Issuu on Google+

EKÝM 2013

49.sayý

Tasavvuf Kültürü Dergisi

ölüm


Merhaba dostlar,

EDÝTÖRDEN

Yeni bir Her Nefes sayýsýnda yine bir aradayýz çok þükür. Ekim 2013 sayýmýzýn konusu “ÖLÜM.” Kimimizin aklýna getirmekten korktuðu, duymaya dayanamadýðý bir hâdise. Tasavvuf ehli için ise, sevgiliye kavuþma, düðün gecesi... Elbette burada bahsettiðim “ölüm”, beden dediðimiz, dünyaya ait geçici ikametgâhýn gaybûbeti (kaybý, görünmezliði)… Beden dediðimiz bu kabýn içindeyken de bir ölüm hâli var ki, buna tasavvuf lisanýnda “ölmeden evvel ölmek” deniyor. Burda bahsedilen ölmeden evvel ölmek hâli, dünya dediðimiz, aldatýcý, bizi tek ve yegâne sevgiliden uzak tutmaya çalýþan, kýsa ama uzun, bir an ile bir ömür arasýndaki o nefes zamaný içerisinde karþýlaþtýðýmýz hâdiselerin bize etkilememesi durumudur. Tasavvuf ehli için bunun bir diðer anlatýmý “hâdiseler karþýsýnda ölü gibi olmak” hâli diye dillendiriliyor. Burada “hâdise”, mülk âleminde her nefeste karþýmýza çýkan engellere ve sýnavlara karþýlýk geliyor. Velhâsýl önemli bir konu “ölüm”. Bana göre “ÖLÜM”, içinde “gerçek yaþamý, gerçek ve tek nefesi” barýndýran bir konu. O tek ve gerçek sevgiliye, o tek gerçek aþka, o tek gerçek âna, o tek gerçek hayata ulaþmak için mekruhlarla çevrili bir geçici yaþam hâdisesi. Bu sayýda size bunu kendi gönüllerimizin penceresinden, kendi dilimiz döndüðünce ve idrakimizce anlatmaya çalýþtýk. Ýnþaallah beðenirsiniz. Amacýmýz bu konu üzerinde sizleri de tefekküre dâvet etmek. Bu kýsa süreli, yalan âlemde iken size “Her canlý ölümü tadacaktýr. Evet! Ýnþaallah bunu unutmadan beyhûde dünya meseleleriyle sevdiðimizin gönlünü kýrmayalým” diyebilmektir. Kusuru bizlere, güzellikleri herþeyin sahibi Rabbimize ait olan sayýmýza hoþgeldiniz, safâlar getirdiniz. Sürç-ü lisan ettiysek affola… Yosun Mater


SOHBETLER

“- Her þeyin sonu baþlangýca dönüþtür, dendiðine göre nihâyet nedir? - "Nihâyet, iptidâya yâni baþlangýca rücûdur. Görmez misin, bir dâire çizdiðimiz zaman dönüp tekrar baþladýðýmýz noktaya varýrýz. Demek oluyor ki âyân-ý sâbite âleminde hangi noktadan zuhur etmiþsek, yine o noktaya dönmek, nihâyete ve kemâle eriþmemiz demektir. Þâyet oraya varmadan evvel yolda kalacak olursak, aslýmýza dönmekten geri kalmýþ oluruz." (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Yayýnevi, Ýstanbul 2000, s. 5-6)

***

Ölüm ve ölüm ötesinden konuþulurken: - "Ölüm, insanýn ilmî kazançlarýnýn imtihan yeridir. Herkes oraya imtihan edilmek üzere gider, tâ ki burada tahsil edilmesi îcap eden ilimden cevap versin, diye... Eðer kendisine tevcih olunan suallere gereken cevâbý verebilirse daha âlâ mevkilere, yükselir. Yok eðer cevaptan âciz kalýr da dönerse cehenneme gider. Yâni cehennem gibi olan hicran ve firaka atýlýr. Ýmtihana çekilenler de üç kýsýmdýr. Týpký talebenin çalýþkan, orta ve tembelleri olduðu gibi... Çalýþkan talebe, sorulan suallere kolaylýkla cevap verir: Sâdýklar ve âþýklar gibi. Ortalar, mü'minlerdir. Tembeller ise kâfirler." (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Yayýnevi, Ýstanbul 2000, s. 24)

*** - Ýki defa doðmayan, melekût ve semâvattan ileri geçmez, deniyor. Ýkinci doðuþtan maksat, ihtiyârî ölüm deðil midir? - "Birinci doðuþ, cümlenin mâlûmudur: Anadan doðmak. Ýkinci doðuþ ise ihtiyârî ölümdür. Yoksa tabiî ölümle ölen kimse, tabiat anasýndan ikinci defa doðmuþ olmaz. Tabiî ölümle ölenler, ekseriyâ ânâsýrda kalýr, ileri geçemezler. Hadîs-i þerîfde de ‘Ýrâdenle öl, saadetle hayat bul!’ buyuruluyor." (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Yayýnevi, Ýstanbul 2000, s. 39)

***


Gazetede, iki senedir seviþen bir kadýnla bir erkekten, kadýnýn kendi koluna sevgilisinin ismini ve ‘beni sevgilimden ölüm ayýrabilir’ cümlesini döðdürdüðünü, fakat birbirlerinden soðumalarý ve kadýnýn bir baþkasý ile alâkalanmasý üzerine kolundaki yazýyý çýkartmak isteyerek doktorlardan ilâç aldýðýný, neticede de açýlan yaralar yüzünden kolun kangren olup kesildiðini okuduk: - "Ýþte dünya aþkýnýn sonu! Dünya gibi onun da sonu vahim! Neye, kime âþýk oluyorsun? Sevdiðin, gözünün önünde her an deðiþmekte... Bir çiçek gibi kokladýðýn o güzel, bir müddet sonra bir fertûd-ý sad-sâle, bir kocakarý olacak. Âþýk olacaksan, güzelliði dâim ve bâkî olan bir dilbere âþýk ol. Çünkü dünya aþký, buz üstüne yazýlan yazý gibidir. Fakat iþte gaflet aldatýyor. Allah, emâneti daðlara, taþlara arzetti. Kabulden baþ çevirdiler. Yalnýz insan onu kabul etmekle nefsine zulmetti. O insandan maksat da kâmil kiþidir. Kâmil ruhtur. Bu emânet de ilâhî cezbedir. Sübhânî aþktýr, Cenâb-ý Hakk'ýn sýfat ve zâtý ile o mübârek vücutta tecellîsidir. Ýþte ruhlar halkolunduðu vakit, Allah kendi nurundan üzerlerine saçtý. Yâni ilâhî feyzinden üzerlerine serpti. O feyzi kabûle istidatlý olanlar ve kabûl edenler, kâmil insanýn ruhuna mensup olanlardýr ki, sâhib-i mânâ bunlardýr. (Ken’an Rifâî, Sohbetler, Kubbealtý Yayýnevi, Ýstanbul 2000, s. 165)


“Kendi hakikati ile iliþki kurmayý becerebilen insan için ölüm bir zevktir” Müge Doðan: Hocam, bu ay çoðu insanýn aklýna dahi getirmek istemediði “ölüm”den bahsetmek istiyoruz. Hepimiz bu kadar yaþamaya programlýyken neden ölüm var ve biz neden bu kadar korkuyoruz ölümden? Bir tek mutasavvýflarýn ölüme diðer insanlar gibi bakmadýðýný görüyoruz. Onlarýn diðerlerinden farký ne?

cemâlnur sargut

Cemâlnur Sargut: Aslýnda âyet-i kerîmede olduðu gibi, Allah ölümü ve hayatý, dünyayý tanýmamýz ve dünyayý kendisine ulaþmak için bir fýrsat olarak kullanmamýz için yaratmýþtýr. Ýnsan ölümle gerçek hayata kavuþacaðýný idrak ettiði zaman, o gerçek hayat için hazýrlanmaya baþlar. Ve ölümün sevgili ile kavuþmak olduðunu, sevgilinin cemâlinin her an yeni tecellisini idrak etmek olduðunu yavaþ yavaþ anlamaya baþladýkça da ölüme doðru bir çekiliþ duyar. Hatta Hz. Mevlân⠓gerçek insanlar yani mümin olanlar, ölecekleri zamaný hissederler ve oraya doðru koþarlar” diyor. Demek ki senin de söylediðin gibi öbür âlem ile yani kendi hakikati, kendi içi ile iliþki kurmayý becerebilen insan için ölüm bir zevk, bir kavuþma, hatta geniþlemedir. Zira, meselâ çocuk ana karnýnda iken orayý çok zevkli bir yer zanneder, hatta yediði kan pýhtýlarýný en lezzetli yemek

addeder. Hiçbir zaman dýþarý çýkmak istemez ve orada çok rahattýr. Orayý da dünyanýn en geniþ yeri olarak düþünür ama oradan çýktýðý zaman gerçek geniþliðin ne olduðunu anlar. O pislik yemenin zevksizliðini idrak eder. Dolayýsýyle bu âlemden de öbür âleme geçen insan, Hz. Yusuf’un zindandan kurtulup hakikate kavuþmasý gibi geniþliðe, bolluða, berekete ve bu dünyada zerresini gördüðü cennet taamlarýnýn hakikatlerini idrak etmeye baþlar. Ýçi ile iliþki kurduðu ölçüde bütün cennette anlatýlan o Kur’an-ý Kerim’de cennetle anlatýlan güzelliklerin, meyve bahçelerinin, tomurcuklarýn, hatta güzel hurilerin, onlarýn organlarýnýn hepsinin kendi yaptýðý amellerinin neticesi olduðunu idrak eder. Hayýrlý amel ve güzel amel iþleyen, o amellerin neticesini öbür âlemde cennet-i âlâ gibi görecektir. Bunu idrak eder. Dolayýsý ile ölüm onun için artýk Þeb-i Arus olur. Kavuþma âný, buluþma ânýdýr. Ýnsan bunu kendi için hissettiði gibi, yakýnýnda bir kâmil insan öldüðü zaman, onun yüzünde onun hakikatinde de çok yakînen görür, o kavuþmanýn zevkini hisseder ve onun için üzülmeye de edep eder. Müge Doðan: O zaman tanýmadýðýmýz, bilmediðimiz þeyden korkuyoruz…


Cemâlnur Sargut: Kesinlikle. Allah da böyle..Yani Allah’ýmýzý da birazcýk tanýyabilsek o zaman ölüme ne kadar zevkle koþarýz, herkes de bunu idrak edebilir.

“Hakiki hayat, ölümün içinde vardýr.” Müge Doðan: Ken’an Rifâî Hazretleri de “ölüm bir odadan öbür odaya geçmektir” diyor. Hatta Meþkûre Anne’ye de “gömleðim eskidi” diyor. O halde bizim bilmemiz, idrak etmemiz gereken þey aslýnda ruhun canlý oluþu, bekasý ve bedenin geçici oluþu mu? Cemâlnur Sargut: Eðer ruhumuz ile iliþki kurmuþ isek biz zaten diriyiz demektir. Ezelî ve ebedî diriler hiçbir zaman ölmez. Nefsimiz ile alâkalý bir ömür geçirdiysek, nefsin ego kýsmý ile yani tekâmül etmemiþ nefis (emmâre) ile alâkalý bir ömür geçirmiþ isek, ölümden korkmakta son derece haklýyýz çünkü hiç tanýmadýðýmýz bir âleme gideceðiz. Ýnsan tanýmadýðý bir ülkeye giderken ne kadar korku içerisinde ve garip olursa ölüme giden insan da bilmediði, tanýmadýðý bir âleme gitmenin korkusunu yaþar. Dünya ile iliþkisini kesememiþse de, arada yani berzahta kalýr ve dünya ile iliþkisi orada devam eder. Dünyaya olan meyli, onda kabir azâbý yaratýr, yani kabir azâbýnýn mânâsý budur. Dünya ile ilgili meyli o kabir denen vücûdunun içerisinde hâlâ o vücûdun maddesini hissederek onun içinde sýkýntý yaratýr. Bunlardan kurtulan, bu âlemde bütün kendi nefsânî arzu ve isteklerinin üzerine yükselmiþ hür insan ise öbür


âlemde direkt cemâlullaha doðru yönelir ve kendi hakikatini bulana kadar Allah’ýn cemâlinin tecellileri ile mest olur. Her an bir yenilenme, her an bir güzellik, her an doyulmaz, inanýlmaz bir ilimle karþýlaþýr ve bunun aþký ile yaþar. Hakiki yaþamýn ne olduðunu orada öðrenir. Müge Doðan: Peki, buna ölmeden önce ölmek mi deniyor? Cemâlnur Sargut: Ölmeden önce ölmüþ kiþinin öbür âlemdeki zevki deniyor. Müge Doðan: O yüzden mi mutasavvýflar hem ölümü severler, yakýn hissederler ama bu hayatý da bir fýrsat bilirler?

cemâlnur sargut

Cemâlnur Sargut: Evet, hocam Ken’an Rifâî Hazretleri “ölümü büyük bir kavuþma gördüðü için müslüman mümin ölüme özlem duyar fakat ayný zamanda burada yaþadýðý her bir ânýn hizmet edip bir günahýný affetirmek için bir fýrsat olduðunu bildiðinden, burada yaþadýðý anlara da þükreder” der. Dolayýsýyle müslüman, hem yaþamaktan dolayý þükreden hem de ölmeye çok hazýrlýklý olan kimse demektir. Müge Doðan: Kâþânî Hazretleri “mülk âleminde ölüm zâtî, hayat ise ârýzîdir” diyor. Buradaki zâtîlikten kasýt nedir? Cemâlnur Sargut: Burada, mülk âlemi dediði, dünya âlemidir. Dünya âleminde asýl olan ölümdür. Hayat ise ârýzîdir. Yani bu âlem çok geçici bir âlemdir. Burada hayat gibi görünen þey hayat deðildir. Hakiki hayat ölümün içinde vardýr.

Kâþânî bunu söylüyor. Fakat insanlar bu ârýzî ve geçici hayatý hakikat zannederler, hatta burada ölü yaþarlar. Onun için Peygamber Efendimiz’e “siz de rüyâ tâbir eder misiniz Hz. Yusuf gibi?” dediklerinde, “ben dünyayý tâbir ederim, çünkü hakiki rüyâ dünyadýr” buyurmuþlar. Biliyorsun, her uyku ölümün bir baþka provasýdýr ve her uyku bir çeþit ölümdür. Dolayýsýyle de insan ölüm ânýnda gördüðü þeyleri yaþar, yani ölü gibi yaþar bu dünyada. Peygamber onu rüyâ olarak düþünmüþler, tâbir etmiþler. Müge Doðan: Yine Kâþânî Hazretleri diyor ki “ölümdeki acý, var olmaya yatkýnlýk mahallidir.” Yani biz var olmaya çalýþtýðýmýz her an aslýnda ölüm acýsýný mý yaþýyoruz? Cemâlnur Sargut: Çok doðru. Aslýnda ölüm acýsýný yaþadýktan sonra var oluyoruz. Yani her neden ölürsek o bir varlýk getiriyor. Meselâ nefsimizin arzu ve isteklerinden tek tek öldükçe varlýk kazanýyoruz. Kinden ölüp varlýk kazanýyoruz, nefretten ölüp varlýk kazanýyoruz. Çünkü bu hisler bizim cüz’î ve yanlýþ uyguladýðýmýz hisler. Bunlardan kurtuldukça hürriyete kavuþuyoruz. Her hürriyet insaný varlýða yaklaþtýrýr. Bu bakýmdan çok önemli.

“Gün boyunca mânâ ile meþgul olan, mânevî rüyâlar görür” Müge Doðan: Hocam, çoðumuzun merak ettiði ve korktuðu bir þey de, ölüm


esnâsýnda acý çekip çekmeyeceðimiz... Cemâlnur Sargut: Efendimiz’e de bunu sorduklarýnda, biliyorsun Hz. Yusuf kýssasýndan bahsetmiþler. Züleyhâ’nýn hakkýnda çok dedikodu edilince, o dedikodu yapan hanýmlarý yemeðe dâvet ettiði ve yemekten sonra hepsinin eline birer turunç birer de býçak verdiði ve tam o esnâda da Hz.Yusuf’u önlerinden geçirdiði anlatýlýyor. Hz. Yusuf önlerinden geçerken onun sonsuz güzelliði karþýsýnda kadýnlar ellerini

kesmiþler, fakat kimse acý hissetmemiþ. O hâlde bu âlemde Peygamber’in hakikati olan kâmil insan ile karþýlaþmýþ bir kiþi ölüm ânýnda mutlaka en sevdiðini gözünün önünden geçireceði için aslâ ve aslâ acý çekmez. Çünkü o Allah’ýna kavuþmanýn zevki içindedir. Dolayýsýyle acý zaten bu dünyada çekilen bir þeydir. Hakikati bilen insan için acý kavramý kalkar. Acý biberi yiyince zevk alan insana benzeriz. Canýmýz acýr ama biraz daha verseler, o tat ne güzel deriz. O hâle geliriz.

Peygamber Efendimiz’e “siz de rüyâ tâbir eder misiniz Hz. Yusuf gibi?” dediklerinde, “ben dünyayý tâbir ederim, çünkü hakiki rüyâ dünyadýr” buyurmuþlar. Biliyorsun, her uyku ölümün bir baþka provasýdýr ve her uyku bir çeþit ölümdür. Dolayýsýyle de insan ölüm ânýnda gördüðü þeyleri yaþar, yani ölü gibi yaþar bu dünyada.


Müge Doðan: Her gece aslýnda ölüyoruz dedik. Hz. Ali “ruhlar bir þuâ vâsýtasý ile bedenlere baðlý kalýrlar” diyor. Cemâlnur Sargut: “Her gece sen öbür âleme gidersin” diyor Hz. Mevlânâ... Ölürsün, öbür âleme ruhun gider ve bedenin burada kalýr. Fakat bir ýþýn ve þuâ vâsýtasý ile o ruh sana baðlý kalýr ki tekrar dönebilsin ertesi gün uyandýðýn zaman. Yoksa ruh ne diye dönsün? Bu nefsin çektirdiði ýzdýrap ve acýlardan kurtulmuþ, ezel âlemine gitmiþ, hakikati ile buluþmuþ. Onun için uyku önemli bir þey, yani ruhun dinlenmesi açýsýndan önemli ama zaten bu âlemde hep Allah ile olan için uyku gittikçe azalýyor. Neden? Çünkü zaten Allah ile bir ve beraber. Dolayýsýyle her sabah yine döner.

cemâlnur sargut

Bu arada görülen uykularda eðer sen bütün gün boyunca mânâ ile meþgul isen, ruhun daha ön plana geçmiþ ise mânevî rüyâlar görürsün ve ruhunun gittiði yeri görürsün. Ýþte bu rüyâlar yoruma muhtaçtýr ve insân-ý kâmile ihtiyaç duyar. Ama bütün gün nefsin ile meþgulsen ve ruhundan bîhabersen, gördüðün rüyâlar Freud’un yorumladýðý sýkýntý verici rüyalardýr, yâhut bir mânâ ifade etmez. Senin arzu ve isteklerinin neticeleridir.

“Organ baðýþýna taraftarým, çünkü insan, herþeyi ile faydalý olduðu zaman insandýr”

Müge Doðan: Peki ölünce neden mutlaka topraða gömülmemiz lazým? Cemâlnur Sargut: Aslýna bakarsan herþeyimiz faydalý olmalý ve herþeyimiz kendi geldiði ezelî yerine geri dönmelidir. Ruhumuzun ezelî yeri Allah’ýn hakikatidir, çünkü ruh mahlûk deðildir. Emir âleminden gelmiþtir. Allah, üflemesi ile bizde dirilik yaratmýþtýr. Yani ruh dirilik demektir ama her ruhu olan canlý demek deðildir o anlamda. Fakat madde olan vücudumuz da topraktan yaratýldýðý için kendi aslýný özler ve aslýný bulduðu zaman bitki verir, faydalý olur. Herþey aslýna dönünce faydalý olur. Onun için de vücut da mutlaka topraða gömülmek zorunda. Faydalý olabilmek için… Bir gün Boðaz Köprüsü’nden geçiyordum ve aðlayarak dedim ki “Allahým ben ne kadar þanslý bir kulum ki Ýstanbul gibi Peygamber’in kutsadýðý bir þehirde yaþýyorum. Bu þehirde Allah’ýma teslim olmayý Allah bana nasip etsin. Vücudumun da bu þehirle hizmet etmesini Allah bana nasip etsin.” Görüyorsun ki insanýn her organýnýn hizmete ihtiyacý vardýr. Müge Doðan: O halde organ baðýþýna taraftarsýnýz… Cemâlnur Sargut: Çok taraftarým. Çünkü insan, herþeyi ile faydalý olduðu zaman insandýr. Bu yüzden de ben organlarýmý baðýþladým zaten ve b��tün öðrencilerime de baðýþlattým. Ölümünün faydalý olmasý da çok önemli. Zaten kâmil insanlar ezelî ve ebedî diri olduklarý için ölümden sonra daha çok faydalý olurlar. Korumalarý kalkmaz.


Müge Doðan: Âyet “Nasýl yaþarsanýz öyle ölürsünüz, nasýl ölürseniz öyle dirilirsiniz” diyor. Cemâlnur Sargut: Evet “güneþin buradan batýp öbür taraftan doðmasý gibi” demiþti Samiha Annem. Demek ki güneþ baþka bir yerden doðduðunda buradakinden farklý doðmaz. Burada üzüntülü, mutsuz, huzursuz ve cehennem bir hayat yaþýyorsan, öbür âlemde cehennemin içindesin demektir. Çünkü en büyük cehennem kendi mutsuzluðun ve huzursuzluðundur. Ondan daha büyük cehennem olmaz. Hatta insan acý çekerken, dýþarýdan bir þeyini, elini filan yakmaya çalýþýr ki dýþýnýn acýsý içinin acýsýný bastýrsýn diye. Çünkü dýþarýdan gelen acý çok daha hafiftir, içinde çektiði acýya nazaran. Onun için, hocama “cehennemde kaç kilo odun yanýyor?” diye sorduklarýnda, gülerek “ateþin çýktýðýnda sende ne kadar odun yanýyorsa o kadar” demiþler. Buradan anlaþýlýyor ki herkesin kötü huylarý, yanlýþlarý ve hatâlarý kendi cehennemlerini hazýrlar. Yoksa Allah onu günah diye bir yere sokmuyor. Kendi kendimize hazýrlýyoruz cennetimizi ve cehennemimizi. O zaman Allah bize bu âlemde bütün kayýtlardan kurtulmuþ, aþýrý sevgilerden arýnmýþ ve ilâh yapmaktan, put etmekten arýnmýþ, tamamen yüzümüzü Allah’a dönmüþ bir vaziyette O’nunla olabilmeyi nasip etsin ki inþaallah ölümün tadýný çýkarabilelim biz de. Müge Doðan: Âmin… Çok teþekkürler hocam.

Ruhumuzun ezelî yeri Allah’ýn hakikatidir, çünkü ruh mahlûk deðildir. Emir âleminden gelmiþtir. Allah, üflemesi ile bizde dirilik yaratmýþtýr. Yani ruh dirilik demektir ama her ruhu olan canlý demek deðildir o anlamda. Fakat madde olan vücudumuz da topraktan yaratýldýðý için kendi aslýný özler ve aslýný bulduðu zaman bitki verir, faydalý olur.


asuman sargut


MEZARLIKTA   Bu sessizlik ne de çok þey anlatýyor duyana, Bu sükûtda mânâlarýn en derini, doðrusu, Onlarca insan uzanývermiþ þöyle yan yana, Ne güzellik kaygýsý, ne de zenginlik tutkusu...   Ýncinmeyen, incitmeyen, dedikodu etmeyen, Vesveseyle, endiþeyle kendini tüketmeyen, Hýrslarýnýn peþinde gece gündüz didinmeyen, Onlarcasý kefen giyip uzanmýþlar yan yana; Fâniliði ve hiçliði anlatýyorlar bana...   Hani bilgin ki uðruna yýllarýný verdiðin, Hani ünvanlar, uðruna insanlarý yerdiðin, Hani aklýn, her durumda sana yeter sandýðýn, O siyâsî tartýþmalar, hani kalpler kýrdýðýn...   Ah þimdi toprak altýnda çürümekte bedenler, Devran bu; topraða dönüyor topraktan gelenler, Sevgiyle anýlýyor yalnýz  sevmeyi bilenler, Onlarcasý yokluðun baðrýna uzanývermiþ, Bu sessizlik içinde ne büyük bir ders gizliymiþ..                                                                    


VUSLATIN EN GÜZEL HÂLÝ

Bedenden bedene deðiþir sûreti, çünkü ne kadar çok gönül varsa o kadar tanýmý vardýr aslýnda…

gülnar mýzrak

Sonbahar her zamanki sonbahardýr. Gece her zamanki gece... Uykun yine naz yapar, dört duvar arasýnda karanlýðýn büyüsüyle yalnýz býrakýr seni. Iþýk yaparsýn kendine yýldýzlarý. Bazen konuþacak birini bulursun, uykusuzluðunu paylaþýrsýn ama yetinemezsin... Hâlâ yalnýzsýndýr. Sonra bir ateþ kaplar içini, heyecanlanýrsýn. Her yanýnda O’nu hissedip göremeyeceðini bile bile ararsýn odalarda… Yine de huzurlusundur: Uzaksýnýzdýr birbirinize ama gönül komþuluðunu kurmuþsunuzdur ezelden. Gözünü açtýðýn ilk andan beri seninledir, sendedir! Büyürsün… Artýk duymak istediðin tek sestir; dudaklarýnýn konmak istediði tek eldir ve içinde olmak istediðin tek gönüldür. Bazen aylarca görüþemezsin. O’na duyduðun aþk, hasret her geçen gün artar ama huzurlusundur: Gökyüzü sonsuz gibi görünse de bilirsin ki nefesleriniz bulur birbirini… Baþkalarý vardýr yanýnda; kýskanýrsýn, seni unutmasýndan korkarsýn ama o an kucaklar seni. Ayný

zamanda seninle olduðunu bilerek tebessüm edersin ve hayaller kurarsýn: Söylemek istediklerin, O’nunla yaþamak istediklerin vardýr. Büyümeye devam edersin… Hâlâ küçüksündür aslýnda, çünkü ölümle henüz tanýþmadýn! Çevrendeki insanlarýn hayatýndan sevdikleri eksilirken, o sana bu kadar yakýnken bir gün senin de baþýna geleceðini düþünmezsin, düþünmekten kaçarsýn! Ama farkýnda deðilsin: O sene dizlerinde son kez aðladýn, saçlarýný son kez okþadý, ismini son kez söyledi ve birbirinize bakýp son kez gülümsediniz. Bunlarý bir daha yaþayamayacaðýný bilemezsin, ancak ayrýlýk zamaný geldiðinde anlarsýn... Sonra büyümekten kaçarsýn. O an hiç dinmez, dakikalar geçmek bilmez! Bedenin, içindeki fýrtýnaya dar gelir; taþarsýn! O gün hiç çýkmaz aklýndan: Beyazlar içinde, gözleri kapalý ve sessiz… Ama zaman çabuk kabullenir, akmaya devam eder. Seninse aklýnda hep “son”lar vardýr! Aylar geçmiþtir üzerinden ama hâlâ kanayan bir yaradýr gönlünde. Yine de huzurlusundur: Acý duymazsýn. Çünkü “ölüm” dedikleri o gidiþ, Yaradan’a dönüþtür, vuslatýn en güzel hâlidir! Ve sen farkýnda olmasan da O hâlâ yaný baþýndadýr… Not: Merhaba dergisinin Yaz 2010 sayýsýnda yayýnlanan bu yazý yeniden düzenlenerek bu sayýda yer almýþtýr.


kavuþma vakti On üç yaþýndaydým. On üç yaþýnda olup da anne babasý çalýþan her çocuk gibi sabahlarý okula gitmeden kendim hazýrlanmaya alýþýktým. Bir rutinim vardý. Uyanmak, dýþ fýrçalamak, yataðýný toplamak, üniformaný giymek, kýzarmýþ ekmek yemek, vs. O gün ayný rutin ile güne baþlamýþtým. Dýþarýdan bakýlacak olsa, herhangi bir sabahtan hiç farký yoktu. Ben de öyle sanmýþtým. Taa ki ev telefonu acý acý çalana kadar. Kapýdan çýkmak üzere olan annem açtý telefonu, sonra babama verdi. Bizim evde kapýlar hiç kilitlenmezdi. Anlaþma þuydu: Kapýlar örtülebilir, aralýk býrakýlabilir, hatta kapatýlabilir, ama kilitlenmezdi. Buna karþýn kimse kimsenin kapýsýný çalmadan odasýna girmez, kimse kimsenin duvarlarýnýn önünde gezmez, kimse kimsenin yaþam alanýna izinsiz müdahele etmezdi.

sesil pir

Annem bana sormadan elinin arkasý ile odamýn kapýsýný çekti babam telefon ile konuþurken. ‘Giyinmene devam et‘ der gibi de iþaret etti. Bu tuhaf bir hareketti. Daha evvel böyle bir davranýþta bulunmamýþtý annem. Dikkatim daðýlmýþtý. Madem anlaþma bozulmuþtu, ben de kapýlarý dinleyecektim…

O sabah öðrendik ki Samsun’da yaþayan büyük dayým vefât etmiþ. Celâl Dayým inþaat mühendisiydi. Deniz mavisi gözleri vardý. Hayatýmda tanýdýðým en asil, en komik adamlardan biriydi. Sevecen bir eþ, otoriter bir babaydý. Dört yaþýmdan itibaren her yaz ‘köye’ gitmenin de etkisi ile, ben dayýmý çok ama çok severdim. Ýpek Öðretmen aslýnda bir psikologdu. Okulda Ýngilizce öðretmenliði yapmaktaydý. Kimseye benzemez, klasik Türk kadýnlarý gibi giyinmez, makyaj yapmazdý. Özel bir insandý kanýmca. Ýpek Öðretmen, beni anlayan nâdir büyüklerimden biriydi. O sabah sýnýfta kendisine ‘cevap’ verme cür’eti gösterince, beni kolumdan tutup dýþarý çýkardý ve oldukça kýzgýn bir ses ile “ne oluyor sana yahu?” dedi. “Dayým öldü” diyebildim. *** Aradan dokuz ay geçmiþti. Bir cuma günü öðleden sonra babam beni okuldan almaya geldi. Soyunma odasýnda üstümü deðiþtiriyordum. Kapý açýldý, içeri bir arkadaþým girdi, ‘Baban geldi’ dedi. Bütün küçük kýz çocuklarý gibi ben de babama pek düþkündüm. Kendisinden bütün çocukluðum boyunca utanmama raðmen – gülüþünden, manikürlü ellerinden, duâ ederken aðlamasýndan, her dâim dans etmesinden, bütün


þarkýlara sözlerini bilmese bile eþlik etmeye çalýþmasýndan hep utandým – o benim güven kapýmdý. Kapýyý açýnca “Hazýr mýsýn fýstýk haným?” dedi. Biz Afyon’a, kaplýcalara gidiyorduk o hafta sonu, kýsa bir tatil için. Arabayý annem kullanýyordu hep, zira babamýn refleksleri kuvvetli deðildi. Hatta gençliðinde bir çocuk ezmiþti, aklýna geldikçe üzülürdü. Kýsa mesafeler dýþýnda direksiyona geçmezdi bu yüzden. Ýstemezdi de. Kütahya’da yoðun kar yaðýyordu. Göz gözü görmedi saatlerce. Þehrin çýkýþýnda hem camlarý yýkamak, hem de kar yüzünden stres içinde araba kullanan anneme dinlenme fýrsatý saðlamak için onbeþ dakika mola verdik. Annem ile beraber moladan dönüþte bir baktýk ki babam direksiyonda. “Buradan sonra ben kullanayým” dedi, “Arkadaþlara hava atarým.” Biz o öðleden sonra iki katlý bir yolcu otobüs ile çarpýþarak iki buçuk metrelik bir þaranpole yuvarlandýk arabamýzla.

sesil pir

Üç gün sonra babam vefat etti. Doðruyu söylemek gerekir ise, sonraki dokuz, on ayý hayal meyal hatýrlýyorum. Okula gitmeye devam ettim; farklý þehirlerde yaþamaya çalýþtým hatta, annemin ve aile dostlarýmýzýn desteði ile. Bu dokuz, on ay içerisinde geçen zaman dilimi biraz buðulu hatýramda.

Pek net hatýrladýðým aným yok, üzüldüðüm veya sevindiðim anlarý hatýrlamakta zorluk çekiyorum düþününce. Fakat bir net þey var hatýrlayabildiðim bu zaman dilimine ait: Ben artýk herkes gibi görmüyordum hayatý. Yaþýtlarýmýn ‘sorun’larý bana ‘çocukça’, büyüklerin telaþlarý ‘mânâsýz’ ve ‘abartýlý’ geliyordu. Herkes dünya dertlerinin peþinde, fakat ölümden korkuyordu; ben ise dünyayý boþ vermiþ, ölümü sevdiklerime kavuþmak olarak görüyordum. Böylece uzun yýllar süren bir ‘yalnýzlýk’ devrine girmiþ bulunuyordum. Çok sonralarý farkýna vardým. Seneler sonra tasavvuf ile tanýþýp bir anneye gönül verdiðimde bendeki asýl deðiþikliðin nedenini okuduðum kitaplar ve aldýðým dersler sonucunda anlayabildim. Çocuk yaþta bile olsam, þâhidi olduðum ânî ölümler sonucu ben, içimdeki ‘ben’i öldürmüþtüm. Belki bu geçiþi kontrollü bir þekilde ve seçim yaparak saðlamamýþtým ama olan buydu. Erken denilecek bir yaþta dünyada herþeyin geçici olduðunu anlamýþtým ve hayat felsefemi bu rota üzerinden çizmeye baþlamýþtým. Þimdi ‘ölüm’ denilince, bir tek vuslat geliyor aklýma. Hasret duygusu uyanýyor içimde, özlem duyuyorum. Bu dünyaya hoþçakal deyiþi, bir doðum günü olarak görüyorum. Kurtuluþ deðil, yanlýþ


anlaþýlmasýn; daha ziyade, “geri dönüþ” gibi düþünüyorum, hissediyorum içimde. Bu duyguyu kaybetmemek içinde sýk sýk hayatta en kýymet verdiðim insanlarýn bu dünyadan göçüsünü hayal ediyorum. Evime aldýðým herhangi birþeyi, bir kalemi örneðin, gerekli miktarda kullandýktan sonra ihtiyacý olan birine devrediyorum. Sevgililerimi baþkalarý ile paylaþmaya çalýþýyorum. Eþimi bensiz tatillere, annesi ve yakýn arkadaþlarý ile baþbaþa vakit geçirmeye yönlendiriyorum. Anneannemi komþu çocuklarýna öncelik versin diye çok zamansýz aramýyorum. Böylece hiç birþeye ‘benim’ demeye fýrsatým olmuyor. Zira aslýnda hiçbirþey ‘bizim’ deðil bu dünyada, herþey bir emânet, biliyorum. Dahasý ölümü hayatta iken tadmanýn güçlülüðünü hissediyorum ruhumda. “Bir ben var, benden içeru” gerçekten ve o Ben, dýþarýdan görünen Sesil deðil. Rabbimin Aþk’ý ile teselli olamayacaðým hiçbir âna müsaade etmemeye çalýþýyorum. O’ndan baþka kimseden korkum olmuyor, olamýyor bu sayede. Bir de yaþayan ölüler var ki, bize asla lâf söylemek düþmez ama ‘yaþasalar ne olur’ diye geçiriyor insan içinden. Kýsacasý ben ölümü bu bedenden ayrýlýþ olarak deðil, insan olarak yaþamayý becermiþ olarak doðduðum noktaya dönmek, Yaratýcý ile bir olmak olarak görüyorum. Rus düþünür Mayakovski’nin

dediði gibi “Ölmek zor bir þey deðil bu dünyada; yeni bir yaþam kurmaktýr asýl zor olan.” Allah bu dünyada iken egomuzu öldürebilmeyi ve gerçek yaþama geçebilmeyi hepimize nasip etsin inþaallah. Muhabbetle…


hüseyin gökhan

VEFAT BAYRAMI

Kur’an okunmasýndan sonra Allah’ýn güzel isimleri zikredildi. Devamýnda eller açýlýp uzun ve güzel bir duâya onlarca aðýz “âmîn” dedi. Ýlâhiler okunmaya baþlanýnca yüzler iyice nurlandý. Herkes âdetâ bir bayram kutluyormuþçasýna þendi, yüzler gülüyordu. Mevtânýn yakýnlarýný seçmek çok kolaydý; en huzurlu ve sevinçli olanlar onlardý çünkü. Sevdiklerini gerçek Sevgili’nin huzûruna uðurlamýþlardý. Hem de böylesine güzel bir kalabalýkla... O kalabalýk ki, bu merâsim süresince gerçek hayat sahibi olanlarýn, “Hay” olanlarýn bahçesinde aðýrlandýlar. Uðurladýklarý dostlarý ise bu cemâl bahçesine sýrlandý. Kimilerinin hakkýnda “öldü” dedikleri bu dostlarýna özendiler desek yeridir. Ne güzel bir menzile vardý! *** Cemâlnur Hocam þüphesiz bizlere çok þey öðretti. Bunlardan benim hayatýmda en büyük deðiþikliðe sebep olaný, ölüm hâdisesinin karþýlanmasýdýr diyebilirim. Yazýmýn giriþinde hocamýzýn teþrif ettiði bir cenâze duâsýný anlatmaya çalýþtým kýsaca. Söylediklerimin eksiði var, fazlasý yok. Eminim çoðunuz görmüþsünüzdür hocamýzýn, öz annelerinin, Meþkûre Annemizin cenâzelerinde çekilmiþ fotoðrafýný. Sanki yeni doðmuþ bir bebek haberiyle þenlenmiþ bir yüz… O kadar mutlu! Biz ondan böyle gördük; kendimizce, karýnca kararýnca hâl etmeye çalýþtýk. Allah en yakýnlarýmýzýn vefâtýnda da ayný hâli yaþamayý nasib etsin hepimize.


Hocamýn bizlere öðrettiði bu yaklaþým, kendi hocasýndan, büyüklerinden, Peygamber’inden öðrendiðinden farklý bir þey deðil. Mâlûm, Medine-i Münevvere’ye, Ravza’ya gidenler, “huzûra” çýkarlar. Bilirler ki verdikleri selâm alýnýr ve ona mukâbele edilir. Bu, hadisle sâbittir. Þehitler hakkýnda “ölü” kelimesini kullanmamayý ise bize yüce kitabýmýz öðretir. Ama biz þehâdet mertebesine eriþememiþ müminler için bile bu tâbiri kullanmayý sevmeyiz. Güllerle donattýðýmýz mezarlarýna bayramlarda gideriz, âhiret dünyasýna intikal etmiþ sevdiklerimizle sevincimizi paylaþmaya… Bizim mezarlýklarýmýz korkunç olmaz, çok güzel olur. Mezarlýkta dolaþmaya korkmayýz biz. En çok biraz hüzünleniriz oradakileri göremediðimize. Mevlânâ Hazretleri’nin baþkalarýnýn ölüm dediðine “düðün” demesi boþuna deðildir. O hazretin düðünüyle biz fakirlerinki þüphesiz ayný olmayacak. Lâkin gönül bu hâdiseyi kendileri gibi karþýlamaya heves eder. O gün bizler için de gelecek, buna hiç þüphemiz yok. Belki telefonda, belki kýsa bir mesajla paylaþacaklar bu haberi. “Ýnna lillah ve inna ileyhi râciûn” diyecek duyanlar. Þüphesiz Allah’tan geldik ve tekrar O’na döndürüleceðiz. Fakirâne isterim ki, haberi duyanlar hocamdan öðrendiðimiz gibi uðurlasýnlar, Allah nasîb etse de iyi ansýnlar bizleri. Din-i Ýslâm’ý diðer dinlerden,

geleneklerden, kültürlerden ayýran en önemli hâdiselerden biridir vefât. Ne mutlu bizlere ki hâlâ bu kültürü yaþayan ve yaþatan topraklarda doðduk, inþaallah bu din üzere yaþayan topraklarda müslüman olarak sýrlanacaðýz. Hacý Bayram Velî Hazretleri’nin buyurduklarý gibi, biz bayram etmeyelim de kimler etsin?

Bayram’ým imdi  Bayram’ým imdi  Bayram ederler yâr ile þimdi  Hamd-ü senâlar hamd-ü senâlar  Yâr ile bayram kýldý bu gönlüm


YAN “Allah yolunda ölenlere ölü demeyin, onlar diridirler”   yýkayýp paklarlar da ölüleri, mezara yatýrýrlar: yüz Kâbe'ye dönük, saða doðru, yan...   hayatta secdedeyken artýk yana çevirir de vechini, mâþukunun yüzünü seyreyler. evvel gayba doðru indirmiþken baþýný, kaldýrýr da seyreder artýk aþkýný.

Hundi


ayça

ÖLÜM KORKUSU

Bu yazýyý yazmaya oturmadan önce,

gördüðüm bir kiþi ölümden korktuðundan bahsediyordu. Ben de konumum icabý onu dinlemek ve bazý þeyler söylemek zorundaydým. Öncelikle þunu düþündüm: Ýnsan ölümden neden korkar? Varoluþ teorileri dünya hayatýna doymamýþ olanlarýn ölümden korktuðunu söylemektedir ki ben de buna katýlýyorum. Peki dünya hayatýna nasýl doyulur? Dünyadaki maddî-mânevî her zevki tatmýþ olmak bu tatmini saðlar mý? Bence maalesef hayýr. Zaten bu bahsettiðim kiþi son derece zengin, son derece ünlü, dünyada sadece birkaç kiþiye nasip olacak bir baþarý yakalamýþ, aile hayatý son derece düzgün olan bir insan. Fakat hâlâ ölümden korkuyor. Demek ki dünyaya doymak “dünyevî þeyler”e sahip olmak ile doðru orantýlý gitmiyor. Tasavvuf ise bence tam bu noktada iþin içine giriyor. Ölümü incelemek için öncelikle neden bu dünyaya geldiðimizi sorgulamak gerektiðine inanýyorum. Tasavvuf ise bu sorunun cevabýný “isimlerimizi açýða çýkarmak” olarak veriyor. Hatice Cenan Sultan “insanlarý o kadar seveceksin ki doðumlarý ile çoðalýp ölümleri ile azalacak kadar onlarla bir ve beraber olacaksýn” demiþ. Buradaki doðum ve ölümün ne olduðunu çok düþündüm. Ve sonunda þöyle bir sonuca vardým: Eðer bende olan bir isme uygun olarak hareket ediyor ve o ismi ortaya çýkarabiliyorsam, doðmuþ oluyorum. Yani


eðer bende merhamet ismi varsa ve bu ismi Allah’ta olduðu gibi ortaya çýkarabiliyorsam bu doðumu hem yaþýyorum hem de hissediyorum. Yani “Hayy” oluyorum. Bendeki isme aksi bir hareket yaptýðýmda ise bir huzursuzluk hissediyorum ve bunun akabinde mânevî olarak ölmüþ oluyorum. Örneðin eðer bende sabýr ismi varsa ve ona buna kýzýp baðýrýyorsam içimde bir huzursuzluk ve bir sýkýntý ortaya çýkýyor. Bu sýkýntýdan dolayý da Allah’ýn her an yeni bir þanla diriliþini idrak edemiyorum. Bu idraksizlik da beni ölü kýlýyor. Ölü olduðum zaman da hayattan almam gerekenleri alamýyorum ve hep bir alacaklý durumunda kalýyorum. Alacaklý durumda kaldýðým için de ölüm korkusu yaþýyorum, çünkü alacaklý durumda olduðum bir yeri terk etmek istemiyorum. Eðer ismime uygun yaþadýysam her an Allah’ý ve onun güzelliklerini idrak edebiliyorum. Bu da bende mânevî bir tatmin saðlýyor. Hem bir doyuma ulaþýyorum hem de gerçek anlamda “Hayy” oluyorum. Böylelikle ölüp bu dünyadan gitme konusunda bir sýkýntý yaþamýyorum. Çünkü “Hayy”, yani diri olduðum için bedenimin ölmesinin bende bir deðiþiklik meydana getirmeyeceðini biliyorum. Bununla beraber eðer dünyayý bir yemek sofrasýna benzetirsek, doyduðumdan dolayý tatmin olduðum için o sofradan kalkmak bende bir sýkýntý yaratmýyor ve ölüm korkusu ortaya çýkmýyor.

Yaþadýðýmýz deneyimler de gerçekten “Hayy” olmuþ olanlarýn bu dünyadan gitmekle ölmediklerini, bilhassa varlýklarýný daha da kuvvetli hissettirdiklerini ortaya koyuyor. Örneðin Sâmiha Anne’nin “Altýn Öðütler” yazýsýný girdiði bir dükkânda okuyan adamýn, birisini öldürmeye giderken bundan nasýl vazgeçtiðini ve dükkân sahibine “hiç kimse beni bu kararýmdan vazgeçiremezdi fakat bu yazý geçirdi” deyiþini, Hocam sýklýkla anlatýr. Hz. Ali bu hakikati anlatmak için ölümü kastederek “Siz bir de beni kýnýmdan çýkýnca görün” diyor. Yani gerçek Hayy olan için bu dünyada olmak, ölümden daha kýsýtlayýcý bile olabiliyor. Allah hepimizi dâimî Hayy kýlsýn inþaallah. Âmin!


Baþým gövdemle buluþtuðu gün öldüm. Ýlk vahyi duyduðumda da, Son hutbeyi verdiðimde de ölüydüm. Ne gören bildi acýmý, ne bilen erdi, Kimse duyamadý cesaret edip kýlýç sesini, Çâresizliðimi… Kerbelâ topraðýndan bir avuç yutsam iyileþir miydim? Ya aðlayan bir hurma kütüðü olsam affedilir miydim? Bilemedim, Yusuf’u önüme koyup ellerimi kesmeye devam ettim... Kimin için öldürüldüm? Uðruna baþ verdiðim baþ kimin? Günahýn en büyüðüyle mi sývanmýþtý mâsûmiyetim? Öyle ya, Kýlýcýn nakþýný iþleyen de bendim, Ýki ucunu kýldan ince bileyen de… Tam þahdamarýma lâyýk hale getiren bendim, Ve bendim ölüm döþeðine uzanan… Her þeye eyvallah da, Peki ya baþýmý gövdemden ayýran? Ya görünür ya görünmez, Ya ince ya saydam, Ya parlak ya ateþ, Ha þems ha güneþ… Gözbebeðimi esir alanýn tebessümü, Dillerimi iki parmaðýnýn ucuyla okþayanýn mârifeti, Geceden siyah saçlarýyla gözlerine sürme çekip, Nazar eylediðini evliyâ yapanýn rahmeti, Arþ-ý a’lâya eriþen günahýmý mý sevdi?


Ýsyan bayraðýný dalgalandýrýp, Aðýtla süslü mâtem türkülerine sýðýndým. Gizlendiði yüzlerin arkasýndan gülümsedi durdu, Hem üzüldüm hem kýzdým. Dört nala öfke koþtum hýrsýmdan, Çiçekleri ezdim, çimenleri suça boyadým… Nâfile… Gözyaþýnýn diriliði ile bir defa daha nefes almak için, Boynumu önüne uzattým… Bir günah þehrinin uslanmaz müptelâsýyým, Koca yokluk mâmûr olur ben yürüdükçe, Attýðým her adýmda iki yanýmda vücut bulur þehir, Ben dirildikçe ezan okunur, Ve sâlâ verilir öldükçe… Kabzasýndan nârince tutulmuþ bir kýlýç boynumla nikâhlanýrken, Mýhlanýrým Hayy olanýn iki kaþýnýn arasýna, yüzü görünür, Ve ben yine ölürüm þehâdet dileyerek. Ölürüm, “Hayye alel felâh” sesine dönerek...

Yavuz Celep


banu büyükçýngýl

ÖLÜM GÜZELDÝR...


Eskilerin dediði gibi kara kupkuru topraðýn altýna girmek midir ölüm? Yoksa Mevlânâ’nýn dediði gibi bir vuslat mýdýr? Herþey gibi ölüm de bakýþ açýsýna göre farklýlaþýyor, ya korkutucu bir son ya da Allah’la kavuþma âný olarak görülüyor. Ölümün iki zýt þekilde görülmesinin nedeni bizim hangi gözlükten baktýðýmýzla ilgili… Maddî gözlükle bakýnca ölümden korkarýz. Acaba cennete mi cehenneme mi gideceðiz? Cennete gidiyorsak iyi; evler, hûriler, gýlmanlar ve her türlü yiyecek-içecek var çünkü. Cehenneme gideceksek yandýk; günahlarýmýz bitene kadar cayýr cayýr yanacaðýz. Çok þükür ki ilâhî adalet bu kadar yüzeysel deðil. Elbette kuluz ve kusurluyuz ve birçok günahýmýz var. Yaptýðýmýz herþeyin karþýlýðýný burada görüyoruz. Günahýmýzýn farkýna varýp piþman olarak bir daha yapmama çabamýz cehennemde cayýr cayýr yanmaya eþ deðer olabilir. Veyahut yaptýðýmýz kötü þeyi düzeltme gayreti de affedilmemize sebep olabilir… Mânevî gözlükle bakanlarda ne cennet isteði ne de cehennem korkusu vardýr. Râbiatü’l Adevviye Hazretleri elinde meþale, “ben cenneti de cehennemi de yakmaya gidiyorum, onlarla meþgul olanlar yansýn kül olsun diye” diyor. Biz cennet ve cehennemle deðil Allah’la meþgul olursak iþte o zaman cennette oluruz. Çünkü Allah her yerde yani her yer cennet; aslýnda hayatýmýzý karartan ve cehenneme sokan biziz.

Sâmiha Ayverdi’nin son zamanlarýnda üzülen ihvânýna “Niye üzülüyorsunuz? Bu odadan çýkýp baþka bir odaya gideceðim” sözü, ölümü bir cümle ile ne kadar güzel anlatýyor. Tabiî Allah âþýklarý ölümü ayrýlýk olarak görmeyip Allah’la birleþme olarak görüyorlar. Onlar direkt Allah’ýn cemâlini görme þerefine nâil olanlardandýr. Dünyada hep Allah’la bir ve beraber olmanýn karþýlýðý da cemâline mazhar olmak olsa gerek. Onlar ne cenneti ne de cehennemi isterler. Onlarýn derdi Allah’a kavuþmak, onunla birleþmek ve onda yok olmaktýr. Hz. Mevlânâ da ölümü miraç hâdisesine benzetmiþtir. Hz. Pîr, Allah’ýn mânâsýndan dünyaya yani mülk âlemine düþüp çeþitli sýnavlarla nefsin mertebelerinden geçerek ölüm ile tekrar yükselip Allah’ýn mânâsýna geri dönmeyi anlatýr. Hz. Ýsa ise “iki kere ölmeyen melekûta giremez” demiþtir. Birinci ölüm, dünyada nefsin arzu ve isteklerinin ölmesidir. Ýkinci ölüm ise bedenin ölmesidir. Biz de inþaallah düþtüðümüz bu mülk âleminde nefsimizin arzu ve isteklerini öldürebiliriz. Böylece önce nefsimiz ölür. Sonra ise miracýmýza devam ederek nasibimizce yükselip biz de ölümü düðün gecesi idrakinde yaþarýz inþaallah. Âmin.


YÜZLEÞME

bulduðu mermi ile cam kýrýklarýný öfke, korku ve bize bir þey olmayýþýnýn þükrüyle süpürüþünü hatýrlýyorum.

Editörümüz her ay baþýnda -gelecek sayýya ait temamýzda bir deðiþiklik var ise- bizlere bilgi mesajý atar. Bu ay da bir deðiþiklik mesajý aldýk: Temamýz ölüm olacaktý.

Sevdiklerimi kaybetme korkusu çocukluðumdan miras kaldý. Ehh, vücudunda anlamsýz bir sivilce çýksa cilt kanseri teþhisini doktora gitmeden konduruveren aile geleneðinin taþýdýðý genleri de sayarsak ölümü en “korkulacak” mesele olarak bilinçsizce taþýdým yetiþkinliðime. Dualarýmý hep “Allah’ým bana ve aileme saðlýklý ve uzun ömür ver.” diyerek yaptým.

YÜZLEÞME

Ölüm… Küçüklükten beri kafamda belki de en çok çevirdiðim ama sanki yazarsam Pandora’nýn kutusunu açacakmýþým gibi çekindiðim konu karþýma çýkývermiþti iþte. Dünyayý duygularýn yönettiðine inananlardaným. Geçenlerde fark ettim de bugüne kadar yazdýðým her satýrdaki tarif, bir duygu üzerinden olmuþ. Peki, benim ölümle ilgili duygum neydi?

emine ebru

Hep söylerim: Yetmiþlerin çocuðuyum ben. Hayatýna ideolojileriyle anlam katmaya çalýþan tertemiz gençleri önüne katarak sürüklemiþ, sokaklarda eþkýyalýða soyunup masumiyeti evlerin içine sýkýþtýrmýþ teröre açtým gözlerimi… Hatýrladýðým ilk duygu korkuydu galiba… Ýlk hâtýralarýmda her akþam mûtat yaþanan elektrik kesintilerinde sebepsiz yere iþten birazcýk geç kalmýþ babamý endiþeyle bekleyen annem var. Mum ýþýðýnýn loþ aydýnlýðýnda dualarla kýmýldayan dudaklarýný ve korku dolu bakýþlarýný seçebiliyordum. Gecenin karanlýðýnda silah seslerinin yarattýðý korkuyu hatýrlýyorum. Sabah uyandýðýmýzda kardeþimle uyuduðumuz odanýn düzgün, yuvarlak bir hatla delinmiþ camýný ve annemin yerde

Sonrasý malum… Ezelden ebede gönlünde yer edebilmeyi Allah’tan niyaz ettiðim o büyük Sultan çýkageldi ve beni kendimle yüzleþtirdi: Ýlk “darbeyi”, korkunun aslýnda ne denli nefsânî bir duygu olduðunu öðrenince yedim. Korku nefsten geliyordu. Zîra mülkiyet duygusunu insan kendisine atfedince kaybetmeme gayretini de korkuya dönüþtürüyordu. Yani kendine bir varlýk biçmiþ oluyordu. Vesvese denilen duyguyu meþrebimin çok “doðal” bir parçasý gibi yaþarken aslýnda vesvesenin insanýn nefsiyle þeytan arasýndaki iþbirliðinden ibaret olduðunu anladým. O zamana kadar doðru sandýðým ne varsa bir bir yýkýlmaya baþladý. Hz. Ýbnü’lArabî’nin buyurduðu gibi yok olmaktan mý korkuyordum? Sanki varmýþým gibi… Ancak dinledim demek yetmiyor, duydum, öðrendim demek yetmiyor. Hâle dönüþtürmek gerekiyor, hem gayrette hem de hikmette nasipli olmak gerekiyor. Eli yeni kalem tutan, acemi bir öðrenci yanlýþ yazdýðý defterini


silmekte de acemi olur; ne kadar silerse silsin yenisi gibi yapamaz, eski yazýlarýn izlerini býrakýr. Benim öðretmenim sabýrla, özenle siliyor eski yazdýklarýmý: Ölümün güzelliðini anlatýyor her fýrsatta. Anlatmakla da kalmýyor, hayatýný koyuyor önüme; en yakýnlarýný uðurlarken gösteriyor ölüme olan tavrýný. “Âþýkýn, mâþukuna kavuþmasý nasýl kötü bir þey olabilir ki!” diyor. Ölmeye tâlip olmadan her dakikayý, her âný hizmet için, Yaradan’ý biraz daha tanýyabilmek için bir vesîle olarak yaþýyor; diðer taraftan mâþukuna duyduðu özlemi bastýramadýðý her hâlinden okunuyor, kavuþacaðý âný belli ki içi titreyerek bekliyor. Meselenin ölüm olmadýðýný, asýl korkulmasý gereken þeyin ölmeden önce ölme makamýna bu dünyada eriþememek olacaðýný gösteriyor bana. Bu dünyada sevdiðim her ne varsa âhirette onunla haþrolacaðýmý anlatýyor. O halde aslolan, içimdeki kayýp korkusu, yoksunluk korkusu, belirsizlik korkusu vs. tüm korkularý kapladýklarý gereksiz yerlerden koparýp atmak ve bu dünyayý daha diri yaþamak için gayrete soyunmak olacaktýr. Ben de bu gayrete soyundum þimdilerde… Ýþe dualarýmdan baþladým: Aþkýný niyaz ediyorum Allah’tan, beni nefsimin eline býrakmamasýný, varlýk iddiasýný terk edebilmeyi, O’na hizmet edebilmeyi, baþýma ne gelirse gelsin önce O’ndan râzý olabilmeyi diliyorum, ömrümün bereketini diliyorum... Amin…


KERÝM VAKFI


ÖLÜM GELDÝÐÝNDE Ölüm geldiðinde hazýr olacak mýyým efendim? Bana öðrettiklerinizi hal etmiþ Ölümün karþýsýna yüzü ak, sýrtý dik çýkabilecek miyim? Ölüm geldiðinde ona koþabilecek miyim efendim? Dünyayý bir kenara itip Cemal ile mest olup Ölümü kana kana elinizden içebilecek miyim? Ne varsa bu dünyada sevdiðim Bir an bile anmadan Sadece O’nun güzelliði ile sarhoþ Yok olabilecek miyim efendim? Azrail kapýdayken gülümseyebilecek miyim? Hangi þekilde gelecek bilmem Ama sadece ve sadece çok þükür diyebilecek miyim? Ölümün soluðunu yüzümde hissettiðimde Yeni bir gelin heyecaný ile kavuþmayý umut edecek miyim efendim? Ölüm geldiðinde, ve Azrail’in kýlýcýnýn keskinliðini hissettiðimde…. “Ýþte ben bir ömrü bu an için yaþadým” diyebilecek miyim efendim? Yeþim


bengü

ÖLMEYE UTANDIM Gözlerimi bir daha açmamak üzere kapatsam... Bilmem karþýmda sevdiðimin olduðu bir odada bulur muyum kendimi? Zaten O gel dese bu âlemde hiçbir þey beni durduramayacakmýþ gibi hissediyorum... Gözlerimi açýk tutmak kapatmaktan daha zor geliyor. Neden böylesin diye sorarsanýz, cevabý bu dünyanýn vefâsýzlýklarýnýn yorgunluðu diyebilirim ancak... Anladým ki þarkýlarda türkülerde söylenen acý dolu mýsralar, beyitler sadece edebî bir zevkle söylenmemiþ. Bu dünya hisseli harikalar kumpanyasý deðil! Hakikaten vefâsýzlýklarla dolu. En büyük vefâsýzlýk ise tuttuðun eli býrakmaktýr diyorum ben! Dostum dediðine gün gelip arkaný dönmektir... Buna hizmet eden en kuvvetli sebep ise çeþitli nefsânî dürtülerimiz. Ýnsanoðlu her zaman için kýskançlýk ve dedikodunun câzibesine kapýlýyor. Buna þaþkýnlýkla tekrar tekrar þâhit oluyorum. Her ne kadar konuþulanlar tanýdýðý ve emîn olduðu þahsiyetler olsalar da yine de duyduklarý onlarý hep cezbediyor ve bilmem nasýl bir hissiyâtýn dürtüsüyle

bunu sesli olarak tekrar etmek istiyorlar. Hatta bu tekrarýn onlarý zamanla durdurulamaz bir nefsânî istilâya sürüklediðini hiç farketmiyorlar. Bu dürtünün ne olduðu üzerinde uzun uzun muhakeme ettim. Çünkü bugün bu sevdiðim dostlarýmýn baþýna gelen yarýn neden benim baþýma gelmesin? Gaflet hepimiz için... Âcizâne vardýðým en mantýklý sonuç, çevremizdekileri küçültmenin, hatâlý olduklarýný zikretmenin bizleri büyüttüðünü, onore ettiðini zannediyoruz. Týpký terâzinin iki kefesi gibi.. Bir tarafý aþaðý çekince diðeri yükseliyor doðal olarak... Ama bu sâdece bizim hissettiðimiz hayâlî bir yükseliþ. Hakikatte ise en büyük hak olan kul hakkýný yiyoruz ve dilimiz bizi en karanlýk çukura çekiyor. Bu en basit ve süflî cezbeye kapýlmaktan Allah'ýma sýðýnýrým... Bugüne kadar þâhit olduðum en büyük vefâsýzlýðýn muhatabý olan O aziz baþýn, kendisini aþaðýlayanlar için duâcý olduðunu görmek bana O buradayken bu vefâsýz dünyadan gitmeyi dilemekten hayâ ettirdi. Ölmeye utandým...


ARALANAN KAPILAR ÜZERÝNE BÝR KEÞÝF Umut Alihan Dikel

“Öyle bir teslimiyetteyim ki mucizeler ile yaþýyorum.“ Böyle bir cümle duymak insanda öyle kapýlar açabiliyor ki.... Ýnsanýn, mekânda, zamanda ve bunlarýn sentezi olan durumda olmak üzere üç bilinmeyende bir an için teslimiyette olduðu düþünülürse o an yine bir andan ibarettir. Sanki bir adet resimdir. O an gönül, bir uyum içinde bulur kendini. Birin uyumu ile karþýlaþmýþtýr. Fakat gönül ritmi hâlâ dengesizdir. Nasýl, neden? Akýl almýyor. Dizginlenmeyen bir ritimsizlik… Doðaçlama müzikte yapýlan nota hatalarýnýn kulaða hoþ gelebilmesi gibi hayatta zuhur eden uyumsuzluklarýn oluþturduðu o uyumun da akla yakýn gelebilmesi dolayýsýyla birliðin uyumunu dinleme fikri edinilmiþti artýk. Bu fikir ile teslimiyette o gönül müziðini, o bülbülü dinlemek istemenin ne güzel olduðu fark ediliyor. O bülbüle hasret kalýnýyor âdetâ. Ýnsan deðiþebiliyor bu dalgalý denizde. Dinliyor çünkü. Ýnsana giriþ kapýsý dinlemekmiþ meðer... O taþan nehri dinlemek gönül için büyük bir safâymýþ. Ýnsanlarýn yüzlerinden, gözlerinden, sözlerinden gönülleri yansýyor, taþýyor âdetâ. Kanýn taþýdýðý her hücreye her an nüfuz ediyor gönül bir kere zaten. Ýçlerdeki herþey, böyle dýþarý taþýyor herkesten, her þeyden. Celâl ve Cemâle bürünüyor her yön, her taraf... Ölüm, tüm anlar için teslimiyetin hal olduðu böyle bir filmin de bitiþ sahnesi. Ölümden önce ölebilmek, gönüle, taþýdýðý can tohumuna canlanmasý için fýrsat tanýyabilir. Bir kere filizlendi mi, o cana artýk her yer gül bahçesi olur.


NE HABER? Cemâlnur Sargut Antalya Kitap Fuarýndaydý Antalya Konyaaltý Belediyesi tarafýndan düzenlenen ve bu yýl dördüncüsü gerçekleþen Antalya Konyaaltý Kitap Fuarý 16 Eylül 2013 tarihinde, “kitaplar yaþadýkça” sloganýyla açýlýþýný yaptý. Antalya vali yardýmcýsý Recep Yüksel’in konuþmasý ile açýlan fuarda mutasavvýf yazar Cemâlnur Sargut da yer aldý.

ümit gülbüz ceylan

Etkinlikleri ve söyleþileri ile birlikte büyük ilgi gören fuar, 21 Eylül Cumartesi günü Cemâlnur Sargut’u aðýrladý. Okurlarýyla buluþan Sargut’a ilgi büyüktü. Sabancý Kongre ve Fuar Merkezi’nde yapýlan söyleþide Sargut, Allah aþký, namaz, tövbe, sevap ve günah konularýna deðinirken Ýslâm dininin yaratýlmýþ her þeye deðer veren tek din olduðunu söyledi. Sargut ko n u þ m a s ý n ý n d e va m ý n d a a þ k kelimesinin açýklamasýný ve mânâsýný anlattý. Sargut’un okurlarýyla dolup taþan ve çoðu kiþinin ayakta kaldýðý salonda, nefsin mertebeleri ve Allah ile irtibâtý artýrmanýn yollarýný Sargut, þu cümlelerle anlattý: “Allah’tan gelen sýkýntý ve belâlara þükretmek ‘Allahým

bana merhaba diyor’ diye düþünmek gerekir. Her hâdisede Allah’a þükredin. Çünkü en büyük acýlarý ve sýnavlarý en sevdiðine verir. Hâdiselere bu gözle bakarsanýz her dâim mutlu olursunuz”. Cemâlnur Sargut, “iyisiyle kötüsüyle her þey bu dünyaya lazým. Ebu Cehil olmasaydý Peygamber’in güzelliði ortaya çýkmazdý” diyerek dinleyenleri teslimiyete çaðýrdý. “Ýslâm demek Allah’a teslim olmak demektir ” diyerek konuþmasýný tamamladý. Sargut, söyleþi sonunda okurlarýndan gelen sorularý da yanýtlayarak kitaplarýný imzaladý.


dekorasyon

duygu tükek aydýn

EVDE huzur


Ölmek ve yeniden dirilmeyi beklemek... Her sonbahar geldiðinde doðanýn bizden yavaþ yavaþ, sâkin sâkin ayrýldýðýný ve yeniden canlanmak için beklemeye baþladýðýný gözlemleriz. Doða, ölüme o kadar güzel ve zarif bir þekilde gider ki buna hayran olmamak mümkün deðildir. Hergün evimize geldiðimizde günün sýkýntý ve yorgunluklarýndan kendimizi kurtarýp, bir nevi dünyadan sýyrýlýp yeniden canlanmak için bir sonraki güne doðmayý bekleriz. Bu sonbahar dekorasyon fikirleri ile siz de evinize yeniden canlanmayý bekleyen doðanýn güzelliðini yansýtabilirsiniz.


SELÂMÝÇEÞMELÝYÂKUBÝ BABA

nefes alan tarifler

bisküvi toplarý


Malzemeler 150 gr. rondoda çekilmiþ Finger veya Petibör bisküvi 3 çorba kaþýðý kakao 1 paket vanilya veya 1 tatlý kaþýðý sývý vanilya 3-4 çorba kaþýðý light labne veya light krem peynir 100 gr. rondoda çekilmiþ fýndýk içi 3 çorba kaþýðý bal Süslemek için öðütülmüþ hindistancevizi

Yapýlýþý Hindistancevizi hariç tüm malzemeyi derin bir kap içinde elinizde iyice yoðurun. Eðer bu karýþým çok kuru olduysa biraz sývý yað veya labne ekleyin. Tadýný kontrol edin. Gerekirse biraz daha bal ekleyin. Daha sonra küçük parçalar kopartýp elinizde yuvarlayýn ve hindistancevizine buladýktan sonra düz bir tabak içine dizin. 30-45 dakika buzdolabýnda soðuttuktan sonra yiyebilirsiniz.

Âfiyet olsun.


görüþmek üzere...

i l e t i þ i m @ h e r n e f e s . c o m w w w . h e r n e f e s . c o m


Her Nefes - Ekim 2013 / Ölüm