Page 1

ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI www.esm.org.tr

ESM Bülteni Mayıs 2015

Kamu Hizmeti Sendikaları Avrupa Federasyonu (EPSU) 1 Mayıs Bildirgesi Üyesi Olduğumuz Kamu Hizmeti Sendikaları Avrupa Federasyonu (EPSU) 1 Mayıs Bildirgesi Çeviren: Özden KAYA Avrupa hala krizde. İşsizlik, özellikle genç işsizlik, çok yüksek. Kitlesel göç sadece giderek artan umut kaybının bir belirtisidir. Tasarruf planları başarısız oldu. Avrupa’nın büyümek ve vatandaşlarını geri işe alarak yeniden harcama yapmalarını sağlamak için yatırıma ihtiyacı var. Juncker planı doğru yönde atılmış bir adımdır. Bitmeyen kesintiler ve işgücü piyasası reformları çözüm değildir. Avrupa’nın işçilerinin toplu sözleşme üzerindeki saldırılara değil, ücret artışına ihtiyacı var. Biz eşit işe eşit ücret istiyoruz - göçmen işçiler için –herkes için. Avrupa aldığı riskleri, yanlış politikalarının sonucunda seçmenlerin geleneksel partileri büyük sayılarda terk etmesi gibi büyük bedellerle ödüyor.

Avrupa derin bir krizde. İspanya ve Yunanistan’daki genç işsizlik oranı % 50 ile şaşırtıcı hal almıştır. Parlak gençlerin çoğu başka fırsatlar aramak için Portekiz, İrlanda ve Baltık devletlerini terk etmektedir. Neredeyse dört Avrupalıdan biri yoksulluk riski altındadır. Krizle mücadele için AB politikaları başarısız oldu. Sonuç, düşük büyüme oranları- yakın deflasyon- yüksek işsizlik, daha güvencesiz çalışma, artan yoksulluk ve eşitsizlik. Avrupa’da zengin ve fakir bölgeler ile ülkeler arasındaki uçurum artmıştır. Tasarruf politikası çalışmamaktadır. Jean-Claude Juncker liderliğindeki yeni Avrupa Komisyonu, 315 M €’luk doğru yönde atılmış bir yatırım planı önerdi. Ancak bu adım 2008 yılından beri


ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

kaybedilmiş yatırımı yapabilmek için yeterli değil ve özel sektörden ne kadar çok alınabileceğine dair iyimser hesaplamalara dayanıyor. Bu şekilde doğrudan önemli yatırımların yapılması, ekonomik açıdan sıkıntıda olan ve yatırıma daha çok ihtiyacı olan ülkelerde pek mümkün değildir. Avrupa Birliği, yatırım için olumlu bir adım atarken, büyümeyi geri çeviren ‘mali konsolidasyonu’ (Devlet harcama kesintilerini) desteklemektedir. Üstelik daha fazla serbest piyasa, işten çıkarmalar, güvencesiz sözleşmeler, ücretlerde azaltma ve daha az toplu sözleşme demek olan yapısal reformları teşvik etmeye devam etmektedir. Sendikalar büyümeyi ve kaliteli işler yaratan reformları desteklemektedir, çalışan ailelerin giderlerinin artması pahasına kar maksimizasyonunu değil. Biz kamu sektörünün kötü, özel sektörün iyi olduğu görüşünü reddediyoruz. Krizin üstesinden gelmek için Avrpa’nın kamu ve özel sektörü geliştirmesi gerekiyor. Avrupa’da işçilerin büyümeyi teşvik etmek ve düşen yaşam standartlarını düzeltmek için ücret artışına ihtiyacı var. Sendikalar, eşit iş için eşit koşullar ve eşit ücret temelli hareket özgürlüğünü destekler. Ücretleri ve çalışma koşullarını aşağı çekmek için işçileri istismar etmek, Avrupa piyasasında yer almamalıdır. Kriz için işçiler tarafından ödenen yüksek sosyal fiyat, Yunanistan, İspanya, Fransa ve İngiltere’de gördüğümüz gibi seçmenlerin geleneksel partileri büyük sayılarda terk etmesi gibi yüksek bir siyasi fiyat ile karşılık bulmaktadır. Kemer sıkmaya son! Sürdürülebilir büyüme ve kaliteli işlere yatırım Avrupa’nın yeni bir yola ihtiyacı var: Kamu ve özel sektöre yatırım, kesinti değil.

SATIŞ SÖZLEŞMESI DEĞIL GERÇEK SÖZLEŞME İskender ÖZTÜRK Genel TİS ve Hukuk Sekreteri Kamu bütçeleri sermayenin, yerli ve yabancı tekellerin ve savaş lobisinin çıkarları doğrultusunda değil, bütçenin asıl kaynağı olan işçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal ihtiyaçları gözetilecek şekilde hazırlanmalı, bunun için sendikalar, emek ve meslek örgütleri bütçe sürecine bulunduğu her alanda müdahil olmalıdır.

2

www.esm.org.tr

Sendikamız hukuk mücadelesini de sürdürürken, fiili ve meşru mücadelesini aksatmadan sürdürecektir. 30 yıllık hizmet süresinin kaldırılmasına yönelik kazandığımız davamızla birlikte yeni kazanımlarımız için hukuksal mücadelemiz devam ediyor. Sağlık bütçesinin yarısı özel hastanelere ve ilaç tekellerinden “mal ve hizmet alımı” için ayrılıyor. SGK’nın yeni kısıtlamaları ile birlikte sağlık harcamalarında cepten yapılan ödemeler sürekli bir şekilde artmaya devam ediyor. Ücretsiz sağlık hizmeti istiyoruz. Gittikçe yoksullaşan halkımıza dolaylı ve dolaysız vergilerle acımasızca yüklenilmektedir. Özelleşme ile özel sektöre yönelik kaynak transferleri artık durdurulmalıdır. Sağlık ve sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi ve adına “mali disiplin” dedikleri fiili kemer sıkma politikaları sadece emekçileri vurmaktadır. Maaşlarımızın açlık sınırı kısmı vergi dışı bırakılmalı, artan kısmı yüzde 15’lik vergi dilimine tabi tutulmalıdır.

İsteklerimizi madde madde sıralarsak: • Kamu emekçilerinin 2014 enflasyon farkını “ek zam” olarak istiyoruz. • Başta enerji ve maden sektörlerinde olmak üzere tüm özelleştirmeler durdurulmalı, özelleşen yerlerde tekrar kamulaştırılmalıdır. • Yılın ikinci yarısında ücretleri eriten “artan oranlı vergi dilimi” uygulamasına son verilmeli, ek ödemeler temel ücrete yansıtılmalıdır. Ayrıca ek ödemeler emekliliğe yansımalıdır. • Taşeron çalışma yasaklanmalı, güvencesiz çalışmaya son verilmelidir.


ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

• Güvenceli istihdamın korunması ve geliştirilmesi temel yaklaşım olmalı, bunun için öncelikle kamu harcamaları ve kamu istihdamı arttırılmalıdır. • Açık ve gizli zamların, dolaylı vergi (KDV, ÖTV vb) artışlarının, harç ve cezaların otomatiğe bağlanması artık durdurulmalıdır. • Herkese, insanca bir yaşam için ücret ve güvenceli iş sağlanmalıdır. • Mobbinge ve cinsel ayrımcılığına son verilmelidir. • Türkiye’de en üst gelir grubu ile en alt gelir grubu arasında eğitim harcamaları bakımından 14 kat fark var. Yoksul halkımızın çocukları için fırsat eşitliği istiyoruz. • Emekçilerin yoksulluğunu arttıran dolaylı vergiler azaltılmalı, kazanca göre vergilendirme esas olmalı, yüksek gelirlilerden belli bir oranda “servet vergisi” alınmalıdır. • Kıdem tazminatının fiilen kaldırılması, taşeron çalışmanın artması, bölgesel asgari ücret ve kiralık işçilik gibi yasal düzenlemeler derhal geri çekilmelidir.

Kamu emekçileri olarak en temel ekonomik, sosyal ve siyasal haklarımızla birlikte insanca yaşam taleplerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

YİNE BİR 1 MAYIS, BELKİDE YENİ BİR 1 MAYIS Erşat AKYAZILI ESM Ankara 1 No’lu Şube Üyesi Ne zaman işçi ve işçi sınıfı kavramları kullanılsa, kamu emekçileri olarak bizler kendimizi bu kavramın dışında görürüz. Olsa olsa bizler, en fazla, işçilere sempatik bakan işçi dostu kesimleriz, ama işçi sınıfından değiliz. Oysa geniş anlamda işçi sınıfı biz kamu emekçilerini de kapsamaktadır. Daha da önemlisi, işçi sınıfı adına ortaya atılan her talep, biz kamu emekçilerinin ya da beyaz yakalıların da gerçek talepleridir. Bazen bunun yeterince farkında olamıyoruz. Oysa şuan bizzat kullanmakta olduğumuz “8 saatlik işgünü” hakkı, Amerika işçi sınıfının dünya işçi sınıfına armağanıdır.

İçinde yaşadığımız siyasal sistem çürümüş bir sistemdir. Bu çürümüş siyasal sistemden, eşitlikten oldukça uzak, kar, kan ve gözyaşı üzerine kurulmuş bu vahşi sömürü sisteminden çıkarı olanların kâh “Bahar Bayramı”, olmadı “İşçi Bayramı” diyerek amacından uzaklaştırmaya çalıştıkları gün: 1 Mayıs. Hayır, 1 Mayıs bir bayram değildir. İşçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günüdür. İşçi sınıfının, onun bileşenlerinin ve destekçilerini yani emekçilerin, ezilenlerin ötekileştirilenlerin, yok sayılanların, yani bu vahşi sömürü düzeninden çıkarı olmayanların birlik, mücadele ve dayanışma günüdür 1 Mayıs. Bu anlamlı günde yeniden anımsayacağız ki, yurttaş kimliği altında birçok eşitsizlik gizlenmektedir. Bileceğiz ki, ulus, çıkarları birbirlerine aykırı farklı sınıflardan oluşmaktadır. Ve tekrar düşüneceğiz ki, siyasal sistem, birini diğerinin lehine, açlığa sefalete mahkûm etmekte, şiddet uygulamakta, en temel haklarını yok saymakta, güya temel kavram olarak sunduğu “Yurttaşlık” olgusunu ayaklar altına almaktadır. Evet, bu sınıflı toplumların kaderidir. Biri diğerini ezer. Güçlü olan güçsüzü ezer, varsıl olan yoksulu ezer, çoğunluk olan azınlığı ezer, egemen olan ezer, ezer, ezer… Peki ya dillerden düşmeyen demokrasi? “Diğerlerinin” hakkı? Yurttaşın yurttaş olmaktan gelen hakları? Azınlığın hakları? Yoksulun, mazlumun hakları? Bu kesimlerin varlıkları da hakları da yoktur, görünmezdir. Tarihin hiçbir döneminde halklar mücadele etmeden temel haklara kavuşamamışlardır. Hakları elde edebilme ve kullanabilmenin tek yolu örgütlü olarak mücadele etmekten geçer. Özetle bu hakların görünür hale gelebilmesi bir talep etme ve mücadele sorunudur sınıflı toplumlarda. İşte “1 Mayıs”lar, bu mücadelenin belirginleştiği, duymayan kulaklara duyurulduğu, görmeyen gözlere gösterildiği günün adıdır. Biliyoruz ki bugün ülkemizde ezilenler, sömürülenler, yani “bizler” çok ciddi hak kayıplarıyla karşı karşıyayız; Ekonomik koşullarımızın kötüye gitmesi, özlük haklarımızın budanması, mezarda emeklilik, uzun çalışma süreleri, güvencesiz çalışma, amir/patron baskısı, kıdem tazminatının tartışmaya açılması, emekli ikramiyesinin geleceği bu sorunlar arasında ilk göze çarpanlar.

www.esm.org.tr

3


YİNE BİR 1 MAYIS,

ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

Sadece ekonomik sorunlar değil, bir o kadar da kurulmuş olan ve devletin temel bir ilkesi olarak yaşam alanlarımızda tehdit altında. Topraklarımız, kabul edilen Yasama-Yürütme-Yargı (Kuvvetler Ayrıormanlarımız, sularımız, tarihi ve kültürel varlıkları- lığı) ilkesini atlayarak yetkiyi tamamen yürütmeye mız, parklarımız bahçelerimiz, bunların hapsi kont- aktarmakla diktatöryal yönetim anlayışını giderek kökleştirmektedir. rolsüz bir biçimde, adeta yağmalarcasına sermayeBu anlamlı günde yeniden anımsayacağız ki, İşte bu genel seçim bu anlayışın kökleşnin kullanımına verilerek yurttaş kimliği altında birçok eşitsizlik gizlenmesine izin verip yeni yeni rant kapıları mektedir. Bileceğiz ki, ulus, çıkarları birbirlerine vermemekle de ilgili açılarak yaşam alanlarıaykırı farklı sınıflardan oluşmaktadır. Ve tekrar olacaktır. mız daraltılıyor.

düşüneceğiz ki, siyasal sistem, birini diğerinin

Bu genel seçiBütün bunlar yetmezlehine, açlığa sefalete mahkûm etmekte, şiddet me ilişkin bir başka miş gibi, devleti ve sisteuygulamakta, en temel haklarını yok saymakta, önemli konu, Cummi yönetenler, bugün AKP, güya temel kavram olarak sunduğu “Yurttaşlık” huriyet tarihinde kendi ideolojik yapılarına olgusunu ayaklar altına almaktadır. ikinci kez, halk temgöre yaşam tarzımıza, silcilerinin bir siyaaile yapımıza, eğitim bisal çizgi olarak parçimimize, insan ilişkilerimize, hatta sohbetlerimize müdahil oluyorlar. Bizleri lamentoya girme şansı yakalamış olmalarıdır. gerek birer birey gerekse de sosyal bir sınıf olarak Bugüne kadar çeşitli biçimlerde mağdur edilmiş, yeniden biçimlendiriyorlar. hırpalanmış, aşağılanmış, yok sayılmış, görmezden İşte bu 1 Mayıs bütün bu gidişata dur demek için gelinmiş, seçim barajları ile önlerine setler çekilmiş iyi bir fırsat sunuyor bizlere. İyi bir fırsat sunuyor farklı dinsel, etnik, sosyal ve siyasal kesimler, kendi çünkü, bu 1 Mayısı diğerlerinden ayıran çok özel bir temsilcilerini belirleyerek bir siyasal çizgi etrafında konjonktür söz konusudur: 7 Haziran genel seçimle- parlamentoya girme, parlamento içinden de siyaset yapma şansı yakalamışlardır. ri. Elbette, siyasal sitemin despotik yapısı nedeniyle halk temsilcileri, halkın taleplerini gerçekleştirme konusunda çok önemli işlevler yerine getiremeyeceklerdir. Bunu yapabilmeleri için mevcut despotik yapıyı baştan sona değiştirmeleri, deyim yerindeyse devirmeleri gerekmektedir. Ancak halkın sözcülüğünü yapmak, taleplerini dile getirmek, bu taleplerin gerçekleştirilmesi Bu 1 Mayısı diğerlerinden ayıran sadece sıra- için ısrarcı olmak, bu dan bir genel seçim de değildir. Bu genel seçim, taleplerin halk içersinde yankı bulması toplumun üzerine azgınca abanan, adeta nefes için çaba göstermek almasını bile izne bağlayan, ırkçı, gerici, tekçi, son derece önemli biatçi, rantçı siyasal anlayışın, yani AKP’nin yeni- işlevlerdir. Böylece den tek başına iktidar olup olmaması, hatta Ana- biz emekçiler, kenyasada değişiklik yapma yoluyla daha da kökleşip di özgün varlığımızı kökleşmemesiyle son derece ilgili bir genel seçim yeniden anımsayıp olacaktır. gerçek gücümüzü görebilme şansı yakalayabileceğiz.

Birçok sosyal kesimin temel gündemi 7 Haziran genel seçimleri olacaktır. Elbette bu gerçek işçi sınıfı ve onun bir parçası olarak biz kamu emekçileri için de geçerlidir. Bu nedenle bizler 1 Mayısı etkinliklerini 7 Haziran seçimlerinin bağlımı içerisinde gerçekleştireceğiz. Bu 1 Mayısı diğerlerinden ayıran sadece sırdan bir genel seçim de değildir. Bu genel seçim, toplumun üzerine azgınca abanan, adeta nefes almasını bile izne bağlayan, ırkçı, gerici, tekçi, biatçi, rantçı siyasal anlayışın, yani AKP’nin yeniden tek başına iktidar olup olmaması, hatta Anayasada değişiklik yapma yoluyla daha da kökleşip kökleşmemesiyle son derece ilgili bir genel seçim olacaktır.

Bu gerici siyasal anlayışın bugünkü baş temsilcisi AKP, yaklaşık 13 yıllık iktidarında, bırakın demokratikleşme taleplerimizi dikkate almayı, mevcut antidemokratik siyasal yapıyı daha da kötüye götürdü. Bu gerici siyasal anlayış, mevcut burjuva hukuki ile

4

www.esm.org.tr

Eğer bunu yapabilirsek, ne ülke, ne siyaset ne yaşam, hiç biri asla eskisi gibi olmayacaktır. İşte o zaman Gezi direnişinde seslendirdiğimiz şiarımız daha da anlam kazanacaktır. “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”


ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

TİS - EMEKÇİ AHI

Cenazelerde imam cemaate sorar: -“ Merhumu nasıl bilirdiniz ? “

A.Hamit CANSEVER

Cemaat:

ESM Diyarbakır Şube

- “ İyi bilirdik (mi)? “

Örgütlenme Sekreteri

İmam: - “ Hakkınızı helal ediyor musunuz ?“

Hatırlatma; Bilindiği gibi 1 Ağustos 2015’ te 4688 sayılı yasa gereği Toplu İş Sözleşmesi (TİS) süreci, Ağustos ayının ilk işgünü başlar ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu süreci de dahil olmak üzere 31 Ağustos 2015 itibariyle de sona erer. Bu bağlamda geçen dönem; * Yani 7 Ağustos 2013 günü herhangi bir görüşme yokken ve aynı gün saat 13.00‘ da resmi tatil başlayacakken, 12.05‘ te Genel Başkanımız Devlet Personel Başkanlığı tarafından “Yeni bir durum var” denilerek toplantıya çağrılmış, Heyet henüz toplantı için yoldayken TV’lerde TİS için uzlaşma sağlandığı şeklinde alt yazıların geçiyor olması ve bu konuyla ilgili Bakana konunun sorulması sonrası yetkili ağızdan yapılan ilk açıklamanın vardığı nokta da emekçinin ahı vardır! * Yasada en çok üyeye sahip üç Konfederasyonun TİS’ e katılacağı apaçık ortadayken, bu yasaya uymayarak sürecin “Bağımlı Sendika” Memur Sen ile resmi ve gayri resmi görüşmeler halinde sonlandırılması “TOPLU DEĞİL, İŞ SÖZLEŞMESİ DEĞİL, SATIŞ SÖZLEŞMESİ” ise başka bir emekçi ahıdır! * Hükümet tarafından Teklif ilk geldiğinde “ Bu teklif Memurları sokağa davet etmektir” diyen Memur Sen’in daha yirmi dört saat geçmeden aynı içeriğe imza atması, Kürtçe de “İkiyüzlü İnsanlar” için kullanılan “Nanê Sêlê” anlamına denk düşer. Vebali ağırdır, Kul hakkıdır, emekçi ahıdır efendiler! * Başka bir Vebal 4/C ‘li arkadaşların vebalidir. Zira TİS başından itibaren 4/C’lilere ilişkin talepler tamamen samimiyetsiz olup, kadro verilmesini değil koşullarının iyileştirilmesi talebi 4/C’li arkadaşlara “ Ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir.” * Kültür ve Sanat Sen’in ortaya çıkan mutabakatta imzası ve haberi bile olmamasına rağmen basın önünde yetkililerin şaşkınlık derecesinde “Uzlaşmaya vardık” açıklaması da başka bir Ah’dır. Kısaca, Emeğimiz gasp edilmiş, hakkımız yenmiş, açık seçik hak ihlali yapılmış ve emekçi ahı alınmıştır.

Cemaat ciğerinin dibinden fışkıran bir nida ile: -“ Haram olsun! ‘‘ Emekçinin hakkı masada kalmaz! vay Bağımlı Sendika’nın haline.! Bugün sorun artık ertelenemeyecek bir biçimde “Nasıl bir Sendikacılık” sorusuna açık ve net bir yanıt arayacak zaman değildir.! Çünkü KESK’in TİS sürecinde talepleri incelendiğinde olması gereken talepler olduğu ve emekçinin güvencesiz çalışmadan, iş güvencesine, açlık sınırı üzerinden, vergi kesintisine, ek ödemelerin emekliliğe ve emekli aylığına yansıtılmasından , geçmiş dönemlerden bu yana süren refah kayıplarının telafisine kadar, talepleri emekçi için yerinde ve doğru talepler olmuştur. KESK , üyelerini hareket ettirme ,sürece dahil etme, sokağı kullanma, kamuoyu yaratma ya da eylem türleri üretme konusunda hiçbir zaman acze düşmemiştir .! KESK, TİS sürecinde “Masada olalım mı ,olmayalım mı?“ sorusuna, birlikte hatıra fotoğrafı çektirip çektirmeme noktasında, ya da 4688 sayılı yasaya itiraz edip, tüm kurullarda sendika ve Konfederasyonların üye sayısına oranla bir temsili yet talep etme noktasında, ekonomik talepler başta olmak üzere Ülkemizdeki açlık sınırı, yoksulluk sınırı gibi çeşitli ekonomik verileri hangi bağlamda bağlamlayacağına, TİS süreciyle birlikte Örgütlenme sürecine devam edip, yetki hedefinden vazgeçmeme noktasında on veya yirmişer kişilik basın açıklamaları vb. eylemlerden kaçınılması konusunda vs. vs. özcesi, ne yapması gerektiğinin birikimine sahip bir Konfederasyondur .! Kaldı ki KESK, emekçilerin mali, sosyal ve demokratik haklarını korumayı, geliştirmeyi ve yeni kazanımlar elde etmeyi esas alan bir sendika geleneğinin öncüsüdür.! KESK, TİS süreci gibi trajikomik bir oyunu bugün, yarın, belki yarından da yakın boşa çıkaracaktır.! “ İnsanca Yaşam, Güvenceli Gelecek, Eşit ,Özgür ve Demokratik bir Türkiye için sürdürdüğümüz mücadeleyi birlikte büyütmeye devam edeceğiz .!

www.esm.org.tr

5


ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

SOMA’nın BİRİNCİ YILI Şakir BORA ESM Balıkesir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi “Ben de bu kazanın nasıl olduğunu merak ediyorum.” “Olayın üzerinden 11 ay geçmesine rağmen olayın nasıl olduğu konusunda bir fikrim yok.” Yukarıdaki cümleler tarihin en büyük iş cinayetlerinden olan Soma maden kazasının üzerinden 11 ay geçtikten sonra görülen ilk duruşmasında Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı ile Soma Holding Genel Müdürünün ifadelerinden alınmış birer cümledir. Kazayla ilgili yargı süreci başladığından dolayı olayın oluş nedeni veya nedenleri ile suçlu veya suçlular hakkındaki karar için davanın sonuçlanmasını beklemek gerekmektedir. Ancak yukarıdaki cümleler kazanın nedeniyle ilgili zaten yeterince fikir vermektedir. Bu kazadan sonra madencilik sektöründe çalışan herkesin hemfikir olduğu tek konu Türkiye’de artık kömürün mevcut üretim şekliyle çıkarılamayacağı ve sektörün kendini baştan sona yenilemesi gerekliliğinin kendini dayatmasıydı. Mevcut üretim şekilleri Soma özgülünde de görüldüğü gibi genel olarak insan gücüne dayalı, işin taşeron ve alt işverenlere dağıtılarak yasaların da arkasından dolanmak suretiyle aşırı zorlama ile fazla üretim gerçekleştirilerek işçinin sırtından maliyetin düşürülmesi ve karlılığın artırılması gerçekleştirilmiştir. Bu üretim modelinde modern anlamda bir işçiişveren ilişkisi gerçekleştirilememiş adeta köle-sahip ilişkisi yürütülmüştür. Modelin tam da bu olduğu Soma’da yaşayan herkes tarafından bilindiği gibi İşçiler tarafından da sürekli dile getirildiği için ayrıntıya girmeye gerek kalmadan bu olgunun yaşandığını kabul etmemiz gerekiyor. Eğer köle-sahip ilişkisi yerine gerçek anlamda bir işçi-işveren ilişkisi kurulmuş olsaydı, bu işyerlerinde yetkili sendika konumundaki sendika, şehit madencilerin cenaze törenlerinde en önde olur, davanın görüldüğü duruşmalarda madencilerin ve şehit ailelerinin yanında olur, hukuksal anlamda hak arama mücadelelerinde destek olurdu. Bu katliamdan sonra ve şu an devam eden süreçte yetkili sendikanın tavrı Türkiye sendikal hareketi

6

www.esm.org.tr

açısından iyi incelenmeli ve dersler çıkarılarak gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Söz konusu sendikanın tavrı ve olay karşısındaki tutumu başlı başına uzunca işlenmesi gereken ve bir sendikanın örgütlenirken gücünü kimden alması gerektiği konusunda derslerle doludur. Faciadan sonra bütün beklenti bu üretim modelinin terk edilerek modern anlamda bir işçi-işveren ilişkisinin kurulacağı, çalışma yaşamına ilişkin uluslararası normların kabul edilerek maden şirketlerinin bu kurallara uygun olarak üretim yapması için sıkıca denetleneceği bekleniyordu. Nitekim olaydan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı İş Müfettişleri tarafından yapılan denetimlerde aynı firmanın iki ocağı eksikliklerden dolayı belirli bir süre kapatılmıştır. Normal koşullarda firmanın bu eksiklikleri hızlıca giderip yeniden üretim aşamasına geçmesi gerekirken eksiklikler bir türlü giderilememiş ve Kasım ayı sonunda 2831 civarında işçinin iş akdi feshedilerek tazminatları ödenmeden işten çıkarılmışlardır. Burada işveren maliyet artışlarını gerekçe göstererek esasında fazla bir yatırım yapmadan mevcut haliyle üretime geçmek istemiş, yüksek orandaki işsizliği de kullanarak ocakların biran önce üretime açılması gerektiği yönünde kamuoyu oluşturmaya çalışmış ve özellikle geniş işsiz kitlelerini de harekete geçirmeye çalışmıştır. Aslında burada amaç eski üretim modelinin devam etmesinde ısrar etmektir. Bunda belli oranda başarılı oldukları söylenebilir. Çünkü işten çıkarılan 2831 işçiden sadece 20 - 25 işçi kıdem tazminatlarının verilmesi talebiyle ELİ Müessesesi Müdürlüğü önünde oturma eylemine katılma cesaretini gösterebilmiş ve eylem 17 gün sürmüştür. Bu eylem devam ederken TBMM’de kabul edilen torba yasa ile işten çıkartılan işçilerin kıdem tazminatlarının TMSF tarafından verileceği ve TMSF’ nin de Soma Holding’in malvarlıklarını satarak işçilerin kıdem tazminatlarını ödeyeceği belirtilmiştir.


ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

Aynı tarihlerde Soma Kömürlerine ait Ata bacası maden ocağının yeniden üretime başlayacağı kamuoyuna açıklandı. Firmaların işe başvuranlardan son bir yıldır kullandıkları ilaçların dökümlerini istediği ve bu dökümleri getirmeyenlerin işe alınmayacakları işçilere söylenmiştir. İşten atılan 2831 işçiden psikolojik tedavi alan ve tedavi sürecinde ilaç da kullanan pek çok işçi ilaç dökümünde kullandığı ilaçların görüneceği ve bunun işe girmesine engel olacağı kaygısıyla tedavi ve ilacı kullanmayı bırakmıştır. SGK prosedürü dışında alacak parası da yok. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte yaşanılan travmalar daha da artacak, Soma’da psikolojik sorunlar yaşayan, kendisine ve ailesine zarar verecek hale gelecek çok sayıda işçi görülebilecektir. Bu durum insan haklarına aykırı olduğu gibi ilaç kullanan insanların tedavisinin de gecikmesine neden olabilmektedir. Görüldüğü gibi işveren ve kamuoyu faciadan yeterince ders almamış ve özellikle işverenler kazadan sonra daha da pervasızlaşmıştır. İnsanlar işsizlikle terbiye edilmeye çalışılmış ve yer altından yaralı çıkarılan insanlar da işsizlikle ve açlıkla karşı karşıya b ı r a k ı l m ı ş t ı r. Mevcut şirketler işe alacakları işçide aradıkları şartları ağırlaştırmış üstelik çalışanlar arasında çok rapor kullanan, kaza geçiren, izin kullanan işçilerin çıkarılarak yerine yeni işçi alınacağı propagandası yapılmaktadır. İşverenlerin ürettiği bu propagandaya bir de, DİSK üyesi işçilerin de işten çıkarılacağı şeklinde ek yapılmaktadır. Ayrıca, Soma’da işten atılan işçiler, pek çok maden havzasında da çalışanlar için ciddi tehdit olarak gündeme gelmektedir. İşverenler işçilere kötü koşullar dayatmakta, bu koşulları kabul etmedikleri takdirde Soma’dan işçi getireceğini bildirmektedir. Çalışma koşullarıyla ilgili işçiler açısından en olumlu gelişme 11.09.2014 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve 01.01.2015 tarihinden itibaren uygulamaya konulan torba yasaya göre madenlerde çalışma saatleri haftada en fazla 36 saatle sınırlandırılmıştır. Soma özgülünde bazı firmalar bu yasaya uyarak haftada 2 gün dinlenme verirken bazı firmalar ise fiiliyatta günde 7 saat çalışma haftada 1 gün dinlenme

ile yasayı ihlal etmekte ve haftalık azami çalışma saatini aşmaktadır. İşçilerin bu haklarına sahip çıkmaması durumunda bütün işverenlerin fiili durum yaratarak tekrar eski çalışma saatlerini dayatacağı kuşkusuzdur. Faciadan bu yana geçen on bir aylık süreçte şehit madenci ailelerine maddi anlamda sadece AFAD tarafından halktan toplanan paralardan yardım dağıtılmış, hatta bazı özel kurum ve kuruluşlar tarafından bağışlanan paraların bir kısmıyla da Soma bölgesine okullar yaptırılmış ve bazı spor komplekslerinin de yapılacağı belirtilmiştir. Bu güne kadar AFAD yaşamını yitiren madencilerin eşlerine 156 bin lira dağıtmıştır. Kimi özel şirketlerin de tek tek ailelere ev eşyası, çocuk oyuncakları vb. yardımlar yaptığı bilinmektedir. Yapılan yardımlar gelişigüzel bir şekilde yapılmış ve yeni travmalara neden olmuştur. Yıllardır eşi madende çalışan ve kirada oturan kimi yoksul aileler eşleri ölen kadınları kıskanır hale gelmiştir. Keza babası ölen çocuklara dağıtılan oyuncaklar ve giysiler de diğer çocukların travmalarına neden olmuştur. Öte yandan yaşanan dramın ardından ortada görülen ve görülmeyen, uçuk vaatler ve söz verilen paralar dışarıdan pek çok insanın gözünü bu acılı ailelere dikmesine neden olmakta ve bu ailelerin acıları, yaşadıkları travmalar bir türlü hesaba dahil edilmemektedir. Bir çocuğuyla birlikte acısıyla baş başa kalan kimi kadınların ‘zengin dul’ diye işaret ve ifade edilmesi kadar çirkince bir şey olabilir mi? Ölen madencilerin ana-baba-kardeşlerinin de kimi zaman ölen eşe gelen yardımlara göz diktiği, eşini yitiren kadının elinden parasının alınmaya çalışıldığı, ona tanınan kimi hakların kendileri tarafından kullanılması için baskı yaptığı da gelen bilgiler arasındadır. Yani devletin ölenlerin eşlerine para vererek sorumluluktan böyle kolayca kurtulmaya çalışması, o ailede yaşanacak travmaları hiç hesaba katmaması, etrafında yaşanacak gelişmeleri düşünerek önlemler almaması anlaşılır şey değildir. Hükümetin acılı ailelere müdahale ederek sokağa çıkışı engellemeye çalışması, insani refleksini demokratik tepkiye dönüştüren, her ayın 13’nde madenci heykeline karanfil bırakan, şimdilerde başlayan davanın duruşmalarına katılan aile-

www.esm.org.tr

7


ENERJİ SANAYİ VE MADEN KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI

leri olumsuz değerlendirip eve kapananları makbul insan olarak görüp ayrımcılık yapması önümüzdeki süreçte bu aileleri karşı karşıya getirecek tehlikenin sinyallerini de vermektedir. İHA’da yayınlanan, Savaştepe Madenciler Derneği’nde AKP örgütünün şehit madenci aileleriyle yaptığı toplantıda yapılan konuşmalar ve Soma Fan Club’de çıkan kimi yazılar yine acılı aileleri bölmeye, birbirlerine çatıştırmaya, işverenin kulu, AKP’nin yandaşı ve devletin makbul madencisi yapmaya dönük son derece tehlikeli girişimlerdir. Yaşanan katliamın ardından Soma’da başta yaşamını yitiren madencilerin aileleri olmak üzere, işçiler ve halkta ciddi anlamda bir travma meydana gelmiştir, bu sadece ailelere dönük yardım ve psikolojik tedaviyle önlenemez. Sağlıklı sonuçlar alınmak ve Soma’da yaşayan tüm insanların geleceği düşünülüyorsa daha büyük çapta bir projeyle Soma sakinlerini içermek zorundadır. Bu tek başına psikolojik tedaviyle de olmaz, yapılacak ciddi incelemeyle nelerin yapılacağı ve kapsam alanı belirlenebilir. Eynez ocağında 301 insan yaşamını yitirmiş, aileleri acıyla baş başa bırakılmıştır. Soma Kömürleri A.Ş’ne bağlı ocaklarda 13 Mayıs 2015 öncesi çalışan tüm işçilere 6 ay süresince devlet çift asgari ücret vererek günah çıkarmaya, sorumluluklarını unutturmaya çalışmıştır. Ölmeyip de sağ kurtulan işçilerin yaşadıkları travma hesaba katılmadan söylenen, ‘yattığınız yerden para alıyorsunuz’ diyen esnaf ve halkın hiç de sağlıklı düşünemediği, bu yaklaşımın ciddi tehlikeler içerdiği tespit edilerek önlem alınmamıştır. 2831 işçi ölümden kurtulduklarına yitirdikleri arkadaşlarının acısıyla yanıp tutuşurken sevinememişler, bu kez 6 ay sonra işsizlik ve yoksullukla cezalandırılmıştır. Şimdi de daha önce aldıkları çift asgari ücret hatırlatılarak onların yaşadıkları sıkıntıları anlamaktan uzak durulmaktadır. Çoğu Soma dışından gelmiş, 2 – 3 çocuklu, kirada oturan bu işçi aileleri düşük miktarda ödenen işsizlik ödeneğiyle geçinememekte, belirsiz gelecekleriyle yaşadıkları travma her geçen gün daha da artmaktadır. Soma’da şu anda iki dava konuşulmaktadır. İlki katliamla ilgili açılan davadır ve 13 Nisan’da Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanmıştır. Sanıkların görüntülü yöntemle ifadelerinin alınma kararı aileler ve onlarla dayanışma içinde bulunanların tepkisiyle birlikte değiştirilmiş, Mahkeme heyeti 8’i tutuklu 45 sanığın duruşmaya getirilmesine karar vermiştir. Dava, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB gibi emek ve meslek örgütleriyle Sosyal Haklar Derneği Soma

Şubesi başta olmak üzere tüm demokrasi güçlerinin de katılımıyla, sanıkların da duruşma salonuna getirilerek ifadelerinin alınmasıyla birlikte sürmektedir. 13 bin maden işçisinin çalıştığı ve işçilerin işverenin istemi doğrultusunda üye olduğu yetkili sendika bu duruşmalara işçilerin ve ailelerin tepkilerinden çekindiği için katılmamaktadır. Diğer davalar ise, Soma Kömürleri A.Ş. işvereni tarafından bir telefon mesajıyla işten atılan 2831 işçiden bir kısmının açtığı bireysel davalardır. İşçilerin işten atılmasının ardından Soma dışından gelen avukatlar işçilerle yaptıkları konuşmalarda onlara dava açtıkları takdirde büyük paralar alacaklarını inandırmaya çalışarak ellerinden vekalet almaya çalışmıştır. İşçilerden önemli bir kesimi buna inanarak farklı yerlerden gelen avukatlar aracılığıyla dava açmıştır. Bu davalar işe iade ve muvazaa davalarıdır. Bunlar içinden çok az bir kısmına mahkemenin ikinci celsesinde iş akdi feshinin belli usullerle olması gerektiği, işverenin telefon mesajını kullanarak toplu fesihlerde uygulanacak yasa ve yönetmeliklere uymadığı için işe dönüşe karar verilmiştir. Diğer işçilerin davaları sürmektedir ve işe iade kararı muhtemeldir ki bütün işçiler için geçerli olacaktır. Çünkü bütün davalar tek mahkemede görülmektedir. Alt işveren üst işveren tartışmalarıyla gündeme gelen sahaların gerçek sahibi TKİ’nin sorumluluğu çerçevesinde değerlendirilen muvazaa konusu davasıyla ilgili şu anda verilmiş bir karar bulunmamaktadır. 13 Mayıs madencilik tarihinde, Türkiye’de işçi ve emekçilerin yüreğine kazınmış acı ve kanlı bir tarihtir. 301 Maden işçisinin katledildiği 13 Mayıs’ta yaşamını yitirenleri anmak, geride bıraktıklarıyla dayanışma içinde bulunarak acılarını hafifletmek son derece insani bir görevdir. Şehit madenci aileleri kamuoyuna yaptıkları çağrıyla 10 Mayıs 2015 Pazar günü Soma’da bir miting gerçekleştireceklerini ve bütün kesimlerden destek beklediklerini açıklamışlardır. Ayrıca, başta örgütümüz KESK olmak üzere DİSK, TTB ve TMMOB’ un almış oldukları ortak karar gereği 16 Mayıs’ta Soma’da gerçekleştireceğimiz mitingde sınıf dayanışmasını daha da yükselterek sermayenin aşırı kar hırsı sonucu yaşanılan iş cinayetlerine dur demeliyiz. Türkiye’nin en büyük maden havzalarından biri olan Soma’da, kan ve gözyaşıyla sulanmış bir kentte, işveren ve sarı sendikanın yarattığı korku imparatorluğunun göbeğinde, 7 Haziran seçimleri öncesinde buluşmak, saray ve saltanatlara karşı emeğin dik duruşuna da katkı sunacaktır.

ESM Adına Sahibi: Mustafa ŞENOĞLU, Genel Başkan • Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Fatih KAYMAKÇIOĞLU, Genel Eğitim ve Basın Yayın Sekreteri Yönetim Yeri: Mithatpaşa Caddesi, No: 24/13, Yenişehir/ANKARA • Tel: 0.312 435 24 21 - 435 14 11 - 435 64 21 • Faks: 0.312 435 05 03 web: www.esm.org.tr • e-mail: esmgenelmerkez@gmail.com Baskı: Hermes Ofset Ltd. Şti. Büyük Sanayi 1. Cd. No: 105 İskitler/ANKARA Tel: 0.312 384 34 32 • Basım Tarihi ve Adedi: Mayıs 2015 / 3000 Adet

ESM Bülteni Mayıs 2015  
ESM Bülteni Mayıs 2015  
Advertisement