Issuu on Google+


SÖZLEŞME Toplu Sözleşme Değil, TEKLİ ZLEŞMESİ İş Sözleşmesi Değil, SATIŞ SÖ KESK, toplu Sözleşme Masasında; Hükümetten gelecek tekliften çok, Kamu emekçileri ve Emeklileri için hazırladığı talepleri dillendirdi, bundan geri adım atmayacağını açıkladı. MEMUR SEN, teklif ilk geldiğinde “Bu teklif memurları sokağa davet etmektir,” dedi. Bu sözün mürekkebi kurumadan, aynı içerikteki artışlara imza attı, “Çalışanlara Bayram Müjdesi,” diye açıkladı. Kamu Emekçilerinin, 2014-15 Toplu Sözleşme sürecinde, MEMUR-SEN diyet ödemeye devam etmiş, hükümet sendikası olduğu tescillenmiştir.

Konfederasyonumuz KESK, Sendikamız ESM Emekçiler ve Emeklileri için ne istedi?

2

Konfederasyonumuz KESK, ayırım olmaksızın tüm Kamu Emekçileri ve Emeklileri adına taleplerle Toplu Sözleşme masasına oturdu. Kadrolu-Güvenceli, Yarı Güvenceli, her türden Sözleşmeli, 4/C’li, Vekil, Taşeron ayırımı olmaksızın talepler oluşturdu. Bu talepler; • Tüm Kamu Hizmetlerinin Kadrolu Çalışanlarca verilmesi, Kadrolu olmayan 4/B, 4/C, 4924 Sözleşmeli, 50 d, Vekil, Taşeron… tüm çalışanların kadroya alınması, iş, işyeri, ücret ve can güvenliğinin sağlanması, • Öncelikle “Ek Ödeme” adaletsizliğinin giderilmesi, Performansa göre çalışma ve ücretlendirmeye son verilmesi, esas olarak da gelecek güvencesi adına ek ödemelerin emekliliğe yansımasını sağlayacak düzenleme yapılması, • Açlık Sınırı olan 1101 TL’lik çalışan ücretinin vergi dışı bırakılması, Kamu Emekçilerinin vergi diliminden etkilenmesini ortadan kaldırmak üzere düzenleme yapılması, çalışanların ücretlerinden kesilecek verginin en alt oranda tutulması, • Personel eksiğinin giderilmesi, farklı mesleklerin görev tanımlarının yapılarak bu görev tanımları doğrultusunda bir çalışma sistemi oluşturulması, ağır çalışma koşulları, baskı ve mobbinge bu şekilde son verilmesi, • Tüm Kamu Hizmetleri’nin ticarileştirilmesine son verilmesi, Sağlık Hizmeti’nin ticarileştirilmesi uygulamalarının durdurulması, başta parasal engeller olmak üzere (katkı-katılım payları ve ilave ücretler) Sağlık ve Sosyal Hizmet’e erişimin önündeki her türlü engelin kaldırılması, • Demokratik, katılımcı bir kamu rejimi oluşturulması, • Kamu Çalışanları, tüm çalışanlar ve emeklilerinin Grev hakkının yasal güvenceye alınması, Toplu Sözleşme Hakkı’nın Anayasa’nın 90. maddesinde ifadesini bulan uluslararası sözleşmelere uygun hale getirilmesi…. şeklinde özetlenebilir.


Bu talepler üzerinden bir toplu sözleşme süreci yürütülmesini istedik. Emekçiler ve kamuoyu ile bu talepleri paylaştık. Paylaşmak adına dört koldan beş gün sürecek “İnsanca Yaşam, Güvenceli Gelecek, Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Türkiye İçin Yürüyoruz” şiarıyla eylem planladık, bu eylemi hayata geçirdik.

MEMUR SEN, saydığımız bu talepleri masaya getirmek bir yana, görünürde olan ama aslında haklarımızı daha da geriye götüren ve hükümetin önerdiği zamların bile gerisinde bir “Toplu Sözleşme”ye imza attı. Bütün bunların vebali MEMUR SEN’ e aittir ve Emekçilere hesap vermek zorundadır. 2012 yılında Toplu Sözleşme ile ilgili 4688 sayılı yasada yapılan değişikliklere yaptığımız itirazımızın ve karşı çıkışımızın ne kadar haklı olduğu bugün açıkça anlaşılmıştır. • “Grevsiz Toplu Sözleşme, Toplu Sözleşmesiz Grev olmaz” dedik, • Kamu emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasal haklarının görüşülmesini sağlayacak “demokratik” bir yasa için uğraştık, • Anayasa’nın 90. Maddesi ile güvence altına alınan Uluslararası Sözleşmelerden gelen hakların yasada yer almasını istedik; MEMUR SEN ise o sıralarda canhıraş bu değişikliklerin kabulü için her türlü girişimde bulundu. Nedenini Kamu emekçileri, Emekliler ve Türkiye Kamuoyu bugün daha iyi anlamıştır. Kamu Emekçilerinin mali, sosyal ve demokratik haklarını korumayı, geliştirmeyi ve yeni kazanımlar elde etmeyi esas aldığımızdan, son güne kadar MEMUR SEN’in işbirlikçi, yandaş niteliğini ve duruşunu teşhir etmeyi tali planda ele aldık. Esas olarak Hükümetin bilinen sermaye yanlısı kararlarına karşı taleplerimizi ve kamu emekçilerinin güvenceli geleceğine ilişkin kaygılarımızı öne çıkardık. MEMUR SEN ise Çalışma Bakanı ile el ele vererek, yan yana oturarak, en genel sendikal ilke ve ahlakı da bir yana bırakıp, KESK ve KAMU-SEN’in olmadığı, Toplu Sözleşme görüşmelerinin programında bile bulunmayan bir toplantıda, çirkin bir uzlaşmayla kamu emekçilerini yoksulluğa ve sefalete mahkûm etti.

3


Hükümet ve Memur Sen Yetkilileri, Bu Mutabakatı Büyük Bir Başarıymış Gibi Sunma Noktasında da Anlaşmış Görünüyorlar... İşin aslı hiç de öyle değil…! Taban aylığa artış yapılmasını istedik, MEMUR SEN’in bu talebine yönelik itirazımız olmadı. Aksine bizim talebimiz, taban aylığın 2340 TL olması ve tüm kamu emekçilerinin yanı sıra emeklilerin de enflasyon karşısında ezilmemesiydi. MEMUR SEN - Hükümet anlaşmasında, taban aylığa yapılan zam oranı bir aldatmacadan ibaret kalmıştır. Taban aylığa getirilen Brüt 175 TL artış, Net 123 TL ve vergi dilimine girdikten sonra 116 TL’lik artış anlamına gelmektedir. Bu artış, farklı derecelerdeki kamu emekçilerine farklı yansıyacaktır. Dolaysıyla Hükümetin önerdiği teklifin altına MEMUR SEN başta olmak üzere yetkili sendikaları imza atmıştır. Üstelik taban aylığı katsayısı değişmediği için 2014 yılında ek ödemelere hiç bir zam yapılmayacaktır. (çünkü ek ödemeler memur maaş katsayısına bağlı olarak artmaktadır. Maaş katsayısı arttırılmamıştır bu nedenle ek ödemeler sıfır zamda kalmıştır) 4 /C’lilerin kadroya alınması başarılamamıştır. Taşeron Kamu Emekçilerinin sorunlarıyla ilgili hiç bir husus dile getirilmemiştir. 2014 yılında enflasyon ne olursa olsun maaşlara ek fark yansıtılmayacaktır. Oysa toplu görüşmelerde bile enflasyon farkı yansıtılıyordu.

Sendikamız ESM’nin TİS Talepleri Aşağıdadır

1. Net ücret tutarında yılda iki kez ikramiye verilmelidir. 2. Sağlıkta katkı ve katılım payları iptal edilmelidir.

3. Ek ödemeler emekli keseneği içine alınarak, emekliliğe yansıtılmalıdır. 4. 30 yıldan fazla çalışan kamu emekçilerine, 30 yıldan sonraki hizmetleri için de ikramiye verilmelidir. (Sendikamız tarafından emekli olan bir üyemiz üzerinden Anayasa Mahkemesine götürülmek üzere dava açılmıştır.) 5. Vergide adalet sağlanmalı, kamu emekçilerinin gelir vergisi 10 puan düşürülmelidir. 6. 4/B, 4/C, 4924 sayılı kanuna ve 657 sayılı kanunun 86. maddesine tabi olarak çalışanlar kadroya alınmalı, sözleşmeli çalıştırmaya son verilmelidir. 7. İşkolumuzda özellikle teknik personelin önemli bölümü arazi personelidir. Bu personelin görevli olduğu anda geçirdiği iş kazalarından, sağlık merkezinde uygulanan tedavi ve kullanacağı ilaçlar için çalışandan katkı payı alınmaktadır. Çalıştığı kurumun işinde geçirdiği kaza bir iş kazası olup, bu konuda yapılacak tedavilerde alınacak katkı payı kesinlikle işveren tarafından ödenmelidir. 4

8. Teknik personelin tümünün yararlandığı giyim yardımından, kadrosu Şube Müdürü pozisyonunda olan teknik elemanlar da yararlanmalıdır. 9. Kamu kurumlarının özelleştirilmesine ve taşeronlaşmaya son verilmelidir. 10. Lojman kiralarında alınan KDV kaldırılmalı, lojmanda oturmayan kamu çalışanlarına kira yardımı ödenmelidir.


11. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları düzenli yapılmalı, görevlendirme adı altında yapılan atamalar kaldırılmalıdır. 12. Kurum çalışanlarının çocuklarının yararlanabilmesi için kreş hizmeti verilmelidir. 13. Servis hizmeti verilmeyen işyerlerinde, Kamu çalışanlarının iş yerlerine zamanında gidip gelmeleri sağlamak için, servis hizmeti verilmelidir. 14. Sahada çalışan personele, iş güvenliği, giyim ve ekipmanları ile arazi tazminatı verilmelidir. 15. Memurlara verilen giyim yardımı ve arazi tazminatlarının güncelleştirilerek yükseltilmelidir. 16. Koruma ve güvenlik görevlisine, vardiya ve iş güçlüğü ücreti verilmelidir. 17. Arazide yapılan çalışmalarda işçi personele verilen üç öğün yemek, arazideki kamu çalışanı personeline de verilmelidir. 18. Eşit işe eşit ücret adı altında ödenen, ancak, KİT’lerde çalışan mühendis, teknisyen, tekniker, memur ve bu haktan yararlanamayan diğer unvanlarda görev yapanlara da ek ödemeler verilmelidir. 19. Şu anda ek ödemesi %50’nin altında bulunan her kademedeki personelin ek ödemesi en az %80 düzeyine çıkarılmalıdır. 20. İdari personelin ek göstergelerinin yükseltilmesi. 21. Memurlara mesai ücreti, yeniden güncel hale getirilerek mesaiye kalanlara eşit dağıtılmalıdır. 22. Maaş artışları gerçek enflasyon üzerinden belirlenmelidir. 23. İşyerlerindeki atamaların siyasi ve dini inançlara göre yapılması yerine liyakat sistemine göre atamalar yapılmalıdır. 24. Çalışanların özel hayat tarzlarına müdahale edilmemelidir. 25. DSİ’de Büyük Su İşleri tazminatlarının gerçek çalışanlara verilmesi, Büyük Su İşleri projelerinde görevli olmayanlara tazminat verilirken, görevli personele tazminat verilmiyor, bu adaletsizlik ortadan kaldırılmalıdır. 26. Özel Hizmet Tazminatları ve ek tazminatların emeklilik ve ikramiye ödeneklerine yansıtılmalıdır. 27. Memur emekli maaşlarının yükseltilmesi, emekli maaşlarının hesaplanmasında Emekli Sandığı Yasasına göre yeni düzenleme yapılıp, bürüt maaş tutarı üzerinden emekli aylığı bağlanması, 399 sayılı KHK’ye göre emekli olanlar çalışırken aldıkları brüt maaş üzerinden emekli aylığı bağlanmalıdır. 28. Sağlık ile ilgili şehir dışına tedavi için giden memurlara ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere refakat izni harcırah ve yol bedeli eskiden olduğu gibi ödenmelidir. 29. Personelin yıl içerisinde hak edip de kullanmadığı yıllık izninin kalanını sonraki yıllarda kullanması sağlanmalıdır. 30. TKİ kurumunda çalışan personele işçilerde olduğu gibi kömür yardımı yapılması. 31. Vardiyalı çalışanların vardiya tazminatı almalıdır. 32. 399 sayılı KHK çalışan şef, tekniker, mühendis ve yüksek okul mezunu memurlara oranla çok düşük ücret alan, ortaokul ve lise mezunlarının gruplarının yükseltilmesi.

NOT: Enerji işkolunda sendikamız yetkili olmadığından, bu taleplerin büyük bir kısmı kabul görmemiştir.

5


Görevde Yükselme Sınavı Yönetmeliği ile ilgili yapılan değişikliklere dair KESK’in BASIN AÇIKLAMASI

HÜKÜMET KURUMLARDA DA GRİ DIŞINDA RENK GÖRMEK İSTEMİYOR! Siyasi iktidarın kadrolaşmadaki açgözlülüğü ve sınır tanımazlığı biliniyor. On yıldır devlet kurumu olsun olmasın her alanda kendisince nitelikli gördüğü kadrolarını ÖSYM’nin dillere düşen şaibeli sınavlarından tutalım her yol ve yöntemi kullanarak buralara yerleştirdi. Ancak bu da yetmemiş olacak ki, artık herhangi bir nitelik ya da donanım aramadan, açıkta kalan tüm AKP’lileri devlet kurumlarına yerleştirmek için liyakat ve kariyer ilkelerini, en temel hukuk kurallarını ayaklar altına alıyor. Bilindiği gibi 6495 sayılı, kamuoyunda torba kanun denen yasanın ilk taslağında kamu alanını tam anlamıyla şirket gibi yönetmeyi hedefleyen düzenlemeler mevcut idi. O hali geçmiş olsa devlet kurumlarını CEO’lar yönetecek, atamalarda liyakat, kurum tecrübesi, aynı kurumda belli bir süre çalışma şartı vb. zorunluluklar ortadan kaldırılacaktı. Böylelikle AKP kadroları, işten anlasın ya da anlamasın kurumlara yerleştirilmiş olacaktı. Ancak gerek konfederasyonumuzun taslağı teşhiri ve engellemeye yönelik mücadelesi ve gerekse de kamuoyunun tepkisi nedeniyle ilgili o maddeler taslaktan çıkarıldı. Ancak AKP’nin yönetmeliklerle, genelgelerle, tebliğlerle aynı içerikte düzenlemeleri hayata geçirme şeklindeki klasik politikasıyla yine karşı karşıyayız. 31 Ağustos 2013 gün ve 28751 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte bir dizi değişiklik yapılmıştır. • Yapılan değişikliklerden en önemlisi, görevde yükselmede sözlü sınavın esas yöntem haline getirilmesidir. • Hizmetiçi eğitim uygulamasından vazgeçilmiştir. • Yöneticiliğe atanmada, kamu kurumlarında ve kurumda belirli süre çalışma koşulu kaldırılmıştır. • Yazılı sınavdan 70 puan alma zorunluluğu kaldırılmıştır. • Böylece görevde yükselmede yazılı sınavda başarılı olma yetmeyecek, sınavda başarılı olanlar hizmetiçi eğitime tabi tutulmayacak, göreve yeni başlayanlar kısa süre içerisinde yönetici olabilecek, örneğin yazılı sınavda 100 üzerinden 40 puan alan da başarılı sayılabilecek böylece sözlü sınavla rahatlıkla yönetici olabilecektir. • Değişikliklerden birisi de avukat kadro veya pozisyonlarından hukuk müşaviri kadro veya pozisyonlarına yapılacak atamalarda görevde yükselme yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkindir. 15 Mart 1999 gün ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan genel yönetmelikte yapılan bu değişikliklerle, görevde yükselme ve unvan değişikliğinde kısmen de olsa uygulanması mümkün olan objektif yöntemlerden geriye gidilmiştir.

6

Anımsanacağı üzere 14 Eylül 2011 gün ve 28054 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştı. Bizler yalnızca bir Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkarılma biçimini eleştirirken, Hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren Yetki Yasasının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun reddi üzerine hükümet, Yetki Yasasının son günlerini oldukça iyi değerlendirdi! 1 Kasım 2011 gün ve 28102 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete ile 2 Kasım 2011 gün ve 28103 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazetelerde, dile kolay, tam 12 (ON İKİ) tane Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Bu Kanun Hükmünde Kararnameler ile yalnız on iki yasada değil, yüzlerce yasada değişiklik yapıldı.


Bunlardan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan bir değişiklik uyarınca; yapılacak sözlü sınavlarda, Sınav Komisyonu, adaylar hakkında değerlendirme yapacak, yapılan değerlendirmeye göre verilen puanlar tutanağa geçirilecek, bunun dışında sözlü sınav ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmayacaktı. Danıştay’ın yerleşik hale gelen ve içtihat niteliğindeki kararlarıyla, “Sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin hukuka uygunluk denetiminin 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde belirtilen unsurlar yönünden yapılabilmesi için, sözlü sınavda adaya yöneltilen soruların ve yanıtlarının teknolojik imkanlardan yararlanılarak sesli ve görüntülü kayıt altına alınması gerektiği” belirtilmiştir. Yapılan düzenlemeyle, sesli ve görüntülü kayıt alınması gerekmediğinin belirtildiğini, böylece siyasal kadrolaşmanın önünün açıldığını dile getirmiştik. 1998 ve 1999 yıllarında yayımlanan bir dizi yönetmelikle, kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmeleri, görevde yükselmeleri ve unvan değişiklikleri konusunda bir dizi düzenleme yapılmış, bu konularda objektif yöntemlerin yaygınlaştırılması amacıyla adımlar atılmıştı. Kuşkusuz objektif bir atama, yer değiştirme ve görevde yükselme sisteminin oturtulması amacıyla, bu düzenlemeler içerisinde değiştirilmesi gereken çok sayıda hüküm vardı. Bu amaçla başta konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarımız olmak üzere kamu emekçileri ve onların örgütlerinin bir dizi önerisi de oldu. Örneğin, kamu yöneticilerinin, belirli koşullar taşıyanlar arasından seçimle belirlenmesi, bu önerilerden yalnız bir tanesiydi. Ancak AKP hükümeti, kamu hizmetlerinin yürütülmesi ve bu hizmeti verenlerin belirlenmesinde objektif esasların belirlenmesinden her zaman kaçındı, tamamen keyfi denebilecek yöntemler önerdi ve bunları yaşama geçirdi. AKP hükümeti, kamu kurum ve kuruluşlarının neredeyse tamamındaki yönetim kadrolarını siyasi yandaşlarıyla doldurduğu halde, siyasal kadrolaşmanın önünde en küçük bir engele tahammül göstermemekte, kamu yöneticilerini istediği gibi atama konusunda dikensiz gül bahçesi yaratmak istemektedir. Çünkü AKP’nin farklı renklere, farklı düşüncelere ve farklı kimliklere tahammülü ve sabrı yoktur. Yazılı sınavlarda bile şaibeli bir ortam yaratan AKP’nin niçin kayıtsız, denetimsiz bir sözlü sınav sisteminde ısrar ettiği aşikardır. AKP, hukuk devleti normlarını yerleştireceğine, varolan kırıntıları da ortadan kaldırarak adeta aşiret kriterlerini hakim kılmaya çalışıyor! Konfederasyon olarak Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte yapılan değişiklerin iptali için hukuksal girişimde bulunacağız. Ayrıca yapılan değişikliklerin ne anlama geldiğini her düzlemde kamu emekçilerine aktaracak ve onlarla paylaşacağız. Kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmesi ve görevde yükselmeleri için görevin gerektirdiği nitelikler dışında, siyasal ve benzeri hiçbir düşünce, yol ve yönteme geçit vermeyecek düzenlemeler yapılması konusundaki mücadelemiz sürecektir.

TEDAŞ BİTTİ, SIRA ELEKTRİK SANTRALLERİNDE, LİNYİT SAHALARINDA

AKP Hükümeti enerji alanındaki özelleştirmesine devam ediyor. Bir gece operasyonu ile çıkarttığı torba yasa ile 2172 sayılı Kanun ile devletleştirilen, 2840 sayılı yasa ile devlet eliyle işletilecek madenler kapsamına alınan linyit sahaları, 4046 sayılı özelleştirme yasası kapsamına alınarak linyit sahaları ve termik santrallerinin özelleştirilmenin önünü açmıştır. Böylece Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu tarafından işletilen ve termik santrallere kömür sağlayan linyit sahaları termik santrallerle birlikte yerli ve yabancı enerji tekellerine satılmak üzere altın tepsiye konulmuştur. Yasanın çıkması ile ilk önce Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğüne bağlı Seyitömer Linyitleri İşletmesi, Elektrik Üretim A. Ş’ ye personeliyle birlikte devredilmiştir. Söz konusu kömür işletmesinin toplam 176 milyon ton görünür rezervi bulunmaktadır. 2011 yılında

7


yaklaşık 8 milyon ton/yıl kömür üretimi gerçekleştirilmiştir. Seyitömer termik santralinde ise 2011 yılında 3. 896. 000. 000 kW elektrik üretimi yapılmıştır. Böyle karlı ve verimli işletmeler her ne hikmetse özelleştirilmektedir. Seyitömer İşletmesinin termik santralle birlikte satışının ardından EÜAŞ’ın uhdesinde bulunan Sivas Kangaldaki Linyit sahası ruhsatları ve işletme hakkının verilmesi şeklinde aynen Seyitömer Linyitleri gibi, satışı gerçekleştirilmiştir. 27 Ağustos 2013 tarih ve 28748 sayılı resmi gazetede yayımlanan Özelleştirme Yüksek Kurulunun 2013/146 sayılı Kararına göre şimdi de özelleştirme sırası; KEAŞ, YEAŞ, GELİ ve YLİ’ ye gelmiştir. GELİ’ nin 155 milyon ton, YLİ’ nin ise 250 milyon ton linyit kömürü rezervi mevcuttur. 2012 yılında yaklaşık olarak GELİ ‘de 4. 250. 000 ton /yıl, YLİ’ de ise 7. 869. 400 ton/yıl üretim gerçekleştirilmiştir. KEAŞ termik santralinde ise 2012 yılında 2.503.100 MWh, YEAŞ termik santralinde ise 2.611.185 MWh elektrik üretimi yapılmıştır. Şimdi KEAŞ, YEAŞ, GELİ ve YLİ tarafından kullanılan devlet hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazların ve TKİ adına kayıtlı 10413, 32234, 20058131, 20068010, 62689, 11081, 7390, 64436, 20060472, 20058130 ve 200902506 No’lu ruhsatların kapsadığı Maden Sahalarının ruhsatları ve bu ruhsatların kapsadığı maden sahaların “İşletme Hakkının Verilmesi yöntemi ile bir bütün halinde özelleştirilmesine karar verilmiştir,” denilmektedir. Özelleştirme işleminin ilk adımı olan GELİ ve YLİ de çalışan tüm personel Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararı ile KEAŞ ve YEAŞ’e devredilmiştir. Kişi başına düşen enerji miktarı o ülkenin kalkınmışlık derecesini gösterir. Bu özelleştirmeler elektriğin maliyetini ve satış fiyatını yükseltecektir. Şimdi yapılması gereken; özelleştirmelerden bir an evvel vazgeçilerek, ülkemizin koşullarına uygun kamu yararı gözetilerek enerji politikaları geliştirmektir. Enerji alanında ki bu özelleştirmeler; İşsizliği ve taşeronlaşmayı ve buna bağlı olarak iş güvencesini ortadan kaldıracak ve kar marjını arttırma hırsı nedeniyle maliyet düşürmek, iş sağlığı ve güvenliğini de etkileyecek iş cinayetlerinin artmasına sebep olacaktır. Ekonomik sosyal kalkınma ve insanca bir yaşam için; güvenilir, ucuz ve temiz enerji arzı ülkemizin en önemli sorunu haline gelmiştir. Sürdürülen özelleştirme ve serbest piyasa uygulamaları, ülkemizi enerji sıkıntısı ve pahalı elektrik fiyatları ile karşı karşıya getirmiştir. Bu yanlış uygulamalara karşı mücadele etmek ve karşı durmak, öncelikli bir yurtseverlik görevidir. Yoksullaşan halkın, giderek pahalılaşan elektriği kullanma imkânı kalmamıştır. Linyit sahaları ve termik santrallerinin neredeyse hibe edilerek özelleştirilmesine karşı çıkıyoruz; enerji ihtiyacının karşılanması bakımından tek çözümün, kamusal üretim ve hizmet sunumu olduğunu vurguluyoruz, vurgulamaya devam edeceğiz. Bunun içindir ki; Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) olarak enerji üretiminin stratejik öneme sahip olduğunu bildiğimizden dolayı, dışa bağımlı enerji politikalarına karşıyız. Bu konuda kamuoyu oluşturmakta ve halkımızı bilgilendirmekte kararlıyız. Kamu İktisadi Devlet Teşekkülleri özerkleşsin ve demokratik bir yapıya kavuşsun. Söz, yetki ve karar çalışanlarda olsun. Buradan siyasi iktidara bir kez daha sesleniyoruz;

8

TERMİK SANTRALLERLE, TERMİK SANTRALLERE KÖMÜR SAĞLAYAN LİNYİT SAHALARININ VE ELEKTRİK DAĞITIM BİRİMLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİNDEN VAZGEÇİN


Esm