Issuu on Google+

1927-1991


S o n Ş İİR İM E lim birine de ğsin Is ıta y ım üşüdü yse B o ş a g itm e s in son s ıc a k lığ ım ! Ataköy, 1991


Rıfat İlgaz Bütün Şiirleri


Çınar Yayınları B ütün Şiirleri / Rıfat İlgaz ISBN 9 7 S - 3 4 8 - 171 - 3

2. Basım İstanbul. Ağustos 200-4

Editör Yardım cısı: l Itku Erişik Kapak Tasarını: Nilgiin İlgaz B ask ı: A li R ıza B a sh m G ü zel S an atlar M atb aası . l.Ş. Yenibosna, D eğirm enbahçe. Cad. N o: 5.9 B alıçelievler - İstan bul Tel: 0212 5 0 3 5 8 40 © Ç ın ar Y ay ın ları. 2002 T ü m vavın h a k la rı saklıdır.

Ç ın ar Y ay ın ları Rıfat İlgaz K ültür M erk ezi Ç a ta lçe şm e So k . 50 -i C ağ aloğ lu / İstanbul T el: 0 212 5 2 8 71 4 0 -4 1 -4 2 Fax: 0 2 1 2 5 2 8 71 43 w w w cin ary ay İncil ik .c<>nı w w w .rifatilg az.in fo w w w .rifatilg az.o rg w w w .h a b a b a m sin iii.o rg rinar<!4ana rv ay in cilik .co m


Rıfat İlgaz

BÜTÜN ŞİİRLERİ 1927 -1991

Yayına Hazırlayan Aydın İlgaz

ın a r


RIFAT İLGAZ'IN ŞİİRİ

SERVER TANİLLÎ Bugün de, okurlardan çoğunun gözünde, Rıfat İlgaz, büyük bir mi­ zah ustasıdır ve başta da Hababam Sımfı'nın yazarıdır. Bu değerlendirmede, gerçeğin elbette büyük payı var: Rıfat İlgaz, çağdaş Türk mizahının önde gelen birkaç yazarından biridir; Haba­ bam Stmfı da, onun o alandaki ustalığının simgesidir. 40'lı yılların ikinci yarısındaki ünlü 'Markopaşa serüveni'nde pişmiş ve olgun­ laşmış kalem, 1959'da yayımladığı o eserle, aynı zamanda çağdaş mizahımızın bir şaheserini koyar ortaya. Rıfat İlgaz, sözkonusu eserle, mizahın o büyük gücüne dayanarak, yani güldürerek, Tür­ kiye'deki eğitim düzeninin bir eleştirisini yaparken, ülkemizde okul sıralarından geçmiş hemen hemen herkesin anılarına da tercü­ man olur. Bu eserin onca şöhret kazanmasının, tiyatroya ve sinema­ ya da aktarılmasının altında yatan da budur. Ama bir yanlışı da düzeltmek gerek: Rıfat Ilgaz, mizah, roman ve öykülerinde başka çarpıcı örnekler de ortaya koyarken, 1969 yılın­ dan başlayarak, mizah dışı öykü ve romanlar da yazdı: Özellikle, içinden çıkıp geldiği Karadeniz bölgesinin insanlarının yaşamları­ nı -yeni ve gerçekçi bir dille- anlattığı Karadeniz'in Kıyıeığında (1969), Halime Kaptan (1972), Karartma Geceleri (1974), San Yazma (1976), Yıldız Karayel (1981) hiç unutulmamalı. Sonra yazarın, alanında birer belge niteliğini de taşıyan anılarını; ayrıca çocuk edebiyatına katkılarını da gözardı etmemeli. 7


Ne var ki, Rıfat İlgaz'a bakarken, asıl düzeltilmesi gereken yanlış şudur: Yazarımız, -mizah içi ya da mizah dışı olsun- nesirdeki us­ talığından önce, şair ve büyük bir şairdir. 1940'ların ikinci yarısın­ da, olgunlaşmış, şiirinin çarpıcı örneklerini kitaplaştırmış bir şair­ ken mizah yazarlığına yönelmesi, biraz da yaşam koşullarının zor­ lamasıyla olmuştur. Nitekim, edebiyata da şiir kapısından girmiştir Rıfat İlgaz. 1940'lı yıllara varıldığında, bir ateş çemberi ile çevrili ve sosyal so­ runların burgacında kıvranan Türkiye'de, Cumhuriyet şiirinin üç büyük odak noktasından biri olan 'millîci şairler', kuru bir yurt gü­ zellemesinin sığlığı içindedirler; ikinci odakta Yahya Kemal, 'Hül­ ya tepeler, hayal ağaçlar'la oyalanmaktadır. Üçüncü odağın başın­ daki Nâzım Hikmet, büyük bir çığır açmıştır ve düzeni sorgula­ maktadır. Ne var ki, tehlikeli bir iştir yaptığı ve o yüzden toplumla ilişkisi koparılmıştır, hapishanededir. İşte bu ortamda, genç şairlerin bir bölümü, 'Garip çizgisi'nde, şairanelikten uzak, 'küçük adam'ın sorunlarına eğilirken; '1940 Kuşa­ ğı' adını alacak bir başka bölümü, Nâzım Hikmet'in açtığı yoldan ilerleyerek bir başka şiir dünyası yaratırlar: Sosyal yanı ağır basan 'toplumcu gerçekçi' bir şiir anlayışıdır bu. A.Kadir, Niyazi Akıncıoğlu, Ömer Faruk Toprak, Suat Taşer, Cahit Irgat, Mehmet Kemal, Arif Damar gibi şairlerin oluşturduğu topluluğun en önemli adla­ rından biri de Rıfat İlgaz'dır. Nedir özellikleri Rıfat İlgaz'ın kurduğu şiir dünyasının? 1940 öncesinde, bireysel duyarlıklara, üstelik heceli-uyaklı biçim­ lerle bağlı şair, 40'lı yıllarda, çevresindeki dünyayla, bütün çelişme­ leri içinde yüzyüze gelir. Savaş yıllarının daha da ağırlaştırdığı ko­ şullarda, işçisi, köylüsü, dar gelirlisi ve yoksuluyla çileli bir yaşamı bölüşen insanlardır gördüğü sanatçımızın; o yaşamın içinde, onun daha da yakından tanıdığı okul, hastahane, sanatoryum ve cezaevi çevresidir. Şair de, ister istemez, soyut insandan acı çeken, ezilen somut insana çevirecektir bakışlarını. Bu, temalarını belirlerken, şi­ irinin biçimini de değiştirir. Dil, gitgide yalınlaşır, açık ve akıcı bir nitelik kazanır. Tanıdığı çev­ relerin insanlarını, onların duyguları, özlemleri ve çelişkilerini, yi­ ne onların diliyle yansıtır şiire; yerine göre halk deyimlerinden de yararlanır şair. Toplumsal çelişkilerin -üstelik- ayyûka çıktığı bir ortamda, şairin, sosyal acılara sözcülük ederken, yergici olmamasına imkân var mı? Ne var ki, yapıcı bir yergidir bu ve bir yerde daha güzel bir dünya­ ya olan umuttan da kopuk değildir. Öyle bir dünya için kavgaya ve

8


direnişe açıkça çağrıda bulunduğu da olur şairin; ama bunu yapar­ ken, hiçbir zaman sloganlaşmaz dili ve sanatın gereklerine ters düşmez. Bizzat kendisi ağır politik baskılar altındayken bile, ayak­ ta kalmayı sürdüren, acılı ama yaşama direncini yitirmeyen ve kav­ gayı elden bırakmayan bir sestir onunki. Çağdaş şiirimizin de en onurlu seslerinden biri... Şu seslenişten etkilenmez olabilir misiniz? "Kaldır başım kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yumruk ol Karayeller başına indirmeden çatım Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabıtk ol" Ünlü şiirlerinden birinde, 'Parmaklığın Ötesindeıı'de, şair, "İnsanları alabildiğine sevmeyi bırakmazlar yanına" diye başlar. Gerçekten de öy­ le oldu; sanatçımız, "suçun kendisinde olmadığını" bilse de, özgürlü­ ğe düşman güçler onun da ömrünün beş buçuk yıldan fazlasını, demir parmaklıkların arkasındaki karanlıkta çaldılar. İşte Yarenlik’le (1943) başlayan, sonra Sınıf (1944), Devam (1953) ve arkasından gelen kitaplarında süren; her menzilde kendini aşan; toplumun olduğu kadar sanatın da nabzını tutup özde ve biçimde en yeni açılımlara kadar izleyerek özümseyen bir şiir serüveninin bilançosu! Çekinmeden söylemeli de: Nâzım Hikmet'in arkasından, Türki­ ye'de 'İnsan Manzaraları'nı Rıfat İlgaz'dan daha hünerli sürdüren ve zenginleştiren bir başka şair çıkmadı, diyebiliriz. Çınar Yayınları, Rıfat İlgaz'ın şiir kitaplarını, daha önce tek tek ye­ niden basıp okurların önüne koymuştu. Şimdi, onları bütün olarak bir kitapta topluyor yayınevi. Büyük bir hizmettir yaptığı. Akan za­ manın edebiyattaki yasasıdır: En başta şiiri eskitir. Bu satırları yaz­ madan önce, şairimizi yeniden okudum. Eskimeyen bir şey var Rı­ fat İlgaz'da. Gerçekliğin sürgit haklı çıkarmasında mı aramalı onu; yoksa şairin duyarlığında ve 'yürek işçiliği' dediği sanatsal gücün­ de mi? İkisinde birden, diyeceğim. Güzel okumalar dileyerek... Strasbourg 1 Ocak 2003

9


KİTAPLARDAN ÖNCESİ (1927 - 1940)


Bedbaht bir aşığın defterinden SEVGİLİMİN M EZARINDA Issız yollar içinde düşünceyle gezerken, İçimdeki sızıyı bu yolla da sezerken, Dimağımı m azinin hâtırasında ezerken, O harap m ezarınla yine mi karşılaştım!.. Üstündeki topraklar yoğrulm uş, külçeleşmiş, Zam anın pençeleri yer yer çukurlar eşmiş, Yoksa beni arayan nazarların mı deşmiş? Yine sükût bulm ayan denizler gibi taştım. Mezarını kaplayan bu çiçekler ne solgun!.. Üstündeki benekler gözlerinden de dolgun. Yaşadığın son günler hayatım kadar olgun, Bu coşkun yaşayışa sen öleli alıştım. Her gece uğraştığım hayal şenindir ey kız! Kalbimde parlam adı başka aşk, başka yıldız. Söyle m ezarcığın da kalbim kadar mı ıssız? Ölüm kadar mı basit!.. M âbed kadar mı sessiz!.. (6 Temmuz 1927)


RÜZGÂR Alnına satır satır seneler dizilince, Bulutlar enginlerin hududunu aşacak. N edam et süzülecek gözlerinden bir gece, Başında ümitsizlik rüzgârla dolaşacak. Döneceksin, çehrende kararan bir üzüntü, Günlerin derinleşen acısı içerinde. Saçlarında yılların kederinden bir örtü, Döneceksin, nedam et yanarken gözlerinde. Anladım, dinmeyecek artık bu deli rüzgâr, Sen bu akış önünde yanacak söneceksin. Ümitsizlik, üzüntü ve sonra hatıralar, Yollarında eserken bir sabah döneceksin. (Ç ığır, 1937)


MANASINI KAYBEDEN SIR Bir korkudur bakışlarımda eksilen zaman, Gün bitm eden bu ukte çözülsün inzivamda. Hırçın temaslardır, aynalarda halkalanan, Raksetmede iç içe günlerce hafızamda. Munis tedailer ki renklerle fısıldaşır, En m üphem haüram yanar alnımda kederle. Hâlâ başım da manasını kaybetm eyen sır, Dökmekte ıtrim rüyam a yaseminlerle. Bir şarkı halinde sükûnu bekleyen kıyı, Versin nasibini akşamlar içinde ruha. Yok bir şikâyetim, fakat ne renk ne rayiha Dindirmiyor bu düğüm den gelen sıkıntıyı. (Ç ığır, 1938)


ZAM ANIN UNUTTUKLARI Başıboş dalgaların kum lar üzerinde İlk ışıklarla yaydığı çakıl taşları. Gümüş dallarını ümitsiz günlerinde, Havuzlarda unutan zeytin ağaçları. Tek başına mavi ufukların bir ucunda, Gecelerin düşürdüğü sabah yıldızı. Kokular, bahardan alçalan sızı. Unutulan renkler ki hazan bulutunda. Keder, alnımızda günlerden inen buğu Nedamet, akşamların bıraktığı rüzgâr. Hafızam da geçen zam anın unuttuğu, Mesut saatlerden unutulm uş hatıralar. (Çığır, 1938)


M EVSİMLERLE BERABER Açılır kuş sesleriyle uykular, Gelir son müjde beklenen sabahtan. İlk uyanışım dan izler taşıyan Ve rüyam ı hatırlatan kokular. Göklerde ışık ve şarkıdan kuşlar, Gezdirir kanatlarında meltemi. H ülyam a karışan hududa kadar G ötürür bakışlarında neşemi. Ümitler fecrinden avare öm rün Bir havadır ki yükselir fezama. H enüz tatm adığım arzularla, gün Dal uçlarından alçalır dünyam a. Silinir altın ışıklarla boşluk, Dağılır üzüntü yorgun başımdan. A çar fidanda ansızın tom urcuk... Sen misin, m evsim mi gülen saksımdan? (Çığır, 1938) 17


AKIŞ Zam an bir çığlıktır ki, dalların uçlarından Bir boşluğa karışır kurum uş yapraklarla Bir gün bulutlar gibi ufkun bir kenarından Ben de çözülür m üyüm bir serseri rüzgârla? Birleşince ansızın yolum uz bir sınırda Beni katar mı dersin önüne deli rüzgâr? Sonra maviliklerde izimi bırakır da Bir lahza dinlenir mi bu çılgınca akışlar? Sıyrılıp ufukların daralan çemberinden Ben de dolaşır mıyım, aynasında suların? Geçer m iyim bu öm rün aşılmaz çöllerinden Rüyası olur m uyum asırlık uykuların? Anladım ne zam andır bu dinm eyen fırtına, Beni de gezdirecek bulutlarla önünde. Atılmış bulacağım ıssız bir dağ ardına Kendimi, bu akışın en çılgın bir gününde.


IŞIKLAR Işıklarla değişen bir gölgedir düşüncem Nabzım da her saniye ayrı bir his atmada. Günlerim bir vehimdir, bir ihtiras her gecem, Yoksa gün içimde mi artık doğup batm ada? Renklerin oyunudur harelenen, içimde Ne farkı var başımın gün gören bir menşurdan? Süzülür hülyalarım ayrı ayrı biçimde En tatlı rüyalarım dökülür o billûrdan. İçimde benliğimden başka bir akış var ki Zam an bile bu hıza nedense dar geliyor. Gittikçe derinleşen bu çılgın ışıklar ki Gün görm eyen öm rüm ün ufkuna yükseliyor. 19


HÜLYALARIM Kan ağlıyor güneşin battığı yerde zam an Işıklar gözlerim in önünde boğuluyor Akşamla şu dağların arkasına uzanan Solgun hülyalarımın üstüne gün doğuyor.


BİR MEVSİM BAŞLARKEN Yeşil bir gölge gibi alçalırken ufuklar Rüyalar seriliyor kuş uçm az yam açlara Dalları bulutlara karışan ağaçlara Bir mevsimi diziyor kıpkızıl tomurcuklar. Görüyorum dalların arasından baharı Şimdi karşım da coşkun renklerin izleri var Işıkların kaynaşan durgun denizleri var Ve başım da m evsim in tutuşan bulutları... Işıklar bir akıştır dökülür üzerimden Coşkun çağlayanlarla köpürür derinlerde Hülyalarım kuşlarla dolaşır enginlerde M evsim yağm ur halinde boşanır gözlerimden. Yıllar düğümlenirken şu canlanan dallarda Görürüm sevincimin ışığa kandığım Duyarım halka halka genişleyen baharda Yeşil kıvılcımlarla arzum un yandığım.


A D IM L A R IM M esa feler çekiyor b en i h er g ü n ken d in e U za klard a y o lu m u b ilm e m b e k le y e n mi var? Beni de sü rü k lü y o r şim d i d erin liğin e Yollar, rü y a la rım d a u cu k a y b o la n yollar. Ü s tü m e bu lu tların alçalsa da gu ruru Y ü rü y o ru m ö n ü m d e karanlıklar, u çurum ... İçim yorg u n g ec en in gözleri k a d ar duru B u gözler v arlığ ım a g ö m ü lü , y ü rü y o ru m . B ilm e m hangi ik lim d e çiçeklen di b a h a rım Y ollarım o m e v s im in g eç er mi g ü n e şin d en ? İşte sü rü k lem ek te y o k lu ğ a a d ım larım Beni bir gölge gibi g id e n lerin peşinden.


ERİYİŞ Gölgemi kucağında eriten geceleri Doldururum önüm de açılan boşluklara. Sabahsız bir akşamın başlar işkenceleri. İçimi karanlığın çarklarına takarım Geniş maviliklere gölgelere akarım Ö m rüm ün şeridini sererim ufuklara. Gözlerim kapanırken bir dönüm noktasında Alırımı dayarım da buz kesilen m ermere Tek başıma kalırım rüyam ın ortasında. Silinen şekillerin akşam son nefesidir, Geceler gölgem izin yaldızlı kadehlere Damla dam la dökülüp sonra erimesidir. 23


GÖZLERİNDE AKİSLER İçimde bir nağm e var ufukların sesinden... Sıyrılsam vücudum un bir gün çerçevesinden Damla dam la karışsam çam ların kokusuna. Yorgun kartallar gibi bir sabah dönsem geri M artılara bıraksam lacivert enginleri Sonra dalsam dizinde bir bahar uykusuna. İklimleri çevirse genişleyen hududum İçsem bakışlarından geceyi yudum yudum Damla dam la erisem o ılık gözlerinde. Gel, şimdi önüm üzde alevlensin ufuklar Derin bakışlarına dizilsin sonsuzluklar Kendimi seyredeyim karanlık gözlerinde. 24


DAĞLARDAN Güneş bile çıkamaz burda dik yam açlara Rüzgâr takılır kalır asırlık ağaçlara Burda kartallar bile parçalar kanadını. Kim baktı şu dağlara gözleri kararm adan Şu sırtlara kim sürdü, titrem eden atını Yol alanlar döndüler bir menzile varm adan. Uzun bir yalnızlıktır dolaşan dağdan dağa Burda zam an kök salar fidan gibi toprağa Asırlar dallanır da boşlukta halkalarur. Burda sükût uzanır bir uğultu halinde Yam açlardan dam layan suların hayalinde Dağların, denizlere hasreti dalgalanır. 25


KAPILAR Menzilinde çözülm eden hasret Son durakta belirdi intizar, Karardı mesafeler nihayet. Kapılar, kapılar! Söndü arkam da dağların sesi, Yandı karşımda özlenen diyar... Yıkılsa sükûtun abidesi... Kapılar, kapılar! Hülyam ın alçaldığı beldeye Kervanımı geçirm iyor duvar. Ö m ür yeter mi beklemeye? Kapılar, kapılar! Yollarıma indi gecenin sükûtu İsteklerime hız veren rüzgâr... Gün kararm adan geçsem hududu. Kapılar, kapılar! 26


DÜŞÜNM EK Uzak ve m eçhul iklimlerin, Henüz tatm adığım sihirli m eyvasında İmkânsız saadetlerin m ey vasim düşünmek... Sakin ve m esut bir gecenin ortasında Olgun hazların m uhayyel cennetini düşünmek... Ilık tem aslarla sıyrıldığını uykuların, Düşünmek hayatın dallarda başlangıcını. H ülyam a kök salan zeytin ağacını, İlk uykum a örtülen akasyaları, Altında, unuttuğum rüyaları düşünmek... Düşünmek, çölü devreden çıngıraklardan Tevekkülün uzun akislerle güldüğünü. Cenup akşamlarındaki içli melalin Çatlak ve sabırlı dudaklardan Yorgun bir şarkı halinde döküldüğünü. Davetli bakışların ihtirasını, Kendi hududum uzda başkasını düşünmek... 27


İçimden her geçeni anlatan dudakları, Günahlarıma örttüğüm ırmakları, Yelkenimi gözleyen kıyıları, Uzakları, uzakları, uzakları düşünmek... Düşünmek, ne olduğunu giden günlerin, Tasımızın dam la damla dolduğunu... Ve benzimizin bir gün gelip solduğunu, Döküldüğüm üz okyanusları düşünmek. Yılların verdiği susuzluğu ruhum uza, Yatışmayan ihtirası düşünm ek bir lahza. Dar çemberinde yok olduğum uz anları, Bir anda yarattığım ız uzun zam anları Yaşanılmamış beyaz saatleri düşünmek... (Oluş, 1939)


MEVSİM SONU Kayboldu rüyam ızın dışarda benzeri, Kalmadı hatırası sularda dalların. Geçitler kapandı, bulutlar darm adağın, Vermeden m eyva, karardı nar çiçekleri. Söndü mü, akisleri yüzlerde sevincin? Yok, eski cıvıltılar aşina seslerde. Nerde, cöm ert elimle beslenen güvercin? Bir bekleyişten ürperen boş kafeslerde. Bir müjde getirm ez oldu uzaktan artık Alnımda harelenen büyülü ışıklar. U çurdu leyleklerini asırlık çınar, Üç mevsim in yıkandığı göller bulanık. (Oluş, 1939) r\r\


ÖĞLEÜSTÜ Ağırlığını yağm ur bulutlarının Suyun serinliğinde dağıtsam , Düşüncemi dostların güler yüzünde. Niçin uzak geçiyor kuşlar? Beklediğim meltemi götürüyorlar, Kanatlarında, denizaşırı. Niçin alnımda açılmıyor, Yelpazesi kanatlarının? Ah, dikili bir ağaç gibi kaldım Gün ortasında. A ğaçlar kendi gölgesinde Uykuyla geçirir günlerini. Gene bırakm ıyor peşimi yorgunluk. Onu başım da gezdiriyorum , Yüzüm de, yüzüm ün çizgilerinde Bu böyle sürüp gidecek Dinleneceğim güne kadar. Sonunda geceyi rahat geçireceğim. (Servetifünun-Uyanış, 1940)


AÇLIK Doym uyor gözüm bu renk bolluğunda, Hâlâ iç yüzünü seyretmek istiyorum Şafaklara açılmış camların. Definelerim gizli kaldı Alacakaranlığında uykunun. Kilitli bütün sevgilerim Manası çözülm eyen tebessümüne, Dudakların ki akşamların arkasındadır. Kimse bahsetm iyor kendisinden Avuçlarımın anladığından fazla. Beklediğim m evsim ki kozasındadır. Herkes kendi asmasının altmda Ve çok uzaktadır uzandığım dallar. (Servetifünun-Uyanış, 1940)


O BA H ÇELER Kİ Islak cam larına örtülen bulutların, U zak düşüncelerle unut serinliğini. Düşün, tek başına gezindiğin bahçeden, Kuşlarım ürküttüğün dalların, Çit üstüne sarkarak seni beklediğini. O bahçeler ki, m erm er havuzlarında, Artık ne ses, ne gölge taşımaktadır. Bütün güzel şeyler ve sevdiklerin, Kokular, çiçekler kadar uzaktadır. O bahçeler ki cenup kuşlarına, Dağıtırdı taze yemişlerini. Hatırla şimdi ocak başında Onların ansızın gidişlerini. Bu ümitsiz kış akşamlarında, Ilık sabahların tahayyülüyle susmaktasın. Vaktiyle hülyanı dizdiğin dalların Alevlerinde ısın! (Çığır, 1940)


SON I Bıraktılar y a stığ ım ın altına S o n davetiyem i. P ek vakitsiz oldu, farkın dayım . H en ü z k o p a rd ığ ım y em işlerin P işm e m iş kızıllığı ağ zım d a Ve dilim de b u ru k lu ğ u . Bu, ışık b a y r a m ın ın son günüdür. H e n ü z y ü k s e lm e d e n b ir zafer çığlığı A ydınlığın ötesin d e, gitm eliyim ; H er z am an k i gibi b ir b aşım a. N e y o lu m belli, ne reh b er isterim, H an gi d ald a top lanacaktır bilinm ez Arılar, kov an ı terk ed e n arılar. H angi d ald a salkım salkım. 33


II Karardı m avi bir atlas üstün e P a rm a ğ ım la çizd iğim m anzara. Soldu, karan lığın sü zü ld iiğ ü yaprak. H üzü n lü old u arıların Saksısını son ziyaret. N e h av a y a m in n e tim kaldı ne suya Lezzeti u n u tu lm u ş aydınlığa Ç ektim perdeleri. (S e rv e tifü n u n -U y a n ış, 1940)


K A S A B A M IZ M artıların d ü şü rd ü ğ ü t o h u m d a n Filizlendiğine in a n d ığ ım k a sa b a m ız Yosun kokardı evleri Çarşıları m id y e kokardı Çekirdeği çöld e n gelen m escitin Boy attığına şaşard ım Bu deniz yüklü h avad a N ed en se gelişe m ed i bir türlü En şirin verine dikilen i j İrili ufaklı m e z a r taşları Belki de ölüler b ö y le istiyor. (1940)


Yarenlik (1943)


B U SA A TTE P encereler b iz im d ir b u saatte, u y k u m u z u işçilere b ıraktık u y a n d ırm a y ın erk e n kalkacakları. Sah ibiyiz b u saatte denizin, g ö k y ü z ü n ü g e n iş le tm e k elim izd e çık m az yıld ızlar sö z ü m ü z d e n . H erkes y a ta ğ ın d a n m e m n u n b u saatte, her za m a n k i z iyaretin d e ölüler - d ü ş ü n m ü y o ru z onları şimdilik-. B a şk a şeyler d ü ş ü n ü lü r bu saatte, daha açık b a h s e d ilir y aşam aktan . 39


A YN A K A R ŞIS IN D A

Yabancı değiliz şüphesiz kadehlerin müjdelediği serinliğe, bu akşam da içelim kendimiz için. Böyle bitmesini istemezdik günün bir beklediğimiz vardı aydınlıktan. Gün sonudur yabancı kalmayalım huylarını değiştiren eşyaya. Gel, değm eden birbirine ellerimiz, sen günlük işlerinden konuş, ben sana masallar anlatayım gelecek günlere dair, Sonunda anlaşırız dostum, gecemiz beraber geçecek nasıl olsa hele gün silinedursun yüzünden! 40


Ş E H İR K E N A R I N D A N K im lerin işi arkasın d asın k im d e n gelir e k m e k p aran? B ek ler a k şa m olu n ca o d a n d a acıkm ış m an galın . K alsın keten m en d ilin d e y o rg u n lu ğ u günlerin. M a n g a l b a şın d a d ü ş ü n ü lü r külrengi gem ilerin g ö z ü n d e n k a çırılm ış y o lc u lu k Mısır'a, m e v sim lerin ölm ed iği m em le k ete. Erir sac m a n g a lın d a u z u n ve so ğ u k geceler; ne k a p ın d a b ek le d iğ in g ö rü n ü r ne p en c ere n d e isted iğin a y d ın lık ... Yalnız açtığın k a h v e falında bir m isafir g ö rü n ü r u zaktan , gelir ağzınd a m ek tu p la kuşlar.


Y A R E N L İK G ü n ü m ü z ü gün e tm e k için şöyle bir d em le n e lim deriz, dert olur bize, m ey h a n ecin in ka za n ç vergisi ve G arson N uri'nin N ü fu stak i işi... Tatlı tarafından a ç m a k isteriz Sö z döner, dolaşır işten el çektirilm esine d ay an ır d o k u z nüfuslu G ü m rü k ç ü 'n iin . İkinci şişede, kızını b a şg ö z e tm ek için hayırlı kısm etler araştırır, H eyb eli'd e yatan oğluna, çıkar çık m a z iş b u lu ru z bir d ikim evin d e. En k ü ç ü k kızını b izim kah v en in gediklisi b ir arkad aş tavsiyesiyle yazdırırız yatılıya.


-H ep tanırız M a a rif'tek i M ü rteza E f e n d i y i . . . H er K alem d ön ü şü, orta şekerli k a h v e içer bir de se rm a y e sin e nargile-. Şişeler, irili ufaklı şişeler, saf saf dizild ik çe karşım ıza, sen, boşta g e z e n Ali B e y e İn h isa r'd a iş b u lu rsu n , y ah u t Ş e k e r Fab rikası'n d a . Ben se kızın ın yaşını d üzeltir çık a rm a d a n kâğıtlarını askıya bir gü n iç in d e k ıyd ırırım nikâhını B elediye tahsildarı A h m e t'le ... -Temiz ç o c u k tu r doğrusu-. Bir m iras işin d en sonra E v k a f t a n a y rılan N iyazi'ye bir m a tb aa açtırır, başlarız g a zete ç ık a r m a y a ... Kalem i k u v v etlid ir N iyazi'n in b a şm a k a le yazabilir, sen gönü l işleriyle uğraşır, b en se sü tu n sahibi olurum , d ü n y an ın gid işin e b a k m a d a n h av ad an s u d a n k o n u ş m a k için! H er ay m e k te b in yolun u n eden se d eğ iştiren Reşat'ın, 1932'den k a lm a m e sk e n bedelini, h em en bir istida ile B olu 'd a n aldırıverirsin. G irm işk en işler yolun a b ıra k m a y a g e lm e z arkasını. H ele sen g a rs o n a seslen b ir şişe d ah a getirsin, sonra k a p atsın şu ra d y oy u sırası mı şim d i ajansın!


M ERHAMET İşte gittiğimiz günler alacakaranlıkta, kimseyi rahat yatağında uyandırmadık. Bizi uyutmadıkları çok oldu çaylarında, nişanlarında, zorla caz dinledik, kızmadık, mezhebi geniş insanlarız, yine vaktinde bulunduk iş başında. Yorgun döndüğüm üz akşamlar arabasında yer gösteren oldu, utandık türkülerini söylemekten. Nafakamızı sattılar önüm üzde, sakladılar yağımızı, peynirimizi, rızkımızdan para kazandılar hoşgördük. Gün oldu nar gibi kızarmış ekmekleri bekleyen tezgâhtarı bile kıskanmadık. Nar mı yetiştirmedik kavak ağaçlarında -hem de kafamız kadar-. Bir koyundan üç deri çıkardık, minnete geçmedi. Acıyan bulunmadı değil halimize gazetelerde kaldı merhametleri, kitaplara geçti; bizim m erham etimiz lâfta kalmayacak!


İŞT E B Ö Y L E A Z İZ İM Sen in le s a n a to ry u m d a tanışm ıştık, -o g ü n ler b ir türlü u n u tu lm u y o rne tatlı sigara içerd ik b iliyor m u s u n h em şirelerd en saklı? Sonra, bir y o lc u lu k ta n b a h s e d e r gibi u z u n u zu n ö lü m d e n kon u şu rd u k . G elm ed iğ i için ö d e n e ğ in o gü n lerd e az kaldı tabu rcu ed eceklerd i seni; so n u n d a p a ra b u lm u ş tu n y a tm a y a lâkin z a m a n b u la m ad ın . -Bir gü n çıkarsın d iye adresini de alınıştım-. H a n i v a k tin d e g itm ed in değil, kötüleşti d ü n y a n ın hali, en güzeli işin peşin d e ço lu k ç o c u k b ırak m ad ın . K ış geliyor, karakış ne so ba var, ne bir d irh em o d u n işleri so rarsa n eskisin d en sıkı ve ald ığım ız para m alû m ! Ya şa m a k z o r azizim, sağ o lsa y d ın eğer nasıl b u la ca k tın her gün, sütü, taze y u m u rtay ı, pirzolayı? Ç o k şü kü r b u n lara k alm ad ı ihtiyacın, B iz hâlâ ö ğ re n e m e d ik senin k a d a r olsun, etsiz ekm ek siz, parasız p u lsu z yaşam ayı!


S O N S İG A R A

Çöpçü Alımet 'e Yekpare cam la rın arkasın d a so ğu ğa y a ğ m u ra karşı gülen kalın paitolu m a n k e n le r... Birbirinizi sü zer tepeden tırnağa karşılıklı g ü lü m sersin iz! Teki aylık ka z a n cın ı geçen bir çift ayak k ab ı k arşısın d a, kötü şeyler dü şü n m ezsin , b içim in e h ayra n lıktır d u y d u ğ u n , u n u tu rsu n su içinde yü zen ayaklarını. Böyle g itm ez ya b u işler, g ü n gelir bir baltaya sap olursun. K apısının ö n ü n d e sü p ü rge salladığın o kara göz lü yü istersin anasın dan . Ş im d id e n gü v e y lik g ö m leğ in seçilmeli, bir de k ırm ızı b o y u n b a ğ ı ister B e le d iy e y e gittiğiniz gün. G e çm e y esin , o tatlı gü n lere dalıp da bir d ü ğ ü n sofrası k a d a r yüklü aşçı ca m ekân ların ı. Kim ne derse desin, b ir tavu k k ıza rtm ası ka rşısın d a yakılır, son sigara.


A L İŞ İM K a sn a ğ ın d a n fırlayan kayışa kaptırdın mı k olu n u Alişim! D a h a d ü n ö ğ le p a y d o su n d a n önce Zileli'n in gitti ayakları. Yazıldı o n u n da raporu: "İh m ald en!" G id en ler gitti Alişim , b o ş kaldı ceketin sağ k o lu ... H ad i k ö y ü n e d ö n d ü n d iyelim , tek elle sabanı k av ra san bile sarı ö k ü z g ü n görm üştür, an lar işin iç yüzünü! Ü z ü lm e A lişim , sab an a g e ç m e z s e h ü k m ü n A ğ a n ın d av arların a g e ç e r ... K im g ö re cek k e p e n e k altın da eksiğini kap ılan ırsın b oğazı toklu ğu na. V arsın d u v a rd a asılı kalsın b a ğ la m a n b ek le sin m ızrabım . Sağ y an ın y astık ister Alişim , sol y an ın sevdiğini. A m a kızlar da, e m ek ta r sa zın gibi, çifte kol ister saracak!


CENAZE O m u z la n ın ca tabutun ilk defa ku rtu ld u ayakların topraktan; pek m u h teşe m oldu m e d re s e d e n çıkışın. Bir dilim ekm eği çok görenler y ü z ü n e b a k m a y a n la r sağlığın d a dikildiler yol üstüne bir se lâm la öd ediler b ü tü n b o rç la rın ı... Ü zü lm e, gelm iyor diye çelenk ler peşinden, m e v sim siz oldu ö lü m ü n ... Ne olurdu bir kış daha b ekleseyd in , b a h a r gelir çiçekler açard ı... Ö lü m ü n kim seyi sevind irm ed i, atsız arabasız kalktı cenazen. Zaten alçakgönüllü bir a d a m d ın , h erkesten u zak yaşadın cami avlusunda. Ö lü m ü n de g ü rü ltü sü z olsun!


E D İR N E K A P I T R A M V A Y IN D A I Sü variydi K ırk la reli’nde Atikali'de a tla y a n delikanlı; Ç atalh an 'd a terlikçiydi ö n c e d e n darıltınca ustasını ocakçılık etti, Beşiktaş'ta, b ir sabahçı kah v esin d e. -Ç o k çayını içtik N ecm i'n in-. B oşta gezse de şim dilik, Beyko z F a b rik a s ı'n a girecek m iş bir yolunu b ulursa.


II G ü n ler kısa, h ava y a ğ m u rlu , yoksa b ırak ılm a z tü tü n cü y e bu saatte boya sandığı. Eli ç ab u k tu r KuJaksız'ın tanışırlar b izim p ab u çlarla Küllük'ten. elinde ablasının ku v v et şurubu ve dört n ü fu su n haftalık nafakası yarım kilo zeytin. K oltu ğu n u n altında b ir türlü d o lm ay an k ö m ü r torbası.

III Y ü rü m esin i de bilir biletçiyi atlatm asını da, biraz öksürd ü ğü için aldı h erkes gibi biletini -so ğ u k algınlığıdır, geçer. Bu akşam da ç ık m a y a c a k gazeteye; çıksa da ne k a z an a c ak ki ne O k m ey d a n T n d a cinayet, ne so yu lan var y an g ın yerind e, ne de Su ltan a h m et'te asılan; olsa da m eraklısı kalm ad ı h avadisin.


IV Keyfi y erin d e bu a k ş a m ... Şeh ir u y d u rm a sı bir türkü m ırıldanıyor, sah an lıkta ku lağım a ; m ek tu p alm ış olm alı k öy ü n d en . M u h tarla iyi geçinseyd i ağız ko k u su m u dinlerdi el kapısınd a. V S o n d u rak ta inecektir tram v ay biletçisi Rıza; rah at bir u y k u d ü ş ü n m e k te şim did en . K olay değil, Su r dışından, altı otuz bire yetişm ek A k sa ra y d ep o su n a. 51


BABAM K ü ç ü k işler peşind e h arcad ın altm ış üç yılını; m u m sattın, kürek çektin, kul o ld u n so n u n d a bir kapıya. Çıkarı old u ğu halde işinin kaplarını d o ld u rm a d ın v aktinde, sessiz sedasız göçtü n a ra m ızd a n ; ne ö lü m ü n geçti gazeteye, ne d oku z g ö b e k soyun. K ötü m ü olurdu kara g ü n ler için b eş on p ara ayırsayd ın bir kenara, hiç o lm a z sa başım ızı so k a c a k iki gözlü bir ev b ırak sa y d m . S o k ak ta ka lm ış değiliz, adını h erk ese h atırlatacak b ir dikili çö p ü n bile y o k y e ry ü z ü n d e m e z a r taşınd an gayrı. B ü s b ü tü n u n u tu lu p g id e cek sin seni üç a y d a n üç aya h atırlatan elim izd ek i c ü zd an da o lm a s a ... Bizi y u ka rd a n k o n u ştu ra c a k ne han bıraktın, ne h a m am , iki karışlık arsa da kalm adı yan gın yerind e; b o rcu n bile yoktu ö d e n m e y e c e k kadar, n eyin le öv ü n ey im ! Ş öyle b ö y le bir m e m u rd u n k o lcu lu k tan yetişm e kim lerin ya n ın d a lâfını edeyim !


K A P A L IÇ A R ŞI

Kapalıçarşı açıldı... Tezkereci Ali O nbaşı, tedarik için sivillerini şim d id en dikilm ekte k a p ıd a ... Elden d ü şü rd ü ğ ü ceketin altına belki bir m ü d ü r ü n üç ayların o rtasın d a sattığı siyah çizgili p an tolo nu beğen ecek, belki de bir y e d e k su bay ın zırhı d ö k ü lm ü ş k ü lo tu n u ... Kapalıçarşı a ç ı l d ı . .. Topkapılı H â c er b ırak ara k ü çü n c ü ço cu ğ u n u kom şuya, ip ek çoraplarını tazeleyecektir, F esh a n e'd ek i k o c asın d a n saklı. K apalıçarşı a ç ıld ı... M e d rese'd e yatan Hayri iki öğü n k öftey e karşılık satabilir eski g ö m le ğ in i... Kapalıçarşı a ç ıld ı... K um kapılı M elâh at elinde e k m e k paketi, koltu ğu n d a yarım kalm ış bir kazak a rk a s ı... O n b u ç u ğ a kad ar yazı m a k in e s in in örtüsü ve sayfası bir kayıt defterinin açılsa da olur, açılm asa d a ... Kapalıçarşı a ç ı ld ı ... Fazla d o la şm av a Ogelm ez,' i j dışarda y a ğ m u r ve çamur, gü ven olm az p ab uçlar��m a.


K İT A P L A R Üç odalı bir ev k iralad ığ ım gün, ku rtu laca k kitaplarım m erd iv en altındaki şeker sand ığınd an. Belki de g ü n geçtikçe, taban ın da halı döşeli bir kitaplığına olacak. B en d en söz açıldı mı önce kitap larım ın sayısı sö y len ec ek sonra b arem d ek i d e r e c e m ... Ben se her şeyd en uzak, kitaplarım ın o rtasın d a ken dim i u nu taca ğ ım ! Evde b u lu n m a d ığ ım g ü n ler "M eşgul!" diyecek beni soranlara güler yüzlü h izm etçim . B aşka bir gün m a sa m ın b aşınd a en kalın kitabım ı o k u r gö rü n ü rk en b astıracak m is a firle rim ... En y akın d o s tu m u n bile d algın d algın b ak ıp y ü z ü n e ismini soracağım ! Ç ıkarırken g ö z lü ğ ü m ü eski m ah alle a rk a d a şım a "N erede tanıştıktı, yabancı gelm iy o r y ü z ü n ü z ?" d iyeceğim ; dalgınlığım onları g ü ld ü rm ey ec ek . Sorarlarsa d ü n ya n ın gidişini duvardaki b ü y ü k ad am resim lerin e b a k a ra k Eflâtun dan satırlar oku ya cağım .


BÖ YLE Mİ O LA C A K Ö LÜ M Ü M ? San ıy o ru m fazla b ek le m e y eceğ im em ekli k a h v elerin d e ecelim i. So ğ u k a lg ın lığ ın ı b a h a n e ed erek el etek çek ild i m ı o rta lık ta n başım ı alıp g id eceğ im . Belki de fazla k a çırd ığ ım b ir p azar ak şam ı b aşım a so ğ u k su d ö k en ler b u ldu d iy e cek ler şa ra b ın en d o k u n a k lısın ı. Ertesi ak şam k ö ftecin in ü stü n d e yerim b o ş k alacak . B en d en lâf açıld ı m ı dah a rah at k o n u şa ca k arkad aşlar. A lacak lıla r k a d a r o lm a sa da yin e de ü z ü le n ler b u lu n a ca k : Ç aycılar, k ah v eciler, iş k e m b e c ile r... İlk taksiti b ek ley en terzi k ızacak kefil b ıra k m a d ığ ım a ve K ap a lıça rşı'd a reh in e b ıra k tığ ım palto b oşu n a b ek le y ecek k u rtu lu ş gü n ü n ü . 55


DOĞUM A n an b ir çam aşır d ön ü şü sa n cıla n d ı, açtın çap ak lı gözlerin i, b o d ru m katın d a. G ü ld ü rd ü ih tiy a rın yü zü n ü ü ç k ızın p eşin d en g elişin . H ani b ir hal olsa a p a rtm a n ın d em irbaşı Z ey n el E fen d i'y e sen sağ o ld u k ça b o ş k a lm a y a ca k k a p ın ın ö n ü n d ek i is k e m le ... A lışm a y a n a g ü ç gelir ku la kul olm ası; kolay m ı el kah rın ı çek m ek , şu elli b eş ayak m e rd iv en d en fazla çö k ertir in san ın belini. B ir b a k ım a tem iz iştir k a p ıcılık b a y ra m ı var, b ah şişi var! K ötü in san d eğ ild ir ü st kattakiler, za h m etleri çoksa da, a çık tır e lle r i... G ö m leğ in B a n k a c ıla r'd a n , d o n u n M ü d iirle r'in arm a ğ a n ı, ü ç k ard eşin i k azasız b ü y ü te n n a z a rlık S a rra f'ın h an ım ın d an . Aynı çatı altın d a d eğil m isin iz, unu tm azlar, sağ olsun lar, her y em ek so n u n d a H a tçe K a d ın 'ı, em z ik lid ir d iy e ... Sen in b ile k u rsa ğ ın d a k i sü tte kokusu var on sek iz m u tfağın !


YA Z G E L İY O R H ep im ize g eçm iş olsun , atlattık bu kışı da b u rn u m u z k an am ad an . Sık ın tım ız k a lm a d ı so ğ u k ta n yana. O du n a, b u n d a n so n ra ça m aşırd a n çam aşıra iş d ü şecek , k ö m ü re m isa fird en m is a fire ... K ay n a m a sa d a olu r ten cere, açtı g ö z lerin i g ü n e şe soğanlar, su y ü rü d ü d o m a te sle re ... A rtık k ö m ü rlü ğ ü n ö n ü n d e n g eçm ek ne b en i k o rk u ta c a k ne oğ lu m u . B ir türlü g özü d o y m a y a n so bam ızı h ap sed e ceğ iz m erd iv en altın a. Ç o lu k ç o c u k so k a k la ra d ö k ü lecek , sö ğ ü t d a lın d a n atm a atla y a n oğlu m feth ed ecek A k saray 'ı b a şta n başa. N erd e g ö rü rse a sıla ca k k u y ru ğ u n a b izi b ü tü n b ir kış u n u tan sü tçü b ey g irin in . isted iğ im iz i v erm ey en m a h a lle b a k k a lın ın k o rk arım in d irecek cam ların ı. So n ra a rk a sın a d ü şecek m ah alley e şa rk ıla rla giren kiraz sep etlerin in !


B E Y A Z IT K A H V E L E R İN D E Sen eski d efterleri k a rıştırırk en b ir sig ara rü şv etle o tu rd u ğ u n çın ar d ib in d e, sa ğ ın d a v a k it ö ld ü rm ek için y en i p a b u çla r boy atılır, g ü n lü k k a zan cı so ru lu r tesp ih çin in ü ç ku ru ş k ırd ırılır a ğ ız lık ta n , alın m az. So lu n d a, m em le k ete y a z ıla n m ek tu p ta listeler d ü zü lü r g ece m a sra fla rın a karşılık . A p a çık b ir B ey o ğ lu h ik â y e sin i b ıça k g ib i k eser o rta sın d a n cen aze arab ası. P eşin d e a lışılm ış k ala b a lık . H erk este n ön ce d o ğ ru lu r m in d erin d e n g a rso n la rı h a şla y a n ço rb acı; yirm i m a rk a sı v a rd ır sa ğ la m a ra h m etlin in öğle n a m a z ın a k a d a r ... B ira z ö n ce b a şın d a d ik ilen ih tiy a ra u z a ttığ ın a ü z iilsen de yerid ir, so n ç e y re ğ i... İşte b o ş d ön d ü tep sisi aç karm a fera h n â k ta n ta k sim g eçen Ü sk ü d arlı k em an cın ın . G ö z ü n d e tü terk en m eşh u r işk em b eci R ü stem U sta 'm n sad e su ya b a ş çorb ası; E m in E fe n d i’de, ö ğ ley e d oğru , z iy a fe tin b a şla d ığ ın ı m ü jd eler tık an ası b u rn u n .


M A H A L L E M İZ K orku su z g ez e b ilsem so k a k la rın ı bu m ah alle h o şu m a g itm e y e c e k d e ğ il... Bakkal köşe b a şın d a d ır iki ayd ır kalem sü rü lm ed i Ö ğretm en R ıfat B ey'in h esab ın a, toplam çizg isi çekild iği h ald e borcu silin em ed i; nasıl g eçersin ö n ü n d e n ... Yağlar o rta lık ta n çekileli kasaba fazlaca y ü k len d ik ; b eş kilo k u y ru k old u , şim d id en ; elin E ğ in li'sin in ağzını nasıl k ap atırsın a y b a şın d a ? H oşçakal g ü n d ü z le ri, O rd u C ad d esi! Benim iyi yü rekli tü tü n cü m , tiryak iyim d ir, b ilirsin. G ün olur üç p ak ete sig ara dem em . Efkârd an d iy ecek sin , h ak lısın . D efterin bir k en a rın a y a z d ığ ın iki köylü sig a ra sın a d eğ işm em seni, şu rad a ne kald ı a y b a ş ın a ... D ert ortağ ım R eşatçığım ! Bize ek m ek kalm ad ı L âleli'd e; senin de k en d in e göre ellerini sa lla y a ra k g eçem e d iğ in tehlikeli so k a k la rın var. Hani d ü şsek y o lla ra B ey azıt'tan san ıy oru m g eçen ley iz A k sa ra y 'a sağ selam et!


K O M ŞU LU K D erd im iz b ize y eterk en k om şu lard ak i de tuz b ib e r eker, K âtip lerd e g ü rü ltü çık ar çorap y ü zü n d en , tasası b iz im e v d e k ile r e ... M alm ü d ü rü n e n ü zü l in er b ir tah k ik a t so n u n d a derd ini b iz im k iler çeker, b o zu lu r a ğ z ım ız ın ta d ı... Ev d ed iğ in d ırıltısız o lm a z h ele b ö y le g ü n d e ... B izim de k en d im iz e g öre g ü rü ltü m ü z ek sik d eğ il; k ü çü k b a şın k ü çü k d erd i. H ırla ştığ ım ız olur et y ü zü n d en , ek m ek y ü z ü n d en , b ak arsın d ü şü v erm işiz k o m şu la rın d ilin e ...


Z aten sa k la y a m a d ı içy ü zü m ü zü rap tiy e ile tu ttu rd u ğ u m u z perdel sırrım ızı b ilm ey en k a lm a d ı... G ö rd ü ler ten cerey e tavaya fazlaca işim iz in d ü ş m e d iğ in i... Ç am aşır g ü n lerin d e ö ğ ren d iler d on u m a g ö m leğ im e kadar. Söz oldu so ğ u k gü n lerd e yatakta rom an o k u d u ğ u m ... H ele sü lâ lem iz d ek i sad elik gitm ed i k im sen in h o ş u n a ... Ne olacaktı, yed i atası d ev letli olm azd ı ya bod ru m k atın d ak i k iracın ın .


SA N A T O R Y U M D aha b eş ay geçm ed en ü stü n d en ilk istid am ın , nasıl oldu da g ird ik H e y b e liy e ! d em ek bu yıl da ken d in i gösterd i y a p ra k d ökü m ü , erken b o şa ld ı yatak lar! N ered en de tu tu ld u k bu d erd e, ne k u ru n tu y a verd im k en d im i, ne k a ra sev d a geçti b aşım d an !.. T em elim iz çü rü k m ü ş, an laşıld ı, bu k a d a r d a y a n a b ilird i sık ın tıya se fe rb e rlik ek m eğ iy le b ü y ü y e n ... İş g irin cey e k ad arm ış ne ça b u k da u nu tu ld u k a le m d en k alem e k o ştu ğ u m u z günle ve sıra b ek le d iğ im iz k a p ıla rd a ... Rah atız, ne od u n k ö m ü r d erd i kald ı, ne tarh an a b u lg u r d ü ş ü n c e si... Kötü şe y le r g etirm ed en aklım ıza bol bol ö k sü rü y o ru z . İştahım ız olm asa da, y in e b ek liy o ru z akşam y e m e k le rin i.. Ve k u v v et şu ru b u n u , eski g ü n leri h atırlay arak çek iy o ru z şifa niyetine! Bir h ırk a y a b ir lo k m ay a kald ık, h ele d o stla rım sabırlı olsun şöyle sırtü stü y atarak b iraz da biz yaşay alım ek m ek eld en su gölden!


S覺n覺f (1944)


Ç O C U K L A R IM Y oklam a d efte rin d e n ö ğ ren m ed im sizi, b e n im h a y la z çocu k larım ! S ın ıfın en d ev a m sız ın ı b ir sin em a d ö n ü şü tan ıd ım , k o ltu ğ u n d a sa tılm a m ış g a z e te le r... D u m an lı b ir sa lo n d a k en d im e göre k a rşıla rk en ak şam ı, n an e şek eri u z a ttı en te m b e lin iz ... G ö tü rm ek iste d i k ü fesin d e elim d ek i ısp a n a k d em etin i en d alg ın ı sın ıfın ! isterk en ad a m olm an ızı ço ğ u n u z se m tin e u ğ ram az old u ok u lu n p alto , a y a k k a b ı y ü z ü n d en . K im in iz lim o n sa ta r B a lık p a z a rı'n d a k im in iz T a h ta k a le'd e ça y cılık eder; b iz in c e le y e d u ra lım aç ta v u k h esab ı, terey ağ ın d ak i v ita m in i ve k alo risin i taze y u m u rtan ın ! K arşılık lı n e le r ö ğ re n m e d ik sın ıfta, çev resin i ö lçtü k d ü n y an ın , h esa p la d ık y ıld ız la rın u z a k lığ ın ı, O rta A sy a 'd a n k o n u ştu k lâ f k ıtlığ ın d a. N eler d ü şü n m e d ik b era b e rce b u rn u m u z u n d ib in d ek in i g ö rm ed en b u lu tla ra m ı k arışm ad ık ! "H azan rü z g â rı"n d a d ö k ü lm ü ş "h asta y a p ra k la r"a m ı ü zü lm ed ik ! S erçelere m i a cım a d ık , k ış g ü n lerin d e k en d im izi u n u tarak !


REM Zİ N e so ra y ım sana, d erste k u la k d o lg u n lu ğ u h a tırın d a k a la n la rı m ı sö y lersin , u yk u sersem liğ i şö y le b ir g öz g e z d ird iğ in k ita p ta n a k lın a giren leri m i? Ç a lışa m a d ın isted iğ im gibi, ya k o m şu la ra su ta şıd ın çeyreğ e, ya b e k â r çam aşırları y ık a rk e n a n n en b eşiğ im sa lla d ın k a r d e ş in in ... B elk i g a z y ok tu b u g e ce lik şişesi ça tla m ıştı b elk i d e lâ m b a n ın . Şu h ald e k a rşılık sız k a la c a k so ru larım , zararı yok, vak ti g elin ce se n d en ö ğ re n e ceğ im m a k a rn a , u n d a ğ ıtıld ığ ın ı, B u lg a ry a 'd a n g e le n k ö m ü r m o to rla rın ın y a n a ştığ ın ı K u m k a p ı'y a . E tin iki liray ı aştığı g ü n lerd e k u la ğ ın a kar su y u k a ç a n to rik lerin k araya v u rd u ğ u n u . İşim ize y a ra m a sa da k a ça sü rü ld ü ğ ü n ü k a h v e n in el altın d an y in e se n b ilirsin bu sın ıfta.


Yaz o rtasın d a b u lu rsu n hasta için o ld u k ta n so nra lim o n u n en su lu su n u . M ahalle k ırılırk e n u y u z d a n kü kü rd ü sen taşırsın M ısır Ç a rşısı'n d a n h a stalara. A rarsın k u rsa ğ ın a g irm ese de folluğa y en i d ü şm ü ş y u m u rta y ı cılız ço cu k la r için . S e n in o m u z la rın d a d ır h er işi m ah allen in , en in sa flısın ı v erem d o k to ru n u n d işçin in en u cu z u n u sen sa lık v erirsin k o m şu la ra . B ild ik lerin de v ard ır fa z la d a n çiv iy e, k a la y a d a ir ... B iraz d ah a k u rca larsa m d ö k e rsin içy ü z ü n ü n a lb u rla rın . B en im b ilg ili, b e c e rik li ço cu ğ u m , k alk tığ ın z a m a n tahtay a y ü zü n ü n k ız a rm a sı n ed en ? A yağın d a sa ğ la m ca b ir p ab u ç sırtın d a b ir cek et y o k d iy e m i? N e var b u n d a sık ılacak , u ta n m a k b iz e d ü şer çocu ğ u m ! E ğ er ç a lışm a d ığ ın için se, b ild ik lerin sa n a yeter, n o tu n ö n ced en v erilm iş, b ilm e d iğ in şa h ıs z a m irleri olsun!


SIN IF B izim k a d a r Feyzi H oca da yak a silk erd i K a d ıo ğ lu ’n d an ; kim e çek m iş derd i, bu y ezit!.. Ö y le ya, iyi ad am d ı b a b a sı, kap ısı açıktı otu z R a m a z a n m em le k etin ileri g e le n le rin e ... A lik ıra n b a şk ese n d i sın ıfta, lâfı a ğ z ım ız a tıkar zorla d in letird i, in ek lerin in kaç kov a sü t v erd iğ in i, ve m o to rla rın ın G ü lcem a l'i nasıl g eçtiğ in i Ç a ltıb u rn u 'n d a . Ve sen, g ö z ü n ü b u d a k ta n e sirg em ey en H a lil" kıyı kıyı k aça rd ın K a d ıo ğ lu 'n d a n . Y em ek p a y d o su n d a b iz d e n saklı b ir b a ş so ğ an ı y o ld aş ed erd in saçta p işm iş m ısır ek m eğ in e. H er salı sergi açard ın cam i ön ü nd e, tuz satar, y u m u rta to p lard ın G ü m rü k çü 'n ü n h esab ın a. B iz aynı g ü n h esa p la rd ık h o ca m ız la şu k ad ar b in liran ın ne g etird iğ in i, yü zd e b eşten şu k a d a r sen ed e.


Ertesi gü n k a rşım ız d a k ıv ırırd m yarım ek m ek le çarşı h elv a sın ı. Benim y u m ru ğ u n a sıkı H a lil'im çekerd in sin ey e K a d ıo ğ lu 'n u n yakası a çılm a d ık k ü fü rlerin i; tu h af gelird i u y sa llığ ın , nerd en b ile ce k tim o n la rın çiftliğ in d e b aban ın y a n a şm a o ld u ğ u n u .


H Ü R SÜ N ! K a rışa n ın y ok, g ö rü şe n in y ok, ne h o ca d a n azar işitirsin ça lışa m a d ığ ın için, n e b a şın a k a k a n la r b u lu n u r y ed iğ in ekm eğ i. H angi işe so k tu n sa b u rn u n u d ikiş tu ttu ra m a d ın , ne z o rm u ş ek m ek p a ra sı çık arm ak ! M a cu n cu n u n d efin i çald ın g ü n d e lik le çabu k u san d ırd ılar, m an i d ü z d ü n k eten h elv a cıy a , olm ad ı. K ü fecilik ettin , k ıv ıra m a d ın , in cittin b elini. S ilem e z sin ne y a p sa n h a y a lin d e n H acı B ek ir'in h elv asın ı ve H alep K eb a b ı'n ı R asim U s ta 'n ın ... N e y a ta k b ilirsin , ne y o rg a n , ne a y a ğ ın ço rap görü r, ne sırtın c e k e t... S ü n n etin i b ile u n u tm u ştu r Kızılay. B elki k a ra k o l d o la b ın d a n g a y rı b ir çatı a ltın a da so k m a d ın b a ş ın ı... B ilm em , n ed en ısın a m a d ın şu b ek çilere, h a k sız m ıd ırlar, k en d i m a h a lle leri d ışın a, seni k o v arlarsa? O n la r da k a rışm a z sa san a u n u tu rsu n n ey in n esi o ld u ğ u n u .


B u g ü n o k u n m a z sa esa m in o n u n da z a m a n ı g elecek , ad ın n ü fu s k ü tü ğ ü n e g eçm eli, yol p arası ç ık a ca k y a k ın d a y a şın g elin ce a sk er olacak sın ! B ir şik ây etin y o k şim d ilik , h a v alar ayaz g id iyor, o k a d a r ... G ü n d ü zleri A k sa ra y 'd a g ö rü n d ü ğ ü n olur, m a n a v la rın ön ü n d e. E ğ er y erin d ey se k ey fin sin em a resim le rin e d a la rsın a k şa m la rı. A çıld ığ ın da o lu r B e y o ğ lu 'n a d oğru , b ir tram v a y b a sa m a ğ ın d a . E fk â rla n d ığ ın g ü n ler sö zd e şarkı sa ta rsın m a h a lle arasın d a, Uyan S u n a m ı sö y lersin a p artm a n la ra karşı. Şu k u y ru k su z da olm asa çek erd in a cısın ı y aln ızlığ ın . İyi köp ektir, b ir y ed iğ in iz ayrı gider. O da b ilir se n in kad ar p eşin e d ü şe c e k çöp arab asın ı.

71


SÜ N N ET D Ü Ğ Ü N Ü S a y fiy ey e çık m a sa k da b iz e g ö re d ir bu a y la r ... T ah ta k u ru su n a ald ırm ay ız, k u la k a sm a y ız siv risin eğ e, k im g ö z ü n ü a çacak y o rg u n lu k ta n ! E v lerim iz gibi şe n lik lid ir m a h a lle m iz d e ... K o n u k o m şu toplanır, taze asm a y a p ra ğ ın d a n z ey tin y a ğ lı d o lm a ile k arşıla rız H ıd r e lle z i... B iliriz a çm asın ı k esen in ağ zın ı y erin e göre, h esa p la k ita p la işim iz yok. N as��l o lsa k u rtu lm u y o r iki a y a ğ ım ız b ir p ab u çtan . Y org ana g ö re u z a tm a k ta n a y a ğ ım ız ı k ö tü rü m o lm a k işte n d eğil. D o ğ ru su y a eğ len cesiz y a p a m a y ız , m ah a lle y e cü m b ü ş m ü lâzım , U zu n A h m e t'in kızı b ir n işa n d ah a y a p m a z sa b u g ü n le rd e ağ u sto sa sü n n e t d ü ğ ü n ü y a p a r ço lu k ç o c u k eğ len iriz. B izim e m ek ta r se cca d ey e o lu r ne o lu r s a ...


Eşi d ostu to p la rız b ir gece, N u h 'tan k a lm a lü kü s lâ m b a sın ı asarız k a ra d u d u n a D ü lg e rle r'in . b ir tarafta ço cu k la rın ta h ta k a ry o la sı, d o n atılm ış m a sa la r b ir ta r a fta ... A rm ağ a n la r g elir eşten d o sttan , b ırak ılır y a stık la rın altın a. N e şeker d o y u ru r b iz im k in in g özü n ü , ne de işlem eli m en d iller, g ön lü kız gib i b ir b isik letted ir. Vakti g elin ce m ey d a n açılır; k ıv rak tır oy u n u k ız la rım ız ın , tüy g ib id ir v ü c u tla rı... Berb er K âzım k a n u n çalar, Ç arşam b a lı Y usuf, k em an ; S a fiy e ’yi ça ğ ıra ca k d eğ iliz ya Tapu K âtibi d u ru rken! H er şeyi y erli y erin d e b iz im oğ lan ın e ğ er b ir sü n n e tse n o k sa n ı, o da çık ıv ersin arad an!

'“7 O


V A P U R İSK E L E S İN D E -E ğ er ev tu tacak san , su y u için d e o lsu n ev sah ib i d ışın d a, zeh ir ed er in san a lo k m a s ın ı... S o k ak ta k a lm a k istersen kız da y ü z ü n e karşı çek k ap ıy ı şim d id en h a z ırd ır k ir a c ıla r ... -Y ığ ın y ığ ın in san taşısın trenler, B o ğ a z içi v a p u rla rı b iz bu p azarı da ö ld ü relim v a p u r is k e le s in d e ... F ark ın d a d eğ iliz m ev sim in , ne y a z lık g ö m le k var a rk am ızd a, n e m o d a y a u y g u n b ir ceket; p ab u çlar k ışta n kalm a, ü stü m ü z d e k iler g eçen y azd an .


-A çık k a lm a sın da sırtım ız g iy in m ek b iz im için d e ğ il... B ü tü n z o ru m u z b oğ azd an , h asretiz bol sirk eli sa la ta y a h en ü z g irm ed i m u tfa ğ ım ız d a n içeri A y şe k a d ın ... D ilim iz b a ğ lı g eçiy o ru z m an av la rın ön ü n d en , ne k a rp u z u n tu rfan d ası b izim , ne ü zü m ü n . -H ad i sen in b a şın d a ç o lu k çocu k, b e n kim in için k a tla n ıy o ru m b a sık ev le rin k ü f k o k u su n a ve p isliğ in e b ek â r o d aların ın ? B ü tü n kış, sab ah u y k u su n u n ve bir b a rd a k ıh la m u ru n h asreti çekilir. Bizim g a y retim iz g etirir de y azı tad ın ı b a şk a la rı ç ık a rır ... K im in için b ıra k ırız sıcak y a tağ ı fab rika d ü d ü k le rin d en ön ce, b u kör b o ğ a z için mi b ü tü n çilem iz! -İşte A da vap u ru kalkıyor, d o laş can d an bir ta n ıd ık b u la b ilir m isin d ert y an a ca k , çım acıd a n , ateşçid e n g a y r ı... B ak ır yü zlü k a d ın la rın a rasın d a b izim C ib ali k ızların ı g ö rem ezsin . R astla y a m a z sın , U n kap an ı K ö p rü sü 'n d e k a rşıla ştığ ın , g ö z k a p a k la rın d a k i u y k u y u , av u çla rıy la d a ğ ıta n iş ç ile re ... Ve sig ara n ı d estu rsu z y a k tığ ın D efterd arlı a rk a d a şla ra ...


N E D İY E B İL İR S İN ? G eç v a k it işte n çıkarsın , iki satır k o n u şm a k için h asretsin b ir ah bap y ü zü n e, b ıç a k açm a z d o stla rın ağzım d eğ irm en ci su d e rd in d e ... Y org u n lu ğ u çık a rm a k iste rsin b ir k o ltu k m ey h a n esin d e , k esen elv erm ez, ne y ap arsın , g ü n o g ü n d e ğ il... B ir k a h v ey e so k a rsın b a şın ı, d o la şa m a z sın y a b ö y le s o ğ u k ta ... Tem iz b ir k a h v e çek er can ın , m is gibi n o h u t g elir b u rn u n a , sen eski tiry ak i, gel d e iç b a k a lım ! D u ra m a z sın o k u m a d a n y en i h a b e rleri, g a z eteler e m ek lilerin e lin d e ... V akit g elir ra d y o açılır, d in le d in ley eb ilirsen ! E rk ek m ü şte riler u ğ ra r m ey h a n e d ön ü şü , b ir sözle k estirip ajan sı p lâk la U rfa h av ası çald ırır, ne d iy ebilirsin , p aray a g e çe r h ü k m ü n ! G irecek d eğ ilsin y a b e lâ y a tu ta rsın erk e n d e n ev in y o lu n u ; h em altıd a k a lk a ca k a d a m ın işi ne, k a h v e kö şelerin d e!


Y A Z L IĞ A Ç IK IŞ Ü çü de d ü ştü cem relerin , h ü k m ü n ü gö sterd i ü ç d oku zlar, y ü z tuttu h a v a la r ısın m ay a. Tam k en d in i d in le y ecek z a m a n ın , ne b a şın ın ü stü n d e d ö n en k a y ışla r k ald ı ne k u la ğ ın d a ça rk la rın u ğ u ltu s u ... Ver, cam i d u v a rın a arkam , k esik b a ca ğ ın ı altın a kıvır, k estir sin e k ler b astırm ad an ! S erili d u rsu n ö n ü n d e m en d ilin , to p la n ır y a rım kalıp sa b u n p arası te m iz lersin b ü tü n b ir k ışın kirin i v e p isliğ in i y a n g ın y e r in in ... G en e se n in b ile ce ğ in iş, d erm a n sız çık m ışsın k ışta n tem iz lik ne z a m a n olsa olur, b o ğ a z ın a v er k azan d ığ ın ı, b ak , b ir tü rlü ısın m ıy o r sırtın ! Sen i c a n ın d a n b ık tırsa da bu k aşın tı d işin i b ira z d ah a sıkıver, su la r d a ısın ır yakın d a, b e k le m e z sin h erk es gibi d en iz e d ü şm esin i k a rp u z k a b u ğ u n u n , atar k o ltu k d eğ n eğ in i b ir k en a ra d a la rsın so y u n m a d a n . G e ce lerin k ırıld ı ayazı b u m ev sim i o lsu n B o ğ a z 'd a g eçir b ıra k a rtık şu A k sa ra y ’ı, z aten ta şın d ı A d a la r'a ileri g elen leri m a h a llen in k alm a d ı işe y arar çöp te n e k e s i...

77


ŞU B E Y E D O Ğ R U B ir b a k ra ç su d ök ü lü r p eşin d en v e ısla k g ö z lerle bakakalır, an n en , k ız k a rd e ş in ... K o m şu çocu k ları, n ö b etle ta şırla r torbanı şu b ey e kadar. K öşey i d ö n erk en son d efa çev irir de b a şın ı b ü y ü d ü ğ ü n sokağ a b a k a rsın , Su rd ib i'n d ek i ten ek e y ü zlü ev in h er z a m a n d a n fazla h ü zü n lü d ü r. G irin ce k a h v ed en içeri, seni b e k le y e n a rk ad aşlar a tarlar k a p tık açtı k âğ ıtla rın ı m a sa n ın ü s tü n e ... S o n k a h v en i içersin ocak tan ! K ah v eci h er z a m a n d a n d ah a so ğ u k seni u ğurlar. S o n ra M u sta fa 'y a u ğ ra rsın ız y em ek ler h a z ır d eğ ild ir h en ü z. M eze olur, h a fta lık ciğ er tavası su yu ta z ele n m iş şaraba. S o n m eteliğ e k ad ar k u su r etm ez ik ram d a a rk a d a şla r... H ela lleşip ay rılırk en , M u sta fa b ilm em h a n g i p azard an b a k iy e 128 k u ru ş z im m et gösterir, b o rcu n u N u ri alır ü z e rin e ...


F atih d u rağ ın d a, b ir ara, k en ara çek er O sm a n 'ı, k o n u şu rsu n u z , "H ele sen b ir kere d ön ," d er ark ad aşın , "o m esele kolay!" Ve so n ra e m a n et ed ersin an n en i, k ard eşin i en y aşlısın a a rk a d a şla rın ... Y azd ırm asın ı sö y lersin on ları B eşik ta ş'ta tü tü n d ep o su n a. Ç atalh a n 'a d oğru y ü rü rsü n ü z , b irer b irer d o la şırsın o d aları u stan ı bulur, çift b a şm a ça lıştığ ın sıralard a, k alan sekiz liram istersin : "Sen m era k etm e," der, "a n n e n e y ollarım . Şim d i b ira z d a rd a y ım d a.." G irin ce ö ğ ley e d oğru y ab an cı şu b e sin d e n içeri, b ird en b ire ay arsın . V eda ed ersin d ostların a, sivil e lb ise le rin e ... D ö k ü lü r b ira z so n ra ö n ü n e h en ü z ren gi k o y u la şm a y a n k ıv ır k ıv ır sarı sa çla rın ve se v k iy a tta g eçer ilk g ecen , u y ku su z..

r-rr\


A L TIN B İL E Z İK Sen de sıray ı sav d ın , çıktı a sk erlik arad an , k o m şu la r kapı k ap ı kız p eşin d e, sen k en d i d erd in d esin . D eğil m i ki b o ştasın , kaç p ara ed er h ü n erin d ik işlid e, b ıça ğ ın ın say ad a h afifliğ i!.. H a m la şm a sa y d ı b ilek lerin , elin m a n ta rlıy a y a tk ın o lsay d ı, çabu k g eçerd in tez g â h ın b aşın a n a n k ö rlü k etm ez işçisin e Ç a ta lh a n ; şu var ki erk en b a şla d ı k â r kesatı, d u rg u n alışv erişler.


Ş im d ilik b a b a d a n k alm a so n ten cere de çık sın b a k ırcıla ra , gereği y o k sa n a k a b ın k aça ğ ın ; ilerd e y en id en d ü z e rsin takım ı iğ n ed en ip liğ e kadar. İşten erk en çık tığ ın a k şa m la r u zan ırsın Y en iy ol'd an A cıçeşm e'y e, b ah ard ır ön ü m ü z; g ö zü n ü n tu ttu ğ u n u seçersin . B ir g ü n d e sö z kesilir, y ü zü k ler ta k ılır h afta so n u n d a, Y en ik ap ı'd a şark ı d in len ir v e ilk a rm ağ an ın ı ken d i elin le çek ersin k a lıb a ; b u d u r g örü p göreceği! H ele b u n la r ilerd e d ü ş ü n ü lü r ... P a sla n m a d a n eld e altın b ile z ik u y g u n b ir iş b u l k en d in e; h iç o lm azsa y a n ın d a çalış b iz im E sk ici H alit'in , p en çe de m i g elm ez elin d en ?

o-ı


K A R A D A Y IYA M E K T U P G id en ler g elen lerle y o lla d ığ ım ız se lâ m la r d a o lm a sa ço k ta n y itirird ik izim izi. N e y ap alım , d ü şm ü şü z k en d i d erd im ize, zo r g eliy o r iki sa tır k a ra la m a k ... İy icey m iş sa ğ lığ ın kelle k u la k g elm iş y erin e, a ra n ız d a p eh liv a n g e çin e n A sım 'ı b ir tu tu şta y ere ça lm ışsın k ır g e z in tisin d e ... B ilm em sen d e m i, A sım 'd a m ı keram et! Yalnız, m ed resed en k a lm a ro m a tiz m a la rın tu tu y o rm u ş ara s ır a ... B e n de fen a d eğ ilim , işta h ım y erin d e, y a ln ız k a şın tı v ar v ü cu d u m d a b ira z u y u z d iy e n ler de old u, fay d a v erm ed i n e y a p tım sa , h a ld en an lar b ir d ok tora g ittik m eğ er k a n ım ız b o z u lm u ş, b a y a t g ıd a d a n ... -E v et k a n ım ız b o z u lm u ş !G ü n lü k p a la m u tla rın b ile d en ize d ö k ü ld ü ğ ü b u m e m le k ette b o z u k y iy e c e k m i kalır!


N e yap arsın , k a şın m a n ın da b ir tadı v a r k en d in e g ö r e ... B u ta t y ü z ü n d e n u y k u m u k a çırd ığ ım d a oluyor. B ir g ece çık a y ım d ed im K a ra g ü m rü k 'e doğ: sen in cam i a v lu su n d a n g eçiy o rd u m o rtalığ ı b ir g örm e, y ed isin d en tu t y etm işin e k a d a r iç içe g e ç m iş ... N erd e d ed im , g elsin g ö rsü n se rçen in y u v a sın ı d ü şü n en şair!.. Ben i gö rü n ce, çek tiler çu lla rın ı b a şla rın a k o rk u d a n ... B ilm em m e m u r m u san d ılar! B ir ih tiy a ra y a n a ştım çek in e rek se lâ m ım ı aldı, iki lâ f ettik: Ç ın a r d ib in d ek i, h a m a lm ış g ü m rü k ön ü n d e, işi işm iş am a esk id en atılm ış şim d i ç ü r ü k lü ğ e ...


S a tılm a y a n g azetelerin i b a şın ın altın a k oy m u ş b ir ço cu k k ıv rılm ış d u v ar d ib in e; o n u n yanı b aşın d a b irb irin e sarılm ış sıkı sıkı y en i e v lile r ... K arşıd a b ir em ek lin in karısı d u rm a d a n sigara içiyord u . Eli ayağı d ü zg ü n b ir kızı da v a rm ış am a m isa firm iş a rk a d a şın d a ; h iç o lm azsa ra h a t b ir d ö şek te g eçece k gecesi. B ir tarafı m ed rese d u v a rın a d ayalı çerd en çö p ten b ir k u lü b e v ard ı v e için d e o tu rd u ğ u yerd e u y u y a n y aşlı b ir kad m . K o casın ı iki g ü n ön ce g ö tü rm ü şler v u rg u n cu lu k su çu n d an ! Sen in R ıza da ö z en iy o rd u b u işlere, işk em b e cid e g örd ü m g eçen g ü n işe girm iş, d ersleri asm ış bu y ü z d en ; tüyü d ü z m ü ş b a şta n a y a ğ a ... İlk g ü n lerd e m ü d ü rü n d e n lâf işitm iş, k ılık k ıy a fet y ü z ü n d e n ... K ışa ço k v a r diye çık a rm ış elin d en p a rd ö sü y ü b irk a ç k u ru ş ek lem iş de ü stü n e b ir tak ım elbise u y d u rm u ş.


Sen in an la y a ca ğ ın h ey b ey i b o z u p torb a yap m ış! Belki de h o ş g ö rü n m ek için d ir d airesin d ek i k ız la r a ... B en im içim g eçm iş de, K ara D ayım , bu işlere a k lım e rm iy o r... B iz b o ğ a z d erd in e d ü ştü k u n u ttu k ço k ta n ü stü m ü z ü b a ş ım ız ı... B ö y le o ld u ğ u h a ld e işler Ç em b e rlita ş'ta k i k ö fteciy i b ıra k tık da işk em b eciy e d ad a n d ık . H em u n u ttu k şa ra b ın çeşn isin i, v arsın fez lek ey e g e ç sin sarh o şlu ğ u m ih tar g elsin yu k ard an , aziz d ostu m , b u n u n la b e ra b e r g eceli g ü n d ü z lü a y ık g eziy o ru m !


ÇAY P arla k geçti Star K u lü p 'te, d o ğ u m g ü n ü n için v erd iğ in çay bu şek er k ıtlığ ın d a , içk ilere y a p ıla n z a m la rd a n h ab ersiz zen g in b ir b ü fe çık a rd ın d ostların a. D av etliler se çm e y d i, caz m ü k em m el, A d a lıla r so n v ap u ru k açırd ı, sab ah lad ı B o ğ a z 'd a k iler, h atırın için ; içtiler, eğ len d ile r şerefin e. H alled ilm e d ik m ese le k alm ad ı sab ah a kadar. Sen b u ld u n arasın ı, geçen sen e b ir a çık a rtırm a d a b irb irin e y ü k len en iki d ostu n u n . N işan ın a se n k arar v erd in İsv içre'd en d ö n en E n v e r’le tey zen in kızı N ecla'n ın , h aftay a aynı k u lü p te. 86


Ne kad ar p aralı olsa da E n ver'd en iy isin i m i b u lacak , d an sta var m ı ü stü n e ço cu ğ u n ? Bu g ece k arar verild i n a k lin e N ecm i'n in ard iy esin d ek i çim en ton u n N işan taşı'n a. B itecek a p a rtm a n ın üç d airesi üç aziz d ostu n a k ira la n d ı şim d id en . O fislere y en i m em u rla r k a y d ed ild i, tecziyesi d ü şü n ü ld ü b ir k âtib in . İçtiği şa ra p ta n m ı nedir, iç salo n d ak i p o k er p a rtisin d e fazlaca g ird i içeriy e B a lık p a z a n 'n ın K on yalT sı. Yarın b ek len eb ilir, iki ku ru ş d ah a fırlam ası p irin cin nakil m asrafları y ü zü n d en . Yine fazla ta şk ın d ı N ih a tçığ ım ız p erv an e idi etra fın d a , için ce tu tam az k en d in i, y in e de hoş çocu ktu r, hiç de y a b a n a atılm azd ı tak sid e p arm ağ ın a g eçird iğ i h ed iy e. Eh, iyi b ir g ece g eçird in iz, ağır tu v a le tler vardı, ço k b eğ en ild i saçların . San m a m ki g iy d iğ in b o şa g itm iş olsun, ö ğ ren d iler d ik tiğ in i C em a l'in ; b ıra k şunu, eski k red isi m i kald ı, işitiy o ru z n eler d ik tiğin i taşralı zen g in lere!

87


A K ŞA M Ü STÜ E v e d ö n ü n ce kah v ed en , g eçirip ark a n a b eli k u şak lı en tarin i. k u ru lu rsu n köşe m in d erin e. S e d irin d ib in d e b ek ler m ercan terliklerin . V u ru n ca ellerin i b irb irin e ok k alı fin ca n la g elir k a h v en ; y u d u m y u d u m sin d irirsin içine. K ül ta b a ğ ın d a y a sem in çu b u ğ u n , b u rn u n u n u cu n d a g özlü k , elin d e Tasvir-i Efkâr, se y red ersin ah val-i âlem i m irsâd -ı ibretten . İlk işin k aça y ü k seld iğ in i ö ğ re n m e k olur altu nu n ! So n ra so k a rsın b u rn u n u V elid H o c a 'n m b a şm a k a lesin e. S ü z erk e n ajan sları, yarı uyur, yarı u yanık , y ü k selir ezan sesi H ırk a-i Ş e r if'te n ... 88


G e çirirk en a y a ğ ın a terlik lerin i k ök ü n e k ib rit suyu, k ırsın b irb irin i d ersin , kü ffâr-ı h âk isâr! E llerin i tek ra r v u ru n ca, ib rik te g elir a b d est su yu n . N am a z so n u n d a yaln ız siz in işlerin iz için, h er y erd e h a z ır v e n azır ve h er m ü şk ü lü âsa n ed en o Z ü lcelâ l'e , h am d ü se n â 'd a b u lu n u rsu n . S ab ah ları B e rlin 'd e n K u d ü s M ü ftü sü 'n ü d in le d iğ in ra d y o n u n sıyırıp m av i b o n cu k lu y eşil k ılıfın ı K a h ire'y i b u lu rsu n . K u la ğ ın d a A ra p 'm Y u su f sû resi. R ast'ta n , elin d e tesp ih ... B ir y an d a k ırılır K en a n d iy arı kıtlık tan , b ir y a n d a b u ğ d a y dolu a m b a rla rı M ısır'ın . C an la n ır g ö z le rin d e Z ü le y h a 'm n h ü sn ü â n 'ı; k en d in d en g eçersin . D u v a rd a k i g u g u k lu saat, b ö lü n ce h ü ly a n ı o rta sın d a n , u zu n u z u n g erin ir so fray a in ersin , rız ık la n ırsm A lla h ne v erd iy se... K erim e ca riy e m iz b u ak şam d a P a rk O te l'd e d ir ve m a h d u m k ö lem iz telefo n etm iştir A d a 'd a n ...

QO


N E Y A P M A L I? M aaşı y ü k sek , çıkarı y o lu n d a , u y g u n b ir iş b u lu p k en d in e v a z g eçiv er şu h ocalık tan . A rz u h a lcilik etsen D iv a n y o lu 'n d a T ap u 'd a, N ü fu s'ta iş k o v a la sa n çık a rırsın a ld ığ ın m a a ş ı... K ah rın ı ne çek m eli bu m esleğ in , cahil m i k a lırm ış çek ilirsen m em le k etin çocu k ları? B eş on p a ra n olsa elin d e sen b ilird in y a p ıla ca k işi, K arak ö y k a h v elerin i d o la şırd ın k u lak v erir m asalara, ö ğ ren ird in p iy a sa n ın iç yü zü n ü . Z aten bu d ev ird e, ne a tarsan b ir k en ara gü n g eçtik çe k o y m a k ta ü stü n e; çok k a z a n m a k için sü recek m alı b ilm eli. 90


E ğer b içim in e g etirirsen g irersin a çık artırm alara, b ü y ü k lerd en ta n ıd ık la rın var, b ilirsin y erin d e lâ f etm esin i, yırtıksın ! H en ü z sa n a istifçilik gelm ez, doğru d eğil p aray ı b a ğ la m a k , sü rü m d e n k a z a n m a lısın . S im sa rlık da tem iz iş d o ğ ru su y azıh a n e a ça r Sirk eci'd e, yald ızlı b ir k a rt b a stırır K a y se ri'y e h a b e r salarsın , alır p a stırm a işlerim ü zerin e, m al g ö n d erirsin k a ra b o rsa d a n -a n asıl o ra lı d eğil m isin !B iraz k a lın la şın ca b ir ap a rtm a n d ik ersin B ey o ğ lu 'n a : "E m ek A p a rtm a n ı". K iraları y ü k se k d iye kim a ça b ilir ağzın ı, sen tem eli 3 9 'd a n so n ra attın. So n ra g e n işle tirsin y azıh an ey i b ir iki k âtip çalıştırır, b ir de m u h a sip tu tarsın ... Biri esm er, b iri sa rışın iki d a k tilo alırsın y an m a Y alova'd a g e çirir yazları k ışın U lu d a ğ 'a çık arsın , sen de b ilirsin p ara y em esin i alın teriy le k a z a n d ık ta n sonra.

91


Ç İL O Ğ L A N K im d in ler A k y a z ı'd a Topal Ö m e r'i, k ırkın çık m a d a n u n u tu ld u ku lağ ın a ez a n la sö y led iğ i isim , sen k ö y ü n tak tığ ın a bak: Ç iloğlan ! N e g eld iy se b aşın a ez a n la geld i, b ab an ı sab ah ezan ı çık a rd ıla r yola, ananı öğle n a m a z ın a y etiştird iler m escit ö n ü n e ... K en d i k en d in e b ü y ü d ü n b ir ah lat gibi, fazla k o n u şm azd ın , A k y a z ı'n ın sığ ırın d a n g ayrı k u lak asan y ok tu sö zü n e.


K ö y ü n h atırı say ılan ları ne d ü şü n d ü lerse d ü şü n d ü ler, b aşg ö z ettile r K u m k ö y lü H a n ife'y i, y atsıd an so n ra g ird in g erd eğe. Yar mı o lu r elin y o sm ası sığ ırtm a ca , çok sü rm ed en arası "H an ife'y i sa m a n lık ta b astılar." Bu iş ezan v ak ti o lm a sa da b a şın ın a ltın d a n çıktı im am ın . Ç o k g eçm ed e n y ay ıld ı tü rk ü sü : "Şalv arın ı g ü l d a lın a a stılar.” K eyfin i eller sü rsü n y o sm a n ın tasası Ç ilo ğ la n 'a . Bu olsu n , b eş ö lçek arp ay la sen in de p a y ın a d ü ş e n ... O b aşın ı ald ı gitti şehire sen H a n ife'n in tü rk ü sü n ü d eğil, yin e ken d i tü rk ü n ü söyle: "İn d im d ere b ek lerim V ay b en im e m e k le rim !”


KÖPRÜ S e n in Sü rm en eli d ed iğ in , b u rn u n u n d ib in d e d u ru rk e n İstan b u l, el tarla sın d a fın d ık d ib i m i ça p a la r çev irir de arkasın ı K a ra d en iz 'e! N e g ü n e d u ru y o r H ü d a v erd i'si Z ey n el'in , ü stü n d ek i üstün d e, b a şın d a k i b aşın d a, m u şa m b a y a sarılı n ü fu s cü z d a n ın v e lim a n d a n m ü h ü rlü g em ici k â ğ ıd ın k o y n u n d a, yold asın ! D ö k m ez se m arifetin i o rta y a b a b a n ı Ç a ltı'd a k a p a k la y a n k aray el, eğ er K erem p e g ö ste rm ez se h ü n erin i, u z a n ır b a şü stü n e şa k a la şırsın iyi g ü n d ostu y u n u sla rla ... U y arsa h av ası, h aftay a, B a b a b u rn u , K efk en A d ası, d erk en B ü y ü k d ere'd esin . K ö p rü y ü ça k ırk ey if g e ç e rsin o ak şam ; b ir ara k o rk u lu k la ra y a sla n ır d ü şü n ü rsü n nasıl g eçtiğ in i H a liç'e çift d irekli gem ilerin . S e n de öğ ren irsin aslan ım , g izli k ap ak lı ta ra fla rın ı... B elk i de ikin ci seferin d e, k a p ta n la , h ır çık ın ca aran ızd a p ay y ü z ü n d en sen de öğ ren irsin iç y ü z ü n ü K ö p rü n ü n !


H A L İL D A Y I H arm a n v ere siy e o tu rd u ğ u n köy kah v esi H alil D a y ı'sız kald ı. N e v ard ı, çifti çu b u ğ u b ıra k ıp y ü zü stü feleğe k a h red ecek ? A n lard ın b u to p ra ğ ın d ilin d en , sen çık a rm a y ın ca sab an ı çifte b a şla n m a z d ı b u k öyd e. K u rttan k u şta n ö ğ ren ird in k açı o ld u ğ u n u k asım ın . B ilird in g ö z ü n kap alı, han gi h a rm a n d a n g eld iğ in i av u çla rın d a k i b u ğ d a y ın . Sen in b a h ç ıv a n lık n eyin e, işin ne bu Ç ifte h a v u z la r'd a ? N e çıkar k a çırd ı ise kızın ı H acı D u r m u ş u n o ğ lu ; tap u su o n la rın ü stü n d e H arm a n tep e'n in . D a v a rla rın ın b ey a z ı ayrı sa y ılır k arası a y r ı...


K en d in e d ert etm ez d in ya, k ız ın b e şik kertisi sözlü o lm a sa y d ı em m i oğlu n a. Y ü z b ıra k m a d ı elin u ğ u rsu zu , adam için e çıkacak. R en çb er o ld u ğ u n h ald e d o ğ m a b ü y ü m e yarıya ça lıştığ ın to p ra k seni d o y u rm a z olm u ştu , b ırak , h o z a n k alsın tarlalar! Şim d i b ir b a k ım a işin iş, k u rak da g itse h avalar, yağışlı da gitse, yin e üç ö ğ ü n y em eğ in hazır. T oprak y in e o to p ra k am a şu d ört d u v a r d ü şü n d ü rü r ad am ı. Ç ık san da n erey e g id ecek sin ? Ş ö y le b ir B e y o ğ lu 'n a u zan san , y aşın k ıv a m ın ı b u lm u ş, eski tadı y o k Ş e h z a d e b a şı'n ın , gön ü l şen o lm azsa p ara m ı ed er? K im bırakır, çık m a k istesen de, B e y 'in b u g ü n lerd e m isa firi fazla m an avı, k asab ı sen in ü zerin d e. Sen izinli çık a rsa n en seçm e çiçek lerle kim d o n a ta ca k erik lerin d ib in d ek i m a sa la rı? O n la r içer eğ len irk e n b ir k ö şed en çalgı d in lersin senin d e g ö z ü n g ö n lü n açılır. İşte h erk es ken d i âle m in d e rah a tsın ya, fazla k a rıştırm a y a gelm ez, bu d eğ irm en d ö n ü y o r ya sorm a n erd en g eld iğ in i su yu n u n !


BESLEM E D a h a k a p ın ın ö n ü n d e n ey in v arsa çık a rd ıla r sırtın d an , k ö k ü n d en k a z ıd ıla r saçların ı. F atm a g ird in ev in h a m a m ın a B a h tiy a r çıktın . Y atm ad ı d ilin kolay kolay, iki de b ir "efen d im " d em esin e. Z o r geld i, k a rşıla rın d a d ik ilm ek , y ü rü m ek , iste d ik le ri gibi. Sağ d ı b ey e fe n d i o g ü n lerd e, yatağ a yeni d ü şm ü ştü ; iki yıl sen tem iz led in altını örd eğ in i sen d öktü n. Û7


İyi a d a m m ış gitti z a m a n ın d a n e çekti, ne çektird i. D ah a ertesi gün, y a ta ğ ın altın d ak i çek m ecen in , d ü ğ ü m len d i an ah tarı h an ım ın ip ek m en d ilin e. S o k a k ü stü n e taşın d ı p irin ç k ary o la, se n alt k a ta indin. H u y ların b o z u lm a sın diye, n e alış v erişe çık a rıld ın n e de g ö n d erild in oku la. Ü zerin d e kald ı m u tfa k işleri, b u la şığ ın a kadar. V ü cu t sağ olunca, iş m id ir m u şa m b a la rı silm ek , H a n ım 'ın d izlerin i sıv a z la m a k , çık ıp ü stü n e ku lu nçlarıru ezm ek a k şa m la n ? En h o şu n a g id en şey, taşım ak tı siy ah kılıflı şem siy esin i, ü ç ad ım gerisin d en . B a k a ra k k alın k ü rk ü n e ve h an tal b a ca k la rın d a k i çizm elere, yol b o y u n ca d ü şü n ü rd ü n so ğ u k lu ğ u n u bu m em le k etin . G el zam an g it zam an , u z a d ı b elin e k a d a r sa çla rın y a n a k la rın kızard ı, H a n ım 'ın eskileri y a k ıştı b o y u n a g elin lik kız olu v erd in. T a h sild a rın an n esi oldu ilk d ü n ü rlü ğ e gelen ; yü z b u la m a d ı... B ir em ek liy d i ikinci istek lin , h erh a ld e d u y m u ş o la ca k otu rak tak i h ü n e rle rin i...


Y irm i beşe y ü k selin ce y aşın çıktı k arşın a S iirtli m a h a lle b ek çisi, aracı k o y m a d a n ; k ü p lere b in d i H a n ım 'ın . E v d e k a la ca k d eğ ilsin ya, g id e rsin b ir u y g u n u n a , v a k tin g elin ce. Ş ek erci S o k a ğ ın d a k i cu m b alı ev n ik âh ta sen in ü zerin ed ir, d ayarsın , d ö şe rsin iste d iğ in gibi ne g ü n e d u ru y o r h alılar, y ü k lü k te? D a h a p a rm a k k a d a r ço cu k su n , ev işlerin d e g e risin b iraz, n o k san ın v a r k olad a, ü tü d e. Ş im d ilik b ir sö zü n ü iki etm e H a n ım 'ın ın , ay rılm a d iz in in d ib in d en , o tu r kızım otur, b a h tın açılsın!

QQ


T O SY A Z E L Z E L E S İ I B u akşam b aşı d u m an lı İlg a z 'ın D e v re s'in ü stü n d e b u lu tlar, h a v a d a y a ğ m u r a ğ ırlığ ı... K ep en k ler erk en in d irild i, H a n ö n ü 'n d e n d ağ ıld ı m em u rla r k ısa k esti p ay d o s d ü d ü ğ ü n ü çeltik fa b rik a sı... Su stu d o k u m a tez g â h la rı durd u iki b in m ekik, iki b in d o k u m a cı v ard ı u y k u y a. D a y a n a ra k k ö p rü n ü n k o rk u lu ğ u n a B ek çi A li h ırsız kolluyor. K ıv rıld ıla r b irer k öşeye Ş e r ifin k a h v esin d e k ö y lü ler torb aları b a şla rın ın a ltın d a ... G âv u r A li'n in h a n ın d a y o lcu la r k estiler ö k s ü r ü ğ ü ... P o sta cın ın atları h u y su z la n ıy o r k işn iy o r p a z a rcın ın b ey g iri, h an cı u y k u d a, yolcu u y k u d a ... Yarın erk en kalk m ay ı d ü şü n m e y e n le r Y irm ib ir o y n u y o r geç v a k it Şeh ir K u liib ü 'n d e!


II A teşler kü l b a ğ la d ı so b alard a, T osya kan u y k u lard ad ır... D ilk ü şa M a h a lle s in d e b ir cam k ızard ı, b ir an n e ço cu ğ u n u e m z ir iy o r... Bağ y o lu n d a h a sta n e n in sızıy or ik in ci k a tın d a n ışıklar. Yok h a sta la rın b ir şik ây eti. Yalnız Ç a y b a şı'n d a n Ç ep iş H a sa n 'ın tuttu çeltik ta rla sın d a n k alm a y ıllan m ış ro m a tiz m a s ı... Ç ekild i o rta lık ta n y o rg u n h e m şire le r... Şim d i k o rid o rla rı d o la şm a d a ad ım ları g ece b e k ç is in in ... im


III Sa a t b iri otu z b eş g e ç iy o r ... K ö p ek ler silk in d i u y k u d a n ... D eğ işti b ir an d a m an zara, can lı can sız d ev rild i n e v a rsa ay ak ta, y o k old u in sa n e m e ğ i... D ö k ü ld ü so k a k la ra in sa n la r ö lü ler k ald ı y e rin d e ... V akitsiz g id e n h a sta la rın a ü z ü le cek h em şireler k a lm a d ı... Sağ k a la n ç o cu k la rım ız b ir d ah a k a rşısın a çık m a y a c a k tır Ö ğ retm en K âzım 'ın . Ç o cu ğ u n u em z iren k a d ın ın So ğ u d u m e m e sin d e s ü tü ... K im ler d ö n ecek k ö y ü n e, h an a sağ in en lerd en ; y o lcu la r y a ta k la rın d a g ö m ü lü atlar a h ırd a ölüdür. B o z u ld u tezgâh lar, d ü z e n ler m ek ik tu ta n eller k ırıld ı; y arın Ç e ltik F a b rik a sı işbaşı çalam az, artık u y a n d ıra m a z ça lsa da yed i y ü z T o sy a lı'y ı u y k u d an !


IV D u d a k la rın d a n e an n e, ne k a rd eş adı y a ğ a n y a ğ m u ra a ld ırm a d a n m ah p u slar, eğ ilere k y ık ın tıla r ü stü n e in sa n arıyorlar, k u rta ra ca k !.. V S ab ah g eç o ld u ... K ara h a b e r salın d ı İlg az'a y ay ıld ı d ö rt y a n ın a m em lek etin . im


VI H a n ö n ü 'n d e k u ru ld u ç a d ır la r... K a z a n la r k a y n ıy o r h erk es iç in ... K ö p rü b a şı'n d a . B ir felâ k et h a v a sın d a k a y n a şa n la ra k a m y o n la r ek m ek taşıy o r u z ak tan ! M erh a b a sı o lm a y a n la r ay n ı çad ırd a g eçird iler ilk gecey i. A çıld ı ev le rin iç y ü zü n e v a r n e y o k d ö k ü ld ü o rta y a ... Ç o k g eçm ed e n arası p az a r k u ru ld u Ç a y b o y u 'n d a , açıld ı d ük kânlar, geçti h erk es k en d i y e r in e ... B e ş g ü n d ü r aç, su su z b ir d u v a r altın d a k a la n tiftik işçisi yin e çu v a lla rın b aşın d ad ır, k ız m ıy o r g eç k u rta rıld ığ ın a . Y aver y in e p irin çlerin i ta şıy o r K a lfa o ğ u lla rı'n ın . O ço k ta n u nu tm u ştu r, ü ç g ü n d ü r b e k le d iğ in i en k az altın d a ; am a ara sıra h atırlay acak tır, g ü n d e liğ in i v eren lerle aynı k a z a n d a n y ed iğ in i... H erk es y in e işin d e g ü cü n d e, h erk es y in e ken d i yerin d ed ir. 104


Yaşadıkça (1948)


İÇ İM İZ D E N B İR İ Eli d eğ n ek tu ta r tu tm az Ç o b a n old u ; S a rd ıla r sırtın a b a z la m a y ı. O n altı yıl g ü n e v erd i k a rn ın ı, O n altı yıl k o y u n gü ttü , k av alsız. İn san la rd a n ağ ay ı tarar, A d ın ı b ilm e z so rarsan , H a y v a n la rd a n K a ra b a ş'ı G ü n ü y etti, b ıy ığ ı b itti, O k u n d u k ü n y esi, G itti, d a v u lsu z zu rn asız,


KAHVELER, GAZETELER K im in i v u rg u n cu yap tı 3 9 h arbi, K im in i karab orsacı. L â f olu r d iy e d ost çayı içm ey enler, M a h k e m e lik old u rü şv et y ü z ü n d en . G az fişi, ek m ek k arn esi d erk en K im le r k arışm ad ı ki p iy asay a. "K im in i sefil etti 39 h arbi, K im in i şair etti." B en i de g a z ete tiryak isi. D a d a n d ık k a h v elere ajan s y ü zü n d en , B ir b a rd a k ıh la m u r b ed elin e Yeni n iz a m d a n d em v u ra n y a z ıla r o k u d u k D ü ştü k eli k a lem tutu p da Eli silah tu tm a y a n la rın p eşin e, C en k m ey d a n la rın ı d o laştık . D e n iz ler g eçtik , d a ğ la r aştık, G ü n oldu k ırıld ı k a n a d ım ız , K a ld ık çöllerd e. G ü n old u, U ra lla r'd a n v u ru p U la şm a k iste d ik K ız ılelm a 'y a . Y ü rü d ü k şe h ir şehir, B ir de ne g örelim , A rp a b o y u yol gitm işiz! D ü şen in d o stu m u olur, Z afer n erd e, b iz orda: "M e s e rre f'te k u rta rd ık S iv a sto p o l'ü , "İk b al"d e g ird ik B erlin 'e, A tikali K a h v e si'n d e p atlad ı A to m b o m b a sı. P es dediler, b ir y az ak şam ı Ş e h z a d e b a şı'n d a Jap on lar, Ç ek tik zafer b a y ra ğ ın ı k ap ıya! 1

nc


M IS T A B E Y K aşın g ö z ü n m ü oynuyor, A M ıstabey, B a n a mı öyle geliyor? N ev rin d ö n d ü , sü zü lü v erd in. G ö z ü m ü z yok, İşlerin y o lu n d a doğrusu, Ç ık m a d ı se n in gibisi S a fra n b o lu 'd a n Bugüne bugün İki fırın sahibisin, S e n in d ü ş ü n m e k neyine? H a ra m ile r m i çevirdi kervanını, G e m ile r in mi battı K arad en iz'd e? H ele bak, Fiy yem iş g ü v e rcin gibisin. S e n in n e d erd in olur, a Mıstabey, C eza kestilerse Ç em berlitaş'taki firma, H acı ne g ü n e d u ru y o r tezgâhta, Bilirsin, p ostu v e rm e z e le ... H ele d ü ş ü n d ü ğ ü n şeye bak, İpe çek m ez ler ya ad am ı E k m e ğ e kül karıştırdı diye; Ş ü k ü r b u ld u ğ u m u z a b u k a d a r . ..


Yoksa k ü reğ in sapı y ü z ü n d e n Başı b elâ y a mı girdi S a r a ç h a n e 'd e k i R ız a n ın ? K o la y değil fırın işletmesi C a d d e ü s tü n d e ... K esersin b ir karış kü reğ in u cu n d a n O lu r b it e r ... Rıza mı ç e k e c e k eziyeti, Ç eksin kerata, Ş e y tan az ap ta g e re k ... B u n la r gelir geçer, Mıstabey, Ü z ü lm e y e d eğm ez. Ç o k d ü ş k ü n d ü n h av ad ise eskid en, K a ç ırm a z d ın a ja n sla rı... N e m e y d a n m u h arebeleri v erm ed in , Şu k a h v e n in ortasında, M o s k o v a ’yı kaç kere fethettin. Sa n a ne old u b u g ü n lerd e R a d y o y a k u la k v erm ez oldun. S en in kiler ne hale girm işler Tası tarağı top lam ışla r B u lg a ry a 'd a n B ıra k m ış la r V arşo v a’yı geride, T o p y ek û n kaçıyorlarm ış! B o ş o tu rm a m ışla r M ıstab ey N e fırınlar y a p m ış herifçioğulları, Senin fırınlar haltetm iş yan ınd a, K a p ısın d a n girilir B a c a sın d a n ç ık ılırm ış... 110


Yaşam adı, M ıstabey, Sa n a d o k u n m a y a n yılan B in yıl y a şam ad ı! N e o, dalıp gittin, M ıstabey, N argilen kü l b ağlam ış! N ed en y o rg u n su n böyle, N e d e n k u la k la rın b ö y le d ü şü k? B o ş d u r d u ğ u n y o k anlaşılan! N e parçalar geldi geçti elin d en B u karn e çıkalı; S o n u n d a d ü ş tü n m ü b u çirkefe? Se n ne d e rs e n de, M ıstabey, Yaşın k em alin i b u lm u ş, B u senin d işine göre değil! A m a huy çıkar m ı can çıkm ayınca! Sak ar ö k ü z titretirken k u y ru ğ u Varıp b a ş u c u n a sorm uşlar, N ed ir son sö z ü n diye; D erim i y ü z ü n de d em iş, atıverin Sarı in eğin ü s t ü n e ... Biliriz, eski ku lağı kesiklerd ensin, N e sö y lesek fayd a yok, A rp a d a n o la c a k an laşılan A tın ölüm ü! 111


H e m düşün, Mıstabey, Sen evli barklı adam sın, D ile d ü ştü n m ü Sa fra n b o lu 'da İki paralık olur itibarın! H ani ah bap ların ağzın d a B akla da ıslan m a z oldu. İt değil ki ka p atasın ek m ek le Ş u n u n b u n u n çenesini. Sö zd e ele v erm işsin sakalı, D o y u rm u ş s u n g ö z ü n ü K ü rk ten b ilez ikten y a n a . .. Şim d i de tu ttu rm u ş h a sp a m ız B aşım ı so k a ca k ev isterim d iy e ... Tutkunsun, v erecek sin ister istem ez; G ü lü seven katlanır d ik e n in e ... N e yapalım , Taş attın da k o lu n m u yoruldu, Bağışla gitsin Fatih'tekini! A m aaan , Mıstabey, B un lar kara kara d ü ş ü n m e y e d eğm ez, T azelensin hele nargilen, B a k keyfine!


S E N İN N E Y İN E K SİK ? B o y u n b o su n yerinde, O m u z la rın a dam akıllı geniş. U y k u su z b ıra k ır şu pazu lar O n sekizin d eki kızı. K aç para eder, Usta bir m a k a sta r elin d en çıkm a Bir kat es v a b ın yok, çivid e asılı, Ş ö yle işten çıkınca giyecek; K eyfin ce ısm arlad ığ ın Bir çift a y a k k a b ın yok! B oşta m ısın, hayır! İşin ıvır zıvır iş mi? K im dem iş! O n saat a y a k ü stü n d e D izlerin e kara su iner. Yaz d em ez, kış dem ez, S a v u ru rs u n balyozu Kan ter içinde. Bekârsın, delikanlısın, Y ık a n m ış ü tü len m iş iki g ö m le ğ in N için olm asın? To p kap ılı'm , Tatar Ali'm, S o y u n B itpazarı'nda, Giyin B itp a z a rı’nda!


S A R IÇ İ Z M E L İ A ben im , bağrı taşlı, G ö zü yaşlı M e h m e t A ğ a'm ! E v in k im in evine yakındı, Tarlan k im in tarlasına? Se n in karı sağdı o zam anlar, A ğ a n ı n karısı ölm üş; "İşte b ö y le M e h m e t A ğa!" B ir ipin, bir k u şa ğ ın mı kaldı, Üstü açık k ö y ü n M e h m e t A ğa'sı! N icesin, İ ç g ü v ey isin d en hallice mi? Bilir m isin n eyin nesisin, E fen d im izsin , rivayete göre, Çarıklı erkân-ı h a r b i m iz s i n ... K u rn az lık ta y o k m u ş üstüne, Tilki b ilm e z m iş bildiğini! N erelerd e b u lu r seni arayan, B u yaz Ç u k u ro v a 'd a m ısın, İncirde m i, ü z ü m d e mi, Yoksa yeraltın da m ısın, K ozlu 'da, K a ra b ü k 'te m isin? S a n m a ki yitirdik izini, K ü n y e n k ü tü k le rim iz d e kayıtlı, A d ın tahsildarın defterinde; K olay k o la y k u rtu la m a z sın elim izd en! H oşsu n , b a b a c a n adam sın , T ü rk ü le r düzeriz senin için, D e sta n la r donatırız y ü z ü n ü g ö rm e d en , Lâfını ederiz kürsülerde. S e n de çık arm a bizi g ön ü ld en , B ağrı taşlı, G ö zü yaşlı M e h m e t A ğ a 'm . Sarıçizm eli'm !


B İZ T A Ş R A M E M U R L A R I K a m y o n d a n in d iğ im gün, Tanıttılar k a h v e arkadaşlarım ı, İlk çayı k a y m a k a m d a n içtim, İlk sigarayı ta p u cu d an . P ilav d an d ö n e n in kaşığı kırılsın diye, O akşam o y n a d ık ilk prafayı, K apiği beş ku ruştan. Y em ek ten so n ra çalındı En güzel p lâ k şerefim e! D e rt y a n a rk en g az etelerd en D ö rt g ü n lü k d iy e en yenisi, A lm a z o lu v e rd ik elim ize. Bir k a sa b a n ın da b u lu n u r k e n d in e göre Taze havadisi; A k şa m a doğru, Selâm i E f e n d i y i d inle yetişir! Ç o k g e ç m e d e n b iz im de karıştı D e d ik o d u y a ad ım ız B e n im d e m erh ab asın ı k ollad ıklarım oluyı Yer gösterip k a h v e ısm arlad ıklarım . Bile bile yen ild iğ im de o lu yo r B izim m u h a seb e ciy e; M a aşım ız v ilây et b ü tçesin d e n , P a m u k ip liğin e bağlı m e s k e n b ed elim iz G e çin m e y e geldik!


G irince İhsan Efendi, Şöyle bir d oğru lacaksın ister istem ez, Biz se çm e sek de m u tem edim izd ir. D efter açm ışız d ü k k â n ın d a , O bilir tutarını m aa şım ızın , B a şk a n d ır yü zd e yüz b u seçim d e, Arkası dağ gibi k a y m a k a m a dayalı. Kapı bir kom şu m u zd u r, K urtarır b iz im sokağı ç am u rd an , Hiç olm azsa köşe b aşına İki fener olsun astırır. K a y m a k a m h o şso h b et a d am , İyi B ektaşî fıkraları bilir. H o şla n m a s a k da g ü ld ü rü r bizi, K arışm a z girdisine çıktısına kim sen in , Bayılır horoz d öv ü şü n e. C am i av lu su n d a kazan ılm ış, Ne ünlü d ö v ü şler biliriz! Kendi h a v asın d a B urhan Bey, D a y a n a m a z peynirli pid eye; Kimin yoğu rd u kay m a k lı, Kim in yağı k e k ik kokar, O n a sor! İşinin ehli adam dır, severiz, Esnafa yıkım olm ad a n , Ayırır akla k a ra y ı... Ş u n u n şu rasın d a kaç kişiyiz ki, İşte geld ik gidiyoruz, Ne çıkar kötülükten!


G ö rd ü n m ü sorgu hakim ini, D ü n y a u m r u n d a değil, N esin e g ere k elin b eş keçisi. P iket tam m e s le k oyu n u K im d em iş d u t y e m iş b ü lb ü l diye İşte çözü ldü d ilinin bağı, Y ü z lü k k âğ ıt v ar e l in d e ... B u k a h v ed e geld i B ek ir Efen d i'n in Em ek lilik e m r i . .. Ç o k iş var d a h a onda. K im ne d erse desin, aznifte y o k üstüne Bayılır dört k o lu n a b u o yu n u n . N argilen in m a rp u c u bir elinde, İşte ö b ü rü n d e d o m in o taşlan . Sor, eliyle k o y m u ş gibi bilir, D ü şe ş k im d e d ir ... H ele bak, b ir d o m u z lu ğ u var, H e m dü b eşe yirm i beş yazd ıracak. H e m b a ğ la y a c a k dört başı. K ola yın a m ı u sta oldu Tavlada o rm a n c ım ız ; Altınla öd ed i her p u lu n u teker teker, K en d i k a p ısın d a n iyi bilir, Se -y e k kapısını. Plâ ka tu tm asın a H esab-ı ca rid en fazla yatar aklı B an k a m ü d ü rü n ü n . H ani v ez n ed a r da y a b a n a a tılm az B a k m a para sayarken , İkide bir sü n g ere yapıştığına, S e n hüneri k â ğ ıt d ü ze rk en gör!..


K a h v e d e n yön etir n ü fu s ç u m u z D o ğ u m la ölüm ü. C a n ciğerdir doktorla; Şü p h elid ir yed iklerin in ayrı gittiği. B a şk â tib in çayı kıtlam adır, K a y m a k a m ın g ö z ü n ü n ö n ü n d e , Ç ay b a rd a ğ ın d a çeker kon yağı, Y u d u m y u d u m ça k tırm ad a n ; K ü ç ü k yer, söz olur! H a ciz d e olsa g e re k icracı, B u g ü n de b u lu n m a d ı y o k la m a d a , H esab ın a çek iki çizgi daha, Kaldırır. K öylere çıkm ış olacak, H avalar da soğudu, H a yv an ı çift heybelidir, B en zin siz çıkılm az yola. H ele d önsün, bir âlem y a p a rız K o m u ta n ın evinde; Yeni p lâklarım ız da var. H e y b e le r b oş d ö n e c e k değil ya, K ızarm ış iki t a v u k olsu n bulunur, A rp alık ta n dönüyor!


G E Ç , A Z İZ İM , G EÇ !. B iz de yaşarız, azizim , Y aşam aya gelince, b iz de y a şa rız ama, O lm u y o r c e b im iz d e n kattığ ım ız la eğlen m ek, G ö n lü m ü z d e n katalım , Varlıklı kişileriz n e ş e d e n yana. P aza rım ız h oş m u geçecek, Şart değil B ü y ü k a d a , H ey b eli; Ç o k bile gelir kayığı H risto 'n u n : Sekiz arşın iki karış, K ız gibi C ib ali yapısı. B ir işaretim ize b a k a r Ç ık m azsa balığa, alesta, Aylardan te m m u z , g ü n le rd e n pazar; Yenikapı a ç ık la rın d a y ız ... B ırak ın H a ş a n g eçsin küreğe, U ta n d ırm a z b u kollar sahibini. K a b a rm a z b u av uçlar O n ikisin d en beri nasırlıdır. Fazla k ü lfet istem ez, Bol sigaram ız olsun, Köfte, ek m ek , d o m a tes yeter. K arım ız, se v g ilim iz y a n ım ızd a, B aşaltın d a şarap testisi...


D e d ik ya b u g ü n pazar Belki bir genç arkadaşı "İlk defa gü neşe çıkardılar", İsteriz b ü tü n dostlar ara m ız d a olsun; K im in in H an y a'd an gelir selâm ı, K im in in K onya'dan. S an d a lım ız geniş değil, n e çare, G ö n lü m ü z kadar. N e yapalım , bol şara b ım ız v ar ya, O n ların sağlığına içecek; G ü n ola h arm an ola!.. A n larız biz de bu işlerden, E lim iz değdi de o k ş a m a d ık mı, Şu "pür hayal" saçları? K im istem ez "yâr"i u y u tm asın ı "sine"de Batan g ü n e karşı, "Bâde" içm esini "yâr e li'n d e n ? G ö zü kör olsun feleğin, G elecek ten u m u d u m u z u kesm edik, İçim iz öylesine fe ra h ... Son kad eh lere doğru sorsun, Sesi en gü zelim iz bizden: "Gam , k ed e r ne imiş?" Y on tu lm am ış sesim izle cevabı hazır: "Geç, azizim, geç!"

1?(1


B İZ İM K A S A B A M I Z O rta sın d ay ız m em leketin , U zak d eğiliz A n k ara'd an Yakınız y akın olm asın a; Gelen olmaz, H alim izi gören olm az. A sfaltm ış y o llan b o y d a n boya, L âm balar y a n a rm ış dizi dizi. B ü y ü k lâflar eden B ü y ü k ad am ları varm ış. D ayalı döşeli a p a rtm a n la rın d a S e çm e in sanlar yaşarm ış, Yaşarm ış yaşam asın a. A m a so kakların d a b izim k asa b a n ın İdare lâm bası yan m az, G ö z gözü g örm ez, tozd a n d u m a n d a n . O y sa ki b e led iy em iz vardır, K avga d öv ü ş seçtiğim iz B eled iyesin d e m eclisim iz vardır, Vardır var olm asına.

121


K erpiçtir evlerim iz, Yatarız ahır sekisinde Bir yan ım ız d a karım ız, ç o c u ğ u m u z , Bir yan ım ız d a çiftimiz, ç u b u ğ u m u z . Tezek yakarız o d u n yerine; Sa c ü stü n d e sam an yakarız, G a z yerine. D ü ğ ü n olur, d ern ek olur, K â z ım 'm gırn ata sın d a aynı hava: " A n k a ra 'n ın taşm a b a k " ... Bir toprağım ız v ard ır b ize dost, İki ağız b u ğ d a y verir, A m a ne b u ğ d a y A m b a rla r almaz, göm eriz. Yıl olur to h u m lu k k a lm a z elim izd e, Tarla gider, tapu gider. Uğraş, didin altım ızda h asır yok, S e n gel de işin çık içinden: "Tarla mı kesekli, biz mi k a ç a m ıy o k ? " Fakılı'y a tren gelir K ayseri'd en , B in er gider işsiz kalan k ö y lü m ü z. B ulgu r gider, p ek m e z g id e r elim izd en , A n k a ra 'd a n em ir gelir, N u tu k gelir. "N evurek, h em şerim , n evurek. A ğ lay ak da g ö z d e n mi olak, D ö v ü n e k de d izd en mi olak."


B İR A Z D A H A S A B IR G ö z ü n ü y ıld ırm a sın kara kış A ltında s a ğ la m c a yatağın, H a sta n ed e sıran var. N e kaldı ki şurada, Ekim , k a sım , d erk e n aralık Sab rın t ü k e n m e z s e eğer, H ey b eli'd es in b a h a ra doğru. Bilirsin ca n b o ğ a z d a n gelir, Senin n ey in e şu b a k ır m an gal, çıksın Ç a d ı r c ı l a r 'a ... B ilm em işin e yarar mı artık, Şu d u v a rd ak i palto, Yok işte ça lışm a y a derm an ın! H ele o tu rsu n şu b arış yerine, Sık dişini! H er şey d ü z e le c e k yakınd a, H er şey y o lu n a girecek; D o kto r k a p m a gelecek, İlaçlar ayağına. B a k m a kesild iğ in e terk osu n Şerbet a k a c a k çeşm elerd en ! Bu sıcağa kar mı dayanır, D irilirsin b a y ra m a v a rm ad an , K alkarsın ayağa. Sıtm alı k ızın ın D o ya d o y a ö p e rsin yanaklarını. Biraz d a h a sabır, aslanım , Biraz d a h a sabır!

123


SA N A TO RY U M D A

Bir doktor konferans verdi Kesildi tıknefeslerin solum ası, Yitirdi hızını Ciğerleri zorlayan ö k s ü r ü k ... A k göm lekli hekim k ü rs ü d e ... İlacın ve ek m eğ in esirgediğini İki çift sözle yapacak: "E v e t..." diyor, ak göm lekli hekim, "Elinizded ir sizin y a ş a m a k ... Kırılm asın cesaretiniz!" Biliriz, nasıl v aşanır karsı adalarda Su içer gibi, k en diliğind en; O nların da elin d ed ir yaşam ak... Sö vlüv j j or ak Ogömlekli hekim : "Yorulma yok, çalışm a yok!" Ateşçi D u rsu n 'a b akıyo ru m , G ö zü m kay ıy or Balıkçı Niyazi'ye: Gırgıra a sılm a k yok dem ek, boylu boylu, Şabla'daki R eiz ’de kulaklar, D o nm u ş istika halatı avuçta, Mola etm ek yok dem ek, 220 kulacı.


G ö zlerd e h aftalık uyku, 'l'orik yatakların a olta s a lm a k yok. Sö y len iy o r kü rsü d en : "Temiz havad a, açık havada, G ü n eş altında değil!" Beşiktaşlı sa n d alcıda gözlerim , D üşüverdi kırçıl başı ön ü ne; l a m yedi yıl suç işlem iş dem ek. Karıştı çehresi Rı/a’nın, A nasının alın teri d ök tü ğ ü bostana K o rk u lu k da olam az, biliyor. "Vaktinde yiyeceksiniz!" d iyo r kürsüden, "H em de çeşitli y iy eceksiniz; Tatlı eksik olm asın sofranızd an !" 38 ateşte N izam i E fen d i'n in Açılıverdi iştahı, yu tku nuyor, D erken u nu tu v erd i bîçare Yarım saattir tuttuğunu, Ö k sü r ü y o r b oğu lu rcasm a. Bize y ü k lü y o r suçu, ak göm leklim : "H ar v u ru p h a rm an sa v u rd u n u z sağlığınızı, G e ç vakitlere kad ar o tu rd u n u z, içtiniz, K im in iz pokerde, kim in iz b a r d a ..." S o ru m u z v a r ak göm lekli h ek im d e n Beykozlu ha d oğruldu, ha doğrulacak, T ü tü n d ep o su n d a n Ali kım ıldanıyor. D ü şü n ü y o r b uhar kazan ını K a u çu k kaynakçısı O sm a n , D ö n s ü n m ü, işbaşına? Hayır, kim se bir şey so ra c a k değil, G eçirm işiz zam anını.


N efes aldı ak göm lekli h ekim , S o n u n u tatlıya b ağlayacak; A d a m a k la mal mı tükenir: "H epiniz kurtulacaksınız, çocuklar, D ö n e ce k sin iz kanlı canlı evinize. G e nçlerin iz asker olacak, D o ğ a c a k n ur topu çocuklarınız. K im in iz tarlasına d önecek, K im in iz tezgâhına. San m ay ın şifası y o k b u hastalığın, Tıb b ın elin d en ne kurtulur." Biliyoruz, kurtuluş y o k ... Yine de kesm iş değiliz u m u d u A tom u d arm a d ağ ın ed en zekâdan . İniyor ak göm lekli h ek im k ü rsü d e n A lkışlanır b öyle vaad edenler, Biz sade öksürü yoru z.


GECE NÖBETİ D a h a bu a y b a şın d a giydi B eya z göm leği; B ekliyor ağır hastasını tek yataklıda. Sab ah ı b u lm a z bu nöbet; H a kesildi, ha kesilecek nefesi, N a bız yüksek. Belki gece yarısın da biter b u sa y ık lam a Belki k u şlu ğ a dayanır. İşte gözler kaydı bir yana, D u d a k la rs a aralık. Soym alı h astalar u y a n m a d a n , Teslim etm eli im am a. Peki, am a bu titrem e n ed en ? İnsanın dirisini sever R ecep K orkar ö lüsü n d en .

197


BURU N SU ZU N OĞLU Ya havasın d an , ya su y u n d a n , Gideli değil mi, d oğm a b ü y ü m e, Yatsa yatsa frengiden yatar. Ne ateş, ne baş ağrısı, Akıl sır erm ez bu hastalığa. Başka sıkıntısı da yok İğne bir yana. Uçkur çözm ed im , d iyor haram a, K endim i bildim bileli; Kanı su lan ırm ış bu aylarda ad am ın, Karpuz mevsim i.


D O Ğ U M K O Ğ U Ş U N D A N Ç IK IŞ R u kiye'n in saçları dağınık, Yanakları boyasız, K a m çekilm iş du d ak ların ın . K ıv ra n ıyor m u ş a m b a m asada, Bu sancı, b a şk a sancıdır, Bu çığlık, b a şk a çığlık. C a n d a n can ayrıldı işte, Verdi d ö rd ü n cü m eyv asın ı Rukiye. Belki bir tü tü n işçisi k azan d ı Beşiktaş, Belki bir y o s m a c ık daha, Beyo ğlu . K im se v m e z ki y av ru su n u , K uşa bak, k u rd a bak, N asıl se v m esin Rukiye. H a sek i'n in sıcaktır odaları, D ışard a kar yağar, k im e ne, Yataklarda çift yatılır, zararı yok, Isp a n ak verilir sad e suya, Bu da mı tasa!


En kötüsü haftayı g e ç m e z m isafirlik, Bir sa b a h b a k a rsın ki çocu k k u c ağ ın d a Taburcusun! K a r y a ğ a r b u ra m b u ra m Ü ç ç o c u k b a k a r yollara, A n a n k e n d in d e n g eçm iş R u kiye'm , K o c a n ... B ıra k şu hayırsızı! H aseki y o lla n A rn a v u t ka ldırım ı A rab ad a gid enler d ü şü n sü n , K u m k a p ı'y a yaya n gidilir, yayan! Ü şü tm e y e gelm ez, B ilirsin ki kırk gü n açıktır, L o h u sa n ın m ezarı. Em ziklisin, ka yn a m a lı tencere, N asıl d ayan ırsın R u k iy e 'm , H azıra d ağlar d ay an m a z. H ele b a k şu kör kısm ete, Tu tm u ş da ço cu k tan açılmış! N e y apm alı bu vakitsiz geleni, Bir kısır zen gin karısına, Evlatlık mı verm eli dersin, Yoksa tütündeki işten mi olm alı? G eçer y an g ın yerin d en K en ar m a h a lle yolları, Yufka olu r an aların yüreği, Taş olur z em h erid e sular, K a n donar, y ü rek donar, K ö p ek ler ulur y a n g ın yerin d e Ya açlıktan, ya so ğu ktan , B ıra k m a ku cağın d akin i, R u kiye'm , Bu kar su çun u k ap atm az!


K U Ş M İS A L İ

O rta d a h esap yanlışlığı yok, Y a v ru m u z vakitsiz doğdu: Tam sekiz aylık. B ilm em n e vardı acele ed ecek? S e k iz aylık ç o cu k y aşa m az m ış, B u n u da b iz im gibiler sö ylü yor; Belki yaşad ığı evler bulunur, Z o r yaşar b u n u n d o k u z aylıkları B izim buralarda. N e yapalım , yetm ezse ö m ü rc ü ğ ü , D a h a bir ta n e v ar geride. O n u b ü y ü tü rü z ister istem ez. O d a b izim k a d ar d üşünceli M e m n u n g ö r ü n m ü y o r gelen den . B ilse hiç ü zü lm e y ec ek ; S ö y le m e y e dili v a rm ıy o r eb en in -Evlattır ne de olsaM isafire benziyor, yazık. İş, erk e n d o ğ m a k ta değil, G e lm iş k e n y a ş a m a k ta ... E z iy e t b ize yaptığı, H a zırlay ın ca çekip gidecek, B ezini m uşam basın ı. K olayın a ısın m ıy o r odam ız, B u z kesiliyor elleri, ayakları; S ıc a k şişeler mi koym alı dersin, P a m u k lara mı sarmalı? A k şa m a sab ah a yolcudur. A rtık annesini de istem ez oldu, M inneti kalm a d ı kim seye.

131


II Sekiz aylık çocuk bu k ad ar yaşarm ış, D ö rt g ü n yaşadı. Ç o k b ilm iş insanlar gibi Gitti sab ah a k a rş ı... H ab e r v erin ce bekçiye, S oruld u e k m e k karnesi. D o ğ u m a bakarak, Yerinde b u ld u lar ölü m ü H e m e n izin çıktı gö m ü lm esin e. D ö rt gündür, soğuktan, Su yüzü g ö rm e y e n y a v ru m u z, G e len eğ e u ygu n yıkandı. Ç ık a rk en kucakta B u la m ad ı b ek le n en gözyaşını. Ç o c u k la r düştü arkam ıza, Y ü zü kirli ço c u k la r... D ö rt yan ım ı saranlara, Su dökenlere, yasin oku yan lara D ağ ıttım son m eteliğe kadar. Ayın so n u n d a gitti en kötüsü, Kaldı eb en in parası aybaşına. Vakitsiz doğd u ğu gibi, Bildi vakitsiz ölm esini yavrucak, Gitti ku ş misali!


OĞLUM

B en de d ü ş k ü n d ü m oyuna, B en de k u m la rı avuçlar K az ard ım tırn akla rım la toprağı. O z a m a n da ço cu k lar oynardı, A m a b e n z e m iy o r b ü tü n oyu n larım ız. G ezd ird im cep le rim d e şıkır şıkır D eniz koku lu taşları, E n gü zellerini to p la d ım M id y e kabuklarının . Sald ım b a h a r rü zgârına U çu rtm a ların en süslüsü nü. N e k u ru lu n ca ko şan tra m v a y la rım vardı, N e çekince g id e n d evelerim . B alıklarım ızı tanırdım , Adlarını b ilird im kuşların; Seçerd im d ü d ü ğ ü n d e n L im an ım ıza u ğ ra y a n vapurları.


Bilird im y an ık yüzlü kaptanlarını D e n izk ızı'm n Selâm et'in ; B en de ayırırdım onlar kadar P oyrazı karayelden. G em iler tanıdım , çift direkli, T u tm azsa rüzgârı A çıkla rım ızd a v olta v u ra n gemiler. K ızard ım , lim an ım ızı hiçe sayan Pake'lere N em se'lere; D alar da silinen d u m an la rın a D ü ş ü n ü rd ü m u z a k lim anları, U z a k lim anların çocuklarını. Senin de v ar u fa k tefek K en d in e göre b ildiklerin ; Çeşitli o y u n ca k ların yo k sa da Bir san iy ed e tren y a p a c a k kadar Kibrit kutularım , Tecrüben var b e n d e n fazla. B en d en ü stü n sü n ku şku suz, S ig a ra d a n top, K u tu s u n d a n tank, K âğıtlard an u çak y a p m ad a!


II Sen b ü y ü k şehirlerin ç ocu ğ u su n , K ıyıd a k ö ş e d e b ü y ü m e d in b iz im gibi. D a h a b u y aşta Tram vaylar, k ö p rü ler gördü n , Trenlerde y o lc u lu k ettin, İnd in b ü y ü k istasyon lara; G ö rg ü n e s ö z ü m yok. A m a b a k ıy o ru m , rah at d eğil çocu k lu ğ u n , A rab alar y o lu n u kesiyor, Tele takılıyor u çu rtm an. A karsuların , tepelerin yok. Var mı tarlan, yer çilekleri toplayacak, B ö ğü rtlen lerin i otlara dizecek, Ç alılıkların v ar mı? N erelerd e gezd ireyim , H an gi ç o cu k b a h ç es in e g ö tü re y im seni? İşe gittiğim iz günler, Yolu m u zu g ö zlü y o rsu n H er gün ayrı bir k o m ş u n u n pen ceresin den . K im in in çöreğini yedin, K im in in azarını. G ü zel h a v alard a arsay a bırakırız, B ıraktığım ız gibi b u lm a y ız seni.

135


Şu k oskoca m em lekette, Yeni v u rg u n la r b e k le y en A rsala rd a n b aşka o y u n yeri y o k sana; B ü y ü k şehirlere yakışır Ç o c u k bahçeleri yok. H an gi yu rda b ıra k a y ım da K iifü rsü z oy u n la r öğrenesin, H an g i h em şiren in n in n isiyle Yatasın öğle u ykusun a. H an g i ok u ld a yetiştireyim seni, İsted iğim gibi?

1OiL


III H iç de m erak lı d eğilsin çiçeğe, K o m ş u n u n saksısını sen ku ruttun, K o p a rd ın pen cere sin d ek i gü lü nü . Bir so n u ç m u çıkarayım b u n d a n Yeşilliğe d ü ş m a n diye b iz im çocuk? G elg elelim öyle d ü ş k ü n s ü n ki G ö bek li m aru lla rın a Yedikule'nin; M e v sim in d e elin d en d ü ş m ü y o r E lm a gibi dom atesler; Tavşan k a d a r se v iy o rsu n h avu cu. B en de tu tk u n u m senin gibi B ursa şeftalisine, Ereğli çileğine, S a n m a so yca h o şla n m ıy o r u z çiçekten; G ü le değil, G ü l d ü şk ü n lerin e b iz im hın cım ız. B iz de g ö rd ü k h aşh a ş tarlasını, G e lin cik san m ad ık. Ilg a z la r'd a top la d ık çiğdem i, E d irn e'n in g ü lü n ü Edirne'de. Engel o lm az bu bilgim iz S ü m b ü ld e n çok s e v m e m iz e yeşil soğanı. 1 on


Y a şam a k için iştahını artıracak Şiirler vereceğim sana, N e istersen b ula ca k sın içind e B u toprakla ilgili: P ortakallarım gö re cek sin D ö rtyo l'un , M e rsin silolarında b itlen en A ltın sarısı b u ğd ayları, Tu rfan dad ır diye el sü rem ed iğ im iz Ç avuşları, kın alıyap m cakları, B ağı so ru lm a d a n yen ilen M e m le k e t ü züm lerini, sa lk ım salkım .


IV Seni saksıd a gül yetiştirir gibi Yetiştirm edik, tek b aşına, B ir lim on lu kta b ü y ü tm e d ik seni. Kırağı ç alm az d iy e acı patlıcanı S a lıverd ik sokağa; D ü şec ek tin en in d e so nu n d a. İlk gü n lerd e çok hırlaştınız, So n ra so k u ld u n u z birbirinize, K ay n a ştın ız karın ca la r gibi. B ü y ü m e d in bir d a d ın ın dizleri dibinde, K u c a k la rın d a sütninelerin. N e K a fd a ğ ı'n d a k i peri kızların a tutuldun, N e k u rtarm a y ı d ü ş ü n d ü n Şehzad eyi, d evler elinden. T a n ım a d a n K e lo ğ la n ı D ü ştü n m a c u n c u n u n arkasına, D o la ştın m ah alleyi. Y ağm u rlu b ir g ü n d e tanıd ın Göl tu tarken b e k ç in in oğlunu, Recep'le taşladınız Atkestanesini, cam i av lu sun d a, Attınız E m in le , ked i yav rusun u , Kireç k u yusun a.


B u n la r m a h alle m izin çocukları; H e n ü z bilm iyorsu n , El tarlasında koza d ö ş ü rü rk e n anası Sıtm a nöbetleri geçirenleri, K uzu larla d oğu p Ç o b a n köp ekleriyle b ü yü yen leri, İki g ö z ü n d e h eyb en in Çeltiğe g id e n Yeşilırm ak döllerini. B ilm iyorsun , Benzi tütü n y a p ra ğ ın d a n so lu k Ç ocuklarını Sakarya'nın. D e m irin d en sin iz aynı bıçağın, İlerde ku caklaşacaksın ız, nasıl olsa; H azır olsun kalbin onları se v m ey e D a h a şim diden!


U YUSUN DA BÜYÜSÜN T ü k e tm e nefesim i, m av iş kızım, Bildiğin T ü rk ç e kıt gelir m asallarım a . S ö z d en sa zd an an lam azsın, K uştan, y a p rak tan h aberin yok. Biz yaşlılar neler de bilm eyiz, H ele sen b elle dilimizi. Biliriz de gü zel gü zel lâf etm esini, Ç ekin iriz k o n u şm a k ta n ; Yazm asını bilir, y azam ayız. Ü z m e beni, yu m gözlerini, U y u ta c a k n in n ilerim yok. T ü rk ü le r mi istersin b en d en , Bağrı y an ık m em le k e t türküleri, N e arasın b iz d e o ses. Islıkla söylenir K açak şarkılar mı istersin; B u n la r size gelm ez U y k u su n u kaçırır çocukların. Sana h azır ninniler sö ylesem B a h çe y e ku rd u m , desem , salıncak, İnanır m ısın? N e b a h ç e var, ne b e ş ik ... Bir ara b a c ık da mı istem ezd i şu asfalt? Yorganın, yatağın iğreti, D o ğ d u n doğalı, ne oyu n gördün, N e oyu ncak! Uyu b e n im m av iş kızım. D e m geçecek, d ev ra n geçecek, K elo ğlan m u ra d a erecek, Sö k ü lecek H a sb a h ç e 'n in çitleri A ğlayan nar gülecek! t A İ


P A R M A K L IĞ IN Ö T E S İN D E N

İnsani J/ı alabildiğine sevm eyi, B ırak m a zlar yanm a. B öyle çekersin cezasını Üç d uvar bir kapı arasında; O n la rd a n ayrı Böyle o n lard a n uzak. Yasak sana, boylu b o y u n ca sokaklar, Bahçeler, yalı kahveleri. D ostlara şim d i m ek tu p değil, Bir selâm yasak! K apılar d e m ir sürgülü, çifte kilitli, Kapalı, h ü rriyete giden yollar; İçerdeki içerde m ahzun, Dışardaki dışarda. Burada her şey sade: E k m e k ve su, d ü ş ü n c e le r...


Em irler çeşitli: K a p ıd a kilit, emir, U zakta d ü d ü k, emir, Emir, d ışard a d ikilen nöbetçi. H ürriyeti çok tan u nu ttu m , O y em yeşil m a sa lla rın kızıdır E skiden sevilm iş. Bir ince hastalıktır olsa olsa, O şimdi ciğerlerim de. Şu pen cere y e v erd im ken d im i, B ü tü n ü zü n tü le re karşılık, B oğaz'ın suları ü z erin d en Karşı sırtlara açılm ış p en cereye. Üsküdar'ı b ilm e z d im eskiden, B u rad a ısınıverd i kanım . V u rgu n u m şu K ızku lesi'n e; N e de şirin g ö rü n ü y o r U za kta n K a ra c a a h m e t; Hiç de sö yled ikleri gibi değil, B a n a d ü ş ü n d ü r m ü y o r ö lüm ü .

143


II Şu sefer b a y rağ ım ç ek m iş v a p u r B izim K arad en iz'e gider. Beni alıp g ö tü rm e se de, Alır, d ü şü n cem i ç o c u k lu ğ u m a götürür, Ç o c u k lu ğ u m u n m em leketin e. Kıyıcığında d o ğ m u ş u m K a sta m o n u 'n u n Fener fener bilirim Karadeniz'i. K ahrını çek m işim yıldızının, poyrazının, Ecel terleri d ö k m ü ş ü m karayelin de. K im bilir ne haldedir, B en im frengisiyle m e şh u r m e m le k etim , Şimdi ne halde? Ekm ekleri m ısır b a z la m a sı mı, B ulgurlu m a n c a r mı hâlâ b a y ra m yem ekleri? Ç o k sıkıntı çektik Seferberlik'te, Ç o k m ısır koçanı yedik, vesikalı; Bu sefer de v esikasız yemişler, Gazsız, sa b u n su z kalmışlar. K im gider, kim sorar hallerini? Bilirim ne v ap u ru n b üyü kleri uğrar, N e in sanların b ü yü kleri; M em u rla r gelir u fak tefek, B ü y ü y ü n ce giderler. Balıklardan bile h a m siler vurur, Vursa vursa karaya.


III B iz im de bir çift sö z ü m ü z vardı N a r çiçeği, gül dalı üstüne, D u d a k la rım ız d a kaldı. G ö re m e d ik sıkıntısız yaşan d ığını, R a h atın şiirini yaza m a d ık. N e k a d a r u za k H ev eslerim le içli dışlı ya şam ak, Ü z m e k hastalıklı şiirlerle Eşim i, d o s tu m u ; M e z a r taşları kadar, ölçülü B eyitler d ü z m e k b o y boy. İçliyim dir h erkes kadar, D ü şü n d ü rü r ben i de şu gö k y ü z ü , K u ş cıvıltısı, n ar ç iç eğ i... G e çtik bir k a le m ü zerin d en . H u y u m d a n ettiniz, Cibali kızları, Sekiz d ü d ü ğ ü n d e n ön ce P en cerem in a ltın d an geçenler. Saçları dağınık, gözleri uykulu, Çoraba, tü tü n e gidenler, Beni h u y u m d a n ettiniz! Yorgun göz lerin izd ek i acıyı D e rt e d in d im ken d im e. Saçlarını tez gâh ın a yolduran ları, Sıtm a gebesi tazeleri g ö rm e sey d im , B oşu n a h arca y a cak tım sevgim i.


Şim di şu p a rm a k lığ ın ö tesin d e kaldı B ü tü n çalışanlar; Teker teker sö k ü lm ü şü z top rağım ızd an, H a v a m ız d a n , su y u m u z d a n olm u şu z. Y aşam aktayız aynı çatının altında D a h a m a h z u n , d ah a hesaplı. R a h at g ü n lerin işçisi olacaktık, R a h at g ü n lerin şairi: Bir çift sö z ü m ü z vardı N ar çiçeği, gül dalı üstüne, D u d a k la rım ız d a kaldı!


Z İY A R E T G Ü N Ü N O T L A R I

B u g ü n b a şlıy o r asıl çilesi, N a m u s y ü z ü n d e n on beş yıl giy en Beşiktaşlı Ragıp'ın. B u g ü n tuttu A d a n a n ı n y olu n u İki çocuklu karısı; S e y h a n B ar'a kontratlı gidiyor. K aşlar alındı, saçlar boyan d ı. R op lar dikildi m o d a y a uygun, İki çocu k b ırakıldı kom şu ya . N ed ir ki m asrafı ikisinin, K az an k az an ver postaya, Altına d ö n d ü Ç u k u ro v a'd a başaklar. P arm aklığa d a y a m ış alnını R agıp 'ım B ekliyor karısını orta koğu şta O la n d a n b ite n d e n habersiz.

1.17


II Ö ğ retm en i tan ım ad an Ö ğren d i polisi, jan d arm a y ı, K o ltu ğ u n d a b ab a sın ın ça m a şır paketi, K o y n u n d a köylü sigarası, üç paket, Bu da ken di arm ağanı. Ayıplasalar da m ah a lle d e yeridir B öyle taşınm asın ı cezaevine, P a rm a k k ad ar çocuğun. K o m şu y a d üşer d e d ik o d u su elbet K itap y ü z ü n d e n yatanın; Böylesi hiç geçer mi gazeteye, Yıl 1944. B ab asın a b ak arsa n oralı değil, Varsın diyor, su y o lu n d a kırılsın B izim su testisi!


III G ü n g ö rm ü ş oğlan şu Fikri, Bilir nasıl karşılanır 3 n u m a ra d a n Adalet. N e çıkar üstte yok, b aşta yoksa, K o n y a lı'n m ceketi yenicedir, T e m e l’in pab u çları biçim li. U ğu rsu z derler F a tih li'n in b o y u n bağına, -Bir ayda üç h ü k ü m yediBöyle gü n d e takılır elbet, A çar çiçek gibi adam ı. G ü le r yüz, tatlı dil F ik ri’den, At elin, ever em anet.


IV Üç kuruş, beş kuruş H arçlık gelir dışardan, Eşten, dosttan, ak rab ad an . Yalnız N ecati içerden çıkarır G e n ç karısının e k m e k parasını. K alm ad ı elde avuçta, B u raya düştü düşeli, B ir gençliği kaldı para eder. Şöyle her ziyaret sonu B eş liracık sıkıştırır eline; H er seferinde m ah cu p , H er seferinde k en d in d e n iğrenir.

Ters y ü z ü n e çevirdiler k a p ıd a n T ü tü n d ek i Şevk iye'yi. Sarılacak kocasın ın b o y n u n a N eler anlatacaktı, neler! Şim di d ü ş ü n ü y o r kara kara: "ihtilaftan m en" de ne d em ek ? Gitti h av ay a gü nd elik, Bir de gelip görm e m ek !


A YRIL IK V A R B İR Y A N D A N Tam m a p u s h a n e işi bu resimler, Şu baldıra, b a c a ğ a bak! N e v y o rk 'ta n mı gelir bunlar, L o n d ra 'd a n mı? C ilv eliye b e n z iy o r şu sarışın Se b e p siz a ç ışın d a n belli g ö ğ sü n ü , K es de yap ıştır ba şu cu n a . İsterse ra h a tlık v erm esin Kör şeytan, ot yatağında. Şu karab ib er C a m b a z h a n e d e çalışır m utlak, Yay gibi b acak ları var, A ltın d aki yazı o k u n m a s a da A n la m ı a çık şu kalçaların, G ö z le rin d e n anlar arif olan M alın g özü bu belli. A yrılık v ar a n a m b ab am , ayrılık, M a h p u s lu k da ne kelim e! Ç o k n a m u s s u z ad am , şu R ü stem Bey, U y k u su kaçtığı geceler, Ç a rp a r insanı anlattıkları. N e anan, ne b acın çalışır fabrikasında, G e n e de kan ın a d o k u n u r sözleri. 151


K aç��m b a şta n çıkarm ış, So n ra kaçın a yol verm iş, söz olur diye. M a h p u slu k ta n ne çıkar, a n a m b a b a m , A yrılık olm asayd ı. N erde, adları değil de, gazeteye, Sayıları geçenler, Polislerin ö n ü n d e turna dizisi K a ra k o ld a n ka ra ko la gezenler; Bellidir m u a y e n e neticesi: 36 'd a n 28'i hasta. N erd e o, 28Terin en güzeli, Ü ç yıldır m a p u s h a n e k öşelerin d e Se v d a s ın d a n ön ce frengisini çektiğin!


İÇELİM! İşte bir aradayız! S a ğ lığ ın d a n h ab e r b ekled iklerim iz y an ım ızd a , Ve a ra m ızd a u z u n z a m a n d ır Y ü z ü n ü görm e d ik le rim iz! Kim im iz m a h p u s ta n d ö n m ü ş ü z Kim im iz sü rgü nd en! Bu akşam k eyfim iz yerinde, G ü n lü k d ertle rim izd e n sıyrılm ışız, Nasıl kazan ıld ığın ı u n u tm u şu z paranın Elimiz o k ad a r açık; H arcayalım n eşem iz için! İyisi gelsin şarabın, Yüklü olsun mezeler! N öbetçisiz geçiyor a k şa m ım ız d em ek, Kilitsiz, d em ir parm aklıksız; İstersek b urda keser kon u şm am ızı, Çıkarız kol kola, kelepçesiz. Dolaşırız can ım ızın çektiği sokakta. Ö zlem in i çekm işiz u zu n zam an Dostların ve aydınlığın. D u y m u ş u z her çeşit yalnızlığı Tek başım ıza.


İki çift lâf etm en in karşılıklı, N e d e m e k o ld u ğ u n u öğrenm işiz. K on uşalım , Bir suç o ld u ğ u n u b ilerek her sö zü m ü z ü n . G üzel g ü n lerin yaklaştığını söyleyelim , D ö rt yan ım ızı kollayarak. N e olacak, bilir m iyiz biraz d an ? Belki hesabı so ru laca k neşem izin . K ald ıra lım son kadehleri, Ayrılalım arkadaşlar, Ayrılırken öpüşelim !

1R4


B U D A B İR Ö Z G Ü R L Ü K ŞİİRİ 1944 yılın d asın y a n lışın yok, Kıştı girdiğin, te m m u z o rtasm d a sm . Em irle de olsa açıldı ya İşte d em ir kapılar ardına kadar, D ışard asın! Tepend e ne z a m a n d ır u n u ttu ğ u n güneş, L im a n b ild iğin gibi yerli yerin d e H azır K a ra d en iz seferin e şu vapur, Şu m av n a H a liç'ten geliyor. P o y ra zd ır bir u çtan bir u ca esen Ç ek eb ilirsin ciğerlerine! Bu ses fren gıcırtısıdır, D u rd u Beşiktaş tram vay ı durakta. G id e m e z sin elin d e değil; E m rin d e s in insanı hiçe sayan ların . Bir liseli talebeyle v uru lu b ileklerin K ırk m a h k û m u n sü rü k led iğ i zincire. 'Fek su çu n u z hür in sa n la r gibi k on u şm ak, K itaplar su ç ortağınız! 1944 yılın d asın yan lışın yok, D o ğ ru d u r dağıldığı esir pazarların ın , Tek forsa kalm ad ı k a ly o n lara çakılı, R o m a sirklerin d e atılm ıy o r köleler A ç aslanların ağzına, Ç o k ta n yerle bir ettiler Bastil'i K en ar mahalleliler. 155


Ö z g ü rlü k şarkısıdır sö y le n e n Volga b oyların d a. Ne Taif'tesin, ne M ago sa z in d a n ın d a Yalnız n am ı kalm ıştır k a le m e alanın "Vatan K asid esi'n i. Seviyoru z her z a m a n d a n fazla Fikret'i Yeni anlaşıldı m an âsı "M illet Şarkısı"nın, Aynı "Sis"tir m em le k e tin ü zerin d eki. B u g ü n de v aktin d e çıktı g a zeteler Geçti ilk sayfalara B eşiktaş cinayeti; Ism a rla m a yazıları ü stât kale m lerin T a k s im ’deki ziyafetten r e s im le r... Ç ey rek saat u zaktasın çok değil, O m e şh u r B a b ıa li’den. Tek satır y o k sayfalarda Bu zin cirlem e tutsaklık üstüne. Ç ekildi dış k a p ıd an d em ir sürgüler, Tuttu sü n g ü lü ler yolları T o p yekû n h im a y es in d ey iz z in c irlerin .(*)

*

A l m a n l a r l a siyasi m ü n a s e b e t l e r i n kesildiği günle rd e, cezaevini b o ş a l t m a k için vakitli vak itsiz k o ğ u ş l a r ı m ı z d a n çıkarılıyor, c e z a ­ e v i n i n d a r a c ı k b a h ç e s i n d e itile k a k ı l a s ı r a y a s o k u l u y o r d u k . Çi ft sıra dizilen m a h k û m l a r ı n a ra sı na u z u n bir zincir uzatılıyor; b i ­ ri nc i s ı r a d a k i l e r s a ğ , i k i n c i s ı r a d a k i l e r sol b i l e k l e r i n d e n b u z i n c i ­ re b a ğ l ı k e l e p ç e l e r e v u r u l u y o r d u . B u s u r e t l e b i r b i r i n e b a ğ l a n m ı ş k ı r k - a l t m ı ş ki şi li k kafileler, s ü n g ü l ü l e r i n d e n e t i m i a l t ı n d a s o k a k ­ lardan geçirilerek teşhir ed ili yor du . D is ip lin e riayet etm ey en ler i, cezaevi m ü d ü r ü n ü n v u r m a y a selâhiyeti o ld u ğu , g ü n l ü k em i r o l a r a k o k u n m u ş t u . İşin e n g a r i p tarafı, b u z i n c i r l e m e kaf il eleri n komutanları, tutuklu bulu nan Turancı subaylardandı.

1 C ıi


Devam (1953)


B İL S E M Kİ Bu aya klar b e n d e n h esap soracak, B ir d ü ş ü n c e n in peşin d e dola ştırd ım S o k a k sokak. B u baş, b u eğ ilm e z b a ş da ö y le ... B azı sarhoş, b azı yorg u n H er z a m a n b ir yastığa hasret! B u ciğer de h esap soracak, Esirgedim , gü neşin i, havasını. B u ağız, b u dişler, b u m id e ... N e ikram e d e b ild im ki bol keseden! B u bilekler de h esap soracak, G ö z y u m d u m çektikleri eziyete. B ilsem ki k im s e n in p a rm a ğ ı yok B u sü rü p gid en işken ced e; K ılım bile k ıp ırd a m a d a n b ir sabah Ç ek erd im d arağ ac m a ken d im i, B ilsem ki suç bende!.. 1 CQ


D 1ŞA RD A O ktay D eııi D ışard a gelin havası Ç engi cüm büş, yer g ö k ayakta. Yeryüzü ağardı ağaracak. O o o o h ... D ü n ya v arm ış dışarda!


ŞİİR D E

A. K ad ir'e Ö n c e şiirde se v d im ka v gayı Ö zg ü rlü ğ ü k elim e k elim e şiirde. M ısra m ısra se v d im yaşa m a yı, Ö fkeyi de, sevinci d e ... Senin ışıklı gü nlerin, B en im iy im ser d ostlarım H epsi h epsi şiirde. N e varsa y itird iğ im ... B ü tü n b u ld u k la r ım şiirde. K afiyed en ö n c e gelen Se v g ilerim iz m i sade, Sü rgü n de v ar H apis de. 1 £1


A M A N D İK K A T ! B u d u r b aşta gelen işin, A m a n d ikk at A raboğlu: A k şa m soyun , sab ah giyin! V azgeç de yata k d erdind en K ıvrılıver bir köşeye, N eyin e g e re k suyla sab u n Sab ah giyin, A k şam soyun! Z en g in lik te g ö z ü n mü var, B u da elin d ed ir senin. Artsa artsa dişten artar, N ed ir b o ğ a z ın a d ü ş k ü n lü k H em de b ö y le iki öğün. Bir şey b e k le m e işin den S a b a h giyin, A k şa m soyun! Biri v u ru p da a ğ z ın d a n A lm a k isterse lokm anı, D a h a ö n c e sen ikram et! N e işinden, ne g ü cü n d en , N e g ü n ü n d en , ne gecen d en , Sana d ü ş m e z şikâyet. A ç g ö z ü n ü A rab oğlu A k şa m soyun, Sab ah giyin! A m an b o z u lm a sın oyun: S o y u n giyin, G iyin soyun!


U Y U ŞA N A !

Tezgâhın düzenin yolunda Ninni benim kıllı bebeğim! Kapat artık şu radyoyu, Çek yorganı başına Uyu! Üçünciinün attın temelini Örttün kiremidini İkincinin. Uzan boylu boyunca Eeeeeh yolunda işlerin! Tiftiği çıkardın elinden Uydurdun kitabına yumurtayı Sana ne Fas'tan, Cezayir'den Kurcalama şu radyoyu! Aç değil, açık değilsin, Ağrın yok, sızın yok, Maşallah domuz gibisin! Her şeyin yerli yerinde, Ambarın ardiyen tamam. Nedir kaçıran uykunu, Uyu be m übarek adam! Ne dönersin iki yana, Kulübü de çektin üstelik Uyuşana!


TAŞ MI YESİN! Sn it Faik'e İş mi bu yaptığın, Galata Köprüsü? Havalar yağışlı mı gidiyor, Al yolcuyu bindir vapura Düşünme sandalcı İdris'i! Çeyreğe dolmuş mu beklesin Kürek mi çeksin akıntıya, Söyle İdris taş mı yesin? Bir gözün kırmızı, bir gözün yeşil, Canavar mısın, Galata Köprüsü? Şilepler bindirsin beline Boyu devrilesi!


YAŞIYORUZ L ütfü E r işçi'ye

Ben ö lm e d im ... Beni öldürmediler de; Yaşıyorum, yaşıyorum işte, At kıçında sinek gibi, Töööbe, töbe! Kapandı yüzüm üze dergi kapakları, Bir varmış bir yokm uş olduk sağlığımızda. Ş iir... O yosmanın boyuna. G azete... Gelene gidene başyazı. Ara ki bulasın sayfalarda Şair Rıfat İlgaz'ı. Düştükse itibardan Ölmedik ya, yaşıyoruz işte, Yaşıyoruz dedik, yaşıyoruz be, Heeeey, fincancı katırları! 1/11T


FİLİM M. U ykıısıız'a Boştasın belli! Ellerin cebinde unutulmuş, Ayakların pabuçlarının içinde, Geçmiyor bakışların camdan, Ne ararsın bilmem ki vitrinde! Çarşı uzun, para yok, Gezin sağdıcım gezin! Gel, dert ortağı olayım sana, Bir sayfa açayım "kitab-ı sine "den, Olmazsa tarihten bir yaprak. Karasevda gibidir işsizlik Çeken bilir! Belki unutursun yalnızlığını İkimiz de kârlı çıkarız bu işten! Söz gelmiş, kâra dayanm ışken... Dökelim mi dersin işi, sağdıcım, Seninle alışverişe? Çekip dış pazarlardan eski fikirleri, Naylon kılıflar içinde Geçirelim mi dersin gümrükten? Ne duvarı kalmış zaten, ne kapısı! Bu işte kâr yüzde yüz, Çürük mallar kapanın elinde! Fikir fikir karınca duası... Fikir fikir minare gölgesi...


Gramlık paketler içinde süreriz, El altından Tahtakale'de, "İçen bir daha ayılmaz!" Sokaklar sokaklar nah böyle, Kahveler kahveler adam almaz. Fabrikalar paydos etmiş, Ustası gezer, işçisi gezer; Yanaşmış şilepler limana Nereye baksan pazar! Eğer açmazsa bu alışveriş; Dudaklarımızda düzme türküler Yüklen kazmayı, doğru tarlaya! Köye giden yollar balçık; Rençperiz ayağı çarıklı, Köylüyüz doğma büyüme, Güvenimiz karakılçık! Arpalıkta arpa ekilir Şehirde suyu içilir. Kendir ekilir kilim için Kendirden esrar çekilir. Çok para var şu afyonda Ekeriz, sağdıcım, ekeriz. Ağrıya da gelir sızıya da, Çeksin eşimiz dostumuz, Kansın millet uykuya! U

7


Özgürlük de ekeriz, sağdıcım, Türlüsü yetişir bizde, Katmerlisi, yalını da, A damına göre boy boydur, İncesi de, kalım da... Söz özgürlüğü, saz özgürlüğü, Al sana elektriği, suyu, Jandarması, tahsildarı içinde, Mesken masuniyeti! Çevirelim yaprağı arkadaş Eskiye dönelim, eskiye; Ne varsa tarihte var. Taş devri kalsın geride, Bulunca dişine göre düşmanı Çek zülfikârı, başla işe, Bakma gözünün yaşına. Geçir küffâr-ı hâkisârı kılıçtan, Dayan Kankalesi'ne! Sonra gir coğrafyaya Ankara'dan Giresun, Ordu, Zonguldak. Midende taş gibi mısır koçanı, Dolaş Karadeniz boylarını Yayan yapıldak! Plâk değiştirelim, dostum, Farkındayım esniyorsun, Açmadı bu türküler seni! Filim anlatayım sana filim...


Bir tane oynuyor ki Alkazar'da Sana filim diyeyim! Sağdıcım, meraklıysan bu işe Teşebbüs de ölmedi ya, Şükür bir o kaldı elimizde; Vaktimiz dersen müsait, Gel, bir filim de biz çevirelim! Paran yok, pulun yok anladık, -Yani yolsuzsun öğrenci dilindeSultan palamuttan kalma Altıpatların da mı yok be, Bir keskin de mi yok? BalatlTyım diye gezersin Yazık kalıbına kıyafetine! Yürüyelim, gel, Cibali'ye doğru, Bildiklerim yeter ikimize, Yüklüyüm de üstelik. Vay, Nazmiye, canımın içi Rejiden mi böyle! Niçin geç kalırsın be kızım, İşte aradın belâm akşam akşam, Kaşındın! Ne duruyorsun be sağdıcım, Al şu tabancayı, daya burnuna, Tamam, böyle olacak işte! Sakın yutma küçükdilini bir tanem, Simitle birlikte! Kaçırsak da olur amma, En iyisi, gel, soyalım seni!


Biz kendimize bile fazlayız, Tutup kedi yavrusunu götürsek eve Öldürürüz iki günde açlıktan; Yani umutlanma kaçırırız diye! Yolunca yordammca olsun işimiz, Eller yukarı, yavrum Nazmiye! Gücenmek, darılmak yok şekerim, Bu iş böyle! Olmadı, beğenmedim duruşunu, Niçin omuzların böyle düşük, Önünden de mi geçm edin okulun, Bilmez misin nedir jimnastik? Fırlayınca yatağından sabahlan, Banyonu almadan Sütlü kahveni içmeden önce, Hani jimnastik şekerim? Bıngıl bıngıl olursa kalçaların, Ne yaparsın belin kalınlaşırsa? Korseden, dondan, lastikten önce Jimnastik lâzım hayatta, Plastik de lâzım, Estetik de... İşte geldin gidiyorsun, Çalış çalış sonu yok, Nedir bu kendine eziyet! Yüzme de jimnastik demek. Başına eşarp, Ağzına çiklet... Giy mayonu, atla taksiye! Saçlarında deniz havası Avuçlarında serinlik O İlâhi tuz da dudaklarında.


Sonra, Nonoşum, doğru dansa Uzan beşiğine aşkın Biraz da hayatı öğren, Sekmesini, kıvırmasını... Böyle boy büyütmekle olmaz! İşte böyle, canımın içi, Böyle, bir tanem, bu işler, Ya, işte böyle! Sen de, yavrum, nazlanma artık, Hadi, canımın içi, eller yukarı! Baş dik, göğüs ilerde, Om uzlar... Vay, imdat ha! Hangi filimde gördün bu numarayı, Hangi kız kaçırma sahnesinde? Kara gözlerin için Kim başını belâya sokar, kim? Öldüğünle kalırsın iki gözüm Dokundum mu tabancanın tetiğine. Kes sesini, Neyine güveniyorsun, söyle neyine? Ayağa kaldırma mahalleyi, Sorgu, ifade, dayak derken... Yazık değil mi gençliğimize? '17'l


Hoşuna mı gitti, acemi çaylağım, Kızın yüzündeki bitkinlik, Saçlarındaki tütün kokusu, Girmişsin ağzının içine! Böyle şeyler neyine senin, Poyraza karşı gidersin Bakmaz da donunun yırtığına! Uzattık senin yüzünden şu filimi, Çabuk tıka mendili ağzına! Yok mu, tuhhh senin erkekliğine, Al benimkini! Gel yanaş, kazık gibi durma öyle, Olmadı, canım, baştan; Şöyle kucakla da sok mendili! Bağlasak da olur ama, kıskıvrak... Vazgeç, İşimiz acele! Hani heyecan, korku, telaş? Heyyy, soyuluyorsun, kızım Nazmiye! Anladım, formunda değilsin bugün, Sanat, her şeyden önce... An m eselesi... Ne diyeyim, Nabız vuruşlarıdır ruhun... Canım, ne desem nafile, İnce iştir, akim ermez, Benzemez sigara istifine! Dur, biraz da başka yoldan gidelim, Sen cilve bilmez misin, cilve? Tav etmeye çalış mesela beni, Gel bir tanem, gel sevgilim! Hani iç çekişler, göz süzüşler, Çok yayasın bu işlerde!


Hadi sağdıcım, nöbet Hamza'mn Yokla bakalım üstünü başını, Yokla, orasını burasını, Ayıbı mayıbı olm az bu işin; Döviz möviz saklıdır, bilinmez. Gazete okum uş adamız. Çocuksun be! Hadi gir sutyenden içeri Uyma şeytana sakın, Bırak şimdi hergeleliği bir yana, İş başmdasm! Ne gezer çingene evinde musandıra, Sutyen bile yok değil mi? İn bakalım aşağı mahalleye; Vay orası da mı öyle! Çok tutumlusun çamaşırdan yana, İlâhi Nazmiye! Hişşşt, kendine gel delikanlım, Başına mı vurdu bahar havası, Yokla cebini şu haspanın. Vay ölüsü kandilli, Bu da ne? İki tek sipahi sigarası! Kimin için zula ettin bunları, Hangi hergele için yürüttün içerden, Söyle be imansızın kızı, Acımak size ha, Kesmeli sıradan başınızı! 17-3


Ne de bilirmiş ağzının tadını, Köylü değil, birinci değil de... Vay pezevengin evladı! Utanmak, arlanmak yok mu sende, Namus da, şeref de mi yok, Vicdan da mı yok be, vicdan! İnsanım diye gezersin ha, O yok, bu yok, Sutyen yok, don yok, At kendini denize! Ha aslanım, ha garagort! Öyle lâf etmişim ki kurşun gibi! Oturtmuşum ciğerine! Nasıl da sulandı gözlerin, İnandın bu kuru gürültüye demek! Bütün bunlar rol icabı, Bu küfürler, bu kızmalar. Yoksa bu gözyaşları da mı öyle? Geçelim bu faslı bir kalem, Gitmez kulağına müdürün Bu hırsızlık da kalsın aramızda, Sen üzülme bir tanem! Şimdi can damarına geldik işin, Yüze yüze geldik kuyruğuna. Mal canın yongasıdır demişler, Bizim bir şey dediğimiz yok Mal da onların, can da, Onlar demişler! Bırakalım da felsefeyi bir yana, Kendi işimize bakalım. Fazla uzatmayalım bu sahneyi, Sökül artık neyin varsa!


Hani senin yüzüklerin, bileziklerin, Altın saatin yok mu, Singer marka, Nerde ojelerin, rimellerin, rujun, Manikürün, ondülen, Aceleye geldi herhalde. Şefinin belki o tarakta bezi yok, Ustansa kendi derdinde, Peki, ya bizim suçumuz! Sana dostça tavsiyem; Böyle yalınkat çıkıverme evden, İpek gömleğini giy, Ayılırsın, bayılırsın sokak ortasında Neyin varsa tak takıştır, Naylon sutyeni de unutma! Haydi sonuna geldik işin, Parmaklarını kırdırmadan çıtır çıtır Şu naylon çantacığı artık Bırakıver avuçlarımıza! Hoooop, tamam! Seni alan delikanlı yaşadı, Halden anlarsın, Uysalsın vesselam! Güzel oynadın, kim ne derse desin, Çıkardın ilk filimde acemiliği, Yolun açık olsun Cibali yıldızı I laydi güle güle!..


Giden gitti, kaldık biz bize, Bitmeyebilirdi burda filim, Tutulurdun birdenbire mesela Nazmiye'nin kara gözlerine. Birlikte çekip giderdiniz Zaten tabanca senin elinde! Yazık, kaçırdın fırsatı, İş taşımakta değil bu mereti Kullanacak yeri bilmekte. Diyeceksin... Ya kız kalırsa başıma, Hele düşündüğün şeye bak, Peki bu başladığın filim ne olacak Kızdan önce Senden önce Güzel bir final lâzım filime. Suçlusun bu işte suçlu Besleyemedin öldü, Hele atla şu taksiye! Gözünü seveyim şoför ağbi Geçsin diye gazeteye resimlerimiz Toslamayasın önümüzdeki otobüse! Çıktık demektir ortağım, bu oyundan Ne de olsa alnımızın akıyla, Hele sıyır carcurunu şu çantanın Anlayalım, heyecandan gayrı nedir düşen Herkesin kendi payına. Bu mu garip kuşun kısmeti, İki kör kuruş mu sadece, Bir de dönüş bileti? Tükürm üşüm bu oyunun içine.


Kapat şu camları, sağdıcım, Nezleyim, ama nasıl nezle, Hani bizim mendil? Tuuh, yürüdü desene! Onun çantası bizde kaldı Bizim mendil onda hatıra! Uçlan bakalım ateşini, İşte olmuşu olacağı Şunlar kaldı elimizde: İki tek sipahi ocağı, Ne gider ya bu filimin üstüne. Bakma öyle anam babam, Bakm a dikiz aynasının içinden Taş atma dalgamıza! Pir aşkına oynuyoruz Bu kepaze yerli filimde Var mı oyunda kusurumuz? Sen de geçtin kendi yerine Bir yol tutturmuşuz gidiyoruz!

177


MANGAL Asım Akşar'a

Ev mi ev, Oda mı oda, Ne raflarda kap kacak Ne duvarlarda ayna... Nerden baksan iki minder. Masayı eskiciler götürdü, Kilimse çıktı mezada. Evdir bu anam babam, İşte kapısı, penceresi. Yemin etsen başın ağrımaz Kapıda hane numarası. 1 70


II

Hasbahçe'nin tek gülü: Orta yerde bakır mangal. İnce belli, Yanık tenli, Halka halka küpeleri, Kesileyim şu duruşa! Bakırı eski bakırdan Yapısı Rumeli yapısı. Balkanlar'm ötesinde Recep Usta'nın örsünde Açmış dünyaya gözünü. Elleme kömürle büyümüş, Küçük yaşta ev çevirmiş Göçm en olmuş altısında. Dört savaş geçmiş başından Otuz altı kış içinde. İnsan taş olsa dayanmaz. Nasıl dayanır bakır mangal. Ateş içinde yaşanır da, Savaş içinde yaşanmaz. Külsüz, kömiirsüz kalmış, Atılmış merdiven altına Neler, ne çileler çekmiş! -t r~ rr\


III

Günler mangalla başlar İşler mangalla yürür. Anası yakar Nuri'nin Gecenin ayazı söndürür. Bakarsın ev hali bu, Patates gömülür külüne. Varlıkta çay demlenir, Çifte cezveler sürülür. Kış gecelerinde tandır, Yaz günlerinde ocak. Kaynar fıkır fıkır tencere İçindekini kim görecek.


IV

Bir kıvılcım sıçradı içine, Bizim Ressam Nuri'nin. İnce belli, Bakır tenli mangalın Düştü ateşi yüreğine. Kuştan, buluttan, çiçekten, Belki anasından fazla Yakın buldu kendine; Karıştı içine düşlerin. Kömür vurmuş gibi başına. Unuttu aşı, ekmeği, Sade suya tarhanayı unuttu Sarıldı fırçasına.


V Akıl ermez Bir bakarsın taştan katı, Bir bakarsın gülden nazik İnsandır bu! Dayandı mı yaş altmışa Bir sırçadan şişe olur. Tuz buz olur bir dokunsan. Hekim derdi, İlaç parası, Ecelden önce yakamızda. Sıtmadan, frengiden, verem den... Bıktık tavuk gibi ölmekten, Çoktan çıktı baş ağrısı Ecele bahane olmaktan. Uzun lâfın kısası Aksaray pazarı dönüşü Yatıyor yorgan döşek Bizim Nuri'nin anası.


VI

Bir bakışta ateşlenir Yağlı boya mangalımız, Yanar için için duvarda. Buz kesildi üç gecedir Bakır mangalın külü, Somurtur bir kenarda Kömür ister, kürek ister. İğne iplik oldu hastamız İlaç ister, hekim ister... Söylemesi dile kolay, Dayanmaya yürek ister.


V II

Reçeteler kalınca elimizde Çektik duvardaki yağlı boyayı Bir akşam üstü pazara. Baktılar bezine, çerçevesine, "Para etmez!" dediler. Beğendiler altın gibi rengini Resmini değil, kendini istediler; "Olmaz!" diyemedik. Çektik Çerkez kızı mangalı Esir pazarına. Bir göz bile atmadan biçimine Sülün gibi endamına, Vurdular kantara ince belinden Halka halka küpelerinden; Gitti bakırı fiyatına. Kurtardık Ressam Nuri'yi derken, Kıydık Recep U sta n ın zanaatına.


V III

Evimiz ev, Gene odam ız oda... Kendi gitti bizim Çerkez kızının Işıl ışıl resmi kaldı duvarda. Kış güneşi kar getirdi, Ardından sürekli soğuklar, Hastamız gene eski hasta. Gitti evimizin şenliği. Mangal gitti, maşa kaldı, Parayı yatırdık ilaca, İki kırık şişe kaldı.


HEYBELİ

Ffilıir Oııger'e Nasıl sevmezsin H eybeliyi, Ne evim, ne bahçem var, Ne iskelesinde sandalım. Ne param var savuracak Çamlarına, denizine, ay ışığına! Ne asfaltına tırmanacak dermanım. Rüzgârında payım var, olsa olsa Bir nefeslik. Ben insanların belki en yorgunu, Denizin, güneşin özlemi bende, Bende yaşamanın, çalışmanın özlemi. Mevsimsiz sevmesini bilirim, Vakitsiz düşünmesini, Düşünüp düşünüp üzülmesini. Gülüşüm, bakışım ayrı, Belki üzgünüm biraz, yılgın değil, Farkındayım olup bitenlerin. Nasıl sevmezsin Heybeliyi, Herkesin bağı bahçesi ayrılmış, Denizde kotrası yalısı. Ayırmış ayıran hastanesinde Bizim de yatağımızı.


SA R I K A Ğ I T Ü S T Ü N E

Melilı Cevdet'e Şu yumruk kadarcık döl Sıtma sarısı, Bacısının benzi Limon sarısı, Köyümüzün yarısı, beyim, Verem sarısı. Veremlinin ekmeği Arpa kepeği, süpürge dansı. Hani yumurtanın sarısı? Yere düştü yarısı. Ya öbür yarısı? Ağamın sofrasında beyin tavası, Kaz ciğeri, piliç kızartması... Sarılardan ne sarısı? Bal şerbeti, zerde sarısı. Kapatmasının saçları da aman, Altın sarısı. Beni çileden çıkaran; Ne doktorun kendisi, Ne doktorun karısı. Ya kimin nesi? Yetiş im dadıma eşekarısı!


SAHİPSİZ Şiikraıı Kurdakıtl'a Düşündürür hasta halimde beni: Cenaze sabahları, koğuşta; Atılmış bir ceket, sahipsiz... Diş fırçası, derece, Çerçevesinde gülen bir kadın... Düşünürüm, penceremiz her zaman açık, Trenler önüm üzden kalkar, Yolların kavşağında hastanemiz Trenler dizi dizi, Anadolu, yol boyunca Anadolu, Benim senetli sepetli toprağım, Sahipsiz!


DERECE Z A M A N I Sabri Soran'a Bindi dalımıza, aman hemşirem, Bu musibet sabah öksürükleri. Uyandık bizimle birlikte Ağrılar, sızılar uyandı. Bir kişi hariç, Sadece bir kişi, Bütün pavyon uyandı. İsterdik derece zamanı Sen güler yüzle girince Tam tekmil "Günaydın!" diyelim, Olmadı işte! Dolaş yatakları bir uçtan bir uca, Çeviriver başını, hemşirem, Sıra Reşit'e gelince... Silinmesin yüzündeki aydınlık, Bize bırak acısını gidenlerin Sen kalanlar için yaşa! Bir kalbimiz var ki öylesine, Nabızlarımız tanık. Bakma solukluğuna benzimizin Çıkmayan canda umut! i KQ


K A R A TA Ş Ü ST Ü N E

Bu kahır dolu şehirde Bir Nasip Teyze vardı. Başucumuzda sevgi Kapımızda sabır, Ortaktı çilemize. İçeride um udum uz ekmeğimiz, Sıcak yatağımızdı dışarda. Güzel günlerin peşinde Soluk soluğa yaşadı, Gözüpek, ağzı sıkı. Kapısı dosta açık; Kapandı yüzümüze. Bir Nasip Teyze vardı Bizim Nasip Teyze'miz. En değerli şeyini bize... Bize dünyasını bıraktı.


Üsküdar'da Sabah Oldu (1954)


KALAYCI D Ü K K Â N IN A GİRİŞ Şu Üsküdar çarşısında Bir oyun başlar sabahtan İçerde Yusuf, dışarda eşek, Oyunu çeviren ikisi. Bir de usta var arada... Usta işin seyircisi. Eşeğin sırtında küfeler, Tepeleme kap kacak. Yusuf körüğün başında Eli yüzü kir içinde, Alt tarafı çırak. Bir sıkımlık canı var, 0 da burnunun ucunda 1 la çıktı, ha çıkacak!


YUSUF'A ÖĞÜT Bırak şu haylazlığı Yusuf Adam oldun artık, Serçeleri kendi haline bırak, Canerikleri kalsın dalında. Okumayı bırak Yazmayı bırak, Uyma okul çocuklarına. Tükür de avuçlarına Yusuf Yapış körüğün kulpuna Zanaatını ilerletmeye bak! İbret al kapıdaki eşekten, Altmışaltıya mı dadandı, Topa mı sıvıştı Çukurbostan’a, Sigaraya mı alıştı? İki yanında iki küfe Yaz demedi, Kış demedi, Bütün mahalleyi dolaştı.


Kalaysızını aldı tencerenin Kalaylısını verdi. Yem için, Tımar için, Kafa mı tuttu ustaya? Pişkin eşektir o, Güngörmüş eşek, G ünde yatmış yuvarlanmış eşek. A m an ne de pis kelime bu, Hiç mi hiç gitmiyor şiire. Tutup çöplüğe atmalı " C a n a n ’la "mey"le birlikte, Yerine bir kelime bulmalı Dostça, insanca bir kelime Kara kız mı diyelim, Nazlı mı diyelim, Yusuf, Gel Karabiber diyelim şuna!


K A R A B İB E R İN E SK İ G Ü N L E R İ

İşte bu Karabiber Bu kapıya yanaşmadan önce Bir K arabiberdi kendi halinde. Yaban romanında uzanır Geviş getirirdi habire. Yediği ardında, Yemediği önünde... Diz boyu yoncalar! Ayrık otlarını görünce bir g ü n ... Dayanamadı, Giriverdi destursuz otlağa. Bir tutam, bir tutamcık daha derken Bir de ne görsün, Korucunun elinde kaldı kulağı. Söz yoktu Şeriattı ama kesen, Kesilen parmak değildi ki... Kulaktı; Acıdı tabii. Hem de nasıl acıma! İri iri sürmeli gözlerden Yaşlar boşandı sicim gibi; Silebilirdi ya Çıkarıp keten m endili...


Silmedi işte Serde dişilik vardı, Rimeli, sürmeyi düşündü, Akıttı gözyaşlarını içine. Başka şeye benzem iyor yaş dediğin Alışılmamış ot gibi Vuruyor insanın başına. Oradan mideye iniyor, Bir bulantı, bir b u la n tı... O gün bizim Karabiber'in de Döndü içi dışına. Akıl veren oldu, Öğüt veren oldu ama, İki tutam yonca vermek Gelmedi kimsenin akima. Nalları dikecekti ya çoktan... Bizimki hani öyle Hali vakti yerinde, İşleri tıkırında Kişizadelerden değildi ki Nalı bile yoktu tabanında, Dikemedi bîçare! Süzüldü süzüldü de Kaşık kadar kaldı yüzü. Otu, arpayı değil, Geviş getirmeyi de unuttu. İşte bu yüzden, efendim, Tekme tokat sepetlediler Yakup Bey'in eserinden. Bindi dalına ince hastalık Sıtmanın peşinden; Düştü yataklara. -1

r\<~7


Duyunca kara haberi Tanrı Şair Şıp diye bastı kalıbını. Dedi "Uğradı Leylâ nazara!" Bir haber saldı Erenköy'e "Geldi köy kızları, el bağladılar." Bir tek kafiyenin hatırına Burunlarını çeke çeke Ağladılar, ağladılar, ağladılar! Bitirince işlerini, Açtılar naylon çantaları, Çektiler rimeli, sürmeyi Sürdüler, sürüştürdüler, Rujunu tazeleyen tuttu caddeyi. Karabiber kaldı yatakta. Bu sefer daha beteri çıktı ozanın Bir haber uçurdu köyün yiğitlerine Turnanın kanadında. Kimi kız kaçırmaya çıkmış, Kimi yağmur duasına; Duyan geldi. Baktılar bu işin şakası y o k ... M uhtara koştu birisi; Yokmuş, bucağa gitmiş. M ühürünii göndermiş yerine. Kâğıt kalem aradılar, yok. El kadar bir çınar yaprağı buldular, Verettiler miihürü altına. Biri dedi "İşlemi tamam!" Biri dedi "Bucağa gönderelim!" Biri "İstanbul'u boylasın!" dedi. Biri dedi "Sokmayın eziyete! Kendi köyünde diksin nalları!" Biri dedi "Nalsız!" Biri "Alın tabanının ölçüsünü Ne güne duruyoruz!”


Baktılar iş uzayacak Yazı tura attılar, Bak şu kör şeytanın işine, Tutup da yazı gelmez mi, Hem de yeni yazı. Köy yerinde kim okuyacak bunu Çaresiz tura diyen kazandı. Vurdular sırtına heybeyi Koydular tomar tomar selâmı içine Ocaktan tavsiyeyi koydular, Çektiler traktörü altına. Bir dalgınlık oldu arada Karabiber'in yolluğunu unuttular. Tam çekeceklerdi ki ey gazileri Muhtar yetişti soluk soluğa: "Nedir hali bu Karabiber'in Silin!" dedi, "yüzünü gözünü, Bir çeki düzen verin! Tımar edin dipten doruğa, Köyün hiç mi şerefi yok be, Derisine kadar boyayın. Haçan oldu olacak Vurun cilayı tırnaklarına!" Muhtar da dalgın adam Yine yoncadan söz yok, Lâfım etmedi arpanın, Traktörün mazotuna gelince, tamam!

1 on


K A R A B İB E R İST A N B U L Y O L L A R IN D A

Sora sora Bağdat bulunur, Gelgelelim İstanbul bulunmaz. Bir hafta mı bir ay mı geçti aradan, Açtılar her molada heybenin ağzını Bir selâma karşılık Bir yedek parça aldılar. Her molada bir parçası değişe değişe Bizim Toros postası Üç molada benzedi kuşa. Bir de baktılar ki dördüncü molada Traktörü koydunsa bul! Sağdan bakarsın jip olmuş, Soldan bakarsın kağnı. Tanrı şairin gözüyle "Donanma-i Hümayun" olmuş Dâhi şairin gözüyle "Kenar-ı yâr" ile "bâd-ı taannütkâr" olmuş Ne olmuşsa olmuş işte Atlamış, Karabiber'in sırtına Çökertmiş belini.


Çok şükür, Bizimkinin yedek parça derdi yok, Kırk gün, kırk gece yürüm üş Ne m azot... Ne su... G ak dedikçe tavsiye, Guk dedikçe s elâ m ... Şimendifer gibi maşallah Takmış hususileri peşine; Gelmiş de Üsküdar'a haberi yok! (Anlaşılmış işin iç yüzü Neft kaçmış genzine.) "Ulan!.." demiş Üsküdarlılar, "Neyin nesidir bu gelen!" Yutacak yerde küçükdillerini Yutarlar büyük dillerini sıradan; Konuşabilirsen konuş, Tam yurttaş olmuşlar işte. İşaretle sorar birisi: "Neyin nesisin?" diye. Alır cevabı K arabiberden "Ne güldür, ne de lâle!" "Söyle nesin?" "Ya zafer, ya hiç!" "Nazlanma söyle hadi!" "Söylemem!" "Peki... Kim koydu seni bu hale?" "Hastayım!" der "Yormayın beni... Çok eskidir bu hikâye!" "Söyle canım!" "Söylemem!" "Söyle!" "Söylemem!" "Öyle dem ek... Yıkın falakaya!" Yer m isin... Yemez misin!.. nm


Çıkar çok bilmişin biri ortaya, "Sen” der, "Mehlika Sultan değil misin Nerde peşindeki yedi genç, Hangi kör kuyuya attın?.." "Ben kim, Mehlika Sultan kim! Nerde şap, nerde şeker?.." "Hayır!" der, yapışır da yularına, "Sultanın kendisi değil, Heykelisin, parçalanm ş... Şu gözlere bakın, şu sürmeli gözlere Bir Mehlika'da vard ır... Bir de sende!" Şaşarlar fakir Üsküdarlılar; "Aman, nasıl da benziyor!.." diye Parmaklarını ısırırlar. Alır keseri, testereyi eline, Sanatsever bir badanacı Çakar K arabiberi dört ayağından, Sımsıkı çerçeveye. Kim bırakır böylesini A hm ediye Ç arşısında Omuzladıkları gibi yallah! Nereye? Doğru müzeye!


K A R A B İB E R M Ü Z E Y İ A N L A T IY O R

Ne tuhaf yer şu m üze dedikleri! Bir bakarsın mezarlığa benzer, Bir bakarsın Tophane hamamına Çekmiş afyonu içerdekiler Kuş düşünür, Böcek düşünür. Bardaktaki çiçek değil sade Köşesinde örüm cek düşünür. Yapışmış gökyüzüne ağaçlar Rüzgâr esse kımıldamaz, Dalında yaprak düşünür. Bir miskinlik içinde sular Köpükleri taş kesilmiş Sarı öküzün serilmiş altına Kara toprak düşünür. Kimse m em nun değil yerinden İnsanın eli kolu bağlı... Tozlu çerçevelerde, uzanmış Çocuklar çırılçıplak düşünür. Gül var saksısında solmuş, Çilek var uzanamazsm, Karpuzun yanında bıçak düşünür. nno


M Ü Z ED EN KURTULUŞ Açlık vurunca beynine, Atar kendini çerçevesinden Feriköylü gece bekçisinin önüne. Ne yapsın da kurtulsun elinden, Bir avuç selâm çıkarır, Bir avuç da tavsiye heybesinden, İndirir bekçinin cebine. Hangi pazarda geçer kuru selâm, Kim ipler tavsiyeyi! Feriköylü köpürür öfkesinden: "Büsbütün şımardınız artık Unuttunuz sırayı, saygıyı; Hangi heybende kızarmış tavuk, Geç yağı, yumurtayı, pilici, Çamsakızına da fit olduk!" "Bana bak!" der, diker de kulağı, "Sen kimin evini soruyorsun Ne yağı, ne yumurtası be? Hem ben kimim, biliyor musun? Karışsa karışsa ban a..."


Kim karışırdı ne bilsin. "Doğru!" der gece bekçisi, "Sana karışm ak ne haddime! Kurumunuz var bugüne bugün, Haklarınız var m adde m adde... Benim neyim var? Tüy bakalım, gözüm görmesin! Ama boş kalacakmış çerçeve, Kalsın, bana ne!" Döner dönmez köşeyi Karabiber, Önce bir pastırma kokusu geldi burnuna Peşinden bir çam yarm ası... Devrili verdi üstüne. "Etme pastırmacı başı, Gitme pastırmacı başı Doymadım gençliğime!" Büsbütün köpürmez mi seninki: "Sanki arpaya doymuş Samana doym uş da, Bir gençliği kalmış doyacak!" Bir süzdü tepeden tırnağa Getirdi gerisini: "Hele şu kılkuyruğa bakın, Neresi ot yüzü görmüş şunun, Neresi arpa yüzü görmüş. Gençliğinden söz açıyor bir de..." "Aman pastırmacı başı, Ot yüzü görmez olur muyum, Kıtlığı mı var köy yerinde? Ne yoncalar gördüm diz boyu. Ne ayrıkotları, ne arpalar... Ama hepsi bu kadar."


"Anladım/' dedi çam yarması, "Hastasın demek mideden, Vah tüyü bozuğum benim. Vah kılkuyruğum vah!" Ölüsü de paraydı Karabiber'in Dirisi de para, Bırakmaya gelmezdi kuyruğunu. Biri et derdinde, Biri can derdinde, Kol kola tuttular hastanenin yolunu. Tam girerlerken cümle kapısından Beyaz gömleklisi, Siyah gömleklisi, Ne varsa hep bir oldular, Yaka paça ettiler bizim açıkgözü, Sen dediler bu işle mi geçinirsin, Simsarı mısın bu işin; Sana ne elin hastasından. Sen ha! Çuvalın dibi dururken, Ağzından işleyen açıkgöz! Alt alta Üst üste Öyle karıştı ki orası, Kim dövüşürse dövüşsün, Kim tepişirse tepişsin, Kime dokunur zararı? Yapıştılar Karabiber'in yularına Oraya çekiştire, Buraya çekiştire, Dayandılar Esirgeme K u rum u ’na!


B İR E S T E T İK A M E L İY A T

Bir nutuk karşıladı Karabiberi Merdivenin üst başında: "Hoş geldin sayın misafirimiz, Safalar getirdin kurumumuza!" Peşinden top gibi bir alkış Aldı götürdü sözün gerisini. Parça bölük, döküntüler kaldı: "...gel... sarıl boynumuza! .....................gir koynumuza!" Yenilmez yutulmaz dallardan, Dişe gelmez çiçeklerden, Bir çelenk taktılar boynuna. Yıkadılar gıcır gıcır, Bursa işi havlulara sardılar, Uzattılar yatağa. Ama nasıl yatak kuştüyü, Pijamalar som ipekten, Oda dersen ahır kadar sıcak, Gevşeyiverdi sinirleri. '“>nr7


Tam dalacaktı ki uykuya "Yok!" dediler, "O kadar uzun boylu değil Bitmedi henüz giriş işlemin Nerde kâğıtların, kimliğin?" Tuttu çınar yaprağını gösterdi, Baktılar mühüre, "Tamam!" "Yazın" dediler, "Anasının adı?" Yazıldı. Babasının adını atladılar, Gelenekten değildi sorulması. "Nedir," dediler, "şikayetin?" Anlatınca yana yakıla: "Ah, bu kuru otlar yok mu?" dediler, "Bu kuru otlar, nemli sam anlar... Canım, yemeseniz olmaz mı sanki?" Hak verdi Karabiber: "Ara sıra canı çekiyor da adamın Şöyle bir tutam yonca... bir tutamcık.. "Olmaz!" dedi bilgin kılıklısı, "Önce nefsimizi eğitmeli... Biitün suçların özü kendim izde..." "Haklısın!" dedi Karabiber, "İşte bütün görgüsüzlük bizde Densizlik bizde, bilgisizlik bizde." Salıverdi gözyaşlarını Üyeler aşağı mı kalır ondan, Verdiler veriştirdiler.


Sırılsıklam oldu ortalık. Birkaç damla da bardağa koydular İçirdiler şifa niyetine. Bu seferki g özyaşı... Hayret! İyi gelmez mi mideciğine. Ne ağrısı kaldı, ne sızısı, İştahı da açılıverince, Çözüldü dilinin bağı: "Kuru ota tövbe artık, Islak samana tövbe. Taze taze ot isterim!" "Ne istermiş, ne istermiş!" Biri açtı ağzını üyelerden: "Yetmez mi sana sevgimiz, Sana m erham etim iz yetmez mi? Kuştüyü yataklar içindesin, Karabiber, Nereden gelip, nerede durmuşsun?" "Bırak!" dedi bir başkası, "Bırak şu H âm it ağzını; Ona kendi diliyle veriştir. Sen hiç utanm az mısın, Karabiber, Edepsizlik düpedüz, ettiğin... Utanma yok mu sende, Sende sıkılma yok mu? Ondan yok mu sende, Bundan yok mu?" Tutunca heybesini Karabiber Ne varsa silkti ortaya. "İşte," dedi, "bende olanlar! İşinize hangisi yararsa buyurun!"

209


Dayanamadı üyelerden biri Bir tokat çıkardı Hafızpaşa işi, "Gelmişken," dedi, "insanlık öğren Başka İstanbul yok yeryüzünde!" Pişkin öğretmenler gibi uzandı Karabiber'in kulak yerine; Boşa gitti eli. "Vay!" dedi. "Hani kulağının teki? Nasıl çıkarsın bu kılıkla, Söyle nasıl, insan içine?" Tuttu sol kulağına yapıştı. B ir... Bir daha, boştaki eliyle... Yaşlıca bir üye kalktı ayağa, Ömer Seyfettin’i okumuş belli, "Yatırın," dedi, "falakaya!" Yatırdılar... Verdiler sopayı tabanlarına! (Şunun şurası İstanbul, Nallansana be, Karabiber!) "Getirin," dedi işi çekip çeviren, "Getirin usturayı da, görsün! Keselim şunun kulağını da Bari bir şeye benzesin! Bayılsın, vurun tabanlarına!" Bir hayırsever çıktı gönüllü, Yapıştı en kalınma meşenin, Tam indirecekti ki...


"Dur," dedi eskilerden biri, "Aheste çek kürekleri dostum!" Sonra getirdi gerisini: "Mehtap uyanm asın!” Bizim Karabiber oralı değil. "Mızrap uyanmasın!" Başladı esnemeye Karabiber. "Ahbap uyanmasın!" der demez, Yumuluverdi gözleri. Top at istersen! Değil sol kulağını... Kes kafasını dibinden. Öyle bir uyku ki... M em leket işi. Uyanınca bir de ne görsün, Yerindeydi ya kafası Kulağı koy dunsa bul! Radyonun öğle yayınından Haberi duyan gazeteciler Düştüler teker teker Kurum'a. Çaylar, pastalar, likörler... Şenleniverdi ortalık; Yediler, içtiler... Kadehler kaldırıldı K arabiber'in şerefine, Sarmaş dolaş resimler çekildi. Bulunca masanın altını davetliler, Bir tekme Karabiber'in kıçına... Arka kapıdan sepetlediler!

91 i


KARŞISINA BİR A Ç IKG Ö Z ÇIKIYOR Resmini gören bir açıkgöz Eliyle koymuş gibi buldu Karabiber'i Köprü altında sabah sabah "Karabiberim !" diye başladı söze, "Arkanda ben varım, hiç üzülme, Hemşeriyiz bugüne bugün, Tezek kurutmadık mı aynı güneşte! Biraz da akraba sayılırız, Kesilmiş de sütü validenin, Süt kardeşi oluvermişiz. Tutmazsak birbirimizi şehir yerinde, Kurtlar kuşlar kapar bizi. Bir emmioğlu var bizim, Şurada, Hasköy'de. Sakadır ama, hatırı sayılır adam. Partide baş deftere yazılı. Senin gibi üçünü besler kapısında. Nasıl beslemek, git gör. Fıstık maşallah her biri. Günde üç torba arpa Üç kucak da yonca, Havucu kerevizi de üstüne... Dedim ki bizim emmioğluna: Bu kadarı da fazla, h ani...


Kurak giderse havalar, dedim, A ldın bu üç canı başına Biraz da yarını düşünmeli, Sakla samanı demişler, neden? Yaptır Boğaziçi'ne bir silo Doldur samanı içine Arpayı doldur, yulafı doldur, Doldur yoncayı tepe tepe! Hem çürütür denize dökersin, Hem satarsın döviz getirir. Sen bilmezsen balık bilir, Onları da beslemeli üretmeli, Et beş yüze mi çıktı, Daldır elini tut taze taze, Baktın o da fazla geliyor, Fazlasını dök denize. Olmazsa eşi dostu çağır, İş balık tutmasında değil, Dost tutmasında! Bizim emmioğlu, öm ür... Günlü gani mi gani, Eli açık mı a ç ık ... Ye, iç, yat, yuvarlan! U/un etme artık, (¡el götüreyim seni! İvi a m a ... Dur h ele...


Yemin fazlası yaramazsa, Azdırır, kudurtursa seni, Kulağını kısıp başlarsan Saldırmaya şuna buna? İyi mi olur ele güne karşı Yok hemşerim, yok, Sen edemezsin Hasköy'de; Ucu bize dokunur, Bak derler senin Karabiber, Bol buldu da arpayı Ele avuca sığmaz oldu. Yol bilmez, iz bilmezsin şehir yerinde, Baskındı, hekimdi derken Alır vesikayı çıkarsın... Sana temiz bir iş olmalı Çekilmelisin bir köşeye Akmasa da damlamalı, Dur hele Bu kulaklar ne güne duruyor, Bu dipten budanm a kulaklar. Boynunu kırdın mı bir yana, Yumdun mu gözünün tekini, (Gelmez ikisini birden yum m aya) Düşürm esin kimseyi, dersin, Rabbim, gözden kulaktan! Nasıl geldi mi işine? Tıraş, hamam, yeme, içme, Hepsi benden. Parayı pulu bırak Bereketi mi kaldı zaten...


Gözün yemedi değil mi, Buruluverdi çehren? Gel bu işi ehline bırakalım. Bir iş düşünelim, sana münasip. Şöyle eline, ayağına yakışır. Dur, yavrum, bu sefer tamam! Siyah ceket... Boyunbağı da öyle... Beyaz mintan... Kolalı yaka, Kılıç gibi çizgili pantolon... Kurdun mu tezgâhı Köprübaşı'na, Kenarında sıra sıra dürbün Resim gösterirsin gelene geçene. Kınalı'dan, Heybeli'den manzaralar, Mayolu kadınlar, mayosuz kadınlar... Şişli, Maçka, Talimhane, Zeytinburnu, Kazhçeşme, Yenikapı, Kumkapı, bizim kapı, Köprüaltı, Tophane... Bağır, sesin kısılana kadar "A ğ a Han, Ali Han, Arpacı Han, Han, hamam, apartman, Emirgân, Kanlıca, Bebek, Aktarmalar burdan!"

m p


K A R A B İB E R İŞ B A Ş IN D A

İlk Boğaziçi vapuru Çımayı atınca köprüye, Karabiber, yanında tavcısı, Başladı şu tekerlemeyle işe: "Seyreyle bu gelen Beyazıt Kulesi'ni, Seyreyle Dikilitaş'ı, Çemberlitaş'ı, Boyuna bosuna kurban olduğumu, Seyreyle bu gelen dünya güzelini, Su değil şerbet akmış m usluğundan Seyreyleyin İmparator Çeşmesi'ni! Peşinden Bağdat H attını, Haydarpaşa'yı, Enver P aşayı, Cemal P aşayı, Çanakkale'de Aynalı Ç a rşıy ı... Seyreyle bu gelen Galata K öprüsünü, Gece altını, gündüz üstünü. Seyreyleyin 'eşkâli hayatı Havzı hayalin sularında': Tophane'de Yamalı H a m a m ın d a Seyreyleyin Yenicami'de mektupçuları, Zarfçıları, üçkâğıtçıları, Keşleri, tozcuları.


Seyreyleyin takma bacakları, sakatları, Kötürümleri, yanıkları, yırtıkları Seyreyleyin efendiler bu gelen... Bu gelen..." Bu gelen yabancı değildi. Çorapçısı tanıdı, Gözlükçüsü tanıdı, Tüydü işportasını yüklenen! Bizim K arabib ere gelince, Tavcısı bir yana gitti, Tezgâhı düzeni bir yana. Tuttu Gülhane P ark ın ın yolunu, "Yattı bülent servilerin gölgesinde şad", Sarayburnu'na karşı okudu Ne bilirse aylaklık üstüne. Gördü, başıboş gezenleri, sevindi, Kızkulesi'ndeki prensesi düşündü, Ağladı. Açlık binince dalına Uçup gitti ezberindekiler. Tam uzanacaktı ki yoncalara; Eli sopalı bir bekçi belirdi, Öbür elinde ustura, Uzanmak istemez mi kellesine!.. "Mahçubum" dedi, "zatınıza karşı! Yok sünnetlenecek kulağım!" Sonra güldü katıla katıla! Bekçi aşağı mı kalır ondan; "Kulak kalsın," dedi, "bana kuyruk yeter!" Baktı ki pabuç pahalı, Kim fayda görmüş miskinlikten, Açıldı açıldı da, Bekçiye iki çifte salladı, Kayboldu kalabalıkta!


Bir gün dolaştı İki gün dolaştı Üçüncü gün geçerken manavın önünden Bir cahilliktir etti, Dişleyiverdi sepetteki ayvayı. Kıyamet de koptu bu yüzden: "Ulan ayva kim, sen kim! Ayvayla mı büyüdün köy yerinde. Ulan, sen kim, ayva kim, Ayva mı gördün babanın evinde. Sen kim, ayva kim ulan!" Çıkardılar ağızlarından baklayı Yazması ayıp bir künye okudular!


K A R A B İ B E R K ETE N HELVACI

Tırnak izi, Tırnak numarası. İçeri, dışarı, Dışarı, içeri, Yolu düştü Kapalıçarşı'ya. Önünde bir sürü gemici, Kimisi yerli, kimisi yabancı. "Vay ne güzel ketenhelvam!" Kimisi kuyruğunu çeker, Tespihini geçirir boynuna. Ellerinde yasemin çubuk, Sigara tellendirir kimisi, Dumanını üfler burnuna. Kendi işinde gücünde Karabiber, Kulak asmaz olan bitene, (Kulaksız olmanın da bu iyiliği var)


Boyuna bildiğini okur: "Adına aldanmayın sakın Açıktır kapahçarşıımz, Gelin artık tanıyın bizi Kalmadı gizlimiz, kapaklımız. Gözüm üz de açıldı şükür: Şu halı yok mu, şu halı. Bakmayın delik deşik olduğuna, Taht halisiydi Yavuz'un. Şu altın savatlı ibrik. İbrahim'in abdest ibriği. Ne İbrahim kaldı, ne Reşat, Açıldı kapısı haremin Döküldü cariyeler ortaya. Fesi külahı çoktan attık, İşte çıkardık şalvarı! Uysa da beyim uymasa da, Buyurun ketenhelvaya! Ankaralı bir eleştirmeci Bu ara geçmez mi sokaktan: "Vay!" dedi, "böyle mi satılır, Keten helva dediğin Kimden destur aldın söyle, Kim kuşattı bu peştemalı? Dörtlük nedir bilmez misin, Cahilisin bu işin belli. Kimse ketenhelva satamaz Benden izinsiz memlekette. Her şeyden önce biçim lâzım, Özden önce biçim!"


Boyun kırdı Karabiber, '"lamam!" dedi. "O biçim!" Eleştirmeci memnun: "Bak, hoşuma gitti bu ayak, Aferin! Her şeyden önce biçim ... Küpe et kulağına sözümü (Hangi kulak!) Biçim, şekerden önce, Undan önce, yağdan önce, Keten helvadan da önce biçim!. Afili bir selâm çaktı Karabiber: "Eyvallah abicim!"


YUSUF KARABİBER'LE KARŞILAŞIYOR

Hani bir Yusuf vardı ya Haylaz Yusuf hani Bizim Yusuf canını Dönerken nişadır almaktan Rastlamaz mı Karabibere! Başında bir sürü gemici, Bir de şapkasını kaşına yıkmış Şu antika eleştirmeci. Tepesi atıverdi Yusuf'un "Hayttt!" dedi. "Aralanın!" Çoklarına rastlamıştı ya, Heybeli'de. Görmemişti böylesini. Bir körük geldi gitti içinde, Ateşleniverdi yüreği. "Ne yana yolun," dedi, "anam!.." Orasından öptü, Burasından öptü Girdi K arabiber'in koluna. Çarşı geride kaldı, Başıboş gezdiği günler geride. Tuttular Ü sküdar’ın yolunu Doğru kalaycı dükkânına!


ÜSKÜD AR'DA SABAH OLDU

K öprü’de sabahlayan vapur, Sefere çıktı, Üsküdar'a, Kâtip gibi gözleri mahmur. Daha diri, daha uyanık Bir başkası geldi Boğaz'dan, Hovardaca yanaştı iskeleye. Aldı götürdü ayak seslerini, Süpürdü öksürükleri caddeden... Bir nefes kaldı çarşı içinde Yusuf'un körüğünde genişleyen. Yanaştı bir vapur daha; Cevap diye düdük seslerine Bir şarkı tutturdu Karabiber, Öylesine bir şarkı ki Herkesin anladığı dilden, Işıyan güne karşı!


SON

Ustanın kolları sıvalı Belinde vişneçürüğü kuşak. Geceden yaktılar ocağı İş vardı yarma çıkacak. Yusuf'un kollarında ağrı, Lehim gibi bir uyku gözlerinde, Kirpiklerinde çapak, Sildi elinin tersiyle, Yeniden avuçlarına tükürdü, Geçti körüğün başına. Ocakta bakır tepsiden Bir duman kaldı bembeyaz Mis gibi nişadır dumanı, Yayıldı Üsküdar Çarşısına!


Soluk SoluÄ&#x;a (1962)


BU M ERDİVEN LERDEN Çıkacaksın da iki büklüm ne olacak, Kan ter içinde Tünelbaşı'na. Bu ilan, bu celp, bunca m ektup Bulur yerini nasıl olsa. Boşalır çantan akşama varmaz, Boşuna telaşın, boşuna! Nerde eski güler yüzü Galata’nın, Hani camda yolunu bekleyenler; Ah o, mektubun, m ektup olduğu devir! Nerde bir ucundan tutuşmuş nameler Bir tutam saç, öpülmek için, Bir sigara, yâr elinden sarılmış, Ucu yanık. Nerde her kapıda bekleyen bahşiş, Her seferinde, ayak tozunu İpek mendille sildiğin günler! Yaş, otuz beş değil tam elli beş, Bir ayağın çukurda demek! Kesti iflahını bu Yüksekkaldırım; Zorlanma İlhami Efendi'ciğim, yazık! Sağ yanında çanta, sol yanında Bir çocuk kafası kadar fıtık! Bir düşün, ne demiş Haşim Amcan, Vermiş de tatarböreğini gövdeye, Ağır ağır çıkacaksın demiş, bu merdivenlerden, Böyle soluk soluğa değil! (Kaynak, 1954)


KORKAK

Yüreciği küt küt atan Bir tavşansın kulağı kirişte Ensesinde tazının soluğu Bir tavşansın başka değil Bir minik tavşan Tut demeden tazıya daha Alır başını kaçarsın Bir tavşansın işte Ne gecen belli ne gündüzün Kimselere benzemez uykun Tavşan uykusu Doğdun doğalı bu pis korku Bu can korkusu

( 1957 )


D E N G E -D Ü Z E N Kaskatı bir sabahtı bir mart sabahı Tenekeler sıradan dizilmişlerdi kapı önlerine Kediler habire günlük nafakalarını arıyorlardı Sahipsiz kediler hasta kediler aaah onlar işte Öylesine suskundular düzen bozulmasın diye Bir cambaz hüneriyle art ayaklarından Asılı kalmışlardı çöp tenekelerine Kuyruklarını bile kıpırdatmıyorlardı Öylesine dikilmişlerdi beyinleri üzerine Denge bozulmasın diyeydi bütün çabaları Hep bunun için başka neden olabilir Bir görmeliydiniz nasıl çöpleniyorlardı Tam bu sırada hastanenin kapısı açılı verdi Öksüren bir hastaydı silkelenen oracığa Kediler aç kediler art ayaklarının Çengelini gevşetiverdiler birden Fosforlu gözlerinde açılıverdi kapılar Kapılar mağara ağızları gibi korkunç Kapılar iç içe sıra sıra açık kapılar Kapılar sonra duvar gibi sımsıkı kapalı Silkelenen oracığa Yozgatlı Yaşar'dı

229


Kaskatı bir mart sabahıydı nasıl unuturum Diyelim ki ben unuttum Yaşar unutur mu hiç Kupkuru bir soğuk vardı dışarda takır takır Bir soğuk ki kuşları alaşağı eden Yaşar'da ne palto ne çorap ne boyun atkısı Bir ceketi vardı o kadar ben ceket diyorum Bir çift de ayakkabı ben öyle diyorum Tabanları olduğu gibi asfalta basıyordu Asfalt da öyle ağustos asfaltı sanılmasın Damla su sızdırmıyordu pabuçlar bereket Sular daha akşamdan donmuştu kaskatı Yürekler de donmuştu sularla birlikte Donacak yürek bile yoktu çatık kaşlı hekimde Taburcusun demişti arkası hastalara dönük Lokman Hekim'den beri böyle kurulmuştu düzen İnsanlığın acıları böyle dindirilirdi ancak Ant içilmişti diplomalar verilirken Ölm ek de vardı düzende taburcu olmak da Hep bu nedenle demişti yanlış anlaşılmasın Hep bu yüzden taburcusun demişti hekim Kediler gibi dengeyi tutturabilmek Habire çöplenebilmek için hekimlik adına '*» ' " » n


Bu yüzden satmıştı Yaşar'ın altındaki yatağı Yozgatlı Yaşar yatacak değildi ya boyuna Memleket genişti çoook Yozgatlılar vardı çok Verem desen daha geniş alabildiğine İstemezdi dengenin düzenin bozulmasını Bu yüzden demişti iki buçuk kuruş için değil Yurdunu ulusunu sevdiğinden biraz da Çıkarmak için mutlu azınlıktan olmanın tadını Ölenle ölecek değildi ya Yaşar'lar gibi Taburcusun demişti kılı kıpırdamadan Hep bu yüzden demişti başka neden olabilir Henüz bir çatıcık bile çekilmemişti başının üstüne Son taksidi duruyordu yeni arabasının Hakçası bölüşmek için ne varsa yeryüzünde Elmayı bile iki şak edip ortasından İki parçasını birden alabilmek için Ne yapsın bunu anlıyordu eşitlik deyince Dengeden düzenden buydu anladığı hekimciğin 9T1


Kediler günlük nafakalarını arıyorlardı dışarda Sahipsiz kediler, hasta kediler aaah onlar işte Öylesine suskundular düzen bozulmasın diye Denge bozulmasın diye art ayaklarından Asılı kalmışlardı çöp tenekelerine Bir görmeliydiniz nasıl çöpleniyorlardı Öylesine dikilmişlerdi beyinleri üzerine Ne olurdu denge bozulursa düzen bozulursa Tenekelerin altında mı kalırlardı sanki Boşunaydı bütün korkuları boşuna Ne olabilirdi sonunda yitirecekleri Çöp tenekelerindeki artıklardan başka


SA R IYI A N L A T I Y O R U M

Sen yeşilsin yaprak yaprak Az da turuncu var çiçeğinde Biz sarıyız düpedüz sarı İki milyon kişi en azdan Sarının ülkesinde tutsak Sarıyız iliklerimize kadar Gövdemizde sarı bir kabuk Çıkmaz bıçakla kazısak Hanlara hamamlara yol sıra Allı pullu arabalara Boy boy apartmanlara bak Her taşın altında biz varız Biz yaptık bu ehramları Bu saltanatı biz kurduk Yerden biter gibi bu yüzden Arttıkça artarız Sayımızla kimse öğünmez Düşürdüler grafiklerden Nutuklarda azalıyoruz Yalanın yüzüm üzde ışıkları Bütün tablolardan silindik Sarıyız sarı (1961) O T O


KENDİMİZİ ANLATIYORUM

Tükeniyoruz boyuna tükeniyoruz Bir lodos kalktı mı güneyden Çürük meyvalar gibi dökülüyoruz Biz tükendikçe yangın genişliyor Sarıyor kentleri bir yanından Yayılıyoruz yeniden yayılıyoruz Eskimekle başlıyor ilk belirti Bir durgunluk siniyor derimize İliklerimize kadar işleyen Daha bir duygulu oluyor ellerimiz Parmaklarımız daha anlayışlı Sevdik mi seviyoruz ölesiye Öfkelendik mi öfkeleniyoruz Bakışlar neden böyle değişik Neden soğuk tuttuğumuz eller Biz böyle mi geldik yeryüzüne Kan tükürerek mi doğduk Linç edilen biziz radyolarda Kürsülerde saldırılan biz Bağırsak çağırsak boşuna Bir öksürük kesiyor soluğumuzu Tıkanıyoruz

( 1961)


LEYLAKLARINI ANLATIYORUM

Leylak getiriyorsun bana güneşli bir gün Onu saçlarından topladığın belli Bir leylak bahçesisin karşımda Böyle kucağında kalsa daha iyi Bir vazoya bırakıp gidiyorsun Sen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sanki Önce renkleri gidiyor arkandan Nesi varsa gidiyor soyunarak Her vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhaf Her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun Düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe Yaprak yaprak gelişiyorsun Leylak leylak bakıyorsun gözlerimin içine Ölümsüz bir mevsim oluyorsun

(1961)


Gİ Dİ Şİ Nİ A N L A T I Y O R U M

Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için Saçlarını, gözlerini, ellerini Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak Termometrede yükselen çizgi çizgi Kim bilir nerelerde soğuyorsun Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen İnsan insan bakan gözbebeklerin Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder Ne gelirse onlardan gelir bana Çalışma gücü yaşama direnci Mutluluk gibi kazanılması zor Mutluluk gibi yitirilmesi kolay Bir açarsın ki mutluyum Bir kaparsın her şey elimden gitmiş

(1961)


Y AL N IZ L IĞ I MI A N L A T I Y O R U M

Koğuşta inceden bir lizol kokusu Dışarda tam tamına On Sekiz Şubat Ne üstümdeki örtüler ısıtıyor beni Ne altımdaki yatak Ellerini arıyorum sıcak ellerini Kuruyan dilim tutuşan alnım Garipliğim nöbet nöbet gecemde Susuzum, ilaçsızım, sensizim Sıcak dudaklarını arıyorum Camlarda karayel acımasız Nereye baksam can çekişmesi Gece... Yol boyu memleket memleket Işıtsın iyimserliğin içimi Dağılsın ölüm korkum bir görün Aydın bakışlarını arıyorum

( 1961)


İ S T EK L ER İ Mİ A N L A T I Y O R U M

Hastanenin saçağına kuşlar konuyor Güvercinler, gözleri um ut yeşili Gidemem ciğerlerim yetmiyor solumaya Bu ayaklar benim değil ne zamandır Kolum kanadım sensin anlamıyorsun Özgürlüğüm, aydınlığım, inancım Hepsi senden mutluluğum gibi anlaşana Yolumuzu düşman bakışlar çevirmiş Dişli geceler inmiş çevremize Gözlerindeki parıltı ışıtsın yolumu Hızımızı yitirmeden öfkemizi tüketmeden İnsanca bir şeyler katalım sevgimize Gecelerden birlikte çıkalım ister misin İşığı birlikte aramamız güzel olacak Yataklarda sıramı beklemekten usandım Al götür bırakma beni ölümle yüz yüze Seni görmeliyim yanımda savaşırsak Eksiksem bir şeyler kat sevginden Yüreğindeki sıcaklıkla bütünle beni Yorgunsam gücünden ekle dirileyim Bitkinsem sağlığından ver cömertçe Aşıla yaşama tutkundan Büyük ülküler için elimden tut Al götür beni gerçeklerin çağrısına

(1961)


GİDENLERİ ANLATIYORUM

İştahımın gücünden arta kalan Yarım dilim ekmekten utanıyorum Açların boyun büktüğü memlekette Kişi özgürlükten lâf etmemeli Sevince alabildiğine sevmeli Yoksun sevgilerle değil böyle Bir elmayı dişler gibi diri diri Ama genç ama ak saçlısın Evrene bir şey katmalı sevdin mi İnsan içince tam içmeli Sıyrılmalı bozukdüzenliğinden Mutluluktan bir şeyler getirmeli Sıra sıra yataklardan utanıyorum Umutsuz sönüp gidenlerden Gözler bakarken ateş böcekleri gibi Mayıs gecelerinden ses vermeli Kişi ölecekse insanca ölmeli Böyle tutsak böyle utanç içinde değil Bir sedyede boylu boyunca uzatılmış İki eli iki yanında gitmemeli


UTANCIMI ANLATIYORUM

Ölüm hiç özenilecek şey değil Sevgilim ölümün güzeli yok Bir çirkin oluyor insan görme Sevmeyi düşünmeyi unutuyor Ölecek misin ya bir meydanda öl Ya da dağ başında kavgan için Böyle yatakta miskince ölme Önce ellerden başlıyor ölmek Hiç yarım kalmış bardak gördün mü Kurulmuş kol saati komodinin üstünde Kitap gördün mü az önce okunmuş Görmedin değil mi ben çok gördüm Bu yüzden ölemiyorum kolay kolay Hem ölmek de nerden aklıma geliyor İnsanlar uzayda dolaşırken Bütün ilaçlan içiyorum yarım kalmasın diye Bütün kitapları okuyup bitiriyorum Boyuna kuruyorum saatimi Getirdiğin portakalları yiyorum Sana beğendirmek zorundayım kendimi Bilmiyorsun direnmek zorundayım Utanırım karşında ölmekten Yaşıyorum böyle daha iyi

(1961)


Karak覺l癟覺k (1969)


AYDI N MI SI N

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duym uyor musun Kaldır başını kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol jvum ruk ol ı Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol Tam çağı işe başlam anın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırında buram buram alın teri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi dem ek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanma Korkuluk ol

( 1968 )


KARAKILÇIK

Topladı sarı saçlarını karakılçığım Gitti gelincikler eteğinde Susmuşluğunda yüzyılların Bağrıyanıkların susamışlığı içinde Kaldı geride kara toprağım Döner ha döner taşlar dere boyunda Taşlar kıracak çorbalık ister Oğlan ister bulgur bulamaç A beyler ben ni'deyim Aç toprak susuz toprak Azık ister bencileyin Uzanır yakam a yapışır Torbanın dibinde iki hapaz tohumluk Varıp serpsem kurtlar kuşlar kapışır Oy ben kime gideyim Gelin oldum geldim köye Sarı öküze eş oldum Eş oldum da karasabana koşuldum Bir verirdim on verirdi N'oldu bu hayın toprağa Geçtim bir çift öküzünden Şimdi bir çift at ister İlaç ister tohumuna Aman da beyler o da ne ki Benden süperfosfat ister Oy ben nere gideyim

( 1968)


KÖRÜZ BİZ Ne varsa otu ot çiçeği çiçek yapan Tan yerinden söken umut ışığı Sizin olsun çekik gözlü kardeşlerim Aydınlıklar sizin olsun körüz biz Bakmayın gözlerimizde yansıyan yıldızlara Göremeyiz ateş böceklerini biz körüz Çakıp sönen deniz fenerlerini uzak kıyılarda Bir bulut ne zamandır üstümüzde Yurt genişliğinde bir bulut kurşun ağırlığında Nilüferler sularımızda açar mevsimsiz Dolanır ayaklarımıza boğum boğum Yapraklarında iri leş sinekleri uçuşa hazır Göz göz oyulmuş gözlerimiz biz körüz Göz çukurlarımızda radarlar fırıl fırıl döner Körüz el yordamıyla yaşıyoruz bu yüzden Yeni körler peydahlarız uyur uyanır Ayak altında eziledursun karınca sürüleri Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz ne güzel Çizme onlardan içindeki ayak bizden ne iyi Körüz biz kör uçuşlara açmışız toprağımızı Ha düştü ha düşecek çelik gagalardan Mantar mantar açılan tohumlar sıcakta Gözlerimizi bir pula satıp geçmişiz bir yana Ölmesini bilenlere yüz çevirmemiz bundan Körüz gözbebeklerimize mil çekilmiş mil Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk Tetikte kendi parmağımız yabancının değil

( 1968)


AYDIN MISIN

Kilim gibi dokum ada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duymuyor musun Kaldır başım kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yum ruk ol Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol Tam çağı işe başlamanın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırında buram buram alın teri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol

( 1968)


GÖKDELEN Yüzyıllara ışık tutan Bir kadın kıyıda ağlamaklı Yanaklarında öfke Eteklerinde kan Düşmüş gökkuşağı belinden Güneşli bir coğrafyada Çekmiş perdelerini gökdelen Bir bayrak çırpınıyor Takvimsiz bir kasırgada Asya kıyılarından esen Kitapların yazdığından Da önce başladı fırtına Düşürür yıldızlarını tek tek Çaresiz bir bayrak boşluğa

( 1968)


M E R Y E M ' İ N REŞİT

Orhan Kemal ve Yaşar Kemal'e "Keklik ne ötersin Çukurova'da” Şahin değil Bir ince hastalıktır kapmış yavrunu Bir pençede sermiş yataklara Terden sırılsıklam saçları Dudakları liyme liyme ateşten Derisinde gün yanığı katmer katmer Bir ağarır bir sararır Pırnalın karaçalının perenin İşler tabanında dikeni Keçebağ'ın sıtması dalağında Ciğerinde bıçak gibi veremi "Kendin gurbet elde gönlün sılada" Açınca gözlerini boz toprağın üstünde Başucunda telli pullu kavaklara Kernip kernip ay ışığı dökülür Seçemezsin ateşböceklerini Sıçrasa kurbağalar görünür


Çiğ düştü mü saçlarına geceden Batman döver devşirdiğin kozalar İki gözün kör olmaya Keçebağ Ne dedin de Toprakkale'ye ne dedin Öldüremediğin elciyi ırgatı Bana gönder mi dedin tez elden Pus düştü mü Leçe’lere sabahtan "Yanar yanar Çukurova ördolur" Salıverir kanadını turaçlar Kalem kalem sıcaktan Yılanından geçer leylek Uyruk geçer böcekten "Her sineği bir alıcı kurt olur" Estikçe gök yellerinde estikçe Bir o yana bir bu yana ırgalanır Kafkırtların günebakanın kındıran Ağustosta pampal pampal açılır Eyhanalar akaleler Savrulur da boz toprağın tozu inceden Yakar Reşit’in genzini Yol yol olur akan terler Soldurur gül benzini N işledin de Keçebağ n’işledin Çimel kızı M eryem ’in oğlunu Bıldır yangına düşürdün Bu yıl vereme Düşürdün de ecel ile eşledin

(1952)


G E N Ç L İ K PARKI

Bütün sokakları bu kentin Gençlik Parkına açılır Bir sevgi ilkyaz sıcaklığında Bir türkü yükselir uygarlıktan yana Halktan yana emekten yana bilimden yana Alır karamsarlığımızı götürür Mavilikte açılır tomurcuk Bir halı dokunur yurt güzelliğinde Geleceğin yollarına serilir Genç dediğin boy atmalı özgürlüğe doğru Büyümeli yılların kısırlığında böyle dik Gün ışırken yerini almalı en önde Gençlik Parkı'nda coşkudan bayrak çekilmeli


Nerdensiniz yitik umutlarım hangi çıkmazda Katılın bu aydınca şenliğe korkusuz Tükenm iş yalanı tutsak bilimin Susm uş ayakların sünepe ezgileri Bütün atılımlar gerçekten yana uyumlu Gökyüzü kızarmış gençlik ateşinden Evrene kardeşlik getirmeli bilim dediğin Yücelik getirmeli halkımıza mutluluk getirmeli Çözmeli kişiyi paslı zincirinden İşte beklediğin düş gözlerinin önünde Uysun adımların çağının gidişine Uysun adımların çağrısına gerçeklerin Başının içinde ilkyaz bulutu Altın toprak üstün yaprak Gençlik Parkı'ndasın

( 1968)


U Z AK D EĞ İ L

Çaresizlik akşamında düşünülmüş Bakıp bakıp kör pencereden Bir yudum suyun bir solukluk havanın Sudan da havadan da üstün dost yüzünün özleminde Alıp başımı gitmek. Atsız arabasız Alıp başımı düşlerin çıkmazından Karışmak taşa toprağa. Yolculuk... Bir sabah... Zeytin yeşili Ege kıyılarında Nemli bakışlarında çoban köpeklerinin Başakların ağırlığınca verimli Savrulan harmanların bereketinde Savrulan alın teri insan emeği Beni yaşamla içli dışlı eden Yaşamla güçlü yaşamla bilinçli Yol boyu adımladığım mutluluk 751


Sabah sisinde Havran yolunda Kahrtırnaklarında gülüş alev sarısı Toprakta coşkusu tava gelmenin Dal uçlarında duyarlık Ulu çamlara köknarlara karşı Yaşıyorum diyebilmek göğüs dolusu Bir otuyum diyebilmek bu toprağın Menekşe değil bir ardıç eğilmezliğinde Özsuyunda üreme varolma tutkusu Ne kişiye boyun eğme ne kula kulluk Gene de bitkiselliğin körlüğüne değil İlkel ışımanın ezgisinde insanca Bir aydın başıboşluğunca sorumlu Bilinçsiz doğa kadar ustan yana Bilinçli bir insan duyarlığınca doğal Salt kurallarına bağlı yerçekiminin Öylesine özgür Küf yeşili Anadolu'm ayaklar altında Tüm yalanlara açık ardına kadar Gerçeklere tabut gibi örtük Bir gün böyle yadsı böyle tutsak değil Köy bizim yol bizim yolcu bizden Dost yüreği sıcaklığında bir yolculuk Uzak değil

( 1968)


Uzak DeÄ&#x;il (1971)


K ARADENİZLESİN

Yüzüstü bıraktmsa bu dost denizi Bırakıp çıktınsa borasında başına buyruk Bir sabah balığa çıkar gibi yalıboyundan Avlamak içindi ekmeğini boğazların ötesinde Yeryuvarlağını bir yumrukta darmadağın Ettinse böyle bir baş soğan gibi bu yüzden I lep bu yüzden menevişli uskumruların özlemini çekişin


BİR K O Z A D A

Geç kalmadık tam zamanı İş başlamaktaydı başladık Örüyoruz kozamızı birlikte Zaman da bir kozadır ipek böceğim Her solukta örülen Bir dışındayız bir içinde Bir gün bizim de dokunacak Atlasımız çalışkan ellerde Gül yaprağı inceliğinde duru Sabahların eridiği mavilikte Mekikler söyleyecek türkümüzü En güzeli bu değil mi övgünün En sürüp gideni ipekte İlk yağışla başladı diriliş Özsuyla buğulandı dalların ucu Yaprağa durdu dipten doruğa Bahçedeki dut ağacı (1970)


KARADENİZLİSİN

Yüzüstü bıraktınsa bu dost denizi Bırakıp çıktınsa borasında başına buyruk Bir sabah balığa çıkar gibi yalıboyundan Avlamak içindi ekmeğini boğazların ötesinde Yeryuvarlağını bir yumrukta darmadağın Ettinse böyle bir baş soğan gibi bu yüzden Hep bu yüzden menevişli uskumruların özlemini çekişin Oysa sen gözlerini poyrazında açtın Karadeniz'in Martılarla boy attın keşişlemesinde Sinop'la K erem peyle çakıp sönerekten Yunuslarla uzak limanlara akıp gittin Kefkenleyin ardından bakakaldılar sen Öfkenle, hıncınla Karadenizlisin


Bir kardeşin Ruhr bölgesinde demir çıkarır Bir kardeşin Arden'lerde kömür Çaltı'yı dolanadursun Emice'n Oğlu kana bular ellerini bir karış toprak için Çekekte yorgun teknelerin güvertesinde Horon teper aç karına yeğenlerin Her tanrının günü "Ha uşaklar ha" Ararlar mutluluklarını Recep'in kemençesinde Kurur çay bahçesinde yaprak yaprak Gazel olur mısır tarlasında kızlar Alır götürür lodos alın terlerini Elde avuçta bir teneke gaz bir çıkın tuz Bütün kaygılar aç kalmak açık kalmak Kırılır uşaklar veremden ilaçsız Alır götürür takalarla karayel Yurt dediğin doğduğun yer değil Doyduğun yer diye ahkâm çıkarmışız De bana hemşerim ya öldüğün yer İnanma ne yana gitsen Karadenizlisin Direk direk ve dalgalarınca özgür Elde süpürge batı sokaklarında Ama boğazı tokluğuna tutsak Deli rüzgârlar başının üstünde eser Sana dökülür dövüne dövüne Yüreğimizden Kızılırmak (1969)

o=:7


DEFN ELER GİBİ Sevdim dol döş torun torba Taflan gürlüğü çoğaldım Kimi tek başıma bozkır yalnızlığı Kimi çift yaşadım sarmaşıklarca Neler geldi geçti bir sevgiyi ayırdım Yaşamayı defneler gibi uzun ömürlü Pıtrak pıtrak üremeyi kök verip İçlerinden bir sevgiyi ayırdım GötürüJdümse özgürlüğü yüzüstü koyup Ben bir yanda sen bir yanda suç kimin İşsizsem güçsüzsem onlar mı haklı Ben mi taktım bileklerime kelepçeyi Duvarları ben mi çektim boylu boyunca Ben mi vurdum kapılara çifte kilidi Yılmadımsa dişe diş savaşmaktan her çağda Sevişip kökleşmekten yorulmadımsa Söyleyin hadımlar kısırlar güçsüzler Boş öğretiler çığırtkanı yüreksizler Kötü mü ettim size karşı çıktımsa Sevdim haklıdan yana olabilmek için Çalışıp ezilenden senden yana Sevdim aldığım soluğu hak etmek için Ama sevdim halkımca (1970)


G端vercinim Uyur mu? (1974)


G Ü V ER CİN İM UYUR MU?

"Güvercinim m /ur ııııı, Çağırsam uyanır mı?" Sömürgen cami güvercinleri sizin olsun O doyum suz lapacı güvercinler Kurşun buğusu güvercinleri severim ben Kanat uçları çelik yeşili Kuş dediğin piyerlotisiz yaşamalı Adaksız avlusuz şadırvansız Buluttan siizmeli suyunu Kuşçular çarşısında tüy dökmemeli Benim güvercinim tunç gagalı Kimlerin bakışı kardeşçedir Kimlerin bakışı düşmanca Kendisi hangi kavganın güvercinidir bilir


Tüneyip acımanın saçaklarına Miskin sevilerle bitlenmez Kanadından çok pençesine güvenir Barış taklaları süziilmeler Gag alarda zeytin dalı Perendeler maviliklerde Tüm gösteriler resimlerde kalmalı Güvercin dediğin uyanık olmalı Tüyler duman dum an öfkeden Yanıp tutuşmalı gözbebekleri Sevgiden tıpır tıpır bir yürek Özgürlüğünce dövüşken (1971)


GÜNEŞTEN UZAK

Konuklarımız için yıkadık sizin için Kıyılarımızı bol köpüklü dalgalarla kıştan Nisan sabahlarının buğusu saçlarınızda Mavi gözlerinizde sevinç Telli turnalarla geldiniz En saydam mavilikleri çektik üstünüze Toroslar'dan A ğrılar'a kadar Üzüntülerden arındık sizin için En güleç yüzüm üzle çıktık karşınıza Papatyalar gibi tekdüze Erkenden uyardık çiçeklerimizi Kalkınmamız sizden olacakmış Başımızın üstünde yeriniz


Izgaralarda lüferler emrinizde Tabaklarda mayonezli levrekler Ağız tadıyla yiyemediğimiz Kirazlar canerikleri çilekler Bulutun kınalısı denizin mavisi bizde Yurdumuza bir renk de siz getirdiniz Esmerler sarışınlar yeşil gözlüler Hoş geldiniz Biz bu güneş ülkesinin çocukları Öfkeyle umutla beslenen Yaz geldi mi ebegümeci madımak Kar yağdı mı dağda bayırda Davarımız sığırımızla yarı tok yarı aç Biz bu güneş ülkesinin çocukları Kuru emzikle büyüyen gecekondularda Odsuz ocaksız Bu mevsimde sevilerden uzak Yoksun tüm aydınlıklardan


Sabrımızdır geleceğin harcını özleştiren Bir tuğla bir tuğla daha Bir avcumuzda kum Bir avcumuzda kireç Günler günler boşuna harcanan Okunm uş bir mektup kirliliğinde Buruşturulup atılmış günler Yazısız kâğıtlarca anlamlı Alyuvarlarla beslenen özlem Kum kireç ölçek ölçek zam an Biz bu güneş ülkesinin çocukları Güneşi konuklara bırakan Oysa bardaklarda altın yeşili şarap Marmara'nın midyeleri soframızda Olgun domatesler taze soğan Derilerde Afrikalı yanıklığı Hoşi Ming'li savaş çocuklarıyla birlik G arda Lorca'lı kızlarla bir arada Karşıda Nâzım'ı dalga dalga getiren deniz Oturup diz dize bir kıyıda Aynı balık çorbasını kaşıklayabilirdik Biz bu güneş ülkesinin çocukları Güneşi bulutların ötesinde bırakan


ELİF'İN BABASI Bir yürekli kişiydi E lifin babası bir aydın kişi Er kişi niyetine el bağladılar sağlığında Kıblesini şaşıranlar Am erikan gemilerine karşı diri diri Kıldılar namazını Dolm abahçe'de Bir öğle üzeri Demir atmış bağımsızlığımıza Gemiler gemiler çirkin gemiler Kış ortasında bir güneşli pazardı Sağdı henüz Vardır böyle pazarlar yaşantılarımızda Ama hiç bir pazar böylesine utanç verici Böylesine aşağılık olamazdı çağımızda Elif'in tutup elinden babası Gemiler gösterecekti dizi dizi Tutsaklığın kirli duvarlarına çizilmiş


Sonra ışıklı yüzler gösterecekti gencecik Işıklı yüzlerde parça parça bulut Sonra satılmışlık sonra kahpelik Sonra yeniden sevinç yeniden umut Sonra cop sonra şiş bıçak kanca Benzin patlaması gaz kokusu kan Köpekliğin köleliğin zincir şakırtısı Ne varsa öğretecekti Elif'çiğine Çocuklar değil miydi büyük yüzdelerle Bütün borçlarımızı üzerlerine alan Ne varsa tutsaklık adına öğretecekti Ne varsa uygarlık adına sunulan Bırakıp bütün bildiklerini bir yana Bize alanlarda ölmesini öğretti. (1970)


ÇENGELKÖY'DE TEM M UZLAR

Kirli Boğaz sularında temmuz Tarihten bir balık çorbasıdır Dumanı üstünde Beylerbeyi Sarayı ileride Kapısında nöbetçiler Selanik’ten kaldırılan Abdülhamit Sanki yeni tutukludur içeride Bir temmuz daha 1940'lardan Şu Dilnişin'di bırakıp giden iskeleye beni Zincir kelepçelerde asma kilit Kaptanın çektiği düdük peşimden Bir yakarış değildi dağa taşa Uyarıydı Çığlık çığlıktı martılar Bütün yaratıklara çağrıydı


Susuzluktan yanar kertenkeleler Akrepler, kırkayaklar tutuşur Bir bunalım ki ceviz ağaçlarından Sineklerle yağar üstümüze "Kerime Hatun" seslenir minareden Uyuyabilirsen uyu düşünebilirsen düşün Abtilhamit karışır düşümüze İki süngülü arasında bir ozan Ozanın iki ciğeri verem Kıyıda boylu boyunca bir okul Okul değil sayrılar evi Veremlisi var röntgeni yok Ayakları suya ermiş düşünür Sayrılar evinde iki koğuş Biri uyuz biri bitli Sayrılar oturmuş kaşmir Bir de üçüncü koğuş Kapısı üstümüzden kilitli Saray tem muz uykusunda yorgun Sulara vurm uş mermeri Radyoda bir marş kötürümler için Yürüyebilirsen yürü (1971)

OıSÛ


KARTON K U LELERDEN Tükenen bir şey vardı yerine koyamadığınız Kurşundan bir bulut düşlerinizin üstünde Sınırları aşıyordu barut dumanları Tıkalıydı ciğerleriniz duym uyordunuz Çekirge sürülerini beslerken ulusça Simitsiz büyüyordu çocuklarımız Ellerimizde karne, açtık belgeli Kitaplarda bir şefin resmi vardı büyük Alfabeyi sökmüş, okuyup yazıyordunuz Sofralarınızda bolluk Kuşsütüne karışmıştı yalanlar


Yiyordunuz içiyordunuz Yaşamıyordunuz ki Serçenin kursağında tohum Balıktınız martının gagasında Göreviniz alın terine yergi Uyurgezerlere dümtekti Her sokak kendi türküsünü söylerken Susardınız dört yol ağızlarında Alanlarda görünmezdiniz Ustaydınız güpegündüz düş görmekte Karton kulelerden baktınız gerçeklere Karataş yosunlanıp yeşeredursun Siz mermerler gibi aktınız Ölüm sınırlara gelmiş dayanmıştı Çağ dışı olmuştunuz gençliğinizde M ezar taşlarınızla kucak kucağa Takvimlerde oğlak burcu Dedenizin belinde kuşaktınız (1973)


SU LA RD A GÜNEŞ O LM A K

Kıyıda kum çakıl yosun. Gidenlerden Boşuna değil martıların hırçınlığı Köprülerin altından geçen sular var ya Kürsülerde lâfını ettiğimiz Biraz da köprülerin üstünden akmalı

Yeşilin sarıya dönüşü korkutmasın seni Morarıp silinmesi maviliklerin Kırmızının akıp gitmesi damarlarından İşimiz kolay değil o denli Kargaların içgüdüsel ölmezliğine inat İnsanca ölebilmeli T70


III

Ne ilkyaz bulutlarında yıkanan Bir mezar taşısın uzun ömürlü Ne kış güneşinde silkinen selvisin Bir mezarlık değilsin anıların gömüldüğü Yeşilin bitkiselliğini sürdürmeye gelmedin IV

En güzel sarılarda düşsel Bir ayçiçeği güneşte tek başına Bir de karanlık sularda güneş olmak Bu daha güzel (1973)


BİZ D A R GEÇİT BEKÇİLERİ Yaşam durur mu biz yerimizde saysak bile Hele bunalımlı bir döneme girdik mi Oluşturur çocuklarımızı m evsiminden önce Kapatır gerekirse arayı yaşamdır o Durmuş oturmuş adam çıkarır bir çocuktan Ya da bir delikanlı başında kavak yelleri Yaşam mı yapar bilemezsin yoksa biz mi Biz dar boğaz bekçileri yaşlılar Dalından koparır da sarsak ellerimizle Sıyırır kabuğundan cascavlak bırakırız İsteriz ki ezilmesinler ayak altında Çetin ceviz olsun evlatlarımız Süreriz önlerine tekel kitaplarım Sayfaları kırmızı kalemlerle çizilmiş Ders isteriz çalışsınlar ha babam ha Bir tıkaç kulaklarına öğütlerimizden Büyüsünler dizlerimizin dibinde T7 1


Burun kemerlerimizde emekli gözlüğü Bir mandıra düşlerken yeni tasarılarda Geçip karşılarına azşekerlimizi içeriz Bir bakarız uyumuşlar büyümüşler Başlarına buyruk çetin ceviz olmuşlar Kara kara düşünür kaşırız ensemizi Düşünen bir babayızdır bir babahindi Ne beklemiştik önce ahlâk değil mi Biraz da saygı kendimiz için Erdemli olmalarını istemedik mi Mutlulukları değil miydi tek dileğimiz Hani şu öm ür boyu beklediğimiz mutluluk Bekleyip de erişemediğimiz Bir ömür boyu da siz bekleyin demedik mi (1972)

275


B İR SIN A V SA E Ğ E R

Girdiğim çıktığım yerler tanığımdır Kapımı çalanlar gece yarılarında Okunan kararlar yüzüm e karşı Korkmuyorum duygusal bitişlerden Tükenen kurşun kalemler tanığımdır Ölümle burun buruna bir gençlik boyu Sıtmasında vereminde Anadolu'nun Dönülmez bekleme kamplarında Suçsa suç, sorguysa sorgu, hapisse hapis Yaşamak gezin gözün arpacığın ucunda Elimde hep böyle tükenen bardak Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde Ölümün anlamı değişti birden Eskiden yataklarda beklerdik Ders mi sınav mı görev mi belli değil Gelecekse ayakta bulsun dimdik Açılan bir sorumsuz yaylım ateş Bir top karanfildir göğsümüzde (1971)


Kulağımız Kirişte (1983)


KU LA Ğ IM IZ KİRİŞTE Yaşlılar adına konuşm anın tam zamanı Kütükte yaşı yetmişlerin arasmdayım. Bir tekerlemenin çağrışımında İnanıvermeyin işimin bittiğine Ne var ki dertlerimiz tasalarımız artıyor Yaş ilerledikçe. Biz yaşlılar türlü nedenlerden Kuşlarla birlikte uyanm ak zorundayız, Saksıdaki karanfil bakım ister, Tüm çiçekler, ağaçlar, parklar Yollar, köprüler bakım ister, Balıkçı barınağı, barınaktaki gemiler, Gün doğm adan deniz fenerimiz, Kıyılarımız, gökyüzü, bulutlar, Bir uçtan bir uca esen rüzgâr... Bütün gün gözüm üz üzerlerinde olmalı. Bu arada torun torba, çocuklarımız, Martılarla birlikte ço ğ a lan ... Onlar da bakım ister kuşkusuz. Erken de kalksak, alaca karanlıkta Hangi birine yetişebiliriz ki... 279


Biz yaşlılar için en önemlisi Kuzeyden esen nemli rüzgârlar, Karayel de önemli, gündoğrusu da... Raporlar yazılmalı hava raporları, Soğuk, sıcak tüm dalgalar, akımlar Alçak basınç, radyolarda, yüksek basınç G üneyden esen yellerle birlikte Sisli puslu havalar da duyurulmak. Yaşlandıkça azıyor romatizmalarımız Bir günüm üz bir günüm üze uymuyor, Artıyor ağrılarımız sızılarımız Kapıya kim vuracak belli olmaz, Kulağımız kirişte olmalı. (Ekim, 1981)


BA RO K SARISI Poyraza dönük bir yamacında Gideros'un Görmüş geçirmiş bir barok çalısı kar altında, Karayelde dal dal titreşir durur Çağların derinliğinde kökleri Düşünür geçmişini -yalnız değildirKalyon kalyon uygarlıklar geçer önünden, Allı pullu bandıralar yansır sulara, Venedikli kadırgalar, Ceneviz barkaları, Ambarları altın gümüş baharat, Pontus korsanlan pupa yelken... Tüm çağlar sayfa sayfa belleğindedir. Şimdi bir temmuz güneşidir özlediği, Temmuz güneşinde alev alev bir sarı, Bir sarı ki uzak adalardan kaçırılma, Serçelerle dal uçlarında cıvıldaşan Böylesine bir sarıdır özlemini çektiği...


Gideros kıyılarında yoksul bir barok çalısı, Günü geldi mi mutlu bir barok çiçeğidir, Bağnaz martıların çığlıklarında Düşer sarıların en ateşlisi yüreğine Orda sarıların en yiğitiyle birleşir. Şu durmadan değişen evrende Ölümsüz bir yaratı bırakm ak değil mi amacımız, Sözgelişi kalıcı bir ürün? Barok sarısı mı yaratmak istediğimiz, Gideros]u bir kadının tutkusuyla en azdan Bir sarıyazmada sürdürebilmeliyiz.


T A L İM L E R İM İZ *

Süresizdi yaşamalar, Dar zamanlar içinde coşkulu. Vakit yoktu göz ucuyla bakmaya Yaprağa yemişe giderayak. Koparmaya el değmiyordu ölümden, Açılıp saçıladursun dalında meyva. Oysa mersinler, biledinler, barok çiçekleri, Birlikte yaşam anın sevincindeydiler, Talim dalı, zeytin dalı sarmaş dolaş... Ölüm çağrıları kapılarda, Davullarla duyurulan kara haber savaştı. Sevişme bir törendi, ayrılıklar için, Dul gelinlerdi geride bırakılanlar... Solanlar gün görmeden, Boy atmadan büyüyen oğlanlar... Karasabanın demiri paslı, Sürülerdi gün günden azalan, Arılar kovansız, Genç kadınlar tarlalarca yoz, Sarıyazmalar soluk, Baltalar duvarda asılı...

* T a l i m : C i d d i l e r c e d e f n e y e v e r i l e n nd.


Savaştı türkülerimizi yakıp kavuran, Kurşun gibi işleyen, ciğerlerimize. Açlık bi yandan, Verem, sıtma, frengi bi yandan, Erkeksizlik, evlat acısı... Settülbahir, Arıburnu, Çanakkale... Çanakkale'de dişe diş savaşan Yanı kılıçlı bir küçükzabit... Bir kahram an... Benim gözümde. Bir tarihti, kendi eliyle yazdığı, Bir yitik coğrafya desem de olur, Sınırları kendi eliyle çizilen... Sina Çölü, Musul, Kerkük, Hemedan. Bir uçtan bir uca Bağdat Hattı, Bağdat Hattı'nda bir özel tren, Trende İstanbul kadar büyük paşalar, Enver Paşalar, Cemal Paşalar, Golç Paşa, Sanders Paşa, Falkenhayn... Her zaman her yerde her şeyin üstünde Doyçland Doyçland... Basamaklarda bizimkiler, sömürge subayları Küçükzabitimizse Ey Gaziler’i tutturur Çöllerde yayan yapıldak.


Şimdi anımsıyorum uzun boyluydu ağabeyim İlk kezdi görüşüm Çanakkale dönüşü Pırıl pırıldı ceketinin düğmeleri -Kucağına beni almıştı da biliyorumGerçekten de belindeydi kılıcı, Sırmalı bir de kalpağı vardı -Kurtuluş S avaşın ın kara kalpağı değildiGörüş o görüş! Bir resim kalmıştı ondan konsolun gözünde -Aramalarda götürülmüş olmalıKim bilir nerelerdedir kılıcı? Aynalıçarşı'da değilse, Çanakkale içinde, İstanbul'da Kapalıçarşı'dadır. Şurada, Yalıya giden sokaktaydı evimiz. Düşlerinin çıkmazında yorgun, Çatısını zor taşımakta şimdi! Bir anı, o mutlu günlerden: Bahçesinde zerdali dalları... Anılarda üreyip çoğaladursunlar, Dönmedi gidenlerin hiçbiri... Yitirilmiş savaşlardan kalma Ceviz sandıklarda paslı m adalyalar... Bağlarımız bu yüzden bakımsız, Bu yüzden zeytinlerimiz yabanıl Ormanlara çekildikleri doğrudur. Gelgeldim talimler bizim talimlerimiz Yaz kış dökülm eyen yapraklarıyla evcil Gelecek çağların utkularını şimdiden Birlikte yaşamaktayız. (Cide, 1977)


SA R 1Y A Z M A LI

Ya dertlisin, ya sevdalı... Eşsiz kalmış keklik inisin? Uçamazsın, sekemezsin. Alan almış, satan satmış Beşik kertmesi başın bağlı Başını alıp gidemezsin! Yavru kuşum, bu şendeki güzellik Başlık mıdır, harçlık mıdır babana! Değerini biçen biçmiş Kız evlatsın, eğeceksin boynunu Şerbetini içen içmiş Davul zurna gideceksin yabana! Gelin değil yoz tarlada ırgatsın, Kadın değil, ana değil, kul, köle. Kargacaklı'm, Aybasanlı'm, Malyaslı'm, Babandan mı miras sana bu çile? Bir çile ki soydan soya, Bir acı ki anadan kıza. Yârin gider gurbet ele bekle, dur. Kiminin künyesi Kore'den gelir, Kiminin mektubu Alamanya'dan, Kuşun kanadında gelir, okunur.


Bir gece yarısı çalınır kapın Alıp götürürler erkeğini, Kaçak mıdır, kaçakçı mı bilmezsin, Yüreğine kızgın hançer sokulur. Uyku girmez kalan* yaşlı gözüne Gökte misin, yerde misin Bekleyişin ezgi olur, açılır, Türkü olur yaprak yaprak dökülür: "Pencerelerde perde misin?" Kara kışta limon fidesi gibi İsıtırsın yetimini koynunda. Boynu bükük büyütürsün yavrunu. Avucu kınalı, gözü sürmeli, Tabam nasırlı, eli kazmalı, Kara toprak ellerinde un ufak... Ellerinde bir tek tohum Dolu dolu, sarı sarı bir başak! Al paçalıklı sırtı küfeli, Başı çifte çifte sarıyazmah Siler gibi alın terini çevrene Bu kara yazıyı alnından silip Kendi özyazını, kendin yazmalı! (Cide, 1978)

*

K a la n (G a la n ): A rtık.


B U N C A YÜ Z Y ILD IR

Biz uygarız haaa!.. Biz, diyorsam ... Yanlış anlaşılmasın, Bir Türk olarak söylemiyorum Türklük adına değil, konu şm am ... Hem ne haddime, Bu işin tapusunu taşıyanlar var cebinde. Aman yanlış anlaşılmasın, Biz, diyorsam ... Dünyalılar adına konuşuyorum, Biraz da insan olaraktan, Biz diyorum, biz uygarız haaa!.. Kuşkuluyum durum umuzdan doğrusu, Uygarlıkta nerelerdeyiz, Kaç karış ilerde? Öyle ya bunca çaba Bir düzey tutturabilmek içindir, Bir amaca ulaşmak için olsa olsa. Soruyorum, nereye vardık, Arpa boyu yol alabildik mi? 1 langi düzeydeyiz uygarlıkta?


Hele bir göz atalım özgeçmişimize Neler yapmışız bu uğurda, Neler başarmışız insan olarak? Taş dönemi, kazma, balta Tunç dönemi, demir dönemi, Kılınç kalkan, top tüfek... D aha da önemlisi Uzayda perendeler ata ata Füzeler çağma girm ek... Bütün bunlara izninizle Vurduk mu yaldızım sanatın, Uygarlığın görevi tamam! Tüm bu çabalar, sözümona, İnsan olm amız içindir, Uygarlık bi yana!.. Ne denli kalın kafalı, Ne denli dar görüşlüym üşüz ki Öğrenelim diye insanı iyice Kıymışız binlercesine acımadan. Yetmiyormuş gibi, Tüm ezilmişlere yıkmışız Bu kırımların suçunu bir de... Ne insanmışız, değil mi? Tüh be!

289


SEN BU Ç ERÇEV ED E

Kim çekmişse çekmiş bu resmini. Kendinden de renkler katmış çekerken. Daha çok doğa koym uş içine, Deniz koymuş, yosun koymuş. Yüzün deniz mavisi, Gözlerin yosun yeşili! Hele bu dut ağacından çerçeve... Her bakışımda şaşırtan beni Becerisi değil de yapanın, Beğenisidir daha çok, Sana giden ağacı bilm esi... En dillisini seçmiş doğrusu, Dut da sözlü ağaçtır haaa!.. Mavilerinle, yeşillerinle, Daha bir başka duruyorsun için d e... Çerçevene çok yakışıyorsun, Yalnızlığıma uyduğun gibi...


Neresinden başlayayım, Çerçeveyle bütünleşen resminin? Senin güzelliğini mi öveyim önce, Esintili, deniz gibi değişkenliğini mi? Tutup bu kıyılarda resmini çekenin Sanatım mı dile getireyim, Yoksa yaratıcısını mı çerçevenin? Bakışlarımdadır diye anlamın tümü Yalnızlığımla mı övüneyim? Hep bu aylarda... Hava birden karardı da Bir poyraz koptu mu Balıkkayası'ndan, Sökülür gider içimdeki tüm ağrılar Poyraz da sağlam havadır haaa!.. Hiç şaşmaz kardır arkası... Seni alır da karşıma, yosun yeşili Gözlerine dalar giderim. Yitirdiklerimi ararım maviliğinde.


Yollar, beller kapalıdır artık, Deniz bile kar altındadır. Gemiler barınakta çifte demirli... Ne akım, ne yüksek gerilim, Kenti saran karanlık, kar altında... Bir tek mumdur seni diriltip yaşatan Yetiş benim düş gücüm, göster kendini! Çarmıha gerilmiş gibisin karşımda İsa mısın, Meryem mi, belli değil... Ben miyim, dört duvarla kuşatılan, Sen misin düşünen, Şevki U stan ın çerçevesinde? Düşlerim mi, yaşamım mı, Şu eriyen mum ışığında!.. (Cide - Avcılar, 1979 -1983)

9 9 ?


YA KIN M IYORUZ Kara kışta Karlı dağlardan aşıp Karşı köye okula giden çocuk, Sakın bu yorgun delikanlı olmasın? Hani azığı belinde yalın ayak Uzunyazı'da sığır güden?.. Kim bıçakla kazır gibi Kazımış içinden acımayı Kim silmiş sevgiyi yüreğinden? O değilse bir başkası, Terme Çayı'nda çimen. Sıskası, sıtmalısı değil de, Bir gözünü kısıp da hani Nişan alır gibi bakan çocuk? Gün boyu derede bükte Kışın ahır sekisinde yatan, Tarlada tapanda yazın, Çeltikte, mısırda, tütünde...


Dalm a basılınca gözüpek, Kayalar gibi acımasız... Sertliği bir yana Dağ keçisi kadar da çekingen... Elindeki yavan ekmekten utanır, Gizler küçüğünden, Büyüklere sigarayla görünse Yerin dibine geçer... Bir üveyik kadar ü rk e k ... Köydeki değilse kentteki Yan tutmanın esrikliğinde Aç susuz, Stad kapılarında bekleyen. Senin çocuğun değilse eğer, Benim çocuğum. Ölen değilse, öldüren! Bir görevin vardı öğretmenim, Kim unutturdu sana? Öğütler verirdin kaşların çatık Hiçbiri işlemedi mi onların yüreğine? Söyle öğütler mi, öğretmenim, Yoksa kurşunlar mı etkili? Babalar, dayılar, amcalar, Siz anneler, teyzeler, ablalar, Çok mu önemliydi günlük işleriniz, Hani çok severdiniz çocukları?


Yakınmıyoruz yanlış anlaşılmasın, Size söylüyorum, sayın senatörler! Hiç gerek yok böyle alınmanıza, Kınamıyoruz da... Suçun tümü bizim olmalı, Seçip getirmedik mi sizleri başımıza, Ey para sayar gibi rahat konuşanlar!.. (Cide, 1978)

295


KAÇ PARA EDER

Arıyorsun yıllardır... Oysa ellerindeydi aradığın, Yirmisini yeni sürüyordun! Nerden bileceksin, değil mi, Gençlik işte! Şişe sattığın günlerdi, El kantarında gazete sattığın günler... Topu topu üç bardak şarap ederdi, Ayak üstü içilecek, Bir paket de Yenice. Ne gazeteler para ediyor şimdi, Ne de boş şişeler... Etse de kulak asma! Ayakta bile dikilemezsin Koltuk meyhanelerinde. Kaç para eder! (Avcılar, 1983)


YEDİ C AN LI O LM A K Arada bir düşündüğüm oluyor: Var mıyım, yok m uyum ben de, Bu yeryüzünde? Baki H o ca m ız ın söylediği gibi Kabuğum dan sıyrılıp Hakka yönelmediğime göre henüz Sedef-i şerifimin içindeyim demektir Yaşayıp gidiyorum, sizin anlayacağınız! Nasıl mı yaşıyorum? Bu da mı sorun! Yaşıyorum ya siz ona bakın! Gençken bir şiirimde, "İş doğmakta değil!" demiştim, "Gelmişken yaşamakta!" Dekart gibi düşünüp Dekart gibi konuşursam eğer: "Yaşıyorum..." Eee şu halde? Canım anlayıverin gerisini, Hiç kuşkunuz olmasın ki, "Varım!"


Onun gibi de değil, açıkçası Ben var olmak için yaşıyorum. Bırakın düpedüz yaşamayı Yaşamak için geceli gündüzlü Direniyorum üstelik! Çare yok, Tüm acılara direneceksin önce Daha çok, Acınmalara direneceksin, iki, Yokluğa, yoksunluğa... Üiiüç! Güler yüz göstermeyeceksin Yüzüne gülenlere, dört! En önemlisi Ezenlere karşı direneceksin, beş! Ezilenlerin yanıp yakınmalarına! Etti mi altı! Yedincisi mi, can yoldaşım, Övgülere direneceksin, Seni göklere çıkaran övgülere! Ayakların bir kesildi mi yerden İşte asıl o zaman, Sedef-i şerifini terkettin demektir! Kolay değil, yaşamak! Saati geldi mi, can yoldaşım, Canını dişine takıp Soluk almak için bile direneceksin!


BO M BO ŞSA N Tek başm asın alaca karanlıkta Bilmiyorsun, gün ortasında mısın, Gecenin bir yarısında mı?.. Yapayalnızsın işte!.. Bir ampul sallanır durur çıplak, Işığı kendine yetm ez... Bomboşsan, İçini ısıtacak güçte değilsen, Tükenm işse yüreğindeki ateş Vurur çenelerin Ya soğuktan, ya korkudan... Kimseler yoksa arkanda eğer Tek b a ş m a y s a n ... Çıplak bir ampul o zaman Sallanır durur tepende. Eritilmiş bir kurşundur Saat başı dam layan...


KISALAR, KÖSELER Gelmişler de bir araya Ermişler, ermemişler, İşlerini yoluna koym ak için Sırt sırta direnişe geçmişler. Sırt üstü gidince de, Düşm ez kalkmaz Bir hacıyatmaz, demişler Yeni baştan Geçebilmek için direnişe Bir fırın ekmek yiyedursunlar Bu arada Yüceltmek isteyenler ünlerini Güçlerini çenelerine verip Korkağa çıkarmışlar adımızı.


Öyle ya, Biz korksak onlar yüreklenecekler... Eee bu da bir avuntu, Bu da bir umut! Ama ne yapsın Sultan Mahmut! Zaman durmuyor ki durduğu yerde... Şu ırmaklar var ya, şu akarsular Neden tersine akmakta? Bakıyoruz, kısırlar daha kısır Sinsiler daha sinsi. Cüceler, bücürler, Küçükler, daha da küçük... Ah hele onlar, Yaşamadan kimliklerini eskitenler! (İstanbul, 1982)

im


D EFN ELER ÖLM EZ Bir mevsim var ki üşütür yeşilliğimi Ben geceyle gündüzü bilirim yılları değil. Ölümsüzlüğü getirdim kıyılarınıza Düşlerimde hep uzak denizler... Kıyılar... Gidemem, bağlıyım toprağıma. Dalımla yaprağımla, ben Bir savaş simgesiyim oysa İnsan kardeşlerimin gözünde! Utkular düşleyen başlar için Bir çelenk! Savaşlar, soykırımlar gördük, İskenderler, Sezarlar, Ne atlar kaldı onlardan, ne meydanlar... Gittiler, yıkılıp birer birer, Biz kaldık. En kıraç topraklarda tutunduk, Biz defneler. Dal kırılır, yaprak dökülür Ölür mü acılara katlanmasını bilenler, Direnenler tüm kırımlara karşı... Ölmez sevgiden yana olanlar Defneler ölmez! (Cide, 1978)


Çocuklarımızın Bahçesinde


U ÇURTM A Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki... Uçurtmayı seviyorlar sözgelişi, Bir havalandı mı uçurtmaları Daha da güzelleşiyorlar. Maviliklerde gözleri Özgürlüğü yaşıyorlar Uçurtmalarla birlikte. Koparıp da iplerini hele Bir kurtuldular mı ellerinden, Öylesine seviniyorlar ki, Gidiş o gidiş, bile bile... Kızalım mı umursamayışlarma? Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta. Onlar da birer uçurtma değil mi? Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı, Alıp başlarını gitmediler mi? Gözüm üzden bile esirgedik Hangi birinin ipi kaldı elimizde? (1981)


ÇEM BER Büyük kentlerde artık Çocuklar çember çevirmiyorlar... Yazık! Sokaklar tıklım tıklım Çocuklara yer yok ki çevirsinler Ama büyüklerin altında dört teker Bir gidip bir geliyorlar! İş mi yaptıkları sanki! Belki iş... Kim bilir, Belki de gösteriş... Nerde bu hoyratça dönen tekerlekler Gösteriş iç in ... Nerde o başımızı döndüren Şıkır şıkır çemberin güzelliği!


EVCİLİK Küçüklerin en güzel yanı -Evcilik oynarlarken izledimKorkmuyorlar gelin-güveyi olmaktan, Ayaküstü evleniveriyorlar, Evlerini bile dayayıp döşemeden. Kim bilir, Oyunu bile oyun diye oynamadıklarından! Dem ek onlarda iç içe Oyunla yaşam, Düşle gerçek. Bize gelince Biz de evcilik oynuyoruz ama Oyun olduğunu bile bile. Gene de çok şey bekliyoruz evlilikten Mutluluk bekliyoruz üstelik, Bulduğumuzla da yetinmiyoruz ki!.. (1981) 'U17


BENİM GÜZEL YAVRUM Ondan sonra, benim güzel yavrum, Bir de oğlu varmış padişahın. Senin gibi akıllı, Senin gibi yürekli Başı dik Gözü pek, Babasından daha güçlü, Senin g ib i... Bakmış ki padişah, Oğlu gün günden büyüyor, Büyüyüp gelişiyor. Şunu demek istiyorum, Oğlu babasını geçiyor. Padişah bu, Bizim gibi sıradan baba değil ki Anladın gerisini değil mi, "Cellat!" demiş padişah, "Uçurun başını!" Demiş ama, benim güzel yavrum, Dediğiylen kalmış!

(1981)


NE KUŞ, NE BÖCEK Kuşsunuz diyorlar, çocuklarım, Bir kuşsunuz diyorlar size Sığınacak kol arayan Konacak dal arayan Bir yavru kuş, türkülerde. o r\r\


Telgrafın tellerine konarsınız Ezgilere uymak için Avcılar vurur sizi. Yeşil başlı ördek olur Kalırsınız çöllerde Böyle bir kuş işte!.. Kuş değil ya çocuklarım, Böcek bile olamazsınız! Bunca yük, bunca borç Omuzlarınıza vurulmuşken Hem de doğar doğm az... Kanatlanamazsınız! Uç uç böceğim deseler de Annenizin alacağı pabuçları Peşin peşin giydirseler de Uçamazsmız, çocuklarım, Bu gidişle! (1981)


O R M A N IZ BİZ Yaşayıp gidiyoruz bir arada Meşe, çam, köknar, kayın... Bırakın kirli kentlerinizi, Biraz da aramızda yaşayın! Varsın derinde olsun köklerimiz Yükselm ek için yarış bizde. Görülmüş mü ağacın ağaca kıydığı, Sevgiyle yaşam ak barış bizde! Mutluyuz birlikte yaşamaktan Meşe, çam, köknar, kayın... Sarılın toprağınıza bir çınar gibi Bize de kendinize de kıymayın. Ne demiş en büyük ozanımız Neden kulak verm iyorsunuz sesine Bir ağaç gibi hür yaşayın dememiş mi, Ve bir orman gibi kardeşçesine? 311


BİLM EYECEKLER Geride kalanlara ne bırakacağım, Çocuklarıma, Onların da çocuklarına? Olsa olsa Karadeniz'den payıma düşeni... Beş on evlek yer gökyüzünden. Ne vermek istedimse sağlığımda, Ne veremedimse, Gizlenip kaçışlardan. Biliyorum bu yüzden Yokluğumu çekmeyecekler, Hep yaşıyormuşum gibi gelecek onlara Biraz ötelerde, uzaklarda. Babamız diyecekler, dedemiz, Dur durak bilmezdi, Dert nedir, tasa nedir bilm ezdi... Neyi bildiğimi bilmeyecekler. 319


Ocak Kat覺r覺 Alag繹z (1987)


D Ö R T M E V S İM

YÜZYIL'ımı dörde böldüm ... Her bölümü bir mevsim, Biri kaldı, üçü gitti... YAZ'ı gitti, GÜZ'ü gitti, Karlı, tipili KIŞ'ı gitti, Yemyeşil bir bahar kaldı!


O C A K KATIRI A LA GÖZ Pelit ovasında, Nanepınar'da bir ocak... Taştan değil, Tuğladan değil, Dört duvarı taşkömiir, Tabanıysa çamur, çökek... Kaya kömür, taşkömiir, Nanepmar, dağ, taş kömür, Kara toprak, kara elm as... Yüz yirmi beş kara amele Kömür karası yüz, g öz... Kiminde kazma, kiminde kürek, Sökebilirsen, sök! İster Lâver(*) lerde yıka, İster kok'a çevir fabrikasında, İstersen maltızında yak! Bir ocak, Pelitovası'nda Bir uçtan bir uca dekovil, Vagonlar salkım saçak... *

l.a v o ir: K ö m ü r y ı k a m a yeri.


Tek başına Çeker götürür vagonları, Alagöz! At değil, eşek değil, Alagöz, ocağın soylu katırı! Yer altında, Pir aşkına Taaa Jerminal'lerden beri çalışır, Bir avuç arpa hatırı. Kendi inadına güvenm ez de Alagöz, Tutar kendi dayısına güvenir.(*) Bütün gün üç vardiya Oysa anası bellenir! Yeter bu ocak ağzı aydınlığı, Alaca karanlık! Bir menzile bin kez Ulaşıp ulaşıp dönm ek... Yeter ışısın ortalık Ne bir avuç arpa Ne bir tutam ot...

* A l a g ö / . ’ıi n b a b a s ı e ş e k , n n a s ı a t o l d u ğ u n d a n , k a t ı r l a r s o s y e t e s i n de, b a b a sın ın adı g e ç m e z , h e p d a y ıs ın ın adı k u lla n ılır asiller ara


D O S T H İP O K R A T

İki bin dört yüz yıl önce bundan Bizim Hipokrat Gencecik bir hekim, Henüz çiçeği burnunda! Yüceltmek için hekimliği Tek başına ant içiyordu. Tanrılar tanrıçalar adına Tek başına, törensiz, şölensiz: "Girdiğim evlere..." diyordu, "Kendi çıkarım için değil, Hastamı düşünerek gireceğim. İster özgür olsun, ister köle Kadın erkek ayırmadan, İnsan olsun yeter k i..." "Bana hekimliği öğretenleri Yaşamımca ana-baba bileceğim Onlara bırakacağım gerekirse Yarısını, tüm kazancımın!" Yıl dört yüz seksen beş, İsa'dan önce Ne hac var henüz, ne zekât... " Tam yansım" diyor, "kırkta birini değil!" Ne deve var henüz, ne deveci, Ne uluslararası Petrol kuyularını bekleyen Deve sırtında hacı!


İki bin dört yüz yıldır Hep aramızda Hipokrat Bir yediğimiz ayrı gider. Bizimle yaşar, bizimle ölür. İçli dışlıdır yaşamla Ölür, ölür dirilir! Ne var ki hekimlerimiz, Başbaşa bırakırlar da bizi, Dertlerimiz, acılarımızla Yaşamın tadını çıkarmak için Alıp başlarını giderler. Onlar yaşar bizim adımıza, Sağolsunlar! O geleneksel ant içmelere gelince; Kutsal hekimlik adına, Törenlerle her yıl! Hiçbir değişme yok içilen antlarda. Bir ellerinde kurdelalı diploma, Ah o yeni yetm eler... Billûr kadehlerde içilen and'lar... Damlası damlasına aynı, Dozu dozuna... Tatsa hep aynı tat! Hipokrat mı? İnsanlar tüm en tümen ölse de İnsanlık öldü m ü . .. Varsın yaşasın aramızda Dost Hipokrat!


AH O N LA R Karınca duası, ilahi, şarkı, gazel Hep bu havalar değil mi, Bizi Hırka-ı Şeriflerle eskiten! Oysa sağlam poyrazlar eser, Bu topraklarda, çağların ötesinden, En verimlisi düşer yağışın Tepemizden ırmaklarca boşanır, Akar akar da temmuzlarda tükenmez. Düğün dernek Köpüren dalgalarla yıkanır ayaklarımız Olmayacak dualarda kurur gözpmarlarımız. Uzun kasideler keser soluğumuzu, içimizi yanık nutuklar karartır, Padişahım çok yaşalarla Ölürüz genç yaşta! Tüm çiçeğe durmuş emeklerimiz, Silkelenir, düşlerimizle birlikte. Birilerini sevindirmek içindir Tüm yaktığımız ağıtlar, Yas tutmamız güneşli günlerde! Saygıdan sanırlar suskunluğumuzu!


Toprağına diz çökecek gömütler ararız, Mermerlerine yüz sürecek anıtlar Düşündükçe ilahiler söyletirler bize Konuştukça yürüyüş şarkıları, Ey gaziler... Yakınırlar, dövünürler bizim için Uç öğün haşlanır çocuklarımız, Kamus-u Türkilerde kaynatırlar. Kimlerin artığı bu zerdeler, Bu ağdalı saray lokmaları, Hangi Abdülham it paşasından? Ah, bu tuti-i mucizegûler, ah!.. Kıvıra kıvıra dillerini, kürsülerde Tecvitlerle canımıza okuyanlar! Biz netsek, neylesek, Ne söylesek günah!..


ÇO C U KLA RIN IZ İÇİN Savaş sonrası sayımlarda Şu kadar ölü, şu kadar yaralı Kadın, erkek sayısız k a y ıp ... Elden ayaktan düşmüş Geride bir o kadar da sakat, O kara günleri anımsayalım diye... Zorumuz ne insan kardeşlerim, Amacınız kökümüzü kurutmaksa, Yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar, Bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım, Sayısız işkence kurbanları... En kötüsü, Güngünden başımıza inen bu gökyüzü! Bu toplanıp dağılmalar ne oluyor Yüksek düzeylerde? Neden alçakgönüllü değilsiniz, Sözünüz mü geçmiyor birbirinize, Hangi dilden konuşuyorsunuz?


Barışsa eğer istediğiniz Uçaklardan başlayın işe Önce çirkinleşen savaş uçaklarından... Ya insanları bir yana bırakıp Sivrisineklerin kökünü kurutun Ya da bataklıkları! Sonra geçin karasineklere! Ne kadar da çoğaldılar son sıcaklarda Yer gök tüm karasinek, Yaşamımızı karartmak için. Bir güç denemesi yapsanız da, Onların yaşamını siz karartsanız! Yoksa siz de mi barıştan yanasınız, Onların özgürlüğünden yana? Kolay değil, barıştan yana olmak Özveri gerek yüksek düzeylerde. Gene de bir nedeni olmalı, diyorum. Bu toplanıp toplanıp dağılmaların. Phantom'ların pazarlanması değilse Denizaltıların sığınmasıdır Dost limanlara Ya sağcı gerillaların barındırılm ası... Ah uzak görüşlü yetkililer, Bıraksanız da büyük sorunları bir yana, Biraz da ulusunuz için, Halkınız için konuşsanız... Çocuklarınız için... Kökleri kuruyup gitmeden!


D U R M A K YOK Başka iş gelse elimden Bırakırım kâğıdı, kalemi! Konuşm ak bizim için değil, anladım, Hele y a z m a k ... Ağzımızı açar açmaz suçlanırız! Savunmaya geçince de Hem suçlu oluruz, hem güçlü Suçum uz özgürlüğe özenmek, Gücüm üz de olsa olsa bu özentiden! Durmadan suçlandığımız yetmez mi çocuklar, Bir de siz suçlamayın bizi! Düşünün ki ilerde Sizi de suçlayacaklar! Bir ata öğüdü benden! Sakın haaa, Analar babalar adına Tüm büyükler a d ın a ... Kendileri adına, daha çok, Paylamaya kalktılar mı sizi, Boynunuzu büküp Suçu iistlenivermeyin hemen, Direnin sonuna kadar!


Ne gülmeniz ayıp, ne konuşmanız suç. Yüksek perdeden de olsa konuşun! Sınıflarda konuşun, salonlarda konuşun, Yeter ki dinleyenler bulunsun! Söylemek sizin için çocuklar, Çalıp oynam ak da... Bu türküler atalardan kalmadı mı size, Bu halaylar, horonlar, zeybekler... Düğün dernek Kızlarımız için değil mi, bu süzülmeler, Yürümeler, tek tek basaraktan, Karşılıklı çiftetelliler... Olsa olsa durmak, oturmak suç! Ne miskinler varmış U zak-D oğu'larda... Onlara bakarsanız çocuklarım, Yatmak, oturmaktan iyiymiş, Oturmak,' avakta durm aktan... j Ayakta durmaksa, yürümekten iyi... Siz onlar gibi olmayın! Hele davranın çocuklar, Hoooop!.. Emineler, Aliler, Ayşeler, kalkın, Keremler, Zeynepler, Elifler siz de Denizler, Defneler tutuşun elele! Adları sabah ezanlarında Kulaklarına besmeleyle okunanlar, Durdular, Durmuşlar, Dursunlar, Ne duruyorsunuz!..


O K U T M A ÜZERİNE SINIF'ın ozanıyım mimli, H A BA BA M SINIFI'nm yazarıyım ünlü. Kim ne derse desin, Çocuklar için yazdım hep. Canım yansın diye İşimden atarlar sık sık, Acısını hep çocuklar çeker... Kendi öz çocuklarım, Benden önce. Şunu dem ek istiyorum! İki iş tuttum ömür boyu köklü. Çocukları okutmaktı ilk işim, İkincisi, Yazdığımı çocuklara okutmak. Ne gençlerden, ne çocuklardan Bir yakınm am yok Arap'ın dediği doğru: "Çocuk m azbut..." Memleketse görülüyor işte, Güllük gülistanlık... Ne var ki güllerin dikeni çok!


TÜ R K Ç E'M İZ Annenden öğrendiğinle yetinme Çocuğum, Türkçe'ni geliştir. Dilimiz öylesine güzel ki Durgun göllerimizce duru, Akar sularımızca coşkulu... Ne var ki çocuğum, Güzellik de bakım ister! Önce türkülerimizi öğren, Seni büyüten ninnilerimizi belle, Gidenlere yakılan ağıtları... Her sözün en güzeli Türkçe'mizde, Diline takılanları ayıkla, Yabancı sözcükleri at! Bak, devrim ne güzel! Barış, ne güzel! Dayanışma, özgürlük... Hele bağımsızlık! En güzeli, sevgi! Sev Türkçe'ni, çocuğum, Dilini sevenleri sev!


OKU LLA R DİN LEN C EDE Ağıldaydınız sanki çocuklar, Yaz geldi mi açılacak kapılar, Dağlara, bayırlara, kıyılara Köylere, pmarbaşlarına, Bir avuç darı gibi dağılacaksınız! Ama nerelerdesiniz kuzucuklarım, Hangi yangın yerinde? Ne oldu o tatlı dilli, Güler yüzlü öğretmenler, Onlar da mı dinlencede Oh, oh, ne güzel! Am a bu işportacı da kim? Bu simit tablası da ne? Nerden çıktı bu boya sandığı? "Hani ya demli çaydan içen!" "Taze simit, gevrek simit!.." "Bayanlar, buyrun! Sutyenler, don lastikleri, Çengelli iğneler, yorgan iğneleri!" "On halka yüz lira, Şansınızı deneyin!" "Taze ayran, soğuk gazoz! Buyrun baylar, Salonumuz da var yukarıda! Buyrun öğretmenim!"


H ER DİLDE Hangi dilde ağlar çocuklar, Hangi dilde güler Ağlamak her dilde tek anlamda Çince, İngilizce, Türkçe... Burnunu çeke çeke ağlamak Belki biraz çocukça. Ağlamak, hüngür hüngür, Ağlamak, içini çeke çeke İnsanca! Benim güzel çocuğum, Ya ağlatmak nece? Kölelerden, tutsaklardan başlatıp G ünüm üzün ozanlarına kadar... Gözleri bağlı Sorgularda, işkence evlerinde? Çağma yakışır yaşamayı Sevmeyi, düşünmeyi, çalışmayı Kısıtlayan tüm yasaklar Yasalardan değil yalnız, Sözlüklerden bile atılmalı! Zorla güzellik yok! Ozan da olsa dizelerinde Ağlatmaya zorlamak bizi, Ne ozanca, ne insanca, ne uygarca


HEP BÖYLE Anlaşıldı kara günler için doğmuşuz, İçli dışlı olmuşuz acılarla. . Aydınlığın dar kapılarından Geçemeyiz güle oynaya Bayram kaçağıyız. Topladığımız gönül çiçekleri Kucağımızda sararıp solar Utanır da veremeyiz Sunamayız dilimiz dolaşır Oysa neler düşlemişizdir geceden. "H epim iz..." diyor sevgili kızım Yeni yıl için çektiği telde, "Esenlikler dolu günler dileriz!" Benim de en içten dileğim bu... Daha çoğuna yetmiyor ki, gücümüz. Hep böyle sevgili kızım, Yıl boyu, İçiçe olacağız düşlerimizle... Biz dileklerle doğar, Yaşar gideriz, hep dileklerde. Mutluluklar esenlikler ne varsa Hep veresiyesinde yeni yılların, Giinebakanız, ayçiçeğiyiz!


Ö Ğ Ü N SEK Mİ? Kerem de girdi sıraya Boğaziçi'nde bir lisede yatılı... Otuz yıl önce Yatıp kalkma zorluğundan Bu okulda okumuştu Torunumun babası da Biz hep böyle torun torba H A BA BA M SIN IFların da yetiştik Biraz başarı, biraz beceri, Kitabıma el basarım ki, doğru! Gördükçe boy boy geriden gelenleri Seviniyoruz tükenmediğimize, Biraz da öğüniiyoruz! Geriden gelmeleri güzel de, İçime bir kuşku düşüyor ne de olsa, Böyle bizim gibi, diyorum, Bizim gibi onlar da, Ya bir gün göçüp giderlerse, Böyle gözleri açık Bizim gibi...


K A R D E Ş L İK

Okullarda hep kardeşiz, Şaban kardeş, Alı kardeş, O sm an kardeş Yıldız kardeş, Sevil kardeş... Hele hele kitaplarda. Şan kardeşi... Kan kardeşi, din kardeşi... D urm adan kardeş üretiyoruz. Tilki kardeş... Karga kardeş... Biri peynirimizi kapar, Biri tavuklarımızı yer! Tüplerde mi üreteceğiz, Kendi öz kardeşimizi? Benim saygıdeğer Hoca'm Tabancasız kardeşliği öğret bize, Kafeteryalarda. A lfabe’den Anayasa'dan önce Kurşunsuz sevişmeyi!


SELİNTİ Sen yedi denizin selintisi Acımasız karayellerle gelen Bir kıyıda yorgun Islak kumların üstünde unutulmuş. Kendi çoğalmışlığmda Hep böyle tek başına Sen, çocukluğum, Erken büyümüşlüğüm! Defnelerce düş gücüm, Yenilmişliğim direncim Gel-gitlerle sürüp giden! İki elim iki cebimde Kıyılarda gün boyu dolaşırken Çiğnenmemiş kumların üstünde Yeniden bulduğum! Son ürünüm, Esintilerle gelen yontu Doğadan bana son ödül Ölü dalgaların unuttuğu!


SALTANAT A ydın İlgaz'a

Sen otellerde benim konuğum Bense dar günlerde senin evinde... Kim ne derse desin Saltanatımız baba oğul Sürüp gidiyor işte! Ne saray, ne yalı, ne köşk, Ne bir dairecik, kooperatiften... Ne Bebek sırtlarında bir çadır, Bir gecekondu da yok, memleket işi Taşlıtarla'larda... Diyelim ki, elden düşme bir Ford, Kilometresi üç kez silinmiş... Dört tekerim de olmadı bugüne kadar, Ayaklarımı yerden kesecek! Her saltanatın bir sonu var oğlum, Buna musalla taşları şahit! Son sözümü henüz söylemeden İşte geldim, gidiyorum, Altımda bir kuru tabut! Tacım, tahtım sana emanet!


AT

K CS' Y • -Aï?'i /

¿Í^li n e Js J j ¿ Á 2 cf, ^ 1

9

- S

''V

/ C-

/ a >

cU ¿ í ¿ -

ß c ^ H . i ^ K ' n f M

Son

19- X I ,

)^9f

/« > jx -f^ -z

■\

9I

-n


Biz de Yaşadık


7 M a y ıs 1911: C i d e ' d e a h ş ap bir e v d e doğdu. “ A n n e m d e n d u y d u ğ u m a göre, ' de r i n k a r ' d a d ü n y a y a ge l mi şi m. Der i n kar, K a r a d e n i z kıyıları na 1 9 t 0 ' d a ya ğmı ş . Ki mi y e r l e r de e v ­ lerin saçakl ar ı na k a d a r y ük s e l mi ş . A n n e m , ş ub a t a y ı nd a salı g ü n ü d o ğ d u ğ u m u söyl erdi . K a r a d e n i z şi ves i ne göre salı ya 'saali' d e n d i ­ ği için a d ı mı n da Sal ih ol ma s ı nı ö n e r mi ş . B a b a m, "1 ladi ordan! S a ­ lı ile Sal ih' in ne ilgisi v a r ? " d em i ş . " M a y ı s / A ralık 1911: A n n e s i n i n sütü y e t me di . Ba ba s ı nı n h e k i m a r ­ k ad a ş ı n ı n öneri s i yl e K a r g a c a k K ö y ü ' n d e n K e z ba n T e y z e ' ye keçi s üt ü ı smarl andı . M e h m e t Rı fat keçi s üt üyl e b ü y ü m e y e başl adı . " A n n e m b a na kızı nca, " N ' o l a c a k , keçi sütü ile be s l enmi ş , o n u n için keçi inadı var o n d a ! " derdi . . . " E ylü l 1917: C i d e ' de i l kokul a başl adı . Ö ğ re t m e n i Hi l mi B e y ( E r d e m) idi. Mü t a r e k e yı l l arı nda İngi l i z l e r' i n Kuleli'yi, H a r b i v e ' y i k a p a t m a ­ sı üze r i ne İ s t a n b u l ' d a n ayrı l mı ş, b a ba s ı nı n ş ub e reisi o l d u ğ u C i ­ d e ' y e ge l mi ş a s k e r kök e nl i bi r ö ğ r e t m e n d i . " İ l k o k u l u n s on sı nı fı nda ol an F a r u k a ğ a b e y i m e g ü v e n i l er e k k ü ç ü k y a ş t a okul a ya z d ı rı ld ı m. O k u l u m u z y ü k s e k ç e bir t e pe ni n ü s t ü n ­ d ey d i . Ya ğmur l u g ü n l e r d e te pe y e a ğ a b e y i m i n s ı rtı nda ç ı ka r d ı m. O d ö n e m d e o kul l ar altı sınıflıydı. F a z l ad a n bir de ihzari (hazırlayıcı, yetiştirici) sınıfı vardı. Ben, doğa l ol arak, başl angı ç t a i hz a r i y e g i di ­ y o r d u m . Kısa s ür e d e birinci sınıfa geçti m. O k ul a g i r di ğ i m g ü n d e n b a şl a y ar a k s ınıf biri nci si o l d u ğ u m u u n u t m u y o r u m . " " K u r t u l u ş Savaşı g ün l e r i n d e s a d e c e bi r tek okul için üç saat ge l i r­ ken, üç saat g i de r k e n altı saatini y o l d a geçiren okul a r k a d a ş la r ım çokt u. Çar ı kl arı nı k a p ı nı n ö n ü n d e sı yı rı p sınıflara ç ı pl a k ayakl a rl a çı karl ardı ..." 4 T e m m u z 1918: Va h d e t t i n' i n taht a çıktığı gün, Ci de H ü k ü m e t Kona ğ ı 'nı n ö n ü n d e " P a d i ş a h ı m ç o k y a ş a ! " diye bağırtıldı. " S o n r a Ha r b i y e ' n i n k a pa t ı l ma s ı ile b a ş ö ğ r e t me n ol a r a k o k u l u m u z a ge l e n g e n ç bir H a r b i y e l i ' n i n i st eği ne u y a r a k kı rmı zı fesimi yere ç a l ­ dı m, bir k a l p a k g e ç i r d i m b a ş ı ma , o l d u m bir Ku v a y ı Mi lliyeci. B il ­ m e d e n O s ma n l ı o l u ş u m bitti, o l d u k ç a bilinçli bi r Mu s t a f a Ke ma l ' c i o l du m. . ." 9 E y lü l 1922: Y unanl ı l ar ı n d e n i z e d ö k ü l d ü ğ ü gün, C i d e ' n i n çarşı o r t a s ı n da k u r ul mu ş , d e f ne l er l e d o n a t ı l mı ş b i r s a y v a n d a n Tevfi k Fi kret ' in ağzı yla ses l endi : " R y hal k yaşa, ey sevgili mi l l et yaşa, v a ­ rol!" " O k u l u m u z u d o n a t ı p s ü s l ed i kt e n s o n r a y a r ı m saatl i k y ol u tepi p h ü k ü m e t i n ö n ü n e ge l mi ş t i k. B üt ü n ulusal b a y r a m l a r d a o l d u ğ u g i ­


bi... K a y m a k a m d a n s o nr a g e n e ç ı k mı ş t ı m şiir o k u ma ya . . . Yeni e z­ b e r l e n mi ş şii rl erim yokt u; a m a b i l di ği m şiirleri d a ha da coş kul u, d a h a d a yü r ek t e n o k u m a l ı y d ı m . H e r h a l d e her z a m a n d a n başka, y e py e n i bir güçl e o k u m u ş o l a c a ğ ı m ki beni d a h a içten, d a h a güçl ü bir co ş k u y l a a l kışl amı şlardı . G e c e de fener al ayları vardı. B ü y ü k bir s a n d ı ğı n içine m u m l a r di ki lmiş, s and ı ğı n k apakl ı ğı nı y ap a n k a r t o ­ na del i k del i k yazı lar yazı l mı şt ı . Bu işleri g e n ç ö ğ r e t m e n i m i z Fethi B e y y öne t i yor d u , yardı mc ı s ı da b e n d i m . M u m l a r ya n ı nc a k a r a nl ı k ­ ta şu yazı o k u n u y o r d u : Yaşası n Şanl ı Or d u! . . " T e m m u z 1923: Yaz me v s i m i n i S a m s u n ' d a a ğ a b ey i n i n y a n ı n d a ge ç i ­ ren İlgaz, artırdığı par ayl a S e b a t Ki t a be vi ' ı ı de n ' C e s u r G e m i c i ' ki­ tabını aldı. Bu ki taptan e s i nl en e r e k 'R allim e K ap tan ' r o ma n ı n ı y a z ­ m a y a kalktı. " H e m b e ni m c e s u r g e m i c i m e r k e k değil, kadı n ol acaktı . Ci del i R a ­ llime Kapt an... R a h i me K a p t a n ' ı bi r g ü n a y n a kıç t a k a s ı n d a g ö r ­ m ü ş t ü m . B a ş ı n a laz başlığı b a ğ l a mı şt ı . Ka r a kaytanl ı c e p k e n i n e y a ­ kı şsın diye bi r de zı pka giyinişti. Ay a k l ar ı nd a da ç a p u l a l ar vardı. Ba ş k a bir g ün onu k u c a ğ ı n d a m a v z e r l e de g ö r m ü ş t ü m . Ma v z e r i ol an kişi, ister e r k e k ol s un i ster kadı n, birileri yle v u r u ş m a l ı y d ı . " E k i m 1923: T e r m e ' d e i lk ok u l u n altıncı sı nı fı na b a ş l ad ı kt a n h e m e n s onra s ı t maya yakal andı . C u m h u r i y e t ' i n ilanının t op seslerini y a t a ­ ğ ı nd a d u y d u . Bu yatış üç ay s ür dü. " C u m h u r i y e t ç i l i ğ i m , Ku v a y ı Mi 11i yeci li ğim gibi hızlı ol ma mı şt ı . G e n e at e ş l i ydi m ama, b u at eş d a h a ç o k s ı t ma d a n ileri ge l i yor d u ! . . " 1924: O r t a o k u l u ablasının y a n ı n d a o k u m a k için T e r m e ' d e n K a s t a ­ m o n u ' y a gitti. Ki t apl ar al ı p o k u y o r d u . Bir y a n d a n da ikinci r o ma n d e n e me s i n e girişmişti. "I lırsızı B eş i kt aş ' t an t r a m v a y a bi nd i rmi ş, Ü s k ü d a r ' d a i ndi r mi ş t i m. İ s t anbul ' u bil en Ni zami , o k u m u ş t u da katıla katıla g ü l m ü ş t ü . "

1926: B a ba s ı n d a n aldığı bi r m e k t u b u açtı. Ş öy l e di y o r d u, Hü s e y i n Vehbi Bey: " O ğ l u m , ben s eni n m ü h e n d i s , d o k t o r ol ma nı d ü ş ü n ü y o r d u m . Sen kal ktın şair ol dun, ya za r o l du n . N e i stersen ol, k a r ı ş m a m ; a m a n e ­ yi iyi ya p a c a ğı na aklın y a t ı yo r sa o n u yap. İ stersen z ur na c ı ol; a ma z u r na y ı en iyi b i ç i m d e sen çal!.." 1926: T B M M ' n i n açtığı İstiklâl Mar şı y a rı ş ma s ı n a bir şiirle katıldı. Bir sür e s onra yatıl ılardan 7 3 Hi l mi , c e b i nd e n bi r z a r f ç ı ka r a r a k uzattı.


" Mil li Eği ti m B a k a n l ı ğ ı ' n d a n g e l i yordu. Bakanl ı k, yal nı zc a t e ş e k ­ kür e di yor d u Hi l mi ' ye, y a r ı ş ma y a katıldığı için. B a n a da t e ş ekkür e di l i yor du; ama, üstel ik 'bu y o l da d e v a m e t m e m ' de isteniyor, b a ­ şarılar di l iyorl ardı. " 6 T e m m u z 1927: Rıza Tevfi k' i n " K ab r-i Fikret'i Z iy a r e t" şi i ri nden e t ­ kilendi. O t ur du k l a r ı K a s t a m o n u ' n u n Aycı l ar Ma h a l l e s i ' n d e bir m e ­ zarl ı k vardı. Me zar l ı ğ ı n üst y a n ı n d a k i t ü m s e ğ e ot urdu, Rıza T e v ­ fik'in şiirini o k u d u . H a y a l i n d e n bir sevgili yarattı. S onr a, ö l mü ş ve bu me z a r l ı ğa g ö m ü l m ü ş o l d u ğ u n u var saydı . S ev g ilim in M ezarın d a adlı şiirini yazdı. 27 T e m m u z 1927: Y ayı nl ana n ilk şiiri ‘S ev g ilim in M ez a rın d a ' oldu. Bu şiir, K a s t a m o n u ' d a yay ı nl an a n N a z i k t e r G a z e t e si ' n i n 27 T e m ­ m u z 1927 günl ü s a y ı sı n da çıktı. M a y ıs / H a z i r a n 1930: K a s t a m o n u Mu a l l i m Me k t e bi ' n i bitirdi. 1931: İlk çalıştığı ok ul ol an G e r e d e Mi sak-ı Milli İ l k o k ı ı l u ' nu n m ü ­ dürü, K a s t a m o n u ' d a n beri arka da ş ı ol an Ş a k i r' i d ö v m ü ş t ü . Bunu d u y u n c a Rıtat da bi r g ü n m ü d ü r ü d öv d ü . M a k a m ı n d a n attı, m ü ­ d ür odası nı kilitledi. S o n r a k a y m a k a m a telefon etti: " E f e n d i m ! Bu m a k a m d a ikinci bir a r k a d a ş ı n d ö v ü l m e m e s i için bu od a y ı kilitle­ dim. İşte anahtarı, b u y ur u n ! . . " Dedi ği ol mu ş , s or u ş t u r m a s o n u n d a müdür O g ö r e v i n d e n al ınmı ştı ^ . 1934: As k e r l ik görevi on dört ay s ür dü, terhi sinde Ak ç a k o c a ' d a k i eski g ö r e v yaptığı o k u l u n a d ö n d ü. Aynı yıl ' İ l ga z ' s oy a d ı nı aldı. S o ­ yadı a l m a y a n a m a aş v e r i l m e y e c e ğ i n i n s öy l en me s i üz e ri ne Tos ­ y a ' da k i ağabevi ile iletişim s a ğ l a y a m a dı . O z a m a n a k a d a r nüf us t e s k er e s i n de T a ç a c ı o ğ l u di ğer m a h d u m u M e h m e t Rıfat' yazılıydı. " Ö ğ r e t me n l i ğ i m i , s anat ı mı , e de b i y a t ı mı K a s t a m o n u ' d a k a z a n d ı m; o r ad a seçtim... Ö y l e y s e K a s t a m o n u ' y u s i m g e l ey e n bir s oyadı b u l ­ m a k z o r u n d a y d ı m . B öy l e o l unc a da ' İ l gaz' ı s e ç e c e k t i m. " E k im 1938: T ü b e r k ü l o z u n u n i lerl emesi üz e r i ne İ stanbul ' a gitti ve Yakacı k S a n a t o r v u m u ' n a yattı. " O n beş g ün s onr a b a k a n l ı ğa b a ş v u r d u m . Üç a vl ı k ö d e n e k g ö n d e ­ rildi, üç y ü z lira. (Ayl ı ğı m ise al tmı ş iki l iraydı . )" 1940: E de b i y a t f a k ü l t e s i f e l s e f e B ö l ü m i i ' n d e o k u m a y a başladı. B u ­ rada Hasaı ı Tanrı kut, Sal ah Birsel, S a b a h a t t i n K u dr e t Aks al ile ta­ nıştı. 1943: İlk kitabı Y areıılik'ı S e ba t M a t b a a s ı ' n d a çalışan dizgici Avadis A l e k sa n y an ' ı n y ar d ı mı yl a kendi si bastırdı. "İ ki nci D ü n y a Savaş ı başl adı . Bi z i m d e en sıkıntılı yı llarımız, tabii


şiirlerim de b u y a ş a m a paralel gidiyor, hi ç bi r u y d u r m a tarafı yok... 1940 t o p l u mc u - g e r ç e k ç ı k u ş a ğ ı n o l u ş m a s ı n d a savaş ı n b ü y ü k etkisi ol du. . . " Ş u b a t 1944: S ı kı yö n e t i m kararı ile ' S ın ıf adlı şiir kitabı toplatıldı. Kitap, y al nı zca 25 g ün satışta kaldı. 24 M a y ıs 1 94 4: İkinci D ü n y a S a v a ş ı ' n m y ö n d e ği ş t i r me si ile ol uşan hava üze r i ne teslim o l ma y a karar verdi. H e r s o k a ğ a çıkışta yaptı ğı gibi ce bi ne bir kâğı t yazı p k o y d u . Ş u n l a r yazı lı ydı bu kağıtta: " B u ­ gün 24 Ma y ı s 1944... Evden, m ü d ü r i y e t e tesli m o l m a k için çıktım. Yol da y a k a l a y a nl a r bilsi nl er ki sırf bu iş için ç ı k t ı m yol a! " 4 Ey lü l 1945: He y b e l i a d a S a n a t o r y u m u ' n d a y e n i d e n tedavi g ö r m e ­ ye başl adı . H e m y at ar ak t edavi gör üyor , h e m d e çal ı şı yordu. Şiirin y a n ı n d a d ü z yazı yl a d a uğ r a ş ı yo r d u. H e m de tu t uk l uy du . " B e h ç e t Necatigi l ile birlikte H e y be l i a d a S a n a t o r y u m u ' n a b a b a mı zi yaret e gittik. \!e o! B a b a m ı a y a k l a r ı n d a n zi nci rl e b ey a z b o r u d a n y a pı l mı ş ' kar yo l aya b ağl amı ş l a r dı . D e m e k b e n i m b a b a m o d a d a n b i ­ le k a ç ma m a s ı ge reke n ö n e ml i bir a d a md ı . . . " (Avdı n İlgaz) 14 M a y ıs 1946: Ti i rki ve Sos y a l i s t Partisi ( TS P) açıldı. A z i z Ne s i n' l e part i ye gi di p geli yorl ardı . Parti üyesi işçilerin bir g ü n bir istekleri ol du: " M a r k o Paşa adlı bir mi z a h gazetesi ç ı ka r a l ı m! " " B i z e b u n u ö ne r e n ilk ö nc e işçiler, d o k u m a c ı Rızalar, elektrikçi Z e ­ kiler, Hüsamet t ml er . .. Ar a l a r ı nd a para bil e topladılar. H e m e n part i ­ nin toplantı o d a s ı na d u v a r yazıları, d u y u r u l a r yazıldı. ' M a r k o P a ­ şa çıkıyor! ' diye. . . " Eylül 1948: 'Y aşadıkça' adlı şiir kitabı B a k a n l a r Kur ul u kararı yl a toplatıldı. O c a k 1953: 'D evanı' adlı şiir ki tabını ke ndi ol a na kl a r ı yl a bastırdı. 1954: 'Ü skü dar'da Sabah O ldu ' a d ı nd a k i şiir ki tabı nı n ilk baskı sı Tan Y a yı nl ar ı ' ndan çıktı. 1954: R umel i Hi sar ı 'nd a Ya ş a r K e ma l ile karşılaştı. Yaşar Kemal , Behi ce B o r a n' a g i t me k için v a p u r a binmi şti . Yanlış v a p u r a bindi ği için An a do l u Hisarı ve ri ne R u m e l i I l isarı ' na çı kmı ştı . Bu vesil eyle üç s aat s öy l e ş m e ol anağı bul dular. 23 Ş u b a t 19 56 : İlhan S e l ç u k ' u n y ö n e t i m i n d ek i haftalı k D o l m u ş M i ­ zah Ca z e t e s i ' ni n yazı k a d r o s u n a katıldı. İlk yazısı seki zi nci s ayı da y a y ı nl anan ' A s la n Payı' adlı ö y k ü s üd ü r . İlk sayısı 5. 1. 1956 t ari hi n­ de ç ıkan D o l m u ş ' u n yazarl arı ' Vites', ' Di şl i ' gibi adlarla y a z ı yo r l ar ­ dı. İlgaz, D o l m u ş ' a iki ay lık bir g e c i k m e y l e katıldığı için ' S t e pne '


a dı m seçti. Bu ve d eği ş i k adlarla çeşitli türlerde mı/.ıhsal yazıları y ayı nl andı . M a y ıs 1957: H a b a b a m Sınıfı yazı l ar ı nı n bir b ö l ü m ü n ü bir ki tapta t opladı. Kitap o l ar a k d er l e me önerisi İlhan S e l ç u k ' t a n ¡’/'kil. Turhan S e l ç u k k a p a k çizdi. İlgaz adı nı k o v m a k i st emedi. Der gi de ki gibi y a ­ zarı ' St e p n e ' yazıldı . O, Rıfat İlgaz a dı nı n şair ol a r a k anılın,ısını is­ ti yordu. H e m e n ki t ap beş bi n sattı v e 2 5 0 lira k azandı . “Şai rli ğimi iki p a r a l ı k edi p a dı mı b ö y l e bir kitabın üs t ü n e koyı l ur am a z d ı m . Şai rli k a d ı m ı k u l l a n m a d a n mi za h yazarı ol mu ş , kitap çı ­ karmı ş , ilk kez ki t a pt a n para k a z a n m ı ş t ı m . " 1959: Ga r Yavml ar ı ' nı arka da ş ı Siiavi ile birlikte kur du . Aynı vıl i çi nde G a r Yayınları Mi za h S e r i s i ' ni n birinci kitabı ol ar a k 'B izim k o ­ ğ u ş' yayı nl andı . 20 M a y ıs 1960: Birinci ş u b ed e n çağrıldı. Ba ş k a bi r k e n t e s ür g ü n e g önde ri l e ceği ni öğr endi . N e r e y e g i t m e k istediği s or ul du. İlgaz, Ad a p a za r ı ' n ı seçti. U y g u n gör ül dü . Y ol c ul uk için h a z ı r l a nma s ı s ö y ­ lendi. Z a m a n ı g e l i nce e v d e n al acaklardı . 2 7 M a y ıs 1960: O s a b a h s ü r g ü n e g öt ürül e c e kt i . 2 7 M a y ı s devri mi ile birlikte s ü r g ü n d e n kur t ul du. ( Al ı p g ö t ü r ü l m e k bir b a ş k a h a r e ­ kâta, 12 Eyl ül ' e kal dı! ) Yazı n y a ş a m ı n d a da bazı deği ş i kl i kl er ol du. " Topl umda az ç o k bir açıl ım başl adı . B a s ı n d a ve ç e v r e d e bize g ö s ­ terilen ilgi arttı. Bazı dergi ve gazeteler, bize s a y f a l ar ı m açtılar..." 1965: K a r a m ü r s e l ' d e ü ç ünc ü s ı nı f bi r otelin bir o d a s ı n d a 'H ababam S ın ıfı' r o manı nı p i ye s e d ö n ü ş t ü r d ü . Da k t i l os u o l ma d ı ğ ı için bir köy kâtibi ile di l ekç e fiyatı ü z e r i n d e n (beş lira) anlaştı. Biri ok u d u , d i ğ e ­ ri yazdı . Yazıları o k u m a d a n Ulvi U r a z ' a verdi. Yirmi beş g ü n p r o ­ v a d a n s o n r a K ü ç ü k S a h n e ' d e üç ay aral ı ksız kapal ı gi şe oyna dı . İl­ gaz, b u o y u n d a n a y d a on bin liraya y a k ı n para al ı yordu. O y u n c u ­ lar şöyl eydi : Ulvi Uraz, A h m e t Gt i l ha n, Zihni K ü ç ü m e n , S uz a n U s ­ tan, Ercan Yazgan, Zeki Al asya, M e t i n Akpı nar, A b d u l l a h Şahin... 1966: O r h a n G ü n ş i r a y ile At ı f Y ı l m a z ' ı n sahibi o l d u ğ u Yerli Film Ya pı me vi , 'H ababam S ın ıfı'nın ç e k i m hakkı nı satın aldı; a n c a k s a n ­ s ür engel i ni a ş ama d ı . E y lü l 1968: As y a - A f r i k a Ya z a rl a r Bir l i ği ' ni n üyesi ol ar a k Ö z b e k i s ­ t an' ı n Taş kent k e n t i nd e d ü z e n l e n e n t opl ant ı ya ( O k t a y Ak b a l ile) katıldı. O n g ü n k a d a r k o n u k o l a r a k o r ad a kaldı. Aynı ay i çinde M o s k o v a Yazarl ar Birli ği' nin yeni b i n a s ı n d a bi r t opl a nt ı ya katıldı. B a ş k a n Ko ns t ant i n S i m e n o v ' d a n s on r a bir k o n u ş m a yaptı. K o n u ş ­ mas ı nı T ü r k ol o g R a d i Fiş ç e vi r d i k t e n sonra 'Aydın im sin ' şiirini


T ü r k ç e oku d u. Ç o k alkış aldı. Radi Fiş, yıllar s o nr a 19. 12. 1991 ' de K a s t a m o n u ' d a aynı şiiri Rus ç a o l a r a k o k u d u . E k i m 1968: So v y e t l e r Birliği g e z i s i n d e n d ö n e r k e n S o f y a ' d a 'Şai rl er B a y r a m ı ' n a katıldı. Şai rler B a y r a m ı ' n ı n ertesi g ü n ü k o n u k ol arak Yazarlar Bi rli ği' ne çağrıldı. B a ş k a n, k on u k l a r a " S i z d e d e şairler b a y r a mı var m ı ? " di ye s ordu. B üt ü n k o n u k şairler o l um l u yanı t verdiler. İlgaz ise ü z g ü n d ü : " B i z d e şairleri n hiçbi r z a m a n b a y r a mı o l madı . Tam tersine ş ai r l e ri mi z için yas günleri ol du, h e m e n her ç a ğ da! . . " 1969: ‘Habnbnm S ın ıfı' İstanbul T i ya t r o s u' nd a sahne l e ndi . 1974: 'K arartm a G eceleri' adlı ve 1 9 4 4 ' teki anıl arı nı içeren r oma nı y a ­ yı nl andı . (304 s ayfa, kendi y a y ı nl a dı . ) 1974 Ert e m Eği l me z, U m u r B u g a y ' a ı sma r l a dı ğı 'Ila ba ba ııı S ın ıfı' s e­ n a r y o s u n u s a ns ü r d e n geçirdi. Eği l me z , yapı tı n t o pl u ms a l içeriğini ve sınıfsal etkinliğini geri pl a na itip, ö y k ü y ü e ğ l e nc e l i k bir k o m e d i ­ ye d ö n ü ş t ü r d ü k t e n s onr a ç e k i m izni çı karabil di. 1 9 7 4 ' teki ilk film g ör ü l m e m i ş* Ogişe başarısı sağl adı . B u n u n üz e r i ne altı film d a h a va> ^ D pildi. 'Ilababaııı Sınıfı', 'H ababam Sın ıfı S ın ıfta K a ld ı’, 'Ila ba ba ııı Sınıfı

0

j

Ih /aıııı/or', ‘Ila b a b a ııı Sınıfı Tatilde', 'H ababam Sın ıfı G id e G ide', ‘lla b a baın Sın ıfı D oku z D oğ u rm /or'... 28 A ğ u sto s 1980: O t u r d u ğ u e vi n t a m karşı sı ndaki yapı yı kı ntı sı na bir p a n k a r t k o n m u ş ol du ğ u g ör ül dü : " R ı f a t İlgaz, bu a p a r t m a n d a n ç ı karı l mazs a 31 a ğus t o s gecesi t ar a n a c a k ! " 31 M a y ıs 1981: Gö z al t ı n d a K a s t a m o n u ' y a getirilen İlgaz, Et ve B a ­ lık K u r u m u m e z b a h a s ı n d a Al b a y ve E m n i y e t M ü d ü r ü h u z u r u n d a s o r g u y a çekildi. 1 H a z ira n 1981: Al ba y ı n emri ile bir d o k t o r (Dr. Mikai l Ka y a ) tara­ fı ndan m u a y e n e edildi. ' H a s t a ' tanısı k o n d u . Albay, o n u n D a ­ d ay ' da k i Bal l ı dağ G ö ğ ü s Hastal ı kları S a n a t o r y u m u ' n a yat mas ı nı uy g u n g ö r mü ş t ü . H e m e n göt ürül ecekt i . 29 H a z ira n 1981: Gözal tı kaldırıldı, A n k a r a G a r n i z o n Ko mu t a n l ı ğı'nııı bu k on u d a ki emri ni b ö l ü k k o m u t a n ı İlgaz' a bildirdi. 2 A ğ u s to s 1981: D a d a y Ba l l ı da ğ S a n a t o r y u m u ' n d a n çıktı. S a n a t o r ­ y u m b or c u nu ve r e c e k parası yok t u. " M a k b u z d ü z e nl end i . A ğ z ı m d a n bir di l ekç e de yazıldı ma k i ne de . Uzatıldı ö n ü me , m a k b u z ya d a fatura y eri n e g e ç e c e k ol an ke ndi di ­ lekçem... Ka l e m i mi çı kardı m, i m z al a d ı m. M ü d ü r Bey ö n ü m e bir ıs­ t a mp a s ür üyor du . " İ m z a y e t m e z ! " dedi, " P a r m a k basac aks ı nı z! ". . . " Na s ı l ol ur ! " d e d i m, " P a r m a k , o k u m a v a z m a b i l me y e n l e r için. Ben avrıca... Yazar o l a r a k tanı nı rım. . . Ayı p k a ç m a z mı?


6 A ra lık 1982: İstanbul Ş a n M ü z i k h o l ü n d e '55. S a n a t ve 70. Yaş G ü ­ nü' kutlandı. 1982: 'Y ıldız Karnı/el' ro ma n ı yl a O r h a n K em al R o m a n A r m a ğ a n ı'n ı ve M a d a ra lı R o m a n Ö d ü lii'n ü aldı. 1983: 'K u lağım ız K irişte' adlı şiir ki tabı nı n birinci bası mı Ç ı n a r Ya­ yı nları taraf ı ndan yapıldı. K a s ı m 1983: 'S osyal K ad ın la r P a r tis i’ ile 'Çalış O sm an Ç iftlik S en in ' adlı övkii ki tapl ar ı nı n birinci ba sı ml a rı Çı na r Yayınları t araf ı ndan yapı l dı. Aynı ay i çi nde d üz e n l e n e n T Ü Y A P Ki tap F ua r ı ' nı n İkinci ­ si ne U ğ u r M u m c u , Çeti n Al tan, N a d i r Nadi, İlhan S e l ç u k ve Az i z Ne s i n ile birlikte katıldı. Öğ r e nc i s i olan Turgut Uyar, yakı n a r k a ­ daşları olan A . K a di r ve H a ş a n İzzettin D i n a m o ile görüştüler. " D o k u z g ün d o k u z a r saat i mz a attı. Yani 9\9 yaptı... S a b a h oı ı bi r de oturur, fuar k a p a n a n a k a da r i mz a atardı. A k ş a m s e k i zd e k a p a t m a k için ışıklar s ö n d ü r ü l ü n c e ok url a rı ç a k ma k l ar ı çakarlar, bu ışıkla o i mzayı s ü r d ü r ü r d ü . " ( Aydı n İlgaz) 1987: 'O cak K atırı A lag öz' ki tabı yl a ' Ö m e r F aru k T o p rak Şiir Ödiil ü ' n ü aldı. " E n b ü y ü k öd ü l ü h a l k ı md a n , o k u r l a r ı m d a n a l d ı m. " 1990: 'K arartm a G eceleri' r o ma n ı n ı n Y us u f Kurçenli t a r a f ı nda n s e ­ na r y o s u hazırl andı , filme alındı. Fi lm s a ns ür k ur ul un a takıldı. Üst kurul kararı yl a g ös t e r i m e gi rebildi. 9. Ulusl ararası İstanbul Film Fe st i vai i ' nde (1991) en iyi Türk filmi seçildi. An t a l y a Ş e n l i g i ' n d e ikinci film, hal k jürisi t a r a f ı nda n birinci 1i 1m (1992) seçildi. Y unus Nadi Ödül l eri Y a r ı ş m a s ı ' n d a (1992) en iyi film öd ü l ü aldı. Kü l t ü r B a ka nl ı ğı ' nc a yılın en iyi on filmi a ra s ı nd a gösterildi. Ayrıca, İ s p a n ­ ya Sai nt Se ba s t i an Film Y a r ı ş ma s ı ' nd a 'Jüri En İyi Film Ö d ü l ü ' (1992) aldı. Vene di k Fi lm Fe st i va l i ' ne girdi. 2 M a y ıs 1991: K a s t a m o n u B e l e d i ye F n c ü m e n i ' n c e adı öğr enci o l a ­ rak o t u r d u ğ u G ı r ç e ş m e Ma h a l l e s i ' ni n Ka r a a ğ a çl ı k S o k a ğ ı ' n a v e r i l ­ di. ' Rı fat İlgaz S o k a k ' l evhası, İlgaz' ı n da katıldığı bir törenle y e r i ­ ne çakıldı. M i k r o f on İ lgaz' a uzatı ldı : " Ş ö y l e kası lal ı m biraz; artık, bi r s o k ak sahibi olarak!. . Bir dikili ç ö p ü m yok... Evi m, k ö y ü m yok ; a m a artık bir s o k a ğ ı m var... Mü l k i y e t d uy g u s u güzel ş e y m i ş ! " Bu s o k a k 'Sazını Ç alan a' şiirini ya z d ı ğı evi n b u l u n d uğ u sokaktı . Ev ise ç o k t an yıkılmıştı. 19 K a s ı m 1991: Son şiirini k a l e m e aldı.. 6 E k i m 1993: Kü l t ü r B akanlı ğı ta ra f ı nda n Bak ı r k öy K ü t ü p h a n e s i ' n e Rıfat İlgaz' ın adı verildi: T.C. Kü l t ü r Bakanlı ğı B a k ı r k ö y Rıfat İlgaz K ü t üp ha ne s i


13 N isa n 1993: Na zı m H i k m e t K ü l t ü r ve S a n a t Vakti ö n c ü l ü ğ ü n d e d ü z e n l e n e n " N a z ı m H i k m e t ' e Yurt t a ş l ı k" y ü r ü y ü ş ü n e tekerlekli s a nd a l y e d e katıldı. H a z ira n 1993: E d e b iy a tçıla r D e r n e ğ i O n u r Ö d iilü 'n ü A n k a r a ' d a bir törenle aldı. 24 H a z ira n 1993: Bartı n' a ö çeldi . A z ı m Ki t a be vi ' ı ı de i mz a v a katıldı. Rahats ı zl andı . O t e l e çekildi. S a a t 2 1 ' d e Mill et B a h ç e si ' n d e s öy l eş i ­ ye çıktı. Bıı etkinli kler son i mzası ve son söyleşisi oldu. " G e r ç e k t e n d e ateşi 39.5; nabzı 97 idi! Ne y a p m a l ı y d ı k ? D o k t o r is­ temezdi ... İğne v u r u n m a z , ilaç yut ma zd ı . . . Ç ö z ü m yi ne k e n d i s i n ­ den gel i yordu: ' B i r şeş ler y a pa l ı m! Ö r n e ğ i n kanyak! . . Bir y u d u m belki ateşi d üş ü r ür ! İkincisi!.. Ci de! C i d e ' d e n k o n u açın, k o n u ş u n ! Ak l ı mı C i d e' y e göt ürün!.. O z a m a n di n l eni r i m ve a t e ş i m de d ü ­ şer!'... Yaklaştım, e l i md e n tuttu: ' H a l k ı m ı z a söz v e r d i ys e k s al ona çıkarız! Ben b ur j uv a yazarı d eğ i l i m, ö z ür dil erim, ra ha t s ı zl and ı m di yecek! Ben ha l kı mı n y az ar ı y ı m! . . ' d e d i . " ( M e h m e t S a v d u r ) 3 0 H a zira n 1993: 14 Eylül 1 9 S 0 ' d e y a z a r a k Bartı n G a z e t e s i ' n e y ol ­ ladığı ' T Ü S İ A D H ü k ü m e t i ' başl ı klı yazı, 12 Hylıil koşull arı n e d e ­ niyle y ay ı n l an a ma mı ş t ı . Bu yazı, Bartı n g e z i s i nde İlgaz' ı n onayı alı­ na r a k g aze t en i n 30. 6. 1993 g ün l ü s a y ı sı n da y a y ı nl andı . Yazı, y a ş a ­ mı n d a yay ı nl an a n son yazısı ol du. 2 T e m m u z 1993: Si vas ol ayları nı k a b a çi zgil eriyl e a k ş a m öğr endi . Olay ları i z l e me ye başladı. 7 T e m m u z 1993: Si vas ' t aki ateşin v a k ı a sıcaklığı ı O İ st a nbul ' da ki Rıtat İlgaz'ı k a v u r m a y a başl amı ş t ı . S a b a h saat 04: 40' ta bakıcı k adı n Hat i ce H a n ı m' ı uyandı rdı . " Ç a y y a p b a n a ! " dedi. Hat i c e H a n ı m mu t f a k t a n d ö n m e d e n saat 05 : 00 d ol a y l a r ı nd a 83 yıllık y ü r e k d u r ­ du.

Kızı Yı l dı z' ı n d e v r e y e g i r me si yl e H a y d a r p a ş a

Ha s t a ha ne s i

m o r g u n a kaldırıldı. ' A k c i ğ e r e mb o l i s i ' n d e n öl dü ğ ü a ç ı kl a ndı . S T e m m u z g ün ü Z i nci r l i kuy u M e z a rl ı g ı ' na g ö m ü l e n A s ı m Bezi rci'niıı a yak u c u n d a n bitişik y e r İ lgaz' a ayrıldı ve 10 Te mmu z g ü n ü g ö m ü l d ü ğ ü me z a r ı na , s o n y a z ı s ı nı n çıktığı ve g ö r e me di ğ i Bartın Gazet esi konu l du .

(M e h m e t S a y du r, 'B iz de Y a ş a d ık ', 1998)


Şiir Anlayışım

Ç a ğ ı nı n gerçekl eri, s orunl arı i çi nde tarihsel g ör ev i ni n bil inci ne v a r ­ ması ge r ek e n bir şairin eylemi söz k o n u s u d u r b ug ün . Şairin, tek b a ş ı na d u y d u ğ u n u d ü ş ü n d ü ğ ü n ü , gerçekl eri s a pt a y ı p y a ns ı t mas ı , ö n e m i n i yitirmiştir. T o p l u m a yeni b i ç i ml e r v e r m e k t e ol an işçi sınıfının değiştirici bir bireyi ol a r a k y a ş a m a yeni bir a n l a m kat mas ı , g e le c e ğ e güve ni ni açı ğa vu r ma s ı , i yi ms e r bir duy a r l ı k i çinde ç ağı nı n yeni gerçekl eri ni b el i r t me si görevi ba ş l amı şt ı r şairin. Bu gör evi n d ı ş ı n d a kal mı ş ol an şair, s a na t ı nı n çekiciliğini, c oş t u r u ­ c u l u ğ u n u , at ı l ı ml ar a göt ür ü c ü, hız verici niteliğini yi ti r mi ş d e m e k ­ tir. Sanatl a hal k a r as ı nda k i ı ı vı ı mu y e n i d e n k u r m a görevi s ö m ü r ü düze ni hızını artırdığı sür ece k a ç ı n ı l ma z bir e y l e m olmalıdır. i ler yeni çağ a ş a ğ ı d a n y uk a r ı ya d o ğ r u idlerle o l u ş u p gelişirken, t o p l u ml a içli dışlı ol mas ı g e r e k e n şair de g e r ç ek ç i l i ğ i n yeni b i ç i m ­ lerini y a r a t m a y a itilmektedir. Şair, t o p l u m u d eği ş t i r me , o l uş t u r ma çabası i çinde kendi sini de deği ş t i r i p ol uşturacaktı r. Bu gerçeği Bre cht ile birl ikt e yineley ebiliriz: " H e r yeni çağ g e rçekçi l i ği n yeni bi çi mini or t a ya k o y m a k z o r u n d a ­ dır." Ş ai rin amacı , bu gerçekl eri ö ğ r e n m e k l e bitmiyor. Bunl arı yapı t ı na bilgi ol ar ak k o y m a k , şairi s anat dışı g e r ek s i z ç a bal ara götürür. O, bu gerçekl eri i çeri ği ne u y g u n bir bi ç i m i çi nde y a n s ı t m a k z o r u n d a ­


dır. Şair, coş ku ve hayr anl ı k y a r a t a n kişidir. B u c oş ku ve hayranl ı k, b e n z e r k oş u l l ar i çinde y a ş a ya nl a r a r a s ı nd a m ü m k ü n d ü r . Bir şiirin etkileyici ödevi , b u koşull arı n i çi ndeki l er l e y ü z y ü z e geldi mi b a ş ­ lar. Bu b a k ı m d a n şair yan tutan kişi sayılır. " S ı n ı f zıtlıkları s ü r ü p gittikçe ulusal o l m a niteliği başl ar. " s ö z ü de bir b a k ı m d a n yanlıştır. Ul us u n ul us o l m a koş ul l arı na uyan, sanatı nı bu s or unl a r ı n g e r ç e k ­ leşmesi için görevli tutan şair ul usal l ı k ç i z gi s i ne ul aş mı ş sayılır. S anatçı yeni b i ç i ml e r b u l ac a k dedi k, l u t a n b i çi mleri b o y u n a y i n e l e ­ di mı kendi gel i şi mi ni dural bir d u r u m a getirdi demekti r. O n u ö n ­ ce b e ğe ne n halk, bir gün b e ğ e n me y e b i li r. H a l k da de ğ i şe n bir b e ğ e ­ ni içindedir. Kalıpçılık, şairi a k a n z a m a n ı n g e r i s i nde bırakır. Dil de hal kı n beğe ni l e ri i çinde d e ğ i ş k en bir gerçektir. Şai r k ı vr ak ve işlek bir şiir dilini ke ndi beğe ni s i ne gör e d ü z d ü ğ ü s öz l ük l e sağlar. H a l k ­ la kendi a r a s ı nd a özel bir a nl a ş ma aracı bul ur. Dil gelişip o l uş u r k e n d e ğ i ş m e y e n yanı nı titizlikle saklar. Şai r kalıcı y a n a da el attı mı hal kla bağl antı sı nı kendi eliyle k u r du demekt i r. Y unu s E mr e ' ni n ta­ z e kalışı işte bu d e ğ i ş me z yanı b u l u p s a n a t ı na mal e t mi ş o l m a s ı n ­ da n ileri gelir. Şiir bir uyar l ı k işidir. He ge l ' i n bi r t a n ı m l a m a s ı değeri ni u z u n yıllar yi tireceğe b e n z e m i y o r : "Fi ki r l e b i ç i mi n uyarlı ğı , tutarlığı güzeli d o ­ ğ urur." Sal t biçi mci l i k d i y e bir sorun y o k t u r b i z i m a n l a d ı ğ ı m ı z şiirde. Hele şiirin d ü z e n ve d üş üncel e r i ge l e ne k s e l ka l ı pl a r a d ö k m e işi s a n ı l m a ­ sı çokt an anl amı nı yitirmiştir. Bi çi mci l i k, s o y u t bir teknikçilik, k e n ­ di ke ndi s i yl e yet i nen, kendi d ı şı nda he r ha ng i bi r a ma c ı ol ma k s ı zı n kendi k e ndi s i yl e var ol an bir ç a b a y d ı e s k i de n . Tutucu sınıfın işine gelen bir anlayıştı. O y s a yeni özl erl e yeni b i ç i ml e r or t a ya g e t i r me çabası bizi diri bil eş i ml e re göt ür me k t e d i r . O r t a k l a ş a at ı l ı ml ar dan g ü ç al an sanatçı , belli bir z a m a n d a t o p l u m için z o r un l u olanı g e r ­ çekleştirir. Y a r a t ma ö z g ü r l üğ ü bu d u r u m d a n z e de l e n m e z , tersine onu nl a gelişir.

R IFA T İ L G A Z (M ilita n D e rg is i, H a z ira n 1976)


Görüşler


" N a z ı m H i k m e t ' i n şiirimizi b ü y ü k öl çüd e etkil edi ği 1 940Tı yı l l ar­ da, Rıfat İlgaz yapı t l arı yl a kendi kişiliğini or t a ya k oya r a k, t o p l u m ­ cu gerçekçi a nl ayı şa yeni o l ana k l ar ka z a ndı rdı . Özel l i kl e t abana y a ­ kın ke s i mi n güncel y a ş a m ı n a e g e m e n olan acıları, sıkıntıları, y o k ­ s unl uğu , ince yergi öğe l eri yl e y a n s ı t a r a k l i ri zme ul aş mı ş bir şiirdi bu." ( Ş Ü K R A N K U R D A K U L - Ç a ğ d a ş T ü r k E d eb iy atı)

YA REN LİK

" Ş a i r b ü y ü k m e v z u l a r a palavralı şeyl ere hi ç y a n a ş ma m ı ş . Basit, g ü n d e l i k had i s e l e r d e n, a p a r t m a n k a pı c ı l a rı nda n, k o l cu l uk t an y e ­ ti ş me bir m e m u r ol an b a b a s ı n d a n, s a n a t o r y u m a rk a d a ş l a r ı n da n, ma ha l l e k o m ş u l a r ı n d a n ba hs e di y o r . H e m e n b ü t ü n şiirlerin m e v ­ z uu, ke ndi k ü ç ü k dertleri, arzuları . A m a hayret! Bunl ar ı n hiçbiri s a­ de c e Rıfat İl gaz' ı n dertleri değil. Heps i , hepsi geniş bir kitlenin, bir ins anl ı ğı n dertleri. Sos yal şiir ne d i r di y e nl er e b u kitabı g ö s t e r m e k l azım. O n u n asıl kudreti , ferdil i kten k u r t u l up c e mi y e t i n mal ı o l a ­ b i l me s i nd e , ke ndi k ü ç ü k d ün y a s ı n d a k i b ü t ü n ş a hs î mes el el eri n sosyal ma hi ye t i ni k a v r a m a s ı n d a ve bunl arı ü ç ün c ü ş a hs ı n b i t a r a f ­ lığı ile a n l at a b i l me s i n d e d i r . " ( S A B A H A T T İ N A L İ - Yurt v e D ü n y a , N i s a n 1943)

" R ı f a t İlgaz, k e n d i s i n e m a h s u s bir edası ol an şuurl u ve y a ş uu r s u z taklitten uzak, mü s ta k i l şahsiyetl i bir şair o l a r a k beliriyor. Y a z ı l a ­ rı nda gösteriş, şu ve y a b u o l ma k i ddi ası yok. Y a k ı nda n bildiği, i ç­ ten d u y d u ğ u me v z u l a r ı , kendi h a v a t t ecrübeleri ni işliyor. B u n u n içindi r ki, e nt e l e kt üe l i ddi alara, ' bi r şiir a nl ayı şı ' i zahları na g i r m e ­ den, l üz û m g ö r m e d e n , k e n d i n e m a h s u s bi r yazı ş geliştiriyor. M u h ­ teva öz, halis, y a p m a c ı k t a n u z a k ol unc a, i fade tarzını, vasıtalarını da k e nd i l i ğ i n d e n b ul uyor . Rıfat İlgaz, h a l k şairi, köy şairi o l m a k ga y r e t i nde deği l; fakat kendi si ha l k t a n o l d u ğ u için, hal kla b e r a b e r yaşadığı , d u y d u ğ u için ve s a na t ı nı n da ehli o l d u ğ u için ş ii rl erinde temiz, güzel b i r dil, hal kı n dili bel i r i yor ve Rı f at İlgaz ' h a l ka i n me k' g a y r e t i nd e ol an, zor aki k ö y şiirleri yazan, h a l k şiirlerinin kalıbını a l a r ak hal k şairi ol dukl arı nı s a n a n l a r d a n ç o k d a ha fazla, onl arı n e r i ş eme y e c e ğ i kadar, b u g ü n ü n h a l k şairi ol uyor. Rıfat İlgaz m ü r e f ­ feh bir z ü m r e n i n değil, fakat bir g ü n d e n ö b ü r ü n e y a ş a y a b i l m e k için didi şen, b ö y l e ü z ü n t ü l ü g ü n l e r i n a k ş a m ı n d a , b a z e n, ' g ü n ü n ü g ün e t m e k için, ş öyl e bir d e m l e n e n ' hal kı n şairidir. O n u n için şi i r­ l er i nde gül, b ül bü l , b e r r ak se ma , m a v i deniz, ka l p ağrıları yok. H a ­


yatın d a ha karanl ık, d ah a ü z ü n t ü l ü t araf ları nın akisleri var. B u n u n ­ la b e r a b e r ş ii rl erinde hayat ı n k ö t ü m s e r bir ruh hali d e sezilmiyor. Şai r i sy a nk â r da değil. Kendi s i ni h a d i s e l e r d e n biraz uz a ğ a ç e ki yor ve h a y a t a kar ş ı dan b a k a r a k gül ebi li yor: Al ayl ı o l ma k l a b e r a b e r ha l ­ den a nl ayan, şefkatli, m ü s a m a h a l ı bir g ül üş; acı, yakıcı bi r istihza değil. Bu hoş gör en tarzda alay, i çi nde bir h ü z ü n de gi zleyer ek, bil­ has s a 'Y arenlik' v e 'K om şu lu k' şii rl erinde beliriyor. 'K itap lar' şii ri nde şair d a h a i ğnel eyici di r; k of bil ginl erin k o f l u ğ un u deşi veri yor. H a ­ diseleri i şl erken kendi sini b öy l e biraz u z a ğ a ç e k e b i l m e k k a b i l i y e ­ t i n d en d ol ay ı dı r ki şair, ö l ü m d e n , kendi ö l ü m i h t i ma l i nd e n bile g ö ­ rü nüş t e l âkayitl iğe b en z e r bir tabiilikle b a hse debi l i yor. Bir a r k a d a ­ şının ö l ü m ü n d e n b a h s e d e n 'İşte B öyle, A z izim ' şii ri nde i nce bi r sızı, k e d e r var; fakat şair his t aş k ı nl ı ğ ı n dan çekini yor, ö l ü m e hailevî, e s ­ rarlı, feci bir şekil vermi yor. H e y e c a n i f a d e s i nde şair t u t um l ud u r ; baskı altına a l ınmı ş, hatta yarı alaylı i fade edi l e n acı l arı nı n s a m i m i ­ liğine, ö z l ü ğ ü n e o k u y u c u i na n ı yo r ve şairle birlikte d u y u y or . " (B E H İ C E B O R A N - A d ım la r, M a y ıs 1943)

S IN I F

" R ı f a t İlgaz, g e n ç nesli n en ç o k v a a d e de n ş a i r l e r i nde n biridir. H a t ­ ta o ş i m d i d e n çağdaşl arı a ra s ı nd a k e n d i n e ha s bir üs l ûpl a s ivri lmi ş gör ünüyor . O n u n ilk kitabı Yarenli k ile ikinci kitabı Sı nı f' ı karş ı l aş ­ tırınca bir sene k a d a r bir z a m a n ı n bile ş airin s a n a t ı nd a bi r g e l i şme gös terdi ği ni a n l a m a k m ü m k ü n olur. Rıfat İlgaz' ı n mezi yeti , b a ş k a bi r vesil e ile d e s ö y l ed i ği m gibi, g ü ­ rültülü m e v z u l a r d a n ka ç ma s ı , asıl s a na t l ı k değerl eri b u l a ma d ı k l ar ı için, tantanalı i si ml er ve sıfatları, ö n e ml i va k a l ar ve şahı sları s ı ral a­ m a k s ureti yle tesir y a p m a k ist eyenl eri n k öt ü g e l e n e ğ i n d e n kendi ni k u r t a r mı ş ol masıdır. O n d a ' bazı cevherl i g e n ç s a na t k â r l ar ı mı zı n z ay ı f tarafı' d i ye g ö s t e r e b i le c e ğ i mi z ' b o h e m ' ve ' s n o b l u k ' me r a k ı da ç o k ş ü k ü r yok. O, her g e r ç e k s a n a t k a r d a ol du ğ u gibi, ş ah s i y e t i ­ ni s i l m e k sur eti yl e bir ş ahs i y e t sahibi o l una bi l e c eğ i ni a n l amı ş g ö ­ rünme kt e di r. Şi irl erine k o n u a rarke n, u z a k l a r a g i t m e k ve y a y ü k ­ sekl ere ç ı k m a k l ü z u m u n u d u y m u y o r , k e n d i n e en y a k ı n muhit leri , en iyi bildiği insanları ve nesnel eri kâfi gör üyor . Bi z e ispat e di yo r ki, her hadise, en k üç ü ğ ü, en e h e m m i y e t s i z i bile şiirin m e v z u u o l a ­ bilir. Yeter ki b u n u s ö y l e y e c e k dili b ul a bi l e l i m. Yeter ki, şiire, sırf ke ndi d u y g u l a r ı m ı z ı n d a r ç e r ç e v e si n d e n taşı p b ü t ü n i ns anl ara g e ­ ç e bi l e c e k ci nsten bir çeşni verebi l el im.


Rı fat İl gaz' ı n ş ii rl erinde v a k a n ı n ge r ç e k l i ğ i n d e k i ağı rbaşlılığı ve s a ­ de, ç ı pl ak reali zmi b ul ur s un u z . Kin, g ayz, nefret yok... Belki b i r a z ­ cık al ay var. O n u n şiirlerinin asıl ö r g ü s ü n ü s evgi ve m e r h a m e t t eş ­ kil ediyor. Basit, şatafatsız, g ü r ü l t üs ü z insanlar... Fakat iyi i n s a n ­ lar..." ( P E R T E V N A İL İ B O R A T A V - Y urt v e D ü n y a , 1 5.3 .1 94 4)

YA ŞA D IK Ç A

" R ı f a t İ l gaz' ı n y a ş a m ı n d a n gelen ( öğret me nl i ği , u z u n s ür e n s ayrı l ı ­ ğı, c e z a ev i n e gi rip çıkışı) g öz l e m zengi nl i ği , s onra ki şiirlerinin i çe­ riğini ol uşturur. Ö l ü m - y a ş a m karşıtlığı sayrı g ün l e r i nd e işlediği te­ me l konudur. Rı fat İlgaz, ö l ü m o l g u s u karş ı s ı nda serin kanlıdır. Asıl y a n s ı t m a k istediği öz, ö l ü m ü n g e ri ye bı r a ka c a ğı y aş amdı r. Ö l ü m o l g u s u n d a n sonra, g e r i de k a l an ins ansal ve t o p l u ms a l s o r u n ­ lardır. Kısaca, ö l ü m - y a ş a m ka rş ı t l ı ğı nda on u ilgi lendiren y aş amdı r. S o r u n u bu y ü z d e n keski n çizgil erle yansıtır. 'B abam , İşte B öyle K a r­ d eşim , D em ek Bu Y ıl da, B öy le m i O laca k Ö lü m ü m ' adlı şiirleri ve d a ­ ha s o nr a yazdı kl arı bu niteliktedir. 1 9 4 5 - 1 9 4 8 adlı b ö l ü m e aldığı ş i ­ irde i nanç a d a mı Rıfat İlgaz'ı bul ur u z . Dı ş gerç ekl i ği n veri li şinde ge le c e k u m u d u ön pl ana çıkar. He r işlediği t e m a d a ge l e c e ğ e g ü v e ­ n i n d en söz açar. 'U yusun da B ü y ü sü n , G eç D ostu m ' adlı şiirleri, y a ­ ş a m a ba kı ş ı nd a ki i yimserl iği sergiler. Toplumsal s orunl a rl a çevrili bir or t a md a , Rıfat İlgaz, s e v g i y e d e y e r v e r me y i u n u t m a z . 'E ngel o l­ m az bu b ilg im iz - S ü m bü ld en çok se v m em iz e yeşil soğ an ı' d er k e n de bu s a ğ l a m ve güvenl i bakış açısını ya ka l a rı z . Yerel çevre, k uş a kt a ş l a rı ndaki gibi, b ü t ü n renkliliği ile o n u n da şiirine girer. Ce z a e v l er i ve ö z g ü r l ük tut kus u d a h a a y dı n c a bir tavırla yansıtılır. An l a t ı m c ı yapı, yerini, d üş ü n c e y l e d u y g u n u n kaynaştı ğı , b üt ü n güz e l li ği ne y ö n e l en bir söy leyişe bırakır. Söz ge l i mi , 'Bu da Ö zg ü rlü k Ş iirid ir' b u n u kanıtlar: "B ir liseli talebey le v u r ulu b ileklerin K ırk m ah kû m u n sü rü k led iğ i z in cire Tek su çu n u z h ü r in san lar g ib i k o n u şm a k K itap lar su ç o rtağ ın ız" Rıfat İ l gaz' da ö z g ü r l ü k tutkusu y a ş a m ı y l a ilintili. 'S ın ıf' adlı ki t a ­ b ı n d a n altı aya h ü k ü m g i yi nc e t utsaklı ğı başlar. Ö z g ü r l ü k o n d a m a d d i pl ana b öyl e d önüş ür. Ö z g ü r l ü k t ut k us u salt m o t i f değildir, tutsaklığı maddi pl an d a y a ş a y a n i ns anı n s a v a ş ı mı yl a özdeştir. Ç ı ­


karcılar, s ö m ü r ü c ü sınıflar, d ü n y a d a k i e mp e r y a l i s t s a va ş ı n ü l k e mi z üz e r i ndek i d ol ay s ı z b u n a l ı m ı n d a n y a r a r l a n a n v u r g u n c u tipler şiir­ sel d ü z e y d e dışlaştırılırken, e me k ç i ki tl eni n e k m e k kavgas ı da ol anc a s o m u t l u ğ u y l a yansıtılır. 'D oğu m K oğ u şu n d an Ç ık ı;ş'ta dışa vu r u l a n gerçekl i k, kaf amı zı d uv a r a v u r d u r a c a k d e r e c e d e katıdır. ‘P arm aklığ ın Ö tesin d en ' adlı şiiri, Rı fat İ lgaz' ı n bu d ö n e md e k i en güç l ü ş ii rl erinden biridir. U m u d u n u y i t i r me y e n bir aydı nı n, c e z a ­ e vi nde , dı şarı yla k u r du ğ u ilişkilerin, öz l eml e r i ni n , d u y g u ve d ü ­ şünce l eri ni n y o ğ u n l u ğ u y l a örülür. 'Bir çift sö z ü m ü z vard ı - N ar çiçe­ ğ i g iil dalı ü stü n e' d e r k e n e me k ç i i n s a n ı mı z ı n ö z g ü r l ü k ö z l e m i n d e n s öz açmakt adı r. B u n u n l a da k a l m a y a ra k , d ö n e m i n tarihsel kesitini 'K ahveler, G azeteler' ve 'M ıstn b ey 'd e alay ç e ş n i s i n d e d ı şl aş t ı r ma k t a­ dır. Şiirin ikinci evresini o l uş t u r a n ür ünl er i nd e , d ö n e m i n g e r ç e k l i ­ ğini, gerek kişisel yaşantı d ü z l e m i n d e , g e r e k s e i çi nde yaş adı ğı t o p ­ l u m u n iyi bir gözl e mci s i ol a r a k t o p l u ms a l sorunl arı y o r u m l a y a n bir ki ml i kt e di r Rıfat İlgaz. Şiir evreni , e m e ğ i n t e me l l endi rdi ği m a d ­ di y aş amı eni k o nu, i nsansal b oy ut l a r ı yl a yans ı tı r niteliktedir. 'Senin Ne\/iıı Eksik' adlı şiirde b u o l u m l u tavı r b el irgi ndir. " ( A H M E T A D A - T ü r k i y e Y azıları, M a rt 1978)

SOLUK SOLUĞA

" S o n şiir ki t abı m 'Soluk S o lu ğ a 'd a yeni hi çbi r şey v a p m a k i st e me ­ d i m. Y a p m a k i st edi ği mi 1 9 4 2 ' d e çı kan 'Y arenlik' adlı k i ta bı md a y a p mı ş t ı m. G e r ç e k üs t ü c ü şairleri n a vu ç a v u ç yı l dı z yedi ği yıll arda ka r ne yl e fırın önl er i n de iki y ü z g r a m e k m e k b ek l ey e n yarı aç yarı tokların gerçekçi şiirini y a z m a y a ç a l ı ş mı şt ı m. Yeni ki t a bı m b iraz da ke ndi ant ol oj i m savılır. H e r k i t a b ı m d a n bi r iki şiir a l d ı m yeni ki ta­ b ı ma. 1 9 6 1 ' d e ö l ü m - k a l ı m krizleri i çi nde h a s t a n e d e y a t a r k e n biraz da mo r al i mi s a ğ l a m l a ş t ı r m a k için y a z d ı ğ ı m beş on şiiri de s o n u n a e k l e d i m. B u g ü n için şiirde y a p m a k i s t ed i ği m hi çbi r ş ey yok. O k u r ­ l ar ı md a n d a ha ç o k e l e ş t i r me c i l er d e n i st edi ği m, b eni yerli y e r i me koymal ar ı , İkinci D ü n y a Sa va ş ı yı ll arı na d o ğ r u g i de r e k karı şı k a k ı m l a r i çinde ki şiliğimi ve y a pı t l a r ı mı d ür ü s t bi r gör üş l e i nc el e ­ meleri . B öyl ec e T ü r k şiirinin g e l i ş mes i ni g e r ç e k l e ç e l i şme y e d ü ş ­ m e d e n saptamal arı dı r. 'S olu k Solu ğa', bu b a k ı m d a n onl ara faydalı olabilir." (R IF A T İ L G A Z - Y e lk e n , Eylül 1962)


KA RAK ILÇ IK " K n n ık ılç k 'ia dil t e mi z ve işlek, a n l at ı m açık ve yalındır. Mi za h ve alay bırakılmış, y e r gi y e a r a d a bir b aş v u r u l m u ş t u r . İ mg e ile u y a k da s e y r e k ol arak kul l anı lmıştı r. B u n a karşı l ık d üş ün c e y l e d u y g u ivi y oğ r ul muş t u r . Şi irl erde iyice us t a l aş mı ş bir k a l emi n o k u r a rahat lı k veren belirtileri g ör ül me k t ed i r. " (A S I M B E Z İ R C İ - R ıfat İlgaz, Ç ın a r Y ayın ları)

" 1 9 6 8 ' d e ya y ı ml adı ğı 'K arakılçık' kitabı, Rıfat İ lgaz' ın h e m önceki ki t apl ar ı na giren şiirlerinin özel li kleri ni taş ı yan ürünl eri h e m d e ü ç ün c ü evreyi o l uş tu r a n evreyi içerir. Ge ne l l i k l e T ü r k Sol u Der gi s i ' nd e y a y ı m l a n a n şiirleri ü ç ün c ü evr e n i n özelliklerini taşır. Bu e v ­ redeki şiirlerde, y a ş a mı savaşçı bi r c o ş k u y l a y a ns ı t a n Rıfat İ lgaz vardır. Yaş amı her y ö nü yl e , z e n g i n boy ut l a r ı y l a y a n s ı t m a ç a b a s ı n ­ dadır. Gü n c e l olaylar, genel ve belirleyici olan v u r g ul a n a ra k y a n s ı ­ tılır. Ö z g ü r l ü k ve b ağ ıms ı z l ı k , a n t i - e mp e r y a l i s t s a va ş ı m, e di l ge n a y dı nl ar ın tavrı, Kanl ı P a z a r gibi d ö n e m i n olayları nı sınıfsal açı da n y ak l aş ı ml a şiire döker. Şiir k ur g us u -bazı şii rl erindeki a k s a m a y a karşın- y ö n ü n d e n usta; dili ise pü r ü z s üz d ü r . U m u d u ve direnişi yal ın bir söyl eyi ş l e dışlaştırır. 'K örü z B iz'de halkın bil inç düz e yi ‘A y âu ı m ısın 'da e di l ge n a y d ı nl a r a çağrı vardır. 'Bir K u rşu n G ib i'd e d e gençl i ği n özverili a n t i - e mp e r y a l is t s ava ş ı mı nı dile getirir. Bu d ö n e mi n ş ii rl erinde en sık b a ş v u r d u ğ u t ekni k s öz c ü k y i n e l e m e ­ leridir. S ö z c ü k istiflenişi, d i z e d e n d i z e y e g eçişl erde y i ne l en e r e k y a ­ pılır. Baş k a bir deyi şle, yans ı t ac ağı g e rç ekl i ği n d u y u m s a n ı r k ı l ı n ­ ma s ı nı s a ğ l a m a k için d u y u s al d ü n y a n ı n b ü t ü n verilerini şiirin m o z a y i ğ i n d e kul l anacağı , y a ş a m ı n k a r m a ş ı k verilerinin üs t ü n e üs t ü n e gi deceği yerde; d i z e ni n ba ş l ang ı ç s ö z c ü ğ ü n ü n diğer di zel erde y i n e ­ l enmes i ile yapısal y ö n d e n k ol a ya k a ç ma k t a dı r . Bu o l um s u z l u k l a r s o n u c u şiir ver ver kuru ve m e k a n i k bir yapı ya dönüş ür. S öz ge l i mi , 'Ö zgü rlü ğ e G iden Yol' adlı şiirde bu yi nel e mel e ri g ö r m e k m ü m k ü n ­ dür. " ( A H M E T A D A - T ü r k i y e Yazıları, M a rt 1978)

G Ü V ER C İN İM U YU R M U? " 1 9 4 0 t o pl u mc u s anat kuş a ğ ı nı n b ü y ü k şairleri nden biri ol an Rıfat İlgaz, k ü ç ü k b ur j uv a şiirini bir y a na attığı o g ün d e n beri t o p l u m c u şiirin sivri ç a k ma k t a ş l a r ı yl a ör tül ü y o k u ş la r ı nd a s ol uğu ke s i l me k sizin y ü r üme k t e , şiirinin hızı d u r m a d a n artmaktadı r . T o p l u ma u m u t a d a y a n d üş ü n c e n i n b ü t ü n s o r u m u n u y ü k l e n e r e k b u n u bir


y a n d a n şiir ile bir y a nd a n da m i z a h ki tapları yla, o y u nl ar ı yl a dile get i r mekt e, b öy l e c e idealistin e n çetin yol l a r ı nda n Si si f os' unki ni s e ç mi ş bul unmakt adı r. Ha l k ı n u m u d u n u b a t a k l ı kt a n ç ı ka r a r a k y o ­ k uş yukar ı s ür me k t e, t a m ı ş ı kları nın mut l u bir gül b a h ç e s i n e d ö n ­ d ü ğ ü yaşayış d a ğı nı n d o r u ğ u n a ç ı kma k t a , b u n u n k o r k u n ç ağı rl ı ğı ­ nı o m u z l a r ı n d a d uy ma kt a dı r. Şair, ‘G ü vercin im U yur m u' adlı en s on şiir k i t a b ı nd a S i si fo s ' un k o ­ c a m a n kavası nı i terken d ö k t ü ğ ü terleri dile geti r en dizel erl e b u ki ­ tabını da veri ml i bir b i ç i m d e s üs l e m e k t e di r : 'G ü vercin d ed iğ in tıya­ n ık olm alı / T ü y ler d u m an d u m a n öfked en / Y anıp tu tu şm alı g ö z b eb ek leri / S evgiden tıpır tıpır bir y ü rek / Ö z g ü rlü ğ iin cc d öv ü şken .' 'G ü neşten U zak' şii ri ndeki dizeler, b ü t ü n ' Türki ye' nin t a b l o s u n u çi z­ mektedir. 'Aydın m ısın' ş ii ri nde ş öyl e ş i m ş e k gibi di z e l er yaratır: 'D u y m u y or m u su n ? / K ald ır başın ı kan u y ku lard an / B öy le y ü rek b ö y le a ta rd a m a r / A tm az olsun / Ses ol, ışık ol, y u m r u k o l . ’ 'D efn eler' şi i ri nden dizel er: 'S evdim h aklıd an y a n a o la b ilm ek için / Ç a ­ lışıp ezilen d en sen d en y an a / S ev d im a ld ığ ım solu ğ u h a k etm ek için / A m a sev d im lıa lk ım ca .' 40 kuş ağı nı n b u k o r k u s u z b ü y ü k şairini n s on kitabını okuyanl ar , yeni faşi zmle de ne b iç i m d ö v ü ş t ü ğ ü n ü şiirin b ü t ü n ustalıklarını, güzelliklerini göstererek, yaşı n, b a ş ı n b ü t ü n a n l amı nı s a n a t ı na k a ­ tarak yarattığını g ör ece kl e rdi r. " (H A Ş A N İ Z Z E T T İ N D İ N A M O - Yeni O r ta m , 8.10 .19 74 )

K U L A Ğ IM IZ KİRİŞTE

" R ı fa t İlgaz, 1940' l arda t o p l u m s a l gerçekçi a kı mı s e ç mi ş bir ozan. Şiirlerinde, ' h ü z ü n l ü bir g ü l ü m s e m e ' ışı ldar b a ş t a n beri. 'A lişim ' (1944) şii ri nde kol u k o p a n işçiye: 'K ızlar da em ek ta r sazın g ib i çifte kol ister saracak' de r ke n, ne a c ı ma vardır, ne ağıt. Yalnı z o h ü z ün l ü g ü ­ l üms eme. . . Bu g ü l ü m s e m e 'K u lağ ım ız K ir iş te 'd e sür üyor . Usul bir y a ş a m inadını d a s ür d ü r ü y o r bu ki taptaki şii rl erinde Rıfat İlgaz. Yaş amayı 'm ısra m ısra sevm iş'. 'Ne v arsa k a y b ettiğ im büttiiıı bu ld u ğ u m şiirde' d emi ş bir oz a n ı n k a z a nc ı nı hes apl ı yor: 'G eride k ala n la ra ne b ı­ rakacağın ı, / (...) / O lsa olsa / K a r a d e n iz ’den p a y ım a d ü şen i... / Beş on ev ­ lek yer g ö k y ü z ü n d e n ’ (B ilm ey ecekler)


B üt ü n varı yoğu g ö k y ü z ü n d e n c a y m a y a n şair; 'Yedi C an lı O lıııak' ş i ­ irinde: 'Y aşam ak için g eceli g ü n d ü z lü / D ilen iy o ru m ü stelik!' diyor. " (S E N N U R S E Z E R - G ö ste ri, Eyliil 1983)

O C A K K A T IR I A L A G Ö Z

" O c ak K a tın A lag öz, Rıfat İlgaz' ı n h e m t o pl u ms a l çelişkileri v u r g u ­ l ama s ı n ı n h e m de y a ş a mı ç ev r e s i n d e o l uş an duy a r l ı kl ar ı n aktığı iki ka nal ı n bir y er d e b ir l eş me s i ni n göstergesi. Toplumsal ol ayl ar karş ı s ı nda bir şairin öfkesi ni d i z g i n l e y e m e m e s i nin şiirleri. Ki mi y e r d e yalın söyl eş i l ere d ü ş s e de: 'Alı u z a k g ö riişlii yetkililer, / B ı­ raksan ız da b ü y ü k so ru n la rı b ir yan a, / B iraz da u lu su n u z için... / H a lkı­ nız içiıı kon u şsan ız. ’ ' Bi r ata ö ğ ü d ü ' de kendi si vers e de... Direnci n, k a v g an ı n t ü r k ü s ün ü s öy l es e d e 'D irenin son u n a kad ar!' 'O cak K atırı A la g ö z 'ü n ' ha s ' şiirleri Rıfat İ lgaz' ın kendi y a ş a mı ç e v ­ r e s i nde ol uş an d i n arlıkları i şledikleri; 'D ört M ez’sim ' gibi, 'D u rm ak Yok', 'O ku tm ak Ü zerine', 'Ö ğü n sek m i', 'S a lta n a t' gibi. 'S IN İF'ın o zan ıy ım m im li / H A B A B A M S lN lF I'n n ı y azarıy ım üıılii / Kiın ne d erse desin , / Ç o cu k la r içiıı y azd ım h ep .' G e r ç e kt e n de direnci de, kavgas ı da ç oc u k l a r üzeri ne h e p İlgaz' ın. Ö m ü r b o y u iki iş t u t mu ş : Biri ç oc uk l a r ı o k u t m a k , İkincisi y a z d ı k l a ­ rını ç o c u k l a r a o k u t m a k . Hn yalın g ör ü n e n şi i ri nde bil e T ü r k ç e s e v gi s i ni n öne ç ı kması , 'Sev T ü rkçe'n i çocu ğ u m , / D ilin i sev en leri sev ' d e m e b i l i nci nden olsa gerek. 'O zan ca, in san ca, u y g arca' da olsa a ğ l a m a k yok şiirinde. K a r a ms a r l ı k da, u m u t s u z l u k da. G ü l e oy na ya g e ç i l m e se d e a ydı nl ı ğı n d a r k a pı l a rı nda n. Acı l arl a içili dışlı ol un s a da... Yeni l mi ş l i k de yok. 'S altan at' şiiri 'son sözü n ü lıeııü z sö y lem em iş' bir şairin bir a n l a m d a 'v a s iy e t'i. D ü n y a y ü z ü n d e y a z d ı k l a r ı n d a n b a ş k a hi çbi r varlığı o l ­ m a y a n bir şairin...


H ü z ü n , h e p Rıfat İlgaz' ı n şiirinin d ı şı n da kalmıştır. A m a bu şiirde hüzün egemen. Ve 'vasiyet' y al nı zca oğ l un a değil, b ü t ü n bi r t o p l u ma , ül keye, h e pi ­ mize... Karlı, tipili kışlara değil. Y emyeş i l bir b ahara, bir d e s e v me , ç a l ı şma , d ü ş ü n m e adına. Ö l ü d al gal arı n unuttuğu. . . (R E F İ K D U R B A Ş - C u m h u r i y e t , 1 4.1.1 98 8)


テ僕テシmテシ Ardトアndan


F E D A İ L E R M A N G A S I ' N I N D E M İ R B A Ş I : RIFAT İ L G A Z A T T İL A İL H A N

(Taşlık'taki, o salaş kır kahves i . S o n b a h a r . Şai r Ö m e r F a r u k Toprak, y a s em i n ağı zlığına s i gar al a r e k l e y er ek , her d ef as ı n d a o l d u ğ u gibi, beni ' eği t i yor' : S o s y a l i z m i n g e l e c e ğ i nd e n , t o p l u m c u Türk ş a i r l e r i n­ den, bu ar ada Rıfat İ l g a z ' d a n b a h s e di y o r u z . O bir ara, kaygı lı ve karanl ık, di yo r ki: "Rı fat ' ı s a n a t o r y u m a yatırdık, vaziyeti k ö t ü! " Rıfat dediği, ' Y ü r ü y ü ş ' t e ç ı ka n şiirl erini n ç o ğ u n u ez be re b i l di ği mi z Rıfat İlgaz. T ü b e r k ü l o z o l d u ğ u n u d u y m u ş t u k , d e m e k iş b u k a d a r ciddi. O yıllar s a va ş yılları, 1940' l ar; d ü n y a savaşı , d e v bi r k ö r ü k g i ­ bi Türkiye' ni n çe vr e s i nde , ateş, d u m a n ve al ev soluyor. O a k ş a m üzeri, yatılı o k u d u ğ u m Işık L i s e s i ' ne d ö ne r k e n, ne d ü ş ü n d ü ğ ü m , b u g ü n k ü gibi a k l ı m d a d ı r: " N â z ı m hapi ste, D i n a m o ve A. K a d i r s ü r ­ gün, ş i mdi de Rıfat İ lgaz s a n a t o r y u m a kaldırılıyor: N e di r bu ç i le ?" ) Rıfat İlgaz, o d ö n e m t o p l u m c u şairleri nin, en ' nev- i ş a h s ı na m ü n ­ hasır ol am' dı r: Şiirlerini s a nki d u d a k l a r ı n d a n e k s i k o l m a y a n acı bir t e be s s üm l e yazardı ; ilk ba kı ş t a m a s u m , hatta basi t sanabi l i rdi ni z; etkisi sonra s onra derinl eşi yor, a n l a m ı ya d a mesajı, s onra s onr a i n­ s a nı n içine i şliyordu. M e s e l â ünl ü 'S ın ıf' şiiri! G ö r ün ü ş t e , t o p l u m ­ sal sınıfları ve b un l a r ı n karşıtlığını değil, herhangi bi r taşra o k u l u ­ nun, herhangi bir de r s h a ne s i ni anlatır; hal buki, 4 0 ka r a n l ı ğ ı n ı n sı ­ kı yöne t i mi hiç d e b ö y l e d ü ş ü n m e m i ş , kitabı y a y ı nl an ı r y a y ı n l a n ­ m a z toplatmı ştı ; Rıfat İ lgaz a l e y h i n d e de tâki bata başladılar.


Toplatı l dığı hal de, lisedeki bazı me r a k l ı a r k a d a ş l a r a S u n f ı ' s a t mı ş o l ma nı ' , b e n i m b a ş ı m a d a iş açacaktı : S a n s a r y a n H a n ı ' n ı n Kı s m- ı S i y as î hücrel eri nde, b u y üz d e n , üç haft a k a d a r g öz a l t ı nd a yattı m. Yı ll ar s o n r a Rıfat ' A ğ bi y ' a r a m ı z d a o o l a y d a n s öz açılınca, g ö z l er i ­ ni n içi m u z i p bir pırıltıyla a y dı n l a n a r ak , d e mi ş t i ki: " F a r u k ' u n g e ­ vezeliği! Çe ne s i ni tutabi l seydi, s e n i n b a ş ı n d e r d e gi rme y e c e k t i ! Eh, ol ur b öy l e şeyler! H e m s e n s öy l es e n e , ' H a r m a n Z a m a n ı ' n ı ni ye y a ­ y ı n l a mı yo r s un ? B e n c e pe k â l â başarıl ı bi r r o m a n d ı ! " B u n l ar ı k o n u ş t u ğ u m u z d a (19 6 0 ' la r) artı k Y ü r ü y ü ş D e r g i s i ' n e y a z ı ­ larını g ö n d e r e n şair namz e t i d e ğ i li m, 4 0 ka ra nl ı ğı nı terkedel i yıllar o l mu ş ; a m a o b e n i m o z a m a n l a r B a h ç e ' d e n ( A d a n a ) Ö m e r F a r u k T o p r a k ' a g ö n d e r d i ğ i m r o ma n ı hatırlatıyor, akı beti ni s or u y o r d u . G ö n d e r d i ğ i m yazı ları o n u n d a o k u d u ğ u n u b i l m i y o r d u m , b u ve s i ­ leyle ö ğ r e n m i ş o l d u m ; sırtı s ı v a z l a n m ı ş eski bi r ç ı ra k gibi se v i n di m, g ö ğ s ü m kabardı. Rıfat İlgaz' ı k a y be t m e k , T ü r k t o p l u m c u s a n a t ha r e k e t i ni n yarısını k a y b e t m e k gibi bir şeydir. O nl a r a ' Fe d a i l er Ma n g as ı ' adı nı b e n t a k m ı ş t ı m ( H o ş u n a g i di yordu, bi r kitabını d u y u r u r k e n , t a n ı t ı m ı n d a d a kul l andı ) . Onlar, yani Nâ z ı m' ı i zl eyen s os yal i s t şairler kuş a ğ ı , yani H a ş a n İ zzettin D i n a mo , A. Kadi r, Ö m e r F a r u k Toprak, Rı f at İlgaz, Ni ya z i Ak ı n c ı o ğ l u , Sua t Taşer, M e h m e t K e ma l , Ca h i t Irgat, S abri S o r a n ; h e m e n ar k a l ar ı nd a n gelen E nv e r Gök ç e , At til a İlhan, A h m e t Arif, A r i f Bari kat , Ş ük r a n Kur dakul ! D e y i m ilk ol ar a k bir y a z ı m d a geçti, 60'lı y ı l l arda ' s o ğ u k s a v a ş ' a r a ğ m e n o r t am az b u ç u k nef es al ı nabi li r bi r k ı v a m a gel mi ş ti ya, s o s ­ yal ist gerçekçi l iği tartışırken Varl ı k De r g i s i ' n d e ş öyl e d i y o r u m : ". . .sanki kuş at ı l mı ş bir fedail er m a n g a s ı y d ı b u, u m u t s u z o l d u ğ u n u ö n c e d e n bildiği çetin bi r s a v a ş ve r i yor ; t e k e r t e ker eksiliyor, tuz parça oluyor, yi ne d e ö z g ü r l ü ğ ü n e r k ek ç e ş arkı sı nı s öy l e m e k t e n v a z g e ç mi y o r d u . D i k t an ı n b a s k ı aygıtı m ü k e m m e l d i . Si yasi polis, işi g üc ü bır akmı ş , şairlerin p e ş in e d ü ş m ü ş t ü . Sanat, s öz c ü k , i mg e ve u y a k e vr e ni nde n, a n l a ş ı l m a z b i r yanlışlıkla, g ü n g ü n d e n u z a k ­ laşıyor; s ı kı yö ne t i m m a h k e m e s i , E m n i y e t M ü d ü r l ü ğ ü ' n ü n m e r d i ­ venleri, b i t m e z t ü k e n m e z s orgular, k a r a nl ı k hücreler, c e z a evl e ri or ­ t a mı na y erl eş i yordu. . . " " . . . Ka f k a ' ms ı b i r çile b a ş l amı şt ı şairler için, ö y l es i ne sıtmalı, ö y l e s i ­ ne ağır v e d o l amb a ç l ı bi r çile! Sağl ığı nı, işini g üc ü n ü , aklını, canı nı yi tirenler; şiir y a z m a y e t enek l er i ni , y i rmi yıl yerine, üç beş yı ld a t ü ­ ketenl er oldu. G e ç e n yüz yı l ı n b a ş l a r ı n d a b a ş l at ı l a n m a n g a l yürekl i şairler ge l e ne ği ne toz k o n d u r u l m a d ı fakat! . . " ( Ha n g i Sol)


40'lı yılların köt üms e r l i ği yanı l mı ştı , ' F e d a i l e r M a ng a s ı ' n ı n d e m i r ­ b a ş l a r ı nd a n Rı fat İl gaz u z u n yaş adı ; hal kı yl a bir güzel özdeşleşti, o n a ç o k y a kı şa n b i r öl üml e, ' a y a k t a öl dü' . O n yıl ka da r oluyor, y a ğ ­ mu r l u bi r sabah, T a ks im ' d e k i B ul v a r K a h v e s i ' n d e rastl aşnı ı ştı k; lâf a r a s ı nd a yeri nasıl d üş t ü y s e , demi ş t i ki: ". . . ş i mdi b a n a bak, şair! Yet enek, bil gel ik, ç al ı şma k, t e kni k ıvır zıvır, hepsi l âzı mdı r ; a m a ye t me z ! Şairi şair me r t e be s i n e getirirse ha l k getirir; mari fet, o n u n b u l u n d u ğ u h i z a y a y ük s e l e b i l me k t e d i r! G e r i ­ si f asafi so! " İşte b öy l e Rıfat ' A ğ b i y ' , ' eski a s k e r l e r ' d e n p e k k i ms e ka l ma d ı ; ö t e ­ ki taraftakil ere söyl e, içleri ra ha t ol s un, m e vz i l e r t e r k e d i l me y e c e k -

tir.

O/TO


EN K IR A Ç T O P R A K L A R D A T U T U N D U O D EFN E TUN CA A RSLA N

... Hal kı n sı radan i nsanları n hayatı anlatılır Rı fat İlgaz ş iirinde. Vi t­ rinleri s ey r e d e n yoksullar, g e r i d e mi r a s deği l bor ç b ı r ak a r a k ölen k ü ç ü k me mu r l a r , kapıcılar, k omşul a r , e m e k l i l e r İlgaz' ın k on u k l a r ı ­ dır. Yok s ul lu k edebi yatı d eğ i l di r şairin y aptı ğı ; tam tersine y a ş a mı n zengi nl i ği ni anlatır. M e n s u p o l d u ğ u k ül t ü r ün , sınıfın ve d av a n ı n p r o p a g a n d a s ın ı y ap a rk e n ' i n a n m a tekni ği ni ve i n a n m a kalitesini' y ük s e k t u t mu ş t ur Rıfat İlgaz. B u n u d a belli bi r kurala b a ğ l a m a m ı ş ­ tır. 12 E y l ü l ' de n s onr a d o ğ d u ğ u kenti n s o k a k l ar ı nd a , onc a y a ş m a karşın s o k a k l ar d a k e l e pçe y l e ge z di ri li rk e n de, s avcı nı n " N e d e n Aydı nl ı k' ta y az ı y o r s u n ? " s or u s una , " A y d ı n l ı k ç ı y ı m da o n d a n ! " d e r ­ ken de i n a n m a kalitesini h e p y ü k s e k t ut muşt ur. Ar ag o n , ' C h a g a l I ' adlı şi i ri nde r e s s a ml a r d a n ve tabl ol ardan söz eder. Geyi ği pa r ç a l aya n k öpekl er i n, y a p r a k l a r ı n ve incirin, kuşl arı n ve g ö k y ü z ü n ü n , hatta k u m a r b a z ı n g ö z ü n d e k i kısık ışığın bile res­ mi ni y a p mı şt ı r onlar. Şair, h e p s i n d e n b ü y ü k bir ha yr a nl ı k l a söz eder. Şiirin s on d i ze s i nde ise ş öyl e der: " A m a ChagalI ol du k a v u ş ­ turan sevdal ı l arı . " Rıfat İlgaz için de şöyl e d e m e k gerekli belki de: " R ı f a t İlgaz oldu ‘O cak K atırı A lag öz'ü n şiirini yazan. . . Pelit o v a s ı n da , N a n e p ı n a r ' d a ki bir t a ş k ö m ü r ü o c a ğ ı nd a 125 k ara a m e l e y l e birlikte, bir a v u ç a rpa hatı rı na taaa J e r m i n a l ' l e r d c n beri çal ı şan 'O cak K atırı A lagöz', İl­ ga z ' ı n bu şiiri dı şı nda g ün ı şığına hi ç çı kmamı ştı r . I l erkes, h e p i mi z ona ç o k şey borçl u. O c a k katırları da...


A N I L A R S İ S İ N D E R IFA T İ L G A Z D O Ğ A N H IZ L A N

Mi zahı , acıları g ü l ü m s e m e y e d ö n ü ş t ü r m e sanatı di y e t a n ı m l a y a n ­ lar, mu t l a ka Rıfat İlgaz' ı o k u mu ş l ar d ı r. 1940 t o p l u m c u gerçekçi k u ­ şağı nı n b üt ü n bel irgi n özellikleri, o n u n ki şi li ği nde bi ç i ml enmi ş ti r. ’ İlgaz, ro manı nd a, şii ri nde, o y u n l a r ı n d a bir k uş a ğı n çektiği acıyı y a ­ zarken, e de b i yat eseri v e r d i ği ni n kaygı sı nı da un ut ma mı şt ı r. İlgaz üz e ri ne ç o k yazı y az d ı m, a n m a g ün l e r i nd e ç o k k o n u ş m a l a r y a p ­ tım. Bir d o s t u m u z u k ay b e t t i ğ i mi z d e , bu yazı lar e d e b i y a t tari hi nin s a yf al ar ı nda öl üms ü z l eş i yor , anı l ar bir bir s ö k ü n ediyor. Yı ll ar ö n c e A h m e t M u h i p Dı r a na s , " F a h r i y e Abl a şiirinin ünü, b e ­ ni m a d ı mı n ü n ü n ü ge ç t i . " d i y e y a k mmı ş t ı . Belki z a m a n z a m a n R ı ­ fat İlgaz da, H a b a b a m S ın ıfı'nın ü n ü n d e n yakı nmı ştı r. Tiyatro, s in e ­ ma d ünya s ı e s k i m e z bir k a y n a k o l ar a k tepe t epe kul l anmı ştı r. O n u t anıdı ğınızda, b u n c a m ü c a d e l e y e a n c ak m i za h ı n g üc ü ile d a ­ y anıl abi li r kanı sı na varırsını z. Baskıl ara, sı kı ntı lara g ü l er e k c e v a p veren bir di r enç s img e s i yd i . G e n e d e m o k r a s i y e ara ve ri l e n bir d ö n e m d e n sonra Rıfat İ lgaz' a bir 70. vaş kut l amas ı yapı l mı ş t ı . O n u n edebi yatçı ki mli ği üz e r i ne y a p ı ­ lan açık o t u r u m u d a b en y ö n e t m i ş t i m. S o n r a d a n yakı l an Ş a n S i n e m a s ı ' n d a , b ü t ü n sal on d o l mu ş , girişin me rdi venl e ri sal on k a d a r kal abal ı k, giriş kapı sı nı n ö l ü m d e k i l e r de sıra bekliyor, i çerde ko n u ş u l an l a r ı d u y m a u m u d uy l a .


Baskı reji ml eri ni n s o n r a s ı nd a i ns anl arı n ö z g ü r s an a t a ne k a d a r s u ­ s adıkl arını bu t o pl ant ı da y aş a d ı m. İ nsanl arı n t o p l u m u n ö z g ü r l üğ ü için s avaş veren bir şaire, y a z a r a d u y d u k l ar ı , s evgiyi , saygı yı g ö z ­ l e ml edi m. Hal kl a iletişim k u r m a k isteyen bir k uş a k t a n dı . 1 9 4 0 t o p l u m c u g e r ­ çekçi kuş ağı nı n or t ak a m a c ı d ı r bu. Rıfat İ lgaz d a bu gerçeği her y a z d ı ğı na uy gul adı . Anl atı l an anl a ş ı l ma l ı y dı ; ç ü n k ü mesaj l arı nı iletecekleri hal k kitlesi b u n u n ö z ü n ü a l gı l a y a b i l me l i y di . B üt ü n yazarl arı n, şairlerin kitapları elbette y a ş a y a c a k , ok u n a c a k . Onları y e n i d e n o ku r k e n, bi z e ne kattıklarını, elli yıla v a r a n ö z g ü r ­ l ük s a va ş ı nd a nasıl edebi yatı k ul l a ndı kl a rı nı u n u t m a m a l ı y ı z . B u g ü n ü m ü z ü hazı rl ayan bir k uş a k t a n dı , ö v g ü için b u bile yeter.


'Y A Ş L I B İR Ş A İ R E M E K T U P L A R ' A D L I K İ T A B I N D A N M E M E T FU A T

' 1 9 4 0 Ku ş ağ ı ' t o pl ums al cı ş airleri nin or t a k yanı, O r h a n Veli' nin " M e s e l e bir sınıfın i hti yaçl arı nı n mü d a f a a s ı n ı y a p m a k o l m a y ı p s a ­ d ec e ze vki ni a r a ma k , b u l ma k , s ana t a on u hâ k i m kı l maktı r. " s ö z ü ­ ne kat ı l mamal ar ı ydı . . . O n l a r s a na t l a r ı y l a da t o pl u ms a l bir s a v a ş ı ­ mı n içindeydiler. Bu şairlerin b azı l arı nda N â z ı m H i k m e t etkisi ç o k açıktır. B a z ı la r ı n­ da ise hiç y o k gibidir. Be n Rıfat İlgaz'ı b u ilişki a ç ı sı nd a n son der ec e ilginç b u l u y o r u m . Ö l ç ü l ü uyaklı ş ii rden s er best y a z m a y a g e ç m e öz l emi n i N â z ı m I likme t ' i n şiirlerini o k u y u n c a d u y d u ğ u n u söyl er; a m a Ş e y h B e d r e d d i n D e s t a m ' n d a k i b i r e ş i me ul aşı lmı ş, da ha s ı O r h a n Veli ile arkadaşlar ı 1 9 3 7 ' d e Varlık D e r gi s i ' nd e G a r i p a k ı m ı n ı n ilk de n e me l er i ni y a y ı m ­ l amı şl ar k e n o hâlâ öl çül ü uyakl ı y a z m a k t a d ı r : A lım ın sa tır satır sen eler d izilin ce, B u lu tlar en g in lerin h u d u d u n u aşacak. N ed am et sü zü lecek g ö z lerin d en b ir g ece, B aşın da ü m itsizlik rü zg ârla d olaşacak. N â z ı m H i k m e t c e z a e v i n e gi rdi kt e n sonra, O r h a n Veli' nin G a r i p a d ­ lı ki tabı nı n y ay ı ml an a c a ğ ı g ü n l e r e d oğ r u gi di li rken, 1 9 4 0 ' ta ise, Rı ­ fat İlgaz' ın şiiri şu a ş a ma d a d ı r :


KA SABA M IZ M artıların d ü şü rd ü ğ ü tolınından F ilizlen d iğ in e in an d ığ ım k a sa b a m ız Yosun kokardı evleri Ç arşıları m idye kokard ı Ç ekird eğ i çölden g elen m escitin B oy attığ ın a şaşardım Bu den iz yü klü hav ad a N ed en se g elişem ed i bir türlü Eıı şirin y erin e dikilen ir ili ufaklı m ezar taşları B elki de ölü ler böyle istiyor. S e r b e s t y a z m a özl emi ni N â z ı m H i k m e t ' i n şiirlerini o k u d u k t a n s o n ­ ra d u y a n şair, bi r y a nd a n d a G a r i p şii ri nin sesini, t o nunu , şiirleştir­ m e y önt eml e r i ni göz l eme k t ey d i . Ke n d i s i ni 1920' l er deki t o p l u ms al c ı şiir a nl ay ı şı nı n d a m g a s ı n ı y e ­ m e k t e n k u r t a r ma s ı na b u d u r u m u n y a r d ı mc ı o l d u ğ u k a n ı s ı nd a y ı m. Sesi, tonu, bi l i nen ş ii rl eşti rme y ön t e m l e r i ni bir y a na itip b ü t ü n ü y l e dile yaslanı şı yl a, t a m bir 1940 şairi g ör ün ü mü n d e di r . . . Öz et l e r s ek: Rıfat İ l gaz öl çül ü uya kl ı he c e şiiriyle ba şl a mı ş , N â z ı m H i k m e t ' e , yani d evri mci , ilerici, hal kı n s orunl a rı nı s er g i l ey e n bi r şi­ ire g e ç m e y e özeni rken, iç dış bi ç i m o y u n l a r ı n d a n u z a k k a l m a y a ç a ­ b a l a y a n Gar i p a kı mı nı göz l emi ş , ' b i r sınıfın i hti yaçl arı nı n m ü d a f a ­ asını y a p m a k ' kadar, ' zevki ni a r a m a k , b u l m a k , s ana t a onu h â k i m kı lma k' da kaygı ları ar as ı nd a y e r almıştı. G e l e ne k s el şii rl eşti rme y ö n t e m l e r i n d e n a r ı n m a çabası nı o n u n k a ­ d a r ileri g ö t ü r mü ş b a ş k a bir ş ai r i mi z yok, b ence. Rıfat İlgaz şiirin yerl eş i k kurall arı nı t a n ı m a ma k t a , ölçü, uyak, u y u m , b e n z e t me , imge, e ğ r e t i l em e gibi ş ii rl eşti rme a r a ç l ar ı nd a n y a r a r l a n m a m a kt a , salt dile s ö y l ey i şe y a s l a n m a k t a , O r h a n Vel i' den ç o k d a h a s a k ı nmas ı zdı . Ko nul a r ı , anlattığı ş ey l e r d e şiirsel değildi.


S I N I F IN Y A Z A R I K A R A D E N İ Z L İ D E L İ K A N L I S E N N U R SE Z E R

Rı fat İlgaz, kısa b i r t a n ı ml a ma y l a : Ka r a d e n i z l i delikanlıdır. Zeki ve alaycı. Z o r d ur u m l a r ı h e p y a ş a m a n ı n al aycı lı ğı dı r bu, h ü z ü n l e k a h ­ k a ha y a n yanadır. Bi r ayağı t a k a d a , t e kne de , bi r a yağı g ü ç t ı r m a n ı ­ lır y a m a ç l a r d a o l m a n ı n tek d a y a n a ğ ı d ı r mi za h. G u r b e t e d a y a n m a ­ nı n tek yol u. 1940 K u ş a ğ ı ' nı n, he r biri ş i i r i mi z e bi r b a şk a ses g e t i r ­ mi ş t o p l u mc u l a r ı içinde, o ' g ü ç l ü k l e r e ş a k a y l a di r e ne n sesi ' yl e g ö ­ rünür. O n u bir b a ş k a s ö z cü k l e t a n ı m l a m a k g e r e k t i ğ i nd e ' sı nı f' d e ­ m e k yeterlidir: " S IN lF 'ın o z a n ıy ım m im li I H A B A B A M S lN IF I'm ıı y a ­ zarıy ım iiıılii"

(...) Sı nı f y argı l anı rke n, g ö r üş ü a l ı na n 'bilirkişi', k i tapta ' i sna t e di l en s uç u ' b u l m a k l a y e t i n m e m i ş , ' e s e r i n hi çbi r e de bi y a t değeri o l m a d ı ­ ğı nı ' da eklemiştir. M a h k e m e bu g ö r ü ş ü ' ş u h a l de ki tap e di pl er için değil, üs l u p ve b e y a n ı n basitliği i t ibarı yl a a v a m için y a z dı ğı a nl a ş ı ­ l ı yo r ' d i y e t amaml amı ş t ı r . E d e b i y a t d ü n y a m ı z , Rı fat İlgaz' ı ve b e n ­ z e r b iç i ml e rd e y a r g ı l a n ı p h ü k ü m g i y mi ş 1 9 4 0 K u ş a ğ ı ' n ı d ı ş l a m a k için yeterli ' ge r e kçel i h ü k ü m ' e k a v u ş m u ş t u r böy l e c e . Okur, o n u y a ­ y ı n l ad ı ğ ı nd a s e v er e k okus a , ki tapl ar ı a r d a r d a b a skı y a p s a d a e d e ­ bi y a t ç ı l ar ı mı zı n b i r b ö l ü m ü n ü n b a k ı ş açısı değ i ş me y ec e k t i r . O n u ş a i r l i ği nde n s o y u t l a y ı p g ü l m e c e c i o l a r a k n i t e l e m e k kol ay l a r ı ­ na gelecektir. Si vas' ta, a c ı ma s ı z koş u l l ar al tı nda yi t i r di ği mi z A s ı m


Bez i rci ' ni n bi r ki taplı k i nc el e mes i bil e p e k ş e y d eğ i ş t i r me z . ( A s ı m Bez i rci ' ni n ö l ü m koşulları y ü z ü n d e n ki mi ç e vre l e rc e d e ğ e r i ni n a n ­ l aşı l ması gibi.) Sı k sı k çağda ş ı O r h a n Veli ile kı yaslayı p, etki a r a ş ­ tırması, kişilik y ı prat ı l mas ı d e n e m e l e r i n e girişilir. (Yazar ve şai r l e­ rin t o k u ş t u r u l a c ak y u m u r t a o l m a d ı ğ ı akl a g e l me z . ) Rı fat İlgaz ' ö n c e' şairdir: " Ö ııce şiird e sev d im k a v g ay ı / Ö zg ü rlü ğ ü k e­ lim e kelim e şiir d e . " T ü r k r o m a n ı n ı n c o ğ r a fy a s ı na kattığı Ka r a de ni z l i ka dı nı a nl a t ı r ke n de şairdir. 'H ababam Snn/i'ndaki Pi ya l e Ihs a n' ı y e ­ re rke n de. Bi r ş ai r den söz e d e r k e n en zor şey, ' g e ç m i ş z a m a n ' t a kı ­ larını kul l anmakt ı r. B e n k u l l a n m a d ı m . 1 9 4 0 T o p l u m c u Ku ş a ğ ı ' nı n, g ö r ü ş l e r i n d e n d ö n m e m i ş , s on bi r iki ki ­ ş i s i nden birini yitirdik. E ğ e r ki tapları nı , şiirlerini o k u m a z s a k g e r ­ ç e k t e n yi tireceğiz. Rıfat İlgaz' ı değil, i ns a nl ı ğı mı z ı , y a ş a m a d ir e nc i ­ mi zi. (10 T e m m u z 1993, C u m h u r i y e t )


İçindekiler

Ö nsöz 7 KİTAPLARDAN ÖNCESİ Sevgilimin Mezarınd a 13 Rüzgâr 14 M an asını K a y b e d e n Sır 15 Z a m a n ın Unuttukları 16 Mevsimlerle Bera ber 17 Akış 18 Işıklar 19. Hülyalarım 20 Bir Mevsim Başlarken 21 A dımlarım 22 Eriyiş 23 G ö z le rin d e Akisler Da ğ la rd a n 25 Kapılar 26 D ü ş ü n m e k 27 M ev sim So nıı 29 Ö ğ leüstü 30

24

Açlık 31 O B a h ç e l e r ki 32 S o n 33 K a sa b a m ız 35 YARENLİK ( 1 9 4 3 ) Bu Saatte 39 Ayna Karşısında 40 Şehir K e narınd an 41 Y a ren lik 42 M erham et 44 İşte B ö y l e Azizim Vitrinler 46 Alişim 47 C e n a z e 48

45

E dirn ekapı Tram vayın da B abanı 52

49

K apalıç aış ı 53 Kitaplar 54 B ö y l e mi O l a c a k Ö lüm üm ? Doğum s6 Y a z G e liy o r 57 0^7^

55


Beyazıt K ah v elerin d e M ah allem iz 59 K o m şulu k 60 San atoryu m

58

62

SINIF ( 1 9 4 4 ) Ço cuk larım 65 Remzi 66 Sınıf 68 Hürsün! 70 S ü nn e t Dü ğ ün ü 72 V apur İs keles in d e 74 Ne Diyebilirsin? 76 Yazlığa Çıkış 7 7 Ş u b e y e Doğ ru 7 8 Altın Bilez ik 80 Kara Dayıya M ek tup 82 Çay 8 6 ’ Akşam üst ü 88 Ne Yapmalı? 90 Çiloğlan 92 Köp rü 94 Halil Dayı 95 B eslem e 97 Tosya Zelzelesi 100 YAŞADIKÇA ( 1 9 4 8 ) İçim iz d en Biri 107 K ahveler, G a z e te le r 108 M ıstabey 109 S e nin Neyin Eksik? 113 Sarıçizmeli 114 Biz Taşra Memurları 115 G e ç , Azizim, Geç! 119 Bizim K asa ba m ız 121 Biraz Dah a Sabır! 123 S anatory um da 124 G e c e Nöbet i 127 Burunsuzun Oğlu 128 D o ğ u m K o ğ u ş u n d a n Çıkış 1 Kuş Misali 131 O ğ lu m 133 Uyusun da B ü y üsün 141 Parmaklığın Ö t e s i n d e n 142 Ziyaret G ü n ü Notlan 147 Ayrılık Yar Bir Y a n d a n 151 İçelim! 153 Bu da Bir Ö zg ürlü k Şiiri DEVAM ( 1 9 5 3 ) B ilsem ki 159 Dışarda 160 Şiirde 161

155


A m an Dikkat! 162 Uyuşana! 163 T a ş mı Yesin! 16 i Yaşıy oruz 165 Pilim 166 Mangal 1“ 8 H e yb eli 186 Sarı Kâğıt Üstün e 187 Sahipsiz 188 D e r e c e Zam anı

189

Kara Taş Üstüne

190

Ü S K Ü D A R ’DA SABAH O l.D U ( 1 9 5 ı Kalavcı D ü k k ân ın a Giriş 193 Y u s u f a Öğ üt 194 K a ra b ib er in lîski G ünle ri 196 K a ra b ib er İstanbul Yo lların da 2 0 0 K a ra b ib er Müzeyi Anlatıyor 203 M ü z eden Kurtuluş 2 0 ı Bir Estetik Ameliyat 207 Karşısına Bir A çık g ö z Çıkıyor 2 12 K arab ib er İş B aşın da 216 K a ra b ib e r K ete n Helvacı 2 19 Y u s u f K arabib er le Karşılaşıyor 22 Üsk üdar'da Sa b a h Oldu 223 S o n 224 SO LU K SOLUĞA ( 1 9 6 2 ) B u M er diven le rden LL~ K o rk a k 228 D enge-D üzen 229 Sarıyı Anlatıyor um 233 K en dim izi Anlatıyorum 23 i Leylaklarını Anlatıyor um 235 Gidişini Anlatıyorum 2 36 Yalnızlığımı Anlatıyorum 23 7 İsteklerimi Anlatıyorum 2 38 G idenle ri Anlatıyorum 239 Utan cım ı Anlatıyor um 2 10 KARAKILÇIK ( 1 9 6 9 ) Karakılcık 2 ı 3 Körüz Biz 2 + 1 Aydın mısın 2 ı 5 G ö k d e le n 2-ı6 M er vem in Reşit 2 Î 7 G e n ç lik Parkı 2 İ 9 l 'z a k Değil

251

UZAK DHĞİL ( 19_ 0> Bir Kozada 25^ K a ra d e n izlis in 2 56 D e f n e le r (îibi 2 58


G ÜVERCİNİM U YU R MU ( 197-1) G ü v er cin im Uyur mu? 261 G ü n e ş t e n Uzak 263 E li f in Bahası 266 Ç e n g e lk ö y 'd e T e m m u z la r 268 Karton K ulele rd en 27 0 Sularda G ü n e ş O l m a k 272 Biz Dar Geçit B ekçileri 274 Bir Sınavsa Eğer 2 7 6 KULAĞIMIZ KİRİŞTE ( 1 9 8 3 ) Kulağımız Kirişte 2 79 B a r o k Sarısı 281 Talim leri miz 283 Sarıyazmalı 286 B u n c a Yüzyıldır 2 8 8 Sen B u Çerçevede 290 Y a k ın m ıy o ru z 293 K a ç Para Eder 2 96 Y ed ica n lı O lm a k 2 9 7 B om boş sa n 299 Kısalar, K ö seler 30 0 D e f n e le r Ö lm e z 302 U çu rtm a 305 Ç e m b e r 306 Evcilik 307 B e n i m G üzel Y av ru m 308 Ne Kuş, Ne B ö c e k 3 0 9 O rm a n ız Biz 311 B il m e y e c e k le r 312 O C A K KATIRI ALAGÖZ ( 1 9 8 7 ) Dö rt Mev sim 315 O c a k Katırı Alag öz 3 1 6 Dost Hipokrat 318 Ah O n la r 3 20 Çocuklarınız İçin 322 D u rm a k Y o k 324 O k u tm a Ü zerine 3 2 6 T ü r k ç e 'm iz 327 Ok u lla r D i n le n c e d e 3 2 8 Her Dilde 3 29 H e p B ö y l e 330 Ö ğ ü n s e k mi? 331 Kardeşlik 332 Selinti 333 Saltanat 334 S o n Şiirim 335 B İZ DE YA ŞA DIK 337 ŞİİR ANLAYIŞIM 347 G Ö RÜ Ş LE R 349 ÖLÜMÜ ARDINDAN 35 9


RIFAT İLGAZ'IN YAPITLARI

ŞİİR

ÖYKÜ

Y a re n lik

R ü ş v e t in A l a m a n c a s ı

S ın ıf

N e r d e O Eski U s t u ra la r

Y a ş a d ık ç a

Ç a lış O s m a n Ç i ft l ik S e n i n

Devam

S o s y a l K a d ın l a r Partisi

Ü s k ü d a r 'd a S a b a h O l d u

D o n K işo t İ s t a n b u l'd a

S o lu k S o l u ğ a - K a r a k ı l ç ı k - U z a k D e ğ il

Ş eker Kutusu

G ü v ercinim U yu r mu

G arib in H orozu

K u l a ğ ı m ı z K irişte

R a d a r ın A n a h t a r ı

O c a k K atırı A l a g ö z

D ö r d ü n c ü B ö lü k

B ü t ü n Şiirleri (1 9 2 7 - 1 9 9 1 )

OYUN ROMAN

H a b a b a m S ın ıfı U y a n ı y o r

Sarı Y a z m a

H a b a b a m S ın ıfı B a s k ın d a

K a r a r t m a G e c e le r i

H a b a b a m S ın ıfı S ın ıft a K a ld ı

K a r a d e n i z 'i n K ıy ıc ığ ın d a Y ıl d ız K a r a y e l

ÇOCUK

H a li m e K a p t a n

Ö k s ü z Civciv

H a b a b a m Sınıfı

K üçükçekm ece O kyanusu

H a b a b a m S ınıfı İ c ra a tın İ ç in d e

C an ku rtaran Y ılm az

A p a r t ım a n Ç o c u k la r ı

K u m d a n Beton a

P ija m a lıl a r ( B iz i m K o ğ u ş )

Ç o c u k Bahçesi

G eçm işe M azi

B a c a k s ız K a m y o n S ü r ü c ü s ü

( M e ş r u t i y e t K ır a a t h a n e s i ) H o c a N a s r e t t i n v e Ç ö m e z le r i

B a c a k s ız S ig a r a K a ç a k ç ıs ı B a c a k s ız Paralı A tlet B a c a k s ız O k u l d a

ANI Y o k u ş Y u karı K ırk Yıl Ö n c e K ırk Yıl S o n r a

GÜNCEL N e r d e K a l m ış t ık Cart Curt

B a c a k s ız Tatil K ö y ü n d e


Gençlerin içinde çok beğendiğim şairler var, hepsinin ismini aklımda tutamıyorum, isimleri henüz yer Z etmedi; ama şiirlerini p ek beğeniyorum. Şöyle aklımda kalanları sıra tefriki yapmadan sayayım: Dinamo, Suat Taşer, Rıfat İlgaz, A.Kadir, Orhan Kemal, Saffet Irgat vesaire... NAZIM HİKMET Nâzım’in yanında bulunuyordum. Dehşetli etkisi altındaydım. Nâzım “Kendi sesini bul!” diye bağırdı. Rıfat İlgaz’dan, Celal Sılay’dan örnekler gösterdi... ORHAN KEMAL ı vV <

m

v m

Hemen bütün şiirlerin mevzuu, kendi küçük dertleri, arzuları. Ama hayreti Bunların hiçbiri sadece Rıfat İlgaz’ın dertleri değil... Hepsi, hepsi geniş bir kitlenin, bir insanlığın dertleri. Sosyal şiir nedir diyenlere bu kitabı göstermek lâzım. En şahsi, en hususi şeyler nasıl cemiyetin malı olabilirmiş, insan kendi hasis dertlerinin dışına nasıl çıkar ve onları nasıl biraz yukardan, dudaklarında hazin bir tebessümle seyredebilirmiş... En basit kelimeler, en özentisiz tasvirlerle nasıl hayat dolu tablolar, koskoca bir cemiyet parçasını aksettiren manzaralar çizebilirmiş. Bütün bunları Rıfat İlgaz ’dan öğrenmek kabil. SABAHATTİN ALİ Rıfat İlgaz, müreffeh bir zümrenin değil, fa k a t bir günden öbürüne yaşayabilm ek için didişen, böyle üzüntülü günlerin akşamında, bazan, ‘gününü gün etmek için, şöyle bir demlenen ’ halkın şairidir. BEHİCE BORAN Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat İlgaz’ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak bir şey yoktur. PERTEV NAİLİ BORAT AV

p

Rıfat İlgaz, şiirlerinde şehir insanının günlük dertlerini yaşattı. İkinci Dünya Savaşı’nda, İstanbul şehrinde yaşayan fakir halk Rıfat İlgaz’ın şiirlerinde ölmezle şmiştir. OKTAY AKBAL ISBN 9 75 -348- 1 71 -3

9

>

789753 481717

www.jCİnaryâyirrciI]t,com

4vwwfîîalıîgaz.iı(fo www.tifattigaz.o%

\

Wwwfhababam sinifi.org

cinar^çinary ayirRiilik. com

Yarenlik’le (1943) başlayan, sonra Sınıf (1944), Devam (1953) ve arkasından gelen kitaplarında süren; her menzilde kendini aşan; toplumun olduğu kadar sanatın da nabzını tutup özde ve biçimde en yeni açılım lara kadar izleyerek özümseyen bir şiir serüveninin bilançosu! Çekinmeden söylemeli d e: Nâzım Hikmet’in arkasından, Türkiye’de ‘İnsan M anzaraları’nı Rıfat İlgaz’dan daha hünerli sürdüren ve zenginleştiren bir başka şair çıkmadı, diyebiliriz . SER VER TANİLLİ


Rıfat ilgaz bütün şiirleri çınar yayınları