Page 1


editörden...

içindekiler Çanakkale Şavaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu

4

Başkan’la Çanakkale’ye Dair

8

Şehitliklerimizin Durumu

9

Çanakkale’nin Tarihsel Gelişimi

10

Çanakkale

15

Plan Yeni Değildi

16

Çanakkale’ye Duygu Penceresinden Bakmak

18

İlginç Hikayeler

20

Bunları Biliyor muydunuz?

22

Çanakkale’de Bir Şehidin Mektubu

23

Biz Değil Belgeler Konuşsun

24

Büyük Önder Atatürk Hakkında Söylenenler

26

Gelibolu Ünlüleri

28

Moskof’u Dize Getiren Kumandan

29

Gazilik

30

Dosta Güven, Düşmana Korku Veren Eşsiz ve Tek Türk Askeri

32

Teşekkür

33

Mehmet KAPLAN

Dergimizden Hepimize Merhabalar Tarihimize ait ortak bir beyin ve akademik bir bakış oluşturmak geleceğe ait olan ömrümüzü uzatacaktır. Kamera titizliği ile tarihi yansıtmak bu bilincin oluşumunu sağlayan en etkili yoldur aynı zamanda! Ancak, edebiyat; tarihin yorumlamaktan titizlikle kaçındığı noktaları farklı açılardan bir çırpıda değerlendirmeyi sağlayan bir bakış açısına sahip olan ve de tarihe en yakın duran disiplin dalıdır... Söz gelimi Koca Seyit'in kaç kiloluk mermiyi kaldırıp topa sürdüğünü araştırmak tarihçinin önemli bir görevi olduğu gayet açık bir konu iken bunun edebiyat araştırmacısı için anlamı; kilo değil atılan top mermisiyle Ocean isimli devasa geminin batırılmasıdır. Ocean bilindiği gibi “okyanus” anlamına gelmektedir ve bu edebiyatçı için aynı zamanda koca İtilaf Ordusunun simgesi olan gücün daracık sularda boğulmasıdır. Bu; tarih ve edebiyat gözüyle bakmanın ayrıcı ama anlamlı renkleridir. Ve yine bu renkler elinizdeki dergide olabildiğince farklı kişi ve pencerelerden yansıtıldı. Üniversitemiz Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu bir avuç gayretli gencin çabaları sonucu kuruldu. Kısa bir sürede üye sayısı dört yüz öğrenciyi aştı. Topluluk; “Son Kale: Çanakkale” filminde görev aldı, “Bir Göç Hikayesi: Sürgün ve Ölüm”e katkıda bulundu. Dergi fikrini gerçekleştiren üyelerimi kutluyor onlara çok teşekkür ediyorum. Bulduğu her tarihsel mecmua, belge; Osmanlıca kayıt veya bilgileri anında bizimle paylaşan, okuyup-harmanlayan, dergimize söyleşi veya yazı ile katılan; katkısı her takdirin üzerinde olan kişi ve kurumlara çok teşekkür ediyorum… Kutlanması gereken ve bizi destekleyen siz okurların takdiri ise çok daha belirleyici olup bize şevk kazandıracaktır. Sizlere teşekkür ediyoruz… Topluluğumuz bir de internet sitesi kurmuş olup site ve dergimiz ile ilgili görüş ve katkılarınızı beklemektedir. Adresimiz şu şekildedir: www.canakkalesavaslari.net www.canakkalesavaslari.org Saygılarımızla…

Çanakkale, Mayıs 2006

3


Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu (ÇSATT), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde kurulan 39 öğrenci topluluğundan en aktif olanlarındandır. Topluluğumuz, Nisan 2003'te Ahmet Yurttakal önderliğinde küçük bir gurup tarafından kurulmuştur. Akademik danışmanı, Öğr. Gör. Mehmet Kaplan ve şu andaki başkanı Kadir Tekerek'tir. Sayısı her geçen gün artmakta olan üye sayımız, şu anda 480'lere ulaşmıştır. Topluluğumuzda, Osmanlıca Gurubu, İngilizce Gurubu, Bilişim Gurubu, Şiir Gurubu, Tiyatro Gurubu ve Basın-Yayın Gurubu olmak üzere aktif bir şekilde çalışmalarını sürdüren 6 alt çalışma gurubu mevcuttur. Bu gurupların amaçlarını kısaca şöyle sıralayabiliriz: Osmanlıca Gurubu: Savaş zamanında tutulan Osmanlıca belgeleri (subay günlükleri, asker mektupları vb…) araştırıp Türkçe'ye çevirerek güvenilir bilgiyi elde etmeye çalışmaktadır. İngilizce Gurubu: Savaş zamanında tutulan İngilizce belgeleri (subay günlükleri, asker mektupları vb…) ve daha sonra yazılan kitap, makale gibi yazıları araştırıp Türkçe'ye çevirerek güvenilir bilgiyi elde etmeye çalışmaktadır. Bilişim Gurubu: Topluluğumuzun kendisine ait olan internet sitesini güncelleyerek üyelerimizin yapılan işlerden her an haberdar olmalarını sağlamaya ve topluluğun daha geniş kitleye ulaşması için çalışmaktadır. Şiir Gurubu: Çeşitli şiir dinletileri düzenleyerek şairlerimizin dizeleriyle ölümsüz kıldığı savaşı şiirsel bir dille anlatmaya çalışmaktadır. Tiyatro Gurubu: Çanakkale Savaşları'yla ilgili olay ve menkıbeleri tiyatro sahnesine uyarlayarak, izleyicileri başka bir atmosfere taşımayı hedeflemektedir. Basın-Yayın Gurubu: Çanakkale Savaşları'yla ilgili basında çıkan haberleri takip etmek, topluluğumuz ve çalışmalarıyla ilgili haberleri, yetkili mercilere ulaştırmak gurubun görevleri arasında yer almaktadır. Bütün bu alt guruplar, topluluğumuzun tek amacı olan; "ÇANAKKALE SAVAŞLARI'NI ARAŞTIRIP TANITMAK" doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedirler. Topluluğumuz, bu faaliyetlerin yanı sıra düzenli olarak Anadolu ve Gelibolu yakasındaki şehitliklere gezi düzenlemektedir. Bu gezilerimiz bazen şehitliklerdeki çöpleri toplamaya yöneliktir. Yaptığımız arazi yürüyüşleriyle de savaş alanlarını daha yakından tanıyıp o zaman ki askerlerimizin yaşamış olduğu zorluğu bir nebze olsun hissetmeye çalışıyoruz. Topluluğumuz, düzenlediği konferanslarla ve film gösterimleriyle halkı bilinçlendirmektedir. Ayrıca topluluğumuz, yönetmenliklerini Ahmet Okur'un yaptığı ve Türk Tarihi'ne birer ışık tutan “Son Kale Çanakkale” ve Türklerin Anadolu'ya göçünü anlatan “Ölüm ve Sürgün” belgesel filmlerinin çekimlerine de yardımcı olmuştur.

4


Topluluğumuz yapmış olduğu bu etkinliklerin yanı sıra kendi çerçevesindeki üyelerine Çanakkale Savaşları'nda uzmanlaşmış beyinler yardımıyla bilgilendirmelerde bulunmaktadır. Yapmış olduğumuz bu tür etkinlikleri yıllara göre bir başlık altında toplayacak olursak şöyle bir tablo çizebiliriz:

· · · · · · · ·

· · · · · · · · · · · · ·

2004-2005 Eğitim Yılı 3 Kasım 2004 “İlk Şehitler”imizi Anma Programı 19 Aralık 2004 Çimenlik Kale'si Gezisi 25 Aralık 2004 “Son Kale Çanakkale” Belgeseli Gösterimi 26 Aralık 2004 Gelibolu Yarımadası Savaş Alanları Gezisi 10 Ocak 2005 Zafer Kutlamaları 6 Mart 2005 Gelibolu Yarımadası Savaş Alanları Gezisi 11 Mart 2005 İstiklâl Marşı'nın Kabulü ve M. Akif'i Anma Programı 14 Mart 2005 Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın ve Son Kale Çanakkale Belgeseli Yapımcılarıyla Söyleşi 15 Mart 2005 Ata'ya ve Şehitlere Saygı Yürüyüşü 18 Mart 2005 Deniz Zaferi Kutlamaları ve Devlet Programlarında Temsilci Bulundurma 20 Mart 2005 Arazi Gezisi ve Çöp Toplama 2 Nisan 2005 “Son Söz: 'Vatan Sağ Olsun'!” Belgeseli Gösterimi 6 Nisan 2005 Çanakkale Belediyesi “Gençlik Meclisi” Oturumlarına Katılma 25 Nisan 2005 “Kara Çıkarmaları” Programı 10 Mayıs 2005 Şiir Dinletisi ve Tiyatro Gösterimi 11 Mayıs 2005 Anadolu Yakası Şehitlikleri ve Troya Antik Kenti Gezisi 11 Mayıs 2005 Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Bahar Şenlikleri Programı 18-19 Mayıs 2005 19 Mayıs Şehitleri'ni Anma Yürüyüşü 28 Mayıs 2005 Tüm Şehitliklerde Çöp Toplama 12 Haziran 2005 Gelibolu Yarımadası Şehitlik Ziyareti 3-6 Eylül 2005 “Uluslararası Aliağa Fuarı” Stand Açılması

· · · · · · · · · · · · · · · · · · ·

2005-2006 Eğitim Yılı 3 Kasım 2005 “İlk Şehitler”imizi Anma Programı ve Güney Koyları Gezisi 10 Kasım 2005 “Atatürk ve Çanakkale” Fotoğraf Sergisi 10 Kasım 2005 “Sarı Zeybek” Belgesel Gösterimi 17 Kasım 2005 Gelibolu Yarımadası Şehitlik Ziyareti 25-26-27 Kasım 2005 “Sürgün ve Ölüm” Belgeseli Çekimi 9 Aralık 2005 “Çanakkale Aslanları” Film Gösterimi 11 Aralık 2005 Anadolu Yakası Şehitlikleri Gezisi ve Çöp Toplama 16 Aralık 2005 “Derinlerdeki Tarih” Belgesel Gösterimi 23 Aralık 2005 “Son Kale Çanakkale” Belgeseli Gösterimi 11 Mart 2006 Gelibolu Yarımadası Savaş Alanları Gezisi 12 Mart 2006 İstiklâl Marşı'nın Kabulü ve M. Akif'i Anma Programı 18 Mart 2006 Deniz Zaferi Programı ve Anadolu Yakası Şehitlikleri Gezisi 19 Mart 2006 Gelibolu Yarımadası Deniz Savaşları Alan Gezisi ve Çöp Toplama 24-25 Nisan 2006 “57. Alay” Yürüyüşü Programı 13 Mayıs 2006 SeddülBahir Koyları Arazi Gezisi ve Çöp Toplama 14 Mayıs 2006 Çimenlik Kale'si Gezisi 18-19 Mayıs 2006 19 Mayıs Şehitleri'ni Anma Yürüyüşü 20 Mayıs 2006 Şiir Dinletisi ve Tiyatro Gösterimi 21 Mayıs 2006 Arıburnu Yarları ve Conkbayırı Arazi Gezisi ve Çöp Toplama

Topluluğumuz yukarıda da belirtildiği gibi etkinliklerini her geçen sene yenilerini de ekleyerek devam ettirmektedir ve ettirecektir.

ERTUĞRUL KAŞIKÇI 5


6


7


Dünya tarihinde bir dönüm noktası, yenilmezlerin yenildiği tek yer olan Çanakkale Savaşı muharebe alanları ve Truva Antik Kent'i gibi tarihsel bir miras üzerine kurulan Çanakkale şehri Belediye Başkanı Sayın Ülgür Gökhan bizi makamında ağırlayarak, sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Sayın Başkan'a öncelikle topluluğumuz hakkında bilgi vererek amaç ve etkinliğimizden bahsettik. Sayın Ülgür Gökhan bu gönüllü çalışmalarımızdan dolayı bize teşekkür etti ve röportajımıza başladık. 4Bu sene 91. yıldönümü düzenlenecek olan Çanakkale Deniz Savaşları'yla ilgili belediye tarafından özel bir etkinlik var mı? varsa nelerdir? 18 Mart haftasındaki etkinlikler devlet tarafından düzenlendiği için Belediye tarafından ayrı bir etkinlik düzenlenmiyor. Ama Belediye bu törenlerde gelen heyetlerin ulaşımı, tören alanının düzenlenmesi, grupların, konuşmacıların, mehter takımının getirilip götürülmesinde görev alıyor. 4 Sizce Çanakkale'nin tanıtımında Çanakkale Savaşları'nın yeri ve önemi nedir? Çanakkale'nin tanınmasında en önemli ve özel yeri Çanakkale Savaşları a l m a k t a d ı r. Ç ü n k ü T ü r k i ye Cumhuriyeti'ne giden yolda milli mücadelenin odak noktasını Çanakkale Savaşları oluşturuyor. Savaşın askeri sonucundan çok siyasi sonucu daha önemli. Düşmana denizde dur denildiği gibi karada da dur denilmiştir. Fakat daha sonra burası hiçbir askeri müdahale ile karşılaşılmadan geçildi ve düşman İstanbul'a kadar ilerledi. Diyeceksiniz ki bu kadar mücadele boşuna mı? Hayır, buradaki savaş milli bütünlüğümüzü sağladı. Bu nedenle Gelibolu milli mücadelenin merkezidir. Nasıl dinimizin merkezi Kabe ise milli mücadelenin Kabe'si de Gelibolu'dur. Varlığımızı ve milli birliğimizi burada

yakaladık. Bu olayların Çanakkale'de yaşanması Çanakkale'nin efsaneleşerek tanınmasını, gelişmesini sağlıyor. 4Çanakkale Savaşlarının yıldönümünde Belediye tarafından düzenlenen özel bir etkinlik var mı? varsa amacı nedir? Yıl dönümü programları Vali, Belediye ve Askeriyenin ortak çalışması sonucu yapılıyor. Etkinlikler Başbakan, bakanlar ve halkla iç içe yapılıyor. Resmi geçit törenleri, hafta boyunca sergiler, konserler ve söyleşiler, öğleden sonra ise karşıda etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinlikleri düzenlemekteki amacımız Türk Milleti'nin birlik ve bütünlüğünü tüm dünyaya göstermektir.

4 Tarihi açıdan büyük bir önem taşıyan Çanakkale'de Belediye Başkanı olmak nasıl bir duygu ve bu konumun size yüklediği yükümlülükler nelerdir? Görevim gereği kent dışına çıktığımda Çanakkale Belediye Başkanı olmanın önemini daha iyi anlıyorum. Çanakkale Belediye Başkanlığımdan dolayı daha özel bir ilgi gördüğümü düşünüyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor ve ayrı bir gurur veriyor. Gelibolu'daki savaş alanları Belediye'nin sorumluluğunda değil ama geçişler, konaklama yerleri, kentteki görünüm, yaşam tarzı bizim sorumluluğumuz altındadır. Amacımız Çanakkale'yi güzel ve tarihimizde en özel yerlerden olarak hayal edip buraya gelenlerin hayallerini yıkmamaktır. 4 Geçen yıl şehitliklerde ki çöpleri Çanakkale Savaşları Araştırma ve Ta n ı t m a To p l u l u ğ u o l a r a k b i z 8

toplamıştık, bu gazetelerde de haber olarak yer almıştı, siz şehitliklerimizin temizliğine yeterince önem verildiğini düşünüyor musunuz? Şehitliklerin temizliğinden Milli Park, köylere bağlı şehitliklerden ise köy muhtarları sorumludur. Her geçen gün şehitliklerimizin temizliğine daha fazla önem veriliyor. Abideyle birlikte birçok y e r d e d ü z e n l e m e l e r ya p ı l ı y o r. Çanakkale Savaşları hakkındaki milli bilincimiz arttıkça gençlerimiz bu konuları daha da önemsiyor önemseyecek. 4 Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu olarak bize önerileriniz nelerdir? Bütün üniversite öğrencilerimiz şehitlikleri ziyaret etmeden Çanakkale'den ayrılmamalı. Öğrencilerimizin şehitlikleri bilinçli ve bilgili olarak dolaşmaları sağlanmalıdır. Biz bu konuda üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Öğrencilerin getirilip götürülmesinde araç,gereç konusunda destek sağlayabiliriz. Dergi ve diğer çalışmalarınız çok güzel, gönüllü arkadaşlarınız dergide yazı yazarak üniversite dışındaki insanları da bilinçlendirebilir, internet yoluyla Türkiye ve dünyaya sesinizi duyurabilirsiniz. Siz memnun olduktan sonra arkanızdan gelen genç arkadaşlara da bu bilinci yerleştirmelisiniz. Sizden sonra koltuğunuz boş kalmasın. Sayın belediye başkanına bizi ağırladığı için çok teşekkür ederiz, kendisine görevinde başarılar dileriz.

Röportaj: GÜLZİBA GÜRSOY - CANDAN ÇEKİÇ


Çanakkale savaşları üzerinden 91 sene geçmiştir. Bu se n e i çi n de e cda dı mı z ı u n u t ma ma k i çi n o n l a r ı ölümsüzleştirecek şehitlikler ve anıtlar yaptırılmıştır. Onları ziyaret ettiğimiz zaman bir nebze olsun o yıllara gidiyoruz ve o ruhu yaşamaya çalışıyoruz. Uğruna nice kanlar dökülen aziz vatanımızın değerli toprakları üzerinde yaşıyoruz, onu korumaya çalışıyoruz ama bu yeterli mi? Sadece belirli günlerde onları ziyaret etmekle üstümüze düşen görevi tamamlamış mı oluyoruz? Tabi ki hayır. Onları anmanın yanında şehitliklerimizin temizliğine de dikkat etmeliyiz. Çünkü Dünyanın dört bir tarafından gelen ziyaretçilerimizi ve bizleri attığı çöplerle şehitliklerimiz çok kirletilmiştir.

Kilometrelerce uzaktan buraya savaş için gelip binlerce askerini yitiren müttefikler askerlerinin anısına yapmış oldukları anıt ve mezarlıklarını 1926 yılına kadar tamamlamışlardır. Biz ise tabya ve şehitliklerimizi 91 senedir bitiremedik ve halen çalışmalar devam etmektedir. Bunun bir örneğini çalışmaları süren aşağıda fotoğrafını gördüğümüz Hamidiye ve Namazgah tabyalarıdır. Bu tabyamız 18 Mart'a hazırlanmaktadır. Acaba şehitliklerimiz her sene bu gün için mi düzenlenecektir…

Çanakkale savaşları sadece Gelibolu Yarımadası üzerinde olmamıştır. Gelibolu Yarımadası kadar Anadolu yakasında da bir çok şehitlik, anıt, tabya ve bataryalarımız bulunmaktadır. Hatta ilk bombardımanda düşmanı karşılayan Orhaniye tabyası şehitliğimiz buradadır. Bu kadar öneme sahip olmasına rağmen gerekli özen gösterilmemiş ve hazine olduğu gerekçesiyle birkaç kez kazılmıştır. Bunlara ne zaman dur diyeceğiz?

GÜLŞAH ÇELİK - HANDE SÖZÜGERÇEK FERDA ÖZMISIRCI - AYNUR AŞAR 9


Çanakkale ve çevresinin öncelikli akla gelen özelliklerinden biri tarihî ve arkeolojik özellikleridir. Tarihin en eski dönemlerinden beri stratejik önemi kavranan Çanakkale yöresinin tarihini Osmanlı Devleti öncesi, Osmanlı Devleti Dönemi, 1915 yılında yaşanan Çanakkale Muharebeleri ve Cumhuriyet Dönemi başlıkları altında incelemek daha doğru olacaktır.

Osmanlı Devleti Öncesinde Çanakkale Biga Yarımadası'nın eski adı Troas'tır. Kuzeyde Çanakkale Boğazı, güneyde Edremit Körfezi ile çevrili olan bölgenin Troie, Troia ve Troade isimleri de bilinmektedir. Antik Çağ'da Çanakkale Boğazı, kaynağını mitolojik öğelerden alan Hellespontos ismini taşımaktadır. Daha sonraki dönemlerde ise Çanakkale B o ğ a z ı ' n a Av r u p a l ı l a r c a D a r d a n e l l o s d e n m i ş t i r. * Bölgenin bilinen en eski halkı, Beşiktepe ve Kumtepe yerleşmelerinden bilinen Kalkolitik Dönem yerli halkıdır. Bunları MÖ. 3000'li yıllardan MÖ. 1250'lere kadar herhangi bir dış etki altında k a l m a d a n ya ş a ya n İ l i o n (Troya-Truva) halkı izler. Bu yerli halklar Pelesg, Leleg ve Karia'lılar gibi farklı kabilelerden oluşmaktaydı. Homeros'tan başlayarak pek çok eski çağ yazar ve tarihçisi bu kavimleri Yunan öncesi Ege dünyası toplulukları olarak kabul etmişlerdir.** Yunanistan'dan Çanakkale kıyılarına

doğru yapılan ilk göçler ve istilalar MÖ. 14. yüzyıla kadar uzanır. Bu tarihlerde Yunanistan'da hakimiyeti sağlayan Akalar bölgeye doğru akınlar düzenlemiş ve Homeros'un İlyada adlı destanına konu olan Truva işgalini gerçekleştirmişlerdir. Böylece Çanakkale yöresi Yunan topluluklarının yeni yerleşme alanlarından olmuştur. MÖ. 1150'li yıllarda Yunanistan'da Aka egemenliği sona ererken yerine Dorlar ve İyonlar geldi. Bu kavimlerin Batı Anadolu ve Çanakkale yöresine yerleşmeye başladıkları yıllar MÖ. 8. yüzyılı bulmuştur. Çanakkale yöresinde Assos, Lamponia, Sigeion, Neandria, Abydos, Lampsakos gibi koloniler kuran Dor ve İyon kavimleri MÖ. 500'lü yılların

ile Büyük İskender Çanakkale yöresine hakim olmuştur. Büyük İskender'in ölümünün ardından bölgeye sırasıyla Galatlar, Bergama Krallığı, Roma ve uzun yıllar boyunca da Bizans İmparatorlukları egemen olmuştur. Çanakkale yöresinde görülen ilk Müslüman Türkler Selçuklulardır. Emir Muhammed komutasındaki bir ordu 1160 yılında Biga Yarımadasını Bizans İmparatorluğu'nun elinden almıştır. Yöre bir süre Selçuklu hakimiyetinde kaldıktan kısa bir süre sonra Selçuklu egemenliği yerini Karesi Beyliğine bırakacaktır.*** Çanakkale yöresinin Osmanlı Devleti egemenliğine girinceye kadar olan devresinin incelenmesi sırasında bölgede İlk Çağ'da kurulan antik yerleşmelerin incelenmesi de g e r e k m e k t e d i r. B u a n t i k yerleşmeler Biga ve Gelibolu Yarımadaları ile Gökçeada ve Bozcaada'da dağılmışlardır.

Biga Yarımadası'ndaki Antik Yerleşimler 1. Antandros: Altınoluk ile Avcılar arasında Yarmataş Tepesi üzerinde kurulmuştur. Anlamı “Rehine”dir. Heredot tarihinde MÖ. 499-494 yıllarında Persler tarafından ele başındaki Pers işgaline dayanamayarak bölgeyi boşaltmak zorunda kalmışlardır. Böylece Çanakkale yöresi yeni bir işgale uğramış oluyordu. Bölgedeki Pers hakimiyeti de uzun soluklu olmamış ve MÖ. 334 yılında Biga Yarımadası'nda yapılan Granikos Savaşı

10

geçirilişi ve halkın isyanı anlatılmıştır. 2. Gargara: Helen dilinde “Kaynaşan Kalabalık” demektir. İzmir-Çanakkale yolunun sağ tarafındaki Çaltı Köyünün yakınlarında kurulu olanı Eski Gargara; Arıklı Köyü civarında kurulu olanı ise Yeni Gargara'dır. Halkı zamanla Eski


Gargara'dan Yeni Gargara'ya göç etmiştir. 3. Lamponia: Kozlu Köyü yakınlarında Asar Tepe üzerinde kuruludur. “Erkek Yurdu” demektir. Kentin Heredot tarihinde MÖ. 5. yüzyılda Pers istilasına uğradığından bahsedilmektedir. 4. Assos: Ayvacık ilçesindeki Behramlı Köyü ile iç içedir. Antik kent MÖ. 2000'lerde Lelegler tarafından kurulmuştur. MÖ. 8. yüzyılda İyonlar tarafından ele geçirilmiştir. Aristo ilk felsefe okulunu MÖ. 348 yılında Assos'ta kurmuştur. Kentin en değerli kalıntıları MÖ. 6. yüzyılda kurulan Athena Tapınağı'dır. Kenti kuşatan surlar Antik Çağ'dan günümüze kadar çok iyi korunmuş sayılı örneklerindendir.

5. Polymedion: Sivrice Burnu batısında deniz kenarında küçük çaplı bir tepe üzerinde olup kalıntılarından bir kısmı günümüzde deniz altında kalmıştır. 6. Lekton: Biga Yarımadası'nın en batı ucu olan Baba Burnu'nda bugünkü Babakale Köyü ile iç içedir. 7. Khrysa: Bu kentin yeri Gürpınar'ın 2 km. kuzeybatısında olup deniz kıyısında Beşik Tepe üzerindedir. Ünlü Apollo Smintheus Tapınağı da bu kentte b u l u n ma k t a dı r. Ü n l ü c oğ r a f ya cı Strabon'un Geographica adlı kitabında kentten bahsedilmektedir. 8. Neandreia: Bu sözcük Helen dilinde “ D e l i k a n l ı Yu r d u ” a n l a m ı n a gelmektedir. Ezine'ye bağlı Kayacık Köyü yakınlarında kurulan kent halkın Aleksandreia Troia'ya göç etmesiyle boşalmıştır. 9. Aleksandreia Troia: Ezine'ye bağlı D a l y a n K ö y ü y a k ı n l a r ı n d a d ı r. “ Tr u v a ' d a k i İ s k e n d e r Yu r d u ” anlamındadır. MÖ. 4. yüzyılda Büyük

İskender'in komutanlarından biri tarafından kurulmuştur. Romalılar döneminde kent oldukça büyümüş ve başkent olması dahi düşünülmüşse de İstanbul'un kurulmasıyla gözden düşmüş ve zamanla boşalmıştır. 10. Akhilleion: Beşige Burnu civarında Midilli Adası halkı tarafından MÖ. 7. yüzyılda kurulmuştur. MS. 1. yüzyılda boşalmıştır. 11. İlion(Truva, Troya): Çanakkale civarındaki en önemli antik kentlerden biridir. Çanakkale kent merkezine 30 km. m e s a f e d e Te v f i k i ye K ö y ü yakınlarındadır. MÖ. 3000 yıllarında kurulan Troya üst üste 9 kültür katından oluşur. Homeros'un İlyada Destanı'nda

anlatılan savaşlar MÖ. 1250 yılında başlamış olup 10 yıl sürmüştür. Savaşın nedeni İlyada'da Sparta Kraliçesi Helen'in, Troya Prensi Paris tarafından baştan çıkarılarak kaçırılması olarak açıklansa da gerçek neden ekonomik ve yayılmacı kaygılarla hareket eden A k a l a r ' ı n Tr o y a ' n ı n s t r a t e j i k konumundan yararlanmak istemeleridir. MS. 400'lü yıllarda eski parlak dönemlerini geride bırakan Troya zamanla boşalmış ve 1871 yılında Heinrich Schliemann tarafından tekrar b u l u n u n c a ya k a d a r ya l n ı z l ı ğ ı n ı korumuştur. Şimdilerde ise Troya bölgenin en çok ziyaretçi alan antik kentidir. 12. Sigeion: Helen dilinde “Sessizlik Yeri” demektir. Kent MÖ. 7. yüzyılda kurulmuştur. Çanakkale il merkezine 34 km. uzaklıkta bulunan Yenişehir Köyü'ne oldukça yakındır. MÖ. 302

11

yılında İlion(Troya)'a bağlanmayı reddettiği için tahrip edilmiştir. 13. Dardanos: İsmini Helen destanlarındaki baştanrı Zeus'un oğlunun adından almıştır. Çanakkale kent merkezine 11 km. uzaklıkta bulunan bugün Hasan-Mevsuf Şehitliği olarak adlandırılan bir tepe üzerine kuruludur. MÖ. 3000'li yıllarda kurulduğu tahmin edilmektedir. 14. Abydos: Nara Burnu civarında MÖ. 2000'li yıllarda kurulmuş olan kent bugün askerî bölge içerisinde kalmaktadır. Çimenlik Kalesi'nin yapımında Abydos antik kentinden getirilen taşların kullanıldığı bilinmektedir. Pers Kralı Kserkses ve Büyük İskender ordularını bu kentten karşı kıyıya geçirmişlerdir.

15. Arisbe: MÖ. 2000'li yıllarda kurulmuştur. Kurucuları yerli halk olan Leleglerdir. Yakınındaki Abydos kentinin yanında sönük kalmıştır. Günümüzde yerinde Musaköy kuruludur. 16. Astyra: “Altın Ülkesi” anlamına gelmektedir. MÖ. 2000'li yılların başında Lapseki yakınlarında kurulmuş olup ünlü coğrafyacı Strabon'un Geographica adlı kitabında çıkarılan altın madenlerinden bahsedilmektedir. 17. Lampsakos: İlk adı Pityousa olan Lampsakos bugünkü Lapseki ilçesi merkezi altındadır. Pers ve İskender İmparatorlukları dönemlerinde parlayan kent İlk Çağ başlarında boşalmıştır. 18. Parion: Kent “Paris'in Yeri” anlamına gelen adını Troya prensi Paris'ten almıştır. MÖ. 1300'lü yıllarda, Marmara Denizi kıyısında Kemer Köyü ya k ı n l a r ı n d a k u r u l m u ş t u r. K e n t sakinlerinin yaptığı su kemerleri, mezarlar ve surlar günümüze kadar


ulaşmıştır. Abydos ile devamlı etkileşim halinde 1 9 . P r i a p o s : A d ı n ı H e l e n bulunmuştur.***** mitolojisindeki Afrodit'in oğlundan alan Osmanlı Devleti Dönemi'nde kent bugünkü Karabiga civarında Çanakkale kurulmuştur. Büyük İskender ile Pers Osmanlı Devleti'nin Çanakkale İmparatorluğu arasında yapılan yöresinde ilk faaliyetleri 1340'lı yıllarda Granikos Savaşı bu kent yakınlarında başlamış ve 1345 yılında bölgeye hakim gerçekleşmiştir. olan Karesi Beyliği'ne son verilmesiyle Adalardaki Antik Yerleşimler bu faaliyetler devam etmiştir. Ancak 20. Tenedos: Bugünkü Bozcaada olup Osmanlı Devleti'nin Çanakkale antik çağlarda “Leukophrys” idi. Boğazı'na tam olarak hakim olması 1362 Heredot'a göre kentin ilk sakinleri yılını bulmuştur. Bu tarihten sonra Pelesglerdir. MÖ. 2000'li yıllarda kurulan Osmanlılar Çanakkale, Lapseki ve kentte sırayla Yunan, Makedon, Roma, Çardak'ı Rumeli'ye geçiş noktası olarak Bizans, Venedik, Ceneviz ve Osmanlı kullanmışlardır. egemenlikleri yaşanmıştır. Yukarıda sayılan ve bugünkü il 21. İmbros(İmroz): Bugünkü Gökçeada sınırları içerisinde kurulan antik olup adanın ilk sakinleri MÖ. 2000'li yıllarda kenti kuran Pelesglerdir.

Sultaniyye kenti zarar gördü. Şehrin gelişimi yıllar süren bu savaşlar nedeniyle gecikmiş ve ancak XVIII. yüzyıl itibariyle eski gelişim hızına erişebilmiştir. 1743 yılında kenti ziyaret eden seyyah Pococke şehrin çevresinin 2,5 km. kadar olduğundan; nüfusun büyük bölümünün ipekçilik, yelken bezi ve çanak-çömlek üretimi ve ticareti ile uğraştığından bahsetmektedir. Burada imal edilen çanak ve çömleklerin şöhrete kavuşması sonucunda da Kal'a-i Sultaniyye'ye Çanak Kal'ası denilmeye başlandı ve zamanla bu isim yerleşerek eski ismi unutturdu. Daha sonra da günümüzdeki şekliyle Çanakkale'ye dönüştü. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru

Daha sonra istilacı Yunan kavimleri tarafından adanın çeşitli yerlerinde yerleşmeler kurulmuştur. Zamanla Pers, Roma, Bizans, Latin ve Osmanlı hakimiyetine giren ada arkeolojik açıdan zengindir.****

O s m a n l ı k a l e l e r i n i n t a h k i m ve müdafaası hakkında araştırmalar yapmak üzere İstanbul'a davet edilen Antoine Chabot adlı Fransız istihkâm subayı yanındaki coğrafyacılarla birlikte yeni tahkimatlar planlamıştır. Bu planlar bazı değişikliklerle çeşitli padişahlar döneminde uygulama dökülmüş ve Boğazın her iki yakasında tabyalar inşa edilmiştir. XIX. yüzyılda askerî olduğu kadar diplomatik açıdan da hareketli yıllar geçiren Çanakkale'de 5 Ocak 1809'da Kal'a-i Sultaniyye Anlaşması imzalanacaktır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde bu küçücük şehirde Fransız, İngiliz, Yunan ve Rus konsolosluklarının bulunduğunu bilmek şehrin stratejik önemi hakkında bizlere önemli ip uçları verir.*******

Gelibolu Yarımadası'ndaki Antik Yerleşimler 22. Madytos(Maydos): Bugünkü Eceabat ilçesindeki höyüğün tarihi MÖ. 3400 yılından itibaren bilinmektedir. Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı sınırlarında kalan antik kent Bizans döneminde önemini yitirmiştir. 23. Protesilaion: Seddülbahir Köyü'ne 3 km. uzaklıkta kurulan antik kentin tarihi Neolitik Çağ'a kadar uzanmaktadır. Roma dönemiyle birlikte kent eski önemini yitirerek boşalmıştır. 24. Sestos: MÖ. 1000'li yılların başında ilk yerleşmelerin gözlemlendiği kent bugünkü Akbaş Şehitliği yakınlarındadır. Boğazın stratejik bir noktasında kurulmuş; karşı yakadaki

kentlerden sonra Boğazın en dar ve stratejik noktasında, yerini alan Çanakkale şehrinin çekirdeğini Fatih Sultan Mehmet'in boğazdan geçişleri kontrol altında tutmak için 1463 yılında yaptırdığı kale oluşturur. Stratejik önemi çok fazla olan bir kesimde kurulan bu kale etrafında zamanla gelişen yerleşmeye önceleri “Kal'a-i Sultaniyye deniyordu. Bu küçük yerleşim birimi kuruluşundan bir yıl sonra yani 1464 yılındaki bir Venedik zorlamasından başka hemen hemen iki yüzyıl boyunca hiçbir saldırı görmeyerek gelişti. XVII. yüzyılda şehri ziyaret eden Evliya Çelebi şehrin düz bir ova üzerinde kurulu olduğundan ve 2000 civarında e ve s a h i p o l d u ğ u n d a n bahsetmektedir.****** XVII. yüzyılda yaşanan VenedikOsmanlı savaşları nedeniyle Çanakkale Boğazı sık sık Venedik taarruzlarına maruz kaldı ve bu nedenle Kal'a-i

12


Çanakkale Muharebeleri 1. Öncesi: 1900'lü yılların başında Avrupa'nın sanayileşmiş ülkeleri arasındaki bloklaşma* bütün bir dünyayı savaşa sürüklerken Osmanlı Devleti'nin d e b u s a va ş ı n d ı ş ı n d a k a l m a s ı düşünülemezdi. Blok devletleri arasında git-geller yaşayan Osmanlı devlet a d a m l a r ı s o n u n d a A l m a n ya v e Avusturya-Macaristan İmparatorlukları safına katılmayı kararlaştırdılar ve bunu gizli anlaşmalarla temin ettikten sonra boğazları bütün gemilere kapattıklarını duyurdular. Son hızla savaş hazırlıklarını başlatan Osmanlı Devleti daha ne olduğunu anlamadan Çanakkale Boğazından içeri alınan iki Alman gemisi(Goeben ve Breslau) Karadeniz'deki Rus limanlarını bombardıman etmişti bile. Ruslar'ın ve onların müttefiki olan İngiltere ve Fransa'nın cevabı çok gecikmeden gelmişti: 3 Kasım 1914 Çanakkale Boğazı girişindeki Orhaniye, Kumkale ve S e d d ü l b a h i r Ta b y a l a r ı ' n ı n bombardımanı. 2. Çanakkale Boğazı'nın Denizden Zorlanması: Amiral Carden komutasındaki bir İtilaf donanması Şubat 1915'te hazırlıklarını tamamlayarak Cevad Paşa komutasındaki Müstahkem Mevki Komutanlığına bağlı Çanakkale Boğaz istihkamlarına planlı ilk taarruzlarını gerçekleştirdi. 19 Şubat'taki bu ilk saldırının amacı dış savunma hatlarını yok etmekti. Ancak tam anlamıyla bir tahribat yapılamayınca 26 Şubat ve 4 Mart'ta Seddülbahir ve Kumkale'ye çıkarılan İngiliz müfrezeleri bu işi üstlenerek yerine getirdi. Böylece Çanakkale Boğazı'nın Ege girişi İtilaf donanmasına açılmış oldu. Müstahkem Mevki Komutanlığı dış savunma sistemlerinin(medhal) tahribi sırasında asıl harbin boğazın içerisinde sonuçlanacağını bildiğinden merkez tabyalarının ve orta savunma bölgesindeki bataryaların gözden geçirilmesi ve mayın dökme işleri ile meşguldü. İtilaf donanmasının Çanakkale

Boğazı'ndaki büyük saldırısı için 18 Mart Günü seçilmişti. Amiral Carden'den bir gün önce görevi devralan de Robeck 16 adet harp gemisini Çanakkale istihkamlarına doğru yönlendirmişti. Filo 11.15 sularından itibaren Çanakkale istihkamlarını yoğun topçu ateş altına alarak ilerlerken ilk kayıplarını Nusrat Mayın Gemisi'nin 7-8 Mart gecesi Erenköy Koyu'na döktüğü mayınlar ve Türk topçusu karşısında verecek, Bouvet Zırhlısı'nı son kez görecekti. Onu yaklaşık iki saat sonra Irresistible ve biraz daha sonra da Ocean takip edecekti. Ayrıca Inflexible, Suffren ve Gaulois zırhlıları da savaşamayacak durumda hasara uğrayacaktı. Her geçen dakika kayıplarının arttığını gören amiral de Robeck akşam saatlerinde filoya çekilme emri vererek yenilgiyi ve Çanakkale'nin geçilmezliğini kabullenmek zorunda kalacaktı. 3. Kara Çıkarmaları ve Kara Muharebeleri: İtilaf devletlerinin Çanakkale Boğazı'nın sadece donanmanın zorlamasıyla geçilemeyeceğini öğrenmeleri onlara pahalıya mal olmuş ve kara harekâtı destekli planlar yapmaya itmiştir. Bu planlar çerçevesinde Gelibolu Yarımadası'nın çeşitli yerlerinden

13

çıkarılacak askerler hızla Kilitbahir Platosu'na ilerleyecek ve kıyı istihkamlarını işgal ve tahrip edecekti. Daha sonra yine donanma İstanbul'a geçecekti. Kara yoluyla İstanbul'a ulaşmak gibi bir amaç taşımayan bu anfibik harekât, Anadolu yakasında Kumkale civarındaki Türk kuvvetlerini oyalama amacı taşıyan bir çıkarma ve Saros Körfezi'ndeki gösteri harekâtları ile desteklenecekti. Kara çıkarmaları için seçilen 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası'nda Seddülbahir ve Arıburnu kıyılarına çıkan İngiliz ve sömürge askerleri kıyıda zayıf Türk birlikleri ile karşılaşmış ve ağır kayıplar vermiştir. İlk gün kıyı ve tesadüf muharebeleri ile geçerken sonraki birkaç gün içerisinde cephe genel hatlarıyla şekillenmiştir. Arıburnu bölgesinde Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 57. ve 27. Alaylar ile 19. Tümen Avustralya ve Yeni Zelanda piyadelerine karşı önemli mücadeleler verirken Seddülbahir'de Binbaşı Mahmut Sabri komutasındaki 26. Alay destanlar yazacaktır. Çıkarmalardan sonra İtilaf Devletleri amaçlarına ulaşmak için Kirte ve Kerevizdere hücumlarını yapsa da başarılı olamamış ve ilk hedef olan Alçıtepe'ye sekiz buçuk ay boyunca sadece uzaktan bakmıştır. Arıburnu bölgesinde de aynı şekilde dar kıyı hattına sıkışıp kalan İtilaf güçleri amaçlarına ulaşamamıştır. Siperler arasında kilitlenen savaşın anahtarının Anafartalar bölgesine yapılacak yeni bir çıkarma olduğunu düşünen İtilaf devletleri bu bölgede Ağustos 1915'te harekete geçmişse de yine akamete uğramıştır. Çanakkale'de başarıya ulaşamayacağını anlayan İtilaf devletleri 1915 Aralık ayı sonunda Anafartalar ve Arıbunu'nu boşaltırken 1916 yılının Ocak ayı başında Seddülbahir'den çekilmek durumunda kaldılar. Savaşın sonunda her iki tarafın da oldukça ağır kaybı vardır. Karşılıklı insan zayiatı 250'şer bini civarındadır ve ekonomik kayıplar ise hesaplanamayacak kadar çoktur.********


Cumhuriyet Dönem’inde Çanakkale Çanakkale 1915 yılında yaşadığı savaşlar nedeniyle büyük bir tahribat gördü. Savaş döneminde sivil nüfus tahliye edilmiş olduğundan kentte ticaret azaldı ve şehir sönükleşti. Şehrin eski dönemlerini tekrar yakalaması Cumhuriyetin ilk yıllarını buldu. Cumhuriyet Dönemi'nin ilk nüfus sayımında (1927) şehirde sadece 8515 kişi sayılabilmişti. 1935 sayımında nüfus 11.495'e ulaştı. II. Dünya Savaşı içinde

askerî yığınak bölgesi olduğu için nüfusu 24.621'e ulaşan kentin nüfusu savaş sonunda yapılan sayımda (1945) 2 2 . 8 6 9 ' d u r. A s k e r î y ı ğ ı n a ğ ı n çekilmesinin ardından kentin 1950 yılındaki nüfusu 11.824'e indi. 1950 yılından sonra kent nüfusu hızlı bir gelişme içerisine girerek 1970'te 27.042, 1980'de 39.975, 1990'da 53.995, 2000'de 75.900'e ulaştı. Şehrin alan üzerindeki gelişmesi de 1950'li yıllara kadar sınırlı olmuştur. Şehir bu yıllarda Sarıçay'dan kısmen Hastahanebayırı'na kadar uzanıyordu.

* Talat Koç, Çanakkale Yerleşmesinin Durum Raporu 2003, Çanakkale Kent Konseyi Yayınları: 2, Çanakkale 2004, s. 111. ** Gös. Yer ***Şihabeddin Tekindağ, “Çanakkale”, MEB İslam Ansiklopedisi, MEB Basımevi, C. 3, İstanbul 1945, s. 342. ****Koç, Rapor, s. 113-118; Metin Tuncel, “Çanakkale”, İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, C.8, İstanbul 1993, s. 197. *****Murat Ufuk Kara, “Gelibolu Yarımadası Arkeolojisi”, Alan Kılavuzluğu Eğitimi Ders Notları, 2004, s. 231. Tuncel, a.g.m, s. 198.

Şehrin son kırk yıllık yayılma alanına bakacak olursak kıyı kısmında kuzeye (Hastahanebayırı) ve Sarıçay'ın güney kısmına (Barbaros Mah.) doğru ilerlemiştir. Günümüzde Çanakkale merkez ilçeyle birlikte on iki ilçeye sahip (Ayvacık, Bayramiç, Ezine, Biga, Lapseki, Çan, Gelibolu, Eceabat, Yenice Bozcaada ve Gökçeada), 9737 km²lik toprakları üzerinde 585 köyü bulunan bir Batı Anadolu kentidir.

******Gös. yer *******İngiltere, Fransa ve Rusya İtilaf devletlerini; Almanya ve Avusturya-Macaristan İttifak devletlerini oluşturuyordu. ********Tekindağ, a.g.m, s. 347-351; Koç, a.g.e, s. 120-124; Erol Mütercimler, Korkak Abdul'den Coni Türk'e Gelibolu 1915, Alfa Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005, 686 s.

KADİR TEKEREK 14


Bunları rüyamda gördüm bir gece Yıl 1915, yer Çanakkale Savaşıyoruz yine mertçe Düşman üstümüze geliyor namertçe

Savaş öyle kızıştı ki bir an Mermiler havada çarpışıyor her an Uğultular, dualar feryatlar birde Kur-an Artık kalmadı ne zaman ne mekan

Amaç belli geçmek boğazı İstanbul'a varıp kesmek boğazı İçecekler sözde boğaza karşı Güzelim İstanbul'da akşam çayı

Ama yaklaşılıyor artık mutlu sona Düşman kapıldı bir heyecana Koca Seyit kaldırdı mermiyi tam 215 okka Vurdu Ocean'ı düşman artık yasta

Ama geçemezler bu boğazı Bilmiyorlar karşısına kimi aldıklarını Fatih'in, Yavuz'un, Sultan Süleyman'ın torunları, Bırakmazlar düşmana asla bu vatanı.

Yenmiştik nihayet düşmanı Geçemediler işte bu boğazı Yenilmez armada! Anladı, Çanakkale geçilmez Ama onların Anadolu hasreti bitmez

Geliyor işte düşman gemilerle İngiliz, Fransız bide sömürgelerle Gemileri müthiş askerleri çok Ama bizim gibi yiğitleri yok

Ey düşman unutma sakın bunu Karşınızda ki aslanlar Osmanlı torunu Sökmez bize gavur oyunu Hepimizin göğsü iman dolu

ERHAN EVREN 15


Günümüzde Çanakkale Savaşları'nın birçok karanlık noktası gün ışığına çıkarılmıştır. Bu karanlık noktalardan biri de Winston Churchill'in 1897 yılında yayınlamış olduğu “Savrola: Lauraniya'daki Ayaklanmanın Öyküsü” adlı öyküdür. Bu öyküye ulaşan değerli hocamız A. Mete TUNÇOKU yapmış olduğu araştırmalar sonucunda çok şaşırtıcı bilgilere ulaşır. Ulaştığı bilgileri ve deneyimlerini “ÇANAKKALE 1915 Buzdağının Altı “ eserinde bizlerle paylaşır. A. Mete TUNÇOKU hocamızın kitabında yazmış olduğu makalenin ilgili kısımlarını aynen sizlere aktarıyoruz: “Birinci Dünya Savaşı'nın başta gelen cephelerinden olan Çanakkale Savaşları, deniz ve kara muharebelerinden oluşup yaklaşık on ay kadar sürmüştür. Bu büyük harekâtın temel amacı, Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası'nın denizden ve karadan zorlanarak ele geçirmesidir. Aslında, Boğaz'ın bu şekilde donanmayla zorlanıp geçilmesi ve oradan da İstanbul'a ulaşıp, Osmanlı Devleti'nin başkentini işgal düşüncesi yeni değildir. Bu işi geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi Yirminci Yüzyıl'ın başlarında düşünen de olmuştur. 1906, 1909, 1911, 1912 ve son olarak 1914'te, Birinci Dünya Savaşı çıkar çıkmaz konu gündeme getirilmiş, ancak her seferinde zor, riskli ve bedeli ağır olur gerekçesiyle ertelenmiştir. 1915 yılı başıyla birlikte, Çanakkale Boğazı'nın ele geçirilmesi ve Almanya'ya yeni bir cephe açılması amacıyla büyük bir harekâta girişme fikrini ısrarla ortaya atan ise bilindiği gibi Winston Churchill'dir. Dahası, tüm bu harekâtı baştan beri planlayıp uygulamaya koyan, bir başka deyişle hem mimarı, hem de lokomotifi olma görevini yüklenen bizzat Churchill olmuştur. Askerlerin yanı sıra, böyle bir girişimin taşıdığı zorluk ve büyük riskleri bilen uzmanların aksi yöndeki görüş ve uyarılarına karşılık, işi omuzlayıp, inatla götüren isim Churchill'dir. Churchill bu konuda o kadar acelecidir ki, Osmanlı devleti Birinci Dünya Savaşı'na henüz katılmamış iken, Ağustos 1914'te Çanakkale'de yeni bir cephe açılması görüşünü ortaya atıp planlamasını yaptığı gibi Boğaz başarıyla geçilip İstanbul işgal olunduktan sonra yapılması kaçınılmaz birtakım uluslar arası nitelikteki siyasi düzenlemeleri de sıralamaktadır. Sonucun başarılı

olacağından öylesine emindir… Diğer yandan belgeler bize Churchill'in, 1914'ten çok önceki yıllardan beri Çanakkale'ye takıldığını ve boğazda girişilecek olası bir savaş için gerekli senaryoları yazmaya başladığını göstermektedir. Çanakkale savaşlarıyla İlgili bu ilginç ve o zamana dek bilmediğim gerçeği, 1995 yılında Londra'daki İngiliz Müzesi Kütüphanesi Arşivleri'nde, Çanakkale Savaşları'yla ilgili kaynak araştırma ve derlemesi yaparken öğrendim. Churchill 1930'da y ayımlanan “Yaşamımın İlk Yılları” adlı eserinde Çanakkale Boğazı ile ilgili ilginç bilgiler vermektedir. Kendisi 1890'lı yıllarda Birmanya'da (bugünkü Myanmar) genç bir gazeteci ve araştırmacı olarak ç alışmakta, çeşitli gazete ve dergilerde inceleme yazıları ve öyküleri çıkarmaktadır. Bunlardan biri de Mac Millian's Magazine adlı dergide 1897'de yayınlanan “Savrola: Lauraniya'daki Ayaklanmanın Öyküsü” adlı uzun Öyküsüdür. Bu öykü daha sonra küçük bir kitap olarak da yayınlamıştır. Sözü edilen dergiyi araştırıp bularak öyküyü okudum. Churchill'in bizzat kendi sözleriyle aktarmak gerekirse, öykünün ana konusu şöyledir. “…Büyük Zırhlılardan oluşan güçlü bir donanma, geniş bir kanalı zorlamaktadır. Amaç, burayı geçerek despot bir yöneticiye karşı ayaklanma başlatmış olan, liberal bir lideri desteklemek ve başkenti ele geçirmektir…” Öykünün tamamını okuyunca, Çanakkale Savaşları deniz ve kara muharebeleri gelişmelerine benzer bir çok noktanın yer aldığını, şaşırarak gördüm!... Çünkü Açıkça anlaşılıyor ki Churchill, neredeyse yirmi yıl öncesinden, Çanakkale Boğazı'nı ele geçirme konusuyla ciddi olarak ilgilenmiş ve senaryolar geliştirmiştir. Çanakkale Churchill'de tam bir saplantı haline gelmiştir… Nitekim yıllar sonra Birinci Dünya Savaşı başladığında, dönemin İngiliz Başkanı Asquith de 5 Ocak 1915'te Churchill ile ilgili bu gerçeği şöyle dile getirmektedir. “…Churchill kafasını Osmanlı devletine ve Bulgaristan'a takmıştır. O Çanakkale'de cesur bir maceraya atılmak istiyor! Ben böyle bir şeye karşıyım.”

16


Birinci Dünya Savaşı'na varan siyasi gelişmeler yanı sıra bu bilgilerde gösteriyor ki Çanakkale Savaşları'nın tarihi bir bakıma yıllar öncesinden belirlenmiş, senaryosu hazırlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın çıkışı Osmanlı devletinin bu savaşa Almanya yanında ve diğer siyasi gelişmeler, daha önce kaderi belli olan Çanakkale savaşları'nın çıkışını hızlandıran siyasal ve stratejik gelişmelerdir. Bu nokta ayrıca, “Osmanlı devleti Almanya değil de İngiltere yanında savaşa katılsaydı ya da tarafsız kalsaydı iyi olurdu…”. Şeklindeki tarihsel tartışmalara da ışık tutacak niteliktedir kanısındayım.

Çanakkale Savaşlarında bir noktaya daha ışık tutarak bizleri aydınlatan A. Mete TUNÇOKU hocamıza teşekkür ederiz. Çanakkale Savaşlarının planını daha öncesinden düşünen Churchill'in kendinden ne kadar emin olduğunu görmemiz açısından şu örneğin yeterli olacağı düşüncesindeyim: 25 Şubat'ta müttefik donanma amirali De Robeck kumandasında boğaza karşı planlı bir hücuma geçti. Boğazın giriş tabyaları susturuldu. Seddülbahir köyü alevler içinde kaldı. Karaya birlikler çıkarılarak, kıyıdaki Türk birlikleri dağıtıldı. Bunun üzerine Winston Churchill kabine toplantısında şunları söyledi. “…Ekselanslar, herhalde artık tereddüttünüz kalmamıştır. Sizlere bir elimizi bağlasalar tek elimizle boğaz engelini aşacağımızı söylememiş miydim? İşte donanmamızın muhteşem zaferi… Boğazın girişindeki dört tabya berhava edilmiştir. Evet bu cephe son derece isabetle açılmıştır. Tannenberg'de Almanlar karşısında ağır yenilgiye uğrayan dostumuz Rusya'ya yardım edeceğiz. Çarlık yönetimi savaş aleyhtarı komünistleri ezecektir.

Hepimizin takdir edeceği üzere bu cephenin sonucu bununla kalmayacaktır kadavralaşmış Osmanlı devleti ortadan kalkacak bizim veya hasımlarımızın yanına geçmekte tereddüt eden Bulgaristan, Romanya gibi Balkan devletleri yanımızda yer alacak, Avusturya ve Almanya'yı doğrudan da sıkı bir çembere alacağız. Yenilmez donanmamız Çanakkale Boğazını aşınca, muzaffer ordumuz İstanbul'a girmeden orada isyan patlayacaktır. Osmanlının baş şehrinde yaşayan sayıları da hiç de azımsamayacak kadar çok olan Hıristiyanlar ve Levantenler kurdukları komitelerle yapacakları şenliklerin şu anda programına hazırlamaktadırlar.” Her şeyi düşündüğünü zanneden ve kendinden bu kadar emin olan Churchill bir şeyi unutmuştur: Türk Milletinin vatan sevgisi ve sahip olduğu iman gücü. Bu ona, müttefiklere Çanakkale Boğazında çok pahalıya mal olacak. Tüm dünya yenilmezlerin de yenileceğini ve Türkün eşsiz VATAN sevgisini görecektir.

ÖZGEHAN ALKURT - SEVAL BELEN 17


Çanakkale ile ilgili pek çok kişi az yada çok, kitaplardan veya şahıslardan bizleri duygulandıran gözlerimizi yaşartan, kahraman dedelerimizin hikayelerini duymuştur. Şimdi o hikayelerden birkaçını okuyarak Çanakkale'yi manevi anlamda hissedelim.

BİR ANZAK ASKERİN HATIRALARINDAN Olay Avusturya'da geçer. Debbie Reys adındaki kişi bir gün dedesinin yıllar evvel yaşadığı evi ziyarete gider. Dedesi Elion Cambell ise eski bir Çanakkale gazisidir. Dedesinin evini ziyaret esnasında dedesine ait hatıralar dikkatini çeker. Dedesi bu savaş hatıralarının bir yerinde savaş Aralarındaki ateşkesten bahsetmektedir. Ateşkes esnasında Türkler şehitlerini g ö m ü y o r l a r d ı . Arkadaşlarımızdan birkaç kişi gönüllü olarak onlara yardım etmek istedi ve korkunç görevde dost ve düşman işbirliği yaptılar. İşte bu sırada yapılan karşılıklı konuşmalarda açlığını hissettiren bir Mehmetçiğe, Avustralyalı kahraman siperine giderek biraz sığır bifteği ve bisküvi getirdi. Mehmetçik bu hareket karşısındahislendi hareketlerinde bu hissin ifadesi vardı. Sonunda görev tamamlanmıştı. Her iki tarafında

askerleri siperlerine çekilmiş b e k l i y o r d u . Vu r u l a n s i l a h arkadaşlarına son vedalaşma bitmişti. …Türk subayı birkaç adım ilerledi ve selam verdi. Bizim subaylarımızda s e l e m a l d ı l a r. B ö y l e c e a t e ş k e s sonaermişti. Düşmanlarımızın nezaketlerinde bir yüce ruhluluk bir asalet vardı. Dünya şövalyeliğinin kutsal emaneti sanki onlardaydı…

yakınına düştü. Siperler arasında kurtarma imkansızdı. Artık yaralı asker acılı bir can çekişmeyle, yanı başındaki ölümü bekleyecekti. Ama orada ölümden başka kol gezen şeyler de vardır. Hayat gibi, insanlık gibi, yiğitlik gibi… Mermi yağmurunun ortasında bir Türk siperinden fırlayarak yaralı askerimizi sırtına aldı ve bizim hatlara doğru taşımaya başladı. Türk sırtındaki Avustralyalı ile birlikte yaralanmadan siperlerimizin korkuluklarına ulaştı ve sırtındaki arkadaşımızı kıyıdan aşağıya yavaşça bıraktı. Sonra bu Türk kendi hatlarına doğru yöneldi. Fakat birçok yerinden yaralanıp düşmeden önce ancak üç yada dört adım atabilmişti. Ve dolayısıyla şehit düştü. Meçhul bir şekilde

Birkaç hafta sonra Avustralyalı askerler Türk siperlerine karşı büyük bir saldırıya geçtiler. Bu saldırıda çok can kaybedildi. Mücadelenin şiddetli bir anında Avustralyalı bir asker ağır bir şekilde yaralanarak Türk siperlerinin

18

Fakat bir kahraman hiçbir şekilde unutulmayacak bir kahraman olarak şehit düştü. Yaralı Avustralyalı aç Türk'e sığır bifteği ve bisküvi getiren askerdi. O'nu sırtında siperlerimize taşıyan Türk onun kumanya verdiği askerdi.


Gazanfer, Muzaffer, Mücahit Osmanlı devleti uzun yıllar yabancıların zihninde kendinden kurtulunması gereken bir düşman olarak görülmüştür. Zira onun dağıttığı adaletten rahatsızdırlar. Onun gücü yabancı devletlerin serbest hareketlerini engellemektedir. Fakat bir süredir hasta olan bu gazi devlet yabancı sömürgecilerin iştahlarını kabartmaktadır. Bu nedenle gözler Osmanlının üzerine dikilmiş zayıf anları kollanmaya başlamıştır. Sadece yabancı devletlerin askeri stratejistleri değil zamanın gazetecileri de Osmanlı topraklarında cirit atmaktadırlar. Hatta bu serbest harekat sırasında Osmanlı tebaası içinde ayrılık tohumu bile ekmektedirler. Ama bazı gazeteciler insafa gelerek hakikati inkar etmekten de geri kalmamışlardır.

delinmiş ve çocukların başları oradan dışarıya çıkarılmıştır. Kolları da aynı şekilde yanlardan. Gazeteci dayanamaz yaklaşır sorar: - Evladım baban nerede? - Babam Çanakkale'de vatan için öldü. - Sen? - Benim babamda Yemen'de din için öldü. Üçüncü çocukta aynı cevabı verir. - Burada bir ebe annemiz var bize o bakıyor. Derken yaşlı bir kadın istasyon civarındaki kulübesinden çıkarak bağırmaya başlar: - Gazanfer, Muzaffer, Mücahit! Çorba yaptım gelin için! Yoksuldurlar, açtırlar üstte başta yoktur çuval giymektedirler. Ama isimleri Gazanfer, Muzaffer, Mücahit'tir. “Bu millet yenilmez!” der. Le Monde muhabiri.

Osmanlının fiilen nihayete erdiği günlerdir. Yeni Türkiye devletinin kurulma aşamalarında Anadolu'da yeni bir varlık yokluk savaşı verilmektedir. Bu savaş, Kurtuluş Savaşı'dır. Fransızların ünlü Le Monde gazetesinin muhabirliğini yapan bir Türkolog da o günlerde bu savaşı takip etmektedir.Meraklı gözlerle çevrede şahlanacak bir Osmanlı kuvveti var mı diye araştırmaktadır. Halbuki baktığı her tarafta açlıktan sefaletten başka bir şey görememektedir. Evet Anadolu neredeyse tükenmektedir. Zira Anadolu yaklaşık bir asırdır devam eden savaşlarda defalarca boşalmış ciğerpareler gitmiş ve bir daha geri dönmemiştir. Her tarafı yıkılmış insanları perişan bu ortamlar içinde gezen muhabirin yolu Eskişehir istasyonuna uğrar. Şöyle bir etrafı gözlemler. Manzara diğer yerlerden pekte farklı değildir. Çevre dul ve yetimlerle doludur. Fakat bir şey görür ki buna yürek dayanacak gibi değildir. 7-8 yaşlarında üç çocuk tüm dünyayı unutmuşçasına oynamaktadır. Halbuki çocukların ayakları çıplaktır ve üzerlerinde sadece çuval vardır. Çuvalların boyunları

İREM KOÇDEMİR

19


ANNENİN ANNELİĞİ Aşçılığıyla ün yapmış bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve gelini için mutfağına kapanmış yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetli idi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar, un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti . Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi. Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına: “ Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir sorunun var.” dedi. Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi: ”Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla iki de bir annesinin yemeklerini hatırlayıp karısının kalbini kırmayacak.” BİLİMSEL ARAYIŞ VE GAYRET Kimya biliminin dehası Lavoisier'nin, asıl eğitimi hukuktu ve Paris Barosuna kayıtlı avukattı. Bilimsel gözlem ve yorum üzerine yaptığı konuşmaları ile ünü dünyaya yayılmıştı. K i m ya b i l i m i n i r e d d e d e n yobazların kafasını gösterip: “Bu kelleler hiçbir şeye yaramaz” dediği için tutuklandı. Aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edildi. Lavoisier, matematikçi Lagrange'yi çağırdı. “Kellem giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer

iki kere kırpıyorsam bil ki, insan kafası kesildikten sonra bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarız.” Lavoisier'in kafası kesildikten sonra sepete düştü ve gülerek iki kere göz kırptı. Matematikçi Lagrange diyor ki, “Lavoisier'in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar ışık üretmek için asırlarca karanlıkta yüzecekler…” FİYAT VE DEĞER Bir gün Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo bedeli oldukça pahalıdır. Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanat geçinerek biriktirdiği para ile mağazaya gider. Şanslıdır tablo hala satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve “Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum, tüm param da bu kadar” der. Ressam bir süre düşündükten sonra resmi paketler ve resmi satar. Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar. Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar: “Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir rakama sattın?” Adam cevap verir: “Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim, ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?...” GÜNDÜZ VE GECE Bir bilge kişi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki; “Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?”

20

Öğrencilerden biri; “Uzaktaki sürüye bakarım.” demiş, “koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir.” Bilge kişi, uzun süre susmuş. Öğrenciler meraklanmışlar ve “Siz ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuşlar. Bilge kişi şöyle demiş; “Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona “bacım” diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan kardeşim sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur, aydınlık başlamıştır…” İNSANLIK DERSİ (Gerçek Hikâye) Ünlü İtalyan sinema sanatçısı Vittorio de Sica bir TV röportajında anlatıyor: İtalya'da Napoli'nin kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Bar'da, espressolarımızı içiyoruz. İçeri giren müşterilerden biri, barmene “due caffee, uno sospeso” (iki kahve, biri askıda) diyor, iki kahve parası veriyor, bir kahve içip gidiyor, barmen de tezgâhın üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kâğıt asıyor. Biraz sonra iki kişi içeri giriyor: “due caffee e un sospeso” (iki kahve ve bir askıda) diyorlar, üç kahve parası verip, iki kahve içip gidiyorlar, barmen gene bir küçük kâğıt daha asıyor tezgâhın üstündeki çiviye… Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyor. Derken üstü başı biraz eski püskü, belli ki fakir biri bardan içeri girdi, barmene “un caffee sospeso” (askıdan bir kahve) dedi ve barmenin hazırladığı kahveyi içip, para ödemeden çıkıp gitti. Barmen de tezgâhın üzerine asmış olduğu kâğıtlardan bir tanesini aşağı indiriverdi.


HAYAL VE GERÇEK Babasının iş nedeniyle çocuğun orta öğrenimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne o l m a k v e n e ya p m a k i s t e d i ğ i konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üstünde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir “0” ve “Dersten sonra beni gör” uyarısı vardı. -Neden 0 aldım, diye merakla sordu hocasına çocuk. -Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal, dedi hocası. -Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi alman lazım. Damızlık hayvanlarda alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız. Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu

yeniden gözden geçiririm.” Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. -Oğlum, dedi babası; ”bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!” Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına. -“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin… Ben de hayallerimi…” HERŞEYDE BİR HAYIR VAR Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede bir kral vardır. Kral daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu bir dostunu hiç yanından ayırmazmış. Kralın bu arkadaşının değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin, ister başkasının başına gelsin ister iyi olsun ister kötü her olay karşısında hep aynı şeyi söylermiş: Bunda bir hayır var! Bir gün kralla arkadaşı ava çıktılar. Derken avda kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın başparmağı koptu. Durumu gören dostu her zamanki sözünü söyledi: -Bunda bir hayır var! Kral acı ve öfkeyle bağırdı: -Bunda hayır falan yok!Görmüyor musun parmağım koptu? Ve sonra kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı. Bir yıl

21

sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı bir yerde avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini ayaklarını bağlayıp köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına onların k o y d u l a r. Ta m o d u n l a r ı tutuşturacakken kralın baş parmağının olmadığını gördüler. Bu kabilenin inancına göre de uzuvlarından biri eksik olan bir insanı ye m e l e r i n i n o n l a r a u ğ u r s u z l u k getireceğine inanıyorlardı. Bu inançla kralı salıverirlerken diğerlerini yediler. Kral saraya döner dönmez onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman olup hemen zindana koştu ve başına gelenleri tek tek arkadaşına anlattıktan sonra özür dileyerek: Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi. -Kralım vardır bunda da bir hayır, diyerek karşılık verdi arkadaşı. Ne diyorsun Allah aşkına diye hayretle bağırdı kral. Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır var. Düşünsene ben zindanda olmasam seninle birlikte avda olurdum değil mi? ...Ve sonrasını düşünsene?

İSMAİL SEZGİN


*1919 yılında Charles Bean, Binbaşı Zeki Bey ile Gelibolu yarımadası savaş alanlarına yapmış olduğu gezi sırasında Ağadere Ağır Mecruhin Hastanesi'nin olduğu yere geldiğinde 3000 den fazla mezar taşı saymıştır ve bugün için şehitlerimizin yattığı yerde herhangi bir anıt bulunmamaktadır. Şehitlerimizin yattığı yer ise Kilitbahir Platosu'nda bulunan DUR YOLCU yazısının sağındaki vadidir. Şehitlerimizi ziyaret etmek için Kilitbahir'de bulunan İsimsiz Topçu Yüzbaşı Şehitliği'nden yukarı doğru devam eden patikayı takip etmek gerekir. *Safiye Hüseyin Elbi, Türk tarihindeki ve Çanakkale savaşlarındaki ilk kadın Türk hemşiredir. *Bir buluşma esnasında Mısır Devlet Başkanı Atatürk'ü takdir ettiğini söyler ve ekler; -" Ekselans benim milletimin de sizin milletiniz gibi hürriyete ve istiklale ihtiyacı var. Bunu nasıl temin edebiliriz? Tıpkı sizin Çanakkale Boğaz Savaşında Düvel-i Muazzama Ordusuna karşı kazandığınız zafer gibi bizim de böyle bir ordu ve stratejiye ihtiyacımız var. Bize bu konuda yardım edebilir misiniz? " Sorusuna Mustafa Kemal: -" Vatanı için şehit olacak bir buçuk milyon Mısırlı genciniz varsa bu işi yapabiliriz. Bunun haricinde olmaz! " deyince Mısır Devlet Başkanı " Maalesef bizim öyle ölecek bir buçuk milyon Mısırlı gencimiz yok." Der. Mustafa Kemal de: -" O zaman sizin de hürriyet ve istiklale hakkınız olamaz." Deyiverir. İşte bu söz her şeyi açıklamıyor mu?...

Fatih Sultan Mehmet Han'ın Tuğrası'nın Manası *Cumhuriyet'in ilanından sonra İstanbul'da bir resepsiyon verilir. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ataşeleri davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat İngiliz ateşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver Mustafa Kemal'e şöyle der. “Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da Mustafa Kemal'in babasını Çanakkale'de öldürdüğünü söyledi.” Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle dedi. Git sor bakalım, babasının ÇANAKKALE'DE ne işi varmış?

ÖZGEHAN ALKURT 22


Ovacık yakınındaki ordugahtan, 31 Mayıs 1915 Pazartesi Yaşama sebebim olan canım karım, Sevgili babacığım, valideciğim

mektubu lütfen kendi elinizle veriniz. Fakat çok etkilenmiş olacaktır. O üzüntüyü gideriniz. Ağlayacak üzülecek tabi teselli ediniz. Kader böyle imiş. Alacaklarım ve borçlarım hakkında eşimin mektubunda düzenlemiş olduğum deftere dikkat ediniz. Münevver'in hafızasında veyahut defterinde bulunan borçlarda doğrudur. Münevver'e yazmış olduğum mektup daha ayrıntılıdır, kendisinden sorunuz. Sevgili baba ve anneciğim, belki bilmeyerek size karşı birçok kusur işlemişimdir. Beni affediniz, hakkınızı helal ediniz, ruhumu şad ediniz, işlerimin düzenlenmesinde eşime yardım ediniz. Sevgili kız kardeşim ve Lütfiye'ciğim Bilirsiniz ki sizi çok severim. Sizin için gücümün yettiği ölçüde ne yapmak lazımsa yapmak isterdim. Belki size karşıda kusur işlemişimdir. Beni affet kader böyle imiş, hakkını helal et, ruhumu şad et, yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih'e sen de yardım et. Sizi de Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve himayesine emanet ediyorum. Ey akraba ve eş, dost Cümlenize elveda, cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize helal olsun. Elveda, elveda cümlenizi Cenab-ı Hakk'a emanet ediyorum. Ebediyen Allah'a ısmarladım. Oğlunuz Mehmet Tevfik

Arıburnu'nda ilk girdiğim müthiş muharabede sağ yanımdan ve pantolonumdan kurşun geçti, hamdolsun kurtuldum. Fakat bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından hatıra olmak üzere şu sözleri yazıyorum. Allah'a şükürler olsun ki beni bu rütbeye kadar getirdi. Yine alın yazısı olarak beni asker yaptı. Siz de annem ve babam olmak dolayısıyla beni Vatan'a Millete ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Yaşama sebebim ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk'a ve sizlere çok teşekkürler. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etme zamanıdır. Mukaddes vatanı savunmaya çabalıyorum. Şehitlik nasip olursa Cenab-ı Hakk'ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için bu bana çok yakındır. Sevgili babacığım ve anneciğim, Gözbebeğim olan eşim ve oğlum Nezihciğimi önce Cenab-ı Hakk'a sonra size emanet ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise yapınız. Oğlumun eğitim ve öğretimi ile sizde (Ali Rıza oğlu, İst. 1881, Rütbesi Önyüzbaşı, Görevi; eşim ile birlikte çalışınız. Servetimin çok olmadığı Bölük Komutanı) malumunuzdur. Mümkün olandan fazla bir şey isteyemem. İstesem de anlamsızdır. Eşime hitaben yazmış olduğum katlı

Kurşun gelir askeri bulur, fakat bulunan ANA'dır. Kurşun gelir askeri vurur, fakat vurulan ANA'dır.

23


*Savaş kurallarına göre sivil yerleşim yerleri ve hastahanelerin bombalanması insanlık suçudur.* Dünyada ilk kez kimyasal silahın kullanıldığı savaş Çanakkale Savaşlarıdır. 116-19 Genel Kalemler Müdürlüğü'ne 21-22 Te m m u z g e c e s i Arıburnu'nda sol tarafta siperlerimiz önünde düşman bir lağım patlatarak peşinden hücuma kalktıysa da boşuna zararlar vererek geri çekilmek zorunda kaldı.Sabahleyin iş bu siperler önünde düşmanın birçok ölüsü olduğu görüldü.

Ay n ı g e c e s a ğ t a r a f t a topçularımız bir düşman torpidosunu ateş altına aldılar. İsabet eden mermilerin etkisiyle torpido alevler içinde ateş menzilinden çekilmiştir. Seddülbahir tarafında hafif ve aralıklı topçu piyade ateşleri tespit edildi. Kıtaatımız aralıksız taarruzlarıyla sol taraftan düşman siperlerine doğru 200 metrelik araziyi düşmandan geri almaya çalıştılar.Kilitbahir civarında Ağıl deresi mevkiinde etrafı müte'addid Kızılay bayraklarıyla gösterilmiş olmasına rağmen hastahanemize düşman tayyarelerinden bombalar atıldı.Dört yaralımız şehit oldu on

dört kişi ayrıca yaralandı. 111 Genel Müdürlük Kalemliği'ne Çanakkale önündeki müttefikler, vahşi olaylar silsiliğine yeni bir namert olayı da ilave ettiler. 17 Temmuz 1931 öğleden sonra saat 7.5 'da bir düşman tayyaresi Ezine'deki hasta- hane binasına bir bomba attı. Hastahanenin cephesi yıkıldı ve zavallı bir hasta asker ağır bir şekilde yaralandı. Bunun Milli Ajans vasıtasıyla yazılmasını ve ilân edilmesini rica ederim. 115 Genel Müdürlük Kalemliği'ne Harp Genel Karargahı vasıtasıyla gazetelerle yazılmasını rica ederim Selanik,2 Ağustos 1915 Limni halkı ada hayatının dayanılmaz bir hale geldiğinde, İngiliz yetkililerinde disiplinden eser olmadığı gibi her gün halka karşı tehdit ve tecavüzleri arttırdıklarını şikayet ediyorlar. Keza Mondros'tan gelen yolcular, Müttefikler Kıta'atının birçok tecavüze yeltendiğini ve İngiliz, Fransız yetkilileri arasında daima mücadeleler meydana geldiğini naklediyorlar.

24

116-18 Genel Müdürlük Kalemliği'ne Çanakkale cephe'sinde: 2 1 Te m m u z A r ı b u r n u ' n d a önemsiz siper savaşları olmuştur. Sol kanadında düşmanın bomba ateşlemek mevzii topçu ateşlerimizle tahrip olundu. Öğleden sonra bir hızlı savaş gemisi Alçıtepe civarını bir müddet etkisiz bombardıman etmiştir. Bu sıra topçularımız tarafından atılan mermilerden dahi bir torpidonun güvertesine isabet etmesiyle torpido derhal uzaklaşmıştır. Bir düşman tayyaresi Kumkale'nin güney Ezine Hastahane'sine bir bomba atmış ve bir yaralının şehit olmasına sebep olmuştur. 22 Temmuz 1331 / 4 Ağustos 1915


116-18 Galataköyü'nde üzerinde ufki kızılay işaretlerini taşıyan bir hastahanemize 27 Temmuz (günü) bir düşman tayyaresi 3 adet bomba attı. Bir askerin şehit üç askerinde yaralanmasına sebep oldu. 106 Büyük Dışişleri Bakanlığı'na Düşman denizaltı gemilerinin yeniden her yeni medeni hukuk ve insanlıktan uzak olarak yaptıkları tecavüzler; Amerika Elçilikleri vasıtasıyla icap eden makamlar nezninde protesto edilmesi için yetkili makamlara bildirilmesini arz ediyorum. 6.7.1915' de bir düşman deniz altısı Mudanya'nın iskele mevkiinde d u r a n B i g a Va p u r u ' n a h a b e r vermeksizin bir su altı bombası attı. Bu bomba boşa gitti. Gözetimimizde saklanmıştır.

Adı geçen vapura ayrılmış posta hidayetinde bir görevde kullanılıyor. 7 . 7 . 1 9 1 5 ' d e b i r H a l i ç Va p u r u Tekfurdağı'nda karaya oturan bir gemiyi kurtarmaya çalışırken saldırıya uğradı. Saat 9.30' da bir düşman deniz altısı uğramadan ve askerlerin çıkabilmesine vakit vermeksizin adı geçen vapuru topa tuttu. Haliç Vapuru gibi vapurlar ise hiçbir askeri hizmette kullanılmıyordu. 90 1914'de düşman Şimal Grubu'nda parçalandıktan sonra yeşil bir gaz dumanı ve şarapnel kullanmıştır. Gaz (mermilerini) attıktan sonra bombalarla siperlerdeki kalasları yakmak istedi. Hemen her gün bir torpido Cesarettepe'sine, Halid

ve Rızatepe'sine tesirsiz mermiler atmaktadır. 109 Genel Müdürlük Kalemliği'ne Gelecek mektubun Harp Genel Karargahı vasıtasıyla gazetelere ulaştırılmasını rica ederim. Suda bulunan E-15 numaralı denizaltı gemisinin mürettebatından Thomas O'Niell'e Manchester'dan baba ve annesi tarafından gönderilen mektubun tercümesidir: Aziz oğlum, Göndermiş olduğunuz mektubu aldık. Ulaşmış olduğunuz istirahat sebebinden dolayı ne kadar memnun olduğumuzu tarif ve açıklamadan acizim. Siz ve E-15'e mensup arkadaşlarınızın İngiltere'de daha fazla iyi olamayacağının bilincindeyim, oradaki efendilerle hasta bakıcılarda görmüş olduğunuz güzel muamele ve insanlık örneğinden dolayı memnuniyet ve bahtiyarlığı-mızı beyan ederiz. Nelli de bizim gibi bu subay efendilerle hasta bakıcılara ne kadar şükran edebileceğinden emin değil. Size sigara ve çikolata gönderiyoruz. Bunların size ulaştığını bildiriniz ki daha çok gönderelim. Zaten subay efendilerle hasta bakıcıların gönderilen sigara ve çikolatalardan edeceğiniz ikramı kabul edeceğini bilmek bizi son derece mutlu edecektir. Nelli gayet rahat. Fakat kendisine mektup yazacak hale gelmenizi sabırsızlıkla beklemektedir. Yüzünüzün iyileşmekte olduğundan yeterince mutlu olduğumuz gibi; bu mektubun size ulaşana kadar kolunuzun da iyileşmiş olduğunu umut ediyorum. Bütün akraba ve ahbaplar kendilerini size hatırlatmamı bana rica ettiler.Ailemizin subay efendilerle hasta bakıcılara şükranlarını bildirmek beni mutlu ediyor. İngiltere'de bile daha iyisine sahip olamayacağınız surette iyileşmekte olduğunuzu bildirmiş olduğunuz mektup bizi çok memnun etti. Mektubuma son veriyorum. Geceniz hayırlı olsun ve Cenab-ı Hak sizi kutsasın. 99 Genel Müdürlük Kalemliği'ne Reuter Telgraf Ajansı Çanakkale

25

muhabirinden gelecek telgrafı almıştır. Türkler pek mert ve soylu bir tarzda savaşmaktadırlar. Bunlardan biri; şiddetli bir ateş altında olduğu halde skerlerimizden birisinin yarasını sarmak insanlığında bulunmuş, diğer bir Türk askeri , daha yaralı bir Avustralyalı askerin yanına bir şişe su bırakmakla bu soyluluğu pekiştir-miştir. Mert Türk askerlerinden biri de İngiliz siperlerinden uzak bir mesafede yaralı düşüp saatlerce aç ve yorgun kalmış olan bir İngiliz askerine ekmek vermek merhametliliğini göstermiştir. Türklerle çarpışmada bulunan İngiliz askerlerinin hemen hemen hepsi Türkler tarafından İngiliz askerlerine pek güzel muamelede bulunulduğunu bildirmişlerdir. 7 Temmuz 1331 / 20 Temmuz 1915 İstihbarat Şube Müdürü Seyfi

117 Genel Müdürlük Kalemliği'ne Londra'da yayımlanmış Times gazetesinin 29 Temmuz sene 1915 tarihli benzer Reuter Ajansı'nın İngiliz gazetelerine verdiği gelecek bildirmek içerikli olup aynen tercüme edilmiş. “Çanakkale'de 30 Nisan 1915 tarihinde Türkler tarafından batırılan AE-2 denizaltı gemi kaptanı Osmanlı hükümeti nezninde esir bulunan bir dostuna gönderilen bir mektubun tercümesidir.” Rahatım pek yerinde, ummadığımız derecede güzel muamele görmekteyiz. Bundan dolayı katiyen endişe etmeyiniz. Arkadaşımız ile birlikte sohbet ediyoruz ve onlarla beraber günlük idman yapmaya müsaade ediyorlar bu büyük bir kibarlık. Burada altı Rus; iki Fransız; iki Avustralyalı ve altıda İngiliz beraber bulunmaktayız. *Yararlanılan Kaynak: www.devletarsivleri.com (Osmanlı belgelerinde Çanakkale savaşları)


Her zaman kendisine sahip olmakla gurur duyduğumuz, başta Türk milletine olmak üzere dünyaya örnek bir deha, lider olan ve Çanakkale savaşlarının en önemli isimlerinden ve gazilerinden, düşmanın dahi sevgisini kazanabilen insan Büyük Önder Atatürk. İşte atamızı bize anlatan cümlelerden bazıları…

şöyle cevaplandırmıştır: "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi." Sir Charles Townshend İngiliz Generali, 1922 Ben şimdiye kadar on beş hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım. Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum. Mustafa Kemal'de büyük bir ruh kudretinin esrarı var.

SSCB'nin Dışişleri Bakanı Litvinof'la görüşürken, onun fikrince bütün Avrupa'nın en değerli ve ilgi çekici devlet a d a m ı n ı n b u g ü n Av r u p a ' d a yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara'da yaşadığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyledi.

Eleftherios Venizelos Yunanistan Başbakanı, 1933

Aristide Briand Fransız Başbakanı, 1921 Ye n i T ü r k D e v l e t i i l e A n k a r a Antlaşması'nın imzalanması nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap: "Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O'nun tüm askerleri burada olsalardı, teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum."

Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam Winston Churchill İngiltere Başbakanı, 1938 anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan Türkiye övünebilir. sonra da Türk Ulusu'nu yeniden dirilten Franklin Roosevelt ABD Başkanı, 1937 Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Mustafa Kemal hakkındaki bilgiyi, O'nu Her sınıf halkın O'nun ardından çok iyi tanıyan birisinden edindim. döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka birşey değildir.

David Lloyd George İngiltere Başbakanı, 1922 1922'de Türk ordularının zaferi neticesi Anadolu'daki emelleri gerçekleşmeyen İngiltere'nin Türk düşmanı olarak bilinen Başbakanı Lloyd George, Parlamento'da kendisine yöneltilen suçlama ve tenkitleri

26


Muhammed Ali Cinnah Pakistan'ın Kurucusu, 1954

çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. O, yalnız sizin ulusunuzun sevgili önderi değildir. O, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya D ü n ya d a k i b ü t ü n M ü s l ü m a n l a r uluslarına Müslümanların seslerini gözlerini sevgi ve hayranlık duygularıyla duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. O'na çevirmişlerdir. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman d ü n ya s ı e n b ü y ü k k a h r a m a n ı n ı Nikita S. Kruşçev Sovyetler Birliği kaybetmiştir. Atatürk gibi önder Başkanı, 1963 önlerinde bir ilham kaynağı olarak Yakın ve Orta Doğu'da ilk cumhuriyet, dikildiği halde Hint Müslümanları d o ğ u ş u n u O ' n a b o r ç l u d u r. B u bugünkü durumlarına hala razı olacaklar cumhuriyet, birçok ulusun milli mı?Muhammed İkbal Pakistan Millî özgürlük savaşlarına ışık tutmuştur. Şairi, 1958 Bizim aslımız rengi uçmuş bir Atatürk'ün yönetimindeki Türkiye'nin kıvılcım iken O'nun bakışıyla cihanı uluslararası otoritesi yükselmiş ve ülkesi kaplayan ve aydınlatan bir güneş haline dünya siyasetinde önemli bir rol geldik. oynamaya başlamıştır. John F. Kennedy ABD Başkanı, 1963 Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk ulusuna ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk'ün ve Türkiye'nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir ulusun kendisine olan güvenini daha başarı ile belirten bir başka örnek gösterilemez. Kurt Georg Kiesinger Federal Almanya Başbakanı, 1968

Lord Kinross İngiliz Devlet Adamı, 1960

HOME - İNGİLTERE BAŞBAKANI "Atatürk'ün adı bizce, hemen hemen 50 yıl önce parlak bir Türk askeri komutanı olarak biliniyordu. Barışı takiben, ona tarihteki büyük milli liderler arasındaki daimi yerini kazandıran devletçilik sıfatlarıyla O'nu tanıdık..." GENERAL MAC ARTHUR "Askerlik dehası ile idealini Atatürk kadar kendinde birleştirmiş bir adam tanımıyorum..." CANG KAY SHEK - ÇİN

"Atatürk'ün hayatı ve eseri, sadece Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün Ben Türk - Alman dostluğunu yakından tanıyan bir neslin çocuğuyum. Küçük hür milletleri için bir ilham kaynağı yaşımda bir adamın kahramanlıklarını, olmakta devam edecektir..." yaptığı hizmetleri, ülkesi için giriştiği ABDUSSELAM ARIF özverileri gördüm. Bu adam Mustafa "20. Yüzyıl tarihinin Atatürk'ün şahsına Kemal'di. Bugün daha iyi kavrıyorum ki, o insan büyük bir devlet adamıydı. önem vermesi kadar tabii bir şey olamaz. Büyüktü, çünkü, ölçüyü korumasını her Çünkü Atatürk, milletlerin yenilgisini zaman bildi ve eserini tehlikeye sokacak z a f e r e , ç ö k ü ş ü n ü y ü k s e l m e y e , sınırları aşamadı. Yürekliliğin ve kendi gerilemesini ilerlemeye dönüştürme yürekliliğinin sınırlarını da çizebilecek yolunda vatani görevin kendilerine yüklediği sorumlulukları yerine kadar anlayışlıydı. getirmek için, durumu ülkeleri lehine RIZA PEHLEVI - IRAN ŞAHI

Atatürk, tarih boyunca gelip geçmiş en büyük devlet adamlarından biridir. Hiç bir zaman yaşadığı zamanın üzerinde durmamış, ileriyi görerek ona göre iş yapmıştır. Atatürk'ü Mussolini ve Hitler gibi yöneticilerden ayıran nokta işte bu niteliktir. Onlar her yaptıklarında kendilerini düşünerek hareket ediyorlardı. Atatürk, kendisinden ötesini, 2030 yıl ilerisini görerek hareket "Dünya tarihinde, Mustafa Kemal gibi ederdi. önemli bir görevin kesin şekilde başarı ile sonuçlandırılmasını ve bir milletin Muhammed Eyüp Han Pakistan mukadderatını belirleyecek Devlet Başkanı, 1963 sorumlulukları üzerine alan dürüst Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en insanlara dünya tarihinde çok az büyük liderlerinden biri değildir. biz rastlanmaktadır..." Pakistan'da O'nu, gelmiş geçmiş bütün ÖZNUR

27

HANDE KIRER MAVİ - HATİCE HAZAN


BAYRAKLI BABA (?-1410) Bayraklı baba Gelibolu'nun Fener Meydanı girişinde Hamza Bey koyuna bakan yamaçta küçük bir bahçenin içinde bayraklarla donatılmış mezarında yatmaktadır. Bayraklı Baba bir adak yeri olarak bilinmektedir. Asıl adı Karaca Bey olan Bayraklı Baba Osmanlı ordusunda bayraktarlık yapmış ve bu kutsal vazife uğruna şehit olmuş yiğit ve ermiş bir kişidir. Bayraklı Baba olarak anılmasına sebep olan öykü şöyledir; Karaca Bey, arkadaşlarıyla beraber düşman tarafından sarılır, kimi şehit, kimi tutsak olur. Karaca Bey elinde sancağı ile düşmana direnir, şehit ve tutsak olması durumunda sancak düşmanın eline geçeceğinden bayrağı düşmana teslim etmek istememektedir.

Ufuklar dar geliyor şehitlere, kaldığım bu gecede Manevi bir haz var, Gelibolu denen bilmecede Her taraf manevi surlarla örülmüş bu kutsal beldede Şehitler yatıyor nu yörede, tekbir sesleri yükseliyor göklerde Bayraklı Baba kurulmuş bir tepede, binlerce bayrakla Ona gelen insanlar, onu vasıta kılarak yalvarıyor Allah'a Samimi yalvararak, ayyıldızlı bayrağı asıyor içlere de Şehitler yatıyor bu yörede, tekbir sesleri yükseliyor göklerde Kendisi horasan ereniymiş gelmiş iklim-i Rum'a Savaşta eşsiz bir cengavermiş, aman vermezmiş düşmana Elinde bayrağı Tekbir getirirken, korku düşermiş düşmana Şehitler yatıyor bu yörede, tekbir sesleri yükseliyor göklerde

O anda aklına bir fikir gelir. Sancağı küçük parçalara böler ve Donanmanın merkezi olan Gelibolu'da sahile yakın bir yerde yutar, sonra düşmana saldırır, yaralanır ve yere düşer. Yaralı gömülmüş ve vasiyeti üzerine mezarı bayraklarla olarak bulunduğunda arkadaşları tarafından kendisine donatılmıştır. sancağın nerede olduğu sorulur düşmana teslim etmemek için yuttuğunu söyler. Komutanı bu sözlere inanmaz. Dürüst ve yiğit biri olan Karaca Bey bunu ispat etmek için keskin palası ile karnını yarar ve yuttuğu sancak parçaları karnından dışarı kanlarla beraber çıkar. Gerçeği ispatlamasıyla mutluluk içinde yere yığılır. Son sözü şu olur:”Benim mezarımdan hiç bir zaman bayrak eksik etmeyin” der. İşte o gündür türbesinden bayrak eksik olmaz. Diğer bir rivayete göre ise; Karaca Bey donanmada bayraktarlık yapan yiğit bir denizcidir. Marmara Yassı Ada açıklarında Bizans donanması ile yapılan savaşta elinde, sancağı ile beraber şehit düşmüştür. NAMIK KEMAL 1988'te Sakız Adasında vefat eden Namık Kemal vasiyeti üzerine Gelibolu Bolayır'da Gazi Süleyman Paşa'nın türbesinin bahçesine gömüldü. Ak mermerden oluşan mezarının planını Tevfik Fikret çizmiştir. Asıl adı Mehmet Kemal olan şaire Namık adını şair Eşref Paşa vermiştir. Namık Kemal çeşitli gazetelerde yazılar yazmıştır .Tasvir-i Efkar gazetesinde yazdığı yazısında hükümeti eleştirmesi üzerine gazete kapatılmış ve Namık Kemal İstanbul'dan uzak olması için Erzurum'a vali muavini olarak atanmıştır. Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine önce Paris'e daha sonra Londra'ya gitmiştir. Avrupa'da desteksiz kalınca tekrar İstanbul'a dönmüştür. İbret gazetesinde çıkan

bir yazısı üzerine, gazete 4 ay kapatıldı ve İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı “Vatan Yahut Siliste ” adlı oyunu 1873'te Gedik Paşa Tiyatrosunda sahnelendi. Oyunu izleyenler galeyana gelip sokak gösterileri yaptı. Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magasa' ya sürgüne gönderildi. 1. Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul'a dönen Namık Kemal tutuklanıp Midilli Adası'na sürülmüştür. Daha sonra Rodos ve Sakız Adası'na gönderilmiştir. Sakız Adasına gelmesinin ertesi yılı hayata gözlerini yummuştur

Y. EMRE AKYOL DUYGU KOCAMAN - BURÇİN GÖNEN 28


Her sayfası bir kahramanlık örneği ile dolu olan tarihimiz boyunca sayısız kumandanlarımız askeri alanda hizmet vermiş, özellikle savaş meydanlarında gösterdikleri cesaret ve beceriden dolayı tüm dünyanın hayranlıkla baktığı zaferlerin kazanılmasını sağlamışlardır. Gazi Osman Paşa'da, Plevne Müdafaası Kumandanı olarak gönüllere taht kurmuştur. Osman Paşa, 1832 yılında Tokat'ta dünyaya geldi. Askerliğe olan merak ve hevesi üzerine, sıbyan mektebinden sonra Kuleli Askeri lisesine girdi. Daha sonra Harp Okuluna girerek 1852'de mezun oldu. Ruslarla yapılan Kırım Harbi'ndeki ve Rumeli'deki başarısından dolayı yüzbaşılığa yükseldi. Daha sonra Kolağası oldu. 1861'de binbaşı olarak vazife aldı. Girit isyanında başarılar gösterdi. Bunun üzerine albaylığa yükseldi. Üç yıl sonra Yemen isyanını bastırmaya gönderildi ve buradaki başarısından dolayı kendisine “paşa”lık rütbesi verildi. Sırp isyanında gösterdiği eşsiz kahramanlıklardan dolayı Mareşalliğe yükseldi. Gazi Osman Paşayı bütün dünyaya tanıtan, Osmanlı-Rus savaşındaki (18771878) Plevne Müdafaasıdır. 24 Nisan 1877'de Ruslar Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiklerinde Osman Paşa, Vidin ve Rahova bölgelerinin korunmasıyla görevliydi. Kendisine verilen emir üzerine Vidin'den 25.000 kişilik kolordusu ile 7 Temmuz 1877 tarihinde Plevne'ye ulaştı. Rusların buraya yönelik olarak 8 Temmuz 1877'de başlattıkları saldırılara karşı koydu. I. Plevne Muhaberesi olarak tarihe geçen bu kanlı çatışma, 18771878 Osmanlı-Rus savaşlarında Rusların Rumeli cephesinde aldıkları ilk darbe oldu. Takviye alan Rus kuvvetleri Plevne üzerine 18 Temmuz'da ikinci defa taarruzda bulundu. Fakat yirmi altı saat süren bu savaşta gösterilen direniş ve karşı saldırı sonucu Ruslar bir defa daha hezimete uğradı. Bunun üzerine Rus çarı, Osman Paşa'ya karşı Rumen ordusundan yardım istedi. Rus Çarı, Romanya Prensi Birinci Karol'e yardım için şu tarihi telgrafı çekti. “İmdadımıza gel! İstediğin gibi, istediğin yerden, dilediğin şartlarla Tuna'yı geç! Acele Plevne'de yardımımıza yetiş. Türkler bizi mahvediyorlar! Hristiyanlık, davasını kaybetmek üzeredir! Rusların bu yardım talebi üzerine, Rumenler 50.000 kişilik bir ordu gönderdi. Rumenler'in de savaşa katılmasını sağlayan Ruslar, 711 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen III. Plevne Muhaberesi'nde de başarı kazanamadı. Bu başarısından dolayı Osman Paşa'ya “gazi”lik Unvanı verildi.

Birbiri ardınca başarısızlığa uğrayan Ruslar, Plevne'yi 13 Eylülde kuşatma altına aldı. Hiçbir yerden yardım gelmeyen Plevne'de yiyecek, yakacak ve ilaç sıkıntısı başladı. Kale müdafileri huruç (çıkış) harekâtı yapmaya karar verdi. 10 Aralık sabahı 40.000 askerden oluşan ordusunu iki kısma ayıran Gazi Osman Paşa, Vid suyunu geçmeye çalıştığı sırada Rus-Rumen topçularının ateşi sonucu bir şarapnel parçasıyla yaralandı. Erkânıharp zabitlerinin yapabilecekleri daha fazla bir şeyin olmadığını belirtmeleri üzerine de teslim olmak zorunda kaldı. Kahraman kumandan yaralı olarak teslim alındı. Rus başkumandanı Nikola ve Çar Aleksandr Gazi Osman Paşa'yı tebrik ettiler. Nikola Gazi Osman Paşa'ya: “Plevne'yi müdafaa etmekte gösterdiğiniz muvaffakiyetten dolayı sizi tebrik ederim. Bu müdafaa tarihin en parlak askeri vakalarında biridir.” Dedi. Çar Aleksandr, bu yüce Türk'ün karşısında çok heyecanlandı ve onun elini sıkarak şu sözleri söyledi: Ayrıca Rus Çarı tarafından Gazi Osman Paşa'ya kahramanlığını takdir amacıyla çifte kartal nişanı verildi. Gazi Osman Paşa bir süre Bugat, Bükreş, Harkof ve Rusya'da esaret hayatı yaşadı. 1878 Martında serbest bırakılarak İstanbul'a döndü. Gazi Osman Paşa'nın dönüşü muhteşem bir törenle kutlandı. 4 ay 23 gün Plevne'de Ruslara karşı koyan kahraman ordunun kahraman kumandanı Gazi Osman Paşa 5 Nisan 1900 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Kabri, Fatih Camii avlusundadır. Türbesini onu çok seven II. Abdülhamit yaptırmıştır. Rusların 50 bin asker ve 184 topuna karşı, 23 bin asker ve 53 topla mücadele eden Gazi Osman Paşa ve şehitlerimiz unutulur mu? Onların bedenleri yıllar önce gömüldü ama bir karış vatan toprağını savunmak için yaptıkları unutulur mu? Unutulsaydı eğer adına yazılan “Plevne Marşı” hala söylenir miydi?

CANDAN ÇEKİÇ 29


Gazilik, Türk Vatanseverliğinin Türk Kahramanlığının Türk Fedakarlığının yaşayan destanıdır. Gazi ise bu destanı yazan kahramanın adıdır. M. Kemal ATATÜRK Bu kahramanlardan biri de Ankara Çubuk'ta bulunan İbrahim Can dededir. Bu kahraman dedemizin Kore'de neler yaşadığını onunla görüşmeye giden Medine Öztürk'ten dinleyelim: Ankara'da ilk önce Gazi dedemin kızı ile görüşerek evlerine doğru yola çıktık. Kızından gazi hakkında bilgi almaya çalışıyordum. Kızı, babasının adının İbrahim olduğunu ve bu konu hakkında pek konuşmadığını, röportaj yapmamıza olumlu mu, olumsuz mu cevap vereceğini bilmediğini söylüyordu. Benimse bu sözlerden sonra heyecanım kat kat artmış, aklımdan binbir türlü soru geçmeye başlamıştı. Acaba nasıl bir insan? Vb sorular beynimi kurcalamaya devam ediyordu. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, yolda ilerlerken İbrahim Dede'yi kafamda huysuz, aksi biri olarak tasarlamıştım. Ama eve geldiğimizde, kapıyı tonton ve tatlı gülümseyişli birinin açmasıyla, az önceki fikirlerim tamamen değişmiş, yerini olumlu düşünceler almıştı. Kızı ona, bizim ne için

geldiğimizi anlattı. İbrahim Dede'nin elini öptükten sonra, ben kendimi tanıttım; üniversite öğrencisi olduğumu ve Çanakkale'den geldiğimi, ondan Kore Savaşı hakkında bilgi almak ve sohbet için onu ziyaret ettiğimi söyledim. Bana sadece birkaç soruyla konuyu açmak düştü. Sağ olsun İbrahim Dede, benim soru sormama pek fırsat bırakmadan Kore'de neler yaşadığını bir çırpıda anlatmaya başladı. Anlatırken bazen gözleri doluyor, ara sıra da dışarıda yağan kara bakıyordu. Sanki o günleri tekrar yaşarcasına anlatıyordu. İbrahim Can dede, Ankara'nın Çubuk ilçesinin Akkuzulu köyünde 1 9 2 9 y ı l ı n d a d o ğ m u ş t u r. K o r e Savaşı'nda havan topçusu olarak görev almıştır. İbrahim Dede'ye Türkiye'nin Kore Savaşı'na katılmasının sebebini sorarak röportajımıza başladık. O da bize şöyle cevap verdi: - Kore Savaşı'nın karşılığı NATO'ya girmekti. Yani başımızdaki hükümet; Nato'nun en güçlü devletlerinden biri olan Amerika'yla birlikte Güney Kore'de savaşırsak NATO'ya girme şansımızın artacağını düşünüyordu. Peki savaşın çıkış sebebi neydi ve savaş kimler arasında oldu? - Kuzey Kore ve Güney Kore arasında oldu. Kuzey Kore'deki komünistlerin Güney Kore'ye saldırmasıyla 25 Haziran 1950'de savaş başladı. Güney Kore'nin yanında Amerika, Kuzey Kore'nin yanında Rusya yer alıyordu. Ve daha sonra İbrahim Dede, Kore'ye gidiş hikayesini bizlere anlatıyordu. Türkiye'den, Kore'ye gidecek olan askerler İskenderun'dan toplandı ve burada dört gün kalıp Kurban Bayramı'nı geçirdikten sonra İskenderun'dan 500 kişilik ilk kafile olarak üç gemiyle 20 Eylül 1950'de ayrıldık. Sırasıyla Süveyş Kanalı, Kızıl

30

Deniz, Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus'tan geçtik. 17 Ekim'de de Pusan'dan karaya çıktık. Yolculuğumuz yaklaşık bir ay sürdü. Tugay komutanımız Tahsin Yazıcı,Alay Komutanımız da Celal Doru idi. İlk kafileden sonra arkamızdan birçok asker daha geldi. Mançurya Dağları'nda 5-6 gün çemberde kaldık. Bayağı zayiat verdik. 2-3 ay istirahat ettik. Silahlar yenilendi. Amerika tarafından yiyecek,içecek ve giyeceklerimiz temin edildi. Ve tekrar cepheye çıktık. Üç yerden çıkarma yaptık. Ve düşmanı Mançurya'ya kadar kovaladık. Yirmi gün durduk, tekrar cepheye vardık. On gün sonra tam yemek yerken, karavanlarımız elimizdeyken üç Amerikan subayı geldi ve elimizdekileri yere atarak bizleri arabalara doldurmaya başladı. Tam yatsı namazı sıralarıydı. Arabalar giderken far yakmıyor ve çok ağır gidiyordu. Sabaha karşı cepheye vardık. Bize el kol hareketleriyle sesimizi çıkartmamamızı söylediler. Arabalar bizi cepheye bıraktı ve geri döndü. Biz de ortalık ışıyınca hareket ettik ve bulunduğumuz yerden yaklaşık 2 km ileri gittik. Burada bir kısmımız sağa, bir kısmımız sola ayrıldı. Ben ise sola saptım. Piyadeler önden ilerler, yer tespit ederler, biz ise daha sonra giderdik. Beni ise gözetlemeye aldılar. 8 topumuz vardı. Biz topçulara emir verirdik, piyade bölüğü sıkışınca bizden yardım isterdi. Karşımızdaki askerler duruyorsa yaylım ateşi, kaçıyorsa taramalı ateş açardık. Mançurya Dağları'nda inmemiz için emir geldi, biz de indik. Önümüzde bir tarla vardı, tarlada da bir kulübe vardı. Kulübenin içi kurutulmuş mısır doluydu ve biz de açtık, onları yemek zorunda kaldık.


Önümüzdeki karayolu çok dardı ve bir tarafı uçurum, bir tarafı da ormanlıktı. O dar yoldan, akşamüzeri bir cip geldi. Kulak misafiri oldum, bizim Yüzbaşımız Nail Noyan, 3. Tabur Komutanı'na “bizim bölüğü çevir” dedi. Karayolundan 2-3 km. geri çekildik ve iki dağın arasına çadırlarımızı kurduk. Ben de bizim bölüğün nöbetçisiydim o gün. Ortalıkta sadece 5-6 tane ev, bir de durgun akan bir çay vardı. Bir adam çaydan geçerek bana doğru geldi, ”Parolayı söyle” dedim. “Dur ben Türk askeriyim yolda giderken arabamız bozuldu ve durduk. O sırada düşman etrafımızı sardı, ben yardım bulmak için kaçtım” dedi. Gerçekten de ileriden makineli tüfek sesleri geliyordu. 10. ve 11. Bölük o tarafa yönlendirildi. Düşman çadırlarımızın 500 m yakınına kadar gelmişti. Alarm verildi, askerler sağa sola dağıldılar. Biz de dağın yarısına doğru yola çıktık. Dağın yarısına geldiğimizde topları buraya kurduk. Çıktığımız yolda kömür ocakları vardı. Düşman otomatik silahlarla tarıyor, bizi geri püskürtüyordu. Tam o sırada yanımda dokuz asker şehit oldu. Ben sürüne sürüne geri geldim. Pusula açısını alıp mesafeyi ayarladık ve sis mermisi, yaylım mermisi attık. Tepeye çıktığımızda düşman yine kaçmıştı. Tepeyi düşürdük ve akşama kadar bekledik. O sırada yine yaylım ateşi başladı. Ertesi gün tepeden inmemiz için emir geldi. Kömür

yo l u n d a 2 - 3 k m g e r i ç e k i l d i k . Topçuların yanına vardık, piyade birlikleri cephe aldı. Biz de istirahat ediyorduk, yüzbaşı tabur komutana gitti, ben de topçu taburuna gidiyordum, elimde de telsiz vardı. Yolda mısır sapları gördüm. Şunları altıma sereyim de biraz oturayım dedim. 20-30 m adım atmadan ateş açıldı. Ben sürüne sürüne telsizin başına geldim. Ve “Bize yaylım ateşi açıldı” dedim. Bizde de 8 cip ve 8 top vardı. Ciplere bindik, bir mermi cipin tepesine düştü. 1 km kadar geriye çekildik. Piyade birlikleri ateş içinde kaldı. Kendimizi toplardan arındırdık. Topçu taburu olarak tepenin ardına mevzi aldık ama top sesleri halen devam geliyordu. Ay doğdu, ayın ışığı ortalığı aydınlatıyordu. Önümüzden 1000 kişilik düşman ordusu geçti, biz de bunlara yan ateş açtık, ölülerini

Toplamaya kalmadan geri çekildiler. Sabahladık, karavana yoktu, üç gündür de yemek yememiştik. Ertesi gün kumpanya geldi, o sırada iki taburun e s i r g i t t i ğ i h a b e r i g e l d i . Ve ellerimizdekileri atıp, topları elimize aldık.1 km kadar gittik, önümüzdeki orman düşman kaynıyordu. O sırada Tahsin Yazıcı'yla albay geldi, cipten iner inmez onların cipine ateş açıldı. Ama her ikisine de bir şey olmadı. Albay, birliğe, geri çekilmeleri emrini verdi. Biz de geri çekildik, topları toparladık ve yolun arka tarafına geçtik. 200-300 m ilerimizde iki makineli, arkamızda da Amerikan tankı vardı. 400-500 m ilerimizde ise düşman sürekli üzerimize geliyordu. İzmirli bir askerCemal Özaltın- karnından ve elinden yaralandı. Onun yarasını sarıp araziye götürdük. Makinelilerle ve tanklarla

31

üzerimize ateş açıldı. Ben iki tankın arasına girdim, emekleyerek karayolundan orman daldım. Ufak bir tepeyi aştım ve bölüğe vardım. Bölük iştimaya geçmiş, “Kimse yayan kalmasın, herkes ne bulursa binsin” diyorlardı. Ben de bir Amerikan cipine bindim, 500 m gitmeden arabalar durdu. Amerikan yüzbaşısı eliyle i n m e m i z i i ş a r e t e d i yo r d u . S a ğ tarafımıza hücum ettik, kurşunlar üzerimize yağıyordu. İki siyah İngiliz uçağı geldi, kırmızı mendil uçağa işaret verdi, hedef gösterdi. O sırada ateş kesildi. Biz ikinci tepeden aşağıya inerken düşman toprağı kazıp çukurlar oluşturmuş ve üzerini mısır saplarıyla örtüp oralara saklanmışlardı. Biz 2000 kişiydik, düşman ateşimiz karşısında kaçışmaya başladı. Biz de çayın kenarına indik. Köprü yıkılmıştı, biz de 100-200 m aşağıya yürüdük. Ve bir römork gördük. İçi birer kiloluk konservelerle doluydu. Biz de açtık ve onları yedik. Karşıya varan asker arabalara bindi. Güney Kore'ye gelen askerlerin hepsi başkent Pyongyang'ta birleşti. Burada bizi trene bindirdiler. İki uçak trene ateş açtı ama denk getiremedi. Toplam 15-16 ay savaştık, düşmanla çarpıştık. Ben, Kore'ye giderken İskenderun'da bir amca oğluna Kuran'dan bir ayet verirken bana da vermişti. Herhalde o korudu bizi,Allah yanımızda oldu. Ve ben hiçbir yara almadım. Ve vapurlarla bizi İzmir'e getirdiler, o gün İzmir ana-baba günü gibiydi. Bizi karşılama birçok insan gelmişti. İbrahim Dede'yle röportajımız yaklaşık üç saat sürdü. Bizi kapıdan uğurlarken hala bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. Ayaküstü anlatılarını da dinledikten sonra, bizi evinde konuk ettiği ve sorularımızı yanıtladığı için teşekkür edip onunla vedalaştıktan sonra ayrıldık.

MEDİNE ÖZTÜRK


Dosta Güven, Düşmana Korku Veren Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın Açıl ey toprak açıl, bağrında yavrum saklı, Helal o kan ki, bağrımdan sana aktı. İffet Hanım Şehit Anası

Mazisi destanlar ve zaferlerle dolu asil Türk milletinin kahraman ve şanlı ordusundan bahsediyoruz. Her Türk anasının; çocuğunu seve seve güven içinde emanet ettiği ordumuz. Yeryüzünde hangi milletin anası; ciğerparesini, yavrusunu davullarla zurnalarla VATAN hizmetine yollar ki(!) İşte asil Türk anasının yetiştirmiş olduğu kahraman Türk ordusu… Gözbebeğimiz, ordumuz hakkındaki düşünceler ve söylenenler. Şanlı Ordumuz İçin Yapılan Yorumlar Türk Ulusal Ordusu güçlü ve etkindir. İngiltere Hükümeti bunu kavrayabilmiş değildir. Yepyeni bir Türkiye doğmuştur. Bu da İngiltere'de henüz anlaşılmış değildir. Türk'ü Avrupa dışına, Anadolu'ya itmeye çalışmak, çılgınlıktır! (10) İngiliz General Townshend 27 Temmuz 1922 "Türk askeri kadar vatanı için gözünü kırpmadan ölen, savaş anında müthiş cesaret ve fırtınalar yaratan, ateş kesildiği zaman onun kadar iyi yürekli, yumuşak kalpli, düşmanın yaralarını saran, sırtında taşıyarak onu ölümden kurtaran bir asker yeryüzünde görülmemiştir." General William Birdword Çanakkale Anzak Kolordusu Kumandanı "Türk askerinin savaş içinde haiz olduğu yüksek niteliklerinin önceden layıkıyla bilinmemesi İngilizler için felaket olmuştur. Türk askerinin ne yaman bir muharip olduğunu İngilizler kendileri ile dövüştükten sonra anlamışlardır. Aspinall Oglander İngiliz Generali

"Başka millet askerinin artık savaşı kaybettik, yenildik diye silahını bırakıp savaştan vazgeçtiği hallerde; Türk askeri için ise savaş yeniden başlamıştır.” Fransız General, Maude "Avrupa'da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum. Savunmada Türklerle mukayese edilebilsin. Örnek olarak Çanakkale'yi vermek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük kayıplara uğrayan birlikler Türk olmasaydı yerlerinde kalamazlardı, halbuki Türkler bütün muharebe süresince yerlerinden ayrılmadılar. İngiliz Generali Taushard "1915 yılında bütün Avrupa'da milyonlarca insanın hayatı ortaya konmuş büyük taarruzlar yapılmıştı. 2-3 milyon asker ölü ve yaralı bulunmakta, 4-5 bin harb gemisi denizlerde dolaşmaktaydı. Fakat bunlardan hiçbirisi Nusrat'ın döktüğü mayınlar kadar harbin devamına ve düşmanın istikbaline müessir olacak bir başarı gösterememiştir." Wiston Churchill Aziz Şehidim Sana sesleniyorum, ey şehit oğlu şehit! Ey göğsünde bin sancak açan yiğit. Aradım kabrini, yaşlı gözlerle her an. Seni gördüm, öyle büyüktün ki seraba vatan Bu vatan minnettardır, her zaman. Seni unutmayacağız, ey şanlı kahraman. Ruhum cennette, yükseldikçe senin. Binlerce Fatiha, sana aziz şehidim.

"Çok cesur harbeden, iyi sevk ve idare edilen asil Türk ordusu karşısında bulunuyoruz." İngiliz Ordu Komutanı Orgeneral Hamilton "Türk askeri yenilgi bilmez, dünyada yenilgi adına kavram tanımaz. Türkler Asya'nın centilmenleridir." İngiliz Mareşali Frenc

HANDE KIRER ÖZNUR MAVİ - HATİCE HAZAN 32


33


34


Şehit'ten Kale'ler 1  

Şehit'ten Kale'ler 1. sayı

Advertisement