Page 1


EDİTÖRDEN

Sevgili Okurlar; 14 yıl önce başlayan bu yolculuğun 34. Sayısında sizlerle birlikteyiz. Bir çok zorluğu aşarak ve güçlenerek bugünlere geldi BİLTEK. Hayallerin sınır tanımadığı IEEE ODTÜ’de bizim için en değerli projelerimizden olan dergimiz ‘BİLTEK’imizi beğeninize sunuyoruz. Bu derginin çıkmasında bana destek olan bütün herkese çok teşekkür ediyorum. Özellikle Kapak konumuzun yazılarının oluşumunda çok fazla emeği olan IEEE ODTÜ PES Başkanı İrem Buluş’a ve bütün üyelerine, IEEE ODTÜ Yönetim Kurulu’na ve IEEE ODTÜ İdari Kurulu’na teşekkür ederim. Reklamı için benimle birlikte koşuşturan ve gerçekten canını dişine takan Yönetim Kurulu Başkanımız Simay Akar’a ve İstanbul’da benimle şirket şirket gezen Cihan Aslan’a ayrıca teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca bu sene BİLTEK’in tek üyesi Özge Donmaz’a, iç kapağımızı tasarlayan Furkan Gökçe’ye ve ne kadar çok fikir değiştirsem de sabırla kapakta değiştirmeler yapan ve hiç itiraz etmeyen Can Deniz Güngörmüş’e sonsuz teşekkürler. En son olarak da teşekkürlerin en büyüğünü bana gece gündüz bilgisayarını kullanmama izin veren ve ne zaman arasam gerekli bilgileri anında gönderen annem Gül Büyüktanır’a gönderiyorum. Bu sayımızda kapak konumuz “Güneş Enerjisi”ni her yönüyle inceledik. Güç ve Enerji birimimizin (PES) yakından takip ettiği ve katılmayı düşündüğü Solar Decathlon yarışmasının tanıtımını ve geçen sene katılan hatta dereceye giren takımlardan biriyle yapılmış bilgilendirici röportajı bulabilirsiniz. Aynı zamanda bu sayıda hepimize örnek olabilecek ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyelerinden hem son derece sosyal hem de çok başarılı hocamız Elif Uysal Bıyıkoğlu ile çok bilgilendirici söyleşiyi okumanızı tavsiye ederim. Topluluk olarak çok önem verdiğimiz Verimli Staj konusunu da Bosch ve Tofaş’a sorduk. Ve son olarak da ünlü yönetmen Zeki Demirkubuz ile keyifli röportaj yaptık. Bu sayıda herkesin kendine göre okuyup zevk alabileceği en az bir yazı bulabileceğine inanıyorum. Bir sonraki sayıda görüşmek üzere...

Karden BÜYÜKTANIR BİLTEK Dergisi Editörü karden@ieee.metu.edu.tr

1


BİLTEK

IEEE ODTÜ

IEEE ODTÜ ÖĞRENCİ KOLU

YÖNETİM KURULU YK Başkanı: Simay Akar

Mart 2011

İç İlişkilerden Sorumlu

Yayın Yönetmeni

Başkan Yardımcısı:

Karden Büyüktanır

Aslı AKIN

karden@ieee.metu.edu.tr

Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı:

Dizgi ve Tasarım

İlkay YAZGI

Karden Büyüktanır

YK Genel Sekreteri:

karden@ieee.metu.edu.tr

Şefika BALTACI

Kapak Tasarımı

YK Finans Direktörü:

Can Deniz Güngörmüş

Yiğit DENİZ

can.deniz@ieee.metu.edu.tr

BİLTEK HAKKINDA

İç Kapak Tasarımı

Biltek 13 yıldır düzenli olarak çıkarılan IEEE ODTÜ’nün vizyonunu yansıtan, Türkiye’nin bütününe ulaşmasını ve doğru tanınmasını sağlayan en önemli eserimizdir.

Furkan Gökçe Reklam Ekibi Elif Korkut Cihan Aslan Dergi Ekibi Ahmet Kuzubaşlı

Karden Büyüktanır

Aytek Mutlu

Muhammed Ali Yiğit

Buket Kavak

Mümin Yıldırım

Çağla Küçükköseleci

Nuri Erdem Aksoy

Çağlar Kayaoğlu

Onurcan Aslan

Deniz Atalay

Osman Baytaroğlu

Deniz Pirinççi

Özge Donmaz

Dilay Alptekin

Özlem Tuba Koç

Hande Öztürk

Simay Akar

İrem Buluş

Tolga Atalay

İlkay Yazgı

Umutcan Duman

Her satırı üyelerin emeğiyle çıktığı için bizim için çok değerlidir. Ele aldığı konularla okuyucularını a’dan z’ye bilgilendirmeyi amaçlayan bir “Bilim ve Teknoloji” dergisidir. En büyük amacımız Türkiye’deki bilime ve teknolojiye katkıda bulunmak ve ele aldığımız konularda öğrencilere rehber olmaktır. Tirajı 7500 olan ve Türkiye’nin dört bir köşesine ücretsiz dağıttığımız BİLTEK’imiz işlediği konuları ve özgün içeriği ile her zaman ilklerin dergisi olmuştur. Aynı zamanda BİLTEK şu ana kadar çıkardığı 34 sayısıyla kendisine ait: http://biltek.ieee.metu.edu.tr sitesiyle her an her yerden ulaşılabilir durumdadır. Biltek Dergisi 34. sayı Elma Matbaa tarafından basılmıştır.

IEEE ODTÜ ÖĞRENCİ KOLU Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü A Blok 203 Tel: 0312.210.4536 | Faks: 0312.210.2304 Bilgi: ieee@ieee.metu.edu.tr

http://ieee.metu.edu.tr

2


IEEE ODTÜ

İÇİNDEKİLER

3


IEEE ODTÜ

IEEE ODTÜ YÖNETİM KURULU

Y K ’ DA N BILTEK 2010-2011

Merhabalar,

IEEE ODTÜ YK ÜYELERİ

 YK Başkanı: Simay Akar  İç İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı: Aslı AKIN  Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı: İlkay YAZGI  YK Genel Sekreteri: Şefika BALTACI  YK Finans Direktörü: Yiğit DENİZ

4

Şu an 34. sayısını okumak üzere olduğunuz, hayatınızın en önemli parçalarından biri olan teknolojiyi en samimi şekilde takip edebileceğiniz yere; BİLTEK’e hoş geldiniz. Amatörlüğün heyecanı ile ilki 1997 yılında 4 sayfalık, siyah-beyaz basılan BİLTEK’in geçmiş sayısını 72 sayfalık hale gelişini, o gelişimini görmek IEEE ODTÜ’ye yaşattığı mutluluğu anlatmak aslında çok zor. Size sözcüklerin yettiği kadarıyla bu mutluluğu anlatmaya çalışacağız. BİLTEK, IEEE ODTÜ’de adı geçtiği zaman en çok heyecanlanılan ve en çok değer verilen olgudur. 20 yıllık geçmişin ve binlerce insanın emeğini, duruşunu ve vizyonunu anlatır. Bu nedenle herkesin gözündeki saygısı çok büyüktür. Çıkarması çok zordur. Ancak her aşamasında verilen emek ve yaşanılan zorluklar, dergiyi eline ilk aldığında ya da soft halini ilk okumaya başladığında değer bulur ve bu zorluklara dönüp baktığında “iyi ki yaşanmış” denir. O zorluklar artık birer anı ve gelecek nesillere aktarılacak tecrübedir. Şu an okuduğunuz BİLTEK 20 yıldır yaşanmış olan zorlukların ve edinilen tecrübenin geldiği yerin somut bir göstergesidir.

BİLTEK, IEEE ODTÜ’ye gönül vermiş herkesi bir araya getirebilecek bir güçtür. IEEE ODTÜ’nün bakış açısıdır ve IEEE ODTÜ’ye yeni bakış açıları kazandırır. Gün gelmiştir ki, IEEE ODTÜ zorluklarla uğraşırken, diğer projeler askıya alınmış; ancak BİLTEK o yıl yine de sayısını vermiştir. Sonucunda, o yıl çıkarılan BİLTEK’in kazandırdığı vizyon yıllarca IEEE ODTÜ’ye yön vermiştir ve yön vermeye devam etmektedir. Kısacası BİLTEK, IEEE ODTÜ’dür. Daha önce de bahsetmiş olduğumuz gibi BİLTEK çıkarılması zor bir dergidir. Karşılaştığı bütün zorluklara rağmen yılmayarak, IEEE ODTÜ’nün en kıymetli parçasına verdiği emeklerden dolayı, bu dergiye verilmesi gereken önemi arttıran sevgili editörümüz Karden Büyüktanır’a ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunarız; IEEE ODTÜ’ye yeni bir bakış açısı kazandırdınız. IEEE ODTÜ Yönetim Kurulu


IEEE ODTÜ

NURI ERDEM ERSOY

PA S İ F

V E A K T İ F G Ü N E Ş S İ S T E ML E Rİ

BILTEK 2010-2011

PASİF VE AKTİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ NEDİR?

KONU BAŞLIKLARI:

PASİF VE AKTİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ NEDİR?

1

PASİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ

2

PASİF SİSTEMLERDE DOĞRUDAN KAZANÇ SİSTEMİ

3

PASİF SİSTEMLERDE DOLAYLI KAZANÇ SİSTEMİ

4

AKTİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ

5

GÜNEŞ KOLEKTÖRLERİ YARDIMIYLA ENERJİ ÜRETİMİ

6

FOTOVOLTAİK SİSTEMLER YARDIMIYLA ENERJİ ÜRETİMİ

7

İnsanlar hayatlarını devam ettirme ve doğal kaynakları kullanma hakkına sahiptirler. Fakat bu doğal kaynakları kullanırken biyoçeşitliliği ve doğal yaşamı korumaya özen göstermelidirler. Doğada iz bırakmamanın en basit yollarından biri de güneş enerjisinden faydalanmaktır.

alan füzyon süreci ile açığa çıkar. Bu ışınım enerjisiyle hidrojenin helyuma dönüşmesiyle, saniyede 4 milyon ton kütle enerjiye dönüşerek, yaklaşık 3.5x10’26 değerindeki enerjiyle uzaya yayılır. İşte Güneş’ten gelen bu enerji insanlığın yıllık gereksiniminin 10 bin katından daha fazladır.

Bugün kullandığımız enerjinin büyük bir kısmı kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan sağlanmaktadır. Bu fosil yakıtlar milyonlarca yıl canlıların çürümesiyle oluşmuştur. Yeraltında ısı ve basınç yardımıyla oluşan bu yakıtların yeryüzüne çıkarılması da zahmetli ve pahalıdır. Ayrıca artan nüfus, şehirleşme ve teknolojideki gelişmeler de bu yakıtların tüketilmesini hızlandırmıştır. Bu yakıtların tükenmesi ve fiyatlarının devamlı artmasının yanında bu yakıtların yanmaları sonucu çevreye verdikleri zararlar ve insan sağlığı üzerindeki etkileri de büyüktür.

Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar 1970lerden sonra hız kazanmış, zamanla maliyeti de azalmıştır. Böylece Güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kanıtlamıştır.

Bilim dünyası, enerjiye bu kadar çok ihtiyaç duyduğumuz bir dünyada tükenmeyen ve zararsız enerji kaynaklarının kullanımına yönelmeye başlamıştır. Güneş, rüzgar ve jeotermal enerji gibi zararsız ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve geliştirilmesi büyük önem kazanmıştır. Bu yazıda biz Güneş enerjisi üzerinde duracağız. Güneş enerjisi Güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, Güneşin çekirdeğinde yer

Güneşin ışıma enerjisinden faydalanırken dikkat edilecek konular 4 başlık altında toplanmıştır. Bunlar; Isının kazanılması (heat gain) Isının depolanması (heat storage) Isı yalıtımı (heat insulation) 4. Isının nakledilmesi (heat transport)’dir İşte bu sırada devreye pasif ve aktif Güneş sistemleri devreye girmektedir. Pasif sistemler genel olarak aktif sistemlerden ucuz ve ısı kaybına toleranslı ılıman iklim bölgeleri için uygundur. Aktif sistemler ise ısı toplama alanının ısı depolama alanından izole edilmesi gereken soğuk iklim bölgeleri için uygundur. En ideal sistemler ise her iki sistemin sağlayacağı avantajları birleştiren sistemler-

PASİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ Pasif Güneş sistemleri güneş enerjisinden faydalanmanın en kolay yoludur. Yapıtın tasarım özelliklerinden faydalanılarak ve uygun malzeme kullanılarak, güneş enerjisinin yapı içerisine alınması ve bunun sayesinde ısı enerjisi elde edilmesi ilkesine dayanmaktadır. Tasarım sırasında çevre ve iklim

6

verileri önem kazanmaktadır. Güneşten gelen ısı ve ışık enerjisinin yoğunluk ve süresinin sağlığa yararlı olması gereklidir. Ayrıca istenilen etkilerini elde edebilmek, buna karşın yüksek sıcaklık, aşırı aydınlık ve kişilere ve malzemelere zarar verecek, istenmeyen etkilerinden ise korunulacak şekilde kontrol edil-


PASİF VE AKTİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ

mesi ve kullanılması çok önemlidir. Güneşten gelen ışınların kış mevsiminde yatık, yaz mevsiminde ise dik konumda gelmesi konutların yönlenmesinde önemli bir faktör oluşturmaktadır. Pasif sistemler üç temel başlıktan oluşmaktadır: 1.Toplama Güneşin ışınlarının geliş yönünde açılan pencereler, seralar v.s yardımıyla güneş enerjisinin yapıt içerisine alınmasıdır. 2.Depolama Yapıt içerisine alınan ısının fazlasının daha sonra kullanılmak üzere zemin ve duvarlara depo edilmesidir. 3.Dağıtma Depolanan ısının ihtiyaç duyulduğunda yapıta tekrar aktarılmasıdır. Bu işlem ısısın yayılmasıyla olabileceği gibi fanlar da kullanılabilir.

PASİF SİSTEMLERDE DOĞRUDAN KAZANÇ SİSTEMİ

PASİF SİSTEMLERDE DOLAYLI KAZANÇ SİSTEMİ

Bu sistemlerde Güneş ışınları yapıtın içine Güneş ışınlarına bakan cam yüzeylerden doğrudan alınmaktadır. Yapıtın iç yüzeylerine çarpan Güneş ışınları bu yüzeylerce soğurulup ısı olarak salınarak mekanın ısınmasını sağlamaktadır. Ayrıca toplanan ısıdan günün geç saatlerinde de yararlanabilmek için, ısıl kütle olarak adlandırılan ısı depolama öğelerinin (taş, beton, tuğla, kerpiç,su dolu varil v.b) kullanımı kazançlı olmaktadır.

Bu sistemlerde ise ısı enerjisi, kullanılacağı yapıta yakın bir elemanda elde edilir, depolanır ve ihtiyaç duyulduğunda diğer bölümlere aktarılır. Güneş ışınları doğrudan yapıt içine girmemekte, iç ve dış mekan arasında oluşturulan güneş ışığını emen elemanlarda toplanmaktadır. Isıl kütle duvarları, çatı havuz sistemi ve yalıtılmış alanlar (kış bahçesi, sera vb.) güneş ışığını emmesi için tasarlanan elemanlardır.

AKTİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ Isı hayatımızın birçok alanında farklı sıcaklıklarda gereklidir. Aktif Güneş sistemleri, Güneş enerjisini istenilen biçimdeki enerjiye dönüştürmek amacıyla kullanılan çeşitli mekanik ve elektronik sistemlerin bütünüdür. Bu sistemler sayesinde güneş ışınımı istenilen seviyede ısı ve elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Güneş ışınımlarını enerjiye dönüştüren sistemler ikiye ayrılır.

“Pasif ve Aktif Güneş Sistemleri sayesinde güneş ışınımı istenilen seviyede ısı ve elektrik enerjisine dönüştürülmektedir.”

GÜNEŞ KOLEKTÖRLERİ YARDIMIYLA ENERJİ ÜRETİMİ Güneş ışınımını faydalı enerji şekline dönüştüren gereçlere Güneş kolektörü (Toplayıcıları) denir. Uygulamada kullanılan kolektörlerde, Güneş ışınımı önce bir yatay düzlem tarafından yutulur. Sonra da bir akışkana aktarılarak iç enerjisi aktarılır. İç Enerjinin artışıyla sıcaklığı artan su kullanıma verilir. Uygulamada ısı taşıyıcı akışkanın gaz (hava) veya sıvı

(su) olduğu iki tip güneş kolektörleri mevcuttur. Havalı güneş kolektörleri genel olarak düzlemsel veya hacimsel tiplerde imal edilmektedirler. Sıvılı güneş kolektörleri düzlemsel veya konsantrik tiplerde imal edilmektedirler. Uygulamada düzlemsel güneş kolektörleri sıcak su, konsantrik güneş kolektörleri ise buhar üretimi için kullanılmaktadır.

7


PASİF VE AKTİF GÜNEŞ SİSTEMLERİ

FOTOVOLTAİK SİSTEMLER YARDIMIYLA ENERJİ ÜRETİMİ Fotovoltaik sistemler, Güneş enerjisinden doğrudan elektbir modül başına 60-90 W maksimum elektrik üretebilmekterik üreten sistemler olarak tanımlanmaktadır. Güneş hücredir. Fotovoltaik sistemler, konutlarda genellikle çatı ve cepleri olarak da isimlendirilen bu hücrelerin bohelerde kullanılmaktadır. Çatı uygulamalarında yutları ve formları farklılıklar gösterse de genelelde edilen verim daha yüksektir. Bunun nedeGüneş pillerinin ni panellerin eğimli olarak yerleştirilebilmesine de boyutları 10X10 cm; kalınlıkları ise mikrometre ile ölçülecek kadar incedir. Bu tür sisimkan vermesi ve çatıya düşen gölge miktarının çalışma ilkesi de temlerin ana elemanı güneş pilleridir. Güneş cepheye düşenden daha pillerinin çalışma ilkesi de fotovoltaik etkiye az olmasıdır. fotovoltaik etkiye dayanır. Çok sayıda materyal fotovoltaik etkiye sahip olmakla birlikte, elektrik üretecek kapasidayanır. teye sahip olan grup yarı iletken grubudur. Bugün için ticari olarak pazarlanan güneş pilleri

Nuri Erdem ERSOY Makina Mühendisliği erdem.ersoy@metu.edu.tr

8


IEEE ODTÜ

HANDE ÖZTÜRK

PANEL TEKNOLOJİLERİ BILTEK 2010-2011

PANEL TEKNOLOJİLERİ Aslında insanoğlu güneş enerjisini yüzyıllar boyunca ısınmak veya sıcak su elde etmek gibi basit yöntemlerle kullanmıştır. Ancak ilk kez 1839 yılında Fransız fizikçi Edmond Becquerel fotovoltaik hücre adını verdiği güneşten doğrudan elektrik üreten maddeyi bulmasıyla güneş enerjisinden doğrudan elektrik eldesi başlamıştır. Fotovoltaik hücre (güneş pili) günümüz elektroniğinde kullanılan bir çok ürün gibi (transistörler, diyotlar, ledler..) yarı iletken maddelerden yapılırlar. (BKZ:güneş pillerinin çalışma prensipleri). Fotovoltaik hücreler küçük hücreler olarak üretilirler ve birbirlerine seri ve ya paralel bağlanarak istenen güç seviyesinde fotovoltaik modülleri oluştururlar. Fotovoltaik paneller ise 2 ve ya daha çok modülün bir araya gelmesiyle oluşturulur. Güneş panelleri kullanılan malzemeye göre verimlilikte ve fiyatlarda farklılıklar gösterirler. KRİSTALİN SLİKON güneş hücresi üretiminde endüstride en çok kullanılan malzemedir.

(yaklaşık %16).Daha kolay ulaşılabilir, daha ucuza elde edilebilir ve verimlilik/maliyet oranının hayli yüksek olması sebebiyle daha çok tercih edilmektedirler. İNCE FİLM TEKNOLOJİSİ ise verimliliği kristalin panellere göre daha az olan bir teknolojidir. Ancak kullanılan malzemenin daha az olmasından dolayı bu teknoloji ile üretilen paneller daha ucuz, daha hafif ve daha esnektir. KADMİYUM TELLÜRİD(CdTe) İNCE FİLM GÜNEŞ HÜCRELERİ: Bu tip güneş hücrelerinde CdTe adlı bir yarı iletken kullanılır. Yarı iletken yüzey güneş ışığını emer ve elektrik enerjisine çevirir. Ancak yangın gibi bazı olağanüstü durumlarda zehirli Cd açığa çıkabilir.

MONOKRİSTALİN PANELLER: Monokristalin-silikon(c -Si) malzemeden yapılmış BAKIR İNDİYUM güneş hücrelerinden oluştuGALYUM SELENİD Monokristalin Panel rulan panellerdir. Güneş (CIGS) İNCE FİLM GÜpilinin monokristalin olması NEŞ HÜCRELERİ: İnce demek malzemenin atom film teknolojisinde kulyapısının homojen olması ve sadece kristalinden oluşlanılan maddeler içerisinde CIGS yaklaşık %18 ması demektir. En kaliteli ve verimli panel çeşididir (laboratuarda) ile en çok verimliliğe sahip olan (yaklaşık %20). Uzun vadeli yatırım için en iyi seçenekhücrelerdir. tir. Ancak üretim süreçleri uzun ve bir o kadarda pahalıAMORF SİLİKON (a-Si) İNCE FİLM GÜNEŞ HÜCRELEdır. Rİ: Kristal özellik göstermezler ve genellikle verimliPOLİKRİSTALİN PANELLER: Günümüzde üretimi daha likleri düşüktür. Bazı küçük elektronik aletlerde ucuz olan polikristalin-silikon (poly-Si) malzemeden kullanılır. yapılan paneller daha çok tercih edilmektedir. MonokÇOKLU BİLEŞENLİ (multijunction) GÜNEŞ HÜCRELERİ: ristalinden yapılanlara göre daha az verimlidirler Verimliliği arttırmak amacıyla üretilmişlerdir. Birden fazla

9


PANEL TEKNOLOJİLERİ

ince filmin bir araya gelmesiyle oluşur. Hücreyi oluşturan yarı iletkenler ışığın en verimli ve en net şekilde emilmesini sağlayacak maddelerden seçilir ve bir çok katman halinde yapılandırılır.

tarafından soğurulur ve TiO2 in iletken bandına elektron pompalanır. Daha sonra boya molekülü kaybettiği elektronu elektrolitten (I-) alır ve elektrolitin (I2) de Pt elektrotta indirgenmesiyle devre tamamlanır.

Kristalin silikon 1. nesil, ince film teknolojisi ise 2.nesil güneş hücreleri olarak adlandırılırlar.

DSSC teknolojisi 3. nesil güneş pilleri içinde günümüzde en çok kullanılan kristal silisyum teknolojisinin yerini alacak teknoloji olarak görülmektedir. Tıpkı bitkilerdeki klorofil gibi, gözenekli titanyum (IV) oksit (TiO2) üzerine tek katman halinde tutunmuş boya molekülleri (ya da duyarlayıcıları) da güneşten gelen ışığı soğurur ve güneş enerjisi elektriğe dönüştürülür. DSSC teknolojisinin güneş ışığını-elektriğe dönüştürme verimliliklerinin laboratuvar boyutunda % 11 modül boyutunda % 6 civarında olduğundan, düşük maliyetli güneş pillerinin endüstriyel üretimi için çok önemli bir potansiyele sahiptir.

Güneş pili teknolojisinde gelinen son nokta ise 3.nesil güneş hücreleridir. Labarotuar çalışmaları hala devam etmektedir. Amaç daha verimli ,esnek, ucuz, hafif panellerdir. Nanokristal tabanlı güneş hücreleri Photoelectrochemical (PEC) hücreler Gräetzel hücreleri Polimer tabanlı hücreler (Organik güneş hücreleri kullanılmakta) Boya ile duyarlı hale getirilmiş hücreler( DSSC piyasaya çıkmaya başladı) DSSC: DSSC’lerin çalışma prensibi fotosenteze benzerdir. Güneşten gelen fotonlar boya molekülleri

Polikristalin Panel

“DSSC teknolojisi düşük maliyetli güneş pillerinin endüstriyel üretimi için çok

önemli

potansiyele sahiptir.”

10

bir


PANEL TEKNOLOJİLERİ

ORGANİK GÜNEŞ HÜCRELERİ: ORGANİK GÜNEŞ HÜCRELERİ: OGP’ler karbon bazlı polimerlerden oluşurlar. Gravür baskı, flekso baskı, ekran baskı, mürekkep püskürtme gibi farklı baskı ve kaplama teknolojileri güneş pili yapımında kullanılabilmektedir. Organik güneş pilleri hafiflikleri , esneklikleri ve maliyetlerinin düşük olması, yüksek güç-ağırlık oranları sayesinde bilim adamları ve tek-

noloji için oldukça caziptir. Bu özellikler organik güneş pillerinin özellikle taşınabilir malzeme yapımında faydalı olmasını sağlar. Örneğin, cep telefonları, taşınabilir bilgisayarlar, küresel konumlandırma sistemleri, radyolar, taşınabilir lambalar, oyuncaklar için pil şarjlarında kullanılabilmektedirler.

Hande Öztürk Elektrik Elektronik Mühendisliği

11


IEEE ODTÜ

HANDE ÖZTÜRK

G ÜN EŞ PİLL ERİNİN Ç AL IŞ MA P R E NS İB İ P - N KAV Ş AĞ I

V E

BILTEK 2010-2011

KISACA:

Yarı-iletken maddelerin güneş pili olarak kullanılabilmeleri için n ya da p tipi katkılanmaları gereklidir. Katkılama, saf yarı-iletken eriyik içerisine istenilen katkı maddelerinin kontrollü olarak eklenmesiyle yapılır. Elde edilen yarıiletkenin n ya da p tipi olması katkı maddesine bağlıdır. En yaygın güneş pili maddesi olarak kullanılan silisyumdan N tipi silisyum elde etmek için, silisyum eriyiğine periyodik cetvelin 5. grubundan bir element, örneğin fosfor eklenir. Silisyumun dış yörüngesinde 4, fosforun dış

eşit, N tipinde pozitif enerji seviyeleri ile elektron sayıları eşittir. PN eklem oluştuğunda, N tipindeki çoğunluk taşıyıcısı olan elektronlar, P tipine doğru akım oluştururlar. Bu olay her iki tarafta da yük dengesi oluşana kadar devam eder.

yörüngesinde 5 elektron olduğu için, fosforun fazla olan tek elektronu kristal yapıya bir elektron verir. Bu nedenle 5. grup elementlerine "verici" ya da "N tipi" katkı maddesi denir. P tipi silisyum elde etmek içinse, eriyiğe 3. gruptan bir element (alüminyum, indiyum, bor gibi) eklenir. Bu elementlerin son yörüngesinde 3 elektron olduğu için kristalde bir elektron eksikliği oluşur, bu elektron yokluğuna boşluk ya da delik denir ve pozitif yük taşıdığı varsayılır. Bu tür maddelere de "P tipi" ya da "alıcı" katkı maddeleri denir. P ya da N tipi ana malzemenin içerisine gerekli katkı maddelerinin katılmasıyla yarıiletken eklemler oluşturulur. N tipi yarıiletkende elektronlar, P tipi yarıiletkende delikler çoğunluk taşıyıcısıdır. P ve N tipi yarıiletkenler bir araya gelmeden önce, her iki madde de elektriksel bakımdan nötrdür. Yani P tipinde negatif enerji seviyeleri ile delik sayıları

ze olmuş atomlar, kristal içinde, yönü N’den P’ye doğru olan bir elektrik alan meydana getirirler. Bu elektrik alanı, sadece sınır çizgisinin yakın komşuluğunu kapsar ve sınırdan uzak dış bölgelere ulaşamaz. Elektronlar sınırı geçtikçe alanın şiddeti artmakta, arkadan gelen elektronların geçişi giderek zorlaşmaktadır. Çünkü, elektronlar için elektrik alanı yönünde hareket etmek, yerçekimi kuvvetiyle bir benzetme yapılacak olursa, yokuş yukarı tırmanmak gibidir. Sonuç olarak, sınırın öte tarafına belli bir miktar elektron geçtikten ve sınır civarındaki elektrik alanı belli bir şiddete eriştikten sonra, elektron geçişi durur.

Böylece N tipi bölgedeki atomlar (+), P tipi bölgedeki atomlar (-) olarak iyonlaşmış olur. Bunlar, kristal içinde sabit yük merkezleri oluştururlar. Kavşağın her iki yüzünde iyoni-

Yarı-iletken maddelerin güneş pili olarak kullanılabilmeleri için n ya da p tipi katkılanmaları gereklidir. En yaygın güneş pili maddesi olarak kullanılan silisyumdan N tipi silisyum elde etmek için, silisyum eriyiğine periyodik cetvelin 5. grubundan bir element, örneğin fosfor eklenir.

12

N-bölgesindeki serbest elektronların hepsi değil, sadece küçük bir orana karşılık gelen bazıları, p-bölgesindeki deliklerden bazılarıy-


GÜNEŞ PİLLERİNİN ÇALIŞMA PRENSİBİ VE P-N KAVŞAĞI

la birleşmişlerdir. Ama her iki bölgenin de yüksüzlüğü bozulmuş ve artık yeni bir denge oluşmuştur. Bu denge çerçevesinde; sistemin n-tarafının sınıra komşu bölgesi artı, ptarafınınsa, keza sınıra komşu bölgesi eksi yüklüdür. Sınırı

Enerjisi yeterli bir ışık demeti, P-N kavşağı üzerine düşürüldüğü zaman, foton elektronlarla karşılaşıp enerji verebilir. Serbest elektronlar, valans elektronlarının ancak 1/10^4 kadarı olduğundan, bu ihtimal zayıftır. Foton, muhtemel valans elektronu ile karşılaşır ve ona enerjisini bırakarak

köprüleyen elektrik alanı bir diyot oluşturur ve ortaya çıkabi-

iletkenlik bandına çıkarır. Elektron, arkasında bir elektron boşluğu bırakır. Olay A-B aralığında ise; elektron, oluşan elektrik alanla N bölgesine, boşluk da P bölgesine itilir. Olay kavşağa yakın N bölgesinde oluşmuşsa, boşluk yine P bölgesine götürülür. Kavşaktan uzakta oluşan elektron boşluk, zamanla birbirini bulacaktır. Sonuç olarak P tipi bölge (+), N tipi bölge (-) yüklenmiş ve bir potansiyel doğmuştur. Fotonun emilmesiyle kavşaktan akım geçer ve bu akım kavşağın ileri yönde kutuplanmasına ve kavşak potansiyel duvarının alçalmasına sebep olur. Eğer akım yoksa P den N ye akım geçer ve kavşak potansiyeli tekrar yükselir. Böylece P bölgesi - N bölgesi + yüklenir. Sonra tekrar foton emilerek olay devam eder. P-N kavşağının doğrultucu olarak kullanılması halinde durum tersinedir. Bu durumda akımın yönü P’den N’ye doğrudur ve dışarıdan uygulanan potansiyel farkı elektronların temas potansiyeline ters yönde tesir eder.

lecek yeni serbest elektronlara, p'den n'ye geçmeleri yönünde kuvvet uygularken, tersi yöndeki geçişlere izin vermez. Öte yandan bu elektrik alanı, iki yarıiletken arasında bir gerilimin var olduğu anlamına gelir. Eğer bu gerilim üzerinden yük akıtılabilecek olursa, yani akım geçirilebilirse; akım şiddeti çarpı gerilim (VxI) kadar güç üretilmiş olacaktır. Söz konusu akım, güneş ışınlarının yol açtığı serbest elektronlardan oluşacaktır.

Hande ÖZTÜRK Elektrik Elektronik Mühendisliği

13


IEEE ODTÜ

MUHAMMED ALİ YİĞİT

M O D E R N D Ü N YA N I N Y E N İ E V L E R İ BILTEK 2010-2011

Son iki asırdır teknolojinin her alanda hızlı ilerlemesini gözlemliyoruz. Tıp, iletişim, ulaşım gibi alanlar bu ilerlemenin en bariz görüldüğü yerlerin başında geliyor. Bu noktada inşaat sektörünün de diğer alanlardan aşağı kalır yanı yok. Teknolojik ilerleme bu alanda da kendisini hissettirmiş bulunuyor. İnşaat sektörünün tarihine kısa bir göz attığımızda, 19. yüzyıl mimar yapılarında estetiğin ön plana çıktığını, 20. yüzyılda teknik donanımların da mimari yapılara eklendiğini görüyoruz.

fet, teknolojik alt yapı, doğaya zarar vermeme ve enerjiyi verimli kullanma geleceğin evlerinin üç temel unsuru olacaktır.

Peki 21. yüzyılda bu alanda ne gibi yeniliklerle karşılaşacağız ya da soruyu şu şekilde değiştirirsek, mimari yapıların özellikle de içerisinde ömrümüzün ortalama yarısını geçirdiğimiz evlerimizin 21. yüzyıl 19. yy mimarisinden Trabzon Atatürk Köşkü modelleri nasıl olacak? Gelin bu konu üzerine biraz kafa yoralım.

İlk olarak doğaya bakan yönünü ele alalım. Öncelikle tabiatın fıtratına aykırı olmayan yapılar inşa edilecek. Yani varlığıyla doğaya zarar vermeyecek. Tabiatın bir parçası kadar doğal olacak. Günümüzde evler yapılırken özellikle inşaat aşamasında toprak çok fazla kirletilmektedir. Kireç, çimento ve bazı kimyasal atıklar direk olarak toprağa karışmaktadır. Bunu engellemek için betonarme yapılardan daha ziyade prototip kolay kurulabilir ve taşınabilir prefabrik yapılar tercih edilecek. Bu yapıların en önemli özelliği ise içerisinde tabiata zarar vermeyen doğal polimerler ve biyo-temelli dolgu malzemesi bulundurması olacak. Bu özellikleri sayesinde bir ahşap ev kadar doğal olacaklar. Ancak dayanıklılık ve sağlamlık açısından betonarme evlerden çok farklı olmayacaklar. Buna ek olarak, yeni evlerde yağmur, kar sularını toplama ve depolama özelliği mevcut olacak. Çatıların oluk boruları bir hazneye bağlanacak ve su depolanacak. Toplanan sular bahçe sulama, otomobil yıkama gibi işlerde kullanılabilinecekler. Yağışın fazla olduğu bölgelerde önemli ölçüde su tasarrufu sağlayacak.

19. yy evleri mimari ve estetik yönden daha zengindir. Bir asır sonra elektriğin daha yaygın kullanılması dağıtım ve maliyetinin de ucuzlaması ile evlerde elektrik kullanımı artmıştır. Bu da 20. yy evlerini teknik yönden daha zengin kılmıştır. Fakat geçtiğimiz asrın sonlarına doğru karşılaşılan problem her şeyi değiştirdi. Problemimiz enerji kaynaklarımızın hızlı bir şekilde tükenmesi ve şehirleşirken doğaya vermiş 20. yy mimarisinden Hillcrest/Virginia olduğumuz telafisi mümkün olmayan zararlar. İşte 21. yy evlerinde bu problem çözülmeye çalışılacak, enerjinin daha verimli ve Günümüz yapılarında eskiyen bina yıkılır ve yerine yenisi daha dengeli kullanılması ön plana çıkacak. Estetik ve zarayapılır ancak eski binadan kalan moloz yığınları tekrar kulla-

15


MODERN DÜNYANIN YENI EVLERI

nılamaz ve genellikle doğaya atıl halde bırakılır. Ancak geleceğin evlerinde yıkım olmayacak, eskiyen yapının parçaları (prefabrik duvarları) yenisiyle değiştirilebilinecek, eski parçalar ise geliştirilip tekrar kullanıma hazır hale getirilecek. Bu şekilde hem malzemeden tasarruf sağlanacak hem de doğaya verilen zarar engellenecek.

Şu an kısmi olarak kullanılmaya başlanan akıllı ev sistemleri geleceğin evlerinin bir parçası olacak. Evde bulunan bilgisayar tüm elektronik işlemleri, haberleşmeyi ve güvenliği kontrol edecek. Bilgisayar aynı zamanda evde bulunan beyaz eşyalarla da iletişim halinde bulunacak, ev aletlerinin her birindeki veriler aynı zamanda bilgisayar tarafından takip edilecek. Hatta bu eşyalara bilgisayar üzerinden komut verilebilinecek. Örneğin sabah kahvaltısından 15 dk. önce ekmek kızartma makinesi devreye girecek ekmekleri kahvaltıya yetiştirecek veya siz eve gelmeden 20 dk. önce klima çalışacak ve siz geldiğiniz de eviniz istediğiniz ısıda bulacaksınız. Zamandan tasarruf sağlanacak. Mesela evin bilgisayarına internet üzerinden ulaşabileceksiniz. Tatildeyken bahçede ve odalarda bulunan kameralar sayesinde evi izleme şansımız olacak veya işteyken evdeki çocuğunuzu görebileceksiniz.

Geleceğin evleri mimarisiyle göz dolduran estetik yapılar olacak. Sadece barınma ihtiyacını karşılayan monoton yapılardan farklı olarak sanatsal görünüme sahip ve göze hitap eden yapılar 21. yy evlerinin genel özelliği olacak. Sanatsal mimarileriyle beraber pasif sistemler diye tabir edebileceğimiz yalıtım, ısının ev içerisinde verimli dağılımı, odaların boyutları, güneşten verimli istifade etme gibi daha proje üzerinde iken geliştirilen uygulamalar olacak. Bu kısmı biraz genişletelim ve ilk olarak yalıtımı ele alalım. Bir evin olmazsa olmazlaEvde bulunan televizrındandır ve enerji verimyon ekranıyla görüntülü liliğinde en hayati rolü konuşma yapabileceğiz. oynar. Evin dış cephesine Her odaya yerleştirilen kullanılır ısı kaybını engelmikrofon ve hoparlörler ler. Müstakbel evlerimizile bilgisayara her yerde de hem ısı hem de ses den sesle komut verebiyalıtımına daha fazla hasleceğiz. Sizin ajandanızı sasiyet gösterilecek. Bubilgisayar tutacak ve nunla beraber olarak odasabah o günkü prograların boyutlarına da dikmınızı size hatırlatacak. kat edilecek. Odaların birbirAyrıca bu bilgisayar otoGüneş enerji sistemi lerine göre konumları ve bomobilinizle de iletişim yutları ısı kaybını minimuma halinde olacak arabanın indirecek ve aydınlatma da konumu, hızı gibi birçok veri evdeki bilgisayar tarafından verimliği artıracak şekilde tasarlanacak. Son olarak da güneşgözlemlene bilinecek. Ev içerisinde bulunan mini GPS sisteten daha fazla yararlanmaya çalışılacak. Farklı yerlere konumi sayesinde eşyalarınızın yerini bilgisayardan bulabileceklan pencereler sayesinde gün içinde güneşten optimum faysiniz. Bu iş bilgisayara sinyal gönderen mini vericiler yardıda sağlanacak. Ayrıca çatısına yerleştirilen güneş enerji sistemıyla olacak. Mesela gözlüğünüze taktığınız mini verici yarmi ile yaz aylarında sıcak suyunu yine güneşten karşılayacak. dımıyla yerini hatırlayamadığınız gözlüğünüzü aramak zoEn son ve en fazla gelişime açık olan kısım ise 21. yy evlerirunda kalmayacaksınız, bilgisayardan yerini tespit edebilenin sahip olacağı teknik alt yapıdır. İlk olarak güneş panelleri ceksiniz. Bunun gibi daha nice eşyalarınızı etiketleyebilecekdayesinde enerjisini güneşten karşılayacak. Ayrıca fazla enersiniz. jisini bataryasında toplayıp güneş battıktan sonrada depolaEvin her odasında bulunan sensörler sayesinde ısı, ışık, dığı enerjiyi kullanacak. Bir örnekle izah etmek gerekirse, şu gaz ölçümü her an kontrol edilecek. Ayrıca evin belirli nokzamanda Türkiye şartlarında ortalama bir evin ihtiyacı 3500 talarında hareket sensörleri de bulunacak. Isının gereğinden Watt/saat elektrik 20 m2 panelle sağlanabilinir. Çatısında 80 fazla artmasıyla bilgisayar hemen itfaiyeye haber verecek m2 panel bulunan bir ev ihtiyacının 4 katını alacaktır. Geleceveya evin sahipleri evde olmadığı halde hareket hissedilirse ğin evlerinde tüketimin çok üzerinde bir üretim olacaktır bu polise ihbarda bulunulacak. Hatta evin yaşlı ve yalnız yaşaenerji depolanarak sadece evsel kullanımda değil örneğin yan sahibi uzun süre hareket etmezse bilgisayar hemen acil elektrikli otomobilin şarj edilmesinde bile kullanılabilinecek. servise haber verecek. Televizyon karşısında uyuduğunuzda Rüzgar enerjisi de güneş ışığının yetersiz olduğu bölgelerde televizyonu kapatacak. Evde küçük çocuğunuzu bıraktığınızçözüm sunabilecek.

16


MODERN DÜNYANIN YENI EVLERI

da, sizin belirlediğiniz prizler hariç her yerdeki elektriği kesecek, çocuğunuz için güvenli ir ortam oluşturacak. Tüm bunlara ek olarak evdeki bilgisayar diğer evlerdeki bilgisayarlarla isteğe bağlı olarak iletişime de geçebilecek. Ancak bu kadar karmaşık ve fonksiyonel bilgisayarın dili çok yalın ve anlaşılır olacak öyle ki 7 yaşındaki bir çocukla 70 yaşındaki ihtiyar bir insan zorlanmadan bilgisayara komut verebilecekler. Hatta daha da ileri götürülüp sorulan sorulara bir insan kadar doğal cevap verebilen, kullanıcısıyla dertleşebilen bilgisayar programları dahi yapılabilir. Elbette hayaller sınır tanımaz ve insanoğlu var oldukça hep daha iyisi ve daha fonksiyoneli icat edilecektir.

Aslında bu yazdıklarımın çoğu günümüz teknolojisiyle yapılabilir hatta çoğu yapılmıştır da ancak ben sadece birbirinden bağımsız konuları bir araya getirip biraz da hayal gücümü kullanarak fikir vermeye çalıştım. Elbette birçok eksiğim mevcuttur. Eksik olan kısımları da siz saygıdeğer okuyucularımız tamamlayarak geleceğin evleri için orijinal düşünceler ortaya koyabilirsiniz.

Elektrik enerjisi güneş panellerinden sağlanacak.

Muhammed Ali YİĞİT

IEEE ODTÜ Power and Energy Society Üyesi ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği

m_aliyigit@hotmail.com

17


IEEE ODTÜ

İREM BULUŞ

TEKNOLOJİNİN HIZLI İLERLEYİŞİ BILTEK 2010-2011

Biz gençler teknoloji çağı çocukları olarak; yaşlı insanların yeni teknoloji ürünlerinin kullanımıyla ilgili sorunlar yaşamalarına anlam veremeyiz. Yenilikler hayatı bu kadar kolaylaştıracak şekilde tasarlanmışken neden onlar kullanmamakta diretmektedirler? Şüphesiz ki bunun sebebi; çok hızlı ilerleyen, yeni olarak gördüğümüz ürünlerin çok kısa sürede sıradanlaştığı, hatta eskidiği bir teknoloji çağında yaşıyor olmamızdır. Artık tüm yenilikleri kolayca takip etmek neredeyse imkansızlaşmış durumda. Herkes ancak ilgi alanı kapsamındaki gelişmelerden haberdar. İlgi alanımıza girmeyen konulardaki teknolojik gelişmelerdeyse mehter takımı gibi kalıyoruz. İki adım atmayı denesek bile teknolojinin hızlı ilerleyişi sonucu kendimizi bir adım geride buluveriyoruz. Ancak bazı konular var ki tüm insanlığın ilgi alanına bir şekilde giriveriyor. Bu ortak ilgi alanlarından biri EV imiz. Bu konudaki gelişmeler hepimizi ilgilendiriyor. Teknolojideki yüksek ivmeli gelişimi eskinin geleneksel evleriyle günümüzün AKILLI EVLER ini karşılaştırarak net bir şekilde görmek mümkün. Çok değil daha 20-30 sene önce; evlerdeki en lüks eşyalar çamaşır-bulaşık makinesi, televizyon ve radyoydu. Su çeşmeden içilir, ısınmak için soba kullanılırdı. Çocuklar oynasınlar diye sokağa gönderilir, küçük yerlerde kapılar dahi kilitlenmezdi. Özetle eskiden yüksek elektrik, su faturaları, doğalgaz kaçakları, güvensiz bir çevre yoktu. Zaman içinde kadınların da aktif bir şekilde çalışma hayatına dahil olmaları, dolayısıyla insanların ev işlerine, alışverişe, faturalara, ihtiyaçlara ve hatta çocuklarına ayırabilecekleri zamanın azalmasıyla bu alanda da teknolojiye olan ihtiyaç arttı. Bunun sonucunda günümüzde halen gelişi-

18

min devam ettiği AKILLI EV ler doğdu. Bu evler insanların Güvenlik, Konfor ve Tasarruf olarak üç başlıkta toplayabileceğimiz ihtiyaçlarına karşılık vermek için üretilmektedir. Akıllı Ev sistemlerinin altında yatan mantık; her şeyi her yerden tek bir kontrol paneli sayesinde yönetebilmek. Bu evlerde insanlar çalışırken evden alışveriş listesini markete gönderip alışverişini yapabiliyor, evde değilken bile evin ısısını ayarlayarak tasarruf yapabiliyor, evde gaz kaçağı olması, yangın çıkması, birinin yere düşmesi ya da eve hırsız girmesi gibi durumlarda hemen haberdar olup önlemini alabiliyor. Ayrıca akıllı ev kullanıcıları evlerde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, su ve elektriğin gereksiz kullanımına karşı alınan tedbirlerle yüksek oranda tasarruf sağlayarak faturaların yükü hafifletebiliyor. Aslında Akıllı Ev sistemleri kişiyi gereksiz zaman kaybından kurtarıyor, günlük iş yükünün hafiflemesini sağlayarak insanların sevdiklerine daha fazla zaman ayırmalarına olanak tanıyor ve en önemlisi de insanların çocuklarının geleceğine zarar vermeyen çevre dostu tasarruflu evlerde yaşamasını sağlıyor. Yukardaki örnekler bu kapsamda geliştirilen onlarca teknolojiden sadece bir kaçı. Biz de IEEE ODTÜ Power&Energy Society olarak bu altyapıya neler ekleyebiliriz, insanın ev yaşamında başka hangi eksikler var düşünceleriyle yola çıkarak Solar Decathlon adlı özetle; enerjisini tamamen Güneş’ten alan bir ev tasarlama yarışmasına katılmaya karar verdik.


TEKNOLOJININ HIZLI İLERLEYIŞI

SOLAR DECATHLON NEDIR? The U.S. Department of Energy tarafından 2011’den itibaren her yıl düzenlenmekte olan Solar Decathlon, dünya çapında 20 takımın başvurular arasından 10 kategoride sınanarak seçildiği bir yarışmadır. Yarışmanın amacı, enerjisini tümüyle güneşten alan, enerjisini verimli kullanan, düşük maliyetli ve çekici bir akıllı ev tasarlamak; üretmek ve işletmektir. Rakiplerinin arasından elenerek seçilen 20 takımdan önce kısa bir teklif raporu vermeleri istenmekte; sonrasında 2 yıl içerisinde tasarladıkları evi istenen kriterlere uygun olarak kurmaları beklenmektedir. En sonunda inşa edilen evler sergilenecek ve derecelendirilecektir.

ya ve izleyiciye ulaştı Solar Decathlon’un Gelişimi İlk Solar Decathlon 2002 yılında düzenlenmiştir. Bu tarihten itibaren 2005, 2007 ve 2009 da olmak üzere iki yılda bir düzenlenmiştir. 2011’den itibaren çift yıllarda Avrupa’da tek yıllarda ise Amerika’da olacak şekilde düzenlenmesi planlanmaktadır. 2011 yılında da diğer yıllarda olduğu gibi Washington D.C.’deki National Mall’da 23 Eylül-2 Ekim arası düzenlenecektir. Solar Decathlon Yarışması Kriterleri Katılan takımlardan beklenen, • Ekonomik, dikkat çekici, yaşamaya uygun • Yaşanılabilir ve sağlıklı ortam koşulları barındıran

Solar Decathlon’un Amacı • Katılımcı öğrencileri ve halkı temiz enerji kaynaklarının kullanılması ile sağlanan tasarruf fırsatları hakkında bilgilendirmek. • Günümüzde kullanılmakta olan yenilenebilir enerji teknolojilerinin potansiyelinde barındırdığı fırsatları ortaya çıkarmak ve bunu halka arz etmek. • Öğrencilerin bu eşsiz yarışmaya katılarak ülkenin gelecekteki temiz enerji birikimine ve işgücüne katkıda bulunmak. Solar Decathlon’un Etkileri 2002’den beri Solar Decathlon; • 92 üniversite takımının disiplinler arası çalışması ile ortaya çıkardıkları evlerin yarışmasına sahne olmuştur. • Başarılı bir eğitim programı oluşturmuş ve dünya çapında bir saygınlık kazanmıştır.

• Yemek, temizlik ve eğlence gibi ev uygulamalarına enerji sağlayan • Yeterli sıcak suyu elde edebilen

• Tükettiği enerjiyi veya daha fazlasını üretebilen bir ev üretmeleridir. Bu kriterleri değerlendirmek amacıyla adından da anlaşılacağı üzere 10 kategori belirlenmiş ve bu kategorilerin her biri farklı derecede puanlandırılmıştır. Bu kategoriler ve değerlendirme kriterleri: 1. MİMARİ 2. MARKET YAKLAŞIMI 3. MÜHENDİSLİK 4. İLETİŞİM

• 15.000 kadar öğrencinin hayatını etkilemiştir

5. SATIN ALINABİLİRLİK

2009 yılındaki yarışmada Solar Decathlon:

6. KONFOR

• 10 gün içerisinde 307,502 kişi tarafından ziyaret edildi

7. SICAKLIK&NEM&SICAK SU

• 506 profesyonel tarafından düzenlenmiş 32 atölye çalışmasına ev sahipliği yaptı

8. BEYAZ EŞYA 9. EĞLENCE

• Farklı medya araçları ile milyonların üzerinde okuyucu-

19


TEKNOLOJININ HIZLI İLERLEYIŞI

NEDEN SOLAR DECATHLON? Neden Solar Decathlon?

çıkarak verimli işler ortaya çıkarmak için,

Temiz enerji alanında en son teknolojileri ve uygulamaları tanıma fırsatı yarattığı için,

Böyle büyük çaplı bir yarışmaya katılarak Türkiye’nin temiz enerji ve enerji verimliliği konusunda teknoloji trendlerini yakalamasına yardımcı olmak için solar dechathlon.

Disiplinler arası bir çalışmaya olanak sağlayarak iş hayatını tecrübe etme imkanı sağladığı için, Uluslararası alanda enerji ile ilgili en büyük çaplı ve en saygın yarışma olduğu için,

Bu yarışma kapsamında yürüttüğümüz çalışmalarla ilgileniyor ve katılmak istiyorsanız bize; pesyk@ieee.metu.edu.tr adresine mail atarak ulaşabilirsiniz.

Teorik bilgilerin yanına yaparak öğrenme ile pratiği de katabilmek için,

Ayrıntılı bilgi için: www.solardecathlon.gov/

Uzun soluklu bir proje içerisinde takım çalışmasını deneyimlemek için, ODTÜ’nün bize sağlamış olduğu bilgi ve desteği kullanarak üniversite hayatımızda sıradanlığın ötesine

İrem BULUŞ PES Yönetim Kurulu Başkanı irem.bulus@ieee.metu.edu.tr

20


IEEE ODTÜ

PES YK

S O L A R D E CAT HLO N I NT E RV IE W BILTEK 2010-2011

1) How did you find the money? The project is very expensive. Our total cost was roughly $810,000. We raised approximately $520,000 in cash and relied on material in-kind donations (solar panels, solar thermal, etc.) for the difference. Most of the cash came from the house sale, a PEW grant, the DOE grant, and fund-raising. 2) At what stage did you start sponsorship work? It’s important to start sponsorship work as soon as possible, but of course this is somewhat difficult until you have at least a schematic design. On one level it can be difficult to ask for cash from sponsors if you do not yet have something material or at least schematic to show them; on another level it is difficult to ask for material in-kind donations if you do not know what you need. We began work on a sponsorship package at the beginning of the project and continued to evolve it as the project grew. We identified a few companies we knew we wanted to partner with and we began making phone calls immediately. 3) How did you provide interdisciplinary communication? (weekly joint meetings / gathering in groups) We had a team of 250 students, but 20 students did 95% of the work. The team consisted of team leaders, sub-team leaders, and team members. The full team would meet once a week to talk about the project globally. Sub-team leaders would meet with sub-teams once a week outside of the full team meeting (or sometimes immediately after) to discuss specific components of the project (fundraising team, electric team, website team, design team, etc.). Team leaders would meet once a week with each other and once a week with sub-

team leaders (many team leaders doubled as subteam leaders). So leaders of the project might have four meetings a week. Aside from meetings, we used regular email communication, a wiki (which in the end seemed extraneous), Google documents, and various other electronic media for communication. 4) Which stage did you start to get professional help? Like material in-kind donations, I would secure commitments from professionals as soon as possible and let them serve as mentors or advisors to the project from the beginning. Our team prided itself on being student led, but the more professionals who can assist as consultants and advisors the more smoothly things run and they’ll already be up to speed when they are most needed later. We had professional architects, engineers, and builders serve as advisors throughout the project. 5) How did you do the transition from theory to practice? We offered a design studio in architecture to produce a conceptual design for the house for academic credit. We offered a solar lab in engineering to brainstorm technologies and innovations for the house for academic credit. We offered two independent studies in architecture to produce design development drawings and construction documents for academic credit. Theory is a critical element to the project, but because the product is completely tangible, there must always be a focus on completing the very challenging practical considerations. Each year, some teams do not deliver fully completed or functional houses to the Solar Decathlon competition, perhaps because they underestimate the difficulties and rigor of completing the design, building the house, testing it, and transporting it.

21


SOLAR DECATHLON INTERVIEW

6) How did you complete the training process? Except for construction, we did not have formal training. Most of the project was learn-as-you-go. 7) How did you create your technical infrastructure? Most of the technical infrastructure was developed during the solar lab course in engineering. Engineering, computer science, and architecture students worked together to develop technical strategies for the house. After a plan was developed, we met with professors and professionals to learn how to best execute it. 8) What was role of academic advisors into the project? We had one primary advisor, Matt Ulinski, a professor in engineering, who devoted the most time to the project. We had other advisors who were helpful, but it was difficult for many of them to dedicate large amounts of time. Our advisors helped us to navigate complex university regulations, answer questions, offer expertise, meet professionals. I met with Matt Ulinski and Zellman Warhaft regularly to discuss ideas, challenges, ask questions, and keep them informed about developments. Good academic advisors –preferably in all project areas

(business, engineering, architecture, communications, technology, etc.) –are a tremendous asset to any SD project. 9) Can you give us information about the distribution of the task? We divided tasks up by sub-teams. Student team leaders or sub-team leaders would oversee each of the subteams. We tried to create sub-teams according to specific assemblies within the house or requirements from the competition. In leadership we had: a project manager, business leader, communications leader, landscape architecture leader, architecture leader, engineering leader, construction manager. For sub-teams we had: fundraising, materials procurement, budget, house sale, media, planning, outreach, website, solar thermal, HVAC, electric, plumbing, energy modeling, controls,

22

interiors, lighting, landscape architecture, constructions, logistics. 10) Did you do opportunity cost analysis? If you did, what criteria did you based on ? Opportunity cost analysis in an economic sense? I’m not quite sure of this question. We did informally have to make some decisions about balancing the house we wanted versus the house we could afford. We also had to value engineer certain elements out of the design that proved to be too costly. 11) What is the most important feature that distinguishes your home? We concentrated on a unique design above all else, however we were severely penalized by the judges for this gamble. They did not like our house design and we scored low in this area. To win the competition it is important to concentrate on overall house performance, efficiency, and solar electric generation. We wanted to do well in all areas, but solar electric generation in particular was a significant weakness for our design.

12) How did you deliver the house to United States? (For teams in Europe and Asia) We were able to ship the house in three pieces on three flatbed trucks. For international teams this is much more difficult and adds considerable expense because the houses must be delivered to the United States by boat, then moved to a truck and delivered. This also decreases build time. I know we were able to continue building our house while team Germany had their house packaged on a boat. 13) How did you take this project together with University classes? This was also very difficult. For those most invested in the project, including myself, we focused on the Solar Decathlon project foremost and concentrated


SOLAR DECATHLON INTERVIEW

on classes secondarily. It was an incredibly rigorous schedule. Some other universities I spoke to were able offer Solar Decathlon classes in lieu of other courses or suspend other courses. Any relief you can offer students to work on Solar Decathlon will be a major benefit to them and the project. It was without a doubt the best learning experience of my academic life.

15) How did you manage to continue the project along your curriculum? This is mostly answered in question #13. My regular curriculum courses suffered somewhat in order to concentrate on Solar Decathlon. I was able to take classes and work on the project, but it would be much nicer to integrate the two together.

14) What kind of courses did you attended to support the project? I answered this above in question #5. The more classes that can be devoted to Solar Decathlon the better. It depends in large part on faculty and university support for the project.

IEEE ODTÜ ÖĞRENCİ KOLU POWER ENERGY SOCIETY YÖNETİM KURULU pesyk@ieee.metu.edu.tr

23


IEEE ODTÜ

KARDEN BÜYÜKTANIR

GÜNEŞ ENERJİLİ STADYUMLAR BILTEK 2010-2011

Dünya’nın bütün ülkelerinde spora verilen önem fazladır. Spor müsabakaları için yapılan stadyumları binerce kişi doldurmaktadır. Bu büyüklükteki yapıların da enerji tüketimi çok fazladır. Günümüzde bu doğrultuda kendi enerjisini kendisi üreten stadyumlar yapılıyor. Gelin enerjilerini tamamen güneşten üreten bu “Yeşil Stadyumlar”dan en önemli bir kaçını inceleyelim.

1) Dragon Stadium: Tayvan'da inşa edilen stadyum, dünyanın ilk %100 güneş enerjisiyle çalışan stadyumudur. 2009 yılında Dünya Spor Oyunları için inşa edilmiştir. Kaohsiung`daki 50 bin kişi kapasiteli stadyumun çatısı güneş pilleri ile ve 8,884 güneş paneliyle kaplanmıştır. Bu paneller çatıda toplam 14 bin 155 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Panellerin gündüz ürettiği enerji, gece saha içerisinde 3 bin 300 metrekarelik bir alanı ve 2 devasa skorbordunu aydınlatacak boyuttadır. Stadyumda müsabaka olmadığı zamanlarda güneş pilleri ile üretilen elektrik enerjisi kentin bağlaşımlı şebekesine verilmektedir. Bu sayede yapı, çevresindeki yerleşim birimleri için enerji üreten bir santral görevi üstlenmiştir. Japon mimar Toyo Ito`nun dizayn ettiği stadyum yılda ise toplam 1,14 kWh elektrik üretmektedir ve Artan enerji üretimi Tayvan hükümeti tarafından satılımaktadır. Böylece yıllık 660 ton karbondioksit doğaya salınmamış oluyor.

2) Stade de Suisse: İsviçre'nin Bern şehrinde inşa edilmiş stadyum, Young Boys Bern futbol takımına ev sahipliği yapmaktadır. Stadyumun kapasitesi 32.000 seyirci olup hepsi oturmalıdır. Stadyumun üstüne 2005 yılında 7000 güneş paneli yerleştirilmiştir. 1,3-megawattlık entegre paneller, bu stadı dünyanın en etkileyici 2. stadı yapmaktadır. Bu güneş panelleri dizisi yılda 1,200,000 kWh elektrik üretmektedir ki bu da 400 evin elektrik ihtiyacı demektir.

Stade de Suisse

Dragon Stadium

24


GÜNEŞ ENERJİLİ STADYUMLAR

3)

AT&T

Park:

5)

Amerikan Beyzbol Ligi takımlarından San Francisco Giants'a ev sahipliği yapmaktadır. Son teknoloji ürünü olan stadyum, 120-kWlık 600 güneş paneli dizisine sahiptir. Her ne kadar Stade de Suisse ve Dragon Stadium kadar etkili olmasa da, bu panel dizileri stadın skorbordunu çalıştırmaya yetecek gücü üretme kapasitesine sahip. Bu da 40 evin elektrik ihtiyacını giderecek güç demektir.

Fenway

Park

:

Fenway Park Amerikan Boston Red Sox beyzbol takımının tarihi evidir. Stadyum 1912'de açılmıştır ve o günden bu yana çok az değişikliğe uğramıştır. 2008 yılına gelindiğinde, stadın çatısına solar termal sistem yerleştirilmiştir. Bu paneller solar elektrik gücü üretmemektedir. Farklı olarak, stadın sıcak su ihtiyacının %37'si bu panellerden elde edilen elektrikle sağlanmaktadır.

AT&T Park

4) Easy Credit Stadium:

Fenway Park

Bilindiği gibi Almanya, güneş enerjisi sektöründe dünyada başı çekmektedir. FC Nuremberg (Nurnberg) futbol klubune ev sahipliği yapan stadyumun çatısına, 2006 yılında Siemens tarafından solar paneller yerleştirilmiştir. Siemens bu işlemi 3 hafta gibi kısa bir sürede gerçekleştirmiştir. Paneller yılda 140 kWh elektrik üretmektedir.

Karden Büyüktanır Easy Credit Stadium

Biltek Editörü karden@ieee.metu.edu.tr

25


IEEE ODTÜ

SIMAY AKAR

TERMA L

G ÜN EŞ

SA N TRA L L ERİ

BILTEK 2010-2011

Güneş Enerjisi denildiğinde birçok kişinin aklına Termal Güneş Santralleri değil, fotovoltaik sistemler gelmektedir. Bilinenin aksine 15 yılı aşkın süredir, dünya genelinde Termal Güneş Santralleri verimli biçimde kullanılmakta ve kullanılabilecek miktarda elektrik üretilmektedir. Türkiye'de bilinen enerji sistemleri arasında sayılmasa da, Dünya'da bu potansiyeli keşfetmeye başlamış birçok ülke vardır.

1. NEDİR TERMAL GÜNEŞ SANTRALLERİ Güneş termik santrallerinin kule, büyük iki eksenli paletli aynalar, yüzlerce hatta binlerce kule etrafında kurulur. Bu hafif kavisli aynalar da heliostat denir; bir bilgisayar bunların her biri için ideal konumu hesaplar ve bir motor güneşe taşır. Sistemi, bu güneş ışığı sağlamak için gerçekten kulenin üst odaklanmış çok hassas olması gerekir. Bu emici bulunduğundan burada ve bu 1000 ° C veya daha yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılır. Sıcak hava ya da erimiş tuz sonra bir buhar jeneratörü için emici gelen ısı nakliye; kızgın su buhar orada, hangi olarak parabolik oluk santralleri için yukarıda açıklanan bir türbin ve elektrik jeneratörü, sürücüler üretilir. Güneş enerjisinin kaynağı, güneşin çekirdeğinde gerçekleşen füzyon sürecinde hidrojen gazının helyuma dönüşmesi ile açığa çıkan ışınım enerjisidir. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m2 değerindedir; ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminin fazlasıyla üzerindedir. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970'lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşüş göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir. Türkiye coğrafi konumu itibariyle güneş kuşağı içerisinde yer alıp, güneş enerjisi kullanımının uygun olduğu bir ülkedir. Ülkemizde güneş enerjisi potansiyeli coğrafi bölgelere göre değişim göstermektedir. Uzun yıllara ait meteorolojik gözlemlerin (heliograf) ortalaması alınarak bulunan Türkiye’nin yıllık güneşlenme süresi 2640 h(saat) olup, maksimum değer 362 h

26

ile temmuz ayında ve minimum değer 98 h ile aralık ayında gerçekleşmektedir. Gerçekte bütün enerji kaynakları güneşten türemiştir. Günümüzde enerjinin eldesinde de büyük oranda birincil kaynaklar kullanılmaktadır. Belli başlı enerji kaynakları petrol, doğal gaz, likit petrol gazı, kömür ve odundur. Temel enerji kaynakları hızla tükenmekte olup dünya nüfusu sürekli artmaktadır. Dünya nüfusunun enerjiye bağımlılığı, enerji açığını sürekli olarak büyütmektedir. Bu temel enerji kaynaklarının hızla tükenmesi insanlığı daha uzun ömürlü enerji kaynaklarına yöneltecektir. Bu kaynaklardan en önemli ikisi nükleer ve güneş enerjisidir. Nükleer enerjinin ileri teknoloji ve maliyete ihtiyaç duyması ve bunun yanında çevreye olan zararları sebebiyle kullanılabilirliği kısıtlıdır. Güneş enerjisi ise yaygın kullanımında yüksek ve özel teknoloji gerektirmez. Güneş enerjisi genel olarak solar paneller kullanılarak konutlarda, sanayide, tarımda, ısıl enerji uygulamalarında ya da fotovoltaik paneller kullanılarak elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır. Bilinen bu yaygın kullanımların yanı sıra Konsantre Solar Güç (CSP) diye adlandırılan Konsantre Güneş Santralleri vardır. Basitçe özetlemek gerekirse bu santrallerin çalışma prensibi güneş enerjisini sıcak su ve buhar üretiminde kullanarak açığa çıkan termal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürmektir. Bu tarz santraller Silindirik-Parabolik Sistemler (Dish sistemleri) ve Merkezi Alıcı Güneş Güç Kuleleri olmak üzere iki ana kategoride genellenebilir.


TERMAL GÜNEŞ SANTRALLERI

2. KONSANTRE TERMAL GÜNEŞ SANTRALLERİ SİSTEMATİĞİ 2.1 Orta Ve Yüksek Sıcaklık Güneş Enerjisi Isıl Uygulamaları: Güneş bacasının dizaynı, geniş bir kolektör serası ile merkezi bir bacadan oluşur. Sıcak hava, geniş bir cam çatı kolektör altında güneş tarafından (direkt ve difüz ışını ) üretilir. Isınan hava kolektörün merkezindeki bacaya doğru akar ve yukarıya doğru çekilir. Bu çekiş bacanın tabanına yerleştirilmiş rüzgar türbinini çalıştırır. 2.2 Güneş Güç Kuleleri Bir güneş termik santral verimliliği kolektör verimi, alan verimliliği ve buhar çevrim verimi ürünüdür. kolektör verimi ve güneş ışığı sıklığı ve emici tüp sıcaklığının açısına bağlıdır.. Güneş termik santralleri kulesi gibi Orta ve alıcı sistemler yüksek sıcaklıklara ulaşabilir ve bu nedenle daha yüksek verim elde edilebilir. Güneş güç kulesi sisteminde, heliostat olarak adlandırılan iki eksenli izleyici aynalar güneş enerjisini kulenin tepesine merkezi bir şekilde monte edilmiş olan alıcıya yansıtırlar. Burada, alıcıya gelen güneş enerjisi, çalışma akışkanı (gaz veya tuz eriyiği) tarafından absorbe edilir ve sonra bir buhar türbinine buhar üretmede kullanılır. Çeşitli güneş ışınımlarında sabit buhar parametrelerini muhafaza etmede iki metot kullanılabilir: 1-Bir fosil yakıt yedekleme brülörünün sisteme entegrasyonu 2-Bir yedek ısıl deponun tampon gibi kullanılmasıdır. Yedek ısıl depoları, güneşin olmadığı sürede elektrik üretimini mümkün kılmak üzere ısıl enerji depolayabilir. 2.3 Güneş Yansıtıcıları: Güneş yansıtıcıları olarak aynalardan oluşmuş iki eksenli güneş izleme sistemleri ile donatılmış heliostatlar kullanılır. Böyle hedefe yapılan ışınım maksimumdur. Maksimum yoğunluklu alan modeli bu sebeplerden dolayı, dizayn koşullarında toplanan gücün ve alıcı yüzeyine düşen ışınımın üst

limitini temsil eder. Heliostat alanın performansı, optik verimlilik açısından tanımlanır. Bu performans, alan üzerine dik olarak gelen güç ile, alıcı tarafından absorblanan net gücün oranıdır. Optiksel kayıplar; gölgeleme ve bloklama kayıpları, noksan ayna yansıtması, atmosferik azalmaları içeren kosinüs etkisini ve alıcı saçınım kayıplarını içerir. Heliostatlar daha sıkı bir araya getirilirken, engellemeler ve kayıpları artar fakat alan, otomatik kontrol ve elektrik tesisatıyla ilgili maliyetler azalır. Heliostatlar maksimum verimliliği elde etmek için alan içinde dikkatlice dağıtılmalıdırlar. Alan içinde bir çok heliostat düzenlemesinin mümkün olmasına rağmen önerilen metot sadece radyal çakışmayacak bir dağılım için geliştirilmiştir. Bu düzenleme ile hiçbir heliostatın merkezden çevreye çizilmiş hayali bir hat boyunca yakın halkalar içinde diğer bir heliostatın önüne direkt olarak yerleştirilmemesini sağlar. Bu yolla herhangi bir heliostat tarafından yansıtılan ışın, alıcı yolu üzerindeki yakın komşular arasından geçer. Çalışmalar radyal çakışmayan düzenin verilen arazi alanı için daha çok verimli olduğunu göstermiştir. Radyal çakışmayan düzen, alan kullanımını ve atmosferik kayıpları azaltır. Böylece bu düzen, heliostat alanları için en elverişli dağılım olur. 2.4 Güneş Alıcısı Güneş alıcı sistemi olarak iki sistem kullanılmaktadır. Bunlardan ilki güneş alıcısında hassas bir verimde yüksek bir sıcaklık elde etmek için izotermal olmayan ya da bölmeli bir alıcıdır. Alıcı kayıpları daha çok alıcı sıcaklığına bağlıdır ve yüksek sıcaklıktaki bir alıcıda esas kayıp bileşeni, dördüncü güce sıcaklıkla artan yayınımdır. Bölmeli bir alıcı, alıcı mesafelerini faklı sıcaklıklı bölümlere ayırarak bu ka-

27


TERMAL GÜNEŞ SANTRALLERI

yıpları azaltır. Ve akışkan, sıralı olarak bu bölmelere doğru, sırayla artan irradyasyon akısı ve sıcaklığıyla ısıtılır. Alıcı açıklığının geniş bir kısmı, bu yüzden aslında alıcının maksimum sıcaklığından daha düşüktür ve kayıplar ısıl bir dengeye ya da izotermal dizayna göre önemli bir şekilde göreceli olarak azalır. Burada esas olarak alıcıda yayınım kayıpları ele alınmış, konveksiyon ve iletim kayıpları ihmal edilmiştir. Bu, yüksek sıcaklıktaki bir alıcıda hassas bir kabuldür (yayınım kayıpları, sıcaklığın dördüncü gücü ile artığından diğer kayıp mekanizmalarından çok daha etkindir.) Alıcı açıklığı, çemberde düşük ve merkeze doğru kademeli olarak artan bir sıcaklıkta siyah bir yüzeyle modellenmiştir. Kullanılabilecek diğer bir sistem ise boşluklu silindirik alıcı sistemidir. Alıcı, boşluk tipi olup su/buhar soğutmalıdır. Ayrıca, termal

depolama yapmak üzere ergimiş Na-K tuzlarının dolaştığı üçüncü bir kapalı devre oluşturulur. Alıcı içinde aktif ısı transfer yüzeyini teşkil eden boru demetinin içinden, çevrim akışkanı su/buhar geçmektedir. Oluşturulan üçüncü bir çevrim sayesinde, alıcıda kaybolacak enerjinin bir kısmı daha faydalı hale getirilmektedir. Sıvı haldeki Na-K tuzları, aynı zamanda çok iyi bir ısı depolama özelliğine sahiptir. Alıcıya gelen besleme suyu, içinden sıcak erimiş tuz geçen bir ısı değiştiricisinden geçirilerek, ön ısıtma işlemi yapılabilir. Ayna tarlasının çalışma prensibi, aynalar aracılığı ile yüksekte bulunan kule üzerindeki bir alıcıya enerji yoğunlaştırılması ve alıcıda elde edilen buhar türbin-alternatörlerle elektrik enerjisi üretilmesi şeklindedir.

3. YOĞUNLAŞTIRICI SİSTEMLER İLE ELEKTRİK ÜRETİMİ Bugüne kadar güneş enerjisi ile elektrik üretiminde başlıca iki sistem kullanılmıştır. Birincisi, güneş enerjisini direkt olarak elektrik enerjisine dönüştüren fotovoltaik sistemlerdir. Fakat geçen 20 yıl içerisinde fotovoltaik sistem uygulamalarının artışına rağmen, teknolojisinin karmaşıklığı ve maliyetinin yüksek oluşu, geniş çapta elektrik üretimi için yetersiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. İkinci seçenek ise, güneş enerjisinin yoğunlaştırıcı sistemler kullanılarak odaklanması sonucunda elde edilen kızgın buhardan, konvansiyonel yöntemlerle elektrik üretimidir. Güneş termal güç santralleri, birincil enerji kaynağı olarak güneş enerjisini kullanan elektrik üretim sistemleridir. Bu sistemler temelde aynı yöntemle çalışmakla birlikte, güneş enerjisini toplama yöntemleri, yani kullanılan kolektörler

28

bakımından farklılık gösterirler. Toplama elemanı olarak parabolik oluk kolektörlerin kullanıldığı güç santrallerinde, çalışma sıvısı kolektörlerin odaklarına yerleştirilmiş olan absorban boru içerisinde dolaştırılır. Daha sonra, ısınan bu sıvıdan eşanjörler yardımı ile kızgın buhar elde edilir. Parabolik çanak kolektörler kullanılan sistemlerde de ya aynı yöntem kullanılır ya da merkeze yerleştirilen bir motor (Stirling) yardımı ile direkt olarak elektrik üretilir. Merkezi alıcılı sistemlerde ise, güneş ışınları düzlemsel aynalar (heliostat) yardımı ile alıcı denilen ısı eşanjörüne yansıtılır. Alıcıda ısıtılan çalışma sıvısından konvansiyonel yollarla elektrik elde edilir.


TERMAL GÜNEŞ SANTRALLERI

4. GÜNEŞ TERMAL GÜÇ SANTRALLERİNİN TASARIM İLKELERİ Güneş termal güç santrallerinin tasarımında dikkate alınması gereken en önemli parametreler şunlardır; - Bölge seçimi - Güneş enerjisi ve iklim değerlendirmesi

-Bulutsuz ve sissiz bir atmosfere sahip olması, -Hava kirliliğin olmaması, -Ormanlık ve ağaçlık bölgelerden uzak olması, -Rüzgar hızının düşük olması.

- Parametrelerin optimizasyonu - Santralın tesis edileceği ideal bölge seçilirken aşağıdaki kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. -Yıllık yağış miktarının düşük olması,

5. DÜNYADAKİ UYGULAMALARI SOTEL ve Alman DLR şirketleri merkezi yoğunlaştırma ile elektrik üretiminin uygulanabilirliğini ve teknolojisini araştırmak için bir araya gelerek PHOEBUS grubunu oluşturmuşlardır. Bu amaçla, Avrupa, Japonya ve ABD de 6 adet santral inşa edilmiştir. Bu grubun çalışmaları merkezi yoğunlaştırıcı santraller için bir temel oluşturur.

Simay Akar IEEE ODTÜ ÖĞRENCİ KOLU Yönetim Kurulu Başkanı

KAYNAKÇA:

simay.akar@ieee.metu.edu.tr

http://www.volker-quaschning.de http://www.unienerji.com http://www.solarpaces.org http://spectrum.ieee.org http://www.eie.gov.tr

29


IEEE ODTÜ

ONURCAN ASLAN

YENİ LENEBİLİ R ENERJİ Ü Z E Rİ N E A R - G E ÇA LI ŞM A L A RI BILTEK 2010-2011

ULUSLARARASI AR-GE ARENASI Bir ülkede bilim ve teknolojiye verilen önem ve gelişmişliğin ölçüsü olarak, Ar-Ge harcamalarına ayrılan kaynağın, GSYİH içindeki payı alınır. Ar-Ge harcamalarının GSYİH içindeki payı yüzde 2’den fazla ise o ülkeler gelişmiş ülke sayılırlar. Teknolojik gelişmeler yaklaşık 15–20 kadar gelişmiş ülkenin tekelinde bulunmaktadır.

Ülkelerin uluslararası siyasi ve ticari arenada söz sahibi olabilmesinin ve ekonomik anlamda güçlü olabilmesinin arkasında güçlü bir sanayi oluşumunun ve teknolojiye ne kadar önem verildiğine bağlı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Teknolojinin gelişen rekabet ortamında, dünya ülkelerini “Teknolojiyi üreten ülkeler” ve “Teknolojiyi satın alan ülkeler” olarak ikiye ayırabiliriz. Bilimsel “know-how” kuramının yeterince gelişmediği ülkeler, gelişmekte olan ülkeler, her yıl milyonlarca dolar ödeyerek sanayileşmelerinin ve teknolojilerinin gelişmesine çaba harcamaktadır. Teknolojik gelişme üç aşamadan geçmektedir: Bunlar, bir makinenin çalışmasını bilmek, o makinenin çalışmasını sağlayacak gerekli işletme, bakım ve onarım yöntemlerine hâkim olmak ve son olarak da makineyi daha ergonomik ve ekonomik olarak geliştirmeye çalışmaktır. Gelişmekte olan ülkelerde, genellikle ilk iki kademe ile ,gelişmiş ülkeler ise son kademeyle uğraşmaktadır. 2005 yılında OECD(Organisation for Economic Cooperation and Development) bölgesinde gerçekleştirilen ArGe harcamaları 2000 yılındaki 617 milyar $ 2006’da 818 milyar $ ve son olarak 2009 yılında 940 milyar $ ‘ın üzerine çıkmıştır. Bu paylar içinde ABD 313 milyar $ ile dünyada ARGE'ye en çok yatırım yapan ülke konumunda olmasına rağmen, Çin ARGE yatırımının artış hızında dünyada 1. konumdadır. ABD ve Japonya’da Ar-Ge harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYİH) içindeki payı sırasıyla,% 2,67 ve % 3,12 iken, OECD ülkelerinde ortalama % 2,26, AB ülkelerinde ise yaklaşık %1,83 olarak gerçekleşmektedir. (Bu oranın Türkiye'de % 0,71 seviyesinde oluğunu söylemekte de fayda var.) Teknolojik gelişmelerin ve gelişmişlik seviyesini anlamının bir diğer yolu da patent sayıları ve ülkelerin teknokent sayı-

30

larıdır. ABD, Avrupa ve Japonya toplamda %71 ile bilimsel yayın sayısında ve %90 ile patent alanında öncülük etmektedirler. Daha da ayrıntıya inersek 2008’de ülkelerin patent başvuru sayıları şu şekildedir: ABD %31, Japonya % 28 ,Avrupa Birliği%27 dir. Avrupa Birliğini kendi içinde düşünürsek Almanya %11 ,Fransa%4, İngiltere%3, Hollanda %2 şeklinde bir tabloyla karşılaşmaktayız. Teknokent sayılarına bakacak olursak Amerika 6.000 teknopark ile dünyada lider konumda ve onun ardından Avrupa 2.000 (Almanya 270) teknokent sayısıyla gelmektedir. Türkiye'de ise 25 teknokent bulunmaktadır. Teknoloji geliştirme konusunda bugün söz sahibi olan ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerinin yanı sıra, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin üretim artışlarıyla 10 yıl içinde teknoloji alanında önemli güç odakları haline geleceği düşünülmektedir. Ar-Ge’ye verilen kamu teşvikleri, özel sektörün ağırlığının artmasıyla birlikte düşüşe geçmektedir. Dünyada 1995’de şirketlerin Ar-Ge harcamalarında kamu desteği oranı %11 iken, bu oran 2005 yılında %7’e gerilemiştir. Böylece devletler ARGE'nin içeriğine yönelik daha az müdahale etmiş ve konuyu özel sektöre bırakmıştır. Özellikle Avrupa’da üniversiteler ve kamu kuruluşları tarafından yapılan Ar-Ge yatırımlarının % 6,4’ü özel şirketler tarafından finanse edilir hale gelmiştir. Dünyada Ar-Ge’nin en çok yoğunlaştığı alan baş döndürücü ilerleme hızı ile bilişim ve iletişim teknolojileridir. Bununla birlikte bio-teknoloji, nano-teknoloji ve çevre teknolojileri alanları, endüstriyel inovasyon, sağlık ve çevre konuları Ar-Genin yoğunlaştığı bir diğer alanlardır. Örneğin AB, katı atık değerlendirmesi, yenilenebilir enerji ve motorlu araçların azaltılmasına yönelik çevre projeleriyle öne çıkmaktadır.


YENİLENEBİLİR ENERJİ ÜZERİNE AR-GE ÇALIŞMALARI

YENİLENEBİLİR ENERJİ ÜZERİNE AR-GE ÇALIŞMALARI

Dünyada Ar-Ge’nin en çok yoğunlaştığı alan baş döndürücü ilerleme hızı ile bilişim ve iletişim teknolojileridir. Bununla birlikte bio-teknoloji, nano-teknoloji ve çevre teknolojileri alanları , endüstriyel inovasyon, sağlık ve çevre konuları Ar-Genin yoğunlaştığı bir diğer alanlardır.

21. Yüzyıla girerken, artan nüfus ve sanayileşmeden kaynaklanan enerji gereksinimi dünya üzerindeki kısıtlı kaynaklarla karşılanamamakta, enerji üretimi ve tüketimi arasındaki açık hızla büyümektedir. Bu durumda, farklı enerji kaynaklarından daha etkin biçimde yararlanmak giderek artan bir önem kazanmaktadır. Diğer taraftan, geleneksel enerji üretim yöntemleri bugün çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biridir ve bu yöntemlerde kullanılan fosil yakıtların tüketiminin, çevre konusundaki uluslararası taahhütler nedeni ile azaltılması gündemde olan bir konudur. Ayrıca, fosil yakıtların bir süre sonra tükeneceği gerçeği de bilinmektedir. Enerji talebindeki hızlı artışın karşılanmasında ve çevre kirliliğinin önlenmesi için, yenilenebilir enerji kaynaklarından en etkin ve rasyonel biçimde yararlanılması amacıyla girişimci desteklerinin yanı sıra devletlerin yenilenebilir enerji üzerine yapacakları Ar-ge desteği de yararlı olacaktır. Bütün gelişmiş ülkeler çevre-dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmaya olağanüstü bir önem vermektedir. Bu yönüyle gelecek yüzyıl, güneş ve onun türevleri ile diğer tükenmez ve temiz enerji kaynakları kullanımında atılım yapılacak bir yüzyıl olma görünümündedir. Ancak, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen bu alternatif kaynaklardan yararlanılması, hidrolik enerji dışında, teknolojik gelişimlerinin yeniliği ve küresel rekabet nedeniyle, bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır. Bununla birlikte, jeotermal, pasif güneş, rüzgar ve modern biokütle enerjisi teknolojileri, bugün dünya enerji pazarlarında yer almaya başlamıştır. Enerji bitkileri, foto-voltaik ve denizde rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması, özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdürüldüğü gözlenmektedir. Londra merkezli araştırma kuruluşu Bloomberg New Energy Finance küresel yenilenebilir enerji sektörüne yöne-

lik 2010 yılı yatırımlarına dair bir çalışmaya göre; 2010 yılında küresel yenilenebilir enerji sektöründe toplam 243 milyar dolarlık yatırım gerçekleşti. 2009 yılında bu rakam 186.5 milyar dolar olarak gerçekleşmişti. Ayrıca bu rakam sektörde yapılan yeni yatırımların 2006 yılına göre iki kat arttığını göstermekte. BNEF'in analizine göre bu rekor rakama ulaşılmasında Çin'in hızla gelişen sektörü önemli bir katkı sağlarken, Avrupa güneş enerjisi sektöründeki hareketliliğe artan Ar-Ge harcamaları etkili oldu. Çalışmanın satır başları şu şekilde; Çin yenilenebilir enerji yatırımında yine liderliği ele geçirdi. Ülkede 2010'da bir öndeki yıla göre yüzde 30 artış ile toplam 51.1 milyar dolarlık temiz enerji yatırımı gerçekleşti. Çatı tipi güneş enerjisi yatırımları başta olmak üzere küçük ölçekli yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli artış yaşandı. 2010 yılında bu yatırımların düzeyi 2009'a göre yüzde 91'lik artış ile 59.6 milyar dolara ulaştı. BNEF'in verilerine göre 2009 yılında kamu kurumları tarafından gerçekleştirilen 15.8 milyar dolarlık Ar-Ge yatırımına karşın 2010 yılında bu rakam 21 milyar dolara yükseldi. Şirketler tarafından 2009'da gerçekleştirilen 12.8 milyar dolarlık Ar-Ge harcaması ekonomik durgunluğun etkisi ile 14.4 milyar dolarda kalırken sektördeki toplam Ar-Ge çalışması 35.4 milyar dolarlık seviyeye ulaştı. Girişim sermayesi şirketleri sektöre bir önceki yıla göre yüzde 28'lik artış ile 8.8 milyar dolarlık Ar-ge yatırımı gerçekleştirdi. Fakat bu rakam yine de 2008 yılı rakamı olan 11.8 milyar doların gerisinde kaldı. Güneş enerjisi sektörü 2010 yılında en yüksek artışın yaşandığı temiz enerji yatırımı alanı oldu. Küresel düzeyde yüzde 49'lük artış ile 89.3 milyar dolar-

31


YENİLENEBİLİR ENERJİ ÜZERİNE AR-GE ÇALIŞMALARI

lık güneş enerjisi yatırımı yapılırken, Avrupa'da 2009'a göre yüzde 91'lik artış ile 59.6 milyar dolarlık güneş enerjisi yatırımı yapıldı. Güneş enerjisi yatırımlarının yüzde 86'sı ise alım garantilerinin uygulandığı ülkelerde gerçekleşti. Rüzgar enerjisine tüm dünyada 96 milyar dolarlık yatırım yapıldı. Rüzgar enerjisine yapılan yatırımlar 2009'a göre yüzde 31 artış gösterdi. Çin bu alanda hem Ar-ge çalışmalarıyla hem de üretimde lider oldu. Elektrikli araçlar ve akıllı şebeke sistemlerine ise 2009 yılına göre yüzde 27 artış ile 23.9 milyar dolarlık yatırım yapıldı.

Teknoloji

Faaliyetteki ilk 10 yıl (€cent/kWh)

Faaliyetteki ikinci 10 yıl (€cent/kWh)

7

-

8

-

12

-

9

-

25

20

20

18

14

-

16

-

Temiz enerji yatırımlarında tek düşüş biyoyakıt sektöründe yaşandı. Biyoyakıtlara 2009 yılında yapılan 8.1 milyar dolarlık yatırım gerçekleşirken 2010 daki yatırım düzeyi ise 7.9 milyar dolar seviyesinde kaldı. Yatırım düşüşüne rağmen biyoyakıt üzerine yapılan Ar-ge çalışmaları önemini korumaktadır. Yenilenebilir enerji konusunda dünyada ki gelişmelerden ülkemizde nasibini almış ve bu konuda gerekli çalışmalar yeni yeni yapılmaktadır. Anayasada yer alan “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun” la ayrı bir düzenlemeye tabi tutulan yenilenebilir enerji kaynaklarına devlet teşviki

Hidroelektrik Rüzgar (kara) Rüzgar (deniz) Jeotermal Güneş - Fotovoltaik Güneş - Yoğunlaştırılmış Biyokütle (Çöpgazı dahil) Dalga, akıntı, gel-git

Tabloda görüldüğü üzere ülkemizin iklimsel ve fiziki şartları gereği güneş enerjisinden elektrik üretimine özel bir önem atfedilmektedir. Şu an ki durumda ise ülkemizde en fazla yenilenebilir enerji yatırımı hidroelektriğe verilmektedir. Bunun aksine Ar-ge çalışmalarına gelirsek; rüzgar, güneş ve dalga-gelgit enerjisi ülkemizdeki bu alanda Ar-ge çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. Ayrıca ülkemizde jeotermal kaynak olarak Avrupa da ön sıralarda olmasına rağmen genel olarak ısı amaçlı kullanılmaktadır fakat yine de jeotermal enerji üretiminin yaygınlaşmasıyla ilgili çalışmalar devam etmektedir.

Gerek çevresel faktörler gerek ekonomik sebeplerden dolayı yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru yönelim ülkelere daha avantajlı gelmektedir. Bu da dünyada yetişmiş insan gücüyle birlikte teknolojiye bağlıdır. Bu alanda yapılacak teknolojik gelişmelerde ülkelerin ya da girişimcilerin Ar-ge ye yapacakları teşvik ve desteklerle artacaktır. Genel olarak Ar-ge nin önemini belirtmek amacıyla yazımı şu sözle bitirmek isterim. "Dünyada Ar-Ge alanında yetişmiş insan gücüne sahip olmayan devletlerin ve geliştirilmeye açık olmayan kapalı teknolojilerin yaşama şansları yoktur.”

Onurcan ASLAN Halkla İlişkiler Komitesi Başkanı onurcan.aslan@ieee.metu.edu.tr

32


IEEE ODTÜ

ÇAĞLAR KAYAOĞLU

ÇEV RE DOS T U B İR TEKNOLOJİ BILTEK 2010-2011

KİNETİK ENERJİ GERİ DÖNÜŞÜM SİSTEMİ (KERS)

KISACA: Enerji tasarrufu odaklı ve çevre dostu projeler önem kazanıyor. Enerjinin verimli kullanımı otomobil ve motor sporları sektörü için de hayati bir önem taşıyor. Bu projenin temelinde frenleme esnasında açığa çıkan ve kullanılmayan enerjinin depolanıp kinetik enerjiye dönüştürülmesi yatar.

Son yıllarda dünyanın birçok yerinde, birçok endüstride mühendisler enerji tasarrufu odaklı ve çevre dostu projeler ortaya çıkarmaya başladılar. Bunların amacı, şu anda süregelen iklim değişikliklerine önlem almak ve aynı zamanda bağlı bulundukları sektörün geleceğinin enerji kaynaklarının tükenmesi vasıtasıyla tehlikeye girmesini önlemektir. Birçoğumuzun da bildiği üzere, enerjinin verimli kullanımı otomobil ve motor sporları sektörü için de hayati bir önem taşıyor. Çünkü bu sektörler için enerjinin verimli kullanımı aynı zamanda geleceği garanti altına almak ve sektörü genişletecek öncü teknolojiler üretmek demektir. Tabii “yeşil çevre” kavramı ile “ motor sporları” kavramını bir arada düşünmek ilk başta zor olabilir. Hatta kimisine göre “gülünç” bile olabilir. Ama dünya pazarında çok büyük bir yere sahip olan ve yıl başına milyarlarca doların döndüğü bir sektörü çöpe atmak imkansız olduğundan, mühendisler çevreye verdikleri zararı

en aza indirmek ve aynı zamanda teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Son zamanlarda, motor sporları sektöründe “enerji tasarrufu” adına başlatılan büyük bir proje var: “KERS”. Açılımı “Kinetic Energy Recovery System” (Türkçesi Kinetik Enerji Geri Dönüşüm Sistemi) olan bu projenin temelinde frenleme esnasında açığa çıkan ve kullanılmayan (yani ısıya dönüşüp çevreye zarar veren) enerjinin depolanıp kinetik enerjiye dönüştürülmesi yatar. İlk olarak 2009 yılında Formula 1 yarışlarında kullanılan sistem, 2010 yılında takımların ortak aldığı kararla kullanılmadı. 2011 yılında ise kullanılması zorunlu kılındı. KERS sisteminin Formula 1’de kullanılmasının amaçları ise, yol araçlarında bir amaç olan yeşil çevre kavramının motor sporlarında yayılmasını sağlamak, yarışlar içerisinde geçişi artırmak ve teknolojiyi geliştirip, hali hazırda bu teknolojiyi kullanan firmalar olsa

Bataryalı Kinetik Enerji Geri Dönüşüm Sistemi

34


ÇEVRE DOSTU BİR TEKNOLOJİ

da, otomobil endüstrisine öncülük etmektir.

lekleriyle bağlantıya geçer ve güç aktarımı sağlanmış olur.

KERS sisteminin hali hazırda iki tipi vardır: Biri bataryaların kullanıldığı (elektrikli) ve diğeri çarklı bir sistemin kullanıldığı (mekanik). Elektrikli sistemin takımlar tarafından daha çok tercih edilmesi bekleniyor, çünkü araca yerleştirilmesi daha kolay ve 2011 kurallarında yer alan çok büyük yakıt tankı gerekliliği de bunu zorunlu kılıyor.

2009 yılı için depolama kapasitesi 400 kilojoule, sistem gücü ise 60 kilowatt ile limitlendi. Bu tur başına 6.7 saniye boyunca ekstra 80 HP güç demektir. 2013 yılında ise daha düşük beygir gücüne sahip motorlar ile birlikte daha güçlü bir KERS sistemi kullanılacak. Sistemin sağladığı ekstra güç tur başına 150 HP olacak ve tur içinde yaklaşık 30 saniye boyunca

Son zamanlarda, motor

sporları

sektöründe “ e n e r j i tasarrufu” adına başlatılan büyük bir

proje

var:

“KERS”.

Çarklı Kinetik Enerji Geri Dönüşüm Sistemi Batarya sisteminin iki aşaması var: Şarj evresi ve yükseltme evresi. Basitçe anlatılacak olursa, şarj etme evresinde, arka frenlerde açığa çıkan enerji elektrik motoru tarafından yakalanıyor, ana işlem birimi tarafından kontrol ediliyor, ardından bataryaları şarj ediyor. Yükseltme evresinde ise elektrik motoru, pilot yükseltme butonuna bastığında devam eden bir akımla depolanan enerjiyi motora gönderir. Mekanik sistemde ise frenleme enerjisi dakikada 80000 devir yapan çarkların dönmesi için kullanılır. Ekstra güç istendiğinde ise çarklar otomobilin arka teker-

kullanılabilecek. Yani, gelecekte çevre dostu teknolojilerin önemi motor sporları dünyasında daha fazla olacak. Gelecekte KERS gibi örnekleri daha fazla gördüğümüz, teknolojinin çevreye zarar vermeden geliştiği bir dünyada yaşayabilmek dileğiyle...

Çağlar KAYAOĞLU Elektrik Elektronik Mühendisliği caglar.kayaoglu@ieee.metu.edu.tr

35


IEEE ODTÜ

KARDEN BÜYÜKTANIR

L E ED S E R T İF İ KA L I Y E Ş İ L B İ N A L A R BILTEK 2010-2011

Kullandığımız motorlu araçlardan, ev aletlerine, tüketilen enerji kaynaklarına kadar birçok konuda çevreye duyarlı alternatifler yaratılmaya ve kullanılmaya başlandığı günümüzde, oluşturulan alternatiflerden biri de "Yeşil Mimari" adıyla yola çıkarak temelleri 1851 yılında Londra'da inşa edilen Crystal Palace ile atılan ve 1970 yılındaki enerji krizi ile kendini öne çıkaran ve yeşil mimarinin nemini daha da arttırarak 1990'lı yılların başında adı konan "yeşil binalar" akımı oldu. Günışığından faydalanma, ısı verimliliği, güneş enerjisi uygulamaları, su tasarrufu sağlayan tesisat kullanımı, yağmur suyunu tutan ve bakım ihtiyaçlarını azaltan peyzaj gibi yöntemlerle enerji ve su kullanımında verimlilik sağlamanın yanında, kullanılmış maddelerin yeniden işlenip kullanılmasından başka, yerel olarak mevcut olan maddelerin tekrar kullanılması ile kaynakların korunmasını amaçlayan yeşil binalarda yüksek teknoloji ile mümkün olduğunca gün ışığından yararlanma, yalıtım ve enerji verimi öne çıkıyor. Atıkların tekrar kullanılmasından (çatıya yağan yağmur suyunun tekrar kullanımı gibi), bina içi hava kalitesinin sağlanmasına, güneş kolektörlerinin sıcak su ihtiyacını karşılamasının yanında kışın bile güneş enerjisinden bina ısıtmasına kadar farklı faktörlerle enerji tasarrufuna gitme ihtiyacı göz önünde bulundurularak ' Yeşil Binalar' inşa etme konusunda atılan hızlı adımlar, başta camlı ve çelik binaları ısıtmada enerji kaynaklarının yarattığı sıkıntıyı ortadan kaldırmaya yönelik çözümlere dönüştü ve 1990 yılında İngiltere'de BREEAM (Bina Araştırma Kurumu Çevre Değerlendirme Yöntemi), 1998 yılında Ameri-

36

ka'da Yeşil Bina Konseyi yeşil bina tasarımı için endüstri standardı olarak kabul edilen LEED (Enerji ve Çevre Tasarımında Liderlik) adı verilen standartları oluşturan uzmanlar, çevreci binaların yapılması için belli kriterler getirdi. 1998den bu yana hızlı gelişen LEED kapsamında ABD’de 50 eyalette, dünyada 30 ülkede toplam alanı 99km2’yi bulan 14.000 proje değerlendirildi. Yeşil Bina Konseyi üyeleri LEED programını sürekli geliştirmek için yapı endüstrisinin her sektöründen temsilcilerden oluşur. ABD’de USGBC’nin LEED programı çerçevesinde ilk “Altın” sertifikayı New York’taki “7 World Trade Center (7 Dünya Ticaret Merkezi)” aldı ve ABD’deki ilk “yeşil bina” oldu. Kullanıldığı ülkelerde hükümetlerce verilen vergi ve kredi inisiyatifleri gibi teşvikler ile desteklenen LEED önceleri yalnızca başvuruları takiben uzmanlarca yapılan değerlendirmeler sonucu yeni binalara sertifika veren bir sistem olarak gelişen LEED, daha sonra var olan binaların renavasyonu, endüstriyel iç mimari, semtlerin planlaması ve hastaneler gibi spesifik alanlarda çeşitlenerek her alan için farklı kriterlerden oluşan sertifikalar oluşturdu. Farklı projeler için geliştirilen ve ikisi henüz yeni gelişme aşamasında olan 6 farklı LEED çeşidini şöyle sıralamak mümkün: LEED-NC (New Construction and Major Renovations): Yeni inşaat ve renavosyon alanına yönelik olarak geliştirilen LEED-NC'de yeni geliştirilen ticari ve endüstriyel projelerden en yüksek performansın sağlanması amaçlanıyor. LEED-EB (Existing Buildings): Var olan binalara yönelik LEED-EB'de bina sahibi ve bina üzerindeki bakım, güçlendirme, geliştirme çalışmalarının nasıl sistematize edileceğine ilişkin kriterleri içerir.


LEED SERTIFIKALI YEŞIL BINALAR

LEED-CI (Commercial Interiors): Binada yaşayanlar için iç mekan tasarım kriterleri sunar (ofis, yönetim merkezi vb.). LEED-CS (Core and Shell Projects): Bina merkezi ve kabuğu denen iskelete yönelik bu türde tasarımcılara, bina yapıcılara, geliştiricilere ve yeni binanın sahibi olacak kişilere sürdürülebilir bir tasarımın sağlanacağı iskelet inşası kriterleri sunulur. Yeni geliştirilen diğer iki LEED türü de konutlara yönelik LEED ve mahalle gelişimine yönelik LEED'dir. LEED-H (Houses): Evler yüksek performanslı yeşil binaların oluşturulmasına yönelik bir dizi kriter barındırır. LEED-ND (Neighboor Hood): Mahalle gelişimine yönelik LEEDND şehircilik, smart growth, yeşil binalara yönelik kriterleri içeriyor olması ile komşuluk ünitelerinin tasarımına dair bir ilk olma özelliğini taşır. LEED programları ise genel olarak, yeni inşaat ve renovasyon projeleri, var olan binaların operasyonu ve tamiri, iç dekorasyon projeleri, evler, bölgesel gelişme, siteler ve okul binaları, okullar, sağlık tesisleri ve alışveriş merkezlerini kapsar. Beş ana alanda değerlendirme yapılır. Bunlar: Sürdürülebilir alan planlaması, Suyun verimli kullanımı Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı, Malzeme ve kaynak kullanımı, İç ortam kalitesi LEED aşağıdaki konuları hayata geçirmek için kurulmuştur: “Yeşil Bina”nın tanımlanması için ölçülebilir ortak bir standart oluşturmak, bina tasarım işlerini bütün olarak tanımlamak, bina endüstrisinde çevresel öncülüğü tanımak, yeşil rekabeti desteklemek, yeşil binanın yararlarının farkında olan tüketicilerin sayısını arttırmak, yapı pazarını “Yeşil Bina” içeriğine uygun olarak dönüştürmek vb. LEED bu süreçler içinde verdiği puanlarla sertifikanın derecesini belirler. Yeni binalar için 32 kredi var. Bunun altında toplam 69 puan alınabilir:

26-32 puan: Zorunlu koşulların yerine getirildiğine dair sertifika alınır. 33-38 puan: Gümüş sertifika 39-52 puan: altın sertifika 52-69 puan: platin sertifika LEED'de “Sürdürülebilir Çevre” derken öncelikle; Binanın seçilen yeri ile ilgili çevreye etkiyi ve toplumsal yaşama etkiyi minimize etmek hedefleniyor. Sürdürülebilir alan planlaması Sürdürülebilir çevre konuşundaki ön koşul; inşaat faaliyetinden kaynaklanan kirliliğin önlenmesi, inşaat faaliyetleri esnasında toprağın erozyonunun ve sedimantasyonunun önlenmesidir. Saha Seçimi: Binanın tarım alanlarında yapılanmaması ve sulak alanlardan belirli bir mesafede uzak olması gereklidir. Binanın toplumsal gereksinim duyulan hizmetlere yakınlığı: Banka, postane, lokanta vb. Günlük yaşamda ihtiyaç duyulan hizmetlerin, binalarda yaşayanların kolaylıkla ulaşabilecekleri mesafede olması gerekmektedir. Kahverengi alanların kullanılması ve değerlendirilmesi: Endüstriyel atıklarla kirletilmiş alanlara bina yapılarak o alanların iyileştirilmesi puan kazandırıyor. Alternatif ulaşım: Binanın mevcut trafik yüküne mümkün mertebe az yük getirmesi isteniyor. Bunun için çeşitli stratejiler geliştirilebilir; toplu taşıma araçlarına, metro ve otobüs duraklarına belli yakınlıkta yapılması vb. Açık alanların düzenlenmesi: Bu alanların büyütülmesi ve yeşillendirilmesi puan kazandırıyor. Yağmur suyu tasarımı: Yağmur sularının toprağa karışmasını sağlamak ya da yağmur sularını toplamak, mümkün olduğunca şebekeye vermemek veya askıda katı partikülleri tutarak vermek, böylelikle sedimantasyon, çökelme nedeniyle tıkanmaların önüne geçmek gereklidir. Isı adası etkisi: yoğun yapılaşmanın olduğu yerlerde hava sıcaklığı birkaç derece daha yüksektir. Bina yüzeyleri-

37


LEED SERTIFIKALI YEŞIL BINALAR

nin ve çatıların güneş ışınlarını absorbe etmeyip yansıtacak malzemelerle kaplanması istenmektedir. SRI endeksi 29’un üzerinde olmalıdır. Yeşil çatılar önerilmektedir. Bu çatı tiplerinin yağmur sularının toplanması, ses ve ısı yalıtımı gibi konularda faydası vardır. Aydınlatma kirliliği: Özellikle büyük şehirlerde ortam çok aydınlık olduğundan doğal yaşamdan uzaklaşılmıştır. Binanın iç aydınlatılmasının dışarıya sızmayacak şekilde tasarlanması istenir. Suyun verimli kullanılması Toprağa düşen yağışın 54%2ünü insanlar tüketmektedir. Binaların su tüketimini azaltmak büyük önem taşımaktadır. Bu ayrıca atık su tüketiminin de azalması demektir.

mi, jeotermal kaynak kullanımıdır. Bina kendi enerji tüketiminin bir kısmını kendi üretebilir veya yeşil enerji üreten bir yerden satın alabilir. Soğutucu gaz yöntemi: Temel soğutucu Gaz yöntemi bir ön koşuldur. Montreal protokolü ile CFCs2lerin kullanılması yasaktır. Soğutucu gazların cihazın ömrü boyunca olacak etkisinin hesaplamalarında değişmeyen, sabit sınır değer kabuller vardır. Ölçüm ve doğrulama: Enerji performansı arttırıcı projeler yapılması ve bunların taahhüt edilmesi istenmektedir. LEED'de performans ölçümü ve doğrulama protokolü mevcuttur. Malzeme ve kaynak kullanımı Amaç kullanılan malzeme miktarını azaltmaktır. Malzemelerin üretilmesinin taşınmasının ve depolanmasının bir maliyeti ve çevreye olumsuz etkileri vardır.

Peyzaj: İklim, coğrafya koşulları, su kaynakları ve potansiyelleri dikkate alınarak bitki seçimi ve peyzaj anlayışı önem taşımaktadır. Ayrıca damlama sulama şekli gibi yeni sulama teknikleri aranır.

Geri dönüşebilir malzeme kullanımı: Binanın inşasından itibaren geri dönüştürülebilir malzemelerin saklanması ve toplanması şeklinde tanımlanmıştır.

Şebeke ve yüzey sularının kullanımı: Mümkün olduğunca şebeke suyu kullanılması istenir. Binanın toplam su tüketimi: Yağmur sularının birikmesi ve binanın lavabolardan gelen gri sularının ise arındırılarak tekrar kullanılması gibi uygulamalar temiz su tüketimini azaltır. Az su tüketen armatürler monte etmek gibi çözümler kullanılır. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kullanımı

Malzemelerin veya binanın tekrar kullanımı: Duvarların, döşemelerin, tavanların tekrar kullanılmasıdır. Toplam malzeme bedelinin ne kadarı yeniden kullanıma uygun ise alınan puan artmaktadır. Çünkü dönüştürülmüş malzeme kullanımı ile o kadar enerji tasarrufu yapmış olur.

Konveksiyonel sistemlerle üretilen elektrik doğaya zarar vermektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması, ozona zarar veren sera etkisi yaratan gazların azaltılması gerekmektedir. İleri seviyede işletmeye alma: Mal sahibinin beklentilerinin karşılanıp karşılanmadığı gözetilerek kalitenin doğrulanarak, uygunluğunun onaylanıp işletmeye alınması gerekir. Binanın kullanım kitapçığının hazırlanması ve bunun eğitimini vermesi istenir. Minimum enerji performansı: Ashrae 90/1-2004’e göre; iklimlendirme, aydınlatma, yalıtım, sıcak su ve asansör gibi elektrik kullanan cihazlarda minimum enerji performansı ve maliyeti çıkarılmaktadır. Binanın yönü, gün ışığının doğru kullanılması, cihaz, sistem ve malzeme seçimi bir bütündür. Yenilenebilir enerji kullanımı: Güneş, rüzgar, dalga enerjisi, baraj yapmadan bitirmeksizin hidroelektrik enerji üreti-

38

Yenilenebilir malzeme kullanımı: Ayçiçeği, buğday, bambu kamışından yapılmış suntalar gibi hızlı üretilip kullanılabilen yenilenebilir malzemeler önerilmektedir. Örneğin yün de iyi bir yalıtım malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Altın LEED Sertifikalı Hearest Tower - Manhattan

Yerel malzeme kullanımı: Burada yerli ekonomiyi desteklemenin yanında nakliye mesafelerinin kısaltılması amaçlanmıştır. ABD’de bu mesafe 800 km olarak tanımlanmıştır. İç ortam kalitesi Bu kriter binalarda yaşayan insan faktörünü hedef almıştır. Yaşamımızın %90’ını iç mekanlarda geçirmekteyiz. Bu nedenle iç ortamlardaki hava kirliliği kullanıma bağlı olarak, dış ortamın birkaç katıdır. Bu kriterin amacı, Kaliteli iç mekan havasını sağlamak, bina içi kirletici kaynakları azaltmak, ısıl konforu sağlamak, bütün bunların kontrol edilebilirliğini geliştirmek be binadaki insanların dış hayatla ilişkilerini koparmamaktır. Temiz hava miktarı: Aherae 62/1-20042e göre tanımlanan


LEED SERTIFIKALI YEŞIL BINALAR

taze hava miktarının içeri verilmesi gereklidir. Bu hava miktarının arttırılması puan kazandırıyor. Temiz hava girişinin izlenmesi: İç ortam kalitesinin bozulmasına m2 başına düşen yoğunluk etkilidir. Bu bölgelerde karbondioksit sensörü ve yoğun olamayan bölgelerde ise taze hava beslemesinin ölçülerek izlenmesi öngörülmektedir. Sigara duman kontrolü: Bina içinde sigara içimine; sigara içilen odanın sızdırmasız olması, belirli bir vakumun sağlanması, egzozun direkt atılması koşulları ile izin verilmektedir. İç hava kalitesi yönetim planı: inşaat safhasından itibaren oluşacak kirliliklerin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu yönetim planına göre, binanın kullanılmadan önce, inşaat safhasında oluşan zararlı kimyasallardan arındırılması amacı ile taze hava ile yıkanması gerekmektedir.

Dünyanın İlk LEED Sertifikası alan otoparkı

Düşük emisyonlu malzeme kullanımı ve VOC sınırlandırılması: Binada kullanılan malzemelerden kaynaklanan veya bina içinde kullanılan cihazlardan oluşabilecek insan sağlığını olumsuz etkileyen bütün etkenlerin minimuma indirilmesi önerilmektedir. Aydınlatma ve ısıl konforun bireysel kontrolü: Sistemlerin insanlar tarafından kullanımı puan almaktadır. Kişisel ve genel mekanların, aydınlatmada en az %80’i, ısıl koşullarda ise %50sinin kontrol edilebilmesi istenir. Kapalı alanların %75’i gün ışığından yararlanmalı ve dışarısı görülebilmelidir. Yeşil binalarda diğer kriterler Kriterlerde tanımlanmamış iki önemli unsur vardır. Bunlar;

Seattle Merkez Kütüphanesi

Tasarımda “yeşil” bina yapısına uygun yenilik getirmek Proje ekibinde LEED AP (Acredite Professional) bir kişinin bulunmasıdır.

Karden Büyüktanır BİLTEK Dergisi Editörü karden@ieee.metu.edu.tr

Editt Tower—Singapur

39


ÖZLEM TUBA KOÇ

IEEE ODTÜ

AHMET KUZUBAŞLI

BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ : ELİF UYSAL BIYIKOĞLU İLE KEYİFLİ BİR RÖPORTAJ BILTEK 2010-2011

ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde diğer bölümlerimizde de olduğu gibi pek çok başarılı ve iyi eğitimli, kendisinden çokça söz ettiren öğretim üyesi hocalarımız var. Ancak bir tanesi her zaman gülen yüzüyle, öğrencileriyle kurduğu iletişimiyle, hayata olumlu yaklaşımıyla, bazen sert uyarılarıyla bazen altın tavsiyeleriyle çok başka bir isim: Elif Uysal BIYIKOĞLU.

ELİF UYSALBIYIKOĞLU ASSOCIATE PROFESSOR elif@eee.metu.edu.tr

1993 yılında ÖYS’de Türkiye 1.si olarak ODTÜ Endüstri Mühendisliği’ne girmekle başlıyor Elif Hanım’ın başarı hikayesi.. Birinci sınıf sonunda elektroniğe ilgi duyduğunu fark eden Elif Hanım, öğrenimini ElektrikElektronik Mühendisliği bölümünde devam ettirmeye karar veriyor. 1997 yılında bu bölümü birincilikle tamamlayıp, yüksek lisansını MIT’de, doktorasını Standford Üniversitesi’nde yapıyor. Doktora sonrası MIT’de öğretim üyeliği yaptıktan sonra Ohio Devlet Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan Elif Hanım, 2006’dan beri üniversitemizde görevini başarıyla sürdürüyor. “Bir insan, hem bu kadar başarılı hem bu kadar çok yönlü hem de bu kadar güler yüzlü ve mütevazi nasıl olur?” sorusu aklımızı kurcalamaya başlayınca, biz de birer kalem kağıtla soluğu Elif Hanım’ın odasında aldık. Bu başarı öyküsünün ardındaki sır perdesini sizler için araladık. 1) Elektrik - Elektronik Müh. bölümünde okumaya nasıl karar verdiniz? Çocukluktan beri matematikle, bilgisayar programlama dilleriyle ilgilenmiştim. Aslında Elektrik-Elektronik Mühendisliği EEM)'nin benim için doğru bölüm olduğunu hep söylerlerdi. Ama üniversite sınavına hazırlanırken, bu sürecin yoğunluğu içerisinde biraz da ani bir kararla, çeşitli tavsiyelere kulak vererek birinci tercih olarak ODTÜ Endüstri Mühendisliği'ni yazmıştım. O yıllarda bölüm tercihlerini girmeden yapmak gerekiyordu, Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS)'ye girerken

42

tercih formunu da vermek gerekiyordu. Endüstri Mühendisliği, o yıl ODTÜ'de taban puanı en yüksek olan bölüm çıktı diye hatırlıyorum, yani gerçekten gözde bir bölümdü. Bu gözde bölüme girmiştim; öğretim kadrosu, öğrenciler çok iyiydiler. Ama daha ilk yılın ortalarına gelmeden, içimde ElektrikElektronik Mühendisliği’nin kuramsal altyapısına ilişkin çok güçlü bir merak olduğunu ve bu altyapıyı (bunları) öğrenmenin heyecanlı olacağını fark ettim. Birinci sınıfın sonunda ODTÜ EEM’ ne yatay geçiş yaptım. Daha sonraki üç yıl da ODTÜ EEM'nin çok hevesli bir öğrencisi oldum. 2) Eğitim hayatınız boyunca karşılaştığınız en büyük zorluk neydi? Belki biraz basmakalıp olacak ama öğrencilerimden de duyduğum için önemli bir olgu olduğuna inanarak söyleyeceğim: Lisenin sonlarına doğru ilgi alanlarımıza zaman ayıramadığımız için bu alanlar körelebiliyor. Bunun en ciddi nedeni de üniversite giriş sınavının belirli bir testi hatasız tamamlamayı gerektirmesi, daha üst düzey bilgi ve yeteneğe karşı duyarsız olması. Özellikle bundan 5 yıl kadar öncesinde, tek aşamalı sınav uygulaması vardı ve bu durum en belirgin olarak o zaman yaşandı. Şimdilerde de birden çok sınav birincisi çıkıyor, bu da sınavdaki başarı ölçütünün yetersiz olduğunu gösteriyor. Bizim zamanımızda sınav daha seçiciydi ama buna rağmen yine de körelticiydi ve bu eğitim hayatımda karşılaştığım bir zorluk olarak aklıma geliyor. İkinci zorluk ise çok daha sonra, doktorada karşıma çıktı. MIT’ de yüksek lisanstan sonra doktorada beraber çalışmak istediğim Prof. B. Prabhakar'i izleyerek Stanford'a gittim. Her iki üniversite de çok başarılı olmasına rağmen ister istemez akademik kültürlerindeki farklılıkları nedeniyle yeni bir araştırma ortamına alışmakta zorluk çektim. Uzun vadede bana geniş bir görüş açısı ve deneyim


BIR BAŞARI ÖYKÜSÜ : ELIF UYSAL BIYIKOĞLU ILE KEYIFLI BIR RÖPORTAJ

sağladı tabii. Değerli deneyimler bedava olmuyor, biraz zorluk yaşamak gerekebiliyor. 3) Başarılı olmanızdaki en önemli etken nedir? Hayatta hep heves duyduğum şeylerle ilgilendim, hep gönlümden geçen doğrultuda ilerlerdim. Başarılı olduysam bu, içten gelen motivasyondan kaynaklanan kararlılık ve çalışmanın desteğiyle oldu. Çok kararlı biriyimdir. Bir plan yaptıktan sonra normal koşullarda sonuna kadar götürürüm. 4) Stresle nasıl başa çıkıyorsunuz? Stresi yaratan etkenler kişinin kontrolünde olmadığında, onunla başa çıkılmasının zor olduğunu düşünüyorum. Örneğin, uygun bulmadığımız toplumsal gelişmelerde kişi olarak kontrolümüz zor oluyor. Bu, başa çıkılması zor bir stres. Âmâ kişisel başarınız ile ilgili baskılarda, elinizden geleni yapar ve durumu kontrol altına alırsanız; stres yani baskı hissi zararlı boyutlara çıkmaz. Örneğin, ben araştırma grubumda bir işi yetiştirmemiz gereken son tarihe bir gün kala yaşadığımız stresi çok yararlı buluyorum. O zamana kadar düzgün bir hızda çalışmışız ama son anda gerekli adrenalinin etkisiyle biraz daha hızlanıyoruz! Genel olarak ise olumsuz stres hissini, çalışarak ve işleri ertelemeyerek engellemeye çalıştığımı söyleyebilirim. 5) Çok çalışmanız, emek harcamanız gereken bir mesleğiniz var. Zamanınızı nasıl yönetiyorsunuz? Zamanımı her zaman planlı kullanmaya çalışmıştım ama özellikle çocuğum olduktan sonra zaman yönetimini mecburen çok iyi öğrendim. 27 yaşında, parlak kariyer fırsatlarıyla karşı karşıyayken birdenbire çocuk sahibi olmak istediğimde içimdeki his, bunun hayatıma çok büyük anlam ve heyecan katacağıydı. Bu his doğru çıktı, hatta o zamandan bu yana sıkılmaya hiç zamanım ol-

madı. Çocuklar çok zaman alıyor, bu zamanı onlara vermek de insana çok şey katıyor. Ama diğer yandan da işlerinizi iddialı bir biçimde yapmak istiyorsanız çok planlı olmak gerekiyor. Gün içinde neyi, hangi sırada yapacağımı kabaca planlıyor ve her birini en pratik bir biçimde yapmaya çalışıyorum. Öğle yemeklerine hemen hemen hiç gitmiyorum, öğle saatlerinde oturup sohbet etmekse çok nadiren zaman ayırdığım bir şey. Araştırmalarımın çoğunda scheduling yani çizelgeleme problemlerini incelediğimizden, araştırmalarımdaki optimizasyon teknikleri, yaşamdaki optimizasyon problemlerine yatkınlık sağladı. Online optimizasyon da önemlidir, yani birdenbire çıkan değişik durumlara planlarınızı hızlıca adapte edebilmek önemli bir yetenek. 6) Sizi şu sıralar en çok heyecanlandıran bilimsel gelişmeler, araştırma konuları neler? Enerji verimli haberleşme konusunda büyük bir araştırma ve teknolojik atılım var. Ben daha çok kablosuz haberleşmeyle ilgilendiğimden ortamdan enerji harmanlayan alıcı-vericiler ve bunlarla kurulan ağlarda, enerjiyi en verimli biçimde kullanmak üzere haberleşme algoritmalarının geliştirilmesi ve bunlarla ilgili kuramsal sınırların bulunması çok ilgimi çeken bir konu. Genel olarak, ağ bilimi olarak anılmaya başlayan konularda gelişmeye çok gereksinim var. Örneğin, Facebook gibi sosyal ağların internet üzerinde ortaya çıkardığı yük dağılımı, matematikçilerin en gelişmiş modelleri tarafından bile şu an yakalanamamakla birlikte, hepimizin hayatında yer etmiş durumda. Burada teknolojinin, kuramsal anlayış ve bilginin önünde gittiği bir durumdayız ve bunu gerçekten heyecan verici buluyorum. 7) Eğitim hayatınız boyunca size en büyük desteği kimler verdi? Yıllar içinde bana yol gösteren çok değerli hocalarım oldu. Bu bakımdan kendimi şanslı hissediyorum. Yük-

43


BIR BAŞARI ÖYKÜSÜ : ELIF UYSAL BIYIKOĞLU ILE KEYIFLI BIR RÖPORTAJ

sek lisans ve doktorada birlikte çalıştığım hocalarımın üçü de, yayın ve ödüllerden çok, bilime ve derin sonuçlara önem veren, mükemmeliyetçi kişilerdi. Öğretim üyesi olarak insan ister istemez doktora hocasını model alır, bu yönden de çok iyi modellere sahip olduğumu düşünüyorum. Annem kendini hastalarına adamış ve çok hayat kurtarmış, çok başarılı bir hekim ve öğretim üyesi, bir yandan da çok iyi bir anne olarak benim için model olmuştur. Annem ve babamın evde sürekli ders çalışmaları ya da bir şeyler okumaları kuşkusuz benim bu tür bir hayat tarzını benimsememde etkin oldu. Eşim eve geç gelmem ya da hafta sonu çalışmam gerektiğinde hep destek oldu. Akademik hayatın bir gerçeği de bir miktar seyahat gerektirmesi, konferanslar ve çalıştaylar vs. Bu yüzden de çocukları gözüm arkada kalmadan bırakabilmemde eşimin ailesinin ve yıllar içinde evimizde çalışan bayanların rolü çok önemli oldu. 8) “Tek yönlü insan” olmaktan nasıl kurtuluyorsunuz? Tek ya da çok yönlü olmak bence bir kişilik özelliği. Ben biraz çok yönlü olmaktan memnunum. Ama oldukça tek yönlü ve örneğin sadece elektroniğe ya da yazılıma odaklı olup da imrenilecek derecede başarılı insanlar var. 9) İşiniz gereği stresli ve yoğun günler geçirmenize rağmen nasıl pozitif ve güler yüzlü olmayı başarıyorsunuz? Olumsuz olmanın ve somurtarak dolaşmanın bir kayıp olduğunu düşünürüm- tabii ki sizin dışınızdan kaynaklanan ve müdahale edemediğiniz olumsuz, üzücü durumlar dışında. 10) Öğrencilerinize karşı pozitif ve sevecen bir tutumunuz var. Sizce bunun en büyük yararı nedir? Her şeyden önce, ODTÜ EEM öğrencilerini seviyorum. ABD'de çok iyi gitmekte olan kariyerimi bırakıp ODTÜ'de çalışmaya, bu kampüsü ve bu öğrencileri sevdiğim için karar verdim. Onları dinlediğimi ve değer verdiğimi görüyorlar. Kendilerine değer verdiğimi hissetmeleri onların öğrenim sırasında zorlandıklarında, kendilerinden emin olmadıklarında belki de özgüvenlerine katkıda bulunuyor olabilir. Deneyimlerim ışığında, anladığım kadarıyla mühendisliğin ne olduğunu, mühendis gibi düşünmeyi onlara aktarmaya çalışıyorum. Bunun onlara yol gösterdiğini düşünüyorum. Bölü-

44

mü benim sayemde sevdiklerini ve başarılı olduklarını söyleyenler olması beni çok mutlu ediyor. 11) Öğrencilerinize verdiğiniz en önemli tavsiye nedir? Hayata ve mesleğe dair ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Bana gelip “yurtdışında yüksek lisans mı yapsam, burada işe girip yükselsem mi, hangisi avantajlı?” gibi sorularla gelen öğrencilere benim hayatta rehber olarak aldığım tek düşünceyi söylüyorum, o da kendilerini heyecanlandıran şeylere yönelmeleri. Ben kendi hayatımı maddi faktörlerle hatta ince kariyer hesaplarıyla yönlendirmedim, yönlendirenleri de pek mutlu görmüyorum. O yüzden benim vereceğim tavsiye budur. Hayatlarını da standart, düz bir mantığa dayanan kararlarla yaşamalarını tavsiye etmezdim: örneğin, şu yaşta evlenmeli, şu yaşta mutlaka çocuk sahibi olmalı, şu şekilde bir evim olmalı gibi standartlarla. 12) Siz de birçok arkadaşınız gibi mühendis olarak sektörde çalışabilir ve iyi işler yapabilirdiniz. Peki, neden akademisyen olmayı seçtiniz? Özellikle Stanford Üniversitesi’nde doktora öğrencisiyken önüme çok güzel iş fırsatları çıktı, o sıralar ABD'de mühendislerin milyoner olmasının revaçta olduğu dönemlerdi. Aynı grupta çalıştığım insanlar yeni kurulmuş şirketlere katılarak zengin oldular. Mesela, Google komşu binadaki iki doktora öğrencisi tarafından geliştirildi. Ama akademik hayatı sevdiğim için hep akademide devam ettim. Kendi şirketimi kurmam için olanak da sağlanmıştı ama şimdiye kadar buna zaman ayırmadım. Endüstride yapılan işlerde sonunda bir ticari amaç olmak zorunda, bu da bazen kısıtlayıcı olabiliyor. Hangi konu ilgimi çekiyor ise onun üzerinde çalışmayı, genç ve yetenekli insanlarla birlikte çalışmayı seviyorum. Tabii parantez içinde ODTÜ EEM’ de bir elimizin her zaman endüstriyel projelerde de olduğunu eklemeliyim. 13) Yurtdışındaki eğitimle, Türkiye’de, ODTÜ’deki eğitim arasındaki önemli farklılıklar nelerdir? ODTÜ EEM’ deki eğitim dünya standartlarında. Geliştirilebilecek ve yenilenebilecek yönleri tabii ki var ve bunların


BIR BAŞARI ÖYKÜSÜ : ELIF UYSAL BIYIKOĞLU ILE KEYIFLI BIR RÖPORTAJ

üzerinde pek çok arkadaşımız özveriyle çalışıyor. Bildiğimiz en iyi biçimde yetiştirmeye çalışıyoruz öğrencilerimizi; çünkü onlar, dünyadaki benzer bölümlerdeki öğrencilerle bir araya gelebilecek nitelikteki en yetenekli ve en ilgili öğrenciler.

değerlerine sahip olan öğretim üyesine saygı duymak, güvenmek lazım. Bilimsel üretkenlik için başka çare yoktur.

14) Türkiye’de akademik kültürü ve bilimsel altyapıyı sekteye uğratan uygulamalar olduğunu düşünüyor musunuz? Daha üretken olmak için nelerin iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz?

Spor yapmaya (dans, kardio, yüzme vs.) düzenli zaman ayırmayı çok seviyorum. Ayrıca çocuklarla yapılan etkinlikler ve onlarla oynamak hayatımda büyük yer tutuyor. Edebiyatı, müziği de severim.

Benim içinde yetiştiğim ve hem araştırmacı hem de proje yöneticisi olarak çalıştığım ABD’deki araştırma ortamına göre, buradaki daha yeni kurulan bir araştırma ortamı. Kurallar ve sistemler yeni oluşuyor, uygulamalar ve mevzuat sık sık değişiyor. Bu kadar dinamik bir ortamda, insan kendini araştırma yaparken sık sık sisteme uyum sağlamaya çalışırken ve bürokratik sorunlarla boğuşurken bulabiliyor. Örneğin, Ohio State Üniversitesinde öğretim üyesi iken aldığım projelerin bütçe işleriyle tamamen üniversitenin araştırma projeleri ofisi ilgileniyordu. Bütçeden yapılacak alımları da bölümde birkaç öğretim üyesi ile ortak sekreterimiz hallediyordu. Benim konunun bilimsel yönüyle ilgilenmem, başarılı projeler almam ve yönetmem yeterliydi. Burada, maalesef aynı durum yok ve proje almak külfet olabiliyor. Ayrıca projeye destek veren kurumlar harcamalar konusunda çok fazla kısıt koyuyorlar, örneğin asistanlara vermemize izin verilen en yüksek ücret bile iyi bir yaşam standardı sağlamaya yetmediğinden iyi kalitede araştırmacı bulmak çok zor. Bilimsel üretkenlik isteniyorsa, işini iyi yapan ve kendi araştırma etik

16) Bu işi yapmasaydınız, yapmak istediğiniz iş ne olurdu?

Ahmet KUZUBAŞLI ODTÜ Elektrik - Elektronik Mühendisliği

15) Hobileriniz, ilgilendiğiniz ve keyif aldığınız aktiviteler neler?

Dans koreografı, şair, yazar ya da filozof olmak isteyebilirdim. 17) Sizin söylemek istediğiniz, eklemek istediğiniz herhangi bir şey var mı? “ODTÜ'ye, kendinize, hayatta gerçekten önem verdiğiniz değerlere güvenin ve sahip çıkın” diye bitirmek isterim.

Elif Uysal Bıyıkoğlu’na yoğun programına rağmen bize zaman ayırdığı ve sorularımızı içtenlikle yanıtladığı için çok teşekkür ederiz. Bizlere ilham veren başarılarının devamını gönülden dileriz.

Özlem Tuba KOÇ ODTÜ - MBA

45


IEEE ODTÜ

OSMAN BAYTAROĞLU

NÜKLEER SANTRALLER ÜZERİNDEN BİR KARŞILAŞTIRMA BILTEK 2010-2011

Merhabalar, bir süre önce Rusya ile Türkiye arasında yapılan "nükleer anlaşma" ve sonrasında hem internet üzerinden “Nükleer ile yaşamaya hazır mısınız?” adı altında, hem de meclis önünde gerçekleştirilen Greenpeace eyleminden sonra bu konuya biraz değinmek istiyorum bu yazımda, bir süredir yaptığım araştırmaların verilerini de katarak. Öncelikle elektrik üretimi sadece elektrik üretimi değildir. Bu haliyle anlamsız gelen cümlenin aslı şudur: Elektrik üretimi bir işlemin sonuçlarından biridir ve bu işlemin girdileri sadece kömürdoğalgaz gibi tekil kaynaklar değildir. Günümüzde, hatta aslında onlarca yıldır bilim insanları genel kanının aksine- asıl sorunun sadece ucuz olan enerjiye yüklenerek çözülmeyeceğini bilmekteler. En basitinden ortalama bir hidroelektrik santrali kilowatt başına tamamı baraj gölündeki buharlaşmadan ibaret olan 5,5 litre su tüketmektedir. (1) Bu tüketim, kapasitenin hızla düşmesine ve aynı zamanda bölgenin su ihtiyacını tehlikeye atmasına sebep olmakta. Aynı şekilde bakımı ne kadar iyi olursa olsun baraj göllerinde zamanla biriken toprak büyük bir sorun olarak karşımıza çıkarken hiçbir şeyin göründüğü kadar iyimser olmadığını gözler önüne sermekte. Nükleer Santral de neredeyse hidroelektrik santraller kadar su harcayan bir santral tipi. Neyse ki santraller deniz kıyısına kurularak düşük maliyetle ve tatlı su harcanmadan soğutma sağlanabiliyor. Ancak hepimizin bildiği bir şey var: Nükleer demek, her zaman tehlike demek. Son yıllarda ge-

46

liştirilen pasif kontrol sistemlerinin diğer her otomatik sistemde olduğu gibi insan faktörünü hantallaştırması, insana özgü toplumsal ve davranışsal bir sorun olan risk faktörünün çok da düşmediğini hatırlatmakta. En küçük hataların bile büyük facialara neden olabileceği ise bir gerçek. Nükleer kazaların da sadece eski santrallerde ve 80lerde kaldığı ise sadece yanlış bir bilgi. Kazaların listesi için şu adrese bakabilirsiniz: http://en.wikipedia.or g/wiki/ Nuclear_and_radiation_accidents Bir diğer konu da ar-ge. Neredeyse hiç su harcamayan ve her geçen gün gelişen teknolojisiyle verimi hızla yükselen rüzgar (şu an ~%21) ve özellikle 40 dakikalık ışımayla dünyanın 1 yıllık enerji ihtiyacını bizlere sunabilen güneş (şu an ~%15-20) teknolojilerinin veriminin 10-15 yıl içerisinde nükleer enerjiyi geçmesi düşünülmekte (nükleer enerjinin şu anki verimliliği ~%90). Aynı zamanda nükleer enerjinin kurulum ve söküm maliyetlerinin yüksekliği ve kurulum ve söküm sürelerinin uzunluğu (5 ile 15 yıl arası) nükleer enerjinin eksileri arasına ekleniyor. Nükleer enerjinin ve santrallerin üstüne fazlaca düşülmesiyle yenilenebilir enerjiye ayrılacak kaynakların nükleer enerji tarafından yutulacağı, yenilenebilir enerji mevzuatlarının sürekli gecikmesi ve teşviklerin önüne geçiyor olması da bir diğer gerçek. ABD’nin Şubat 2002’de Nükleer Enerji 2010 adında açıkladığı programda; nükleer enerjiyi azalmakta olan petrol rezervleri ve son yıllarda hızlı bir yükseliş gösteren petrol fiyatları karşısında rekabetçi kılabilmek için 642 milyon dolar araştırma desteği ve kurulacak santraller için de 30 milyar dolar borç garantisi temin ediyor olması, ABD’nin yenilenebilir enerji kullanımında neden AB’nin çok gerisinde


NÜKLEER SANTRALLER ÜZERİNDEN BİR KARŞILAŞTIRMA

kaldığını açıkça gösteriyor. Türkiye’nin hesaplanan potansiyel yenilenebilir enerji miktarları küçük ölçekli hidroelektrikte 32, güneş enerjisinde 305, rüzgar enerjisi potansiyeli 50 ve jeotermal enerji potansiyeli 1.4 milyar kwh iken(3) ve biokütle ve dalga enerjisi bu hesaplamaların üstüne eklenmemiştir. Hal böyleyken neden sürekli dile getirilen olası enerji açığı probleminin uzun vadeli yenilenebilir ve sürdürülebilir projelerle sağlanması yerine rezerv bağımlısı eski nükleer teknolojileri satın alarak çözülmeye çalışıldığı ise merak konusu. Birkaç not ekliyorum yazımın sonuna: -Biokütle enerjisi, kullanılmakta olan ve yapısı itibariyle yenilenebilir olan bir enerji çeşidi, ancak işlemler süresince harcanılan suyun miktarının çok yüksek olması, enerji kadar önemli bir ihtiyaç olan suyun doğal yağış oranı düşük olan bölgelerde gereksiz yere harcanmasına neden olabiliyor. (1) (2)

-Ekonominin düzenli olduğu dönemlerde işletim maliyeti düşük olan büyük santraller, günümüzdeki gibi enerji fiyatlarının dalgalandığı dönemlerde büyük zararlara neden olabiliyorlar. -Gelişmiş ülkelerdeki enerji trendleri her geçen gün daha büyük bir hızla yenilenebilir enerji lehine ilerlemekte. Örneğin Avrupa Komisyonu tarafından yapılan tahminlerde, 2020 yılı itibariyle AB içerisinde tüketilen elektriğin % 35-%40 arasının yenilenebilir olacağı belirtilmekte.(4) Avusturalya’nın ise sadece 10 yıl içerisinde %100 yenilenebilir elektrik üretimine geçebileceği ile ilgili raporların yayımlanmış olması ve kişi başına günde bir kahve fiyatına ($3.40) 2020 yılına kadar elektrik üretiminin %40’ını rüzgar enerjisinden sağlayabilecek olması, risk değeri çok düşük ve küresel ısınma ile yüksek karbon salınımı tehlikelerine karşı önleyici bir proje olarak karşımıza çıkıyor.(5) Bu son yazdıklarım da aynı zamanda yenilenebilir enerjinin " Ya rüzgar azalınca geceleri güneş gidince ne olacak?" gibi retorik soruların bilimsel ve hesaplanmış cevapları olduğunu ve bu cevapların uygulamaya geçirilen gerçekler halini almasının çok da uzun sürmeyeceğini gözler önüne seriyor.

Osman BAYTAROĞLU PES Yönetim Kurulu Üyesi

KAYNAKÇA:

osman.baytaroglu@ieee.metu.edu.tr

(1)-IEEE Spectrum / june 2010 (2)-Çevre ve İnsan / sayı: 61, 2005/2 (3)-TÜSİAD, 1998, “21. Yüzyıla Girerken Türkiye’nin Enerji Stratejisinin Değerlendirilmesi”, TÜSİAD-T/9812/239 (4) http://ec.europa.eu/dgs/jrc/index.cfm? id=1410&obj_id=11060&dt_code=NWS&lang=en (5) http://spectrum.ieee.org/energywise/energy/ renewables/australia-could-be-100-percentrenewablepowered-by-2020

47


IEEE ODTÜ

ILKAY YAZGI

M A N Y E T İ K A L A N I N H E D İ Y E S İ : K A B LO S U Z G Ü Ç T R A N S F E R İ BILTEK 2010-2011

WITRICITY İnsan hayatı, teknolojinin müthiş gelişimiyle giderek kolaylaşıyor. Şu anda hayatımızın çoğu alanında teknolojinin nimetlerinden basit bir şekilde faydalanmaktayız. Aslında bu gelişim ve değişim hiç bitecek gibi de durmuyor ve her gün ortaya yeni fikirler atılıyor, yeni teknolojiler geliştiriliyor. Geleceğe damga vurabilecek bu yeni teknolojilerden biri de “kablosuz elektrik” teknolojisi. “Kablosuz elektrik” teknolojisi kablosuz internet transferiyle benzerlik gösterip adından anlaşılacağı üzere elektrik enerjisinin kablolara gerek kalmadan hava yoluyla elektrik enerjisi transferini sağlayabilecek düşünce. Bu düşünce 2007 yılında MIT fizik profesörü olan Marin Soljacic tarafından ortaya atılan yeni bir teknoloji gibi görünse de Tesla ve Faraday’ın düşüncelerinin harmanlanması aslında. Sırp Nikola Tesla’nın 1890larda denediği ve birkaç deneyinde 40 metre uzaklıktaki lambalara elektriği iletip havadan elektriği aktarabilmenin mümkün olduğunu gösterdikten yaklaşık 110 sene sonra kendisi gibi Sırp olan bir profesör tarafından hayatımıza girdi. Aslında elektriğin aktarılması internetin aktarılması gibi kolay olmamakla beraber beraberinde birçok tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Fakat tüm bu olayı düşündüğümüzde kablosuz elektrik teknolojisinin, bu tip zararları ortadan kaldırıldığı ya da en aza indirildiği takdirde insanlığı çok heyecanlandıracağı ve hayatı kolaylaştıracağı su götürmez bir gerçek olarak önümüzde durmakta.

48

Fizikçi olan Soljacic, 2007 yılında, elektriğin elektromanyetik nesnelerle oluşturacak basit bir sistemle bu nesneler arasında herhangi bir kabloya gereksinim duymadan kullanılmasına dayandırdırdığı “kablosuz elektrik” (Witricity) projesini ortaya attı ve bunu bir şirkete de dönüştürdü. Bu sistem ise iki bobinden oluşan ve bu iki bobinin magnetic özelliklerinden yararlanarak oluşmakta. Transferin sağlanması için frekansların eşit ayarlanmasının yanında alıcı bobinin dalga boyu vericininkinin dörtte birinden küçük olmak zorunda. Bunların dışında elektriğin tutulması için sistemde kapasitörlere ihtiyaç duyulmakta.


MA N YE Tİ K

AL A NI N

H E Dİ Y E Sİ :

K A BL O S U Z

G Ü Ç

T R AN S F E Rİ

1. Manyetik bobin (anten A) bir kutuya yerleştirilir ve uygun bir duvara monte edilir. 2. Anten A şebekeyle bağlanır ve uygun frekansa ayarlanır. 3. Elektromanyetik dalgalar hava yoluyla iletilir. 4.Diğer manyetik bobin (anten B) kullanılacak alete (TV, bilgisayar vs.) ayarlanır ve aynı şekilde frekansı ilk bobinle aynı yapılır. 5. Enerji alete kullanılmak üzere aktarılır.

Yukarıdaki figürde bu sistemin nasıl uygulamaya aktarıldığı görülmekte. Aslında bu düşünceyi ortaya atan başta Marin Soljacic olmak üzere kurdukları Witricity firması tarafından üretilen sistem. Amerika'da yavaş yavaş kullanılmaya başlayan ve tüm ülke bazında yayılan bu sistem ve teknolojinin önümüzdeki yıllarda dünyanın her tarafına yayılması bekleniyor. Yani çok kısa bir süre sonra bizler de evlerimizde bu teknolojiyi kullanmaya başlayabiliriz.

Şöyle uzaktan baktığımız zaman bu teknoloji şu anda dünyaya fazla yayılmamış olsa da muhtemelen kısa bir süre sonra bu teknolojiden yararlanıyor olacağız. Ayrıca kablosuz elektrik teknolojisi aslında bu amaçla kullanılmasının dışında başka düşüncelere de vizyon katabilir veya yeni bir şeylerin ortaya çıkmasına öncü olabilir. Yalnız bu teknolojinin de aslında Tesla ve biraz da Faraday’a dayandığını unutmayalım.

Tabi bu tür teknolojilerin genelinde insan sağlığını tehdit edebilecek radyasyon yayımı sorunu bulunur. Fakat bu teknolojiyi ortaya çıkaranlar buradaki enerji transferinin radyoaktif bir özelliğinin olmadığını iddia etmekteler. Bu düşünceyi, güç transferinin tamamen radyoaktif olmayan bir aktarım olduğuna dayandırmakta olup elektromanyetik dalgaların insana olumsuz bir etkisi bulunmadığını ve sağlıklı bir teknoloji olduğunu vurgulamaktalar.

İlkay Yazgı Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı ilkay.yazgi@ieee.metu.edu.tr

49


IEEE ODTÜ

TOLGA ATALAY

İ Ş

H AYAT I

S İ M Ü L ASYO N U: S TA J

BILTEK 2010-2011

Üniversite öğrencileri eğitim hayatları boyunca teorik bilgilerle donatılırlar. Bunu pratiğe dökme olanakları neredeyse çok azdır. Öğrendiklerini uygulamaya dökmesi , teoriği pratiğe çevirmesi , kısacası gerçek dünyaya dönmesi gerekmektedir. Bunun için en önemli çözüm ise stajlardır. İş hayatını tanıdığımız , bildiklerimizi uygulamaya döktüğümüz , geleceğimize yön verdiğimiz , kısacası bizi iş hayatına hazırlayan stajların önemi çok büyüktür. Stajlar önemli ama bundan daha önemli bir şey var ki o da stajı verimli yapabilmektir. Bunun için bir çok araştırma yapılmış , bir takım çözümler üretilmişse de hala tam olarak çözüm bulunmuş değildir. Hala staj yapacak öğrenciler akıllarında onlarca sorular barındırmaktadırlar. Hala öğrencilerin çay getir götür yaptığı stajlar bulunmaktadır. Ama bu kadar geleceğimizi etkileyen bir olguyu nasıl olurda böylesine basite indirgeyebiliriz! Bunun önüne geçilmeli. Bunun bilinciyle yola çıkarak 2007 yılından beri IEEE ODTÜ öğrenci kolu verimli staj proje grubu tarafından yürütülen verimli staj projesi uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu proje kapsamında stajın nasıl daha verimli hale geleceği araştırılıp , gerek öğrenci , gerek akademisyenler , gerekse şirketler tarafından olay ele alınarak çözümler üretilmektedir. Bu çözümler doğrultusunda pilot staj uygulamaları başlatılarak stajın en verimli hale getirilmesi amaçlanmaktadır.

Bu doğrultuda çalışmalar hızla devam etmekle birlikte, bir takım etkinlikler düzenlenerek stajın farklı boyutları ele alınmaktadır. Stajı baştan başa en verimli hale getirmeye çalışmaktadır. Geleceğin yöneticileri , mühendisleri , kısacası çalışanları bizleriz ve bizleri buna hazırlayacak olan ise stajdır. Geleceğimizi çöpe atmayalım , stajın en verimlisini yapalım.

Tolga ATALAY VERİMLİ STAJ KOMİTESİ BAŞKANI tolga.atalay@ieee.metu.edu.tr

51


IEEE ODTÜ

DENİZ PİRİNÇÇİ

BO S C H ’ L A

RÖ P O R TA J

BILTEK 2010-2011

1) Şirketinizin staja bakış açısı, vizyonu nedir?

LAMİ YAĞCILARLIOĞLU BOSCH SANAYİ VE TİCARET A.Ş. HUMAN RESOURCES DİRECTOR BURSA

Staj süreci özellikle üniversite eğitiminde önemli rol oynamaktadır. Teori ile pratik daima farklıdır. Eğitim sırasında öğrenilen bilgilerin uygulamada nasıl vücutlandığını görmek, bizzat bu bilgileri kullanmak öğrenciye hem öğrenme heyecanı katacak, hem de bundan sonraki öğrenim hayatında kazanacağı bilgilere karşı tutumu daha olumlu olacaktır. Bosch olarak bu anlamda üniversite öğrencilerimize destek olmayı kurumsal sosyal bir sorumluluk addetmekteyiz. Bu süreçte bizim de kurum olarak kazanımlarımız olmaktadır. Staj sürecimiz şirketimiz açısından geleceğe yönelik olarak yapılan stratejik bir yatırımdır. Vizyonumuz, hem gençlerimizin gelişimlerine katkıda bulunmak , hem de bu gençler arasından tespit edeceğimiz potansiyel çalışanlarımızın gözünde Bosch’un, tercih edilen bir işveren olarak tanınmasını sağlamaktır. 2) Bir stajyer şirketiniz için ne anlama geliyor? Bir stajyer şirketimiz için önemli bir takım arkadaşı, potansiyel bir çalışan anlamına geliyor. Unutmayalım ki bu gençler halen üniversitede en yeni bilgilerle donatılıyorlar. Yeni teknolojilerle tanışmış olması olası. Bizim için konularımıza, sorunlarımıza dışarıdan bakabilecek taze bir beyin. Bu bakımdan onların katkılarına ayrı bir önem veriyoruz. 3) Stajyerler şirkette hangi bölümlerde yer alabiliyorlar? Aynı zamanda staj süresince şirket projelerine katkıları ne kadar oluyor? Stajyerlerimiz şirket içerisindeki tüm bölümlerimizde görev yapabilirler. Direk olarak şirket süreçleri ya da projeleri içerisinde görev alıyorlar. Bu süreçlere ya da projelere önemli derecede katkı sağlıyor-

52

lar. 4) Stajın verimli olabilmesi için izlediğiniz özel bir program var mı? Stajların verimsiz geçtiğini söyleyen öğrenci sayısının arttığı şu günlerde "Verimsiz Staj" sorununa aldığınız önlemler neler? Staj programlarımızın standart bir programdan ziyade verimli ve kazan kazan esasına göre düzenlenmiş olması bizim için önemlidir. Bu nedenle önce departmanlarımıza öğrencilerle beraber gerçekleştirebilecekleri ne gibi projeleri olduğunu soruyoruz. Bu talepleri topladıktan sonra üniversitelerde kariyer günleri için tanıtıma gittiğimiz zamanlarda öğrencilerle mülakatlar yapıyoruz. Bu sürece eleman alımı kadar önem veriyoruz. Bu programlarımızı tamamlayan stajyerlerimizden şimdiye kadar aldığımız geri bildirimler programların çok verimli ve faydalı geçtiği yönündedir. 5) Stajyer seçimindeki kriterleriniz neler ve bu kriterler nasıl belirleniyor? Seçim kriterlerimiz staj programlarımız a göre farklılaşmaktadır. Bu kriterler şirketimizin yetkinlik modeline ve şirket kültürüne göre belirlenmektedir. Genel olarak şunları söyleyebiliriz: Bosch değerlerine uyum sağlayabilecek ve bu değerlerin yaşaması için özen gösterecek, mesleki anlamda teknik yeterlilikleri bulunan, iyi seviyede İngilizce ya da Almanca bilen, öğrenmeye istekli, analitik, sonuç ve gelecek odaklı öğrenciler ile birlikte çalışmayı arzu ediyoruz. 6) Verimli bir stajın süresi ne kadar olmalı? Sizce bu süre yeterli mi? Stajın verimli geçmesi için sürenin mümkün olduğu kadar uzun tutulması önemlidir fakat stajyerimiz öğrenmeye ve sorumluluk almaya istekli, zeki ve motivasyonu yüksek ise 1 aylık bir süreyi bile çok verimli bir şekilde geçirebilir.


BOSCH’LA RÖPORTAJ

7) Şirketinize alınacak olan yeni elemanlar seçilirken daha önce şirketinizde stajyerlik yapmış olan adaylara öncelik tanıyor musunuz? Yani stajyerleriniz gelecekte kendilerini şirketinizin bir parçası olarak düşünebilirler mi? Karşılıklı beklentilerimiz örtüşüyorsa stajyer adaylarımıza öncelik tanıyoruz. Stajyerlerimiz gelecekte kendilerini şirketinizin bir parçası olarak düşünebilirler. Bu, aynı zamanda öğrenci programlarımızda ulaşmak istediğimiz bir hedefimizdir.

Deniz PİRİNÇÇİ ODTÜ Genetik deniz.pirincci@ieee.metu.edu.tr

53


IEEE ODTÜ

DENİZ PİRİNÇÇİ

T O FA Ş ’ L A

RÖ PO R TA J

BILTEK 2010-2011

1) Şirketinizin staja bakış açısı, vizyonu nedir?

Staj sürecine; -

Eğitime katkı,

-

Sektörel gelişime katkı,

Gençlere iş dünyası ile tanışma fırsatı sunmak,

Tuna AYDER TOFAŞ İNSAN KAYNAKLARI DİREKTÖRÜ

Şirkete genç ve dinamik dış görüş sağlama gibi artılar getirecek potansiyel çalışma arkadaşlarımızı belirlemek olarak bakmaktayız.

Stajyer Yönetimi

2) Bir stajyer şirketiniz için ne anlama geliyor?

4) Stajın verimli olabilmesi için izlediğiniz özel bir program var mı? Stajların verimsiz geçtiğini söyleyen öğrenci sayısının arttığı şu günlerde "Verimsiz Staj" sorununa aldığınız önlemler neler?

Staj süresince stajyerlerimizin farkındalıklarını arttıracak, kariyer seçimlerine ve bireysel gelişimlerine destek olacak, aynı zamanda da şirkete değer katacakları programlar uyguluyoruz.

5) Stajyer seçimindeki kriterleriniz neler ve bu kriterler nasıl belirleniyor?

Meslek lisesi öğrencilerini personel çocuklarından alıyoruz. Şirketimizde yaklaşık ortalama 350 stajyer (Meslek lisesi, üniversite, MYO) staj yapmaktadır. Tüm stajyerleri geleceğin çalışan adayları olarak görmekteyiz.

3) Verimli bir stajın süresi ne kadar olmalı? Sizce bu süre yeterli mi?

Verimli staj minimum bir ay olmalı. Süre yeterli olmakla birlikte verimlilik işletmedeki ortama ve öğrencinin çabalarına göre değişebiliyor.

54

Üniversite öğrencileri için 3.sınıfa devam ediyor olmak, projeli stajyerlerde ise not ortalaması, İngilizce seviyesi ve yetkinliklerine bakıyoruz.

6) Stajyerler şirkette hangi bölümlerde yer alabiliyorlar? Aynı zamanda staj süresince şirket projelerine katkıları ne kadar oluyor?

Sene başında departman bazında ihtiyaçları analiz ederek stajyerleri branşlarına göre yerleştiriyoruz. Hemen hemen her departmanda görev alabiliyorlar. Özellikle uzun dönem, proje bazlı staj yapan stajyerlerimizin katma değerleri daha fazla oluyor.


TOFAŞ’LA RÖPORTAJ

7) Şirketinize alınacak olan yeni elemanlar seçilirken daha önce şirketinizde stajyerlik yapmış olan adaylara öncelik tanıyor musunuz? Yani stajyerleriniz gelecekte kendilerini şirketinizin bir parçası olarak düşünebilirler mi?

Stajyerlerimiz şirketimizde çalışmış, oryante olmuş, yetkinlikleri ve performansları hakkında bilgi sahibi olduğumuz, eleman ihtiyacında işe alım havuzumuza öncelikli dahil ettiğimiz potansiyel adaylarımızdır.

Deniz PİRİNÇÇİ deniz.pirincci@ieee.metu.edu.tr

55


IEEE ODTÜ

ÖZGE DONMAZ

G U E R N I C A BILTEK 2010-2011

için herhangi bir eser ortaya çıkartamayan Picasso, katliamın etkisiyle resmi 15 gün içinde tamamlar. Yıl 1937, İspanya'nın ırkçı lideri Francisco Franco baştadır ve İspanya İç Savaşı devam etmektedir. Franco'nun İspanya'nın kuzeyinde yaşayan halk ile arası pek de iyi değildir ve dönemin diğer bir ırkçı lideri olan Hitler'e hava kuvvetlerinin yeni silahlarını bu bölgede bulunan, Guernica isimli köy üzerinde deneme izni verir. Guernica, tarihsel açıdan çok önemli bir kültür bölgesi olmasının dışında, askeri öneme sahip olmayan ve sadece sivillerin yaşadığı bir yerdir o zamanlar. Bask mirasının önemli bir bölümü burada bulunur ve o döneme kadar cepheden oldukça uzak bir coğrafyadır. 26 Nisan’da herhangi bir stratejik öneme sahip olmayan bu bölge, Nazi Almanya'sına ait 28 bombardıman uçağı tarafından bombalanır. Yapılan katliamın büyüklüğü saldırı sonrası ortaya çıkar. Ölü sayısı tartışmalı olarak kalsa da, yaklaşık 250 ila 1600 arası insan saldırı sırasında hayatını kaybetmiştir, yaralı sayısı çok daha fazladır. Şehirdeki binaların dörtte üçü tamamen yıkılmış, geri kalanı ise ağır hasar görmüştür. Bu sırada Paris’te yaşayan Pablo Picasso’ya İspanyol Hükümeti’nden, Paris’te yapılacak olan “Modern Hayatta Sanat ve Teknik Sergisi”nde(Paris Dünya Fuarı) İspanya’ya ayrılan bölüm için bir duvar resmi siparişi gelir. Bombardıman gerçekleşene kadar fuar

Guernica tablosu siyah ve beyaz yağlı boya kullanılarak oluşturulmuştur. Picasso bu resimde, o dönemin bazı ressamlarının yaptığı gibi, gerçekleri temsil etmeyecek bir soyutlamaya ulaşmayı amaçlamamıştır. Tabloda ölüm, şiddet, gaddarlık ve çaresizlik sahneleri, bunların asıl sebebi gösterilmeksizin işlenmiştir. Tabloda yalnızca siyah ve beyaz renklerinin kullanılmasıyla bir yandan savaşın yarattığı cansızlık vurgulanmış, bir yandan da o dönemin gazetelerinde basılan resimlere yakınlık gösterilmiştir. Guernica’daki figürler dramatik hareketlerle ve acılı ifadelerle yıkılmakta, düşmekte ve bağırmaktadırlar. İnsan ve hayvanlardan oluşan figürlerin hepsi birer kurbandır. Tabloda yer alan semboller, birbirinden farklı birçok yorumu da beraberinde getirmiştir. Kimilerine göre olay bir odanın içinde resmedilmiştir. Ortada sırtında mızrak olan at, insaniyetin kaba kuvvet karşısında pes edişini; boğanın yanında belli belirsiz gözüken güvercin, barışı; atın yanına düşmüş sürücünün kırılmış kılıcı ise yenilgiyi sembolize eder. Boğanın, atın ve çocuk için ağlayan kadının dilleri olarak çizilmiş olan hançerler çığlıkları simgeler. Bir çok sanat tarihçisi ise resmin iki baskın unsuru olan at ve boğanın neyi simgelediği konusu üzerinde durmuştur. Sanat tarihçisi Patricia Failing bu konu hakkında, "At ve boğa İspanyol kültüründe

57


G U E R N I C A

önemli yere sahiptir. Picasso resimlerinde bu iki figürü, birçok farklı anlamda kullanmıştır. Bu yüzden Guernica'daki at ve boğanın kesin anlamını bulmak çok zordur. Bu iki figürün ilişkisi, Picasso'nun kariyeri boyunca farklı şekillerde ortaya çıkan bir tür bale gibidir." yorumunu yapmıştır. Bu iki figürün Guernica'daki anlamını açıklaması istediğinde Picasso şöyle cevap vermişti: "... bu boğa bir boğadır ve bu at bir attır... Resimlerimdeki belli şeylere birer anlam verdiğinizde bu doğru olabilir, ama bu anla-

mı vermek benim fikrim olmamıştır. Sizin vardığınız fikirlere ve sonuçlara ben de varmış olmalıyım, ama içgüdüsel ve bilinçsiz olarak. Ben resim yapmak için resim yapıyorum. Nesneleri oldukları gibi çiziyorum." Gerçekten de tablodaki semboller kültürler arası anlam taşır ve bu özellik, resmi sonraki yıllarda tüm dünyada yapılan savaşların dili yapar. Guernica, Paris’in ardından ilk olarak İskandinav ülkelerine, ardından 1938 Münih Antlaşması’yla aynı tarihte Londra’ya götürüldü. Tablo, Fransa’da da kısa bir süre kaldıktan sonra Franco’nun zaferi, İspanyol mültecilere yardım ve Picasso’nun da özel isteğiyle New York’taki Museum of Modern Art (MoMA)’a teslim edildi. Chicago ve Philadelphia’yı da gezen tablonun durumu hakkında endişe duyulmaya başlanınca tablonun tek bir yerde sergilenmesi (MoMA)

58

kararı alınır. Kimilerine göre, ırkçılığın iğrençliğini anlatan bu tablo hak ettiği üne II. Dünya Savaşı sıralarında kavuşur. O dönemde Nazi işgali altında bulunan Paris’te yaşayan Picasso, Alman gizli servisi Gestapo tarafından sorgulanır. Söylentiye göre bir Nazi subayı, ressamın evinde Guernica'nın fotoğrafını görünce, "Bunu siz mi yaptınız?" diye sorar, bu soruya karşılık olarak Pablo Picasso “Hayır efendim, siz yaptınız.” cevabını verir.

Savaşın acımasız yüzünü yansıtan bu tablonun bulunduğu oda Vietnam Savaşı boyunca savaş karşıtı eylemcilerin toplanma yeri oldu. Eylemler sırasında çoğunlukla bir olay çıkmamış olsa da 1974’de Tony Shafrazi, William Calley'nin My Lai katliamı sırasında yaptıklarının Richard Nixon tarafından affedilmesini protesto etmek amacıyla, tablonun üzerine kırmızı sprey boyayla tüm yalanları öldürün anlamına gelen "KILL LIES ALL" yazar. Neyse ki tablonun üzeri vernikli olduğundan sıkılan sprey boya kalıcı bir iz bırakmaz. Bugün Guernica, Amerika yerine anavatanı İspanya’da segilenmektedir; ancak Amerika’da da (Birleşmiş Milletler Binası’nda) Nelson Rockefeller’ın yaptırdığı goblenden bir kopyası bulunmaktadır. Fakat tablonun İspanya’ya gönderilmesi goblenden kopyasının yapılması kadar kolay olmamıştır. Bunun


G U E R N I C A

nedeni, Picasso’nun İspanya halkı cumhuriyete yeniden kavuşmadan, hatta kamu özgürlükleri ve demokratik kurumlar yeniden oluşturulmadan Guernica tablosunun İspanya’ya geri gönderilmesine izin vermeyeceğini belirtmesidir. 1978’de, Franco’nun ölümünden üç, Picasso’nun ölümünden ise beş yıl sonra İspanya’da demokratik parlamenter monarşi kuruldu ve yeni bir anayasa kabul edildi. Artık İspanya tabloyu geri alabilirdi; ancak Amerika’daki Museum of Modern Art bu en değerli tablolarından biri olan eseri kaybetmemek için parlamenter monarşinin, Picasso'nun vasiyetinde bahsi geçen cumhuriyeti tam olarak temsil etmediğini öne sürdü. Ancak müze karşılaştığı yoğun baskı üzerine daha fazla direnemedi ve 1981 yılında tabloyu yurduna gönderdi. Guernica’nın yeni evi Madrid’deki Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofía olmuştur.

Gerek eserin kendisi gerekse eser hakkında yapılan yorumlar insanları savaş hakkında bir kez daha düşünmeye sevk etmiştir. Guernica ’nın yapım aşamasında “İspanya'nın mücadelesi, insanlara, özgürlüğe yapılan saldırıya karşıdır. Ressam olarak hayatım boyunca sürekli sanatın ölümüne karşı durmaya çalıştım. Benim gericilikle ve ölümle anlaşma içinde olduğumu kim bir an için bile olsa düşünebilir?” sözlerini söyleyen Picasso, gerçekten de bu eserle yalnızca İspanya ile sınırlı kalmayıp tüm dünyaya koşullar ne olursa olsun savaşın ve ırkçılığın son derece insanlık dışı olduğunu göstermiştir ve Guernica savaşın yüzü olmuştur.

Özge Donmaz Bilgisayar Mühendisliği

59


IEEE ODTÜ

ÇAĞLA KÜÇÜKKÖSELECİ DILAY ALPTEKIN DENIZ ATALAY

ZE Kİ D E Mİ RK UB UZ ’LA RÖ PORTAJ BILTEK 2010-2011

4) Özellikle içine kapanık, şüpheci insanı ele almanızın sebebi nedir? 1)Sinemayı edebiyatla beslemek sizin için ne kadar önemli bir unsur? Sinemayı edebiyatla değil, edebiyatı sinemayla beslemeye çalışıyorum. Bir süre sonra sinema, hayat ve edebiyat iç içe geçiyor, ayrım yapmıyorum. Edebiyat ise benim için sinemadan daha önemli. 2) Filmleriniz hep yalın kavram adlarından oluşuyor, sizce kavramlar insanın ne kadarını ifade edebiliyor? Kavramlar gerçeklik duygusunda zorlandığımızda devreye girer. İnsanlar kendilerini olduğundan fazla görmek istedikleri zaman buna ihtiyaç duyarlar. Bununla birlikte benim tarzıma gelecek olursak, didaktik olmaktan kaçınmaya çalışıyorum, seyirciyle önyargısız düz bir ilişki kurmaya çalışıyorum. 3) Sinemada, üretmede bağımsız olmanız sizin için ne kadar önemli? Bağımsızlık dendiğinde sinemada paradan öte insanlar film yaparken nedenlerini, kendi ahlakından ve vicdanından almalı. Bağımsızlıkta karakterlilik çok önemli, karakterli insan gerçek neyse onu ortaya koymaya çalışır. Buda o insanın kişiliğini yansıtır. Bana göre yaptığımız iş kişiliğimizden bağımsız olmamalı.

Çünkü diğer her şeyi, ideolojik ve etnik problemleri herkes ele alıyor. Fakat gerçekliğin ve insanın acısı içine kapanık, şüpheci insanlarda gizli. Bende onları ele alıyorum. 5)Yaptığınız işin en çok hangi aşamasını seviyorsunuz? Yazma, düşünme aşamasını hiç sevmiyorum, insanları ikna etme kısmından nefret ediyorum. Post-prodüksiyon kısmını ise çok seviyorum ve senaryo yazar gibi aylarca, tek başıma yapıyorum. 6) En büyük hayalinizin ‘Suç ve Ceza’yı çekmek olduğunu söylemişsiniz. Sizin temel taşlarınızdan olan bu kitabı ne zaman elinizden çıkmış görebileceğiz, görebilecek miyiz? Bu yaz bitmişti. Kötü karakter bana daha ahlaklı gelmişti üzerine düşündükçe. Bunun üzerine kötü karakteri eksen almaya karar verdim. Şehir efsanesi de olabilir, çekilebilir de. 7) ‘ İçimize atmak mı, dışa vurmak mı’ hangisi daha doğru size göre? Öyle bir formül olduğuna inanmıyorum, duruma ve kişiliğimize göre değişir. İnsan her şeyi açığa çıkartmamalı, kişiliğe, gurura göre bazı şeyler değişir. Dışa vurmamız gereken şeylerde var ama gururumuz depreştiğinde gizleme duygusu da oluşabilir.

Çağla Küçükköseleci Basınla İlişkiler Komitesi Başkanı Dilay Alptekin İnşaat Mühendisliği

60

cagla.kucukkoseleci@ieee.metu.edu.tr

Deniz Atalay Sosyoloji


IEEE ODTÜ

AYTEK MUTLU

PL UG

YO U RS EL F E URO P E

I N T O

BILTEK 2010-2011

Electrical Engineering STudents' European assoCiation During the last year, EESTEC LC Ankara was one of the most active LC’s among 47 LC in whole Europe. After the successful event organized in October 2009, Tools For Action, an expectation to organize another amazing event in Ankara is appeared by whole EESTEC family. Aware of that, LC Ankara had meetings for brainstorming to decide on the subject. Group works and researches resulted with the subject avionics which means avionics electronics. The name was “Above Us Only Sky” .

coffee and also tasted it. Baklava was also shown to participants in a factory with its production process. LC Ankara didn’t forget to organize a trip to visit the important places in Ankara. Participants visited Anıtkabir, Ulus and Gençlik Parkı. In addition, campuses of METU and Bilkent University were introduced and a campus rally with a tough path organized in METU to show the daily life in universities in Turkey, generally. To sum up, participants had a great week in Ankara with the full schedule of the event. LC Ankara is now waiting for new events and of course, for new guests.

The event was held between 4th -12th December 2010. The importance of this workshop was that it was the first workshop related to avionics in EESTEC history. During this event, the most well-known aviation companies in Turkey such as Havelsan and TAI (Turkish Aerospace Industries) introduced avionics and gave fundamental information about it. History of avionics, the systems in first aircrafts in world, the development of avionics, architecture of cockpit, standard localization of four main flight instruments namely altimeter, air speed, ADI and HIS and, basics sensors used in aircrafts are all covered in trainings. Participants were also able to visit the factory of TAI. The construction process of aircrafts, research and development studies on the electronic systems were shown in factory. Besides on the technical trainings, Turkish culture was introduced. A Sociology professor from METU (Middle East Technical University) gave a presentation about Turkish tradition. Participants listened about the history of Turkish

Aytek MUTLU EESTEC LC ANKARA CHAIRMAN aytek.mutlu@ieee.metu.edu.tr

61


IEEE ODTÜ

BUKET KAVAK

H AYAT

G İ B İ

I EE E . . .

BILTEK 2010-2011

Hayat, tanıyabileceğin kadar çok insanı tanımaktır. Ne kadar çok yürekte yer edinirsen, ne kadar çok farklı insan tanırsan, o kadar çok içinde olursun hayatın. O kadar çok “ ben yaşıyorum’’ diyebilirsin. Hayat, bir insanın yüreğinde yer edinebilmektir… Bir insanın saygısını kazanmak, bir insana saygı duyabilmektir… Hayat, sesin kısılana kadar onların, yüzlerin, binlerin önünde konuşabilmektir. O cesareti gösterip, o büyük h e y e can ı i ç in d e hissedebilmektir. Hayat, sadece en iyisini yaptığın zaman fotoğrafın en ön karesinde yer almak değildir, hayat “senin yapabildiğinle’’ fotoğraf karesinin en önünde yer alabilmeyi bilmektir. Hayat, el attığın bir şeyde senle beraber onlarca el görebilmektir. O diğer eller verir sana ihtiyacın olan güveni. Hiç olmadığın kadar güçlü hissettirir sana kendini. Yalnız değilsindir işte o zaman. Sana uzanan eller artıkça anlarsın hayatın anlamını. Hayat bir fotoğraf karesidir bazen. Ortaya çıkarıverir yaşamdaki yerini… “Hayat gibi IEEE…” Farklı şehirlerden, farklı üniversitelerden bir araya gelen yüreklerin anlamlı hikayesi. Aldığı sorumlulukla büyük kalabalıklara hitap eden, yüzlerce kişi. Dayanışmanın gücüyle ortaya çıkarılan birbirinden harika etkinlikler. Önemli olanın, çorbada azda olsa tuzunun olması olduğunu bilmek, el ele bir şeyler başarabilmek… Birlikte doğan gücün farkındalığı IEEE. Etkinliğinize gelen insanların beğenisiyle, yüzlere ekilen tebessüm... Başarının en çok yakıştığı yer, “başardık” demenin en fazla anlam kazandığı, göğsünüzü kabarttığı…

Sana destek olan onlarca omzun arasında “ Hayat gibi IEEE…” diyebilmektir belki de… Yeni doğmuş bir bebeğin heyecanını yaşamak gibi, yeni bir projeyi hayata geçirmek. “Heyecan gibi IEEE…” Annesine, kardeşine göz kulak olacağına dair söz veren bir çocuğun sorumluluğu gibi… Sorumluluk almak gibi IEEE… Aldığın sorumluluk gece heyecandan seni uyutmasa da, ortaya güzel işler çıkardıktan sonra içinde hissettiğin mutluluk gibi… Tü m u yku suz gecelere değer IEEE… Eğer hayat bir tabloysa, zamanla tamamlanmaz p a r ç a l a r ı . Doğduğumuz anda tutuşturulmuştur aslında elimize önceden her bir karesi tamamlanmış birer tablo. Biz yaşadıkça payımıza düşen zamanı, eksiliverir birer parçası. IEEE sahip olduğumuz tablonun en değerli parçalarından biri… Anılarda en büyük yeri garantileyen, unutulmaz anların tek şahidi. En güzel arkadaşlıkların vazgeçilmez yeri… “Hayat gibi IEEE…” “ Heyecan gibi IEEE…” “Sorumluluk almak gibi IEEE…”

Buket KAVAK Tanıtım Pazarlama Komitesi Başkanı buket.kavak@ieee.metu.edu.tr

62


IEEE ODTÜ

ÇAĞLA KÜÇÜKKÖSELECI

B İ R H AY R A N I N I N G ÖZ Ü N D E N Ç A Ğ AN I R M AK … BILTEK 2010-2011

Basınla İlişkiler Komitesi Başkanı olarak komite tanıtımı değil, medyada sıkça yer alan ve severek izlediğim bir yönetmeni yazmayı tercih ettim. Seçtiğim isim ise Çağan Irmak… Sadece yaratıcı olmanın bile suç olduğu ülkemizde ayakta kalmayı başarabilmiş ender insanlardandır Çağan Irmak. Yönetmen olarak çok başarılı işler yapmış olması elbette ki çok önemli ancak yeniliklere açık olmakla kalmayıp, her işini yeniliklerle süslemek onun üstatlığının sırrı olmalı. “Babam ve Oğlum” ile erkekleri bile ağlatan, “Issız Adam” ile milyonları beyaz perdeyle buluşturan, “Karanlıktakiler” ile çok farklı bir anne -oğul ilişkisini ele alan,” Mustafa Hakkında Her şey”i izlerken nefeslerimizi kesen o olmuştur. Son filmi “Prensesin Uykusu”ndan ise yine bambaşka bir keyif almıştır tüm sinemaseverler. Sinemada yaptığı başarılı işler sadece belirli bir kitleye ulaşmış olabilir. Ancak televizyonda yıllar sonra bile adını duyduğumuzda yüzümüzde bir gülümsemeye sebep olan dizileri çok geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır. “Asmalı Konak” ve “ Çemberimde Gül Oya” şimdi yayınlansa tekrar izlerim dediğim nadir dizilerdendir. Peki nedir onu bu kadar farklı kılan? Korkusuzluk belki de… Bir işe başlarken aklında ne varsa onu yapmasıdır, inandığı işi korkusuzca ortaya

koymasıdır. Çağan Irmak’tan yola çıkarak sadece yönetmenlerin değil, hepimizin kendi payımıza bir şeyler düşürmemiz gerekir aslında. Hep düşünürüm şimdiye kadar inandığım şeyleri mi başkalarının, çevremin istediklerini mi yapıyorum diye. Hepimiz başkaları için bir şeyler yapmayı bırakıp eleştirilere aldırmadan yaşasak hayat daha güzel olabilir.

Yaptıklarıyla bana bu kadar çok şey anlatan ünlü yönetmene, üstada tekrar teşekkür ederim.

Çağla KÜÇÜKKÖSELECİ Basınla İlişkiler Komitesi Başkanı cagla.kucukkoseleci@ieee.metu.edu.tr

63


IEEE ODTÜ

UMUTCAN DUMAN

O BJ E K T İ F E YA NSIYA NLAR BILTEK 2010-2011

Umutcan Duman Elektrik Elektronik Mühendisliği umutcan.duman@gmail.com

64


IEEE ODTÜ

IEEE ODTU

BAS INDA

IEEE

ODTÜ

BILTEK 2010-2011

65


BA S I ND A

66

I E E E

O DTÜ


IEEE ODTÜ

IEEE ODTÜ

I E E E

O D T Ü’ N Ü N

1

Y I L I

BILTEK 2010-2011

IEEE Türkiye Öğrenci Kolları Kongresi Şirket Ziyaretleri Bilişim Kurultayı Katılımı Liderlik Kampları Uluslar arası Enerji Kurultayı Katılımı Cebit Bilişim Eurasia Fuar Katılımı IEEExtreme 24 Saatlik Programlama yarışması Yeni Fikirler Yeni İşler Yarışması Finali "Above Us Only Sky" EESTEC LC Ankara Staj Günlükleri Global Game Jam’11 IEEE Türkiye Başkanlar Kurultayı Biltek Dergisi Kampüs Gelişim Günleri '11 Opsiyon Günleri Bilgi ve Bilişim Günü: Elektrik Elektronik Proje Fuarı '11 Solar Decathlon Türkiye Takımı Anlat Okulunu ‘11 web site tasarım yarışması Teknik geziler Verimli Staj Projesi İç Eğitim Serisi Gelişim ve Motivasyon Günü Robotürk Roboracers WIN Fuarı Katılımı Ve dahası...

67


IEEE ODTÜ

IEEE ODTÜ

FO T O Ğ R A F L A RL A O DT Ü BILTEK 2010-2011

68

I E EE


FOTOĞRAFLARLA IEEE ODTÜ

69


IEEE ODTÜ

IEEE ODTÜ

IEEE

HA KKINDA

BILTEK 2010-2011

IEEE

KONU BAŞLIKLARI:

IEEE

1

IEEE VİZYONU

2

IEEE MİSYONU

3

IEEE AHLAK

4

KURALLARI IEEE TARİHÇESİ

5

IEEE mühendisliğin yaratıcılık, geliştirme, bütünleştirme, paylaştırma işlevine , insanlığa yararlı bilimlere ve uzmanlık alanlarına katkıda bulunan kar amacı olmayan teknik bir mesleki organizasyondur. Tarihi gelişimine baktığımızda AIEE (Amerikan Elektrik Mühendisleri Enstitüsü) ve IRE (Radyo Mühendisleri Enstitüsü) topluluklarının birleşmesi ile 1963 yılında resmen kurulan IEEE, dünya genelindeki en büyük teknik organizasyonlardan birisidir. IEEE tüm dünyada Elektrik-Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği yayınlarının yaklaşık %25 ‘ini tek başına yayınlamaktadır;

 Aylık yayınlanan dergiler, kitaplar, standartlar, konferans notları, elektronik ürünler ve çeşitli medya ürünlerini y a y ı n l a m a programı,  Yılda 300 den fazla konferans,  700 den fazla s t a n d a r t geliştirme grupları,  39 Teknik Kurum ve bir Teknik Konsey. IEEE, üyelerinin hayat boyu süren öğrenim sürecinde onlara mesleki açıdan çok önemli yardımlarda bulunur;

 Ulusal ve uluslararası konferanslar, seminerler, kariyer geliştirme ve network üzerine mesleki toplantılar,  Gönüllü aktivitelerle liderlik ve diğer kişisel becerileri geliştirme fırsatı,  300 den fazla sürekli-eğitim ve geliştirme programı,  Kariyer yönetimi ekipmanları ve kaynak

70

materyaller,  Finansal servisler ve portatif yarar programları. IEEE dünya çapındaki üyelerinden oluşan bir topluluğu şöyle oluşturur:

 IEEE “Society” , “Section” , “Chapters” ve ”Student Branch” lerden oluşan geniş bir ağdır,  Endüstriyel ve mesleki hayatın gelişmesine hizmet eden bir araçtır,  M ü h e n d i s l e r i n b a ş a r ı l a r ı n ı ödüllendirerek varlıklarını kabul eder, Dünya çapındaki diğer teknik organizasyonlarla birliktelik kurar. 10 bölgeye ayrılan IEEE’de bölgelerin işlevleri şunlardır:

 Bölgeler, öğrenci toplulukları gibi çeşitli alt grupları kendi aralarında kapsamlı organizasyon, seminer ve kongreler yapmaya teşvik eder.  Bölge dahilindeki alt grupların birbirleriyle iletişimini sağlar. Öğrenci toplulukları vecoğrafi birliklerin IEEE ile iletişiminde aracılık yapar.  Üyelik ihtiyaçlarına paralel olarak var olan veya geliştirilmekte olan eğitim aktivitelerini teşvik eder ve üyelere bu konuda yardımlarda bulunur. IEEE üyelerine profesyonel çalışmalara dahil olma imkanı sağlar. Bu konulardaki


IEEE HAKKINDA

IEEE VİZYONU

IEEE MİSYONU

Teknolojik gelişme ve yenilikleri teşvik ederek küresel zenginliği artırmak, üyelerinin kişisel gelişimini sağlamak ve topluluğu dünya çapında ilerletmek.

İnsanlığın ve mesleğin yararı için elektro teknoloji, bilgi teknolojileri ve fen bilimleri hakkındaki mühendislik yöntemleri olan yaratmayı, geliştirmeyi, bütünlemeyi, paylaştırmayı ve bilgiyi uygulamayı teşvik etmektir.

IEEE AHLAK KURALLARI Biz IEEE üyeleri, dünyadaki yaşam kalitesini etkilemede teknolojimizin öneminin farkında olarak; ve mesleğimize, üyelere ve komitelerimize karşı kişisel ödevimizi kabul ederek, kendimizi buradaki ahlaki ve profesyonel tavra adıyor ve: güvenlik, sağlık ve toplumun iyiliği ile ilgili mühendislik kararlarını almada sorumluluğu kabul edeceğimizi ve çevreyi ve toplumu tehlikeye atabilecek etkenleri derhal açıklayacağımızı; açık veya hissedilen çıkar çatışmalarından her zaman kaçınacağımızı ve eğer var olursa etkilenen tarafları bilgilendireceğimizi; eldeki bilgiye dayanan tahminlerde ve hak iddialarında gerçekçi ve dürüst olacağımızı; rüşvetin her türlüsünü reddedeceğimizi; teknoloji anlayışını, uygun uygulamalarını ve olası so-

nuçlarını geliştireceğimizi; teknolojik rekabeti koruyacağımızı ve geliştireceğimizi, ve ancak eğitim ve deneyimle hak kazanıldığında veya ilgili kısıtlamaların tamamıyla ifşası sonrasında başkalarının teknolojik görevlerini üstleneceğimizi; hataları fark etmek ve düzeltmek için ve başkalarının katılımlarını sağlamak için teknik işin dürüst eleştirisini arayacağımızı, kabul edeceğimizi ve önereceğimizi; ırk, dil, din, cinsiyet, özürlülük, yaş veya milliyet ayrımı yapmadan herkese eşit davranacağımızı; başkalarının malına,itibarına, veya işine kasten veya bilmeyerek zarar vermekten kaçınacağımızı; meslektaşlarıma ve kuruluş arkadaşlarıma mesleksel gelişimlerinde yardım edeceğimizi ve onların bu kurallara uymalarını destekleyeceğimizi, kabul ediyoruz.

IEEE TARİHÇESİ IEEE ve öncüleri AIEE (American Institute of Electrical Engineers-Amerikan Elektrik Mühendisleri Kuruluşu) ve IRE (Institute of Radio Engineers- Radyo Mühendisleri Kuruluşu) 1884 yılına uzanır. En başından beri IEEE, elektro teknolojinin ve bununla bağlantılı bilimlerin kuram ve uygulamalarını ileriye götürmüş, teknolojik yenilik ve gelişmeler için katalizör görevi yapmış ve üyelerinin ihtiyaçlarını geniş çeşitlilikteki program ve hizmetleriyle desteklemiştir. 19. Yüzyıldaki Büyüme: 19. yüzyılın son çeyreğine elektrik teknolojisindeki büyüme damgasını vurmuştur. 1880`lerin başında, · telgraf kabloları ABD`yi çaprazlama donatmıştı. · su altından kablo yoluyla Amerika ve Avrupa arasında bağ-

lantı kurulmuştu. · ark lambaları belli başlı şehirlerde kullanımdaydı. · Thomas Edison`un Pearl Street İstasyonu New York`taki elektrik lambalarının güç ihtiyacını karşılıyordu. · çok sayıda elektrikli alet üreten firma mevcuttu. · telefonun haberleşme cihazı olarak önemi giderek artmaktaydı. Teknolojideki bu büyüme ve Philadelphia`daki Franklin Kuruluşu`nun elektrik konulu uluslar arası bir sergi düzenleme planları; içinde Thomas Edison, Elihu Thomson ve Edwin Houston`un da bulunduğu, Amerika`nın önde gelen yirmi beş elektrik mühendisinin bir araya gelerek … bir toplumun oluşumu için çağrı yayımlamalarına yol açtı. 13 Mart 1884`te AIEE New York`ta kuruldu ve kısa sürede Amerikan elektrik mühendislerinin temsilcisi olarak kabul gördü.

71


IEEE HAKKINDA

AIEE –Kablolu Haberleşme Işık ve Güç: Kuruluşundan itibaren AIEE`nin ana ilgi alanları şunlardı: · kablolu haberleşme ve

Radyo teknolojinin doğası gereği IRE`nin ilgi alanı doğal sınırlarının çok ötesine geçti.Bu yüzden, yeni kuruluş birçok ülkeden üye çekti ve sonunda belirli alanlarda dünyanın birçok yerinde birimler kurdu. IRE Tutanakları`nın başlangıcından itibaren düzenli olarak ABD dışından yazarların yazıları yayımlandı.

· ışık ve güç sistemleri. “Elektronik`in” Katılımı Elektriğe dayalı sanayi standartlarının geliştirilmesinde öncü olan ve bu sürece etkin olarak katılan AIEE elektrikle ilgili standart çalışmaları için ABD geneline tesislerini yaydı. İlk 30 yıllık süreçte kuruluş şu gibi iç meselelerle yüzleşmiş ve bunlara çözüm bulmuştur:

1930`larda elektronik elektrik mühendisliği terimleri arasına girdi.Elektronik mühendisleri IRE`nin üyesi olmaya başladılar fakat; elektron tüpü teknolojisinin uygulamaları o kadar yaygınlaştı ki IRE ve AIEE`yi birbirinden ayıran teknik sınırlar ayırt edilememeye başladı.

· örgütlenme için kalıcı karargahların yerleştirilmesi · uzaklara yayılmış üyelerle ve öğrencilerle kurulacak bağlantı için bir işleyiş geliştirilmesi · artan uzmanlaşma sorununu çözmek için kurulan komiteler yardımıyla yeni teknik ilgi alanlarını teşvik etmek Ancak 1912`den itibaren, genişlemekte olan radyo alanında uzmanlaşanların ilgi alanları ve ihtiyaçları yerel ve periyodik olarak yapılan teknik komite toplantılarıyla karşılanamamaya başladı. IRE –Kablosuz Haberleşme: İki büyük yerel örgütlenme –Telsiz ve Telgraf Mühendisleri Topluluğu ve Telsiz Kuruluşu– birleşerek kablosuz haberleşmenin geliştirilmesine katılan bilim adamları ve mühendisler için bir kuruluş oluşturdular –Radyo Mühendisleri Kuruluşu. IRE`nin başlangıç üyelerinin çoğu aynı zamanda AIEE`nin de üyesiydiler ve iki kuruluş birleşip IEEE`yi oluşturana kadar (1963) ortak üyelere sahip olmaya devam etti. IRE ve AIEE`nin yapısal gelişimi ve genel etkinlikleri benzerdi. · Merkezi bir yönetimin altındaki profesyonel gruplarda uzmanlaşmış alt parçalar toplanmıştı.

II.Dünya Savaşı`ndan sonra, iki kuruluş artan bir rekabetin içine girdiler.çabaların örtüşmesi ve ikiye katlanması sorunu arttı, birleştirilen komiteler ve toplantılarla sadece kısmen çözülebildi. AIEE ve IRE IEEE`yi Oluşturma Yolunda: 1961`de IRE ve AIEE`nin önderleri bu sorunları birleşme yoluyla çözmeye karar verdiler. Bir sonraki yıl birleşme planı hazırlandı ve 1 Ocak 1963`te gerçekleştirildi. Fotovoltaik sistemler, Güneş enerjisinden doğrudan elektrik üreten sistemler olarak tanımlanmaktadır. Güneş hücreleri olarak da isimlendirilen bu hücrelerin boyutları ve formları farklılıklar gösterse de genelde boyutları 10X10 cm; kalınlıkları ise mikrometre ile ölçülecek kadar incedir. Bu tür sistemlerin ana elemanı güneş pilleridir. Güneş pillerinin çalışma ilkesi de fotovoltaik etkiye dayanır. Çok sayıda materyal fotovoltaik etkiye sahip olmakla birlikte, elektrik üretecek kapasiteye sahip olan grup yarı iletken grubudur. Bugün için ticari olarak pazarlanan güneş pilleri bir modül başına 60-90 W maksimum elektrik üretebilmektedir. Fotovoltaik sistemler, konutlarda genellikle çatı ve cephelerde kullanılmaktadır. Çatı uygulamalarında elde edilen verim daha yüksektir. Bunun nedeni panellerin eğimli olarak yerleştirilebilmesine imkan vermesi ve çatıya düşen gölge miktarının cepheye düşenden daha az olmasıdır.

· Coğrafi birimler ve öğrenci kolları oluşturulmuştu. · Toplantılar ve yayınlar geniş bir literatür oluşturmayı ve bilgi alışverişini hızlandırıyordu.

IEEE ODTÜ ieee@ieee.metu.edu.tr

72


Biltek 34