Issuu on Google+

“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu OSMANLI DÖNEMĠ’NDE KAĞIZMAN TUZLALARI Meltem Aydın1 Özet Canlıların temel ihtiyaç maddeleri arasında yer alan tuz Türk kültürü içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten itibaren sahip olduğu topraklarda yer alan tuzlalara özel önem vermiĢ bu konu ile ilgili yasal düzenlemeler yapmıĢtır. YaklaĢık bin yıldır yemeklik tuz çıkarılan tuzlalardan birisi de Kağızman Tuzlasıdır. Osmanlı Devleti döneminde tuzlanın korunması ve güvenliğinin sağlanması hususu yetkilileri bir hayli meĢgul etmiĢtir. 1878 Berlin AntlaĢması ile Rusya’ya bırakılan topraklar arasında yer alan Kağızman Tuzlası Ruslar tarafından iĢletilmeye devam etmiĢtir. Rus iĢgalinin sona ermesiyle beraber tekrar Türkiye’ye bırakılan bölgede bulunan tuzla halen faaliyettedir. Anahtar Kelimeler: Kağızman, Tuz, Tuzla, Abstrac

Salt,which is basic need for humans,is also in the important place for the Turkish culture.Since the Ottoman Empire was founded,Ottoman Empire gave importance to the salinas which were in its lands and they made special legal arrangements for this subject.One of the salinas,where the salt for the food was extracted for about thousand years,is the Kağızman Salina.During the Ottoman Empire,authorized people were very busy with the subject of the protection and the security of the salinas.According to the 1878 Berlin Treaty,Kağızman Salina was left to the Russia so it was in the Russia's lands,and then Russia went on the running of the salina.The salina,which was left to the Turkey again after the ending of the Russian Occupancy,is still working.

Key words: Kağızman, salt, salina

1 Dr.Türk Kızılayı Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni.

1


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu Giriş Ġnsanlık tarihinin en eski besin maddelerinden birisi olan tuz, insan yaĢamının vazgeçilmez minerallerinden birisidir. Tuzdan tat verici özelliğinin yanı sıra gıda maddelerinin korunmasında da yararlanılmıĢtır. Sadece insanlar için değil diğer canlıların hayatî fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için de tuza ihtiyaç duyulmaktadır. Bir insanın günlük tuz ihtiyacı yaklaĢık olarak 10 gram iken, bir atın tuz ihtiyacı insanın tuz ihtiyacından beĢ kat, bir ineğin ise on kat fazladır. Tuz aynı zamanda sanayi de geniĢ miktarda kullanım alanına sahiptir. Heredot Tarihi’nde Dinyeper Irmağı’ndan bahsedilirken “Denize döküldüğü yerde uçsuz bucaksız tuz depoları vardır” cümlesinden M.Ö. V. yüzyılda bile tuzun önemli bir meta olduğunu çıkarmamız mümkündür (HERODOT,1973:245). Doğada tuz; Sıvı halde denizlerde ve tuzlu su kaynaklarında, katı halde ise kaya tuzu Ģeklinde bulunur. Kağızman’da yer alan tuz yatakları kaya tuzu yatağı olup Çankırı, Tepesidelik, Tuzluca gibi yataklarla birlikte en az bin yıldan beri iĢletildiği düĢünülmektedir (www.turkiyetuz.com/30 Nisan 2012). Tuz Türk kültürü içerisinde önemli bir yere sahipti. Eski Türkler tuzu mukaddes bir yiyecek olarak görürlerdi. Kırgız Türkleri “eğer yalan söylüyorsam, beni tuz vursun”Ģeklinde yemin ederlerdi. Söze Ģeker kattı sözünü Türkler, “sözünge tuz kattı” Ģeklinde ve sözünü tatlandırdı anlamında kullanırlardı (ÖGEL, 1985:317). Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig’de tuzu-ekmeği bol bol ikram etmeyi cömertlik; bunu yiyenlerin tuz-ekmek hakkına riayet göstermelerini ise vefakârlık olarak göstermiĢti. KaĢgarlı Mahmut “aĢın tadı tuz, o da çanakla yenmez” diyerek her Ģeyin yeteri kadar kullanılması gerektiğini anlatmak istemiĢtir. (BEZER, 2002:10). Sultan I. Ahmet, Celâlî isyanlarını bastırmak üzere Anadolu’ya gönderdiği Sadrazam Kuyucu Murat PaĢa ve yeniçeri ağası Halil Ağa’ya yazdığı mektubunda onlara hayır dualar ettikten sonra, isyancılar için: “anlar benim kullarım değillerdir, nân u nemeğim dahi anlara harâmdur” ifadesini kullanarak tuzu ekmek gibi bir nimet saymıĢtı (GAZÂNÂME-Ġ HALĠL PAġA, 2010: 141). Günümüzde de günlük hayatın içinde tuzla ilgili; “Tuza banma, çorbada bizim de tuzumuz olsun, tuzu kuru, ağzımızın tadı-tuzu kalmadı” gibi pek çok ifadeleri kullanırız. Osmanlı Devleti’nde Tuzlalar Ġklim Ģartları ve jeolojik yapısının elveriĢli olması nedeniyle Osmanlı ülkesi tuz üretimi bakımından zengin sayılabilecek bir potansiyele sahipti. Anadolu’nun pek çok yerinde tuz yatakları bulunduğu gibi, Rumeli ve Balkanlarda yer alan Osmanlı toprakları ile bağlı devletlerden Eflak, Boğdan, Transilvanya ve Raguza’da da tuz üretimi yapılıyordu. Tuz üretimi, nakliyatı ve ticareti dolayısı ile pek çok kesime iĢ imkanı sağladığı gibi önemli bir sermayeyi de harekete geçirmiĢti (GÜÇER, 1962-1963:81). Osmanlı Devleti kuruluĢ döneminden itibaren sahip olduğu tuzlaların üretimi ve ticareti ile yakından ilgilenmiĢ, konu ile ilgili çeĢitli düzenlemeler gerçekleĢtirmiĢtir. Tuzun üretim aĢamasından baĢlayarak dağıtıldığı aĢamaya kadar, depolama, nakliyat ve pazarlama safhalarında iĢlemler devlet eliyle ve bir tekel olarak yürütülmüĢtür (GÜÇER, 1962-1963:98). Tuzlaların hangi bölgelere tuz satabileceği devlet tarafından tespit edilmiĢ, bu bölgelerin dıĢında tuz satıĢına izin verilmemiĢtir. Ancak herhangi bir tuzlanın mahsulü, kendi bölgesinin ihtiyacını karĢılamayacak kadar azalmıĢsa, devletin izni ile civar bölgenin tuzlasının mahsulünün, bu söz konusu tuzla bölgesinde satıĢı söz konusu olabilmiĢtir (DEMĠRTAġ, 2004:3). Osmanlı Devleti’nde çeĢitli dönemlerde tuzla ilgili yasal düzenlemelerin yapıldığını biliyoruz. Bu konu ile ilk düzenleme XIV. yüzyılda Tapu Tahrir Kanununda yer alır (CĠHAN, 2003:100). Fatih dönemine ait olduğu tahmin edilen ancak kesin tarihi belli olmayan bir yasakname ise Aydın ili sınırları içinde kalan Meğri ve Bursa’nın Karacabey kazasına bağlı 2


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu Karasu Tuzlaları ile ilgilidir. Yine Fatih dönemine ait Karesi sancağı ile ilgili tek kanunname tuz yasaknamesidir. “Kızılca-Tuzla Yasaknamesi” olarak bilinen bu kanunnamenin birinci bölümü tuzla ile ilgili malî hükümler ve mirî arazide olan madenlerin hazineye ait olduğuna dair hükümler içerir. Ġkinci bölümde ise yasaknâme hükümlerine uymayanlar için uygulanacak cezaî hükümler yer alır. “Ve her kim gayrı yerden tuz getürürse dutub tuzın ve bargirin elinden alup tuzın suya döke ve yabana saça ve kendünün sakalın kese ve yüzüne kara dürtüb gezdüre, fi‟l-cümle yasağum neyse edüb hakkından gele” “ve dahi nâiblerine ve kethüdâlarına sipariş ederler ki, köyden köye yasak edüb kimesne Kızılca tuzı gelen yerlerden gayri tuz getürecek olursa, mezkur kuluma haber edeler, varub yasağum yerine getüre, getürenün ve satanun ve alub yapanun dahi hakkından gele, ve eğer haber etmeyecek olurlarsa mezkur kulum kendi varub bula, ol naibi ve kethüdâyı duta ve kapuma getüre ki, boğazından asduram, şöyle bileler.” Ġfadelerinden de anlaĢılacağı üzere yasaknamede yer alan cezaların “tuzun ve bargirin elinden alma” “yabana saçma” “sakalın kesme” “yüzüne kara dürtüb gezdirme” yanında ölüm cezası gibi ağır cezalar içerdiği görülür. Fatih kanunnameleri arasında “TavĢanlı Tuz Yasaknamesi” ve “Saruhan Vilayeti Tuz Yasaknamesi” de yukarıda verilen örneğe benzer uygulamalar ve cezalar yer alır (AKGÜNDÜZ, 2006:620-630). Tuz konusu ile ilgili yasakname ya da düzenlemelerin büyük çoğunluğu I. Selim (11512-1520), Kanunî (1520-1566) ve III. Murat (1574-1594) dönemlerine aittir. Konu ile ilgili bir çalıĢma yapan Ahmet Cihan tarafından tuzlalarla ilgili toplam elli altı kanunname tespit edilmiĢ bunlardan yirmi yedisinin Rumeli bölgesi, on sekizinin Anadolu, altısının Akdeniz ve Egede yer alan adalar, üçünün Arap vilayetleri ikisinin ise Kırım ve Kafkasya bölgesindeki vilâyet, sancak ve kaza ile o bölgelerdeki tuz üretim alanları ile ilgili olduğunu belirlemiĢtir (CĠHAN,2003:2,3). Osmanlı Devleti’nde 1862 yılına kadar, devletin tamamını içine alan genel bir tuz idaresinin olmadığını görüyoruz. Bu döneme kadar tuzlalar taĢrada mahalli yöneticilerle koordine edilmek suretiyle tuzlalardan sorumlu tuzla emini ve amillerinin baĢkanlığında oluĢturulan mahallî yönetimler eliyle idare edilmiĢlerdir(CĠHAN,2003:4). 1862 yılında ise tuz tekeli doğrudan rüsumat emanetine bağlanarak devlet eliyle iĢletilmeye baĢlanmıĢtır (BEYOĞLU,2004:202). Rüsumat emanetinin oluĢturulmasından sonra elde edilen gelir kağıt para ve bono karĢılığı olarak kullanılmıĢ ülkeye dıĢarıdan tuz giriĢi yasaklanmıĢtır. Üretimi denetlemek ve tuzu büyük partiler halinde aracılara pazarlamak için ayrıca çeĢitli bölgelerde tuz müdürlükleri kurulmuĢtur (SHAW, 1983:140). Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan tuzlaların yönetimi Erzurum Gümrük Müdürlüğüne bağlıdır. Osmanlı Devleti Dönemi’nde Kağızman Tuzlaları: Kağızman ve çevresi 1579’da Sultan III. Murat döneminde yapılan seferler sırasında Osmanlı hakimiyetine girmiĢtir. Erzurum’da kıĢlamak da olan Serdar Lala Mustafa PaĢa kendisine verilen talimat üzerine 1579’da Kars’a gelerek Kars kalesinin inĢa edilmesini sağlamıĢtır. Kars Kalesi imar edilirken bir taraftan da Keçivan, Kağızman, Ani ve Mağazberd Kaleleri inĢa edilerek üç ay içerisinde bölge ĢenlendirilmiĢtir (KIRZIOĞLU,1998:317). 1648’de bölgeyi ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnâmesi’nde Kağızman kalesi hakkında Ģu bilgileri verir: Aras nehrinin kıblesi tarafı tamamen Azerbaycan toprağı sayıldığı için burada yer alan Kağızman kalesi de Azerbaycan sınırındadır. Fakat Osmanlı eyaletidir. Kars eyaletinden ayrı bir sancak olup alaybeyisi çeribaĢısı, dokuz yüz askeri vardır. Ayrıca 3


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu dizdarı ve üç yüz kale askeri bulunur. Gelirleri tuzladan elde edilir. Kalenin batısında büyük bir tuzla ve kuvvetli madenler vardır. Benzeri az bulunan değirmen taĢı madeni Ġran’a, Erzurum’a ve baĢka memleketlere Kağızman dağlarından gider. Cerrahların Süleyman merhemi yaparak yaraları iyileĢtirmekte kullandıkları vire taĢı; kuyumcuların kullandığı böre ve berberlerin bileği taĢı olarak kullandıkları kayağan taĢı bu dağlardan çıkar. Ġki yerde altın ve gümüĢ madenleri vardır. Fakat masrafları gelirlerini karĢılamadığı için iĢletilmezler. (EVLĠYA ÇELEBĠ, 1986:638/639). “Kağızman Kalesinin Hacı Mehmed Camiinin evkafı olmayub imam ve müezzin vezaifleri olmadığından hidmeti lazımeleri muattal ve şem-i kanadil olmamakla cemaat-i müslimin küllî usret çekmeleriyle Hamza Hoca‟nın berat-ı şerif ile uhdesinde olan Kağızman memlehası malı faizinden Hasan‟a dört akçe imamiyye, üç akçe kayyume ve üç akçe revgan-ı sade virüb ve her sene mukataa-i mezburu zabt ve mal-i mirîsin teslim-i hazine ettikden sonra faizinden merkumlara tayin olunan vezâif tevcih olunub berat verilmek ricasına memleha-i mezbûre zabiti Hamza arz etti. Fi 18 Cemaziyelevvel 1101/1689” Yukarıdaki belgeden de anlaĢılacağı üzere Kağızman kalesinde bulunan Hacı Mehmed Camisi’nde ibâdetin sürdürebilmesi için gerekli kaynak Kağızman Tuzlasından karĢılanmıĢtır (ERĠM, 2004:244). Kağızman tuzlası XVI. Yüzyıl sonunda padiĢah hassı olarak iĢletilmekteydi. Bu dönemdeki yıllık vergisi 120.000 akçedir. (ERĠM, 2004:243). Osmanlı Devleti’nde XVII ve XVIII. Yüzyıllarda askere olan ihtiyaç artınca gönüllü alayları kurulmuĢtur. Ayrıca XVI. Yüzyılda imparatorluğun merkeze uzak topraklarındaki kalelerinde dizdar maiyetinde gönüllüyan adı altında teĢkilatlanmıĢ düzenli askeri birlikler bulunmaktadır. Bunların baĢlıca görevleri barıĢ zamanında kale muhafızlığı yapmak savaĢ zamanında savaĢa iĢtirak etmekti. Gönüllülerin amirine gönüllü ağası denirdi. Ağanın altında kethüda, katip, alemdar, çavuĢ gibi gönüllü zabitleri yer alırdı (ÖZCAN,1996:153). XVII. Yüzyıl sonunda Kağızman tuzlası Kağızman kalesi gönüllülerinin ocaklığı durumuna gelmiĢti. Tuzlanın ocaklık durumundayken vergisi 100.000 akçe olmuĢtur. Yıllık vergi kısa bir sürede 200.000 akçeye çıkarıldıysa da çok geçmeden 110.000 akçeye indirilmiĢtir. XVII. Yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti’nde iltizam yönetiminden malikane sistemine geçiĢ süreci yaĢanmıĢtır. Genel olarak küçük mukataalar malikane biçiminde satılmıĢ, daha sonra da bir kısmı, büyük malikane mukataalarına bağlanmıĢtır. Kağızman tuzlalarının malikaneleĢme sürecinde yönetiminin kime bırakılacağı, yıllık vergisi ve vergi tahsilatının ne Ģekilde gerçekleĢtirilmesi gerektiği konularında bir belirsizlik sürecinin yaĢandığı görülmektedir. Tuzlanın yönetimi 1696 yılında malikane olarak Ġbrahim Ağa’ya verilmiĢti. 1703 yılında ise 2.000 guruĢ muaccele ile Küçük Ahmet ve diğer Ahmet’e satıldı. Tuzlada bir yıl sonra yeniden yönetici değiĢikliği yaĢanmıĢ, 6000 guruĢ muaccele bedeli ve 2500 guruĢ vergi karĢılığı Lütfullah Ağa Kağızman tuzlasının yeni yöneticisi olmuĢtur. XVII. Yüzyılın sonunda tuzla ocaklık olmaktan çıkıp muaccelesi2 ve yıllık vergisi belli olan ve yönetimi Erzurum gümrüğüne bağlı mukataaya dönüĢmüĢtür (ERĠM, 2004:242-245). 22 Aralık 1719’da Kağızman tuzlasının yönetimi Ġshak PaĢazade Ġbrahim Bey’in elindedir. Kendisine gönderilen bir emirde tuzla gelirlerinden Van kalesi muhafızlarının bir senelik mevaciplerinin ödenmesi istenmiĢtir.(9 Safer 1132) (BOA:C.AS. 410/16928) Dönemin tuz müdürü ve tahkikât memuru tarafından hazırlanarak rüsumat emaneti dairesine teslim edilen 7.Cemazilyelevvel 1279/ 31Ekim 1862 tarihli bir belgeden anlaĢıldığına göre Erzurum eyaletinde toplam yirmi iki tuzla bulunmakta ve bunlar içinde 2 Muaccele: Mirî yani devlete ait iltizam ve mukataadan ya da taksitle satılan emlaktan peĢin olarak alınan para hakkında kullanılan bir tabirdir. (PAKALIN, 1993:550)

4


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu Kars sancağına bağlı Kağızman memlehası da yer almaktadır. Bu listede yer alan tuzlalardan elde edilen tuz miktarı tahkikat memuru olan Vehbi Efendi göreve gelmeden önce 60.000 kıyye (okka, dört yüz dirhem)3 iken, Vehbi Efendi göreve geldikten sonra 341.700 kıyyeye yükselmiĢtir (BOA. A.}MKT.MHM/248/40). Kağızman Tuzlasının yönetimi sırasında ortaya çıkan çeĢitli sorunların çözümüne iliĢkin tuz eminlerinin merkezdeki yöneticilerle yazıĢmalar yaptıkları bilinmektedir. Tuz almak amacı ile Kağızman’a gelen kervanlardan Kars’da bulunan yöneticilerin bac adı altında usulsüz para talep etmeleri bu sorunlardan birisidir. Ayrıca tuz eminleri ile kadı naibleri arasında da tuzla yönetiminde anlaĢmazlıklar çıktığı görülmektedir. Örneğin tuzla yöneticisi Ahmet Hoca Erzurum kadı naibi Ġsmail’in tuzlaya dıĢarıdan müdahale ederek tuzlayı zarara uğrattığından Ģikayetçi olmuĢtur. Bu durum tuzlanın önemli bir gelir kaynağına sahip olduğu ve bu gelirden pay almak isteyen yerel yöneticilerin iĢtahını kabarttığını ortaya koymaktadır (ERĠM, 2004:244). Kağızman Tuzlası ile ilgili olarak XIX. Yüzyılın ikinci yarısında tuzlanın güvenliğinin sağlanması ve aslî memleketleri Revan olduğu halde tuzla çevresine yerleĢerek, tuzlaya tasallut eden ahalinin bölgeden uzaklaĢtırılması ile ilgili tedbirler alınması hakkında yazıĢmalar yapıldığı görülmektedir. Erzurum eyaleti dahilinde bulunan tuzlaları teftiĢ etmekle görevli Mehmed Vehbi Efendi, 1279/ 1862 yılında Kars Sancağı dahilindeki Kağızman’a gelerek tuz çıkarılan Karaköse, Karakale, Bulanık, Balavezir ve Akçay adındaki yerleri gezdikten sonra Kaza Müdürü ve Meclis azalarından buralarda kıĢlamak için bulunan ahalinin tuz memlehalarına yaklaĢtırılmaması hatta bunların baĢka mahallere yerleĢtirilmelerini istemiĢtir. Ayrıca tuzlaların güvenliğini sağlamak üzere görevlendirilecek memurlar için odalar yapılması gerektiği belirtmiĢtir (BOA;Ġ.MVL, OO474_0124_001_001). Mehmed Vehbi Efendi yaptığı teftiĢ sonucunda alınması gereken önlemlere iliĢkin Erzurum valisini de bilgilendirmiĢ ve vali tarafından Kars Kaymakamlığı’na tuzlalar civarında bulunan eĢkiyanın kaldırılması yolunda talimat verilmiĢtir. Ancak talimattın üzerinden yedi sekiz gün geçtiği halde bir geliĢme olmayınca, Mehmed Vehbi Efendi tarafından durumu meclis-i vâlâya bildirmiĢtir. Ayrıca tuzlaların güvenliği için dokuz yerde kale inĢa ettirilmesi gerektiğini ve bunların tamamının 25.000 guruĢa tamamlanabileceğini bildirmiĢtir. Harcanacak bu meblağın hiçbir zaman ziyan olmayacağını da ifade etmiĢtir. Gümrük Emanetinin 24 Rebiülevvel 1279 /19 Eylül 1862 tarihli meclis-i vâlâya havale edilen bir kıta tezkiresinden anlaĢıldığına göre tuzlaların korunması için 25.000 guruĢ masrafla yapılmasına karar verilen kaleler ve binaların yapılmasına derhal baĢlanması gerektiği hususunda gerekli emirlerin mahalline bildirilmesi istenmiĢtir. Ancak sadaret makamınca söz konusu harcamalar 10.000 guruĢ ödenek tahsis edilebileceği, fazlasına ihtiyaç duyulursa tekrar izin alınması gerektiği cevabı verilmiĢtir. (BOA;Ġ.MVL, OO474_0124_002_001/ 004_001/005_001). Kağızman meclisinden 20 Nisan 1863 tarihinde Kars livası mutasarrıfına yazılan mazbatada büyüklüğü dolayısıyla Kağızman Tuzlasının muhafazasının mevcut asker sayısı ile mümkün olamayacağı açıklandıktan sonra, tuzla muhafazasında görevlendirilmek üzere aylık 300 guruĢ maaĢla bir kır serdarı4 ve 155 guruĢ maaĢla dört süvâri ve 100 guruĢ maaĢla piyade görevlendirilmesi talep edilmiĢtir. Kars Livası Meclisi tarafından bu talep sadrazama arz edilmiĢ ve “memâlik-i mahrûsa-i şâhânede kâ‟in memlehaların tasallut-ı eşkiyadan muhâfazası zımmında ma„âşları memlehalar hâsılatından tesviye olunmak üzere” denilerek görevlendileceklerin bütün masraflarının tüm Osmanlı ülkesinde olduğu gibi burada da tuzla 3 (kıyye(Okka:1864/1.3016 kiloya denk geldiğini belirtmiĢtir. Kallek,2007: 338) 4 Kırlarda ve yollarda eĢkıyanın takibine ve emniyet ve asayiĢin muhafazasına memur olan zabıta memurlarının baĢı.(PAKALIN, 1993:271)

5


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu gelirlerinden karĢılanacağı belirtilmiĢtir. (BOA. ĠMVL.00487_022077; BOA. MVL. Dosya No: 649/24). Kars sancağında bulunan Kağızman Tuzlasının muhafazası için inĢa olunması kararlaĢtırılan kaleler ile görevlendirilecek zabıtanın artırılması konusunda dördüncü ordu müĢirinin Kars kaymakamlığı vasıtasıyla Bab-ı Ali’ye gönderdiği ve rüsumat emaneti tarafından meclis-i vâlâya havale olunan tezkireye 10 ġevval 1281/8 Mart 1865 tarihinde meclis-i vâlâ tarafından verilen cevaptan anlaĢıldığına göre; dördüncü ordu müĢiri tuzlanın muhafazası için daha önce yirmi dört zabıta görevlendirmesi ve dokuz kale yapılması gerektiği konusunda karara varıldığını ancak bu görevlendirmelerin yapılması ve kalelerin inĢa edilmesi halinde bile tuzlanın büyüklüğü nedeni ile güvenliğinin sağlanamayacağı dolayısıyla zabıta sayısının kırk sekize kale sayısının ise on ikiye çıkarılmasını teklif edilmiĢtir. Bunların masraflarının karĢılanması için de mevcut ödeneğe kırk beĢ bin guruĢ daha ilâve edilmesi gerektiği belirtilmiĢtir. Rüsumat emaneti tarafından görevlendirilen Erzurum Duhan Müdürü Hasan Bey ile katiplerden Arif Efendi’nin yerinde yaptıkları keĢif sonucunda tuzla bölgesinde yalnız on bir kalenin inĢasının lüzumlu olduğu, bunların masraflarının 13.565 guruĢ tutacağı ve memurların ikamet etmeleri için yapılacak binalar içinde 10.000 guruĢ ödeneğe ihtiyaç duyulacağı ifade edilerek toplam masraf 23.565 guruĢ olarak tespit edilmiĢtir. MüĢir tarafından inĢa edilecek olan kalelere birer merdiven ve üzerlerine birer siper yaptırılması halinde hepsinin 30.000 guruĢ masrafla tamamlanacağı teklif edilmiĢtir. On bir kaleden dokuzuna eskiden olduğu gibi ikiĢer ve tuzlanın Rusya hududuna yakın olan Akçay ve Deliler mevkilerine yapılacak kalelere ise Kağızman dağlarının sınırında asker kordonu yer almadığından dörder nefer piyade yerleĢtirilmesi, ayrıca bölgedeki aĢiretlerin yaylaklarından dönme mevsimi olan Nisan baĢından Kasım ayı sonuna kadar sekiz ay müddetle 6 nefer süvarinin seyyar surette bölgede gezdirilmesi ve ayrıca 5 nefer piyadeyle beraber toplam 36 neferle muhafazanın temin edilebileceği belirtilmiĢtir. Meclis-i vâlâ tarafından kale sayısının on bire ve zabtiyelerin geçici ve daimi olmak üzere otuz altıya çıkarılması için ihtiyaç duyulduğu belirtilen 45.000 guruĢ keĢif bedeli yüksek bulunmuĢtur. Bu iĢ için daha önce ayrılan 25.000 guruĢa 5.000 guruĢ daha ilâve edilerek kalelerin inĢası ve zabtiye istihdamının toplam 30.000 guruĢ bedelle, mahallî yetkililer tarafından yerine getirilmesi, harcamalar yapılırken keĢif bedelinden daha aĢağı yaptırılmasına özen gösterilmesi bilhassa istenmiĢtir. Ayrıca tuzla civarında yerleĢmiĢ olan taifenin bu bölgeden uzaklaĢtırılarak asıl memleketlerine gönderilmeleri yolunda daha önceden alınmıĢ olan kararların gereğinin yerine getirilmediğinin anlaĢıldığından bahisle bunun biran önce uygulanması gerektiği emredilmiĢtir (BOA, MVL Dosya No: 695/50; BOA, ĠMVL. 00528/23684). Kağızman Tuzlaları civarında yerleĢmiĢ olan ve tuz çaldıkları iddia edilen ahali ile ilgili olarak Osmanlı arĢiv belgelerinde daha baĢka kayıtlara da rastlamak mümkündür. Bunlardan birisi de Kağızman Ġdare Meclisinin 3 Cemaziyelahir 1279 /26 Kasım 1862 tarihli Kars vilayeti kaymakamlığına gönderdiği karardır. Buna göre civarda yerleĢmiĢ olan ahalinin bölgeden uzaklaĢtırılmaları yolunda mahalli yetkililere daha önceden talimatlar verildiği, ancak kıĢ Ģartları sebebiyle ahalinin periĢanlık çekebileceği düĢünülerek, kararın yerine getirilmesinin bahara ertelendiği ve bu süre içersinde ahali ileri gelenlerinden tuzlalara zarar vermeyeceklerine dair taahhüt alındığı anlaĢılmaktadır (MVL Dosya No: 697, Gömlek No:37/1). Kağızman Tuzlası civarında bulunan ahalinin bulundukları yerden kaldırılması ile ilgili olarak 23 Recep 1281/ 22 Aralık 1864 tarihinde Tuzlalar MüfettiĢi Vehbi Efendi tarafından rüsumat emanetine gönderilen raporda ahalinin bu civardan uzaklaĢtırılmaları için baharın beklenmesi ve kendilerinden tuzlalara zarar vermeyeceklerine dair alınan taahhüt ile ilgili olarak, Kağızman Kazası Müdürü’nün müsamahakar davrandığını, bahar gelince 6


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu ahalinin eskiden olduğu gibi bölgede yaĢamaya devam ettikleri, kıĢ geldiğinde ise aynı gerekçelerde kendilerine izin verildiği belirtilerek, kaza müdürü değiĢtirilmeden tuzlanın korunması sorununun çözülemeyeceğini ifade edilmiĢtir (MVL Dosya No: 697, Gömlek No:37/2). Rüsumat emaneti, Kağızman kaya tuzlası civarında kıĢlaklar oluĢturmuĢ olan ve tuzlaları gasptan uzak durmayan ahalinin bölgeden uzaklaĢtırılması ve asıl yerleĢim merkezleri olan Revan’a gönderilmesi için Kars Sancağı Kaymakamlığı’na verilen 21 Rebiülevvel 1279/16 Eylül 1862 tarihli emrin yerine getirilmediğinin anlaĢıldığından bahisle, ahalinin bölgeden uzaklaĢtırılmasının ancak kaza müdürünün görevden alınması halinde mümkün olacağını sadrazama arz etmiĢtir. Bu yapıldığı takdirde tuzlaların muhafazası için otuz altı zaptiyeye ihtiyaç kalmayacağı ve bunlara ödenen paraların ortadan kalkmasıyla tuzla masraflarının azalacağı ifade edilmiĢtir (MVL Dosya No: 697, Gömlek No:37/3). 18 Safer 1282/13 Temmuz 1865 tarihinde meclis-i vâlâ tarafından, Kağızman ve çevresinde bulunan ve tuzlalara zarar veren ahalinin en kısa zamanda asıl memleketleri olan Revan’a gönderilmesi için, Dördüncü Ordu MüĢirliği ile Kars Mutasarrıflığı’na talimat verilmiĢtir (MVL Dosya No: 710, Gömlek No:32/1,2). Yukarıdaki belgelerden anlaĢıldığına göre Kağızman Tuzlaları civarına yerleĢen ve tuzlalara tasallut eden ahalinin bölgeden uzaklaĢtırılması hususu, bu dönemde devleti oldukça meĢgul etmiĢtir. Bir yandan alınan güvenlik önlemleri ile bu ahalinin tuzlalara zarar vermesi engellenmeye çalıĢılmıĢ, diğer yandan ahalinin bölgeden uzaklaĢtırılması suretiyle güvenlik sorununun kalıcı biçimde çözülmesi planlanmıĢtır. Ancak gerek kaza müdürü ve tuzla memurları gibi yerel yöneticilerin duyarsız davranıĢları, gerekse merkezi hükümetle yapılan yazıĢmaların zaman alması nedeniyle sorun bir türlü ortadan kaldırılamamıĢtır. Aynı dönemde Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik Ģartların da bu sorunun çözümsüz kalmasında etkili olduğu muhakkaktır. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nde mali buhran had safhaya çıkmıĢ, Sultan Abdülaziz tarafından sadrazamlık makamına getirilmiĢ olan ve Fuat PaĢa tarafından bütçeye yeni gelir kaynakları bulunması için çalıĢmalar baĢlatılmıĢtır. Fuat PaĢa diğer memleketlerde tuz üzerinden yüksek vergiler alınmakta olduğuna iĢaret ederek, devletin mirî mülkü olan tuzlalardan önemli gelirler sağlanabileceği görüĢündeydi. (KARAL, 1977:227,228) Bu gelirleri artırma düĢüncesi tuzlalardan kaçağı önlemek amacıyla yeni tedbirler alınmasını gerekli kılarken, devletin içinde bulunduğu mali sıkıntılar da alınacak önlemlerin en az masrafla yerine getirilmesini gerektiriyordu. Meclis-i Vâlây-ı Ahkâm-ı Adliye, rüsumat emaneti idaresinden kendisine gönderilen bir tezkire üzerine Kars sancağı kaymakamlığına bir irâde göndererek Ġran ve Rusya tuzunun Osmanlı topraklarına girmesini önlemek için Kars’dan Hakkari hududunun sonuna kadar daha önceden oluĢturulması kararlaĢtırılan kordonun aktif hale getirilmesi için derhal harekete geçilmesini emretmiĢtir. Ayrıca ecnebi tuzunun gelme vakti olan bahar aylarının yaklaĢması sebebiyle gerekli tedbirlerin alınması hususunda bölgedeki dördüncü ordu müĢirliğine durumun bildirilerek gereğinin yapılması istenmiĢtir (19 Zilkade 1281/15 Nisan 1866) (BOA, MVL, Dosya No: 693/50). Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan tuzlalar Osmanlı-Rus iliĢkileri üzerinde de etkili olmuĢtur. XIX. Yüzyılın ilk yarısında özellikle kuzey-batı Kafkaslarda tuza duyulan ihtiyacın artması sonucunda Osmanlı Devleti ile Rusya arasında bir nüfuz mücadelesi ortaya çıkmıĢtır. Osmanlı Devleti ihtiyaç duyulan tuzun eksikliğinin giderilmesi yolunda tedbir alırken Rusya ticari faaliyet adı altında bölgede etkili olmayı amaçlamıĢtır. Osmanlı Devleti’nin 1829 Edirne AntlaĢması ile bölgeden tamamen çekilmesi ile tuz Rusya ile yöre halkı arasında mücadeleye konu olmaya devam etmiĢtir (AYDIN, 2005:60). Muhtemeldir ki bu adım ile Kafkasya’nın kuzeyini ele geçirmeyi baĢaran Rusya’nın yeni hedefi Kafkasya’nın güneyindeki Kars, Ardahan, Batum bölgesi olmuĢtur. 7


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu Tuz gelirleri 1881 Muharrem Kararnamesi ile Duyun-ı Umumiye Ġdaresi’ne devredilmiĢtir. Ancak Evliye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) 93 Harbi olarak bilinen 187778 Osmanlı-Rus SavaĢı sonucunda imzalanan Berlin AntlaĢması ile Rusya’ya bırakılmıĢ ve 1918 yılına kadar Rus iĢgali altında kaldığı için bu dönemde tuzlaların iĢletme ve yönetimi de Rusya’nın kontrolu altındadır. Kars askerî valisi General Tomiç’in Kafkasya genel valisine 28 Aralık 1888 tarihinde gönderdiği bir yazıdan anlaĢıldığına göre Kağızman Tuzlası Zahariy Canpoladov tarafından iĢletilmektedir ve Osmanlı Devleti sınırları içinde yaĢayan soyguncu çeteler sınırı gizlice geçip bölgede faaliyet göstermektedirler (BADEM, 2010:77). Kağızman Tuzluca ve Oltu’daki tuz madenlerinin iĢletmeye devam eden Ruslar vali Franklin’e göre Kağızman tuzlarının satıĢından Osmanlı döneminde elde edilen gelirin iki katı gelir elde ediyordu. Üstelik tuzun satıĢ fiyatı da Osmanlı dönemindeki kilogram fiyatının yarısına satılıyordu. Bu durum Candan Badem tarafından Rus idaresinin daha çok tuz çıkardığı ya da satıĢlarda daha az fire verdiği Ģeklinde değerlendirilmiĢtir (BADEM, 2010:188). Kağızman ve Oltu Tuzlalarının 1879-1903 yılları arasında tahakkuk eden vergi harç ve gelirleri aĢağıdaki gibidir (BADEM, 2010:198,199):

1879

1882

1885

1888

1892

1899

1903

8.600

11.570

28.500

1.921

46.200

34.750

34.750

Kağızman’ın Türkiye sınırlarına yeniden dahil edilmesinden sonra tuzla faaliyet göstermeye devam etmiĢtir. 1927 yılında tuzlanın üretim kapasitesi 2340 tondur. 2002 yılı itibariyle bu miktar 6807 tona yükselmiĢtir. (KODAY v.d, 2004:180) Sonuç Kağızman Tuzlası tahminen bin yıldır faaliyet göstermektedir. Kağızman’ın Osmanlı hâkimiyetine girmesinden itibaren önce padiĢah hassı, daha sonra ocaklık, malikâne olarak iĢletilen ve 1862’de oluĢturulan rüsumat emanetine bağlanan tuzlalar, iĢletme ve güvenlik ile ilgili çeĢitli problemler yaĢanmasına sebep olmuĢ olmakla beraber bölgede iĢ gücü imkânı sağlaması ve ekonomik hareketlilik kazandırması açısından önemlidir. Osmanlı Devletinin izlediği politika gereği, Kağızman tuzlalarından çıkarılan tuzlar bölge ihtiyacının karĢılanmasında kullanılmıĢ olmalıdır. Bu araĢtırmada ele aldığımız arĢiv belgeler daha çok tuzla civarında yerleĢmiĢ ve tuzlaya zarar veren eĢkıyanın bölgeden uzaklaĢtırılması, tuzlaların güvenliğinin sağlanması ve bölgeye Rus ve Ġran tuzunun giriĢin engellemesine dair alınması gereken önlemlere iliĢkindir. Tuzlanın iĢletilmesi ile ilgili defterlerin, muhasebe kayıtlarının ve diğer belgelerin ortaya çıkarılıp incelenmesi halinde tuzlaların üretim kapasitesi, istihdam imkânları, tuzun dağıtımı ve pazarlanması, Osmanlı ekonomisine katkıları somut biçimde ortaya konulabilecektir. KAYNAKÇA  Akgündüz, Ahmet, (2006), Osmanlı Kanunnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri, I.Kitap, Osmanlı AraĢtırmaları Vakfı, Ġstanbul.  Aydın, Mustafa, (2005), “Batı Kafkaslarda Stratejik Bir Madde:Tuz (1800-1857)”, Türk Kültürü Ġncelemeleri Dergisi, Ġstanbul, Sayı:13, s.49-60.  Badem Candan, (2010), Çarlık Rusya’sı Yönetiminde Kars Vilâyeti, Birzamanlar Yayıncılık, Ġstanbul. 8


“Osmanlı Dönemi‟nde Kağızman Tuzlaları” GeçmiĢten Geleceğe Her Yönüyle Kağızman Sempozyumu (24-26 Mayıs 2012) Kafkas Üniversitesi Kağızman Meslek Yüksekokulu  Beyoğlu, Süleyman, (2004), “Osmanlı Devletinde “Tuz”a Dair Bazı Problemler (19141923)” Tuz Kitabı, Kitapevi, Ġstanbul. s.201-207.  Bezer, Gülay Öğün, (2004), “Selçuklular Zamanında Tuz”, Tuz Kitabı, Kitapevi, Ġstanbul. s.208-215.  BOA. A.}MKT.MHM/248/40;  BOA.Ġ.MVL OO474_0124_001_001/002_01/004_001/005_001.  BOA.Ġ.MVL 00487_022077.  BOA.Ġ.MVL 00528/23684.  BOA. MVL. Dosya No: 649/24.  BOA. MVL. Dosya No: 693/50.  BOA. MVL. Dosya No: 695/50.  BOA. MVL. Dosya No: 697/37-1,2,3.  BOA. MVL. Dosya No: 710/32/1,2.  Cihan, Ahmet, (2003), “Osmanlı Kanunnamelerinde Tuz ve Tuz Kültürü”, Türk Dünyası AraĢtırmaları Dergisi, Ġstanbul, S.147. s.99-105.  DemirtaĢ, Mehmet,(2004) “Osmanlı Devletinde Tuz Üretimi ve Dağıtımı”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C. 3, Sayı: 1, 23-28.  Erim, NeĢe (2004), “18. Yüzyılda Erzurum Tuzları”, Tuz Kitabı, Kitapevi, Ġstanbul. s.241-247.  Evliya Çelebi Seyahatnamesi, (1986), C. I-II, Üçdal NeĢriyat, Ġstanbul.  Gazânâme-i Halil PaĢa 1595-1623 (Tahlil ve Metin), (2010), Haz. Meltem Aydın, Marmara Üniversitesi Türkiyat AraĢtırmaları Enstitüsü, YayınlanmamıĢ Doktora Tezi.  Güçer, Lütfi, (1962-1963), “XV –XVII. Asırlarda Osmanlı Ġmparatorluğu’nda Tuz Ġnhisarı ve Tuzlaların ĠĢletme Nizamı”, Ġstanbul Üniversitesi Ġktisat Fakültesi Mecmuası, C. 23, No:1-2. s.81-145.  Herodotos, Herodot Tarihi, (1973) Remzi Kitabevi, Ġstanbul  Kallek, Cengiz, (2007), “Okka”, Türkiye Diyanet Vakfı Ġslâm Ansiklopedisi, C.33, Ġstanbul, s.338-339.  Karal, Enver Ziya, (1977), Osmanlı Tarihi, C.VII. ,TTK, Ankara.  Kırzıoğlu Fahrettin (1998), Osmanlıların Kafkas-Elleri’ni Fethi (1451-1590),TTK, Ankara.  Koday Saliha., Zerrin Karakuzulu, Cemal Sevindi (2004), “Kağızman (Kars) Kayatuzu Tuzlası”, Atatürk Üniversitesi, Doğu Coğrafya Dergisi, Cilt 9, Sayı.12, 167-187.  Ögel Bahaeddin, (1985) Türk Kültür Tarihine GiriĢ, C.IV. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  Özcan Abdulkadir, (1996) “Gönüllü”, Türkiye Diyanet Vakfı Ġslâm Ansiklopedisi, C.14, Ġstanbul, s.152-154.  Pakalın, Mehmet Zeki, (1993), Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü II, Millî Eğitim Basımevi, Ġstanbul.  Shaw Stantford, Shaw Ezel Kural, (1983), Osmanlı Ġmparatorluğu ve Modern Türkiye, C.II, E yayınları A.ġ. Ġstanbul.  (www.turkiyetuz.com/30 Nisan 2012) 9


Meltem aydin kağızman tuzlası (bildiri) (3)