor? İmkansız olanı bile güzel. Kalbin daha hızlı çarpması harika bir şey. Yaş ilerledikçe bunun kıymetini daha iyi anlıyoruz. Artık kalbi hızlandırmak için koşuyoruz (Gülüyor). Aşktan kaçmak büyük bir hata… Bundan sonrası için hedefleriniz neler? Planlanan konserler var mı? Sizi nerelerde dinleyebileceğiz? Önümüzdeki sonbaharda bolca konserimiz olacak. Türkiye’de konser vermediğimiz çok az yer kaldı. Buralara müziğimizi götürmek istiyoruz. Umarız üretmeye devam eder, müziğimizi herkesle paylaşma fırsatı buluruz.


EMA’nın sürekli salan dozaj şekilleri ve transdermal preparatlar için yayınladığı taslak kılavuz tartışmaya açıldı

Prof. Dr. İlker Kanzık

E

MA’nın sürekli salan dozaj şekilleri ile transdermal preparatlar için yayınla-

dığı taslak kılavuzu (Revised European Guideline on Pharmacokinetic and Clinical Evaluation of Modified Release Dosage Forms) 17-18 Haziran’da

Bonn-Almanya’da

“The European Federation for Pharmaceutical Sciences (EUFEPS)”

tarafından

düzen-

lenen uluslararası bir toplantı ile tartışmaya açıldı. Toplantıya kılavuzun hazırlanmasında katkıda bulunan komisyon üyelerinden İsveç, Almanya, Avusturya ve İspanya sağlık otoritelerinin temsilcileri ile taslak kılavuza çeşitli eleştiriler getiren araştırmacı ve jenerik ilaç üreticilerinin, AB üye devletlerinin sağlık otoritelerinin 21


temsilcileri ile konuyla ilgili bilim insanları ka-

konusunda ilgililerin dikkatini çekmeğe çalış-

tıldılar. Her iki taraf için de son derece yararlı

makla yetineceğim.

olan tartışmalar sonucunda kılavuzdaki eksik, gereksiz, gözden kaçmış ve hatta yanlış olan noktalar bu karşılıklı tartışılmalarla aydınlığa kavuşturulmuş ve böylece kılavuzun son metninin olduğunca eksiksiz olması için gerekli notlar alınmış oldu.

Öncelikle kılavuzun dili ile ilgili olarak yapılan eleştirilerin başında, metindeki “genellikle”, “uygun şekilde”, “tercihen”, “düşük ve yüksek konsantrasyonlarda”, “kısa ve uzun” gibi müphem, ucu açık ve farklı otoritelerce farklı şekilde değerlendirmelere açık ifadelerin

Kılavuz sürekli salan ilaç uygulama sistemle-

kullanılması olmuştur. Bu gibi ifadeler yerine

rinin insanlarda araştırılmasında gerekli olan

daha kesin ifadelere yer verilmesi istenmiştir.

çalışmaları tanımlamakta ve bu çalışmaların

Buna karşı komisyon üyeleri bu gibi ifade-

tasarımı,

uygulaması

ve değerlendirilmesi ile ilgili genel prensipleri belirlemektedir. Bunları üç bölümde toplamak olasıdır: • Yeni etkin (kimyasal) maddelerin sürekli salan şekilleri • Ruhsatlandırılmış bir hemen salan formülasyonun sürekli salan formülasyonu

Üzerinde görüşbirliğine varılan temel yaklaşımlardan biri, çalışma tasarımlarının mutlaka “quality by design” prensiplerini dikkate alarak yapılması konusu olmuştur. Bununla birlikte, kılavuzların her konuda genelleme yapamayacağı, dolayısıyla bazı durumlarda “case by case” değerlendirmeye gidilmesinin önemi de vurgulanmıştır.

lerin sponsorlara kendi yaklaşımlarını kanıtlama ve savunma imkanı yarattığını ileri sürdüler. Üzerinde

görüşbirliği-

ne varılan temel yaklaşımlardan biri, çalışma tasarımlarının

mutlaka

“quality by design” prensiplerini dikkate alarak yapılması konusu olmuştur. Bununla birlikte, kılavuzların her konuda genelleme

yapamaya-

• Pazardaki sürekli salan

cağı,

bir dozaj şeklinin jeneriği

durumlarda “case by case” değerlendirmeye

Dolayısıyla, hem yeni geliştirilmiş sürekli

dolayısıyla

bazı

gidilmesinin önemi de vurgulanmıştır.

salan ilaç dozaj şekillerinin araştırma ve ge-

Tartışılan önemli noktalardan biri yeni bir

liştirilme aşamalarındaki hem de bunların

etkin maddenin sürekli salan formülasyonu

jeneriklerinin geliştirilmeleri aşamasındaki

için gereken farmakokinetik çalışmalar ol-

farmakokinetik (FK) ve klinik değerlendiril-

muştur. İnsanlarda yapılacak ilk çalışmalarda

melerine ışık tutacak nitelikteki bu kılavuz ile

yeni etkin maddenin temel farmakokinetik

birçok yenilik getirilmektedir. Doğal olarak,

karakteristikleri özellikle Faz I çalışmaları sı-

tüm konuları burada sizlerle paylaşma ola-

rasında saptanmış olacağından, sürekli salan

nağı bulunmadığından bazı önemli yenilikler

ilaç dozaj şekilleri ile özellikle etkileşme çalış-

22


maları ve özel popülasyonlardaki çalışmala-

Özellikle günde bir kez alınan oral sürekli

rın yapılması istenmektedir. Genel FK araştır-

salan formülasyonların tasarımında, vejeter-

malara ilave olarak ilaç salımını kontrol eden

yanlar, pediyatrik ve yaşlı hastalardaki farklı

mekanizmanın da açıklanması istenmektedir.

fizyolojik koşulların (örn. transit zamanı, pH,

Bunun da genellikle, örneğin, salımı kontrol

yeme alışkanlıkları) dikkate alınması da isten-

eden eksipiyan miktarının değişik olduğu

mektedir.

farklı formülasyonları kullanarak gerçekleştirilen biyoeşdeğerlik (BE)/biyoyararlanım (BY) çalışmalarıyla gösterilmesi istenmektedir. In vivo koşullarda elde edilen farmakokinetik profillerin in vitro ilaç salım profilleriyle korelasyon içinde olduğunun gösterilmiş olması önerilmektedir. Oral sürekli salan ilaç dozaj şekilleri ile besin etkileşmesi çalışmaları konusu da çok tartışmalı olmuştur. Klasik olarak sürekli salan ilaç dozaj şekilleri için yapılması zorunlu olan açlık/tokluk/kararlı durum BE çalışmalarına ilave olarak yeni kılavuzda belirgin

Bu aşamada Hindistan’da yapılan çalışma sonuçlarının bu ülke insanlarının batılılardan çok farklı beslenme alışkanlıkları olması nedeniyle ne denli güvenilir olabileceği de özellikle sağlık otoritelerinin

Genel olarak, sürekli salan formülasyonlar, kendilerinin hemen salan şekilleriyle biyoeşdeğer değillerdir. Buna bağlı olarak da, FK veriler tek başına, sürekli salan formülasyonun yarar/ risk oranının hemen salan şeklin benzer dozlarıyla karşılaştırılabilir olup olmadığını değerlendirmek için yeterli olamamaktadır.

besin-ilaç etkileşmesinin varlığında dozlama önerilerini destekleyebilecek, örneğin, farklı yiyeceklerin etkisini araştıran çalışmalar; ilaçtan önce ve sonra belirli bir zaman periyodunda alınmış bir yemeğin etkisini araştıran çalışmalar gibi ek besin-ilaç çalışmalarının gerekebileceği vurgulanmaktadır. Bu çalışmaların tasarımında “Note for Guidance on the Investigation of Drug Interactions (CPMP/EWP/560/95)”in dikkate alınması gerekmektedir.

temsilcileri aracılığı ile tartışma konusu olmuş ve bu durumun önemli bir sorun olduğuna dikkat çekilmiştir. Genel olarak, sürekli salan formülasyonlar, kendilerinin hemen salan şekilleriyle biyoeşdeğer değillerdir. Buna bağlı olarak da, FK veriler tek başına, sürekli salan formülasyonun

yarar/risk

oranının hemen salan şeklin benzer dozlarıyla karşılaştırılabilir olup olmadığını değerlendirmek için yeterli olamamaktadır. Dolayısıyla, ilave klinik verilere genellikle ihtiyaç duyulduğundan yeni formülasyon uygun FK, farmakodinamik (FD) ve klinik etkililik/güvenlilik çalışmalarıyla karakterize edilmelidirler. Pazardaki etkin maddenin hemen salan ürünü referans ürün olarak kabul edilmektedir. Sürekli salan bir formülasyon sıklıkla eğer 23


gastrointestinal fizyolojisini etkileyen bir etkin madde (örn. opiyoidler) ile birlikte uygulanıyorsa bu durumda oral sürekli salan formülasyonun performansının bu gibi hastalarda da araştırılması istenmektedir.

dırması konusundaki genel öneriler ile ilgili ayrıntılar 2010’da yayınlanan “Guideline on Bioequivalence (CPMP/EWP/ QWP1401/98)” içinde bulunabilir.

Aynı dozaj şeklindeki iki ürün birbirinden Bir diğer yenilik, bazı sürekli salan dozaj salımı kontrol eden eksipiyanlar veya şekillerinin suya oranla alkollü çözeltilerde mekanizma ile ayrılıyorsa, in vivo koşulyüksek çözünürlük gösteren etkin maddeler larda tek doz açlık ve tokluk çalışmaları içermesi nedeniyle bu gibi ürünlerin alkol- ile, gerekiyorsa çoklu doz çalışmalarınlü içeceklerle birlikte kullanılmasının ‘dose dan sonra biyoeşdeğer oldukları göstedumping’ine neden olabileceğinden, bu rilmiş ise, iki ürün eşdeğer olarak kabul gibi formülasyonların edilmektedir. Çoklu İlgili taraflar açısından alkol çözeltilerinde in doz çalışmalarından vitro salım çalışmalarının muafiyet ise ancak en oldukça yararlı olduğu yapılmasının ve eğer bu yüksek yitilikle yapıkuşkusuz olan bu toplantı koşullarda etkin maddelan tek doz çalışmasonucunda komisyon üyeleri nin salımı hızlanıyorsa larında hem test hem tarafından alınan notlardan bu durumda formülasde referans için AUsonra Kılavuzun nasıl bir şekil yonun yenilenmesinin C(0-τ) ilk dozdan sonra alacağı da ayrı bir merak şart koşulmasıdır. Eğer ortalama AUC(0-∞)’nin konusudur. yeni formülasyonla bu %90’ından daha fazladurum düzeltilemez ise sını kapsıyorsa (ki bu bu kez in vivo koşullarda aç karnına bir mik- durumda birikme düşük olacaktır) mümtar alkollü içki ile (240 ml %45 alkol içeriği) kündür. uygulanan etkin maddenin sistemik maruziUzatılmış salım yapan ürünler ile geciktiyet sonrası “dose dumping”ini indüklenip inrilmiş salım yapan ürünler için de kurallar düklenmediğinin araştırılması istenmektedir. ayrıca taslakta açıklanmıştır. Bu uygulamanın ne denli etik olduğu konusu da epeyce tartışılmıştır. İlgili taraflar açısından oldukça yararlı olduğu Sürekli salan formülasyonların jenerik ürünleri ile biyoeşdeğerlik çalışmaları, orjinatör ürüne veya IR orijinal bir ürünün “line extension”ı olarak biyoeşdeğerliği gösterilmiş aynı farmasötik şekildeki bir ürüne karşı yapılması istenmektedir. Biyoeşdeğerlik çalışmalarının çalışma tasarımı, uygulaması, değerlendirmesi ve raporlan24

kuşkusuz olan bu toplantı sonucunda komisyon üyeleri tarafından alınan notlardan sonra Kılavuzun nasıl bir şekil alacağı da ayrı bir merak konusudur.


Patent sahipleri tarafından suistimale açık patent dava prosedürleri

Ecz. Gaye Ramazanoğlu*

P

atent bir kere tescil edildikten sonra, patent sahibi için en önemli konu, patentten doğan haklarının dava yoluyla her pazarda uygulanması ve tekel hakkının kullanılmasıdır. Doğal olarak, patentten doğan hakların kullanılmasında yanlış bir durum yoktur. Ancak, belirli bazı şartlar altında, bu hakların kullanılması hakkın suistimaline ya da rekabete aykırı bir eyleme dönüşebilir. Hak sahibinin, mahkeme önünde bu hakkını ileri sürme ve haklarını ihlal ettiğine inandığı kişiye karşı uygulatma olanağının bulunması doğrudur. Bununla birlikte, patent sahibi sorunun varlığından haberdar olduktan sonra ilk fırsatta sorunu çözmeye çalışmalı; gecikmeye izin vermemelidir. Hak sahibinin mevcut durumun kendi lehine olması nedeniyle uyuşmazlığı çözmek için hiçbir çaba göster25


mediği ve tamamen ticari kazanç sebebiyle kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu durumlar açıkça yargı sisteminin kötüye kullanılması anlamına gelir.3 Sadece patent sahibinin eylemi değil, yasal işlemlerin çerçevesi de çoğu zaman eşdeğer ilaç firmaları için sorunlar yaratmaktadır. Genel olarak, patent davalarının idaresi ve yapısından kaynaklanan sorunlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

• Davanın karmaşıklığı ve öngörülemezliği, • Uygun olmayan ihtiyati tedbir kararının

Ofislerinin patentlerin kalitesinin iyileştirilmesi için teşvik edilmelerine devam edilmesi, patentlerin iyi eğitimli inceleme uzmanları tarafından patent incelemesinde sürekli yüksek bir standardın uygulanması ile verilmesi; b. patent sahiplerinden yüksek kalitede başvurular yapmalarını talep etmek ve Patent Ofisleri tarafından incelenmekte olan patentle ilgili tüm bilginin başvuru sahibi tarafından ortaya konmasını sağlamak için dürüstlük yükümlülüğünün getirilmesi;

c. bir patent dava edildiğinde, patent saverilmesi, hibinin dava sırasında verdiği beyanlardan Esasa ilişkin davaların uzunluğu (menfi tesdolayı sorumlu tutulduğu bir mekanizmanın pit ve/veya hükümsüzlük davaları), (“dava tarihçesi - estopİhlal ve hükümsüzlük Sadece patent sahibinin eylemi pel”, yani bir şahsın kenmahkemeleri, di eylem ve hareketleriGizli bilgilerin açıkladeğil, yasal işlemlerin çerçevesi nin oluşturduğu hukuki namaması de çoğu zaman eşdeğer engel) getirilmesi; Aynı zamanda aşağıdailaç firmaları için sorunlar kiler gibi patente ilişkin d. ilgili tarafların, payaratmaktadır. diğer engeller de bulutent verme sürecinde nur: şüpheli patentler hakPatent bağı, kında Patent Ofislerini ikaz etmelerini sağOtoritelere sunulan beyanlar, Pazarlama kampanyaları ile tüketici talebi- layacak yeterli fırsatın tanınmasının temin edilmesi; ve nin değiştirilmesi,

• • •

• • •

• Yanlış bilgiye dayanılarak verilen Ek Ko-

ruma Sertifikası (Supplementary Protection Certificate, SPC)

Tavsiyeler Yukarıda özetlenen sorunların üstesinden gelmek üzere, ilaç patentleri ile ilgili mevcut yasa ve düzenlemelerde aşağıda belirtilen değişiklikler önerilmektedir3: 1. Patent kalitesini iyileştirmek için: a. yeterli kaynak sağlanması ve Patent 26

e. itiraz prosedürünün hızlandırılması.

2. Örtüşen patent ağının yaratılmasını engellemek ve zayıf devam patentlerinin tekrar oranını azaltmak için: a. yukarıda da belirtildiği gibi patent kalitesinin artırılması ve patent verilebilirlik şartlarına yönelik sıkı bir değerlendirme yapmak; b. esas itibariyle ana başvuru ile aynı olan


bölünmüş patentler için başvuruda bulunulmasının önlenmesi; c. belirli bir ilacın uygulanmasındaki farmakokinetik etkilere göre patent istemlerinin doğrudan bu etkiyi elde etmek için kullanılan formülasyonla bağlantılı olması; d. ikinci ve ilave endikasyon patentlerinin kapsamlarının sınırlanmaları; ve e. patentlerin ilacın kimyasında ya da formülasyonundaki basit değişikliklere değil sadece gerçek üzerine bir şeyler ekleyen yeniliklere verilmesi. 3. Aşırı ve suiistimal edici davalar ile sapma gösteren ve dengesiz kararları önlemek amacıyla patent dava sistemini iyileştirmek için: a. davanın esası hakkında makul bir süre içinde bir karara varabilecek, teknik olarak nitelikli ve deneyimli patent yargıçları ile ulusal bir dava çerçevesinin oluşturulması; b. deneyimsiz yargıçlar tarafından, davaya dahil olan tüm tarafların haklarının uygun biçimde değerlendirmesi yapılmadan ihtiyati tedbir kararlarının verilmesinin önlenmesi; c. ortak kanıt standartları ve davanın tüm taraflarına davada ihtiyati tedbir kararı verilmesi ya da ihtiyati tedbir kararının verilmesinin engellenmesi için kanıt sunma yükümlülüğü getirmek;

Sonuç olarak: Belirli ürünler için çok sayıda ufak değişiklikler yapılmış devam patent başvuruları görülmesinden dolayı eşdeğer bir ilaç ürününün geliştirilmesinde formülasyon patentlerinin gözardı edilemeyeceği açıktır. Aslında, bazı formülasyon patentleri, gerçekten yenilikçi, patent korumalı formülasyon (ya da cihaz) teknolojisi kullanarak mevcut ürün yelpazesine önemli değer katan eşdeğer girişimcilerinin lehine kullanılabilir. Buna göre, hem yenilikçi hem de eşdeğer başvurular arasından sadece gerçek mucitler patentle ödüllendirilmelidir, böylece eşdeğer rekabet, riskini azaltabilir ve hasta ve sağlık endüstrisinin yararına düşük maliyetli, biyoeşdeğer ve tamamen ikame edilebilir ürünler geliştirmek üzere iş yapmaya devam edebilir.

Referanslar 1. İlaç Patenti (Dr. Ayşegül Sezgin Huysal, 198, Mayıs 2010) 2. "Formulation patents in pharmaceutical development (Leighton Howard, Journal of Generic Medicines, Temmuz 2008). 3. Avrupa Birliği'nde Eşdeğer İlaçların Pazara Girişinde Patentle İlgili Engeller (Kristof Roox ve ark., Avrupa Eşdeğer İlaç Birliği (EGA), Mayıs 2008).

* Fikri Haklar Uzmanı - Patent ve Marka Vekili Sanovel, Türkiye

d. sağlık otoritesini, özellikle ihtiyati tedbir kararları için yapılan başvurulardaki, patent davalarına dahil edilmeleri.

27


Kahve tüketimi prostat kanseri riskini azaltabilir mi?

Prof. Dr. Erdem Yeşilada* ahve yeryüzünde en çok tüketilen ve en popüler içeceklerin başında geliyor. İçe-

K

tespit edilen bu biyolojik etkileri ile prostat

risinde bulunan kafein türevleri, mineraller

arasındaki bu ters ilişki araştırıcıların dikka-

ve diğer fitokimyasalların insan vücudunda

tini çekmiş ve prostat kanseri gelişiminin

çeşitli fizyolojik etkileri üzerinde yayımlan-

önlenmesi bakımından kahve tüketiminin

mış çok sayıda bilimsel kapsamda deneysel,

ne derecede yararlı olabileceği konusunda

klinik ve epidemiyolojik araştırmalar bulun-

araştırmalar yürütülmüştür.

maktadır.

kanseri gelişiminde rol oynayan etkenler

Bu konuda mevcut 12 epidemiyolojik ça-

Vücutta yüksek seviyede insülin-benzeri

lışmanın (8 vaka kontrollü ve 4 prospektif

büyüme faktörleri ve cinsiyet hormonları-

kohört çalışma) sonuçlarının değerlendirildi-

nın dolaşımda bulunması ve insülin direnci

ği 2010 tarihli bir meta-analiz çalışmasında

“prostat kanseri” riskini artıran etkenler ola-

prostat kanseri gelişimi riskinin azaltılmasın-

rak gösterilmektedir. Diğer taraftan bilimsel

da kahve tüketiminin yararlı olup olamaya-

çalışmalarda kahvenin yüksek miktarda ve

cağı konusunda net bir sonuç çıkarılabilmesi

uzun süreli kullanımı ile glikoz metabolizma-

mümkün olamamıştır. Vaka kontrollü çalış-

sı ve insülin hassasiyetini düzenlediği ve do-

malarda kahve tüketiminin, aksine bir şe-

layısıyla diyabet gelişimi riskini azaltabilece-

kilde prostat kanseri riskini artırdığı, kohört

ği, ayrıca cinsiyet hormonları üzerinde etkisi

çalışmalarda ise herhangi bir etkisinin bu-

bulunduğu ortaya konulmuştur. Kahvenin

lunmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak 2011

28


tarihli bir başka meta-analiz çalışmasında ise değerlendirmeye alınan 5 kohört çalışmasının sonucunda kahve içenlerde prostat kanseri riskinin içmeyenlere göre belirgin bir şekilde daha düşük olduğu bildirilmektedir. Görüldüğü gibi mevcut klinik çalışmaların sonuçları kesin bir karar verilebilmesine olanak sağlayamıyor. Diğer taraftan, epidemiyolojik çalışmaların (retrospektif) sonuçları da, yetersiz vaka sayısı ve hastalığın derecesi hakkında gerekli bilgileri içermediği için, yorum yapılması için yeterli olamamaktadır. Sağlık profesyonelleri üzerinde yürütülen 2011 tarihli bir klinik çalışmanın sonuçları, etkinlik konusunda daha net bir karar verilebilmesi bakımından önemlidir. Bu çalışmada kahve tüketimi ile prostat gelişimi riskinin, belirgin olmamakla beraber, bir miktar azaltılabildiği gözlemlenmiş. Ancak daha önemli bulgu, prostat kanserinin şiddeti üzerindeki

ilişki bilimsel yöntemler ile değerlendirilmiş. Yani gerek katılımcı sayısı ve gerekse uzun izleme süresi bakımından ideal bir tasarım. Yapılan değerlendirmede alınan sonuçlar daha önce sağlık profesyonelleri üzerinde yürütülen çalışmanın sonuçları ile örtüşüyor. Günde 3 bardak ve üzerinde kahve tüketiminin prostat kanseri gelişimini tam olarak engelleyemese de (%55 oranında azalma), prostat kanserinin derecesini belirgin bir şekilde düşürebildiği bildiriliyor. Yürütülen yan grup analizlerinde çay tüketimi, sigara içiciliği, beden-kütle indeksi, kolesterol seviyesi, alkol tüketimi ve sistolik kan basıncı gibi etkenlerin sonuçlar üzerinde bir miktar etkisinin bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak uzun süreli olarak kahve tüketiminin prostat kanseri gelişimi riskini bir miktar azal-

önleyici rolü; agresif prostat kanseri gelişimin engellenmesi ve prostat kanserine bağlı ölümlerin azaltılması bakımından kahve tüketiminin belirgin bir yararı olduğu tespit edilmiştir. Yeni yayımlanan bir çalışma yüksek katılımcı sayısı nedeniyle kahvenin bu bakımdan ne derecede yararlı olabileceği konusunda daha net bir karar verilebilmesini sağlıyor. İskoçya’da 1970-1973 yılları arasında bir çalışmaya katılan 6017 erkek gönüllü, o tarihten 2007 yılına kadar 34 yıl süreyle izlemeye alınmış ve kahve tüketimi ile prostat kanseri gelişimi arasındaki 29


tabileceği, ancak prostat kanserinin şiddetini önemli ölçüde azaltabileceği ileri sürülebilir. Ancak bu etkinin tek başına kahve tüketimine bağlanması doğru olmaz sanırım; kişinin genetik risk grubu, yaşam şekli, beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara bağımlılığı gibi etkenlerin dolaylı etkileri göz ardı edilmemeli.

Kaynaklar Park CH., et al., 2010: Coffee consumption and risk of prostate cancers: a meta-analysis of epidemiological studies. British Journal of Urology, International 106, 762-9. Shafique K., et al., 2012: Coffee consumption and prostate cancer risk: further evidence for inverse relationship. Nutrition Journal 11:42. Wilson KM, et al., 2011: Coffee consumption and prostate cancer risk and progression in the health professionals follow-up study. Journal of National Cancer Institute 103, 876-84. Yu X., et al., 2011: : Coffee consumption and risk of prostate cancers: a meta-analysis of cohort studies. British Journal of Urology, Cancer 11:96.

* Yeditepe Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, İstanbul

30


Psikolojik yıldırma (Mobbing)

Murat Fikrettin Turan* Psikolojik yıldırma (Mobbing) kavramı Psikolojik yıldırma birine karşı cephe olma, duygusal saldırıda bulunma, “psikolojik terör” anlamlarına gelmektedir.1

M

obbing ile Mücadele Derneği (MOBBİNGDER) Genel Başkanı Hüseyin Gün,

geçtiğimiz haftalarda Türkiye’de mobbing’in sektörden sektöre değiştiğini belirterek, “Yapılan araştırmalarda çalışanların ortalama yüzde 40'ının mobbing’e uğradığı ortaya çıkmıştır” dedi. Bu araştırma mobbing konusunun ülkemizde çok daha kritik bir noktaya geldiğini göstermekte. Peki nedir bu mobbing kavramı? Nasıl ortaya çıkar, nedenleri nelerdir?

1980’lerde İsveçli psikolog Dr. Heinz Leymann, psikolojik yıldırma kavramını işyerinde çalışanların birbirlerini huzursuz ve taciz etmeleri, kötü davranışlar göstermeleri, kısaca birbirlerine psikolojik şiddet uygulamaları anlamında kullanmıştır.2 Leymann, psikolojik yıldırmanın, bir veya birkaç kişi tarafından, diğer kişi veya kişilere, sistematik biçimde düşmanca ve ahlak dışı uygulamalarla ortaya çıkan “psikolojik şiddet” veya “psiko-terör” olduğunu vurgulamaktadır.3 Leymann, İsveç ve Almanya’da yaptığı araştırmalar sonucu taciz ve yıldırma olaylarının iş dünyasında da geniş boyutta yer aldığını ortaya koymuştur. 31


Psikolojik yıldırma süreci Psikolojik yıldırma, işyerinde diğer çalışanlar veya işverenler tarafından tekrarlanan saldırılar şeklinde uygulanan bir çeşit psikolojik terördür. Kavram, çalışanlara üstleri, astları veya eşit düzeydeki çalışanlar tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları ifade eden bir süreçtir.4

Dr. Heinz Leymann psikolojik yıldırma eylemlerini beş farklı grupta 45 adet farklı davranış olarak sınıflandırmıştır.7 Leymann tarafından tipleştirilen psikolojik yıldırma davranışları şunlardır:

İletişim Biçimi ve Etkilerine İlişkin Saldırgan Davranışlar: Üstünüz tarafından ifade etme fırsatınız sınırlanır; sürekli sözü5 nüz kesilir; meslektaşlarınızca veya birlikte Psikolojik yıldırma sürecinde: çalıştığınız kişilerce ifade fırsatınız sınırlanır; •  Kişinin saygınlığına, güvenilirliğine, mesle- azarlanırsınız ve size yüksek sesle bağırılır; ki yeterliliğine saldırılır. yaptığınız iş sürekli eleştirilir; özel yaşamınız •  Olumsuz, aşağılayıcı, hırpalayıcı, kötü nisürekli eleştirilir; telefonla rahatsız edilirsiniz; yetli mesajlar içerir. sözlü olarak tehdit edilirsiniz; tehdit mektu•  Bir ya da daha fazla kişi tarafından gerçekbu alırsınız; jestler ve bakışlarla ilişki reddeleştirilir. dilir; imalar yolu ile ilişki •  Sistematik ve sürekli reddedilir. Psikolojik yıldırma, işyerinde olarak uygulanır. diğer çalışanlar veya işverenler Sosyal İlişkilere Saldırı •  Mağdur kusurlu duruma düşürülür. tarafından tekrarlanan İçeren Saldırgan Dav•  Kişi duruma boyun ranışlar: Çevrenizdeki saldırılar şeklinde uygulanan eğmeye zorlanır. insanlar sizinle konuşbir çeşit psikolojik terördür. •  İşten ayrılmaya mecmaz; kimseyle konuşbur edilir ve bu, mağduturulmaz ve görüşme run kendi seçimi olarak gösterilir. hakkından yoksun bırakılırsınız; diğer çalışanlardan izole edilirsiniz; meslektaşlarınızın Psikolojik yıldırmanın türleri sizinle konuşması yasaklanır; size, yokmuşABD’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına sunuz gibi davranılır. göre, işyerlerinde en çok uygulanan on yıldırma davranışı aşağıdaki gibi saptanmıştır. 6 İtibara Saldırı İçeren Saldırgan Davra•  Yapılan yanlışlıklardan sorumlu tutulma, •  Mantıksız görevler verilmesi, •  Yeteneğin eleştirilmesi, •  Birbiriyle çelişkili kurallara itaat ettirilme, •  Görevin kaybettirileceğine ilişkin tehditler, •  Küçük düşürülme ve hakarete uğrama, •  Başarının olduğundan az gösterilmesi, •  İşten çıkarılma (ayağın kaydırılması) •  Bağırılması, •  Şerefin lekelenmesi. 32

nışlar: Arkanızdan kötü konuşulur; asılsız dedikodu çıkarılır; alaya alınırsınız; akıl hastasıymış gibi davranılırsınız; psikiyatrik değerleme geçirmeye zorlanırsınız; herhangi bir özrünüzle alay edilir; jest ve mimikleriniz taklit edilerek alaya alınırsınız; dini ve siyasi görüşünüzle alay edilir; özel yaşamınızla alay edilir; milliyetinizle alay edilir; öz saygınızı etkileyecek bir iş yapmaya zorlanırsınız; çaba ve başarınız haksız bir şekilde değerlendiri-


lir; kararlarınız sürekli sorgulanır; küçük düşürücü isimlerle çağrılırsınız; cinsel imalarda bulunulur. Yaşam ve İş Kalitesine Saldırı İçeren Saldırgan Davranışlar: Size önemli görevler verilmez; size verilen görevler geri alınır; anlamsız görevleri yapmanız istenir; yeteneklerinizden daha düşük görevler verilir; sürekli yeni görevler verilir; özgüveninizi etkileyecek görevler verilir; gözden düşmeniz için niteliğinizin dışında görevler verilir; oluşan zararların faturası size çıkarılır; işyerinize ve evinize hasar verilir. Doğrudan Sağlığı Etkileyen Saldırılar İçeren Saldırgan Davranışlar: Fiziksel olarak ağır işler yapmaya zorlanırsınız; fiziksel şiddet uygulanır; gözünüzü korkutmak için hafif şiddet uygulanır; fiziksel olarak taciz edilirsiniz; cinsel olarak taciz edilirsiniz. Yukarıda ifade edilen 5 grup maddenin temel bileşeni, hedef alınan kişinin duygusal ve fiziksel sağlığını derinden etkilemek ve onu saf dışı etmektir. Hastalık, yüksek tedavi

masrafları, iş kazaları, istifa ve intihar gibi eylemler çoğunlukla psikolojik yıldırmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın tek çaresi, önlem, erken teşhis, uyarı ve zamanında eyleme geçmektir.

İşyerlerinde psikolojik yıldırmanın ortaya çıkış nedenleri Kurum ve kuruluşlarda, psikolojik yıldırma davranışları tesadüfi olarak ortaya çıkmamaktadır. Psikolojik yıldırma davranışı, belli bir nedene veya nedenlere bağlı olarak kendini göstermektedir.8 Bu nedenler: •  Organizasyondan kaynaklanan nedenlerdir. •  Yıldırmacının psikolojik yapısından kaynaklanan nedenler, •  Duygusal saldırıya uğrayan kişinin (mağdurun) psikolojisinden kaynaklanan nedenler.

33


Organizasyondan kaynaklanan nedenler Organizasyonlarda psikolojik yıldırmanın ortaya çıkmasına neden olabilecek birçok faktör olabilir. Bu faktörler genel anlamda organizasyonun politikasına, yapısal özelliklerine ve organizasyonel süreçlere ilişkin faktörlerdir.9 Organizasyonel Politikalara İlişkin Psikolojik Yıldırma Faktörleri: Adaletsiz başarı değerlendirmeleri ve ücret eşitsizlikleri; organizasyonel kuralların katılığı, çelişkili yöntemler; gerçekçi olmayan iş tanımları,

Psikolojik yıldırma uygulayan kişinin (yıldırmacının) psikolojik yapısından kaynaklanan nedenler Thomas Hobbes, insanın doğasında insanı kavgaya yönelten üç faktör olduğunu belirtmiştir. Bunlar; rekabet, şöhret ve güvensizliktir. Yıldırmacı bu faktörlere ihtiyaç duyar, kışkırtıcı davranışlarda bulunur, çatışmadan ve acı çektirmekten zevk alır ve bunu kendine bir görev sayar.10 Ancak yıldırmacıları tacize yönelten nedenlerin başında, duygusal zekadan yoksun olma, korkaklık, nevrotik rahatsızlıklar ve insani değerlerden uzak olma gibi faktörler yer almaktadır. Bunlara ek olarak mevkiini kaybetme korkusunun da yer aldığı söylenebilir.11

Organizasyonun Yapısal ve Yönetsel Özellikleri: Merkeziyetçilik ve kararlardan dışlanma; yükselme olanaklarının azlığı ve aşırı Thomas Hobbes, insanın formaliteler; departmandoğasında insanı kavgaya lar arası karşılıklı bağımyönelten üç faktör olduğunu lılık; yürütme ve danışma birimleri arasındaki çatışbelirtmiştir. Bunlar; rekabet, ma, şöhret ve güvensizliktir. Organizasyonel Süreçler: Yetersiz iletişim ve yetersiz bilgi; başarı düzeyi ile ilgili yetersiz geri bildirim; belirsiz ve çelişkili amaçlar; subjektif yönetim anlayışı; organizasyonel liderliğin yokluğu, zayıf yönetim. İşyerlerinde psikolojik yıldırmayı tetikleyen diğer nedenler de şöyledir. •  Bir işletmenin kötü yönetilmesi •  Aşırı rekabetçi bir ortam •  Yoğun işyeri stresi •  Küçülme ve yeniden yapılanma faaliyetleri •  Aşırı disiplin getirme anlayışı •  Verimliliği artırma baskısı •  Yetersiz iletişim •  Saydamlığın olmayışı 34

Zapf ve Einarsen’e göre, mobbing davranışlarını uygulayanların temel kişilik özellikleri şunlardır:12 •  Özgüvenleri yüksektir. •  Sosyal becerileri azdır. •  Küçük çıkarları için politik oyunlarla mobbing

uygulamaktadırlar. Leymann, insanların psikolojik yıldırmaya başvurmasında dört temel neden görür. Bu nedenler : Birisini bir grup kuralına kabul etmeye zorlamak, düşmanlıktan hoşlanmak, can sıkıntısı içinde zevk arayışı ve önyargıları pekiştirmektir. 13

Psikolojik yıldırmaya maruz kalan kişinin (mağdurun) psikolojik yapısından kaynaklanan nedenler Psikolojik yıldırmaya hedef olan kişilerle yapılan görüşmelerde, bu kişilerin üstün özelliklere sahip, zeki, yetenekli, yaratıcı, başarı


Brigitte Huber, işyerlerinde dört farklı tipteki kişilerin mağdur olma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını belirtmiştir. Bu tipler: diğer kişilerden uzak (yalnız bir kişi), sıradışı bir kişi, başarılı bir kişi, işe yeni başlayan tiplerdir.17

Son söz Çalışma hayatında psikolojik yıldırma olgusu son yıllarda, ülkemizde ve Avrupa ülkelerinde önemle durulan konular arasında yer almaktadır.

yönelimli, dürüst, güvenilir oldukları görülmektedir. Politik davranamayan bu kişiler, yeni fikirler geliştirdiği için psikolojik yıldırmaya daha fazla hedef olmaktadır. Bu tür kişiler, daha yüksek pozisyonu olan personele tehdit oluşturacağı endişesi ile hedef seçilmektedir.14 Zapf ve Einarsen’e göre mobbing davranışlarının oluşmasında rol alan mağdurların kişilik özellikleri şunlardır:15 •  Mağdurun savunmasızlığı. •  Mağdurdaki sosyal beceri eksikliği ve kendine olan özgüven eksikliği. •  Aşırı başarılı olması ve grup normlarına uymaması. O’Moore ve arkadaşları 16PF ile mağdurların kişilik profillerini incelemiş, mağdurların duygusal denge ve baskınlık boyutlarında norm grubun altında puan aldıkları, kaygı ve hassasiyet boyutlarında ise norm grubun üzerinde puan aldıkları görülmüştür.16

Psikolojik yıldırmanın gerek mağdur üzerinde gerekse mağdurun çalıştığı işyeri üzerinde çeşitli etkileri bulunmaktadır. Kasıtlı ve sistemli olarak tekrarlanan psikolojik yıldırmanın mağdur üzerinde psikiyatrik, psikosomatik ve sosyal bozukluklara neden olduğu görülmektedir. Psikolojik yıldırma sadece mağduru değil, psikolojik yıldırmaya tanık olan diğer çalışanları da etkiler. Hiç şüphe yok ki tanık olan diğer çalışanlar bir gün kendilerinin de böyle bir yıldırma davranışına maruz kalabileceklerini düşünürler.18 Psikolojik yıldırmanın işyerleri üzerindeki en olumsuz etkisi ise mağduru tüm örgütsel kural ve süreçlere karşı yabancılaştırmasıdır. İşyerleri üzerindeki diğer olumsuz etkiler devamsızlığın artması, işten ayrılmaların artması, örgütsel bağlılığın azalması, ödenen tazminatlar vb’dir. İşletmelerin temel amaçları arasında işyerine bağlı, verimli çalışan ve memnuniyet derecesi yüksek çalışanlara sahip olmak ve bu kişileri işyerlerinde tutmak yer alır. İnsan kaynakları birimleri işyerlerinde psikolojik yıldırmadan uzak bir çalışma ortamı için, çalışana değer veren, güven, saygı ve ekip ruhunun olduğu, hiyerarşik yapılanmadan uzak, açık 35


iletişimi destekleyen bir örgüt kültürünün geliştirilmesinde rol üstlenmelidir. İnsan kaynakları birimleri özellikle yazılı prosedürlerin, politikaların düzenlenmesini sağlamalı, söz konusu prosedür ve politikalar hakkında tüm çalışanları bilgilendirmeli, bilinçlendirmeli ve eğitim faaliyetleri düzenlemelidir. Hazırlanan prosedürlerde psikolojik yıldırmaya maruz kalan çalışanların izleyeceği yol anlatılmalıdır.

1. Heinz Leymann, The Mobbing Encyclopedia, (Çevrimiçi), http://www.leymann.se/English/11110E.HTM, 03 Mart 2006 2. Heinz Leymann, “The Content and Development of Mobbing at Work”, European Journal of Work and Organizational Psychology, No: 5 , 1996, s. 165-184. 3. A.e. 4. Pınar Tınaz, İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing), İstanbul, Beta Basım Yayım, 2006, s. 8. 5. Acar Baltaş, Adı Yeni Konmuş Bir Olgu: İşyerinde Yıldırma (Mobbing), (Çevrimiçi), http://www.baltas-baltas. com, 14 Mart 2006, s. 1. 6. Yücetürk , Örgütlerde Durdurulamayan …, s. 6.

Alınabilecek diğer tedbirlerin başında uygu- 7. Davenport, a.g.e., s. 34. lanabilir ve anlaşılır bir ödül-ceza sisteminin 8. Heinz Leymann, “The content and development olması gelir. Bu sistemde psikolojik yıldırma of Mobbing at Work”, European Journal of Work and Organizational Psychology, No: 5, s. 168. davranışları tanımlanmalı ve bu davranış9. Hasan Tutar, İşyerinde ları gösteren kişilerin Psikolojik Şiddet (Mobbing) Psikolojik yıldırma sadece Nedenleri, (Çevrimiçi), http:// alacakları cezalar belirwww.canaktan.org/yonetim/ mağduru değil, psikolojik tilmelidir. Çalışanların psikolojik-siddet/nedenler. htm,25 Nisan 2006, s. 2. farklılıklara hoşgörü ile yıldırmaya tanık olan diğer 10. D. Lewis; “Voices in The bakmaları özellikle ırk, çalışanları da etkiler. Hiç Social Construction of Bullying cinsiyet, din gibi hususAt Work: Exploring Multiple şüphe yok ki tanık olan Realities in Further and Higher ların ayrımcılığa neden Education.” International diğer çalışanlar bir gün Journal Management and olmaması sağlanmalıDecision Making, C.4, No:1, s. kendilerinin de böyle bir dır. Fiziksel ve/veya cin65-81. sel taciz durumları için yıldırma davranışına maruz 11. Çobanoğlu, a.g.e., s. 33. işgören danışmanlığı, kalabileceklerini düşünürler. 12. Abdullah Yılmaz, Derya Ergun Özler ve Uz. Nuray öneri-şikayet sistemleri Mercan, Mobbing ve Örgüt dahil edilmelidir. İklimi ile İlişkisine Yönelik Ampirik Bir Araştırma , Elektronik Ayrıca işletmelerin İK departmanları tarafından psikolojik yıldırmaya ilişkin araştırma bulgularının incelenmesi ve psikolojik yıldırmaya en çok maruz kalan çalışanların ve yıldırmacıların özelliklerinin bilinmesi, gerekli tedbirlerin alınması bakımından önem taşımaktadır. Bu gibi gereklerin yapılması psikolojik yıldırmaya maruz kalınma sıklığını azaltacaktır.

* Selçuklu Holding İnsan Kaynakları Müdürü

36

Sosyal Bilimler Dergisi Güz-2008 C.7. 13. Davenport, a.g.e., s. 58.

14. Yücetürk , Örgütlerde Durdurulamayan … s. 5. 15. Abdullah Yılmaz, Derya Ergun Özler ve Uz. Nuray Mercan, Mobbing ve Örgüt İklimi ile İlişkisine Yönelik Ampirik Bir Araştırma, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi Güz-2008 C.7. 16. A. M. O’Moore, E. Seigne, L. McGuire ve M. Smith, “Victims of bullying at work in Ireland”, Irish Journal of Psychology, C: 19, 1998, s. 346. 17. Brigitte Huber, Mobbing. Psychoterror am Arbeitsplatz, Niedernhausen, Falken, 1994, s. 24-25. 18. Royal College of Nursing (RCN), Working Well Initiative, Bullying and Harrassment at Work: A Good Practice Guide for RCN Negoatiors and Health Care Managers, London, 2002, s. 3.


Kurgusu mu, kendisi mi daha tuhaf?

Birinci şimdi Doç. Dr. V. Erkcan Özcan

Z

aman azalıyor, dergi dizgiye girecek, sonra baskıya yetişecek ve ben üçüncü

şekilde zaman ölçen beyin merkezimde bir

seferdir son dakika golü atmaya çalışıyorum.

mahalle halkına göre “50 metre ötede” olan

Neden böyle geç kaldım gene diye küsemi-

yolun yarım kilometre çıkması tarzı bir arıza.

yorum artık kendime, keza hemen her yere geç kalan birisi olduğumu cümle alem biliyor. Geç kalmamın da birçok sebebi var tabii. Bunların başında Douglas Hofstadter’in Gödel, Escher, Bach kitabındaki kuralı geliyor. Murphy’nin kanununun bir çeşit matematiksel dengi olan bu kural der ki, Hofstadter kuralını hesaba katsanız dahi bir işi bitirmek

arıza var sanırım – yol sorduğunuz iyiniyetli

İşte böyle durumlarda zamanın ne kadar göreli olduğunu bir kere daha düşünmeden edemiyorum. Facebook’ta çocukluk arkadaşlarımızın haberlerini okurken veya telefonumuzda son bir tur Angry Birds vs. oynarken zaman nasıl da akıp gidiyor. Oysaki sıkıcı bir ders saati (ki bu ders belki de çoğumuz için lisede alınmış bir fizik dersi olabilir) geçmek

için gereken süre hesapladığınızdan fazla

bilmiyor, iş çıkışında köprü trafiğinde zaman

çıkacaktır. Fazla sözcüğü benim için az bile,

bir türlü ilerlemiyor veya sıcak bir yaz günün-

genelde benim beş dakikada bitecek dedi-

de iftara kalan dakikalar bir türlü tükenme-

ğim işler 15 dakikadan az tutmuyor. Tuhaf bir

yebiliyor. 37


İnsan olarak zamanın göreliliği ile ilgili başka

mizin cevap verme hızı (zaman çözünürlüğü)

birçok tecrübemiz daha var. Örneğin 2010’un

artmıyormuş, sadece olay sırasında detay-

Oscar’lı filmlerinden Başlangıç’a (Inception)

lara daha çok dikkat ettiğimiz için olaydan

da konu olan rüyalarda zamanın yavaşlama-

sonra sanki zamanı yavaşlamış gibi hatırlı-

sı. Leonardo DiCaprio ve ekibi sadece baş-

yormuşuz.

ka birisinin rüyasına girmiyorlar, rüya içinde rüyaya girerek birkaç dakikalık bir süreyi bir ömür boyu yaşıyorlar. Filmlerden söz etmişken, bir de kendi hayatımızın bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden akması hikayesi var. Birkaç sene önce bisikletle uçup bir arabanın arka camını kafamla patlatarak kendim de tecrübe ettiğim üzere, ölüm kalım durumlarında adeta zaman yavaşlıyor, her

İlk kez bu çalışmaları okuduğumda itiraf edeyim biraz şaşırmıştım, kısacık öğlen şekerlemesinde bile ne rüyalar görüyor insan, çok vakit geçmiş gibi geliyor. Ama sakin kafayla düşününce, hiç de şaşırtıcı değil – sonuç olarak beyindeki nöronlarda elektrik sinyallerinin gidebileceği bir azami hız var. Lise biyoloji derslerinde anlatırlardı, miyelin kılıfı olunca

şey ağır çekime geçiyor. Böyle bahtsızlıklarla karşılaştıysanız yaşamış olabilirsiniz bu şaşılası durumu.

(Yaşamadıy-

sanız da, denemenizi kesinlikle tavsiye etmiyorum.) Bu çeşit görelilikler psi-

Birkaç sene önce bisikletle uçup bir arabanın arka camını kafamla patlatarak kendim de tecrübe ettiğim üzere, ölüm kalım durumlarında adeta zaman yavaşlıyor, her şey ağır çekime geçiyor.

kolojik ve nörolojik olgular. Üstüne üstlük çoğunu yanlış anladığımıza dair araştırmalar var. Örneğin REM uykusu sırasında görülen rüyalarda zamanın aslında normalden farklı hızda akmadığına dair bulgular1 uzun süredir mevcutmuş. Yakın zamanda yapılan başka çalışmalar2 da gösteriyor ki, ölüm kalım anlarında beyni-

saniyede

120

metre (saatte 432  km). Eh sonuçta aksonların boyu belli, hız da belli, istesek de istemesek de dışarıda 15 dakika geçerken beynimizin rüyada bizi yıllarca yaşatması mümkün

olamayacak.

En iyi yapabileceği bize farklı hayallerden zıplaya zıplaya kesitler sunmak olabilir. Peki ya Limit Yok’taki (Limitless, 2011) Bradley Cooper’ın karakterinin yaptığı gibi bir kimyasalla nöronlardaki elektrik sinyallerini hızlandırabilsek ne olurdu?3 Prensipte göz açıp kapatıncaya kadar bir sürü veriyi değerlendirebilir, birçok şeyi düşünebilir olurduk

1 Dement W, Kleitman N (1957) The relation of eye movements during sleep to dream activity: an objective method for the study of dreaming, J. of Experimental Psychology, Vol. 53, No. 5. 2 Stetson C, Fiesta MP, Eagleman DM (2007) Does Time Really Slow Down during a Frightening Event? PLoS ONE 2(12): e1295

38

3 Araştırmalara göre sadece sinyalleri hızlandırsak pek iyi olmazdı. Örneğin talamustan beynin farklı bölgelerine yollanan sinyallerin hedeflerine eş zamanlı ulaşmalarını bozmamamız gerekiyor. Kimura F, Itami C (2009) Myelination and isochronicity in neural networks, Frontiers In Neuroanatomy, Vol.3, art. 12.


herhalde. Dolayısıyla belki de zamanı daha yavaş akıyor gibi hissederdik. Belki torunlarımız genetik mühendisliğiyle böyle daha hızlı düşünür hale gelebilirler. Bu bizim içinse pek de keyifli olmayacak tabi, dedelerinin, ninelerinin gençlik hikayelerinden çok daha çabuk sıkılıyor, beş dakika geç kalınca, sabır küpüne dönüyor olacaklar. Ama tamamen devredışı kalacağımızı zannetmiyorum, çünkü beynin kimyasal yapısını kökten değiştirmeden öyle yüzlerce kat hızlanabilmek mümkün olmayacak. Neden mi? Nöronlardaki sinyalin ilerleme mekanizması ister elektrik devreleri gibi (Hodgkin ve Huxley, 1963 Nobel Ödülü) olsun, isterse de hücre zarındaki soliton dalgalanmaları (Heimburg ve Jackson, 2005) olsun, hareketin hızını belirleyen fizik kanunları. Makroskopik seviyede bunlar termodinamik kanunları olacak, mikroskopik seviyede ise tüm elektromanyetik etkileşimleri ifade eden Maxwell denklemleri (ve kuantum elektrodinamiği). Altta yatan Maxwell denklemleri olduğu için de sinirlerdeki elektrik akımının matematiksel modeli, telgraf sinyallerin modeliyle büyük ortaklıklar taşır. William Thomson’ın şövalye (Sir) ünvanı kazanmasına yol açan ve 1855 Kırım Harbi’nde Rusya’ya karşı Osmanlı-İngiltere-Fransa ittifakına avantaj sağlayan bu model, telgraftaki sinyallerin hızını taşıyıcı kablonun birim uzunluğunun özellikleri cinsinden hesaplamamızı mümkün kılar. Kendi kendini yetiştirmiş elektrik mühendisi Oliver Heaviside’ın çabalarıyla 1880’lerde tamamlanan telgraf modelinin çok da ilginç kuramsal bir sonucu vardır: Akıma karşı hiçbir direnç göstermeyen ve hiç enerji kaybı

Albert Einstein

İsviçre Patent Bürosu'nda genç bir memur. (1904-1905)

olmayan ideal bir telgraf kablosunda dahi sinyalin hızının bir üst limiti olduğu: saniyede tam tamına 299.792.458 metre. Boşlukta yayılan ışık da işte tam bu hızla hareket eder. Yalnız işin tuhafı, Maxwell denklemlerine göre boşluktaki ışık hızı tüm gözlemciler için aynıdır. Diyelim bir uzay gemisine bindik ve saniyede 299.792.450 metre hız4 ile bir ışık huzmesinin peşinden yola koyulduk. Işığı yakın takibe aldığımızı zannediyorsunuz, değil mi? Maalesef yanıldınız; Maxwell denklemleri diyor ki ışık hâlâ bizden 299.792.458 m/s hızla uzaklaşmaya devam ediyor olacak. Kabullenmesi güç, ama son yüz küsur yıldır milyonlarca kere test ettiğimiz bir gerçek. Bu kabullenmeyi 1905’te ilk yapan kişi ise İsviçre’de genç bir patent memuruydu. 26 yaşın4 CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ndaki (LHC) protonların hızı.

39


daki Albert’ın ışığın boşlukta yayılma hızını herkes için aynı tutabilmek amacıyla yaptığıysa zaman ve mekan dediğimiz kavramların tanımlarını yerle bir etmek oldu. Sherlock Holmes’ün dediği gibi: “Sevgili Watson, imkansızları eledikten sonra geriye kalan, her ne kadar ihtimal dışı görünürse görünsün, gerçektir.”

lemcilere göreyse fişeklerden biri diğerinden sonra patlayacaktır. Yani “aynı an” görelidir.

“Saat 10’da meydanda buluşalım” demek meydan saatinin 10.00’ı göstermesi ile benim buluşma yerinde olmamın eşzamanlı olmasını istemek demektir. Oysaki, başka birine göre saatin 10.00’ı göstermesi ve buluşma yerine varmam farklı anlarda gerçekleşeYani daha önce bahsettiklerimizin aksine in- bilir. Neyse ki ışık hızından çok daha düşük san algısından bağımsız, fiziksel gerçekliği hızlarda hareket edenler için bu farklı anlar olan bir görelilik var. Evrenimizin bir özelliği birbirine çok çok yakın olduğundan günolarak, farklı hızlarda hareket eden her ci- delik hayatta kesinlikle fark etmiyoruz. Star sim için birbirinden farklı miktarlarda zaman Trek’teki android Binbaşı Data gibi olsak ve geçiyor. Örneğin okulunuzun 30. mezuniyet nanosaniyeleri sayabilsek bile zor fark edeyılı kutlamalarına gittiğicektik. (Ama 1971’deki ... epeyce hızlı bir uzay nizde herkesin size “ne Hafele–Keating degemisine atlıyorsunuz, kısa kadar da genç kalmış” neyinde olduğu üzere demesini istiyorsanız, Data bir yerlere uçakla bir süre, diyelim üç beş yıl, o epeyce hızlı bir uzay geher gittiğinde farkı ölçegezegen senin, bu gezegen misine atlıyorsunuz, kısa benim diyerek dolanıyorsunuz bilecekti. Hoş, insan gibi bir süre, diyelim üç beş davranma çabasından ve dünyaya geri geldiğinizde yıl, o gezegen senin, bu ötürü bunu itiraf etmezaradan 30 yıl geçmiş oluyor. gezegen benim diyerek di herhalde.) dolanıyorsunuz ve dünEşzamanlılığın göreli olması ve dolayısıyla yaya geri geldiğinizde aradan 30 yıl geçmiş hangi olayın önce, hangisinin sonra olduğuoluyor. nun gözlemciye göre değişebilir olması gibi Pekiyi ama nasıl? Bugün özel görelilik adı- sıradışı bir fikre kendimizi alıştırmak hiç de nı verdiğimiz kuramı öğrenmek için belki kolay değil. Bebeklikten itibaren çevremizi en güzel kaynak Einstein’ın kendisi. 1916’da algımız, bitip gitmiş belirli bir geçmiş, beyazdığı Görelilik kitabında son derece sade lirsiz ihtimallerde dolu bir gelecek ve onları bir dille anlatmış derdini. Ve burada yatan bir bıçak gibi ortadan ayıran şu andan ibaret ana fikir çoğu popüler bilim yayınında ısrarla olmuş. Bu algımız düşün dünyamızda o kavurgulanan “zaman genişlemesi”, “ikizler pa- dar derin bir yer tutuyor ki, konuştuğumuz radoksu”, “mesafe daralması” vs. değil. Ana lisanların gramerlerinin parçası olmuş dufikir eşzamanlılığın göreliliği. Diyelim iki ha- rumda. Dünya üzerinde fiillerine zaman kipi vai fişeğin aynı anda patladığına şahit olduk. gelmeyen diller çok ender (örneğin Çince), Bize göre hareket halinde olan başka göz- ki onlarda dahi geçmiş ve geleceği işaretle40


yen sözcükler var. Tam tersine bazı dillerde sürüyle zaman kipi olabiliyor.5 Araştırmalara göre konuşmamızdaki her iki fiilden birisinde geçmiş veya gelecek zaman kipi var. Konuşmamız düşüncelerimizi, düşünce şeklimiz de konuşmamızı etkilerken, eşzamanlılığın göreliliğinin felsefecilerin dahi gündemine tüm gücüyle gelmesinin yarım asır almış olmasına pek şaşmamak lazım herhalde. Örneğin zaman felsefesi konusunda çok temel tartışmalara yol açan Rietdijk–Putnam çıkarımı ancak 1960’larda dile getirilebilmiş. Bu argüman özet olarak şöyle: Diyelim ki iki kardeş, Beliz ve Feliz, oyun oynuyorlar. B durmuş, F ise B’nin yanından koşarak geçiyor. Kardeşlerden uzakta babaları onları eve çağırıp çağırmamak konusunda karar vermekte. İşte tam F ile B yanyana iken, B’nin “şimdi”sine göre babaları hâlâ karar vermemiş olabilir, F’ye göreyse karar çoktan verilmiş olabilir. B’ye göre o anda babanın kararı gelecektedir ve belirsizdir, F’ye göreyse karar artık geçmiştedir ve kesindir. Rietdijk–Putnam çıkarımının, ve dolayısıyla özel göreliliğin en az 25 asırdır gündemde olan felsefi bir tartışmaya adeta nokta koymuş olmasına ne demeli? M.Ö. 500’lerde Heraklitus’un dile getirdiği ve bugüncülük (presentism) adı verilen görüşe göre sadece şu an gerçektir, geçmiş ile gelecek ise gerçek 5 Örneğin Papua Yeni Gine yakınlarındaki Torres Boğazı Adaları’nda konuşulan Kalav Lagav Ya dilinde fiillerin altı zaman kipi var: Uzak gelecek, bugünkü gelecek, şimdiki, bugünkü geçmiş, yakın geçmiş, uzak geçmiş. Türkçe’de de bugünkü gelecek için bir son ek olsaydı, diyelim “–cük”, “yazıyı bugün bitireceğim” demek yerine, “sevgili SES editörleri yazıyı bitiricüğüm” demek yeterli olacaktı.

Joseph C. Hafele, Richard E. Keating ve çift koltuk kaplayan Mr. Clock (Bay Saat), Pan Am ve TWA uçuşlarında (Ekim 1971). Star Trek’teki android Data’nın nanosaniyeleri sayabildiğini düşünürsek, Mr. Clock gibi bir atomik saati vardır içinde belki.

değildir. Örneğin, dinozorlar gerçek midir? Bugüncülere göre hayır. Bugün, şimdi mevcut olan dinozor kemikleri gerçektir ama dinozorların gerçekten var olduklarını söylemek imkansızdır. Heraklitus’a alternatif olarak Parmenides ise ebediyetçiliği (eternalism) savunmuştur. Bu görüşe göre “burası” sözcüğü mekan için ne ifade ediyorsa, “şimdi” sözcüğü de zaman için aynısını ifade ediyordur, yani kişinin öznel pozisyonunu belirtir, o kadar. Geçmiş, gelecek, hepsi eşit derecede gerçektir. Benim bu yazıyı yazdığım şimdiyle, sizin okumakta olduğunuz şimdiyi düşünelim. Her ikisi de eşit derecede gerçek değil mi? Veya bu yazı fazla uzun olduğu için ara verip sonra devam ettiğiniz ve bu cümleyi okuduğunuz şimdi. Bilgisayarda veya DVD oynatıcıda bir film, diyelim Yüzüklerin Efendisi’ni seyrettiğimizi düşünelim. Filmin ortasında durdur tuşuna basıp, filmi donduralım. Ekrandaki bu donuk

41


Büyücü Gandalf Moria Madenleri’nde bir uçurumun kenarında. Yüzük Kardeşliği'nin diğer üyeleri bu fotoğrafta görünmemekle birlikte aynı sahnede, köprünün ilerisindeler.

karede Gandalf karanlık bir uçurumun kenarında. Onu gören hobitler bugüncüyse sadece işte bu donuk kare, yani “onların şimdisi” gerçektir. Sadece bu kareye bakarak elimizde bütün bir film olduğunu söyleyemezler. Belki de bu kare hakikaten tek başınadır, film falan yoktur, bu tek başına çekilmiş bir promosyon fotoğrafıdır. Diyelim elf Legolas da ebediyetçi olsun. Bütün yaşanılan ve yaşanılacakların tamamının bir yerlerde kayıtlı olduğunu düşünmektedir, hepsi gerçektir. Legolas’a göre “şimdi” bulunulan kareye bir işarettir, o kadar.6 Eşzamanlılığın göreliliğinin bize söylediği şu: Filmdeki hangi olayların birbiriyle aynı karede olduğu gözlemciye göre değişir. “Şimdi” karesinde Gandalf’a göre sadece onun gördüğü değil, o an gerçekleşen tüm olayların resmedildiğini düşünelim. Gandalf dışındaki tüm karakterler için bu karede bazı geçmiş ve gelecekten olaylar resmedilmiş olacak. Ama bunun mümkün olabilmesi için de fil6 Ha bir de bu iki görüşün arasında kalan ve özel görelilik açısından durumu bugüncülükten pek farklı olmadığı için burada değinmediğimiz “büyüyen kalıp evren” (growing block universe) görüşü var. İnsan Aragorn da bu görüşü savunuyor olsun. Ona göre “şimdi” ile birlikte “şimdiye kadar” olan tüm film kareleri gerçektir. Tam o karede Aragorn’un Gandalf’ın Balrog ile uçurumdaki kapışmasından sonra yüzük kardeşliğine ne olacağını ve Orta Dünya’nın geleceğini bilmesi mümkün değildir. Ona göre gelecekteki karelerde ne olacağı daha belirsizdir.

42

min tamamının bir yerlerde kayıtlı olması lazım. Yani 20. yüzyıl bilimi sayesinde, 25 asırlık metafizik yarışmasında Parmenides ve ebediyetçiler büyük bir zafer kazanmış görünüyor. Geçmiş ve geleceğin gerçekliğin bir parçası olması, zamanı da ileri ve gerisiyle üç uzay boyutuna benzetmemize ve hep birlikte dört boyutlu bir uzay-zaman olarak yorumlamamıza olanak sağlıyor. Ama bu modern bakış başka önemli sorular getiriyor aklımıza: Neden Watchmen’deki Dr. Manhattan gibi geçmiş, şimdi ve geleceğin hepsini bir bütün olarak algılamıyoruz da, bize üçü farklı geliyor?7 Mekansal boyutlarda ileri-geri, ön-arka, sağ-sol gidilebiliyor da, zaman neden hep ileriye akıyor? Pekiyi ya dolambaçlı şekillerde giderek bu dördüncü boyutta da yolculuklar yapabilir miyiz, yani zamanda yolculuk mümkün mü? Sizi “şimdilik” bu sorularla baş başa bırakıyorum. SES’in bir sonraki sayısında ikinci “şimdi”de buluşmak üzere. 7 Dr. Manhattan’ın tüm cümlelerinde geniş zaman kipini kullanması yazar Alan Moore’un atlamadığı ama filmin Türkçe dublajında maalesef kısmen kaybolmuş bir detay. Filmin uyarlaması olduğu Watchmen çizgiromanının 2005’te Time dergisi tarafından İngilizce dilinin gelmiş geçmiş en iyi 100 romanı arasında gösterilmiş yegane çizgiroman olmasına şaşmamak lazım.


SK

anatçının aleminden

Müzik üzerine Önder Bilge

1

967 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğum Kadıköy’de geçti. İlk oyun-

sohbet eder ve tecrübelerini öğrenirdim.

cağım babamın eve getirdiği 45’lik pikap

dım. Çünkü babamın bu durumun ders-

ve onlarca 45’lik plaktan oluşuyordu. Her

lerimi olumsuz etkileyeceğini düşünerek

çocuk gibi oyun oynamanın aksine, bütün

beni kısıtlama ihtimalinden de çekiniyor-

zamanımı plakları tekrar tekrar dinleyerek

dum. Zira babam daha çok doktor, mimar,

geçirdiğimi gayet iyi hatırlıyorum. Müzi-

mühendis olmamı; müziği ise hobi olarak

ğe olan bu aşırı sevgi ve tutkudan dolayı,

sürdürmemi tercih ediyordu. Ancak üni-

ortaokulu bitirdiğimde biraz biraz gitar

versite çağına ulaştığımda bile, ben artık

çalmaya başlamıştım bile. Hatta çoğu

o amaçta yol kat etmiş, bilgi ve donanım

haftasonunda, rahmetli hocam Selmi An-

edinmiş bir gençtim ve tek isteğim müzik

dak’ın Levent’teki stüdyosuna gider, on-

okumak, müzik yapmak ve bu işte olabil-

dan armoni ve kompozisyon dersleri alır,

diğince ilerlemekti.

Ama bunu çoğunlukla gizli gizli yapar-

43


Konservatuar sınavını kazandım. Konserva- bir şarkının sözlerini bir kişi yazıyor, diğeri tuar sırasında bir yandan da geceleri arka- besteliyor, diğeri düzenliyor, diğeri söylemedaşlarımızla kurduğumuz grupla güzel bir ye çalışıyor, bir diğeri de söylemeye çalışanın kulüpte uzun süre caz çaldık. Bir süre sonra hatalarını teknolojik programlarla düzeltiyor. sıkıldım ve gruptan ayrılmak istedim. Arka- Asıl problem de bu şarkıların halka dayatılıdaşlarım başta bu durumu pek anlamadı. yor olması. “Ne güzel işte çalıyoruz, müzik yapıyoruz, Sistemin böyle olduğunu idrak ettiğimde hem keyif alıp hem az da olsa para kazanıyopopüler müzik piyasasından uzak durmaruz. Daha ne istiyorsun ki!” dediler. Ama ben yı tercih ettim. 1992 yılında bir arkadaşımın “İstediğim bu değil, kendi müziğimi yapmak tavsiyesiyle katıldığım “Altın Güvercin Beste istiyorum. Ya da ne bileyim, bir albümde Yarışması”nda Asya’nın seslendirdiği “Hayadım yazsın istiyorum. Düzenleme yapmak, kır Sevda Dağlarına” adlı bestemle birincilik proje üretmek, içimden gelen müziği yapödülü aldım. Sonrasında birçok sanatçıya mak istiyorum. Burada sadece başkalarının beste verdim, yani bu işin mutfak tarafıneserlerini çalmak bana yetmiyor.” diye cevap da olmaya daha çok verdim. Bana güldüler, Western Washington University’de özen gösterdim. Sony ben de onlara gülMüzik ve BMG Müzik jazz ve kompozisyon üzerine düm. gibi büyük plak şirketmaster yaptım. “Türkiye’nin Ve onlardan ayrılıp lerinde de uzunca bir müzik endüstrisini bile sallarım okul bittikten sonra süre görev yaptıktan, bu enerjiyle” diyerek döndüm ABD’ye gittim. Wesonlarca albüm projesi tern Washington Uniürettikten sonra 1999 memlekete… versity’de jazz ve komyılında NR1 Müzik ile pozisyon üzerine master yaptım. “Türkiye’nin çalışmaya başladım. Burada ilk kez menajermüzik endüstrisini bile sallarım bu enerjiyle” lik görevini de üstlenmiş oldum. 1999-2006 diyerek döndüm memlekete… Aslında kazın yılları arasında Duman grubunun menajerliayağının pek de öyle olmadığını sonradan ğini yaptım. Bu süre içerisinde grupla birlikte anladım. Zira, bu ülkede hangi tür olursa ol- yaklaşık 400 konser ve organizasyon gerçeksun kaliteli ve nitelikli işler yapmak ve bunu leştirdim. Aynı tarihlerde bir yandan da film kabul ettirmek çok zordu. Daha çok popülist müzikleri, belgesel ve reklam müzikleri üzebir anlayış vardı ve kalite ile popülerliğin ters rine çalışmaya başladım. 2005 yılında kendi orantılı çalıştığı bir sistem mevcuttu. Tam bir firmam olan JA Records’ı (JingleArt) kurdum. ironi diyebilirim. Düşünün; sanat Arapça’da Bugüne kadar 500’ün üzerinde reklam, bel“el kullanmak” kökünden geliyor. Yani, bir gesel ve film müzikleri ürettim. 2005 yılında ressamın fırçasını tutması, bir heykeltıraşın ilk solo albümüm “Project”i piyasaya çıkarelleri ile şekil vermesi, bir müzisyenin de ens- dım. Albüm, Türkiye dahil 13 ülkede satışa trüman çalması gibi. Kaldı ki, müzisyenin de, sunuldu ve oldukça iyi tepkiler aldı. Pop Jazz sanatçının da bir söylemi, bir meselesi olmalı. & Funk formatında bana ait enstrümantal 10 Sanatçı kendine münhasır ve samimi ol- şarkıdan oluşan albümün benim için önemi malı. Ancak bakıyorsunuz burada tam tersi; çok büyüktür. Sonrasında Mansur Ark ve 44


Haydut grubunun prodüktörlüğünü yaptım. Türkülerimizin güncel anlayışla yorumlarını içeren Anadolu Sevdamız ve Çoban Yıldızı gibi proje albümleri yaptım. Sağlık sektörüne de çok yabancı değilim aslında. Geçmiş yıllarda Abdi İbrahim ve Lilly ilaç firmalarına, tüm sağlık sektörüne dağıtılması için özel Premium CD’ler ürettim. Müzik benim için bir tutku. Ancak benim gibi pop müzik dışında bir müzik formatıyla ilgilenen sanatçılar bu ülkede “müslüman mahallesinde salyangoz satmak” yaftası ile etiketlenmişlerdir. Maalesef ben ve benim gibi daha butik, daha sanatsal ve içi dolu işlerle ilgilenen müzisyen ve sanatçı dostlarımın işi zor. Medya bu işi ticarete döktüğü, cebine para koyan herkesin albüm yapıp yayınlayabildiği, sanatıyla değil de tanınmışlığını kullanarak insanlara yaptıkları işleri empoze edenler ve bu sistemi destekleyen diğer maddi çıkar grupları olduğu sürece sektörde bir arpa boyu yol kat etmek mümkün değil gibi görünüyor. Ama yine de ben bildiğim, keyif aldığım ve doğru bulduğum yönde çalışmaya, üretmeye devam edeceğim. İnsanlar şöyle bakmalı: müzik izafi bir algı. Herkes her şeyi beğenmeyebilir. Herkes farklı müzik tarzlarından keyif alıyor olabilir. Bu anlamda kişinin “beğendim” ya da “beğenmedim” demesi çok doğal ve doğrudur. Ama hiç kimsenin beğenisini söyledikten sonra, “bu albüm satar” ya da “satmaz” deme lüksü yoktur. Kalite satışla

belirlenmez. Kaldı ki bana göre az olan değerlidir. Örneğin; Miles Davis albümü Türkiye’de en fazla 1000 adet satmış olup, popüler sıradan bir popçunun albümü 50 bin adet satmışsa, bu albüm ya da bu sanatçı ondan iyidir anlamına gelmez. İnsanlarımız daha nitelikli şeyler de dinleyebilmeli, kıyaslayabilmeli, buna eşit imkan tanınmalı ki, kıyas mekanizması çalışabilsin. Ben rahatsız olduğum şeyleri yazan, söyleyen eleştiren, müzikal anlamda da çoksesli anlayışı, daha etnik ve füzyon karışımları seven biriyim. Piyano eğitimi almama rağmen genellikle çok sevdiğim bas gitara daha fazla zaman harcıyorum. Düzenlemelerimi de kendim yapıyorum. Sabah stüdyoma gelir, çalışmaya başlar akşam geç saatlere kadar sürekli üretirim. Müzik beni hayata bağlayan en önemli unsurlardan biridir. Herkesin kendi doğrusu olduğu gibi, ben de kendi doğru bulduğum yolda çalışmalarıma devam ediyorum ve edeceğim. Bana “Yaptığın müziğin tarzı nedir?” diye sorduklarında spesifik bir cevap vermekte oldukça zorlanıyorum açıkçası. Eserlerimin altyapılarında daha batılı bir anlayış olmasına rağmen, melodik temalarda daha çok bizden olan motifler hakim. Yaş ve etkilendiğim dönem olarak elbette biraz da “funk” anlayışı var. Genel olarak baktığımızda world music diyebiliriz belki, ama alt başlıklara indikçe oldukça keyifli bir sentez de söz konusu. 45


Ve her ne kadar batı eğitimi alsam da, asıl kaynağın ve motiflerin Anadolu’da olduğunu düşünüyorum. Türkülere aşığım. Gençlik yıllarımda Chicago, Earth Wind & Fire, Chic, Bee Gees, Steve Winwood, Joe Sample, George Benson vs. gibi yabancı sanatçılardan etkilenirken, ülkemde Özdemir Erdoğan, Fikret Kızılok, Barış Manço, Onno Tunç, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif, Aşık Veysel gibi isimleri dinlemekten büyük keyif aldım. Ancak şimdiki neslin bu saydığım kişiler hariç, bu dönemden örnek alabileceği çok fazla nitelikli sanatçı var mı? Düşünmek lazım!

buldukça bu projemin devamını arşiv niteliğinde devam ettirmek istiyorum. Çünkü bu seri, kendi tarzımı ve müziğimi ifade edebildiğim bana ait salt bir proje. Elbette bunun dışında yapmakta olduğum çeşitli reklam jingle’ları, radyo spotları, bazı sanatçıların albüm aranjeleri, kayıtları ve özel seslendirme çalışmalarım yoğun bir şekilde sürüyor.

İleriye dönük olarak tek hedefim ise, her sanatçı gibi, bugüne kadar geldiğim çıtayı daha da ileriye taşıyabilmek. Özgün, nitelikli, samimi ve kalıcı eserler üretmek, keyifli aranjeler yapmak ve her zaman bir adım daha ileriyi Gençlik yıllarımda Chicago, Earth Yaptığım müziğin zordüşünmek. YapabildiWind & Fire, Chic, Bee Gees, lukları var elbet. Ancak ğim ve gücüm elverdikeyfi ve mutluluğu Steve Winwood, Joe Sample, ği sürece izleyeceğim tüm zorlukları çekmeyol budur. Geçtiğimiz George Benson vs. gibi yabancı ye değer. Öncelikle yıllarda 2005’te çıkarsanatçılardan etkilenirken, işini ciddiye almalısın. dığım ilk albümüm ülkemde Özdemir Erdoğan, Benim yaptığım müzik “Project” Amerika’daFikret Kızılok, Barış Manço, Onno ki bir konservatuarda çoğunlukla akustik anlayışla gerçekleşiyor. Tunç, Neşet Ertaş, Aşık Mahsuni “world & fusion” konuKayıtlar dışında müzik Şerif, Aşık Veysel gibi isimleri lu bir araştırmada öryaparken bilgisayarnek gösterildi. İşte bu dinlemekten büyük keyif aldım. dan çok fazla destek benim için en büyük almayı sevmiyorum. Hiçbir makine insanın mutluluk, o zaman bunun yaşanan bütün sıyerini tutamaz. Her enstrümanı hakim oldu- kıntılara değdiğini hissediyorsunuz. ğu müzisyen canlı icra etmeli. Kendi ruhunu katmalı, ortaya bir karışım çıkmalı. Çünkü Son olarak, bugüne dek müzik sevmeyen, sen içinden, ruhundan geçeni yaparsın; müzikten anlamayan ya da kötü müzik dinyaptığın iş samimiyse zaten karşındakine leyen sağlıkçılara hiç rastlamadım. Hele hele, bir şekilde geçecektir. Bana göre, sanatta neredeyse özellikle doktorların 1/3’i amatörce de olsa bir enstrüman çalıyor. Bu yüzden en önemli unsur budur. “Samimiyet.” düşüncelerimi birkaç satırla da olsa sizlerle Geçtiğimiz yıl “Project” albümünün devamı paylaşmak benim için ayrı bir keyif oldu. niteliğindeki “Project II”yi de çıkardım. Ancak bu albüm diğerinden farklı olarak, sadece Değerli vaktinizi ayırdığınız için hepinize tedijital satış ortamlarında ve sosyal medyada şekkür ederim. Sağlıklı ve müzik dolu günler dağıtıldı. Diğer müzik çalışmalarımdan fırsat dileğimle… 46


“Din ve bilim aynıdır…”

T

üm dünyada fırtınalar koparan eserleri yaratan Dan Brown, Floransa’da basın mensupları ile biraraya geldi. Vecchio Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dan Brown, kitaplarının bu kadar popüler olmasının nedeninin insanların gizeme duydukları ihtiyaç olduğunu belirtti. Dante’nin 700 yıl önce yazdığı Inferno’nun bugün hâlâ modern olduğunu belirten Dan Brown, Inferno’nun bütün görsel yapısı ile hem ürkütücü olduğunu hem de insanlara dini öğretmede yardımcı olduğunu, bu nedenle Cehennem’i yazmadan önce Dante’nin hıristiyan dünyasındaki etkisini anlamaya çalıştığını ve Dante’yi daha çok merak ettiğini söyledi. Din ile bilimin birbiriyle olan bağını ise, “Din ve bilim aynıdır, her ikisi de sorulara yanıt vermeye çalışır. Ve her ikisi de birlikte çalışmak durumdadır.” diye açıkladı.

insanın dünyaya geldiğini, bunun çeşitli sorunlara neden olacağını vurguladı. Ve bu kitabıyla Dante ile modern dünyayı birbirine bağladığını söyledi. Romanı neye göre yazdığı sorusuna ise, “Kendi zevkime göre kurguluyorum, basit ve yalın romanlar yazıyorum. Okurken benim de eğlendiğim kitaplar olsun istiyorum ki herkes eğlensin. Ve sonra diğer insanlarla zevkimi paylaşıyorum. Gördüm ki diğer insanların zevki de benimle benzer” diye cevap verdi. Yazarken en önemli kaynağının da insanlar olduğunu anlatan Dan Brown, “Kurgu ve hayal hayattadır, hayatın kendisidir; ama hayat kurgu değildir” dedi. Günlük hayattaki Dan Brown’ın anlatılması üzerine ise Brown esprili bir dille, “Ben de eşi isteyince evde çöpü döken bir adamım, bestseller değilim” diyerek herkesi güldürdü.

Dan Brown Cehennem’e konu olan dünya nüfusunun artışı için ise her gün 200.000 47


l Ray Lana De 3 l 201 20 Eylü

tlik Park Küçükçif

Duman

25 Eylül 201 3

Harbiye Cem il Topuzlu Açıkhava Sa hnesi

tini Pink Mar 2013 27 Eylül

Kongre İstanbul k r e M ezi

Kongreler Düzenleyen

Konu

Tarih

Yer

Bilgi

Hacettepe Üniversitesi ve European Cyclodextrin Society

3rd European Conference on Cyclodextrins

2-4 Ekim 2013

Antalya

eurocd2013.com

Topra

10th TOPRA Annual Symposium

16-18 Ekim 2013

Lizbon

topra.org

UBM

CPhI Pre-Connect Conference & CPhI Worldwide

21-24 Ekim 2013

Frankfurt

cphi.com

GPhA

GPhA 2013 Fall Technical Conference

28-30 Ekim 2013

Maryland

gphonline.org

Terrapinn

2nd Annual World Biosimilar Congress Europe

12-13 Kasım 2013

Cenevre

terrapinn.com

Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ve Society of Researchers in Pharmacy and Medicine

International Multidisiplinary Symposium on Drug Research & Development

28-30 Kasım 2013

Antalya

ilarud.org

MK Danışmanlık

Registration of Pharmaceuticals in Europe - An Introduction and Update on EU Regulations, Systems and Guidelines

1 Ekim 2013

İstanbul

mkistanbul.com

MK Danışmanlık

Drugs Safety Requirements and Pharmacovigilance - How Are the Systems Changing in Europe

2 Ekim 2013

İstanbul

mkistanbul.com

MK Danışmanlık

Biosimilars, Biobetters and Biologicals in Europe - Update on What is Happening in Europe

4 Ekim 2013

İstanbul

mkistanbul.com

Biotechnology Industry Organization

3rd Bioconvention China

11-13 Kasım 2013

Pekin

http://goo.gl/GQVxc5

Concept Heidelberg

16th APIC/CEFIC European Conference on APIs

6-8 Kasım 2013

Madrid

api-conference.org

IBC Asia

8th Generics Asia

11-14 Kasım 2013

Singapur

generics-asia.com

Terrapinn

2nd Annual World Biosimilar Congress Europe

12-13 Kasım 2013

Cenevre

trerrapinn.com

Health Network Communications

World Generic Medicines Congress Americas 2013

19-21 Kasım 2013

Boston

http://goo.gl/8ixAv6

Raucon

EuroPLX 53

25-26 Kasım 2013

Barselona

europlx.com


SES Dergisi, 3. sayı