__MAIN_TEXT__
feature-image

Page 1


EDİTÖRDEN DEĞERLİ HARİCİYE OKURLARI, Yazıma başlamadan önce çok değerli Editör Yardımcım Aykut Aydeniz’e teşekkür etmek istiyorum. Bu zorlu yolculukta yanımda olup tüm stresimi, sıkıntılarımı benimle birlikte taşıdığı için ve ne zaman istesem ulaşılabilir olduğu için. Daha sonra dergimizin bu sayısındaki tüm yazar arkadaşlara ortaya koydukları yazılar için ve bu süreçte gösterdikleri sabır için teşekkür etmek istiyorum, siz olmasanız bu dergi olmazdı. Son olarak da Dış Politika ve Uluslar arası İlişkiler Topluluğu Yürütme Kurulu üyelerine, başta başkanımız Hüseyin Sinan Güler olmak üzere teşekkür ediyorum. Dergimizin bu sayısında ülkemizin ve dünyanın gündemini sıkça meşgul eden Orta Doğu meselesine eğilmek istedik ve birbirinden güzel yazılar ortaya çıktı. İngilizce ve Türkçe olarak iki dilde olan yazılarımızda Modern Orta Doğu’nun İnşası, Amerikan Başkanı Trump’ın Orta Doğu politikası, Orta Doğu’da Kadın Olmak, Suriye Mülteci Krizi, Osmanlı Son Dönem Göç Hareketleri, Amerikan Başkanı Trump, Çevre Krizi, Reconsidering Political Philosophy in the 21st Century: How Modern Philosophy Could Be Used to Understand the International Arena, A Brief Look at the Energy Policies of Some Countries and Ways of Energy Security, Toplumsal Cinsiyet Rolleri, Ali Fethi Okyar, Serbest Cumhuriyet Fırkası Nasıl Doğdu, Nasıl Fesh Edildi?, Küresel Güç Açmazı: Çin ve Seyfi Taşhan ile Ropörtaj bulunmaktadır. Maddi sıkıntılar sebebiyle dergimiz bu sene de maalesef basılamadı, ancak bu bizi vazgeçmeye değil daha da fazla çabalamaya sevk ediyor. Bir sonraki sayımız için sponsor arayışlarımıza şimdiden başlamış bulunuyoruz. Umarız dergimizi basılı bir şekilde elimize alabileceğimiz günler de gelecek. Umarım dergimizin bu sayısını okumaktan keyif alırsınız. Her türlü soru/sorun ve önerileriniz için bize e-posta göndermekten çekinmeyin: hariciyedergisi@gmail.com Ceren ÇEVİK


durulmadığı,

barışın ve huzurun uğramadığı

‘MODERN’ ORTADOĞU’NUN İNŞASI: SYKES-PICOT ANTLAŞMASI VE ORTADOĞU’DAKI SORUNLAR

Ortadoğu’da, halklar duruma isyan etmiş, artık

Ali Demirel

değiştirmeye çalışmışlardır. Daha önce Ortadoğu

aaliddemirel@gmail.com

bir

şeylerin

kaderlerini

değişmesi tayin

gerektiği

eden

yapay

inancıyla düzeni

denildiğinde akla otoriter rejimler, baskıcı partiler, yolsuzluk gelirdi. Bunların yanında, Ortadoğu ‘itaatkârlık ve tevekkülün’ kültürel bir haslet ve ‘‘öz’’ olduğu bölge olarak görülürdü. 2011 yılına gelindiğinde, genellikle tevekkül ve boyun eğme ile kodlanan Ortadoğu artık bir direniş havzasına dönüşmüştür. 1 Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’de halk, liderlerine isyan etmiş, zulüm, baskı ve istikrarsızlıktan kurtulma çareleri aramışlardır. ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan bu

Ortadoğu’da yaşanan tüm karmaşa ve sorunların

isyan hareketlerinde Ortadoğu halkları, iktisadi

temeli uzun bir geçmişe ve çok kutuplu siyasi

ve siyasi baskıları, eşitsizliklerin mevcut olduğu

ilişkilere dayanmaktadır. Modern Ortadoğu’nun

nizamı açıkça protesto etmişlerdir. Son olarak

makûs

Osmanlı

Suriye’de rejim ile muhalifler arasında yaşanan

İmparatorluğu yıkılmadan önce emperyalist

çatışmalar/iç savaş ise hala devam etmektedir.

güçler

Ortadoğu’nun

talihi

ve

tarihi,

daha

tarafından hazırlanmış bir projenin

tarihini

radikal

bir

şekilde

çıkar

değiştirmeyi amaçlayan geniş çaplı direnişler ve

gelen

ayaklanmalarla birlikte, bölgenin kaderini tayin

olarak

eden Sykes-Picot Antlaşması gündemi yeniden

algılanması aslında İngiltere ve Fransa’nın Sykes-

meşgul etmeye başlamıştır. Çünkü tüm bu

Picot Antlaşması ile bölgeye biçtikleri rolden

direnişler, isyanlar ve çalkantılar Ortadoğu’ya

kaynaklanmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’yla

yeni bir düzenin geleceğinin sinyalleri olarak

Osmanlı

dağılmasından

yorumlanmaktadır. Ayrıca 2016’nın Mayıs ayı ile

sonraki süreçte Ortadoğu’da meydana gelen ve

birlikte anlaşmanın yüzüncü yılını doldurmuş

bitmek bilmeyen savaşlar, kaos ve istikrarsızlık

olması, yukarıdaki iddiayı tasdik edercesine,

ürünüdür.

Büyük

çatışmalarının Ortadoğu’nun,

odak

güçler

arasındaki

noktası

‘sorunlar

İmparatorluğu’nun

haline

yumağı’

adeta bölgenin ‘kaderiymiş’ gibi bir izlenim 1

oluşturmaya başlamıştır. Yıllardır bir türlü suların

Y. Doğan Çetin (Der.), Ortadoğu: Direniş, Devrim, Emperyalizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 2014, s. 8.


Sykes-Picot düzenin süresinin dolduğu, artık yeni

en önemlisi sayılabilir. Modern Ortadoğu’nun

bir Sykes-Picot’un hazırlandığı iddialarını da

oluşturulması açısından önemli bir belge niteliği

berberinde getirmiştir. Bu çalışmamızda, genel

taşıyan anlaşma aslında uzun, karmaşık bir

hatlarıyla birlikte Sykes-Picot Antlaşması’nın

sürecin ve çok yönlü siyasi ilişkilerin ürünüdür.

günümüz Ortadoğu Bölgesinin sınırlarını nasıl şekillendirdiğine

ve

bölgede

vuku

bulan

çatışmalara hangi açıdan temel oluşturduğuna değinilecektir. Ayrıca, son yıllarda bölgede yaşanan direniş ve isyanlara binaen artık SykesPicot Antlaşması’nın hükmünü yitirip, yeni bir Sykes-Picot

Antlaşması’nın

hazırlanıp

hazırlanmadığı ve bölgedeki mevcut düzenin değişip değişmeyeceği konuları ele alınacaktır.

Balkan Savaşlarında, kuruluşu daha 30-40 yıl devletler

uğrayan

karşısında

Osmanlı

büyük

kayıplara

İmparatorluğu’nun

kendi

kendisini toparlayabileceği artık olasılık dışı sayılmaktaydı. En azından İngiltere, Fransa ve Çarlık

Rusya’sı

düşünmekteydi

gibi ve

büyük

güçler

imparatorluğun

böyle ortadan

kaldırılması gerektiğini bir zaman meselesi saymışlardı. Birinci Dünya Savaşı çıktığında Osmanlı

İmparatorluğu’nu

kendi

bağlaşma

sistemlerinin içine almayı düşünmemişlerdir. Savaşın başlamasıyla birlikte imparatorluğun, Almanya’nın yanında yer aldığını görünce de savaştan

sonra

uygulanmak

malum

ilişkilerde

devletlerarasında

devletlerin

kendi

olduğu

yüksek

gibi

uluslararası

dostluk

yoktur;

menfaatleri

söz

konusudur. Bu düsturdan hareketle, 19. yüzyıl boyunca çok yönlü siyasi ilişkiler ağı kuran İngiltere

de

ilkesel

olarak

daima

mutlak

çıkarlarını korumaya yönelik siyaseti takip etmiş ve

kurduğu

bu

içinde

Osmanlı

İmparatorluğu’nu bir piyon olarak tutmuştur. Yeri geldiğinde de çıkarlarını korumak için

Sykes-Picot Antlaşması’na Giden Süreç

olan

Herkesçe

üzere

kendi

aralarında bir dizi gizli paylaşma anlaşmaları yapmışlardır. Sykes-Picot Antlaşması da bu anlaşmalar demetinin bir parçası, aynı zamanda

potansiyel tehlike olarak gördüğü Rusya ile kendi arasında,

Osmanlı’yı

bir

tampon

olarak

kullanmaya çalışmıştır. Bu bağlamda, İngiliz Başbakanlarından

Palmerston

tarafından,

Hindistan ve Hindistan yolunun kara ve deniz yolu ulaşım güzergâhının güvenliğinin sağlanması konusunda ‘ara tampon devleti ayakta tutma politikası’ icat edilmiştir. 2 İngiltere’nin, 1856 Kırım

Savaşı’nda

Rusya’ya

karşı

İmparatorluğu’nu destekleyerek, 2

Osmanlı

Asya’da bir

David Fromkin, Barışa Son Veren Barış, Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı 1914-1922, Çev., Mehmet Harmancı, Sabah Kitapları, İstanbul, 1993, s. 15. *Büyük Oyun teriminin asıl çıkış noktası Orta Asya’da Rus-İngiliz hâkimiyet mücadelesidir. Öncesinde bölgede nüfuz mücadelesine girişen taraflar yaklaşan Alman tehdidine karşı 1907’de anlaştılar. Ayrıca, bu İngiliz-Rus antlaşması iki tarafın Tibet, Afganistan ve İran’daki nüfuz alanlarını da belirliyordu. Mohammad-Reza Djalili, Thierry Kellner, İran’nın Son İki Yüz Yıllık Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2011, s. 47.


Rus üstünlüğünü dengelemeye çalışması, takip

edilebilir.

edilen

okunduğunda görülecektir

politikaya

güzel

bir

örnek

olarak

Yine

farklı

bir

ki bu anlaşma,

gösterilebilir. İngiltere’nin 19. yüzyıl boyunca

müttefiklerin

takip ettiği bu politika sayesinde Osmanlı

etmediklerinin belgesidir. Dolayısıyla istisnaları

İmparatorluğu yüz yıldan fazla bir süre daha

olmakla beraber, uluslararası ilişkilerde devletler

uluslararası sistemde tutunabilmiştir.

için dostluk değil, çıkarlar ön plandadır. Çarlık

20. yüzyıla gelindiğinde İngiltere’nin ‘Büyük Oyun’* olarak da adlandırılan tampon devleti destekleme politikası farklı bir boyut kazanmıştır. Büyük Oyun ’un temelini oluşturan Çarlık Rusya ve İngiltere arasındaki Ön Asya liderlik/hamilik mücadelesi, Güneydoğu Asya’da Almanya’nın emperyalist etkinliğini artırmasıyla yerini İngilizRus ittifakına bırakmıştır. Almanya’ya karşı

birbirlerine

perspektiften

de

itimat

Rusya’nın bu atağından sonra, İngiltere’nin 12 Ekim 1915 tarihli önerisi üzerine Fransa ile görüşmeler başlamıştır. Müzakereleri İngiltere adına, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu uzmanı Sir Mark Sykes ve Fransa adına, Fransa’nın eski Beyrut Başkonsolosu Georges Picot yürüttüğü için, bu anlaşmaya Sykes- Picot Antlaşması denilmiştir.

İngiliz-Rus ittifakının gerçekleşmesinden sonra

Sykes-Picot görüşmelerinde Fransa Suriye’nin

İngiltere, yine Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya

Fransa’ya ait olduğunu belirtmekle kalmamış, bu

toprakları üzerinde yaşayan fakat Türk olmayan

sınırların içinde Filistin’i de katmıştır. Yani

halklarını Büyük Oyun içinde piyon olarak

Fransa’nın Büyük Suriye’si, güneyde Filistin’den

kullanabileceği fikrini yeni bir strateji olarak

kuzeyde Toros Dağları’na ve doğuda Musul’a

geliştirdi. Tam da bu noktadan itibaren Sykes-

kadar uzanıyordu. Böylece yeraltı ve yerüstü

Picot görüşmeleri karşımıza çıkmaktadır.

zenginlikleriyle kendisine büyük bir Suriye

Sykes-Picot Antlaşması’nın Hazırlanma Süreci

kolonisi Görüşmeler

oluşturulması esnasında

planlanıyordu. İngilizler,

3

Araplarla

12 Mart 1915 yılında imzalanan İstanbul

yapılan pazarlıklardan Picot’a da bahsetmişlerdir.

Antlaşması ile İngiltere, İstanbul ve Boğazları

Her şeyden haberdar olan Picot, Fransa’nın

Rusya’ya vermeyi kabul etmiştir. Boğazlar ve

amacını yenilemiş, Filistin ve Suriye’yi Fransa için

İstanbul üzerindeki Rus çıkarları, diğer iki

isterken, Musul, Bağdat ve Basra’nın Arapları

müttefik olan İngiltere ve Fransa’nın kendi

memnun edebileceğini öne sürmüştür. Burada

çıkarlarını savaş sonrası için koruma arzusu 3

doğurmuştur. Bu açıdan bakıldığında, SykesPicot,

müttefik

güçlerin

birbirlerinin

menfaatlerini tanıma belgesi olarak da kabul

Edward Peter Fitzgerald, ‘‘France’s Middle Eastern Ambitions, Sykes-Picot Negotiations, Oil Fields of Mosul, 1915-1918 ‘‘, The Journel of Modern History, Vol. 66, Number 4 (December 1994), pp. 697-725, s.709.


kurnazca hareket eden Picot, aslında Fransız

Sykes-Picot

Antlaşması’ndan

nüfuz alanındaki Musul’u Araplar için feda

haberdar

ederken İngilizleri de Bağdat ve Basra konusunda

Antlaşması’nı kabul etmesi karşılığı, Boğazlara ek

aynı fedakârlığı göstermeleri için teşvik etmiştir.4

olarak Trabzon’a kadar doğu Karadeniz kıyıları ile

Böylece İngiltere’nin Ortadoğu’daki nüfuz alanını

Erzurum,

azaltmak istemiştir. Nitekim Fransa Filistin hariç

istemiştir. Yapılan görüşmeler sonunda İngiltere,

diğer taleplerini elde etmeyi başarmıştır. Her iki

Fransa ve Çarlık Rusya arasında Petrograd

tarafın Filistin üzerindeki ısrarlı tavrı, bu bölgenin

Protokolünü imzalanmıştır. Böylece Sykes-Picot

uluslararası yönetime tabi olmasının yolunu

Antlaşması 10-23 Ekim 1916’da son şeklini aldı.

açmıştır.

Buna göre; Rusya, Suriye, Musul, Ürdün’ü

etmişlerdir.

Van,

Bitlis

Rusya’yı

Rusya,

kendisine

da

Sykes-Picot

verilmesini

kapsayan bağımsız bir Arap Devleti ya da Arap Karşılıklı görüşmeler ve hükümetler arası mektup

devletleri federasyonu kurulacağını, Adana,

teatisi ile şekillenen Sykes-Picot Antlaşması,

Antakya bölgesi, Suriye kıyıları ve Lübnan’ın

nihayetinde İngiltere ile Fransa arasında 16

Fransa’ya,

Mayıs 1916 yılında imzalanmıştır. 5 Anlaşmanın

bırakılmasını

içeriğini şu şekilde özetleyebiliriz. Suriye’nin

uluslararası bir yönetim kurulacaktı. Rusya,

Akka’dan itibaren kuzeye doğru bütün kıyı

İstanbul ve Boğazlara ek olarak Trabzon’un

bölgesi (Beyrut dâhil), Adana ve Mersin bölgeleri

doğusu, Erzurum, Van ve Bitlis’i elde etmiştir.7

Fransa’nın olacaktı. Bağdat-Basra arasındaki

Ayrıca, İngiltere ve Fransa hükümetleri, bağımsız

Dicle ve Fırat bölgesi de İngiltere’nin olacaktı.

bir Arap Devletini veya Arap devletlerinden

Geri kalan topraklarda bir Arap devleti veya Arap

oluşan bir federasyonu himayelerine alacaklardı.

devletleri federasyonu kurulacaktı. İskenderun

Görüldüğü gibi ‘Küçük Asya Antlaşması’ olarak da

serbest bir liman ve Filistin* de milletlerarası

bilinen bu anlaşma günümüz Ortadoğu’sunun

bölge oluyordu.6 . İngiltere ve Fransa, daha sonra

sınırlarını

Musul

hariç

kabul

şekillendirmiş,

Irak’ın

İngiltere’ye

etmiştir.

Filistin’de

diğer

bir

deyişle

İngiltere ve Fransa kendilerinin ‘Küçük Asya’sını 4

Elie Kedourie, ‘‘ Cairo and Khartoum on the Arab Question, 1915-18 ’‘, The Historical Journal, Vol. 7, Number 2 (1964), pp.280-297, s. 287. 5 Ali Poyraz Gürson, Büyük Güçlerin Suriye Planı, Kripto, Ankara, 2016, s. 35. *Gerçekte Filistin, Hıristiyan Batı dünyasının Kutsal Toprakları tanımlamak için kullandığı coğrafya terimiydi ve kendine Filistin diyen bir devlet hiçbir zaman var olmamıştı. 6 Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi 1914-1995, (Cilt 1-2), Alkım Yayınevi, İstanbul, 2005, s.126; Temuçin Faik Ertan, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, s. 67.

yaratmışlardı.

7

Berna Türkdoğan, Milli Mücadele Tarihi, Cilt 1, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2005, s. 12-13; Temuçin Faik Ertan, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, s. 67.


belirtildiği haliyle, sonradan anlaşmaya dâhil olan Rusya’ya kalan topraklar sarı renkle boyanmıştır.

8

Haritaya

baktığımızda,

Şerif

Hüseyin ile görüşmelere rağmen Arapların özyönetimini içeren bir bölgeye ne haritada ne de antlaşmada rastlanılmamaktadır. Maddelerde de gördüğümüz gibi, son derece muğlak ifadelerle Arap devleti ya da Arap devletler federasyonu tabiri kullanılmıştır. Bu aslında çok normal bir durum; ne de olsa Araplara verilen vaatler gerçekleşmeyecekti. İngiltere Dışişleri Bakanı Grey’in de belirttiği gibi Kahire tarafından verilen sözler ‘‘hiç gerçekleşmeyecek hayali şatolardı.’’ 9 Ayrıca yine Grey ve arkadaşları, İngiliz Arşivinde Yer Alan Sykes-Picot Antlaşması’nı Gösterir Harita, Kaynak: İsmail Şahin, Cemile Şahin, İsmail Şükür,

Araplar da dâhil, koyu tenli halkların ‘kendi kendilerini

yönetme’

becerilerinden

kuşku

duymaktadırlar.

a.g.e., 262 Sykes-Picot Antlaşması’yla birlikte İngiltere ve Antlaşma haritasında yer alan maviye boyanmış

Fransa, Ortadoğu’da yer alan önemli stratejik

kısım, doğrudan Fransız yönetiminde kalacak

bölgeleri kendilerine sömürge olarak almışlar,

toprakları ifade etmekte olup, bu bölgeler

hem de ileride kurulması planlanan Arap

Levanten

tamamından

devletinin üzerinde doğrudan ya da dolaylı söz

oluşmaktadır. Kırmızı renkle belirtilen alan ise

sahibi olmanın fırsatını yaratmışlardır. Sonuç

doğrudan İngiltere’nin idaresinde olacak sınırları

olarak bu paylaşım İngiltere ve Fransa’ya

göstermektedir. Bu sınırlar ise, İran Körfezi’nin

Ortadoğu’yu kontrol etme imkânı sağlamıştır.

sahili,

Kilikya’nın

üst kısmından başlayarak Bağdat’ın kuzeyine kadar uzanmaktadır. Her doğrudan yönetimin sınırındaki alan, o ülkenin nüfuz bölgesini işaret ediyordu. Kahverengiyle boyanmış alan ise uluslararası yönetime bırakılmış Filistin bölgesini göstermektedir.

Antlaşma

maddelerinde

8

William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, Çev. Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2008, s. 182; İsmail Şahin, Cemile Şahin, İsmail Şükür, ‘‘Ortadoğu’da Emperyalist Güçlerin Gizli Oyunu’’, s. 256; Ali Poyraz Gürson, Büyük Güçlerin Suriye Planı, s. 35-36. 9 David Fromkin, a.g.e., s.178.


Antlaşmada dikkat çeken diğer önemli nokta ise,

Bu

sorunlardan

birincisi,

İngiltere’nin Rusya’yı Ortadoğu’dan soyutlamış

milliyetçilik fikriyle birlikte sömürülmeye karşı

olmasıdır. Haritaya bakıldığında kolayca fark

yapılan mücadelelerdir. Başlangıçta Arapların

edilecektir ki, İngiltere kurnazca yürüttüğü

Sykes-Picot Antlaşması’ndan haberleri yoktu.

politikası sayesinde hem Hindistan yolunun

Daha sonraları İngiltere Araplara, Osmanlılara

güvenliğini 10 sağlamakla kalmamış, potansiyel

karşı

tehdit olarak gördüğü Rusya ile arasına Fransa’yı

İmparatorluğu’nun çökmesi halinde kendilerinin

alarak Rusya’nın Güney siyasetinin önünü de

yöneteceği

kapatmıştır.

kuracakları sözünü vermişti. Buna rağmen

ayaklanmaları

bağımsız

Ortadoğu’da

ve

Büyük

Osmanlı

Arap

devleti

İngiltere’nin verdiği sözler boşa çıktı, Araplar, Sykes-Picot Antlaşması ve Ortadoğu’daki Sorunlar

Sykes-Picot’un ustaca çizdiği sınırlar, 20. yüzyılın ilk yarısında bölgeyi kontrol edebilme noktasında İngiltere ve Fransa’ya önemli ölçüde yardımcı olmuş olsa da, bu sınırların bölge halkına etkisi çok daha farklı oldu.

hem Osmanlı’ya karşı isyan etmiş hem de İngiltere için Osmanlı ile savaşmış olmalarına rağmen bağımsızlıklarını elde edememişlerdir. Birinci Dünya Savaşı’nda sonraki dönemde sömürgeci güçler, Arap dünyası üzerindeki nüfuzlarını kullanmaya yine devam etmişlerdir. Bu durumun devam etmesi Arap dünyasında ciddi bunalımlara sebep olmuş, artık Araplar

Ortadoğu için hazırlanan harita, 16. yüzyılın

liberal anayasal yönetim inşa etme siyaseti

başından

olan

yerine, asıl hedefi sömürgecilerden ve sömürge

toprakları parçalayıp yeni ülkelere böldü ve siyasi

sisteminden kurtulmaya odaklanan milliyetçilik

oluşumları etki alanı içine aldı. Diğer bir deyişle,

çizgisine yönelmişlerdir.

Avrupalılar,

Ortadoğu

milliyetçi hareketlilik, birçok Arap ülkesinde

halklarının politik kaderlerini ellerine almış

1950’li yıllardan 2011’deki Arap isyanlarına (Arap

oluyorlardı.

Baharı) kadar geçen süreçte askeri rejimlerin

beri

Osmanlı

niyet

yönetiminde

ettikleri

gibi

11

Ortadoğu’daki bu

yükselmesinde son derece önemli rol oynamıştır. Sykes-Picot

projesinin

sonucu

olarak,

Halklar ülkelerinde yabancıları görmeyi ve dış

Ortadoğu’da yeni oluşan jeopolitik düzende üç

müdahalelere maruz kalmayı ve en nihayetinde

farklı sorun göze çarpmaktadır.

sömürülmeyi 11

10

http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeeraozel/sykes-picot-duzeni-yikiliyor-mu (Alıntı Tarihi: 26.12.2016)

artık

istemiyordu.

Bunu

Tarık Osman, ‘Modern Arap Dünyası’nın Oluşumu’ Belgeseli, 14 Aralık 2013. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/07/140 630_sykes_picot_mirasi (Alıntı Tarihi: 27.12.2016)


başarmanın yolu da askeri rejimlerin iş başına

ayrı yaşayan farklılıklar, Sykes-Picot Antlaşması

geçmesiyle mümkün görünüyordu; ama ileriki

ile birlikte aynı sınırlar içerisinde yaşamaya

dönemlerde askeri rejimler ya da diktatörlüğe

mecbur bırakılmıştır. Başa geçen liderlerin güç

varan yönetim tarzı baskı ve kısıtlamaları da

kullanarak bu farklılıkların üstünü örtmeye

beraberinde getirmiştir. 2011 yılında olduğu gibi

çalışmaları isyanı ve çatışmayı beraberinde

halk bu defa kendi iktidarlarına karşı isyan

getirmiştir. Özellikle Avrupalı güçleri bölgeden

bayrağını çekmiştir.

çıkarma mücadelelerinde, daha sonra da Arap

İkinci önemli sorun ise Sykes-Picot ile mezhep temelli

savaşların

Ortadoğu’yu

başlamasıdır.

mezhepler

Antlaşma,

temelinde

bölme

eğilimindeydi. Sınırların ayrımına göre; *Lübnan,

başta

Marunîler

milliyetçiliği izlerini süpürürken bu farklılıklar örtülmeye çalışıldı. Arap dünyasının güçlü liderleri, Ortadoğu’da Hafız Esad ve Saddam Hüseyin, Kuzey Afrika’da Albay Muammer Kaddafi, 1980’li ve 1990’lı yıllarda farklılıkları,

olmak

üzere,

sıklıkla gaddarlık ve zulümle bastırmıştır.

12

Hristiyanlar ve Dürzüler için sığınacak bir liman

Ayrıca, yöneticinin farklı mezhepten, yönetilenin

olarak tasavvur edilmişti,

de farklı bir mezhepten olması da her zaman

*Filistin’de

büyük

oranda

Yahudiler

yaşamaktaydı,

sürtüşmelere neden olmuştur. Örneğin, Irak’ta yaşayan Şiiler Sünnilere oranla daha fazla sayıdaydılar. Bununla birlikte, Kral Faysal’ın

*Lübnan ile Filistin’in sınır bölgesindeki Beka

Sünni olması ve Sünni kesimin daha iyi yetişmiş

Vadisi Şii Müslümanlara bırakılmıştı,

ve kültürlü olmaları sebebiyle idarenin yüksek

*En

büyük

Suriye’de

mezhepsel

ise

çoğunluğu

demografiye

sahip

oluşturan

Sünni

Müslümanların yanında Süryaniler, Nusayriler ve Şii Müslümanları yaşamaktaydı. *İngiltere

mandasında

bulunan

kademelerini ellerine almaları toplumda alttanalta bir Şii-Sünni mücadelesine neden olmuştur. 13

Bunlardan başka, Filistin’de yaşanan Arap-

Yahudi gerilimi ve mücadelesi de yine SykesPicot’un getirdiği dini etkenli bir sorundur.

Irak’ta

Müslümanlığın iki temel mezhebi vardı: Şiiler ve Sünniler; Şiirler Sünnilerden nüfus olarak biraz daha fazlaydı.

Bu gün hala devam eden Sünni-Şii gerilimi, ArapYahudi

kavgasının 12

Çok farklı dini gruplara ev sahipliği yapan Ortadoğu’da her mezhep grubu diğerlerinden ayrı yaşamaktaydı. Fakat her zaman birbirinden

çatışması

ve

temelleri

Hıristiyan-Müslüman Sykes-Picot’a

kadar

Tarık Osman, ‘Modern Arap Dünyası’nın Oluşumu’ belgeseli, 14 Aarlık 2013. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/07/140 630_sykes_picot_mirasi (Alıntı Tarihi: 27.12.2016) 13 Fahir Armaoğlu, a.g.e., s. 198-203.


uzanmaktadır. Bölgenin dini, siyasi ve etnik

Antlaşması’nın

farklılıkları

uygulanmaya başlamıştır.

görmezden

gelinerek

hazırlanan

anlaşma, birbirine zıt hatta düşman mezhepleri aynı sınırlar içinde yaşamaya mecbur bırakarak kavganın ve kaosun da fitilini ateşlemiş oluyordu. Sınırlarının şekillenmesinden günümüze kadar Filistin’de, bir Arap-Yahudi çatışması, Mısır’da Hıristiyan-Müslüman mücadelesi, yine Irak’ta ŞiiSünni kavgası her zaman yaşanmıştır. Tüm bunlar Sykes-Picot Antlaşması’nın doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. En son 2011’deki isyanlarla birlikte eski ihtilaflar, hayal

Ortadoğu’ya

biçtiği

rol

Avrupa’da icat edilip Ortadoğu’ya yerleştirilmiş olan modern politik sistem kimlik sorunun temelini oluşturmaktadır. Bu modern politik sistemin en belirgin özelliği, dünyanın ulusal yurttaşlık

temelinde

‘laik’

devletlere

bölünmesidir. Bu, aynı zamanda yaklaşık 400 yıldır

davranışlarını

şekillendiren

siyasal,

toplumsal ve dini düzenin de sonu anlamına geliyordu.

kırıklıkları ve yıllarca gizlenen umutlar tekrar gün

Sykes-Picot Antlaşması gereği İngiltere ve Fransa

yüzüne çıkmıştır.

Ortadoğu’yu

Bilindiği gibi, Ortadoğu geçmişe kök salmış inançlarıyla mağrur bir eski uygarlıklar bölgesidir ve Avrupa’nın önerdiği değişiklikler o kadar büyüktü ki, bunların kök salması için kuşaklar geçmesi gerekirdi. Fakat için kuşaklar geçse de bu

değişikliklerin

bölgede

tutunabilmesi,

benliğini inançları üzerinden kuran ve yaşayan bölge halkı imkân dâhilinde değildi.

işgal

edip

bölgesel

devletler

kurmaya başlamışlardı. Araplar da kendi yeni devletlerindeki

gelişmelere

yönelmişlerdi.

Ortadoğu’da oluşan bu yeni devlet sistemi Arapları, bir yanda milliyetçilik ve laiklik, diğer yanda da İslam anlayışı ve yaşayışı arasında bırakan kimlik sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Böylesine bir kimlik karmaşasını yaşanması, Avrupa’dan Ortadoğu’ya ‘ithal edilen düzenin’ doğal bir sonucuydu. ‘Laik sivil hükümete olan

Sykes-Picot ile birlikte, Ortadoğu’da sorun teşkil

inanç’, Ortadoğu sakinlerinin bin yıldan faladır,

eden üçüncü mesele ‘kimlik sorunudur’. 20.

hükümeti ve politikayı da içermek üzere, tüm

yüzyılın sonuna gelindiğinde, bir zamanların

yaşama hükmeden bir Kutsal Yasa’ya inandıkları

sapasağlam Osmanlı-İslami Ortadoğu düzeni,

bu bölgede, gayet yabancı bir inançtır.14 Sonuç

yükselen Avrupa tehdidi karşısında dengesini

olarak, Araplar daha önce Osmanlı vilayetlerinin

kaybetmeye başlamıştır. Son darbe olan Birinci

sakinleriyken

Dünya

Savaşı’nın

İmparatorluğu

sonunda

parçalanmasıyla,

şimdi

kendilerine

Osmanlı Sykes-Picot 14

David Fromkin, a.g.e., s. 479.

Iraklılar,


Suriyeliler ve Filistinliler olarak yeni kimlikler

Son

yaratmak zorundaydılar.15

çatışmalar, özellikle Suriye’de vuku bulan iç

İngiltere ve Müttefikler, İslamiyet’in bölge üzerindeki hâkimiyetinin ve politik manzaranın başlıca unsuru olduğunu ve bununla yaşamak zorunda olduklarını kavramışlardı. Bu nedenle İngiltere, 1914 yılında, İslam inancını kendi yönetimi altına sokmayı öngören bir politika başlattı ve yukarıda da değindiğimiz gibi ‘Panislamizm’ hareketine karşı ‘Panarabizm’ politikasını destekledi. ‘Dini meşruiyet’ aracından ziyade milliyetçilik çizgisine kayan siyasi oluşumu Ortadoğu’da yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Büyük savaşın sonunda, önceden başlattığı Panarabizm hareketine dayanarak laik ve milli devletler

zamanlarda

Ortadoğu’da

yaşanan

savaş ve kıyımlar insanlık adına utanç duyulacak türden

gelişmelerdir.

Rejim

ile

muhalifler

arasında çıkan iç savaş nedeniyle milyonlarca insan başta Avrupa, Türkiye ve Arabistan olmak üzere dünyanın birçok yerine göç etmek zorunda kalmıştır. Gerek resmi makamların gerekse de medyadaki haberlerin ulaştırdığı verilere göre sadece Türkiye’de 3 milyona yakın Suriyeli mülteci vardır.16 Son Halep olaylarından sonra bu rakamın daha da artmış olması muhtemeldir. Barışın ve istikrarın küstüğü Ortadoğu, her zaman olduğu gibi yine kaosun ve çatışmanın ortasında boğulmaktadır.

kurdurmayı başarmıştır. Tüm bunların ortak

2011 yılında Tunus, Mısır ve Libya’da başlayan

amacı, Ortadoğu’da tekrar birlik ve bütünlük

Arap isyanları (Arap Baharı), Birinci Dünya Savaşı

kurulmasını, birleşerek dünyada bir güç odağı

sonrasında

oluşturulan

devlet

oluşturulmasına engel olmaktır. Ne zaman iki

sonuçlarını

değiştirme

teşebbüsü

Ortadoğu

değerlendirilebilir. Arap Baharı Ortadoğu’da

devleti

birleşmeye,

ortaklık

uzun

süreli

bir

geçiş

düzeninin olarak

oluşturmaya çalışsa, muhakkak birinde ya darbe

yaşanan

sürecinin

yoluyla ya da siyasi baskılar yoluyla birleşmekten

parçasıdır. Arap Baharı ile başlayan süreç, inişleri

vazgeçilmesi sağlanır. Asya’da birçok ‘milli Türk

ve çıkışlarıyla aslında Suriye’de hala devam

devletinin’ bulunması gibi, aynı etnik kökene

etmektedir.17 Yani, Suriye’de rejim ile muhalif

sahip olmalarına rağmen bugün Ortadoğu’da

gruplar arasında başlayan iç savaş bu sürecin

ayrı ayrı ‘milli Arap devletlerinin’ bulunması bu

devamı olarak görülebilir.

iddiayı destekler niteliktedir. Sykes-Picot Düzeni Yıkılıyor mu?

15

William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, s. 190.

16

http://www.milliyet.com.tr/turkiye-ye-siginanmulteci-sayisi/siyaset/detay/2216554/default.htm (Alıntı Tarihi: 27.12.2016) 17 http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeeraozel/sykes-picot-duzeni-yikiliyor-mu (Alıntı Tarihi: 26.12.2016)


2011

yılındaki

Arap

isyanları

ve

bugün

problemler çıkartmaya, mezhep politikalarını

Suriye’deki iç savaş nedeniyle bölgeye olan dış

diriltmeye

müdahaleler daha da artmıştır. Ayrıca şuana

Ortadoğu’da

kadar bölgeden, Avrupa, Amerika, Türkiye ve

uygulanacağını belirtmiştir.

diğer birçok ülkeye küresel göç dalgası yaşanmış, Suriye adeta boşaltılmıştır. Son dönemde, iç savaşı durdurmak ve barış için bir çözüm sunmak adına Türkiye, Rusya ve İranlı yetkililer sürece dâhil olmuşlardır. Nihayet 29 Aralık 2016 tarihinde Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğünde Suriye’de rejim ile muhalifler arasında ateşkes sağlanmıştır.

18

Garantör

devletler,

taraflar

arasında barışın sağlanması için görüşmelere de başlayacaklarını duyurmuşlardır.

20

çalışıyorlar’’ yeni

bir

ifadeleriyle Sykes-Picot’un

Geçtiğimiz yıl itibariyle yüzüncü yılını dolduran Sykes-Picot

Antlaşması,

belki

de

miadını

doldurmuş olabilir ve küresel güçler, anlaşma üzerinde

birtakım

güncellemeler

yapmayı

planlıyor olabilir. Zaten Irak örneğinde olduğu gibi, Suriye’de yaşanan olaylardan sonra bazı sınırların değişmesi muhtemeldir. Fakat bunu, Ortadoğu’nun mevcut sınırlarının tamamen ortadan kalkması ya da değişmesi olarak yorumlamamak gerekir. Uluslararası ve bölgesel

Arap isyanları (Arap Baharı) ve Suriye’de yaşanan

güçler,

iç savaş gibi gelişmeler ‘yeni bir Sykes-Picot mu

değişmesine müsaade etmeyecektir ve bu da

hazırlanıyor

mi

mümkün görülmemektedir. Eğer bir değişim

beraberinde

olacaksa, belki Suriye ve Irak arasında çizilen

getirmiştir. Aslında bu soru, Tunus, Mısır, Libya

sınırlarda bazı değişiklikler yapılabilir. Yapılacak

ve Suriye’de meydana gelen olaylar başladığında

değişikliğin hangi temel üzerine inşa edileceğine

(Arap Baharı) sorulmuştu. Emekli bir büyükelçi

dair öngörüde bulunan Arap gazeteci Abdülbari

bu soruya; ‘Ortadoğu’da olanlar yeni bir Sykes-

Atvan, Suriye ve Irak arasındaki muhtemel sınır

Picot Antlaşması’dır, bölgede yeni bir düzen

değişikliğinin

oluşuyor’ şeklinde cevap vermişti.19 Aynı şekilde,

üzerinden kurulabileceğini iddia etmektedir 21 .

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da ‘‘Karşı

Irak 2003 işgalinden sonra bölge, Sünni, Şii ve

karşıya kaldığımız oyun, ikinci Sykes-Picot’tur.

Kürt olmak üç ayrı bölgeye ayrılmıştır. Suriye’de

Şimdi bizleri etnik olarak bölmeye çalışıyorlar.

de bir bölünme yaşanırsa ki muhtemeldir; bunu

belirleniyor?’

Bölgenin

ya

da

sınırlar

tartışmalarını

büyük

unsurları

da

yeniden

arasında

Sykes-Picot

mezhep

sınırlarının

ve

tamamıyla

etnisite

ayrımı

sürekli 20

18

http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya38459175 (Alıntı Tarihi: 31.12.2016) 19 http://www.hurriyet.com.tr/sykes-picot-yu-kimseunutmasin-19424707 (Alıntı Tarihi: 26.12.2016)

http://www.takvim.com.tr/guncel/2016/12/22/ikinci -sykes-picot (Alıntı Tarihi: 28.12.2016) 21 http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeeraozel/sykes-picot-duzeni-yikiliyor-mu (Alıntı Tarihi: 26.12.2016)


da yine üç ayrı bölge şeklinde oluşturulabilir ya

önemli

da Suriye’den ayrı, bağımsız yeni bir devlet de

susturamamışlardı.22 Bugün bile Ortadoğu’da bu

kurulabilir. Bu bir bakıma geleceğe yönelik

düzenlemelere uyum sağlamamış ve bunları

öngörüdür,

devirebilecek yerel güçler vardır.

bu şekilde gerçekleşmeyebilir de,

yerel

muhalefetin

tümünü

ama Ortadoğu sınırlarında büyük ölçekte bir Sykes-Picot Antlaşması’yla Avrupalılar kendi

değişimin yaşanması beklenmemelidir.

Ortadoğu

Sorununa

bir

son

getirirken,

Ortadoğu’nun kendisinde bir Ortadoğu Sorunu Sonuç

yaratmışlardır.

Çünkü

bu

devletler,

Ortadoğu’nun haritasını çizerlerken bölgenin Sykes-Picot Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı

mevcut siyasi, sosyal, dini ve coğrafi yapısını

sırasında İngiltere ve Fransa öncülüğünde

dikkate almamışlar, daha çok kendi çıkarlarının

hazırlanmış,

ön

Osmanlı

İmparatorluğu’nu

ve

gördüğü

yapıyı

göz

önünde

Ortadoğu’yu bölen bir anlaşmadır. Antlaşma ile

bulundurmuşlardır. Sömürgeci güçler için önemli

birlikte Osmanlı toprakları, İngiltere, Fransa ve

olan, Ortadoğu’nun dini, siyasi ve kültürel

Rusya

arasında

farklılarını kendi akıllarında tasavvur ettiği

paylaşılmış, geriye kalan Arap coğrafyasında da

haritaya yerleştirmekti ve bunu da başarmışlardı.

bağımsız

kurulması

Büyük güçlerin bu farklılıklara kayıtsız kalmaları,

planlanmıştır. Antlaşma neticesinde, günümüz

onları görmezden gelmeleri bölgeyi, uzun yıllar

Ortadoğu haritasının sınırları çizilmiştir.

etkisi altına alan milliyetçilik, mezhep tabanlı

gibi

emperyalist

Arap

güçler

devletinin

çatışmalar ve kimlik sorunları ile baş başa Anlaşmaya

bölgeyi

bırakmıştır.

şartları

Ortadoğu, birçok dini, siyasi, sosyal ve askeri

hazırlamışlardı ve İngiltere ve Müttefikleri Birinci

sorunlar yumağı haline gelmiştir. Başka bir

Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında bölgedeki

deyişle Sykes-Picot Antlaşması’nı hazırlayan

eski düzeni bir daha geri gelmeyecek şekilde

zihniyet, bölgeyi kaos ortamına sürüklemiştir.

yıkmışlardır. Arapça konuşulan Ortadoğu’daki

Antlaşma genel anlamda, İngiltere ve Fransa’nın

Osmanlı yönetimini onarılamayacak derecede

bölgesel çıkarlarına hizmet etmek maksadıyla

parçalamıştır. Onun yerini almak üzere devletler

tarih sahnesinde yerini almıştır.

doğrudan

imza

atan

devletler,

yönetebilecekleri

Bütün

bunların

neticesinde

23

Böylece

yaratmışlar, hükümdarlar getirmişler, sınırları değiştirmişler ve her yerde bulunan bir devlet sistemi yaratmışlardı; ama bu kararlara karşı olan

22

David Fromkin, a.g.e., s.479. http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeeraozel/sykes-picot-duzeni-yikiliyor-mu (Alıntı Tarihi: 26.12.2016) 23


İngiltere,

Ortadoğu’yu

Avrupa’nın

politik

Ayrıca, yukarıda da değindiğimiz gibi İngiltere

çıkarları, fikirleri ve idealleri doğrultusunda

‘Büyük Arap Devleti’ vaadiyle Şerif Hüseyin

yeniden biçimlendirmiş oluyordu.24

liderliğinde Arapları kandırmıştır. Sykes-picot Antlaşması ile Araplara verdiği sözleri boşa

Emperyalist güçlerin kapalı kapılar arkasında

çıkartmıştır. Çarlık Rusya’sı yıkılıp da yerine gelen

yürüttüğü siyasi gelişmeler sonucunda ortaya

Bolşeviklerin, emperyalist güçlerin yaptıkları gizli

çıkan

antlaşmaları

Sykes-Picot

Antlaşması,

maddeleri

tüm

etmesiyle

geçekler

anlaşma ve bildiriyle benzerlik göstermektedir.

kandırıldıklarını

İncelendiğinde

İngiltere’nin ne derce ikiyüzlü bir siyaset takip

ki

antlaşmanın

maddeleri, Balfour Deklarasyonu, Paris Barış

yüzüne

ifşa

itibariyle ileride yapılması muhtemel birçok

görülecektir

gün

dünyaya

çıkmıştır.

gördükleri

gibi,

Araplar dünya

ettiğine bir kez daha şahit olmuştur.

Antlaşması ve Sevr Antlaşması gibi belgelerin belgelere

2011 yılındaki Arap isyanları ve hala Suriye’de

kaynaklık etmesi açısından antlaşma son derece

devam eden iç savaş ve çatışma, Ortadoğu’da

önemli sayılmaktadır. Bununla birlikte İtilaf

yeni

Devletleri, Birinci Dünya Savaşı boyunca diğer

doğurmuştur. Suriye’de çatışmanın bitmesi ve

ülkelerle olan ilişkilerini bu belgeye göre tanzim

ateşkesin sağlanması bir şeylerin değişeceğinin

etmişlerdir. Ayrıca, Sykes-Picot Antlaşması, kaç

işaretini vermektedir. Zaten barışın gelmesi için

yüzyıldır bölgede var olan dengeyi bozan ilk

Ortadoğu’da bir şeylerin değişmesi de gerekir;

uluslararası belge olması açısından da önemli

fakat

kabul edilmektedir.

değişeceği anlamına gelmemektedir.

özünü

oluşturmuştur.

Bahsedilen

bir

bu

Sykes-Picot

Sykes-Picot

hazırlandığı

sınırlarının

algısını

topyekûn Zaten

Ortadoğu’da çıkarları olan uluslararası güçlerin Sykes-Picot Antlaşması Ortadoğu’ya siyasi, dini

böylesine topyekûn değişime izin vermeyeceği

ve coğrafi birçok sorun getirmiştir. Etnik veya

muhakkaktır.

mezhep temelli savaşlar, çatışmalar Ortadoğu’da barışı ve huzuru imkânsız kılmıştır. 21. yüzyılın şu anında bile Ortadoğu, dünyanın ulusal ölüm kalım savaşlarının hala sık sık yapıldığı bir bölgesidir. Tüm mesele, Avrupalıların, Osmanlı sonrası için Ortadoğu’ya sunduğu düzeni, bölge halklarının kabul edip etmeyecekleridir. 24

David Fromkin, a.g.e., s. 477.

Bugün Ortadoğu’da birçok bağımsız devlet mevcut olmasına rağmen bu devletler gerçek anlamda bağımsızlıklarına kavuşmuş değillerdir. Bu devletlerin politik hareketlerini, savaş ve barış durumlarını

her

belirlemektedirler.

zaman

dış

Ortadoğu’ya

güçler barışın,

sükûnetin ve huzurun ne zaman geleceği kesin bir şekilde kestirilemez; ama o gün, Ortadoğu


halklarının kendi kaderlerini tayin etme yetkisini gerçek anlamda ellerine aldıkları gün olacaktır.


most likely to be one of the subject matters that

TRUMP’S MİDDLE EAST

Trump seems to remain unpredictable.

Salih Berke SENDAG berkesendag@yahoo.com

In 2017, most probably, the issues in the Middle East will constitute many foreign policy agendas. From Israeli-Palestinian dispute to Iranian nuclear deal, from ISIS to sectarian conflicts in Levant and Yemen; the Middle East requires urgent attention of the 45th president of the United States. If you have noticed, Syrian Civil War is not mentioned at all. Syrian crisis is

Proven with the 2016 Presidential elections, winds of populist change throughout the Western world continue to influence the voters. Nevertheless,

to what extent the new

utterly a different subject that contains all parts of the ongoing crises in the Middle East; sectarianism, proxy power struggle, terrorism, authoritarianism etc.

President-elect Trump will change U.S’ policy on the Middle East, the question is most likely to remain unanswered for the time being.

If there is one subject that Donald Trump clearly emphasized his stance on, that would be his approach on U.S’ bilateral relations with the

Interior affairs are going to be Trump’s priority in the first 100 days of his presidency.

Israel. At his extreme, Donald Trump claimed that his administration is going to recognize

It is utmost hard to predict Donald Trump’s

Jerusalem as the capital of Israel. The

foreign policy on the Middle East. “I want to be

controversial point is that Trump’s comments

unpredictable”, says Donald Trump, concerning

on the Israeli-Palestinian dispute during his

many subjects that need to be addressed during

candidacy imply a huge contradiction with that

his presidency. Unfortunately, Middle East is

of Obama’s. Given the fact that Obama had tried to find a middle ground on Israeli-


Palestinian dispute, since it could have been

comments may lead to revival of U.S-Israeli

harder to maintain good relations with Arabic

relations. Nonetheless, it is also important to

states with pro-Israeli policies and it would be in

bear in mind that the extent of American-Israeli

accordance with United Nations decisions,

relations will continue to be a prominent

Obama received strict criticism from the Israeli

element

government and pro-Israeli Congressmen in

relations. Hence, Trump’s extensive pro-Israeli

Washington D.C. Moreover, it is crucial to

comments may result in more work hours for

mention

American diplomats trying to compromise with

Obama’s

criticism

of

Israeli

settlements in West Bank led to deterioration of US-Israeli relations during Obama’s second term.

determining

American-Arabic

the Arabic states. Trump’s

pro-Israeli

comments

will

be

prominent factors for the United States’

Perhaps, Barrack Obama is one of the most unpopular President of the United States for the Jewish community in America. With the abstention of United States, the United Nations Security Council passed a resolution urging an end to Israeli settlements on December 22nd,2016.

in

The

reflection

of

American

abstention was a direct criticism from the Prime Minister Netanyahu’s Likud Party. Presidentelect Donald Trump’s reaction; on the other hand, was a demonstration of support for Israel. “Things will be different after Jan. 20th.” Trump tweeted a day after the Security Council meeting, relieving the Israeli government. Thus, it is fair to claim that Trump’s pro-Israeli

relations with the Arabic world. The controversial nuclear deal with Iran will be another issue for the new Secretary of State. Although Obama administration had managed to come up with a deal regarding Iran’s nuclear development program, President-elect Donald Trump seems to have concerns with U.S’ “soft approach” to Iran. Before getting elected, Donald Trump stressed the necessity of renegotiating the nuclear deal as the existing one was in advantage of Iran. However, considering the fact that the Senate already approved the deal and not only the US, but also other “Permanent 5” members took part in the


deal, it seems Iran deal will not be brought back

blamed Obama for doing “nothing” to stop the

to table. As sanctions are lifted, Iran has already

humanitarian crisis in Aleppo. Like it or not,

started making trade with European firms. In

Donald Trump has an entirely different

January 2016, Iran and Airbus signed a contract

approach to the Syrian Civil War.

for 100 aircraft, which worth millions of euros. Moreover, U.S. based aerospace company Boeing also agreed to sell 80 passenger aircrafts to Iran. After “reintegrating” Iran to the international markets, such profitable trade opportunities will not be given up easily, I predict. Hence, Donald Trump’s chance to renegotiate

the

deal

seems

unlikely.

Nevertheless, if Donald Trump is determined to become Israel’s closest ally, it should be borne in mind that he must make rigid comments on the Iranian deal, as expected. To what extent the deal will be renegotiated, that we will see in

During his presidential campaign, Donald Trump acknowledged that he had no intention of involving Syrian crisis. It is surprising to witness that a Republican candidate, who was naturally expected to involve in international crises to remind the world that the United States is still the “policeman” of the free world after the end of Cold War, proposes to remain isolated from the greatest crisis of the 21st century. Furthermore, Trump clearly indicated his stance on fighting against ISIS when he said “let Russia fight ISIS”, in one of his speeches during primaries.

the short term of his presidency since the possibility of opening the deal to discussion again, will be reduced day by day.

Trump’s Middle East policy might lead to a common

ground

with

Russia,

reviving

deteriorated relations. Contrary to relations with Iran and Israel, the urgent issue that needs to be addressed will be Syria, as humanitarian crisis grew rapidly. One of the main arguments of critics of Obama administration was Obama’s Syria policy. On December 22, Republican Senator John McCain

His comments on Russia’s fight against ISIS can be interpreted in two ways. Firstly, after the campaigns in Afghanistan and Iraq, Trump has no intention of spending billions of dollars to unsuccessful military campaigns which usually


do not solve the “stability” crisis while American

important to indicate that Trump’s advisors,

soldiers die in foreign lands. Secondly, learning

who will do the work of politicians and

from his country’s experience, Donald Trump

determine the America’s approach to the

may consider trapping Russia in Syria since

Middle East, will be chosen by Trump himself.

Russia is over passionate to involve in the Syrian

As a result, what Trump said about the Middle

crisis. Of course, the latter must assume that

East during his candidacy will not contradict his

Russia would do the same mistakes that the

policies during his presidency. Besides, checks

United States did in Iraq. However, American

and balances will be upon him, or as politicians

invasion of Iraq has so less in common

would call it, the Senate and the Supreme

compared

Court.

to

Russian

help

to

Syrian

government. Yet, Trump may consider leaving Russia alone in Syria as a harmful Russian foreign policy for the Russian economy. Regardless of the aim, Trump seems to have no intention of involving in the Syrian crisis. It is paradoxical to witness that a Republican candidate, whose party strongly criticized Obama administration for not doing anything about the Syrian crisis, still insists on not doing anything and urging “others” to take action in Syria.

The direction of United States’ relations with Turkey will be mainly determined by two subjects; firstly, the extradition of Fethullah Gulen, who is considered to be mastermind of July 15th military coup attempt, from the US to Turkey. Secondly, U.S’ approach to the Kurdish groups in Northern Syria. Turkey has long been insisting on that YPG (People’s Protection Units) and PYD (Democratic Union Party) are terrorist groups located in Northern Syrian and as a result, Turkish authorities demand that US-led

Donald Trump is a businessman, he never

coalition forces must bomb those groups as

worked in a federal office or carried the title of

well. However, Turkey did not only insist on that

“politician”. Hence, it will take some time for

the coalition must bomb YPG, Turkey also

Trump administration to coin new policies or

stated that the United States has been

approaches towards the Middle East. It is

providing lethal aid to Kurdish groups, which are


considered to be terrorist groups according to

the judicial process ends, Trump then will be

Turkey, which resulted in deterioration of the

able to give a final decision on Gulen, she

bilateral relations between Turkey and the

stresses. Nevertheless, Turkey believes that

United States.

Trump can accelerate the judicial process.

Trump’s presidency might be indicator of the revival of relations with Turkey.

Turkish government officials are optimist about the fact that Trump would be helpful during the judicial process about the extradition of

However, Turkish government has high hopes for the revival of relations. In other words, Turkish authorities expect Trump to act on the same page with Turkey. There are two reasons why Turkey has such expectations from Trump. The first, Donald Trump has no intention of involving counties’ domestic policies; thus, he is going to extradite Fethullah Gulen to Turkey. The second, since Trump stated that he does not want to involve in Syrian Crisis, the United States would halt her support for groups in Syria. Hence, the United States would stop supporting groups which Turkey recognizes as

Fethullah Gulen simply by using his influence as the President of the United States. Until Trump clears his agenda on domestic issues, such as Obamacare,

economic

policy

and

the

appointments; President of the United States then

will

pursue

active

foreign

policy.

Thereafter Donald Trump will be able to “be influential” about the extradition of Fethullah Gulen. Hence, in the short term, the extradition seems unlikely but the atmosphere for relations between U.S. and Turkey is much more positive compared to Turkey’s relations with the United States during Obama’s second term.

terrorists. Therefore, there is an optimistic atmosphere for the revival of relations between Turkey and the United States.

For Kurdish groups in Northern Syria, Donald Trump did not clearly stress his stance. Hillary Clinton had promised that she was supporting

For the extradition of Fethullah Gulen, Turkey still must wait judicial process, says political science Professor Therese Cingranelli. When

giving armament to the Kurdish groups fighting ISIS. As Turkey criticized Obama administration for giving arms to Kurdish groups in Syria, As a


result,

Trump’s

victory

relieved

Turkish

authorities concerning Syria. Clearly, Trump is going to be heavily dependent on his advisors about Syrian Civil War; hence, it will take time for Trump to take action about the issue. Again, the Kurdish groups in Syria will not be Trump’s

References ‘Stay strong Israel,’ Trump tweets as settlement row flares - France 24. (2016). France 24. Retrieved

19

January

2017,

from

http://www.france24.com/en/20161228israel-trump-tweet-settlement-jerusalem-kerry

priority and based on his speeches, Donald Trump would not make radical decisions for the

Batchelor, T. (2017). Donald Trump 'to announce US embassy will move from Tel Aviv

region.

to Jerusalem'. The Independent. Retrieved 22 In sum, Donald Trump has no intention to involve

in

crises

in

the

Middle

East.

Furthermore, his promises during his candidacy indicate that Trump’s focus will be on the internal issues, such as Obamacare and federal

January

2017,

from

http://www.independent.co.uk/news/world/m iddle-east/donald-trump-us-embassy-israeltel-aviv-jerusalem-reports-israeli-mediaa7540476.html

regulations, rather than foreign policy, in the short term. In other words, Donald Trump will avoid taking action in Middle East in his first 100 days in office, except from the relations with Israel. Trump may be a populist president who had made radical comments about many issues;

Gladstone, R. (2016). Airbus Will Sell 100 Planes to Iran After Similar Boeing Deal. Nytimes.com. Retrieved

14

January

2017,

from

https://www.nytimes.com/2016/12/22/world/ middleeast/iran-airbus-boeing-deal.html?_r=0

however, in drafting American foreign policy

Johnson, J. (2017). Donald Trump: Let Russia

towards the Middle East, his advisors and

fight the Islamic State in Syria. Washington Post.

members of the cabinet will be influential. As he

Retrieved

stressed,

https://www.washingtonpost.com/news/post-

Donald

Trump

wants

to

be

unpredictable and it will takes us some time to predict his further moves.

8

January

2017,

from

politics/wp/2015/09/25/donald-trump-let-


russia-fight-the-islamic-state-insyria/?utm_term=.b763e8b72260 Morello, C. (2016). Arming the Kurds is something the White House already is considering. Washington Post. Retrieved 15 January

2017,

from

https://www.washingtonpost.com/politics/201 6/live-updates/general-election/real-time-factchecking-and-analysis-of-the-2nd-2016presidential-debate/arming-the-kurds-issomething-the-white-house-already-isconsidering/?utm_term=.19a3628a58c6 Stone, R. (2016). What will Trump do with the Iran nuclear deal?. Aljazeera.com. Retrieved 12 January 2017, from http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/20 16/12/trump-iran-nuclear-deal161211124028337.html Wintour, P. (2017). Turkey urges Trump administration to turn back on Syrian Kurdish forces. the Guardian. Retrieved 12 January 2017, from https://www.theguardian.com/world/2017/jan /03/turkey-sets-out-terms-for-co-operationwith-trump-us-administration


farklı. Ortadoğu’da kadınların birer obje değil

ORTADOĞU’DA KADIN OLMAK

nesne olarak görülmesi ve erkeklerin kadınlara

Müfide Ceren ERZIN

üstün sayılması bu geniş bölgede yaşayan kadınlar için hayatı kısıtlayıcı ve zorlayıcı hale getiriyor. Peki bu ayrımın böylesine derin olmasının sebebi nedir ve Ortadoğu’daki kadınlar nasıl bir hayat yaşıyorlar? Ortadoğu dünya geneline kıyasla çok yüksek doğum oranları, yüksek nüfus artış hızı, yüksek oranda erken evlilik gibi belirleyici unsurları barındırıyor. Ortadoğu’daki kadınların %34’ü 20 yaşını doldurmadan evleniyor ve ortalama altı çocuk dünyaya getiriyor. Bunlar oldukça

Dünyadaki herkes birbirinden genetik olarak

yüksek oranlar ve aslında kadının toplumdaki

farklıdır fakat bu farklılıkları anlamlı kılan onlara

rolünü çok yalın bir şekilde göz önüne seriyor.

nasıl yaklaşıldığıdır. Genetik farklılıkların en

Bu coğrafyada kadının toplumdaki yeri, eş ve

temelinde ise cinsiyet ayrımı bulunur, dünyaya

anne olmaktan ibaret. Toplumda girişimci

kız mı erkek olarak mı geleceğimizi seçemeyiz

özgür kadınlar yerine eşleri olmadan bir anlam

fakat

sınıflandırılır,

ifade etmeyen ve evlenince statü kazanan

anlamlandırılırız ve buna göre toplumda farklı

kadınlar mevcut. Peki bu kısıtlamanın tek

roller alıp farklı yerler ediniriz. Bu ayrım

sebebi İslam mı? Pek çok görüş bu durumu

dünyanın her yerinde böyle keskin olmasa da

tamamen İslam’a bağlasa da aslında toplumun

özellikle Ortadoğu bölgesinde bu ayrımın uç

geçmişten gelen ataerkil kökleri bu ayrımı

örneklerini görürüz.

oluşturmada mühim bir rol oynuyor. İslam’ın

bu

kategoriye

göre

Ortadoğu çok geniş bir coğrafyaya yayılan ve çok köklü bir kültüre sahip olan bir bölge olarak dünyada

kritik

bir

rol

oynamaktadır.

Akdeniz’den Pakistan’a kadar uzanarak Arap Yarımadasını kapsayan bu bölge neredeyse her şeyiyle Batı dünyasından ayrılmaktadır. Gerek yönetim şekli gerek kültürü gerekse günlük hayatıyla Batı tarzına çok aykırı olan bu coğrafyada kadınların yeri de en az o kadar

özüne baktığımızda herkesin eşit olması, kimsenin kimseye üstün olmaması yatıyorken kadınların erkeklerden daha düşük seviyeye konarak erkeklere muhtaç tutulması tamamen İslam’a dayandırılarak açıklanamaz. Sonuçta İslam’a göre her kul Allah’in gözünde birdir. 1990’lı yıllarda ortaya çıkan ‘İslamcı feminist’ hareket de Kur’an’da kadınlara ve erkeklere eşitlik verildiğini savunarak toplum yapısında kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesini,


kadınların da camiye gidebilmesini, kadınların

kadınla evlilik yapması, İslam’ın kurallara

karar verme organlarında bulunma hakkı elde

uyulmadığı takdirde şiddet içeren cezalara

etmesini, mülk sahibi olabilmesini ve ekonomik

başvurması ve İslami öğretilerin erkekler

özgürlük kazanabilmesini istiyorlar. Bu görüşün

tarafından yorumlanması etkili olmuştur. İslami

öncülerinden olan Afsaneh Najmabadeh, Ziba

görüşte erkekler bağımsız, evi geçindiren, güçlü

Mir-Huseyini ve Mai Yamani gibi yazarlar

ve kontrollü kabul edilir. Bir erkek kesinlikle

İslam’ın temelinde kadınları arka plana atan bir

birine bağımlı olmamalıdır, birine bağımlı

ayrımın olmadığını, bunların ilk dönemlerde

olduğu düşünülen erkeğin, erkekliğinden şüphe

yapılan yanlış, eksik ve yetersiz ataerkil

edilir, onun alçak, pasif bir eşcinsel olduğu

okumalar sonucu ortaya çıktığını savunuyorlar.

düşünülür. (Lindholm, 1996)2.

Yeni okumalar yapılarak kadına verilen önemin

aksine kontrolsüz, erkeğe bağımlı, erkeklerden

arttırılabileceğini

İran’da

sonra geldiğine inanılır. Bu duruma cinselliğin

başlayıp Suriye’ye ve diğer Ortadoğu ülkelerine

de eklenmesi kadın ile erkek arasındaki

yayılan İslami feminizmin de bahsettiği bu

uçurumu iyice açmaktadır. Buradaki düşünceye

ataerkil yapı nasıl İslam ile birleştirildi?

göre kadınların cinsel istekleri erkeklerinkinden

söylüyorlar.

Peki

Çağdaş Demren’in de dediği gibi ‘ataerkillik denilen olgu İslamiyetten önce de vardı.’ (Demren, 2008)1 Ortadoğu gibi zorlu bir coğrafyada erkekler yiyecek bulmak için çöllerde uzun süre yol alırken kadınlar doğurganlıklarından ötürü çadırlarda kalıp soyun

devamlılığını

sağlamakla görevliydi.

Tarım arazilerinin dar olması kadına toplayıcılık ve yetiştiricilik yapmak için de çok fırsat vermeyince kadınların hep arkada bırakılıp görevlerinin çocuk yetiştirmek ve yaşam alanını düzenlemek olarak belirlenmesine yol açtı. Bu ataerkil yapı üzerinde şekillenen toplumun İslamiyet ile tanıştıktan sonra da kadınlara verdiği değer artmadı aksine azaldı. Bunda İslam’ın

yapısında

Hristiyanlıkta

bulunan

Meryem Ana gibi kadın bir figürün olmaması, Hz. Muhammed’in çeşitli yaşlarda çok sayıda

Kadının ise

dokuz kat fazladır ve kadınlar bunu kontrol edecek güce sahip değildir. Bu yüzden kadınlar erkek tarafından kısıtlanmalıdır. Kadınlar bir yanıltma, günaha çekme mekanizması olarak erkekleri tahrik ederler, bu da kadınların gitgide

örtülmesinin,

soyutlanmasının,

toplumdan

alanından

ve

sosyal

hayattan geride tutulmasının önünü açmıştır. Mahrem yerlerin kapatılması olarak başlayan durum günümüzde kadınların burunlarının üstünü çizgi seklinde bir örtüyle, gözlerini ise transparan siyah bir örtüyle kapatmalarına kadar gitmiştir. Şeriat ile korunan bu yapı aynı zamanda toplumun her alanını dini kurallara göre düzenleyerek verdiği fiziki, maddi ve caydırıcı cezalar ile toplumda korku oluşturur. Bu kuralların önemli bir kısmı cinsiyet ayrımını ve kadınların

aşağı

rolünü

vurgulamaktadır.


Örneğin zina yapanlar yüz sopa veya recm

verilmesi

edilme ile cezalandırılırlar, eşcinseller recm

ülkelerinden

edilir, ömür boyu hapse mahkum edilir veya

kadınların oranı %42. Fakat kadınlar yargıç

iskenceye maruz kalır. Yakın zamanda İran’da

olamıyor veya devlet başkanlığına gelemiyor,

baş örtüsünün altından saçı görünen bir kadın

parlementodaki kadın oranı %2.8

99 kırbaç cezası aldı, Suudi Arabistan’da

kadınların seçildikleri takdirde dini inançlarını

ekmeğini getiren iki erkekle konuştuğu için 75

ve şeriata bağlılıklarını Anayasa Koruyucular

yaşındaki dul bir kadına 40 kırbaç ve 4 ay hapis

Konseyine ispat etmeleri gerekiyor, yoksa

cezası verildi. (Kıykaç, 2012)3 Bu iki örneği

vekillikleri iptal ediliyor. Kadınların giyim

dikkate alarak, Ortadoğu’nun iki gelişmiş ülkesi

kuşamları da denetim altına alınmış durumda.

İran ve Suudi Arabistan’dan başlayarak Arap Baharı çerçevesinde toplumda değişen kadın yerinden dolayı Mısır’dan bahsettikten sonra bölgenin iki geri kalmış ülkesi Pakistan ve Afganistan’daki kadınların kötü durumunu inceleyeceğim.

İslami

yönünden ayrılıyor.

Yaşam

Tarzını

diğer

Ortadoğu

Çalışma

hayatında

Koruma

çünkü

Bakanlığı

görevlileri sokaktaki kadınları sebepsiz yere sorgulayabilme ve kıyafetlerini denetleyebilme yetkisine sahip. Kıyafetler İslam’a uygun bulunmadığı takdirde kırbaç, para ve hapis cezaları verilebiliyor. Aynı zamanda kadınların evli olup olmadığına da bakılıyor ve şeriat

İRAN

hukuku kapsamında kadınlara da erkeklere de

Öncesinde gayet modern bir toplum olan İran,

recm

1979’da Humeyni tarafından yapılan devrim ile

verilebiliyor. Fakat burada kadınlar ile erkekler

İran İslam Cumhuriyeti halini aldıktan sonra

arasındaki fark ise kadınlar boyunlarına kadar

toplumda kadına verilen önem bir hayli değişti

toprağa gömülürken erkekler bellerine kadar

ve kadınlar oldukça geri plana atıldı. Şeriatla

gömülüyorlar ve böylece kaçma şansları

yönetilmeye

Anayasa

oluyor. Kadınların işe gitmek veya yurt dışına

Koruyucular Konseyi kuruldu ve bu konsey

çıkmak için kocalarından izin almaları gerekiyor

anayasa ile şeriatın uygunluğunu denetleyerek

ve son olarak da iki kadının şahitliği bir

her bir yasanın dini kurallarla örtüştüğüne

erkeğinkine

emin olmaya başladı. Hayat şartları oldukça

kadınların erkeklerin yanındaki yerini açıkça

değişti.

gösteriyor.

başlanan

ülkede

Şunu belirtmek gerekiyor ki İran’daki kadınların toplumdaki yeri diğer Ortadoğu ülkelerininkine

yani

taşlayarak

denk

öldürülme

sayılıyor,

ki

bu

cezası

kural

SUUDİ ARABİSTAN

görece daha fazla. Ayrıca (kontenjan uygulansa

Arap Yarımadası’nın en büyük ülkesi olan Suudi

da) kadınlara da üniversiteye gitme hakkı

Arabistan, kadın olmanın en zor olduğu


yerlerin başında geliyor. Vahhabilik mezhebinin

anayasanın ilk iki maddesinde İslam, devlet dini

kabul

ilan edilerek ülke şeriata geçiş yaptı. Kadınlar

edildiği

Arabistan’da

bu

mezhep

doğrultusunda kadınlara çok fazla kısıtlama

özgürlük

getiriliyor. Öyle ki kadınların seçme ve seçilme

başlandı. Yeni anayasaya kadın erkek eşitliğini

hakkı yok, yakın zamana kadar araba sürmeleri

güvence altına alan hiçbir yasaya yer verilmedi.

yasaktı,

erkek

Mısır az önce bahsettigimiz kız çocukları

binmeleri

sünneti açısından da çok yüksek bir orana

ahlaksızlık sayılıyor, bisiklet sürmeleri yasak,

sahip, kadınların %91i sünnet oluyor ki bu

din polisleri kadınların şeriata uygunluklarını

Rogaia Abusharaf’ın kendi tecrübelerinden yola

gözlüyor, kadınlar aile kısmı olmayan cafelere

çıkarak anlattığı gibi birçok psikolojik ve fiziksel

oturamıyor, Riyad kenti hariç kadınlar toplu

rahatsızlığa sebep olan bir işlem. (Abusharaf,

taşıma

kadınlar

2006)5 Ayrıca kadınlara bekaret testi yapılıyor.

alma

şartıyla

Bu baskılarına karşı çıkan kadın protestocular

fakat

erkek

şiddete maruz kalıyor, ve politikada kadınlara

aracılığıyla

dersleri

neredeyse hiç yer verilmiyor. 2010 yılında Halk

alabiliyorlar, kadınların işe girmesi için şartlar

Meclisindeki kadın temsilcilerin sayısı 64 iken

konulmuş. Toplumdaki iş gücünün yalnız %5’ini

devrim sonrası 2011/2012 yılında bu sayı 9

kadınlar oluşturuyor ve sadece erkek olmayan

kadın temsilciye düştü. (Khattab, 2012)6 Yani

yerlerde çalışabiliyorlar. Yine İran’daki gibi

Mısırlı kadınlar Tahrir Meydanı‟nda erkeklerle

burada da kadınların eşlerinin izni olmadan

omuz omuza verdikleri mücadele sonrasındaki

yurt dışına çıkmaları yasak ve kadınlar yargıç

geçiş sürecinde siyasi arenadan ve siyasi karar

olamıyor,

alma süreçlerinden dışlanmışlardır. (Karakır &

kadınların

akrabaları

yanlarında

olmadan

araçlarına

erkeklerden

ayrı

üniversiteye

taksiye

binemiyorlar, eğitim

gidebiliyor

eğitmenlerden

video

yüksek

bir

devlet

gorevlerine

atanamıyorlar. Ayrıca yine iki kadının şahitliği

ararken

daha

çok

kısıtlanmaya

Aknur, 2015)7

bir erkeğinkine denk sayılıyor. Buradaki önemli bir

fark,

ülkenin

bazı

bölümlerinde

kız

çocuklarının sünnet edilmesidir. Bu çok aykırı görünse de Barbara Rogers’ın da söylediği gibi ‘diğer seylerin yanısıra kültür cinsiyetin rolünü belirlemede büyük önem taşıyor.’ (Rogers, 2008)4

MISIR

PAKİSTAN Oldukça geri kalmış bir ülke olarak Pakistan kadınlara en vahşi davranılan ülkelerin başında geliyor. 1956 yılında İslam Cumhuriyeti olan Pakistan’da kadınların hiçbir değeri yok, babalar bile kız çocuklarını değersiz görüyor ve başlık parası karşılığında küçük yaşta satıyor. Kadınların doğal ortamı ev olarak kabul

Arap Baharı döneminde Hüsnü Mübarek’i

ediliyor. Bu geri kalmış ülkede erkeklerin

deviren Mısır geçiş anayasası ile 2013 yılında

okuma yazma oranı %60 iken kadınlarda bu


oran %31,5 ve hatta ülkenin bazı gelişmemiş

mahrum tutuluyor. Taliban iktidarda olduğu

bölgelerinde bu oran %3’e kadar düşebiliyor.

dönemde kız çocuklarının okula gitmesini ve

Çalışan kadın sayısının kadın nüfusuna oranı ise

kadınların

binde beş kadar düşük. (Yener, 2000)8 İran ve

televizyon izlemesi, sinemaya gitmesi ve hatta

Suudi Arabistan’da olduğu gibi burada da iki

müzik dinlemesi bile yasaklandı. Peçe takmak

kadının şahitliği bir erkeğinkine denk sayılıyor.

zorunlu hale getirildi. Taliban’ın iktidarda

Fakat Pakistan’ı kadınlar için cehenneme

olduğu bu dönemde kadınların yanlarında

çeviren şey burada kadınların maruz kaldığı

erkek olmadan sokağa çıkması yasaklandı,

şiddet.

evlerin camları içerdeki kadınların görülmemesi

Hudud

Yasasının

uygulandığı

çalışmasını

icin

ve zina olarak sayılarak kadınlar cezaya

Taliban’ın ABD ve NATO tarafından Saddam

çarptırılıyor.

Hüseyin’i koruduğu gerekçesiyle 2001 Kasım

Yasası yüzünden hapishanede bulunmaktadır. Tecavüz eden erkekler ise ceza almıyor. Aynı zamanda kadınlara asit atmak ülkede çok yaygın. Her yıl ortalama 150 kadın kezzap atıldığı icin hastanelere başvuruyor ve kezzap atan erkeklere ceza verilmiyor. Bunların yanı sıra ülkenin Serhat ile Pencap kentleri arasında kalan bölge gibi bazı kısımlarında kadınlar sadece belli saatler arasında dışarı çıkabiliyor.

ayında

boyanmak

iktidardan

zorunda

Kızların

Pakistan’da tecavüz kadın için utanç sayılıyor

Ülkedeki kadın mahkumların %80’i Hudud

siyaha

yasakladı.

alınmasından

bırakıldı.

sonra

kadınların biraz da olsa özgürleştiği söyleniyor. Fakat durum hâlâ çok kötü. Birleşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu verilerine göre, her 3 Afgan kadınından biri şiddet görüyor, okuma yazma bilmeyen kadın oranı %90, kadınlar recm edilebiliyor, erken yaşta evlilik çok yaygın ve Afgan kadınlarının ortalama ömrü 44 yıl. Bu verilerin yanı sıra tecavüz yasalarda açık bir şekilde suç olarak tarif edilmiyor.

Ülkede etkili olan İslamcı grup Taliban, kız

Tüm

bu

veriler

göz

önüne

alınınca,

çocuklarının okula gitmesini yasakladı, okulları

Ortadoğu’da kadınlarla erkeklerin arasında ne

yıktı ve tüm kadınlara 2010 yılında burka

kadar fark olduğu ortaya çıkıyor. Bu farkın

giymeyi emretti, giymeyenler veya bu kurallara

sebebi ise genetik veya psikolojik değil,

uymayanlar ise cezalandırılıyor.

tamamen toplumun yüklediği anlamlar. Bu yazıda, Ortadoğu’nun farklı özellikler gösteren

AFGANİSTAN Komşusu olduğu Pakistan gibi Afganistan’da da durum çok farklı değil. 1996-2001 yılları arasında Taliban’ın iktidarda olduğu ülkede kız çocukları, kadınlar neredeyse her şeyden

beş ülkesindeki kadınların durumu incelenerek şeriat yönetimi altında bu kadınların maruz kaldığı muamele anlatılmıştır. Moghadam’ın da vurguladığı gibi: ‘Şeriat aracılığıyla İslam şerefin yasal ve kurumsal yollardan korunmasını dikte ederek toplumun cinsiyete göre ayrıştırılmasını


haklı kılmıştır.’ (Moghadam,2003)9 Şeriat ile

Marginalizing

gelen yaşam tarzı görünen o ki kadınları

Occasional (20.10.2013): 14-17.

Women,

Wilson

Center

aşağılamaktadır ve Ortadoğu’da kadın olmayı çok zor hale getirmektedir. Bu doğrultuda umuyorum ki İslamcı feministler başarılı olabilir

7- Karakır, I. A., & Aknur, M. (2015). Devrimler

ve

dönemlerde

Sonrası Arap Kadınının Siyasi Temsili: Bir Arap

toplumda daha çok yer alarak erkeklerle eşit

Yanılgısı Mı? Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler

sayılır.

Fakültesi Dergisi, 70(1), 131-162.

böylece

kadınlar

ileriki

8-Yener, E. (2000, April 29). Pakistan'da Kadın Referanslar

Olmak Çok Zor. Milliyet Gazetesi. Retrieved December,

1- Demren, Ç. (2008, December). Çukurova Uni. Sosyal Bilimler Dergisi. Ortadoğu'da

2016,

from

http://www.milliyet.com.tr/2000/04/29/yasam /yas03.html

Ataerkillik Ve Erkeklik İliskileri, (32), 321-329. 9- Moghadam, V. M. (2003). Modernizing 2- Lindholm, C. (1996), The Islamic Middle

women: Gender and social change in the

East: An Historical Anthropology, Oxford:

Middle East (2nd ed.). Boulder, CO: L. Rienner.

Blackwell Publishers.

3- Kıykaç, O. (2012, June 27). Şeriat Nedir: Cezaları ve Uygulamaları. Milliyet Gazetesi. Retrieved

December,

2016,

from

http://blog.milliyet.com.tr/seriat-nedir-cezalarive-uygulamalari/Blog/?BlogNo=368600 4- Rogers, B. (2008) Women and Men: the Division of Labour (p.69) New York: Routledge 5- Abusharaf, R. (2006) Unmasking Tradition (p.91-97) New York: McGraw-Hill

6-

Khattab,

Women

After

Translation?”,

Moushira The Is

(2012),

Revolution:

the

Arab

“Egyptian Lost

in

Awakening


SURİYE MÜLTECİ KRİZİ: AVRUPA VE TÜRKİYE Y AĞMUR D EMİR yagmurddemir@gmail.com

gelmek istemekte ve bunun için de İran ve Rusya ile çok büyük projeler geliştirmeye çalışmaktadır. Bu durum; ABD, Batılı devletler ve Türkiye’nin tepkisini çekmektedir. Bölgede Rusya ve İran’ın müttefiki olan güçlü bir Suriye istememeleri savaşın temel nedenlerinden biri olarak gösterilmektedir. 1 Suriye’deki

savaşın

doğrudan

yukarıdaki sebeplerden başlamış olabileceğini söylemek zor olsa da son iki buçuk yıldır Suriye iç savaşının perde arkasını iç ve

yaşananların perde arkasında bölge ülkeleriyle

dış etkenler olarak iki maddede inceleyebiliriz.

büyük devletlerin enerji koridorlarlarını ele

Dış etkenlerden başlayacak olursak, sanayi

geçirme çabasının yatıyor olabileceği tezi

devriminden

güçler

giderek daha fazla tartışılıyor. 2 Bir diğer dış

sömürgecilik

etken ise Orta Doğu’da yaşanan Arap Baharının

anlayışı ve enerji arayışı Ortadoğu’daki birçok

Suriye’ye yansımasıdır. Arap Baharı olarak

savaşın sebebi olmuştur. Bundan yola çıkarak

adlandırılan halk ayaklanmaları birçok İslâm

Suriye’de yaşanan iç savaşın perde arkasında

ülkesinde yoğun çatışmalara neden olmuştur.

bölgedeki

Arap

sonra

diyebileceğimiz

enerji

oluşan

süper

devletlerin

kaynaklarını

ve

taşıma

Baharının

etkilerinin

yoğun

olarak

koridorlarını ele geçirme mücadelesinin yattığı görüşü tartışılmaktadır. Suriye’de Türkiye ve diğer Ortadoğu ülkelerinin yanı sıra ABD’nin ve Rusya’nın da çıkarlarını ilgilendiren doğalgaz projeleri bulunmaktadır. Suriye hükümeti, Türkiye gibi enerjide kavşak noktası haline

1

Biliste Suriye’deki Savaşın 10 nedeni Yılmaz Kurt tarafından https://www.biliste.com/suriyedekisavasin-10-nedeni/2/

2

Deutsche Welle Türkçe Savaşın nedeni enerji mi? 16.09.2013 Haber-Analiz:Cenk Başlamış Editör:Başak Özay http://www.dw.com/tr/sava%C5%9F%C4%B1nnedeni-enerji-mi/a-17091056


hissedildiği ülkelerden biri de Suriye’dir. 32010

olursak başında, Baas Partisi ve Esed ailesi

yılı Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve daha

gelmektedir. Askeri darbelerle beslenen Baas

sonra Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir,

partisi,ülkede 1961 yılından 1971 yılına kadar

Ürdün, Yemen, Moritanya, Suudi Arabistan,

ülkede

Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta meydana gelen

oyuncusudur. 1971’de Baas Partisi’nden devlet

küçük ya da büyük halk ayaklanmalarına genel

başkanı seçilen Hafız Esed, ilk iş olarak

olarak Arap Baharı denilmektedir. Arap Baharı;

kendisine yürütmede, yasamada ve askeri

Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve eşitlik

alanda geniş yetkiler tanıyan bir başkanlık

talepleri doğrultusunda kendi yönetimlerine

sistemi kurmuştur. Bu sayede ülkedeki bütün

karşı bir nevi isyan hareketidir. Arap Baharı

kurumlar

diye adlandırılan halk ayaklanmaları birçok

sağlayan Esed, demokratik görünümlü otoriter

ülkede rejim ya da yönetim değişikliği ile

bir rejim kurmuştur. 6 Medya kuruluşlarını da

sonuçlanmasına karşın Suriye’de değişim ve

kendi himayesi altına alan Esed, Suriye’deki

dönüşüm adına hâlâ bir adım atılamamıştır.

haberleşme ve fikir beyan etme özgürlüğünü

4

ortadan

Arap

Baharı

sonucu

devrilen

diğer

yapılan

askeri

üzerinde

kaldırmak

darbelerin

büyük

adına

bir

başrol

hakimiyet

adım

adım

yönetimlerin aksine Suriye rejimi, otoritarizmin

ilerlemiştir. Hafız Esed’in ölümünden sonra

güçlülüğünü sağlayan daha fazla iç ve dış

demokratikleşme adına oluşan umutlar, Hafız

şartlara sahip olması sayesinde hala ayakta

Esed’in oğlu Beşar Esed’in cumhurbaşkanı

durmaktadır.

5

İç

etkenlerden

bahsedicek

seçilmesiyle son bulmuştur. Beşar Esed, antidemokratik yaklaşımları iyileştirme adına

3

Dergipark dergisi 21.Yüzyılda Eğitim ve Toplum Kış 2015 Cilt 4 Sayfa 12

bir yaklaşımda bulunmamış; aksine ülkede olan yasakların üstüne yasaklar eklemiştir. Bu

Dergipark 21.Yüzyılda Eğitim ve Toplum Kış 2015 Cilt 4 Sayfa 12

4

5

Yasama Dergisi Sayı 23 Yasama Uzmanı, TBMM Araştırma Hizmetleri Başkanlığı. Uluslararası İlişkiler Bölümü, e-postası: yagmur.sen@tbmm.gov.tr http://www.yasader.org/web/yasama_dergisi/201 3/sayi23/54-79.pdf

66

Biliste Suriye’deki Savaşın 10 nedeni Yılmaz Kurt tarafından https://www.biliste.com/suriyedekisavasin-10-nedeni/


durum zamanla Suriye’yi iç savaşa doğru

tetiklediği

sürüklemiştir.

istikrarsızlığı da besler hale gelmiştir. Suriye’de

Suriye’nin kozmopolit bir etnik yapıya sahip olması da iç savaşı kolaylaştıran etkenlerden biridir. Belirli bölgelerde çoğunluğu oluşturan azınlıklar, yerel özerklik talep etmiştir.Aynı zamanda, Suriye rejimi tarafından neredeyse yok sayılan Kürtler ve onlara karşı uygulanan sert yaptırımlar, Kürtlerin ayrı bir devlet kurma isteğini güçlendirmiştir. Son olarak, suriye’deki iç savaşı tetikleyen en büyük unsurun mezhep ayrılığı

olduğu

birçok

insan

tarafından

özgürlük

talepleri

tarihinde ile

Suriyelilerin

başlayan

halk

ayaklanması, rejimin gösterileri şiddet yolu ile bastırması,

Suriye’nin

jeopolitik

önemi

nedeniyle çok sayıda ülkenin soruna müdahil olması ve Suriye toplumunun heterojen yapısı

Suriye’deki

dış desteğe dayandıran farklı merkezkaç kuvvetler oluşmuş ve bu da bölgede vekalet savaşları

açısından

yeni

bir

oyun

alanı

doğurmuştur. Böylece Suriye iç savaşı, bölgesel kutuplaşmayı derinleştirmiştir ve süreç içinde dinsel/mezhepsel boyutu güçlü bir iç savaşa dönüşmüştür. Bu durum, Irak işgali ile bölgede önemli bir çatışma dinamiği haline gelen “ŞiiSünni” kutuplaşmasını derinleştirmiştir. 7 Suriye’de

2011

sorunu,

rejimin zayıflamasına paralel olarak, varlığını

savunulmaktadır. Mart

güvenlik

rejimin

zayıflamasıyla

etkinliğini arttıran El-Nusra ve IŞİD terör örgütleri,

Suriye

savaşını

çıkmaza

sürüklemiştir. El-Kaide’nin bir kolu olan ve bir sürü sonra bağımsızlığını ilan eden El-Nusra’nın temel amacı, Esed rejimini devirerek ülkede İslami bir rejim kurmaktır. 8

gibi faktörlerin etkisiyle kanlı bir iç savaşa dönüşmüştür. İç savaş tam bir kördüğüm halini almış ve ilk aşamada komşulara yayılma etkisi

7

OrtaDoğu Analiz Temmuz-Ağustos Cilt 6 Sayı:53 Oytun Orhan tarafından http://www.orsam.org.tr/files/OA/63/oytunorhan. pdf

gösteren Suriye iç savaşı, Ortadoğu güvenliğini giderek

artan

oranda

tehdit

etmeye

başlamıştır. Diğer taraftan, iç savaşın bölgede

8

ALJAREERA Turk 1 Agustos 2016 Cengiz Tomar tarafından http://www.aljazeera.com.tr/gorus/nusracephesinde-neler-oluyor


IŞİD terör örgütü ilk olarak El-Kaide’nin

Bu örgütlerle mücadele ile ilgili son gelişmelere

Irak ve Suriye kolu olarak ortaya çıkmıştır.

göre Rusya Savunma Bakanlığı, Rus Hava

Ardından Suriye'de temsil konusunda, El Nusra

Kuvvetleri’nin Suriye’deki IŞİD ve El Nusra

Cephesi ile anlaşmazlığa düşmüş ve El

hedeflerine

Kaide'den

duyurdu.10

bağımsız

hareket

etmeye

başlamıştır. Günümüzde IŞİD, dünya genelinde İslami bir devlet kurmak amacıyla hareket etmektedir. Diğer İslamcı örgütlerden farklı olarak, uluslararası sınırları tanımamaktadır. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı örgüt ile mücadele, 2014 yılının Haziran ayı sonrasında uluslararası

nitelik

kazanmıştır.

IŞİD

10

Haziran'da Irak'ın ikinci büyük kenti Musul'u ele geçirmiştir. Ardından Irak'ta ve Suriye'de ilerleyişini sürdürüp geniş bir alanı kontrol etmeye başlamıştır. ABD, örgütün Irak'ta Kürt bölgesine

ilerleyişi

ve

aralarında

ABD

vatandaşlarının da olduğu gazeteci ve yardım

operasyon

düzenlediğini

Baas Partisi hükûmeti ve muhalif güçler, en ciddisi Guta Saldırıları olmak üzere birden

çok

kez

kimyasal

saldırılarda

bulunmakla suçlanmıştır. 13 Haziran 2013 tarihinde, Birleşik Devletler, Suriye Ordusu'nun pek çok kez muhaliflere karşı sınırlı kimyasal saldırılar düzenlediğini ve bu saldırılarda 100150 kişinin hayatını yitirdiğini kesin kanıtlarla duyurmuştur.21

Ağustos

2013

tarihinde,

Suriyeli insan hakları savunucuları Suriye Ordusu'nun Doğu Guta bölgesinin Jobar, Zamalka, 'Ain Tirma ve Hazzah bölgelerine sistematik bir kimyasal saldırı düzenlediğini ve

çalışanlarını öldürmesinin ardından harekete geçerek, IŞİD ile mücadele için aralarında Arap ülkelerinin de bulunduğu 60'tan fazla ülkenin katılımıyla

bir

koalisyon

oluşturmuştur.

Koalisyon uçakları Ağustos ayı başında Irak'ta sonra da Suriye'de IŞİD hedeflerini vurmaya başlamıştır. 9

9

Sputnik News Turk Irak ve Suriye’de IŞİD’le

mücadele https://tr.sputniknews.com/trend/Irak_ve_Suriye_ de_ISID_le_mucadele/ 10

Hürriyet Rusya’dan Suriye’deki IŞİD ve El-Nusra hedeflerine operasyon 17 Kasım 2016 http://www.hurriyet.com.tr/rusyadan-suriyedekiisid-ve-el-nusra-hedeflerine-operasyon-40280975


en az 635 kişinin saldırının ilk anında hayatını

Suriye'nin kimyasal kapasitesini yok etmeye

kaybettiğini acil olarak duyurmuşlardır. 11

başlamıştır. 13

Birleşmiş

Milletler

silah

Birleşmiş Milletler’in yayınladığı bir

kullanımına dair birçok rapor hazırlamıştır. BM

rapora göre Suriye’de devam eden iç savaş,

özel

ülkenin ekonomisini büyük oranda bozmuş ve

komisyonunun

kimyasal

üç

yıl

süren

araştırmasında, Beşar Esad hükümetine bağlı

kamu

birliklerin İdlib'de iki saldırıda klor gazı

yayımlanan Squandering humanity raporuna

kullandığı, IŞİD'in de bir saldırıda hardal gazı

göre, 2013’ün son 2 çeyreğinde hükümet yerel

kullandığı belirtildi. Araştırma sonunda üç

pazardaki sıkıntıyı hafifletmek ve temel malları

saldırıda kimyasal kullanıldığı tespit edilirken,

devlet desteği için ithal etme yönetime

üç farklı olayda da kimyasal kullanıldığına dair

başvurmuştur, bu durum kamu borçlarında

kanıtlar elde edildiği ancak nihai sonuca

artışa sebep olmuştur. BM yardımlaşma ve

varılamadığı

belirtildi.

işbirliği ajansı ile birlikte çalışan, Suriye Politika

saldırılarının

2014-2015

Kimyasal yılları

gaz

arasında

gerçekleştiği belirtildi. 12

bu

kimyasal

cezalandıracağını

ilan

Araştırmaları

parçalamıştır.

Merkezi

2014’te

araştırmacısı

Rabie

Nasser, bu durumun şaşırtıcı olduğuna dair bir

Amerika Birleşik Devletleri'nin, Baas Partisi'ni

hizmetlerini

saldırı

nedeniyle

etmesinin

ardından

Suriye kimyasal silahlarından vazgeçmeyi kabul etmiş ve bir BM misyonu ülkeye gelerek

notta bulundu ve ekledi: “2013 yılı sonunda, çatışmanın başlangıcından bu yana toplam ekonomik kayıp 143.8 milyar dolara ulaşacak. UNRWA

gibi

organizasyonunun

bir

insani

sonuçları

kalkınma trajik

ve

muazzam.” 14İnsan Gelişim Endeksi tarafından

13

11

UN TRIBUNE 13.09.2016 Denis Fitzgerald tarafından

http://untribune.com/un-chemical-weaponsreport-will-confirm-sarin-gas-used/ 12 BBC Türkçe 26 Agustos 2016 http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya37190273

Euronews 31.10.2013 http://tr.euronews.com/2013/10/31/suriyekimyasal-silah-tesislerini-imha-etti 14 Public Finance International Judith Ugwumadu Tarafından 2 Haziran 2014 http://www.publicfinanceinternational.org/news/ 2014/06/un-highlights-economic-damage-syrianconflict


ölçülen verilere göre, Suriye'deki insan gelişimi

fakir ve umutsuz nüfusun hane maliyesini

2011'deki

sıktığını da sözlerine ekledi. 15

çatışmadan

gerilemiş,

bu

ülke,

yana

kırk

'orta

yıl

insanlık MÜLTECİ SORUNU

kümelenmesinden'

düşük

insan

gelişimi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap

'grubuna düşmüştür. Okul çağındaki çocuk Baharı sonrasında ortaya çıkan iç savaşlar nüfusunun yarısından fazlası artık okula devam sonucunda dünya üzerindeki mülteci sayısı edemiyor. 2013 yılının sonuna kadar 4,000 İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en yüksek okul kullanılamaz hale gelmiştir. Aynı zamanda, seviyeye ulaştı. Özellikle Suriye iç savaşının sağlık

sistemi

de

savaştan

en

çok ürettiği mültecilerin Türkiye, Ürdün ve Lübnan

etkilenenlerden biridir. Tıbbi tesisler ve sağlık gibi ülkelerde misafir edilmelerinden dolayı altyapısı iç savaş sürecinde ciddi hasara Avrupa

uzunca

bir

dönem

bu

sorunla

uğramış; 91 kamu hastanesinin 61’i neredeyse yüzleşmedi. 2015 yılının başından itibaren hizmet dışı kalırken, 53 özel hastane de bu mültecilerin

Avrupa’ya

doğru

durumdan etkilenmiştir. hareketlenmesiyle birlikte mülteci meselesi Raporda yazılana göre şu an her 4

genelde AB’nin özelde ise onun önde gelen

Suriyeli’den 3’ü fakirlik içinde yaşamaktadır.

gücü Almanya’nın sorunu haline geldi. 16 Bugün

Nüfusun sadece %20’si temel ihtiyaçlarını

dünya, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin

karşılama olanağına sahiptir.

rakamlarına

UNRWA Mültecilerinden

Yakın

Doğu'daki

Sorumlu

İnsan

göre

kayıtların

tutulmaya

Filistin

başlandığı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en

Hakları

büyük mülteci krizi ile karşı karşıya kalmış

Raporu'nun mikro finansman direktörü Alex Polloc: Çatışma başladığı günden bu yana, 2,6 milyon kişinin işsizlik yaşarken, 11 milyon bağımlı kişinin birincil imkanlarını kaybettiğini belirtti. Ayrıca, kaçak enflasyonun giderek işsiz,

15

Public Finance International Judith Ugwumadu tarafından 2 Haziran 2014 http://www.publicfinanceinternational.org/news/ 2014/06/un-highlights-economic-damage-syrianconflict 16 SETA Analiz Türkiye,Almanya ve AB üçgeninde mülteci krizi Kasım 2015 Sayı:143 Enes Bayraklı,Kasım Keskin http://file.setav.org/Files/Pdf/20151221191329_tu rkiye-almanya-ve-ab-ucgeninde-multeci-krizipdf.pdf


durumdadır. 2014 yılı sonundaki rakamlara

Kalesi" tarzı bir politika uyguladı.19 27 Kasım

göre yaklaşık 60 milyon insan savaşlar

2015 itibariyle 868 bin 282 mülteci deniz

nedeniyle

mülteci

yoluyla Avrupa’ya illegal geçiş yaptı20 Bu çok

konumuna düştü. Bu rakamın 38 milyonu

riskli yolculuk esnasında 2015 yılı içerisinde 27

kendi ülkesi içinde yer değiştirmek zorunda

Kasım

kalan mültecilerden oluşmaktadır. 17 Sadece

kadarıyla aralarında kadın ve çocukların da

Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle 11 milyon

bulunduğu 3551 mülteci boğularak hayatını

kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu

kaybetti.21 Avrupa’ya ulaşmak için deniz rotası

rakamın 4 milyonu Suriye’yi terk ederek başta

dışında Balkan ülkeleri üzerinden Avrupa’ya

Türkiye olmak üzere Ürdün, Lübnan ve Irak gibi

geçenler de hesaba katıldığı zaman 2015 yılının

ülkelere sığınan Suriyelilerden oluşmaktadır18

ilk

Dünya, tarihin gördüğü en büyük mülteci

mültecinin Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere

krizini yaşarken bir yangın yerine dönen

ulaşmış olduğu tahmin edilmektedir. Birleşmiş

Ortadoğu’daki çatışmalardan ve katliamdan

Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF)

kaçan yüz binlerce mülteci Akdeniz ve Ege

Sözcüsü Christophe Boulierac, Yunanistan'dan

Denizi üzerinden Avrupa kıtasına geçmek üzere

geçerek Makedonya'nın Gevgeli kasabasına

yollara dökülmüş durumda. AB bugüne dek,

ulaşan çocuklara destek vermek için alanlar

deniz yoluyla gelen mültecilere yönelik insani

oluşturduklarını

desteğin

sınır

günlerde bölgeden geçen göçmenlerin yüzde

güvenliğinin arttırılmasına dayalı, "Avrupa

30'unun çocuk ve kadınlardan oluştuğunu

evlerini

azaltılması

terk

ve

ederek

doğuda

tarihine

dokuz

kadar

ayında

1

tespit

milyonun

söyledi.

edilebildiği

üzerinde

Boulierac,

son

belirtti. Birleşmiş Milletler Göçmenlerin İnsan 17

“Ülkesinde yerinden edilmiş kişiler” (internally displaced persons/ IDPs), özellikle silahlı çatışmaların, yaygın şiddet hareketlerinin, insan hakları ihlallerinin veya doğal ya da insan kaynaklı felaketlerin sonucunda veya bunların etkilerinden kaçınmak için, uluslararası düzeyde kabul görmüş hiçbir devlet sınırını geçmeksizin kaçan ya da bu yerleri terk eden kişiler ya da kişi gruplarıdır. Bkz. Göç Terimleri Sözlüğü, Uluslararası Göç Örgütü, No: 18, 2009, s. 60. 18 “UNHCR Küresel Eğilimler Raporu, Basın Açıklaması” 18 Haziran 2015. www.unhcr.org.tr

Hakları Özel Raportörü François Crepeau ise 19

ALJAZEERA Turk Avrupa’nın Suriyeli mülteci korkusu James Denselow tarafından 5 Ocak 2015 http://www.aljazeera.com.tr/gorus/avrupaninsuriyeli-multeci-korkusu 20 “Mediterranean Update”, Missing Migrants Project, 27 Kasım 2015 21 “Global Overview”, Missing Migrants Project, 27 Kasım 2015.


yaptığı yazılı açıklamada, "AB ülkelerine, insan

kıyısı olan İtalya, Yunanistan ve Malta gibi

hakları odaklı, tutarlı ve kapsayıcı göçmen

ülkelerde

politikası

çağrısında

dayanışmacı ruhuna ters olan Dublin Anlaşması

bulunuyorum. Bu, AB'nin sınırdaki durumu

nedeniyle başta Fransa, İngiltere ve Doğu

yatıştırabilmesi

insan

Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok AB ülkesi,

kaçakçıları ile mücadele edebilmesi için tek

AB Komisyonu’nun mültecilerin üye ülkeler

çare" ifadesini kullandı.22

arasında

oluşturması

ve

gerektiği

etkin

biçimde

birikmeye

adil

bir

başladı.

şekilde

AB’nin

paylaştırılması

çağrılarına kulaklarını tıkadı. AB üyeleri 40 bin Ortadoğu’da

yaşanan

bu

büyük mültecinin

ülkelerin

nüfuslarına

oranla

mülteci krizini başta Türkiye olmak üzere dağıtılmasının kabul edilmesi konusunu iki yıl Ürdün

ve

Lübnan

gibi

ülkelerin müzakere ettikten sonra, mülteci krizinin 2015

göğüslemesinden dolayı Avrupa Birliği üyesi yazında derinleşmesi üzerine, Eylül ayında 160 ülkeler 2015 yılının Haziran ayına kadar bu bin

mültecinin

İtalya,

Yunanistan

ve

devasa mülteci akınından çok az etkilendiler. Macaristan’dan

alınarak

diğer

AB

üyesi

Mülteci krizi zamanla AB’yi de etkilemeye ülkelere dağıtılması konusunda nihayet bir başladığında, AB’nin bu konudaki mevzuatının anlaşmaya

varabildiler.

23

Ayrıca

AB,

güncellenmesi gerektiği ortaya çıktı. AB üyesi önümüzdeki dönemde Türkiye’deki mülteci ülkeler arasında mülteci rejimini düzenleyen kamplarından Dublin

Anlaşması

“bir

sığınmacı

insanların

AB’ye

doğrudan

düzenleyecek

kotalar

belirlenip

AB kabulünü

topraklarına hangi ülkeden giriş yaparsa o belirlenmeyeceğine karar verecek. Eğer bu ülkede iltica başvurusu yapabilir” şartını düzenleme yapılmazsa Türkiye’nin yanısıra getirmekte. Bundan dolayı mülteciler AB Ürdün ve Lübnan mültecilerin yükünü kendi karasularından ilk giriş yaptıkları, Akdeniz’e

23 22

ALJAZEERA TURK Avrupa’da 2.Dünya Savaşı sonrası en büyük mülteci krizi 25 Agustos 2015 http://aljazeera.com.tr/haber/avrupada-2-dunyasavasi-sonrasi-en-buyuk-multeci-krizi

SETA Analiz Türkiye,Almanya ve AB üçgeninde mülteci krizi Kasım 2015 Sayı:143 Enes Bayraklı,Kasım Keskin http://file.setav.org/Files/Pdf/20151221191329_tu rkiye-almanya-ve-ab-ucgeninde-multeci-krizipdf.pdf


başlarına taşımak zorunda kalacak.24 Yaşanan

ve kamuoyunda varolan Merkel aleyhtarı

bu mülteci krizinin AB ülkelerinin iç siyasetine

havayı dağıtma isteğidir. 26 Bu bağlamda 17

yönelik çok ciddi yansımalarının olacağı açıktır.

Mart 2016’da yapılan yeni düzenlemelere göre

Şimdiden birçok AB ülkesinde aşırı sağcı

Almanya’da ikinci iltica yasası paketi yürürlüğe

partiler aracılığıyla mülteci ve göçmen karşıtlığı

girdi. Bu paket büyük bir hızla yükselen sığınma

yükselişe geçmiştir. Bu durumun bir sonucu

taleplerinin

olarak

prosedürle

Avrupa

genelinde

mültecilere,

bazılarının bir

hızlandırılmış hafta

bir

içerisinde

göçmenlere ve yabancılara yönelik saldırılar

değerlendirilmesine katkıda bulunacak. Hızlı

artmakta, aşırı sağın yükselişini engellemek

değerlendirmeye tabi tutulacak başvurular

isteyen ana akım siyasi partiler de gün geçtikçe

güvenli ülkelerden gelen mültecileri, tekrar

aşırı

başvurularını ve değerlendirme sürecinde

sağın

başlamaktadır.

pozisyonlarını Almanya’da

savunmaya 2015

yılının

barındırıldığı

yerlere

kapsayacak. Almanya’ya tek başına gelen ve

saldırı

reşit olmayan mültecilere örneğin bu çocuk ya

yaşanmaktayken, krizinin doruk noktasına

da gençler ciddi bir hastalıktan mustaripse ya

ulaştığı Temmuz-Eylül ayları arasında bu

da kötü muamele görmüşse sosyal istisna

saldırılarda adeta bir patlama yaşanmış ve her

uygulaması

gün en az üç saldırı gerçekleşmiştir.25 Bütün bu

tanınabilecek. Öte yandan Türkiye, Ürdün ve

eleştirilere

Lübnan’daki mülteci kamplarından gelerek

başında

mültecilerin

yönelik

haftada

mülteci

rağmen

sorununu

en

az

Merkel çözmek

üç

hükümetinin, amacıyla

işbirliği

yapmayı

reddeden

yapılarak

mültecileri

sığınma

hakkı

bu

uygulamaya bel bağlamasının ardında yatan temel saik, ülke içindeki muhalefeti yatıştırma 26 24

DEUTSCHLAND.de Zorlu bir sorun olarak mülteci krizi 6 Nisan 2016 Jossef Janning tarafından https://www.deutschland.de/tr/topic/politika/alm anya-avrupa/zorlu-bir-sorun-olarak-multeci-krizi 25 “In Drei Monaten 293 Attacken auf Deutsche Asylheime”, ORF News, 16 Kasım 2015, www.orf.at,

SETA Analiz Türkiye,Almanya ve AB üçgeninde mülteci krizi Kasım 2015 Sayı:143 Enes Bayraklı,Kasım Keskin http://file.setav.org/Files/Pdf/20151221191329_tu rkiye-almanya-ve-ab-ucgeninde-multeci-krizipdf.pdf


Avrupa’ya kabul edilen mülteciler için aile

Rakamlar her geçen gün artıyor. Suriyeliler

birleşiminde kolaylık sağlanacak.27

sevdiklerini, iş ve mülkiyetlerini geride bıra kıp, güvenlik kaygısıyla korkunç bir çatışmadan

Suriyeli ilk mülteci kafilesi, Türkiye’ye kaçarak Türkiye’ye sığınıyor. Doktorlar, ev 29 Nisan 2011 tarihinde giriş yaptı.Bu tarihten hanımları,

memurlar,

çiftçiler,

yaşlı-çocuk

2 yıl sonra ülke, sayısı 21’e ulaşan mülteci demeden binlerce Suriyeli, sınırı geçerek kamplarında yaşayan 200.000’i aşkın ve kamp Türkiye’ye ulaşıyor. Öte yandan Başbakanlık dışında kalan –ve en az- 400.000 kişi oldukları Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tahmin edilen toplamda 600.000 Suriyeli eliyle Türk hükümeti ve Türk halkı, mültecilere mülteciye ev sahipliği yapar hâle geldi. Türk sığınma imkânı sağlıyor, krize misafirperver ve hükümeti ve Birleşmiş Milletler Mülteciler cömertçe cevap veriyor. Ancak sonu gelmez Yüksek Komiserliği’nce (BMMYK) yayınlanan bu çatışmalar giderek yoğunla şırken devletin ve veriler, en iyimser tahminler. 28 Son BMMYK toplumun

kaynakları

daralıyor,

ülkenin

verilerine göre 15 Haziran 2015 tarihi itibariyle misafirperverlik Suriyeli

mülteciler

“1.772.535’i

sınırları

sor

gulanmaya

Türkiye”, başlıyor. Suriye içinde kötüleşen durum,

“1.174.690’ı Lübnan”,

“629.128’i Ürdün”, Türkiye’nin hem ülkedeki mülteci meselesini

“249.266’sı Irak” ve “134.329’u Mısır” olmak idare etme hem de Suriye’ye yönelik insani üzere beş komşu ülkede yoğunlaşmıştır. 29 yardım akışının devamını sağlama kapasitesi üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.30 27

DEUTSCHLAND.de Zorlu bir sorun olarak mülteci krizi 6 Nisan 2016 Jossef Janning tarafından https://www.deutschland.de/tr/topic/politika/alm anya-avrupa/zorlu-bir-sorun-olarak-multeci-krizi 28 BMMYK, “Syria Regional Refugee Response Regional Overview,” Syria Regional Refugee Response, Inter-agency In formation Sharing Portal, Kasım 2013, http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php . Günlük olarak yenilenen rakamlar için bkz: www.afad.gov.tr/TR/IcerikDetay1.aspx?IcerikID=8 48&ID=16 29 29 TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2015 Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri:Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bir değerlendirme Ayşe Şebnem Tunç : Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi,

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü,e-mail: sebnemcerit@gmail.com http://dergipark.ulakbim.gov.tr/tesamakademi/art icle/view/5000131337/5000120305 30

BROOKINGS ENSTİTÜSÜ & ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU (USAK) Suriyeli Mülteciler ve Türkiye:Sonu Gelmeyen Misafirlik Kasım 2013 Osman Bahadır Dinçer,Vittoria Federici,Elizabeth Ferris,Sema Karaca,Kemal Kirişci,Elif Özbenek Çarmıklı


Türkiye’ye

ilk

Suriyelilerin sayısı her geçen gün yükselmekte,

aşamada sadece sınır illerinde ve kamplarda

gelenlerin de süreç içerisinde ülkede kalma

ikamet etmişlerdir. İç savaşın uzaması ile kamp

eğilimleri sürekli artmaktadır. Bu durum göçün

sayısı yetersiz kalmaya başlamış, kamplardan

doğasına uygun bir biçimde evrensel olarak

bağımsız olarak bir kısım Suriyeli kamplar

dünyanın başka yerlerinde de gözlemlenen ve

yerine,

ilçelerinde

beklenen bir durum olarak görülmekle birlikte

akrabalarının yanında ya da kiraladıkları

bugün Suriye’deki iç savaş sona erse dahi,

evlerde

etmeye

Suriyelilerin büyük bir kısmının, yıkılan yerleşim

başlamışlardır. Bu durum, süreç içerisinde

yerleri tekrar yaşanabilir hale getirilene kadar

sayılarındaki büyük orandaki artışla birlikte

ülkelerine dönmeyeceği tahmin edilmektedir.

ülkenin neredeyse tamamına dağılmalarına

Ayrıca BM’nin dünyanın farklı coğrafyalarında

neden olmuştur. İç savaşın uzaması ise göç

yaşadığı deneyimler ve istatistikler mültecilerin

hareketlerini daha da artırmıştır. Türkiye, toplu

en az üçte birinin geri dönmeme ihtimalinin

göç hareketlerinin başladığı tarihten itibaren

olduğunu göstermektedir. Bütün bu gelişmeler

krizden etkilenen Suriye vatandaşları için “açık

toplumsal boyutta hem Türk halkı hem de

kapı politikası” izlemiş ve dört yıl içerisinde

Suriyeliler

%44’lük kabul oranı ile Suriye’ye komşu ülkeler

politikaları olmak üzere pek çok tedbirin

arasında en fazla Suriyeli sığınmacıyı ağırlayan

alınmasını zorunlu bir ihtiyaç haline getirmiştir.

ülke

sınır

gelen

illerinde

ikamet

durumuna

Suriyeliler

veya

etmeyi

gelmiştir.

tercih

31

Bütün

bu

gelişmelerin neticesinde, Türkiye’ye gelen

Sağlıklı

nezdinde

ve

uygulanabilir

sosyal

uyum

politikaların

üretilebilmesi için ise öncelikle göç eden ve göç alan toplum

https://play.google.com/books/reader?id=8b_AgAAQBAJ&printsec=frontcover&output=reader &hl=tr&pg=GBS.PT1 31 TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2015 Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri:Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bir değerlendirme Ayşe Şebnem Tunç : Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümüe-mail: sebnemcerit@gmail.com http://dergipark.ulakbim.gov.tr/tesamakademi/art icle/view/5000131337/5000120305

başta


dinamiklerinin analiz edilmesine, davranış,

mülteci” statüsü getirilmiştir. Ayrıca, mülteci

beklenti, algı ve kaygılarının tespit edilmesine

veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyecek

ihtiyaç duyulmaktadır.32

durumda olan yabancı ya da vatansız kişiye ise

Türkiye, Suriye’den gelenleri önceleri “misafir”

olarak

adlandırıyordu

ancak

gelenlerin sayısı her gün artınca 2001 Avrupa Geçici Koruma Yönergesi’ne başvuruldu.

33

Ekim 2011’den itibaren Suriyelilere geçici koruma statüsü verildi. 34 Avrupa ülkeleri ise 2013 yılında çıkardığı 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile benzer koşullar altında Avrupa ülkeleri dışından gelen kişilere ilişkin yeni bir düzenleme yapılarak “şartlı

“ikincil

koruma”

Türkiye’deki

statüsü

Suriyelilere

getirilmiştir.

evrensel

mülteci

hakları içerisinde yer alan insani standartlarda muamele

hakkı,

yararlanma

sağlık

hakkı

ve

hizmetlerinden

seyahat

edebilme

hakkının bir hak olarak değil ama imkan olarak sağlanmaktadır.

Suriyeliler

herhangi

bir

sınırlama olmaksızın ülke içerisinde seyahat edebilmekte ve ikamet edebilmektedirler. Ayrıca, geçici koruma statüsü ile zorla geri gönderilmeye

karşı

koruma

imkanı

sağlanmıştır. Eğitim imkanı kamplarla sınırlı 32 32

TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2015 Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri:Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bir değerlendirme Ayşe Şebnem Tunç : Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, e-mail: sebnemcerit@gmail.com http://dergipark.ulakbim.gov.tr/tesamakademi/art icle/view/5000131337/5000120305 33 L 212/12 Council Directive 2001/55/EC of 20 July 2001, Official Journal of the European Communities, http:// europa.eu/legislation_summaries/justice_freedom _security/free_movement_of_persons_asylum_im migration/33124_en.htm 34 BROOKINGS ENSTİTÜSÜ & ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU (USAK) Suriyeli Mülteciler ve Türkiye:Sonu Gelmeyen Misafirlik Kasım 2013 Osman Bahadır Dinçer,Vittoria Federici,Elizabeth Ferris,Sema Karaca,Kemal Kirişci,Elif Özbenek Çarmıklı https://play.google.com/books/reader?id=8b_AgAAQBAJ&printsec=frontcover&output=reader &hl=tr&pg=GBS.PT1

olmakla birlikte imkanların iyileştirilmesi için çalışmalar mültecilik

yapılmaktadır. haklarından

olan

Diğer

önemli

çalışma

izni

konusunda kısmi bir düzenleme getirilmiştir. Sosyal güvenlik imkanı ve vatandaşlık imkanı ise mevcut değildir.35

35

TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2015 Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri:Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bir değerlendirme Ayşe Şebnem Tunç : Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, e-mail: sebnemcerit@gmail.com http://dergipark.ulakbim.gov.tr/tesamakademi/art icle/view/5000131337/5000120305


Türkiye, Suriyeli mülteci krizinden

olmakta bu durum bu yönüyle sürecin güçlü

siyasi, toplumsal ve ekonomik olarak etkilenen

yönünü

ülkelerin başında gelmektedir. Suriyelilerin

toplumsal boyutta sağladığı fırsatlar ise evliliğin

sığınmak

etmesi

toplumsal kaynaşma araçlarından birisi olması

Türkiye’de hukuktan dış politikaya, güvenlikten

ve göç sonrası oluşan çok kültürlülük olarak

sağlığa, eğitimden istihdama, ekonomiden

görülmektedir.

kültüre toplumsal yapının tümünde kendini

toplumsal etkileri boyutunda risk/tehditlerin

hissettiren yeni bir olguyu ortaya çıkarmıştır36 .

fırsatlardan daha fazla olduğu görülmektedir.

Krizin

“etkilenen”

Risk/tehditleri ise kendi içerisinde toplumsal

konumunda olan Suriyeliler, artık Türkiye

tehdit algıları, bireysel tehdit algıları, kente

sosyal denklemi içerisinde “etkileyen” duruma

yönelik tehdit algıları ve Suriyelilere yönelik

gelmişlerdir. 37 Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin

tehditler olarak sınıflandırmak mümkündür.39

olarak yapılan saha araştırmalarında bölgede

Sonuç olarak

Suriyelilere yönelik olumsuz tepkinin en önemli

toplumun beklediğinden oldukça farklı bir

nedenlerinin başında Suriyeliler ile yerel halk

gelişim gösteren Suriye insani krizi ve mülteci

arasında farklı dil, kültür ve yaşam tarzından

akını, Türkiye’yi derinden etkilemeye devam

kaynaklanan sorunların 38 geldiği görülmekte,

ediyor.40 Bugün Suriye’deki iç savaş sona erse

için

Türkiye’yi

başlarında

tercih

savaştan

oluşturmaktadır.

Suriyelilerin

Türkiye’deki

Türkiye’nin

ve

Suriyelilerin

uluslararası

bu durum toplumsal etki boyutunda kabul ve uyum sürecinin zayıf yönlerini oluşturmaktadır. Fakat özellikle sınır illerde yerel halk ile aynı etnik

köken

veya

mezhebe

sahip

olan

Suriyelilerin toplumsal kabulü daha hızlı

Koyuncu, A. (2014). Kentin Yeni Misafirleri: Suriyeliler Konya Örneği. Konya:Çizgi 37 Karaca, S. (2013). Kayıtdışı Mülteciler, Kayda Değer Sorunlar. Analist Dergisi, 31, İstanbul. 38 Oytun, O. ve Gündoğar, S. S. (2015). Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri Raporu,. ORSAM- TESEV Rapor No: 195, Ankara. 36

39

TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2015 Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri:Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bir değerlendirme Ayşe Şebnem Tunç : Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü,e-mail: sebnemcerit@gmail.com http://dergipark.ulakbim.gov.tr/tesamakademi/art icle/view/5000131337/5000120305 40 BROOKINGS ENSTİTÜSÜ & ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU (USAK) Suriyeli Mülteciler ve Türkiye:Sonu Gelmeyen Misafirlik Kasım 2013 Osman Bahadır Dinçer,Vittoria Federici,Elizabeth Ferris,Sema Karaca,Kemal Kirişci,Elif Özbenek Çarmıklı https://play.google.com/books/reader?id=8b_AgAAQBAJ&printsec=frontcover&output=reader &hl=tr&pg=GBS.PT1


dahi, Suriyelilerin büyük bir kısmının, yıkılan yerleşim

yerleri

tekrar

getirilene kadar

yaşanabilir

hale

ülkelerine dönemeyeceği

tahmin edilmektedir. Ayrıca BM’nin dünyanın farklı coğrafyalarında yaşadığı deneyimler ve istatistikler de bize mültecilerin en az üçte birinin geri dönmeme ihtimalinin olduğunu göstermektedir

41

.

Gelinen

aşamada,

Türkiye’deki Suriyelilerin ciddi bir bölümünün ülkelerine yakın veya uzak gelecekte geri dönmeme

ve

sürekli

olarak

Türkiye’de

yaşamayı tercih etme olasılıkları her geçen gün daha da artmaktadır. Bu bağlamda toplumsal kabulün

sürdürülebilir

düşmanlığa

olması,

dönüşmemesi

için

nefret

ve

toplumun

hassasiyetlerini dikkate alacak, Suriyelilerin uyumunu sağlayacak çözümlerin üretilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.42

Güçtürk, Y. (2014). Sürgün ile Savaş Arasında Suriyeli Mülteciler, Siyaset. Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), 42 TESAM Akademi Dergisi Temmuz 2015 Mülteci Davranışı ve Toplumsal Etkileri:Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bir değerlendirme Ayşe Şebnem Tunç : Doktora Öğrencisi, Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, 41


Karlofça Antlaşması’yla başlayan ilk toprak

OSMANLI DÖNEMİ’NDE YAPILAN GÖÇLERİN GÜNÜMÜZE ETKİSİ

kayıpları neticesinde, küçük topluluklar da olsa, ilk göçler meydana gelmiştir. 1800’lerde

Aykut Aydeniz

Azerbaycan’dan başlayan göçler, bu çerçevede

aykutaydeniz@mynet.com

değerlendirilebilir. 1812-15 yılları arasında 7.000, 1829 yılında 9.000, 1860 yılında 18.000 kişi Osmanlı İmparatorluğu topraklarına göç etmiş ve bu göçler 1877’de hızlanarak devam etmiştir. 2 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile elden çıkan Kırım’dan yapılan göçler, Osmanlı’ya gelen büyük çaptaki ilk Müslüman göç dalgasıdır. 1785’ten 1800’e kadar süren bu

Göç, insanın var olmasıyla birlikte anlam kazanan ve genel olarak bakıldığında insan topluluklarının

bulundukları

bölgelerden,

çevrelerine doğru yaptıkları harekettir. Göç hareketlerinin ortaya çıkmasında ise siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunlar gibi birçok faktör etkilidir. Ana hatları ile ifade etmek gerekirse; sebebi, mesafesi, süresi, hacmi, yönü ve organizasyonu bakımından büyük farklılıklar

gösteren

göç

türleri

olmakla

beraber, göçler genellikle “iç göçler” ve “dış (uluslararası) göçler” diye ikiye ayrılmaktadır.

1

Bu makalede toplulukların vatanlarını bırakıp, göç etmelerinden dolayı “uluslararası göçler”, Osmanlı’nın

son

dönemi

temel

alınarak

incelenecektir.

Kırım Türk’ü, Osmanlı Devleti’ne göç etmiştir. 1828-1829

Osmanlı-Rus

Savaşı

sonunda

imzalanan Edirne Antlaşması ile önemli toprak kayıpları yaşayan Osmanlı’ya yeni bir göç dalgası daha gelmiştir. Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşı’ndan sonra artan miktarda nüfus, Anadolu’ya iltica etmiştir. Bilhassa 1856-1857, 1860-1862, 1864-1865 yılları arasında büyük ivme kazanan göç hareketi, diğer zamanlarda inişli-çıkışlı seyretti. Bunun sebebi de, siyasi ve askeri

hadiselerin

sonuçlarının

kararlarında etkili olmasıydı.

3

insanların 19.yüzyılda

Osmanlı ile Rusya’nın dört kere savaştığını düşünürsek Kafkasya’dan ve Kırım’dan gelen olacaktır.

Osmanlı Devleti’nin güçlendiği zamanlarda “iskân

ikinci göç dalgası ile birlikte yaklaşık 500.000

göçleri, bu bağlamda değerlendirmek yerinde

1) Kırım ve Kafkas Göçleri

izlediği

ilk göç dalgası ve 1806-1812 yılları arasındaki

politikası”,

devletin

genişlemesine bağlı olarak sürdürülmüş fakat

Kafkasya’dan

1856-1876

yılları

arasında göç edenlerin çoğu, deniz yolunu kullanmıştır. Bu tercih de haliyle, Çerkezistan sahillerinde bir yığılmaya neden olmuş ve


özellikle 1859 yılında Çerkes ve Nogay

1865’ten sonra gelenler de eklenildiğinde,

muhâcirlerin Karadeniz’de hayatlarını tehlikeye

incelediğimiz dönemde, Osmanlı Devleti’ne göç

atarak

sayıda

etmek üzere memleketlerinden ayrılan Kırım

göçmen de vefat etmiştir. Kış mevsiminde

ve Kafkasyalı sayısının 1.000.000 ilâ 1.200.000

yaşanan

civarında olduğu tahmin edilebilir.

yaptıkları bu

göçlerde

durum

önemli

üzerine

Osmanlı

6

Diğer

Devleti’nde, ülkeye yapılan girişleri düzene

taraftan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın

koymak için “Meclis-i Mahsus” (Bakanlar

çıkması

Kurulu),

alınmasını

baskılar artmış ve bölgedeki nüfus, Balkanlara

kararlaştırmış fakat uygulanması mümkün

yerleşmiştir fakat bu savaşın patlak vermesinin

olmamıştır. Bu durumun nedenleri arasında

sonucu olarak da Balkanlara gelen muhâcirler

hem Rusya’nın gereken çalışmayı yapmaması

Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmışlardır.

hem de savaşlardan yurtları perişan hale gelen

Taraflar arasında meydana gelen 1828-29

muhâcirlerin göç etme isteği vardır. 1863-1864

Osmanlı-Rus Savaşı, 1853-1856 Kırım Savaşı,

kışından itibaren göç hareketi tam anlamıyla bir

1877-78

çığ gibi büyüdü. Başlangıçta Ruslar tarafından

sürekliliğinde

40-50 bin olacağı söylenen göçmenlerin sayısı,

dönüşmesinde etkili olmuştur. 7 Bunun sonucu

kısa zamanda, yani 1864 baharında 400.000’e

olarak,

ulaşmıştır. 4 Bu göç süresince Çerkes ve Kafkas

konulan ilk harç, bu bölgeden gelen göçlerle

kavimleri, dönemin Rus Hükümeti tarafından

oluşmuştur.

kıyılara

bazı

doğru

tedbirlerin

sürülüp,

kötü

koşullara

zorlanması ise dünyada birtakım tepkiler

üzerine

Kırım

Türklerine

Osmanlı-Rus ve

günümüz

yapılan

Savaşı

toplu

bir

göçün harekete

Türkiye'sinin

duvarına

2) Unutulmayan Acı: Balkan Harbi

doğurdu. İngiltere, hadiseye “Çerkesya gitti,

Balkanlar, nüfussal yapısı itibariyle farklı etnik

Çerkesleri

düşüncesiyle

grupların ve inançların birarada yaşadığı bir

yaklaşıyordu. 5 Rus Tarihçisi Feltsin ise konuyla

coğrafyadır ve Fransız İhtilâli’nin etkisiyle

ilgili

birlikte artan milliyetçi akımlar dolayısıyla

olarak

koruyalım” şöyle

yazmaktadır:

“Savaş

acımasızca sürüyordu. Çerkes köyleri top

Osmanlı

ateşleriyle yakılıp yıkılıyor, ekin tarlaları imha

başlangıcını oluşturmuştur. Aynı zamanda

edilip atların ayakları altında çiğneniyor,

yitirilen toprakların, devletin merkezi bölgesi

insanlar öldürülüyor aman dileyenler yüksek

olması,

yörelerden kovuluyor, diğerleri ise Türkiye’ye

göstermektedir.

gönderilmek

kenarına

döneminden itibaren haritalara bakıldığında;

sürülüyorlar.” 1865’ten sonra ise göçler,

Selânik, Manastır ve Üsküp gibi şehirlerin;

topluluklar halinden çok küçük gruplar şeklinde

Adana, Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi

devam etmiştir. Böylece 700.000’e ulaşan bu

kentlerden çok daha önce Osmanlı olması,

üzere

deniz

muhâcirlere %25-30 civarındaki ölü sayısı ile

Devleti

yaşanan

için

gerçekten

acının Fatih

sonun

büyüklüğünü

Sultan

Mehmet


Balkan

Göçleri’nin

siyasal

ve

toplumsal

etkilerinin anlaşılması için önemlidir. 1877-1878

Osmanlı-Rus

değişmeyeceğini belirtmişlerdir. Buna karşın

Savaşı’nda,

Rus

orduları Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelmiş ve

“zafer”

kazanmıştı.

Ayastefanos

Antlaşması’nı da imza ettirerek savaşın galibi olmuştu fakat hastalıktan kırılan ordunun arkadan destek sağlaması ise çok zordu. Ayrıca, bu antlaşma ile birlikte Balkanlar üzerinde önemli güç konumuna gelen Rusya’ya tepki, Batılı devletlerden gelmiş ve aynı yıl Berlin Antlaşması imzalanmıştır. Osmanlı Devleti, bu antlaşma ile Karlofça Antlaşması’ndan sonra ikinci

büyük

toprak

kaybını

yaşamıştır.

Dolayısıyla, Balkanlar’da iyice küçülen Osmanlı Devleti’ne karşı Bulgar, Sırp ve Yunan çeteleri, Osmanlı’nın elde kalan son topraklarını da almak istemişlerdir. Kaybedilen topraklarda kalan Türkler ise baskı altında kalmış ve yoğun mücadeleler vermiştir fakat özellikle Sırpların yoğun saldırıları yüzünden güvenli sayılan Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmışlardır. Balkanlar’daki milletlerin hepsi Makedonya’yı istiyordu

ve

bu

durum

da

Osmanlı’yı

Avrupa’dan tamamen atmak için büyük bir fırsattı. Savaş öncesi taraflara bakıldığı zaman, bir yanda milliyetçilik akımlarıyla psikolojik üstünlüğü ele geçiren ve ulus devlet kurma yolunda ilerleyen Balkan orduları varken; diğer yanda uzun süren savaşlarda yorulan ve ordusu “ittihatçı-itilafçı” diye ikiye bölünen bir devlet vardı.

Taraflar

oluşmasına

arasında

rağmen,

böyle büyük

tahmin ettiğinden, savaş başlarken statükonun

bir

fark

devletler,

Osmanlı’nın yine de savaşı kazanabileceğini

Balkan

orduları,

savaşmak

için

oldukça

istekliydi. O derece motive olmuşlardı ki, 4,3 milyonluk Bulgaristan bile savaşın başında Rumeli’deki Osmanlı 1. ve 2. Orduları’nın toplamından daha fazla asker çıkardı. Osmanlı Devleti’nin seferber edebildiği 303.000 askere, iyi yetiştirilmiş 350.000 kişilik bir kuvvetle hücum etti. Buna 110.000’den fazla Yunan askeri, 35.000 Karadağlı ve 230.000 Sırp askeri de eklenince, Balkan kuvvetleri 725.000’e ulaştı.

8

başlayan

Dolayısıyla, 22 Ekim 1912’de fiilen savaşın

Osmanlı

tarafından

30

Ekim’de kaybedilmesi kaçınılmaz oldu. Yani, bir haftada 550 senelik Rumeli, Osmanlı’nın elinden çıkmış oldu. Balkan Devletleri’nin kazandıkları

toprakları,

kendi

aralarında

paylaşamamasından dolayı tekrar savaş çıkmış, bu durumu fırsat bilen Osmanlılar ise 1913 Temmuz’unda Edirne’yi geri aldı. Sonuç olarak, 93 Harbi ile başlayan göç, yüzyılın sonuna dek 1 milyonun üzerinde Müslüman göç etmek zorunda kalmıştır. Yalnızca 1912 Kasım’ından 1913 ortasına kadar Anadolu’ya Trakya’dan 200 bin, Makedonya’dan da 240 bin olmak üzere toplam 440 bin göçmen geldi. Toplam rakamları 600 bin civarında olduğu sanılıyor. 9 Göç, öyle bir hal almıştı ki yalın ayak İstanbul’a girenler ve buldukları boşluğa sığınmaya çalışan göçmenler her yerdeydiler. Halit Ziya Uşaklıgil’in “Kırk Yıl” adlı eseri de bu olayın

etkilerini

içermektedir.

Birleşik

Devletler’de yayınlanan 1914 tarihli Carnegie


Raporu, göç edenlerin ayrıntılı incelemesini

yaşayan

yaparak bunun toplumsal sorunlarına da yer

unuttukları, hâkim topluluk dili olan Türkçe’yi

vermiştir.

10

Balkan Savaşları’ndan sonra

Ermenilerin

kendi

millî

dillerini

öğrendikleri Ermeni araştırmacılar tarafından

Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında nüfus

da

mübadelesi yapılmış fakat istenen seviyede

benimsemiş bu insanlara Türkophile, yani Türk

olmamıştır. 1923 yılında da Türkiye ile

dostu, Türkleri seven Ermeni denilmiştir.

Yunanistan arasında aynı değişim yapılmıştır.

Mimari

1.Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ile

saraylarından ve müzelerinden birisi olan

Bulgaristan arasında da bu uygulanmıştır.

Dolmabahçe Sarayı, Balyan Karabet adlı bir

Genel olarak bakıldığında ise Osmanlı Devleti,

Ermeni

yüzyıllardır sahibi olduğu vatan toprağından

Nusretiye Camii, Balyan Kirkor, Bayezit de

ayrıldığında geride tebaasını bırakmış ve

üniversite

Müslüman-Türklere yönelik saldırılar artmakla

Senekerim, Beşiktaş’ta Ihlamur Kasrı, Küçük su

kalmamış,

kasrı, Dolmabahçe Saat kulesi, Yıldız Sarayı

katliam

denilecek

boyutlara

ulaşmıştır.

kabul

edilmektedir.

alanında:

Türk

İstanbul’un

sanatkârın içindeki

eseridir. yangın

kültürünü

en

güzel

Tophanedeki kulesi

Balyan

bahçesinde Malta köşkü Balyan Nikoğus’un eseridir. Musiki dalında: Ünlü Türk bestekârı

3) Asırlık Mesele: Ermeni Tehciri

Hacı Arif Beyin talebesi olan Ermeni asıllı Bîmen

Günümüzde büyük tartışmalara yol açan

Şen (1873-1943) Türk musikisinin en güçlü

“Ermeni

sanatkârlarından birisi olmuş ve yüzlerce şarkı

Tehciri”nin

anlaşılabilmesi

için

konunun siyasetçilerden arındırılıp, tarihçilere

bestelemiştir.

bırakılması

değişimin

İstanbul’da Ermeni sanatkârları 1810’dan sonra

gerçekleşmesi için geç kalındığı, çoğu ülkede

tiyatro çalışmalarına başlamışlar, bazen zengin

çıkan kanunların içeriğinden anlaşılmaktadır.

Ermenilerin

Konunun uluslararası alanda da kavranabilmesi

okulunda, 1861’den sonra da Beyoğlu’ndaki

için öncelikle Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkışı,

Şark tiyatrosunda temsiller vermişlerdir. 1870

tehcir kanunu ve uygulanışı, nüfus sayımlarına

tarihinde Ermeni sanatkârlar, Türkçe tiyatro

bağlı olarak elde edilen istatistikler ve diğer

eserleri

devletler

Üsküdar’da Bağlarbaşı’nda, Beyoğlu’nda ve

gerekirdi

tarafından

fakat

bu

hazırlanan

raporların

karşılaştırılarak incelenmesi gerekmektedir. Prof. Dr. Nejat Göyünç’ün “Osmanlı İdaresinde Ermeniler” adlı eserinde Ermenilerin Türk kültürüne

yaptıkları

katkıları

şöyle

sıralamaktadır: “Edebiyat dalında: Anadolu’da Türklerin

çoğunlukta

olduğu

bölgelerde

Sahne

evinde,

oynamak

sanatlarında

bazen

üzere,

bir

ise;

Ermeni

Gedikpaşa’da,

Tophane’de açacakları tiyatrolar için devletten müsaade almışlardır.

11

Anlaşıldığı üzere,

Ermenilerin Osmanlı sosyal hayatı içinde önemli bir yere sahip olduğu ve Türk kültürüyle iç içe yaşadığı görülmektedir. Bu etkinin ise sadece

sosyal

yapı

ile

sınırlı

kaldığını

söylememiz ise yanlış olacaktır. Osmanlı


İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın sonunda Ermeni

toplantı yapılmıştır. Buna mukabil Ermeniler,

azınlıktan 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi,

Ruslardan aldıkları talimat üzerine hazırlıklarını

11

profesör

tamamlayarak, Kayseri’de 1914 Ocağında,

Bütün bunlardan dolayı,

Zeytun’da 1914 Ağustosunda, Erzurum’da

konsolos,

29

bulunmaktaydı. Ermenilere

paşa

12

ve 11

yaptıkları

hizmetten

ve

1914 Ekiminde sabotaj ve tedhiş hareketlerine 14

Bunlara bir de Sarıkamış

dostluklarından dolayı da “Millet-i Sadıka”

başlamışlardı.

denilmiştir.

faciasından sonra 1915 Ocak’ta Bitlis, Kayseri

Ermeni Meselesi’nin ortaya çıkışının birçok nedeni

vardır,

bunlar

şöyle

sıralanabilir:

Osmanlı Devleti üzerinde emelleri olan Avrupa Devletleri’nin

Ermenileri

kışkırtması,

1820’lerde bağımsızlığını kazanan Yunanistan ile birlikte imparatorlukta artan milliyetçi akımlar ve Ermeni Patrikliği ile birlikte açılan misyoner

okulların

faaliyetleri,

Ermenileri

etkilemiştir. Osmanlı Devleti ise bu süre zarfında 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ile vatandaşları arasında ayrım yapmaksızın

eşitlik

arttırmıştır.

Bununla

sağlamış,

özgürlükleri

yetinmeyen

Osmanlı

Devleti, 29 Mart 1863’de “Ermeni Milleti Nizamnamesi” ni neşrederek bu halkın eğitim, kültür, din ve cemaat işlerini kendilerinin halletmeleri hususunda tanıdığı haklar, bir nev’i muhtar idare tarzını andırıyordu.

13

Buna

rağmen, Osmanlı Devleti üzerinde Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları temel gösterilerek Ermenilerin

yaşadıkları

bölgelerde

ıslahat

yapılmasına dair baskılar artmıştır.

ve Nisan’da Muş, Sivas, Diyarbakır ve Van’da isyan etmeleri üzerine Osmanlı Devleti, hem cephe gerisini sağlama almak hem de Ermeni vatandaşların can güvenliğini korumak için “Tehcir

Kanunu”nu

çıkarmıştır.

Kanun

çıkmadan önce ise İçişleri Bakanı Talât Paşa ile Milli Savunma Bakanı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, Ermeni ileri gelenlerini ve Ermeni Patriği’ni

uyarmışlardır.

Genelkurmay

Başkanlığı İçişleri Bakanlığına bir yazı yazarak Türkiye’deki

ihtilâlci

Ermeni

komitelerinin

faaliyetlerinin yasaklanmasını ve merkezlerinin kapatılmasını istedi. 15 24 Nisan 1915’te İçişleri Bakanlığı bu talimatın gereğini yerine getirmiş, İstanbul’da yaşayan 77 735 Ermeniyi isyana teşvik eden 2345 militan Ermeni komiteciyi tutuklatmıştır. 16 Bugün bahsi geçen ve her 24 Nisan’da tartışılan konunun aslını bu olay oluşturmaktadır ve “Tehcir Kanunu” ile de bir bağlantısı

bulunmamaktadır.

Nitekim,

Mısır’daki İngiliz Askerî Ofisi’ne Dedeağaç üzerinden ulaşan bir bilgiye göre, “24 Nisan 1915 gecesi üç Ermeni din görevlisi, Ermeni

Osmanlı Devleti’nin 28 Ekim 1914’te savaşa

gazetesi Puzantion’un sahibi de aralarında

girmesi ile birlikte Ermeniler ile ilgili ıslahat

olmak üzere toplam 1800 Ermeni yakalanmıştır

antlaşmasını fesh etmiş ve savaş başlamadan

ve

önce

Tutuklananların 500’ü Taşnak, 500’ü Hınçak ve

de

İstanbul’da

Ermenilerin

ileri

gelenleriyle savaş sırasındaki durum hakkında

kalanlar

Ankara’ya da

Ramgavar

gönderileceklerdir. partizanlarıdır”


denilmektedir.

17

26 Mayıs 1915 tarihinde

olarak

toplam

1.140.563’dür.

Protestan

İçişleri Bakanlığı’na gönderilen talimatta ise

Ermeniler kaydedilmemekle beraber toplam

Ermenilerin

Protestan

Doğu

Anadolu

illerinden

sayısının

53.880

olduğu

Diyarbakır’ın güneyine Urfa ve Süleymaniye

bilinmektedir.

yakınlarına göç ettirilmesi kararlaştırılmış ve

eklenmesiyle

bunun uygulanması kısmında ise demografik,

ulaşmaktadır.

ekonomik ve sosyal yapıya dikkat edilmiştir.

Ermeni nüfusu, Protestan ve Katolik Ermeniler

Belgeler ve raporlar incelendiğinde birçoğunun birbiriyle uyuşmadığı ve aralarında uçurum denecek kadar fark olduğu görülmektedir. Anadolu’daki son grupların göç etmesiyle de ortaya bazı rakamlar çıkmaktadır. Adana’daki kalan

nüfusun

da

sevkedilenlerin

nakledilmesiyle

toplamı

438.758,

Halep’tekilerle birlikte iskân sahasına varan nüfus ise 382.148’dir.

18

Fakat göç sırasında

gerek kafilelere saldırılar olsun gerekse de salgın hastalıklar olsun can kayıpları meydana gelmiştir. Bu saldırıların da arka planına bakıldığı

zaman,

93

Harbi’nden

sonra

2.Abdülhamit tarafından bölgede güvenliği sağlamak için Kürt aşiretlerinden kurulan Hamidiye Alayları görülmektedir ama bunun nedeni de Kürt aşiretlerine önceden yapılan Ermeni saldırıları olmuştur. Osmanlı Devleti ise bunun üzerine bir tedbir almış ve kararın 21.maddesinde de göç edenlere yolculuk sırasında saldırı yapanları Askerî Mahkeme’ye göndereceğini belirtmiştir. Nüfus konusundaki çalışmalarda aynı şekilde farklılıklar göze çarpmaktadır fakat birbirine yakın sayıda sonuç veren araştırmalar da vardır. 1910/11 sayımına göre ise Ermeni nüfusu 1.050.513 Gregoryen ve 90.050 Katolik

Bütün Ermeni 19

Protestanların nüfusu

da

1.194.443’e

1914 sayımında ise, toplam

dahil 1.294.831 olarak tespit edilmektedir.

20

15 Kasım 1918 tarihinde Birleşik Devletler’den David Magie tarafından hazırlanan raporda, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Ermeni nüfus, 1.357.934 olarak belirtilmiştir. İngiliz elçisi James Watson Gerard ise Kasım 1922 tarihli raporunda 231.000’i Türkiye’de olmak üzere dünyada 3.004.000 Ermeni olduğunu yazmıştır. Bugünün Perdesinde Sahnelenen Dün Göç, tüm sosyal ve kültürel dinamikleriyle her zaman ve her yerde tarihi bir olgudur. Zira, farklı coğrafyaları farklı anlamlarla aynı potada eriten bir başka beşeri unsurun tahayyülü oldukça

güçtür.

Kategorilerle

anlatılması/anlaşılması kısmen mümkün olan “göç”ü periyodik olarak ve olay bazında değerlendirmek gerekir. Başka bir deyişle, her bir göç, diğer bütün göç ve göç dalgalarının sahip olduğu tipik özelliklerin yanı sıra kendine özgü atipik yönleri de barındırmakta; ardında yer alan siyasi, dini, etnik her tür toplumsal saikle tarihte farklı bir iz bırakmaktadır. Özetle, göç sui generis bir olgudur. Nefes aldığı her coğrafyada farklı sonuçlar doğuran göç, Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü iklimde de şüphesiz çeşitli açılımlarda


kendini göstermektedir. Nitekim, günümüzde etkilerini

çok

yakından

hissettiğimiz

Ukrayna’daki siyasi kriz ve Kırım meselesinde yaşanan etnik sorun; olimpiyatlarla bir kez daha gün yüzüne çıkan gerçekleriyle Soçi; daha kaç parçaya bölüneceği meçhul olan Balkanlar ve 100.yılını idrak ettiğimiz, kimilerine göre “soykırım”, kimilerine göre “Ermeni Tehciri” ve kimilerine göre de bir “sorun” olan Ermeni göçü.

REFERANSLAR 1) Taylan Akkoyun, Göç ve Değişme, İstanbul, 1979, s. 23. 2) Türk Ansiklopedisi, Cilt XVII, ; 459. 3) Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876), -İkinci BaskıAnkara: Türk Tarih Kurumu, 2010, s.

Sonuç olarak, geçmişte yaşanan birçok olay

81.

bugünü etkilemektedir. Beyin göçü gibi ögeler,

4) Karpat, Ottoman Population, s. 67.

ülkemize önemli katkılar sağlamıştır. Örneğin,

5) “Papers Respecting. Accounts and

ülkemizin önemli tarihçilerinden Halil İnalcık ve

Papers, s. 4 (No:7)

ailelerin

6) Shaw, Stanford J. –Shaw, Ezel Kural,

çocuklarıyken; bir diğer değerli tarihçimiz

Osmanlı İmparatorluğu ve Modern

Kemal Karpat ise Dobruca doğumludur. Olumlu

Türkiye, II.Cilt, İstanbul 1983, s. 153.

İlber

Ortaylı,

Kırım

göçmeni

yanlarının yanı sıra siyasi krizlere de yol

7) Kemal

H.Karpat,

Osmanlı

Nüfusu

açmıştır. Yukarıdaki bahislerimiz ışığında, her

(1830-1914) Demografik ve Sosyal

göçün gömülü çeşitli anlamlar içerdiği siyasi;

Özellikleri,

dini; etnik güdüler; olumlu ve olumsuz yansıları

Çeviren: Bahar Tırnakçı, Tarih Vakfı

vardır. M. Kemal Atatürk’ün söylediği gibi:

Yurt Yayınları, İstanbul, 2003, s. 15-16.

“Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yazdığı

8) Mehmet Tanju Akad, “550 senelik

savaşlarda en geriye kalanlar, yani "Düşmanla

Rumeli 1 haftada kaybedildi”, NTV

sonuna kadar dövüşenler" çekilen ordunun

Tarih, Sayı 45, Ekim 2012, s. 30.

ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda

9) Mehmet Tanju Akad, a.g.e., s. 34.

edenler

kaçmak,

10) International Commission to Inquire

çekilmek nedir bilmeyenlerdir. Muhacirler

into the Causes and Conduct of the

kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır”.

Balkan Wars; Carnegie Endowment for

ve

düşman

karşısında

International

Peace.

Intercourse

and

Division

of

Education,

https://archive.org/details/reportofint ernat00inteuoft 17.05.2014]

[Alıntı

Tarihi:


11) Nejat Göyünç, Osmanlı İdaresinde Ermeniler, Gültepe yay., İstanbul 1983, s.69-75. 12) Hasan Celal Güzel, “Ermeni soykırımı yoktur, Türk Milleti’ne yapılan katliam vardır”, (25.04.2014),http://www.sabah.com.tr /Yazarlar/guzel/2014/04/25/ermenisoykirimi-yoktur-turk-milletine-yapilankatliam-vardir,

[Alıntı

Tarihi:

17.05.2014] 13) Benjamin Braude and Bernard Lewis (eds), Christians and Jews in the Ottoman Empire. The Junctioning of a Plural Society, vol.1, New York 1982, s. 25; Uras, a.g.e., s. 156-171. 14) Mehmet Saray, Ermenistan ve Türk Ermeni İlişkileri, s. 53. 15) Belgelerle Ermeni Sorunu, ATASE Yay., Ankara 1983., s. 223. 16) Süslü, Azmi., Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Ankara 1990. S. 134; Belgelerle Ermeni Sorunu, s. 223; Uras, a.g.e., s. 612. 17) UK ARCHIEVES, WO157/691/9: İngiliz Karargâhı Askeri İstihbarat Bülteni, 5 Mayıs 1915, Kahire. 18) Ermeniler: Sürgün ve Göç/ Hikmet Özdemir… [ve başk.]. -4.bsk.- Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2010, s. 92. 19) Stanford J. Shaw, “The Ottoman Census System and Population, 18311914”, International Journal of Middle Eastern Studies, No. 3, (September, 1978), s. 13.

20) Karpat, Ottoman Population, s. 189.


içinde en fazla oy almış olarak kazanan ilk isim

HERKESİ ŞAŞIRTAN ADAM: DONALD TRUMP

Son derece tartışmalı geçen seçim öncesi

Ahmet Duhan Kol

aslında Demokrat aday Hillary Clinton’un her

ahmetduhankol@gmail.com

halükarda kazanacağının sinyallerini veriyordu.

olsa da partinin başkan adayı olmayı başardı i.

En azından neredeyse tüm anketler böyle söylüyordu ve ABD seçimlerinde bu anketlere genelde güvenilir. Ancak tüm hesaplama ve tahminler boşa çıktı. Trump tüm o sivri dilli açıklamalara

rağmen

kağıt

üzerinde

kendisinden kat be kat daha fazla deneyimi olan rakibi Clinton’a seçici meclis(electoral collage)’te fark attı(306 ya 232). Öyle veya böyle seçim öncesinde Donald John Trump. Bu ismi 2016

yaşananlar seçim öncesinde kaldı. Şimdi asıl

yılından sonra gerek sosyal medyada, gerek

soru ‘’bundan sonra ne olacak?’’ Her şeyden

televizyonlarda, gerek gazete ve dergilerde sık

önce bilmemiz gerekiyor ki Trump bir iş adamı.

sık duyacağız. Sebebi ise sadece ABD başkanı

Yani kafası ticarete yatkın. Hem de öyle al

olması değil; öngörülemeyen bir başkan

gülüm ver gülüm ticareti değil, baya baya

olması. Ekonomi ile yakından bir bağınız varsa

uluslararası ticaret. Bir adama boşuna ‘’Emlak

veyahut ekonomi haberlerini takip ediyorsanız

Kralı’’ demezler. Başkan Trump, dünyaya ev

zaten

Pardon

satan büyük bir tüccar. Bu demek değildir ki

Başkan Trump diyeceğiz artık. Çünkü 8 Kasım

alır, satar bir şekilde geçindirir ülkeyi. Olaya

2016’da her ne kadar rakibinden az oy alsa da

biraz daha derinden baktığımızda çıkan tablo

oyunun kuralı gereği fazla koltuk avantajı ile

sizi de şaşırtacak cinsten. Önceki başkanları ele

beyaz

Başkan

alacak olursak, evet bir çoğu tahsilli, yol

Trump(kendisi orada yaşamayı çok istemese

yordam bilen kişilerdi ama ABD’nin ihtiyaç

de). Başkan Trump adaylığını açıkladığında

duyduğu bilgiye sahipler miydi? Aslında cevap

çoğu kişi bunu gülerek karşıladı. Televizyon

kulaklarımızda çınlar gibi oldu; ’’ekonomi’’.

programlarında dalga geçildi. İlk anketler

Başkan Trump diğer başkanların aksine dünya

açıklandığında da oldukça gerideydi. Trump,

ekonomisine

Cumhuriyetçi

danışmanlarına

partinin

Trump’ı

duymuşsunuzdur.

sarayın

yolunu

Partinin

kuruluşundan

tuttu

başkan beri

adaylığını,

daha

hakim.

sormadan

Olan

bile

biteni

anlayabilir,

delege

yorumlayabilir ve çıkarımlar yapabilir. Yani

çoğunluğunun oyu ile değil sadece adaylar

ekonomik olarak Trump’ı kandırmak veya ona


yalan söylemek pek mümkün olmayacak gibi

yaşadık.

duruyor.

otomotiv

Ortadoğu’da hem Asya’da hem de Avrupa’da

devlerine yaptığı siyasi baskı ile Amerikan

sık sık gerilime bazen savaşa bazen de barışa

ekonomisine

eden

sebep olagelmiştir. Zaten 750 milyar $’lık bir

yavaş

askeri harcaması olan bir devletin dünyaya

şekillenmeye başlayan kabinesine baktığımızda

sözünü geçirmesi değil geçirmemesi abeste

ise

kurulduğunu

olurdu. Yeni dönemde yeni başkanın bahsi

söyleyebiliriz. Bundan sonrası için Trump

geçen bölgelerle ilgili izleyeceği politika şuan

kabinesinde dünya büyük ve aç bir pazar

herkes için merak konusu. Lakin şunu biliyoruz

demek yanlış olmaz. Uzun yıllardır savaş

ki Başkan Trump ABD ordusunun yaptığı

ekonomisi ile beslenen ABD bundan sonrası

harcamalardan oldukça şikâyetçi. Ekonomideki

için daha büyük ticari girişimlerin bulunduğu ve

deliğin ordu harcamalarından kaynaklandığını

daha çok iş daha çok para diyen bir başkanlık

sert bir dille her fırsatta belirtiyor. Bu öğe ele

makamına sahip. Günümüze kadar ki süreçte

alınarak denilebilir ki; Trump askeri değil

dünya

ekonomik bir silahşor.

Şimdiden

ekonomistler iş

katkı

bazı

büyük

yaptığını

mevcut.

adamları

üzerinde

Yavaş

kabinesi

bir

iddia

savaş

ve

korku

hegemonyası kuran ABD, Başkan Trump döneminde bunu ekonomik üstünlük veya ekonomik hegemonya ya çevirebilmesi hiçte uzak bir ihtimal değil.

ABD’nin

Başkan

siyasi

Trump’ın

nüfusu

açıklamaları

hem

ile

göreve gelmeden bile bazı krizlere yol açacak söylemleri de yok değil. Örneğin İran ile yapılan nükleer anlaşması. Başkan Trump bu anlaşma

Ekonomi başlığı ABD için şuan da

için ‘’tarihin en kötü anlaşması’’ ii demişti. İran

hayati öneme sahip olsa da, alınan miras dış

lideri Hasan Ruhani ise cevaben; ‘’ Çok fazla şey

politika ve siyaseti bir kenara bırakarak

yapmak istiyor fakat yaptıklarının hiçbiri bizi

yönetilecek bir miras değildir. Bunca yıllık

etkilemeyecek. Sizce ABD Kapsamlı Ortak Eylem

birikim ve donanımı Başkan Trump’ta bir

Planı'nı yok edebilir mi? Sizce biz buna izin verir

kenara koymayacaktır. Fakat bunun nasıl

miyiz, milletimiz izin verir mi?’’ iiidiyerek kesin

yönetileceği ve alınacak sonuçlar açısından

ve net tavrını ortaya koydu. Eğer işler kızışırsa

hem Trump’ın ikinci dönem adaylığı hem de

ABD, Trump gibi sivri dilli bir başkan yerine

ABD ekonomisinin gidişatı açısından fevkalade

daha mütevazı olan Obama gibi bir başkanı

önem taşımaktadır. ABD ekonomisinin seyri ise

mumla arar hale gelir. Ortadoğu’nun hali

dünya ekonomisinin seyri için hayati önem

hazırda

taşımaktadır. Halk arasında aşina olduğumuz

IŞID/DAEŞ terör örgütü ile ilgili olarak verdiği

bir söz vardır; ‘’Amerika hapşırsa, Avrupa nezle

demeçlerde

olur’’. Bu sözün ne kadar geçek olduğunu en

gördüğümüz Başkan Trump; ‘’asıl sorunumuz

yakın olarak 2008 yılında hep birlikte gördük ve

Esad değiş Işıd’dir’’ iv diyerek şimdiye kadar hep

kanayan ise

bir faklı

başka

yarası

yönlere

olan

baktığını


Esad yanlısı olan ABD yönetiminden çok farklı

yabancı sivil toplum örgütlerine devletin mali

bir şekilde değerlendirme yaptığını ortaya

desteğinin kesilmesini öngören iki karara daha

koydu. Başkanlık makamına oturduğu ilk gün

imza

‘’Obamacare’’

Ticaret

gerçekleştirdiği ziyarette konuşan ABD Başkanı

Anlaşması’’nı iptal eden Trump;’’ Amerikan

Donald Trump, aylardır Amerikan kamuoyunda

Rüyasını Yeniden İnşa Edeceğiz’’ diyerek seçim

tartışılan "Meksika sınırına duvar örülmesi" ile

vaatlerinin aksine bir başkan olmayacağını

ilgili başkanlık kararnamesine imza attığını

göstermeye çalıştı. Özellikle Trans Pasifik

açıkladı. ABD-Meksika sınırına örülecek duvarla

Anlaşmasını iptal etmesi bir çok ekonomist

yasa dışı göçmenlerin, insan kaçakçılığının ve

tarafından şiddetle eleştirildi. Çin’in Asya

uyuşturucu ticaretinin önüne geçilmesinin

Pasifikteki etkinliğini kırmayı amaçlayan bu

hedeflendiğini

anlaşma, şuan Çin’i bölgede ticaret alanında en

bugünden itibaren sınırlarının kontrolünü geri

şanlı konuma getirmiş durumda. Asya Pasifik’e

alıyor" ifadelerini kullandı vii. Yaklaşık 3 bin 200

kıyısı olan 11 ülke ile yapılması planlanmış olan

kilometre

anlaşmanın iptali dünyanın en büyük ikinci

duvarın inşasıyla ilgili bütçenin öncelikle

ekonomisi olan Çin’i Amerika ile olan ekonomi

federal hükümet tarafından karşılanacağını

yarışında bir adım öne taşıyacağından şüphe

söyleyen

yok. Washington'daki Center for the National

hükümetinden tahsil edileceğini tekrar söyledi.

Interest adlı düşünce kuruluşunun başkanı

Karar hali hazırda tüm dünyada tepki ile

Harry Kazianis, Japonya ve diğer Asya-Pasifik

karşılaşmış olsa da Amerika ve Meksika

ülkelerinde kaygı yaratan TPP karşıtlığı ile ilgili

arasındaki bağların daha da gerileceği Meksika

"Trump'ın

güven

başkanı Enrique Pena Nieto’nun Çarşamba

vermek için başka yollar bulması gerekecek"

akşamı televizyonda yayımlanan konuşmasında

dedi v .

Anlaşma iptali konusunda hiç hız

Trump’ın hamlesini kınamasıyla kesinleşmiş

kesmeyeceğinin sinyallerini veren Trump 22

oldu. Ülkesinin duvar için para ödemeye niyeti

yıldır yürürlükte olan Kuzey Amerika Serbest

olmadığını tekrarlayan Nieto, Salı günü Beyaz

Ticaret

müzakere

Saray’da Trump’la görüşmesi içinse “ABD’nin

etmek üzere Kanada Başbakanı Justin Trudeau

duvar örülmesini devam ettirme yönündeki

ve Meksika Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto

kararını esefle karşılıyor ve kınıyorum. Yıllardır

ile bir araya gelmesi planlanıyor.

bu duvar bizi birleştirmektense bölüyor.

ve

Asya'daki

‘’Trans

Pasifik

müttefiklerine

Anlaşması(NAFTA)’yı

Ancak

Trump

da

sadece

iptalleri

imzalamıyor. ABD'nin yeni başkanı, 23 Ocak günü ayrıca kamu sektöründe memur alımının dondurulmasını

ve

kürtaja

destek

veren

attı

vi

ve

İç

Güvenlik

belirten

uzunluğunda

Trump,

bu

Bakanlığı'na

Trump,

olması

paranın

"Amerika,

öngörülen

Meksika

Meksika duvarlara inanmıyor. Daha önce de söylediğim gibi, herhangi bir duvar için para ödemeyeceğiz” dedi viii. Başkan Trump’in inadı ‘’ödeyeceksiniz’’ diye devam ederse Meksika ile olan diplomatik ilişkilerde sarpa sarabilir.


Amerika’nın

yıllardır

süregelen

Meksika

üretim bazında dünyanın fabrikası haline gelen

uyuşturucu kartelleri ile olan mücadelesi

Çin, ekonomi kozu ile hem Amerika’ya hem de

Trump’ın başkanlık döneminde artık doğrudan

dünya ya meydan okuyor. İşte bu meydan

olarak Meksika hükümeti ile mücadeleye

okumaya en açık şekilde ABD başkanı Donald

dönüşebilir. Kuruluş yıllarından beri Amerika

Trump karışık veriyor. Bakalım Trump’tan

Birleşik Devletleri dünyanın en sıkı güvenlik

cesaret alabilen bir Avrupa devleti çıkacak mı?

önlemleri alınmış sınırı ile(Meksika Sınırı) en

Öte yandan Trump’a göre anlamsızlaşmış olan

kontrolsüz en güvenliksiz sınırı(Kanada Sınırı)

NATO’da ABD tarafından müzakere edileceğe

arasında bir bocalama yaşıyor. Bu bocalama

benziyor. Eğer Trump NATO’yu pasifleştirip,

Trump’ın

dünya kamuoyunda itibarını sarsmaya devam

başkanlık

döneminde

iyice

hissedileceğe benziyor.

ederse muhtemelen Avrupa, Rusya karşısında

Dış politikada ise ekonomi temelli olarak baş düşmanı Çin olan Trump, yönünü tamamen Asya Pasifik’e çevirdi diyebiliriz. Çin mallarına büyük bir vergi uygulayacağını defalarca

dile

getiren

Trump,

üretimi

Amerika’da yaptırmak için elinden geleni yapacak ve tüm yaptırım kozlarını oynayacak. Başkan Trump’a göre, küreselleşme süreci sermaye

transferi

nedeniyle

Amerikan

ekonomisinin altını oyarken, Çin’in gücüne güç katıyor. Çin elde ettiği bu avantajı askeri gücünü artırmak ve bölgesel hegemonyasını tesis etmek için kullanıyor ix. Aslına bakarsak son yıllardaki ekonomik büyümesini altı yapı ve silah

ticareti,

harcayan

Çin,

üretimi Trump’ın

ve

geliştirmesine

öngörülerini

ve

tahminlerini bir bir çıkarmaya başlayacak gibi duruyor. Uzun yıllardır nüfus politikaları ve haklın temel ihtiyaçlarının giderilmesi ile uğraşan Çin, artık iç düzenini oturtmuş(ya da öyle gösteriyor) ve dış politika yapacak, hakimiyet gösterecek, hegemonya inşa edecek duruma geldi. Direkt olarak satışını yapmasa da

güvenliğini sağlayabilmek için yeni yollar aramaya başlayabilir. Avrupa ile ilgili en kötü senaryo ise olası bir ABD-Rusya yakınlaşması. Başkan Trump’ın seçilmesinin hemen akabinde ise 35 Rus diplomatının Başkanlık seçimlerinde seçime müdahale etmesi gerekçesi ile ABD’de ‘’Persona non Grata’’ (istenmeyen adam) ilan edilmesi x , tüm ABD-Rus işbirliğini

ilk başta

darmadağın edecek gibi görünse de, Rusya Federasyonu

Başkanı

Vladimir

Putin’in

Rusya’daki Amerikalı diplomatları ‘’Persona non Grata’’ ilan etmeyeceğini açıklaması üzerine, Trump ‘’onun zeki biri olduğunu başından beri biliyordum’’ xi diyerek tüm korkuları bertaraf etti. Trump vizyonunda Çin’den hemen sonraki düşman, “radikal İslam.” Kendisine İslam’ı doğrudan hedef almaması gerektiği söylenince Trump “sorunun adını doğru koymazsanız onunla

baş

edemezsiniz”

diyor.

Göreve

başlama konuşmasında da “radikal İslami terörizmi” yeryüzünden silmeyi vadetti. Trump bu sorunla baş etmek için okunmasını tavsiye ettiği kitabın yazarını kendisine Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atadı. Michael Flynn bu


kitabında

doğrudan

İslam’ı

hedefleyen

Trump’ın pek de sağı solu belli bir başkan

düşüncelerini ifade ediyor; İslam’ı bir “siyasi

olmaması.

ideoloji” ve “kanser” olarak tarif ediyor.

yüzümüze vururcasına Reagan’dan daha ilgisiz,

Trump’ın ve göreve getirdiği ekibin doğrudan

Clinton’dan daha yumuşak, W. Bush’tan daha

İslam dinine atıfta bulunan bu söylemi şimdiye

sert bir başkan olabilir. İslâm ve Çin konusunda

kadar Bush dahil hiçbir Amerikan başkanı

birden bire kendisinin de radikalleşmemesi

tarafından kullanılmamıştı. Bundan önceki

imkansız değil. Yani size dolar ile nişan almış bir

başkanlar

ABD

terörizmle

İslam’ı

ayıran

bir

Yukarıda

başkanı

yaptığımız

varken

tahminleri

birden

karşınızda

söylemle, terörizme karşı savaşın İslam’a karşı

Raptorları xiv görebilirsiniz. Tüm bunlar bir yana

değil

birisi

teröristlere

karşı

olduğunu

ifade

etmişlerdi xii.

Trump’ın

Twitter

adresini

kapatmalı ve onu sosyal medyadan uzak

İç politikaya baktığımızda ise Trump çok şanslı diyebiliriz. Senato ve Temsilciler Meclisi arasındaki uzlaşmayı sağlamak genelde ABD başkanlarının en zor ve temel görevi olmuştur. Muhtemelen Başkan Trump bunun için fazla mesai yapmayacak. Çünkü seçim sonuçlarına

Başkan

göre

senatoda

51’e

47

tutmalı. Neden mi? Neredeyse hakkında yapılan tüm eleştirilere yanıt vermeye kalkan bir adam olan Trump, başkanlık makamına geçtiğinde bir önceki gecenin tv şovunda kendisine

yapılan

eleştiriyi

Twitter’den

kötülerken kapıda Rusya Başkanı Putin’in beklemesi pekte hoş sonuçlar çıkarmaz.

Cumhuriyetçiler, Temsilciler meclisinde ise 236’ya 192 yine Cumhuriyetçiler çoğunluktu xiii. Bu demek oluyor ki Başkan Trump yasa yaparken senato veya temsilciler meclisinde takılma konusunda çokta yorulmayacak. Trump’ın

liderliğindeki

ABD

yürüteceği büyük bir ihtimal. Bundan sonra ile

masaya

oturan

- http://amerikabulteni.com/2016/11/09/ongorulmeyen-birbaskan/ i

http://www.ydh.com.tr/HD14921_trump-vesuriye.html iii http://www.dw.com/tr/iran-trumpın-nükleeranlaşmayı-feshetmesine-izin-vermeyeceğiz/a36655668 ii

yönetiminin ticaret naraları atarak politika ABD

References:

devletlerin

diplomatlarının ekonomi bilmesi farz gibi gözüküyor. Çünkü Başkan Trump döneminde silahlar, bombalar ve mühimmatlardan çok ticari ilişkiler konuşulacak. Dünyayı silahla idare eden Amerika, dünya para ile idare edilebilir diyen bir başkanlar yoluna devam ediyor. Fakat ihtiyatlı olunması gereken konu ise Başkan

https://www.quora.com/How-is-Donald-Trump-planning-tosolve-ISIS-problem iv

v

http://www.businessht.com.tr/ekonomi/haber/13 66109-tpp-iptali-cine-yaradi vi http://www.dw.com/tr/trump-trans-pasifikortaklığından-çekildi/a-37245658 vii http://www.aljazeera.com.tr/haber/trumpmeksika-sinirina-duvar-insasini-onayladi viii http://www.aljazeera.com.tr/haber/trumpmeksika-sinirina-duvar-insasini-onayladi ix http://www.aljazeera.com.tr/gorus/trumpamerikan-dis-politikasini-degistirebilecek-mi


http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya38462117 xi https://twitter.com/realdonaldtrump xii http://www.aljazeera.com.tr/gorus/trumpamerikan-dis-politikasini-degistirebilecek-mi x

http://amerikabulteni.com/2016/11/09/beyaz-saray-senatove-temsilciler-meclisinin-ucu-de-cumhuriyetcilerin/ xiii

xiv

http://lockheedmartin.com/us/products/f22.html


uğraşırken, kimileri krizi ciddiye bile almamış,

ÇEVRE KRİZİ

başka konuları gündeminde tutmuştur.

Naz Ekin Çora

Gerek sosyal gerekse görsel veya işitsel

cora.eurosima@gmail.com

medyada tüm dünyada süregelen krizle ilgili birçok haber bulunabilir. Almanya’nın Berlin ve Bonn kentlerinden 30 farklı dilde yurtdışına radyo, TV ve internet üzerinden yayın yapan medya kuruluşu Deutsche Welle (kısaca DW)’in dünyanın yaşanılabilir bir yer olmaya devam etmesi için 5 sorun ve çözümünü yayınladı. DW’ye göre bu beş sorun gezegendeki insanlar

Günümüzde çevre krizi bir “felaket alarmı” olarak otoritelerin basın ve medya yoluyla bireylere aktarmaya çalıştığı, gerek gündelik yaşama gerekse ulusal meselelere ve uluslararası ilişkilere yansıyan boyutuyla her bireyin farkında olduğu giderek ciddileşen bir

ve diğer canlılar için yaşamı tehlikeye sokuyor, acilen çözülmesi gerekiyor. Bu sorunları şöyle sıralayabiliriz: hava kirliliği ve iklim değişikliği, ormanların tahrip edilmesi, türlerin soylarının tükenmesi, toprak degradasyonu ve aşırı nüfus artışı. 1

sorun, bir “felaket” haline gelmektedir. Her İlk olarak dünyadaki hava kirliliği ve

ülkenin en büyük sorunlarından biri olan bu kriz, küresel olması sebebiyle uluslararası boyutlara

iklim

ulaşmıştır. Günümüzde ülkeler küreselleşmenin

Öncelikle bu kirliliğe ve değişikliğe sebep olan

etkisiyle

dünya

etmenleri inceleyelim. Artan nüfus ve gelişen

pazarlarında rekabetin artması gibi konulardan

sanayi ile 19.yüzyıldan itibaren sürekli artış

birbirinden uzaklaşsa ve kutuplaşsa da çevre

gösteren fosil yakıt kullanımı, şehirleşme ve

krizi her ülkeyi aynı derecede ilgilendiren bir

ormanlık alanların tahribi ana sebepler olarak

konu

piyasaların

entegrasyonu,

değişikliğini

detaylı

inceleyebiliriz.

bu

konuda

alınabilir. Tüm bu sebepler doğal sera etkisini

olmaya

ihtiyaç

kuvvetlendirir, sera gazı emisyonlarını artırır,

duymaktadır. Yapılan anlaşmalarla, düzenlenen

küresel karbondioksit konsantrasyonlarını artırır

konferans ve kongrelerle birçok ülke bu konuda

ve dünyada sıcaklık artışına- başka bir deyişle ise

birlikte hareket etmeye başlamıştır. Kimi liderler

küresel ısınma- sebep olur. Meydana gelen iklim

çevre

değişikliklerinin

olduğu

örgütlenmeye,

krizini

için

ülkeler

birlik

önemseyip

çözümleri

için

atmosferdeki 1

(www.dw.com), Deutsche Welle. "Dünya'nın en büyük beş sorunu | YAŞAM | DW.COM | 15.10.2016." DW.COM.

etkilerini

yok

karbon

etmek

ve

dioksit

http://www.dw.com/tr/d%C3%BCnyan%C4%B1nen-b%C3%BCy%C3%BCk-be%C5%9F-sorunu/a36040525.


konsantrasyonlarındaki artışı normal seviyeye

azaltarak

getirmek emisyonlar durduktan ancak 1,000 yıl

gösterilebilir.

sonra

yılların

Devletleri Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (US

sonundan itibaren karbon ve sera gazı

National Aeronautics and Space Administration-

emisyonlarındaki artışa bağlı olarak dünya

NASA) ile Alman Hava ve Uzay Merkezi (German

gitgide daha çok ısınmış, her yıl bir öncekinden

Aerospace Center- Deutsches Zentrum für Luft-

daha sıcak olmuş ve küresel sıcaklık rekorları

und

mümkün

kırılmıştır.

2

olacaktır.

1980’li

üretim 5

sürecini

iyileştirmek

Öte yandan, Amerika Birleşik

Raumfahrt

e.V-

DLR)

tarafından

Yükselen Dünya ısısı ile deniz

Yerçekiminin Yeniden Yapılanması ve İklim

seviyesi yükselmekte, buzullar erimekte ve iklim

Deneyi kapsamında uzaya robot uydular

değişiklileri, değişkenli ve aşırı hava durumları

gönderilmektedir. Mart 2002’de başlatılan bu

görülmektedir. BBC’nin haberine göre Dünya

proje ile iklim değişiklikleri etkisiyle eriyen buz

Kaynakları

yapılan

kütlelerin yer değişimine paralel olarak değişen

araştırmada önümüzdeki 15 yılda dünya

yer çekimi kuvveti hakkında uzaydan global

çapında sellerden ve taşkınlardan etkilenen

bilimsel ölçümler yapılması amaçlanmaktadır.

insan sayısının şimdikinin 3 katına çıkacağı

Dünya ağırlık merkezinin değişimi ile küresel

öngörülüyor. Bu artışın en büyük sebepleri ise

boyutta jeolojik sarsıntıların ve depremlerin

iklim değişikliği ve hızlı nüfus artışı.3 Ne yazık ki

artması da incelenmektedir. 6

Enstitüsü’nce

(WRI)

kendi yaşadığı gezegendeki hava kirliliği ve iklim değişikliğine

sebep

olan

insanların ta kendisidir. olarak

fosil

yakıt

4

birincil

etmen

Bu soruna çözüm

kullanımını

azaltarak

yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını yaygınlaştırmak, ağaçlandırma yapmak, tarımda ve endüstriyel üretimde karbon emisyonlarını

2

Türkeş, Murat, Utku M. Sümer, ve Gönül Çetiner. "Küresel İklim Değişikliği ve Olası Etkileri." https://mgm.gov.tr/FILES/iklim/iklimetkileri.pdf. 3 "2030'da küresel düzeyde sellerin etkisi üç kat artacak BBC Türkçe." BBC News. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/03/15 0305_seller_artacak?ocid=socialflow_twitter. 4 Baykal Hülya ve Tan Baykal. "Küreselleşen Dünya'da Çevre Sorunları." Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2008. http://sbed.mku.edu.tr/article/view/1038000510/ 1038000299 5

(www.dw.com), Deutsche Welle. "Dünya'nın en büyük beş sorunu | YAŞAM | DW.COM |

İkinci sorun olarak ormanların tahribini ele alalım. Ormanlar içerdiği canlı türleri, oluşturdukları

vahşi

yaşam

alanları

ve

sağladıkları oksijen ile dünyanın yaşanabilir olmasında büyük bir katkıya sahiptir. Ne yazık ki insanlar bu doğal yaşam alanlarını yakacak

15.10.2016." DW.COM. http://www.dw.com/tr/d%C3%BCnyan%C4%B1nen-b%C3%BCy%C3%BCk-be%C5%9F-sorunu/a36040525. 6 Taner, Ahmet Cangüzel. "Dünya Karbondioksit Emisyonları Yok Edilmesi Teknolojileri Uygulamaları ve Yasal Düzenlemeleri Gelişmeleri Işığında Olası BM 2015 Paris İklim Anlaşması." http://www.fmo.org.tr/wpcontent/uploads/2011/07/D%C3%BCnyaKarbondioksit-Emisyonlar%C4%B1-Yok-EdilmesiTeknolojileri-Uygulamalar%C4%B1-ve-YasalD%C3%BCzenlemeleri-Geli%C5%9FmeleriI%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndaOlas%C4%B1-BM-2015-Paris-%C4%B0klimAnla%C5%9Fmas%C4%B1.pdf.


olarak kullanmak ve gitgide artan nüfusa konut

Toprak degradasyonu, yani toprağa

sağlamak için yeni inşaat alanları oluşturma

çeşitli yollarla zarar verilmesi ise başka bir

amacıyla tahrip etmeye başlamıştır. Son 30 yılda

sorundur. Aşırı otlatma, monokültür tarım,

orman tahribatında azalmalar görülse de

ormanların tahribatı sonucu ortaya çıkan

azalmalar yeterli değildir, bu durum hala önemli

erozyon gibi insani faktörler ise toprak

boyutta küresel ekolojik bir sorundur. 7 Orman

degradasyonunu

tahribatının çözümü ise henüz dokunulmamış

etmenlerden

orman

toprakların 12 milyon hektarlık bir kısmının her

alanlarını

korumak

ve

yeniden

ağaçlandırma yapmaktır.

türlerinin yok edilmesidir. Soyları tükenme tehlikesi altında olan vahşi hayvanlar çeşitli amaçlarla insanlar tarafından öldürülmekte ve kullanılmaktadır. Kimisi derisi, kimisi dişi, kimisi eti için avlanılmaktadır. Sadece karada değil, denizde de aynı problem söz konusudur. Gittikçe vahşileşen avlanma teknikleri ile sualtı yaşam çeşitliği yok olmaktadır. Canlı çeşitliliği ve çeşitliliğin devamlılığı gezegendeki biyolojik denge ve yaşam için gerekli bir etmendir. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği'nin (IUCN) Kırmızı Liste’sine sürekli nesli tükenme olan

birkaçı.

Dünyadaki

getiren ekilebilir

yıl ciddi zararlar gördüğü Birleşmiş Milletler

Bir diğer ve üçüncü sorun ise canlı

tehlikesinde

meydana

yeni

canı

türleri

eklenmektedir. Bu sorunu çözebilmek için sadece doğal yaşam alanlarını korumak yeterli olmaz, yasadışı avlanma ve canlılar üzerinden yapılan ticareti engelleyecek yaptırım gücü yüksek kanunlar getirilmelidir. Bu konuda ulusal

(BM) tarafından da degradasyonuna

getirelecek

çözüm

doğal

olarak tarımı, besinleri yani topraktan beslenen tüm canlıların sağlığını da etkileyeceği için nöbetleşe ekim, taraçalandırma gibi toprağa zarar vermeycek, aynı zamanda tüm dünyada adil

olacak

çözümlere

başvurulmalıdır.

Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) ortaklık ettiği “Orman Manzarası Restorasyonu” (FLR), orman tahribatı ile ekolojik işlevleri bozulan toprağa işlevini geri kazandırmak, günümüzdeki ve gelecekteki arazi kullanımı ihtiyacını karşılamak gibi amaçlara sahiptir. Bu amaçlar doğrultusunda tarım, korunan vahşi hayat rezervleri, işlenilen plantasyonlar, nehir bitki örtüleri gibi arazi kullanımlarını içinde barındıracak yeni ağaç dikimleri, yönetilen doğal yenilenme, geliştirilmiş arazi yönetimi gibi birtakım süreçler vardır.

ve uluslararası boyutta organize çalışılması, birlik olunması, örgütlenilmesi gerekiyor.

belirtilmiştir. Toprak

8

Bir diğer ve aslında neredeyse tüm sebeplerin altında yatan faktör ise Sanayi

7

Baykal, Hülya ve Baykal, Tan "Küreselleşen Dünya'da Çevre Sorunları." Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2008. http://sbed.mku.edu.tr/article/view/1038000510/ 1038000299

8

"Forest landscape restoration." IUCN. 10 Ocak, 2017. https://www.iucn.org/theme/forests/ourwork/forest-landscape-restoration.


Devrimi sonrassı aşırı nüfus artışı. Sürekli

kazanılmamak üzere tüketilmiş olur” (Akova,

görülen, en çok ise Afrika kıtası, Güney Asya ve

2008:

Doğu Asya’da görülen bu artış, yeryüzündeki

kazanılamaması sonucu atıkların havaya, suya

enerji kaynaklarının aşırı kullanılmasıyla zarar

ve toprağa karışmasıyla, radyoaktif maddelerin

görmesinde büyük rol oynamaktadır. Yaşamın

yayılmasıyla ve titreşimlerin yarattığı gürültüyle

devam

gerek

doğada kirlilik meydana gelir. Yaratılan bu kirlilik

duyulmaktadır. Yeryüzünde yaşam başladığında

hem insanların kendi yaşamı için hem de

enerji ateş ve hayvan gücü gibi basit yollarla

hayvanlar ve doğa için bir tehdittir. İnsanlar

elde edilirken, zamanla kömür, petrol ve

daha çok enerji kullanmaya devam ettikçe

doğalgaz (doğalgaz önceki çağlarda bilinmesine

doğaya kalıcı zarar bile verebilirler. 10 Ayrıca

rağmen yararsız bir enerji kaynağı olarak

karbon salınımları sonrası karbonun yeraltındaki

görüldüğünden kullanılmamıştır, günümüzde

akiferlere depo edilmesi şu an için oldukça

enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılmaktadır)

yüksek bir maliyete sahiptir.11

edebilmesi

için

enerjiye

1).

Enerjinin

tüketimim

ve

geri

gibi fosil yakıtlar ve dalga enerjisi, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmiştir. Bazı ülkeler ve bölgelerde yenilenebilir enerji kullanılmaya başlanmış olsa da hala en çok kullanılan enerji kaynakları doğal gaz ve petroldür.

9

Küresel

çapta fosil yakıt kullanımı %80 i aşmaktadır. Fosil yakıtlardan çevreye en az zarar veren, en

Nüfusu fazla olan ülkelerde endüstriyel faaliyetlerin

yoğunlukta

olduğu

gelişmiş

ülkelerde karbon emisyonları daha fazladır. Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan bu konuda ilk üçü oluştururlar 12 . 2013 Küresel Karbon Projesi’nin raporuna göre Hindistan Çin ve Amerika Birleşik Devletleri emisyonlarda artış gösterirken, Avrupa Birliği emisyonları %1.8

temiz olanı doğal gazdır.

oranında azaltmış durumdadır. “Evrendeki başlangıcından

beri

enerji, mevcut

zamanın ve

sabittir.

İnsanlık

doğanın

kaynaklarına

Kullanılan enerjinin her bir dönüşümünde

güvendikçe ve bilinçsizce kullandıkça yeni bir

başlangıçta var olan enerji bir daha geri

tehlikenin altında giriyor: çevre suçları. Bu

9

"T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı - Temiz Enerji." Enerji.gov.tr. http://www.enerji.gov.tr/trTR/Sayfalar/Temiz-Enerji. 10 Doğan, Mesut. "Enerji Kullanımının Coğrafi Çevre Üzerindeki Etkileri." Marmara Coğrafya Dergisi, January 2011, 36-52. 11 Taner, Ahmet Cangüzel. "Dünya Karbondioksit Emisyonları Yok Edilmesi Teknolojileri Uygulamaları ve Yasal Düzenlemeleri Gelişmeleri Işığında Olası BM 2015 Paris İklim Anlaşması." http://www.fmo.org.tr/wpcontent/uploads/2011/07/D%C3%BCnya-

Karbondioksit-Emisyonlar%C4%B1-Yok-EdilmesiTeknolojileri-Uygulamalar%C4%B1-ve-YasalD%C3%BCzenlemeleri-Geli%C5%9FmeleriI%C5%9F%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndaOlas%C4%B1-BM-2015-Paris-%C4%B0klimAnla%C5%9Fmas%C4%B1.pdf. 12 "Global Carbon Atlas." CO2 Emissions | Global Carbon Atlas. http://www.globalcarbonatlas.org/en/CO2emissions.


suçlar

zaten

kırılgan

olan

gezegenimizin

Crutzen’in terimi bilimsel bir konferansta 14

kırılganlığını arttırmaktadır. Bu suçlardan en

kullanmasıyla tartışmalara sebep olmuştur.

zarar verici olanlar orman tahribatı (50.7-152

Antroposen çağı kısaca insanoğlunun gezegene

milyar dolar kayıp) ve yeraltı kaynakların

fosil yakıt kullanımı, aşırı nüfus artışı, salınan

yasadışı çıkarımı (12-48 milyar dolar kayıp) ve

sera gazları ile zarar vererek etkilediği yeni bir

ticaretidir. 2016 yılında çevre suçlarından

jeolojik devir olarak adlandırılabilir 15.

toplam kayıp ise 91– 259 milyar dolardır.13

Çevre krizine neden olan etmenleri ve

BBC’nin haberi: Almanya’daki bilim

etkilerini inceleyip çözümlerine değindikten

insanları karbon salınımı nedeniyle, bir sonraki

sonra, çözümlerini daha detaylı inceleyebiliriz.

buz çağının en az 50 bin yıl gecikebileceğini

Kriz küresel boyutlara ulaştığı ve tüm ülkeleri

bildirdiler.

Haberde

Nature

etkilediği için bu bağlamda çözüm için çeşitli

yayımladığı

araştırma

sonuçlarına

dergisinin göre,

oluşumlar baş göstermiştir. Bunları projeler,

dünyanın yörüngesinin şu andaki şeklinin yeni

konferans ve kongreler ve örgütler olarak

bir buz çağına girilmesine uygun olduğu, ancak

sıralayabiliriz. Bunlardan bazıları şunlardır :

havadaki karbondioksit miktarının çok fazla

Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), Doğal

olduğu

Hayatı Koruma Vakfı (WWF), Doğal Hayatı

belirtiliyor.

İnsanlar

artık

jeolojik

oluşumların zamanını bir hayli etkileyebiliyor.

Koruma

Haberde atmosferdeki karbondioksit oranının

Uluslararası Kuşları Koruma Konseyi (Birdlife

18.yüzyıldaki gibi kalmış olsa bile buzul çağları

International), Kraliyet Botanik Bahçeleri (KEW),

arasındaki sıcak evrenin 20 ile 50 bin yıl arasında

Durrel Doğal Hayatı Koruma Birliği (DWCT),

uzamış olabileceği de belirtiliyor. Londra

Kyoto Protokolü, Stockholm Çevre Bildirgesi,

Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Rapley

Çevre ve Kalkınma Konusunda Rio Bildirgesi,

bu

CITES sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi, Basel

durumun

Antroposen

çağına

girildiği

Derneği

Greenpeace,

yönündeki savları desteklediğini belirtiyor.

Antlaşması,

“Antroposen” terimi ilk olarak biyoloji porfesörü

Sözleşmesi ve Montreal Sözleşmesi.

Eugene F. Stoermer tarafından türetilmiş, daha sonralarda ise 1995’te Nobel ödüllü Paul

13

Nellemann, C. (Editor in Chief); Henriksen, R., Kreilhuber, A., Stewart, D., Kotsovou, M., Raxter, P., Mrema, E., and Barrat, S. (Eds). 2016. The Rise of Environmental Crime – A Growing Threat To Natural Resources Peace, Development And Security. A UNEPINTERPOL Rapid Response Assessment. United Nations Environment Programme and RHIPTO Rapid Response–Norwegian Center for Global Analyses, www.rhipto.org

Bern

(WCS),

Sözleşmesi,

Marpol

Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) : Uluslararası Doğa Koruma Birliği, hem 14

Gürbüz, Esra. "Jeolojik İmzamız : Antroposen." Bilim ve Teknik, Mayıs 2013, 74-77.

15

Amos, Jonathan. "'Bir sonraki buz çağı gecikecek' BBC Türkçe." BBC News. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/01/16 0114_buz_cagi.


hükümet hem de sivil toplum kuruluşlarından

uluslararası platformda türlerin korunması için

oluşan bir kuruluştur. Halka, özel kuruluşlara ve

harekete geçilmesini sağlamaktır. 16

sivil toplum örgütlerine insan ilerlemesinin, ekonomik kalkınmanın ve doğayı korumanın aynı anda ilerlemesini aşılayacak bilgiyi ve araçları sağlar. 16,000 uzmana sahip olan kuruluş, 6 alt birim şeklinde organize edilmiştir. Bu alt birimler; türlerin soyunun devamı, çevre kanunları, koruma altına alınan alanlar, sosyal ve ekonomik politikalar, ekosistem yönetimi, ve eğitim ve iletişimdir. Aynı zamanda Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) Birleşmiş Milletler Gözlemevi statüsüne sahip olan tek çevre örgütüdür.

Doğanın

korunması

ve

sürdürülmesinin uluslararası boyutta yüksek bir sesi olmasını sağlar.

IUCN’e üye kuruluşlar,

Geçmişten beri çevre ile ilgili sorunlarda küresel boyutta birçok sözleşme de imzalanmıştır. Stockholm

Konferansı

uluslararası

çevre

hukukunun oluşmasında bir dönüm noktası niteliğindedir, çünkü bu konferansla ilk defa uluslararası boyutta bir konferansta çevre sorunlarından Konferansı, sözleşmenin

bahsedilmiştir. ilerleyen

Stockholm

süreçte

imzalanmasını

birçok harekete

geçirmiştir. Bu sözleşmeler genellikle bölgesel niteliktedir. Sözleşmesi,

Basra

Körfezi

Karadeniz’in

için

Kirlenmeye

Kuveyt Karşı

Sözleşmesi gibi örnekler verilebilir. 17

küresel çevre koruma gündemindeki konulara

Rio’da yer alan Birleşmiş Milletler Çevre

kararları çerçevesinde oy vererek demokratik

ve Kalkınma Konferansı’nda imzalanan Birleşmiş

bir süreçte bulunurlar. Her dört yılda bir bir

Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi

araya gelerek IUCN Dünya Koruma Kongresi

‘nde amaç, atmosferdeki sera gazı emisyonunu

kapsamında

programını

zararsız bir düzeyde durdurmaktır. Sözleşmenin

düzenler ve önceliklerini belirlerler. Şimdiye

yükümlülüğü 2000 yılına kadar sera gazı

kadar IUCN Kongreleri, Biiyolojik Çeşitlilik

emisyonlarını 1990 seviyesinde tutmak olarak

Sözleşmesi

Türlerde

belirlenmişti. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği

Uluslararası Ticaret Sözleşmesi (CITES), Dünya

Çerçeve Sözleşmesi Mart 1994’te 50 ülkenin

Mirası Sözleşmesi ve sulak alanlar ile ilgili

onay belgesiyle yürürlüğe girmiş, bu zamana

Ramsar sözleşmesi gibi bazı temel uluslararası

kadar ise sözleşmeyi 186 ülke ve topluluk

çevre anlaşmalarını iher mzaladı. Aynı zamanda

onaylamıştır. Daha sonralarda ise 1997 yılında

IUCN Kırmızı Listesi her yıl nesli tükenme

sözleşmedeki

tehlikesi altında olan canlıları listeler. Bu liste

azaltılması

dünyadaki en kapsamlı olandır. Amacı ise

bulunmadığı için 2000 yılı sonrasını ele alan

kamunun ve politikacıların dikkatini çekerek

Kyoto Protokolü imzalanmıştır. Protokolde

16

17

birliğin

(CBD),

çalışma

Tehlikedeki

"International Union for Conservation of Nature." IUCN. https://www.iucn.org/.

sera

gazının

yönündeki

emisyonunun

hükümler

yeterli

Kılıç, Selim. "Uluslararası Çevre Hukukunun Gelişimi Üzerine Bir İnceleme." Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Dergisi, 131-149.


önerilen

2008-2012

emisyonlarını

1990

yıllarında

sera

yılındakine

göre

gazı %5

azaltmaktır. 18 başlayan

sulak

alanları

koruma konusundaki girişimler ise 1971 yılında Ramsar Sözleşmesi ile somut hale gelmiştir. Sözleşmenin amacı yerel, bölgesel ve ulusal faaliyetler ve uluslararası işbirliği ile sulak alanların korunmasıdır. Sözleşme, 1982 yılında Paris Protokolü ve 1987 yılında Regina ile

düzeltilmiştir.

1987’deki

düzeltmelerle sözleşme aktif işler hale gelmiştir. 19

edilen

“Paris

İklim

sonuçlanmıştır.

1960’larda

Düzeltemesi

12 Aralık 2015 gecesi tüm taraflarca kabul

Günümüzde ise Ramsar Sözleşmesi ile ilgili bir

gelişmeye şöyle örnek gösterebiliriz: HindistanBurma Ramsar Bölgesel Girişimi (IBRRI). Haziran 2016’da Ramsar Sözleşmesi Daimi Komitesi’nin

emisyonlarının

Anlaşması”

Dünyada etkisiyle

sera

ile gazı

oluşan

küresel

ısınmanın durdurulması için çabalar uzun zamandır sürmekteydi ancak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında uzlaşma sağlanamıyordu.

Dolayısıyla,

1997

Kyoto

Protokolü’nden beri küresel çapta yeni bir anlaşma

sağlanamamıştı.

Bu

sebepler

doğrultusunda 2015 Paris İklim Zirvesi için ciddi ve sıkı çalışmalar yapıldı. 2011 yılındaki 17. Taraflar Konferansı’nda ise 2020 yılı sonrasını içerecek küresel çapta bir anlaşmaya Paris İklim Zirvesi’nde

varılmasının

kararı

“Durban

Platformu”nda alınmıştı.

52. Toplantısında 4 adet yeni Ramsar Bölgesel

Paris Anlaşması’nın içeriğini inceleyecek

Girişimi onay aldı. Kamboçya, Lao PDR,

olursak ileriye dönük ve küresel boyutta ciddi

Myanmar, Tayland ve Vietnam temsilcileri ise 9

önem

Aralık 2016’da Bangkok’ta ilk koordinasyon

söyleyebiliriz.

toplantısını aldı. Hint- Burma Ramsar Bölgesel

emisyonda azaltmaya gitmesi, hatta 2050

Girişimi’nin

Ramsar

yıllında gelişmiş ülkelerin sıfır emisyon (carbon

toplantılarında Hint- Burma bölgesine daha

neutral) sağlayabilecek duruma gelmesi kabul

güçlü bir ses vermek ve uygulamaları daha etkili

edilmiştir. Elbette ki bu azalma için uzun süreli

kılmaktır.20

sabit bir rakam konması beklenemez. Gelişen

(IBRRI)

Günümüzde

amacı

çevre

ise

krizine

ilişkin

çalışmalardan en önemlisi ise Paris İklim Zirvesi’dir. İki hafta boyunca devam eden zirve

18

Türkeş, Murat, and Gönül Kılıç. "Avrupa Birliği'nin İklim Değişikliği Politikaları ve Önlemleri." Çevre,Bilim ve Teknoloji,Teknik Dergi, 35-52. 19 Arı, Yılmaz. "Ramsar Sözleşmesi'nin Doğa Koruma Yaklaşımına Eleştirel Bir Bakış." Doğu Coğrafya Dergisi, 275-302.

teşkil

eden İlk

kararlar

olarak

tüm

alındığını ülkelerin

endüstriyel faaliyetlerle her geçen yıl sera gazı ve

karbon

emisyonlarının

gitgide

arttığı

düşünülerek tüm ülkeler her 5 yılda düzenli olarak daha fazla azaltımla yükümlendirilmiştir.

20

"Indo-Burma Ramsar Regional Initiative (IBRRI): New initiative to strengthen implementation of Ramsar Convention in lower Mekong countries." IUCN. December 26, 2016. https://www.iucn.org/news/indo-burma-ramsarregional-initiative-ibrri-new-initiative-strengthenimplementation-ramsar.


Sanayi Devrimi’nden bu yana 1c ‘e varan yerküre

boyutta

ısınması, bu ısınma buzulların erimesiyle deniz

boyuttadır.22

seviyelerinin yükselmesi, iklim değişiklileri gibi birçok olumsuz etkiye sahiptir. Paris İklim Zirvesi’nde bu ısınmanın 2c altında, 1,5c civarlarında sabitlenmesinde karar kılınmıştır. Ayrıca ülkelerin emisyon azaltımları konusunda yapacağı faaliyetler, alacakları kararlar ve yürütecekleri

politikalar

şeffaf

ve

hesaplanabilecek şekilde olacaktır. Kaydedilen gelişmeler ise denetlemeye tabii tutulacaktır. Aynı zamanda gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere emisyon azaltımında finansal destek sağlayacaktır. 2020 yılına kadar rakam 100 milyar $ olarak belirlendi. 2025 yılından sonra ise bu rakam baz alınarak bir artış gerekiyor. Gelişmiş ülkeler

finansal desteğin yanında

teknolojik destek ve kapasite geliştirme desteği de sağlayacaklar. Böylece gelişmekte olan ülkeler daha kolay “düşük-karbonlu ve iklime dirençli” kalkınma sağlayabilecekler. Dahası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en çok savunmasız gelişmemiş ülkeler etkilendiğinden, Paris İklim Zirvesi’nde üstünde durulan iklim koşullarına adaptasyon konusunda gelişmemiş ülkelere de destek sağlanacaktır. 21 Çevre krizi konusunda bir dönüm noktası niteliğinde olan

kabul

görmesi

açısından

tarihi

Peki bu denli önemli kararlar alınan bu zirve, halkın gündeminde neden çok uzun süre kalamadı? Halk neden telefona baktığında krem rengi mi mavi mi olduğu tartışılan elbise fotoğrafına gezegendeki yaşamın devamını sağlayacak kararların alındığı bir zirveden daha çok ilgi gösterdi? Kimi vatandaşların zirveden haberi dahi yok. Medyada en az ilgi çeken haberler ise yine çevre ile ilgili. Bunun iki ana sebebi vardır diyebiliriz. İlki, insanların çevreye verilen zararın artık geri alınamaz olduğunu düşünmesidir. Tamamen haksız bir düşünce değildir, endüstri her geçen yıl daha da gelişmektedir, insanlar doğaya zarar vermeye devam edecektir ama verilen zararın en aza indirgenmesi yönünde izlenilen politikaların halk tarafından da desteklenmesi gerekir. Bu konuda halkı bilinçlendirmekteki büyük pay ise liderlere düşüyor. Ama ne yazık ki çevre krizi konusundaki duyarsızlığa neden olan ikinci etmen liderlerle de ilgili. Kimi liderler çevre sorunlarını saçmalık olarak görüyor ve başka sorunları

örtmek

amacıyla

kullanıldığını

düşünüyor.

Paris İklim Anlaşması, 46.sı kutlanan “Dünya Günü”nde 175 ülke tarafından imzalanmıştır. Anlaşmada belirtilen ısınmayı azaltma hedefi çevre örgütlerini memnun etmese de, küresel

21

Karakaya, Etem. "Paris İklim Anlaşması: İçeriği ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme." Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1-12.

22

"Tarihi iklim değişikliği anlaşmasına 175 imza BBC Türkçe." BBC News. http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/04/16 0422_paris_iklim_anlasmasi_imza.


RECONSIDERING POLITICAL PHILOSOPHY IN THE 21ST CENTURY: HOW MODERN PHILOSOPHY COULD BE USED TO UNDERSTAND THE INTERNATIONAL ARENA ALI BERK İDIL aliberkidil@gmail.com

“Men fear thought as they fear nothing else on earth -- more than ruin, more even than death. Thought is subversive and revolutionary, destructive and terrible, thought is merciless to privilege, established institutions, and comfortable habits; thought is anarchic and lawless, indifferent to authority, careless of the well-tried wisdom of the ages. Thought looks into the pit of hell and is not afraid... Thought is great and swift and free, the light of the world, and the chief glory of man.” Bertrand Russell, Why Men Fight 1) INTERNATIONAL ARENA AND ITS VAGUENESS BOTH AS A CONCEPT AND AS A PHYSICAL REALM International arena has been described in many ways before by many philosophers, international relations experts, politicians, military officers and other people of various professions. One sole mystery to all of the ongoing debates and discussions was the

vagueness that all these definitions brought to the table all along themselves. Yes, indeed social sciences do have the privilege (sometimes the weakness) of defining concepts quite arbitrarily however none of the terms and their definitions that have been defined so far does not seem very cogent. That is the main reason why there are different theories that are great in number exist, to explain the international arena and in general to describe what it is and what it is not. Since no single theory is enough to establish it we are only able to define it through different theories combined or through inter-theoretical references to the conceptual framework of our own ideas. The bitter consequence is that, international arena is, conceptually, vague. We do not have a concrete foundation to build upon. However, this is not something to be condemned at once and I want to clarify that vagueness in this context is expected and something to be carefully examined. It is not my claim that the international arena is vague or ambiguous due to empirical and logistic incapability of verifying or falsifying a certain hypothesis or a theory, but rather it is vague due to linguistic restrictions. For a linguistic element (a word, a sentence, a symbol etc.) to be literally significant in a context where it is used it requires to be generally or unanimously accepted by its users and it needs to be defined in a way that it should not be confused with another element. Let us investigate these criteria through an example which shall involve concepts about international relations. For example, when we use the term “interest of a state” or use even a much more specific term “the interest of the state A”; what do we mean by this? To what do we refer? We refer nothing more than the personal view of an interest combined with a notion of a state or a situation of specific country, in our example state A. In a socialist


perspective the “interest” could be defined in terms of equality whereas with a more capitalistic view, “interest” could be very well defined in terms of profit or efficiency. Do we really have a line to distinguish what is objective and what is subjective when it comes to values or do we simply have to practice international relations through a referential and everchanging paradigm. The answer is not a simple one surely, yet in this article I will try to examine the issue a little further. It can be said -and in many occasions it is already being said so- that the vagueness of the terms stems from the vagueness of the subject matter in the physical realm and even though there exist a great amount of subterfuge that is aided by such a vagueness, the only way to practice international relations is to make the best of the given circumstances. This view is in many ways plausible yet it is not very satisfying. I do still believe that, although there are many cases of ambiguity that could be observed in the subject matter of the international relations, it is still a matter of dedicated description process that could save us from both the vagueness and the ambiguity.

2) IN SEARCH OF CERTAINTY

“Limits of my language is the limits of my world.” Ludwig Wittgenstein, Tractatus-LogicoPhilosophicus Certainty comes from words and words are also the limits of one’s world. Therefore, I see no reason to conclude that, certainty is beyond reach of any single individual. A certain thought about a certain field of scientific inquiry could and should be produced by any individual, given the proper conditions. The certain thought

which will be the product of the individual would be stronger than any other ambiguous thought due to two reasons: First it would transcend all daily and pragmatic concerns of our lives and our personal opinions. Secondly, since it will be common and certain; it would be debatable and it will be possible to alter it whenever it is necessary. This is what I tried to emphasize by quoting Bertrand Russell above. If thought is supplied and provided that it arrives with empirical data and factual content, it should be unstoppable. Its effects should not vary from person to person, from state to state. A precise thought should be enough to define the current situation at hand. It is important here to differentiate the theoretical and purely scientific endeavor of international relation studies and practice of international relations on the field. The former is the area of inquiry of this paper, I certainly do not have anything to say, relative to the topic, about the ongoing debate of practicality and ethics on international relations. However, as Russell thoroughly suggests it, thought is not subject to the criticism of others’ minds. Thought is immune to all that is going around. Fact is also the same. Hence, we do have the task of revealing and unveiling the truth in its purest form, available to us. Personally, I do not think that it requires immense ingenious effort to be accomplished. Only thing we do need to do is to think beyond and regardless of our daily lives. Phenomena cannot be studied through phenomena themselves only. The most essential characteristic of scientific knowledge is its consensus-based yet objective property. Let us consider what is “peace” for example. Indeed, there is a slight and weak consensus of what is in general “peace”, however it is obvious that it is not enough to be used within a scientific context.


Scientific knowledge is universal not only because it is agreed by everyone but also because it is open and accessible to everyone. Therefore, if a word is to be used in every situation related to the topic in a common way, it needs to be defined. In more aggressive words, it needs to be cleared from all effects of ideologies, personal or collective opinions and any interests. A real scientific thought does not need a context any other than its variables. This comes with another conclusion: For what do we want the scientific knowledge for? It is once again obvious that every single individual, institution and state do have their own interests, therefore it is needless to say that these actors will naturally seek those interests and they will be in search of any opportunity to realize them. After a certainty has been reached, it is more convenient for the scholars, politicians and people of different professions to adapt this knowledge to their plans rather than trying to adapt the “knowledge” to their interests. The latter is not only impossible but I think it is unethical in means of a sound epistemology. 3) IN DEFENSE OF RELATIVITY AND PRACTICAL CONCERNS It is only natural to assume that every actor in international relations will search for its best interest and I understand the reasoning behind it, even though some may not be very sympathetic about the idea. I personally defend a relativism which allows for different sides to have different intentions and views on international relations, as long as it does not interfere with the objective value of knowledge. It is well-known that it cannot make such an interference however it may create the illusion as such. Nevertheless, neither of them would be acceptable. Therefore, what do I understand from practical concerns is an industrious effort where actors work in means of achieving their best interest. For example a debate on United

Nations could be done on hundreds of different opinions about “peace” and “harmony” but every single of them should be on a consensus about what “peace” and “harmony” is and what they refer to. This, in my opinion, would be a milestone for the future debates of international relations by which the discussions within it will go beyond rhetoric, and eloquence; and by which its content would be more objective and suitable for common sense. We have tried many methods so far to maintain peace all around the world, thus it would not be a total waste of an effort to try this one as well.


security of the countries must always be

A BRİEF LOOK AT THE ENERGY POLİCİES OF SOME COUNTRİES AND WAYS OF ENERGY SECURİTY Özgür Ertürk erturk.ozgur@metu.edu.tr

satisfied. What is energy policy? There are some issues like distrubution, transducing of energy, storing energy, ensuring non-stop energy supply. Each government has both unique and common policies and solutions for these issues and these policies are called energy policies. Policies generally depends on plans for the next five,ten years or countries have a target year and they try to achieve their target up to that year. Energy policy is like an insurance for a country. Energy is an indispensible life source for the economy and development of the modern

Electricity was discovered in 600 BC. , by Thales. He discovered that there is some kind of energy transmission between amber and some fur, which is static electricity tranmission. Until 17th century, these sparklings and attractions were not considered to be much important. But now because of electricity, our world took a big leap

countries1. Such a strong source needs good policy. That's why, energy policy is important. Another reason for energy policies' importance is the environmental problems. Environment problems like climate change, global warming are also an issue for the world and certain policies are developed around them.

at technology. Computers, telecommunations, lighting systems and much more technology

These energy policies can be seperated

depends on electricity. After the rise of

into two main factors. One is national energy

electricity, energy sources around the world are

policy and the other one is foreign energy policy.

being used with so much efficiency.Electricity is

First one is about how to make their energy

the most effective way to transmit energy for

sources be more efficient and how to make a

now, and its distrubution around the countries is

good

also

countries have

an

important

issue.

That's

why,

international energy transmission needs strong policies, strong relationships and also energy

1

energy

development.

Most of

the

5 and 10 year energy policy

Goldthau, Andreas. The Handbook of Global Energy Policy. Chichester, West Sussex: Wiley-Blackwell, a John Wiley & Sons,, Publication, 2013. (2. Sayfa)


plans or a target year which the country will try

Turkey, Denmark, France. Another well known

to accomplish its target. Denmark try to make

example is Kyoto Protocol. This protocol's main

their energy consumption 100% fossil-free at a

purpose is to decrease the CO2 emissions to

target year 2050 for example.

1990 CO2 levels. Some countries have good amount of

Second one is the foreign energy

energy sources like fossil fuels which are natural

policies. Of course most of the countries are not

gasses, oil, coal types, some countries are good

sufficient enough for themselves in providing

for renewable energy sources like solar energy,

energy. The demand for electricity across the

wind energy, tidal power and some countries

world force the countries to have a good

almost fully depend on the foreign countries to

working foreign policy. So they satisfy their

provide energy. First let's have a look at Asian

meets with treaties with other countries. Let's

countries

give an example to that. Turkey satisfies most of their energy and electricity consumption by buying natural gas from Russia or Iran. But this does not bode well for Turkey. Because of their dependency only on these two countries, they are now looking for alternative ways to provide 2

energy which is nuclear energy . There is also environmental issues like climate change, global warming.

Because

of

excessive

use

of

unsustainable energy sources like coal, oil, global warming is an issue now and countries are trying to get together and establish some organizations or pacts to prevent environmental issues.

For

example,

International

Energy

China is a major country of Asia continent . According to CDIAC(Carbon Dioxide Information Analysis Center) China is the world's larger emitter of carbondioxide3 . The reason behind for being the most carbondioxide emitter is that China is also the largest coal producer and largest user of coal based electricity. But also China has low per capita CO2 emission rate4. China had enough coal sources to both satisfy their counrty's demand of electricity and export until the mid 1990's. But with heavy industry's development and increase in demand by consumers , had an impact on energy policy and raised the country's import dependency.5

Agency(IEA) is an organization which aims to give clean, efficient energy for its member

3 CDIAC. "World's countries ranked by 2013 total fossil-fuel CO2 emissions ." Accessed January 14, 2017. http://cdiac.ornl.gov/trends/emis/top2013.tot.

countries. It has 29 member countries like

4

2

5

"Nuclear Power in Turkey." Nuclear Power in Turkey | Nuclear Energy In Turkey - World Nuclear Association. Accessed November 23, 2016. http://www.world-nuclear.org/information-library/countryprofiles/countries-t-z/turkey.aspx

Rosen, Daniel H., and Trevor Houser. China Energy A Guide for the Perplexed. PDF. Washington, D.C.: Peterson Institute for International Economics, May 2007. Goldthau, Andreas. The Handbook of Global Energy Policy. Chichester, West Sussex: Wiley-Blackwell, a John Wiley & Sons,, Publication, 2013. (392. Sayfa)


Now because of this great demand in coal,

decrease their crude oil imports to to lowest

China's air is in a bad shape. Air pollution in

since 19887.

China does not need research, it can be seen with naked eye. China still tries to lower their Netherlands is a member of the IEA.

carbon dioxide emissions but air pollution is still an issue. Unlike its fellow Asian country, China, Japan's energy consumption mostly depends on oil and petroleum. Japan's is an consumer country for the energy policy, rather than production. They are the world's largest liquefied natural gas importer, second largest coal importer after China, and their own energy sources supplies only 9% of their energy consumption. The main reason behind this low supply is that because of the nuclear energy meltdown in Fukushima in 2011. This much need for oil has an effect on their international policies. As you know Middle East is a region where it is famous for its conflicts between

With the help of the their observer IEA, Netherlands

tries

to

make

their

energy

consumption depend on renewable energy much more. But this efforts seems to be fallen short. Netherlands's 5.4% of total energy supply depends on the renewable energies in 2014. Because of that Netherlands imports most of their renewable energy usage from Norway. In 2008, Netherlands and Norway established a undersea electricity cable between them called "NorNed". The electricity which comes from that connection is fully based on clean energy which is built in Norway. These two country have very good policies between them because of their high energy imports.

countries, terrorist organizations and rebellions,

As a member of IEA, Denmark is a

and a good supplier of petroleum. This

leading country in the world for the usage of

unstability in the region is no good for Japan's

wind energy sources. In 2015 42.1 % of

energy policy and Japan tries to make some

electricity

endeavors to make the situation better6. Apart

supplied by wind energy sources which is a

from these efforts, Japan also tries to lower its

world record8. The Government have a plan to

oil imports. Surprisingly, the country managed to

make this number 50 % until 2020. They also

consumption

of

Denmark

was

have a energy policy to make their energy 7

6

Aso, Taro. "Middle East Policy As I See It." Speech, An Address by H.E. Mr. Taro Aso, Minister for Foreign Affairs, Hotel Okura, Tokyo, February 28, 2007. Accessed January 15, 2017. http://www.mofa.go.jp/region/middle_e/address0702.html.

"Japan Oil Imports Fall to Lowest Since 1988 as Demand Drops." Bloomberg.com. Accessed November 25, 2016. http://www.bloomberg.com/news/articles/2016-01-25/japan-oil-importsplunge-to-lowest-since-1998-as-demand-weakens. 8 Euractiv. "Denmark breaks its own world record in wind energy." EurActiv.com. January 15, 2016. Accessed January 15, 2017. http://www.euractiv.com/section/climate-environment/news/denmarkbreaks-its-own-world-record-in-wind-energy/.


supply 100% fossil-free until 2050. But this is no

learn about energy security. According to the

easy job of course. Nowadays Denmark gets 80%

IEA, energy security is defined as providing

of energy supply from oil, natural gases and coal.

nonstop energy sources at an affordable price10.

The wind energy is a good way to kill these fossil

Yergin argues that in the last decade energy

based energy sources but it is still not enough.

security focused on two dimension: the

Another reason for this to be a hard job is that

globalization of energy system and need to

renewable energy sources are more expensive

protect the energy supply chain11. According to

than fossil fuels, but this costs will decrease in

Balgat, thanks to 1973-1974 oil embargo, energy

the future with the expansion of renewable

security was seriously threatened for global and

energy sources.

energy markets. With the shortage of petroleum

United States of America, is one of the largest consumer and producer of energy sources. In the year 2010, USA was the largest natural gas, oil and nuclear power consumers and one of the largest producers of these energy sources. That's why their both national and foreign energy policy must be very carefully developed. Despite the fact that USA has a very

supply, oil consumer countries were forced to make plans and measures to resist to energy supply chain distruptions. These actions can be exampled as storing petroleum, making more energy

conservation

between

consumer

countries and also forming the IEA12 and thus we can say that energy security of countries have proved to be important with this crisis.

good amount of energy sources within their

Energy security threats beginning to

lands, in the total the country still depends on

happen more frequently in the late 20th

the other countries. In year 2015, according to

century. 1973-1974 oil embargo was not the

statistics USA still imports 24 % of their oil

first crisis, after that in 1979 and 1990 two more

demand. But in the last decade according to the

oil crises happened, and in the early 21th

EIA(U.S. Energy Information Administration),

century, natural gases, nuclear meltdowns, or

USA has steadily decreased their imports for

electricity and energy outrages caused by

energy. Especially, crude oil and natural gases

internal factors were among the threats. Of

has taken quite a boost to their production9.

course environmental issues like global warming

Now that we have an idea about the energy policies of countries worldwide, let's

10

Internatinal Energy Agency. "Energy security." What is energy security? Accessed January 02, 2017. https://www.iea.org/topics/energysecurity/subtopics/whatisenergysecurity/. 11

Yergin, Daniel. "Ensuring Energy Security." Foreign Affairs, March & April 2006, 69-82(76. Sayfa) 9

December2016 MonthlyEnergyReview. PDF. Washington, D.C.: U.S. Energy Information Administration, December 22, 2016.

12 Bahgat, Gawdat. Energy security: An Interdisciplinary Approach. Chichester, West Sussex, U.K.: Wiley, 2011.


and overuse of fossil-fuel energy supplies were

against these countries and declared that they

proven to be an energy security threat. IEA's first

had cut of the oil which goes to these countries.

purpose was to maintain oil energy security for

Price per a barrel of oil went from 3$ to 12$ in

its member countries and the world but within

U.S. The stock market in U.S took a huge hit with

years they expanded their work of field from oil

this embargo. Most of the gas stations were

to every kind of energy supplies. Now they are a

closed on certain days to decrease oil

respected organization in the world in the field

consumption, even some of the car races were

of energy market. There are also some other

cancelled. This embargo was a critical point in

organizations like OECD, OSCE which tries for a

energy security policies of the countries. These

secure energy supply chain.

embargos proved that governments must give

Energy security is maintained by two threats. First one is the short-term energy security. IEA argues that,

short-term energy

security exist to give an good reply to sudden changes in energy supply-demand market13. This threats mainly comes from three energy sources which are petroleum, natural gas and nuclear

countries, and they are more careful nowadays. For example, IEA has a policy that its member country should have at least 90 days of oil reserves so it provides the country can give a quick and safe reaction to sudden energy supply or demand problems. If a country have lots of different types

power. Most of the petroleum sources in the world, 2 out of 3, are in OPEC countries like Iran, Saudi Arabia, Nigeria. That's why secure supply of petroleum mostly happens around the OPEC countries. Other 33% of sources mostly depends on Russia, US, China, Canada and Mexico. As we stated before there were a petroleum supply embargo in 1973 by the OPAEC( OPEC countries alongside with Egypt and Syria). US and some other countries were supporting Israel Yom Kippur war. OPAEC countries took an action 13

much more attention to energy security of their

Internatinal Energy Agency. "Energy security." What is energy security? Accessed January 02, 2017. https://www.iea.org/topics/energysecurity/subtopics/whatisenergysecurity/.

of providing energy, its energy security is high, This fact's importance is especially understood after the oil embargo in 1973. Because of this, countries

expanded

their

investment

in

alternative energy production. Neutral gas became an important energy source after the embargo. But its effect on energy security is weak compared to oil because of its problems in transmission and storing and other things. Bahgat argues that, even in its rise in usage after the 1973 Arab embargo, natural gas distrubution were regional because of problems in its


transmission 14 . But these conditions changed

Different from these two mostly used

after the discovery of liquefied natural gas(LNG).

sources, there is nuclear power. It can be said

Natural gas is turned into liquid in a liquefaction

that nuclear energy is the cleanest energy of

plant,

distance

them all in carbondioxide releasing after than

transformation of natural gases 15 . With this

wind energy17. But it has some downsides as

improvement natural gas can be transmitted

radioactive nuclear waste and of course nuclear

globally now. As for today, Russia exports most

meltdowns.

of their natural gas to the European countries.

radioactive wastes proved to cause no harm

According to EIA, more than 75% of the natural

under safe methods. Nuclear waste has a half

gas export of Russia went to Europe in 201516.

life which means the time for it to lose half of its

As we stated before that natural gas was a way

radioactivity and because of this effect nuclear

for the countries to increase their energy

wastes lost their hazardous condition within

securities by diversification of energy sources.

time18. But still despite the very very low chance

But because of the fact that natural gas

of a nuclear outbreak, nuclear meltdowns cause

transmission is still a problem that limits the

international disasters, such as Chernobyl

range of delivery most of the EU countries

disaster, tsunami in Fukushima which damaged

(including Turkey) imports their gases from

reactor plants.

which

provides

long

Russia. The irony is that natural gas production still does not much provide secure energy because EU depends mostly on Russia on gas import.

For

exapmle,

a

political

conflict

happened between Russia and Turkey in 2015 when a Russian jet were shot down. The citizens and authorities of Turkey were worried that Russia would apply an embargo against them and cut their natural gas export. The country looked for other ways to supply them energy. 14

Bahgat, Gawdat. Energy security: An Interdisciplinary Approach. Chichester, West Sussex, U.K.: Wiley, 2011.

With

today's

technology

this

Energy sources also face long term threats to their security. These threats mostly includes running out of fossil sources like coal, crude oil, natural gas and global environment effects. According to Ecotricty, with this rate of use oil reserves will be depleted in 2052. Natural gas reserves will end in 2060 and coal reserves will end in 208819. There is a solution to this 17 "Comparison of Lifecycle Emissions of Energy Technologies." LifeCycle Emissions Analyses - Nuclear Energy Institute. Accessed January 15, 2017. https://www.nei.org/Issues-Policy/Protecting-the-Environment/LifeCycle-Emissions-Analyses/Comparison-of-Lifecycle-Emissions-ofSelected-Ener.

Energy Information Administration. The Global Liquefied Natural Gas Market: Status & Outlook. Report. Washington, DC: Energy Information Administration, 2003. 3.

18 "Radioactive Waste Management." Radioactive Waste Management | Nuclear Waste Disposal - World Nuclear Association. Accessed January 14, 2017. http://www.world-nuclear.org/information-library/nuclear-fuelcycle/nuclear-wastes/radioactive-waste-management.aspx.

16

19

15

"U.S. Energy Information Administration - EIA - Independent Statistics and Analysis." Russia - International - Analysis - U.S. Energy Information Administration (EIA). Accessed January 04, 2017. https://www.eia.gov/beta/international/analysis.cfm?iso=RUS.

Ecotricity. "The End Of Fossil Fuels." The End Of Fossil Fuels - Our Green Energy Ecotricity. Accessed January 12, 2017. https://www.ecotricity.co.uk/our-green-energy/energy-independence/theend-of-fossil-fuels.


problem which are renewable energy sources.

dioxide is taken from the atmosphere and will

Most used are wind power, solar energy,

return there which means in the long run

biofuels, geothermal energy and hydropower.

density of carbon dioxide is not affected. All

Hydropower uses the energy of high flow waters

these sources' usage must be increased so that

like rivers or stored water in reservoir.

when fossil fuel sources are depleted in the

Hydropower is the most used renewable energy

future, humanity will still continue to provide

source worldwide which is 85% of renewable

energy. That is why most of the 1st world

electricity sources in the world and 16% of world

countries have a policy that decreasing their

electricity20. Wind energy is the cleanest energy

fossil fuel consumption and increasing the

source in carbondioxide emission but has a low

renewable and clean energy production. But it

rate of production of electricity. Solar energy is

takes time of course because of the settled

also a very well known clean energy source

system of fossil fuels.

which uses sun's light to create energy. According to IEA, solar energy's growth rate leads in renewable energy generation

21

.

Geothermal energy is the energy generated by earth. Hot springs can be an example to geothermal energy. According to Armstead and Christopher, total heat content of the earth in its crust is 5.4 x 1021 MJ which is very high compared to world energy generation but of course technology is not enough to exploit these sources and exploration of these sources is very high. Biofuel is created by biomass. Biomass consists of plants and animals. Energy created from biofuel is called bioenergy. Biofuel also creates carbon dioxide but it does not create threat to environment because this carbon 20

IEA. "Hydropower." Renewables. Accessed January 12, 2017. http://www.iea.org/topics/renewables/subtopics/hydropower/. 21

Medium-Term Renewable Energy Market Report 2015 - Market Analysis and Forecasts to 2020. 2015. Accessed January 12, 2017. https://www.iea.org/publications/freepublications/publication/medium-termrenewable-energy-market-report-2015---market-analysis-and-forecasts-to2020.html.

Given all these information it can be concluded that, energy policies of the countries must be behaved as a matter of life and death. In today's world we can see science-fiction movies or tv series which takes the concept of an apocalyptic world. Most of these worlds include the matter of power blackouts in the whole world or no more electrical energy transformation and the effects after that can be seen such as lose of the governance systems worldwide. These plots can be seen far away from our world but imagine what would happen if we run out of oil and natural gas in the future. We will use coal as a energy source but just depending on coal would deplete it also very quickly and this coal usage will definitely raise the carbon dioxide levels on the atmosphere as can be seen from the example of China's air pollution. That means renewable sources is the key to a secure future. And that's why of course


energy policy and energy security is a very important issue for the world to go on. We need to push on national and foreign energy policy more.


yerleştiren bir masal örneği olarak Uyuyan

MASALLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ VE CİNSİYETSİZ ÇOCUK EDEBİYATI Didem Özay didemozayy@hotmail.com

Güzel ele alındı ve karşı masal örnekleri ile edebiyatın olumlu örneklerine değinildi. Siyah Pelerinli

Kız,

Bu

Masallarından söylemlere

Senin

Değil yer

Bildiğin

kitapları

Peri

kalıplaşmış

vermemesi

ile

klasik

masallardan ayrılırken, Bu Beden Benim kitabı edebi bir metin değil öğretici metin özelliği taşımakta, alanında yeni bir patika açmaktadır. TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ Tıp, bireyi dişi veya erkek olarak kendine

özgü

cinsiyetlerle Yeni tulumun

doğan

ünitesinde,

giydiğimiz

başlıyor

toplumda

rengiyle

oynadığımız rolleri. Çocuklukta öğreniyoruz nasıl yaşamamız, konuşmamız, giyinmemiz, davranmamız gerektiği ve daha nice nasılları. Yazılı olmayan, katı ve oldukça detaylı bir kılavuz gibidir toplumsal cinsiyet. Bu

çocuklara

öğretilmesinde

bir

cinsiyet

sınıflandırır.

tanımladığı

Doğumla

gelen,

fiziksel veya biyolojik bir ayrımdır. Dişi ve erkek birbirinden farklıdır; fark burada negatif anlam taşıyan bir kelime olarak yer almaz. DNA dizilimlerinde,

vücutlarında

gerçekleyen

kimyasal durumlarda yaşanan aynı olmayışı ifade eder. Toplumsal cinsiyet ise gündelik hayatın

çalışmada,

kıstaslarla

pratiklerinde,

toplumsal

yaşamda

tanımlanan rolleri ifade eder. Kadınlar ve

olan

erkekler arasındaki ruhsal, kültürel toplumsal

masalların satır aralarına, yaygın kültürün ve

farklara göndermelerde bulunur. Cinsiyete ve

iktidarın

bunun mensubu bireylere, davranış kalıpları,

rollerinin

ideolojisinin

nasıl

araç

yerleştirildiği

incelendi. Masalların toplum tarafından kabul

sorumluluklar,

görmesi için kanıksanmış kültürün izlerini

temele dayanan nesnel ölçütlerden değil,

taşıması

kutuplaştırma ve tipleştirmelerden ibarettir.

gerektiği

üzerinde

durulmuştur.

Toplumsal kültürün tanımı ve yaşamlara etkisi ile başlayan çalışmada masalların bu kültürü yayma ve yeniden üretmedeki katkısına ve bunu

üzerinden

yaptığı

kimi

arketiplere

değinildi. Klasik masal tanımına uyup satır aralarına güçlü kültür ve iktidarın söylemlerini

ayrıcalıkları

tanır.

Bilimsel

Gözyaşı üretme ve sıvı salgılama konusunda, biyolojik olarak iki cinsiyetin de farkı olmamasına rağmen erkeklere “Erkekler ağlamaz.” etiketinin yapıştırılması, kadınların “sulu göz” tanımlamalarıyla karşılaşması fiziksel bir

durumu

değil,

toplumun

cinsiyetlere


bakışını yansıtmaktadır. Bu algının oluşması

ve dünyayı algılama biçimini oluşturan ilk

uzun, detaylı bir süreçtir ve çocuğun yeni

unsurlardandır.

doğan ünitesinde giydiği tulumun rengiyle başlar.

Kız

çocuklarına

pembe

tulum

MASALLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ

giydirilirken, erkek çocukları mavi giyer. Çocuk

Çoğu zaman edebi bir tür olduğu

görme ziyaretlerinde kız bebeğe hediye olarak

dikkate dahi alınmadan, eleştirel gözle bakmak

oyuncak bebekler getirilirken erkek çocuklarına

yerine hoşça vakit geçirme aracı olarak

arabalar, silahlar, tamir aletleri, askerler verilir.

görünen

Kız çocuklarına evde evcilik oynamak, bebek

görünmezliği”nden

bakmak, ev temizlemek, yemek yapmak ile ilgili

verili kültürün değerleriyle işbirliği yapar hem

oyunlar öğretilirken; erkek çocukları sokakta

de bunu masum bir kisve altında gizler.

top oynayarak büyür. Kız çocukları okul

“Entelektüeller için bile eleştirel dikkatten uzak

çağlarına geldiğinde kadınlara ait olduğu

kalan masal, hoşça vakit geçirme anlamıyla

düşünülen öğretmenlik, hemşirelik, hosteslik

sınırlandırılır ve gerçeklerden alabildiğine ayrı

mesleklerine; erkek çocukları mühendislik,

bir yaşantıymış gibi boş hayaller ya da yalanlar

askerlik

beceri

için kullanılan ‘masal anlatma’ deyiminde de

gerektirdiğine inanılan mesleklere yönlendirilir.

olduğu gibi masum bir tanımlamayla çocukça,

Yapılan ayrım, kanser hücresinin tüm vücudu

bazen de niteliksiz bir sahtekârlık olarak

sarması gibi en ufak alanlara dahi nüfuz

nitelendirilir.”2

gibi

daha

fazla

zekâ,

etmiştir. Bütün hepsinin temelinde ise kız çocuklarının içeriye, eve ait alana hapsedilmesi, erkek çocuğunun dışarıda, toplumsal alana katılması işaretleri bulunur.

masal,

“Masallar,

“göz 1

önünde

olanın

yararlandığı için, hem

çocukların

zihinsel

entelektüel olgunluğa ulaşmadan önce onların imgesel

dünyalarını

oluşturan

temel

biçimlerdir. Anne-baba ya da çevre tarafından

“Ağaç yaşken eğilir.” atasözünün büyük

çocuğa aktarılan çeşitli masallar, çocukların

hürmet gördüğü coğrafyalarda, toplumsal

hayal

cinsiyet motifleri, küçük yaşlarda çocuğun

biçimlerini de aynı ölçüde etkilemiştir.”3

hayatına yerleştirilmeye başlanır. Masal bu işlevin temelinde yer alır; çünkü çocukluğun en az sorgulanan, çocukların zihinsel olgunluğa, sorgulama yetisine sahip olunmayan dönemine ait unsurdur. Henüz okuma-yazma bilmeyen ve kendi

başına

uyumadan

kitap

önce

okuyamayan

anne-babası

ve

çocuğa,

tarafından

anlatılan masallar gelecekte yaşayacağı hayatı

dünyalarını

ve

dünyayı

algılama

Masalların toplumsal cinsiyetle ilişkisini inceleyen yetkin çalışmalardan biri olan Melek Özlem Sezer’in Masallar ve Toplumsal Cinsiyet isimli kitabında altını kalın kalemlerle çizdiği gibi; masal, halk kültürüne dayandığı ve 1

(Sezer, 2016: 12) (Sezer, 2016: 16) 3 (Boynukalın, 2015) 2


etmesi,

figürü masallarda üvey anne rolüyle karşımıza

yaygınlaştırmasından aldığı için yaygın kültürle

çıkar. Kendi iradesine sahip çıkar, başkalarını da

işbirliğinde bulunması kaçınılmazdır. Bir yandan

bu iradeyle kontrol etmeye çalışır, tek erkekle

kültürü yansıtan halk bilimi öğesi olduğu gibi

ömrünü geçirmek yerine ikinci bir evlilik

diğer yandan bu kültürü kuşaktan kuşağa

yapmıştır,

aktaran bir araçtır. ‘Klasik masalsa bilinçaltı

sahiplenir, korur.

varlığını

toplumun

masalı

kabul

simgelerini ve genetik hafızayı kullanarak, görünür hikâyenin altına bambaşka bir hikâye, iktidara hizmet eden ideolojik bir ileti düzeni kurar.’ Sezer’in çift dillilik olarak tanımladığı görünenin altında mesaj verme işlevi ile görünenin altında başka bir hikâye, iktidara hizmet eden ideoloji düzeni kurar. Bu yolda kullandığı belli başlı tiplemeler, metaforlar,

cinselliğini

ve

“Masallardaki

bağımsızlığını

cadı

figürüne

bakıldığında bedensel içgüdülerle, zihni ve mantığı devre dışı bırakarak davrandıklarını görürüz. Fiziksel dürtülerine karşı koyamayarak yani akıl yoluyla bedeni ehlileştiremeyerek başka

bedenleri

tüketme

arzusuna

bürünmüşlerdir.”4

klasik

“Erkekler ise, çoğunlukla kral ve ya

masallarda sıkça rastlanan bu imgeler üzerinde

kahraman olarak masallarda belirirler. Yakışıklı

duracağız.

prenslerin uyuyan prensesleri onların iradesi

imgeler

vardır

ve

bu

çalışmada

dışında öpmesi ve ya kurtardığı kız ile

Kadın Erkek Figürleri

evlenmesi gibi durumlar kimseyi rahatsız

Melek Özlem Sezer’in de eserinde incelediği

etmez. Bunun nedeni masalın resmettiği kadın

gibi, toplum mağdur olanı yücelttiği için

ve

masallardaki kadınlar da zor durumdadır.

uyuşmasıdır.”5

Kadınların

mağduriyeti

ise

erkeklerdeki

kahraman olma arzusunu ön plana çıkarır. Heraklitos’un felsefesinde de üzerinde durduğu gibi, her şey zıttıyla var olur. Mağdur olan kadını iyi olarak tanımlayan masallar da, bu kadınların değerini anlatmak için kendine bir ‘öteki’ bulma gayesindedir. Edilgen kadının karşısına güçlü, bilge, bağımsız kadını koyar.

erkek

kimliklerinin

geleneksel

olanla

Toplumsal Cinsiyet erkeklere hizmet etmektedir;

çünkü

günümüz

toplumunda

avantajlı doğan erkek cinsidir. Kadının üzerinde bir otorite kurması meşru görülür, çoğu kadın bu cinsiyetçiliği içselleştirir erkek otoritesine boyun eğmeyi kadın olmak olarak tanımladığı için erkek egemen söylem ve hareketleri yeniden üretir. Karşı çıkmaz, isyan etmez,

Bağımsız kadın tiplemelerine olağan

kısaca yoldan çıkmaz. Bu otorite ilişkisinin

alanın sınırlarında değil, olağanüstülüklerde

temel sebebi ekonomik özgürlük meselesi

rastlarız. Sihir, büyü ile doğaya hükmetmeleri yaygın görülen özellikleridir ve bağımsız kadın

4 5

(Boynukalın, 2015) (Yüksel, 2011)


olduğu kadar kültürel normlardan da gelir, bu

şiddet, zorla evlendirilme konularına değinen

yüzden ekonomik olarak özgür olan bir kadın

“Siyah

dahi erkek egemenliğine olan biatını devam

bahsedilecektir.

ettirir.

aktif olan, etkin olandır. Pamuk Prenses ve Uyuyan Güzel’in irade beyan etme durumunda bulunmadığı pasif durumlarında prenslerin istek,

arzu

düşüncesinden

ve

bir

dahi

ölüyü

öpme

tiksinmeyecek

şehvetleriyle prensesleri öpmeleri, kadının edilgenliğini

yansıtan

örneklerdir.

Gerçi

masaldaki kadın figürleri fikrini belirtmek için gerekli yaşam fonksiyonlarına sahip olsa dahi sonucu

değiştirecek

hareketlerde

bulunmamaktadır. Uyandıkları anda onları öpüp

masumiyetlerine(bekaretlerine)

sahip

olan prenslere ilk görüşte âşık olmakta ve evlenmek için can atmaktadırlar. Aksi örnekleri görebileceğimiz, Melek Özlem Sezer’in karşı masal olarak tanımladığı örnekler de ana akım masalların

sayısına

oranla

az

olsa

da

bulunmaktadır; fakat yazının başında da belirttiğimiz gibi masal, sözlü kültüre dayanan bir anlatım türüdür ve yaygınlık kazanabilmesi için halkın kabulünü kazanması gerekir ve ancak hâkim ideolojik kültürün normlarına uyan masallar devamlılık kazanabilir. Yine de yazının ilerleyen kısımlarında masalın geçtiği zamanın geleneklerine aykırı da olsa evleneceği prensi kendi seçmek isteyen prensesin masalını anlatan, Sheri Radford’a ait bir karşı masal örneği

Kız”

masallarından

Kadının Güzellik İmgesi Kadın edilgen temsil edilirken erkek

kendi

Pelerinli

olan

“Bu

senin

Bildiğin

Peri

Masallarda sık rastlanan bir diğer figür, güzelliğin iyi baht getirmesi ve güzellerin iyi olmasına rağmen kötü karakterlerin daima çirkin olmasıdır. Güzellik algısı ise ince, uzun, beyaz

tenli

pazarladığı

olmakla

standart

yani

güzellik

kapitalizmin algısıyla

değerdir. “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalında iki kadın arasındaki güzellik savaşı, küçük okuyucuya “en güzel sen değilsen, hiçbir şey değilsin” mesajı vermektedir. Külkedisi masalında ise, balo haberi ülkeye yayıldığı andan itibaren anne kızlarını rejime sokar, güzelleştirmek için türlü yolları denemeye başlar. Baloya genç kızlar davetlidir ve güzellik zayıf,

genç

kadınlara

özgülenmiştir.

Bu

durumda zayıf, genç, uzun boylu olmayan kadınlar

karakterlerine

hiçbir

önem

verilmeksizin toplum dışına itilmiştir. Anne, bu cinsiyetçiliği

yeniden

üreterek

kızlarını

kapitalizmin standartlaştırdığı kalıba sokmaya çalışırken “Haydi yavrularım sizleri göreyim birinizden

birisi

mutlaka

baloda

prensin

gönlünü çalsın.” 6 sözlerini sarf ederek güzel olmanın da yetmediğini, en güzel olmak gerektiğini vurgular ve kızlarını yarıştırmaktan geri durmaz. Yukarıda bahsedildiği gibi “güzel” kadınların hep mutlu sona ulaşanlar olması da bu mesajı destekler niteliktedir. Ataerkil

Masallarından Değil”; Pınar Selek’in aile içi 6

(Grimm Kardeşler, 2016)


toplumlarda kadınların tutturdukları “beyaz atlı

Klasik masalın iletisini küçük okuyucuya

erkeği beklemek” söylemi veya evliliğin genç

iletirken sıkça başvurduğu bir yöntemdir

kızlar için tek önemli hayal olarak belirtilmesi

yoldan çıkma metaforu. Kaderlerine razı

de bu anlayışla paraleldir. Küçük okuyucuya

olmayan, mevcut duruma isyan eden kızların

verilen mesaj çok açıktır, “bir kız için en önemli

başına daima kötü şeyler gelir. İyi kızlar

başarı iyi bir evlilik yapmaktır.”7

evlerinde hor görülse, eziyet edilse, en ağır

Evlilik, üvey anne ve kardeşlerle olan sorunların çözülmesi örneğinde olduğu gibi, sorunların çözülmesini sağlıyor görünür. “Masallardaki

güzellik

işleri yapsa dahi hapsoldukları kulelerden ya da evlerden çıkmayı akıllarına getirmezler. Evlilik dışında evden çıkan ya da bulunduğu yoldan ayrılan kızların durumu tam da böyle bir isyan

üzerinden

olarak

görünür.

Yoldan

saparak

ormana

yürüyen kadınlık öğretisi genellikle ikiye ayrılır:

girmeleri ve sonucunda başlarına uğursuzluklar

Masum güzel ya da zeki güzel. İki özellik çok

gelmesi, herkesin yürüdüğü yolu terk etmeyi

nadiren aynı kadında bulunur. Eğer söz konusu

simgeler.

masum güzelse mutlu son kaçınılmazdır ancak

metaforunu kullanarak, bu durumu şu şekilde

söz konusu femme fatale ise bu kötü olan

özetler; “Yol, herkesin gittiği bir ve tek yoldur.

kadındır ve mutsuz olup cezalandırılmaya

Bu yoldan birisinin çıkması herkesin gittiği

mahkûmdur.

güzellik

yoldan gitmemesi, topluma ters düşmesi

birleştiğinde masumluk yok edilir ve kadın,

anlamına gelir. Çünkü bu yolu inşa eden,

zekâsıyla

toplumun kendisidir. Bu yolun tasları toplumsal

Çünkü

zekâ

ve

irade sahibi olduğu

için özne

durumundadır.”8 “Üvey

annenin

her

gün

aynanın

olduğunu öğrenme isteği aslında toplum

göstergesidir.

Gün,

yoldan

çıkma

ahlak kurallarıyla döşenmiştir ve üzerlerine

karşısına geçip dünyanın en güzel kadını

tarafından

“Berna

beğenilmek Aynanın

istediğinin görüşü

bir

aslında

toplumsal cinsiyet rolleri kazınmıştır.” Bu anlamda, halk arasında kullanılan “yoldan çıkmak” deyiminin, kızlar için, cinsel ahlaka aykırı

bir

harekette

bulunmak

anlamına

gelmesi de rastlantı değildir.”10

toplumun görüşünü yansıtmaktadır. Toplumun

Cinsellik

de,

masallarda

iktidarın

bakışı ise ataerkil kodlarla şekillendirilmiş bir

konuştuğu dille yasaklanmıştır. Prensesler,

bakıştır.”9

prensleri onları bulana dek cinsellik arayışında

Yoldan Çıkma Metaforu

bulunamazlar. Cinsellik kötülük aracıdır, kötü insanlara özgülenmiş, masum ve saf prensesler bu alanın dışında tutulmuştur. Aynı şey

7

(Yüksel, 2011) 8 (Artun, 2012) 9 (Artun, 2012)

erkekler için elbette ki geçerli değildir. Erkek 10

(Yüksel, 2011)


güzel bulduğu bir prensesi ölü ya da uyuyor

aynı zamanda güzel olan ve baştan çıkarıcı

olması engellerine aldırmadan, rızasına gerek

cazibesi olandır.

duymadan öpebilir, karısından ayrılabilir, ölen

özelliklere sahipse üvey anne o kadar kötüdür.

karısının yerine yeni bir evlilik yapabilir. Hatta

Burada verilmek istenen mesaj kadının ikinci

ikinci evliliğini yapmış babalar çok sevecen,

evliliğinin toplum tarafından yadırganması,

ılımlı insanlar olmalarına karşı üvey annenin

kabul görmemesidir. Kadın her zaman ilk

zorlamalarıyla bazı hatalar yapar. Hansel ve

evliliğini

Gretel, Sindrella masallarında üvey anne

sürdürmelidir;

tarafından

davranmaya

“yuvayı dişi kuş yapar” söylemleriyle yetişirler

zorlanan baba figürlerini görürüz. Nedense,

ve bu yuvayı sürdürmesi gereken dişi kuştur.

Hansel ve Gretel masalında erkek kardeş yola

Yuvayı devam ettirme yükünü taşıyan kadın

çakıl taşları döşeyip eve dönüş yolunu bulan,

yuvaya girmeden önce başka bir evlilik yaptıysa

yani mantığı ön plana çıkanken, baba masalın

ya da evlilik dışı bir birlikteliği olduysa kadının

sonunda üvey annenin zoruyla hata yapan

toplum gözünde değeri düşer.”12

çocuklara

kötü

masum ve saf bir adam rolü ile aklanır.

ne

Kötü

Öz anne ne kadar iyi

pahasına çünkü

olursa

toplumdaki

kadınların

bir

olsun kadınlar

diğer

özelliği

Masallarda, ikinci evliliklerini yapmış

erkeklere ait olan öfke, intikam duygularına

kadınlar onaylanan karakterler olarak çıkmaz

sahip olmaları, kaderlerine boyun eğmeyip onu

karşımıza. Kötülüğün vücut bulmuş halleridir.

değiştirmeye çalışmalarıdır. Ezildiği halde sesini

Cinsellikten haberdar olmayan saf ve masum

çıkarmak yerine bir köşede ağlayan kızların

kızlara eziyet eder, zarar verirler. “Üvey

tersine güçlüdür ve hakkını arar. Kadınların bu

anneler erkeği cinselliğini kullanarak baştan

bağımsız karakterle giriştiği olaylar masalın

çıkarır, çocuklara kötü davranır ve zengin olma

sonunda cezalandırılır.

hayalleri kurar. Bekâretlerini kaybetmiş bu kadınlar çirkin ve kötü olmaya mahkûmdur. Ancak masalın kahramanı olan güzel prensesler her

zaman,

hatta

aklından

cinselliği

geçirmeyecek kadar, iyidir. Kısaca kadına yasaklanan cinsellik, ancak evliliği dâhilinde ve kocasına

hizmet

etmesi

doğrultusunda

meşrudur, ikinci bir erkekle birlikte olan kadın ise masallarda lanetlenmiştir.”

11

“… eve

sonradan gelen, huzur ve düzen bozan, üvey olan, kötü olan, kıskanç olan, cadı olan fakat 11

(Yüksel, 2011)

“Cadılar ev hayatını seçmedikleri, soru sordukları ve merak ettikleri için kötüdürler. Bu yüzden

çocuk

değiştirmek,

yemek, insanlara

insanların çeşitli

seklini

felaketler

getirmek gibi gücün kötüye kullanılmasıyla ilgili her türlü eylem masallarda cadılara atfedilir. Onlar kurban rolünü oynamayı reddederler ve aksine kendi hikâyelerini yaratmayı isterler. Masallarda ise cadıların kendi hikâyeleri yoktur ve kötü olan her şey onlara atfedildiği için

12

(Artun, 2012)


sonları da kötü olur. Yani gerçek hayatta gücü

mutlu sonla ödüllendirilirken kötü karakterler

elde etmeyi isteyen kadınların cezalandırıldığı,

her daim cezalandırılır.

toplum

dışına

itildiği

ve

ötekileştirildiği Pamuk Prenses kendi sarayında ev

arketiptir cadılar. Bu yüzden toplumun dışında, korkulan

ve çekinilen ormanda yasarlar.

Topluma herhangi bir aidiyet hissetmezler ya da toplum onlara bu aidiyeti bağışlamaz. Cadılar masallarda güzel olarak tarif edilmezler. Çünkü

güzellik

masallarda

ancak

boyun

eğmekle bağdaştırılabilecek bir durumdur. Boyun eğmeyen kadın-cadı da kötüdür ve

işleri yaptığı yetmezmiş gibi ormanda kaybolup karşısına çıkan bir eve girerek de temizlik yapar. Kırmızı başlıklı kızın ninesi şapka örer, Uyuyan Güzel sarayda dolaşırken iğ ile iplik eğiren bir kadın görür. Bu noktada, Ayşin Altun’un sorduğu sorulara bir göz atmakta fayda var, cevaplar hâkim ideolojiye hizmet etme kapısına çıksa da… “O güzel kurabiyeleri

çirkindir.”13

annesi değil de babası yapsa olmaz mıydı? Eve Bağımlı Kadın İmgesi

Büyükannesini ve kırmızı başlıklı kızı kurtaran

Ataerkil sistem, kadını özel olarak adlandırdığı evin içine mahkum eder. Kadın geceleri dışarı çıkmaz, ev işleriyle meşgul olur. Kendini kocasına adayarak ev işleri ile günlerini geçiren

bir

kadın

tipi

aşılanmaya

çalışılmaktadır. Külkedisi’nin gece 12’den önce eve dönme zorunluluğunda olması, geç kaldığı takdirde cezalandırılması kız çocuklarına bir mesaj verirken erkek çocuklarına da kız kardeşlerini, ablalarını, sevgililerini bu durumda

kahraman köylü erkek değil de kadın olsaydı? Kalede kilitli olan prens olsaydı ve Rapunzel prensin uzun sakallarına tırmanıp prensi kurtarsa

olmaz

mıydı?

Pamuk

Prensesin

annesinin tek sorununun güzellik olması garip değil miydi? O da her kadın gibi akşam yemekte ne yiyeceklerini düşünmez miydi? Evin temizliğiyle ilgilenmez miydi? Yedi Cüceler madende çalışırken Pamuk Prenses evini temizlemek, yemeklerini yapmak yerine onlarla birlikte çalışmaya gitseydi? Hep birlikte çalışıp

cezalandırma hakkı tanımaktadır.

evi de hep birlikte temizlerlerdi belki. Pamuk Evin dışında gördüğümüz kadınlar ya kovulmuşlar,

da

olmasa da mesela Pamuk Prensesin kız

kadın

arkadaşı olsa, öpüp uyandırsa Pamuk Prensesi,

tiplemeleridir ki, üvey anne, cadı gibi kötü

sonra da birlikte hayatlarına devam etseler?

karakterleri oynamak ya da peri kostümü giyip

Külkedisinin kız kardeşleri de Külkedisi kadar

olağanın sınırlarından kovulmak zorundadır.

güzel olsa olmaz mıydı?” 14

bağımsızlığına

ya

kaybolmuşlardır.

sahip

çıkan

güçlü

Ya

Prensesi uykusundan uyandıran yakışıklı prens

Evde kalıp rollerini oynayan kadınlar daima

13

(İçöz, 2008)

14

(Altun, 2011)


Kadınlar, kurulan sistemin tanımladığı

üzerine henüz dilekte bulunmamış bir başka

mükemmelleştirilme kalıbına sokulmakta, aynı

peri prensesin iğne batmasıyla ölmemesini, yüz

zamanda zayıf, güzel, çekici, seksi olmaya

yıl sürecek bir uykuya yatmasını ve onu bulacak

zorlanmakta; evde yemek, temizlik, çamaşır,

bir prensin öpücüğüyle uyanmasını diler.

dikiş işleri üzerine yüklenmekte, buna rağmen

Nitekim kralın ülkedeki tüm iğneleri toplatarak

evin dışında kendine rol bulamamaktadır.

felaketi önleme çabasına karşın masal tam da

Kadın eve bağımlıyken, erkek dışarıdaki işlere

bu şekilde gerçekleşir.

yönelir. Cüceler çalışırken evde kalıp temizlik

güzelleşmiş, on altı yaşına gelmiştir. Büyük

yapan Pamuk Prenses, ormanda hiçbir geçerli

saraylarını gezinirken iğ ile iplik eğiren bir yaşlı

sebep olmaksızın macera arayan prense

kadın görür. Ne hikmetse tüm ülkede iğneler

rağmen kulede uzun saçlarıyla kurtarılmayı

toplatılmış

bekleyen Rapunzel, Kırmızı Başlıklı Kız’ın cesur

odasında iğ ile iplik eğiren kadın muhafızların

avcısı gibi. “Bu tiplemeler dışarıda hiç bir tehdit

gözünden kaçmıştır. Daha önce görmediği bu

almaksızın

herkesle

ilginç nesneyi tanımak isteyen prensesin eline

konuşabilmekte ancak; kadının yabancılarla

iğne hemen batar, uykuya dalar, onunla birlikte

konuşmaması,

tüm hizmetkârlar, bahçedeki köpek bile uykuya

özgürce

dolaşarak

özellikle

geceleri

sokakta

olmasına

ormandan geçen bir prens şatoyu bulur, içeriyi

15

geçtikten

bir

yere

defalarca

yıl

sarayın

dalar.

gelmesi

yüz

rağmen

kalmaması, dikkatli olması ve çabucak gideceği gidip

Aradan

Prenses büyüdükçe

sonra,

Kız,

gezmeye başlar. Bu noktada sorgulamamız

annesinin yabancılarla konuşmaması sözünü

gereken prensin canlı yaşantısı görünmeyen bir

dinlemeyip

şatoya hırsızlık dışında hangi amaçla gireceği

tekrarlanmaktadır.”

Kırmızı

kurtla

Başlıklı

konuştuğu

için

olması gerekirken, uyuyan güzeli bulması ile

cezalandırılmıştır.

dikkatler başka yöne çekilmektedir. Prens, Bir Klasik Masal Örneği: UYUYAN GÜZEL Masal, bir kral ve kraliçenin yeni doğan çocukları

için

diyardaki

organize

tüm

ettiği

perileri

eğlenceye çağırdığının

anlatılmasıyla başlıyor. Bütün periler bebek hakkında bir dilekte bulunmaktadır. Buna rağmen davet edilmeyen bir peri vardır ve bu duruma sinirlenen peri eğlenceye gelerek prensesin on altı yaşına geldiğinde eline batacak bir iğneyle ölmesini diler. Bunun

hareketsiz uyuyan bir insanı gördüğünde telaşlanması, sağlığından şüphe etmesi ve gerekirse ilk yardım teknikleri kullanması gerekmesine rağmen uyuyan bir kadını öpmeyi tercih eder. Masalın ilk versiyonunda ilk temasın masum bir öpücük değil tecavüz olduğu yazar ki bu da mutlu sona engel değildir. İradesi dışında öpülen prenses ilk görüşte prensine âşık olur, görkemli bir düğünle evlenirler, sonsuza dek mutlu yaşarlar. (Uyuyan Güzel’de olduğu gibi, Pamuk Prenses

15

(Artun, 2012)

ve Yedi Cüceler’de de prenses onu kurtarmaya


gelen erkekten başka seçeneği olduğunu

Kara Peçeli’nin resimlerini yapar, hangisi daha

düşünmez.)

çirkinse en çok onu beğenirdik.” denilerek klasik masallardaki çirkin cadı imajına da

CİNSİYETSİZ EDEBİYAT Klasik

masallar

gönderme yapılır. toplumsal

cinsiyet

“Geleneksel

rollerini erkek ve kız çocuklarına küçük yaşta öğretip

bu

amaçlarken,

kalıpları feminist

yeniden literatür

değerlere

uymayan

kadınlar cadılaştırılmış, cadılaştırılan

üretmeyi

kadınlar

çocuk

yerin

yaşatılarak

edebiyatına farklı bir soluk getirmektedir.

yedi

kat

diğer

dibinde

kadılardan

yalıtılmıştır.”17

Örnekler çoğaltılabilse de burada yalnızca iki masal ve bir eğitici kitap üzerinde durulacaktır.

Damatlara zarar vermeyi alışkanlık edinen

Siyah Pelerinli Kız ve Bu Senin Bildiğin Peri

cadıyı, abisine saldırması üzerine aramaya

Masallarından Değil masal, Bu Beden Benim

girişir Yosun; fakat cadı yalnızca erkeklere

için çocuklara farkındalık kazandırmak ve

görünmektedir ve Yosun bir kız çocuğudur.

bilinçlendirmek için hazırlanan eğitici bir

Bilindik,

kitaptır.

prensesi

için

ormanlarda

macera peşinde koşan, ejderhalar ve

SİYAH PELERİNLİ KIZ16

devleri yenen prenslerin aksine bu masalda damatlar acizdir ve Kara Peçeli

Masal, Midye Adası’nda geçer. On iki yaşındaki

Cadı’dan dayak yerler. Klasik masalın

Yosun’un köylerine ezelden beri dadanmış olan

kadın erkek ilişkileri ile düğün tipine bir

çirkin cadıyı anlatmasıyla başlar. Cadı yerin

darbe indirilmiştir.

altında yaşayıp köylüye musallat oluyor, evleri yıkıyor, balıkçıların ağlarına zarar veriyor hatta

Yine de yılmaz, aramalara başlar. Günler, aylar

bir doğal afet olan kuraklığı dahi o yaratıyordur.

süren aramaların sonunda ailesi Yosun’un

Peki, ama neden bütün cadılar gözden uzak,

ulaşılmayacak

yerlerde

yaşıyordur? Neden hepsi kadındır ve çirkindirler?

cadının peşinde olduğunu fark eder ve onu engellemeye

“Bugün

oğlan çocuğu gibi…” bile demiştir. Annesi

Yosun’a

uyması

gereken

cinsiyet rollerini hatırlatmıştır. Klasik

çok mutlu bir köy olduğu için Yosun’un köyünü

masalda Yosun bu söyleme uymayacağı

seçmiştir. Cadı tüm kötülüklerin anası olarak

zaman cezalandırılır, başına bir felaket

tasvir edilir, hatta “Biz çocuklar hayalimizdeki

(Selek, 2012)

Annesi

çıkmayacaksın. Evde oturacaksın. Ne o öyle

İnsanları mutsuz etmek en büyük amacıdır ve

16

çalışır.

17

(Dumanlı, 2015)


gelir. Kırmızı Başlıklı Kız örneğinde

genç, uzun siyah saçları olan bir kadındır; fakat

olduğu gibi.

sırtına saplanmış anlam veremediği için bıçak

Annesinin

küçük

dalgınlığından

kardeşiyle

yararlanan

ilgilenirkenki

Yosun

ormana

vardır. Cadı, alışılagelmiş cadı tiplemesinden

kaçmanın bir yolunu bulur ve cadıyı aramaya

farklıdır.

devam eder.

tırnakları yoktur, kucağında bir bebeği

Yosun, kadınların korkması ve uzak

Gençtir,

güzeldir,

uzun

şefkatle tutmaktadır.

durması gereken ormana girmekte

Aklına ilk gelen, çocuğu kaçırmış olduğu olur;

tereddüt

“Aynı

oysa meşe bebeğin Siyah Pelerinli Kıza ait

korkusunu yenip

olduğunu söyler ve meşeden Siyah Pelerinli

etmemektedir.

zamanda orman,

ormanla

Kız’ın hikayesini öğrenir. Siyah Pelerinli Kız’dan

bütünleşen kadının güçlenip çıktığı bir

Kara Peçeli Cadı yaratan süreç oldukça

yerdir.”18

tanıdıktır.

ormana

adım

atan

ve

Bu sırada konuşan bir meşe ağacına rastlar,

Siyah Pelerinli Kız’ın annesi sekizinci kardeşini

ağaçların konuşabildiğini bilmemektedir; çünkü

doğururken

onlara böyle güzellikler değil yalnızca Kara

yaparak büyümüş. Buna rağmen deli dolu,

Peçeli Cadı’nın korku hikâyeleri anlatılmaktadır.

saatlerce yüzen, balık avlayan, komşu adalara

Yosun,

değil

dek yüzen hayat dolu bir kızmış. Geceleri

konuşarak onu ikna etmek ve kötülükten

denize girer, karanlıkta korkusuzca yüzermiş.

vazgeçirmek için aradığını söyler.

Güzelmiş de, adadaki pek çok erkeğin gözü

cadıyı

intikam

almak

için

Ataerkil kültüre ait intikam amacının aksine, fiziksel güçle değil sözleriyle cadıyı ikna etmek amacı gütmesi hikâyede ikinci bir kırılma noktası yaratmakta, bir yandan da klasik masallardan önemli bir imgeyi alt üst etmesiyle farklılaşmaktadır.

ondaymış;

ölmüş,

fakat

kardeşlerine

kızın

kalbi

annelik

yoksul

bir

balıkçıdaymış. Babası ise onu para karşılığı zengin bir arazi sahibi ile evlendirmiş. Bunun üzerine Siyah Pelerinli Kız kaderine boyun eğmek yerine saçlarını kısacık kesmiş, dilini düğümleyip tek kelime etmemiş. Yoksul balıkçı ise kayığına atlayıp adadan ayrılmış; fakat bir gün bu kız adanın kenarında kayıklara el

Meşe, Yosun’a cadıyı bulması için yardım eder,

sallayarak

Yosun cadıyı yerin altındaki bir mağarada

Sinirlenen arazi sahibi kocası iki bıçağı kızın

kucağındaki bir bebeğe ninni söyleyip onu

sırtına saplamış, öldü zannedip onu ormana

emzirirken görür. Beklediğinden çok daha

sürüklemiş.

18

(Dumanlı, 2015)

sevdiğinin

adını

haykırıyormuş.


Siyah Pelerinli Kız, küçük bir kız

senin içine, bıçaklarla birlikte nefreti de

çocuğuna biçilen kalıba sıkışmak yerine

sokmuş.” demiş orman perisi.

cesareti, özgüveniyle kendi istediği hayatı

yaşamaktadır.

Cadılar pek çok masalda kötülüğün

Geceleri

kaynağı iken ve üvey anneler çocuklara

yüzmekten korkmaz, kamusal alana

kötü davranmaları ile tanınırken, bu

katılmaktan çekinmez. Yeri geldiğinde

masalda cadı iyi kalpli bir öz annedir,

tepkisi belli etmekten geri durmaz,

maruz kaldığı erkek şiddetinden ötürü

asidir, isyan eder, klasik masallara göre

bu

yoldan çıkmıştır. Vurgulanılmak istenen

“Meşenin

yapılan

buraya

mağdurla

anlattığı

Meşe aynı zamanda Siyah Pelerinli Kız’ın

bilgiler

köylülerin

ve

masalın

geriye

kalan

başına

gelen

felaketleri

kurgusu, ataerkil namus anlayışını

yaratmadığını, yalnızca damatları dövdüğünü

sorgulatacak

onu

kurtaran

iyileştirmiş;

ve

alt

üst

edecek

bir fakat

orman

cadısı

sırtındaki

olmuş, bıçakları

büyümüş, bir gün bir çocuk doğurmuş; fakat sırtındaki bıçaklardan dolayı çocuğuna süt veremiyormuş. Orman cadısının söylediğine göre çocuk asla büyüyemeyecek, Siyah Pelerinli yaşlanmayacak

ve

çocuğu

asla

besleyemeyecekmiş, bu büyüyü ancak bir insan bozabilirmiş; çünkü bıçakları saplayan bir insanmış. “Sırtında iki tane gibi görünen onlarca bıçak sapı var. Her birinin üstünde sadece evlendiğin adamın değil, babanın, sevdiğinin,

kardeşlerinin,

komşularının

ve

arkadaşlarının ellerini görüyorum. Bu eller (Dumanlı, 2015)

da

tüm

kızların

kendi

gibi

zorla

evlendirildiğini sandığı için yaptığını anlatmış.

çıkarmamış. Derken Siyah Pelerinli Kız’ın karnı

19

içinde

Meşe ağacının bundan sonraki vereceği

niteliktedir.”19

asla

dayanışma

bulunulmasıdır.

ataerkil namus anlayışıyla örtüşür.

Onu

İnsanın

edilen, erkek şiddetinin anlaşılması,

teşebbüstür.

kadar

yaşamaktadır.

göstermesi gereken sevgi ile kast

esas nokta ise kadının kocası tarafından öldürülmesine

durumu

Masal, bu aşamada seyir değiştiriyor. Yosun, cadının sırtındaki bıçakları çıkarıyor, onu iyileştiriyor, büyü bozuluyor. Pelerinli Kız memelerinden akan sütle çocuğunu besliyor; fakat yaşadıkları gücünü yitirmesine neden oluyor.

Bu

yardımıyla

yüzden birlikte

çocuğunu adanın

çok

Yosun’un sevilen

marangozu Ağaç Baba’ya bırakıyor ve kendi ortalıktan kayboluyor. Ağaç Baba, eskiden balıkçılık yapan ve uzun yıllar ortadan kaybolup sonra geri dönen, Yosun’un asla gerçeği öğrenememesine rağmen Pelerinli Kız’ın ilk sevdiği olduğunu düşündüğü kişidir. Bebeğin adını Mucize koyarlar, Pelerinli Kız’ın bıraktığı hediyelerle adadan çok uzaklaşmadığı bellidir ve Yosun bir gün bebeğine, sevdiğine döneceği inancını taşır.


Bundan sonra adada Kara Peçeli Cadı’nın

korkusu

değil,

renkli

üzerine atarak aklanan babalara bir

masallar

göndermede bulunuluyor. Eğer baba hata yaparsa, her sözüne körü körüne

anlatılmaya başlanır.

uymak şart değildir. Aynı zamanda

Ve Pınar Selek’in yazdığı karşı masal

ataerkil aile yapısında sözü kanun kabul

Siyah Pelerinli Kız böylece sona erer. Melek

edilen

Özlem Sezer’in anlatımıyla karşı masal, cinsiyet

boyun eğmeyen, isyan edebilen bir

sorgulamasını

prensestir ve klasik masallarda yaşasa

amaçlar.

karşılaşacağı cadı damgasının aksine bu

Masal,

klasik

masalın

kadını

haliyle

ötekileştiren diline karşı çıkan öğelerle dolu olduğu gibi, babaların kızlarını istemediği insanlarla

masalda

prensesle karşı karşıyayız. Kaderine

yıkma ve okuyucuyu klasik masal metinlerine iletilerini

aksine

babasına karşı çıkma cesaretinde bir

rolleri üzerine odaklanır, kemikleşmiş yapıyı

yabancılaştırarak

babaların

evlendirmesi,

kocaların

eşlerini

öldürmesi ve kimsenin ses çıkarmaması gibi

prensesliğini

sürdürebilmektedir. Prenses Candi’nin annesi kindar bir büyücü tarafından turşuya çevrilmiştir.

toplumsal sorunlar hakkında da düşündürmeyi

Bu

da

kralın

ikinci

bir

evlilik

amaçlıyor.

yapamayacağı, üvey annenin masalın kötü kahramanı olmayacağı, Candi de

BU SENİN BİLDİĞİN PERİ MASALLARINDAN

klasik masalın masum prenses algısına

DEĞİL20

uymadığı için masum ve femme fatale

Kitap, ilk cümleden sıra dışı bir peri masalı

karşıtlığını bu masalda görmeyeceğimiz

olduğunu belli ediyor. Başkahraman yine bir

anlamına geliyor.

prenses; fakat alışılagelmiş prenseslerin aksine matematikten hoşlanan ve boş zamanlarında matematik problemleri çözen bir prensestir. “… yaşlı bir prensin, hele de (tabii ki kral olan) babasının onun için seçtiği herhangi bir şeyin ona uygun olmadığını bilecek kadar akıllıydı. Babası prens seçmekten ne anlardı ki? Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştı” der masal. Hata yapmaz kabul edilen, yaptıkları hataları ise üvey anne ya da cadıların 20

(Radford, 2016)

Masal,

kralın

bir

büyüden

dolayı

biraz

salaklaştığını söyler; fakat Candi’nin buna rağmen onu hep çok sevdiğini vurgular. Bu sıfatı Hansel ve Gretel’in, Güzel ve Çirkin’in baba figürleri için de söyleyemez, hatta masallardaki

baba

figürüne

genelleyemez

miyiz? Ataerkinin

sembolü

olan

babaya

yapılan salak tanımı, Candi’nin sıradan ataerkil

bir

ailede

büyümediğinin,


babanın

tartışmasız

boyunduruğu

dememiştir; fakat prensi babasının seçmesi fikrini aptalca bulmaktadır. Bütün ömrünü

altında bulunmadığını göstergesi. “Kral giyeceği kıyafeti bile kendi seçmemişti, kaldı ki kızının hayatı boyunca âşık olacağı, değer vereceği, falan filan yapacağı prensi

birlikte geçireceği prensini kendisi seçmek konusunda ısrarcı davranır, şaşırılmayacağı üzere babası da mırın kırın etse de kabul eder.

seçmek umrunda olmazdı. Kral kıyafet seçmek,

Candi’ye, turşu olan annesi nasıl koca bulacağı

yemek pişirmek ve savaş açmak gibi sıkıcı işler

konusunda yardım edemeyeceği için prenses

için binlerce (ya da onlarca, her neyse işte)

masallardan prens bulma yollarını araştırır. İlki

hizmetkâra bağımlıydı.”

tüm prensleri bir ejderha ya da devi boğmaya

Kralın

klasik

masalda

kadınlar

tarafından görülen işlerinin burada hizmetkârlarca

yürütüldüğünün

söylenmesi ve bu ilişkinin bir bağımlılık olduğunun işlerini

vurgulanması

halledemediği

acizliğinin

gündelik

için

vurgulanması

kralın

anlamına

geliyor. Bu işleri yapamamak maharet değil, hizmetkârlardan üstün değil ve hizmetkârların bahsedilmiyor. olabilirler. masalın

cinsiyetinden Pekâlâ,

Aynı

erkek

zamanda,

cinsellikten

uzak,

de klasik

masum

prenses algısına rağmen, prenses Candi cinselliğin

kadınlar

için

de

var

olduğunun kabullenildiği bir masalda yaşamaktadır.

göndermektir; çünkü başaran kişide koca vardır. Sonuç başarısızdır. İkincisi bir kurbağa bulmak ve öpmektir, yine aradığını bulamaz. Masaldakinin aksine öptüğü ilk kurbağa prens olmamış, kurbağa kalmaya devam etmiştir. Sonrasında prense dönüşen kurbağa ise kendini beğenmişin tekidir ve Candi onu öpmüş olmasına yani bekaret simgesi bozulmuş olmasına rağmen kendini onunla evlenmek mecburiyetinde hissetmez. Hatta prense “Bir kurbağayken senden daha çok hoşlanmıştım.” der. Candi’nin bir diğer yöntemi bir sürü şekeri aynı anda yemek, hastalanmak ve bir prens öpücüğüyle

iyileşmektir.

Buna

rağmen

uyandığında bir prens yerine doktorla karşılaşır. Son yöntem ise bir iyilik perisi bulmaktır. Annesini

turşuya

dönüştüren

büyücüden

yardım ister. Büyücü bir zamanlar çok başarılı

Yazar, masalın eski zamanlarda geçtiğini,

olmasına rağmen eski ihtişamlı günleri geride

Candi’nin akıllı bir kız olduğunu ve babasına

kalmıştır; çünkü saatini bir poker masasında

boyun eğmek zorunda olduğu sıradan bir

kaybetmiştir,

ataerkil aileden gelmediğini, yine de çok genç

zamanında yetişemez. Zamanında gösteriye

yaşta

gidemeyen

evlenen

insanların

yaşadığı

çağda

saati

olmadan

büyücünün

yaptığı

gösterilerine

matematik

olduğumuz hatırlatmasında bulunur. Candi,

hesaplamaları ve sihirlere duyulan güven de

babasının

yitirilmiştir.

evlendirme

teklifine

hayır


Fakat bir sorun vardır. Büyücü, Candi’ye kralın

bulmaması, toplumsal cinsiyet standartlarının

kızı olduğunu öğrendikten sonra yardım etmek

güzellik,

istememiştir, bu yüzden bir anlaşmaya varırlar.

eleştirmektedir.

Candi’nin matematik problemiyle meydan okuması üzerine, Candi kazanırsa annesi turşu olmayacak ve Candi bir iyilik perisine sahip olacak. Büyücü kazandığında ise Candi’yi turşuya çevirecek. Bir matematik düşkünü

cesaret,

erkeklik

tanımlamalarını

Bu aşamada, iyilik perisi ile de istediği prensi bulamayan Candi, prensi ile kendi arasındaki her

türlü

‘sihir’i

ancak

kendinin

yaratabileceğine karar verir.

Candi, büyücüyü matematik bilgisiyle yener ve

Candi, artık turşu olmayan annesi ve zeki

dilekleri gerçekleşir. Candi’nin iyilik perisi,

babasıyla

Külkedisi’ninkinin aksine buruşuk yaşlı bir

Ebeveynleri onun evlenmek için çok küçük

kadındır. Kitabın bu kısmında Sindirella’ya bir

olduğuna karar verirler, Candi matematik bursu

atıf yapılır, Candi’nin Sindirella’yı tanımadığı

alıp üniversiteye gider. Orada kendi gibi

anlaşılır. Klasik masallarla büyümeyen bir kızdır

matematik okuyan birine aşık olur, bir yıl sonra

ve bağımsız karakterini de büyük ihtimalle

evlenirler.

toplumun kendine ataerkil ideolojiyi dikte etmesine

fırsat

bulamamasına

borçludur.

Candi, periden kusursuz bir prens ister. “Candi’nin

önünde

duran

prens,

yani,

kusursuzdu. Yakışıklıydı; ama yapay görünecek kadar değil. Uzun boyluydu; ama Candi’nin tepesinden bakacak kadar değil. Hafifçe çilek, yavru köpek ve ılık yaz günleri gibi kokuyordu.” Üstelik

Candi’ye

ilk

gördüğü

anda

âşık

olmuştur; fakat matematiğin sıkıcı olduğunu düşünüyordur ve bu Candi’nin canını epeyce sıkar. Hoşnutsuzluğunu periye gösterir ve kusursuz dediği prensin bu mu olduğunu sorar. Prens ise “Hem bir ejderha hem bir devi doğradım. Büyü yapılmış bir prensesi öperek hayata döndürdüm ve bütün bir yazı kurbağa olarak

geçirdim.”

prenslerinin

diyerek

tiplemelerinin

klasik

masal

kusursuzluk

tanımına ironik bir göndermede bulunur. Bir yandan da akıllı prensesin bu prensi kusursuz

mutlu

bir

yaşantıya

başlar.

Ve, “Herkes becerebildiği kadar uzun süre mutlu yaşadı.” diye gerçekçi bir bakışla bitiyor Sheri Radford’un karşı masalını. GÖKTEN ÜÇ ELMA DÜŞTÜ Masallar, çocukların dünya algılarını, hayata bakışlarını oluşturan ilk unsurlardandır. Klasik masallar,

egemen

yerleştirmek,

kültürün

normlarını

yaygınlaştırmak

amacıyla

anlattığının altında derin anlamlar da taşır. Masalların çift dilli yapısının zararları, çocukları bu masallardan uzak tutmaya çalışarak değil, bu

öğelerin

farkında

olup

çocukları

sorgulamaya iterek azaltılabilir. Bu amaçla yapılan karşı masal çalışmaları ve pedagogların hazırladığı eğitici kitaplar, klasik masallarla paralel

bir

okutulmalıdır.

şekilde

çocuklara

okunmalı,


Çalışma,

egemen

ideolojilerin,

kültürlerin

yayılmasını istediği unsurlar üzerinde durduğu gibi buna ait bir masal örneğini tartıştı, yaygınlaşmaya başlayan karşı masallar ile klasik masalların karşılaştırmasını yaptı. Sonuçta, gökten üç elma düştü. Boyu, cinsi, türü, içindeki kurdu okuyucunun hayal gücüne bırakılarak…

KAYNAKÇA ALTUN, A. (2011). BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ : CADI MASALLARI

KADIN .

VE

HTTP :// WWW.ALTUST .ORG /2011/11/ BİR VARMİS-BİR -YOKMUS-CADİ-MASALLARİ -VE -KADİN /

(10 KASIM 2011) Artun, İ. (2012). Masallar ve Toplumsal Cinsiyet: Kadın Kimliğinin Ataerkil Söylemlerle Yeniden Yapılandırılması. http://iletisim.ieu.edu.tr/karine/?p=265. (29 Şubat 2012) Boynukalın, N. (2015). Açlık, Fakirlik, Çocuk İşçi, Yamyamlık Ve Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Hansel

ve

Gretel.

Mavi

Atlas.

Sayı

5.

Dumanlı, E. (2015). Karşı Masal: Siyah Pelerinli Kız. http://bianet.org/biamag/sanat/168611-karsimasal-siyah-pelerinli-kiz. (24 Ekim 2015) Grimm

Kardeşler.

(2016).

Grimm

İstanbul: Remzi Kitabevi

Masalları. İçöz, F.

(2008). Masalda Cadı: Ötekinin Arketipi. Yüksek Lisans

Tezi.

Ege

Üniversitesi Sosyal Bilimler

Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı. Selek, P. (2012). Siyah Pelerinli Kız. İstanbul: Özyürek Yayınevi Sezer, M.Ö. (2016). Masallar ve Toplumsal Cinsiyet. İstanbul: Evrensel Basım Yayın Radford,

S.

(2016).

Bu

Senin

Bildiğin

Peri

Masallarından Değil. İstanbul: Güldünya Yayınları Yüksel,

Ö.

(2011)

Bilinçaltımızdaki

Masallar:

Masallardaki Toplumsal Cinsiyet Rollerine Erich Fromm’la Bakma. Dipnot. Sayı 7. (Ekim - Kasım Aralık 2011)


Parti’nin kurulmasına kadar tek parti düzeninde

ALİ FETHİ OKYAR, SERBEST

devam etmiştir.

CUMHURİYET FIRKASI NASIL

1880 yılında günümüz Makedonya

DOĞDU, NASIL FESH EDİLDİ?

sınırları içinde bulunan Pirlepe’de doğan Ali

Mustafa Emre Selek mustafaemreselek@gmail.com 1

Fethi Okyar 1898 yılında Harbiye Mektebine girdi, 1904’de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Selanik’te bulunan üçüncü ordu emrine verildi. Burada İttihat ve Terakki Cemiyetine katılarak

Yayına Hazırlayan: Nermin Kırdar, İstanbul , 1987

1908 ihtilalini hazırlayan kadrolar arasında yer aldı. 1909 yılında Paris Askeri Ataşesi olarak atandı. Ardından 1911 yılında Trablusgarp harbinde Enver ve Mustafa Kemal paşalarla beraber müdafaa kuvvetlerinde görev aldı.

Uzun yıllar cereyan eden Harb-i Umumi’nin

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına

nihayete ermesinden sonra kurulan Türkiye

kadar kurmay başkanlık, elçilik ve vekillik

Devleti’nin yönetim şekli ‘Cumhuriyet’ olarak

görevlerinde bulundu. TBMM’nin açılmasından

belirlenmiştir. 1923’de bizzat Mustafa Kemal

sonra

tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası

ilanından

devletin ilk partisi olmuştur. 1923 yılında

başbakanlık görevlerinde bulundu. Ve en

kurulan bu idarenin ilk muhalefet partisi ise yine

nihayetinde

aynı yıl kurulan Terakkiperver

kapatılmasından sonra Paris büyükelçisi olarak

Cumhuriyet

dahiliye

nazırlığı

sonrada

ve

meclis

cumhuriyetin başkanlığı

Terakkiperver

atandı.

cereyan eden Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra bu

talimatıyla vatana dönen Fethi Okyar Serbest

fırka lağvedilmiş ve 1930 yılına kadar tek partili

Cumhuriyet Fırkasını kurdu. Lakin yaşanan bazı

düzen devam etmiştir. Cumhuriyet’in ikinci

hadiselerden mütevellit partiyi lağvederek

önemli muhalefet partisi ise 1930 yılında

tekrar büyükelçi olarak yurtdışına gitti. Çeşitli

Atatürk’ün talimatı üzerine Ali Fethi Okyar’a

diplomatik

kurdurulmuştur. Lakin yaşanılan gelişmeler

Bakanlığı yaptı ve bu görevi 1941 yılına kadar

üzerine Ali Fethi Bey partiyi kurulduktan yaklaşık

devam ettirdi. 1943 yılında İstanbul’da vefat etti.

Türkiye

1

Cumhuriyeti

1945’de

Demokrat

İstanbul Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi A.B.D Yüksek Lisans Öğrencisi

yılında

görevlerinin

Mustafa

Fırka’nın

fırkasıdır. Lakin kuruluşundan iki yıl sonra

üç ay sonra feshetmiştir. Bu fesihle beraber

1930

ve

ardından

Kemal’in

Adalet

Eseri hazırlayan Ali Fethi Bey’in kızı Nermin Kırdar’ın da belirttiği üzere Ali Fethi Bey


Serbest

Fırka

hakkındaki

anılarını

ve

Ali Fethi Bey 22 Temmuz 1930

değerlendirmelerini yazmaya başladığında Fırka

senesinde

henüz feshedilmişti, on gün olmuştu. Dolayısıyla

vatanına iki aylık izin müddetini geçirmek üzere

bahsi geçen hadiseler sıcağı sıcağına kaleme

ailesiyle birlikte gelir. Gelir gelmez o esnada

alınmıştır. Ali Fethi Okyar’ın ailesi – zevcesi ,

Reis-i Cumhur olan Gazi Mustafa Kemal’i ziyaret

oğlu ve kızı – zat-ı muhteremin Serbest Fırka’ya

etmek

dair evrakını biyografisini hazırlamakta olan

haşmetmeaba iletir. Gazi’yi ziyaretinden sonra

Cemal Kutay’a vermiştir. Eseri hazırlayan

kaldığı otelde Rize mebusu Fuat beyle karşılaşır

Nermin Kırdar önsöz kısmında bu duruma şu

ve kadim dostları Kılıç Ali Bey ve Recep Zühtü

sözlerle değinmiştir “ Elimizdeki Serbest Fırka

Bey

evrakını, babamın bir biyografısını hazırlamakta

hükümetinden şikayetçi olduğunu görür. Esasen

olan değerli tarih yazarı Cemal Kuntay’a verdik.

Paris’te

Bu eser, “ Üç Devirde Bir Adam” başlığı altında

Ankara’dan Paris’e gelenlerden alıyordu ancak

evvela tefrika, sonra kitap olarak 1980’de çıktı.

burada bizzat şahit olmuş oldu. Fuat Bey ile

Bu kitabın otobiyografi şeklinde yazılmış olması

İsmet Paşa hükümeti hakkında hasbihal ederken

yanlış anlamalara sebep olmuştur. Bu gibi

Fuat Bey’den kendisine muhalif bir fırkanın

anlamaları

teşkili için bir teklif alacağı haberini alır. Lakin,

önlemek

bakımından,

açıkça

Türkiye’nin

isteğini

gibi

Fuat

bir

telgraf

Bey’in

bulunurken

tip

vasıtasıyla

İsmet

Paşa

havadisleri

kitabın diğer kısımları Fethi Okyar’ın kaleminden

şikayetlerin gerekse kendisine yapılacak böyle

değildir.” Bu sözden de rahatça anlaşılacağı

bir teklifin Gazi Mustafa Kemal nezdinde hiçbir

üzere elimizdeki eser - “Serbest Cumhuriyet

makes bulmadığına emindir.

metin eski Türkçe olarak yazıldığı için bazı noktaların

idrakı

vakit

alabilmektedir.

Günümüze göre ağdalı olan diline rağmen olaylar gayet anlaşılır ve açık bir şekilde nakledilmiştir. Doğası gereği hatıratlar kendini müdafaa etmek maksadıyla kaleme alınır. Lakin Fethi bey kendini savunmak ve övmekten ziyade kendisini

anlatma

çabasındadır.

Olayları

Mustafa Kemal Paşa’nın tutumu açısından ele almaktadır.

hükümeti

iken

gerek

Fethi Okyar’ın kaleminden çıkmıştır. Öte yandan,

Paşa

bu

de

sefiri

belirtmeliyim ki Serbest Fırka olayı dışında,

Fırkası Nasıl Doğdu, Nasıl Fesh Edildi ? – bizzat

İsmet

Fransa

hakkındaki

Gazi hemen hemen hergün sofrasında devlet adamlarını toplar, onlarla muhabbetten büyük keyif alırdı. Yine böyle bir akşamın ertesinde Ali Fethi Bey’den ve Samsun Valisi Kazım Paşa’dan kalmalarını istemiştir. Vali Kazım Paşa’dan memleketin bir valisi olarak vaziyet-i ahvalı nasıl gördüklerini sorar. Vali Bey’de halkın İsmet Paşa hükümetinden müşteki olduğundan, mahkemeye işi düşenlerin işlerini halledemediğinden bahseder. Bunun üzerine

Gazi

Hazretleri

bu

durumlara

hükümetin bilerekmi sebep olduğunu sorar ve hayır cevabını aldıktan sonra tatbikatta bazı


hataların olabileceğini zikreder. Esasen burada

Fırkası içinden bir muhalif grubun peyda

açıkca görülmektedirki Mustafa Kemal Paşa

edilmesi fikrini ortaya atar ancak bu fikir İsmet

memleketin bir valisinden gelen bu eleştiriyi

Paşa tarafından derhal reddedilir ve aynı parti

örtbas etmek istemiş ve bu tip tatbikattan

içinde muhalif bir grup oluşturmanın uygun

kaynaklı

düşmeyeceğini söyler.

durumların

her

zaman

cereyan

edebileceğini belirtmiştir. Bu noktada hükümeti kuran Cumhuriyet Halk Fırkası’nın reisinin halen Gazi Mustafa Kemal olduğunu hatırlamak gerekir. Ardından aynı suali memleketin bir hariciyecisi olan Ali Fethi Bey’e yöneltir. Fethi Bey

de

hükümetin

bazı

hususlardaki

politikalarının eksiklerinden bahseder ve Gazi de bunu destekler nitelikte bir kısım mebusun yapılan

yanlışları

gördükleri

halde

ses

etmediklerinden şikayet eder ve buna çare olarak muhalif bir fırka teşkil etmenin lüzumunu açıklar. Ardından kurulacak muhalif bır fırkanın başında Ali Fethi Bey’i görmeyi istediğini belirtir. Ali Fethi Bey İsmet Paşa ile karşı karşıya kalmak istemediğini zikretsede Paşa Hazretleri bahsi kapatır. Ertesi gün İsmet Paşa Yalova’ya gelmişlerdir

ve

akşam

Reis-i

Cumhur’u

konağında ziyaret eden Ali Fethi Bey orada İsmet Paşa’ya tesadüf eder. Gazi Mustafa Kemal derhal

muhalif

fırka

mevzusunu

açar.

Konuşmalarından anlaşıldığı üzere hükümet

Esasen

muhalif

fırkayı

kurma

arefesinde Fethi Bey’in iki çekincesi vardır. Bunlardan birincisini Fethi Bey’in şu sözlerinde bulmak mümkündür: “ İsmet Paşa’nun suret-i haktan görünerek, bir entrika ile aleyhimde manevra

çevirmesi

ihtimali

mütemadiyen

zihnimi işgal ediyordu”. Diğer bir çekincesi ise muhalif partinin peyda olmasından sonra Reis-i Cumhur olarak tarafsız kalması beklenilen Paşa hazretlerinin hem Cumhuriyet Halk Fırkası reisliğini hem de Reis-i Cumhurluğu aynı anda götürmesi

halinde

muhalif

partiye

olan

tutumunun nasıl olacağıdır. Ancak Gazi’nin şu sözleri Ali Fethi Bey’i mütmain kılar: “ Bu fırkalar benim iki evladım gibi olacak ve ben sizin babanız olacağım. Bir baba iki öz evladına nasıl müsavi muamelede bulunuyorsa, ben de aynı veçhile bu iki fırkaya muamele edeceğim. Bundan emin olunuz.Bu teşebbüs memleket için çok hayırlı neticeler verecektir”

reisi İsmet Paşa bu fikri destekler konumdadır

Bütün bu girişimler, fikir teatileri,

ancak İsmet Paşa’nın samimiyetine asla itimat

tartışmalar neticesinde nihayetinde Serbest

etmeyen Ali Fethi Bey muhalefete tahammülün

Cumhuriyet Fırkası kurulur. Lakin ilk pürüzler

güçlüklerinden,

henüz kuruluş mektubunun

yapılacak

muhalefetlerden

cevaplanması

kaynaklanacak muhtemel şahsi dargınlıkların

meselesinde peyda olur. Bu mektupta Gazi

olabileceğinden bahseder. Fethi Bey’in bu

Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Fırkası’nın

konuşmalarına

Kemal

reisi olduğu gerekli gereksiz her fırsatta

kararında kesin olduğunu her fırsatta belli eder.

yinelenmiş, Mustafa Kemal’in partiyle olan

Bunun üzerine Fethi Bey Cumhuriyet Halk

derin münasebeti her seferinde tekrar edilmiştir.

rağmen

Mustafa


Ali Fethi Bey çekincelerini tekrar gündeme

edilmesine karar verilir. Bu bitaraflığın bir

getirmiş lakin Gazi Hazretleri önceden de

beyanname ile duyurulması kararlaştırılır ve

belirttiği

bunun üzerine bir müsvedde yazılır. Lakin bu

üzere

tarafsızlığını

muhafaza

müsveddeye Gazi Hazretleri tarafından ne bir

edeceğine dair sözlerini tekrarlamıştır. İlerleyen zamanlarda Mustafa Kemal’in tarafsızlığını muhafaza edememesi ve belkide İttihat ve Terakki’nin devamı niteliğini taşıyan Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan kopamaması Ali Fethi Bey’i rahatsız etmeye devam eder. Bir

kabul nede bir red verilir. Bu belirsizlik bir süre daha devam eder ve Ali Fethi Bey ile Gazi Mustafa Kemal arasında yapılan konuşma neticesinde Serbest Cumhuriyet Fırkası 17 Teşrin-i Sani 1930 yılında fesih edilir.

akşam Gazi Mustafa Kemal birkaç mebusla

Eserin ana kısmını Serbest Cumhuriyet

hasbihal ederken Kütahya mebusu Nuri Bey’e

Fırkası’nın kuruluşundan kapanışına kadar

dönerek İsmet Paşa’ya muhalefet ettiklerinden

geçen olayların Ali Fethi Bey tarafından

mütevellit İsmet Paşa’nın onları paçavraya

anlatılması ve değerlendirilmesi oluşturur.

çevireceğini, İsmet Paşa’ya karşı gelenlerin

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasıyla

akıllarına şaşdığını ve en nihayetinde Serbest

biten ana kısmın sonuna “Notlar” başlığı altında

Cumhuriyet Fırkası’nı Fethi Bey’e teşkil ettirenin

hatıratta geçen bazı olayları detaylı olarak ele

kendisi olmadığını bilakis Fethi Bey’in bunu

almak için bir kısım eklenmiştir. Hatıratın

kendi arzusuyla gerçekleştirdiğini söylemiştir.

sonuna eklenen diğer bir kısım ise Ali Fethi

Nihayetinde

Bey’e

Bey’in bazı gazetelere verdiği mülakatlardan

naklolunmuş ve Mustafa Kemal Paşa Nuri Bey’e

oluşan “Fethi Bey’in Nutuk ve Beyanatları”dır.

şaka yaptığını iletmiştir. Anlaşılan o ki Gazi

Eklenen son kısım ise 25 Eylül – 15 Kasım 1930

Mustafa Kemal Paşa bu konuşulanların Ali Fethi

tarihleri

Bey’e gitmeyeceğini düşünerek böyle sözler

tutulan zabıtlardan oluşan “T.B.M.M Zabıt

sarfetmiş idi. Bütün bu nahoş vaziyetlere

Cerideleri” adlı kısımdır.

bu

konuşma

Fethi

rağmen Ali Fethi Bey parti adına çalışmalarına, Mustafa Kemal Paşa da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın desteklemeye devam eder hatta kardeşi Makbule Hanıma Serbest Cumhuriyet Fırkasında görev alması için talimat verir.

Fırkası’na

karşı

aldığı

T.B.M.M

oturumlarında

Eserin önsözünde de belirtildiği gibi Ali Fethi Bey hatıralarını eski yazıyla yazmıştır. Eseri yayına hazırlayan Ali Fethi Bey’in kızı Nermin Kırdar dayısı Sadi Eldem, Dr. Fethi Tevetoğlu ve Ethem Eldem beylerin de yardımıyla eseri yeni

En nihayetinde hükümetin Serbest Cumhuriyet

arasında

açık

yazıya çevirmiştir. Şüphesizki bu yıllarda kaleme alınmış

eserlerin

günümüz

Türkçe’sine

aleyhdarlık hakkında Gazi Mustafa Kemal’le

çevrilerek yayınlanması günümüz gençlerinin o

görüşülmesi ve tekrardan Reis-i Cumhur

devirleri daha iyi anlamasına vesile olacaktır.

Hazretlerinin bitaraflığının teminine davet

Hatırat sahibi Ali Fethi Okyar beyfendiyi


rahmetle anıyor, eseri yayına hazırlayan ve bizlerin o dönemlere bizzat şahit olmuş bir kimsenin hatıratını okumamızı sağlayan Nermin Kırdar’a şükranlarımızı sunuyoruz.


kapasitesine

de

sahip

olmak

gerektiği

KÜRESEL GÜÇ AÇMAZI : ÇİN

vurgusudur. Günümüz koşullarında bunun

Burak TIRAŞ

karşılığı, jeopolitik çıkarların belirlenimi altında

buraktiras93@gmail.com

dünyanın farklı noktalarında askeri üslere ve yine aynı amaçlar doğrultusunda çok sayıda uçak gemisine sahip olmaktır. İkinci koşul, dış müdahalelerden asgari ölçüde etkilenecek bir ekonomik yapıya sahip olmak, bunun da ötesinde bu yapıyı uluslarası düzlemde hakim kılacak kurumlar yaratabilme becerisine sahip olmaktır. Elimizdeki son verilere1 baktığımız vakit Amerika’nın bu alanda da üstünlüğü koruduğunu görüyoruz, ancak yine son yirmi yılın

rakamlarına

bakacak

olursak

bu

üstünlüğün mutlak olmadığını da belirtmekte Küresel güç tanımlaması, görece yeni bir kavram olup, gerçek anlamıyla Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş sonrası elde ettiği üstünlüğünü

tanımlamak

üzere

zihin

coğrafyamızda vücuda gelmiştir. Dünyanın, esas itibariyle teknolojik ve fiziksel şartlardan ötürü bu kavramla uzunca bir süre tanışması zaten mümkün değildi. Bu gerekliliklerin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle “Küresel güç olmak ne demektir?” sorusuna kabaca bir cevap vermemiz yerinde olacaktır.

fayda var. Aynı zamanda IMF, World Bank ve benzer

finansal

Amerika’nın

kuruluşların sancaktarlığını

da

hepsinin üstlendiği

neoliberalizmin ürünü olduklarını hatırlamak gerek. Üçüncü koşul, söz konusu ülkenin enerjide dışa bağımlı olmaması, ya da enerji güvenliğini elindeki araçları kullanarak temin edebilmesidir.

Dördüncüsü,

enformasyon

edinebilme araçlarına sahip olma ve bunları etkin kullanabilme becerisidir. Son bir asırdır teknolojide

deneeyimlediğimiz

gelişmeler

sayesinde söz konusu bilgi edinme yolları artık insan unsuruyla sınırlı değildir. Bazı uzmanlar

İsminden de anlaşılacağı gibi, küresel güç haline gelmiş bir devletin her şeyden önce zor kullanma

kapasitesini

küresel

ölçekte

yansıtabilmesi gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu zor gücüne sahip olmaktan daha önemli olanın bu gücü kullanabilme

bunu istihbarattaki esas unsurun insandan biliişime kaydığı yönünde yorumlasalar da bu oldukça hatalı bir çıkarımdır. Hangi yoldan edinilirse edinilsin, son kertede bilgiyi diğer verilerle

değerlendiren,

doğrulayan,

risk

analizini yapan yine bu alanda yetişmiş kişilerdir. Bu anlamda teknoloji ne kadar ileri


giderse gitsin insan unsuru her daim istihbarat sanatının edecektir.

odak

noktası

Bununla

olmaya beraber

devam mevcut

gelişmelerin oyunu ne denli değiştirdiğini görmek için Çin’in son on yılda yoğunlaştırdığı siber saldırılara2 bakmak yeterli olacaktır. Uzmanlar bu saldırıların önemli bir bölümünün ekonomik istihbarat elde etmek amacıyla gerçekleştirildiği noktasında hemfikirdir. Altıncı koşul, bilimsel alanda başı çeken kurumlar aracılığıyla kaliteli bireyler yetiştirebilmek ve bunun devamlılığını sağlayabilecek kaynaklara sahip olmaktır. Yedinci ve bence en önemli koşul ise tüm bu kaynakları seferber ve kanalize edebilecek bir küresel güç vizyonuna

Küresel gücün çalakalem bir tarifini yaptığımıza göre esas üzerinde durmamız gereken soruya yoğunlaşabiliriz: Çin bir küresel güç adayı mıdır? Bu başlık yeni bir tartışma konusu olmasa da Çin’in son yirmi yıldır devam eden ve geçtiğimiz on yılda daha kesif bir hale bürünen önlenemez yükselişi bu alanda daha ciddi akademik mesailerin harcanmasına neden olmuştur. Çinli sosyal bilimciler bu konuları ciddi olarak tartışmakta; riskler, fırsatlar ve sorumluluklar

çerçevesinde

üretmektedirler.

Peki

ama

analizler Çin

yukarda

saydığımız gerekliliklerin kaçını sağlamaktadır ?

sahip olmaktır. Mevcut göstergeler3 doğrultusunda Çin’in ilk Amerika Birleşik Devletleri bir küresel güçtür çünkü bu yedi koşulun hepsini de bütün yönleriyle

sağlamaktadır.

Devletleri

bir

küresel

Amerika güçtür

Birleşik

ancak

bu

adlandırmanın onun ayrıcalıkla konumunu tanımlamak

için

yeterli

olduğunu

düşünmüyorum. Söz konusu devlet aynı zamanda bir “küresel hegemon”dur da. Küresel güç ile küresel hegemon arasındaki fark en basit ifadesiyle rıza unsurunu üreten kültürel cazibeden kaynaklanmaktadır. Bugün, dünya halklarının önemli bir bölümü için Amerikan kültürü bir imrenme unsudur ve bunun da ötesinde Amerika’nın temsil ettiği düşünülen değerler varılması gereken bir istasyon olarak görülmektedir.

koşul bakımından Amerika’nın üstün konumu için ciddi bir tehdit arz etmediğini görmekteyiz. Askeri parametreler açısından Çin bütün alanlarda

Amerika’nın

zamanda

gerek

gerisindedir.

nükleer

silah

Aynı

bakımında

gerekse askeri üslerinin jeopolitik konumunun dominantlığı

ölçüsünde

Amerika,

kendini

yarışın bu alanında bir süre daha güvende hissetmek için meşru sebeplere sahiptir. Çin’in nükleer

kabiliyetinin

sınırları

tam

olarak

kestirilemese de, henüz deniz aşırı hiçbir noktada herhangi bir askeri üsse sahip olmayışı, niyetili olduğunu varsaydığımızda bile, onu mevcut

askeri

potansiyelini

yansıtmaktan

alıkoymaktadır. Cibuti’de inşası devam eden üs4 bu açıdan bir ilk olma özelliğini taşıyor. Ancak Çinli politikacıların söylem ve duruşlarını


dikkate aldığımızda, bu üssün bir küresel güç

ciddi bir rekabet halindedir. Her ne kadar insan

olma

Afrika’daki

unsurunu küresel çapta etkin olarak kullanma

çıkarlarını5 korumaya yönelik aldığı bir başka

becerisinden yoksun olsa da -ki bu durum

önlem olduğu okuması bir adım öne çıkıyor.

bölgesel ölçekte tam tersidir- haiz olduğu göreli

İkinci koşul olarak kabul ettiğimiz ekonomide

teknolojik üstünlük sayesinde enformasyan

ise işler biraz kızışıyor. Dünya Bankası’nın

edinebilme noktasında herhangi bir sıkıntı

yayınladığı GDP 2015 istatistiklerine6 göre Çin

çekmemektedir. Tam aksine, Çin sahip olduğu

ile Amerika

bu göreli üstünlüğü kullanarak şimdiden

arzusundan

çok

Çin’in

arasındaki makas kapanmaya

edilen7

devam etmektedir ve eğer öngörüler doğru

Amerika’yı

çıktığı takdirde 2025 itibariyle Çin listede birinci

zararlara

sıraya yerleşmeye aday olan tek ülkedir. Tabii

yandan bunun tam aksi durumlar yaşanmaması

bu öngörülerin diğer bir çok değişkeni sabit

için de azami dikkati gösteriyor. Uluslararası

kabul

sularda

ederek

hesaplandığını

aklımızda

milyon

dolarla

uğratabildiğini

seyretmesine

ifade

görmekteyiz.

rağmen,

Çin

Öte

bazı

tutmakta fayda var. Hatırlamamız gereken bir

Amerikan gemilerini belli mesafeden sonra

başka nokta ise Çin’in dünyanın en büyük dolar

çeşitli yollarla taciz etmeye başlıyor. Uzmanlar

rezervine sahip olduğudur. Her ne kadar son

bunun sinyal istihbaratı toplanmasına karşı

yıllarda7 bu rezerv yuanın değer kaybını telafi

alınan bir önlem olduğunu düşünmekteler.

etmek adına bir miktar erişimiş olsa da, hala

Amerika ise bu tacizleri uluslarası hukuka aykırı

Çin merkez bankasının (PBOC) envanterindeki

olduğunu

en önemli silah olarak varlığunı sürdürmektedir.

İstihbarat birimleri açısındansa Çin’in rakibi

Üçüncü koşul olan enerji güvenliği noktasında

Amerika gibi küresel düzeyde mobil ve

Çin’in

yaşamadığını

operasyonal bir örgüte sahip değildir ve

gözlemlemekteyiz. Gerek kendi topraklarından

bilindiği kadarıyla böyle bir çalışma içerisinde

çıkardığı kaynaklar, gerekse Çin menşeili

de değildir. Çin istihbaratı daha çok bölgesel bir

şirketlerin uluslarası yürüttüğü yatırımlar bunu

gücün karakteristik özelliklerini sergilemektedir

doğrular niteliktedir. Aynı zamanda Çin’in

ve

Cibuti’de kurmakta olduğu askeri üssün de

görünmektedir.

özellikle bu çıkarları muhafaza etme çabasıyla

üniversiteleri ve think-tank tarzı kurulaşları

yakından ilişkili olduğunu belirtmek önemli. Çin

kapsamaktadır. Çin son dönemde bu anlamda

bu yeni askeri varlığını, kendi ticaretine zarar

da ciddi atılımlar yapmaktadır, hele son on

veren korsanlık faaliyetlerini önlemek gerekçesi

senede kayda değer bilimsel içerik üreten

üzerinden meşrulaştırmaktadır. Küresel güç

üniversite sayısındaki artış hiç de azımsanacak

olmanın

olan

kadar az değildir. Bununla beraber ülkenin bu

kabilyetleri

anlamdaki en büyük problemi beyin göçü

noktasında Çin, mevcut süper güç Amerika’yla

dediğimiz olgunun önüne geçmek ve eğer

pek

bir

dördüncü

enformasyon

sorun

önemli

edinebilme

koşulu

bir

belirtip

süre

kınamakla

daha Altıncı

böyle koşul

yetiniyor.

olacak

gibi

daha

çok


mümkünse tersine çevirme sorunsalıdır. Ülke

meselelerin hepsinde Amerika’nın aksine sorun

bu anlamda da ciddi adımlar atmış ve akademik

çözücü bir rol oynamaya gayret etmektedir.

çalışmalar için hatırı sayılır burslar vermeye

Muhataplarına bir takım doğrular dayatmak

başlamıştır. Ayrıca yurt dışından gelecek

yerine onlara eşit, egemen ülkeler olarak hak

araştırmacılar için kalıcı oturma izni şartlarını

ettikleri saygıyı göstermektedir. Buyurganlık

kolaylaştırmış

taslamak, tabir yerindeyse abilik taslamak

ve

minimuma

bürokratik

indirmek

süreçleri

için

çalışmalar

yerine

tecrübelerini

paylaşmaya

çalışıp

yürütmüştür. Ne yazık ki tüm bunların batı

meseleye çok da dahil olmamaktadır. Birçok

yönlü beyin göçünün yönünü manipüle etmede

ülkenin Çin’in bu nezaket misali tutumunda

henüz

alabileceği önemli dersler olduğu kanısındayım.

tam

anlamıyla

başarıya

ulaştığı

söylenemez. Ancak daha geniş bir çerçevede düşündüğümüzde bile Çin’in bu konuda bir irade ortaya koymuş olması dikkate değer bir öneme sahiptir. Ve vizyon. Küresel güç olmanın en elzem ve katalizör unsuru. Bu konuda Çin’in ve dünyanın akademik çevrelerinde hala ateşli tartışmalar

yürütülmektedir.

Batı,

Çin’in

gizliden gizliye ve bazen de açıktan açığa böyle bir vizyonun peşinden koştuğunu ileri sürse de, içerdeki

tartışmalar

bu

kadar

keskin

ilerlememektedir. İşin açığı, Çin hala reformist lideri Deng Xiaoping’in benimsediği “düşük 8

profilli” dış politika anlayışnın mirasçısıdır ve ufak tefek değişikler hariç hala bu politikalarını bu çerçevede şekillendirmektedir. Başka bir deyişle, kendi çıkarları tehidit edilmediği müddetçe pek etliye sütlüye karışmama siyaseti

dış

politikasının

omurgasını

oluşturmaktadır. Yine de bu durumun da dönüşüme açık olduğunu Xi’nin hırslı dış politikasında gözlemleyebiliyoruz. Xi’nin gerek

Benim kişisel görüşüm, ne Çin’deki karar alıcıların, ne de Çin halkının böyle bir vizyonu yüklenmeye hazır olduğu yönünde. Bir kere böyle bir vizyonu inşa etmek için görece stabil bir siyasi iklim ve uzun bir barış süreci gerekmektedir. Çin henüz kendi iç sorunlarını çözebilmiş bir ülke konumda değlidir, tam aksine

günümüz

modern

devletlerinin

vazgeçilmezi olan demokrasi konusunda da ciddi kaygı ve eleştirilerin odağı konumundadır. Basın özgürlüğü ve insan hakları ihilalleri bakımından

sınıfta

kalan8 ülke,

şeffaflık

konusunda da pek iyi bir karneye sahip değildir. Ayrıca başta Doğu Türkistan, Hong-Kong ve Taiwan gibi ulusal açıdan kritik birkaç meseleyi de hala müzakere ve hukuk zemininden çok uzak bir bakış açısıyla çözmeye çalışmaktadır. Tüm bunlar geliştirilicek potansiyel bir küresel vizyonun içeriğinde ve uygulamasında ölümcül sakatlıklara yol açabilecek yaralardır.

Afganistan, gerek Pakistan, gerekse Suriye

Sonuç olarak, yukarda saydığımız yedi faktör

meselelerindeki görece aktif katılımı kısıtlı bir

önemlidir ve her biri aday ülkeyi taşıyacak

değişim

kolonlar

olduğunun

göstergeler.

Burda

atlanmaması gereken fark, Çin dahil olduğu

niteliğindedir,

ancak

yedincisi

olmadan ilk altısının bir önemi yoktur. Bana


kalırsa Çin örneğinde temel açmaz burdan çıkmaktadır.

Çünkü

daha

önce

de

vurguladığımız gibi, ilk altı faktörün ifade ettiği kaynaklar, bu kaynakları doğru ve verimli şekilde kullanacak siyasi irade ve vizyon olmadığı sürece bir işe yaramamaktadır. Benim görüşüm Çin’in bu potansiyele ve kaynakalara sahip anacak henüz böyle bir konumdan uzak olduğu yönündedir. Mevcut uluslarası sistem sürdüğü

takdirde,

Amerika’nın

öngörülen

düşüşünden faydalanabilecek tek aday ülke Çin’dir. Ancak şunu da vurgulamakta fayda var ki, Çin muhtemelen hiçbir zaman kendi kültürünü

rızanın

getiremeyecek

ve

üretim bir

aracı

küresel

konumuna yükselemeyecektir.

haline

hegemon

References : 1. http://databank.worldbank.org/data/downloa d/GDP.pdf 2.http://www.reuters.com/article/us-usacyber-navy-idUSKBN13J001 3.http://www.globalfirepower.com/countrieslisting.asp 4.http://www.wsj.com/articles/china-buildsfirst-overseas-military-outpost-1471622690 5. http://journal.georgetown.edu/misconception s-about-chinas-interest-in-africa/ 6.http://data.worldbank.org/datacatalog/GDP-ranking-table 7.http://www.forbes.com/sites/douglasbulloch /2016/10/25/why-chinas-falling-exchangerate-undermines-their-reserve-currencyambitions/#30a9c0958743


8.https://rsf.org/en/china


DIŞ POLİTİKA ENSTİTÜSÜ BAŞKANI SEYFİ TAŞHAN İLE DIŞ POLİTİKA VE GÜNDEM ÜZERİNE Ekin Su Yılmaz

nedenle 1974 Dış Politika Enstitüsünü kurdum. Kurucu kadromuzda Fahir Armaoğlu, Suat Bilge, Altemur Kılıçgibi isimler vardı. Bir de tabi ki o zaman Türkiye’de böyle bir kuruluşun olmaması böyle bir kuruluşun ihtiyacını gösteriyordu. Biz de enstitümüzle bu ihtiyacı bir nebze doldurmaya çalıştık.

ekinsuyilmaz@gmail.com

Bu ihtiyaç günümüzde başta Amerika olmak üzere çeşitli dünya ülkelerine kıyasla sayıca daha az bu kuruluşlara ev sahipliği yapan ülkemizde, günümüzde de geçerliliğini koruyor değil mi? Türkiye’de sayıca bu kadar kısıtlı olan düşünce kuruluşlarının pasifliğini ve artmayışını hangi nedenlere bağlıyorsunuz? 1974 yılında Türk Dış Politika Enstitüsü’nü (DPE) kurarak Türkiye’yi ilk defa “political think tank/siyasi düşünce kuruluşu” kavramıyla tanıştırdınız. O dönemin de koşullarını göz önünde bulunduracak olursak sizi DPE’yi kurmaya ve hala 30 yılı aşkın bir süredir DPE’nin faaliyetlerine liderlik etmeyen iten etmenler nelerdir? Aslında çalışmalarımız 1971 yılında başladı. 1971yılında ben Dış Politika adlı Türkçeİngilizce bir dergi yayınlamaya başladım. O zamanlarda Türkiye’de sağ-sol çatışmaları çok artmıştı. Merkezde makul bir görüşme, bir fikir geliştirilmesi pek mümkün olmuyordu. Merkez, sağa ve sola çekiliyordu. Türkiye büyük bir çatışma içerisine gidiyordu. Nitekim 1971 darbesinden sonra da bu çatışmalar artıp kendini günlük hayatta da göstermeye başladı. Biz de Türkiye’ye dünyadaki dış politika hakkında tarafsız bir görüş koymak, Türkiye hakkında da nispeten tarafsız bir görüşü dünyaya aksetmek amacıyla mütevazı bir teşebbüs olarak dergiyi çıkardık. Fakat kısa zamanda gördük ki, dergiyi arkasında bir enstitü olmadan çıkarmak, yapacağı çalışmaları yavan ve yetersiz kılacak. Bu

Soğuk Savaş sırasında DPE tek enstitüydü, o yüzden ihtiyaç kesin bir gerçekti. Fakat Soğuk Savaş sonrası bu tür dergilerde heves ve enflasyon görüldü. Devam etmeye gelince ise Fakat çoğu kuruluş yarı yolda pes etti. Böyle devamı için gerekli olan desteği iş dünyasından göremezler, göremediler de. İş dünyası sadece kendi çıkarları için piyasa araştırmaları yaptırır, siyasal araştırmalara ihtiyaç duymaz Günümüzde de bu tarz piyasa araştırması yapan birçok kuruluş vardır. Türkiye’de bu tür kuruluşlara vakıflardan da destek gelmez. Türkiye’de vakıf dağılımı genelde İslamidir çünkü. İslami olmayan vakıflar ise siyasi kuruluşlara, dergilere değil ihtiyaç sahiplerine yardım üzerine yoğunlaşır. Üniversitelerde bizim çalışmalarımıza benzer çalışmalar vardır ve olması lazımdır, fakat üniversite çalışmaları esasında akademiktir, siyasal değildir. Bugün Türkiye’de o furyadan geriye sağ kalmış pek az enstitü vardır. Kalanlar bizim gibi yoğunluklu şahsi emeğe devletin kısmi desteğine ve sahip olanlardır. Biz de aldığımız bu kısmi desteği Türk Dış Politikasını


yorumlamaya, yeri geldiğinde eleştirmeye ve kamuoyuna bu doğrultuda bir düşünce havuzu sunmaya kullanıyoruz.

Bu anlamlandırma ve değerlendirme çabalarınız doğrultusunda, 2011 yılında VIP Diplomat Dergisi’ne verdiğiniz bir röportajda Türkiye tarihinde belli başlı ülkelerle çözümlenemeyen sorunların Türkiye’nin ilerlemesinde bir engel oluşturduğunu belirtmişsiniz. Sizce bu sorun günümüzde de geçerli mi? Günümüz Türk Dış Politikasını değerlendirecek olursanız, çeşitli aktörlerle ilişkimizin bir sorun yaratmaya devam ettiği kanaatinde misiniz? Bu konudaki kanaatim 2011 yılından itibaren maalesef güçlenmiş bulunmakta. Günümüz Türk Dış Politikasının çok ciddi problemleri var. Bu problemlerin başı günümüzde anlamı değişen Güvenlik kavramına dayanıyor. Soğuk Savaş sırasında temel güvenlik Sovyet tehdidi esası üzerine kurulmuştu. Şimdi tehdidin çeşitleri değişti. Terörizm yeni bir tehdit haline geldi. Kıbrıs ve Ege gibi eski itilaflar çözülemediği gibi, bunun yanına Suriye ve Irak gibi yeni itilaflar eklendi. Türk Dış Politikası “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” politikasından ayrıldı. Türk Dış politikasında karar alma mekanizmaları da değişti. Eskiden karar alma mekanizmaları daha ziyade Dış işleri bakanlığı ve askeriye ağırlıklıydı. Şimdi bu ikisinin rolü iyice azaldı ve nihai karar merci cumhurbaşkanı oldu. Bu durumda, Dış İşleri bakanlığı politika üretmek yerine politika uygulayan bir kuruluş haline geldi. Bizlerin de, düşünce kuruluşlarının da rolü azaldı. Büyükelçiler de iletişimin ve ulaşımın güç olduğu devirlerde iki ülke ilişkileri arasında çok önemlilerdi, cumhurbaşkanını temsilen gittikleri ülkelerde karar alırlardı. Şimdi büyükelçilerin karar almasına gerek kalmadı.

Uluslararası ilişkiler üzerine verilen kararlardan yola çıkarak, 24 Kasım 2016 tarihli Türkiye ile müzakereleri dondurmayı öngören Avrupa Parlamentosu kararını ve beraberinde Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini nasıl yorumlarsınız? Sizce Türkiye’nin AB üyeliği süreci son gelişmeler yüzünden ne derecede yıkıcı bir darbe aldı? Hiçbir gelişme gökten inmez. Son olayların birkaç nedeni var ve bu nedenleri anlamak için AB-Türkiye ilişkilerini tarihsel çerçevede incelemek gerekir. Temelde, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin başı Güvenliktir. Türkiye’nin Avrupa ile bu ilişkiyi ne şekilde kurduğuna bakmak istersek, 1949 yılına gitmemiz gerekir. Türkiye’nin Avrupalılığı 1949 yılında Avrupa Konseyine katılmasıyla başlar. Biz Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olmasak da, ilk 10dan sonra hemen Konseye Yunanistan’la beraber üye olarak katıldık. O dönemde Avrupa’nın Türkiye’ye güvenlik açısından ihtiyacı vardı. Soğuk Savaş sona erdikten sonra ise bu ihtiyaç ortadan kalktı. Fakat buna rağmen biz, 1963 yılında Avrupa Birliği yolunda ciddi bir adım attık. 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile imzalanan Ankara Anlaşması’dır bu ciddi adım. Her ne kadar yürürlüğe girmesi iki taraf için fayda öngörse de bu süreçte başta AB olmak üzere iki taraf da yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Özal dönemine gelindiğinde ise, Türkiye 1987 yılında Avrupa Birliği adaylığına başvurmuştur ve 1989 yılında ret cevabı almıştır. 1992 yılında ise bu sefer Avrupa’dan Türkiye için Gümrük Birliği’ne gitme kararı alındı ve müzakerelere başlandı. 1995 yılında Gümrük birliğine girildi, fakat aynı yılın Aralık ayında Madrid’de Avrupa Birliğinin sınırları çizildi ve Türkiye alınan kararlar doğrultusunda AB’nin bir üyesi değil, bir “stratejik partneri” olarak adlandırıldı. Türkiye’nin devam eden ısrarları sonucu 1999 yılında Türkiye Avrupa Birliği’ne aday oldu. Bu adaylık Avrupa’nın siyasi bir


adımıydı çünkü Avrupa Birliği o zaman zaten kurulmuş ve yürüyordu. Türkiye ise bu sürece kadar zaten Avrupa Konseyi üyeliğiyle ve Avrupa İnsan Hakları gelen bir takım sözler vermişti. Bu sözler, kuvvet ayrılığını, özgür basını, insan haklarına saygıyı, adil seçimi ve siyasi hakları kapsıyordu. Adaylığın kabulünden sonra müzakere süreci başladı. Önü açık olan bu müzakere sürecinin kararı da açıktı, ortada bir kesinlik yoktu. Bu bakımdan Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin biz istediğimiz sürece gelişeceğini düşünüyorum. İsteğimizin en belirgin görüntüsü de Türkiye’nin Avrupa Konseyi ile olan anlaşmasında taahhüt ettiği maddeleri yerine getirmesidir, yani demokrasisini sağlam bir esasa koyması ve piyasasını serbest piyasaya geçirmesi, iyi ve sağlam bir demokrasiye sahip olmasıdır. Fakat günümüze baktığımızda maalesef hükümet işlememiz ve seçim kanunumuz gerçek demokratik olmadığını görüyoruz. Türkiye, Avrupa Birliğine laikliğini gözden çıkararak İslam devleti olarak gireceğini söylüyor, bu da ilişkileri ve adaylık sürecini zora sokuyor. Peki, sizce Türkiye’nin AB yerine alternatif başka örgütlere üyeliği değerlendirmesi Türkiye için ne derecede daha avantajlı olacaktır? Türkiye bu doğrultuda ne yapmalıdır? Mesele Türkiye için Avrupa Birliği değil, olmamalı. Mesele; Atatürk’ün ortaya koyduğu yeniliklerle, geneli Avrupalı ve Batılı olan dünyadaki çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak olmalıdır. Avrupa Birliği’ne yaklaşmamız, çağdaş ve modern bir devlet olmamız ve o normları paylaşmamız için gereklidir fakat bizim Avrupa’ya ihtiyacımız ekonomiktir. Eğer biz bu ihtiyaçları duymazsak sadece ekonomik faaliyeti sağlamak üzere yönelebileceğimiz farklı örgütler tabii bulunmakta.

Türkiye’de Demokrat Parti iktidarı ile başlayan ve son 20 yılda güçlenen devletin dini anlayışı, eğitim sisteminin çağdaşlıktan uzaklaşması Türkiye’yi de batıdan uzaklaştırıyor. Bu doğrultuda bana kalırsa, Türkiye’nin birincil olarak çağdaş medeniyet için yapması gereken akıl yönetimini öne çıkarmasıdır. Dış politikamızı eski rayına oturtup tarihten gelen, eski itilaflarımızı çözmeliyiz. Batı’nın sahip olduğu, bizim de Atatürk ile beraber kabul ettiğimiz çağdaşlık ve modernleşme yoluna geri gitmemiz lazım. Avrupa’nın yanı sıra batının bir diğer yüzü de son günlerde iç politikasıyla gündemde olan Amerika. Siz Amerikan seçimlerini, Trump başkanlığını ve bu gelişmelerin Türkiye üzerindeki olası etkilerini nasıl yorumlarsınız? Sizce Trump başkanlığındaki Amerika’nın Türkiye başta olmak üzere dış politikaya etkisi nasıl olacak? Öncelikle Amerika halkı son derece aklı başında, mültecilerden oluşan bir halktır. Karşılıklı dayanışmasını, birbiriyle iş birliği yapmasını bilir. Bölünmeler olsa da bu bölünmeler neticede büyük toplumu çok fazla sarsmaz. Devlet, laik olduğu için bölünmeler ya ırk esasına göredir ya da din esasına göredir. Fakat devlet, bunlardan etkilenmez. Amerikan hükümetleri daima Amerikan halkını korumak ve onların menfaatini sağlamak sözüyle iktidara gelirler. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki iç politikadaki siyasi farklılıklar dış politikada kendini o kadar göstermez. Dış politikada temel olan Amerikan çıkarlarıdır, Amerika’nın menfaatleridir. Bu çıkarların ve Amerikan halkının isteklerinin en başında ise Amerika’nın dünyada bir numaralı devlet olarak kalması gelir. Hükümetler de kararlarını bu menfaat doğrultusunda akılcı olarak almaya çalışır. Amerika Türkiye’ye yalnız bir Türkiye olarak bakmaz. Amerika Türkiye’nin bu bölgede Amerikan menfaatlerini ne derecede


koruyabileceğine de bakar. Türkiye’den menfaatlerine karşı gitmemesini ister. Türkiye’nin NATO’ya girmesi ve Kore Savaşı’na asker göndermesiyle başlayan Türk-Amerikan dostluğu, 1953’te Celal Bayar’ın ziyareti ile de bir hayli güçlenir. Benim de çevirmen olarak bulunduğum büyük bir ikram olan bu ziyarette Celal Bayar el üstünde tutulur. Soğuk Savaş sırasında Amerika Türkiye’nin iç işlerine pek karışmadan, Türkiye’ye bir hamisi olarak iyidir. Soğuk Savaş sonrasında, Amerika’nın Ortadoğu’ya olan ihtiyacının kalkmasına rağmen, Türkiye Sovyet tehdidine karşı önem kazanıp bölgede tampon görevi görmeye başlar. Amerikan’ında önemli bir aktör olduğu Suriye meselesinde Türk dış politikasının büyük etkisi olur. Ben ise Trump’ın bu meselede Rusya’yı destekleyeceğini düşünüyorum. Muhalif güçlere desteği katiyen kaldıracaktır ve Suriye yakın zamanda temizlenip birleşecektir. Türkiye’de böylelikle bölgeden geri çekilecektir. Sözlerinizden yola çıkarak; Türkiye’deki son durum, Amerika’da Trump’ın siyasi söylemleri ve Avrupa’da Suriyeli mültecilere karşı her geçen gün artan tepkilerle başlayan ve İngiltere’nin AB’den çıkmasıyla devam edip gözleri Fransa ve Almanya’daki seçimlere yönelten gelişmeleri nasıl yorumlarsınız peki? Siz de günümüzde birçok kişi tarafından kabul edilen ve bu gelişmelerin dünyada sağ kanadın güçlenmesinden kaynaklandığını savunan teze katılıyor musunuz? Dünya politikasının sağ sol ilişkisi çerçevesinde gerçekleştiği söylenir. Sol başa gelir, ekonomik dağılmayı yapar. Servetin halka doğru yayılmasını sağlar, çalışma saatleri azalır fakat sol yönetimlerde ekonomi durgunlaşır. Sağ yönetimlerde bu gelir dağılımı dengesi bozulur fakat sermaye destek bulur, yatırımlar artar ve ekonomi yükselişe geçer. Bu yükselişin bozduğu gelir dengesinin tepkisiyle sol tekrar

iktidara gelir. Dikkat edildiğinde, bu ilişkinin özellikle Avrupa’da böyle gelip gittiği görülür. Günümüzde sağ-sol koalisyonuyla yönetilen Almanya’da her ne kadar statükocu talepler artsa da, Almanya ilerleyen günlerde sağa kayacaktır. Fransa’da da durum böyledir. Bu döngü böyle devam eder ve edecektir. Amerika’da da durum benzerdir. Amerika’da Demokratlar nispeten solcudur. Şimdi, Amerika’da bir eskilik başladı. Havaalanları, yollar eskidi ve pek bir inşaat yapılmıyor. Trump da Amerika’da bu sektöre yönelik bazı tasarruflar yapacaktır. Sayın Taşhan, gündem ve Türk Dış Politikası üzerine yaptığımız bu kısa söyleşi için size çok teşekkür ediyorum. Son olarak, 30 yılı aşkın bir süredir içinde bulunduğunuz Dış Politikayla ilgilenen ve kariyerlerini bu alanda şekillendirmeye hedefleyen Hariciye okuyucularına söylemek, önermek istediğiniz bir şey var mıdır? Lisan bir numara, Dış Politika Türkçe yapılmaz, uluslararası ilişkiler eksik kurulmuş olur. Bunun yanı sıra henüz mezun olmadan, iş alanlarına yönelmek gerekli. Benim bu doğrultuda önereceğim alan ekonomidir. Hariciyede bir kariyer için ise uzun yıllar çalışmak ve beklemek günümüz Türkiye’si için kaçınılmazdır.


writings and autobiographies opened a way for

MOM & ME & MOM

more black people in the literature. Also, Caged

Ceren Çevik

Bird made an undeniable influence on the

cevikceren@yahoo.com

increase of the feminist writings in 1970s.

Nothing so frightens me as writing, but nothing so satisfies me. It's like a swimmer in the [English] Channel: you face the stingrays and waves and cold and grease, and finally you reach the other shore, and you put your foot on the ground—Aaaahhhh! Maya Angelou Maya Angelou was born in St. Louis, Missouri on 4 April 1928. It was a very hard time for people of colour. She was a poet, memoirist and a civil rights activist.

The book that made me inspired by her was Mom & Me & Mom. She published this book in 2013, at the age of 85 and that was her seventh

One of her most important and widely-known

autobiography so far. However, Mom & Me &

book is I Know Why the Caged Bird Sings which

Mom especially focused on her relationship

was published in 1969 and made a huge

with her mother, Vivian Baxter. She gives very

influence in the memoir world. It made a big

delicate details about her early childhood which

impact as this was among the first books whose

she spent most of it with her grandmother.

publisher was an African-American women

Then, when she met with her mother. I think

discussing her very personal life. Those times

the most important part of the book was the

were considered as very tough both for women

first impression when she met with her mother.

and people of colour. However, this did not stop

She describes her mother as the most beautiful

Angelou to raise her voice against inequalities

and elegant person she has ever seen.

of the world. Her autobiographies made her "without a doubt, ... America's most visible black woman autobiographer" 1 Moreover, her

1

Braxton, Joanne M. (1999). Maya Angelou's I Know why the Caged Bird Sings: A Casebook. Oxford University Press. p. 4

I think that everybody that loves to read autobiographies should read this book.


İLETİŞİM Orta Doğu Teknik Üniversitesi Dış Politika ve Uluslar arası İlişkiler Topluluk Odası 06531 Ankara/Türkiye Telefon: 0312 210 30 56 hariciyedergisi@gmail.com

Profile for Hariciye Dergisi

Hariciye 2016-2017  

Hariciye 2016-2017  

Profile for hariciye
Advertisement

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded