Page 1

Sayı: 36 • Aralık 2013 Basın Yayın Daire Başkanlığı Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Röportaj / Dursun BALCIOĞLU

Sohbet Odası / İhsan İLZE

İçimizden Biri / İbrahim AKKURT


3 Nisan 1930

Belediye

27 Haziran 1984

1984

Beyaz Masa

1995

Beyaz File / Beyaz Gezi

1997

2002

2004

Bilgi Edinme / Beyaz Taziye

2005

Muhtarlar Hizmet Birimi

2006

2008

2012

2013


İÇİNDEKİLER 2

Editörden

4-6

Röportaj-Dursun BALCIOĞLU

7-9

Güzel Şeyler

10 - 12

Dünyadan Renkler - İtalya

13 - 15

Sohbet Odası

16 - 18

İçimizden Biri

19 - 20

Hatıralar - Madam Arşaluş

21 - 23

Bir Günün Hikayesi

24 - 25

Dosya-Sonbahar

26

Deneme - Dünyanın En Güzel Ülkesi

27 - 28

İçimizden Biri

29 - 30

Kişisel Gelişim - Sınav Sonrası Ne yapmalı?

31

Deneme

32

Deneme

33 - 35

Kültür Atlası

36 - 37

Gezi

38

Beyaz Öyküler

39

Aramızdan Ayrılanlar

40

Düşün Cevap Ver

1


Editörden

Editörden Sezai Karakoç

Merhaba, “İlginç günlerde yaşayasın!” diye bir atasözü var Çincede. Kötü niyet taşıyan bir söz aslında. Beddua gibi bir şey yani. Her şeyin birbirine karıştığı, akıl ile vicdanın unutulduğu zamanlar kast ediliyor bu cümlede. Oysa insan gönlü, ruhu hep güzeli istiyor. Huzuru, saadeti arıyor. İlginç ve kötü günler içinde olsak da, ümit var olmalı; dik durmalıyız. Elbet bu günler de gelir geçer. İnsanoğlu işte böyle acı tatlı hikâyelerle olgunlaşıyor. Bunlarda olmasa hayatın da pek bir anlamı kalmıyor aslında. Böylesi günlerde bize düşen, olayları aklımız ve kalbimizle beraber izleyip, ondan sonra da hem kendimiz hem de sevdiklerimiz için bir yol haritası çizmek. Tabii bunun içinde bu yaşımıza kadar biriktirdiklerimiz, tecrübelerimiz ve acılarımız yol gösterecek bize. Tıpkı büyük şair Sezai Karakoç’un o büyük şiirinde de söylediği gibi, acılardan güç alarak büyüyeceğiz.

“Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine Gelelim bültenimizin bu sayısına; Büyükşehir Ailesi Bülteni’nin 36. sayısında dört röportaj yer alıyor. Raylı Sistemler Daire Başkanı Dursun Balcıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz ilk röportajda, raylı sistemlerin İstanbul’daki dünden bugüne uzanan hikayesini konuştuk. KUDEP’te Müdür Yardımcısı olarak görev yapan İhsan İlze çok sayıda ödül kazanmış bir fotoğraf sanatçısı aynı zamanda. İhsan İlze ile de fotoğraf sanatı üzerine konuştuk. Diğer bir röportajımızı ise genç çalışma arkadaşlarımızdan İbrahim Akkurt ile gerçekleştirdik. Eğitim Müdürlüğünde görevli Akkurt, genç yaşına rağmen bugüne kadar dernek başkanlığı, bülten çıkarma gibi küçümsenmeyecek işler üstelenmiş. Son sohbetimizi ise Nuray Arda yine genç arkadaşlarımızdan Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden Murat Gül ile yaptı. Dünyadan Renkler Bölümünde Fulya Solmaz İtalya seyahatinin izlenimlerini bizlerle paylaştı. Kültür Sanat, gezi ve hatıralar sayfalarımız bültenimizin diğer bölümlerinden bazıları. Daha güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

2


İstanbul, Büyükşehir Ailesi ile her geçen gün daha da büyüyor.

1530 SMS Hattı, Mobil Uygulama

3


Röportaj

Raylı Sistemler Daire Başkanı - Dursun BALCIOĞLU

Raylı Sistemler Daire Başkanı Dursun BALCIOĞLU bültenimizin

tecrübesine sahip ikinci şehir İstanbul’dur. Yani dünyadaki ikinci

bu sayısının konuğu oldu. Dursun BALCIOĞLU ile İstanbul’un

raylı sistem, Karaköy ile Tünel arasında çalışan finiküler sistem-

dünden bugüne ulaşım hikâyesinden, gelecekteki planlara değin

dir. 1875 yılında işletmeye alınmış bir sistem. İşte İstanbul’un

pek çok konuyu konuştuk. BALCIOĞLU, ayrıca önümüzdeki yıl-

raylı sistemler hikâyesi bu kadar eskiye dayanıyor. Daha sonraki

larda hayata geçirilecek projelerle Marmaray’ın daha da verimli

yıllarda, cumhuriyetin ilk dönemlerinde ise tramvaylar devreye

bir hâle dönüşeceğinden de bahsetti bizlere.

giriyor. 1960’lı yıllara gelindiğindeyse cadde trafiğini etkiliyorlar diyerek bu tramvaylar kullanımdan kaldırılıyor. Hatta 2003 yılın-

Ulaşım ve trafik son günlerin en çok konuşulan mevzularından. Siz de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nde önemli bir noktada görev yapıyorsunuz. Öncelikle sizi tanısak, kimdir Dursun BALCIOĞLU?

da Saraçhane’nin önünde yol çalışması yapıldığında, toprağın altından o döneme ait raylar ortaya çıktı. Dolayısıyla raylı sistemlerin, elimizde belgelerden öğrendiğimize göre İstanbul’daki tarihi bir hayli eskidir, ancak sonradan bunların bir kısmı kaldırılmıştır.

Duymuşsunuzdur belki, mühendisler konuşmaktan ziyade matematiği, proje hazırlamayı daha çok severler. O yüzden kısa bir şekilde anlatayım size kendimi. Efendim ben, inşaat mühendisiyim. İTÜ’den mezun oldum. Mezuniyetimin hemen akabinde beş yıl kadar bir zaman özel bir şirkette çalıştım. Daha sonra da Bağcılar Belediyesi’nde memuriyet hayatına atıldım. İki yıl da Bağcılar Belediyesi’nde çalıştıktan sonra 1995 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne geldim. Ve Taksim 4. Levent’teki metro çalışmasında kontrol amiri olarak göreve başladım. İki yıl kontrol amiri olarak görev yaptıktan sonra da, o zamanki adıyla Teknik İşler Müdürlüğü’ne müdür olarak atandım. O günden bu zamana kadar da hep raylı sistemlerin içinde bulundum. Bizim serencamımız işte böyle…

Geçmişten günümüze doğru baktığımızda İstanbul hangi noktalardan bu seviyelere ulaştı? Bize İstanbul’un ulaşım tarihinden bahseder misiniz?

Yakın dönemde ise çalışmalara 80’li yıllarda ağırlık verildiğini

Biz pek de farkında değiliz ama İstanbul raylı sistemler anlamın-

ihaleleri yapılmıştır. Taksim - Dördüncü Levent arasındaki met-

da dünyada önemli bir yere sahip. Şöyle ki dünyada raylı sistem

ronun ihalesi. Başbakanımızın, 1994 yılında belediye başkanı ol-

görüyoruz. 1985 - 1986 yıllarında, Aksaray ile Havaalanı arasında çalışması düşünülen hafif metro ihaleleri yapılmış. Ana ulaşım ağının ilk temelleri de böylece atılmış. 1993 yılında ise metro

4


Röportaj

masıyla birlikte raylı sistemler yatırımlarına ağırlık verildi. Hızlı bir

ileri ülkelerin seviyesine ulaşmak. Başkanımızın da belirttiği gibi

şekilde İstanbul’un büyük kısmını içine alan büyük raylı sistemler

bizim de o seviyeye ulaşmamız lazım artık. İşte, Raylı Sitemler

ağı oluşturulmaya başlandı. Ve bu çalışmalarımız da o günden

Daire Başkanlığı olarak bizlerde bu sistemleri yaygınlaştırmaya ve

bugüne, hiç hız kesmeden devam ediyor.

geliştirmeye çalışıyoruz.

İstanbul’umuz şu anda 141 km uzunlukta bir raylı sisteme sakm’lik sistem, tramvaylar, metrolar, hafif metrolar ve finiküler

Raylı sistem kullanımı arttıkça İstanbul’da değişiklik olur mu? Gündelik hayatımıza da yansır mı acaba bu değişiklikler?

sistemden müteşekkil bir ulaşım ağıdır. Hedefimiz 700 km’nin

Toplu taşıma işi karayolu ağırlıklı olunca, yüzeydeki trafiğinde ne

üzerine çıkmaktır.

zaman yoğunlaşacağı ne zaman duracağı hiç belli olmuyor. Hele

hip. 2004 yılında bu uzunluk 45 km idi. Sözünü ettiğimiz bu 141

hele İstanbul gibi 24 saati de hızlı yaşayan büyük şehirlerde bu hiç

Raylı sistemler ağı İstanbul trafiğinin ne kadarlık bir kısmının yükünü taşıyor? Günümüzdeki toplu taşıma oranları şöyledir, İstanbul trafiğinin %83’ünü kara yolu % 13’ünü raylı sistemler, %3.6 gibi de deniz taşımacılığı oluşturmaktadır. Toplu taşıma rakamlarına baktığımızda karşımıza işte böyle bir tablo çıkıyor. Biz, yakın bir gelecekte yani 2016 yılının sonlarına doğru bu oranları değiştirmeyi hedefliyoruz. Şöyle ki %65 oranında karayolu ağırlıklı olacak, raylı sistem yolcu taşımacılığını ise %31’lere çıkarmayı hedefliyoruz. Bu tabiî ki dikkat çekici bir rakam. Ama dediğim gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak biz neredeyse yirmi yıldır planlı bir şekilde raylı sistemler üzerinde yoğunlaşarak çalışmaktayız. Hâliyle, bu denli yoğun çalışınca kurum olarak tecrübemiz de çok artmış oldu. Dünyada genellikle böylesi büyük çalışmaları merkezi sistemler gerçekleştirir, biz ise yerel yönetim olarak

bir zaman mümkün olmuyor. Mesela bir randevu verdiğinizde o

bu işleri üstleniyoruz. Tabii bazı noktalarda bakanlıklarla beraber

randevuya saatinde ulaşıp ulaşamayacağınızın garantisi yok bu

çalıştığımız organizasyonlar da oluyor.

şehirde.

Şu anda dünyada en fazla yolcu taşıma kapasitesine sahip ulaşım

Ama kara yolu taşıma sistemlerinin handikapıdır bu zaten. Kara

şekli raylı sistemler. Raylı sistemlerin taşıdığı yolcu sayısına ulaşan

yolu ağırlıklı taşıma sistemlerinin düzenli olarak çalışması pek çok

başka bir sistem yok. Raylı sistemleri, otobüslerle kıyaslayacak

faktöre bağlıdır. Ancak raylı sistemler bu bakımından çok daha

olursak, şöyle bir tablo çıkar karşımıza; otobüslerle saatte

avantajlıdır. Engelleyici argümanlar çok daha azdır bu sistemde.

en fazla sekiz veya on bin yolcu taşınabilir. Tabii metrobüsün

Siz raylı sistem yolcusu iseniz duraklar arasındaki zamanı biliyor-

önemli bir katkısı var yolcu taşımada, ancak raylı sistemler her

sanız eğer randevunuz için çok daha rahat bir saat verebilir ve çok

halükarda metrobüsün de üzerinde taşıma kapasitesine sahiptir.

daha sorunsuz bir şekilde istediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Yalnız bir

Ayrıca raylı sistemlerde elektrik kullanıldığı için şehrin havasını ve

noktaya dikkati çekmek isterim; raylı sistemler trafik keşmekeşini

dokusunu da kirletmiyor. Paris, Londra, Moskova gibi metropoll-

çözmez bizim amacımız alternatif bir ulaşım seçeneği sunmak-

ere baktığımızda da bu büyük şehirlerin de raylı sistemlere büyük

tır. Biz insanları vaktinde ulaşmak istedikleri yere ileten alternatif

önem verdiğini görüyoruz. Dolayısıyla İstanbul’un da ivedilikle

bir sistemiz. Yolcularımızı trafiğe takılmadan, zamandan tasarruf

ulaşım master planı hedefi olan 700 km’yi aşan bir raylı sisteme

ettirerek seyahat etmelerini sağlamak en birinci gayemiz.

sahip olması gerekiyor.

Gelecekteki projelerinizden bahseder misiniz? Raylı sistem ulaşımında İstanbul’un dünyadaki yerinden biraz bahseder misiniz?

Üsküdar - Ümraniye - Çekmeköy Metro hattımız 2015 yılının

Maalesef, hızlı tren gibi, metro gibi raylı sistemler açısından

kasında Beşiktaş’tan Sarıyer’e Üsküdar’dan da Beykoz’a uzanan

dünyada çok da ileri bir seviyede değiliz şu anda. Ama Ulaştır-

bir raylı sistemin hayata geçirilmesi hedefleniyor. Bu proje daha

ma Bakanlığı’nın hedefi hızlı bir şekilde raylı sistemlerde

etüd safhasında. Biliyorsunuz, 29 Ekim itibarıyla Marmaray’da

sonu gibi devreye girecek. Ayrıca master planda Boğazın iki ya-

5


Röportaj

İstanbul’un ulaşım araçları arasında yerini aldı. Marmaray pek

çaba göstermemiz gerekir. İBB çok büyük bir kurum. Ayrıca

çok özelliğiyle tarihe geçen bir çalışma oldu. Şimdi bizde ge-

hizmet verdiğimiz nüfus ve alan da çok büyük. Hâlihazırda İstan-

lecekte hazırlayacağımız projelerle Marmaray’ın daha da verim-

bul’un nüfusu Avrupa’nın pek çok ülkesinden daha fazla.

li çalışması için destek vereceğiz. Aslında, Marmaray sadece Ayrılıkçeşmesi ile Kazlıçeşme arasında çalışan bir sistem değil.

Unutmamamız gereken diğer bir mesele de, verdiğimiz

Bu hat Söğütlüçeşme, Halkalı ve Gebze’ye kadar devam edecek

hizmetler arasında kanalizasyondan suya, ulaşımdan doğal gaza

bir sistem. Ve bu sisteme bizim gelecekte tamamlanacak metro

kadar pek çok hayati hizmet de var. Dolayısıyla burada çalışan

hatlarımızla 10 ayrı yerden aktarma ve yolcu bağlantısı olacak.

arkadaşlarımızın böyle büyük bir kitleye son derece önemli

Ve böylece bütün bu ağ, İstanbul’un büyük bir kesimine hizmet

hizmetler verdiğimizi de asla ve asla unutmaması gerekir. Böylesi

veren son derece kuvvetli bir sistem olacak. Bu sistem faaliyete

önemli sorumlulukları bulunan bir kurumda görev yapmak tabiî

geçtiğindeyse İstanbul trafiğinin rahatlatılması anlamında da çok

ki çok onur vericidir. Herkesin bu onuru hissederek, bilincinde

ciddi katkı sağlayacak.

olarak çalışması gerekir…

Dursun Bey, tecrübeli yöneticilerimizdensiniz. Özellikle genç çalışanlarımıza neler söylersiniz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir hizmet birimi. Burada hepimiz İstanbul ve İstanbullular için çalışıyoruz. Çalışanlarımızın da bunun bilincinde olması gerekir. Büyük bir sorumluluğumuz var. Hepimizin, iş dışında da belediyenin bir temsilcisi gibi davranıp olumsuzlukları anında ilgili birimlere iletmemiz, çözümü için

6


Güzel Şeyler

Bir Ailenin Kahve Üzerine Kurulmuş Hikâyesi Nurgül AKGÜL / Birim Fiyat Standartlar Müdürlüğü

Fotoğraflar: Dilek BERKPINAR - Fidan BAL Caddesi 61 numaralı dükkândaki “Kahveci”… Kahveci, yüz elli senedir yerli yabancı misafirlerin gönül sohbetlerine köprü oluyor. Bizi, dükkân sahibi Bekir Tezçakar evimizde hissettiren bir içtenlikle karşılıyor. Saraylardan çıkan bir sunumla kahvelerimiz ikram ediliyor. Biz, enfes kahvelerimizi yudumlarken, yapılışının inceliklerini sormadan edemiyorum. Geçmişten günümüze gelen mangal ateşindeki lezzeti sıralamaya başlıyor Bekir Bey. Kahvenin, aslına uygun olarak bakır bir cezvede mangal ateşinde aheste bir şekilde pişmesi gerektiğini anlatıyor.

Kahveniz nasıl olsun? Kaynak olsun

Türkiye’nin dünyaya açılan penceresi Kapalı Çarşı’ya gidiyoruz.

Kahve tiryakilerinin “kaynak” diye tabir ettiği eski bir kavramdan

550 yıldır korunan tarihi dokusuyla, günümüz modernizmi

bahsediyor Bekir Bey bize. Eskiler, kahvelerini işte bu tabirle

arasında kalan bir mimari karşılıyor bizi.

sipariş ederlermiş. Yani köpüksüz ancak sütü kaynatır gibi çok pişmiş, iyi kaynamış kahve kıvamında. Onlar ise bugün istedikleri

Varakçılardan, yağlıkçılardan, fesçilerden, kavaflardan geriye an-

kıvamda, kavurup çeken bir yerden taze olarak alıyorlar kahveyi.

cak sokak isimlerinin yadigâr kaldığını görüyoruz. Ancak burada

”Bizim kahvemiz Mehmet Efendi’den biraz hafiftir” diyor Bekir

öyle bir dükkân var ki tüm asaletiyle zamana direniyor. Halıcılar

Bey. Yaparken de hemen kabarıyor diye fincana koyulmaması,

7


Güzel Şeyler

Daha sonra ailenin 2. kuşağından olan Bekir Tezçakar devam etmiş çalışmaya. O da 35 yıl emek vermiş bu tarihi dükkâna. 1950’de ise 20 yaşlarında bir delikanlıyken Ethem Tezçakar gelmiş İstanbul’a ve bir müddet sonra ilkokulu bitiren kardeşi Mevlüt Tezçakar’ı da yanına almış. Bekâr odalarında ağabey kardeş yatıp kalkmışlar uzun bir zaman. Ethem Tezçakar, 60 yıl bilfiil çalışarak, dükkânın en uzun süreli emektarı olmuş. 2,5 yıl evvel ise Hakk’ın rahmetine kavuşmuş kendisi. Şimdilerde ise adeta tutkulu bir aşkla, genlerinden gelen mirasa sahip çıkan Mevlüt Tezçakar bu geleneği devam ettiriyor. Hemen arkasından ise Ethem Tezçakar’ın oğlu Bekir Tezçakar elmanın diğer yarısı

çok karıştırılması gerekiyor. Köpüğü alındıktan sonra da tekrar

olarak destek veriyor Kahveci’ye.

ocağa sürülmesi icap ediyor. Tabii en önemlisi de, bütün bunların üzerine 100 yıllık tecrübe ve geleneği eklemek lazım. İşte bütün bunların karışımıyla leziz bir tada ulaşıyor kahve. Hepsi iyi hoş da bu sonuncusunu nasıl bulup evde kahve yapacağız, işte onu bilemiyorum gerçekten de! Kahveci’nin tarihinde iki olay önemli bir yer tutuyor. İlki 1954’teki çarşı yangını ki bu yangın sırasında dükkânların demirleri büküldüğünü, camların ise su gibi aktığına şahit olmuş baba Ethem Tezçakar. Hatta dönemin siyasileri Menderes ile Bayar da ziyaret etmişler dükkânı. Diğer olay ise 1991 senesinde tam da Kahveci’nin önünde patlayan bomba. Ölümlerin de olduğu bu hazin olayda, hem dükkân zarar görmüş hem de Ethem Tezçakar.

Mühendislikten Kahveciliğe

Son Emanetçiler

Bekir Bey, yalnızca dedelerinin ismini taşımıyor. Geçmişinin

Kahveci’nin kuruluşu 1870’lere dayanıyor. 1. Dünya Savaşı’ndan

ruhunu, fikirlerini gelenek ve göreneklerini de amcası Mevlüt

evvel Mevlüt ve Hüseyin Tezçakar kardeşler memleketleri Erz-

Bey’le beraber günümüzde de yaşatmaya çalışıyor. Mevlüt

incan’ın Kemah ilçesinden İstanbul’a göçüp bu kahve ocağın-

Bey’in asıl mesleği Mali Müşavirlik ve Sultanahmet’te de bir ofisi

da çalışmaya başlamışlar. Cumhuriyetin ilanına kadar da Mevlüt

var. Bekir Bey ise İnşaat Mühendisi. Kapalı Çarşı’nın Nuruosmani-

Tezçakar, oğlu Bekir Tezçakar ile birlikte çalışmış.

ye ve Çarşıkapı kapılarının restoresinden tutun da, boğazdaki yalılara kadar envai türde eserleri yeniden ihya etmiş.

8


Güzel Şeyler

Türk kahvesinin karşılığı anlamında olan İtalyanların dünyaya mal olmuş ‘illy’ marka kahve başlıca içecekleri. Bunun yanında Avrupa’da, günümüzde ne içiliyorsa onları bulunduruyorlar. Frozanlar, milshakeler, expressolar, latteler, mochalar var. İtalyan kahvesinin yanında İtalyan pastasının yenmesi gerektiğini söylüyor Bekir Bey. Bu yüzden başka bir yerde benzeri olmayan tamamıyla İtalya’da üretilmiş pastaları sunuyor müşterilerine.

Burası bir kahve ocağı değil aile ocağı Aile temsiliyetinde, Anadolu kültürüyle yoğrulmuş hem mekân hem Bekir Bey. Tüm derdi ise dededen kalma mesleği kendinden sonraki kuşağa miras bırakabilmek. Yani, üç ve dokuz yaşlarındaki iki oğluna. Bunu da şöyle ifade ediyor kendisi “Burada bulunuş sebebim ailevi mirasımız olan müesseseyi ileriye taşıyabilmek. Neticede elbette ticari bir kurumuz. Ama amacımız sadece ticaret değil. Gönül sohbetindeki köprüye hizmet etmek” diyor. Geleceğe dair beklentisini ise şöyle özetliyor:

Bekir Bey, bir yanda geleneği temsil eden Kahveci ile ilgilenirken bir yandan da farklı isteklere cevap verebilmek için Kahveci’nin iki dükkân yanında başka bir mekânı da işletmeye başlamış. Bekir Bey, mesleğinden de gelen destekle çarşının aslına uygun bir şekilde tasarlamış Cafe Life’ı. Konseptini tamamıyla kendisinin oluşturduğu bu mekanda da yine Osmanlı figürleri hakim.

“Emir Ömer ve Ethem Emre ismindeki oğullarımı ancak aileyi temsil edecekleri gün buraya davet edeceğim. Tıpkı babamın bana lise çağlarıma kadar yasak koyması gibi. Dokuz yaşındaki oğlum yalnızca bir kez geldi. Ne zaman o da yetişir eğitimini tamamlar o zaman bayrağı da devralır. ”Ethem Tezçakar’a yaraşır birer evlat yetiştirmenin en büyük temennisi olduğunu ekliyor sözlerine. Son olarak, Kahveci ve Cafe Life’ta İBB çalışanlarını bir sürpriz indirimin beklediğini de söyleyerek sözlerimizi bitirelim. Menüsünde İtalyan lezzetleri bulunan bu cafe de 15 - 20 çeşit

Kahveci-Cafe Life

kahve bulunmasına karşın,Türk çayı ve Türk kahvesi ise hiç bu-

Kapalıçarşı Halıcılar Cad. No:61-63

lunmuyor, isteyen olursa “Kahveci”den sipariş ediliyor. Bizim

Fatih

9


Dünyadan Renkler - İtalya

İtalya “bir çizmeden daha fazlası” Fulya SOLMAZ / Halkla İlişkiler Müdürlüğü

En azından filmlerden, şarkılardan, sanat eserlerinden, hikâye-

olduğuna bağlı bu güzelliğin okunabilmesi. Mimar mısınız, sanatçı

lerden, hızlı otomobillerinden, pizzasından makarnasına kadar

mı, mühendis mi, psikolog mu, yoksa iki aşık mı? Orada geçen

nedenlerimiz vardır aslında İtalya olmadan İtalya hakkında fikir

hiçbir yaşanmışlık sanki harcanamamıştı, taşlara işlenmiş, resme-

sahibi olmak için. Kaç tanesini göz ardı etmişsek edelim İtalya’ya

dilmiş, anıtlara dikilmiş hatta çalınmıştı. Osmanlının ve doğunun

dair bir şey bilerek gideriz oraya. Çoğunlukla cazibesiyle gülüm-

hatıralarına kadar... Venedik hapishanesi özgür görünümlü ken-

seten kentlerinden alamayız kendimizi. Bu duygular içerisinde

tin sıkıcı tarafıydı. San Marko meydanındaki katedral ise Napolyon

bir otobüs penceresinden bakarken kuzeyden güneye doğru

tarafından “Dünyanın En Güzel Meydanı” olarak adlandırılmış.

yavaşça başladı İtalya macerası. İtalya’nın yeşili bir başka geldi

Venedik sanki konuşuyordu oysa orada kimse yaşamıyordu. Sayısız

bana. Yeşillikler insanlarla yaşamak zorunda kalmamıştı, zaten

köprüleri ile terk edilmiş kent, yalnızlığına inat güzelliğiyle insanları

yeşilliklerde yaşamayı öğrenmiş insanlar vardı. Yeşillikler özgürce

kendine çekmeyi başarıyordu.

çevreye hâkimdi ama yine de insanların bahçeli evleri, köyleri,

Sonra Romeo ve Juliet’in hikâyesinin geçtiği Verona - Garda’ya süzüldük…

çiftlikleri vardı.

“İtalyan köylerinde tarih durmuş gibi sanki. Çoğu köy eski hâliyle koruma altına alınmış.” Diğer yandan Ortaçağ kentleri sinema seti gibi karakteristik gelir bana. Birileri bir şeyleri neden yaptığının hesabını hep vermiş sanki.. ya da birileri bir şeyleri hep birileri için yapmış .. Dapdar, sıkışık, bitişik, karartılı Ortaçağ sokaklarında yürüdükten sonra, kaybolsanız dahi dev ucubelerin(heykellerin) dikili olduğu geniş, Roma’daki Collosseum’dan sonra İtalya’nın en büyük ikinci am-

düz, bol sütunlu meydanlarda buluyorsunuz kendinizi.

fitiyatrosu, Dante Aligieri’nin sürgün döneminde yaşadığı saray

Venedik, terk edilmiş sıcak kent..

ve zengin Verona kentinin sokaklarında yürünür saatlerce. Son-

Sakin yollarından geçtikten sonra Tronchetto limanından vaporet-

rasında aşıklar şehri olarak adını kente yazdırmış iki aşığın Romeo

to ile Venediğe geçtik. Venedik’de San Marko meydanını karşımda

ve Juliet’in evlerinde dalınır hayallere. İtalya’nın köylerini gör-

görmek şaşkına çevirmişti beni. Sıradan bir insan gibi bahsetmek

meden o kent hakkında tam olarak fikir sahibi olunmaz diyerek

isterdim Venedik’ten. Ancak her sıradan insan gibi sıradan hisse-

Sirmione Köyü’ne doğru yola çıktık. Güzel manzarasıyla Garda

demiyorsunuz Venedik’te kendinizi. Üzerine çokça düşünülmüş,

Gölü de buradaydı.

adeta her karışından sanat için istifade edilen bu efsanevi kenti yakından gördüğünüzde kafanızdaki ezberler bozuluyor. Toplu taşıtlar yerini teknelere bırakmıştı. Lakin en çok gondollarıyla bilinmesi haksızlık olmuş bu efsanevi kente. Oysaki gören gözlerin ne

10


Dünyadan Renkler - İtalya

Sanatçılarca ince ince işlenen kent ve Rönesans Sanatının çıkış yeri; Floransa… Kentte bir toprak parçasına duyulan aidiyet; onda yaşamayı kibir derecesine varan bir ihtişamı gerekli kılıyor sanki. Kibirli, stressiz kuzey İtalyanları anlamakta zorlanıyor insan. Aynı zamanda Dante, Michelangelo, Leonardo da Vinci gibi pek çok sanatçının doğum yeri ve bu sanatçıların efsanevi eserlerinin olduğu müze. Fotoğraf çekmek yasak da olsa insan hafızasından çıkmayacak tablolar. Sanatın, insanın, şehrin, zamanın uğruna yapılanlara bakıp eserlere hayranlık duymayı bırakıyor insan. Artık İtalya düşündürtmeye başlıyor sizi. Tam bu noktada Darvincileri dinlemeye başlıyorsunuz. Ortaçağ sokaklarında imkân sahiplerinin dikkatini çekmek için ne kadar yetenekli olmak gerektiğini hissediyorsunuz.

İtalya’ya gidilir de eğik Pisa Kulesi görülmez mi? Pisa kulesinin eğik tarafına parmağımızı koyupta bunu fotoğrafladığımızda kulenin kaderinin bizim elimizde olduğu hissi keyif kattı gezimize. Kulenin yanı sıra Pisa Katedrali, Avrupa’da en görkemli bulunan vaftizhane ve mucizeler meydanın-

“Jüliyet’in balkonu”

da renkli anlar yaşanılıyor.

Dünyanın en meşhur aşk hikâye-

Ve zaman tüneline giriyoruz; Roma’nın antik yüzü…

lerinden birisi olan Romeo ve Juliet’in meşhur balkonu! Romeo

Semboller, eserler, resimler, heykeller bunların yoğunlaştığı ve seyreldiği noktalar ve sizi bu noktalarla kesiştiren yollar, siz farkında olsanız da olmasanız da bir

işte bu balkonun altında Jüliet’e

düşüncenin ürünü ve bu düşünce sizin ne düşündüğünüzü yönlendirmekle ilgili

serenadlar okumuş.

bir düşünce. “Düşünce”, sanat ve mimariyle yer yer gövde gösterisine dönüşüyor. Ailelerin, tarikatların, kilisenin çatışmaları meydanlardaki heykellerle, duvarlara işlenmiş sembollerle şehre damgasını vurmaya çalışmış. Tam bir meydan savaşı var burada! Bir dönemin meydanını yağmalayıp yıkıp başka bir meydan yaratıldığına şahit oluyorsunuz. Derken taş taş üstüne bırakmadan yürünür Roma’da. Collesseum, Fontana di Trevi’yi (Aşk Çeşmesi), İspanyol Meydanı, Forum Meydanı, Mussoli’nin izleri, heykel ve çeşmeleriyle ünlü Navona Meydanı ve daha birçok eser…

Dünyanın en büyük kilisesi; Vatikan’daki San Pietro Kilisesi Kiliseye ilk girdiğinde sanatın büyüsüne kapılıyor insan. Rönesans’ın dev sanatçıları Leonardo Da Vinci, Michelangelo gibi isimlerin elleriyle ilmik ilmik dokudukları eserlere duyarsız kalmak imkânsız. Ancak adımımızı kilisenin dışına attığımız an sanat ruhumuza bile işlenmemiş olarak bizden çıkıp gidiyor…

Floransa kenti Da Vinci, Dante ve Michelangelo gibi büyük sanatçıların doğduğu yaşadığı bir yer. Haliyle her köşesinde bir sanat eserine rastlamak mümkün oluyor.

11


Dünyadan Renkler - İtalya

“Napoli, İtalya’nın en fakir şehirlerinden biri. Bakımsız, sıradan sokaklar ve harap olmuş binalarıyla tam bir varoş!” Kutsala ayrılmış bu mesai ve yer için çok fazla cömert olunmuş.

kızgın lavların altında kalmış. Ardı ardına volkandan çıkan küller,

Hem bu denli merkezde ve bütünleşik, aynı zamanda da sınırsız

şehri kaplamış ve binlerce insan ile birlikte şehir lavların altına

imtiyaz imkân sahibi. Doğuda ibadet için bir seccade yeterliyken,

gömülmüş. Arkeologların kazılarından sonra bozulmamış yaşam

orada koca bir kent ve süslemeleri yetmemiş insanlığa, yüzyıllar

alanları, kölelerin daha çok çalışabilmeleri için ayaküstü atıştırma

az gelmiş gibi.

yerleri (fast food dükkânları), tapınakları, tiyatrosu, duvar resimleri, pazar alanları ve yüzlerinde büyük bir acı ile taşlaşarak ölmüş

Güneyin sıcakkanlı insanları ile fakir Napoli…

insanlar, Pompeililer.

Güney İtalya’ya geldikçe işte bize benzetilen İtalyanlar deniyor. Kuzeyin o soğuk çehreli insanlarından sonra güneyin sıcak insanları içimizi rahatlatıyor. Lakin aynı zamanda İtalya’ya yakışmayan binalar, sokaklar görülüyor. Ama yinede oraya özel soslarını, makarnalarını,tatlı kahvesini tatmaya değer.

İnsanlık, fast food kültürü gibi pek çok şeyi 2000 bin yıl önce de biliyordu, nasıl mı? Liman kenti Pompei’de… Geçtiğiniz yerlerdeki eserlerin birbirlerine bakan yönleri, taşıdıkları simgeleri, sembolleri her biri bir şeyler anlatmak istiyordu, ya bir güç gösterisi ya bir isyan ya kölelik, ihtişam ve insanlığın kör noktası, bir sürü hata… Ama sonuçta adını tarihe yazdırmıştı, Roma İmparatorluğu’nun en büyük ticaret liman kenti; Pompei. Pompei’nin anlatmaya değer bir hikâyesi var. Köleliğin, umarsızca insanlık suçlarının işlendiği Pompei’de MS 79’da Vezüv yanardağından çıkan dumanları gören halkın bir kısmı gemileriyle kaçmaya çalışırken, bir kısmı evlerinde saklanmaya çalışırken

12


Sohbet Odası

“Fotoğrafın insanlar üzerindeki etkisi bambaşkadır” İhsan İlze, fotoğrafla ciddi bir şekilde ilgilenen ve pek çok yarışmada da ödüller kazanmış bir İBB Ailesi üyesi. KUDEP’te müdür yardımcısı olarak görev yapan İhsan İlze ile fotoğraf üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. İhsan İlze’nin, fotoğrafçılıkla ilgili tespitleri gerçekten de ilgiye değer. Fotoğrafa farklı bir açıdan bakmak için buyrun sohbetimize…

Teknolojik gelişmeler ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla herkes bir anda fotoğrafçı oldu sanki. Bu konuda ne dersiniz? Bu artışa sevinmeli miyiz?

İhsan Bey, ne zaman başladı fotoğraf merakınız? İlk olarak ortaokul - lise yıllarımda ilgilenmeye başladım. Evde hediye gelen fotoğraf makinesine Sirkeci’den 36 ‘lık film alıp, güneşli, bulutlu havalarda hangi ayarları yapmam gerektiğini filmi aldığım mağaza sahibinden öğrenerek ilk çekimlerimi yaptım. Sonrasında üniversite yıllarında mesleğimizin (Şehir Planlama) gereği olarak

Tabi artık fotoğraf ve video çekim özellikli bir sürü cihaz türe-

fotoğraf çekmeye devam ettim. Belediyede işe başladığım 1994

di. Telefonlar artık fotoğraf çekim özelliğine megapikseline göre

yılından 2009 yılına kadarki süreçte açıkçası kullandığım

seçilir oldu. İnsanlar yaşadığı olayı anında bu cihazlar vasıtasıyla

makinelerin teknik özelliklerini doğru dürüst kullanamadan

paylaşabiliyor.

otomatik modda çekimler yaptım. İlk olarak 2009 yılında başlangıç düzeyinde 8 haftalık, daha sonra ileri seviyede 8 haftalık ve mimari

Düşünün önceden tatile gideceksiniz fotoğraf çekeceksiniz,

fotoğrafçılık konusunda 5 haftalık, stüdyo fotoğrafçılığında da 2

dönüp onları baskıya verip alacaksınız ondan sonra görecek-

haftalık eğitimler aldım. Bu eğitimlerin sonrasında olayın tekniğini

siniz. Şimdi anında görüntü olayı var. İstersen çektiğini anında bir

ve önemini daha iyi kavramaya başladım.

sürü farklı ortamda yayınlayabiliyorsun. Aslında herkes fotoğrafçı değil, fotoğraf çeker oldu. Çoğu ancak belge olacak cinsten fo-

İlk çektiğiniz fotoğrafı hatırlıyor musunuz? Neydi o fotoğraf?

toğraflar. Bu durum mahremiyet açısından da sıkıntılı durumlar oluşturabiliyor. Her anın paylaşılması, duyurulması bence çok

İlk denemeleri evde ailemi çekerek yapmış olduğumu hatırlıyo-

doğru değil. Ancak habercilik açısından müthiş bir sanal haber

rum, sonrasında Sultanahmet Camisi ve Meydanı. O negatifleri

kaynağı ortamı oluşmuş durumda.

de hâlâ saklıyorum. Tarihi Yarımada/Haydarpaşa Mendireği 2012(Ramazan)

Ara Güler fotoğrafın sanat olmadığını söylüyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Nedir fotoğraf sizce? Fotoğraf; bilimsel, teknik, estetik ve verdiği mesaj ve dünya görüşüyle felsefi boyutu olan bir araçtır, belgedir. Ben sanat olup olmadığından çok fotoğrafın gücüyle ilgiliyim. İnsanlar üzerinde oluşturduğu etki bambaşka, bazen bir fotoğrafa bakıp tatile gideceğiniz yere kara verirsiniz, bir insanın hâline üzülürsünüz, bir mimariye hayran kalırsınız, herhangi bir ürünü satın alırsınız. Bütün bunları onu canlı olarak görmeden fotoğraf sayesinde

Fotoğrafı nasıl çekersiniz? Belli program ve kurgu içinde mi çalışırsınız yoksa her şey doğal akışında mı ilerler?

yaşarsınız veya yaparsınız. Hızla değişen ve gelişen bir dünyada yaşıyoruz. Kısa bir süre öncesinde çektiğiniz fotoğrafın bir anda belgesel değeri olabiliyor. Bugün eskide olup da şu anda yerinde olmayan tarihi eserler o fotoğraflar sayesinde ihya ediliyor.

13


Sohbet Odası

Bu biraz da ne çekeceğinizle ilgilidir. Zaman zaman kurgu yaparak da çekerim, yönlendirebilirim duruma göre hiç karışmayabilirim de. Şunu özellikle belirteyim, makinelerim sürekli yanımdadır. Belirli konularda program dâhilinde çekim yaparım. Takip ettiğim etkinlikler var, bir aksilik olmadıkça o günleri gidip çekmeye çalışırım, Aşura Günü, cirit, Kırkpınar, Şeb-i Aruz... Mimari konuda çalışacak olursam hava ve ışık durumuna göre hareket ederim. İkindi ve sabah erken vakitler dış mekân, öğle vakitlerinde iç mekânları çekmeye çalışırım.

Şimdiye kadar kaç kare fotoğraf çekmişsinizdir? Süleymaniye Camii’nde Bayram Namazı

2009’a kadarki sayıyı bilemiyorum ama 2009 - 2013 arası 500.000 civarıdır. Bunu da bugünkü teknolojiyle üretilen makinelerin

Bugüne kadar 150 civarında ulusal ve uluslararası yarışmada

verdiği shutter sayısı bilgisinden söyleyebiliyorum.

derece aldım. Bunun 20 - 25’i uluslararası (Almanya, İran, Hindistan, Avustralya, Sırbistan, Bosna Hersek, İtalya, Slovenya) geri kalanı ulusal düzeydeki yarışmalardır. Birçok fotoğrafım çeşitli ulusal ve uluslararası sergilerde yer aldı,

İstanbul Çatalca(Odun kömürü üretimi 2011)

En sevdiğiniz fotoğraflarınız hangileri? Süleymaniye Camii’nde bayram namazında çektiğim fotoğraf, Galatasaray’ın 2012 şampiyonluk kutlamalarında Taksim Meydanı’nda çektiğim fotoğraf, İstanbul ve Erzurum’da değişik zamanlarda çektiğim kış fotoğrafları...

Biraz da ödüllerinizden ve ödül alan fotoğraflarınızın hikâyelerinden bahsedelim mi? Galatasaray’ın şampiyonluk kutlamasını çektiğim fotoğraf tamamıyla fotoğraf makinesini sürekli yanımda taşımamdan dolayı belgelediğim bir fotoğraftır. Aslında o akşam farklı bir etkinliğe katılmış eve dönüyordum. Ancak Taksimdeki kalabalığı, coşkuyu ve yanan meşaleleri görünce kalabalığın içine girip fotoğraf çekmeye başladım. Bu gecede çektiğim bir kaç fotoğraf farklı yarışmalarda derece almış oldu. Bayram Namazı için gittiğim Süleymaniye de namazdan önce denediğim zoom in tekniğiyle çekilmiş fotoğraf uluslararası yarışmada sergilemeye değer görüldü, bu teknikte çektiğim ilk deneme olması ve ödül alması Semazen

nedeniyle benim için değerlidir.

14


Sohbet Odası

Güzel fotoğrafları izlemek bile bence çok iyi bir eğitim sürecidir. İnsan hafızasında daha sonra karşılaşacağı bu tür manzaralarda nasıl kompozisyon oluşturacağı ile ilgili bir birikim oluşturuyor. Bu yüzden eğitim safhasında usta fotoğrafçıların çektikleri fotoğrafları incelemenin, onların çektiklerini çekmeye çalışmanın, bu işte özgüven kazanmak açısından çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Bugün internet ortamı, fotoğrafçılıkla ilgili birçok bilgiye ve fotoğrafa erişimi kolaylıkla sağlamaktadır. Bu müthiş bir eğitim imkânıdır. Bir de fotoğrafçılık hakikaten zaman ayrılması gereken bir uğraş, bekârsanız fazla sorun yok ama evliyseniz zaman konusunda eşinizin sabrına ihtiyacınız olacak.

İhsan İlze

Taksim Galatasaray 2013

1970 Eyüp/ İstanbul doğumlu olup; İTÜ Şehir Planlama BölümünBenim için ilk ve en önemlisi ise çalışma arkadaşlarımla

den 1992 yılında mezun oldu, aynı üniversitenin Şehirsel Tasarım

gerçekleştirdiğimiz Suriye sergisidir. Bir fotoğrafım Nation-

Programında Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. 1994 yılında Şe-

al Geographic Dergisi’nde yayınlandı ve son olarak Sony’nin

hir Planlama Müdürlüğü bünyesinde Büyükşehir Ailesine katıldı.

uluslararası fotoğraf yarışmasında Aşura gününde çektiğim fo-

2000 - 2007 yılları

toğraf Türkiye 3. sü olarak Nisan 2013’te Londra’da sergilendi.

müdür yardımcısı olarak görev yaptı, hâlen (2007 - ...) Koruma

arasında Şehir Planlama Müdürlüğünde

Uygulama ve Denetim Müdürlüğü’nde Müdür Yardımcısı olarak

Fotoğrafla ilgilenmek isteyen İBB Ailesi üyelerine neler tavsiye edersiniz?

görevine devam etmektedir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

İlk olarak eğitim almak gerek, ikinci el de olsa giriş seviyesinde bir DSLR makine alınarak kursa gidilmeli, makinesiz kurs almanın pek bir faydası olmayacağı kanaatindeyim. Çünkü eğitim uygulamalı olacağı ve ödev de verileceği için makine gerekiyor. İlk anda çok iyi makine, objektif vb. teçhizata girmeye gerek yok, eğer ilgi ve merak kurstan sonra da devam eder, kendinde bir gelişim görür, kullandığınız cihazın yetersiz olduğunu düşünürseniz ondan sonra bu işe yatırım yaparsınız. Birçok arkadaşım hevesle başlayıp bıraktı, o yüzden ilk anda fazla da bir yatırıma gerek olmadığını düşünüyorum ben.

Minareler

15


İçimizden Biri

İbrahim Akkurt soruyor; insanın böyle bir medeniyeti ve tarihi olduğu hâlde tarihi sevmemesi mümkün müdür? İbrahim Akkurt tarih sevdalısı bir İBB çalışanı. Bu sevda ile öğrenciliğinden bu yana pek çok çalışmanın içersinde yer almış. Bunların arasında en önemlileri başkanlığını yaptığı Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu ile Tarihçe isimli bülten. İbrahim Akkurt ile tarihe olan merakı, uğraşıları ve Tarihçe dergisi üzerine konuştuk.

İbrahim AKKURT

Sohbetlerin vazgeçilmez, artık klasikleşmiş sorularından biridir ama biz de soralım. Kimdir İbrahim Akkurt?

2013 tarihinden itibaren de Eğitim Müdürlüğünde görev yapmaktayım.

Tarihe merakınız ne zaman başladı? Nasıl oldu da tarihi nasıl sevdiniz? Çocukken de ilginiz var mıydı?

İbrahim Akkurt’u en güzel tanımlayan kelime; eskilerin çok güzel bir tabiri olan “Abd-i Âciz” yani Allah’ın âciz bir kulu ifadesidir. 1986 yılında Dünyanın başşehri İstanbul’da dünyaya geldim.

Küçüklüğümde tarihe pek fazla merakım olduğunu söyleye-

Dünyanın başşehri diyorum çünkü dünya küresinin mücevher

mem, tarihten daha ziyade edebiyata karşı merakım ve ilgim

beldesi sayılan İstanbul’umuz, tüm dünyanın yakından takip et-

vardı. Lakin üniversiteye hazırlandığım yıl mutad olarak takip

tiği bir şehir ve tarihte olduğu gibi günümüzde dahî tüm dün-

ettiğim Lalegül Fm’deki Osmanlı Tarihi programları beni çok

ya mazlumlarının kurtuluşu olan bir şehir. Bunu hamaset olsun

etkilemiştir ve tarih alanına yönelmemi sağlamıştır diyebilirim.

diye söylemiyorum; Cenab-ı Hakk bu abd-i acize 12 ülke ve

Sonrasında okuduğum kitaplar, katıldığım seminerler ve tabi

70’e yakın şehir gezmeyi nasip etti gezdiğim bu yerlerde ve

olarak okuduğum tarih bölümü tarihi sevmeme sebep olmuştur.

edindiğim tecrübeler neticesinde bu kanıya vardım. Talihin ve

İnsanın böyle bir medeniyeti ve tarihi olduğu hâlde tarihi sevme-

tarihin yardımıyla 2 imparatorluğa başkentlik yapmış olan ve

mesi mümkün müdür? Tarihi okumalar ve araştırmalar yaptıkça

hâlen dünyanın başkenti saydığım bu şehirde dünyaya gelmiş,

şu kanıya vardım; Biz tarihin en şerefli milletiyiz. Bu millet mefhu-

okumuş ve yaşayan ve bu şehrin nimetlerinin şükrünü ifa etm-

mu kuru kuru bir ırkı yansıtmıyor, tarihin en şerefli milleti olmak

eye çalışan birisidir İbrahim Akkurt. 2010 yılında İstanbul Üniver-

unvanı; medeniyetiyle, kültürüyle, İslam’a 1000 yıldır hizmet et-

sitesi Tarih Bölümünden ve A.Ü. İlahiyat Bölümlerinden mezun

meyle kazanılmış bir payedir.

oldum. 2010 yılında başladığım İ.Ü. Tarih Bölümü yüksek lisans programını nasip olursa Haziran 2013 itibarıyla tamamlıyorum.

Tarihçe dergisinin hikâyesinden bahsedelim mi birazda? Nasıl doğdu bu dergi? Dergi Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu Bülteni alt başlığıyla çıkıyor. Aslında öncelikle bu topluluğu tanıtmak lazım galiba, değil mi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde ne zaman göreve başladınız? Şu anda hangi müdürlükte çalışıyorsunuz? İBB’de göreve başlamam 3 Temmuz 2007 Salı günü 14.55 idi. Daha dün gibi hatırladığım o tarihte üniversite 1. sınıfı yeni bitirmiştim ve zabıta memuru olarak Büyükşehir Belediyesi’ndeki

Tabi ki isabet olur. Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu; tarih sa-

serüvenim başlamış oldu. 4.5 yıllık zabıta memurluğu tecrübe-

hasında ilmi çalışmalar yapıp, tarihi şahsiyetleri anma program-

sinden sonra 28 Ekim 2011 Cuma günü kadromla birlikte Eğitim

ları düzenleyerek milletimizin tarih konusunda bilinçlenmesi için

Müdürlüğüne geçtim. 16 Mart 2012’de Başkanlık onayı ile Fatih

gayret gösteren bir oluşumdur. Bizlerin tarihimizle, kültürümüzle,

Belediyesi’nin Tarihi Yarımada İmar Planında Tarihçi unvanıyla 6

insani değerlerimizle millet olarak bulunduğumuz yerden çok

ay geçici görevlendirme ile çalıştım. Akabinde askerlik ve 1 Şubat

daha yüksek seviyeleri hak ettiğimiz kanaatindeyiz. Bu sebeple

16


İçimizden Biri

üniversite yıllarında tarih şuuru kazanmak ve kazandırmak an-

öncelikli hedefimizdir. Tarihi şahsiyetlerimizi anma programları

lamında başlattığımız yayıncılık faaliyetleri ve etkinliklerini ülke

tertip ederek, tarihi şahsiyetlerimizi yüceltmek ile aşağılamak

sathına yayalım istedik. İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nde

yerine objektif bir bakış açısıyla tarihte hak ettikleri yeri alma-

okuduğumuz yıllarda Tarih Topluluğu isimli öğrenci grubumuzla

larını hedeflemekteyiz. Tarihi şahsiyetler hakkında konuşurken

1 yıl içerisinde 20 farklı etkinlik yaparak ulaşılması güç faaliyetlere

bu vesileyle yaşadıkları dönemi ve dünya üzerindeki gelişmeleri

imza atmayı Cenab-ı Hakk bizlere nasip eyledi. 2009 yılından

öğrenmek ve öğretmeyi, etkinliklerimiz, yayınlarımız vesilesiyle

itibaren de Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu ismiyle faali-

geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurarak yeterli görmediğimiz

yetlerimize devam ediyoruz.

sosyal ve kültürel kalkınmamıza katkıda bulunmayı hedeflemekteyiz. Bu sebeple herkesi geçmişimizle buluşturmaya, kahramanlarımızın aziz hatıraları önünde dua etmeye, yaşanılmışlıklardan ders çıkarttırmaya gayret ediyoruz.“Tarihçe” isimli bültenimiz de böylesine önem taşıyan bir oluşumun yayın organıdır diyebiliriz. 2011 yılında yayına başlayan bültenimiz birisi Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa Özel Sayısı olmak üzere 2 sayı olarak çıkmıştır. Mayıs 2013’te de 3. sayımızı yayınlamak nasip oldu.

Tarihçe Bülteni, farklı röportaj ve orijinal okumalarıyla tarihe yeni bir bakış açısıyla yaklaşıyor.

Tarihçe Dergisiyle neyi gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz?

Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu; farklı üniversitelerin farklı bölümlerinden mezun olan, yüksek lisans yapan ve hâlâ öğrenci olan genç dinamik bir oluşumdur. Üniversite yıllarında “İstanbul

Tarihçe dergimiz vasıtasıyla birtakım katkılar gerçekleştirmeyi

Tarih” ismiyle başladığımız yayıncılık faaliyetlerimizi Tarihine Sa-

hedefliyoruz. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz; Tarihine Sahip

hip Çıkanlar Topluluğu çatısı altında “Tarihçe” isimli dergimizle

Çıkanlar Topluluğu olarak gerçekleştirdiğimiz programların

devam ettirmekteyiz. Bunun yanı sıra 5 Ocak 2009 tarihinden

tanıtımını yapmak, dergimizdeki yazar kadrosunun tarih yazarlığı

itibaren www.istanbultarih.com isimli web sitemiz, Facebook,

noktasında ihtisaslaşmasını sağlamak, gerçekleştirdiğimiz röpor-

Twitter gibi sosyal iletişim araçları ile internet üzerinden de

tajlar ile tarihçilerimizin ve uzmanlarımızın fikirlerini öğrenmek

faaliyetlerimizi sürdürmekteyiz. Bizim medeniyetimiz, tarihimiz

ve kamuoyunun bilgisine sunmak, tarihi kendi öz değerlerimiz

reaksiyon hareketi değil bilakis aksiyon hareketidir. Tarihimize,

ışığında analiz ederek fikirlerimizi dergimizin ulaştığı tüm nokta-

kültürümüze, medeniyetimize sahip çıkmamız için illa ki ec-

lara yaymak şeklinde açıklayabiliriz.

dadımızı, tarihimizi karalayan muhteşem rezilliklerin olmasını bekleyemeyiz. Tarihine Sahip Çıkanlar Topluluğu olarak bizler

kendine gel, çünkü zaman dar… Uğraş ki: telâfi edecek bunca

Yaşadığımız şu zamana internet çağı diyor bazıları. İnternet Çağı’nda tarihe ilgi nasıl sizce?

zarar var.” hitabının muhatabı olduğumuzu düşünerek çalışma-

İnternet çağı tespiti gayet yerinde bir tespit. Son yıllarda in-

larımızı aralıksız sürdürmekteyiz.

sanımızda tarihe karşı muhteşem bir ilgi baş gösterdi. Bunun

Akademik tarihçilik ile popüler tarihçilik arasında bir üslup ya-

şüphesiz birçok sebebi var. Bunlara girmek sohbetimizin

kalamak suretiyle insanlarımıza tarih şuuru kazandırmak en

konusunu dağıtabilir, fakat en önemlileri arasında tarihle alakalı

Merhum Mehmed Akif’in “Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. Feryâdı bırak,

17


İçimizden Biri

Dönüp dönüp yeniden okuduğunuz tarih kitaplarınız var mıdır?

dizilerin, filmlerin, internet sitelerinin çoğalmasını gösterebiliriz. Facebook ve twitter vasıtasıyla tarihle alakalı birçok sayfa, grup teşekkül etmiş vaziyette. Lakin bunlar da takipçilerine tarihi bilgiler

Evet, hem de ziyadesiyle. Bazı kitaplar vardır her okuduğunuzda

vermekten ziyade tarihi şahsiyetlerin ön plana çıkmış sözlerini

sizde farklı çağrışımlar uyandırır. Yahut bir önceki okuduğunuzda

paylaşmakta; tabir-i caizse slogancı bir tarih ortaya çıkarmak-

göremediğiniz noktaları size gösterir. Lütfü Akdoğan’ın “İmpar-

tadır. Popüler kültüre ve popüler tarihe hizmet eden internet

atorluğu Yıkan Kadın;” Sara kitabını, Prof. Dr. Feridun Emecen

tarihçiliği insanları doğru bilgi edinmeye sevk ettiği takdirde

hocamın kitaplarını, Mehmed Akif’in Safahat isimli eserini, Sultan

yararlı olacaktır. Bu bağlamda internet çağında tarihe ilgi çok

Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid Dönemleri ile alakalı tarih

üst düzeydedir diyebiliriz.

kitaplarını bu minvalde zikredebilirim.

İbrahim Akkurt 12 ülke ile 70’ye yakın şehri ziyaret etmiş.

İbrahim Akkurt bilhassa Filistin meselesini çok önemsiyor.

18


Hatıralar

Hatıralar Madam Arşaluş Gülizar ENGİN / Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Madam Arşaluş Harbiye’de oturduğumuz muhitin iğnecisiydi.

araz kaldı!” der. Bana birazda darılmış gibi bakarak kahvesini içmeye devam ederdi. Sonra yeniden Tatavla’yı anlatmaya koyu-

“Aman Melek Hanım, şimdiki gençlerde hayat yok! (iyi ki bu zamanı görmemiş).Ne güzel idi bizim gençliğimiz. Her yerde bahçeli evler; bahar geldi mi eriklerin canım çiçeklerini açar. Herkes birbirini tanır. Eyi geçinir idi. Gündüzün Pera, sinemalar, gece açık hava bahçeleri sanatçı dinlemeler… Heç bir şey yapamadın, Tatavla’da iki piyasa! Terziler, muhallebiciler… Şimdi herkes beynini televizyona vermiş; ağzı açık oradaki hayatları yaşıyor. Bak benim şimdiki hâlime kimsem yok! Güzellik de gitti! Yalnızlık, parasızlık… lurdu.

Gençler pek bilmezler eskiden mahallelerde iğneciler vardı. Mahalledeki tüm hastaların iğnesini de işte bu kişiler yapardı. Öyle herkese ayrı enjeksiyon da kullanılmazdı! Madam Arşaluş demir uçlu devasa iğnesini, yine demirden bir çantada taşır; her defasında aynı iğneyi kaynatarak kullanır; böylece tüm mahalle iğne kardeşi olurdu! Bunu kimse umursamazdı ama. Bulaşıcı hastalıklarda öyle fazla duyulmadığı için Madam Arşaluş mesleğini rahatça icra etmeye devam ederdi. Bizim evde hastalıktan dolayı herhangi birimize doktor tarafından reçeteye iğne yazılmışsa eğer; çok geçmeden Madam Arşaluş ‘a haber verilir; biz çocuklar da akşama kadar korkuyla Madamı beklerdik. Madam Arşaluş bir kadına göre oldukça uzun boylu ve iri kemikli bir hanımdı. O büyük elleri bu gün bile gözümün önündedir! Madamın yüzü de uzundu. Gözleri kahverengi, burnuyla ağzıysa uzun yüzüne inat minicikti. O uhrevi törene başlamadan önce, Madam mutlaka şekersiz kahvesini içer, bir yandan da etrafındakilerle konuşurdu. Tabi benim kendisini böyle anlatmama bakmayın! Bir de onu kendi ağzından bir dinlemek lazımdır. Madam gençliğini öyle bir anlatırdı ki, sanırdınız ki kendisi o zamanın afet-i devranı! Madam Arşaluş, iğne yapmadan önce kahvesinden bir yudum alır ve iç geçirerek konuşmaya başlardı.

“Ah Arşaluş ah! Ka ben böyle miydim? Saçlarımı ortadan ikiye ayırır tarardım saten elbisemi giyeridim. Altına da naylon çoraplar bir çıkaridim. Tatavlaya’da (Kurtuluşun eski adı) arkamdan herkes bağırır idi; yandım Arşaluş ah Arşaluş!” O böyle anlatırken, ben saçını Kızılderililer gibi ortadan ayıran bir kadın ne kadar güzel olabilir diye düşünür ve buna da çok gülerdim. O da çok kızardı. Sonra da anneme döner sitemli sitemli

“ Zaar geçen sene geçirdiği hastalıkdan bunda 19


Hatıralar

Bütün akrabalarım da yurt dışına gitti. Ben buraları severim gençliğim geçti, Paşam Artinim mezarı buradadır, sizin gibi bulunmaz komşularım var. Ben çok mutluyum, yağmur beni mutlu eder, bahar beni mutlu eder” der. Anılarını anlatır hepimizi güldürür dururdu.

sırtından siyah kıyafetlerini çıkarmıyordu. Bembeyaz saçlarını örttüğü küçük siyah eşarbı acayip bir tezat oluşturur; iğne için üzerime doğru her eğilişinde rüyalarımın kara kâbusu olurdu. Her şey olup bittikten sonra, keşke Madamı kızdırmasaydım diye birazcık pişmanlık duyar ancak yine de her seferinde de elimde olmadan mikrop meselesini tekrar açardım. Ben ne kadar uzatırsam uzatayım Madam bir şekilde işini bitirirdi. Korkunç işleminden sonra da her defasında doğrulup

“Şifa

olsun” der; derin bir nefes çekip, “Ohhhh!” diyerek hızlıca kendini koltuğa atardı. Derken anneme seslenirdi “Melek Hanım su ver, yine heyecanlandım. Yaş gittikçe sanki ilk defa iğne yapıyormuş gibi heyecanlanıyorum” deyiverirdi. Suyunu içtikten sonra da üstüne siyah hırkasını alıp, geldiği gibi yine neşeli bir hâlde evimizden çıkardı. Mahallede herkesin Madam Arşaluş’la bir işi olurdu mutlaka. Kendisi emekli hemşire olduğu için yarı doktor sayılırdı bizim için. Eğer yanlış bir şey yapacak olursa da şaka yollu “ Zaar ben

doktorum?” der güler geçerdi. Madamı en son on yıl evvel, yolda gördüm. İki büklüm yokuşu çıkmaya çalışıyordu. O hâliyle zor tanıdım. Koluna girdim yokuşu çıkarken acaba, o eski günlerdeki gibi mikroplar sıcakta mı yoksa soğukta mı ölür diye takılsam mı acaba diye düşündüm. Madam da bana yine eskisi gibi kızsa ama beni hatırlayacak dermanı bile yoktu ki... İçimden sadece şöyle söyleyebildim ah Madam Arşaluş ah!

Ne güzel derdim mutluluk meselesini içinde halletmiş; yaşamının tüm neşesini de etrafına aktarıyor. Her şeyin bir sonu olduğu gibi nihayet Madamın kahvesi de biter, o da esas işine koyulurdu. Demir çantasından çıkardığı meşhur iğnesine solüsyonu çeker, birazını da havaya fışkırtırdı. Eğer o bahtsız hasta ben isem her zaman aynı şeyi yapardım. Çocuk aklımla zaman kazanmak için Madam Arşaluş’u soru yağmuruna tutardım. En çok da“ Madam Arşaluş, mikroplar soğukta mı ölür? Yoksa sıcakta mı? diye sorar, sonra da cevabını beklemeye başlardım. Madam, “Sıcakta” derse; bu seferde “Ama neden ameliyathaneleri soğuk tutuyorlar o zaman?” derdim. Sonra da işi iyice uzatır; “Sen iğneyi kaynatıyorsun ama ya mikroplar ölmüyorsa!” der kadıncağızı iyice kızdırırdım. Ben böyle söyler söylemez Madam

“Terbiyesiz velet yat çabuk gösteririm sana mikrop nasıl ölürmüş!” diyerek söylenir anneme de dönüp “Ka Melek hanım yok yok geçen seneden araz kaldı bu kızda!” derdi. Kocası Artin Amca öldüğünden beri,

iyice köpürür,

20


Bir Günün Hikayesi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Turizm Elçileri İstanbul denince akla ilk gelen semtlerden birisidir Sultanahmet. Bir yanda Sultanahmet Camii diğer yanda Ayasofya, Topkapı Müzesi, Alman Çeşmesi, Yerebatan Sarnıcı, İslam Eserleri ve Arkeoloji Müzesi. Nereye baksanız tarih ses verir size. Şehrimizin her daim ayakta, her daim renkli semtlerinden birisidir Sultanahmet. Geçtiğimiz günlerde, Sultanahmet’te bulunan Zabıta Destek Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı Turizm Amirliği’ni ziyaret ettik. Turizm Zabıta Amirliği 2 yıl kadar önce kurulmuş. Malum, İstanbul son yılların en gözde turistik ülkelerinden birisi. Uzak yakın dünyanın pek çok ülkesinden turiste yılın her mevsimi rastlamak mümkün oluyor artık. Böyle olunca da hâliyle turistlere yönelik hizmetlerin hem sayısında hem de niteliğinde bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. İşte, Turizm Zabıta Amirliği bu ihtiyaçları karşılamak amacıyla kurulmuş bir birim. İstanbul’da dört merkezi noktada Taksim, Eminönü, Sultanahmet ve Beyazıt Meydanlarında 30 kişiyle hizmet veriyor. Personel seçiminde doğal olarak yabancı dil bilmek en önemli kıstas. Çalışanların tamamı İngilizce biliyor, bunun dışında Fransızca, Arapça ve İspanyolca dillerine de ağırlık veriliyor. Turizm Zabıta Amirliği, zayıf oldukları diller konusunda ise İSMEK’le iş birliği yaparak çalışanlarına kurslar verdiriyor. Amirliğin başlıca görevi, turistlere İstanbul’da yaşayabilecekleri her türlü probleme karşı çözümler üretmek, danışmanlık yapmak. Ancak turizm zabıtadaki arkadaşlar, sorumlulukları dışındaki konularla da ilgilenip hatta kendi imkânlarıyla pek çok turiste yardımcı oluyorlar. Mesela, otel arayan, rehberlerini kaybeden turistlere de yardımcı oluyorlar. Sohbetimiz esnasında telefonlarını şarj eden turistlere rastladık bizde. Turistler, genellikle nereyi gezeceklerini bilerek geliyorlarmış İstanbul’a. Yani öyle nereye gideyim diye sorana pek rastlanmıyormuş aslında. İstanbul’un pek bilinmeyen güzelliklerini, tarihi köşelerini de Turizm Zabıtadaki memur arkadaşlar anlatıyormuş. Turizm Zabıta Amirliği’nin alâmetifarikası, sevimli otomobilleri. Gerçekten bu araç nereye gitse büyük bir ilgiyle karşılanıyor. Mercedes Smart marka otomobillerin dizaynı da memurların kıyafeti de, amirliğin ortak çalışması. Beraberce düşünüp, tasarlamışlar. İnsan trafiğinin çok yoğun olduğu bu mekânda, Turizm Zabıta Amirliği’nin en büyük sıkıntısı, mekân gibi görünüyor. Turist trafiğinin yoğun olduğu bu bölgede, kendilerine ait bir binaya sahip olurlarsa daha da verimli çalışabilirler. İstanbul gibi muhteşem bir şehre hizmet için çabalayan Turizm zabıta Amirliğine hizmet yolunda devamlı ve hayırlı başarılar diliyoruz.

21


Bir Günün Hikayesi

Mehmet Ezber

ve en ucuz ulaşım yolları hakkında yardımcı olduklarını söylüyor.

Dokuz yıldır İBB Ailesinde. 2009 yılında Zabıta Komiseri olmuş.

İngilizce, Almanca ve Arapça biliyor. Fiziki şartlarımız düzelirse

Bahçeşehir Üniversitesi Kentsel Sistemler ve Ulaştırma Yönetimi

çok daha güzel işler yapacağımıza inanıyorum diyor.

bölümü Yüksek Lisans mezunu. Turizm Zabıta Amirliğinin kuruluşundan bu yana Turizm Zabıta Amiri olarak görev yapıyor. İngilizce biliyor. Bu birimde çalışmanın; çalışan kişiler açısından kişisel gelişim, yabancı dil ve genel kültür gibi konularda farkındalık oluşturabilmek için uygun ortamlar sağladığını söylüyor.

Recep Tekin Yirmi yıldır turistlere rehberlik yapan Recep Tekin Fransızca, İngilizce, Almanca ve İtalyanca biliyor. “Ne zaman araçlarımızı kullanmaya başladık hemen dikkat çektik” diyor. Büroda tanıştığı turistlerle dostluk kurduğu da oluyormuş. Turizm sektöründe dil

Muammer Tortop

bilmek yeterli değil, kültüre de önem vermeliyiz diyor.

Pek çok dilde şikâyet formu hazırladıklarını ve bunları turistlerin hizmetine sunduklarını söyleyen Muammer Tortop, turistler-

Güneş Yüksel

in en çok taksi ve fahiş ücretlendirmeden şikâyetçi olduklarını

“Renkli ve insanlarla içi içe olduğumuz için mesleğimi çok sevi-

söylüyor. Sultanahmet Turizm Zabıta Amirliğinde zabıta komiseri

yorum” diyen Güneş Yüksel, Arapça biliyor. Orta Doğu kökenli

olarak görev yapan Muammer Bey, turizmle ve bilhassa turis-

turistler Güneş Hanımla karşılaştıklarında çok şaşırıyorlarmış. İl-

tlere yapılan sahtekârlıklarla alakalı yayınları da yakından takip

ginç buldukları içinde beraberce fotoğraf çektiriyorlarmış. 1990

ediyor. Turistlere özellikle, İstanbul’da kullanabilecekleri en kolay

yılından bu yana Büyükşehir Belediyesi’nde görev yapan Güneş

22


Bir Günün Hikayesi

Yüksel, buradaki görevinden öncede yedi sene kadar Su Ürünleri

Serdar Türkoğlu

Hali’nde görev yapmış. Güneş Yüksel “Turizm konusunda, Tur-

Yugoslavya göçmeni olan Serdar Türkoğluy’la karşılaşan turis-

izm Bakanlığından daha çok İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne

tler çok şaşırıyorlarmış. Tarih bölümünden mezun olan, Serdar

sorumluluk düşüyor. Çünkü turistler benim kentimi görmeye

Türkoğlu Sırpça ve Hırvatça biliyor. Serdar Bey, “Değişik kültürle-

geliyorlar. Belediyemiz de şehrin aynası olduğu için bize daha

rden insanlarla tanışmayı ve konuşmayı sevdiğim için işimi sever-

çok iş düşüyor” diyor.

ek yapıyorum” diyor.

Yunus Taşdelen

Metin Turan

Maliye mezunu olan Yunus Taşdelen, iki yıldan bu yana Turizm

Gürcüce ve İngilizce bilen Metin Turan, ayağını burkmuş bir Ja-

Zabıta Amirliği’nde görev yapıyor. En çok ileri seviyede yabancı

pon turisti otele götürdüklerini ve turistin bundan çok duygu-

dil kurslarına ihtiyacımız oluyor diyor.

landığından bahsediyor. Böyle küçük şeylerin hiç unutulmadığını ve insanları işte bunların bir araya getirdiğini söylüyor.

Mükremin Bulut Daha önceleri Yoksul Sevk biriminde görev yapan Mükremin Bulut, görevlerinin en ilginç yönünün farklı kültürlerle tanışmayı sağlaması olduğunu söylüyor. Turizm Zabıta Amirliği, yabancı dili geliştirmek için çok iyi bir fırsat. Yabancı dilin yanında pratik zekâ ve güler yüzle yaklaşımında çok önemli olduğuna dikkati çekiyor.

23


Dosya

Sonbahar Denince

Aklınıza Ne Gelir?

Sonbahar denince akla sararmış yapraklarla beraber akla hemen

minerali açısından zengin olan yeşil yapraklı sebzeler, kuru yemiş

romantizm gelir. Gerçektende o ağır ve uzun sıcak günlerden

ve bakliyat ürünlerini kullanabilirsiniz.

sonra sonbaharın hafif rüzgârlarıyla nefes almaya başlar şehir.

• Yeni meşguliyetler, yeni uğraşılar edinin. İnsanoğlu, zor alışıyor

Yaz aylarının o rehaveti, yorgunluğu insanın elini kolunu bağlıyor

alıştıktan sonra da zor bırakıyor. Uzun günlerle kısa gecelerin

sanki. Her şey yavaşlıyor. Kızgın güneş altında insanlar sadece

yerini kısa günlerle uzun geceler aldı. İşte sonbahar depresyonu

serinlik ve gölge istiyor. Hâliyle işler güçler de geri plana atılıyor.

da denilen bıkkınlık ve can sıkıntısı hâli de bu durumla, güneş

Ama sonbahar öyle değil. Sonbahar, tabiatın bir nevi uykuya yat-

ışınlarının azalmasıyla alakalı. Yaz günlerinin parlak ve uzun gün-

madan önceki hâline benzetilse de, aslında yeniden bir doğum-

lerinden sonra bazılarımız bir türlü sonbahar günlerine adapte

dur. Yeni başlangıçlar, yeni heyecanlar içinde bulunmaz bir

olamaz. Ancak yeni bir işe başlamak, yeni bir dil öğrenmek gibi

mevsimdir. Yaz aylarının tembelliğinden sonra sonbahar insana

çalışmalar o monotonluğu kırmamıza yardımcı olur. Uyum süre-

çalışmak için ilham ve güç verir sanki.

cini kolay atlatmamızı sağlayabilir. Şiirlere, şarkılara da konu olan sonbahar aslında pek de kolay

• Belki de en güzel önerimiz şu, sevdiklerinizle çokça vakit geçi-

geçirilecek bir mevsim değil. Vücudumuzda ve ruh ilkimizde

rin ve bol bol gülün…

bazı izleri tesirleri de oluyor.

Tavsiyeler sıralamakla bitmez. Aslında her şey sizde başlar ve biter. Yeni başlangıçlar yapmak sizin elinizde. Şimdiden başlayabilirsiniz işe…

İşte sonbaharın bu zorlayıcı etkisinden kolayca sıyrılabilmek için birkaç tavsiye; • Yürüyüş yapmak için en güzel zamanlar. Hiç üşenmeyin, uzun ya da kısa gezilerle hem vücudunuzu çalıştırın hem de sonbaharla beraber değişen doğayı seyredin. Bu yürüyüşler hem aylardır pek de fazla hareket etmemiş vücudunuzu harekete geçirtecektir. • Bol bol su için! Su içmek çok eskilerden beri pek çok hastalığın çaresi olarak görülmüş. İbn Sina’da eserlerinde su içmenin faydalarından bahsetmiş. Pek çok yararının yanında su içmek mevsim geçişlerini de kolaylaştırıyor. • Toprakla uğraşmak bedenimize de ruhumuza da iyi gelen bir şey. Bu günler de saksılarınızın toprağını değiştirebilir, özellikle

Sevgi Binnetoğlu - Başkan Danışmanlığı

tere, maydanoz, turp gibi bitkileri ekebilirsiniz.

Sonbahar denince aklıma nedense Eylül ayı gelir. Oysa başka

• Hazır ya da paketlenmiş gıdalardan ziyade mevsim sebze ve

aylarda vardır, sonbaharda. Eylül de yaşanmışlıklar farklı olduğu

meyvelerini tercih edin.

için belki de bizi bu kadar hüzünlendiriyor. Benim hayatımda da

• Şekerli yiyeceklerden uzak durun. Şeker kısa vadede ener-

bazı olaylar hep Eylül de yaşandı. O yüzden sonbahar denince

jimizi yükseltse de sonrasında yorgunluğa neden olur. Şekeri

aklıma hüzün gelir. Hayatımın değerlileri sevgilileri babaannem

mümkünse azaltmalı hatta yapabiliyorsak eğer tamamen ha-

ve büyükbabam da sonbaharda ebediyete intikal ettiler. Canım babaannem, hep derdi sen ilkbahar ben sonbahar, hayatıma

yatımızdan çıkarmalıyız.

düstur edindiğim o kadar sözleri var ki… Hüznün izleri gözlerinde

• Yeni mevsime dinç bir şekilde girmek için, demir ve potasyum

24


Dosya saklı olan, sonbaharım, babaannem… gerçi bizim de sonbaha-

alan her canlının bu dünyayı bir gün terk edeceği gerçeği duru-

rımızın ne zaman olduğunu bilmek mümkün değil.Yaş otuzbeş

rken sonbaharı sevmemek ne mümkün? Ölümü çokça hatır-

yolun yarısı eder, diyen şairimiz Cahit Sıtkı TARANCI’nın 2 yıl

layınız diyen bir peygamberin ümmeti olarak sonbaharın apa-

sonra 37 yaşında ölmesi gibi… Düşen her sarı yaprak yazdan bir

yrı bir yeri ve sevgisi vardır içimizde. Baharda yemyeşil, taptaze

şeyler alıp götürüyor, doğanın biraz daha yalnızlaşmasına neden

canlanan bir tabiatın yaprak yaprak döküldüğüne şahit olursunuz

oluyor, göçmen kuşlarda yalnız bırakıyor bizleri güller açmıyor,

sonbaharda. Ve her dem vedalaşırız bu hayatla. Biraz korkutucu

bülbüller yalnız kalıyor, Sonbahar demek yalnızlık demek, hüzün

olsa da ben ölümü hatırlattığı için severim sonbaharı. Sonbahar

demek…

hayatımda, ruhumda, kalbimde çok başka bir yere sahip. Ne zaman yapraklar sararıp bir bir dökülmeye başlasa, bulunduğum

“Bir ÖLÜM vefalı, bir de sonbahar…” demiş, zarif düşünceli

yere sığamam. Kendimi sokaklara atıp uzun yürüyüşler yaparım.

rahmetli şair Cahit Zarifoğlu. Öyle ya hiç aksatmaz, yılın hep bu

Sadece görmek yetmez, duymak da isterim bu emsalsiz zaman

zamanları çıkıp geliverir hüzün mevsimi Sonbahar. İnsan, kendi

dilimini. Rabbimin bize sunduğu renklerin en şahanesidir sonba-

son mevsimini tamamladığında da başka bir âlemin baharında

har. Yürekte ölmüş bir sevgilinin hazin öyküsüdür… Benim ha-

uyanmak üzere, yapraklar gibi toprağa düşüverir. Sonbaha-

yatımda sonbahar, hüznün, sakin bir esintiyle kulağıma fısıldadğı

rı hüzün mevsimi kılan, tabiattaki canlıların yerlerini yenilerine

aşktır. Ta ezelden ruhuma nakşeden HİCRAN!

bırakmaları için görevlerinden birer birer terhis edilmelerinin yanında, dünya ile cilveleşir gibi kıpır kıpır yaşanan bahar ve yaz mevsimlerinin zevk ve lezzetlerinin peşinden gelen yoğun ayrılık hissi olsa gerek. Sonsuzluk isteyen yüreğimizi bağladığımız nice güzelliğin gözlerimizin önünde solup gitmesi, bizi işte böylesine kasvetli bir ruh hâline iter.Ancak, nasıl ki, ölüm aslında bir son değil yeni bir başlangıçtır, sonbahar da canlanma mevsimi olan ilkbaharın cümbüşlerine bir hazırlık dönemidir. Mevsimler içinde yaşatılarak, tüm bu tazelikler ile ihtiyarlıklar, ölümler ile dirilmeler, ayrılmalar ile kavuşmalara şahit kılınıyor, bilhassa sonbaharda verilen derslerle, ruhumuza her şeyin geçiciliğini asıl bâki olanın ise Rabbimiz olduğunu anlatılıyor.

Bilge Çoban - Encümen Müdürlüğü

Sonbahar bana hüznü çağrıştırıyor. Çünkü sonbaharın sonu

Mânâ âleminde sonbahar, belki de yaşattığı hüzün yüzünden

kıştır. Ben, kış mevsimini hiç sevmem. Çünkü büyük şehirle-

güzeldir. O hüzün ki, dünyadaki “son”ları hissederek, şimdiye ka-

rde kış demek çile anlamına geliyor. Oysa güzel bir manzara

dar elimizden kayıp giden fırsatlar için üzülmemize, nimetleriyle

eşliğinde kar yağışını seyretmek elbette çok güzeldir, hoştur.

tattırıldığımız tüm mevsimler için şükretmemize ve kalan öm-

Ben kışın yaşamayı değil de, sadece kar yağışını izlemeyi tercih

rümüzü diriltileceğimiz bahar uğruna sarf etmemize kapılar ara-

ederim! Sonbaharda, yaprakların sararması ve dökülmesi başlı

layabiliyorsa, varsın gönlümüze dolup taşıversin.

başına görsel bir şölendir çünkü. Onu yaşamak da güzel. Aslına bakarsanız her mevsimin kendine özgü bir güzelliği vardır. Fakat bahar her hâliyle güzeldir. Bir kere kelime olarak batığımızda insanın kulağına ve ruhuna hoş gelir. o yüzden sonbaharın içinde bir “bahar” kelimesi bulunduğu için severim bu hazan mevsimini. İlk ya ada son fark etmez benim için. Hayatınızdaki her şeyi süpürebilirsiniz ancak sonbaharı asla!

Fazile Cebeci - Yazı İşleri Müdürlüğü Sonbahar bana hüznü, renklerden sarıyı, bir şeyin sonunu ve en çokta şiiri hatırlatır. Çünkü en güzel şiirlerimi hep sonbaharda yazdım. Sonbaharı neden seversin diye soracak olursanız, buna cevap vermek gerçekten de kolay değil benim için. Çünkü insan ruhunun bir parçasıdır sonbahar. Yeryüzüne adım atmış, nefes

25


Deneme

DÜNYANIN EN GÜZEL ÜLKESİ Mukadder Gemici / İSKİ Basın Müdürlğü

Dünyanın en güzel ülkesi, şu koca dünyanın neresinde olur-

en güzel ülkesinde yaşanan öyle anlar vardır ki yorulup da geriye

sa olsun bütün insanların ömürleri boyunca bir kez muhakkak

bakıldığında hissedilen uzaklık, o anları öyle bir çoğaltır ki vaktini

gittikleri ama yaşarken o ülkenin ne kadar eşsiz olduğunu asla

mutsuzlukla geçiren de koşa koşa geri dönmek ister yapamay-

bilmedikleri, bilemedikleri bir ülkedir. Evet şu dünyada ömür

acağını bile bile.

sürmüş herkesin o ülkeye yolu düşer ömründe bir kez, uzun uzun konaklar da o ülkede bilemez kıymetini. Sefasını sürer ta-

Seyahat şirketleri tur düzenlemezler bu ülkeye. Yapabilselerdi

sasızlığın. O ülkede geçen her an yazılsa satır satır, kayda alınsa

bu ülkeye yeniden girişi, sıraya girerdi istisnasız bütün insanlar

kare kare, filme alınsa uzun uzun, yeridir, bir daha yaşanmaz, bir

kayıt yaptırmak için. Fazla yükleri de olmazdı gidebilseler, döne-

daha gidilemez, bir daha uğranmaz, yol düşmez o ülkeye çünkü.

bilseler o ülkeye, sadece daha önce o ülkedeyken kullandıkları

Dünya yansa o ülkede yaşayanlar hep mesuttur. Daima kendis-

eşyalar, birkaç tane. Aynı eşyaları isterler, aynı insanları ve aynı

ine bir eğlence bulur çünkü. Bulduğu eğlence anı geçiştirmek

olayları acısıyla tatlısıyla. Kol aynı yerden kırılsın, ekmek arası do-

için değil, yaşamak içindir, saftır, eğlencenin hasıdır. Küçük, basit

matesi saçları henüz tam ağarmamış yine o dinç anne hazırlasın

şeylerden mutluluk duyar insan bu ülkede, “saf”, “has” bir mutlu-

istenir bağıra çağıra, aynı arkadaşlarla aynı oyunlar oynansın,

luk. Koşmak bu ülkede yaşayanların en sevdiği şeylerden biridir,

aynı kavgalar edilsin gün batana dek, abinin ödevine yine tam

yaşadıkları mutluluktan arzın da haberi olsun istercesine.

ortasından çizik atılsın yanlışlıkla, kızların atkuyruğu saçı aynı yerden çekilsin, gece yarısı aynı kâbus görülsün aynı korkusuz

Dünyanın en güzel ülkesine gidip, yolu oradan geçen bir daha

babanın koynunda uyunsun, aynı yeşil tülbent sarılsın körebe

asla o ülkeye uğrayamaz. O ülkeden geçilip gidildikten sonra

oynanırken, babaannenin, anneannenin aynı yemeği olsun, aynı

da önce fark edilmez o benzersiz neşenin, tatlı şen kahkahanın

tat, aynı koku, köyde, şehirde nerede nasıl yaşanmışsa, hepsi,

solup bir sepya rengi aldığı. Ayrılırken o ülkeden hep acelesi

her şey aynı olsun. Dönebilseler ah, gidebilseler dünyanın en gü-

vardır insanın, hızlı adımlarla yol alır bir vakit, ancak yorulduğun-

zel ülkesine, çocukluğa.

da şöyle bir geriye baktığında fark eder o ülkenin ne kadar ırak, ufukta kaybolmuş, yıldızlara karışmış olduğunu, vah demek gerekir artık, dizleri dövmek, ağlamak, bir ağıt yakmak yapılabilirse bu kaybedişe. Şimdi başka şehirleri, ülkeleri görmek isterken bütün insanlar bir vakitler dünyanın en güzel ülkesine gidip geldiklerini bilmezler bile. Dünyanın bütün yükünü tatil öncesinde bırakıp hafiflediklerini zannedip, büyüklü küçüklü, renk renk, ağır ağır valizlerle seyahat ederken, aslında bir zamanlar, dünyanın en güzel ülkesinde ne kadar hafif olduklarını hatırlamazlar. Bu ülkede yaşarken mutsuz olan da vardır elbette ancak dünyanın

26


İçimizden Biri

SAĞLIKLI BİR HAYAT İÇİN

SİGARAYI BIRAKALIM Nuray ARDA / Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Sağlıklı, uzun bir ömür sürmek aslında biraz da insanın kendi

güçlüdür ki; içildiği andan itibaren vücut hemen etkilenmeye

elindedir. Vücudumuza zarar verecek besinlerden ve alışkan-

başlar. Nabız yükselir, daha hızlı nefes alınmaya başlanır. Kan

lıklardan uzak durarak bunu başarabiliriz. Zararlı alışkanlıkların

dolaşımı yavaşlar ve sigarada bulunan 3885 çeşit zehirli madde

başında da hepimizin tahmin ettiği üzere ‘’ SİGARA ‘’ gelir. Hani

büyük bir hızla çalışmaya başlar ve vücuda yayılır. Sigara sadece

kimimizin arkadaş ortamında, masum bir şekilde başladığı ve an-

akciğerleri değil, aslında bütün organları etkiler. Özellikle ağız

lamadan da tiryakisi olduğu sigara! Sigaranın bağımlılık yapması-

kanserinin başlıca sebebidir. Ayrıca diş eti rahatsızlıklarıyla ağız

na neden olan madde nikotindir. Nikotinin haricinde sigaranın

kokusuna da sebep olur. Sigara içenlerde baş ağrısı da yaygın

içinde pek çok zehirli madde daha bulunur. Katran soluduğu-

olarak görülmektedir. Çünkü ağır kimyasal maddeler içeren siga-

muz zehirlerin başında gelmektedir. İşte, bir adet sigaranın

ra beyin damarlarını daraltarak felçlere bile sebebiyet vermek-

içinde bulunan zehirli maddelerden bir kaçı:

tedir. Sigaranın kalbe verdiği zararı ise tam anlamıyla bir yıkım olarak tanımlayabiliriz.

• Polonyum - 210 (kanserojen) • Radon (radyosyon)

Yapılan araştırmalara göre sigara tiryakisi erkeklerin %40 ı eme-

• Metanol (füzeyakıtı)

klilik yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu oran sigara

• Toluen (tiner)

kullanmayanlarda ise %18’dir. Bu kadar iç karartıcı bilgiden sonra

• Kadmiyum (akü metali) • Bütan (tüpgaz) • DDT (böcek öldürücü) • Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri) • Aseton (oje sökücü) • Naftalin (güve kovucu) • Arsenik (fare zehiri) • Amonyak (tuvalet temizleyicisi) • Karbon (eksoz Monoksit gazı) • Nikotin ve bütün bunlardan başka 3.885 adet başka toksik madde daha… Bu maddelerin tümü de kanserojen maddedir. Sigaranın vücuda verdiği zararları az çok hepimiz biliriz. Pek çok kalp ve ak-

yine de ümitsiz olmamak lazım diye hemen belirtelim. Çünkü

ciğer hastalığı, damar tıkanıklığı, felç ve kanser hastalığının

vücuttaki bütün tahribatına rağmen sigara bırakıldığı andan iti-

oluşmasının birinci sebebidir sigara. Etkisi de o kadar hızlı ve

baren vücut kendi kendini onarmaya başlar. Ve on yıl içinde de,

27


İçimizden Biri

kadar içmeyenleri de etkilediğidir. Pasif içicilik özellikle çocuk-

Sigarayı bırakmak için tıbbi bir destek aldınız mı? İlaç ya da sigara bırakma danışma merkezine başvurdunuz mu?

larda çok daha büyük bir risk oluşturmaktadır. Akciğerleri henüz

İlk sigarayı bırakmaya karar verdiğim zaman Sağlık Bakanlığı Alo

gelişmekte olan pasif içici çocuklar bu nedenle sık sık kulak -

171 Sigara Bırakma Yardım Hattını aradım. Bir randevu verdiler.

boğaz enfeksiyonu ile zatürree ve bronşit geçirirler.

Ama randevu günü işim olduğu için gidemedim. Ama zaten tek

Sigarayı bırakmak isteyen tiryakilerin, her halükarda bu alışkanlık-

başına yapabileceğimi biliyordum ve tek başıma mücadele et-

tan kurtulması mümkündür. Bunun için, öncelikle kararlı olmak

tim.

ve iyi bir hazırlık dönemi geçirmek gerekir. Sigara gerçekten de günümüzde sağlığımızı tehdit eden önemli unsurlardan birisi.

Sigarayı bıraktıktan sonra kendinizde ne gibi değişiklikler hissettiniz?

İşte biz de sigaranın tehlikesine dikkat çekmek amacıyla sigarayı

Sigara kokusunun kötü bir koku olduğunu fark ettim. Koku alma

yeni bırakmış, bu uğurda azim ve kararlılıkla ilerleyen içimizden

hissim arttı. Yemeklerden daha fazla lezzet alır oldum. Ağız koku-

biriyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü

su olmamaya başladı. Dişlerim daha sağlıklı artık. Ayrıca spor

çalışanı Murat Gül arkadaşımız ile konuştuk.

yaparken zorlanmıyorum. Özellikle halı saha maçı yaparken

kişi sanki hiç sigara içmemiş gibi eski hâline döner. Sigara konusunda fazla bilinmeyen bir konu da; sigaranın içenler

kondisyonumun daha iyi olduğunu fark ettim. Sigarayı bırak-

Murat Bey, öncelikle sigarayı bırakma kararınızdan dolayı sizi tebrik ederiz. Sigarayı bırakmaya nasıl karar verdiniz ve bu kararı almanızda neler etkili oldu?

tığımdan beri psikolojik olarak da kendimi daha iyi hissediyorum.

Sigara içenlere ve bırakmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Sigaraya bağlı ölümlere şahit oldum. Yakın arkadaşımın akrabası

Sigarayı kesinlikle bırakmalarını tavsiye ediyorum. Ama öncelikle

sigaranın yol açtığı hastalık sebebiyle vefat etti. Ayrıca spor yap-

kararlı olsunlar. Sigarayı bıraktıklarında zaman geçtikçe sigara

arken çok çabuk tıkanıyordum. Futbol oynarken de zorlanmaya

yoksunluğunun kalmayacağını ve sigara kokusunun dışarıdan

başlamıştım. Koşarken çabuk yoruluyordum.

daha kötü hissedileceğini bilsinler. Kendi kendilerine yapamıyorlarsa tıbbi yardım alsınlar. Mutlaka çaba harcasınlar. Çünkü siga-

Günde ne kadar sigara içiyordunuz?

rasız hayat daha renkli!

En az bir paket içiyordum. Bazen, bir buçuk pakete kadar da

Sigarayı bırakalı ne kadar oldu?

çıkıyordu bu sayı.

Sigarayı bırakalı şu anda sekiz ay oldu. Şimdi keşke çok daha

Sigarayı bırakma konusunda zorlandığınız, sigara krizine girdiğiniz oldu mu hiç? Sigarayı bıraktıktan sonra vücutta bazı değişimlerin olduğu söylenir. Sinirlilik, asabiyet ve kilo alma gibi… Siz de bu belirtiler ortaya çıktı mı? Çıktıysa nasıl baş ettiniz bunlarla?

önceden bıraksaydım diye düşünüyorum. Zararın neresinden dönülürse kârdır diyoruz bizde. Söyleşi için teşekkürler, size sağlıklı uzun ömürler diliyoruz. Murat Gül arkadaşımız, ilk günlerde zorlansa da sigarayı ha-

Sigarayı ilk bıraktığımda daha çok kriz geliyordu. Sürekli sigara

yatından tamamen çıkarmış. Gördüğünüz üzere sigarayı bırak-

içme isteği duyuyor; her şeye sinirleniyor; kendimi mutsuz ve

mak çok da zor değil aslında. Yeter ki insan kararlı olsun. Sigara

boşlukta hissediyordum. Bu boşluk dolmayacak gibi geliyordu.

tiryakileri haydi dumansız, renkli hayata adım atmak için siz de

Ama bir yandan da bu olumsuzlukların zamanla geçeceğini de

acele edin. Lütfen!

biliyordum. Sürekli kendime telkinler verdim. Bu arada kilo almaya da başladım. Bu yüzden spora ağırlık verdim.

Kaynaklar: www.sigara.gen.tr

Özellikle ilk zamanlarda etrafınızdaki kişiler sigara içerken kendinizi nasıl hissediyordunuz, içme isteği duyuyor muydunuz?

www.e-saglikci.net

Öyle zamanlarda sigara içmeyen insanları düşünmeye çalıştım. Sigara içme isteğinin içmeyenlerle aynı olacağını biliyordum. Bunun sadece bir istek olduğu konusunda kendi kendime telkinlerde bulunuyordum.

28


Kişisel Gelişim

SINAV SONRASINDA

NE YAPMALI?

Pelin NARİN TEKİNSOY

gelişim seminerlerini takip ederek, konu ile ilgili kitaplar okuyarak

Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü

zamanla kazanabilir ve uygulayabilirsiniz. Çünkü aile büyüklerinden edineceğimiz bilgiler, gelişen çağda her anlamda değişen

Şimdiye kadar bütün çalışmalar ve söylemler, sınava kadar

uygulamalar için yeterli olmayabilir.

ebeveynlerin çocuklarına nasıl davranacağı ile ilgili. Peki, sınav sonrasında nasıl davranacağınız konusunda da bildiğiniz bir

Ötekileşmesine izin vermeyin!

ipucu var mı?

Arkadaşlarının sınavı kazanıp, onun kazanamaması, kendisini değersiz hissetmesine, ötekileştirilmesine sebep olabilir. Bu

Sınav sonrasında çocuğun zaten sonucun nasıl geleceği ile

durumun geçici olduğunu ona hatırlatın. Ve ömür denen uzun

ilgili bir fikri oluyor. Ancak çok emin olduğu sınav sonucuyla

yolda sadece 1-2 sene sınavı geçememesinin, onun başarısız

alakalı yanılıyor da olabilir. Ve sonuçta kötü bir sürprizle de

olduğu anlamına gelmediğini ifade edin. Çünkü dikkat ederseniz

karşılaşabilirler.

hiçbir işyerinde, kişilerin okuldan kaç yılda mezun oldukları veya kaç sene üniversite sınavına hazırlandıkları sorulmaz. Onun yer-

O hâlde ne yapacağız?

ine okulu hangi derece ile bitirdikleri daha sık sorulur. Bu yüzden okuldaki notları önemli olmakla birlikte, neticede kişinin yapmak

Güven sağlayın.

istediği işte ne kadar gönüllü olduğuna bakılır.

Gençlik çağlarında duyulan güven, sonraki yıllarda oluşacak olan güven duygu, düşünce ve davranışlarına yansıyor. Sınavda beklenmedik bir sonuç dahi olsa ona olan güveninizin sarsılmayacağından bahsedebilirsiniz. Bu şekilde sergileyeceğiniz bir davranış, beklenmedik bir sonuç karşısında, yenilmiş, kaybetmiş, başarısız olmuş, değersizlik gibi olumsuz duygu ve düşüncelerini savuşturmayı öğrenmesine yardımcı olacaktır. Kim olumsuz duygu ve düşüncelerin kendinde yer etmesini ister ki? Herkes bu durumun üstesinden gelmek ve ileriye adım atmak ister. Bu gibi hâl ve düşünceler de ebeveynlerin çocuklarına gösterecekleri davranışlarla yerleşecektir. Onlara nasıl davranacağınızı, kişisel

29


Kişesel Gelişim

Motive edin!

şekilde davranışta bulunabilirsiniz. İnanın, bu davranış şekli, on-

Her yetişkin gibi ergenlerinde sürekli aynı sözden motive ol-

ları başkalarıyla kıyaslamaktan çok daha etkilidir. Aynı zamanda

ması ne kadar gerçekçi olabilir ki? Bazen olumsuz ifadeler in-

başkalarının yanında, her zaman yapmadığınız aşırı övgü ya da

sanın başarıya ulaşmasında hırs yapmasına sebep olabilir. Fakat

eleştiri de onların kafasını karıştıracaktır. Övgü ve eleştirinizin

aynı olumsuz ifadeleri, sürekli duymak, bir yere ulaşmak için her

dozu aşırıya kaçmamalıdır.

zaman ne kadar kolaylık sağlayabilir? Gençlerimizin motive olabilmesi için onları nasıl ödüllendiriyoruz? Ödül-ceza sistemimiz

Son olarak; biz velilerin, gelecekle ilgili karamsar olması,

ne kadar yaratıcı? Aynı sıklıkta, aynı kelimelerle ve aynı şekilde

gençlerin dalgalanan ruh hâlini daha da olumsuz bir hâle

iltifat alan biri, kanıksadığı bu durum karşısında ne kadar motive

dönüştürebilir. Gelecekte her zaman yeni bir seçenek ve umut

olabilir? Buradan çıkarılacak kısa sonuç: Herkesin motive olma

vardır. Lütfen geçmişteki kötü deneyimlerinizin önünüzdeki

şeklinin farklı olduğudur. Motive olmak; genelde kişilerin içinde

güzel günleri tıkamasına izin vermeyin. “Gün doğmadan neler

bulundukları duygu durumları ve düşünce kalıpları ile ilgilidir.

doğar” sözünü hep hatırlamanız dileğimle…

Bu yüzden sınav sonrasında söyleyeceğiniz bir olumlu cümle tam tersine onu olumsuz da güdüleyebilir. Esas önemli olan çocuğunuzla olan ilişkinizdir. Bu durumu önemsiyorsanız, durumu daha iyi hâle getirmek için seminerlere katılabilir, yaklaşımlarınızı onu olumlu şekilde davranacak hâlde değiştirebilirsiniz. Sınav sonrasında kendisini motive etmesi mümkün olmayabilir. Bazen dış kaynaklı motivasyona da ihtiyaç duyabilir. Güzel bir söz, küçük bir hediye, olumlu bir tutum da çocukları motive edebilir. Fakat hediyelerde de aşırıya kaçmamak gerekir. Öncelikle çocuğunuzu can kulağı ile dinleyip, gerçekten ne istediklerini anlamaya çalışmalısınız.

Kıyaslamayın! Ebeveynler, öğretmenler, veliler ve tüm yetişkinler olarak başkalarını örnek vererek çocuğunuzu motive etmeye çalışmayın. Bu ters tepen yegâne davranış biçimidir. Çünkü herkes yeryüzünde bir tanedir, özeldir. Sizin çocuğunuzun sahip olduğu yeteneklere de örnek verdiğiniz kişi veya kişiler sahip olmayabilir. Siz bunları bilmeden bu şekilde davranırsanız birbirinizle olan iletişim kazalarına da sebep olabilirisiniz. Kısacası, başkalarını örnek vererek kıyaslamada bulunmak, onları motiveden çok demoralize edecektir. Bunun yerine onun her şeyin üstesinden gelebilecek kabiliyette olduğuna inandıracak sözler kullanabilir, bu

30


Deneme

YAĞMURLU BİR İSTANBUL SABAHINA UYANMAK Hasan KÖKMEN / Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü

Sabahın henüz ilk saatleri! Yağmurlu bir İstanbul sabahına açıyorum gözlerimi... Gökten sağanak sağanak rahmet yağmakta... Kaldırıyorum yüzümü yağmura doğru ve bakıyorum gökyüzünün o muhteşem güzelliğine... Islatıyor rahmet damlaları yüzümü... Aslında ıslanan sadece yüzüm değil bunu anlıyor ve dalıyorum yine düşüncelere... Kurumuş çoraklaşmış gönülleri de ıslatır yumuşatır mı diye geçiriyorum aklımdan. Yüzüm ıslanırken ruhumda ıslanıyor hissediyorum. Çoraklaşmış gönüllere tesir etmesi için yalvarıyorum Yaradana. Tabi önce kendi nefsim adına yalvarıyorum. Gölümdeki tüm kirli duyguların silinmesi için bu yalvarışım. Rahmet damlaları bu konuda yardımcı olacak bana bunu çok iyi biliyorum...

O denli kirlenmiş ki günümüzde her şey. Sadece insani duygular değil kirlenen; çevre, deniz, hava yani dünyamızın tamamı. Belki de yağan bu yağmurların dünyayı da temizlediğini düşünerek daha bir seviyorum yağmur damlalarını. Nasıl sevmeyeyim ki? Yağmur sonrasında yağmur damlaları ile güneşin aşkından oluşan gökkuşağı bir yana o mis gibi gelen toprak kokusu yeryüzünün temizlenip güzelleştiğine ilahi bir işaret sanki. Yağan her yağmurdan sonra içime dolan o ferahlık ve o tarif edilemez mutluluk karşıladı beni. Bir tarafta yağmur öbür tarafta ben. Ahmak olmaya da razıyım bu sabah. Yeter ki hissedeyim o ilahi rahmeti tenimde.

Her bir yağmur ve kar tanesinin bir melek tarafından yeryüzüne indirildiği aklıma gelince daha çok yüzümde hissetmek istiyorum o rahmet damlalarını. Bu büyük haz yavas yavas yeni başlayan günün telaşesine bırakırken yerini, üzerimde rahmet damlalarından bir izle başlıyorum yepyeni bir güne. Yüreğimde tıka basa umutla ve her yönüyle tertemiz bir dünya hayaliyle birlikte...

31


Deneme

YÜREK DUVARLARIM Emire Mine EMİRZADE / Mezarlıklar Müdürlüğü Serzenişler bıraktı beni çıkmaz sokağın ortasında. Umutlar aradı hep ellerim ölmüşlerin gölüne atılan bir olta misali boşlukta. Neredeydi onlar, o heyecanlar, taze yarınlar. Ne vakit benim diyeceğim, sadece bana ait olduğuna inanacağım bakir hayalden doğma gerçekler. Öğrendim, anlattılar bana her şey diyebileceğim bir çok şeyi. Uzak kentlerden bir fısıltı sessizliğinde düştü yüreğime. Gecekondu misali ansızın, teklifsiz inşa edilen tüm gerçek sanılanlar, bir arzunun arkıymış besbelli. Bu kaç asırlık hülya imiş bilinmez. Kaçışları yaşa hey gönlüm, aklım. Rehberi olan yollara düş, sahibi olan kervansaraylara. Güven dost bildiklerine, sarıl yaren dediklerine, nur ol seni ışık görenlere. Evet ideallerin uğrunda ölme ama meczup ol gaye edindiklerin için. Unutma! Dünya bir kibrit çöpünün yanmasıyla başlayan bitişine denk vakitten ibaret. Güzel, tarihe şayan yarınlar için bugünlerin açlığını doyur, gider susamışlığını. .......................... .................................................. Yitmeye hazırlanıyorum sanki gitmeye... Fenomen diyarından göçmeye. Böylesine munis kabulleneceğimi muhayyileme inandırmak kabil değil yüreğime lakin hazırım ben gitmeye, belki de yitmeye. Edası mefruz her şey yapıldıysa ne ala; toprak olmaya hasretle yanan gönüller için... Lakin!!! ..................................................................... Hadi... duruyor muyuz? Secdeye kapanmak için kutsal bildiğimiz bu günler vesilemiz olmalı..... ............................................................................. ............................................................................. Öyleyse hadi sizinle bir düş kuralım ve diyelim ki: İsyan gömleği giymenin arefesindeyim. Galeyanlardayım yine her dem olduğu gibi. Vaftize sebep aramaktayım sırtımdakilerden silkinmek için. Arzularım çarpışmakta, beklentilerim nisbetinde. Hayat beni oyalamakta, belki de hayallerimi tehir etmekle. Roller üstlendiriliyorum başroller; belli ki asıl rolüme ramak kala daima! Asli stilime gayb fani olmaktan ürkmekteyim. Bir hatam mı var da beklemede kalmaktayım Ya Rabb! Müsaade et hissedeyim Ey Rabb! Senin zikrine meftun olurum Ey Gaffar! Bilmem gerekenleri bildir bana; yaşamam lüzum gelenleri yaşat yürek duvarlarıma.. Şükrüne mecbur olduğum! Hamdına yandığım! Zikrinle muhatab kıl zavallı yüreğimi... İsyan günlerime inat mahcubiyet yaşat yürek duvarlarıma. Duy iniltilerimi, sessiz çığlıklarımı: Ki ben insandan öte kul olayım kul!...

32


Kültür Atlası

Seda ÇALIMFİDAN / Yazı İşleri Müdürlüğü

“Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz’in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için buradan insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla ilerleyen mor tavşanları izliyordum.” Kardeşimin Hikâyesi sayfa 11

Maalesef Zülfü Livaneli kitapları konusunda tarafsız kalamaya-

nayet romanı diye elinize aldığınız kitap, derken bakıyorsunuz ki

cağım! Okuduğum Livaneli kitaplarının tadı damağımda kal-

bir zaman sonra yazarın ve kahramanların da ifade ettiği gibi tam

mışken, raflarda yeni kitabını görünce büyük bir heyecan duy-

bir kara sevda hikâyesine dönüşüyor. Ama emin olun, sayfalar

dum. İşte kitabı gördüğüm o günde ne yazmış, neyi anlatmış

ilerledikçe göreceksiniz ki, katilin kimliği bu romanın asıl “gizemi”

diye araştırmadan hatta arka kapağını bile okumadan direkt

karşısında küçücük bir detay olarak kalacak… Hatta katilin kim-

kasada buldum kendimi. Livaneli’nin yeni romanı “Kardeşimin

liğini öğrendiğinizde çok da önemsemeyeceksiniz. Gerçi baştan

Hikâyesi” de polisiye kurguya sahip bir roman. Yazar, bu sefer

beri katilin kim olduğu ilmek ilmek işlenmiş satırlara. Ancak siz bir

kıdemli okurlarına bu sefer ters köşe yapmış anlaşılan. Bu sefer

aşk hikâyesine yoğunlaştığınız için cinayeti pek de önemsemi-

kahramanımız, dokunamama hastalığına yakalanmış, duygu-

yorsunuz. Sonuç ta ne mi oluyor? Her şeyi açıklayan bir karar

ları olmayan bir adam. Kahramanımız üzülmüyor, kıskanmıyor,

yazısıyla bitiyor roman. Aslında daha fazla detay anlatmamak için

korkmuyor, hiçbir şey hissedemiyor. Kitap genel olarak “Duygu-

kendimi zor tutuyorum. Ama her şeyi söylersek işin tadı da kaçar

larımız olmasa, hayat daha mı kolay olurdu” sorusunun etrafında

değil mi?

dönüyor. Romanın içeriğinden de bahsedelim biraz. Hikâyemiz bir balıkçı köyünde güzeller güzeli Arzu’nun kendisinden yaşça

Sözün özü Livaneli yine yapmış yapacağını! “Kardeşimin Hikâye-

büyük eşinin sergisi için evlerinde verdikleri partiden sonra bir

si”ni Kitap kurtlarına şiddetle tavsiye ediyorum.

cinayete kurban gitmesiyle başlıyor. Gazeteci bir kızın da işin

Kardeşimin Hikâyesi

içine karışmasıyla, bu köyde kadının komşusu ve arkadaşı olan

Zülfü Livaneli / Doğan Yayınları / 330 sayfa

bir adamın yanına gelmesiyle devam ediyor. Olayı soruşturup güzel bir haber yakalama arzusu kızı tamda bin bir gece masalının içersine hapsediyor. Gazeteci kızla beraber okuyucuda anlatılacak hikâyenin peşine düşüyor âdeta. Derken fark etmeden sorular yumağı içinde buluyorsunuz kendinizi. Nedir bu aşk hikâyesi sonu ne olmuştur? Ne okuyorum ben? Sorular arka arkaya geliyor. Okuyucuyu böylece etkisi altına alıveriyor işte yazar. Kitapta bir terslik var ki siz de fark edeceksiniz bunu, bir ci-

33


Kültür Atlası

Şiir gibi bir film; Kelebeğin Rüyası Öznur ŞAN / Halkla İlişkiler Müdürlüğü

“aşk en güzel bahanesidir şiirin” II. Dünya Savaşının tüm acımasızlığı ile hüküm sürdüğü, yokluk

İki kafadarın yeni projesi madenlerdeki dramı ortaya koyan bir

yıllarının Türkiye’sinde tarih 1941’İ göstermektedir. “Mükellefiyet

tiyatro oyunu yazıp sahnelemektir. Rüştü bu oyuna öyle çok

Kanunu” gereği Zonguldak’taki 16 - 65 yaş arasında her erkek

inanmıştır ki gecesini gündüzüne katarak yazmaya çalışır ama

kömür madeninde çalışmak zorundadır. Madende çalışmak

temize çekecek daktilosu yoktur. Bir günlüğüne Muzaffer’in iş

istemeyip kaçanların jandarma zoru ile yakalanıp adeta köle

yerinde bulunan daktilo’yu ödünç alamaya karar verirler. Gece

gibi madene zorla götürüldüğü, yokluğun sefaletin ve fukara

karanlığında mum ışığında çalışırken dikkatsizlik sonucu daktilo

hastalığı veremin kan kusturduğu bir ortamda iki romantik şair

balkondan aşağı düşer ve parçalanır. Bu dikkatsizliğin bedelini

Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu ise hayatın anlamını şiirde

Muzaffer işinden kovularak öder. Bin bir zorlukla karşılaşsalar

aramaktadırlar. İki kafadarın en büyük hayali de dönemin en

da sonunda oyunu yazarlar. Artık sıra oyunun sahnelenmesine

önemli edebiyat dergisi olan Varlık’ta şiirlerinin yayınlanmasıdır. Her ay umutsuzca şiirlerini gönderip, Varlık dergisinin yayınlanan son sayısını heyecanla beklemektedirler. O dönemde Zonguldak Çelikel Lisesi’nde Edebiyat Öğretmeni olarak görev yapan Behçet Necatigil ise onları anlayıp dertleri ile hemhal olan tek insandır. Genç şairler şehrin ileri gelenlerinden Zikri Bey’in kızı Suzan’ı görür görmez çok beğenirler ve bir iddiaya girerler... Her ikisi de bir şiir yazacak ama şiirin altına isimlerini yazmayacaklardır. İmzasız şiirler Suzan’a sunulacak; böylece hangisinin daha iyi bir şair olduğuna Suzan karar verecektir. Suzan’ın ailesi, kızlarının hastalığın pençesinde kıvranan bu iki genç ile yakınlık kurmasına karşı çıksa da üçlünün arkadaşlıkları her geçen gün gelişir hatta Muzaffer’in Suzan’a olan aşkı daha da artar.

34


Kültür Atlası

gelmiştir. İki genç şair, Suzan’ın da projeye dâhil olmasını çok ister ancak prova yaparlarken ansızın Suzan’ın babası çıka gelir ve iki genci de tehdit eder. Günler günleri kovalarken Rüştü’nün rahatsızlığı ciddileşir ve tek çaresi Heybeliada sanatoryumunda tedavi olmaktır. Behçet Hoca, Rüştü’yü alarak Heybeliada’ya götürür ama kapıdan bile içeri sokulmazlar çünkü sıra vardır. Umutsuzca eve dönmek üzere iken tesadüfen başhekimin arabasını görüp durdururlar. Behçet Hoca güç bela başhekimi ikna eder. Rüştü burada kısmen sağlığına kavuşurken aynı zamanda kendi gibi veremli bir kız olan Mediha’ya âşık olur. Rüştü tedavi olurken, Suzan ile Muzafferin gizli buluşmaları devam eder. Bir gün Suzan Muzaffer’den bir iyilik ister. Yeraltını çok merak ettiği için madene inmek istemektedir. Muzaffer ilk başlarda bu fikre sıcak bakmasa da Suzan’ın ısrarlarına dayanamayarak kabul eder. İşçi kıyafetleri giyip yüzlerini kömür karası ile kamufle ederek madene inerler. İyi koşullarda yetişmiş Suzan’ın umduğu şey neydi bilinmez ama aradığı şeyi orada göremez. Yerin altında sadece ve sadece sefalet ve tükenişten başka hiç bir şey yoktur. Böylesine korkunç bir ortamı kendi gözleri ile görmesi Suzan’ı fazlası ile rahatsız eder. Bir an önce oradan kurtulmak isterken bit aramasına takılır ve yakalanırlar. Bu olayı duyan Suzan’ın babası öfkeden küplere biner. Suzan olaydan bir tokatla kurtulurken, Muzaffer ise bir araba dolusu dayak yer. Bu olaydan sonra Muzaffer ile Suzan kati surette bir daha görüşemezler. Muzafferin sağlığı her geçen gün bozulur ve Heybeliada sanatoryumuna tedavi olmaya gider. Heybeliada her iki şair için adeta cennet gibidir. Bir yandan iyi beslenip sağlıklarını düzeltirlerken öte yandan onlarca daktilo arasında istedikleri gibi yazabilmektedirler. Muzaffer, Suzan’a düzinelerce mektup yazmasına rağmen cevap alamamaktadır. Rüştü ise Mediha ile olan muhabbeti ilerletmiş keyfi yerinde günler sürer iken Mediha’nın taburcu olması güzel günlerin sona ermesine neden olacaktır. Rüştü, Mediha’ya evlenme teklifi eder ama Mediha kabul etmez. Tedavi süreçlerini tamamlamadan hastaneden ayrılırlar. Rüştü, Mediha’yı evlenmeye ikna eder. İstanbul’da yeni umutlar devşirmek için çabalarsa da sefalet enselerinden ayrılmaz. Mediha’nın ölümü ile Rüştü yıkılır. Günlerce bir odanın içersinde kan kusarak şiir yazarlar. Önce Rüştü sonra Muzaffer hayata gözlerini yumar. …

35


Gezi

Hafta Sonu Şehirden Kaçmak İçin Güzel Bir Neden; Maşukiye Yazı ve Fotoğraflar: Şeyma TEPEKIRAN Modern dünya, insanı gerçekten de çok yoruyor. O yüzden de

kiye’ye ulaşmanın en kısa yolu ücretli otoyoldan geçmek. İzmit-

insan sürekli olarak şehirden kaçmayı, uzaklaşmayı arzu ediyor.

Adapazarı yolundan ilerleyip İzmit (Doğu) sapağından girdikten

İşte Maşukiye, bu hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz şirin bir

sonra etrafı yemyeşil, sağlı sollu et-mangal ve alabalık lokanta-

yer. Hem şehre çok yakın hem de havasıyla, yeşiliyle tabiatın

larıyla dolu bir yol karşılar sizi. Maşukiye demek biraz da alabalık

içinde bir yer. Arkadaşımız Şeyma Tepekıran bu güzel beldemizi

demek. Zaten buranın bir adı da alabalık vadisi.

tanıtıyor. İstanbul’a yaklaşık 120 km uzaklıkta olan Maşukiye bizim huzur bulduğumuz mekânlardan birisidir. Ne zaman bu güzel beldeye gidiversek, Yeşili, havası, kuş sesleri ve dereden akan su sesiyle ruhumuz tazelenir. Maşukiye’nin adı âşık anlamındaki “maşuk” kelimesinden gelir. Doğal güzelliklerinden dolayı âşıklar diyarı olarak adlandırılır. Özellikle son birkaç senedir çok revaçta olan Maşukiye’ye bu ilginin kuşkusuz en önemli nedeni ulaşımının son derece kolay olması. Çünkü İstanbul’dan çıktıktan sonra bir buçuk saat gibi bir sürede Maşukiye’ye varabiliyorsunuz. Maşu-

36


Gezi

Maşukiye’nin önemli bir özelliği de tüm sokak isimlerinin çiçek adları olması. Belediye ilk kurulduğunda sokaklara Maşukiye Çiçekçilik’ten alınan listeye göre menekşe, papatya, oya ağacı sokak, küpe çiçeği caddesi gibi isimler verilmiş. Son söz olarak size tavsiyem, eğer kendinizi yorgun, bitkin hissediyor; huzur bulmak biraz kafanızı dinlemek istiyorsanız Maşukiye işte tam da size göre bir yer.

Maşukiye’nin tarihi 19. yüzyıla kadar biliniyor. Rivayetlere göre 1860’lardaki Rus ihtilalini engellemek için bölgeye Çerkez asıllı bir grup gelir. İşte bu grubun arasında bulunan Murat Bey’in Maşukiye’nin kurucusu olduğuna inanılıyor. 1987 yılında belediye statüsüne geçen Maşukiye’nin kuzeyinde Sapanca gölü, Güneyinde ise Kartepe ve Samanlı dağları bulunmaktadır. Marmara Bölgesi’nin en önemli mesire yerlerinden sayılan Maşukiye’de Sapanca Gölünün çevresinde bir adet yürüyüş parkuru ayrıca çok sayıda alabalık restaurantları ile çay bahçesi bulunmakta… Maşukiye denilince akla ilk gelen şey balık. Özellikle de kiremitte alabalık çok revaçta. Ama balık sevmem diyorsanız, bu beldeye has fırında mantar ve güveçte köy peyniri ya da yayla kahvaltısını tavsiye ederiz. Meşhur hediyelik dükkânlar ise Maşukiye’nin meydanında yer alıyor. Ancak çoğunu Eminönü’nde gördüğüm için bana pek de ilginç gelmediler doğrusu. Ancak özellikle ahşap eşyalar çok ilgi çekiyor burada. Yemek içmek güzel hoş da Maşukiye’ye gelip de Kirazlı Yaylasına çıkmamak hiç olmaz! Kirazlı Yaylası aslında büyük bir piknik alanı. Ancak manzara seyretmek için de çok ideal bir yer. Çünkü inanın bu alandan bölgeyi ve Sapanca Gölü’nü seyretmeye doyum

Nasıl gidilir?

olmuyor.

İSTANBUL - MAŞUKİYE 158 KM *ÜCRETLİ OTOYOLDAN İZMİT YÖNÜNE DOĞRU GİDİLİYOR

Sapanca Gölünde yüzmenin yanı sıra su kayağı yapılabiliyor.

*SAPANCA ARİFİYE SAPAĞINDAN GİRİLİYOR

Ancak Maşukiye’ye insanlar spordan ziyade dinlenmek ve huzur bulmak için geliyorlar. Maşukiye’nin bir diğer görülmesi gereken köşesi de çiçek seraları. Çiçekler yörenin hayatını öyle etkilemiş ki, sokaklara da çiçek isimleri verilmiş. Kartepe’yi arkamızda bırakıp bu kez de sapanca gölü kıyısına uzanıyoruz. Gölde su kayağı yapılabiliyor. Ayrıca yüzmek isteyenler de göle girebiliyor. Ama Maşukiye spordan ziyade dinlenmek ve huzur bulmak isteyenlerin tercihi gibi görünüyor.

37


Beyaz Öyküler

Öylesine Bir Sohbet

YUNANİSTAN’DAKİ KAÇAKLAR

Daha önceden de Beyazmasa’yı duymuştum ama ne yaptıklarını çok da iyi bilmiyordum açıkçası. Sadece şikâyet yapılan, dilekçe yazılan bir yer olarak kalmış aklımda. Beyazmasa’nın ne demek

Biri genç, diğeri orta yaşlı iki sinirli kadın koltuklara sertçe kurulup

olduğunu ancak orada çalıştıktan sonra anlayabildim. İşe yeni

hemen konuşmaya başladılar. “Her yere başvurduk. Hiçbir şey

girdiğim zamanlardı. Sıcak bir sonbahar günü, yirmili yaşlarının

olmadı. En sonunda size geldik. Bu işi artık siz çözeceksiniz!”

sonunda, ancak çok yıpranmış, çok sıkıntılar çekmiş bu nedenle

dediler. Öyle sinirliydiler ki, beni dinlemeyip arka arkaya hep

de hayli yaşlı gösteren bir hanım sessizce masamın önündeki

bunları tekrarlayıp durdular. Sorularla konuyu anlamaya çalıştım.

koltuğa ilişti. Yumuşak ancak duyulur bir sesle konuşuyordu. İste-

Fakat soru sorulmasına daha da sinirlendiler. Cevap vermek bir

diği bilgileri toparlarken bir taraftan da sohbet etmeye başladık.

yana bağırıp çağırmaya da başladılar. Fakat meseleyi anlamadan nasıl çözüm bulabilirdim ki? Diller döküp, konuşmamız gerek-

Kadıncağız konuşurken bir ara, annemin de yaşadığı bir ra-

tiğini anlatmaya çabaladım. Bayağı bir uğraştıktan sonra nihayet

hatsızlığın belirtilerinden bahsetmeye başladı. Fakat öyle çok da

meseleyi öğrenebildim. Meğerse gelenler, ana-kız imiş. Evin

önemsemeden konuşuyordu. Yokluktan bir türlü doktora gitm-

babası Yunanistan’a kaçak olarak girmeye çalışırken, sınırda ya-

eye fırsatı olmamıştı. Yeşilkartın kullandığı senelerdi, ancak ne

kalanmış ve hapse atılmış. İşte bu ana-kız günlerdir İstanbul’da-

yazık ki bu kadıncağızın yeşilkartı da yoktu!

ki Yunanistan konsolosluğunun önünde bekleyip, içeri girmek için uğraşıyorlarmış. Ancak girmek şöyle dursun kimse yüzlerine

Dedim ya, Beyazmasa’nın nasıl bir yapısı olduğunu o zamanlar

dâhi bakmamış, ilgilenmemiş üstelik bir de kovmuşlar da. O

daha kavrayamamıştım. Konuşurken bir ara ben, kadına say-

olayın verdiği sinirle de, konsolosluktan doğruca bize gelmişler.

dığı belirtilerin ciddi bir şey olabileceğini söyledim. Ve sonra da,

Konunun bizimle hiçbir alakası yoktu ancak yine de bir şeyler

Kadın Sağlığı Merkezinden kadıncağız için bir randevu aldım.

yapmaya çabaladık. Önce hanımları sakinleştirdik, sonra da Dış

Ama Allah biliyor ya, bunları öyle çok da içten, düşünerek yap-

İşleri Bakanlığı ile irtibata geçtik. Daha sonra da bakanlığın verdiği

madım. Öylesine gelişmişti her şey. Kadıncağızın işini halledip

bilgileri artık yumuşamış ve bir hayli mahcup vaziyetteki hanım-

yolcu ettikten kısa bir süre sonra da unutup gittim zaten olan-

lara ilettik. Teşekkür edip, girişlerinin aksine sessizce bürodan

ları. Derken birkaç hafta sonra bu hanım yine geldi, beni buldu.

ayrıldılar.

Duygulu, ağlamaklı bir şekilde konuşmaya başladı. Öylesine hisli konuşuyordu ki, gerçekten de bir şeye çok minnet duyduğu belli oluyordu. Buraya kadarını anlamıştım. Ama gerisi kocaman bir boşluktu benim için. Kime ve neden minnet duyuyordu, işte bunu bir türlü anlayamıyordum.

Kadın bazen ağlıyor bazen

konuşuyor ve sürekli olarak teşekkür ediyordu. Nihayet biraz yorgun düştü ve sonunda sustu. Sonra da kesik kesik hikâyesini en başından anlattı. Beyazmasa’ya aslında çok farklı bir nedenle geldiğini fakat benimle konuştuktan sonra hiç düşünmediği hâlde muayene olduğunu ve kanser hastası olduğunu öğrendiğini anlattı. Şükürler olsun ki, hastalığın daha ilk evreleriydi ve ilerlemeye başlamamıştı henüz. İşte o gün benim için Beyazmasa’ya da, yaptığım işe de bakışımın değiştiği gündür. Öylesine sıradan bir sohbet, bir insanın hayatını nasıl etkileyebilir işte o gün bunu da öğrendim.

38


Aramızdan Ayrılanlar

VEFAT Çalışma arkadaşlarımızdan, Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğünden Kadir ÖZVEREN ile İtfaiye Daire Başkanlığı’nda görevli İbrahim BOZKURT Hakk’ın rahmetine kavuşmuşlardır. Büyükşehir Ailesi olarak Kadir ÖZVEREN ve İbrahim BOZKURT’a Allahtan rahmet, aile ve çalışma arkadaşlarına da sabırlar dileriz.

EMEKLİ Zeliha HAYAL - İstanbul Darülaceze Müdürlüğü Nüzhet Cevdet MÜFTÜOĞLU - Planlama Müdürlüğü Adem ACAR - 1.Hukuk Müşavirliği Mehmet KILIÇ - Anadolu Yakası Yol Bak. ve Onr.Müd. Nurettin YILDIZ - Anadolu Yakası Yol Bak. ve Onr.Müd. Abdülkadir KARAAĞAÇLI - Avrupa Yakası Yol Bak.ve Onr.Müd Havva SULA - Stratejik Gelişim Müdürlüğü Nusret Filiz KUTLAR - Şehir Tiyatroları Müdürlüğü Yavuz Selim ÖZBUDAK - Zabıta Daire Başkanlığı Turgut ARSEVEN - Şehir Tiyatroları Müdürlüğü Figen OĞUZTURGUT ÖZTÜRK - Engelliler Müdürlüğü Ratip AYRILMAZ - Boğaziçi İmar Müdürlüğü İsmail Gürol UĞURLU - Avrupa Yakası Yol. Bak. ve Onr. Müd. Barbaros ARDIVAR - Kent Orkestrası Müdürlüğü Yusuf EVLİYAOĞLU - Zabıta Daire Başkanlığı Necip IŞIK - Zabıta Daire Başkanlığı Bayram ÖZKAL - Makine İkmal Müdürlüğü Aytekin AKGÜMÜŞ - İtfaiye Daire Başkanlığı Ali ATAŞ - Levazım ve Ayniyat Müd. Hayriye BAŞ - Anadolu Yak. Park ve Bahçe. Müd Erol YENİCE - Makine İkmal Müdürlüğü Nuri TORAN - İnsan Kaynakları Müdürlüğü Vasfi GÜLER - İtfaiye Daire Başkanlığı Saadettin ÖZKAÇAR - Avrupa Yak. İtfaiye Müdürlüğü Abdülselam GENÇ - Su Ürünleri Hali Müdürlüğü Yılmaz ÇALIK - Su Ürünleri Hali Müdürlüğü Muhsin GÜRKAN - Mezarlıklar Müdürlüğü Abdülselam AÇIK - Avrupa Yakası Park ve Bahçe.Müd. Ramadan BAYRAKTAR - İnsan Kaynakları Müdürlüğü Emekli olmuşlardır. Büyükşehir Ailesi olarak, emeklilerimize bundan sonraki hayatlarında sağlıklı ve huzur dolu günler dileriz.

39


Düşün Cevap Ver

36. sayımızdaki Düşün Cevap Ver bölümümüzün soruları şöyledir: 1- Geçtiğimiz günlerde şiiri bıraktığını açıklayan şair İsmet Özel’in son şiirinin adı nedir? 2- Hz. Peygamber (sav)in taziyeye gittiği küçük çocuğun ölen serçesinin ismi nedir? 3- 35. Sayımızda kimlerle röportaj yapmıştık? 4- Pirpirim ne demektir? Cevaplarınızı bailesi@ibb.gov.tr adresine bekliyoruz. Bol şanslar…

35. sayımızdaki Düşün Cevap Ver’in doğru cevapları: 1- Burhan Doğançay 2- Kurtuba Camii 3- Abdülgafur Levent 4- Pi’nin Yaşamı Geçen sayımızdaki Düşün Cevap Ver’e katılarak bizden hediye kazanan talihlerimiz: 1- İsmail AKÇA / Mezarlıklar Müdürlüğü 2- Aygül DEMİR / Yazı İşleri Müdürlüğü 3- Sümeyra IŞIKLI / Bilgi İşlem Müdürlüğü

40


Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Halkla İlişkiler Müdürlüğü Yayınıdır. Her türlü görüş, eleştiri, öneri ve yazılarınız için: Tel: 0212 455 17 47 e-posta: bailesi@ibb.gov.tr


Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı Halkla İlişkiler Müdürlüğü

www.ibb.gov.tr

ibbAilesiSayi36  

ibb ailesi sayi 36