Page 1

Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Safevî Dönemi’nde İran’dan Hindistan’a Göçler (1555-1666) Berna Karagözoğlu*

Öz İslam dininin Hindistan’a gelişiyle Hint tarihi ve kültüründe yeni bir dönem başlamıştır. Fars şiirinin ve felsefesinin muazzam zenginliği İslam’ın yayılmasına ve tasavvufun doğmasına büyük ölçüde katkı sağlamıştır. Farsça, Hint alt kıtasında İngilizler hâkimiyeti ele geçirene değin Moğol Türklerinin yönetimi altında devletin resmi dili olarak konuşulup yazılmıştır. Yüzlerce yıl Hint coğrafyasında varlığını koruyan bu dil, Hindistan’ın yerel dillerinden olan Marathi, Gujarati, Sindhi, Pencabî, Bengalî, Urduca ve Hintçeye de çok sayıda kelime vermiştir.Hindistan’da Fars edebiyatı konusu ise üzerinde çokça tartışmanın yapılabileceği kapsamlı bir konudur. Hindistan’ın orta çağı kültürel anlamda edebi etkinlikleriyle dikkat çekmektedir. Yazılan Farsça eserlerin çoğunluğu din içerikli konulardan ve daha çok yorumlardan, sufîlerin konuşmaları veya söylemlerinden oluşmuştur. Moğol Türklerinin Hindistan’da ortaya çıkışı Fars edebiyatına ayrı bir ivme kazandırmıştır. Yöneticilerin çoğu hem Delhi'de hem de diğer siyasi merkezlerde bireysel olarak veya dilin birer himâyecileri olarak Farsçayı şiir ya da nesirleri geliştirmişlerdir. Hükümdarların Farsçaya duydukları ilgi ile de İran’ın önemli şairleri saraya davet edilmiş, böylece İran’dan Hindistan’a göçler artmıştır. Hindistan’a İran’dan göçlere sebep olarak sadece edebi faaliyetlere sağlanan ortamlar ya da edebiyatçıların desteklenmesi düşünülmemelidir. Göçlere siyasi çekişmeler ve inançlardaki baskılar da sebep olmuştur. Ekber Şah, Cihangir ve Şah Cihan döneminde yapılan edebi çalışmalar bu dönemde öne çıkan eserler, İran’dan Hindistan’a göç eden şairler ve onların çalışmaları makalemizin asıl konusunu teşkil etmektedir. Ayrıca siyasilerin İran’dan göçleri ve onların Hint siyasetinde edindikleri konumlarına da kısaca değinilecektir. Amacımız Fars ya da Türk kökenli İranlıların Hint alt kıtasındaki etkinliklerini, edebiyata ve siyasete olan katkılarını ortaya koymak ve Orta çağ Hindistan’ı konusunun Türk tarihi açısından önemini, iç içe geçmiş Fars, Hint ve Türk toplumlarının Hint coğrafyasındaki varlıklarının kültürel, siyasi, dini ve sosyolojik alanlarda olduğu gibi daha pek çok alanda yapılacak araştırmalar için uygun zemin ve yeterli kaynaklara sahip olduğunu vurgulamaktır.

Anahtar kelimeler: Hindistan, Safevi Dönemi, Fars Edebiyatı, Şair

*

Yrd.Doç. Dr.,Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü, brnkrgzgl@gmail.com

1


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Mıgratıons From Iran to Indıa ın the Safevıd Perıod Berna Karagözoğlu*

Abstract A new era was began in India’s history and culture with the advent of Islamic religion in subcontinent. The magnificent richness of Persian poetry and philosophy has greatly contributed to the spread of Islam and the birth of Sufism. The Persian language was the official language of the India when it is under the dominance of Mongol Turks until it was seized the British. Persian language existed for hundreds of years in the Indian geography and given many words to the native languages, such as Marathi, Gujarati, Sindhi, Punjabi, Bengali, Urdu and Hindi. The subject of Persian literature in India is a comprehensive issue that can be discussed widely. India’s cultural world shone with its literary activities during the medieval times. The majority of the written Persian works consist of religious subjects, comments or the expressions of the Sufis.The emerge of the Mongol Turks in India has given another acceleration to Persian literature. Most of the administrators have contributed to Persian poetry or proses in Delhi and in other political centres, either individually or as the protectors of the language. The rulers’ keen interest in Persian Language caused important Iranian poets to be invited to Indian palaces and therefore the immigration from Iran to India was also increased. However, the support provided for literary activities should not be considered as the only reason for the immigration from Iran to India. The political conflicts and pressures in beliefs have also caused immigration.The main subject of our study is consist of the literary activities and the masterpieces emerged during the period of Ekber Shah, Jahangir and Shah Jihan and the poets who migrated from Iran to India and their works. However, we will also give some attention to the immigration of the politicians from Iran and their position in India. Our aim is to reveal the activities of Persian or Turkish originated Iranians in the Indian subcontinent and bring light to their contributions to the literature and politics. We also purpose to emphasis shortly, the importance of medieval India for Turkish history and show that the presence of interwoven cultures of Persian, Indian and Turkish communities in India provides adequate ground and resources for research in cultural, political, religious and sociological fields and many more areas. Keywords: India, Iran, Persian literature, Poet

Yrd.Doç. Dr., Agrı Ibrahım Chechen University, Persian Language and Literature,Department brnkrgzgl@gmail.com *

2


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Hindistan’da Farsça, özel bir dil olarak benimsenmiş gerek resmî yazışmalar gerekse edebî çalışmalar ile günümüzde adeta kültürün simgesi haline gelmiştir. Hindistan’ın bazı aydınları zaman zaman dillerin ve edebiyatların mukayesesini yapmışlar ve genel bir kanıya varmışlardır. Onlara göre Fransızca ve Fransız edebiyatı dünya çapında nasıl meşhur ve güçlü ise Farsça da Fransızca kadar meşhur ve güçlüdür. Bilindiği gibi Farsçanın Hindistan’daki geçmişi çok eski çağlara dayanmaktadır. Ticaretler, savaşlar, göçler ve dini çalışmalar Hintlileri ve İranlıları tarih sahnesinde sık sık buluşturmuştur. Hatta Efrasyap’ın Horasan'da yaşayan çok sayıda İranlı aileyi ihraç etmesiyle İranlılar, Hindistan’ın Pencap, Lahor, Multan ve Delhi şehirlerine göç edip oralara yerleşmiştir. Sonraki yüzyıllarda ise Hindistan’da Fars nüfusu göç eden İranlıların torunları ile hızla artmıştır. Gazneliler de Pencap ve Delhi’ye ulaştıklarında bölgeye kendilerinden önce yerleşmiş olan İranlılarla kaynaşarak onlardan Farsçayı öğrenmişlerdir. 1. Bölgedeki Türk yöneticilerin İslâm dinini yayma düşünceleri ile çalışmalar, başlangıçta daha çok dini konulara ağırlık verilerek Arap ve Fars dillerinde yapılmıştır. Dolayısıyla Farsçanın Hindistan genelinde daha geniş kitlelere ulaşması için ilk adım atılmış olur. Zaman içerisinde Farsçanın popüleritesi artar, Transoxiana, İran ve Horasan’dan edebiyatçılar davet edilerek Lahor ve Delhi şehirleri adeta birer edebiyat, kültür merkezine dönüştürülür. Toplumlar birbirlerindem farklı özellikleri ile öne çıkmaktadırlar. İranlılar, Hindistan’da ehl-i seyf olmaktan ziyade ehl-i kalem olarak tanınmışlardır. Onlar güzel sanatlarda ve edebiyatta kazandıkları başarıların yanı sıra sarayın ve ordunun idari kadrolarına da yerleşmişler, hatta ülkenin siyasetine kısmen de olsa hâkim olmuşlardır. Moğol idaresindeki Hindistan, İran’dan çok sayıda yetenekli sanatçı ve edebiyatçıyı kabul etmiştir. Bu dönemde alt kıta yoğun göçlerle karşılaşmıştır. İran’dan Hindistan’a farklı nedenlerle yapılan göçlerin sebeplerine dair çeşitli sorular akıllara gelmektedir. İran’dan Hindistan’a yapılan göçlerin en önemli nedenleri, göçmenlerin Hindistan'a gitmeden önceki statüleri ve meslekleri; onların göç ettikleri toplumda edindikleri konumları ve içinde bulundukları topluma verdikleri siyasi ve, ekoSorularımızın yanıtlarını bulmaya dair yapılacak her bir çalışma ise Moğol tarihi alanıyla ilgilenen tarihçiler için dönemin daha çok aydınlanmasında şüphesiz katkı sağlayacaktır. Çünkü Türk idaresindeki Hindistan-Moğol çalışmaları üzerine bir hayli araştırma yapılmış olsa da İran’dan Hindistan’a göçler ve Hindistan’daki İranlılara dair yeterince çalışma mevcut değildir. Oysa İranlılar, bölgede çalışmalarıyla kendilerinden fazlaca bahsettiren muhacirlerdendir. Bu bakımdan Hindistan’a yapılan göçler hem İran’ı hem de Hindistan’ı daha etraflıca tanıyabilmek için araştırmalarda göz ardı edilmemesi gereken konulardan olmalıdır.

1

Syed Shahabuddin Abdurrahman, Glimpses of Indo-Persian Literature, Pre-Mughal Period, Indo-Iranica, 10/2, 1957, s. 1.

3


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Göç konusu E.G.Ravenstein, Everett Lee, Samir Amin, Immanuel Wallerstein, Andre Gunder Frank gibi bir çok düşünür tarafından farklı kuramlar olarak geliştirilmiştir. Kuramcılar göç -mesafe arasındaki ilişki, göçlerin yayılma süreçleri, göç zincirleri ve göçlerde cinsiyet faktörleri üzerinde durmuştur. Uzmanlara göre her göç, kendi iç yapısında değerlendirilip incelenmeli ve bu konudaki çalışmalarda interdisipliner bir yaklaşım kullanılmalıdır. 2İranlıların Hindistan'a olan göçlerinde yer alan sebepleri şöyle sıralamak mümkündür. Safevi Şahlarının, siyasi amaç ve dini inançlarında Osmanlı İmparatorluğu ile güçlü bir zıtlaşma yaşamaları; siyasetçilerin enerjilerinin büyük bir bölümünü Şia doktrininin ilke ve yasalarının öğrenilmesi ve yayılmasını teşvik ederek harcamaları; İran’da on beş, on altı ve on yedinci yüzyıllarda soylular ve ehl-i kalemlerin siyasiler tarafından idam edilmeleri, Hindistan’ın ise bu durumun tersine İranlıların can güvenliğini sağlanması; Safevîlerin dini reformlara karşı şiddet yanlısı, radikal kararlar içerisinde bir yönetim sergilemesi ve İran’da yürütülmeye çalışılan edebi çalışmalara karşı hoşgörüden uzak tutumları hatta edebiyatçılara genel bir zulüm uygulamaları da halkın kitleler halinde oradan uzaklaşması için önemli nedenler olarak gösterilmektedir. 3 Bu bağlamda İranlı sufilerin Hindistan’a sıklıkla yaptığı yolculukları özellikle Çişti tarikâtının kurucusu Hace Muhammeddin Siczi’nin Sistan’dan Ecmir’e olan ziyaretleri anlamlı bulunur. Ecmir, bu nedenle daha sonraları binlerce hacının hem ziyaretgâhı hem de yaşadıkları dini bir merkez haline bürünür.4 Babürlü yöneticilerin ılımlı yönetimleri, bölgede süregelen mezhep çatışmalarına rağmen Hint-Fars âlimleri arasındaki entelektüel bağın kopmasına engel olmuştur. İranlılar, Şii politikasını benimsemeyen halkının büyük bir bölümünü ya sürgüne göndermişler ya da onları ülkeyi terk etmeye zorlamışlardır. Göçler Türkiye, merkez Asya’daki eyaletler ve Hindistan yönünde gerçekleşmiştir. Safevî döneminde İran, sanata ve sanatçılara yönelik himâyeci tavrından oldukça uzaktır. Yukarıda da bahsedildiği gibi sanatçıların zaman zaman dönemin hükümdarlarının kişisel hoşnutsuzluğuna maruz kalmaları ve aynı zamanda Moğol yöneticilerin sanatçılara sahip çıkıp onları saraya davet etmeleri, âlîmlerin İran’dan göçlerini sürekli kılmıştır. Bu nedenlerin dışında bir nedenin daha olduğunu Mansura Haider belirtmektedir. Ona göre pek çok İranlı, Hindistan’a duydukları merak ve ilgisi sonucu oraya ulaştığında kalben cezb ü incizap durumunu yaşamıştır.5 Safevî dönemi İran’ında edebi ve kültürel duruma baktığımızda kendisini Turan hükümdarı Efrasyab’ın torunlarından kabul eden Şah İsmail’in, Azeri lehçesi ile şiirler kaleme alıp, devletin resmî dilini Türkçe yaptığını görmekteyiz. Aynı zamanda Şah İsmail, Şii mezhebinin yayılması için Arap edebiyatı konusunda ve dini çalışmalarda bulunan Suriye’den Cebel-i-Amel’i, Irak ve Basra Körfezi Güney Sahili'nden de çok sayıda âlimi İran’ a özel olarak davet etmiştir. Bu durum, İslâmî ve edebî alanda pek çok kitabın Arapça yazılmasına hatta Farsçanın önemsiz hale gelmesine sebep olmuştur. Bu dönemde ordu ve saray görevlilerine İl Beyi, Beyler Beyi, Çomakçı Başı, Gürcü Başı, Kullar Ağası Başı, Divan Beyi Başı, Başmakçı, Tuğcu, Işık Ağası, Kapıcı gibi Savaş Çağlayan, Göç Kuramları, Göç ve Göçmen İlişkisi Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İlke) Güz Sayı 17, Muğla, 2006 http://www.mugla.edu.tr/data/06020000/resim/file/174%20sava%C3%85_%20%C3%83%C2%A7a%C3%84_la yan.pdf,Erişim:12/04/2017 3 Abolghasem Dadvar, Iranians in Mughal Politics and Society (1606-1658), New Delhi: Gyan Publishing House 2000, s.201. 4 Khaliq Ahmad Nizami, Religion and Politics in India During the Thirteenth Cetury, Delhi, 1974, pp. 181-182. 5 Mansure Haider, , Indo-Central Asian Relations: From Early Times to Medieval Period, New Delhi: Manohar Publishers & Distributors, 2004,s.403. 2

4


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Türkçe unvanlar kullanmıştır.6 Ancak aynı dönem Hindistan’ında Moğol Türklerinin; Transoxiana'da yaygın olan Moğolca, Arapça ve Arapça ile birlikte kullanılan Farsça kelimeleri saray ve ordu için tercih ettiklerini görmekteyiz. Mir-i-Cümle, Başçı, Han-ı-Cihan, Han-ı Devran, Han-ı Hanan, Asaf Han, Emanet Han, Şayeste Han, Şahnevaz Han gibi isimler revaçtadır. Ayrıca Türk yöneticiler çocuklarına Humayûn (Uğurlu), Cihangir (dünyanın kapanı), Şah-i Cihan (Dünyanın Şahı), Evrengzib (tahtın süsü), Cihandar (Dünya'nın sahibi), Şahyar (ülkeyi koruyan), Hüsrev (Hükümdar), Kam Bahş (Meyve veren), Perviz (muzaffer), Nur Cihan (dünyayı aydınlatan), Cihan Arâ (Dünyayı Süsleyen), Ruşen Arâ (süsleyen veya Aydınlatan), Niku Siyer (terbiyeli davranan) gibi Farsça isimler vermişlerdir. Bunun dışında Safevî Devleti Sıçan, Pars, Tavşan gibi aylarla Türk takvimini kullanmış, Babürlüler ise İran ve İslâm takvimini kullanmıştır. Özellikle Ekber Şah, güneş takviminin kullanılmasını emretmiştir. Bu nedenle o dönem Hindistan’ında tüm ay ve gün adları Farsçadır. Ferverdin, Hordad, Ordubeheşt gibi. 7 Hintlilerin daha M.Ö.1700’lü yıllarda Fırat-Dicle ve Nil boyu kültürleriyle ticari temaslar başlattığı ve bu tarihten günümüze kadar da bu tür faaliyetleri sürdürdüğü görülmektedir. Hint halkı aynı dönemde Türkistan ile temaslar kurmuş, demiri etkin biçimde kullanarak siyaset ve tarımda büyük değişimler başlatmıştır. Sind ve Ganj havzalarının buluştuğu topraklar özellikle alt kıtanın orta kesimlerinde büyük önem kazanmıştır.8 Muson yağmurlarıyla beslenen bereketli topraklar üzerinde farklı türde, meyve sebze ve bakliyat yetiştirilmesine olanak sağlarken altında da zengin maden yataklarını barındırmaktadır. Verimli topraklarının ürünlerini halkına sunan bölge bir süre sonra ondan faydalanmak isteyen diğer toplumların da açık hedefi haline gelir. Bu nedenle alt kıta kimi zaman sömürülmüş kimi zaman da diğer toplumlarla kurduğu ticari iletişimlerini güçlendirmeye çalışmıştır.İran ve Hindistan’ın ticari bağlarının en güçlü olduğu dönemlerde bütün kervanlar merkez Asya’dan ya da Hindistan’dan hareketle Akdeniz’e uzanan yolculuklarını İran platosunu geçerek devam ettirmişlerdir. 9Aslında İran ve Hindistan arasındaki ticari bağlar Pers İmparatorluğu dönemine (M.Ö. 250) dayanmaktadır. Bu dönemde ipek yolu rotası kullanılarak Hindistan ve İran üzerinden ticari ağ genişletilmiştir. Ancak kara yollarındaki bu rotada sıkça soygunların yaşanmasından can güvenliğinin sağlanamaması ile ticaret, deniz yolu üzerinden devam ettirilmiştir. Böylece Basra Körfezi ve Hint sahilleri daha çok önem kazanmıştır. İran ve Hindistan arasındaki ticari bağlar Sasânîler döneminde de gelişerek devam etmiştir.10 Ticari açıdan Hindistan'ın zirai ve dokuma ürünleri İran için ne kadar önemli ise İran’ın şarapları, bademleri ve ipeği de Hindistan için aynı derecede önemli olmuştur. Tarih boyunca devam eden İran – Hindistan arasındaki ticari ilişkiler günümüze değin sürmüştür. Zebiullah Safa, Tarih-i Edebiyat-ı İran: Az Agaz Sede-i Nohom ta Meyane-i Sede-i Devazdehom Hicri, Tehran 1369, İran c.5-1 s.446 7 Karım Najafı Barzegar, 1998, Mughal --Iranıan Relatıons C.Sıxteenth Century, Jawaharlal Nehru University P.H.D Thesis, Centre For Historical Studies School of Social Science Jawaharlal Nehru University Supervisor: Prof.Dr.Muzaffar Alam, New Delhi -India, 8 Salim Cöhçe, ‘’Büyük Ortadoğu Projesi Bağlamında Hindistan ile Ortadoğu Arasındaki Tarihi Bağlar ve Güncel İlişkiler’’, Ataum, http://ataum.gazi.edu.tr/posts/view/title/buyuk-ortadogu-projesi-baglamindahindistan-ile-ortadogu-arasindaki-tarihi-baglar-ve-guncel-iliskiler-49236,Erişim:15/05/2017 9 Ishrat Alam, Technological Exchange between India and Iran in Ancient and Medieval Time, s. 77 10 U.P, Arora, India, Greece and Iran, The Growth of Civilization in India and Iran, Irfan Habib, New Delhi, India, 2002, s.71. 6

5


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Safevî döneminde İran’dan ticari amaçlı göçler de yaşanmıştır. Ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde bireysel ilişkiler her zaman önemli rol oynamaktadır. Farklı uluslara mensup birçok kişi malî durumlarının düzelmesi için kendi anavatanlarından göç etmeyi tercih eder. Mir Ali Rıza Agâh, Tacir Hansarî, Hacı Abarkuî, Haydar Tebrizî, Fehmi Tehranî, Kadri Şirazî gibi tacirler Hindistan’ın ekonomik durumunun İran’dan daha iyi olduğunu düşünerek göç edip; Bengâl, Malabar, Bijapur, Vijaynagar ve Gujarat, Dekken bölgelerine yerleşmişlerdir. 11 Hindistan’da felsefe ve dinin geçmişi çok eski çağlara dayanmaktadır. Sufiler ve vaizler için Hindistan, inançlarını yayabilecekleri oldukça verimli topraklardır. Bu bakımdan İran’dan Hindistan’a yapılan göçler konusuna mistik göçler başlığı da eklenmelidir. Çünkü sufîler Hindistan’a İslâm’ı yaymak için gelmiştir. Ebu Talib Mekkî, Ebu Yezid Bestamî, Şahabeddin Sühreverdî, Abdulkadir Geylanî, Ibn-i Arabi, Gazalî ve Ali Hücvirî gibi şahsiyetler en önde gelen isimlerdendir. Ebu Ishak Ibrahim Belhî, Ebu Ali Şekik Belhî, Abdurrahman Belhî ve Ebu Abdullah Mohammed ibn Fazl Belhî, Emir Hüsrev Dehlevî gibi sufîler ise Afganistan’dan Hindistan’a göç etmişlerdir. Hindistan’a Merkez Asya’dan da Çişti Dergâhı’nın kurucusu Muinüddin Çişti Hazretleri de göç etmiştir. Ayrıca Şeyh Kutbüddin Muhammed Kakî, Şeyh Nizamüddin Evliyâ, Şeyh Fahreddin Genç Şeker, Nasırüddin Çirağ-ı Delhi dönemin Hindistan’da yetişmiş ünlü sufîlerindir.12 Hindistan’da Kübreviyye, Nakşibendi, Sühreverdi tarikâtları çok sayıda mürit yetiştirmiştir. Keşmir’deki Kübrevîyye tarikâtının başında Necmeddin Kübrâ bulunmuştur. Sühreverdî tarikâtı ise Hindistan ve Pakistan’da Bahâüddîn Zekeriyyâ el-Multânî’nin çalışmaları ile yayılmıştır. 13 Şii mezhebinden olan âlîmler ise bu mezheple ilgili çalışmalarını sürdürmek üzere çoğunlukla Hindistan’ın güneyindeki Dekken Bölgesi’ne gelmiştir. Mevlâna Kaidi Şirazî, Mir Muhammed Mümin Astarabâdî, Mîr Alâaddin Seyfi Hasan Kazvinî, Kazi Nurullah Şuşterî vb.14 Safevîler, Şah İsmail’in 1501- 1722 tarihlerinde Sultan Şah Hüseyin’den devraldığı toprakları yönetmiştir. Bu dönemde yaklaşık yedi yüz elli şair, zanaatkâr ve usta sanatlarını tanıtmak için öz topraklarını terk edip Hindistan’a göç etmiştir. Böylece kültür ve edebiyat alanında yaşanan göçler ile birlikte Hindistan yeni bir çehre kazanmıştır.15 İran’dan Hindistan’a göç eden edebiyatçılar ise aşağıdaki tablolarda listeler halinde gösterilmiştir. Ayrıca bu şahsiyetlerin bazıları hakkında da kısa bilgiler verilmiştir.

11

Ruby Maloni, Indo-Iran Trade Relations: An Overview. History University of Mumbai, Indo-Iran Relation, Culture House, N. New Delhi, 2002,s. 224. 12 Ahmad Shabbir, Cultural contacts between India and central Asia: A study of Central Asian impact on Indian life based on Persian sources From Babur to Akbar (AD 1526 -1605) P.H.D. Thesis. Jawaharlal Nehru University, 2010, s. 316. 13 Karim Najafi Barzegar, , Intellectual movements during Timuri and Safavid period, (1500-1700 A.D) Delhi, Indian Bibliographies Bureau, India 2005,s. 267 14 Ahmad Shabbir, 2010, Cultural contacts between India and central Asia: A study of Central Asian impact on Indian life based on Persian sources From Babur to Akbar (AD 1526 -1605) P.H.D.Thesis Supervisor Prof. Akhtar Mahdi Jawaharlal Nehru University,s. 319-321. 15 Barzegar Karim Najafi, Mughal -Iranian Relatıons: C. Sıxteenth Century Thesis Submitted To The Jawaharlal Nehru University Doctor Of Philosophy, Centre For Historical Studıes School of Social Science Jawaharlal Nehru University, Supervisor: Prof. Dr. Muzaffar Alam, New Delhi, India, 1998, s.268

6


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

1. EKBERŞAH DÖNEMİ (1555-1605)

Şairin Adı

İran’da Yaşadığı Bölge

Ahmet Ali Mazenderanî

Mazenderan

Asad Beg Kazvinî

-

Baharî-i Kumî

Kum

Bekaî

Belucistan

Cafer-i Kazvinî

Kazvin

Celal-i Nişaburî

Nişabur

Dağlı-yı İsfehani

İsfehan

Emin-i Dersani

-

Enver-i İsfehanî

İsfehan

Fehim-i Hürmüzî

Hürmüz

Haşim Han-ı Cüveynî

Horasan

Hayati-i Geylânî

Gilan

Hayran-ı Kaîn

Kaîn

Hazinî

-

Hılgi-i Yezdî

Yezd

İtabî Takıllu

Herat-(Rey)

Kaili-i Gilanî

Gilan

Kâsım Han-ı Cüveynî

Horasan

Kâsım-ı Razî

Rey

Meclis-i İsfehani

İsfehan

Mir Abdul Vahab Mamurî

İsfehan

Muhibb-i Şirazi

Şiraz

Mukîm-i Astarabâdî

Astarabâd (Gorgan) 7


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Münhi Zaverehî

Zavereh

Nazîrî-i Nişaburi

Nişabur

Nevî-i Kabushani

Koçhan

Nevidî

Belusictan

Örfî-i Şirazi

Şiraz

Rafî-i Kaşanî

Kaşan

Samerî-i Tebrizî

Kuzey Azerbaycan

Şekibi-i İsfehanî

İsfehan

Şems Dada Irakî

İsfehan

Şerif-i Âmulî

Mazenderan

Şerif-i Tehranî

Tahran

Taki-i İsfehani

İsfeghan

Teşhibî-i Kaşî

Kaşan

Ünsi-i Seyadanî

Bulistan

Vecihi-i Heravî

Horasan

Vaslı Razi-i Tehranî

Tahran

Vücudî-i Şirazî

Şiraz

Zuhurî-i Terşizî

Terşiz Liste I.

2. CİHANGİR DÖNEMİ (1605-1627)

Şairin Adı

İran’da Yaşadığı Bölge

Abdul Ali Mahfi-i Erdebilî

Erdebil

Abbas-ı İsfehanî

İsfehan

Ahvalî-i Sistanî

Sistan 8


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Aheng-i Yezdî

Yezd

Akbal-ı İsfehanî

İsfehan

Amî-i Nihavendî

Nihavend

Arif-i Sarahsî

Sarahsi

Asdag-î Hamedanî

Hamedan

Aşub-ı Mazenderanî

Mazenderan

Baki Demavendî

Demavend

Bakir Meşhedî

Meşhed

Behremî Hamedanî

Hamedan

Bezmi Kuz

Şiraz

Burhan Nişaburî

Nişabur

Cafer Heravî

Horasan

Cem Meşhedî

Meşhed

Cemi İsfehanî

İsfehan

Ebu Muhammed Desgip Şirazî

Şiraz

Eminî-i Herevi

Herat

Emmi Kafî

Haf

Faghur Lahici

Lahican

Farık-i İsfehanî

İsfehan

Fevki Yezdî

Yezd

Gaffurî Teleganî

Telegan

Girâmî Tebrizî

Tebriz

Giyas Nasrabâdî

Nasrabat

Gudretî Yezdi

Yezd

Gururî Kaşi

Kaşan

Haydar Beg Hamedanî

Hamedan

Hızrî

Belucistan 9


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hobabi Hamedanî

Haedan

Hamza Bovanati

Bovanat

Hamoşi

Belucistan

Humai Astarabâdî

Astarabâd (Gorgan)

Hüseyin Mazenderanî

Mazenderan

İbadi Şirazî

Şiraz

İbadullah Kaşanî

Kaşan

İbrahim Şirinocak

Kazvin

İlhâmî-yi İsfehanî

İsfehan

İşrati-i Gilanî

Gilan

Kalbi Baharlı

-

Kaşanî-i Yezdî

Yezd

Kazizade Kaşanî

İsfehan

Ketmi Razi

Rey

Lişi Erdebili

Erdebil

Lütfi-i Şirazî

Şiraz

Lütfi-i Tebrizî

Kuzey Azerbaycan

Malik Muhammed Muzakî

Beluistan

Mansur Kaşî

Kaşan

Mevlâna Ali Manî

Belucistan

Mevlâna Nizam

Belucistan

Mir Hüseyi Tecelli Kaşî

Kaşan

Mir İlâhî Hamedanî

Hamedan

Mirza Ali Asker- Vazih İsfehanî

İsfehan

Mir Yahya Kaşî

Kaşan

Monla-i İsfehanî

İsfehan

Monim Çekini

Çekinî 10


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Muin Yezdî

Yezd

Muîz-î İsfehani

İsfehan

Muhakkakî Şuşterî

Şuşter

Muhammed Masum Kaşanî

Kaşan

Muhammed Mehdi

Belucistan

Muhammed Razi

Rey

Muhammed Zaman

Belucistan

Muhibbi Şamlu

Belucistan

Munis

Belucistan

Muzaffer Gonabâdi

Gonabâd

Mümin İsfehanî

İsfehan

Mümin Turşizî

Turşiz

Münsif Kupayehî

Kupayeh

Mürşit Borucerdî

Hamedan

Nami Urduabadi

Tebriz

Natık

Belucistan

Nedim Gilanî

Gilan

Nizam Tabatabi

Belucistan

Rezmi Kazvinî

Kazvinî

Rehaî Razî

Rey

Reşit Kaşanî

Kaşan

Rıdvan-ı İsfehanî

İsfehan

Ruhî-i Mazenderanî

Mazenderan

Ruz Bahan-i İsfehanî

İsfehan

Said Hamedanî

Hamedan

Saib Tebrizî

Tebriz

Salih

Belucistan 11


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Salih Tebrizî

Kuzey Azerbaycan

Serveri Yezdî

Yezd

Settari Tebrizî

Tebriz

Seyanî Hamedanî

Hamedan

Seyyid Eşref Muîd

Belucistan

Subhi Borucerdi

Borucerd

Seyyidî Bovanatî

Bovanat

Şahap Sebzvarî

Sebzevar

Şekip İsfehanî

İsfehan

Şerirî Hamedanî

Hamedan

Şevket-i İstehanî

İsteban

Şitabî Gonabâdî

Gonabâd

Şuhugunî Gölpayagânî

Gölpayagan

Şuhuhudi Yezdî

Yezd

Şuki Savaci

Savah

Tahir Mazenderanî

Mazenderan

Tahzim-i Kumî

Kum

Taki Hamedanî

Hamedan

Taki Kaşî

Kaşan

Taki Nişaburî

Nişabur

Tebhi Kandu Sulkânî

Tahran

Terzî

Belucistan

Teselli İsfehanî

İsfehan

Teselli Loristanî

Loristan

Turabî Meşhedî

Meşhed

Unsi Camî

Cam

Vefai Heravî

Herat 12


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Vakar- İsfehanî

İsfehan

Valih Heravî

Herat

Varasi Sebzevarî

Sebzevar

Varasta Çiminirazi

Rey

Yunus Abharî

Abhar Liste II

3. ŞAH CİHAN (1628-1666)

Şairin Adı

İran’da Yaşadığı Bölge

Abbas-i İsfehanî

İsfehan

Abdul Ali Mehvi Erdebilî

Erdebil

Ahmet İsfehanî

İsfehan

Burhan Abarguî

Abargu

Daniş Mir Razî

Meşhed

Davut Türkistanî

Türkistan

Ebu Asafî

Belucistan

Ebu Sait

Belucistan

Edaî Yezdî

Yezd

Edhami Türkmen

Kürdistan

Eşedi Hamedanî

Tebriz

Girâmî Şamlu Hakkak Şirazî

Şiraz

Hani Frahani

Belucistan

Hasan Beg Rafi Meşhedî

Horasan

Hasan Ali Yezdî

Yezd 13


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hasan Meşhedî

Meşhed

Haydar Beg Hamedanî

Hamedan

Hükm-ü Şirazî

Şiraz

Hüseyin Meşhedî

Meşhed

Hüseyin Vahdet

Kuhbandar

İbrahim Urduabâdî

Urduabâd

İmâni Kirmanî

Kirman

İşi Erdebilî

Erdebil

İşreti Furuşanî

İsfehan

Kâsım Meşhedî

Meşhed

Kâsım Tebrizî

Tebriz

Kayser Şirazî

Şiraz

Kelîm Hamedanî Kutsi Meşhedî

Meşhed

Mahfi Reştî

Reşt

Mest Ali İsfehanî

İsfehan

Mesut İsfehanî

İsfehan

Meşhur Tebrizî

Tebriz

Mir Yahya Kaşî

Kaşan

Mirza Mahmut Bazil

Horasan

Muhammed Farsi

Deh Ali

Muhammed Munem

-

Monim Çekinî

Çekini

Mukîm Fevzî

Nişabur

Muzaffer Tebrizî

Tebriz

Mümtaz Şirazî

Şiraz

Münşi Halkanaî

Halhal 14


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Münsif Tehranî

Tehran

Nasib Razi

Rey

Nasır Şirazî

Şiraz

Nazım Yezdî

Firuzabâd

Nispet Neyrizî

Neyrîz

Ozleti Şuşteri

Şuşter

Rakim Sadettin

Horasan

Rıdvan-ı İsfehan

İsfehan

Ümmi Şirazî

Şiraz

Ürfeti Horasanî

-

Safî Kazerunî

Kazerun

Sakit-i Tebrizî

Tebriz

Selik Kazvinî

Kazvin

Selik Yezdî

Yezd

Sani Takıllu

Belucistan

Sermet Kaşanî

Kaşan

Seyanî Hamedanî

Tebriz

Seyyid-i Tehranî

Tehran

Subhi Borujerdi

Borujerd

Şekip İsfehanî

İsfehan

Şeref Tebrizî

Tebriz

Şerif Taleganî

Talegan

Şevketi İstehanî

İstebhan

Şirazî

Belucistan

Taki Hamedanî

Hamedan

Tecelli Şirazi

Şiraz

Teselli Luristanî

Luristan 15


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Tip Tefrişî

Tefriş

Vahid-i Şirazî

Şiraz

Ziyai Tebrizi

Tebriz

Liste III16

1.ŞERİF-İ ÂMÜLÎ Hazar Denizi’nin güney kısmında bulunan Âmül kasabasında doğmuştur. Gerçek ismi Muhammed olan Şerif-i Âmulî müstear isim olarak Talib’i kullanmıştır. Kendisi Cihangir döneminin en gözde şairlerinden olup, Nuktevî tarikâtına bağlıdır. Sufîlik yolundaki çalışmalarını tarikat arkadaşlarıyla Hindistan’ın çeşitli bölgelerine yolculuklar yaparak sürdürmüştür. 2.HAYATÎ-İ GEYLANÎ Kemaleddin Hayâtî-i Geylânî, Reşt’te dünyaya gelmiş Kaşan’da yaşamış ve Ekber döneminde Hindistan’a göç etmiştir. Cihangir’in kendisine diğer şairlerden daha fazla değer verdiği tahmin edilmektedir. Agra’da hayatını kaybetmiştir. Şiirlerinin akıcı olduğu düşünülmektedir Âyîn-i Ekberî, Tabakât-i Ekberî, Maasir-i Rahimî gibi dönemin ünlü eserlerinde ondan övgüyle bahsedilmiştir. 3.SAMERÎ-İ TEBRİZÎ Şair ve tacir olan Mevlâna Haydarî Tebrizî’nin oğludur. Mevlâna Haydarî, Ekber Şah döneminde Hindistan’a göç etmiş, ancak bir müddet sonra İran’a geri dönmüş ve orada vefat etmiştir. Babasının ölümünden sonra Samerî Tebrizî ticaret alanında ilerlemek için Hindistan’a göç ederek Abdurrahim Han-ı Hanân’ın nezdinde görevlendirilmiştir. Bir süre sonra Şah Nevaz’ın idaresinde bulunurken Dekken Savaşları’nda yaşamını yitirmiştir. 4.SALİH-İ TEBRİZÎ O silah ticareti alanında nam salmış İran’ın asil ailelerinden olan, Gazanfer Tebrizî’nin oğludur. Osmanlı Tebriz’i kuşattığında Gazanfer Tebrizî Geylan’a kaçmış ve Geylan Valisi olan Han Ahmet Karkiya’nın edebiyat grubuna katılmıştır.Salih Tebrizî ise babasının ölümünden sonra silah ticareti işini devralarak Hindistan’a göç edip babası gibi edebiyatçıların arasına katılır ve Abdurrahim Han-ı Hanân’ın edebiyat grubunda yer alır. 17

16

Abdolghasem Dadvar, Iranian in Mughal Politics and Society 1605-1658, Gyan Publishing House, New Delhi, India, 1999, s. 211-232. 17 Abdul Bakî Nihavandî, Ma’asır-i Rahimî Vol III ed. By Şemsu’l Ulama, Hidayat Husain, Calcutta, India,1925,s. 55

16


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

5.LÜTFÎ-İ TEBRİZÎ Tebrizî, Azerbaycanlı meşhur şair olan Mevlâna Örfi-i Kamgâr’ın oğludur. Kendisi Cihangir döneminde Hindistan’a göç etmiştir. Dönemin ünlü eseri olan Maasır-i Rahimî’nin yazarı Nihavendî ondan övgüyle bahsetmiştir. Tebrizî, Gucerat’da vefat etmiştir. 6.MÜRŞİD-i BURUCERDÎ Mürşit Burucerdî Loristan eyâletinin Burujerd şehrinde dünyaya gelmiştir. Bir süre sonra doğduğu toprakları terk edip Hamedan’da yaşamaya başlamıştır. O kaside ve gazelleri ile tanınmıştır. Daha sonra Şiraz’a gelip oradaki edebi çalışma grubuna katılmış, son olarak da İran’ı terk edip Sind Bölgesi’ne yerleşmiştir. Mürşid, büyük bir şair ve nesir yazarıdır. Aynı zamanda kendisinden günümüze kalan inşaları ve divanı da mevcuttur. 18 7.CAFER-İ KAZVİNÎ Şah Tahmasp devrinde Kaşan veziri Mirza Kıvamuddin Cafer Beg Mirza Bediu’zzaman Kazvinî’nin oğlu olan Kazvinî, yirmi iki yaşında Ekber Şah döneminde İran’ı terk edip Hindistan’a göç etmiştir. 19 8.ÂSAD BEG-İ KAZVİNÎ Asad Beg Hace Muhammed Murad Kazvinî’nin oğludur ve ünlü bir şairdir. Hindistan’a gittikten sonra Ekber ve Cihangir Şah hizmetinde çalışmıştır. Bijapur ve Dekken’e büyük elçi olarak gönderilmiştir.

9.ŞEKİBÎ-İ İSFEHANİ İsfehanlı Hace Abdullah Zahiruddin İmamî’nin oğlu olan Muhammed Rıza Şekibî İsfehanî, daha çok Şekibî adıyla tanınmıştır. Şekibî, bir süre Meşhed ve Şiraz’da bulunmuş daha sonra otuz dört yaşında iken 1588’de Hindistan’a gitmiştir. Onun Hindistan’ gidiş zamanı Ekber’in iktidardaki son dönemlerine denk gelmektedir. Şekibî, Abdurrahim Han-ı Hanân’ın edebiyat grubuna katılmış, Han-ı Hanân’a ithaf ettiği tek şiirlik eseri olan SâkîNâmesi ile Han-ı Hanân’ın beğenisini kazandığı için on sekiz bin gümüş sikke ile ödüllendirilmiştir. Câmî, onun yaşamı hakkında Nefahatü’l-Uns adlı meşhur eserinde bahsetmiştir. 20 10.İNAYET-İ İSFEHANÎ (MÎR ABDULVAHHAB MAMURÎ) İnayet ismini daha çok kullanan İsfehanî, erkek kardeşi Abdurrezâk ile Hindistan’a göç etmiştir. Cihangir’in sarayında görev almış, gazel ve kasideler yazmıştır. Ayrıca Ferhad

18

M. G. Axad Bilgrami, 1913, s. 41 Abdul Hai, Ahmad Ali, , İqbalnâme-i Jahangirî, Naval Kishore Press, Calcutta, India, 1865, s. 67. 20 Muhammad Qasim Hindu Shah Astarabadi Tarikh-i-Farishta, Naval Kishor edition, Lucknow, 1933, Vol I. s. 78 19

17


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ile Şirin’i mesnevî tarzında kaleme almıştır. Bir süre sonra Gucerat’a tayin olan İnayet İsfehanî orada yaşamını yitirmiştir. 11.MUNHİ-İ ZAVAREHÎ Zavarehî de Ekber’in son dönemlerinde İsfehan’a yakın Zavareh bölgesinden Hindistan’a göç eden şairlerdendir. Cihangir’in hizmetinde bulunmuştur. Oldukça yüklü, birikmiş paraya sahip olan Zavarehî bir gece evinde ölü bulunmuştur. 12.RUHU’L-EMİN-İ ŞEHRİSTANÎ Mir Muhammed Emin daha çok Ruhu’l-Emin adıyla tanınmıştır. İsfehan’ın önde gelen ailelerinde olup, kökeni seyyidlere dayanmaktadır. Kendisi Şah Abbas yönetiminde iken yüksek makamlarda görevlendirilmiştir. Şehristanî, daha iyi imkanlar elde etmek için 1604 ‘te Hindistan’a gelmiştir. Dekkan’da Muhammed Kuli Kurub Şahi hizmetinde bulunmuş olan Şehristanî hakkında Cihangir hatıralarında detaylı olarak bahsetmiştir. 21 13.CAMİÎ-İ İSFEHANÎ Mir Abdurrezak Bahşi’nin damadı olan İsfehanî, Cihangir döneminde hem yönetici hem şair olarak görevlendirilmiştir. 14.HAŞİM HAN-I CÜVEYNÎ Mir Murad Cüveynî’nin oğlu olan Haşim Han babası ve kardeşi Kâsım Han’a ait olan şirketlerinin ticari ağını geliştirme niyetiyle Ekber döneminde Hindistan’a gelmiştir. Keşmir’de yaşamış ve Keşmir’de vefat etmiştir.

15.KÂSIM HAN-I CÜVEYNÎ Kâsım Cüveynî, Mir Murad Cüveynî’nin oğludur. Hindistan’a geldikten sonra uzun süre Dekkan bölgesinde yaşayan daha çok Cüveynî Dekkanî olarak bilinmektedir. Ekber, onu silah öğreticisi olarak sarayda görevlendirmiştir. 22

16.VECİHİ-İ HEREVÎ Heravi, Mevlâna Haydar Hisalî Heratî’nin oğludur. 1593’te Hindistan’a gelmiştir. Kısa bir süre Abdurrahîm Han-ı Hanân’ın hizmetinde bulunmuş, sonra Zain Han Kuka’nın oğlu olan Zafer Han’ın yanında görevlendirilmiştir. Kendisinin Zafer Han’ı öven mesnevisi mevcuttur. 23 21

Haig Wolseley, K.C.I.E, C.S.I, C.M.G, C.B.E, B.A, History of India Vol III Cambridge, England,1928, Vol III s. 706. 22

H.Blochmann, Ayîn-i Akbarî Vol.I Aadiesh Book. New Delhi, 1871, s.64-65. Abdul Bakî Nihavandî, Ma’asır-i Rahimî Vol III Şemsu’l-Ulama, Hidayat Husain, Calcutta, India, 1925, s. 1289-129. 23

18


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

17.RAKİM SAADEDDİN-İ MEŞHEDÎ Mirza Sadeddin Muhammed, Meşhed’de dünyaya gelmiştir. Babası Hace Giyas, Hindistan’a ticaret yapan önemli tacirlerdendir. Sadeddin, Şah Cihan döneminde babası ile birlikte Hindsitan’a gelmiştir. Etkileyici çok sayıda şiiri ve bir kasidesi mevcuttur. Bir süre sonra Saadeddin, Süleyman Şah döneminde İsfehan’a geri dönmüş, Herat Valisi olarak tayin edilmiş be yaşamının geri kalan kısmını orada geçirmiştir. 24 18.HASAN BEG RAFÎ-İ MEŞHEDÎ Kazvinli olan Hasan Beg Rafî Meşhedî uzun yıllar Meşhed’de yaşadığı için Meşhedî lakabıyla anılmıştır. Rafî 1646 ‘da Belh valisi Nazar Muhammed’in oğlu ile birlikte Şah Cihan’ın daveti üzerine Hindistan’a gitmiştir. Şah Cihan, her ikisinin de edebiyattaki başarısından haberdardır. Evrengzib zamanında ise Hasan Beg Rafî, Keşmir divanında görevlendirilmiştir daha sonraki yıllarda ise emekli olana kadar Delhi’de yaşamıştır. Rafi’nin divanı; gazel, rubai ve birkaç tane de Şah Cihan ve Darâ Şükûh’u öven kasidelerinden oluşmaktadır.25 19.MİRZA MAHMUD BAZİL-İ MEŞHEDÎ Meşhedli olan Mirza Mahmud Bazil, Şah Cihan döneminde erkek kardeşi ile birlikte Hindistan’a göç etmiş ve kısa sürede Moğol sarayında yüksek görevlere getirilmiştir. Mahmud Bazil’den geriye kalanlar; Münşaât-ı Bazil isimli mektup kolleksiyonu, Hamle-i Haydâri isimli şiir ve dört bin beyittir. 26 29.İBRAHİM HÜSEYİN BAHŞÎ Hace Hüseyin Bahşî Akidet Han ismiyle de bilinmektedir. O da diğer şairler gibi daha iyi imkanlar için İran’ı terk edip Hindistan’a göç edenlerdendir. Uzunca yıl Dekken’de bulunmuştur. Çevresinde yapı olarak sivri dilli ancak içinde kötülük barındırmayan kişiliği ile tanınmıştır. 27 21.GİRAMÎ-İ ŞAMLU Hasan Beg Giramî daha çok Giramî mahlasıyla nam salan Şamlu Türklerindendir. O da diğerleri gibi kendisine Şah Cihan tarafından sunulan imkanlar için Hindistan’a gitmiştir. Bengâl Denizini’in miri ve Gucerat Bahşı ünvanları ile görevlendirilmiştir. Girâmî’den günümüze Şah Cihan’ı ve Darâ Şükûh’u öven birkaç kaside ve kıta kalmıştır. Ayrıca kendisine ait dönemin önemli olaylarını not eden kronolojik kayıt çalışmaları da mevcuttur. 24

M.G.A Azad Bilagrami, 1913, s. 119 Ghulam Yazdani, Amal-i Salih, Muhammad Salih Kambo Vol.III,Bapdist Mission Press, Asiatic Society,Calcutta, India,1923, s.425. 25

26 27

M.G. Azad Bilgrami 1913 s. 141 M.Thackston Wheeler Jahangirnâme, Oxford Press, England, 1980, 229-278.

19


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

22.ÖRFÎ-İ ŞİRAZÎ Örfî, 1556’te Şîraz’da doğmuştur. Asıl adı Cemâleddin Muhammed’dir. Şîraz’da idarî ve hukukî görevler üstlenen babası Zeynelâbidîn Ali Belevî’nin mesleğine nisbetle “Örfî” mahlasını kullanmıştır. Şîraz’da öğrenim gören Örfî hat ve mûsikide maharet kazanmış, küçük yaşından itibaren şiire olan meyli onu şiir meclislerine sevketmiştir. Tarhî-i Şîrâzî, Kadrî-i Şîrâzî ve Molla Gayretî gibi şair ve ediplerin meclislerine katılarak şiir yeteneğini geliştirmiştir. Bu meclislerde okunan Bâbâ Figānî’nin gazellerinden etkilenmiş ve başlangıçta gazele yönelmiştir. Bâbür sarayında edebî çevrelerin sahip olduğu itibarın da etkisiyle 1581’de önce Ahmednagar’a, ardından Gürkanlılar’ın merkezi Fetihpûr Sikri’ye gitmiş, Ekber Şah sarayının önde gelen şairlerinden Feyzî-i Hindî ile karşılaşmıştır. Feyzî, kendisini sarayın melikü’ş-şuarâsı Mesîhuddin Ebü’l-Feth Gîlânî’yle tanıştırmıştır. Onun aracılığıyla sanatsever kumandan Abdürrahîm Hân-ı Hânân’ın hizmetine girmiştir. Bu yolla Ekber Şah’a ve Şehzade Selim’e yakınlık sağlamıştır. Ekber Şah’ın Keşmir seferi münasebetiyle yazdığı Ķaśîde-i Keşmîriyye’yi kendisine sunmuş ve hayatının sonuna kadar sarayda kalmıştır. 1591’de Lahor’da dizanteri hastalığından hayatını kaybeden Örfî, önce orada defnedilmiş ancak naaşı otuz yıl sonra Necef’e nakledilmiştir. Daha sonraki tezkire yazarları onun zehirletilerek öldürüldüğünü kaydeder. Örfî, ölümünden önce şiirlerini düzenletmesi için Abdürrahîm Hân-ı Hânân’a göndermiş, o da bunları şair Muhammed Kāsım İsfahânî’ye vererek tertibini sağlamıştır. Bu düzenleme sonucunda gazel, kaside, kıta, rubâî ve mesnevilerinden oluşan on dört bin beyitlik bir divan ortaya çıkmıştır. Kasidelerinde onun tıp, mantık ve felsefe ilmine de âşina olduğu görülür. Maasır-ı Raĥîmî müellifi Abdülbâkī Nihâvendî 1619’dan sonra bu divana bir önsöz yazmıştır. Sebk-i Hindî’nin ilk temsilcileri arasında yer alan, kendisini son derece beğenen ve Enverî, Hâkānî, Nizâmî ve Sa‘dî gibi önemli şairleri bile hafife alan Örfî, Sa‘dî-i Şîrâzî’nin Dîvân’ını istinsah etmiş ve onun şiirlerinden etkilenmiştir. Ayrıca tasavvufla ilgili manzum ve mensur bir çalışma olan Risâle-i Nefsiyye’yi de kaleme almıştır. Bütün şiirlerini ve Risâle-i Nefsiyye’sini bir araya getiren Külliyyât’ı 1880’de Kanpûr’da basılmış, Divanı ise ayrı olarak yayımlanmıştır. XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk şairlerince tanınmaya başlanan Örfî, Türk edebiyatında etkili olmuş, birçok şair ondan övgüyle söz etmiştir. Bunların arasında Nef‘î, Râmî, Cevrî İbrâhim Çelebi, Nâbî, Nedîm, Münif, Erzurumlu Zihni, Şeyh Galib, Nigârî, Leskofçalı Galib ve Ziyâ Paşa gibi şairler vardır. Erzurumlu İbrâhim Hakkı, Mec’mûatü’l-insâniyye fî ma’rifeti’l-vaĥdâniyye adlı eserinin ikinci bölümünde Örfî’nin şiirlerine yer vermiş, Ziyâ Paşa, Harâbât’ın kasideler bölümüne Örfî’nin bir kasidesini koymuştur. Urfalı Ömer Nüzhet’in Şerh-i Dîvân-ı Örfî, Ahmed Sabîh’in Şerh-i Dîvân-ı Örfî, Adnî’nin Şerh-i Kasîde-i Örfî adlı eserinin yanında Murtaza Trabzonî, Rodosîzâde Mehmed Emin Efendi ve Neşâtî de Örfî’nin bazı şiirlerine şerh yazmıştır Nâbî, Farsça Dîvânçe-i Ġazeliyyât’ında Örfî’nin bir gazelini, son dönem şairlerinden Selahattin de bazı şiirlerini tahmîs etmiştir.28 28

Rıza Kurtuluş, Örfî-İ Şîrâzî ,İsam, cilt: 34; s. 97

20


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Sonuç İranlıların Hindistan’a olan göçleri daha önceki yüzyıllarda da yaşanmıştır. Özellikle İslâm’ın İran topraklarına ulaşmasından sonra Zerdüştler dinlerinin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmışlar ve dinlerini rahatça yaşatabilecekleri düşüncesinden hareketle akın akın Hindistan’a göç etmişlerdir. Onların Hindistan’a yaptıkları göçlerinin tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 29Ancak Hindistan’a olan göçler daha sonraki devirlerde özellikle altıncı yüzyıldan on sekizinci yüzyılın başlarına kadar farklı sebeplerle kesintisiz olarak devam etmiştir. Günümüzde Hindistan’daki göçmenler asırlar geçmesine rağmen orada hâlâ "İranlılar" olarak anılmaktadır. Aslında İranlı göçmen erkekler daha çok yerli kadınlarla evlenmiştir. Bu durumda onların torunlarının etnik açıdan İranlı olarak tanınmamaları ne kadar uygundur tartışılır. Bununla birlikte bölgedeki Fars nüfusunun artışı sadece Moğol tarihi boyunca saraya göç edenlerle sınırlı kalmamıştır. İran'dan sürekli olarak farklı sebeplerle göçler yaşanmaya devam etmiştir. Ekber Şah’ın ve diğer padişahların İran’ın asillerini ve entelektüellerini saraya davet etmeleri İranlı nüfusunun artmasına sebep olduğu gibi Hindistan’da yeni fethedilen toprakların yönetiminde yeterli sayıda yöneticiye sahip olamamaktan ötürü Humayûn’un iktidarda gücüne güç katmak için eksikliği İranlı uzman bürokratlar tarafından gidermeye çalışması da İranlı nüfusunu artmasında önemli bir sebep gösterilmektedir. Nitekim İranlıların idarî makamlardaki başarıları, Şah Cihan ve Evrengzib’in de aynı tutumu sürdürmelerini sürekli kılmış ve İranlılar yüksek görevlerde çalışmaya devam etmişlerdir. Göçler, daha çok İran’ın doğusunda İsfehan, Herat, Cüveynî, Kirman, Horasan, Lor, Meşhed, Kandahar, Kuhistan, Sebzevar, Sistan, Türbet, Yezd; merkez ve kuzeyinde Âmul, Gîlan, Kaşan, Kazvin, Sava, Tahran; batısında Şirvan, Tebriz; güneyde ise Şiraz, Şuşter gibi farklı pek çok şehirde yaşanmıştır.30Göçler her toplumu kültürel, siyasi, dinî ve sosyolojik açıdan derinden etkilemektedir. Göç edilen bölgede süre gelen iletişimin etkileri ve yaşanılan değişimler sonraki yüzyıllarda daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca göçler, toplumların kültürel açıdan zenginleşmesine katkı sağlamaktadırlar. Hindistan’da ya da İran’da daha önceleri var olmayan edebî akımlar göçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yani Sebk-i Hindî tarzı için İranlı göçmenlerin Hindistan’ da benimsedikleri felsefe ve düşüncelerinin şiirde buluşması ile doğduğunu söylemek mümkündür.

http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/orfi-i-sirazi/,Erişim:14/04/2017 29

Dosabhoy Framjee, The Parsees: Their History, Manners, Customs and Religion, New Delhi, Asian Educational Services, Rpt, 2003, pp.7-8. 30 M., Ali Athar, The Mughal Nobility Under Aurangzeb, Oxford University Press, 2001,s. 19

21


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Seçilmiş Kaynakça

ABDURRAHMAN, Syed Shahabuddin,1957,Glimpses of Indo-Persian Literature, PreMughal Period, in Indo-Iranica 10/2 ALAM, Ishrat, Technological Exchange between India and Iran in Ancient and Medieval Time ARORA, U.P, 2002, India, Greece and Iran, The Growth of Civilization in India and Iran, Irfan Habib, New Delhi, India ASTARABADİ, Muhammad Qasim Hindu Shah, 1933, Tarikh-i-Farishta, Naval Kishor edition, Lucknow, Vol I ATHAR M. Ali, 2001, The Mughal Nobility Under Aurangzeb, Oxford University Press BARZEGAR, Karim Najafi, 1998, Mughal -Iranian Relatıons: C. Sıxteenth Century Thesis Submitted To The Jawaharlal Nehru University Doctor Of Philosophy, Centre For Historical Studıes School of Social Science Jawaharlal Nehru University, Supervisor: Prof. Dr. Muzaffar Alam, New Delhi, India BARZEGAR Karim Najafi, 2005, Intellectual movements during Timuri and Safavid period, (1500-1700 A.D) Delhi, Indian Bibliographies Bureau, India BLOCHMANN, H, 1871, Ayîn-i Akbarî Vol.I Aadiesh Book. New Delhi, India CÖHÇE Salim, Büyük Ortadoğu Projesi Bağlamında Hindistan ile Ortadoğu Arasındaki Tarihi Bağlar ve Güncel İlişkiler,http://ataum.gazi.edu.tr/posts/view/title/buyuk-ortadoguprojesi-baglaminda-hindistan-ile-ortadogu-arasindaki-tarihi-baglar-ve-guncel-iliskiler-49236, Erişim:15/05/2017 ÇAĞLAYAN, Savaş,2006, Göç Kuramları, Göç ve Göçmen İlişkisi, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İlke) Güz Sayı 17. Muğla http://www.mugla.edu.tr/data/06020000/resim/file/17 4%20sava%C3%85_%20%C3%83%C2%A7a%C3%84_layan.pdf, Erişim:12/04/2017, DADVAR Abolghasem, 2000, “Iranians in Mughal Politics and Society (1606-1658)”, New Delhi: Gyan Publishing House, India FRAMJEE Dosabhoy, 2003, The Parsees Their History, Manners, Customs and Religion, New Delhi, Asian Educational Services, India HAİ, Abdul, Ahmad Ali, 1865, İqbalnâme-i Jahangirî, Naval Kishore Press, Calcutta, India., HAİDER Mansure, 2004, Indo-Central Asian Relations: From Early Times to Medieval Period, New Delhi: Manohar Publishers & Distributors, India

22


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

HANEDA, Masashi, 1997, Emigration of Iranian Elites to India during the 16-18th Centuries L’héritage Timouride: Iran – Asie Centrale – Inde, XVe-XVIIIe Siècles” 3/4 |https://asiecentrale.revues.org/480 Indian Bibliographies Bureau Delhi, 2005, India IQTİDAR Alâm Khan, 1968, The Nobility under Akbar and the Development of His Religious policy, 1560-1580 AB, Journal of the Roval Asiatic Society, İndia JAFFAR, S.M, 1936The Mughal Empire from Babar to Aurangzeb: A.L. Srivastava; Medieval Indian Culture Sherwani; Cultural Trends in Medieval Peşawer, India KHALİQ Ahmad Nizami, 1974, Religion and Politics in India During the Thirteenth Cetury, Delhi KURTULUŞ, Rıza, 1988, Örfî-i Şîrâzî İslam Ansiklopedisi, İstanbul, http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/orfi-i-sirazi/,Erişim:14/04/2017 MALONİ, Ruby, 2002, Indo-Iran Trade Relations (Article produced in the deparment of History University of Mumbai,) Indo-Iran Relation, culture House, N. New Delhi, India MUHAMMAD QASİM HİNDU SHAH ASTARABADİ,1933, Tarikh-i-Farishta, Naval Kishor edition, Lucknow, Vol I. MUKHİA, Harbans, 1976, Historians and Historiography During the reign of Akbar, Vikas Publishing House, New Delhi, India NASİRÎ, Muhammad Reza Muhammad Qasim Astarabadî, Ferişte az Agaz Ta Babür, Encümen-i Asar-ı Mefahir-i Farhangi, Merkez-i Tahkikât-i Rayane-i Kaimiyye-i İsfehan Vol.I. Lucknow, India NİHAVANDÎ, Abdul Bakî, 1925, Ma’asır-i Rahimî Vol III Şemsu’l Ulama, Hidayat Husain, Calcutta, India NİZAMİ, Khaliq Ahmad, 1974, Religion and Politics in India During the Thirteenth Cetury, Delhi, İdare-i Edebiyat-ı Delhi, India RAZİ A. A, Vol.III, 1939, Calcutta Press,India SAFA Zebiullah, 1369, Tarih-i Edebiyat-ı Az Agaz Sede-i Nohom ta Meyane-i Sede-i Devazdehom Hicri, c.5-1 Tehran, İran SHABBİR Ahmad, 2010, Cultural contacts between India and central Asia: A study of Central Asian impact on Indian life based on Persian sources From Babur to Akbar (AD 1526 -1605) P.H.D.Thesis Supervisor Prof. Akhtar Mahdi Jawaharlal Nehru University WHEELER M. Thackston, 1980, Cihangirnâme, Oxford Press,England WOLSELEY, Haig, K.C.I.E, C.S.I, C.M.G, C.B.E, B.A, 1928, History of India Vol III Cambridge, England 23


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

YAZDANİ, Ghulam, 1923, Amal-i Salih, Muhammad Salih Kambo Vol.III,Bapdist Mission Press, Asiatic Society,Calcutta, India

24


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

İrevan Hanlığı’nın Nüfusu (Seyyahların Bilgisi, Sosyal, Dini, Nüfus Yapısı, Uğraş Alanları, İrevan Hanlarının Nüfus Politikası, Ermenilerin Hanlığa Göç Ettirilmesi) İrade Memmedova* Öz Azerbaycan’ın kadim topraklarından olan İrevan Hanlığı’nın nüfusunun incelenmesi, günümüzün siyasi ve sosyal jeo-politiği açısından önem taşımaktadır. Günümüzdeki Ermenistan Cumhuriyeti, kadim İrevan hanlığının toprakları üzerinde ikame etmekte olup, bu toprakların kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Ancak, başta seyahatnameler olmak üzere kaynaklar ve arşiv belgeleri, bu iddiaların asılsız olduğunu kanıtlamaktadır. İrevan Hanlığı’nı ziyaret etmiş olan seyyahlar, Azerbaycan Türklerinin bu bölgenin nüfusunun çoğunluğunu oluşturduğunu belirtmişlerdir. İlgili çalışmada, İrevan Hanlığı’nın siyasi, sosyal, dini ve nüfus yapısı dönemin kaynaklarına dayanılarak incelenmeye çalışılmıştır. İrevan Hanlarının nüfus politikaları, diğer hanlıkların politikaları ile mukayeseli incelenerek,son derece başarılı nüfus politikası takip edildiği tespit edilmiştir. Bu başarılı politikalar sayesinde, hanlık hakimiyeti altındaki bölgelere, daha çok nüfusun gelerek yerleştiği görülmektedir. Aynı zamanda Rus Çarlığının sömürge siyasetinin bir sonucu olarak,1828 yılında Türkmençay ve 1829 yılında Edirne Antlaşmalarının müeyyideleri gereğince Kaçar Hanedanı yönetimindeki İran ve Osmanlı Devleti topraklarından İrevan Hanlığı’nın topraklarına Ermenileri toplu şekilde göç etmeye teşvik etmiş oldukları görülmektedir. Aynı zamanda, bu çalışmada Ermenilerin bölgede çoğunluk olabilmeleri için İrevan Hanlığı Türk ve Müslüman ahalisinin, baskı ve tehditle,komşu devletlere göç etmeye zorlanması da belgelerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İrevan Hanlığı, Nüfus sayısı, Etnik içeriği, Göç ettirme, Nüfus politikası

*

Doç. Dr., Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Bakıhanov Tarih Enstitüsü, irade.mammadli@gmail.com

25


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

The population of the Iravan Khanate (Information provided by travelers, social, ethnic, religious composition and population size, employment fields, population policy of khans, resettlement of Armenians) İrade Memmedova* Abstract The study of the population of the Iravan khanate, located on the primordial Azerbaijani lands is important in terms of the political and social geopolitics of our date. The present day Armenia Republic is located in the territory of former Iravan Khanate and Armenians, who claimed that this land belonged to them, are claiming it today as well. However, information from sources, in particular, travelogues and archival documents prove these claims unfounded. Travelers who were visited the Iravan khanate had noted that the majority of the population in the region consisted of Azerbaijani Turks. In the article, political and social as well as ethnic and religious composition of the Iravan khanate is analyzed based on various sources. In addition, the population policies of the Iravan khans is investigated in the article. It is emphasized in the article that Khans of Iravan pursued very successful population policy compared to the Khans of other Khanates, therefore, were able to attract more and more people to the khanate. At the same time, here is given the mass resettlement of Armenians from the Qajar Iran and the Ottoman Empire to the area of the Iravan khanate under the terms of the Turkmenchay Treaty in 1828 and the Edirne Treaty in 1829. The article also handles the oppression of the Turkic-Muslim population of the Iravan Khanate under the colonial policy of the Russian Empire and their forced migration to neighboring states, based on documents.

Keywords: The Iravan khanate, Population size, Ethnic composition, Resettlement, Population policy.

*

Doç. Dr., Azerbaıjan Natıonal Academy of Sciences, irade.mammadli@gmail.com

26


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Günümüzde eski İrevan Hanlığı’nın1 topraklarında Ermenistan Devleti bulunmaktadır ve Ermeniler bu toprakların kadim dönemlerden itibaren kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Sovyetler Birliği döneminde, gerçek nüfusu araştırılmamış ve tespit edilmemiş olan Azerbaycan hanlıklarından biri de kadim İrevan Hanlığı olmuştur. Sovyetler Birliği kurulduktan sonra üst düzey makamlarda görevlendirilmiş olan Ermeniler bu durumu lehlerine kullanarak, Azerbaycan’ın kadim topraklarından olan İrevan Hanlığı’nın, Azerbaycan Türklerine ait olmadığını canla başla kanıtlamaya gayret göstermişlerdir. Ermeni bilim adamları2 tarih ilmini akademik seviyede sahteleştirmişlerdir. Mesela, Ermeni tarihçisi Akademik S. P. Ağayan büyük Azerbaycan alimi A. A. Bakıhanov’a hasrettiği eserinde 18. Asır Kuzey Azerbaycan Hanlıklarının haritasını vermiştir. Fakat Ermeni araştırıcı aynı haritaya sahtekârlık yaparak İrevan Hanlığı’nı haritaya almamıştır. Ağayan, eserinde haritanın altına verdiği bilgide şöyle yazar ki, verdiği haritayı güya P. İ. Kovalevski’nin “Kafkasya’nın Rusya tarafından işgali” adlı eserinden olduğu gibi almıştır3. Bununla da sahtekâr olduğunu belgelemektedir. Çünkü, P. İ. Kovalevski’nin

Güney Kafkasya’nın tarihinde önemli bir rol oynayan İrevan Hanlığı (1747 – 1828) 18. yüzyılın ortalarında Nadir Şah İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan Azerbaycan Devletlerinden, Hanlıklarından birisidir. Azerbaycan halkının binlerce yıl boyunca oluşturduğu zengin maddî ve manevî medeniyet tarihinin ayrılmaz bir parçası olan İrevan Hanlığı 19. Yüzyılın başlarında yabancı işgalcilere karşı kahramanca mücadele etmiştir.Günümüzde Ermenistan Cumhuriyeti’nin bulunduğu topraklar, yakın bir zamana kadar, 19. Yüzyılın başlarında Azerbaycan Devleti olan İrevan Hanlığı’nın toprakları idi. Bu toprakların en eski yerli ahalisi, söz sahibi Azerbaycan Türkleri idi. İrevan Hanlığı’nın toprakları, ayrı ayrı işgalci imparatorlukların hüküm sürdüğü devirler istisna edilirse, en eski zamanlardan başlayarak, özellikle Azerbaycan Devletleri’nin kontrolünde olmuştur. Bu topraklar, Azerbaycan – Türk boylarının birlikte ve en sık şekilde yaşadıkları bölgelerden biri olmuştur. İrevan Hanlığı’nı, Azerbaycan Devlet İdarecilik tarihinde önemli bir rol oynayan ve Kaçarlar şeklinde adlandırılan Türk sülalesinden olan hanlar yönetmiştir. Hanlığın topraklarında sayısız eski Oğuz – Türk mezarlığı, ve bu mezarlıklarda Azerbaycan halkına ait bol miktarda koç heykelleri, kabir taşları vardır. Bütün bunlar Azerbaycan halkının maddî medeniyet mühürleridir (Bkz: İrevan Hanlığı, Rusiya işgali ve Ermenilerin Şimali Azerbaycan Topraklarına Aktarılması, Çaşıoğlu, Bakü, 2009, s.17-19). 2 Абгар Иоаннисян, Россия и армянское освободительное движение в 80-х г. HVIII веке. Ереван, 1947; Vartan Qriqoryan, İrevan hanlığı HVIII esrin sonlarında (1780-1800), EA, İrevan, 1958 (Ermenice’den Azerbaycan Türkçesine çeviri S.Hasanov), Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nün İlmi Arşivi, Fon. 1, lis. 5, inv. 261; Присоединение Восточной Армении к России и его историческое значение (под ред. Г.М.Казарян). Наука, Ереван, 1978; Николай Тавакалян, “Переселение армян из Персии и Турции в Закавказье после присоединения Восточной Армении к России”. Историко-филологический журнал АН Арм. ССР. Ереван, 1978, № 3 (82), с.26-40 vb. 3 Цатур Агаян, А. Бакиханов. Издательсто АН Азерб. ССР, Баку, 1948, с. 9. 1

27


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

eserindeki haritada4 Azerbaycan Hanlıklarının hepsinin arazileri, yani İrevan Hanlığı’nın toprakları da gösterilmiştir. Diğer örnek olarak İrevan Hanlığı’nın nüfusunun yüz bin civarında (!) ve nüfusun çoğunluğunun Ermeniler olduğunu iddia eden V. Grigoryan5 gösterilebilir. Ama V. Grigoryan kendisi de farkında olmadan büyük çoğunluğu Azerbaycan Türklerinden oluşan İrevan’ı “18. yüzyılın sonunda Doğu Ermenistan’ın en büyük şehirlerinden biri”6 sayıyor. Bununla da kendi kendini yalanlamaktadır, fakat yine de tarihi bilgileri sahteleştirmektedir. Çünkü 18. yüzyılın sonunda Doğu Ermenistan denilen arazi yoktu ve burada İrevan Hanlığı bulunuyordu. Günümüzdeki Ermeni tarihçileri de benzer şekilde tarihi gerçekleri kaynağından saptırarak, sahte tarih yazımını sürdürmektedirler7. Fakat, başta seyahatnameler olmak üzere kaynaklara ve arşiv belgelerine bakıldığında bu iddiaların asılsız olduğu net bir şekilde görülebilmektedir. 19. asrın başlarında gerçekleşen Rus işgallerine kadar İrevan Hanlığı’nın ahalisinin mutlak çoğunluğu Azerbaycan Türkleri idi. Şunu da belirtmek gerekir ki, Ermeni Katolikosluğu merkezinin 1441 yılında İrevan (Çuhursed) bölgesine göçürülmesine kadar burada Ermenilere mahsus hiçbir köy veyahut toprak sahası olmamıştır. Hatta Ermeni Katolikosluğu’nun yerleştiği Üçkilise (Valarşabad) köyü bile daha 1443 yılından başlayarak, Ermeniler tarafından muhtelif vasıtalarla kısım kısım Azerbaycan Türklerinden alınmıştır.8 1.Seyahatnamelerde İrevan Hanlığı’nın nüfusu Azerbaycan’ı ziyaret etmiş olan seyyahların yazmış oldukları seyahatnamelerde, kadim Azerbaycan toprağının bir parçası olan İrevan Hanlığı’nın nüfusunun Azerbaycan Türklerinden müteşekkil olduğu görülmektedir. 1647 yılında İrevan’da bulunmuş olan Türk seyyah Evliya Çelebi

Павел Ковалевский, Завоевания Кавказа Россией. Исторический очерк, Типография М. И. Акинфиева, СанктПетербург 1911, с. 65, 113. 5 Vartan Qriqoryan, İrevan hanlığı ...s. 37. 6 Vartan Qriqoryan, İrevan hanlığı ...s. 39. Ayrıntılı olarak bkz; Zemfira Hacıyeva. İrevan hanlığının tarihşünaslığı. Çaşıoğlu, Bakı, 2012, s. 61-69. 7George Bournoutian, The khanate of Erevan under Qajar rule 1795-1828, Mazda Publishers in association with Bibliotheca Persica, Costa Mesa, California and New York, 1992; George Bournoutian, “The ethnic composition and the socioeconomic condition of Eastern Armenia in the first half of the nineteenth century”, Transcaucasia, Nationalism and Social change. The University of Michigan Press, 1996. Ermeni tarihçilerinin sahtekârlığı hakkında geniş bilgi için bkz; Zemfira Hacıyeva, İrevan hanlığının tarihşünaslığı, s. 73-92. 8 Simeon İrevanlı, Cambr. Mukaddes Üçmüedzin kilisesinin ve etraf manastırların hepsinin müfassal aynası ve hatıra kitabı, Vagarşapad, 1873,Geniş bilgi için bkz: İrevan Hanlığı, Rusiya işgali ve Ermenilerin Şimali Azerbaycan Topraklarına Aktarılması, Çaşıoğlu, Bakü, 2009, s. 82-89. 4

28


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

(25 Mart 1611, İstanbul – 1682)9, “Şehir dahilinde yaklaşık 2600 evin” olduğunu yazmaktadır10. Fransız gezgin Şarden11 1673 yılında İrevan’da bulunurken, İrevan kalesinde yaklaşık sekiz yüz evin olduğunu ve orada ancak asıl Safevilerin yaşadıklarını ifade etmektedir12. Ermeni tarihçisi Yervand Şahaziz “Kadim İrevan” adlı eserinde, 1673 yılında İrevan’da olmuş Fransız gezgini Şarden’in İrevan kalesinde yaşayan nüfus hakkında verdiği bilgileri teyit ederek: “Ermenilerin orada13 sadece dükkanları var, onlar gündüzleri alış veriş yapıyorlar, akşamları ise dükkanlarını kapatıp, evlerine gidiyorlar” demektedir14. 1700 yılı yazında İrevan’da bulunmuş olan Alman gezgin Gaspari Şillinger de, İrevan şehrinde gerek nüfuz açısından ve gerekse siyasi açıdan Azerbaycan Türklerinin tam olarak çoğunluk oluşturduklarını doğrulamaktadır: “İrevan şehrinin içinde15 sadece İranlılar16 şehrin nispeten büyük kasabasında17 ve çeşitli yerlerde kiliseye hizmet için Ermeni esnaf ve sanatkârlar yaşamakta olup, onlar da İranlılara18 vergi vermektedirler”19. Mami – Klerak’ın “İran Tarihi” adlı eserinde, hem Mami Klerak’ın, hem de misyoner Monye’nin İrevan nüfusuna dair verdiği bilgiler yer almaktadır. 18. yüzyılın başında İrevan’da bulunmuş olan misyoner Monye, ayrıca aynı yüzyılda İrevan’a yolculuk yapmış olan MamiKlerak’ın “Ermeniler İrevan şehri nüfusunun ¼’ni, Azerbaycanlılar ise büyük çoğunluğunu oluşturuyordu”20 ifadeleri, İrevan nüfusunun o tarihlerde büyük çoğunluğunun Azerbaycan Türklerinden oluştuğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca, 1701 yılı 25 Temmuz tarihli “Hafıza kayıtları”nda da İrevan şehrinde toplam 300 kişiden biraz fazla Ermeni yaşadığı ve onların da ticaret ile uğraştıkları belirtilmektedir”21. İohan Gildenştedt22, “1770-1773 yılları arasında Kafkas Boyunca seyahat” adlı eserinde Pembeyi Tatar23 Dairesi, nüfusunun Terekeme Tatarlarından24 ibaret olduğunu, aralarında Ermeniye 17. yüzyılın önde gelen seyyahlarındandır. Elli yılı aşkın süreyle Osmanlı Devleti topraklarını gezmiş ve gördüklerini “Seyahatnâme” adlı eserinde toplamıştır. 10Evliya Çelebi, Seyahatname (Azerbaycan tarihine aid seçmeler). Türk dilinden işleyeni ve şehrlerin müellifi tarih ilmleri doktoru, professor Seyidağa Onullahi, Azerbaycan Dövlet Neşriyyatı, Bakü, 1997, s. 54. 11 Fransız gezgin Jan Şarden (fr. Jean Chardin; 26 Kasım 1643, Paris - 26 Ocak 1713, Londra). 12 Jean Chardin, Voyages du Chevalier Chardin en Perse, et autres lieuh de l’Orient. vol. II. Amsterdam, 1735, Le Normont, İmprimeur-Libraire, Paris, 1811; Jan Şarden, Seyahetname (fransız dilinden tercüme eden V. Aslanov). ilm, Bakü, 1994, s. 21, 23. 13 İrevan şehrinde. 14 Yervand Şahaziz,1931, Kadim İrevan, s. 34; Serlan Hesenov, “Ermeni menbeleri qedim İrevanın tarihi haqqında”,YOM. Türk dünyası medeniyyet dergisi. Bakü, 2007, № 5, s. 5-6; bkz: İrevan Hanlığı, Rusiya işgali ve Ermenilerin Şimali Azerbaycan Topraklarına Aktarılması, Çaşıoğlu, Bakü, 2009s. 79. 15 Yani şehrin surları dahilinde. 16 Azerbaycan Türkleri. 17 Muhtemelen Üçkilise. 18 Azerbaycan Türkleri. 19 Frantz Caspar Schillinger, Persianische und Ost-Indianische Reise, welche Frantz Caspar Schillinger mit P. Wilhelm Weber und P. Wilhelm Mayr durch das Türckische Gebiet im Jahr 1699 angefangen und 1702 vollendet, Nürnberg, 1716, s. 118. 20Louis-André de La Mamie de Clairac, Histoire de Perse, depuis le commencement de ce Sincle. t. II, Chez CharlesAntoine Jombert, libraire, Paris MDCCL (1750), s. 153. 21Армяно-русские отношения в первой трети HVIII века. (Сб.документов), т.II, ч. I, Изд-во АН Арм. ССР, Иреван, 1964, док. № 85, с.213; Güntekin Necefli, HVIII esrde Azerbaycan torpaqlarında ermeni dövleti yaradılması cehdleri. Nurlan, Bakı, 2007, s. 31. 22 İohan Gildenşted (Johann Anton (Antonovich) Guldenstadt, Almanca Johann Anton Güldenstädt; 26 Nisan 1745, Riga - 23 Mart 1781, St. Petersburg.), Baltık Almanlarından Rusya hizmetinde bulunan doğabilimci ve seyyah. “17709

29


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

de rastlandığını, ama buraya dahil olan köylerin adını bilmediğini yazmaktadır. İohan Gildenştedt, eserinde, yanlış olarak İrevan’ı İran’ın bir bölgesi adlandırır. Çünkü 1770-1773 yıllarında İrevan bağımsız hanlık olup, yöneticisi Hüseyin Ali Han Kacar’dır (1759/60 - Kasım 1783)25. Gildenştedt, İrevan Dairesi’nin nüfusunun Terekeme Tatarlarından oluştuğunu ve Gorça (Göyçe) gölü civarında yerleştiklerini ifade etmiştir. Gildenştedt, Ayrımlı Dairesi’nin güneybatı yönünde Somhetiya ile sınırdaş olduğu, nüfusunun ise Terekeme Tatarlarından oluştuğu bilgisini vermektedir26. K.German’ın, “Gürcistan ve Kafkasyanın coğrafi ve istatistiki tasviri”nde, İrevan ve Kars’ta nüfusun Türkçe veya Tatar dilinin Türk ağzıyla konuştuğunu, İrevan, Ayrımlı, Pembek Dairesi’nin nüfusunun Terekeme Tatarlarından oluştuğunu yazması27, Gildenştedt’in vermiş olduğu bilgilerle örtüşmektedir 1813 yılında İrevan’da bulunmuş olan İngiliz diplomatı J.Morier, “İran, Ermenistan ve Küçük Asya’da 1810’dan 1816’ya Kadar Yapılan Seyahat”adlı eserinde, İrevan Hanlığı nüfusunun 100 bin kişiden oluştuğunu ve bunun 25 bininin yaylak-kışlak işiyle uğraştığını belirtmektedir”28. Fransız gezgin Gaspar Druvil29 “1812 ve 1815 yıllarında İran’a seyahat” adlı eserinde aynı adlı gölden akan küçük Zengi nehrinin kıyısında bulunan İrevan’ı büyük şehir olarak adlandırmakta olup, buranın uzun süre Osmanlı Devleti ve İran arasında tartışma konusu olduğunu, birinden diğerinin eline geçtiğini, Druvil’in zamanında (1812 ve 1815 yıllarında o İrevanda bulunduğu zaman) İran’ın30 elinde olduğunu ve onun beylerbeyi denilen Han tarafından idare edildiğini, kalede 60 toptan başka 3 nizami tabur ve süvari topçu bölüğünün yarısının bulunduğunu belirtmektedir. Druvil’in, farklı ve yanlış bir şekilde İrevan’ın, Kaçar İranı’na bağlı31 olduğunu yazmasına rağmen,

1773 Yılları Arasında Kafkas Boyunca Seyahat” eserinde 18. yüzyılın çeyreğinde Kafkasya’nın yanı sıra Azerbaycan’ın tarihi, tarihi coğrafyası, etnografiyası, arkeolojisi, lingvistikası ve ekonomisine dair ilginç bilgiler vardır. 18.Yüzyılın 70’li yıllarında Gildenşted Ağrı Dağın kuzey ön sıra dağların doğu kısmını dolaşmış, Kuzey Ağrı Dağı'nın Aşağı Kartvel ve Somhetiya eyaletlerini kapsayan kısmının madenleri, yer altı servetleri ve ahalisine dair bilgiler vermektedir. Onun eseri ilk olarak Almanca yayınlanmış (Johann Anton Güldenstädt, Reisen durch Russland und im Caucasischen Gebürge. Auf Befehl der Russisch-Kayserlichen Akademie der Wissenschaften herausgegeben von P.S. Pallas. Bd 1, Russisch-Kayserlichen Akademie der Wissenschaften St. Petersburg 1787; Bd 2, Russisch-Kayserlichen Akademie der Wissenschaften, St. Petersburg 1791), daha sonra Rusçaya çevrilerek basılmıştır. 23 Azerbaycan. 24 Azerbaycan Türklerinden 25 Simeon İrevanlı, A.g.e., s. 137, 232; Иван Шопен, Исторический памятник состояния армянской области в эпоху её присоединения к Российской Империи. В типографии Императорской Академии Наук, СанктПетербург, 1852, с.163; Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказ (СМОМПК), вып.I, Издание Управления Кавказского Учебного Округа, Тифлис, 1881, с.5; İrevan hanlığı..., s. 60. 26 Иоганн Антон Гильденштедт, Путешествие по Кавказу в 1770-1773 гг., Петербургское Востоковедение, Санкт-Петербург, 2002, s. 169-171. 27 Географическое и статистическое описание Грузии и Кавказа (из путешествия чрез Россию и по Кавказским горам, в 1770, 71, 72, 73 годах), Санкт-Петербург 1809, s. 242-244; İrade Memmedova, “Kafkasya’nın türk halkları ve vilayetleri K.German’ın tasvirinde (1770 – 1773’lü yıllar)”. Yeni Türkiye, Cilt:73, Kafkaslar özel sayısı – III, Ankara, Temmuz-Aralık 2015, s. 106. 28James Justinian Jacques Morier, Second voyage en Perse, en Arménie et dans L’Asie-Mineure, fait de 1810 à 1816, tome second, Librairie de Gide Fils, Paris, 1818, s. 256. 29Druvil, Gaspar (Kaspar), İvanoviç (Gaspard Drouville) (1783-1856) - Fransız yazarı ve gezgini, Çarlık Rusyası hizmetinde albay; daha sonra, Tümgeneral. 30 Kaçarlar İran’ı öngörülüyor. 31 Druvil İrevan’da olan zaman İrevan Hanlığında Hüseyinkulu Han hakimdi ve hanlık bağımsızdı.

30


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

şehir hakkında verdiği bilgiler ve Han tarafından yönetiliyor olması, şehrin Ermenilere değil, Azerbaycan Türklerine ait olmasını teyit etmektedir32. Nikola Dubrovin’in33, “Azerbaycan’ın tüm hanlıklarında Tatarlar nüfusun çoğunluğunu oluştururdu, Ermeniler ise o da sadece şimdi34 eski “Ermeni Vilayeti”nde çoğunluktadır”35 şeklinde yazması, İrevan hanlığında Azerbaycan Türklerinin çoğunlukta olduğunun bir diğer kanıtıdır. Dubrovin aynı zamanda, İrevan Eyaleti’nde Tatar, Kürt, Yezidi aşiretlerinin ve az sayıda Çingenelerin yaşadıklarını, Tatarların yerleşik ve konar göçer (Terekeme) yaşam tarzı sürdüklerini ve konar göçer Tatarların çoğunluğu oluşturduklarını da belirtmektedir36. V. Jelihovskaya37, “Kafkasya ve Güney Kafkasya” adlı eserinde, Göyçe gölünün kuzeydoğu kıyısında neredeyse yerleşik nüfusun bulunmadığını, burada kendi sığırları ile birlikte Terekeme Tatarlarının yaşadığını, İran’dan çingene ve Kürtlerin buraya geldiklerini anlatmaktadır. O, İrevan’ı görünüşüne göre tamamen Tatar38 şehri olarak adlandırmıştır39. Bu bilgi de, İrevan’ın Azerbaycan Türklerine ait olduğunun bir diğer kanıtı olarak degerlendirilmelidir.

2.İrevan Hanlığı’nın Etnik ve Dini, Sosyal Yapısı 1728 yılı tarihli “Revan Livasının Nüfus ve Hasılatını Mübeyyin Mufassal Defteri” bilgisine göre, İrevan eyaletinde yaşayan 71583 kişiden 43784’ü (%61.2) Türk-Müslüman, 27799 kişiyse (%38.8) Hıristiyan’dır. Fakat Osmanlı Devleti’nin, İrevan Eyaleti’ne saldırısı sırasında, hedef Şiiler olduğu için, muharebe ve çatışmalarda ölenlerin çoğu da Müslüman Şiiler olmuştur. Bu durumda da, İrevan eyaletindeki nüfusun %61,2‘ini, minumum olarak Türk ve Müslüman kabul etmek gerekmektedir. Mufassal defterde, İrevan şehri nüfusunun etnik içeriği şu şekilde gösterilmiştir: 428 evli Müslüman Türk, 224 evli ve 9 bekâr Hıristiyan. “Mufassal defter”i inceleyen araştırmacılar, evlilerin aile içeriğini beş kişi olarak hesaplamakta olup, İrevan şehrinde yaşayan 3369 kişinin %63,5’nin Türk ve Müslüman, %36,5’nin ise Hıristiyan olduğunu ve ayrıca 500 kişi de Hıristiyan çingenenin yaşadığını belirterek, (şehir nüfusunun yaklaşık %14,9’u), Ermeni salname yazarlarının iddia ettiği gibi Ermenilerin İrevan şehrinde çoğunlukta değil, aksine azınlıkta olduklarının (%21,6) bir kanıtı 40

Voyage en Perse fait en 1812 et 1813. Par Gaspard Drouville, Colonel de cavalerie au service de S. M. L'Empereur de toutes les Russies, Chevalier de plusieurs ordres. Librairie Nationale et Etrangere, Paris, 1825; Гаспар Друвиль, Путешествие в Персию в 1812 и 1813 годах. ч.II. (Географическое описание), в типографиях Августа Семена, Москва, 1826, с.8. 33 Nikola Fyodoroviç Dubrovin, (26 Kasım 1837 yılı Korıtova Köyünde, şimdiki Pskov Vilayeti Velikoluk ilçesi - 25 Haziran 1904, St. Petersburg) - tarihçi, akademisyen, Korgeneral. 34 19. yüzyılın 70’li yıllarında. 35 Николай Дубровин, История войны и владычества русских на Кавказе. т.I, (кн.II-III), Тип. Департамента уделов, Санкт-Петербург, 1871, с. 328. 36 Дубровин, История войны..., с. 328. 37 Vera Petrovna Jelihovskaya (17 [29] Nisan 1835 yılında, Yekaterinoslav - 5 [17] Mayıs 1896, St. Petersburg) - Rus yazar; Teosofi propagandacı. 38 Azerbaycan. 39 Вера Желиховская, Кавказ и Закавказье (с рисунками и картою Кавказа), Типография д-ра М. А. Хана, СанктПетербург, 1885, s. 26-28. 40 BOA, TTD, No. 901, Revan livasının nüfus ve hasılatını mübeyyin mufassal defter, v. 1-585; İrevan eyaletinin icmal defteri (Araşdırma, tercüme, qeyd ve elavelerin müellifleri akademik Ziya Bünyadov ve tarih elmleri namizedi Hüsameddin Memmedov (Qaramanlı)), Elm, Bakı, 1996, s. 18. 32

31


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

olmasını gerektiğini belirtmektedirler. İrevan eyaletinde, genelinde 15095 erkekten41 14122’si (%93,5) evli, 9,73’ü (% 6,5) ise bekâr olarak tespit edilmiştir42. “Revan Eyaletinin Havi Olduğu Livalardaki Has, Timar ve Zeametleri Havi İcmal defteri”nde, İrevan eyaletinde abad olan köylerin sayısı 1172, kimsenin yaşamadığı köylerin sayısı 307, Zarzemin nahiyesi köylerinin sayısı 172 olarak gösterilmiştir43. Fakat, “İcmal defter”i Osmanlıca metinleri günümüz Azerbaycan Türkçesine çevirenler, defterde İrevan eyaletinde abad olan köylerin sayısını 1423, kimsenin yaşamadığı köylerin sayısını 89, Zarzemin nahiyesi köylerinin sayısını ise 120 olarak göstermişlerdir44. Muhtemelen, defteri düzenleyen kâtip ile defteri çeviren kişilerin, hesaplama sistemi farklı olduğundan bu tablo ortaya çıkmıştır. İrevan eyaletinin 1728 yılına ait olan “İcmal defteri”nde her bir bölgeye ait olan köy, kışlak, mazraa isimleri de, burada yaşayanların Azerbaycan Türkleri olduğunu bir kez daha doğrulamaktadır. Genel olarak İrevan eyaleti dahilinde olan köy, kışlak, mezraa isimlerine bakıldığında da bunu net olarak görmek mümkündür45. Aşagıdaki 1 No’lu tablodan bunu tespit etmek mümkündür.

Tablo:1 Acıgöl Acıkehriz Adetli Adıyaman Ağbulak Ağca Ağcakale Ağcakışlak Ağcalı Ağrı Ağbulak Ağırlı Ağnadere Ağyaylık Ahırlı Aksaklı Alacık

1728’li yılı İrevan Eyaleti’nin İcmal defterine göre köy, kışlak ve marzaa adları Buğdayitepe Durmuş Kosalı Kızılkışlak Buzhana Elvar Köhne Deliler Kızıltepe Bülbülabad Efşaryerli Kömür Kovunlu Cağatay Ehi tepesi Galacık Kozluca Kesengör Camalgöl Eleyez Galağan Kurt Emir Canderviş Eligemerli Gamışlı Kuruağac Cankutaran Emirkend Karabağ Kuşçu Cebrayıllı Emiryar Karabulak Mescidli Celayirli Erbatan Karabürc Muğanlı Celladlı Esahan Karaçubuk Novruzlu Çaker Göldaş Karadeli Oğlanşahlı Çaltepe Gölkend Karahasan Oğuzdaş Çanakçı Göyçe Karaköynek Öküzbatır Çarıkçılı Göykend Karakale Parçalıgöl Çatıkıran Güllüce Karakışlak Reyhanlı Çıraklı Güllütop Karakoyunlu Soyukbulak Çiçekli Gümrü Karança Soyulan Koçubey

41 Mufassal defterlerde sadece vergiye tabi tutulan erkek nüfusu anılırdı. Eğer tüm halkı hesaplamak için vergiye tabi kişi sayısını 5’e (ailenin ortalama 5 kişiden tahsil edildiği daha çok kabul gördüğü için) çarparsak, yani İrevan Eyaleti’nde kaydedilen 15095 erkekten 14122’si aileli olduğundan bu rakamı 5’e çarptıkta 70610 kişi alınır ve buraya 973 bekar nüfusu de ekledikde 71583 kişi oluyor. Defterde “hane” şeklinde sadece gebran nüfus kaydedildiği için defteri çeviren Hüsamettin Memmedov onları hane olarak değil kişi olarak göstermiştir. Defterde Müslüman aileleri “büyut”, yani “beyt”in (Arapça “ev” anlamına gelir) toplamı olarak kaydedilmiştir. 42 BOA, TTD, No. 898, Revan eyaletinin havi olduğu livalardaki has, timar ve zeametleri havi icmal defteri, v. 1-171; İrevan eyaletinin icmal..., s. 18. 43 BOA, TTD, No. 898, Revan eyaletinin havi...., v. 168; İrevan eyaletinin icmal.., s. 156, 44 BOA, TTD, No. 898, Revan eyaletinin havi..., v. 1-171; İrevan eyaletinin icmal defteri, s. 156. 45 İrevan eyaletinin icmal..., s. 36-74, 124-126.

32


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Almalı Arslanlıtepe Aşağı Akarlı Aşağı Alacık Aşağı Göykend Aşağı Guyuluhasar Atlıhan Azadkaha Babalı Bağçacık Basarkeçer Başbulak Başgöy Başıböyük Batmış Beydili Bilekli Böyük Has Böyük Ördek

Çinar Çubuklu Danakalası Daşark Daşbulak Daşkışlak Daşlıca Daşlıkaya Delikdaş Delikardaş Demirçihan Derebey Dereçiçek Dervişler Derzili Develi Deyirli Dövletabad Dumanlı

Gümürlü Gümüşcük Günbezli Güneykend Halac Hanabad Hoşhaber İgidli Iğdır İlanlı İnci İsti Karvansara Keçid Keçili Kemendbulak Kesmeztepe Kiçik Has Kiçik Ördek

Karasürü Karatepe Karauzen Karaveli Karğalık Kaşka Katırlı Kayalı Kayçı Kazançı Kazançılı Kazanlıkdere Kırhbulak Kırkdaş Kışlalı Kızılbulak Kızıldağlı Kızıldaş Kızkalesi

Söyüdlü Sudelen Suluçay Sürmeli Şişkara Şiştepe Tatarlı Terli Uğurbeyli Uzunabad Üçdaş Yaycı Yelkovan Yukarı Yalkızağac Yukarı Kuyuluhasar Yumrudaş Vedi ve s.

Söz konusu bu defterlerde listelenmiş olan cemaat, aşiret ve kabile isimlerinin Türkçe olması da, İrevan Hanlığı’nın oluşumu sırasında, nüfusunun Azerbaycan Türklerinden teşkil olmuş olduğunu kanıtlamaktadır. Bu durumu, diğer kaynaklarda kayıt altına alınmış olan, İrevan Hanlığı bünyesinde mevcut olan Müslüman ve Türk boylarının adları da doğrulamaktadır. Örneğin, “Nadir Şah’ın Listesi’ne göre, İrevan bölgesinin Şüreyel Bölgesi’ne giren 109 köyün adına bakıldığında, hepsinin Azerbaycan Türkleri’nden oluştuğu anlaşılmaktadır46. Kerim Han Zend’in47 yönetimi yıllarında (1759 - 1779), İrevan şehrinin nüfusu 20 bindir48. Atkin Muriel49, İrevan’ı Güney Kafkasya’nın en kalabalık şehri olarak göstermektedir50. Sergey Burnaşev51 ise 18. yüzyılın 80’li yıllarında İrevan Hanlığı’nda 3 bin evin Hıristiyan olduğunu gösterirken, Müslümanların sayısını

“Рапорт князя Севарсемидзе ген. Ермолову, от 15 июля 1825 года. №358. Сел. Большой Караклис”. Кавказский сборник, т. HHI, Тифлис, 1900, s. 42-43; Ирада Мамедова, “Влияние переселенческой политики Российской империи на этноконфессиональную ситуацию Азербайджана в начале HIH века”. Вопросы гуманитарных наук. Москва, 2009, № 6 (44), с. 31. 47 Kerim Han Zend (Farsça: ‫ ﮐﺮﯾﻢ ﺧﺎﻥ ﺯﻧﺪ‬d. 1705; Şiraz - ö. 1 Mart 1779; Şiraz), İran’ın hükümdarı ve 1760 - 1779 yılları arasında İran’ın fiili Şah’ı ve Zend Hanedanı’nın kurucusu. 48 John Perry, Karim Khan Zand (1747-1779). Chicago and London, The University of Chicago Press, 1979, p. 230, table I; bkz:. İrevan Hanlığı Rusya işgali ve Ermenilerin Şimali Azerbaycan Topraklarına.... s.80. 49 Prof. Dr. Muriel Atkin, Orta Asya cumhuriyeti olan Tacikistan’daki siyasi çatışmada İslam’ın ve milliyetçilik rollerinin incelenmesi üzerinde çalışmaktadır. Diğer araştırma konuları, Rusya’nın yurtiçi ve yurtdışındaki Müslümanlara yönelik politikası ve İran’la Rusya / Sovyet ilişkileri. Rus tarihi ve Orta Asya üzerine lisans ve lisansüstü dersleri vermektedir. 50 Atkin Muriel, Russia and Iran 1780-1828, University of Minnesota Press, Menneapolis, 1980, p.12.; Bkz: İrevan Hanlığı, Rusya işgali ve Ermenilerin Şimali Azerbaycan Topraklarına Aktarılması, Çaşıoğlu, Bakü, 2009 s. 80. 51 Stepan Daniloviç Burnaşev (1743-1824) – Tümgeneral, senatör, yazar ve haritacı. S. D. Burnaşev “İran’daki Azerbaycan Bölgelerinin ve Siyasi Durumunun Tasviri” eserinde (eser 1793 yılında Kursk’da yayınlanmıştır) Azerbaycan’a dahil olan bölgeler ve nüfusuna dair bilgiler vermiştir. Eserin olumsuz yönü daha çok Azerbaycan bölgelerindeki Hıristiyan nüfusa dikkat verilmesi ve onların sayısının abartılı gösterilmesidir. 46

33


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bilerek ya da bilmeyerek vermemeyi tercih etmiştir52. Bu nedenle, Burnaşev’in Hristiyan nüfusla ilgili vermiş olduğu bilgilerin abartılmış olabileceğini belirtmekte fayda vardır. İ. Şopen53, son serdar olan Hüseyinkulu Han’ın hakimiyeti döneminde, İrevan şehrinde 2400 aile, İrevan Eyaleti’nde 11 bin aile yaşadığını belirtmiştir. Bu bilgilerden hareketle, adı geçen dönemde, İrevan Hanlığı’nda toplam olarak 17 bin ailenin olduğunu söylemek mümkündür54. 1826 yılında İrevan Hanlığı’nda 12 bin aile Tatar yani Azerbaycan Türkü’dür. Ayrıca 3800 de Ermeni aile yaşamaktadır55. Muhammed Hasan Velili56, aynı dönemde İrevan Hanlığı’nda 115000 kişi yaşadığını belirtmektedir57. 1 Ekim 1827 yılında İrevan Hanlığı Rusya tarafından işgal edildikten sonra, 21 Mart 1828 yılında Rusya çarı I. Nikola “Ermeni Vilayeti”nin kurulmasına ilişkin ferman imzaladı: “İran ile yapılan antlaşma uyarınca İran’dan Rusya’ya bağlanan İrevan ve Nahçıvan hanlıklarını bundan böyle “Ermeni Vilayeti” olarak isimlendirmeyi hükmediyor ve yönetimimize alıyoruz. Bu vilayetin yapısı ve yönetim biçimi ile ilgili gerekli kararları yüksek senato zamanında alacaktır.” Buradan İrevan Hanlığı’nın yeni oluşturulan “Ermeni vilayeti”ne dahil edildiği bilinmektedir. İ.Şopen tarafından yapılan genel nüfus listesine göre; İrevan Eyaleti’nin 15 Mahalı’nda nüfus sayısı 115155 kişi olmuştur58. Görüldüğü gibi İ.Şopen ile Muhammed Hasan Velili’nin verdiği rakamlar birbirleri ile örtüşmektedir. Rus işgalinin ilk günlerinde İrevan Hanlığı’nda yaşayan halkın 49875’i Müslüman, 324’ü Kürt, 20073’ü ise Ermeni’dir59. İrevan Hanlığının bir Rus eyaleti haline dönüştürülmesinden hemen

52 Степан Бурнашев, Описание областей Адребижанских в Персии и их политического состояния. Курск, 1793, s. 191. 53 İvan İvanoviç Şopen (Fr. Chopin, 1798 - 3 [15] Ağustos 1870) - Fransız kökenli Rus tarihçisi, etnografı ve devlet adamı. 1829’den 1832’e değin Şopen 1828 yılı Türkmençay Antlaşması gereğince Çarlık Rusyası’na devredilen ve adı “Ermeni Vilayet’i’ olarak değiştirilen İrevan ve Nahçıvan hanlıklarının öğrenilmesi için ayrıntılı bir çalışma yapmaktadır. Sonralar yayınlayacaği kitaplar için de materyal toplayan, İvan Şopen, farklı milletlerden insanlarla bir araya gelmiş, onların gelenek ve kültürlerini gözlemlemiştir. 54Иван Шопен, Исторический памятник состояния Армянской области в эпоху ея присоединения к Российской Империи. В типографии Императорской Академии Наук, Санкт-Петербург, 1852, с. 540-541. 55Кавказский сборник, т. HHII, типография Канцелярия Главноначальствующаго гражданскою частью на Кавказе, Тифлис, 1901, с. 26. 56 Muhammed Hasan bey Velili (Baharlı) (1896 yıl, Şuşa - 27 Temmuz 1937, Bakü) - Azerbaycan Devlet Bankası’nın ilk müdürü, ekonomist, etnograf, Stalin’in emri ile uygulanan Kızıl soykırımın kurbanı, Muhammed Hasan bey Necefkulu bey oğlu 1896 yılında Şuşa şehrinde doğdu. Bakü gimnaziyasını bitirdikten sonra öğrenimini Kiyev Üniversitesi’nin Ekonomik Coğrafya Bölümü’nde devam etdirmiş ve 1915 yılında orayı bitirmiştir. Baharlı Azerbaycan Dеmokratik Cumhuriyeti hükümetinin faaliyeti döneminde tahsis edilmiş Bakü Devlet Üniversitesi’nde ders vermiş, aynı dönemde, 1919 yılının 30 Eylülü’nde kurulmuş Azerbaycan Devlet Bankası müdürü olarak görev yapmıştır. Sovet döneminde ise çalışma faaliyetini Azerbaycan SSC Dövlet Plan Komitesi’nde devam etdirmişdir. O, 1923-1929 yılları arasında faaliyet gösteren Azerbaycan’ı Tetkik ve Tebliğ Cemiyeti üyesi olmuş, ayrıca 1937 yılına kadar gizli olarak faaliyet gösteren Azerbaycan İstiklal Örgütü’nün katiblerinden biri olmuştur. M.Baharlı 1926 yılında Solovko esir kampından sürgünden döndükten sonra, ikinci kez 1937 yılında hapis edilmişdi. M.Veliyev (Baharlı) 27 Temmuz 1937 yılında kurşunlanmıştır (Zakir Memmedov (Baharlı), Orhan Zakiroğlu (Baharlı), Mehemmedhesen bey Veliyev (Baharlı) (soykökü, heyatı, yaradıcılığı). Bakı, 2015). 57Muhammed Hasan Velili, Azerbaycan (coğrafi-tabii, etnografik ve iktisadi mülahazalar). Azerbaycan Devlet Neşriyyatı, Bakü, 1993, s. 22. 58Шопен, Исторический..., с. 635-638. 59Шопен, Исторический...., с. 635-638

34


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

sonra Kont Paskeviç’in Genelkurmay reisine gönderdiği mektubda, tüm nüfusun dörtte üçünün Müslümanlardan, yani Azerbaycan Türklerinden oluştuğu belirtilmektedir60. Şopen’e göre, eski İrevan Hanlığı topraklarında yaşayan toplam 14218 ailenin (77437 kişi) %74,07’i (10540 aile, 57364 kişi) Müslüman iken, %25,93’ü yani (3498 aile, 20073 kişi) Ermeni’dir. İrevan Eyaleti’nde Müslüman nüfus İrevan şehrinde %75,5, Kırkbulak Mahalı’nda %22, Zengibasar’da %90, Gernibasar’da %97, Vedibasar’da %99,6, 100% Şerur’da, Sürmeli’de %46, Derekend-Parçenis’de %99,9, Seedli’de %100, Talin’de %51, Seyidli-Aksaklı’da %99, Serdarabad’da %37, Körpübasar’da %33, Abaran’da %0, Dereçiçekde %71, Göyçe’de %99, Ermeniler ise İrevan şehrinde %24,4, Kırkbulak Mahalı’nda %78, Zengibasar’da %10, Gernibasar’da %3 , Vedibasar’da %0,4, Şerur’da 0%, Sürmelide %54, Derekend-Parçenis’de %0,1, Seedli’de %0, Talin 49%, Seyidli-Aksaklı’da 1%, Serdarabad’da 63%, Körpübasar’da 67%, Abaran’da 100%, Dereçiçek’de %29, Göyçe’de %1 olmuştur61. Rus işgaline kadar İrevan kalesinde 800 ev varken, işgal sırasında bunların büyük kısmı dağıtılmıştır. İrevan kalesinin çevresinde – Bayır (dış) şehirde ise 1736 ev vardır ve bunların çoğu çamurdan inşa edilmiştir. 1834 yılının kameral tasvirine göre İrevan şehrinin çevresinde yaşayan 2750 aileden (5900 kişi erkek olup, bunların da çoğu çeşitli mesleklere sahip olan usta ve sanatkârlardır). 1807 aile Tatar (%65,7), 898 aile Ermeni (32,6%), (%1,4) oranında 40 boşa yani çingene ailesi bulunmaktadır62. Bu nüfuz sayımı genel tasvire göre, İrevan Eyaleti’nde yaşayan 22336 ailenin 65300 kişisi erkeklerden oluşmakta olup, bunların 29690’u Tatar (%45,5), 10350’ı (%15,8) Rus işgalinden önce bu topraklara göç ettirilen Ermeni ve 24255’i (%37,1) Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti’nden göç ettirilen Ermeni, yaklaşık 1000 kişi (%1.5) Bayezid Paşalığı’ndan buraya göçen Yezidi Kürtler ve az kısmı Boşa denilen çingenelerden oluşmaktadır63. İrevan Hanlığı’nın Müslüman nüfusu, İran’a ve Osmanlı Devleti’ne gitmek mecburiyetinde kalmış olup, 1804 yılında Pembey’in 27 köyünün halkı ağaları ile birlikte Kars Paşalığı’na sığınmışlardır 64. Arşiv belgesine göre; Kaçar birlikleri Hoy’u kendilerine tabi ettikten sonra İrevan üzerine hareket etmiş, kurtulmak isteyen erat ve reayanın çoğu Arpaçay ve Kars’a yakın Alaca adlı yere çekilmiştir. İrevan hanı ve nüfusu hediyeler gönderip yardım istese de, onların hediye ve istekleri kabul edilmemiştir65. Rus işgali sonrasında kadim ana vatanlarını terk etmek mecburiyetinde kalarak İran ya da Osmanlı Devleti’ne sığınanlardan sadece birkaçına örnektir bu durum. General Tormasov’un66 Rus Harp Nazırı’na göndermiş olduğu 19 Nisan 1811 tarihli raporda 67, Pembek ve Şüreyel nüfusunun yanı sıra Kars Karapapaklılarının, Gürcistan Tatarlarının68, İrevan 60AKAK,

т. VII, док. 438, с. 488-491. Шопен, Исторический..., с. 643-600. 62Обозрение Российских владений за Кавказом (ОРВЗ) (в статистическом, этнографическом, топографическом и финансовом отношениях), Типография департамента внешней торговли, Санкт-Петербург, 1836, ч. IV, с. 290291. 63ОРВЗ, ч. IV, с. 270-271. 64 Николай Дубровин, Закавказье от 1803-1806 гг., Санкт-Петербург, 1866, с. 358. 65 BOA, Hattı-Humayun, nr. 6721-F; 6721-C. 66 Kont Aleksandr Petroviç Tormasov (11 (22) Ağustos 1752 - 13 (25) Kasım 1819, Moskova) - Rus askeri komutanı, 1809’dan 1811’e değin Kafkasya’dakı Rus birliklerinin başkumandanı. 67 “Отношение ген. Тормасова к военному министру от 19 апреля 1811 г.” Акты собранные Кавказской Археографической Комиссией (АКАК), т.IV, в типографии Главного Управления наместника Кавказского, Тифлис, 1870, д.1154, с. 759. 61

35


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hanlığı topraklarına ve diğer yerlere bu veya diğer nedenlerden dolayı göç etmeleri hakkında detaylı bilgiler yer verilmektedir. Rus Çarlığının, bu zoraki göçler sonucunda, Çariçe Katarina’dan beri takip edilmekte olan İrevan topraklarında Ermenistan’ı teşkil etme planlarına çok daha fazla yaklaşmış oldukları da bir gerçektir. Çünkü Rus işgali sırasında Serdarabad kalesinde 700 ev ve Han’ın sarayı mevcut iken, 1829’da kaledeki 270 ev Ermeniler tarafından istirdad edilmiş vaziyettedir69. İrevan Hanlığı’ndaki sosyal yapıya göre, çoğunluk halk, imtiyazlı, âli tabakadan yani han, beyler, sultanlar, melikler ve ağalardan oluşmaktadır.Ayırca, din adamları olan ali ruhaniler - Şeyhül-islam, müştehid, kadı, ahund, müftü vb. unsurların yanı sıra alt tabakanın temsilcileri olan mollalar, seyidler, dervişler ve de ulama ve muderrisler ve vergi ödeyenler 70 bulunmaktadır. İrevan şehrinde 85 Hacı71, 158 Meşhedi72, 105 Kerbelayı73, Mahallarda 25 Hacı, 77 Meşhedi, 239 Kerbelayı, Elatlar arasında 6 Hacı, 7 Meşhedi, 4 Kerbalayı, toplam olarak İrevan eyaletinde 111 Hacı, 242 Meşhedi ve 348 Kerbelayı vardır 74. İrevan Hanlığı’nda arazi behreker, yarıker, rençber ve muzd (ücretle) ile verildiği için köylüler de aynı isimle adlandırılmıştır75.

3.İrevan Hanlığı Ekonomik Kaynakları İrevan Hanı Hüseyinkulu Han Kaçarın hakimiyeti döneminde ahali buğday, arpa, darı, çeltik, hint yağı, susam, keten tohumu, tütün ve pamuk üretmiştir76. İrevan Hanlığı’nda nüfusun önemli uğraşı alanlarından biri tarım olup, tarim ürünleri arasında buğday, arpa, çeltik üretimi önemli yere sahiptir. Kırkbulak, Serdarabad, Şöreyel, Pembek’de tahıl, Zengibasar ve Şerur’da ise çeltik üretimi yaygındır77. İrevan Hanlığı’nda nüfusun bir diğer uğraşı türü pamuk yetiştirilmesidir. Zengibasar, Serdarabad ve Sürmeli Mahalları pamuk üretimi ile ünlüdür. İrevan Hanlığı’nda ahali tütün üretimi ile de meşgul olmuştur. İrevan Hanlığı’nın dağlık ve ovalık bölgelerinde keten, ovalık bölgelerinde ise susam üretilmiştir78. İrevan Hanlığı nüfusunun uğraşılarından biri de hayvancılıktır. Ağrı vadisinde bütün Azerbaycan için yaygın olan yaylak – kışlak hayatı hayvancılığı geliştirmiş ve hayvancılıktan alınan vergilerden büyük gelir elde edilmiştir79. XVIII. Asrın ikinci yarsında İrevan Hanlığı’nda hayvancılık ile meşgul olan ahalinin bir kısmı pazarda satmak için yağ, peynir ve diğer süt mahsulleri üretmişlerdir. Hayvancılıkta ise, daha çok koyunculuk gelişmiştir. Kırkbulak, Göyce, Abaran, Dereçiçek, Gernibasar, Vedibasar, Talın, Sürmeli ve Derekent-Perçenis bölgelerinin otlakları hayvancılar için daha elverişlidir.

Gürcistan topraklarında yaşayan Azerbaycan Türkleri kastedilmektedir. ОРВЗ, ч. IV, с. 291-292. 70 Шопен, Исторический..., c. 693-694. 71 Mekke’yi ziyaret etmiş Müslümanlara verilen isim. 72 İran’da Horasan – Meşhed şehrinin adından. Geçmişte Meşhed’e gidip kutsal yerleri ziyaret eden adama verilen isim. 73 Irak’ta imam Ali’nin kabri bulunan Kerbela şehrinin adından. Kerbela şehrine gidip kutsal yerleri ziyaret eden kişiye verilen addır. 74 Шопен, Исторический..., c. 704. 75 Шопен, Исторический..., c. 988-989. 76 ОРВЗ, ч. IV, с.280-281. 77 Шопен, Исторический..., c. 738-740; ОРВЗ, ч. IV, с. 278. 78 Шопен, Исторический..., c. 741-745; ОРВЗ, ч. IV, с. 278-279. 79 Надежда Богданова, “К вопросу о феодальной эксплуатации кочевников в Закавказском крае в первой трети HIH в”, Исторический архив. т.II, Москва, 1939, с.235. 68 69

36


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ayrıca İrevan Hanlığı’nda deri mamulatı imalatı da gelişmiştir. Burada sadece yerli deri değil, Bayazıt ve Maku’dan getirilen hammaddeden de istifade edilmiştir80. İrevan Hanlığı’nda nüfusun uğraşı türlerinden biri de bağcılıktır. İrevan Hanlığı’nın halkı, birçok farklı tür üzüm yetiştirip, ondan sirke, mövüc, kuru üzüm, pekmez, şarap üretmiş ve ihraç ederek ekonomik gelişime katkı saglamıştır. İrevan’da bahçecilik eski tarihe sahipti. Şehir civarındaki köylerde ve şehirlerde farklı çeşitde bağ-bostan bitkileri yetişdirilmiştir81. İrevan Hanlığı’nın halkı ipekçilik ve arıcılık ile de uğraşmıştır82. Zengezur, Vedibasar, Göyçe, Calaloğlu, Gümrü ve diğer bölgelerde ipekçilik önemli tarım alanlarından biri olmuştur. Göyçe, Gümrü, Calaloğlu ve başka bölgelerde ahali arıcılık ile de meşgul olmuştur. İrevan Hanlığı’nda ananevi sanatkârlık sahaları olan dokumacılık ve çömlekçilik de gelişmiştir. Bunların içinde dokumacılık, özellikle halı ve kilim üretimi özel bir yere sahiptir. Lori, Pembek, Gümrü, ayrıca Zengezur’un dağlık bölgelerinin koyunçuluk ile uğraşan nüfusu, esasen halı dokuma ile uğraşmış, kış aylarında kendileri için çorap, keten kumaş dokumuşlardır. Hanlıkda çömlek üretimi yerli hammaddeye dayanmaktadır. İrevan yakınındaki Çölmekçi köyünde çömlekçilik esas uğraşı alanıdır. İrevan Hanlığı’nda sanayi üretimi de gelişmiş durumdadır. İrevan şehri yakınında bulunan Goğb tuz madeni, Nahçıvan’ın tuz madeni ile birlikte bütün Güney Kafkasya’nın tuzunu sağlamaktadır. Ülkede Goğb tuz madeninde birkaç imalathanedan başka bir sanayi birimi yoktur83. Serdarabad kalesinde nüfus tarım, hayvancılık, küçük ticaret, bez dokumacılığı, demircilik, terzilik ve diğer sanat alanları ile uğraşıyorlardı84. Dubrovin, İrevan Eyaleti’nde nüfusun esasen kırmızı boya (kırmız) ve tuz üretimi, ayrıca tahılçılık, bahçecilik ve şarabçılıkla uğraşdığını ifade etmektedir. Ticaret serdarın yani İrevan hanının kontrolünde olup, özellikle pamuk, pirinç, buğday, arpa ve tuzdan oluşmaktadır85. Şopen’in verdiği bilgiye göre, çevredeki beş mahalde yaşayan Ermeniler şarap çekmekle meşgul olup, toplam 680 tümen vergi ödemek mecburiyetindedirler86.

4.İrevan hanlarının nüfus politikası Azerbaycan’ın diğer hanlıklarında olduğu gibi İrevan hanlarının da görevi hanlığı düşmandan korumak, topraklarını genişletmek, nüfus sayısını artırmak olmuştur. Her hangi bir hanlığın topraklarında vergi veren nüfusun çok olmasına, diğer hanlıkların toprakları üzerinde yaşayan taifelerin İrevan mülklerinde oturmasına çalışmışlardır. Hanlığın nüfusunun çok olması, savaş sırasında daha çok asker toplama imkanı sağlamaktadır. Hanlar topraklarına yapılan her hangi bir saldırı yüzünden hanlık sınırlarını terk ederek diğer bölgelere kaçmış nüfusun geri getirilmesi

Шопен, Исторический..., c. 856-857. Bkz: Vartan Qriqoryan, İrevan hanlığı HVIII esrin sonlarında (1780-1800), EA, İrevan (Ermenice’den Azerbaycan Türkçesine çeviri S.Hasanov), Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nün İlmi Arşivi, Fon. 1, lis. 5, inv. 261, s.42. 82 Шопен, Исторический..., c. 853. 83 Шопен, Исторический..., c. 851-862; ОРВЗ, т. 4, с. 282-283; Взгляд на армянскую область из путевых записок Н.Нефедьева, тип. Н. Греча, Санкт-Петербург, 1839, с.72. 84 ОРВЗ, ч. IV, с. 291-292. 85 Николай Дубровин, История войны и владычества русских на Кавказе. т.I, (кн.II-III). Тип. Департамента уделов, Санкт-Петербург, 1871, с. 327. 86 Шопен, Исторический..., c. 975. 80 81

37


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

yönünde de çalışmalar yapmışlardır. Hem yabancıların saldırısı, hem de toprak sahiplerinin zulmünden kaçan halk, çoğu zaman Osmanlı Devleti topraklarına sığmaktadırlar. İrevan Hanlığında, feodal ekonominin kendine özgün özelliğini iki farklı alan – oturak ekincilik ve yarım göçebe sığırcılık oluşturduğundan, hanların onlara karşı takip ettiği politika da farklıdır. 18.Yüzyılın ikinci yarısında Azerbaycan’ın bütün hanlıklarında olduğu gibi İrevan hanları ve onların halkı da çok ağır siyasi ve sosyal problemlerle karşılaşmışlardır. İrevan Hanlığı’nın askeri strateji önem acısından Kaçarlar İranı, Osmanlı Devleti ve Rusya’nın çıkarlarında olması nedeni ile buraya sık sık yapılan askeri yürüyüşler, saray devrimleri, hem hanlığın durumuna, hem de çitçiliğe büyük darbe vurmaktaydı. Bu durumda hanlıklar ve güvendikleri feodaller istemeseler bile yaşam ve gelir kaynakları olan köylü emeğini korumak zorunda kalmışlardır. İ.P.Petruşevski bu konuyla ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: “Hanların ilk görevi halkı fazla heyecanlandırmamak, feodal sömürgesini son hadde ulaştırmamak ve köylülerin belli ataerkil durumda tutmaktı. Han bazen köy toplumunun hukukunu ve geleneklerini, o sırada da yarım göçebe taifelerin haklarını korumağa çalışıyordu. Sığırcılıkla uğraşan yarım oturak hayat geçiren elatların (topluluk) kabilelerin başkanlarının – elbeylerinin, hanın karşısında belirli sorumlukları vardı. Elbeyleri genelde savaş sırasında gösterdikleri kahramanlığa göre Handan ödül olarak yarım oturak ve oturak nüfusu olan topraklar alıyor ve böylece kendileri de direk olarak çiftçilikle uğraşıyorlardı. Şunu da belirtmemiz gerekir ki, elatlar İrevan Hanlığının tüm mahallarına – ilçelerine yayılmıştı. Fakat bazı elat taifelerin belirli zamanlarda silahlanarak hanın hizmetinde olmaları gerekmekteydi” 87. Bu bilgiden de anlaşılıyor ki, hanlığın sınırları içinde elatların çok olması, hem de savaş zamanı daha çok silahlı kuvvet demekti. Bu sebeplede hanlar kendi topraklarına daha çok elat çekmeğe çalışıyorlardı. Elbeylerinin çoğu zaman belli hizmetleri karşılığında Mahal’de oturuyorlardı. Örneğin, Karakalpaklar Çöyçe Mahalının nüfusunu oluşturuyor, Ayrumlu taifesiyse Aksaklı ve Seyitli mahallarında oturuyorlardı88. İrevan Hanlığı’nın diğer hanlıklar ile benzer yönü burada toplanılan vergilerin de iki türlü: para ve ürün olarak alınmasıdır. İrevan hanı Hüseyinkulu Hanın bizzat alınan vergilerden yıllık geliri 23076 Tümen 7 bin altın 12 2/1 Şahı89, dolayı olaraktan yıllık 16632 Tümen 5 bin altındı. Fakat İrevan hanlarının nüfus politikasını Azerbaycan’ın diğer hanlıklarının nüfus politikasından faklı kılan yönler de vardır. Direk olarak parayla alınan vergiler, her sene çiftçilerden şehir halkından, Terekeme elatlardan ve Ermeni din adamlarından alınıyordu. Vergiler, yılda dört defa alınmakta olup, olaysız bir şekilde özel bir toplama aracılığıyla yapılıyordu. İ.Şopen’in verdiği bilgiye göre; İrevan hanları hanlık halkından alınan vergileri topluluklar arasında bölüyorlardı. İrevan Hanlığında bulunan sekiz topluluğun her birindeki vergiler onların durumuna uygun ayarlanıyordu. Nüfusun çoğu kısmını Azerbaycan Türkleri oluşturduğundan toplam olarak 1724 Tümen 5 bin altın (Müslüman topluluklardan 1254 Tümen 5 bin altın, Ermenilerden – 440 Tümen, Boşa denilen Çingenelerden 30 Tümen) vergi alınıyordu. Elatlar 8219 Tümen 8 Bin altın 5 Şahı vergi veriyorlardı. Dördüncü topluluğu oluşturan Büyük Çobankara, Saraşlı, Demircili, Kerimbeyli, Gafarlı, Şıhlar, Milli, Karaçöplü, Alikendli, Seyitli, Aksaklı, Ayrımlı gibi Türk boyları 2780 Tümen veriyorlardı90. Azerbaycan Türk elatlarının içerisinde en çok vergi ödeyenlerin Ayrımlı Elatı (1040 Илья Петрушевский, “Азербайджан в HVI-HVII веках”. Сборник статей по истории Азербайджана, в. I, Издво АН АзССР, Баку, 1949, с. 13; Fuad Eliyev, Urfan Hesenov, İrevan hanlığı. Elm, Bakı, 1997, s. 30-31. 88 ОРВЗ, ч.IV, с. 270. 89 Azerbaycan Safeviler devletinin gümüş sikkesi. 90 Шопен, Исторический..., c. 967-969; Fuad Eliyev, Urfan Hesenov, İrevan hanlığı.., s.34-35. 87

38


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Tümen) olması, onların İrevan Hanlığında önemli yeri olduğunun göstergesidir. Genelde elatlar savaş zamanı silahlı birlikleri oluşturduğundan İrevan hanları onları hanlık sınırları içine çekmeğe özellikle dikkat ediyorlardı. Elatlar, yaylak – kışlak sığırcılığıyla ilgili bir hanlığın topraklarından diğer hanlığa geçebilme özgürlüğüne sahiptirler. Bu yüzden de hanlar onları kendi hâkim oldukları bölgelere çekmek için çeşitli ödül verme yöntemleri kullanmaktadırlar. İrevan Hanlığı’nda nüfusun Binacı91 vergisinin miktarı nüfusun sayısına değil, köy halkını oluşturan binacıların sayısına bağlıdır. İrevan hanı Hüseyinkulu Hanın nüfuz politikasını farklı kılan yön, onun Binacı vergisini en yakın iki yardımcısı aracılığıyla toplamasına rağmen kendisinin bizzat her bir köyün durumu, toprağın verimliliği, suya olan ihtiyacıyla ilgilenmesi ve köylerde Binacı vergisini verecek durumda olan evleri belirlemesidir. Hüseyinkulu Han ekonomiden çok güzel anladığı için o hanlığı bir yönetici gibi değil, daha çok bir mülk sahibi olarak yönetmektedir. İrevan hanı halkının işini ve gelirlerini dikkatle araştırdığı için onların maişet durumlarını ve kaynaklarını da bilmektedir. Her bir köyün konumuna göre geliri, otlakların dağlara yakın ve uzaklığına göre verimliliğini tespit edebilmektedir. Bunun dışında Hüseyinkulu Han her bir köyün şehre veya önemli ticari yollara yakınlığını, üretilen ürünlerin kalitesini, onun az veya daha çok karla satılabileceğini, her köyde sığırcılığın durumunu da göz önünde bulundurmaktadır92. Bu da onun çok iyi komutan olması yanında hem de çok iyi ekonomi uzmanı olmasının göstergesidir. Tabii ki, tüm bunlar, onun başarılı nüfus politikası takip ettiğine kanıt olduğu gibi, aynı zamanda hanlığının korunmasını da sağlam temellere dayandırdığını göstermektedir. Hüseyinkulu Han, birkaç defa Rus ordularını yenmiş, onlara karşı uzun bir zaman direnebilmiştir. Hüseyinkulu Hanın nüfus politikasını diğer hanlıklardan farklı yapan yönlerinden birisi de, halkın sorunlarını direk olarak kendisine söyleyebilmesi için imkân sağlamış olmasıdır. Şöyle ki, kuraklık düştüğünde, tarlalara çekirge sürüsü saldırdığında, sel bastığında veya bu gibi afetler zamanı Hüseyinkulu Han, halktan alınan Binacı vergisinin miktarını azaltmakta veya hiç almamaktadır93. Fakat durum düzeldiğinde ve halkın geçimi iyileştikten sonra İrevan hanı bu vergiyi duruma göre artırmaktadır. Bu politikalarla, İrevan hanı Hüseyinkulu Han, diğer hanlık halkının kendi hakimiyeti altındaki bölgeye yerleşmesini başarmıştır. Diğer hanlıklardan gelen yeni insanlara tohum, ekin aletleri ve çift hayvanları vermekle onları birkaç yıl için vergiden muaf tutmaktadır94. İrevan Hanlığında Karakalpak, Ayrumlu, Uluhanlı, Büyük Çobankara, Sedli, Seyitli – Aksaklı, Muğanlı ve s. taifelerine hanlar büyük önem vermektedirler. Zira, İrevan hanlarının askerî bölüklerinde Karakalpak süvarileri özel bir konuma sahiplerdir. Bazen hanlığın askerî gücünü artırmak için hanlar savaşkan taifeleri hanlığa göç ettirmektedirler. General Portyagin’in, General Tormasov’a 3 Ağustos 1810 yılında yazdığı raporundan anlaşılmaktadır ki, İrevan hanının kardeşi Hasan Han 400 aileye kadar olan Ayrumlu aşiretini hanlığa göç ettirmiştir. Diğer bir belgeden Rus memurlarının Karakalpaklıların İrevan Hanlığına yerleşmelerini engellemek için onların ağalarına Rusya mülklerine göçme teklifinde bulundukları anlaşılmaktadır95. İrevan hanlarının nüfus politikasında hanlık nüfusunun artırılması önemli olmasına rağmen, bazen de istenmese de hanlığın nüfusu azalmaktadır. Çoğu zaman nüfusun azalması, İrevan Bina sözünden yapılan, maddi açıdan sağlam temeli olan aileler demektir. Шопен, Исторический..., c. 969 – 970. 93 Шопен, Исторический..., c. 971-972; Fuad Eliyev, Urfan Hesenov, İrevan hanlığı.., s. 35-36. 94 Шопен, Исторический..., c. 971-972; Gürcistan Cumhuriyeti Merkezi Devlet Tarih Arşivi, Fon. 3, vesika 52, v. 10; Fuad Eliyev, Urfan Hesenov, İrevan hanlığı..., s.32 – 33. 95 АКАК, т. IV, Тифлис, 1870, dok. 1111-1112, с. 725. 91 92

39


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hanlığına komşu devletlerin saldırmasıyla ilgilidir. Bazen işgalciler halkı cezalandırmak için onları zorla başka yerlere göçe zorlamışlardır. Örneğin, 1795 yılında Ağa Muhammet Han Gacar’ın İrevan hanlığına saldırısı sırasında, İrevan nüfusunun sayısı ciddi bir şekilde azalmıştır. Birinci ve ikinci Rusya – İran savaşları döneminde de şehir büyük yıkıntılara uğramış bunun sonucunda da nüfusta ciddi azalma olmuştur96. Askerî operasyonlar sırasında İrevan hanları halkın emniyetini sağlamak için onların bir kısmını kale içine, öteki kısmınıysa daha güvenilir yerlere göç ettirmektedirler. 1826 yılının temmuz ayında Şöreyel’e giren İrevan hanı, Abaran Kalesini Ruslardan temizledikten sonra kale nüfusunu İrevan’a, Gümrü’nün bazı köylerinin halkını ise İran tarafına göçe zorlamıştır97. 1827 yılının nisanında İrevan’ın tüm nüfusunun Aras’dan güneye tehciri yapılmış, şehir halkı kendi yerlerini bırakarak kaleye yerleşmek zorunda kalmıştır. İrevan şehrinden ve İrevan Kalesinin civar bölgelerinden kaleye 18 bin insan göç etmek zorunda kalmıştır98. İrevan bölgesinde oturan az sayıda Hıristiyan nüfusa karşı hanlar bazen taviz verip bazen de cezalandırma politikası yürütmüşlerdir. Hıristiyan nüfusu cezalandırma, onların düşman saldırısı zamanı hanlara ihanet etmesiyle ilgilidir. Örneğin, 1827 yılında İrevan Kalesinin savunulmasında Ermeniler, Ruslarla işbirliği yaparak kaleyi savunanların konumu, sayısı, topların yeri ve s. gibi askeri sırları onlara vermişlerdir. Bunun dışında, bazı topların kullanan Ermeniler, mermileri Ruslara değil, kaledeki Müslümanlara atmışlardır99. Sonuç olarak İrevan hanlarının, diğer hanlara göre daha başarılı nüfus politikası takip ettiğini ve bu sebeple de hanlık nüfusunun çok dah fazla artmış olduğunu söylemek mümkündür.

5.Rus Çarlığının Ermenileri İrevan Hanlığı’na Göç Ettirmesi Erzurum’da yaşayan Ermeniler, Rus birliklerinin İrevan Hanlığı’nı işgal etmesi halinde bu topraklara göç edecekleri100 sözünü vermiş oldukları için İrevan’ın Rus hakimiyetine girmesini müteakiben Çar hükümeti, hâlen 18. yüzyılın başlarında Rusya çarı I. Petro’nun vasiyetini yerine getirerek, Ermenileri, Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti’nden Kuzey Azerbaycan topraklarına göç ettirme politikasını uygulamağa başlamıştır101. Hâlen 19. yüzyılın başlarında Azerbaycan’a karşı gaddarlığı ile ün salmış olan Sisianov102, bu politikanın takipçisi ve uygulayıcısı olmuştur 103. Rusya’nın işgali arefesinde İrevan Hanlığı’nın bütün Hıristiyan104 ahalisinin genel sayısı % Fuad Eliyev, Urfan Hesenov, İrevan hanlığı..., s.42. Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındaki Münasipetlere Dair Arşiv Belgeleri, c. I, Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı yayınları, Ankara, 1992. s.111 – 112; İrevan hanlığı. Rusiya işğalı..., s.328. 98 Александр Шербатов, Генерал-фельдмаршал князь Паскевич. Его жизнь и деятельность, т.II, изд. В.Е.Березовского, Санкт-Петербург, 1890, c. 231, 321-322. 99 СМОМПК, вып.IV, Издание Управления Кавказского Учебного Округа, Тифлис, 1884, c.36; Иван Ениколопов, Грибоедов и Восток. Айпетрат, Ереван, 1954, c.86. 100 АКАК, т.II, в типографии Главного Управления наместника Кавказского, Тифлис, 1868, c. 631. 101 Yaqub Mahmudov, Real tarih ve “Böyük Ermenistan” uydurması. Turhan NPB, Bakı, 2014, s. 8. 102Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’nı işğalinde önemli yere sahip olan Pavel Dmitriyeviç Sisianov (1754-1806), Gürcü kökenli Rus generali, Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’daki birliklerinin başkumandanı. 1806 yılının 8 Şubat’ında Bakü’de şehir kapılarının önünde Hüseyinkulu Han’ın adamlarından biri olan Aslan bey tarafından katledildi. 103 АКАК, т.II, c. 631. 104 İrevan Hanlığı topraklarında Ermenilerin sayısını yapay olarak artırmak amacıyla birçok Ermeni yazarlarının eserlerinde burada yaşayan tüm Hıristiyanlar (Çingeneler, Gürcüler, Yahudiler, Aysorlar, Hıristiyan Kürtleri vb.) Ermeni gibi sunuluyor ve bununla İrevan bölgesinin tarihi bilerekten Ermenilerin lehine sahteleştirilir. Örneğin, İrevan 96

97Osmanlı

40


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

20’den fazla olmamıştır. Bu bilgiyi, Şopen’in araştırmalarına dayanan Ermeni menşeli batı tarihçisi G. Bornoutyan’da kendi araştırmalarında itiraf etmiştir105. Bundan başka, yazar İrevan Hanlığı topraklarındaki Ermenileri sayısı ile alakalı şunları yazmıştır; “Her durumda, Fars hakimiyeti devrinin106 hiçbir zamanında Ermeni ahalisi ne çoğunluk oluşturmuş, ne de sayıca Müslümanlarla eşit olmuştur. Araştırmada bazı mahallerde Ermeniler çoğunluk gözükse de, bu o topraklardan 25.000’den fazla Müslüman’ın gitmesinden sonraki durum olup, bundan dolayı Fars hakimiyeti devrinde Ermenilerin çoğunluğu konusunda hiçbir kanıt yoktur”107. Türkmençay Anlaşmasını müteakiben 1828-1829 yılları arasında Ermenilerin, Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti’nden İrevan Eyaleti’ne göç etmeye başlamasından sonra, buradaki nüfus dengesi değişmeye başlamıştır. Ancak yine de nüfusun 49875’i Müslüman108, 324’ü Kürt, 20073’ü yerel Ermeni109, 23568’i Kaçarlar İran’ından ve 21639 Osmanlı Devleti’nden göç ettirilmiş olan şehrinde zengin Hıristiyan Çingenelerden oluşan 100 ailenin yaşadığı kaydedilir (Армянская анонимная хроника. 17221736 (пер. с турецкого и примечания акад. З.М.Буниятова), Элм, Баку, 1988, с.12). 105 Bournoutian, The khanate..., s.59; Bournoutian. “The ethnic…, s.145, 121. 106 Bağımsız İrevan hanları dönemi. 107 Bournoutian, The khanate..., s. 59-60. 108 Azerbaycan Türkü. 109 Grigoryan misyonerleri istisna kabul edilirse, Ermenilerin bu Azerbaycan topraklarında ortaya çıkması 1441 yılında Ermeni Katolikosluğu’nun Kilikya’dan Azerbaycan Karakoyunlu Devleti’nin topraklarına, yani Üçkilise’ye göçürülmesinden (Аракел Даврижеци, Книга Историй. (Перевод с армянского, предисловие и комментарий А.А.Ханларян). Наука, Главная редакция восточной литературы, Москва, 1973, с. 326-327; Simeon İrevanlı, Cambr.., s. 19) sonra başlamıştır. İrevan bölgesindeki Azerbaycan topraklarını Ermenilerin hangi yollarla ele geçirdikleri ile alakalı Matenadaran’da bulunan 1687 tarihli bir vesikada, biz (yani Ermeniler) Azerbaycan Türklerine ait olan toprakları “… ya satın alır, ya zapt eder, ya sahibinin elinden çıkarır, ya rüşvet verip alır, ya bahşiş olarak elde eder veyahut da zorla ele geçiririz” denilmektedir (Cимеон Ереванци, Джамбр. Памятная книга, зерцало и сборник всех обстоятельств святого престола Эчмиадзина и окрестных монастырей. Пер. С.Малхасянца. под. ред. П.Т.Арутюняна. Изд. восточной литературы, Москва, 1958, с.28). Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi Devletleri’nin himayesinden yararlanan Üçkilise Katolikosları ve onların Avrupa’daki destekçileri Azerbaycan’ın bu kısmında Ermenilerin yerleşip çoğalmasına öncülük etmiştir. İlk devirlerde Ermeniler İrevan şehrinin kendisinde değil, ele geçirebildikleri Üçkilise Katolikosluğu’nun topraklarında ve ona bitişik arazilerde yerleşmişlerdir. Ermenilerin Çuhursed Beylerbeyiliği’nin topraklarında yerleşmesine imkân veren amillerin başında, 16. – 17. Asırlar ve 18. Asrın ilk yarısında ortaya çıkan Safevi – Osmanlı savaşları gelmektedir. Safevi – Osmanlı savaşları zamanı yerli Müslüman ahali, yani Azerbaycan Türkleri ya kırılıp telef olmuş, ya da şia mezhebinden oldukları için Osmanlı ordularının hücumları esnasında topraklarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Üçkilise ve onun çevresindeki Azerbaycan topraklarında yerleşen Ermenilerin burada daha da güçlenmelerine Safevi hükümdarı I. Şah Abbas (1587 – 1629) geniş imkânlar sağlamıştır. Onun fermanı ile Ermenilere Safevi Devleti’nin dış ticaret ilişkilerinin gerçekleştirilmesinde geniş imtiyazlar verilmiş, devletin topraklarında yaşayan Ermeni kiliselerine özel indirimler yapılmıştır (Илья Петрушевский, Очерки по истории феодальных отношений в Азербайджане и Армении в HIH - начале HH вв. Изд-во Ленинградского Государственного Ордена Ленина Университета им. А.А. Жданова, Ленинград, 1949, s. 181-182; Güntekin Necefli, a.g.e., s.29, 32). Nadir Şah’ın Muğan’da taç koyma merasiminden sonra (1736), Üçkilise Katolikosu Azerbaycan Hanlarının hepsine Ermeni esirleri paylaştırmıştır. Bu zaman şahın kılığına giren Katolikos Kenekirli Abraham Hıristiyan Meliklerinin yardımı ile Horasan’dan ve muhtelif yerlerden getirilen Ermeni esirlerin bir kısmını İrevan bölgesine göndermiştir (Абраам Кретаци, Повествование. (Критический текст, пер. на русский язык и ком. Н.К.Корганяна). Изд-во АН АрмССР, Ереван, 1973, с. 252-255). Bütün bunların neticesinde İrevan bölgesi ahalisinin demografik yapısında Ermenilerin menfaatine dikkat çekici değişiklikler yapılmıştır (İrevan hanlığı. Rusiya işğalı..., s.71-74). 18. yüzyılın başlarında Rusya çarı I. Petro’nun vasiyetini yerine getirerek, 19. Yüzyılın başlarında Çarlık Rusya’sı Ermenileri, Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti’nden Kuzey Azerbaycan topraklarına göç ettirme politikasını uygulamağa başlamıştır. 19. yüzyılın başlarında General Sisianov bu politikanın takipçisi ve uygulayıcısı olmuştur. Ermenilerin İrevan hanlığına Göç Ettirilmesi I. ve II.

41


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ermeni’dir. Yani her şeye rağmen nüfusun çoğunluğu hala Azerbaycan Türklerinden müteşekkildir110. Rusya’nın İrevan Hanlığı’nı işgali sürecinde Azerbaycan Türkleri her vasıta ile baskı ve zulme maruz bırakılarak öz topraklarını terk etmeye zorlanmışlardır. Göç edenlerin yerine de seri bir şekilde Ermeniler yerleştirilmeye devam edilmiştir. Rus askerî tarihçisi V.Potto bu hususla ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: “Rus askerlerinin gelişine kadar İrevan Vilayeti’nde 20’ye kadar çeşitli tatar (Azerbaycan türkü) boyları yaşıyordu. Şimdi ise tüm yerleşik nüfus Aras’ın karşı yakasına uzaklaştırıldı. Terekeme Tatarları da topraklarını terk etmiştir; az kısmı Türkiye'ye, çoğunlukla ise İran’a gitmişti”111. General Paskeviç’in, Kont Nesselrod’a 27 Haziran 1827 tarihiyle göndermiş olduğu rapora göre: Aynı yılın ilk yarısında İrevan Hanlığı’nı 4500 Terekeme (elat) Müslüman Türk terk etmiştir. Yerel Azerbaycan Türkleri olan Karapapaklılardan 800 aile Aras’ın öbür kıyısında yerleşmiş, ayrıca Karapapaklılardan 100 aile ve Ayrım Türkleri’nden 300 aile Kars’a, güçlü Uluhanlı aşiretinden 600 aile Beyazid’e göç etmek mecburiyetinde kalmıştır112. 1827 yılı boyunca İrevan hanlığını terk eden Müslümanların sayısı 8700 aile olup, bunlardan 5100’ü Kaçarlar İran’ına, 3600’ü ise Osmanlı Devleti’ne topraklarına göç etmiştir. Bunların yerine Kaçarlar İran’ından gelen 6315 ve Osmanlı Devleti’nden gelen 4393 Ermeni ailesi, yani toplam 10708 Ermeni ailesi İrevan Eyaleti’ne yerleştirilmiştir113. Bu durum 1828 yılı Türkmençay ve 1829 yılı Edirne Antlaşmaları sonucunda artarak devam etmiş olup, söz konusu anlaşmalar, Ermenilerin Azerbaycan topraklarına toplu şekilde göç ettirilmesi için büyük fırsat yaratmıştır. 21 Mart 1828 tarihinde Rusya Devleti tarafından “Ermeni Vilayeti”114 oluşturulduktan sonra, İrevan ve Nahçıvan hanlıklarının topraklarındaki nüfus şöyledir: 81749 (16078 aile) Azerbaycan Türkü iken, 25151’i yerel115 (4428 aile), 35560’i ise (6949 aile) Kaçarlar İran’ından göç ettirilen Ermeni, 21666’i (3682 aile) Osmanlı Devleti’nden göç ettirilen Ermenidir. 324 kişi de Yezidi’dir. İ. Şopen’e göre; savaşlardan sonra “Ermeni Vilayeti”nde mevcut olan 752 köyden 521’i İrevan Eyaleti’ne aitdir, savaş sonucunda vilayet bölgesinde 359 köy (bu arada İrevan eyaletinde 310 köy) harabe kalmış olup, nüfusu toplu katliamlara maruz kalarak, muhacir konumuna düşürülmüştür116. 1828 yılındaki yoğun Rus ve Ermeni baskısı, tedhiş ve terörü sonucunda İrevan’ın Müslüman nüfusunun büyük kısmı, açık veya gizlice vatanlarını terk edip komşu devletlere gitmekten başka kurtuluş yolu bulamamışlardır117. Kont Paskeviç, 1828 yılının Nisan ayında verdiği emirle, İrevan Eyaleti’ni terk eden göçmenlerin, Rusya sınırlarıni sadece onun özel izniyle geçebileceklerini belirtmek suretiyle, geri dönmek isteyen Müslümanların önünü hemen hemen tamamen kapatmıştır118. Türkmençay Antlaşmasının koşulları gereğince, İran topraklarında yaşayan Ermenilere bir yıl içinde kendi malvarlıkları ile Rusya hakimiyetindeki bölgelere göç etme izni verildiğinden, bu Rusya-İran Savaşları sırasında da sürdürülmüştür. 110 Шопен, Исторический..., c. 635-642; İrevan hanlığı. Rusiya işğalı..., s. 77. 111Василий Потто, Кавказская война в отдельных очерках, эпизодах, легендах и биографиях, том III. выпуск IIV, изд. В.Е.Березовского, Санкт-Петербург, 1888, с. 334; Ирада Мамедова, Влияние переселенческой..., s. 32. 112AKAK, т. VII, док. 512, с. 547. 113 Рафик Сафаров, “Динамика этнического состава населения Иреванской губернии в HIH - нач. ХХ века (этнополитический аспект)”. Heberler (Tarih, felsefe ve hüquq seriyası), Bakı, 2004, №4, s. 112. 114ОРВЗ, ч. IV, с. 270. 115 109 no.lu dipnota bkz. 116Шопен, Исторический..., c. 510-518. 117AKAK, т. VII, док. 622, с. 646; док. 623, с. 647. 118AKAK, т. VII, док. 438, с. 490.

42


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

hukuktan yararlanan 8249 Ermeni ailesi, 1828 yılı Mart ayının ortalarından 1 Haziran’a kadar Kaçarlar İranından, göç etmişlerdir119. Göçmen Ermeniler, İrevan Eyaleti’nin 119 köyüne yerleştirilmişlerdir. Genel olarak, İrevan eyaletine 4559 (23568 kişi) Ermeni ailesi yerleştirilmiştir120. Lazaryev’in emrini yerine getiren Gamazov’un raporuna göre, Ermenilerin ekseriyeti, İrevan’ın en iyi verimli bölgelerinden olan Şerur, Develi, Gerniçay, Zengi, Abaran, Kırkbulak, Dereçiçek ve Aras nehrinin İran tarafında bulunan kısmındaki Saat Çukuru’nda (Çukursedde – İ.M.), yani Sürmeli bölgesine yerleştirilmişlerdir. 300’den fazla zanatkâr Ermeni ailesi, İrevan’da yerli şehirlilerin, yani Azerbaycanlıların evlerine, Selmas ve Hoy hanlıklarından göç ettirilen 200 kadar Ermeni ailesi ise İ. Argutinski’nin talimatı ile Sürmeli mahalında yerleştirilmişlerdir. Ermeniler, İrevan Eyaleti’nin 119 köyünde ikamet edecek şekilde dagıtılmışlardır. Bu çabaların sonucunda; İrevan eyaletinde toplam 4559 (23568 kişi) Ermeni ailesi yerleştirilmiştir.121. İ. Yenikolopov’a göre, A. Griboyedov Ermenilerin İran’dan Rusya sınırlarına, yani Çukursed bölgesine göç ettirilmesine özel önem vermiş ve bu meseleye Rusya’nın Doğu’daki konumunu kuvvetlendirmenin teminatı olarak bakmıştır122. 1828-1829 Rus-Türk savaşından sonra, Osmanlı Devleti’nden, İrevan ve Nahçıvan hanlıklarının yerinde oluşturulan “Ermeni Vilayeti”ne 3682 aile, 21666 kişi Ermeni, 67 aile, 324 kişi Yezidi Kürt göç etmiştir. Bu göçmenler, özellikle eski İrevan Hanlığı’nın Kırkbulak, Sürmeli, Talın, Körpübasar, Abaran, Dereçiçek ve Göyçe mahallarının 129 köyüne yerleştirilmiştir123. Bu göçlerden sonra 1829’da Ağrıdağ’ın çevresindeki 12 köyde ve Serdarabad köyünün yakınlarındaki Melik Nubarov124 tarafından tespit olunamayan köylerde yaşayan 230 ev ile birlikte 3711 ev, Üçkiliseye bağlı 7 köyde 690 ev Ermeni, eskiden Ermenilerin yaşamadığı Serdarabad köyünde 800 ev, İrevan şehrinde 870 ev Ermeni kayıt altına alınmıştır125. Melik Nubarov’un Serdarabad köyünde 800 ev Ermeni’nin bulunduğunu ifade etmesi, diğer kaynaklardaki veriler ile uyuşmamaktadır. Öyle ki, İ.Şopen’e göre Serdarabad köyünde Ermeni nüfus yaşamamıştır, fakat Serdarabad Mahalı’nda toplam 469 Ermeni ailesi kaydedilmiştir126. Melik Nubarov, Serdarabad köyünü kastetmektedir, çünkü Serdarabad Mahalı’na dahil olan köylere listede ayrıca yer verilmiş olup, karşısında mahal olduğu yazılmamıştır. Eğer Melik Nubarov’un, Serdarabad köyünü değil de, mahalını öngörmüş olduğu düşünülecek olursa, o zaman, onun listede ayrıca verdiği bu mahala giren köylerdeki Ermeni ailelerinin sayısını hesaba almasak, o zaman mahal üzere olan Ermeni ailelerinin sayısı daha az, yani 172 olur. Tüm bunlar Melik Nubarov’un verdiği rakamın çok abartılı olduğunu kanıtlıyor. Daha önce de kayd ettiğimiz gibi, önceleri Ermenilerin hiç yaşamadığı Serdarabad kalesinde

Сергей Глинка, Описание переселения армян Аддербиджанских в пределы России. В тип. Лазаревых Института Восточных языков, Москва 1831, с. 48, 55, 92, 115, 131; Kemal Beydilli, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Doğu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler. Belgeler: Türk Tarih Belgeleri Dergisi, Cilt: HIII, Sayı 17’den ayrıbasım, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1988, Ankara, 1988, s. 407, 410. 120Шопен, Исторический..., c. 635-642. 121Ениколопов, Грибоедов и Восток, с. 135-136, 141. 122Yenikolopov, a.g.e., s. 128. 123Шопен, Исторический..., c. 636-642. 124 Belgeyi düzenleyen Ermeni. 125Список армянских селений в Персии, составленный Лазар Мелик-Нубаровым 24 марта 1827 года. Тифлис. РГВИА, ф. 446, оп. 1, д. 170, л. 2-2 об; Опись армянским городам и селениям находящемуся в Персии учиненная жившим оной около 10 летах Карабахским дворянином Лазаром Мелик Нубаровым в 1829 году. Российский Государственный Военно-Исторический Архив (далее РГВИА), ф. 446, оп. 1, д. 175, л. 2-2 об. 126 Шопен, Исторический..., с. 579-584. 119

43


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bulunan 270 evin 1829 yılında Ermeniler tarafından benimsenilmesi127 de Nubarov’un vermiş olduğu verilerin abartılı olmasının kanıtıdır. Melik Nubarov’a göre, İrevan şehrinde yaşayan Ermeni ailelerinin sayısı (870 avlu128) olup, İ.Şopen’in verdiği sayıdan (567 aile129) daha fazladır. Türkmençay Antlaşmasından sonra İrevan şehrine İran’dan 366, Osmanlı devleti’den ise 11 Ermeni ailesi göç ettirilerek yerleştirilmiştir130. Başka bir kaynağa göre ise, 300’den fazla zanatkâr Ermeni ailesi, İrevan’da yerel şehirlilerin evlerine yerleştirilmiştir131. İrevan şehri de dahil İrevan Eyaleti’ne dahil olan köylerdeki ailelerin sayısının Melik Nubarov’un132 verileri ile İ.Şopen’in133 Ermenilerin buraya 1828 yılında göçürülmesinden önce bu eyaletin köylerinde yaşayan Ermeni ailelerinin sayısı ile kıyaslı karşılaştırılması aşağıdaki tabloda verilmiştir.: Tablo 2 Şehir ve köylerin adı Ağrıdağ’ın çevresinde (İrevan Eyaleti’nde134): İrevan şehri Kanaker (Kanakir) Norke (Çölmekçi) Norakavat (Noragovit) Ağbaş Şenakavat (Şingovit) Çarbağ Yenkiça (Yengica135) Vetlye136 Akuri (Ark-uri) Partsapi (Parataş) Göy Kızıl137 Elar (İllar) Ptsni (Bcni) Arinç (Arinc) Paraka (Paraga) Kalara (Kalali) Şaparabad (Şerifabad) Kavakert (Gavar) Dohs (Toss)

Evlerin sayısı Melik Nubarov’a göre 870 110 60 70 30 35 25 30 40 150 40 30 15 30 30 60 55 20 30 25

Ailelerin sayısı İ.Şopen’e göre 567 58 80 28 21 11 yok yok 177 8 18 24 33 21 35 yok viran (harabe) köy 10

ОРВЗ, ч. IV, с. 291 Список армянских селений..., л. 2 129 Шопен, Исторический..., с. 543-544. 130 Шопен, Исторический..., с. 544-546. 131 ОРВЗ, ч. IV, СПб., с. 291. 132 Список армянских селений..., л. 2 – 2 об. 133 Шопен, Исторический..., с. 544-634 134 Tabloda parantez içinde yazılanlar Şopen’in eserinde verilen köylerin adıdır. 135 Şopen’de bu köy Nahçıvan Eyaleti’ne aittir. 136 Şopen’de bu köyün adı kayd edilmemiştir, ya da başka ad altında verilmiştir. 137 Şopen’de bu köyün adı kayd edilmemiştir, ya da başka ad altında verilmiştir. 127 128

44


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Prankanats (Frankanots) Ekerek Parbi (Parpi) Molla Dursun Serksovil (Sergeul) Sagmasuvank (Sagmosavank) Oganavank (İogannavank) Uşi Alikoça (Alikoçak) Damcılı Pyürakan (Piragyan) Şehriyar Gurdugulu Serdarabad138 Kob (Kulp) Blur Avçılar (Evciler139) Aletrlu (Aletli)140 Gohvele141 Serdarabad yakınlarındaki adı bilinmeyen köylerde (Serdarabad Kalesi, Molla Bayezid ve Keçili) Sagatabad (Şagab) Kegartavank (Karmirvank) Üçmüezzin Kilisesi’ne ait köylerde: Vagarşabad Uşakan Eşterek Muğni (Mogni) Yegvard Ketarkel (Gedergel ve ya Çaykutara) Mastar (Masdere)

25 10 25 6 5 15

24 yok 21 8 yok yok

25

yok

5 25 10 30 80 85 800 150 100 50 40 60 230

yok yok yok 15 85 22 yok 173 69 51 36

120 60

viran (harabe) köy 10

450 40 70 20 50 20

212

397 82 122 10 30 viran (harabe) köy

40

74

Tablo 2’den açıkça görülmektedir ki, Melik Nubarov’un verileri genellikle abartılmış ve gerçeği yansıtmamaktatır. Ayrıca Azerbaycan Türkçesi’nde var olan yer isimleri, çoğu durumda Ermeniceye uyarlanmış, değiştirilmiş şekilde verilmiştir. Örneğin, Tanakert - Tepedibi, Mastar Şopen’e göre, Serdarabad köyünde Ermeni nüfus yaşamamıştır, fakat Serdarabad Mahalı’nda toplam 469 Ermeni ailesi kaydedilmiştir. Melik Nubarov Serdarabad köyünü kastediyor, çünku Serdarabad Mahalı’na dahil olan köyler listede ayrıca verilmiştir ve onun karşısında Mahal olduğu yazılmamıştır. 139 Şopende Evciler adı altında 2 köy kaydedilmiştir. Sürmeli Mahalı’na bağlı köyde 51 aile, Serdarabad Mahalı’na bağlı köyde ise 9 aile vardı. 140 Elietli 141 Şopen’de bu köyün adı kayd edilmemiştir, ya da başka ad altında verilmiştir. 138

45


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Masdere, Ketarkel - Gedergel, Norke - Çölmekçi vb. yer isimleri bu şekildedir. Ayrıca, Melik Nubarov’un köylerle ilgili verilerinin çoğunluğu da abartılmıştır, bunlardan sadece birkaçı Kenekir, Noragovit, Yegvard, Muğni, Vagarşabad, Karmirvank, Blur, Gurdugulu, Singovit, Parataş vb’dir. bazı köylerde ise Ermeniler hiç yaşamamış olup, bunlardan Serksovil, Sagmasuvank, Uşi, Oganavank, Alikoça, Damcılı, Ekerek vb. köylerde Ermeniler kayda alınmamıştır. Rus kaynakları da, İrevan Eyaleti’nin demografik yapısında zorla yapılan değişikliği tasdik etmektedir: “Pembek ve Şöreyel’in ahalisi Rus işgalinden sonra değişmiştir. Yerli halkın yerine gelenler (yani Ermeniler) geçti. Şöyle ki, yerli ahali içerisinde oranın eski sakini olan ihtiyar Ermeniyi nadir olarak bulursun. Yani ahali buraya aslında “Ermeni vilayeti”nden, Erzurum’dan, Kars ve Kürdistan’dan göçürülmüştür,toplam 4648 aile, 16 bin kişiden oluşmaktadırlar. Şimdilerde Pembek distansiyasının sakinleri iki kısma bölünür. Yerli sakinler (yani Azerbaycan Türkleri) ve yeni göç edenler (yani Ermeniler). Sonuncular, Rusya – Türkiye savaşından sonra 1829 yılında Rus hükûmetinin tabiliğine geçmişlerdir.” 1829 yılının nüfus sayımı sonuçlarına göre, bölge ahalisi, yerli sakinler (Azerbaycan Türkleri) 1536 aile (5425 kişi) ve yeni göç etmiş olanlar (Ermeniler) 3148 aileden ve (10575 erkekten) ibarettir142. Rus hakimiyetinin ilerleyen yıllarında, nüfus oranı giderek Azerbaycan Türklerinin aleyhine Ermenilerin ise lehine gelişme kaydetmeye devam etmiştir. 1832 yılının nüfus sayımı sonuçlarına göre; Pembek ve Şüreyel’de 169 Aysor (Nasturi) erkek, 14963 Ermeni erkek, 963 Katolik Ermeni erkek ve 546 Tatar (Azerbaycan Türkü) erkek kayda alınmıştır143. Bölgeye (Distansiya’ya) Ermenilerin göç etmesinden sonra 1829’da burada Azerbaycan Türkleri %34 (5425 erkek), Ermeniler ise %66 (10575 erkek) iken, 1832 yılında Azerbaycan Türkleri’nin sayısı %3,28’e kadar (546 erkek) inmiş durumdadır. Ermenilerin bölgeye yerleştirilmesinin sürdürülmesi sonucunda Ermenilerin sayısı çoğalarak %95,7’ye (15926 erkek) ulaşmıştır. Ayrıca, ilgili kaynağın verilerine göre; 1832 yılının sonu ve 1833 yılının başında Pembek-Şüreyel bölgesine Tsalka Dairesi’nden 182 ev (674 kişi) Ermeninin göç etmesini müteakiben144, bu rakam %96’e (16600) kadar ulaşmıştır. Görüldüğü gibi, İrevan bölgesinde Azerbaycan Türkleri’nin sayısının %4’e kadar azalması, oldukça büyük asimilasyonun ve aynı zamanda kısa bir sürede bölgenin Hıristiyanlaştırılmasının kanıtıdır. 1832 yılı nüfus sayım listesine göre, İrevan Eyaleti’ndeki köylerden 463’ünde Müslümanlar (Azerbaycan Türkleri), 98’inde Ermeniler, 65 köyde de hem Azerbaycanlılar, hem de Ermeniler karışık halde yaşamaktadırlar. Önceleri hiç bir Ermeninin yaşamadığı Göyce, Abaran, Vedibasar, Şerur vb. bölgelere toplu olarak Ermenilerin yerleştirilmesi dikkat çekmektedir. İran’dan göç etmiş olan Ermeniler, Azerbaycan Türklerinin terk etmek zorunda kaldıkları 62 köye yerleşirken, Azerbaycan Türklerinin hali hazırda yaşamaya devam ettikleri 68 köye ve karışık nüfusu olan 24 köye ve yeni kurulmuş olan 32 Ermeni köyüne yerleşmişlerdir. Türkiye’den gelen göçmen Ermeniler, İran’dan gelenlerden farklı olarak, Rus işgaline kadar sadece Müslümanlara ait olan ve Rus baskısı ile terk edilmiş durumdaki 64 köye yerleştirilmişlerdir. Onların bir kısmı bundan önce gelen Ermenilerin (15 köy) ve İran Ermenilerinin (23 köy) veya ahalinin karışık yaşadığı köylere (12 köy) yerleştirilmişlerdir. Yalnız Türkiye Ermenileri’nin az bir kısmı karışık köylerde 142ОРВЗ,

ч. II, с. 303-304; İrade Memmedova, “İrevan Bir Türk Hanlığıdır (demografik araştırma)”. II uluslararası Kafkasya Tarih Sempozyumu. 15-17 Ekim 2008, Kafkas Üniversitesi. Kars, 2009, s. 231; İrade Memmedova, “HIH esrin evvellerinde Rusiyanın Azerbaycanda etnodemoqrafik veziyyeti deyişmek siyasetinin Azerbaycanın sonrakı taleyine tesiri”, Tarih ve gerçeklik (Azerbaycan Tarih Qurumu), Bakı, 2008/1(3), s.95-96. 143 ОРВЗ, ч. II, с. 304. 144 ОРВЗ, ч. II, с. 304.

46


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

yerleştirilmiştir. Böylece, Ermeni göçmenler, boşaltılan 126 Azerbaycanlı köyüne, Azerbaycan Türklerinin yaşadığı 70 köye, 22 karışık ve 47 Ermeni köyüne yerleştirilmişlerdir145. Bu durum Ermenilerin Kuzey Azerbaycan topraklarına göç ettirilensi layihasını hazırlayan Griboyedov’u146 bile rahatsız etmiş olmalı ki; Ermeni göçmenlerin Müslümanların arazi ve evlerine yerleştirilmelerini, doğru bulmayarak, devlet arazisi yerine Ermenilerin bu şekilde iskan edilmelerinin, Müslümanları sıkıştırdığından bahsetmiştir147. M. Vladıkin’in148 “Kafkasya boyunca seyahat” eserinde: “1827 ve 1829 yıl savaşlarından sonra Ermeni vilayeti İran ve Türkiye’den gelen Ermenilerle doldu. İrevan Guberniyası’nda yaşayan Ermenilerin büyük çoğunluğu buranın eski sakinleri olmayıp 1828 ve 1829 yılı savaşlarından sonra Türkiye’den buraya göç ettirilmiş olanlardır”149, şeklinde yazması, Ermenilerin İrevan topraklarının yerli sakinleri olmadığını da kanıtlamaktadır. Osmanlı Devleti’nden Rusya’ya göç etmiş olan 90 bin civarında Ermeni, Bembek-Şureyel, Tsalka, Ahalsık ve “Ermeni Vilayeti”nde yerleştirilmişlerdir150. Bölgenin demografik yapısı bu şekilde değişmeye başlamıştır. J.Makkarti’ye151 göre, 1827-1829 yılları arasında çok sayıda Müslüman, özellikle de Azerbaycan Türkleri, Ruslar tarafından baskıya maruz kalarak kendi topraklarından sürülmüşlerdir. Bu tarihlerde, İrevan Hanlığı’nın nüfusunun çoğunluğunu Müslümanlar, özellikle de Azerbaycan Türkleri oluşturmaktadır. Rus istılası dolayısıyla bu toprakları işgali sırasında İrevan Hanlığı’nın Müslüman nüfusunun %30’u (26.000 kadarı) Ermeniler tarafından ya katledilmiş ya da göçe zorlanmıştır. Bu Müslümanların yerine Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti’nden göç ettirilen Ermeniler yerleştirilmiştir152. Smirnov, Ermenilerin, Türkmençay ve Edirne Antlaşmaları’nın kendilerine verdiği hukuktan yararlanarak Kaçarlar İran’ından 90 bin, Osmanlı Devleti’nden ise yaklaşık 75 bin kişiyi göç ettirerek Azerbaycan topraklarına yerleştirdiklerini yazmaktadır153. Resmi belgelere göre; Osmanlı Devleti’nden 84 binden fazla Ermeni ve Rum154, Paskeviç’e göre 90 binden fazla155, K. Beydilliye göre ise 100 bine kadar (20 bin ev) Ermeni göç etmiştir156. Osmanlı resmi

145Шопен,

Исторический..., c. 543-630. Aleksandr Sergeyeviç Griboyedov (4 [15] Ocak 1795, Moskova - 30 Ocak [11 Şubat] 1829, Tahran) - Rus diplomatı, şairi, oyun yazarı, piyanist ve besteci, asılzade, devlet müşaviri (1828). Eylül 1826 yılında o, Tiflis’e hizmete döndü ve diplomatik faaliyetini sürdürdü. Sonuç olarak Rusya lehine Türkmençay Antlaşması’nın (1828) imzalanmasına katılmış ve anlaşmanın metnini St.Petersburg’a götürmüştür. İran’da Rusya’nın elçisi olarak görevlendirilmiştir. 147AKAK, т. VII, док. 618, с. 642. 148Vladıkin Mihail Nikolayeviç – beyzade, oyun yazarı, 1830 yılında doğdu, 24 Şubat 1887 yılında öldü. 149Путешествие по Кавказу. Путеводитель и собеседник в путешествии по Кавказу М. Владыкина, ч.I, Москва, Тип. И.И. Родзевича, 1885, с. 12, 226; Ирада Мамедова, Влияние переселенческой.., 32-33. 150AKAK, т. VII, док. 829-830. 151 Louisville Üniversitesi’nin Profesörü, demograf, Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan tarihi üzerine çeşitli eserlerin yazarı. Bunlar sırasında, “Müslümanlar ve Milli Azınlıklar”, “Türkiye’ye bir bakış”, “Müslümanların sınır dışı edilmesi”, sonuncuda büyük bir bölüm Azerbaycan hakkındadır. 152Джастин Маккарти, Каролин Маккарти, Тюрки и Армяне. Руководство по армянскому вопросу (перевод с английского языка), Азернешр, Баку, 1996, с. 34-35; Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün. Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı: 1821-1922, Çeviren Fatma Sarıkaya, 2.Baskı, Ankara, Türk Tarih Kurumu yayınları, 2014, s. 33. 153Николай Смирнов, Политика России на Кавказе в HVI – HIH веках. Соцэкгиз, Москва, 1958, c. 180. 154AKAK, т. VII, док. 830, с. 847. 155AKAK, т. VII, док. 829, с. 845 156Beydilli, 1828-1829 Osmanlı-rus savaşında ..., s. 407, 410. 146

47


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

belgelerine göre sadece Erzurum’dan 4230 ev (21150 kişi) Ermeni göç ederek bölgeye gelmiştir157. Erzurum Vilayeti’nden 10 bin Ermeni ailesi 1829 yılında Rusların peşi sıra Türkiye’den ayrılmış ve İran’dan gelmiş olan 40 bin Ermeni ile buluşmuştu158. 1831 yılı 3 Nisan tarihli belgede, Osmanlı Devleti hakimiyetindeki bölgelerden 14044 Ermeninin göç ettiği belirtilmektedir. Erzurum’dan göç eden 7298 Ermeni ailesinden 5000’ni, ayrıca Ardahan’dan tehcir edilen 67 Ermeni ailesi Ahıska topraklarında, 1050 Ermeni ailesi Borçalı‘da ve Çalka çevresinde kalan 1248 aile ise Pembek ve Şüreyel’da yerleştirilmiştir. Kars’tan göç ettirilen 2464 aileden 2264’ü Pembek ve Şüreyel’de, 200’ü ise Talın Mahalı’nda, Bayazıt’ten köçürülen 4215 aile Göyçe gölü civarında ve Baş Aparan’da yerleştirilmiştir159. Bu göçleri teşvik etmek amacıyla Çarlık Rusyası tarafından 1831 yılının Nisan ayında, Osmanlı Devleti’nden gelen Hıristiyanlar: Ermeni ve Rumlardan oluşan 14 binden fazla aileye (90 bin kişiye kadar) 380 bin ruble gümüş nakit ayrılmıştır160. Bu göç ettirilmeler sonraları da sürdürülmüş ve bu da nüfusun etnik yapısını çok ciddi olarak etkilemiştir. Burada verilen karşılaştırmalar da bunu teyit etmektedir. Eğer 1826 yılında İrevan Hanlığında 12 bin aile (%76) Tatar (Azerbaycan Türkü ), 3800 aile (%24) Ermeni yaşamakta ise161, 1828 - 1829 yılları arasında Ermenilerin Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti’nden İrevan Eyaleti’ne göç ettirilmesinden sonra burada 49875 (%43.2) Müslüman (Azerbaycan Türkü), 324 (% 0.3) Kürt, 20073 (17.4%) yerel Ermeni162, 23568 (%20.4) Kaçarlar İran’dan tehciri yapılan Ermeni ve 21639 (%18,7) Osmanlı’dan göç ettirilen Ermeni yaşıyordu163. Yani iki yıl zarfında yani Ermenilerin bölgeye göç etmesinden sonra Azerbaycan Türklerinin oranı %76’dan 43,2’e inmiş, Ermenilerin sayısı ise %24’den %56,5’e kadar artmıştır. Eğer 1829 yılında İrevan şehrinde Tatar (Azerbaycan Türkleri) ailelerin sayısı 1807 (7331 kişi), Ermeni ailelerin 994 (4132 kişi) idiyse, artık 1880 yılında şehirde 1318 (6293 kişi) Tatar, 9509 (5975 kişi) Ermeni, 46 (115 kişi) Rus, 7 (26 kişi) Gürcü ailesi kayda alınmıştır164. Bu karşılaştırmalı tahlilden açıkça görülmektedir ki, 50 yıl boyunca şehirde Hıristiyan nüfus, Ermenilerin bilinçli bir devlet politikası ile buraya yerleştirilmesi sonucunda 8568 aile artmış, Azerbaycan Türkleri’nin sayısı ise 489 aile azalmıştır. Bu da Azerbaycan Türklerine ya da bir diğer ifade ile Müslümanlara Çarlık Rusyası tarafından uygulanan bilinçli bir asimilasyonun kanıtıdır. J.Makkarti G.Burnutyan’a istinad ederek 1832’ye kadar 45 bin Ermeni’nin yeni yerleşimçi olarak İrevan’a geldiğini, “fakat Ermenilerin İrevan’da nüfus çoğunluğu kesinlikle ele keçirmesinin 19.yüzyılın son çeyreğinde, 1855-1856 ve 1877-1878 Rus-Türk harplerinden sonra, ancak Osmanlı İmparatorluğu’ndan getirilen Ermenilerin bölgeye yerleştirilmesi ile mümkün olduğunu”

157Bkz:

Beydilli, 1828-1829 Osmanlı-rus savaşında..., s. 407, 410. Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün...s. 34. 159AKAK, т. VII, док. 830, с. 847. 160Собрание актов, относящихся к обозрению истории армянского народа. Ч. I, в типографии Лазаревых Института Восточных языков, Москва, 1833, с. 61; Vaqif Arzumanlı, Nazim Mustafa, Tarihin qara sehifeleri. Deportasiya. Soyqırım. Qaçqınlıq. Qartal, Bakı, 1998, s. 40. 161 Кавказский сборник, т. HHII, типография Канцелярия Главноначальствующаго гражданскою частью на Кавказе, Тифлис, 1901, с. 26. 162 109 no.lu dipnota bkz. 163Шопен, Исторический..., c. 635-642; İrevan hanlığı. Rusiya işğalı.., s. 77. 164 Степан Зелинский, “Город Эривань”. Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказа, выпуск первый, Издание Управления Кавказского Учебного Округа, Тифлис, 1881, с.40-41; Ирада Мамедова, Влияние переселенческой политики..., с. 29-36. 158

48


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

belirtmişdir. Müslümanların yok edılmesi veya zorla göç ettirilmesi, Rusların bölgeyi İran ve Osmanlı İmparatorluğu Ermenileriyle doldurmalarına olanak sağladı165. N.N. Şavrov, Rusya’nın Güney Kafkasya’daki asimilasyon ve sömürgeçi politikası hakkında şu bilgileri vermektedir: “Biz sömürgecilik faaliyetimize Güney Kafkasya’da Rusları değil, bize yabancı olan halkların yerleştirilmesinden başladık... 1826-1828 savaşının son ermesinden sonraki iki yıl zarfında; 1828 yılından 1830 yılına kadar Güney Kafkasya’ya 40 bin İran ve 84 bin Türkiye Ermenisi göçürdük ve onları Ermeni nüfusunun cüzi olduğu Yelizavetpol ve İrevan Guberniyalarının en iyi devlet topraklarında yerleştirdik. Onları ayrıca Tiflis Guberniyası’nın Borçalı, Ahıska ve Ahalkelek kazalarında yerleştirdik. Onların yerleştirilmesi için 200 bin desyatinden artık devlet toprağı ayrıldı, Müslümanlardan 2 milyon rubldan artık miktarda özel mülkiyet toprakları satın alındı. Yelizavetpol Guberniyası’nın dağlık bölgesi ve Göyçe gölünün kıyısında bu Ermeniler yerleştirildi. Dikkate almak gerekir ki, resmi techir edilen 124 bin Ermeni ile birlikte, gayri resmi şekilde göç ettirilenler de çok olmuştur ve toplam, göç ettirilenlerin sayısı 200 binden fazladır166». 19. Yüzyılın 90’lı yıllarında Osmanlı Devleti’ne karşı başlayan Ermeni ayaklanmalarının bastırılmasından sonra 400 bine yakın Ermeni yine Güney Kafkasya’ya, Azerbaycan topraklarına göç etmiştir. N. Şavrov da benzer şekilde, 19. Asrın başlarında Güney Kafkasya’da yaşayan 1.300.000 Ermeninin bir milyondan fazlasının yerli olmayıp, onları buraya biz göç ettirdik167, demektedir. 1886 yılının nüfus sayım listesine göre; İrevan Guberniya’sında yaşayan 78317 kişiden 35091’inin (%44,8) Tatarlardan, 22096’sinin (%22,2) Ermenilerden, 21130’unun (%27) Kürtlerden oluşmasına168 ve Ermenilerin bu topraklarda yerleştirilmesinin sürdürülmesine rağmen yine de Azerbaycan Türklerinin Guberniya’da çoğunlukta olmasının göstergesidir. Aşagıdaki tablo 3’de bu durum görülmektedir. Tablo 3 1886 yılı nüfus sayım listesine göre İrevan Guberniyası’nda nüfusun uyruğu toplam Tatar Ermeni Kürt İrevan 78317 35091 22096 21130 Guberniyası’nın (%100) (%44.8) (%28.2) (%27.0) toprakları Sürmeli Kazası Iğdır Alanı Taşburun Alanı Gulp Alanı

71066 (%100) 30647 (%100) 20520 (%100) 19899 (%100)

34351 (%48.3) 11868 (%38.7) 13034 (%63.5) 9449 (%47.5)

22096 (%31.1) 15204 (%49.6) 2265 (%11.0) 4627 (%23.3)

14619 (%20.6) 3575 (%11.7) 5221 (%25.4) 5823 (%29.3)

Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün...s. 33-34. Шавров, Новая угроза русскому делу в Закавказье: предстоящая распродажа Мугани инородцам. Санкт-Петербург, 1911, s. 63. 167 Шавров, Новая..., с. 63. 168 Свод статистических данных о населении Закавказского края, извлеченных из посемейных списков 1886 года, Типография И.Мартиростанца, Тифлис, 1893 (страницы без номера). 165

166Николай

49


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

“İrevan Guberniyası’nın, kaza, polis alanları ve köylerin sınırları belirtilmekle haritası” guberniyanın köy ve şehir nüfusunun uyruklara göre sayısının 19.yüzyılın başlarına oranla yüzyılın sonlarında Ermenilerin yararına değiştirilmesini görme fırsatı veriyor. 1826 yılında İrevan Hanlığında Azerbaycan Türkleri %76, Ermenilerse %24 ve Nahçıvan hanlığında Azerbaycan Türkleri %76.8, Ermenilerse %23.2’ydise, artık 19.yüzyılın 30’lu yıllarında Rusların tehcir politikası sonucu “Ermeni Vilayeti”nde Azerbaycan Türkleri %49.1, Ermenilerse %50.1, yüzyılın sonundaysa İrevan Guberniyası’nda Azerbaycan Türkleri azalarak %37.5, Ermenilerse çoğalarak %56 olmuşlardı169. Aşağıdaki tablo 4’den İrevan Guberniya’sının köy ve şehir nüfusunun uyruklarına göre sayısında bu durum görülmektedir: Tablo 4 19. yüzyılın 90’lı yıllarında İrevan Guberniyası’nın köy ve şehir nüfusunun sayısı Kazalar: Uyruklara göre (kişi) köy nüfusu Tatar Kürt Rum Aysor Mordva Rus Ermeni Diğerleri (Nast uri) İrevan 52880 8129 1381 36426 Aleksandropol 4580 3739 587 957 101634 Nahçıvan 39222 473 165 33018 Yeni Bayazid 29523 2405 113 143 2567 61367 Sürmeli 34351 14619 22096 Şerur43566 880 232 17094 Dereleyez Üçmüezzin 30203 6195 69 64124 Şehir nüfusu İrevan 7228 313 7142 55 Aleksandropol 881 321 65 22921 42 Nahçıvan 4836 2041 82 Ordubad 3787 412 Yeni Bayazid 38 7426 24 Toplam 251057 36478 1021 1682 143 4067 375701 203 % %37,5 %5,4 %0,2 %0,3 %0,02 %0,6 %56 %0,03

Korsun’un 1909 yılında İrevan-Nahçıvan ilinin etnik yapısına dair verdiği bilgiye göre, söz konusu tarihlerde, bölgenin %54,2’sini Şii Tatarlar (Azerbaycan Türklerini Rus kaynakları böyle adlandırmıştır), %42,9’unu Ermeniler, sadece %2,3’ünü Ruslar oluşturmaktadırlar170. Görüldüğü gibi, Ermenilerin 1828 yılı Türkmençay Antlaşmasından sonra Kaçarlar İran’ı ve Osmanlı Devleti topraklarından eserin yazıldığı tarihe kadar, yani 1909 yılına kadar İrevan-Nahçıvan bölgesinin 169Карта

Эриванской губернии с показанием границ уездов, полицейских участков и селских общин, составленный под. Ред. Кондратенко. Российский Государственный Военно-Исторический архив (РГВИА), ф. 414, оп. 1, д. 307, л. 8; İrade Memmedova, “19.Yüzyılın 80-90’lı Yıllarında Güney Kafkas’yanın Etnografik Haritası (Kars ve diger bölgeler)”. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2012, cilt 1, sayı: 2, s. 87-99. 170 Военный обзор Персидского передового театра (Азербайджан, Гилян и Мазандерян) и краткие описания обрекогносцированных путей этого района. Сост. в Развед. отд-нии Штаба Кавк. воен. округа Ген. штаба кап. Корсун, Тифлис, 1909, s. 307.

50


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

topraklarına toplu şekilde göç ettirilmesinin sürdürülmesine rağmen, yine de burada Azerbaycan Türkleri çoğunluk oluşturmaktadırlar.

Sonuç Seyahatname ve belgelere göre, İrevan Hanlığı nüfusuna ilişkin tüm kaynak ve arşiv belgelerinin karşılaştırmalı tahlili, hanlığın nüfusunun çok büyük çoğunluğunun Azerbaycan Türklerinden müteşekkil olduğunu ortaya koymaktadır. İrevan Hanlığı topraklarına Ermenilerin Osmanlı Devleti ve Kaçar İran’ından göçe teşvik edildiği ilk yıllarda da Azerbaycan Türklerinin bu bölgede çoğunluğu teşkil ettikleri görülmektedir. Çarlık Rusyası, I.Petro ve Çariçe Katerina döneminden itibaren planlamış olduğu üzere, en kadim Azerbaycan toprağı olan İrevan’ın Hıristiyanlaştırılması, ya da bir başka ifade ile Ermeni toprağı olması politikasından asla vazgeçmemiştir. Bu durum bir devlet politikası olarak süreklilik arz etmiş ve Çarlık Rusya’sının yıkılmasını müteakiben kurulmuş olan SSCB tarafından da bu plan kademe kademe uygulanmış ve sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. SSCB rejiminin, Azerbaycan’a karşı uyguladığı adaletsiz siyaset 1991 yılından itibaren bu defa da Rusya Federasyonu tarafından takip edilmeye başlanmış ve Karabag’ın haksız ve hukuksuz bir şekilde Ermenistan tarafından işgal edilmesine destek olmuşlardır. ABD ve batılı devletlerin de benzer şekilde Ermenistan’ı himaye etmelerinin sonucu olarak, kadim Azerbaycan toprağı olan İrevan’da şimdi Ermenistan Cumhuriyeti ikame etmeye devam ederken, Daglık Karabag’daki hukuksuz işgal de devam ettirilmektedir. Ermenistan’ın sürekli Azerbaycan topraklarındaki işgalini genişletmesi sonucunda, 2017 yılı itibari ile Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının % 20’sini işgal altında tuttuğunu söylemek mümkündür. Öncelikle bölge barışı ve müteakiben de dünya barışı için öncelikle bu hukuksuz işgalin sona erdirilmesi ve ilk adım olarak da Daglık Karabag’daki Ermeni işgaline son verdirilmesi gerekmetedir. Diğer yandan 1915 tehcir kararı ve uygulamasından dolayı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni jenosid yapmakla suçlayan başta Ermenistan olmak üzere ilgili devletlere İrevan’ın nasıl Ermenileştirildiği ve Kadim Azerbaycan topraklarının ilhak edildiği, halkının sürüldüğünü ve yok edildiğini belgelerle ortaya koymak gerekmektedir. Söz konusu çalışma bu anlamda bu suçlamalara bir kanıt niteliği taşımaktadır.

51


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça Arşiv belgeleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) Hattı-Humayun, nr. 6721-F; 6721-C BOA, TTD, No. 901, Revan livasının nüfus ve hasılatını mübeyyin mufassal defter, v. 1-585 BOA, TTD, No. 898, Revan eyaletinin havi olduğu livalardaki has, timar ve zeametleri havi icmal defteri, v. 1171 Gürcistan Cumhuriyeti Merkezi Devlet Tarih Arşivi, Fon. 3, vesika 52 QRİQORYAN, Vartan, 1958, İrevan xanlığı XVIII esrin sonlarında (1780-1800), EA, İrevan (Ermenice’den Azerbaycan Türkçesine çeviri S.Hasanov), Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nün İlmi Arşivi, Fon. 1, lis. 5, inv. 261 Карта Эриванской губернии с показанием границ уездов, полицейских участков и селских общин, составленный под. Ред. Кондратенко. Российский Государственный Военно-Исторический архив (РГВИА), ф. 414, оп. 1, д. 307 Опись армянским городам и селениям находящемуся в Персии учиненная жившим оной около 10 летах Карабахским дворянином Лазаром Мелик Нубаровым в 1829 году. Российский Государственный Военно-Исторический Архив (РГВИА), ф. 446, оп. 1, д. 175 Список армянских селений в Персии, составленный Лазар Мелик-Нубаровым 24 марта 1827 года. Тифлис. РГВИА, ф. 446, оп. 1, д. 170

Basılmış arşiv belgeleri Акты, собранные Кавказской Археографической Комиссией (АКАК), 1868, т.II, в типографии Главного Управления наместника Кавказского, Тифлис АКАК, 1870, т. IV, в типографии Главного Управления наместника Кавказского, Тифлис, dok. 11111112 AKAK, 1878, т. VII, в типографии Главного Управления наместника Кавказского, Тифлис, док. 438 AKAK, т. VII, док. 512 AKAK, т. VII, док. 618

52


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

AKAK, т. VII, док. 622 AKAK, т. VII, док. 623 AKAK, т. VII, док. 829 AKAK, т. VII, док. 830 Армяно-русские отношения в первой трети XVIII века. (Сб.документов), 1964, т.II, ч. I, Изд-во АН АрмССР, Иреван, док. № 85 İrevan Eyaletinin İcmal Defteri ,1996, (Araştırma, Tercüme, kayıt ve ilavelerin müellifleri Ziya Bünyadov ve Hüsameddin Memmedov (Qaramanlı), ilm, Bakü. Кавказский сборник, 1901, т. XXII, типография Канцелярия Главноначальствующаго гражданскою частью на Кавказе, Тифлис Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Türk Hanlıkları Arasındaki Münasipetlere Dair Arşiv Belgeleri, 1992, c. I, Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı yayınları, Ankara “Отношение ген. Тормасова к военному министру от 19 апреля 1811 г”. Акты собранные Кавказской Археографической Комиссией (АКАК), 1870, т.IV, в типографии Главного Управления наместника Кавказского, Тифлис, д.1154 “Рапорт князя Севарсемидзе ген. Ермолову, от 15 июля 1825 года. №358. Сел. Большой Караклис”. Кавказский сборник, 1900, т. XXI, типография Канцелярия Главноначальствующаго гражданскою частью на Кавказе, Тифлис Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказ (СМОМПК), 1881, вып.I, Издание Управления Кавказского Учебного Округа, Тифлис СМОМПК, 1884, вып.IV, Издание Управления Кавказского Учебного Округа, Тифлис Собрание актов, относящихся к обозрению истории армянского народа. 1833, ч. I, в типографии Лазаревых Института Восточных языков, Москва Свод статистических данных о населении Закавказского края, извлеченных из посемейных списков 1886 года. 1893, Типография И.Мартиростанца, Тифлис (страницы без номера) ЗЕЛИНСКИЙ, Степан, 1881, “Город Эривань”. Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказа, выпуск первый, Издание Управления Кавказского Учебного Округа, Тифлис

Seyyahların eserleri БУРНАШЕВ, Степан, 1793, Описание областей Адребижанских в Персии и их политического состояния, Курск ДРУВИЛЬ, Гаспар, 1826, Путешествие в Персию в 1812 и 1815 годах. ч.II, (Географическое описание), в типографиях Августа Семена, Москва ДУБРОВИН, Николай, 1871, История войн и владычества русских на Кавказе, т.I, (кн.II-III), тип. Департамента уделов, Санкт-Петербург

53


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ДУБРОВИН, Николай, 1866, Закавказье от 1803-1806 гг., Санкт-Петербург ÇELEBİ, Evliya, 1997, Seyahatname (Azerbaycan tarihine aid seçmeler), Der.,Seyidağa Onullahi, Azerbaycan Devlet Neşriyyatı, Bakü GÜLDENSTÄDT, Johann Anton, 1787, Reisen durch Russland und im Caucasischen Gebürge. Auf Befehl der Russisch-Kayserlichen Akademie der Wissenschaften herausgegeben von P.S. Pallas. Bd 1, RussischKayserlichen Akademie der Wissenschaften, St. Petersburg GÜLDENSTÄDT, Johann Anton, 1791, Reisen durch Russland und im Caucasischen Gebürge. Auf Befehl der Russisch-Kayserlichen Akademie der Wissenschaften herausgegeben von P.S. Pallas. Bd 2, RussischKayserlichen Akademie der Wissenschaften, St. Petersburg ГИЛЬДЕНШТЕДТ, Иоганн Антон, 2002, Путешествие по Кавказу в 1770-1773 гг., Петербургское Востоковедение, Санкт-Петербург Географическое и статистическое описание Грузии и Кавказа (из путешествия чрез Россию и по Кавказским горам, в 1770, 71, 72, 73 годах). 1809, Санкт-Петербург ЖЕЛИХОВСКАЯ, Вера, 1885, Кавказ и Закавказье, (с рисунками и картою Кавказа), Типография д-ра М. А. Хана, Санкт-Петербург LA MAMİE DE CLAİRAC, Louis-André, 1750, Histoire de Perse, depuis le commencement de ce Sincle. t. II, Chez Charles-Antoine Jombert, libraire, Paris MORİER, James Justinian Jacques, 1818, Second voyage en Perse, en Arménie et dans L’Asie-Mineure, fait de 1810 à 1816, tome second, Librairie de Gide Fils, Paris ПОТТО, Василий, 1888, Кавказская война в отдельных очерках, эпизодах, легендах и биографиях, том III. выпуск I-IV, изд. В.Е.Березовского, Санкт-Петербург Путешествие по Кавказу. Путеводитель и собеседник в путешествии по Кавказу М. Владыкина, 1885, ч.I, Тип. И.И. Родзевича, Москва SCHİLLİNGER, Frantz Caspar, 1716, Persianische und Ost-Indianische Reise, welche Frantz Caspar Schillinger mit P. Wilhelm Weber und P. Wilhelm Mayr durch das Türckische Gebiet im Jahr 1699 angefangen und 1702 vollendet, Nürnberg CHARDİN, Jean, 1811, Voyages du Chevalier Chardin en Perse, et autres lieux de l’Orient. vol. II. Amsterdam, 1735, Le Normont, İmprimeur-Libraire, Paris ŞARDEN, Jan, 1994, Seyahetname (Fransızca’dan tercüme eden V. Aslanov), İlm, Bakü Voyage en Perse fait en 1812 et 1813. Par Gaspard Drouville, Colonel de cavalerie au service de S. M. L'Empereur de toutes les Russies, Chevalier de plusieurs ordres, 1825, Librairie Nationale et Etrangere, Paris

Kitaplar АГАЯН, Цатур, 1948, А. Бакиханов. Издательсто АН Азерб. ССР, Баку Армянская анонимная хроника,1722-1736 (пер. с турецкого и примечания акад. З.М.Буниятова). 1988, Элм, Баку

54


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ARZUMANLI, Vakif, MUSTAFA Nazim, 1998,Tarihin Kara Sayfaları, Deportasiya, Soykırım,Kaçkınlık, Kartal, Bakü MURIEL, Atkin, 1980, Russia and Iran 1780-1828, University of Minnesota Press, Menneapolis BOURNOUTIAN, George, 1992, The khanate of Erevan under Qajar rule 1795-1828, Mazda Publishers in association with Bibliotheca Persica, Costa Mesa, California and New York ДАВРИЖЕЦИ, Аракел, 1973, Книга Историй. (Перевод с армянского, предисловие и комментарий А.А.Ханларян), Наука, Главная редакция восточной литературы, Москва ELİYEV, Fuad, HESENOV, Urfan, 1997, İrevan Hanlığı, Azerbaycan Devlet Neşriyyatı, Bakü ГЛИНКА, Сергей, 1831, Описание переселения армян аддербиджанских в пределы России, в тип. Лазаревых Института Восточных языков, Москва HACIYEVA, Zemfira, 2012, İrevan Hanlığının Tarihşinaslığı, Çaşıoğlu, Bakü ИОАННИСЯН, Абгар, 1947, Россия и армянское освободительное движение в 80-х г. XVIII веке, Ереван İrevan Hanlığı, 2009, Rusya işgali ve Ermenilerin Şimali Azerbaycan Topraklarına Aktarılması, Çaşıoğlu, Bakü КОВАЛЕВСКИЙ, Павел, 1911, Завоевания Кавказа Россией. Исторический очерк, Типография М. И. Акинфиева, Санкт-Петербург КРЕТАЦИ, Абраам, 1973, Повествование. (Критический текст, пер. на русский язык и ком. Н.К.Корганяна). Издво АН АрмССР, Ереван MAHMUDOV, Yakub, 2014, Real tarix ve “Böyük Ermenistan” uydurması, Turxan NPB, Bakü МАККАРТИ, Джастин, МАККАРТИ, Каролин, 1996, Тюрки и Армяне. Руководство по армянскому вопросу (перевод с английского языка), Азернешр, Баку MCCARTHY, Justin, 2014, Ölüm ve Sürgün. Osmanlı Müslümanlarının Etnik Kıyımı: 1821-1922, Çeviren Fatma Sarıkaya, 2.Baskı, Türk Tarih Kurumu yayınları, Ankara VELİLİ, Muhammed, Hasan,1993, Azerbaycan (coğrafi-tebii, etnoqrafik ve iqtisadi mülahizat), Azerbaycan Dövlet Neşriyyatı, Bakü MEMMEDOV (BAHARLI), Zakir, ZAKIROĞLU (BAHARLI), Orxan, 2015, Muhammed Hasan Veliyev (Baharlı) (soykökü, hayatı,eserleri), Bakü

Bey

NECEFLİ, Güntekin, 2007, XVIII esrde Azerbaycan torpaqlarında ermeni dövleti yaradılması cehdleri, Nurlan, Bakü Обозрение Российских владений за Кавказом (ОРВЗ) (в статистическом, этнографическом, топографическом и финансовом отношениях). 1836, ч. IV, Типография департамента внешней торговли, Санкт-Петербург PERRY, John, 1979, Karim Khan Zand (1747-1779), the University of Chicago Press, Chicago and London

55


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ПЕТРУШЕВСКИЙ, Илья, 1949, Очерки по истории феодальных отношений в Азербайджане и Армении в XIX - начале XX вв., Изд-во Ленинградского Государственного Ордена Ленина Университета им. А.А. Жданова, Ленинград Присоединение Восточной Армении к России и его историческое значение (под ред. Г.М.Казарян), 1978, Наука, Ереван СМИРНОВ, Николай, 1958, Политика России на Кавказе в XVI – XIX веках, Соцэкгиз, Москва. ШАВРОВ, Николай, 1911, Новая угроза русскому делу в Закавказье: предстоящая распродажа Мугани инородцам, Санкт-Петербург ШЕРБАТОВ, Александр, 1890, Генерал-фельдмаршал князь Паскевич. Его жизнь и деятельность, т.II, изд. В.Е.Березовского, Санкт-Петербург ШОПЕН, Иван, 1852, Исторический памятник состояния Армянской области в эпоху ея присоединения к Российской Империи. В типографии Императорской Академии Наук, Санкт-Петербург Военный обзор Персидского передового театра (Азербайджан, Гилян и Мазандерян) и краткие описания обрекогносцированных путей этого района. 1909, Сост. в Развед. отд-нии Штаба Кавк. воен. округа Ген. штаба кап. Корсун, Тифлис Взгляд на армянскую область из путевых записок Н.Нефедьева, 1839, тип. Н. Греча, Санкт-Петербург. ЕНИКОЛОПОВ, Иван, 1954, Грибоедов и Восток. Айпетрат, Ереван ЕРЕВАНЦИ, Cимеон, 1958, Джамбр. Памятная книга, зерцало и сборник всех обстоятельств святого престола Эчмиадзина и окрестных монастырей. Пер. С.Малхасянца. под. ред. П.Т.Арутюняна, Изд. восточной литературы, Москва ŞAHAZİZ, Yervand, 1931, Kadim İrevan, İrevan SIMEON, 1873, Cambr, Mükaddes Üçmüedzin kilisesinin ve etraf manastırların tamamının müfassal aynası ve Hatıra Kitabı, Vagarşapad

Makaleler BEYDİLLİ, Kemal, 1988, “1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Doğu Anadolu’dan Rusya’ya Göçürülen Ermeniler”. Belgeler: Türk Tarih Belgeleri Dergisi, Cilt: XIII, Sayı 17’den ayrıbasım, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara БОГДАНОВА, Надежда, 1939, “К вопросу о феодальной эксплуатации кочевников в Закавказском крае в первой трети XIX в.” Исторический архив. т.II, Москва BOURNOUTIAN, George, 1996, “The ethnic composition and the socio-economic condition of Eastern Armenia in the first half of the nineteenth century”, Transcaucasia, Nationalism and Social change. The University of Michigan Press HESENOV, Serlan, 2007, “Ermeni menbeleri qedim İrevanın tarixi haqqında” YOM. Türk dünyası medeniyyet dergisi. Bakı, № 5 МАМЕДОВА, Ирада, 2009, “Влияние переселенческой политики Российской империи на этноконфессиональную ситуацию Азербайджана в начале XIX века”. Вопросы гуманитарных наук. Москва, № 6 (44)

56


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

MEMMEDOVA, İrade, 2009, “İrevan Bir Türk Hanlığıdır (demografik araştırma)”. II. Uluslararası Kafkasya Tarih Sempozyumu. 15-17 Ekim 2008, Kafkas Üniversitesi. Kars MEMMEDOVA, İrade, 2015, “Kafkasya’nın türk halkları ve vilayetleri K.German’ın tasvirinde (1770 – 1773’lü yıllar)”. Yeni Türkiye, Cilt:73, Kafkaslar özel sayısı – III, Ankara, Temmuz-Aralık MEMMEDOVA, İrade, 2012, “19.Yüzyılın 80-90’lı Yıllarında Güney Kafkasya’nın Etnografik Haritası (Kars ve diger bölgeler)”. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, cilt 1, sayı: 2 MEMMEDOVA, İrade, 2008, “XIX asır öncesinde Rusya’nın Azerbaycan’da Etnodemografik Vaziyeti Değişim Siyasetinin Azerbayca’nın Geleceğine Tesiri”, Tarih ve Gerçeklik (Azerbaycan Tarih Kurumu). Bakü № 1(3) ПЕТРУШЕВСКИЙ, Илья, 1949, “Азербайджан в XVI-XVII веках”. Сборник статей по истории Азербайджана, в. I, Изд-во АН АзССР, Баку САФАРОВ, Рафик, 2004, “Динамика этнического состава населения Иреванской губернии в XIX - нач. ХХ века (этнополитический аспект)” Xeberler (Tarix, felsefe ve hüquq seriyası), Bakı, №4 ТАВАКАЛЯН, Николай, 1978, “Переселение армян из Персии и Турции в Закавказье после присоединения Восточной Армении к России”. Историко-филологический журнал АН Арм. ССР. Ереван, № 3 (82)

57


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Turukkular (Çivi Yazılı Kaynaklar Işığında) Yusuf Kılıç - Hüsrem Çelik- Cemal Yılmaz

Öz Mari ve Šemšāra Arşiv vesikaları M.Ö. 2. binyıl Mezopotamya’sının Asur ve Babil gibi güçlü devletlerinin yanı sıra, söz konusu devletlerin siyasi ve sosyal ilişkiler kurdukları çevredeki küçük topluluklar hakkında da önemli bilgiler vermektedir. İşte sözü edilen ve merkezi devlet kurma aşamasına ulaşamamış olan topluluklardan birisi de Turukkular’dır. Yine adı geçen çivi yazılı vesikalar Turukkuların M.Ö. 19-13. yüzyıllar arasında modern Musul, Erbil ve Kerkük şehirleri sahasında yaşadıklarını göstermektedir. Boy sistemine göre teşkilatlanmış ve konar-göçer hayat tarzına sahip olan Turukkuların diğer bir özelliği de savaşçı olmalarıdır. Bu özellikleri onların bölge siyasetinde önemli bir rol almalarını sağlamıştır. Anahtar Kelimer: Turukkular, Çivi yazılı kaynaklar

Prof. Dr., Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, ykilic@pau.edu.tr Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Öğrencisi, husremcelik@gmail.com Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Öğrencisi, cemalyilmaz_64@hotmail.com

58


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

The Turukku Society (Under the light of Cuneiform Sources) Yusuf Kılıç - Hüsrem Çelik- Cemal Yılmaz

Abstract The archive documents of Mari and Šemšāra give valuable information not only about the powerful states of Mesopotamia, such as Assyria and Babylon, in the 2nd millennium B.C, but also about the small societies with whom they established political and social relations. One of the above mentioned societies that could not found a state is the Turukku society. The cuneiform documents show that the Turukku society lived between the 19th and 13th centuries in the area of modern Mosul, Erbil and Kirkuk cities. Organized in clan system and adapting a nomadic life style, the Turukku society was also a warrior society which enabled them to have a significant role in the region's politics. Keywords: Turukku Society, Cuneiform Sources

Prof. Dr., Pamukkale University,Department of History, ykilic@pau.edu.tr Pamukkale University,Department of History, husremcelik@gmail.com Pamukkale University,Department of History, cemalyilmaz_64@hotmail.com

59


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Çivi yazılı vesikaların ortaya çıkarılarak transkript ve tercümelerinin yapılması, Eski Ön Asya Dünyası’nın sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik ve dini inanç yapılarının öğrenilmesini mümkün kılmıştır. Zira Sumerler çivi yazısının mucidi olmakla kalmayıp yazılı kayıt tutma geleneğini de başlatmışlardır. Bu gelenek Sumer sonrası Mezopotamya sakinleri olan Akad, Babil ve Asur gibi Sami toplulukları tarafından da devam ettirilmiştir. Söz konusu gelenek vesilesiyle oluşturulan vesikalar Mezopotamya’nın devlet kurma seviyesine yükselmiş güçlü merkezi teşkilatları ve kuvvetli orduları olan ayrıca işlerlik kazanmış bir yönetim organizasyonu ile belirli kural ve nizama sahip kalabalık toplumların yanı sıra çevre memleketlerde küçük gruplar halinde çoğu kez konar-göçer hayat süren ve çok azı şehir kurma düşünce ve kabiliyetine sahip toplumlar hakkında da önemli bilgiler vermektedir. Nitekim Mezopotamya toplumları tarafından oluşturulmuş ve gün yüzüne çıkartılarak üzerinde gerekli çalışmalar yapılmış Sumerce, Akadça ve onun lehçeleri olan Babilce ve Asurca çivi yazılı vesikalar, Mezopotamya’nın kenar bölgelerinde yaşayan ve bazı zamanlarda Mezopotamya toplumları ile siyasi ve kültürel ilişkiler kuran irili ufaklı toplumlarla ilgili de önemli kaynak özelliğini taşımaktadır. Yerli ve yabancı uzmanlar tarafından neşredilmiş vesikalardan edinilen bilgilere göre, Guti1, Lullubi2, Subartu3 ve Turukkular bu toplumlardan bazılarıdır. Bu cümleden hareketle çalışmamızın esasını teşkil eden Turukku meselesine gelince;

1Cahit

Günbattı, Sumerler, Gutlar, Hattiler, Hurriler, Urartular Kökenleri, Tarihleri, Dilleri ve Kültürleri, Ankara 2007, s.29-31; Salih Çeçen, “Eskiçağda Türkler”, Eski Ön Asya Uygarlıklarından, Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı, Genel Kurmay ATS, Anakara 2008, s.104-108. 2 İlknur Taş- Selim F. Adalı, “Çivi Yazısı Geleneğinde Lullu Halkı”, Kubaba Arkeoloji ve Sanat Dergisi, S. 24, 2015, s.21-36. 3 Geniş bilgi için bkz.: Yusuf Kılıç, “Çivi Yazılı Belgelerde Subar/Subartular”, Türk Şöleni (Türk Kültürü Sempozyumu) Bildirileri Kitabı, Erzurum 2016, s. 667-679.

60


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

1-Turukkuların Tarih Sahnesine Çıkışları ve Turukku Memleketi Turukkularla ilgili bilgi edindiğimiz çivi yazılı vesikaların çoğunluğu, Šemšāra4 ve Mari5 arşivlerinden ele geçmiştir. Söz konusu arşiv vesikalarına göre, ilk defa M.Ö. 19. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başlarından itibaren tarih sahnesinde görülen Turukkular doğuda Urmiye Gölü ile batıda Dicle Nehri arasındaki alanda, konar-göçer hayat sürmüşlerdir. Özellikle Mari Arşivi6 vesikaları Turukkuların Dicle’nin orta kesimindeki dağlık alanda yaşayan pek çok etnik gruptan birisi olduğuna işaret ederek, onların Zagros bölgesi halkı olabilecekleri düşüncesine yol açmaktadır. Nitekim Dossin, Mari Arşivi belgeleri üzerinde yaptığı çalışmada Turukkuların Zagros bölgesinde yaşadıklarını ve çeşitli sebeplerle komşu toplumların topraklarını yağmaladıklarını ifade etmektedir7. Bu noktada onların tam teşkilatlı bir devlet haline gelememelerini de yaşadıkları mekânın coğrafi faktörlerine bağlamak gerekmektedir. Nitekim Turukkuların idari sistemi hakkında önemli bilgiler veren, J. Eidem - Læssøe8, onları bir çeşit boy teşkilatına göre yapılandırmış ve boylar halinde yaşayan bir topluluk olarak tanımlamışlardır. Söz konusu idari sistem her biri kendi hedefleri doğrultusunda ve lideri etrafında teşkilatlanmış yarı göçebe bir yaşam tarzına sahip Türk Oğuz boylarını akla getirmektedir.9 Gerçekten Turukkuların, Gutiler’in saldırılarını

Šušarra / Tell Šemšāra: Eski Babil zamanında Irak’ın Kuzeydoğusunda Dokan vadisinde Zap Nehrinin aşağı kısmının sağ kıyısında yer alan yerleşim yeri olarak düşünülmektedir. 5Mari (Tel el-Hariri) Qarqisiya'nın takriben 75 km. güney-doğusunda, Fırat’ın batı sahillerin de, bugünkü Abu Kemal adlı Suriye kasabası yakınındadır. Ayrıca Irak ve Suriye sınırına da pek uzak değildir. 6 1933-1939 yılları (II. Dünya savaşı sebebiyle kazı durdurulmuştur) arasında Fransız Arkeoloji Enstitüsü tarafından ortaya çıkarılan antik şehirde, Kraliyet Arşivi'ne ait çok sayıda çivi yazılı tablet ortaya çıkarılmıştır. Bu tabletler arasında Turukku adlı bir kavim varlığına dair metinler de vardır. Geniş bilgi için bkz.: Sadi Bayram, Kaynaklara Göre Güney-Doğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Ankara 1980, s. 94. 7 Greorges Dossin, “Archives royales de Mari”, Syria, 1952, s. 333. 8 Geniş bilgi için bkz. J. Eidem - Jørgen Laessøe, The Shemshara Archives, Vol. I: The Letters, Kongelige Danske Videnskabernes Selskab, Copenhagen 2001. 9 Oğuz eli’ni meydana getiren teşekküllerden her birine boy denir ki, Kaşkarlı bu sözün oğuzca olduğunu bildirmektedir. Orhun abidelerinde geçen “bod” sözü, söylendiği gibi, belki hu kelimenin en eski şeklidir. Boy, Türkiye’de bu anlamda gerek resmi dil de, gerek halk arasında son zamanlara kadar kullanılmıştır. Oğuz boylarının Arap, Kürd ve diğer bazı kavimlerde olduğu gibi, münferiden bir hayat yaşadıkları veya tek başına siyasi bir harekette bulundukları nadir bir vakıadır. Onlar daima el halinde yaşamayı severler ki, bu husus siyasi başarılarında mühim bir etken olmuştur. Kaşgarlının verdiği bilgilerden 24 oğuz boyunun olduğunu öğreniyoruz. 4

61


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

durdurma gayesiyle ortak hareket etmeleri, onların güçlü merkezi bir teşkilata sahip olmadıklarını, ayrıca tam anlamıyla yerleşik hayat tarzına geçemediklerini yani yarı göçebe bir yaşam sürdürdüklerini göstermektedir. Çünkü tehlike anında bir araya gelebilme ve birleşip tek bir güç haline dönüşebilmek aynı kökten gelen ve boy esasına göre teşkilatlanmış konar-göçer toplumların özeliğidir. Her ne kadar Šemšāra Arşivi belgelerine dayalı olarak Turukkuların politik bir merkezinin olduğu ve başlarında da nuldān(um) unvanını taşıyan idarecilerin bulunduğu kanaati oluşturmaya çalışılsa10 da onların tamamen yerleşik bir yaşama sahip olduklarını söylemek pek mümkün değildir. Aynı şekilde Mari (Tel el-Hariri) Arşivi’nden A.649 numaralı belgede geçen, “Turukkuların kendi evlerinde yaşadıkları ve dağlara gitmenin onlar için acı olduğu”11 ifadesi de bu noktada yanlış yorumlara yol açmış ve araştırmacıların bir kısmı onları yerleşik hayat tarzına sahip bir toplum olarak tanımlamıştır. Bununla birlikte aynı arşivden çıkan diğer çivi yazılı belgelerden, Turukkuların merkezi bir teşkilata sahip olmadıkları anlaşıldığı gibi, onların yayılım alanının ise Dicle’nin doğu sınırındaki “Kalah, Ninive, Kavilhum ve Ninet” gibi şehirlerin içinde bulunduğu bölge olduğu vurgulanmıştır.12 Diğer bir ifadeyle, Turukkuların yayılım alanı, Ninive (Ninova)’nin doğu sınırından başlayıp, güneyde Dicle Nehri’nin yataklarına kadar genişlemektedir. Buna karşın Šemšāra 13 tabletlerinden edinilen bilgilere göre ise, Turukkularla bağlantılı olan çok sayıda krallık ve şehir tam olarak Rāniya Ovası’nın kuzey ve kuzeydoğusundaki küçük dağlık alana

Geniş bilgi için bkz: Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler)Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1972. 10Ahmed, Kozad Mohammed, The beginnings of ancient Kurdistan (c. 2500-1500 BC): a historical and cultural synthesis, Leiden 2012, s. 351. 11 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 352. 12 Wolfgang Heimpel, Letters to the King of Mari, Eisenbrauns, Indiana 2003, s. 20. 13

Kent Danimarkalı H. Ingholt ve J. Laessøe tarafından 1957 yılında kazılmış olup daha sonraları ise Iraklı A. al-Qadiral-Tekriti tarafından 1958 ve 1959 kazılmıştır. Hassuna, Ur, ve Hurri bunlardan bir kaçı olmakla birlikte bölgede çok sayıda kültür aşaması bulunmuştur. Bölgede yapılan kazılarda Orta Bronz Çağına (M.Ö.2000-1750) ait olan buluntular oldukça önemlidir. Danimarkalı hafirler 250 tabletlik bir arşivi ortaya çıkarmışlardır. Bu arşiv, mektuplar, idari belgeler ve mühürlerden müteşekkildir. Mektupların çoğu ise Turukku kökenli bir lider olan Kuwari’ye ait idi. Bu kişi, Itabalhum kralı Pišēnden tarafından Šemšāra’nın yöneticisi olarak tayin edilmişti. Söz konusu belgelerden hareketle Pišēnden’in en azından batı Zagros bölgesinin bir kısmına egemen olduğu ve Šemšāra’nın da onun egemenlik alanı içerisi olduğu anlaşılmaktadır.: Trevor Bryce, Handbook of The Peoples and Places of Ancient Western Asia, New York 2009. s. 639.

62


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

lokalize edilememektedir.14 Ancak Šemšāra arşivinde geçen bu şehirlerin ve krallıkların Turukkularla ilişkilerini yok saymak da mümkün değildir. Nitekim Turukkularla ilişkilendirilen Kunšum (Itabalhum), Aliae, Ardamekum, Ilalae, Sašharšum ve Zukula gibi şehirler ile Zutlum Kusanar(h)um, Šudamelum krallıkları Itabalhum krallığıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunmuşlardır.15

2-Turukku Adı ve Turukku Kralları Šemšāra’da ortaya çıkarılan çeşitli mühür yazıtlarından, Itabalhum Turukkuların krallığının merkezidir ve başında kral Pišēnden bulunmaktadır.

Nitekim Pišēnden’e ait

olduğu anlaşılan bir mühür yazıtında Pišēnden, Itabalhum’un kralı Tukukti’nin oğlu ve Tabitu’nun babası olarak geçmektedir. Başka bir mühür yazıtında ise Turukti ismi geçmektedir. Burada geçen Turukti ve Tukukti isimlerinin aynı kişiye izafeten kullanıldığı üzerinde durulmaktadır. Yine aynı mührün yazıtında Turukti Itabalhum kralı Uštap-šarri’nin oğlu olarak ifade edilmiştir.16 Ayrıca Mari Kralı Yahdun-Lim Dönemi (M.Ö. 1810-1794) kayıtlarında ise Turukkuların kralı olarak Tazigi ismi geçmektedir. Bu noktada Tazigi’nin, Turukkuların Turukti’den önceki kralı olduğu ihtimaline karşın onun farklı bir Turukku şehrinin kralı olması da mümkündür. Nitekim saltanatının ilk yıllarında Asurlu I. Šamšī-Adad (M.Ö. 1796-1775) ile Mari Kralı Yahdun-Lim arasında cereyan eden savaştan bahseden belgelerde ta-zi-gi LÚGAL tu-ru-ku-úki = Turukku Kralı Tazigi ifadesi geçmektedir.17 Söz konusu belgelerden Turukkuların varlığı M.Ö. 19. yüzyıla kadar götürebilmektedir. Kaynaklardan elde edilen bilgiler dâhilinde Turukku krallarının şeceresini şu şekilde gösterebiliriz. A. K. Mohammed, a.g.e. s. 359. A. K. Mohammed, a.g.e., s. 359.: A. K. Mohammed, bu şehirlerin ve krallıkların lokalize edilebileceği en uygun alanın İran Kurdistan’ının ovaları ve dağlık vadileri olduğunu iddia etmektedir. Şöyle ki: “O, Kandil bölgesinin arka alanının Turukku yerleşkesi olabileceğini, hatta daha açık bir ifadeyle Sardasht’tan kuzeydeki Khaneh’e doğru uzanan ovanın Turukkuların bölgesi olduğunu savunmaktadır.” Diğer taraftan J.Eidem ve Læssøe’ye göre Turukkuların yaşadığı alan ise, “Urmiye Havzası”dır. 16 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 355.: “Turukti” ismi etnik bakımdan “Turukk(m)” ile ilişkilendirilmektedir. Ayrıca bu isim muhtemelen Hurrice “Turuk” kelimesinden türemişte olabilir. Diğer taraftan J. Eidem ve Læssøe’ye göre; “Turukti” politik ve askeri başarılarının neticesinde kuzeybatı Zagros’ta güçlü bir krallık olan Itabalhum krallığını kurmuştur. Bu yüzden onun ismi bölgede yaşayan nüfusu ifade edecek bir biçimde kullanılmıştır. Turukku adının nereden türediği tam olarak netlik kazanmasa da Turukku kelimesi Turukti’den önceki Itabalhum krallığının kurucusu veya fikir babası olan Uštap-šarri ve Tazigi’den gelmiş olabilir. 17 J. Eidem - Jørgen Laessøe, a.g.e., s. 26. 14 15

63


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Uštapšarri

Tur/kukti Pišenden Ḫ Tabiti/u

AD[...]

Diğer taraftan Šemšāra ve Mari arşivlerinden edinilen bilgiler Turukkuların en erken Eski Babil Devleti zamanında tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir. Ayrıca Turukkular hakkında Šemšāra Arşivi, Mari Arşivi’ne kıyasla daha detaylı bilgiler vermektedir. Nitekim Šemšāra Arşivi’nden ele geçen belgelerde LÚ Ti-ru-ki-i = Turukkulu adam ifadesi karşımıza çıkarken,18 Eski Babil Devleti kralı Iddi(n)-Sîn’in Jerusalem yazıtında ise, Ti-ri-uk-kí-na-ášweki tabiri ile karşılaşmaktayız.19 Kelimenin “ki” determinatifi ile beraber geçmesi nüfusunu Turukkuların oluşturduğu bir bölgeyi tanımlıyor olması açısından son derece önemlidir. Öyle ki, bu durum kaynaklarda LÚ.

MEŠ

Tu-ru-(uk)-ki/u-i/um = Turukkulu adamlar şekliyle de

karşılık bulmuştur.20 Bütün bunlar Turukku adının krallarından biri olan Turukti ya da Turkukti isminden geldiği ihtimalini akla getirdiği gibi, bu ismin onların komşuları tarafından aynı kökenden gelen ve her biri boy teşkilatına göre yapılanmış toplulukların yaşadıkları bölgeye de verilmiş olduğunu göstermektedir. Nitekim Šemšāra 63 = SH 812 numaralı belgede, aynı bölgede yaşayan birçok Turukku reisinin bir ittifak için yemin ettiklerinden bahsedilmektedir. Yemine katılanlar “Büyük Kral”’ın liderliği etrafında birlik oluşturmuşlardır. Anlaşıldığı kadarıyla o

J. Eidem - Jørgen Laessøe, a.g.e., s. 25. A. K. Mohammed, a.g.e., s. 350. 20 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 350. 18 19

64


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

dönem Turukkuların lideri ve büyük kralı konumunda olan kişi Turukti’nin oğlu Pišēnden idi. Büyük Kral Pišēnden tarafından idare edilen Itabalhum krallığının merkezi ise, Kunšum’du.21 Yine o döneme ışık tutan 59 = SH 811numaralı mektup niteliğindeki belgede, Talpuššarri adlı bir yönetici kendisini tüm “ülkelerin idarecisi” olarak nitelendirmektedir. Ancak bu kişinin, kral Pišendēn’e bağlı bir yetkili olduğu varsayımı daha ağır basmaktadır.22 Zira Talpuš-šarri de “Kuwari, Šepratu, Ḫulukkadil, Sîn-išme’anni” gibi Pišendēn’in, eşit rütbelere sahip komutanlarından biri olmalıdır.23 Ordu komutanı sıfatıyla Pišendēn’e bağlı hareket eden bu kişiler, gerektiğinde bağımsız hareket etmelerine rağmen, büyük lidere bağlılıklarını sergilemekten de geri durmamışlardır. Dolayısıyla böyle bir durum bile Turukku toplumunun bağımsızlığına ne kadar düşkün olduğunu görmemiz açısından önemlidir. Diğer taraftan Mari Arşivi belgelerinden anlaşıldığına göre, Turukkuların, Mari kralı Zimri-Lim (M.Ö.1774–1762)’in çağdaşı olan liderlerinin ismi, doğduğunda Nuldanu unvanı24 verilen Zaziya (Sasiya) idi.25 Nitekim Mari’de ortaya çıkan bir mührün yazıtında Zaziya, Tern[anum]’un oğlu, Itabalhum’un nuldanu’mu olarak ifade edilmektedir.26 Zaziya, krallığının ilk yıllarında güçlü krallıkların vassalı konumunda olup, daha sonra hâkimiyetini tam anlamıyla tesis ederek bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Aynı şekilde Šemšāra Arşivi’nde de Turukkuların kralı olarak, askeri ve politik başarılarıyla bir hayli üne kavuşan Turukkular hakkında önemli çalışmaları bulunan Eidem ve Læssøe’nin Šemšāra Arşivi’nden aktardıkları bilgilere göre, Turukkular karmaşık bir örgütlenme yapısına sahip olup, Itabalhum Krallığı onların bu karmaşık yapısına dâhil olan en önemli unsurlardan biri olarak aktarılır.: T. Bryce, a.g.e. s.722. 22 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 352. 23 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 353. 24 Zaziya’nın, Akadca bir isim olduğu düşünülmekle birlikte, “küçük güve, küçük vasal” anlamlarına karşılık gelmektedir.: W. Heimpel, a.g.e., s. 29.; Diğer taraftan “Nuldanu” kelimesi de Turukkuların, bağımsız bir konuma gelmezden önceki konumlarına izafeten taşımış oldukları bağlılığı gösteren bir nişane konumunda olabilir. Çünkü Turukkular geçici olarak da olsa Sasum kralı Qutum’un vasalı konumunda bulunmuşlardır. Ancak bu durum geçici olarak değerlendirilebilir çünkü metinlerden anlaşıldığı kadarıyla bağımsızlıklarına düşkün ve özellikle savaşçı bir toplum olmaları dolayısıyla diğer toplumlar kendi aralarında yaptıkları savaşlarda bile Turukkuları kendi yanlarına çekme gayreti içerisinde olmuşlardır. Dolayısıyla yapılacak her savaşta Turukkularında bulunması Turukku toplumunun üstün savaşçı özelliklerinin olduğunu ve yine menfaatleri doğrultusunda her savaşta yer alması da onların bağımsız hareket etmeye ve bağımsızlıklarına düşkün olduklarını göstermektedir. 25 Zaziya’nın yaşadığı döneme ışık tutması açısından çağdaşı olan krallara baktığımızda: Asur’da, I. Šamšī-Adad ve oğulları Išme-Dagan ve YaşmaḪ-Addu’nun hükümranlığının olduğunu görmekteyiz. Aynı zamanda Babil’de ise Hammurabi’nin (M.Ö.1792–1750) ve Mari bölgesinde de Zimri-Lim’in hâkim konumda bulunması, hem Zaziya’nın ve önderliğindeki Turukkuların yaşadığı zaman aralığını hem de dönemin konjonktürünü anlayabilmemiz açısından önemlidir. 26 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 358. 21

65


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Zaziya (Sasiya)’nın ismi geçmektedir. M. 13039 nolu Mari mektubunda ise kral Zaziya ile aynı ismi paylaşan ikinci bir şahıstan bahsedilmektedir. Bu kişiye izafeten Akkiya’nın oğlu Zaziya denilse de Akkiya’nın, Zaziya’nın biyolojik babası olup olmadığı hususu tam olarak netlik kazanmamıştır. Buna karşın Akkiya’nın, Zaziya’nın da içinde bulunduğu grubun lideri olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Kupper27 ve Charpin’e28 göre, Pišēnden ile oğlunun ölümü ve Guti istilasının Turukku arazisinde ortaya çıkardığı kaos sonrasında, Zaziya yüksek bir statüye gelmiş ve kendi adına mühür bastırarak Turukkuların kralı ve Itabalhum’un nuldanum’u konumuna yükselmiştir.29 Aynı isme sahip diğer şahsiyet ise, Hurri topraklarında bir prens ya da Turukkulu bir yönetici olmalıdır. Öyle ki, Akkiya ismiyle birlikte geçen ve herhangi bir unvan kullanmayan bu Turukkuların kralı Zaziya’dan ayırmak ancak böyle mümkündür.30

3-Turukkuların Çevre Toplumlarla Olan Siyasi ve Sosyal İlişkileri Yakındoğu toplumlarından bir olan Turukkular, Babil ve Asur gibi eskiçağ dünyasının güçlü devletlerinin yanı sıra, bölgenin yerel prenslikleri ve küçük devletleriyle de yakın ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Nitekim Eski Asur, Turukkuların belki de en çok ilişki kurduğu devlettir. Öyle ki, çivi yazılı vesikalardan kral I. Šamšī-Adad’ın iktidarı süresince Asurlular ile Turukkular arasında yoğun bir mücadelenin yaşandığı anlaşılmaktadır. Bu mücadelede kral I. Šamšī-Adad, Turukkular üzerine askeri seferler düzenleyerek onların saldırgan tutumlarına karşılık verdikten sonra, bir zamanlar Turukkular tarafından mesken tutulan Raniya Ovası’nda da egemenliğini tesis etmiştir. Kral I. Šamšī-Adad bir yandan Ešnunna kralı Naram-Sin’in halefi olan Daduša31 ile Arbela bölgesindeki Qabra’nın hâkimiyeti için mücadele ederken, diğer yandan da Šemšāra şehri yüzünden Turukkular ile karşı karşıya gelmiştir.32 Onun döneminde özel bir konuma J. R. Kupper, Lettres royales du temps de Zimri-Lim, ARM 28, Paris 1987, s. 258. D. Beyer,- D. Charpin, “Le sceau de Zaziya, roi des Turukkéens,” MARI 6, Paris 1990, s. 625. 29 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 358. 30 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 359. 31 Marc Van De Mieroop, A History of the Anicent Near East (ca. 3000-323), Oxford 2007, s.305. 32 I. Šamšī-Adad, Turukkulara karşı pek çok askeri sefer gerçekleştirmiş ve bu girişimlerinin çoğunda başarılı olmuştu. Nüfusunun çoğunluğu Hurrili olan Šemšāra Şehri’nin hakimiyeti için her daim Turukkularla mücadele içinde olan I. Šamšī-Adad’ın ölmesi üzerine kent, Turukku hakimiyetine geçmiş ve şehir halkı Turukkuların baskısı altında kalınca çareyi kenti terk etmekte bulmuştur.: I. E. S. EDWARDS, The Cambridge 27 28

66


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

sahip Šemšāra kentinin de içinde bulunduğu Rānia Ovası Asur’un kontrolündeydi. Ancak Asur’un egemenliğinde olan kentin nüfusunun çoğunluğunu Hurriler, geriye kalan kısmını ise Lullubiler oluşturmaktaydı.33 Öyle ki, bölgenin yoğun bir şekilde Turukku ve Guti akınlarına maruz kalması, buradaki halkın her an çıkabilecek olan bir saldırıya karşı temkinli olmasını gerektirmiş ve bu da savaşçı bir kimlik kazanmasına olanak sağlamıştır. Asurluların baskın tutumlarına karşın ilk tepkiyi veren Turukkulu Lidāya34 M.Ö. 1779’da bazı Turukku şehirlerini I. Šamšī-Adad’ın oğlu Išme-Dagan’a karşı isyan hareketi etrafında birleştirmiştir. Fakat Asurluların, Turukkuların düşmanı olan Gutilerle bir ittifak içerisine girmeleri, Lidāya’nın bu siyasi manevrasının olumlu sonuç getirmesini engellemiştir. 35

Lidāya, Asurlulara karşı giriştiği siyasi manevranın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, bu sefer ırkdaşı ve adını bilemediğimiz bir Turukku şehrinin lideri olan Kuwari’nin öncülüğünde yeni bir isyan tertip etme girişimi içerisine girmiştir. Ancak I. Šamšī-Adad tarafından yapılan bir toplantıya Kuwari’nin davet edilmesi,36 Lidāya ile Kuwari arasındaki ilişkinin bozulmasıyla sonuçlanmıştır. Dahası Kuwari’nin, böyle bir toplantıya davet edilmesi, onun Turukku toplumları içerisindeki yüksek konumunu anlamamız açısından önem arz etmektedir.

Ayrıca söz konusu hadiseler Turukkuların bölge siyasetinde oynadığı rolü

görmek açısından önemlidir. Diğer taraftan birbirlerine yakın memleketlerde oturan ve ezeli düşman olan Kuwari ve I. Šamšī-Adad ikilisi artık müttefik olmuşlardı, buna karşın daha önce Kuwari’ye bağlılığını bildiren Lidāya ise, şimdi onun koruyucusu durumuna gelen I. ŠamšīAdad’a karşı isyan etmişti. Belgelerden bu isyanın oldukça geniş çaplı olduğu; binlerce Turukkulu’nun Dicle’nin doğusundaki ovalara, ArrapḪa’dan Ninive’nin yukarı bölgelerine ve Dicle’nin batısına kadar

Ancient History, History of The Middle East and The Aegean c. 1800-1380 BC., Vol. II, Part I, Cambridge University 2008, s. 2. 33 I. E. S. EDWARDS, The Cambridge Ancient History, History of The Middle East and The Aegean c. 13801000 BC., Vol. II, Part II, Cambridge University 2008, s. 505. 34 Lidāya’nın, Turukkuların kralı mı yoksa sadece askeri birliklerinin lideri mi olduğu hususunda tam bir açıklık olmamakla birlikte, tıpkı diğer Turukku boylarının liderleri konumunda olan Kuwari, Ziliya, Ḫazip-Teššup, Tirwen-šēnni gibi büyük krala bağlı ordularının komutanı konumunda olması daha muhtemeldir.: A. K. Mohammed, a.g.e., s. 429. 35 T. Bryce, a.g.e., s. 722. 36 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 429.

67


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

saldırılarda

bulunduğu

anlaşılmaktadır.37

Ancak

isyan

hareketi

I.

Šamšī-Adad’ın

önderliğindeki Asur orduları tarafından bastırılmıştır. Nitekim Išme-Dagan tarafından kardeşi YasmaḪ-Addu’ya gönderilen ARM 4, 25 numaralı mektupta bu isyandan bahsedilmektedir.38 Mari Arşivi’nde yer alan bu mektup arşivin en erken tarihli belgelerinden biridir. İsyan çıktığında Išme-Dagan’ın babasına kral diye hitap etmesi, I. Šamšī-Adad’ın hayatta ve Asur Devleti’nin başında olduğunu göstermektedir. Turukkulu Kuwari ile I. Šamšī-Adad arasında müttefikliğin kurulmuş olduğunu ifade etmiştik. Ancak bu ittifakın sadece Kuwari liderliğindeki ahaliyi bağladığı anlaşılmaktadır. Zira söz konusu Mari mektubunda Lidāya ve onun önderliğindeki Turukkuların düşman oldukları özellikle belirtilmektedir. Ancak söz konusu bu durumun Lidāya ile Kuwari arasındaki liderlik rekabetinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu doğrultuda Kuwari’nin. I. Šamšī-Adad ile kurduğu politik yakınlaşma da iki tarafın çıkarları açısından pürüzsüz bir şekilde devam etmektedir.39 Tüm bu siyasi gelişmelerin yanında I. Šamšī-Adad’ın oğulları Išme-Dagan (M.Ö.1775–1735) ve YaşmaḪ-Addu’nun hâkimiyetleri döneminde, Turukkular yeni liderleri Zaziya önderliğinde tekrar güçlenerek bölge siyasetinde etkin rol almaya başlamışlardır. Nitekim I. Šamšī- Adad’ın oğlu ve halefi olan Išme-Dagan zamanında Turukkular, Asur karşısında daha üstün bir konuma gelmişlerdir. Turukkuların savaşçı olmaları, çevrelerindeki toplumların onlara karşı her an hazırlıklı olmalarını gerektirmekteydi. Gerçekten Asur kralı Išme-Dagan ile kardeşi YaşmaḪ-Addu arasındaki mektuplaşmalarda geçen ifadeler onların savaşçı karakterlerini öğrenmemiz açısından önemlidir. Mektuplarda: “Uyuyanları uyandıran ve uyandırdıklarına hiç ekmek (tayin) vermeyen Turukkular gibi yapacağız”

40

ifadesi bunun kanıtıdır. Nitekim Išme-

Dagan’dan YasmaḪ-Addu’ya gönderilen ARM 4,52 numaralı mektupta: Amursakkum’dan41 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 432. Išme-Dagan ve kardeşi YasmaḪ-Addu arasındaki mektuplaşmalar hakkında geniş bilgi için bkz.: S. Bayram, a.g.e., s. 95-103. 39 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 429. 40 S. Bayram, a.g.e., s. 95. 41 Turukkuların saldırılarına maruz kalan başlıca şehirlerden biri olan Amursakkum, Şubat-Enlil (Tell-Leilan) yakınlarına yani bugünkü Suriye, Irak ve Türkiye’nin topraklarının kesiştiği bir yere yerleştirilebilir. Bununla birlikte Amursakkum’un farklı bir yere lokalize edilebileceğini düşünenler olsa da I. Šamšī-Adad’ın krallığının merkezine yakın bir yerde olması akla daha yakındır. Nitekim Turukkuların bölgeye her daim akınlarda bulunduğunu düşündüğümüzde, Asurlular bu durumdan bir hayli rahatsız olmuşlardır. Öyle ki, Šamšī-Adad’ın oğlu Išme-Dagan Amursakkum şehrinden hareket etmiş olan Turukku birliklerinden Kahat kasabasını korumak 37 38

68


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bir mültecinin geldiği ve kentin Turukkular tarafından yağmalandığı yazılmaktadır.42 Bu durum o döneme ait kraliyet yazışmalarında Turukkular’dan nasıl korunabiliriz hususundaki ifadelerin varlığıyla da doğrulanmaktadır. Nitekim Išme-Dagan kardeşine Turukku tehlikesinden nasıl korunabileceği hususunda verdiği direktifte “daha önce hâkimiyetimiz altında bulunan, ancak Turukkular tarafından yağmalanan ve ele geçirilen Amursakkum’u Turukkuların erzaklarıyla beraber ateşe verdim. Böylelikle hem düşmanımı hem de onun teçhizatını yok edebilmem mümkün oldu.” demektedir. Ayrıca kardeşinin de bu yöntemi uygulaması hususunda telkinde de bulunmaktadır.43 Šemšāra ve Mari Arşivleri’ndeki yazışmalardan, Turukkuların bölgede neler yaptıklarına dair bilgiler de edinilmektedir. Yine Išme-Dagan’ın bir mektubundan, Turukkulu Lidāya’nın faaliyetlerinden dolayı, Asurluların bölgede kontrolü sağlamalarının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Turukkuların saldırıları büyük boyutlara ulaşmış, bunun üzerine Asur bazı şehirlerin halklarını başka bölgelere nakletmiş ve Išme-Dagan Turukkuların direncini kırmak için onları kuzeye doğru sürmek istemiştir. Asur baskısından dolayı yerlerinden oynayan Turukkular ise kötü hava şartlarından ötürü zamanında hareket etmek adına aralarındaki zayıf olanlarını öldürerek Dicle’ye ulaşıp, doğuya doğru yönelmişlerdir. Dicle Nehri’nin doğusundaki alanlar ile Habur Irmağı’nın üst kısmı ve Dicle Nehri’nin batısındaki Asur arazilerinde genişlemeye başlayan Turukkular bölgeyi hâkimiyetlerine aldıktan sonra, kalıcılık sağlamak adına yerleşme politikası gütmeye başlamışlardır. Nitekim daha önce Asur’un hâkimiyetinde olan Tigunanum/Tig/kunani44 ülkesini yakıp yıktıktan sonra, Dicle’nin batısındaki şehirleri de ele geçirmek için burayı önemli bir merkez durumuna sokmuşlardır.45

için 10.000 kişilik bir askeri birlik hazırlatmıştı.: Herausgegeben von Gernot Wilhem, Studien zu den BogazköyTexten, Akten des IV. Internationalen Kongresses für Hethitologie Würzburg 4-8 October 1999, Wiesbaden 2001, s. 413. 42 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 70. 43 A. K. Mohammed, a.g.e., s. 434. 44 Fırat ve Dicle nehirleri lokalize edilenTigunanum, Kuzey Mezopotamya’daki şehirler arasında önemli bir konumda bulunmaktadır. Nitekim Išme-Dagan’ın kardeşi YaşmaḪ-Addu’ya gönderdiği mektuplarda bu şehrin ismi sıklıkla geçmektedir. 45 T. Bryce, a.g.e., s. 721-722.

69


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Diğer taraftan Šemšāra Arşivi’nden Elam kralı ŠuruḪtuḪ’un, Gutiler’e karşı Turukkular’dan yardım aldığı öğrenilmektedir.46 Aynı şekilde devrin güçlü krallarından olan Eski Babil Devleti kralı Hammurabi de Turukkuların dost ve müttefikleri arasındadır.47 Nitekim Turukkulu Zaziya’ya ait bir mektupta, onun Hammurabi ile olan ilişkisi net bir biçimde görünmektedir. Ešnunna ile savaş hazırlığında olduğu anlaşılan Zaziya mektubunda bu mücadele öncesinde alametlere baktıracağını ve eğer şartlar uygun olursa Hammurabi’den yardım isteyeceğini belirtmektedir.48 Yine çivi yazılı vesikalardan dönemin önemli şahsiyetlerinden olan Mari kralı ZimriLim’in iktidarının ikinci yılında Turukku lideri Zaziya’nın, Qattara kralı Hadnu-Rabi’nin tahtını geri alması konusunda ona yardım ettiği öğrenilmektedir. Bu durum Turukkuların Yakındoğu toplumları arasındaki siyasi konjonktürde aktif rol aldıklarını göstermektedir.49 Turukkuların bölge siyasetinde etkin konumda olmaları, onları yapılan her türlü mücadelenin içinde yer almaya itmiştir. Nitekim dönemin Mari kralı Zimri-Lim, Güneybatı İran Bölgesine hâkim olan Elam Devleti’ne karşı gerçekleştireceği mücadelede Asurluların içinde bulunduğu koalisyona Turukkuları da katmak için bir hayli istekli davranmıştır. Hatta ŠamašLamassu’yu, Zaziya’nın şehri olan Kawilhum’a gönderek ondan bizzat müttefikleri arasına katılmasını istemiştir.50 Aynı şekilde Eski Babil Devleti kralı Hammurabi de, Zimri-Lim ile Elam’a karşı gerçekleştireceği mücadelede Zaziya’nın, kendisinden talep ettiği bazı şehirlerin hâkimiyetini vererek onu yanına çekmeye çalışmıştır. Nitekim Hammurabi (Zimri-Lim’in saltanatının 8. ve 9. yıllarında) M.Ö.1766-1765’te, Mari’deki hâkimiyetini Elamlılara teslim etmeyi reddedince yapılan savaşta yenilmiş, ancak bir yıl sonra Turukkuların yardımıyla egemenliğini yeniden tesis etmiştir.51 Turukkular bu tür müttefikliklerden bağımsız olarak her zaman genişlemeye yönelik birtakım faaliyetler içerisinde de bulunmuşlardır. Öyle ki, İnişkibal öncülüğündeki Turukku

A. K. Mohammed, a.g.e., s. 70. J. R. Kupper, “Northern Mesopotamia and Syria”, CAH, Vol. II, PART I, Cambridge 1971, s. 23. 48 Marc Van De Mieroop, Hammurabi, İstanbul 2014, s. 43. 49 W. Heimpel, a.g.e., s. 122. 50 W. Heimpel, a.g.e., s. 103. 51 W. Heimpel, a.g.e., s. 122. 46

47

70


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

güçleri Razama52 şehrini kuşatmaya hazırlandıkları bir vakitte Marili Askur-Addu53, Andarig 54

şehri lideri Atamrum ile yapacağı toplantıya Atamrum’un müttefikleri olan Ešnunna ve

Turukkuların liderlerini de davet ederek bu saldırının önüne geçmeye çalışmıştır.55 Bu durum Turukkuları rakip olarak görmek yerine müttefik olarak görmenin önemine işaret etmektedir. Turukkular ile Asur kralı Išme-Dagan arasında bir tür düşmanlık olduğu aşikârdır. Buna rağmen ikili arasında akrabalık bağı da tesis edilmiştir. Şöyle ki Išme-Dagan oğlu MutAskur’a, gelin olarak Zaziya’nın kızını almış ve kendi kızını da Zaziya’ya eş olarak vermiştir. İki siyasi güç arasında evlilik vesilesiyle geliştirilmeye çalışılan dostane ilişkinin temelinde Asurlularn Turukkuları kendi yanlarına çekme gayesi yatmaktadır. Nitekim Išme-Dagan bu şekilde Turukkuları kendi safına çekerek onların savaşçı niteliklerinden ve askeri gücünden faydalanma çabası içerisine girmiş olmalıdır.56 Bütün bunlara rağmen ikili arasındaki ilişkiler düzelmemiş ve mücadele devam etmiştir. Hatta bir ara 4000 kişilik bir Turukku birliğinin Dicle’yi geçip Ekallatum’a doğru gittiği rapor edilmiştir. Öyle ki, Išme-Dagan Turukkular’a yenilince, Turukkular onun şehirlerinden birini ele geçirip, adeta alay etmek için oranın yöneticisinin kesik başını IšmeDagan’a göndermişlerdir.57 Išme-Dagan bunun üzerine barış istemiş ve Zaziya’ya 8 talent gümüş göndermiştir. Yine de Turukku birlikleri Išme-Dagan’ın bazı kentlerini yakıp yıkmaya devam ederek, Asur açısından önemli konumdaki Ekallatum’u düşme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmışlardır. Ayrıca bu olaylardan az sonra Išme-Dagan’ın ölüm haberi yayılmıştır.58 Özetle Išme-Dagan’ın evlilikler yoluyla tesis etmeye çalıştığı bu dostluk onun ölümüyle tam manasıyla başarıya ulaşmamıştır. Bununla birlikte Turukkuların Asurlularla olan mücadelesi ilerleyen yıllarda da devam etmiştir. Nitekim Enlil-nirari’nin (M.Ö.1329– 1320) tahtını oğlu Arik-den-ili’ye (M.Ö. 1319–1308) bırakmasından sonra yeni kral, bir Razama şehri, Dicle ile Habur Nehri arasında alanda bulunmaktadır. Orta Bronz şehirlerindendir. Bkz.: T. Bryce, a.g.e., s. 593. 53 Jack M. Sasoon, “Biographical Notices on Some Royal Ladies from Mari”, Jounal of Cuneifrom Studies, Vol. 25, 1973, s. 62. 54 Dicle Nehri ile Habur arasındaki modern Tell-Koşi şehrine lokalize edilmektedir. Bkz.T. Bryce, a.g.e., s. 45. 55 W. Heimpel, a.g.e., s. 133. 56 Hildegard Lewy, “Assyria c. 2600-1816 B.C by the Late”, CAH, Vol. I, Part II, Cambridge 1971, s. 777. 57 T. Bryce, a.g.e., s. 722. 58 W. Heimpel, a.g.e., s. 146. 52

71


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

yandan Kassitlerle mücadele ederken, diğer yandan da Turukku ve Nigimti bölgesine başarılı bir mücadele başlatmıştır. Ayrıca yeni kral sınırlarının güvenliğini sağlamak ve genişletmek adına Turukkular’ın komşusu olan Guti’lerle de savaşmıştır.59

Sonuç Mari ve Šemšāra Arşivlerinin çivi yazılı vesikalarında sıkça karşımıza çıkan Turukkuların adı, yaşadıkları coğrafya, hayat tarzları, çevre toplumlarla olan siyasi ve sosyal ilişkileri ve savaşçı özelliklerini şu şekilde özetlemek mümkündür. 1- Turukku adının, onların meşhur krallarından birisi olan Turukti’nin isminden geldiği görüşü hâkimdir. Bu ismi Türk adı ile benzerlik bakımından incelemek icap etmektedir. Çivi yazılı vesikalarda geçen Turukku kral isimleri olan Lidaya, Sasiya/Zaziya ve Kuwari sözcüklerinin etimolojisinin yapılması, Turukkuların köken meselesinin çözüme kavuşturulmasında önemli bir adım olabilir. 2- Çivi yazılı belgelerden Turukkuların, M.Ö. 19-13. yüzyıllar arasında modern Irak memleketinde Musul, Kerkük ve Erbil şehirlerinin bulunduğu sahada60 yaşadıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca buraya Turukku Memleketi adı verilmiştir. 3- Boy sitemine göre teşkilatlanmış ve konar-göçer olan Turukkular üstün savaşçı karakterlerinden dolayı her dönem bölgenin vazgeçilmezi konumunda olmuşlardır. Öyle ki, Asur, Babil, Guti, Mari ve Ešnunna devlet ve toplumları için Turukkuları kendi safına çekebilmek savaşın akıbetini tayin edecek kadar önemlidir. Bu durum devletlerin yapacakları mücadelelerde Turukkularla müttefik olmayı önceliklerine almalarını sağlamıştır. Bu şekilde Turukkuların gücünden yararlanan toplumlar mücadeleyi kazanma ihtimalini kendi lehlerine çevirmişlerdir. Aynı zamanda Turukkuların savaş sonrası tesis edilmeye çalışılan barışın içerisinde de bulunmaları, onların bölge siyasetinde ne denli etkin olduğunu görmemiz açısından önemlidir. Anlaşılacağı üzere Turukkular savaşlarda üstün kabiliyete I. E. S. EDWARDS, The Cambridge Ancient History…., Vol. II, Part II, s. 22. : Bir sonraki Asur kralı I. Adad-nirari’de (M.Ö.1307–1275) selefinin Turukku ve Nigimti bölgesine karşı gerçekleştirdiği seferden başarıyla döndüğünü belirmektedir. 60 Osman Karatay, İran ile Turan (Hayali Milletler Çağında Avrasya ve Ortadoğu), Karam Yayınları, Ankara 2003, s.73. 59

72


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

sahip olduklarından farklı birlikteliklere katılarak herhangi bir güce tabi olmadıklarını gösterdikleri gibi, çıkarlarına uygun tarafta yer alarak mücadelenin seyrini değiştirmişlerdir.

73


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça BAYRAM, Sadi, 1980, Kaynaklara Göre Güney-Doğu Anadolu’da Proto-Türk İzleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Ankara BEYER, D.- D. Charpin, 1990, “Le sceau de Zaziya, roi des Turukkéens,” MARI 6, Paris s. 625-628. BRYCE, Trevor, 2009, Handbook of The Peoples and Places of Ancient Western Asia, Routledge, New York ÇEÇEN, Salih ,2008, “Eskiçağda Türkler”, Eski Ön Asya Uygarlıklarından, Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı, Genel Kurmay ATS, Ankara, s.104-108. DOSSİN, Greorges, “Archives royales de Mari”, Syria, 1952, s. 332-333. EDWARDS, I. E. S., 2008, The Cambridge Ancient History, History of The Middle East and The Aegean c. 1800-1380 BC., Vol. II, Part I, Cambridge University. Cambridge EDWARDS, I. E. S., 2008, The Cambridge Ancient History, History of The Middle East and The Aegean c. 1380-1000 BC., Vol. II, Part II, Cambridge University, Cambridge GÜNBATTI, Cahit, 2007, Sumerler, Gutlar, Hattiler, Hurriler, Urartular Kökenleri, Tarihleri, Dilleri ve Kültürleri, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara HEİMPEL, Wolfgang, 2003, Letters to the King of Mari, Mesopotamian civilizations, Eisenbrauns Winona Lake, Indiana KARATAY, Osman, 2003, İran ile Turan (Hayali Milletler Çağında Avrasya ve Ortadoğu), Karam Yayınları, Ankara

74


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

KILIÇ, Yusuf, “Çivi yazılı Belgelerde Subar/Subartular”, Türk Şöleni (Türk Kültürü Sempozyumu) Bildirileri Kitabı, Erzurum 2016, s. 667-679. KUPPER, J. R., “Northern Mesopotamia and Syria”, CAH, Vol. II, Part I, Cambridge University, Cambridge 1971, s.1-39. KUPPER, J.-R., 1987, Lettres royales du temps de Zimri-Lim, ARM 28, Paris LEWY, Hildegard, “Assyria c. 2600-1816 B.C by the Late”, CAH, Vol. I, Part II, Cambridge University, Cambridge 1971, s. 729-769. MIEROOP, Marc Van De, 2014, Hammurabi, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul MIEROOP, Marc Van De, 2007, A History of the Anicent Near East (ca. 3000-323), Blackwell Publishing, Oxford MOHAMMED, Ahmed Kozad, 2012, The beginnings of ancient Kurdistan (c. 25001500 BC): a historical and cultural synthesis, Doctoral thesis, Faculty of the Humanities, Leiden SÜMER, Faruk, 1972, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara TAŞ, İlknur – F. Selim Adalı, “Çivi Yazısı Geleneğinde Lullu Halkı” Kubaba Arkeoloji ve Sanat Dergisi, Aralık 2015, S. 24 WİLHEM, Herausgegeben von Gernot, 2001, Studien zu den Bogazköy-Texten, Akten des IV. Internationalen Kongresses für Hethitologie Würzburg 4-8 October 1999, Wiesbaden

75


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History Volume:IV/Number:XI/

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

76


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Paris Barış Konferansı'nda Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Nümayende Heyeti'nin Çalışmaları Niyazi Qasımov

Öz Bu çalışmada Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Parlemetosu'nda başkanlık görevini yapmış Ali Merdan Bey Topçubaşov ve ekibinin Paris Barış Konferansı'nda Çarlık Rusya'nın yıkılmasından sonra Güney Kafkasya'da kurulmuş Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının dünya kamuoyuna tanıtma çalışmaları ile ilgili bilgi verilmektedir.Paris Barış Konferansı'na katılmak Azerbaycan Halk Cumhuriyeti için çok

önemli idi. Bu

konferansa iştirak eden Azerbaycan delegeleri Ali Merdan Bey Topçubaşov'un başkanlığında çok

önemli görevler

üslenmiş; ve I. Dünya Savaşı'ndan sonra yeniden çizilen

dünya

haritasına Azerbaycan'ın da ismini yazdırmayı başarmışlardır. Anahtar kelimeler:Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Paris Barış konferansı, Ali Merdan Bey Topçubaşov

T.C. İstanbul Ticaret Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler , niyazigasmov@gmail.com

77


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

The Efforts of the Azerbaijan Democratic Republic's Delegation in the Paris Peace Conferance Niyazi Qasımov* Abstract In this article, given information about Ali Mardan Bey Topchubashov and his party’s efforts on promoting Azerbaijan Democratic Republic’s independence after the collapse of Tsarist Russia to worldwide public in Paris Peace Conference. It was very important for Azerbaijan Democratic Republic to attend the Paris Peace Conference. The delegates who participated in this conference under supervision of Ali Mardan Bey Topchubashov obligated tremendous, important missions and succeeded on writing Azerbaijan’s name on the world map which re-arranged after World War I.

Keywords: Azerbaijan Democratic Republic, Paris Peace Conference, Ali Mardan Bey Topchubashov

*

Istanbul Trade University, İnternational Relations, niyazigasmov@gmail.com

78


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş 1917 devrimi sonucu Çarlık Rusya yıkıldı ve sömürgesi durumunda olan halklar kendi bağımsızlığı uğruna mücadeleye başladılar.1828 yılından itibaren Çarlık Rusya'nın sömürgesi olan Azerbaycan halkı da kendi bağımsızlığı uğrunda mücadeleye başlayarak 28 Mayıs 1918’de Tiflis’de kendi bağımsızlığını ilan etmiştir.28 Mayıs'a kadar sadece coğrafi bir isim olan Azerbaycan, 28 Mayıs 1918'de Tiflis'de bağımsızlığın ilan edilmesi sonucunda siyasi bir kavrama dönüşmüştür. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri yeni kurulan cumhuriyetin bağımsızlığını ve sınırlarının Dünya kamuoyuna tanıtılması olmuştır.Bu maksatla 7 Aralık 1918 yılında göreve başlayan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti

Parlamentosu

tarafından

Azerbaycan'ın

bağımsızlığını

Konferansı'nda tanıtmak için Ali Mardan Bey Topçubaşov'un başkanlığında

Paris

Barış

bir

heyet

oluşturulmuştur. Dönemin deneyimli kişilerinden oluşan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin Nümayende Heyeti çok zorlu şartlarda Paris'e ulaşmış ve çalışmalara başlamıştır. Nümayende heyeti, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ve sınırlarını Paris

Barış

Konferansı'na teşrifte bulunan devlet başkanlarına sunarak, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra büyük devletlerin rızası ile kurulması öngörülen devletlerin içerisinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin yer almasını sağlamaya çalışmaktaydılar; Fakat Azerbaycan Nümayende Heyeti, Paris Barış Konferansı'nda çeşitli devletlerin bir takım arazi iddiaları ile karşı karşıya kalmıştır. Çok deneyimli diplomat olan Ali Merdan Bey Topçubaşov Paris'de bulunan çeşitli devlet başkanları ile şahsen görüşmeler yaparak Azerbaycan'ın bağımsızlığı ile ilgili oluşturulan olumsuz düşünceyi ortadan kaldırmaya muvaffak olmuştur.

1.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin Kurulması 26 Mayıs 1918 yılında Transkafkasya Seymi dağıldıktan sonra, Seym'de bulunan 44 Azerbaycan'lı delege bir durum değerlendirmesi yapmak için ilk toplantısını yapmıştır. 79


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Toplantının en önemli gündem maddesi Transkafkasya Seymi'nin dağılmasından

sonra

Azerbaycan’ın bağımsızlığının ilan edilmesi olmuştur.Azerbaycan Milli Şurası'nın üyesi H.Hasmemedov, Azerbaycan'ın bağımsızlığının ilan edilmesi için siyasi ortamın oluşması ile ilgili bilgi verdikten sonra, diğer üyeler Nesib Bey Yusufbeyli, Akbar Ağa Şeyhüslamov, Seyidov destek

konuşmaları yapmışlardır.Toplantı sonunda Milli Şura 24 oyla (İki kişi

S.G.Ganiyev ve C.Ahundov tarafsız kalmışlar) 6 maddeden ibaret İstiklal Beyannamesi'ni ilan etmişlerdir1. İstiklar beyannamesi'nin maddeleri: 1.Bugünden başlayarak Azerbaycan halkı özgürlük haklarının sahibidir ve Güney-Doğu Transkafkasya'dan (Cenubi ve Şarki Mavereyi Kafkasya) oluşan Azerbaycan tüm haklara sahip, bağımsız devlettir. 2.Mustekil Azerbaycan'ın siyasi yapısı Halk Cumhuriyeti olarak belirlenir. 3.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti uluslararası birliğin bütün üyeleri, özellikle sınırı bulunduğu komşu millet ve devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çaba gösterir. 4.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, sınırları içinde milliyeti, din, mezhep, sınıf ve cinsi fark gözetmeden tüm vatandaşlara vatandaşlık ve siyasi haklarını temin eder. 5.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, onun topraklarında sınırları içerisinde yaşayan tüm milletlere serbest gelişme için geniş olanaklar sağlar. 6.Temsilciler Meclisi toplanıncaya kadar bütün Azerbaycan'ın yönetimi başında, halkın oyu ile seçilmiş Milli Şura ve Milli Şura karşısında sorumlu olan geçici Hükümet bulunur2.

1

Mehmed Emin Resulzade, Ölümsüz Lider, Der. Almaz Alikızı, İlim ve Tehsin yayınları, Bakü 2013, S.13-15.;

Nesiman Yakublu, Azerbaycan Milli İstiklal Mübarizesi ve Mehmed Emin Resulzade, Bakü 1999,s. 27-35. 2Azerbaycan

Halk Cumhuriyeti'nin (1918 -1920), Biyografisi, Tertibat Şahla Nağıyev, Bakü M.F.Ahundov

Kütubhanesi, 2008.s. 14.; Bilal, N. Şimşir, Azerbaycan'ın Yeniden Doğuş Sürecinde Türkiye-Azerbaycan

80


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Mehmet

Emin Resulzade, o dönemde

yazdığı

bir

makalede

Azerbaycan’ın

bağımsızlığını şöyle anlatmaktadır: Bugün biz demokrasinin ilk zaferini kutluyor ve İslam dünyasında teşekkül eden ilk Türk Cumhuriyeti'nin de ilan olunduğu gün olarak tarih sayfalarına geçmenin gururunu yaşıyoruz3. İstiklal Beyannamesi ilan edildikten sonra yeni hükümet kurma görevi Feteli Han Hoyski'ye verilmiş ve F.Hoysk'i tarafından Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin ilk geçiçi hükümet kabini ilan edilmiştir. Geçiçi hükümet tarafından Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulması ile ilgili beyanname 30 Mayıs 1918 yılında Osmanlı, Almanya, Avusturya, Fransa, İngiltere, İtalya, ABD, Sovyet Rusya, Bolgarıstan, Romanya, İran, İspanya, Ukrayna, Hollanda, İsveç, Danimarka ve Norveç'in başkentlerine

gönderilmiştir4.Beyanamede

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasının siyasi nedenleri şu şekilde ifade edilmiştir: ''Gürcüstan'ın Transkafkasya birliğinden çıkması üzre birlik

dağılmıştı.Bu ayın 28 'de

toplanan Azerbaycan Milli Şurası Kafkasıya'nın Güneydoğusunda Azerbaycan Cumhuriyeti'ni ilan etmiştir. Durumdan Devletinizin haberdar edilmesini rica eder ve derin saygılarınıza sunmakla onur kazanırım. Cumhuriyet geçici olarak Gence'de yerleşmektedir. 30 Mayıs 1918. Azerbaycan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulum Başkanı Fetali Han Hoyski5. İlişkileri, Bilgi yayınları, s.411; Anar İskenderov, Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti - Şarkın İlk Demokratik Cumhuriyeti, Halk Gazetesi, 2015, 28 Mayıs, N 113.-S.9. 3

Hakan Yılmaz, 2016, Türkiye ve Azerbaycan Türkçülüğü’nün Şahıslar ve Devirler Bağlamında Kırılma

Noktalarının Karşılaştırmalı Analizi: 90. Yılında 1. Bakü Türkoloji Krultayı Örneğinde, I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu (12-14 Mayıs 2016) Bildiriler Kitabı, s.181-182., https://sempozyum.kastamonu.edu.tr/images/dokumanlar/sempozyumlar/turkiye-azerbaycan-munabetleri/1milletleraras-turkiye-azerbaycan-sempozyumu-bildiri-kitabi.pdf, Erişim:25/05/2017.; Musa Kasımli, Müsülman Şarkın İlk Dekokratik Cumhuriyeti, Halk Gazetesi 25Mayıs 2016,s.6.; Erol Kürçüoğlu,1918-1920 Türküye-Azerbaycan , Doktora Tezi (yayımlanan tez), T.C. Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeler Ve İnkılap Tarihi Enüstüsü Müdürlüğü, Erzurum 1994,s.160. ; Fermez Maqsudov, Azerbaycan Cumhuriyeti (1918-1920 ) Bakü Elm yayınları,s.15. 4Cemil

Hesenli, Azerbaycan Tarihi 1918-1920, Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları, Ankara 1998.s.57-60.;

Ebülfez Süleymanlı, Milletleşme Sürecinde Azerbaycan Türkleri,Ötüken yayınları, Ankara 2006,s.111-139. 5Bilal

N Şimşir,a.g.e,.s.24-25.; Feteli Han Hoyski, Hayat ve Faliyyeti (belge ve materiallar), Bakü Azerneşr

yayınşarı, 1998.s.; Vugar İmanov, Ali Merdan Topçubaşı (1865-1934): Lider Bir Aydın ve Azerbaycan

81


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Gürcustan'ın başkenti Tiflis'de ilan edilmiş ve Azerbaycan sınırları içerisinden hiç bir oterite sahib değildi. Özelikle Bakü ve onun etrafında S.Şamuyan'nın yönetdiği Bakü Sovyeti Hükümeti hakim idi. Gürcüstan hükümetinin baskıları ile Tiflis'deki Azerbaycan Halk Cumhuriyeti hökümeti Azerbaycan sınırları içerisine taşınmak zorunda kalmıştır. Fakat bu çok zorlu bir süreç idi. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti üyeleri Başkentin Gence'ye taşınmasında kararlı idiler. 28 Mayıs 1918 yılında yapılan toplantıda Gence'deki durum hakda bilği veren H.Ağayev Gence'ye 2-3 kişiden ibaret bir Türk komutanlarının

geldiğini

bu

komutanlar

Azerbaycan’ın gelecek

karışmayacağını aksıne Azerbaycan'ın Kafkasya'da

bağımsız

siyaset

hayatına

bir devlet olmasını

savunacağını ifade etmişti6.

2.Kafkas İslam

Ordusu’nun Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ne

Yardımı Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Halk Cumhuriyeti arasında 4 Haziran 1918 yılında Batum'da 11 maddeden ve iki ilave içerikten ibaret dostluk antlaşması imzalandı.Dostluk anlaşması Osmanlı hükümeti tarfından Kafkasya cephesinin komutanı Mehmet Vahip Paşa ve Adalat Bakanı, Halil Bey Menteşe, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti tarfından ise Milli Şura'nın Başkanı Mehmet Emin Resulzade ve Dışişleri Bakanı Hesen Haciniski imzalamıştı. AHC hükümeti ile Osmanlı arasında bağlanan dostluk anlaşmasının dördüncü ve beşinci madeleri çok önemliydi. Dördünçü madde'de Osmanlı Devleti AHC hükümetine silah yardımı etmek sorunluğun

öz üzerine

almakla beraber beşinci

madde'de ise AHC

hükümetinin yurt içindeki çete ayaklanmalarının silahsızlanmasına yardımçı

olacağını

vurgulamıştı.

Cumhuriyeti'nin Temsili, Boğazici Üniversitesi Yayımları, İstanbul- 2003. s10-11. Yılmaz Hakan, (I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu (12-14 Mayıs 2016) Bildiriler)a.g.m., s.183. 6

Bilal N Şimşir,a.g.e.,21-22.; Cemil Hesenli, a.g.e., s.57-60.

82


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

16 Haziran 1918 yılında AHC hükümeti Tiflis'ten Gence’ye taşındı ve idari, askeri ve ekonomi alanında bir takım kararlar uygulamaya konuldu7; Fakat, karşıda AHC hükümetini zorlu bir süreç beklemekte idi. 1917 Ekim Bolşevik Devrimi'nden sonra S.Şamuyan'ın başkanlığında Bakü'de kurulan Sovyet Hükümeti yönetimi altında tuttuğu Bolşevik ve Taşnak çeteleri vasıtasıyla Bakü'de, Kuba'da, Şamahı'da, Salyan'da, Lenkaran'da ve saire Azerbaycan topraklarında Müslüman Türk ahaliye karşı soykırım politikası uygulamaktaydı8.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kurulması ve onun Gence şehrine taşınması S.Şamuyan’ı çok rahatsız etmekteydi. Zira bu onun hükümetinin sonu demek idi. S.Şamuyan, 1918 yılının Haziran ayından itibaren elinde bulundurduğu Bolşevik ve Taşnak çeteleri ile birlikte Gence üzerine saldırılara başladı. Bu durumda Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Hükümeti Batum anlaşmasına dayanarak Osmanlı Devleti'nden askeri yardım talebinde bulunmuştur9. Osmanlı Devleti Azerbaycan'ın yardım çağrışını olumlu karşılamış ve Nuri Paşa Komutasındanki Kafkas İslam Ordusu Gence'ye gelmiştir. Nuri Paşa, Kafkas İslam Ordusu’nu yerel güçlerin desteğiyle güçlendirmiş ve Gence üzerine saldırıda bulunan Bakü Sovyeti'nin askeri güçlerini Göyçay denilen yerde yenerek geri püskürtmüştür10.Göyçay yenilgisi Bakü Halk Komiserleri Sovyetini Daşnak ve Bolşevik güçlerini endişeye sokmuştur.Kafkas İslam Ordusu tarafından önemli stratejik nokta olan Kürdemir'in ele geçirilmesinden sonra tekrar taarruza geçen Bakü Sovyeti'nin gücleri Hacıgabul savaşında bir

7Bilal

N Şimşir, s.27-28. ; Akif Aşırlı, Cümhuriyet Devri Matbuasında Kafkas İslam Ordusu, Bakü , Nurlan

yayınları, s.10-15. ;Cemil Hesenli,a.g.e., s.60-62. ; Erol Kürçüoğlu,a.g.t.,s.167-169. 8

Vasif Gafarov - Kiyas Şükürov, Böyük Devletler Kıskacında Bağımsız Azerbaycan ( 1918-1920), Kilim

Matbaası,İstanbul 2010,s.7-8. ; Rahib Ekberov, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinde Ordu Kuruculuğu, Dövlet yönetiçiliği yayınları, 2016.- № 1(53). -S.159-166. ; Firdovsiye Ahmedov, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti -95, İrs yayınları s.4-9. 9FAYDA,

Yakub Mahmudov 2005, Tarih, Azerbyacan Halk Cumhuriyeti Ansklapedesi Cilt I ,Bakü , s. 440. ;

Cemil Hesenli, Azerbaycan Halk Cümhuriyetinin Dış Siyaseti (1918-1920), Bakü yayılları, 2009.s. 147-179. 10Bilal

N Şimşir. a.g.e.; Mehman Süleymanov-Mehmet Rihtim, Kafkas İslam Ordusu ve Azerbaycan Halk

Cumhuriyeti'nin oluşumu Rolu . Bakü 2008. ; Erol Kürçüoğlu,a.g.t.,170-175.

83


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

daha mağlub edilmiştir11.Temmuz sonunda

Kafkas İslam Ordusu, Şamah'nı Taşnaklardan

temizleyerek Guba, Gusar, Hacmaz bölgesine yol açılmıştır. Ağustos ayında Guba, Gusar, Hacmaz istigametde savaşa başlayan Kafkas İslam Ordusu aynı zamanda Bakü'nün yüksek tepeleri ve köyleri uğrunda savaşa başlamışlardır.12 Kafkas İslam Ordusu'nun komutanı Nuri Paşa, Azerbaycan Parlamento Başkanı Alimerdan Bey Topcubaşov’la buluşma zamanında şöyle bir ifade kullanır: ......“Aldığım bilgilere göre seferberlik sırasında çok da zorluk çıkmamış.İnsanlar gönüllü sürette orduya katılıyorlar.Zaten böyle olmalı.Onlar askeri disiplini bilmiyorlar.Fakat görünen şu ki askeri ruh muhafaza edilmiş.Bu ise çok önemlidir.13 15 Eylül 1918'de Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordus

Bakü’yü

Daşnak-

Bolşevik işgalinden kurtardı ve bunun sonucunda Bakü şehri Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin Başkenti ilan edildi.Nuri Paşa'nın komutasındaki Kafkas İslam Ordusunun Azerbaycan’da kazandığı zafer, sadece Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’nin de

değil

aynı zamanda

harb tarihinde kayda değer bir savaş olarak yerini

almıştır.Fakat, Osmanlı Devleti, Mondros mütarekesi şartlarından dolayı Kasım 1918‘de Kafkasya'dan çekilmek zorunda kalmıştır.14

3.AHC Nümayende Heyeti Paris Barış Konferansı'da Paris Barış Konferansı, 18 Ocak 1919 yılında 32 devletin iştiraki ile toplanılmıştır. Konferansın esas amacı, Almanya başta olmak üzere mağlup devletlerle barış anlaşması yapmak ve yeni kurulacak devletlerin sınırlarını belirtmekten ibaret idi.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Hükümeti, Paris Barış Konferansı’ndan çok umutlu idi ve Azerbaycan Halk 11

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti 1918-1920, Bakü, Genclik 1990, s. 17-22. ;Vugar İmanov,(I

sempozyum )a.g.e. 12Vasif

Kafarov- Kiyas Şükürov, a.g.e.,s. 9-10 ; Feramaz Maqsudov, Azerbaycan Cümhuriyeti (1918-1920 ),

Bakü,Elm yayınları 1998., a.g.m.,s.12. 13

Vugar İmanov, Ali Merdan Topçubaşı a.g.e.,s.41-45.

14

Akif Aşırlı, Cumhuriyet Döneminde Kafkas İslam Ordusu, Bakü Nurlan yayınları 2007,s.10-20.

84


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının kabul edilmesi için uğraşıyorlardı.7 Aralık 1918’de toplanan Azerbaycan Parlamentosu, Paris Barış Konferansı'na gönderilecek olan nümayende heyetinin sayısı kesinleştirilmiş ve heyete Ali Merdan Bey Topçubaşov'un başkanlık etmesi oybirliği ile kabul edilmiştir15

4.Azerbaycan Nümayende Heyetinin Terkibi Ali Merdan Bey Topçubaşov'un başkanı olduğu Azerbaycan Nümayende Heyeti çok önemli devlet adamı ve aydınlarından oluşmakta idi.Nümayende Heyetine dahil olan siyasi liderler: Ali Merdan Bey Topçubaşov (Nümayende Heyetinin başkanı) Mehmet Hasan Hacınski (Başkan yardımcısı) Akberağa Şeyhülislamov (Heyet üyesi) Ahmet Bey Ağaoğlu (Heyet üyesi) Ceyhun bey Hacıbeyli ( Heyet danışmanı ) Muhammed Muharremov (Heyet danışmanı) Abbas bey Atamalıbeyov (M. Muharremov'un yerine gönderilen heyet danışmanı aynı zamanda sekreterlik görevin yerine getirmekdeydi) Ali Bey Hüseyinzade ve ya Hüseyinzade Ali Turan (Heyetin teknik elemanı aynı zamanda tercumanı ) 15

Дипломатические беседыа. А. Топчибашеба в стамбуле, (Alimerdan Bey Topçubaşovun İstanbul'dakı

diplomatik sohbetleri.)(записи чрезвычайного посланника и полномочного Министра Азербайджанской Республики) 1918-1919гг. ; Ali Merdan Bey Topçubaşov Parisden Mektublar (Azerbaycan Halk Cumhuriyeti nümayende heyetinin Azerbaycan Hükümetini bilgilendirmesi Mayıs 1919 kasım 1919).s.38-82. ; Anar İsgenderov,a.g.m, ; Azerbaycan Paris sülh konfransı (1919-1920)(Ter; Vilayet Kuliyev), Bakü Ozan yayınları, 2008. s. 15.

85


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Heyet'in diğer üyeleri: Reşid bey Topçubaşov ( heyet başkanın özel Sekreteri) Viktor Marçevski

(Sekreter), Sefvet Melikov (Sekreter), (Sonradan Topcubaşov

tarafından İstanbul'da geçici temsil olarak bırakılmışdı) Elekber Bey Topçubaşov (Sekreter). Tercumanlar A.Gafarov (Fransı dili), G.Gafarova (İngilizce), H.Memmedov (Fıransız

ve Türk

dili).16

5.Ali Merdan Bey Topçubaşov Azerbaycan Nümayende

Heyetinin başkanı, Ali Merdan Bey Topçubaşov

yirminci yüzyılın başlarında sadece Azerbaycan'da değil, Rusya'da yaşayan Türk Müslüman ahalisinin çok önemli lideri gibi tanınmıştır. 1861 yılında Tiflis'te asil bir ailede doğan Sankt Petersburg Üniversitesi hukuk fakültesini bitiren, Ali Merdan Bey Topçubaşov bir süre avukatlık faaliyeti ile meşgul olmuştur.Daha sonra 1897 yılında Azerbaycan'lı ünlü petrol zengini H.Z.Tağıyev'in maddi yardımı ile yayınlanan "Kaspi" gazetesinin editörü olarak faaliyet göstermiş olup onun editörlüğü döneminde gazetenin çevresinde milli ruha bağlı aydınlar toplamıştır.17 1917 Şubat devrimine kadar Ali Merdan Bey Topçubaşov çok önemli siyasi faaliyetde bulunmuştur.1904-1907 yılarında yapılan Çarlık Rusya müslümanları I,II,III kurultayının

16

esas

organizarörlerinden

bir

olmuştur.1906

yılında

Rusya

Müsüman

Azerbaycan Paris sulh konfransı (1919-1920). Bakü Ozan yayınları, 2008,s.5-8. ; Vügar İmanov,

(I.sempozyumu) a.g.m. 17

Azerbaycan Paris sülh konfransı (1919-1920). Bakü Ozan yayınları, 2008,s.5. ; Vügar İmanov (I.sempozyumu

), a.g.e. ; Ali Merdan Bey Topçubaşov Parisden Mektublar,a.g.e.,s. 15-20.; Erol Kürçüoğlu, a.g.t., s.429-430 ; Vügar İmanov, Ali Merdan Topçubaşı a.g.e,.s.10-20.

86


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Fraksiyonu'nu tesis ederek bir dönem başkanlığını yapmıştır. Ali Merdan Bey Topçubaşov, aynı zamanda Çarlık Rusya'sının yeniden kurulan parlametosunda (Duma) bir dönem Millet Vekilliği de yapmış, fakat Duma Çar II. Nikolay tarafından fes edildikden sonra itiraz ederek "Vıbork Bildirisi "ni imzalayan 200 milletvekilinden birisi olmuştur.Budan dolayı 1907 yılında üç ay hapis cezası almış ve hapisten dolayı II. ve III. Duma'ya seçilememiştir. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesinde çok önemli görevler üslenmiş olup;

ilk olarak devlet

bakanıda olan A.M.Topçubaşov daha

sonra Azerbaycan

Cumhuriyeti'nin İstanbul'daki diplamatı olarak görev yapmıştır.1918 yılının Aralık ayında Azerbaycan Parlamentosu'na ilk Başkan seçilmiştir.Ve 28Aralık’ta parlamento, oybirliği ile Paris Barış Konferansı'na gönderilecek Azerbaycan heyetinin başkanı olarak onu görevlendirmiştir.18

6.Mehmet Hasan Hacınski Mehmet Hasan Hacınski, 1875 yılında Bakü'de doğmuştur.Bakü Realnı okulunu bitirdikten sonra eğitimini Petersburg Teknoloji Enstitüsü'nde devam ettirmiş olup; Yüksek eğitimini tamamladıktan sonra Bakü'ye dönerek bir süre Azerbaycan'lı iş adamı olan Şemsi Esedullayev'in petrol rafinerilerinin yapımında çalışmıştır.Daha sonra Bakü Belediyesi'nin inşaat bölümünün başına getirilmiş ve Bakü'nün mimari gelişiminde önemli rol oynamıştır. Aynı zamanda siyasi

faaliyetini devam eden M.H.Haciniski, Azerbaycan Halk

Cumhuriyeti'nde içişleri, dışişleri ve maaliye bakanlığı görevinde bulunmuştur.Azerbaycan

18Azerbaycan

Paris sülh konfransı (1919-1920). a.g.e., ; Emel dostları, İ.Gasprinski ve A.Topçubaşov, s.27.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti (1918-1920), Parlameno (II kitab Stenoqrafik hesabatlar), Parlamento, AHC (1918-1920),Bakü 1998.; Yılmaz Hakan, (I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu (12-14 Mayıs 2016) Bildiriler) a.g.m.,s.182.

87


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Halk Cumhuriyetii Parlementosu kararı ile Paris Barıs Konferansı'na gönderilen heyete dahil edilmiş ve A.M.Topçubaşov'un yardımcısı olan görevlendirilmiştir.19

7.Akberağa Şeyhülislamov 1881 yılında Revan şehrin'de doğan Akberağa Şeyhülislamov, okulu bitirdikten sonra eğitimini Petersburg Teknoloji Enstitüsü'nde devem ettirmiş ve Petersburg Teknoloji Enstitüsü'nü bitirdiği dönemde Rusya'da ortaya çıkan Şubat devriminden dolayı Enstitüyü bitirdiğine dair belge alamamıştır.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin İstiklal Beyannamesi'ni imzalayanlardan biri de

Akberağa Şeyhülislamov olmuştur.Azerbaycan Parlamatosu'nda

Sosyalist grubu temsil eden A. Şeyhülislamov, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin ilk hükümetinde Toprak ve Çalışma Bakanı olarak görev yapmıştır.Parlementonun kararıyla Paris Baris Konferansı'na gönderilen heyete dahil edilmişti.20

8.Ahmet Bey Ağaoğlu 1869 yılında Şuşa şehrinde doğan Ahmet Bey Ağaoğlu, Azerbaycan ve Türkiye siyasi hayatında

önemli etkiye sahip olup; Paris Yüksek Hukuk okulunu

ve Sorbon

Üniversitesi'nde hukuk eğitimi almış, Azerbaycan'a döndükten sonra Bakü'de yayınlanan ''Hayat", "İrşad", "Terakki" gazetelerinin editörü olarak görev yapmıştır.1905 yılında Azerbaycan'da ilk siyasi partilerden biri olan "Difai" ni de kurmuştur.Çarlık Rusya'nın gizli polisi tarafından takipten dolayı 1909 yılında Osmanlı Devleti'ne

göç etmiş ve burda

İttihad ve Terakki Partisi’nin bünyesinde siyasi faaliyete devam etmiştir. 1918 yılında Kafkas İslam Ordusu komutanı Nuri Paşa'nın siyasi işlerden sorumlu danışmanı olarak yeniden Azerbaycan’a dönmüş ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Parlamentosu'na üye olarak seçilmiştir.Parlemento'nun kararıyla Paris Baris Konferansı'na gönderilen heyete dahil edilmiştir.Fakat, İstanbul'a vardıkları zaman "İttihad ve Terakki" Partisi ile iş birliğinden dolay Paris'e gitmek için vize verilmemiştir.1919 yılında İngilizler tarafından İstanbul'da

19

Aydın Dadaşov, Mehmed Hesen Hacınski , Bakü – BDU yayınları 2004,s. 4-12.; Azerbaycan Paris Barış

Konferansında, a.g.e. 20

Azerbaycan Paris Barış Konferansında ,a.g.e., s.11.

88


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

gözaltına alınarak Malta adasına sürgün edilmiş ve sürgünden döndükten sonra Türkiye'de Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluş fikrini öne sürerek Türkiye'nin çok partili dönemine geçiş sürecinde önemli rol oynamıştır. Türk siyasi hayatına damga vuran Liberal ve Türkçü siyasi düşüncede önemli fikir adamı olmuşdur.21

9.Ceyhun bey Hacıbeyli 1889 yılında Şuşa'da doğan Ceyhun bey Hacıbeyli, Paris Siyasi Bilimler Okulu'nu ve Sorbon Üniversitesi'nde eğitim almış olup ayrıca yetenekli yazar olmakla birlikte ağabeyi ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli ile birlikte ilk Azerbaycan operası "Leyla ve Mecnun"un sahnelemesinde önemli görev üslenmiştir.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde Rusça yayınlanan "Azerbaycan" gazetesinin editörlüğünü yapmıştır.Bakü ve Kafkasya basınında ciddi sosyo-politik sorunlara, kültür, eğitim, kadın özgürlüğü vb konularla ilgili çok sayıda makaleleri yayınlanmıştır.AHC'nin Parlementosunun kararıyla Paris Barış Konferansı'na gönderilen heyete dahil edilmiştir.22

10.Muhammed Meherremov 1885 yılında Revan'da doğulan Muhammed Muharremov Revan Azerbaycan'lılarının temsilcisi olarak tanınmakdaydı.Petersburg İmparatorluk Üniversitesi’nde tıp bölümü okuyan Muhammed Muharremov, 1917 yılında Revan kazasından Rusya meclisine

temsilci

seçilmiştir.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin İstiklal Beyanamesi'ni imzalayanlar arasında yer alıp; Azerbaycan Parlamentosu'nda Sosyalist görüşü temsil etmiştir.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Parlemotosu'nun kararıyla Paris Baris Konferansı'na gönderilen heyete dahi edilmişdir.1919 yılının Ağustos ayında Azerbaycan Parlemetosun'da yer alan Sosyalist görüş içerisinde kadro değişikliğinden dolayı M. Meuharremov'un yerine Paris’e Abbas bey

21Yılmaz

Hakan, (I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu (12-14 Mayıs 2016)

Bildiriler)a.g.m.,s.182-187.; Örnek Şahsiyet, Ahmet Bey Ağaoğlu (http://www.sherg.az/site/id4348/%C3%96rn%C9%99k_%C5%9F%C9%99xsiyy%C9%99t...#.WQuewfnyjIU ) erişim tarihi 12.01.2017. ;Azerbaycan Paris Barış Konferansında ,a.g.e.,s.20. 22

Azerbaycan Paris Barış Konferansında ,a.g.e.,s.22.

89


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Atamalıbeyov’un gönderilmesine karar verilmiştir; fakat aynı dönemde M.H.Hacınski'nin Azerbaycan'a dönmesinden dolayı Sosyalist görüşün her iki üyesi de Paris'te kalmıştır.23

11.Abbas bey Atamalıbeyov 1892 doğumlu olan Abbas bey Atamalıbeyov Peterburg’da Kadet Korpusu'nda yüksek askeri eğitim almıştır.Kendisi Paris'e geden heyetin en genç üyesi olmakla beraber heyete sonradan dahil edilmiştir.24

12.Ali Bey Hüseyinzade veya Hüseyinzade Ali Turan 1864 yılında Salyan şehrin'de

doğmuştur.Eğitimine Tiflis Müsülman

Okulu'nda

başlayan Ali Bey Hüseyinzade, daha sonra eğitimine Petersburg Üniversitesi'nde devam etmiştir.Daha sonra İstanbul'da Askeri Tıbbiye Okulun'da eğitim almış ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi'nde deri hastalıkları

üzre uzmanlık yapmıştır.1897 yılında Osmanlı-Yunan

savaşında doktor olarak görev yapmış olup; Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde önemli görevler üslenmiştir.Parlemotonun kararıyla Paris Baris Konferansı'na gönderilen heyete dahil edilmiştir; Fakat, İstanbul'a vardığı zaman "İttihad ve Terakki" liderleri ile yakınlığından dolayı Paris'e gitmek için kendisine vize verilmemiştir.25 Heyet'in diğer üyeleri Reşid bey Topçubaşov ( heyet başkanın özel Sekreteri) Viktor Marçevski

(Sekreter), Sefvet Melikov (Sekreter), (Sonradan Topcubaşov

tarafından İstanbul'da geçici temsil olarak bırakılmışdı)

23Cemil

Hesenli,a.g.e.s., 145.

24Azerbaycan 25

Paris Barış Konferansında ,a.g.e.,24-25.

Arif Aşırlı, Azərbaycan Cümhuriyeti, Ali Bey Hüseynzade publisistikası , Şark.-2015.-24 yanvar.-№14.-S.7.;

Azer Turan, Ali Bey Hüseynzade, Moskova 2008, Salam yayınları, s.280.; Yılmaz Hakan, (I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu (12-14 Mayıs 2016) Bildiriler)a.g.m.,s.182-185.

90


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Elekber Bey Topçubaşov (Sekreter). Tercumanlar A.Gafarov (Fransı dili), G.Gafarova (İngilizce), H.Memmedov (Fıransız ve Türk dili) 26.

13.Nümayende Heyetinin Paris Barış Konferansın'dakı çalışmaları 22 Nisan 1919 yılında Paris Barış Konferansı'na gitmek üzre İstanbul'dan ayrılan Azerbaycan nümayede heyeti, 2 Mayıs'ta Roma'ya varmışlardır.Roma'da 4 gün hızlı trenin gelmesini bekledikten sonra heyet Paris'e yola düşmüştür.27Böylece, Ali Merdan Bey Topçubaşov'un rehberliğindeki Azerbaycan Numayede Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanıtmak için

Heyeti'nin Azerbaycan Halk

aylarca sürecek mücadelesi başlamışolur.

Azerbaycan Nümayende Heyeti, 28 Mayıs 1919'da Azerbaycan'ın Bağımsızlığı'nın birinci yıl dönümünde ABD başkanı Wudro Wilson tarafından kabul edilmiş; bu görüşmede W.Wilson Azerbaycan Nümayende Heyeti'ne Rusya esaretinden kurtulmuş halkların bağımsızlığı ile ilgili ABD'nin kendi üzerine herhangi bir sorumluluk almadığını

genellikle, ABD'nin

dünyanın küçük devletlere parçalanmasında meraklı olmadığını bildirilmiştir; Fakat, Azerbaycan Nümayende Heyeti'nin ABD başkanı ile görüşmesi, genelde başarının başlangıcı sayılabilirdi. Sebep olarak İtilaf devletleri liderleri yeni bağımsızlık kazanan devletlerin numayede heyetlerini resmen kabul etmemesiydi. Wudro Wilson'la görüşen Ali Merdan Bey Topçubaşov tercuman vasıtasıla fikirlerini dile getirmiş ve ABD ile siyasi ilişkilerini tesis etmek isteyini anlatmıştı.Aynı zamanda Wilson prensiplerine vurgu yapan A.M.Topçubaşov milletlerin

kendi kaderlerini tayın etme hakkına sahip

olduğunu söyler.Wudro Wilson

A.M.Topçubaşova yanıt olarak şunları ifade etmiştir: 1.İtilaf Devletleri dünyanın küçük devletlere bölünmesini istemiyor. 26 27

Azerbaycan Paris Barış Konferansında ,a.g.e., s.7. Hasan Hasanov, Alimerdan Bey Topçubaşov, Azerbaycan Matbası sayfaları, Bakü 2013; Erastun Bakşaliyev,

Azerbaycan Halk Cümhuriyetin İşkalında Bazı Noktalar , Halk Gazetesi.-2009.-27 may.- №113.-S.4. ;Erol Kürçüoğlu, a.g.t.,420.

91


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

2.Eger Azerbaycan, Kafkas'ya Fedrasyonu düşüncesine hizmet ederse, bu onlar için iyi bir yol olur. 3.Bahs edilen Konfedrasyon Milletler Cemiyeti'nin her hangi bir devletinde yardım alabilir. 4.Azerbaycan meselesi Rusya konusundan önce halledilemez. Görüş sonunda Wudro Wilson, A.M.Topçubaşov'a konferansa bir memorandum sunmasını önermiş. Kabul sonucu A.M.Topçubaşov, Azerbaycan nümayende heyeti adından kısa bir bilgi notu sunmuştur.Bilgi notunda aşağıdakı hususlara da vurgu yapılmıştır. 1.Azerbaycan'ın Bağımsızlığı tanınmalı. 2.Wilson Perensipleri, Azerbaycan için de geçerli olmalıdır. 3.Azerbaycan Nümayede Heyeti sulh konferansı'ndakı görüşmeler dahil edilmelidir. 4.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Milletler Cemiyeti üyeliğine kabul edilmelidir. 5.Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ve ABD arasında diplamatik ilişkiler kurulmalıdır.28

14.Azerbaycan’ın Bağımsızlığının Tanınması Paris Barış Konferansı'nda ABD ve İtilaf Devletleri Rusya'da kanuni hükümetin Bolşevikler tarafından temsil olunmayacağı fikri üzerine ortak fikir oluşmuş ve Bolşevik tehdidine karşı, İtilaf Devletleri'nden istifade eden İngilizler kendi planının birinci etabı gibi Güney Kafkasya Cumhuriyetleri'nin tanınması için müttefiklerden gereken desteyi alamaya çalışmıştır.12 Ocak 1920 yılında İngiliz devlet adamı George Nathaniel Curzon, yüksek Şura'ya Azerbaycan'ın

28

ve Gürcistan'nın bağımsızlığının tanınması önerisinde bulundu.

Vügar İmanov, Ali Merdan Topçubaşı a.g,.s.72-174.

92


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

George Nathaniel Curzon'un

bu önerisi oy birliği ile kabul

edilmiştir.2912 Ocak günü

bağımsızlığı tanınan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti 15 Ocak 1920 yılında şuranın kararını dinlemek üzere Fransız Dışişleri Bakanlığı'na devet olunmuş ve şuranın kararı ile Fransız Dışişleri Bakanlığı'na devet edilen Azerbaycan Nümayende heyeti ile daha

çok askeri

kuvvetleri konusu konuşulmuştur.19 Ocak'ta yapılan Yüksek Şura’nın toplantısında Azerbaycan Cumhuriyeti saldırıya maruz kaldığı sırada şura tarafından yardım edileceği kararlaşdırıldı.Bu karar Azerbaycan Nümayende Heyetinin en önemli başarılarından biri olmuştur.30 Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin Bağımsızlığı Paris Barış Konferansın'da tanındıktan sonra Azerbaycan’ın Dışişleri bakanı F.H.Hoyski, Müttefik Hükümetlere gönderdiği bildiride Azerbaycan'ın Avrupa devletleri

ve ABD tarafından tanınması ve

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin dünya devletlerine kabul olunmasını büyük memnuniyetle karşıladıklarını ifade edilmiştir.Ayrıca bildiride Azerbaycan Halk Cumhuriyeti yakın tarihte bolşevik tehdidiyle karşı karşıya kalacağından dolayı acil yardım istemişti. Ekonomi sorunları aradan kaldırmak için 40-50 milyon manat civarında borç para verilmesini de arzu etmişti.31 Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Paris Sulh Konferansı tarafından tanınmasından sonra Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, ilk merhalede ABD dahil olmakla yedi devletle diplomatik temsilcilik açmak istiyordu. (İngiltere, Fransa, ABD, İtalya, İsveçre, ve Polşa). F.Hoyski, İsveçre ile ilişkilere daha çok önem vermekdeydi.Burada Azerbaycan Halk

29

Aytekin Ahmadova, Azerbaycanın Halk Cumhuriyetinin Dış Siyaseti, Bakü Azerbaycan Cumhurbşkanlığı

İdari İşler Kütübhanesi, s.250-260.; Cemil Hesenli, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin Dış Siyaseti(1918-1920) (Azerbaycan Cumhuriyetinin Diplomasi Tarihi, I cild) Bakü 2009, s.25-29. 30

Yılmaz Hakan, (I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu (12-14 Mayıs 2016)

Bildiriler)a.g.m.,s.182-184. ; Cemil Hesenli,a.g.e.s.110-115, Vugar İmanov, Ali Merdan Topçubaşı, a.g.e.,s.95100. 31

Feremaz Maqsudov, Yaşar Kelenterli, 23 Ay Mövcud Olan Cümhuriyet; Halk Gazetesi.-2014.-20 may.-

№87.-S.6.

93


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Cumhuriyeti'nin haberleşme merkezinin kurulması konusunda

gerekli anlaşmalar da

yapılmıştır.32 Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin Heyeti’nin fadekar çalışması sonucunda

bağımsızlığının Azerbaycan Nümayende

Paris Barış Konferansı tarafından

tanınmasına

rağmen 28 Nisan 1920 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Bolşevikler tarafında işgal edilmiştir.Bolşevik işgalından sonra Paris'de bulunan Azerbaycan Nümayende Heyeti Azerbaycan'a geri dönememiş ve Paris'te siyasi faaliyetlerini devem etdirmişlerdir. A.M.Topçubaşov ve diğerleri

Milletler Cemiyeti'nin toplantılarına katılarak ömürlerinin

sonuna kadar Azerbaycan'ın ulusal çıkarlarını savunmağa çalışmışlardır.33

Sonuç XIX.yy’ın sonları ve XX.yy’ın başlarıdan itibaren Azerbaycan toplumu uluslaşma süreçine girmiştir.Bu

uluslaşma sürecinde Azerbaycan değişikliğe uğramış ve sonuçta

bağımsız devlet kurulmuştur.Bu uluslaşma sürecinde Azerbaycan toplumunun öne çıkan liderlerden bir de Ali Merdan Bey Topçubaşov olmuştur. Bu makalenin esas amacı Paris Barış Konferansı'na katılan Azerbaycan nümayede heyetinin başta Ali Merdan Bey Topçubaşov olmak üzere diğer katılanların faaliyetlerı ve diplomatık

hayat ve

çabalarını anlatmaktır.Ali Merdan Bey Topçubaşov, 1900

tarihinden başlayarak Azerbaycan'da milli burjuvazi ve aydınları organize etmeye çalışıp toplumun milli taleplerini çeşitli yollarla dile getirerek bir nevi Azerbayacan toplumunun sözcüsü görevini üzerine almıştır.

Vugar İmanov, Ali Merdan Topçubaşı, a.g.e.,s.110-116.

32

33Mehemmed

Emin

Resulzade,

Ölümsüz

Lider,

İlim

ve

Tehsin

yayınları,

Bakü

2013.;

Vugar

İmanov.a.g.e.,s.116-117 ; Erestun Baxşeliyev , Azerbaycan Halk Cümhuriyyetinin İşkalinde Bazı Noktalar . Halk Gazetesi.-2009.-27 mayıs.- №113.-S.4. s.22. 33

Feremaz Maqsudov, Yaşar Kelenterli, Halk Gazetesi, a.g.m.,12.

94


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Bununla beraber Ali Merdan Bey Topçubaşov'un siyasi faaliyeti Azerbaycan sınırları içerisinde kalmamış aynı zamanda tüm Rusya Müslümanları arasında çeşitli siyasi faaliyetlerde de bulunmuştur.Onun faaliyeti sonucunda Rusya Müslümanları bir fikir altında birleşmiş ve Rusya Devlet Dumasında Müslüman görüşünün kurulmasına katkısı olmuştur. Bu dönemlerde Petersburg ve Nijni Novgorod'a gibi şehirlere giderek diğer entelektüelerle işbirliğinde bulunmuştur. Bu çalışmada üzerinde durulan diğer bir mesele ise mesala ise 1918-1920 yıllarında Azerbaycan'lı diplamatların faaliyetidir.Çünkü bu dönemde Azerbaycan'da ilk milli devlet olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulmuş ve bu Cumhuriyetin kurulmasında Ali Merdan Bey Topçubaşov önemli görevler üslenmiştir. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde Ali Merdan Bey Topçubaşov ilk defa Osmanl Devleti’nde elçilik yapmakla beraber Parıs Barış konferansı'nda Azerbaycan Delegasyonu'na

başkanlık etmiştir.Paris Barış Konferansın'da

Azerbaycan Delegesyaonu'na başkanlık eden Topçubaşov her imkanı kullanarak milletinin menfaatini savunmuştur.Topcubaşov’un

bu dönemde Azerbaycan Parlamento başkanlığı

görevini yaptığını da vurgulamak gerekir.Topçubaşov'un en böyük arzusu ve mücadelesi Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin istiklalini dünya devletlerinin tanıması idi.Topcubaşov'un Azerbaycan tarihinde siyasi faaliyeti çok önemlidir.Bu günkü çağdaş Azerbaycan Cumhuriyeti'ni Topcubaşov ve onun simasındaki insanlara borçluyuz.Ümit ederem gelecekte ki Topçubaşov üzerine Azerbaycan’da yeni çalışmalar da yapılacaktır.

95


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça AZERBAYCAN PARİS SÜLH KONFRANSI, 2008 ,(1919-1920)(Ter: Kuliyev,Vilayet), Ozan yayınları, Bakü AZERBAYCAN

HALK

CUMHURİYETİ'NİN,2008,

(1918

-1920)(BİYOGRAFISI

),(Ter;Nağıyev, Şahla,), M.F.Ahundov Kütubhanesi,Bakü. AHMEDOV ,Firdovsiye, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti -95, İrs yayınları,Bakü. AŞIRLI, Akif, 2007,Cumhuriyet Döneminde Kafkas İslam Ordusu, Nurlan yayınları, Bakü. AŞIRLI, Arif , 2015, Azerbaycan Cümhuriyeti Ali Bey Hüseynzade publisistikası , Şark gazetesi-2015.-24 ocak .-№14.-S.7. AHMADOVA, Aytekin, Azerbaycan’ın Halk Cumhuriyetinin Dış Siyaseti, Bakü Azerbaycan Cumhurbşkanlığı İdari İşler Kütübhanesi,s.140 -145. AZERBAYCAN DEMOKRATİK CUMHURİYETİ 1918-1920, 1990, Genclık yayınları, Bakü, AZERBAYCAN HALK CUMHURİYETİ (1918-1920), 1998, Parlameno (II kitab Stenoqrafik hesabatlar), Parlamento, AHC (1918-1920),Bakü. BAKŞALİYEV, Erastun, 2009, Azerbaycan Halk Cümhuriyetin İşkalında Bazı Noktalar , HALK GAZETESI,-27 may.- №113.-S.4. DADAŞOV, Aydın, Mehmed Hesen Hacınski ,2004, BDU yayınları, Bakü. EKBEROV, Rahib,2016, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinde

Ordu Kuruculuğu, Dövlet

yönetiçiliği yayınları, Bakü. FAYDA, Mahmudov, Yakub, 2005, Tarih, Azerbyacan Halk Cumhuriyeti Ansklapedesi Cilt I ,Bakü , s. 440. GAFAROV, Vasif, ŞÜKÜROV, Kiyas, 2010,

Böyük Devletler Kıskacında Bağımsız

AZERBAYCAN ( 1918-1920), Kilim Matbaası, İstanbul.

96


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

HASANLI,Cemil, 2009, Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin Dış Siyaseti(1918-1920) (Azərbaycan Cumhuriyetinin Diplomasi Tarihi, I cilt Bakü. …………..Azerbaycan Tarihi 1918-1920,1998,

Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları,

Ankara ………….2009, Azerbaycan Halk Cümhuriyetinin Dış Siyaseti (1918-1920), Bakü yayılları, Bakü HOYSKİ, Feteli H, 1998, Hayat ve Faaliyyeti (belge ve materiallar), Azerneşr, Bakü. HASANOV, Hasan, 2013, Alimerdan Bey Topçubaşov, Azerbaycan Matbasi sayfaları, Bakü. İMANOV, Vugar, 2003, Ali Merdan Topçubaşı (1865-1934):Lider Bir Aydın ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Temsili, Boğaziçi Üniversitesi Yayımları, İstanbul İMANOV, Vugar, 2005, Türkiye'de Eğitim Sürdüren Azerbaycanlı Genc Bilim Adamları I.sempozyumu Bildirisi, Azerbaycan Kültür ve Dayanışma Derneği, İstanbul. İSKENDEROV, Anar, 2015, Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti - Şarkın İlk Demokratik Cumhuriyeti, Halk Gazetesi,28 mayıs.-N 113.-S.9. İSKENDEROV, Anar, Azerbaycan Halk Cumhuriyyeti - Şarkın İlk Demokratik Cumhuriyeti,2015, Halk Gazetesi. 28 Mayıs.-N 113.-S.9. KÜRÇÜOĞLU, Erol, 1994, 1918-1920 Türküye-Azerbaycan , T.C. Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeler Ve İnkılap Tarihi Enüstüsü Müdürlüğü, Doktora Tezi, Tez Danışmanı Prof.Dr.Enver Koyunçu, Erzurum KASIMLI, Musa, 2016, Müsülman Şarkın İlk Dekokratık Cumhuriyeti Halk Gazetesi 25 Mayıs KULİYEV, Vilayet, 2014, Emel dostları, İ.Gasprinski və A.Topçubaşov, Kaspi 8 may.-№78. MAQSUDOV,Feramaz, 1998, Azerbaycan Cümhuriyeti (1918-1920 ),Elm yayınları,Bakü. MAQSUDOV,Feremaz, KELENTERLİ, Yaşar, 2014, 23 Ay mövcud olan Cümhuriyet, Halk Gazetesi, 20 may.- №87.-S.6. Örnek Şahsiyet, Ahmet Bey Ağaoğlu (http://www.sherg.az/site/id4348/%C3%96rn%C9%99k_%C5%9F%C9%99xsiyy%C9%99t... #.WQuewfnyjIU ),Erişim:12/05/2017 RESULZADE, Mehemmed Emin, (Ter; Elikızı, Almaz), 2013, Ölümsüz Lider, İlim ve Tehsin yayınları, Bakü

97


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292.

Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ŞIMŞIR, Bilal N, 2011, Azerbaycan, Azerbaycan'ın Yeniden Doğuş Sürecinde TürkiyeAzerbaycan İlişkileri, Bilgi yayınları,Ankara SÜLEYMANOV Mehman,- RİHTİM, Mehmet, 2008, Kafkas İslam Ordusu ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin oluşumu Rolu. SÜLEYMANLI, Ebülfez, 2006, Milletleşme Sürecinde Azerbaycan Türkleri,Ötüken yayınları, Ankara. TOPÇUBAŞOV, Ali Merdan, Parisden Mektublar (Azerbaycan Halk Cumhuriyeti nümayende heyetinin Azerbaycan Hükümetini bilgilendirmesi Mayıs 1919 kasım 1919). TURAN, Azer , Ali Bey Hüseynzade,2008, Salam yayınları, Moskova. YAKUBLU, Nesiman, 1999, Azerbaycan Milli İstiklal Mübarizesi ve Mehemmed Emin Resulzade, Bakü yayınları, Bakü.

YILMAZ, Hakan, 2016, I. Milletlerarası Türkiye-Azerbaycan Münasebetleri Sempozyumu Bildiriler, Türkiye ve Azerbaycan Türkçülüğü’nün Şahıslar ve Devirler Bağlamında Kırılma Noktalarının Karşılaştırmalı Analizi: 90. Yılında 1. Bakü Türkoloji Krultayı Örneğinde, s.177-190., https://sempozyum.kastamonu.edu.tr/images/dokumanlar/sempozyumlar/turkiyeazerbaycan-munabetleri/1-milletleraras-turkiye-azerbaycan-sempozyumu-bildiri-kitabi.pdf, Erişim:25/05/2017 Дипломатические беседыа. А. Топчибашеба в стамбуле, (Alimerdan Bey Topçubaşov'un İstanbuldakı diplomatik sohbetleri.)(записи чрезвычайного посланника и полномочного Министра Азербайджанской Республики) 1918-1919гг.

98


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Doğu Anadolu Bölgesi Teşkilatlanması Mehmet Pınar*

Öz Serbest Cumhuriyet Fırkası, bizzat siyasi iktidar tarafından kurdurulup, yine siyasi iktidar tarafından kapattırılan oldukça kısa ömürlü bir siyasi partidir. Anadolu’nun farklı bölgelerinde teşkilatlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası’ndan halkın beklentileri, ekonomik durum, kültürel farklılık, etnik kimlik vb sebeplerden dolayı farklılık göstermiştir. Bu çalışmada Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Doğu Anadolu teşkilatlanması ve iktidarın yaklaşımlarını inceleyerek, Doğu Anadolu’da Malatya ve Kars’ta teşkilatlanan muhalefetin ortaya koyduğu siyaset anlayışının halkın beklentilerine karşılık verip vermediğini araştırmak hedeflenmiş olup; Ayrıca muhalefetin Doğu Anadolu teşkilatlanmasında hangi referansların ön planda olduğunu, teşkilatı kuranların ve destekleyenlerin beklentilerinin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Anadolu, Kars, Malatya, Serbest Cumhuriyet Fırkası

*

Yrd. Doç. Dr. Yüzüncüyıl Üniversitesi,mmetpinar@gmail.com

99


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Eastern Anatolia Organization Of The Free Republican Party Mehmet Pınar*

Abstract Free Republican Party is a political party, which was made to be founded by the political power itself and closed by again the political power, with a very short life. The expectations of the people from the Free Republican Party, organized in different regions of Anatolia, differed due to reasons such as economic situation, cultural difference, ethnicity etc. In this study, it is aimed to investigate whether the politics of the opposition organized in Malatya and Kars in Eastern Anatolia responds to the expectations of the people by examining the Eastern Anatolian organization and power approaches of the Free Republican Party. In addition, it was tried to show what references are in front of the opposition in Eastern Anatolia organization, what is the anticipation of the organizers and supporters Keywords: Eastern Anatolian, Kars, Malatya, Free Republican Party

*

Yrd. Doç. Dr. Yuzuncıyıl University, mmetpinar@gmail.com

100


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Cumhuriyet rejimiyle birlikte yeni bir toplum inşasına yönelik iradenin oluşmasıyla birlikte toplumsal dönüşümle ilgili önemli adımlar atılmıştı.1 Osmanlı Devleti’nden kalan bakiyeler üzerine Türklük esasına dayalı bir model oluşturmak istemişti. Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF), ülkeyi yönetenlerle geniş halk kitlesi arasında, gerek sınıfsal gerekse düşünsel bir fark olduğu, halkın yoksulluk içinde bulunduğu ve yeni bir kimlik inşasının oluşturulmaya başlandığı bir dönemde ortaya çıkmıştı.2 Bu süreçte Mustafa Kemal Paşa’nın, 1930’da ülkedeki huzursuzluğa çare bulacak sadık bir muhalefete ihtiyacı vardı.3 Mustafa Kemal Paşa’nın amacı toplumda var olan muhalefeti meclise taşıyarak farklı bir siyasi atmosfer oluşturmak ve bu tartışma ortamında inkılapların toplum nezdinde bir karşılığı olup olmadığını anlamaktı. Bu bağlamda Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya “Bu yeni parti kurulursa rahat bir nefes alacaksın. Meclis’te iyi niyetli yapılacak eleştiriler hükümetin işini kolaylaştıracak ve emin ol seni başarılı kılacak”4 sözleriyle destek vermişti. Sertel’e göre muhalefet, iktidar içinde doğmakta olan bir oluşum olduğu için bu fırkanın kuruluşu, iktidar fırkasının kendi kendini eleştirmesi ve kendi siyasetini beğenmemesi demekti.5 Mustafa Kemal Paşa’nın SCF ile birlikte hareket ettiği ve bu fırkayı desteklediği iddiaları karşısında Dâhiliye Vekâleti, bu söylentilerin doğru olmadığını propaganda amaçlı söylentiler olduğunu bildirmişti.6 Bu şartlar altında 12 Ağustos 1930’da Fethi (Okyar) Bey başkanlığında kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası,7 kısa zaman içerisinde teşkilatlanmasını tamamlamıştı. SCF, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik esaslarına bağlı, insan hakları ve özgürlüklerin herkese eşit uygulanmasını ve korunmasını savunan bir fırka olduğunu belirtmişti. Bu da SCF’yi iktidarın hatalarını ve eksiklerini gösteren küçük bir parlamento içi fırka değil, muhalif ve iktidardan hoşnutsuz kitleleri içinde barındırmaya başlayan, iktidarın kuvvetli bir adayı olduğunu gösteren bir fırkaya dönüştürmüştü.8 Bu yönüyle iktidarın kendisine biçtiği rolden de uzaklaşmaya başlamıştı. Merkez teşkilat kurulduktan sonra kısa bir süre içinde parti, örgütlenmesini 63 ilden 37’sini kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştı.9 Ege ve Akdeniz teşkilatlanması diğer bölgelere göre daha hızlı bir şekilde gerçekleştirmişti. Muhalefetin taşra teşkilatlanması bölgelere göre farklılık göstermekteydi. Marmara, Ege ve Akdeniz’de daha çok ticari kaygılar ve etnik kimlikleri farklı olan unsurların iktidar dışı siyasi tercihlere yönelmesi belirleyici olurken, İç Anadolu ve Doğu Anadolu teşkilatlanmasında bu unsurların etkili olmadığını görmekteyiz. Bu çalışmamızda muhalefetin Doğu Anadolu teşkilatlanmasında hangi kriterlerin ön plana Ömer Obuz-Kemal Yakut, “Ismayil Hakkı Baltacıoğlu’nun Düşünce Dünyasında Devlet ve Din” Kekibeç, Sayı:41, 2016,s.171. 2 Abdülhamid Avşar, Serbest Cumhuriyet Fırkası, İstanbul 1998, s. 46. 3 Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Çev: Yasemin Soner, İletişim Yayınları, İstanbul 1990,s.25. 4 Kılıç Ali’nin Anıları, Derleyen: Hulusi Turgut, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2007,s.261. 5 Son Posta, 11 Ağustos 1930. 6 Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi (TİTE), Kutu No; 27 Gömlek No:71 Belge:71-2001. 7 Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A IV-9, D 57,F 3-348; Milliyet,13 Ağustos 1930. 8 Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A IV-9,D,57,F.3-160; 9 Mehmet Kabasakal, Türkiye’de Siyasal Parti Örgütlenmesi (1908-1960), Tekin Yayınevi, İstanbul 1991, s.122. 1

101


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

çıktığını tespit etmek, Doğu Anadolu’da muhalefet çatısı altında siyaset yapan kişilerin Kürtler ve Ermeniler ile ilişkilerinin hangi dinamiklere bağlı olduğunu ortaya koymaktır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Doğu Anadolu Teşkilatlanması Fethi (Okyar) Bey, sadece I. Umumi Müfettişlik mıntıkasında teşkilatlanmayacaklarını bildirmişti.10 Kürt isyanları ve aşiret yapılanmasını da dikkate alan Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF), bu bölgelerde teşkilatlanmamıştı. İktidar bu bölgelerde teşkilatlanmaya gitmediği için kendi dışındaki siyasi partilerin örgütlenmesine de sıcak bakmamıştı. Bu ilkesini çok partili hayata geçiş sürecinde Demokrat Parti’nin kuruluşunda da sürdürecekti. İktidar ortaya böyle bir ilke koymasına rağmen bölge ile iletişimini yöredeki aşiretler ve güçlü aileler kanalıyla sağlamıştı. SCF, I. Umumi Müfettişlik mıntıkası dışında Doğu bölgesi olan Malatya ve Kars’ta teşkilatlanırken, Erzurum, Van, Elazığ, Bingöl’de teşkilat kuramamıştı. Weiker, Malatya, Kars’ın yanında Gümüşhane ilini de Doğu bölgesi içinde değerlendirirken, Erzurum’da teşkilatlanma gerçekleşmediği için bu ilden söz etmemişti.11 Vakit gazetesinin iddiasına göre; SCF kapanmadan 3 gün önce Van’da kurulmuştu. SCF Genel Merkezi bu açılışı onaylamadığı gibi durumun önlenmesi için Van Valiliği’ne durumu bildirmişti.12 SCF’nin Doğu Anadolu teşkilatlanmasını gerçekleştirdiği Kars ve Malatya’da CHF örgütleri olduğundan bu vilayetler seçimlerde çok fazla bir varlık gösterememişti. Bölgede muhalefet fırkasını kuranlar, Türkiye’nin birçok bölgesinde olduğu gibi iktidar fırkası ile kişisel problem yaşayıp ayrılanlardan oluşmaktaydı. SCF’nin taşraya siyaset yapma hakkını geniş bir ölçekte sunması, iktidar fırkasından kopmaları hızlandırmıştı. İktidar fırkasının siyaset anlayışının merkezden yaklaşım modelini içermesi, taşranın hareket sahasını ve belirleyici olma kabiliyetlerini daraltmıştı. Muhalefet bu boşluğu doldurmaya yönelik politikalar üretmeye çalışmıştı. Malatya teşkilatını kuranlar ile ilgili geniş bilgi varken Kars teşkilatı ile ilgili sadece iktidar fırkasında siyaset yaparken görevine son verilen ve Milli Mücadele’de önemli başarılara imza atmış olan halk nezdinde de siyasi bir karşılığı olan Cihangirzade İbrahim (Aydın) Bey ile ilgili bilgi mevcuttu. Serbest Cumhuriyet Fırkası Kars Teşkilatı Cihangirzade İbrahim Bey, Kars ve çevresinde işgallere karşı, halkı teşkilatlandırarak, Ermeni ve Gürcülere karşı önemli başarılara imza atmıştı.13 Milli Mücadele süreci ile birlikte 1921-1927 yılları arası Kars Belediye Başkanlığı görevini yürütmüştü. 1924’te Mustafa Kemal Paşa’nın Kars Türk Ocağı’nı ziyareti sırasında onunla tanıştı. Kars CHF Teşkilatı Başkanı’nın araya girmesi üzerine işten el çektirilmişti. Ankara’ya giderek, kendisini temize çıkartmıştı. Ağaoğlu Ahmet Bey, SCF’nin taşra teşkilatlanmasının çok erken olduğunu

Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A IV-4, D 57,F 3-160; BCA, 490. 01/435.1804.2-1. Walter F.Weiker, Political Tutelage and Democracy ın Turkey-The Free Party and Its Aftermath, Leiden: E.J. Brill, 1973,s. 120. 12 Vakit, 19 Teşrinisani 1930. 13 Cihangirzade İbrahim Bey’in bölgedeki faaliyetleri için bkz S.Esin Dayı, Elviye-i Selase’de (Kars, Ardahan, Batum) Milli Teşkilatlanma, Kültür Eğitim Vakfı Yayınevi, Erzurum 1997. 10 11

102


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

söylemesine rağmen14 Kars’ta Belediye eski Başkanı Cihangirzade İbrahim Bey’den SCF Teşkilatı’nı kurmasını istemişti.15 Her ikisinin de Türk Ocaklarında görev yapan ve Türkçü kimlikleri ön planda olmaları ilginç bir benzerlikti. İbrahim Bey, çok sevdiği Ahmet (Ağaoğlu) Bey’in bu isteğini kıramayarak teşkilatı kurmuştu. Fırka, şuan Kazım Karabekir Caddesi’nde bulunan XIX. yüzyılın sonunda Baltık mimari tarzında yapılan kışlık binalarından olan geniş ve elverişli binada açılmıştı. Bölgede sevilen ve sözü dinlenen bir kişi olduğu için memur ve halktan ciddi ölçüde üye kaydedilmişti. Kars teşkilatı kısa zaman içerisinde büyüdüğünden Kars’ta halkın çoğunluğu muhalefet tarafına geçmişti.16 Kars CHF Teşkilatı’nın kurulmasında SCF’nin merkez yönetimde yer alan Ağaoğlu Ahmet Bey’in kişisel girişimleri etkili olmuştu. Cihangirzade İbrahim’in bölgeyi iyi tanıması, Kars’ta belediye başkanlığı yapmış olmasının yanında siyasetin içinde yer alması, Milli Mücadele’de Kars’ı Ermeni, Gürcü ve İngilizlere karşı koruması, onun siyasetteki önünü açmıştı. Vilayette muhalefet fırkasının ciddi ölçüde üye sayısını arttırması, iktidarla muhalefeti karşı karşıya getirmişti. CHF’ye göre; muhalefetin güçlenmesinin ve üye sayısını arttırmasının en önemli nedenlerinden biri, doğru olmamasına rağmen Kars’ta çalışan memurların yolsuzluk yaptıklarının propagandasını yapmış olmasıydı. SCF Kars Teşkilatı, bu yolsuzluk olaylarının üzerine ciddi şekilde giderek, yolsuzluğun kaynağı olarak gördükleri tahsildarlık kurumunu iktidara geldikleri takdirde kaldıracakları vaadi, üye sayısını arttıran diğer bir neden olarak görülmüştü.17 Bütün bu gelişmelerle birlikte Türkiye genelinde SCF’nin kendini feshetmesiyle Kars SCF Teşkilatı da kendiliğinden kapanmıştı.18 Teşkilat kapandıktan sonra Kars’taki emniyet görevlilerinin Cihangirzade İbrahim’in evini arayarak, birtakım evrak ve dokümanları tutanak tutmadan götürdükleri de ifade edilmişti.19 Kars’ta Milli Mücadele hareketinin içerisinde yer almış, Ermenilere ve Ruslara karşı önemli işlere imza atmış olan bu kişi, muhalif kimliğinden ötürü Ağrı Kürt isyanlarıyla ilişkilendirilerek Batı Anadolu’da mecburi ikamete tabi tutulmuş, sonradan suçsuzluğu anlaşılınca Kars’a dönmesine izin verilmişti.20 Serbest Cumhuriyet Fırkası Malatya Teşkilatı Malatya ve Sivas vilayetlerine SCF Genel Merkezi’ne teşkilat kurulması için telgraflar yağmıştı.21 İzmir, Aydın, Balıkesir, Manisa havalisinde SCF lehinde yapılan gösteriler fırkanın Malatya ve çevresinde de teşkilat kurmasını arzu edenler tarafından memnuniyetle karşılanmışsa da teşkilatlanmaya karşı çıkanlarında olduğu iddiaları da önemli bir yer işgal etmişti. İktidar bu konuda temkinli hareket ederek, halkın herhangi bir propagandaya

Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, Nebioğlu Yayınevi, İstanbul 1969,s.39. Çetin Yetkin, S.C.F Olayı, Otopsi Yayınları, İstanbul 2004,s.153. 16 Weiker, a.g.e, s. 119. 17 Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 490.01/1993.1-33. 18 Cengiz Atlı, Kars’ta Siyasi Hayat, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2014, s.77;Murat Küçükuğurlu, Cihangiroğlu İbrahim Bey’in 93 Harbi’nden Kurtuluş Savaşı’na Kadar Kars ve Çevresinde Teşkilatlanmada Aldığı Rol, Atatürk Dergisi, III/2, Erzurum 2002, s.258. 19 Fahrettin Kırzıoğlu, “ Cihangiroğlu İbrahim Aydın (1874-1948)’daki Milli Mücadele’de Kars ve Atatürk ile İlgili Belgeler”, Belleten, XLVIII, Sayı: 189, 1984, s. 146. 20 Samet Ağaoğlu, Babamın Arkadaşları, Nebioğlu Yayınevi, İstanbul 1969,s.115. 21 Yarın, 14 Eylül 1930. 14 15

103


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

kapılmaması için aydınlatılması gerektiğini özellikle vurgulamaktaydı. 22 İktidar, Malatya’da muhalefet teşkilatını kuracak olanlara temkinli yaklaşılması gerektiğini belirtmekteydi. İktidarın temkinli yaklaşımlarına rağmen kuruluşunun ardından ülke çapında hızlı bir örgütlenmeye giden SCF, Malatya’da teşkilatlanma çalışmalarını hızlandırmıştı. Çalışmalar tamamlandıktan sonra müteşebbis heyette yer alanlar Eylül’ün ilk haftası valiliğe müracaat ederek teşkilat kurmak için izin istemişti. Valilik gerekli değerlendirmeyi yaptıktan sonra fırkanın kuruluşuna 25 Eylül’de onay çıkmıştı.23 Valiliğin izninden sonra son hazırlıklarını tamamlayan muhalefet, 30 Eylül’de resmi açılışını yapmıştı.24 Fırkanın kurucularından olan Abdurahman Efendi, resmi açılışlarında memurların katılımının iktidar tarafından engellendiğini, ayrıca Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına kendilerinin davet edilmediğini ifade etmişti.25 SCF Malatya Teşkilatı; Reis Âhizâde Abdurrahman Efendi26 , Üyeler Nebizâde Hacı Mustafa27, Sülükizâde Abdullah Cevdet Efendi28, Hacı Abdizâde Hilmi Bey29, Kiğılızâde Kadir Efendi, Şırubizâde Mehmet Efendi, Kirişçizâde Süleyman Efendi30, Fabrikatör Mehmet Bey31, Gebeşzâde Ali Bey, Atmalızâde Hacı Kâmil Efendi 32, Mazancızâde Mehmet Efendi33, Hamikoğlu İbrahim Çavuş, Mehmet Fahri Efendi34, Sarızâde Kadir Efendi, Saltoğlu Hacı Ömer Efendi, Yüzbaşızâde Ahmet Efendi, İpekzâde Yusuf Efendi’den oluşmuştu. CHF İstihbarat raporlarına göre; Malatya SCF Teşkilatı’nda görev yapanların tamamına yakını suiistimal olaylarına karıştığı için işlerini kaybetmişti. İktidarla şahsi sorunları olan bu kişiler, muhalefet çatısını hesaplaşmanın merkezi olarak görmüşlerdi. Teşkilatta görev yapan Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 9-57-3-321. BCA, 30.10/78.519.3 24 Yeni Malatya, 2 Teşrinievvel 1930.Hâkimiyet-i Milliye gazetesi, açılış tarihini 7 Ekim olarak vermektedir. Bkz. Hâkimiyet-i Milliye, 9 Teşrinievvel 1930. Muhalefet yanlısı Yarın gazetesi de Malatya teşkilatının Eylül’de kurulduğunu iddia etti. (Yarın, 14 Eylül 1930.) 25 Son Posta, 10 Teşrinisani 1930. 26 CHF İstihbarat Raporlarında; Malatya Belediye Meclis üyesi olan bu şahsın belli bir dönem medrese eğitimi aldığı, cahil ve basit bir adam olarak bilindiği, suiistimallere karıştığı için belediyedeki görevinden alındığı için düşmanca hislerle hareket ettiği, İttihat ve Terakki’nin son dönemlerinde bu tür suiistimallere karıştığı için yoksulken zengin bir durumuna geldiği belirtilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-74.) 27 Belediye Meclis üyeliğinde bulunduğu, cahil ve basit adam olduğu, görevinden alındığı için kişisel garezlere kapıldığı ifade edildi. (BCA.490.01/435.1804.1-74.) 28 Akçadağ İlçesi Mal Müdürlüğü’nde görev yaptığı sırada yaptığı suiistimalden görevden alınarak kısa süreli bir hapis cezasına çarptırılmıştı. Güvensiz biri olduğu notu düşülmüştü.(BCA.490.01/435.1804.1-74.) 29 Belediye eski Başkanı Hasan Bey’in oğludur. Suiistimal işlerine karıştığı ve çok zengin olduğu ifade edilmişti.(BCA.490.01/435.1804.1-74.) 30 Fırka başkanın damadıdır. Suiistimalden dolayı belediyedeki görevinden istifa ettiği notu düşülmüştü. (BCA.490.01/435.1804.1-75.) 31 I. Dünya Savaşı sırasında orduya elbise hazırlayan bir fabrikatör olmuş, Ermenilerin tehciri sırasında fabrikasına aldığı sanatkârları soyarak zenginleşmişti. Belli bir dönem sonra zenginliğini kaybettiği için nüfuzunu genişletmek için bu fırkaya girdiği iddia edilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-75.) 32 Havza’da memurluk yaptığı sırada suiistimalden dolayı görevine son verilmiş, tekrar memuriyete dönmek için SCF’yi kullandığı rapor edildi. (BCA.490.01/435.1804.1-76.) 33 Yoksul biri iken belediye müfettişi görevini yürütürken suiistimallerden zenginleşen bu şahıs bu durumdan dolayı istifa etmeye mecbur kalmış, tekrar eski nüfuzunu kazanmak için SCF’yi basamak olarak gördüğü öne sürüldü. (BCA.490.01/435.1804.1-76.) 34 Memurluğu sırasında 2 defa suiistimalden mahkûm olmuş, özellikle hamamlarda şahısların ceplerinden para çalmasıyla meşhurdur Belediye eski Başkanının akrabasıdır. (BCA.490.01/435.1804.1-76.) 22 23

104


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

kişilerin siyasi donanımlarının zayıf olduğu, özellikle kaybettikleri makamlara geri dönebilmek ve nüfuzlarını genişletmek için basamak olarak gördükleri ifade edilmekteydi. Teşkilatta görev yapan bir kişinin adam öldürmesinin yanında en dikkat çeken ve diğer bölgeler için hazırlanan istihbarat raporlarında rastlanılmayan, aralarında Ermeni tehcirinden palazlananların olduğu bilgisiydi. Muhalefet çatısı altında siyaset yapan kişilerin iktidar fırkasında siyaset yapanlarla akrabalık ilişkisi olduğu görülmüştü. Üyelerin birçok yerde olduğu gibi SCF sonrası da iktidar fırkasında siyaset yapmaya devam ettikleri görülmüştü. Bu siyaset anlayışına Komünist teşekküllerde yer alan bir üyeyi de eklediğimizde siyasi paradigmanın çok fazla derinleşmediği, şahsi beklentilerin ve arzuların politik duruşların ve ilkelerin önüne geçtiği düşünülebilir. SCF, Malatya’da merkezin dışında, Arapgir ve Kemaliye’de teşkilat çalışmalarını tamamlamıştı. Arapgir SCF Ocak Teşkilatı: Reis Sedirzâde Celâl Efendi, 35 Mustafa Beyzâde Cemil Bey,36 Türkmenzâde Rüştü Efendi,37 Kaşkalzâde Râsim Efendi,38 Attarzâde Kerim Efendi’den oluştu.39 Kemaliye İlçe Ocak Teşkilatı: Reis Genç Ağazâde Mustafa Zihni Bey,40 Şakir Bey41, Hazinedarzâde Abdurrezzak Bey42, Ömer Agazâde Mustafa Efendi43, Ocakçıbaşızâde Mehmet Efendi, Balızâde Ahmet Efendi44, Ömer Lütfü Efendi’den45 oluşmuştu. CHF İstihbarat Raporlarında; Malatya İlçe Ocak Teşkilatları ile ilgili Malatya Merkez Teşkilatı’ndan farklı olarak inkılâp aleyhtarlığı içinde olanların olduğu dikkat çekmekteydi. Ermenilerle akraba olan ve Kürtlerle yakın temas kuran üyelerin varlığından söz edilerek bir üyenin Komünist faaliyetler içinde olduğu vurgulanmaktaydı. Merkez teşkilat ile benzerlik ilçelerde de suiistimal olaylarına karışan üyelerin bulunduğuydu. Rapor irdelendiğinde iktidarın muhalefet ile ilgili en küçük detayı araştırması, muhalefet fırkasının iktidar üzerinde CHF İstihbarat Raporlarında; Bu şahsın Tayyare Cemiyeti Başkanlığına seçilemediği için kişisel çekişmelerden muhalefet tarafına geçtiği, hiçbir işte çalışmadığı yazılmıştı. (BCA.490.01/435.1804.1-80.) 36 2 sene önce Belediye Başkanlığı yaptığı, işsizlikten geçen seneki seçimleri kaybettiği, nüfuzunu kazanmak için muhalefet tarafına geçtiği belirtilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-80.) 37 Posta Telgraf Müdürlüğünde çalışmış, ahlaksızlık ve yolsuzluktan emekliye sevk edilmiştir. Yeni harflere karşı olduğu notu düşülmüştü. (BCA.490.01/435.1804.1-80.) 38 Cahil, hiçbir şeyden anlamayan muhalefet nedir bilmeyen bir gençti. Seçimlerden sonra Elazığ’a kaçtığı ifade edilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-80.) 39 Hiçbir nüfuzu olmayan bu şahıs Ermenilerle çok iyi dost olarak onlarla akrabalık kurmuştur. (BCA.490.01/435.1804.1-80.) 40 Şeyh Said isyanı sırasında Elbistan’da şube başkanlığı yaptığı sırada askerin sevki konusunda ihmali görüldüğü için emekliye sevk edilmiş, Divanı Harpte yargılanmış, Kemaliye’ye geldiği sırada mürtecilerle birlikte hareket etmiş, Cumhuriyet karşıtı biri olduğu notu düşülmüştü. (BCA.490.01/435.1804.1-80.) 41 İstanbul’da memur iken suiistimalden görevinden alınmış, Kemaliye’ye yerleşen bu şahıs nüfuz kazanmak için Genel Meclis Üyeliğini alabilmek için akrabaları ile beraber sıkı bir baskı kurmasına rağmen kazanamayınca iktidar fırkasına cephe aldığı ifade edilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-81.) 42 Abdurrezak Bey’in annesi kadınlar arasında eski yazının geri getirilmesi, fesin tekrar takılması ve tekkelerin yeniden açılması propagandasını yaptığını, hatta başında fes olduğu halde hükümet dairesi önünden geçmiş ve zabıtanın fesi alması üzerine oğlu ile birlikte hükümet aleyhtarı olduğu rapor edilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-82.) 43 Savaş zamanında zengin olan bu şahıs tarikat mensubu olarak bilinmesine rağmen 2 kadına tecavüz ettiği iddiasıyla mahkemede yargılandığı ve hükümet aleyhtarı notu düşülmüştü. (BCA.490.01/435.1804.1-82.) 44 Kürtlerle çok sıkı ilişkileri olan bu şahıs mahkemeler üzerinde nüfuz kurmaya çalıştığı rapor edilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-82.) 45 İstanbul’da Komünist teşekküllere üye olduğu iddia edilmişti. (BCA.490.01/435.1804.1-82.) 35

105


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ciddi bir siyasi endişe oluşturduğuydu. Raporu hazırlayanların kişisel yaklaşımlarını ve değerlendirmelerini kendi bakış açılarını yansıttıkları gözden kaçmamaktaydı. Malatya Valisi Mehmet Tevfik Bey’in46 SCF’nin Malatya’daki faaliyetleri ve CHF’nin çalışmaları ile ilgili Başbakanlığa ilettiği bir yazıda İzmir, Balıkesir, Aydın ve Manisa’da yaşanan olayların memleketin diğer taraflarında akisler uyandırdığını47 SCF’de görev alanların şahsi çıkarları doğrultusunda hareket ettiklerini, şu an için cazip görünen fırkanın ileriki süreçte çökmeye mahkûm olduğunu şu sözlerle ifade etmişti.48 Vilâyet dâhilinde Malatya, Arapkir, Kemaliye, Pötürge kazalarında mevcut halk fırkası teşkilatını idare edenlerin bazılarına karşı beslenmekte olan hissiyatı husumetkârına cümlesinden olmak üzere bundan yirmi gün evvel üçü belediye azasından ve biri üç ay memuriyetten mahrumiyet cezasına mahkûm olan sabık mal müdürlerinden ve ikisi zürradan, biri metruk bir fabrikanın sahibi, ikisi küçük taahhüt işleriyle meşgul ki ceman dokuz kişi Serbest Cumhuriyet Fırkasının Malatya şubesini açmak üzere beyanname ile müracaat etmişlerdir. Muktezi muamelatı bu gün ikmal ettirebildikleri için ilmühaber verilmiştir. Beyannameye imza vazedenlerden biri halen Cumhuriyet Halk Fırkasının vilâyet hey’eti idaresinde bulunmakta olan esbak belediye reisi Hasan Beyin mahdumu Hilmi Bey olmakla beraber diğerleri de kısmen mumaileyh Hasan Beyin akraba ve eviddasıdır. Bizzat ve bilvasıta iki tarafla da alâkadar olan Hasan Beyin gayesi vaktiyle istifaen terk ettiği belediye riyasetini tekrar ele geçirmek ve menafii şahsiyesini alet etmektir. Yeni fırkanın muvaffakiyetini de teshile çalışan Hasan Beyin vaziyeti fırka müfettişi Avni Beyefendi ve buradaki fırka erkânınca da malûm ise de tahdidi mazarratı mülahazasıyla ahiren teşekkül eden kongre kararıyla hey’eti idarede ipkası cihetine gidilmiştir. Bu tarzdaki teşekkülden de anlaşılacağı üzere Cumhuriyet Halk Fırkasının Malatya vilâyet idare hey’etinde mütekabil bir emnü itimat görülememekle beraber müsmer ve müessir faaliyetleri de müşahade olunamamaktadır. Yeni fırka mensuplarına gelince biraz cazip görünen programları üzerinde propagandaya devam etmekte iseler de kısmı azamı lakayt kalmaktadır. Bu cazibeye tutulmak isteyen ve bulunanlar da vatanî ve millî mefkûre ve gayelerini temin ve istihsal için Serbest Cumhuriyet Fırkasına dahil olmak istiyorlar. Bu sebepledir ki yeni fırka müteşebbisleri bir anı muvakkat için taraftar peyda etseler bile atii karipte inhilale mahkûmdurlar. Rapordan anlaşıldığı kadarıyla Malatya’da muhalefet fırkasını kuranların iktidar fırkası ile bağları olduğu ve şahsi çekişmelerin taraf değiştirmelere yol açtığı görülmekteydi. Vali, hazırlamış olduğu raporda CHF Belediye eski Başkanı Hasan Bey’in49 muhalefetin kuruluşunda çok etkili olduğunu, kaybettiği makamına tekrar geri Mehmet Tevfik Bey, Ordu’dan Malatya’ya 1930’un başlarında tayin olmuştu. (BCA. 030.10.01/14.70.1.) Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.IV-9, D.57, F.3-321. 48 BCA, 030.10/78.519.3. Vali Mehmet Bey’in çalışmaları, Dâhiliye Vekâleti tarafından olumlu karşılanmıştı. (BCA, 030.10/82.536.30-2.) 49 Şeyh Said isyanının bastırılmasında etkili olan Hasan Bey, Malatya’nın ilk Belediye Başkanı olup halk tarafından çok sevilmektedir. Belediye Başkanlığı yaptığı yıllarda (1924-1928) hizmetleri, adaleti, yardımseverliği ve özellikle cömertliği ile halk arasında adeta bir kahramana dönüşen Hasan Bey için birçok destan ve menkıbeler yazılmıştır. (Tahir Kutsi Makal, “Malatya’nın İlk Belediye Başkanı Hasan Bey Hakkında Bazı tespitler” III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk kültürü Sempozyumu, (19-21 Ekim 1988 Malatya) Malatya 1988, s. 210.) 46 47

106


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

dönebilmek için oğlu ve akrabalarını muhalefet çatısı altında siyaset yapmaya yönlendirerek ikili oynadığını iddia etmişti. Raporda her ne kadar da Hasan Bey’in ikili oynadığının Parti Müfettişi Avni Bey tarafından da anlaşıldığı söylense de Malatya’nın ilk Belediye Başkanı olan Hasan Bey’in, Malatya’da önemli bir nüfuza sahip olduğu ve halk nezdinde siyasi bir ağırlığı olduğu için SCF’nin kapanmasından sonra da CHF Vilayet İdari Heyeti’ne seçilmişti.50 Mehmet Tevfik Bey raporun sonunda “Bu tarzdaki teşekküllerden anlaşılacağı üzere CHF’nin Malatya idare heyetine karşı bir itimat söz konusu olmamakla birlikte (teşkilatın) etkili bir faaliyeti de görülmemiştir. Yeni fırka mensupları biraz cazip görülen programları üzerinde propagandaya devam etmekteyseler de büyük kısmı ilgisiz kalmaktadır. Bu cazibeye tutulmak isteyen ve bulunanlar da vardı. Vatanî ve millî mefkure ve gayelerini temin ve elde etmek için değil, şahsi husumet ve menfaatlerini temin için SCF’ye dahil olmak istiyorlar. Bu nedenle yeni fırka müteşebbisleri geçici bir an için taraftar bulabilseler bile yakın gelecekte çözülmeye mahkûmdurlar. Bununla birlikte CHF’yi idare edenlerin gösterecekleri gayret ve göz açıklık sayesinde bu çözülme hızlandırılabilirse memleket içinde dedikodulara (9-57-3169) sebep olmaktan ibaret bulunan SCF’nin taşra teşkilatı taazzuv etmeksizin muntariz olur veyahut vatan zararsız ellere intikal eder. Adıyaman, Kahta, Akçadağ, Hekimhan kazalarında CHF teşkilatı bulunmadığı için yeni fırkanın buralarda faaliyeti görülmemiştir. SCF Malatya şubesine birde Arapkir şubesinin katılması ihtimali vardır. Her iki mevkide de herhangi bir taşkınlığa meydan verilmediği gibi bundan sonra da türlü tezahürata mahal bırakılmayacaktır. İdare memurları ve zabıta gayet uyanık bulunmakta olup herhangi bir hadiseye karşı tedbirler alınmıştır.51 Bu rapor SCF’nin taşra örgütlenmesi ve taşradaki faaliyetlerine ilişkin bilgi sunduğu gibi CHF’nin taşra teşkilatı çalışmalarına ilişkin de açıklamalarda bulunmaktadır. SCF’nin Malatya Valisi ilin siyasi panoraması hakkında Dâhiliye Vekâleti’ne bilgi veriyordu. Yazıdan anlaşıldığına göre CHF’nin Malatya teşkilatının bazı idarecilerine karşı toplumun bir kesiminde önemli bir tepki mevcuttu.52 Doğu Anadolu’da 1930 Belediye Seçimleri Nisan 1930’da TBMM’de yapılan çalışmalar sonucunda 163 maddeden ve 8 ana bölümden oluşan yeni belediye kanunu kabul edilerek, 14 Nisan 1930’da yürürlüğe girmişti.53 Bu seçimlerle kadınlara ve gayrimüslimlere siyaset yapma yolu açılmıştı. Seçimin en tartışmalı tarafı tam olarak teşkilatlanma çalışmalarını tamamlamayan muhalefetin seçimlere girip girmeme konusu oldu. Kars Milletvekili Ağaoğlu Ahmet Bey de fırkasının olgunlaşmadan seçimlere girmesini doğru bulmamıştı.54 Seçimlerin Doğu Anadolu’ya yansımasına baktığımızda iktidarın siyasi argümanlarından çok siyasi baskı ve manevraları ön plana çıkmaktaydı. Malatya Belediye seçimlerini CHF adaylarının kazanacakları kuvvetle muhtemel olduğundan Vali Tevfik Bey, Mehmet Serkan Şahin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Malatya Teşkilatı, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir 2008, s.45. 51 Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.IV-9, D.57, F.3-168; BCA.030.10/78.519.3-4. 52 Cemil Koçak, Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, İletişim Yayınları, İstanbul 2006, s.246. 53 Resmi Gazete, 14 Nisan 1930, Sayı:1471. 54 A. Ağaoğlu, Serbest Fırka… s.36. 50

107


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bunun dikkate alınarak gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti.55 21 Eylül 1930’da belediye seçimlerinin hazırlıkları bazı ilçelerde tamamlanmış olup şehir merkezinde ve Arapkir İlçesi’nde defterlerin bir iki güne kadar teslim edileceği bildirilmişti.56 Defterde ismi yanlış yazılanların en geç altı gün içinde itiraz etme hakları vardı. Seçimler 1 Ekim 1930’da başlayacak ve on gün sürecekti. Oy kullanmak için mahalleler on seçim mıntıkasına ayrılmıştı.57 CHF’nin Malatya’da seçimin başlamasıyla vaatlerini anlatan ayrıntılı bir broşür dağıttığı ve broşürün sonunda halkı tehdit eden ifadeler kullandığı öne sürülmüştü.58 CHF, Malatya’da Belediye Meclis Üyeliği için iki bayan Şefika Hayri ve Meveddet Avni Hanımları aday göstermişti.59 Ayrıca Malatya Tütün İnhisar İdaresi Atölye Müdürü Numan Bey’in eşi Cemile Numan Hanım da bağımsız aday olduğunu açıklamıştı.60 Malatya’da SCF’nin aktif bir şekilde seçimlere girmesine rağmen Kars’ta ise, teşkilat tam olarak kurulamadığı için belediye seçimlerine katılmayarak, sadece muhalefet görevini sürdürmüştü. SCF’nin Malatya’da Belediye Meclisi üyeliği için gösterdiği 54 adaydan 14’ü daha seçimin başında seçimler için serbest bir ortamın olmaması, zabıtanın seçimlere sürekli müdahale etmesi ve Vali ve encümenin taraf tuttuğu iddiası ile adaylıktan çekildiklerini bildirmişti.61 Seçimin ilerleyen günlerinde SCF’den çekilenlerin sayısı 30’a çıkmış ve muhalefetin seçimlerden çekilerek seçmenlere oy vermeyin yönünde propaganda yaptığı iddia edilmişti.62 İktidara yakınlığı ile bilinen Yeni Malatya gazetesi SCF’yi ısrarla sol frekansta bir fırka olarak değerlendirerek, hangi durum olursa olsun iktidar karşısında duramayacağını, iktidarın aydın kadroları elinde tuttuğu sürece muhalefetin başarılı olmasının mümkün olmadığını ve ülke genelinde yaygın bir kanaat olan SCF’nin teşkilatlanmadan önce merkezde muhalefet yapması gerektiği klişesini şu sözlerle ifade etmekteydi. Malatya’da vakıâ sol fırka kanunî muamelesinin tekemmül edememesinden dolayı, henüz teşekkül etmiş sayılamaz ise de hakikatte taazzuv ile hey’eti idaresini tayin eylemiş, propaganda sahasına geçerek aza kaydına bile başlamıştır. İçtihatlara riayettâr olduğumuz için elyevm harekete geçemeyen memleketimizdeki bu sol fırkanın bugünkü mücerret hüviyetine karşı şimdilik hürmetle iktifa ederiz. Malatya’daki bu sol şube iş sahasına geçse bile bereketli işler karşısında ve ammenin muhabbeti önünde tarihin mevlûdu olan CHF ile boy ölçüşemeyecektir, sanırım. Türk hayatının tekâmülüne, asrileşmesine hizmet ederek ebedî bir nam alan bu ünlü fırka; pürüzsüz ve samimî işlerin ilhamıyla memleketin bütün münevverlerini camiasında tutmak kudretini buldukça zayıf bir ekalliyet olan sol fırkanın, değil bu defaki belediye, hatta yakın atide Millet Meclisi intihabatında dahi iktidar mevkii için muvaffak olmasına ihtimal verilemez. Binaenaleyh hasılatı sayı namına elinde müspet bir tenkit cümlesine olsun malik olamayan bu sol fırka; tedricen yapacağı Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.IV-9, D.57, F.3-321. Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.IV-9, D.57, F.3-322. 57 Yeni Malatya, 9 Teşrinievvel 1930 58 Son Posta, 16 Teşrinievvel 1930 59 Yeni Malatya, 2 Teşrinievvel 1930 60 Yeni Malatya, 9 Teşrinievvel 1930 61 Yeni Malatya, 2 Teşrinievvel 1930. 62 Hâkimiyet-i Milliye, 9 Teşrinievvel 1930;Yeni Malatya, 9 Teşrinievvel 1930. 55 56

108


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

hizmetleriyle istikbale ait ümitlerini koruyarak ammenin vicdanına isiyle hulul edinceye kadar iktidar mevkii için çırpınmayıp yalnız fikir âleminde ve tenkit köşesinde kalsaydı herhalde daha hayırlı olurdu. Nitekim çırpınmaların bir fayda vermediğini gelen ajans haberlerinden anlıyor ve neticelenen yerlerdeki belediye intihabatında Cumhuriyet Halk Fırkası namzetlerinin kazandığını görüyoruz. milletin aklı selimi ile Malatya’da da reylerin bu fırka lehine tecelli edeceğine itimadımız berkemaldir.”63 Yeni Malatya gazetesi seçimleri iktidar fırkasının kazanması için bütün propaganda araçlarını kullanmış, özellikle İsmet Paşa’nın Malatyalı olması ön plana çıkarılmıştır. CHF ve onun hükümeti Malatyamızı zulmetten nura gark etti. Bu iyiliği unutma. Dün Viranşehir’de öten medeniyet düdüğü iki ay sonra Malatya’da ötecektir. Bu şaheser Malatyalı ve Malatya mebusu Başvekil İsmet Paşa hazretlerinin yüksek azimlerinden doğmuştur. Yanlış laflara kanma aklını basına topla. Belediye intihabında reyini İsmet Paşa Hazretlerinin reis olduğu CHF namzetlerine ver”64 Vali Tevfik Bey, 10 Ekim 1930 tarihinde Dahiliye Vekaleti’ne ilettiği ve Malatya’daki belediye seçimlerine ilişkin raporunda: “Evvelki gün Malatya’dan Kemaliye kasabasına gitmek ve bugün dönerek Arapkir kazasına muvassalat ettim. Belediye seçim ve muamelatı şu merkezdedir: vilayet merkezi olan Malatya’da 8 günden beri SCF adayları 9 oy almış ve CHF adayları 201 oy almışlardır. Burada çoğunluk derecesi oluşmadığından süre bir hafta uzatılmıştır. Halen durum çok iyidir. Arapkir kazasında 2 günden beri SCF namına bir oy bile verilmememiştir. Vaziyet memnuniyet vericidir. Vilayetin defterlerdeki eksikliklerinde seçim işleri geciken Kahta kazasından başka diğer kazalarda seçim büyük bir başarıyla sonuçlanmıştır.” 65 Raporda; valinin seçimlerle ilgili en ufak ayrıntıyı bile atlamadığı, seçimlerde iktidarın tarafını tuttuğu açık bir şekilde görülmekteydi. Valinin merkeze bu içerikte bir raporu göndermesi merkezin herhangi bir refkles göstermemesi, mülki amirlerin taraf tutmasını meşrulaştıran bir adım olarak değerlendirilebilir. Doğu Anadolu’nun tamamında seçimleri iktidar fırkası kazandı. Malatya’da merkezde seçimleri CHF kazanmıştı.66 Pütürge’de seçimleri CHF’nin kazandığı 9 Ekim’de ilan edilmişti.67 Kars ve Hakkari’de de seçimleri iktidar önde tamamlamıştı. Malatya seçimlerinde muhalefet, iktidarın yolsuzluk yaptığını iddia etmişti.68 SCF Genel Başkanı Fethi (Okyar) Bey, seçimlerde yapılan yolsuzlukları meclis gündemine taşıyarak, Malatya da dahil olmak üzere, İstanbul, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Çanakkale, Kocaeli, Aydın, Bursa, Denizli, Kütahya, Trabzon, Bolu, Gaziantep, Kırşehir, Giresun, Rize, Niğde, Çankırı, Amasya, vilâyetlerinde seçim yolsuzluklarının yaşandığını ifade etmişti.69 Malatya ile ilgili seçim sonuçları incelenerek, evrak Devlet Şurası’na verilmişti.70 63

Yeni Malatya, 25 Eylül 1930. Yeni Malatya, 2 Teşrinievvel 1930. 65 BCA, 030.10/82.536.27-1. 66 Hâkimiyet-i Milliye, 22 Teşrinievvel 1930; Vakit, 22 Teşrinievvel 1930; Cumhuriyet, 22 Teşrinievvel 1930. 67 Yeni Malatya, 9 Teşrinievvel 1930. Kars merkez ve Göle İlçesi’nde CHF’nin kazandığı ilan edilmişti. (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, A.IV-9, D.57, F.3-322.) 68 Yarın, 15 Teşrinisani 1930; Şefik Avni Özüdoğru’nun Serbest Fırka Hatıratı, Hazırlayan: Abidin Temizer, Libra Kitapçılık, İstanbul 2014,s.31. 69 TBMM Zabıt Ceridesi, XXII/5. 15.11.1930.s.19; BCA, 030.10/8.48.1-2. 70 Cumhuriyet, 14 Kanunievvel 1930. 64

109


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Malatya’nın yanında Cihangirzade İbrahim tarafından Kars Valiliği’ne yazılan şikâyette belediye seçim görevlilerinin muhtarlarla beraber ev ev dolaşarak, oy vermeye gelmeyen aileleri 25’er lira para cezasına çarptıracakları şeklinde uyardıklarını iddia etmişti.71 Benzer şekilde muhalefet, iktidarın Malatya’da bütün gücüyle seçime müdahalede bulunduğunu, belediye yönetiminin ve seçim encümenin valinin yönlendirmesiyle kanunları hiçe saydığını ve valinin 2 gün boyunca seçim sandığının başında beklediğini ifade etmişti. Muhalefet tarafından seçimlerde yolsuzluk iddiaları merkez ile sınırlı kalmamış, ilçelerde de buna benzer iddialarda bulunmuştu. “Kanuni haklarını bilmeyenlere ceza vereceksiniz!” tehdidiyle, polis ve bekçilerle oy toplattırılmıştır. Kemaliye’de vali ve kaymakam sandık başında oturmuş ve halkı kendilerine oy vermeleri konusunda tehdit etmişlerdir. Seçimi kazanacakları düşüncesiyle SCF kapatılmıştır. Arapkir kaymakamı Şefik Bey kuvvet kullanılması için jandarmaya emir vermiş kaymakam 300’den fazla vatandaşa “SCF kapanmıştır adaylarına oy verilmez.” diyerek SCF mensuplarını dışarı çıkarmıştır.72 Muhalefetin iddiaları karşısında iktidar yanlısı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, Malatya’da muhalefet fırkasının seçimler için çok acele davrandığını, 14 kişinin daha seçim başlamadan istifa ettiğini, muhalefetin yolsuzluk yapılıyor diyerek, valinin seçimlere müdahale ettiği ve zabıtaların baskı kurduğu iddialarının doğru olmadığını, vali ve encümenin seçimin asayişini sağlamak için seçim bölgesinde olduğunu öne sürmekteydi.73 Seçimde yaşanan olaylardan dolayı SCF, kendini fesih etme kararı almış, Malatya’da da Nasuhi Caddesi’nde bulunan fırka merkezi 18 Aralık 1930’da Polis Memuru Naci Bey tarafından faaliyetleri durdurulmuştu.74 1930 SCF deneyinin de gösterdiği gibi Kemalist rejimin kitle desteğine ihtiyacı vardı. 75 SCF’nin feshedilmesinden sonra Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa beraberindeki kalabalık bir heyetle uzun bir yurt seyahatine çıkmıştı.76 Mustafa Kemal Paşa’nın temel amacı halkın sorunlarını yerinde görmek ve dinlemek, diğer bir gayesi de kısa süre önce biten belediye seçimlerinde halkın SCF’ye olan yoğun ilgisinin sebeplerini araştırmaktı. SCF tecrübesinden sonra CHF Genel Merkezi de 40 kişilik bir milletvekili heyetini çeşitli illere göndererek taşra teşkilatlarının mevcut hallerini inceleyip düzenlemekle sorumlu tutulmuştu. Bu çerçevede Malatya Milletvekili Abdülmuttalip Bey ile birlikte Rasim Bey ve Bekir Lütfi Bey Malatya parti teşkilatını incelemek için görevlendirilmişti.77 Bu görev için Malatya’ya gelen Abdülmuttalip Bey de ilk olarak CHF teşkilatlarını ve idare heyetlerini incelemiş, teşkilat yöneticileri ve kentteki konumları hakkında çeşitli kişilerden bilgi toplamıştı. Bununla birlikte teşkilat, belediye seçimlerinden önce yapılan Vilayet Kongresini iptal ederek tekrar

İhsan Sabri Balkaya, Serbest Cumhuriyet Fırkası Arşiv Belgelerine Göre 1930 Belediye Seçimleri, Güneş Vakfı Yayınları, Erzurum 2006,s.110. 72 Köroğlu, 22 Teşrinievvel 1930, Sayı:258;İ.S.Balkaya, a.g.e, s.266. 73 Hâkimiyet-i Milliye, 9 Teşrinievvel 1930. 74 Yeni Malatya, 20 Teşrinisani 1930. 75 Asım Karaömerlioğlu, Orada Bir Köy Var Uzakta Erken Cumhuriyet Döneminde Köycü Söylem, İletişim Yayınları, İstanbul 2014,s.139. 76 Akşam, 14 Şubat 1930. 1930 Malatya’ya yapılan yatırımlar için bkz. Mehmet Karagöz, “Cumhuriyet’in Modernleşme Sürecinde Malatya (1930-1938), Bir Seyyahın Notları Vesilesiyle” Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:18, Sayı:1 s.291-314 77 Vakit, 17 Teşrinsani 1930 71

110


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bir kongre yapma kararı almıştı.78 CHF Kars Teşkilatı da ciddi bir teşkilatlanma oluşturamamasına rağmen kısa sürede muhalefetin üye sayısını arttırmasını dikkate alarak kendi iç bünyesindeki sıkıntıları sorgulama yolunu tercih etmişti.

Sonuç SCF, Doğu Anadolu’da sınırlı sayıda teşkilat kurabilmiş, Malatya ve Kars, bölgede muhalefetin teşkilatlandığı başlıca vilayetler arasında yer almıştı. İktidar fırkası, muhalefetin kurulmasıyla birlikte her bölgede olduğu gibi Doğu Anadolu Bölgesi ve özellikle de Malatya ile ilgili istihbarat raporları hazırlamıştı. Doğu Anadolu’yla ilgili hazırlanan raporlarda etnik aidiyet kavramının sık kullanıldığı, muhalefet çatısı altında siyaset yapanların Ermenilerle ilişkileri sıklıkla tartışılmıştı. Bu yönüyle Çukurova bölgesindeki muhalefet teşkilatları ile benzerlik göstermişti. Ayrıca Kürtlerle ilişkileri iyi olan üyelere de özel vurgu yapılmıştı. Etnik kimlik vurgusunun ön planda olması, bölgedeki rejim aleyhtarlığının yoğun olması ile ilintili olması gerek. Erken Cumhuriyet döneminde başlatılan milli kimlik inşası, Doğu Anadolu’da farklı etnik ve kültürel yapılardan ötürü diğer bölgelere nazaran daha fazla önemsenmişti. İktidar, milli kimlik inşasının en önemli argümanlarından biri olan türdeş, homejen bir toplum oluşturma projesinde kendi modelini Doğu Anadolu’ya yerleştirmek için demiryolu ulaşımı, imar faaliyetleri, kültür kurumları vb aygıtlarla ortak bir dil ve kültür dünyası oluşturmak istemişti. Bu yönüyle Doğu Anadolu örneği, rejimin bu bölgelerde nasıl algılandığı ve siyasi iktidarın ortaya koyduğu projelerin bölge halkı tarafından nasıl karşılandığı açısından önemlidir.Bu coğrafyada siyaset yapanların diğer bölgelerle ortak tarafı, burada da muhalefeti kuranların iktidar fırkasından kişisel sebeplerle ayrılmış şahıslar olmasıydı. Raporlar çerçevesinde Malatya’yı diğer vilayetlerden ayıran en önemli yön SCF üyelerinin tamamına yakınının yolsuzluk ve suiistimal olaylarına karışmış olduğu iddiasıydı. Hemen hemen bütün vilayetlerde görülen mülki amirlerin seçimlere müdahale etmesi ve yönlendirmesi, Malatya’da çok daha baskın bir karakterde gerçekleşmiş, Malatya Valisi Mehmet Tevfik, bir siyasi parti başkanı gibi tarafını çok açık bir şekilde göstermişti.Ayrıca Milli Mücadele’de Kars, Ardahan, Batum’da (Elviye-i Selese) Gürcü, Ermeni ve İngilizlere karşı güçlü bir askeri ve siyasi teşkilat kuran ve önemli mücadelelerin içinde bulunan ve sonrasında da Kars SCF Teşkilatı’nı kuran Cihangirzade İbrahim'in etnik bir isyanı temsil eden Ağrı isyanı ilişkilendirilmesi, iktidarın ironisini göstermekteydi.

M. S. Şahin, a.g.t, s.52. Mustafa Kemal Paşa’nı Malatya seyahati için bkz. Mesut Aydın, Atatürk ve Malatya, Malatya 2006. 78

111


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça Arşivler Cumhurbaşkanlığı Arşivi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi (TİTE) Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA) Resmi Yayınlar TBMM Zabıt Ceridesi, XXII/5. 15.11.1930 Resmi Gazete, 14 Nisan 1930, Sayı:1471. Gazeteler Son Posta Milliyet Köroğlu Akşam Vakit Cumhuriyet Yarın Yeni Malatya Hâkimiyet-i Milliye Son Posta Araştırma Eserler AĞAOĞLU, Ahmet, 1969, Serbest Fırka Hatıraları, Nebioğlu Yayınevi, İstanbul AĞAOĞLU, Samet, 1969, Babamın Arkadaşları, Nebioğlu Yayınevi, İstanbul AVŞAR, Abdülhamid, 1998, Serbest Cumhuriyet Fırkası, İstanbul AYDIN, Mesut, 2006, Atatürk ve Malatya, Malatya DAYI, S. Esin, 1997, Elviye-i Selase’de (Kars, Ardahan, Batum) Milli Teşkilatlanma, Kültür Eğitim Vakfı Yayınevi, Erzurum ERİK JAN, Zürcher, 1990, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Çev: Yasemin Soner, İletişim Yayınları, İstanbul KABASAKAL, Mehmet, 1991, Türkiye’de Siyasal Parti Örgütlenmesi (1908-1960), Tekin Yayınevi, İstanbul

112


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

KARAGÖZ, Mehmet, “Cumhuriyet’in Modernleşme Sürecinde Malatya (1930-1938), Bir Seyyahın Notları Vesilesiyle” Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:18, Sayı:1 KARAÖMERLİOĞLU, Asım, 2014, Orada Bir Köy Var Uzakta Erken Cumhuriyet Döneminde Köycü Söylem, İletişim Yayınları, İstanbul KILIÇ ALİ’NİN ANILARI, 2007, Derleyen: Hulusi Turgut, İş Bankası Yayınları, İstanbul KIRZIOĞLU, Fahrettin, 1984,“Cihangiroğlu İbrahim Aydın (1874-1948)’daki Milli Mücadele’de Kars ve Atatürk ile İlgili Belgeler”, Belleten, XLVIII, Sayı: 189, KÜÇÜKUĞURLU, Murat, 2002, Cihangiroğlu İbrahim Bey’in 93 Harbi’nden Kurtuluş Savaşı’na Kadar Kars ve Çevresinde Teşkilatlanmada Aldığı Rol, Atatürk Dergisi, III/2, Erzurum MAKAL, Tahir Kutsi, 1988, “Malatya’nın İlk Belediye Başkanı Hasan Bey Hakkında Bazı tespitler” III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk kültürü Sempozyumu, (19-21 Ekim 1988 Malatya) Malatya OBUZ, Ömer, YAKUT, Kemal, 2016, Dünyasında Devlet ve Din” Kekibeç, Sayı:41

“Ismayil Hakkı Baltacıoğlu’nun Düşünce

ŞAHİN, Mehmet Serkan, 2008, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Malatya Teşkilatı, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir ŞEFİK AVNİ ÖZÜDOĞRU’NUN SERBEST FIRKA HATIRATI, 2014, Hazırlayan: Abidin Temizer, Libra Kitapçılık, İstanbul WALTER F.Weiker, 1973, Political Tutelage and Democracy ın Turkey-The Free Party and Its Aftermath Leiden: E.J. Brill, YETKİN, Çetin, 2004, S.C.F Olayı, Otopsi Yayınları, İstanbul

113


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ekler:

114


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Üniversite Öğrencileri Arasında Bilişim Teknolojileri Eşitsizlikleri: Burdur Örneği Halil İbrahim Demir* Ali Bodur**

Öz Bilgiye hızlı ve kolay ulaşmak için tasarlanmış sistemler olan bilişim teknolojileri, sosyal ve ekonomik yönden yaşam tarzımızı etkisi altına almaktadır. Bilgisayarlar, tabletler, mobil cihazlar ve bu cihazlar için geliştirilen uygulamalar hayatımızı daha kolay hale getirmekte, kullanıcılarına avantajlar sunmaktadır. Birçok avantajın yanı sıra bazı dezavanatajlarıda beraberinde getiren bilişim teknolojilerinin erişim ve kullanım farklılıkları bir eşitsizlik olarak karşımızda durmaktadır. Sayısal bölünme olarak tabir edilen bu durum, bilgi toplumu yolundaki ülkelerin temel sorunları arasında görülmektedir. Ülkelerin gelecekteki refahları açısından, bireyler arasındaki sayısal bölünme düzeyinin tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması önemlidir. Bu çalışmada, bilgisayar, internet, mobil telefon, tablet kullanımlarının yanı sıra, e-ticaret, e-devlet, e-nabız ve internet bankacılığı gibi uygulamaların kullanımları arasındaki farklılıklar belirlenmiştir. Bu çerçevede 258 üniversite öğrencisine anket uygulanmış ve elde edilen veriler Gini yöntemi ile analiz edilmiştir. Yerleşim bölgelerine ve cinsiyetlere göre gruplandırılarak hesaplanan Gini katsayılarına göre en yüksek sayısal bölünmenin internet bankacılığı ve e-nabız gibi uygulamalarda, en düşük sayısal bölünme seviyesinin ise mobil telefon sahipliğinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilişim sistemleri, Sayısal bölünme, Sayısal uçurum, Gini katsayıları, Eşitsizlik

* **

Öğretim Görevlisi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Bucak HTMYO, hidemir@mehmetakif.edu.tr Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü

115


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Inequalities of Information Technologies Among University Students: Case of Burdur Halil İbrahim Demir* Ali Bodur**

Abstract Information technologies that are designed for accessing to information fastly and easily affect our social and economic life. Computers, tablets, mobile devices and applications developed for these devices make our lives easier and offers advantages to users. Digital divide which is described as diversity on access and usage of information systems is an inequality that faced with rising of information technologies. The concept is seen as the main problem of the countries which want to become an information society. Identifying the digital divide level among people and determining the necessary policies is very important issue for all countries. This study aims to reveal the differences of using information systems such as computer, internet, social media, mobile phone, tablets and applications such as e-commerce, e-government usage of students were studied to determine the digital divide. For this purpose, a survey was applied to 258 university students and obtained data were analyzed by Gini method. According to the calculated Gini coefficients of data that grouped by location of education and gender, highest digital divide has been found in internet banking and e-nabiz applications, while the lowest level in mobile phone ownership.

Keywords: Information systems, Digital divide, Digital gap, Gini coefficients, Inequality

*Lecturer, **

Mehmet Akif Ersoy University, Bucak HTMYO, hidemir@mehmetakif.edu.tr Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü

116


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş İnsanlık tarihi boyunca bilgi stratejik bir güç olarak görülmüştür. Bilginin sahip olduğu bu güç, kullanım alanının geniş olması ile paralellik gösterir. Bilgi, toplumda ne kadar geniş bir alana yayılır ve ne kadar fazla kişi tarafından paylaşılırsa, değeri o kadar artan bir unsur haline gelir.1 Bu sebepten dolayı matbaanın icat edilmesi insanlık tarihindeki dönem noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.2 Yazılı metinlerin çoğaltılmasını yaygınlaştıran matbaa teknolojisi, bilgilerin paylaşıldığı birey sayısının artmasını sağlamıştır. Günümüzde matbaa teknolojisinin yerini bilgisayar ve internetin başı çektiği bilişim sistemleri almıştır. 1950’li yıllarda başlayan sayısallaşma süreci ile bilişim sistemleri hayatımıza girmiş ve birçok alanda bilgisayar kullanılmaya başlanmıştır. Sosyal yaşantı ve iş hayatına hız, esneklik, verimlilik ve maliyet gibi kolaylık getiren internet, web teknolojileri, mobil cihazlar gibi bilişim teknolojilerinin kullanım alanları günümüzde oldukça yaygınlaşmıştır. Bilişim sistemlerinin hayatımıza kattığı avantajlarının yanı sıra getirdiği bazı problemlerde bulunmaktadır. Bilişim teknolojilerini kullanabilen kişiler ile bu teknolojiden faydalanamayan kişiler arasında oluşan farklılıklar bu sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojik gelişmelerle birlikte söz konusu farklılıklarda artış gözlenmektedir.3 Yeni bir yoksulluk tipi olan sayısal bölünme bir eşitsizlik olup, sosyo-ekonomik yapıda dengesizliklere sebeb olan toplumsal bir sorundur. İleryen teknoloji ile daha fazla belirginleşen ve derinleşen sayısal bölünmenin azaltılması, bilgi toplumu hedefindeki ülkeler bakımından önem teşkil etmektedir. Bu çerçevede sayısal bölünme seviyesini belirlemek için yabancı ülkelerde birçok çalışma yapılırken, ülkemizde ise bu konu göz ardı edilmektedir. Bilişim sistemleri kullanım seviyelerini sistematik biçimde araştıran ve raporlar yayınlayan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bilişim sistemlerini en çok kullanan kesimin 16-24 yaş arası genç nüfus olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle genç nüfusun, ilerleyen yıllarda ülkelerinin geleceğinde belirleyici rol oynayacaklarından dolayı gençler arasında bilişim sistemleri kullanım farklılıklarının belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Üniversitede öğrencileri arasındaki sayısal bölünme seviyesinin belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada, farklı bölümlerde okuyan üniversite öğrencilerine anket çalışması düzenlenmiş ve 258 öğrenciden elde edilen veriler ile bilişim sistemleri kullanımları arasındaki sayısal bölünme seviyeleri belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre en yüksek sayısal bölünmenin internet bankacılığında, en düşük sayısal bölünmenin ise akıllı telefon sahipliğinde olduğu belirlenmiştir.

1.Bilişim Teknolojileri Bilgi teknolojileri ve bilginin aktarılmasında kullanılan iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, bilgiyi stratejik bir güç haline getirmiştir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde (BİT) yaşanan bu gelişmeler bilginin daha hızlı bir şekilde iletilmesini ve daha geniş kitlelere yayılmasını 1 Hüseyin Fidan, “İktisadi Açıdan Bilgi Kavramı ve Bilgi Kavramına Yaklaşımlar Üzerine Bir İnceleme”, Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, Cilt 4, Sayı 9 (2013), s. 94. 2 Peter Burke, “A Social History of Knowledge Revisited”, Modern Intellectual History, Vol.4, Issue.3 (2007), s. 527. 3 Jan VanDijk, The Evolution of the Digital Divide The Digital Divide turns to Inequality of Skills and Usage, Digital Enlightenment Yearbook, IOS Press, Amsterdam, 2012, s.57.

117


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

sağlamıştır.4 Bilginin küçük parçalar halinde sayısallaştırılarak aktarılması ile bilgi transferinin ışık hızında yapılması mümkün kılınmıştır. Bu sayede BİT’ni destekleyen yazılım ve donanım sistemleri, bilgi toplumunda öne çıkan sektörler haline gelmiştir.5 Bilginin insanlık tarihi boyunca önemli bir varlık olmasına rağmen, bilgisayara dayalı sistemlerin gelişmesiyle daha değerli ve daha anlamlı hale gelmesinin nedeni, bilgi üretimi ve dağıtımı süreçlerinin iletişim teknolojileri ile desteklenmesidir. Üretilen bilgi ancak paylaşıldığı zaman değer kazanır, paylaşımı arttıkça da değeri artar.6 Günümüzde BİT sayesinde oluşan sosyal ağlar ile bilgi, ağa dahil olanlara rahatlıkla ulaştırılabilmektedir. Bu sayede coğrafi sınırlar ve mesafeler problem olmaktan çıkmıştır. Bilişim sistemleri gelişim sürecinde ikinci dönüm noktasını oluşturan internetin ilk kullanımı eski Sovyetle Birliği ile ABD arasındaki soğuk savaş yıllarına dayanmaktadır. 1959 yılında ARPA projesi kapsamında geliştirilmeye başlanan internet, nükleer saldırı sırasında kesilmeyecek bir iletişim kanalı oluşturma fikri ile geliştirilen bir iletişim aracıdır. Bilginin ikilik sayı sistemi ile sayısal olarak kodlanması prensibine dayanan, bilgi paylaşımı ve iletimi amacıyla inşa edilen sistem üzerinden ilk bilgi gönderme işlemi, 1969 yılında 4 üniversite arasında kurulan bağlantı ile gerçekleştirilmiştir.7 Birkaç yıl içerisinde diğer üniversitelerin de internet ağına dahil olmaları ile artan internet kullanımları, 1990 yılında 80 bin host sayısına ulaşılmasına rağmen üniversiteler ve kamu kurumları dışına çıkamamıştır.8 Başlangıç yılları olarak nitelenen 1960-1990 yılları arasında internet üzerinden yapılan işlemler oldukça sınırlıydı. Genel olarak sadece düz metin, e-posta ve dosya gönderim işlemlerinde faydalanılan internet, 1990’lı yıllara kadar sosyal alanlarda kullanılmamaktaydı. 1991 yılında web fikrinin ortaya atılması ile birlikte internet kullanımı farklı bir boyuta kavuşmuştur. İnternet üzerinden bilgi aktarımına farklı bir yaklaşım getiren web teknolojisinin temelini, HTML kodlama tekniği oluşturmaktadır. Tim Barners Lee tarafından geliştirilen bu kodlama tekniği sayesinde sadece düz metin bilgileri değil aynı zamanda resim bilgileri de kullanıcıya iletilebilmektedir.9 Ayrıca internet kullanımlarını oldukça basit hale getiren HTML kodlama sistemine bütünleştirilebilen ASP ve PHP script dilleri sayesinde, web sayfaları kullanıcılar ile etkileşimli hale gelmiştir. İsteğe yönelik bilgilere ulaşabilmesi için kullanıcıya sorgulama yapabilme olanağı sağlayan bu diller sayesinde veri tabanları, istemci kullanımlarına açılmıştır. Bu sayede web sayfaları dinamik bir yapıya sahip olmuştur. Böylece blog yapılar, sosyal medya, e-devlet, e-okul, e-nabız gibi uygulamalar hayatımızda yerini almıştır. Cep telefonlarının geliştirilmesi ile toplum içerisinde kullanımları artan bilişim sistemleri, akıllı telefonlar için geliştirilen uygulamalarla birlikte günlük hayatımızda kolaylık sağlamıştır. 2015 TÜİK verilerine göre Türkiye’de bilişim sistemlerinin kullanım yüzdeleri Tablo 1’de verilmiştir. TÜİK verilerinde bilişim sistemleri kullanımlarının yaş aralıklarına göre dağılımı sadece bilgisayar ve internet 4

Fidan, a.g.m., s. 94 Selahattin Kaynak, "Bilgi Toplumuna Geçiş Sürecinde Bilgi Ekonomisi ve Türkiye Üzerine Bir Uygulama", Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, yayınlanmıs doktora tezi, Erzurum, 2008, s. 11. 6 Yaşar Tonta - Emin M. Küçük,“Main Dynamics of the Transition from Industrial Societyto Information Society”, Proceedings of the Third International Symposium on Society, Governance, Management and Leadership Approaches in the Light of the Technological Developments and the Information Age, 2005, s. 8. 7 Gregory Gromov, “Internet History with a Human Face”, http://www.netvalley.com/history_of_internet.html, 07 Mayıs 2016. 8 Robert Hobbes Zakon, “Hobbes' Internet Timeline”, http://www.zakon.org/robert/internet/timeline/, 28 Nisan 2016. 9 Robert Spector, Amazon.com ve Yaratıcısı Jeff Bezos, Çeviren: Zeynep Yelçe, Scala Yayıncılık, İstanbul, 2001, s. 55. 5

118


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

kullanımlarında bulunmaktadır. Analizler için yeterli olmayan bu veri sadece bilişim sistemleri kullanımlarının 16-24 yaş aralığında olduğunu ortaya koymaktadır. Tablo 1’de yer alan verilere göre bilişim kullanımlarının yaş ile ters orantılı olduğu görülmektedir.

Tablo 1:Yaş gruplarına göre bilişim sistemleri kullanım oranları Yaş grupları 16 - 24 25 - 34 35 - 44 45 - 54 55 - 64 65 - 74

Bilgisayar sahipliği 70,0 62,7 50,0 32,0 15,8 5,3

İnternet erişimi 77,0 71,7 55,4 34,0 17,2 5,6

Kaynak: TÜİK 2015

Bilgi toplumu olma yolundaki Türkiye’de 1992 yılında internet kullanımının yaygılaşması ile hızlanan süreç, özellikle son on yıl içerisnde gelişmelerle birlikte büyük aşamalar katetmiştir. Özellikle kamu kurumları ile ilgili işlemlerin internet üzerinden yapılması başta hız, maliyet, esneklik ve etkin kontrol olmak üzere kullanıcılara birçok fayda sağlamıştır. Bilgi arama, bilgiye ulaşma ve karşılaştırma yapan uygulamalar, bilgiye dayalı problemlerin çözümlenmesinde kolaylık tanımaktadır. Sosyal medya, mesajlaşma ve oyun gibi bu tarz uygulamaların cep telefonlarında kullanılabilmesi ile birlikte bu uygulamalara merak duyan genç nüfus arasında mobil telefon kullanımları artmıştır. Diğer taraftan bilişim sistemlerinin karanlık yüzü de bulunmaktadır. Pahalı yatırımlar olması nedeniyle toplumsal yapıda ekonomik dengesizlikleri artırmaktadır. Ayrıca bilgi güvenliğinde yaşanan sorunlar nedeniyle gizlilik kaygılarını arttırmıştır. Karşı karşıya kalınan diğer sorun ise kişisel, toplumsal ve küresel eşitsizlikleri arttırmasıdır. Bazı kişiler bilişim teknolojilerinin getirdiği avantajlara kavuşurken, sahip olamayanlar bu avantajlardan mahrum kalmaktadır.

2.Sayısal Bölünme BİT’e sahip olma farklılıkları olarak tabir edilen sayısal bölünme; bireyler, organizasyonlar ve ülkeler arasındaki bilişim eşitsizliklerini ifade etmektedir. Sabit telefon hattına sahiplilikle duyulmaya başlanan bu kavram, BİT’e sahip olma eşitsizliklerinin yanı sıra aktif kullanım farklılıklarını da içinde barındırmaktadır.10 Sayısal bölünmeyle ilgili araştırma konuları gelişen teknoloji ile beraber genişleyerek çeşitli göstergeler ile analiz edilmektedir. Sayısal bölünmeyi etkinsizlik olarak niteleyen Baker, kavramı bir eşitsizlik olarak tanımlamaktadır.11 Sayısal bölünmeyi kaynakların dağılımındaki dengesizlik olarak gören bu tanım, 10

Eric Brousseau - Nicolas Curien, Internet and Digital Economics, Cambridge University Press, New York, 2007. Paul M. A. Baker, “Policy Bridges for the Digital Divide: Assessing the Landscape and Guaging the Dimensions”, First Monday, Volume 6, Number 5, 2001, http://www.firstmonday.org/ojs/index.php/fm/article/view/860/769, 14 Ağustos 2016. 11

119


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

BİT’ne erişim eşitsizliğini ifade etmektedir. Riggins ve Dewan sayısal bölünmeyi, BİT’ne erişimi olanlar ve olmayanlar arasındaki ayrım olarak tanımlamaktadır.12 Birçok çalışmanın referans olarak kullandığı OECD tarafından yapılan tanımda ise sayısal bölünme bireyler, hane halkı ve coğrafi alanlarda, erişim ve kullanım farklılıkları olarak ifade edilmektedir.13 Sayısal bölünmeyi ulusal düzeyde bir devlet politikası olarak ilk defa ele alan devlet başkanı Bill Clinton’dır. Clinton döneminde sayısal bölünme ulusal çerçevede mücadele edilmesi gereken bir mesele olarak ele alınmış ve mücadele için milyarlarca dolarlık bütçe ayrılmıştır. Sayısal erişim imkanı olanlar ile olmayanlar arasındaki farkı azaltmak ve eşit erişim için kamunun dikkatini çekerek tüm ABD’yi kapsayan kampanyalar yapılmıştır. Bu çerçevede ülke genelinde sayısal bölünme ile alakalı farkındalığı sağlamak öncelikli politika olarak benimsenmiştir. Bir diğer önemli gelişme ise sayısal bölünmenin ekonomik olarak olumsuz etki altına aldığı grupların, alanların, bölgelerin ve iş kollarının belirlenmesi ve gözlenmesi maksadıyla oluşturulan takas merkezi (clearinghouse) projesidir. Bu projeyle toplumsal örgütlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektörün, azınlıklar ve yoksullar arasındaki sayısal farklılıklar çerçevesinde stratejiler geliştirmeleri hedef alınmıştır.14 Söz konusu projenin temel amacı; sayısal bölünme ile ilgili bir ilişkiler ağının kurulması için ileri teknoloji kullanan firmaların, düşük teknoloji kullanan firmalarla bilgilerin, fikirlerin ve çözümlerin takas yapılması noktasında işbirliğine gidilmesidir.15

2.1 Sayısal Bölünme Tipleri BİT’e sahip olanlar ile BİT’e sahip olmayanlar arasındaki sayısal bölünme dikey, BİT’e sahip olanlar arasındaki sayısal bölünme ise yatay bölünme olarak tanımlanmaktadır.16 BİT’e geçişin başlangıç aşamasında karşılaşılan bir problem olan dikey bölünme, araştırmacılar tarafından birinci seviye sayısal bölünme olarak ifade edilmektedir.17 BİT’e sahipliliği niteleyen birinci seviye sayısal bölünme incelenirken donanım, yazılım, internet bağlantısı, internet bağlantı tipleri gibi faktörler ile değerlendirilmesi gerekmektedir.18 Dikey bölünme çerçevesinde düşünebileceğimiz ve “doğal bölünme” olarak niteleyebileceğimiz bir durum da söz konudur. Doğal bölünme, yeni teknolojik gelişmenin olduğu her durum için mevcuttur. Örneğin yeni bir teknolojik gelişme sonrası, bu gelişmenin görüldüğü grup, firma, bölge ya da ülke tarafından kullanılması avantaj nedenidir. Bu gelişmenin imkanlarından faydalanan ve faydalanamayan kesimler mutlaka varolacağından dolayı, doğal 12

Frederick J. Riggins - Sanjeev Dewan, “The Digital Divide: Current and Future Research Directions”, Journal of the Association for Information Systems, Vol.6, Issue.12, 2005, Article 13. 13 OECD, Understanding the Digital Divide, Paris, France, 2001, s. 5. 14 Wesley M. Cohen - Richard C. Levin, “Empirical Studies of Innovation and Market Structure”, (ed) R.Sehmalensee and R.D. Willig, Handbook of Industrial Organization, Volume II, Chapter 18, s. 1059-1060. 15 Jayajit Chakraborty - Martin M. Bosman, “Race, Income, and Home PC Ownership: A Regional Analysis of the Digital Divide”, Race and Society, Vol.5, No.2, 2002, s. 165. 16 Nonofo C. Sedimo vd., “Conquering the Digital Divide: Botswana and South Korea Digital Divide Status and Interventions”, SA Journal of Information Management, Vol.13, No.1, Art, #471. 17 Paul Attewell, “The First and Second Digital Divides”, Sociology of Education, Vol. 74, No. 3, s. 252. 18 Jan VanDijk - Kenneth Hacker, “The Digital Divide as a Complex and Dynamic Phenomenon”, The Information Society, Vol.19, 2003, s. 315.

120


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bölünmenin her zaman söz konusu olacağı söylenebilir. Zamanla eşitsizlik seviyesi azalacak olan doğal bölünme, yeni bir teknolojik gelişmeyle birlikte tekrar artacaktır. Sayısal bölünmenin diğer tipi ise yatay bölünme olarak nitelendirilir. Yatay bölünme; BİT erişimine sahip olanların, BİT kullanım farklılıklarını ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu sebeple ikinci seviye sayısal bölünme olarak bilinmektedir.19 Birinci seviye bölünme imkanlarla ilgili olduğu için kişisel, bölgesel veya ülkesel bir kavram olarak incelenmektedir. Bu açıdan yatay bölünme, fiziksel erişim imkanı çerçevesinde ele alınmakta ve gelir, eğitim, cinsiyet, yaş gibi demografik faktörler temel alınarak değerlendirilmektedir.20 BİT kullanımlarının karmaşık olması kişilerin bu sistemleri eşit düzeyde faydalanmalarını engellemektedir. Bu sebeple yatay bölünme BİT’in aktif kullanımı ile alakalıdır. Wei ve Hindman’a göre etkin kullanım ile ilgili farklılıklar sosyal tabakalar arasında daha belirgin olduğu için özelikle ikinci seviye bölünme hakkında akademik çalışmaların yapılması ve kamuda sayısal bölünme ile ilgili politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.21

2.2 Sayısal Bölünmenin Ölçülmesi Teknolojideki hızlı gelişmeler sebebiyle BİT’lerin oldukça aktif bir yapıya sahip olması, BİT kullanım seviyelerinin belirlenmesinde ve BİT kullanım farklılıkların irdelenmesinde zorluklar oluşturmaktadır. Geniş parametre yelpazesi, disiplinlerin farklı görüşleri ve BİT’in çeşitliliği, kullanım alanlarının geniş olması, hızlı teknolojik gelişmeler gibi nedenlerden dolayı sayısal bölünmenin ölçülmesi noktasında literatürde bir uzlaşı yoktur. Sayısal bölünmeyi düzenli olarak ölçecek ve referans gösterilecek bir araç bulunmamaktadır. Henüz bir metedoloji geliştirilememesi sebebiyle araştırmacılar kendi yöntemlerinin çerçevesini oluşturmak zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle yapılan farklı çalışmalarda farklı ölçekler, indeksler ve parametreler kullanılmaktadır.22 Dünya Bankası, OECD ve Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlarca hazırlanan raporlarda ülkeler arasındaki sayısal bölünmenin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Uluslararası sayısal eşitsizliği ölçmek için kullanılan bu indekslere örnek olarak DAI, DOI, NRI verilebilir. Fidan’a göre BİT kullanım düzeyini göstermek için yararlanılabilecek araçlar olan bu indeksler, sayısal bölünme seviyesini belirlemekten çok uzaktır.23 Küresel faaliyetlerde bulunan kuruluşların yanı sıra akademisyenler tarafından da oldukça kapsamlı olarak işlenen sayısal bölünme kavramı halen güncelliğini korumaktadır. Literatürdeki çalışmalar genellikle küresel çerçevede ülkeler veya aynı bölge içerisinde yaşayan bireyler arasındaki sayısal farklılıkları ele almaktadır. Bu çalışmalarda, geleneksel istatistik yöntemler kullanılarak bazı BİT göstergeleri arasındaki farklılıklar yaş, cinsiyet gibi demografik etkenlere 19

Attewell, a.g.m., s. 252. VanDijk, a.g.m. s. 57. 21 Lu Wei - Douglas B. Hindman,“Does the Digital Divide Matter More? Comparing the Effects of New Media and Old Media Use on the Education-Based Knowledge Gap”, Mass Communication and Society, Vol.14, Issue.2, 2011, s. 229. 22 Hüseyin Fidan – Halil Şen, “Sayısal Bölünmenin Ölçülmesinde Gini Yaklaşımı: Türkiye’de Kentsel, Kırsal ve Cinsiyet Açısından Sayısal Bölünme Düzeyleri”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt.8, No.39, 2015, s. 1110. 23 Hüseyin Fidan, “Measurement of the Intersectoral Digital Divide with the Gini Coefficients: Case StudyTurkey and Lithuania”, Inzinerine Ekonomika-Engineering Economics, Vol.27, No.4, s. 446. 20

121


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

göre analiz edilmektedir. Kişi ve hane halkı esas alınarak yapılan bu çalışmaların çoğunda genel olarak internet ve bilgisayar sahipliğinin yaş, cinsiyet, gelir grubu gibi değişkenler arasındaki farklılıkları, istatistiksel yöntemlerle belirlenmeye çalışılmaktadır.

2.3 Sayısal Bölünmenin Ölçülmesinde Gini Yaklaşımı Gini yöntemi, Corrado Gini isimli istatikçi tarafından 1912 yılında geliştirilmiştir.24 Gini yaklaşımı sayesinde, farklı gruplardaki dağılımların oluşturduğu eşitsizlik, sayısal olarak tanımlanabilmektedir. Gini değerinin hesaplanmasında, gelir eşitsizliğinin grafiksel şekilde gösterimi olan Lorenz eğrisi temel alınmaktadır. Lorenz eğrisi, üretilen toplam gelirden kişilerin ne oranda pay aldıklarının grafiksel gösterimidir. Nüfus, belirlenen gelir seviyelerine göre bölümlere ayrılır ve her bir kesimin gelirleri kümülatif olarak tespit edilir.25 Nüfus içerisindeki gelir dağılımı eşitsizliklerini gösteren Lorenz eğrisi Şekil 1’ de görülmektedir. Eşitsizlik, mutlak eşitlik doğrusu olarak isimlendirilen köşegen ile Lorenz eğrisi arasındaki A alanı ile belirlenir. A alanının büyük olması dağılımdaki eşitsizliğin fazla olduğunu, küçük olması eşitsizliğin düşük seviyede olduğunu göstermektedir. Şekil 1:Lorenz Eğrisi

Kaynak: Fidan ve Şen, 2015

Gini yaklaşımı, gruplar arasındaki farklılıkların toplamını esas alan bir yöntemdir.26 Dağılım farklılıklarını ölçmek amacıyla kullanılan Gini katsayıları, eşitsizliklerin ölçülmesinde kullanılacak en yaygın yöntemlerden biridir.27 Gini katsayı değerinin hesaplanması grafik üzerinde anlatmak için 24

Lidia Ceriani - Paolo Verme, “The Origins of the Gini Index: Extracts from Variabilità e Mutabilità (1912) by Corrado Gini”, J EconInequal, 10, 2012, s. 421. 25 Nanak C. Kakwani, “Applications of Lorenz Curves in Economic Analysis”, Econometrica, Vol.45, No.3, 1977, s. 724. 26 Leo A. Goodman - William H. Kruskal, “Measures of Associationfor Cross Classifications II: Further Discussion and References”, Journal of the American Statistical Association, Vol.54, No.285, 1959, s. 123. 27 Ian Maclachlan - Ryo Sawada, “Measures of Income Inequality and Social Polarization in Canadian Metropolitan Areas”, The Canadian Geographer / Le Ceographe Canadien, Vol. 41, Issue 4, 1997, s. 393.

122


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

(1) nolu denklem verilmiştir. Bu denkleme göre Gini değeri (A) alanının, (A+B)’yi ifade eden dik üçgenin alanına oranı ile elde edilir. A

(1)

G = A+B n

1

i=1

(n + 1 - i)yi

)

(2)

G = ∑i = 1 | XiYi + 1 - Xi + 1Yi |

(3)

G=

(n + 1 - 2 n n

n

y i=1 i

Gruplar arası nüfus büyüklüklerinin eşit olduğu durumlarda, Gini katsayısı (2) nolu denklem ile hesaplan göstermektedir.28 Gini değerinin, nüfus bilgisine yer verilmeden hesaplandığı söz konusu denklem, nüfusun eşit dağılımda olduğu varsayımı altında kullanılabilir. Farklı nüfus büyüklüklerine sahip bölgelerin analizinde, hesaplamaların nüfusa göre ağırlıklandırılması daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu durumda Gini katsayılarının hesaplanmasında (3) nolu denklemin kullanılması uygun olacaktır. Denklemde n bölge sayısını, Xi i’nci bölge kümülatif nüfus oranını, Yi i’nci bölge kümülatif gelir oranını göstermektedir. Söz konusu denklem kullanılarak yapılacak hesaplama öncesi, gelir gruplarının küçükten büyüğe doğru sıralanmasının gerektiği vurgulanmaktadır.29 Oran sonucu oluşan G değeri 0 ile 1 arasındadır. Gini değerinin sıfıra yaklaşması, eşitsizliğin azaldığı analmına gelirken, Gini değerinin 1 olması tam eşitsizlik anlamına gelmektedir.

2.4 Sayısal Bölünmenin Gini Katsayılarıyla Belirlenmesine Yönelik Çalışmalar Sayısal bölünme ile ilgili araştırmalar incelendiğinde, yayınlarda bölünmenin nedenleri, seviyeleri ve etkileri gibi hususlar üzerinde durulduğu görülmektedir. Bu çalışmaların büyük bir kısmında ise sayısal bölünme seviyelerinin ölçülmesi üzerine yoğunlaşılmakta, metot olarak temel istatistiksel yöntemler kullanılmaktadır. Bazı yaklaşımlarda ise, sayısal bölünme skorları olarak adlandırılan sayısal değerler kullanılmaktadır.30 Bu skorların hesaplanmasında farklı değerlerde ağırlıklandırılan parametrelerin kullanılması, ölçüm araçları sonuçlarının karşılaştırılmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle sayısal bölünme düzeyinin ölçülmesinde metodolojik bir karmaşa yaşanmaktadır. Diğer taraftan eşitsizliklerin ölçülmesinde yararlanılan ve gelir eşitsizliklerinin tespit edilmesinde en yaygın yöntem olan Gini katsayılarının yer aldığı çalışmalara fazla rastlanmamaktadır. Riccardini ve Fazio tarafından yapılan incelemelerde ülkeler, şirketler ve bireyler arasındaki sayısal farklılık seviyeleri Gini katsayılarını ile belirlenmiştir. Araştırmaya göre ülkeler arasında görülen en yüksek sayısal bölünmenin sunucu yoğunluğu, kişiler arası sayısal bölünmenin ise 28

Raja Shankar - Anwar Shah, “Bridging the Economic Divide with in Countries: A Scorecard on the Performance of Regional Policies in Reducing Regional Income Disparities”, World Development, Vol.31, No.8, 2003, s. 1423. 29 Maclachlan – Sawada, a.g.m. s. 380. 30 Fidan, a.g.m. s. 446.

123


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

internet tabanlı uygulamalar ile ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Firmalar arası sayısal bölünmeyi coğrafi lokasyon ve firma büyüklüklerine göre inceleyen araştırmacılar, firma büyüklüğüne göre sayısal bölünmenin daha yüksek olduğunu tespit etmişlerdir.31 Chakraborty ve Bosman’ın çalışmasında, ABD’deki bölgeler arası sayısal bölünme düzeyleri belirlenmiştir. Araştırmada, bölgesel sayısal bölünme seviyeleri gelir, eğitim, etnik köken temel alınarak sadece bilgisayar sahipliği çerçevesinde analiz edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre sayısal bölünme seviyesinin etnik kökenlere göre oldukça yüksek olduğu belirlenmiş ve ABD genelinde sayısal bölünme seviyelerini gösteren dağılım haritası oluşturulmuştur.32 Amerika ve Kanada’nın internet erişim oranlarını kullanarak eğitim ve gelir gruplarına göre sayısal bölünme düzeylerini Gini ile inceleyen Howard vd., eğitimin her iki ülkedeki sayısal bölünme üzerinde ciddi etkilerinin olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca çalışmada, Kanada’nın hem gelir hem de eğitim grupları açısından Amerika’ya nazaran daha düşük Gini katsayılarına sahip olduğu saptanmıştır.33 Analizde demografik değişkenleri kullanarak kişiler arası sayısal bölünmeyi inceleyen Jin ve Cheong’a göre, internet erişimi (access) ile kullanımı (usage) arasında anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı ve internet erişiminde hesaplanan Gini katsayılarının, internet kullanımlarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir.34 Türkiye’de kırsal ve kentsel bölgelere göre cinsiyetler arasındaki sayısal bölünme düzeyini Gini katsayıları ile analiz eden Fidan ve Şen, kırsal kesimde cinsiyetler arasında oldukça yüksek sayısal bölünmenin olduğunu belirlemişlerdir. Çalışmaya göre en yüksek sayısal bölünme düzeyinin internet bankacılığında en düşük ise mobil telefon kullanımlarında olduğunu tespit etmişlerdir.35 Türkiye’deki bölgesel sayısal bölünmelerin araştırıldığı bir başka çalışmada, Karadeniz ve Doğu Anadoluyu kapsayan bölgelerde sayısal bölünmenin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.36 Litvanya ve Türkiye’deki sektörler arasındaki sayısal bölünme seviyelerini bilgisayar, internet, web sayfası sahipliği ve e-ticaret verilerine göre analiz eden Fidan, Litvanya’nın bilişim sistemlerine sahip olma yönünden daha yüksek sayısal değerlere sahip olmasına karşın, sektörler arasında daha yüksek sayısal bölünme düzeylerinin olduğunu tespit etmiştir.37

3.Araştırma 3.1 AraştırmaVeri Seti Araştırmada kullanılacak verilerin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi önlisans ve lisans düzeyinde, Burdur il merkezi, Bucak ilçesi ve Gölhisar 31

Fabiola Riccardini - Mauro Fazio, “Measuring the Digital Divide”, IAOS Conference on Official Statistics and the New Economy, 2002, http://www.websm.org/uploadi/editor/IP_Riccardini%20-%202.doc, 05 Ekim 2016. 32 Jayajit Chakraborty - Martin M. Bosman, Jayajit Chakraborty - Martin M. Bosman, “Measuring the Digital Divide in the United States: Race, Income and Personel Computer Ownership”, The Professional Geographer, Vol.57, No.3, 2005. 33 Philip N. Howard vd., “Comparing Digital Divides: Internet Access and Social Inequality in Canada and the United States”, Canadian Journal of Communication, Vol.35, 2010, s. 109. 34 Jianbin Jin - Angus W. H. Cheong, “Measuring Digital Divide: The Exploration in Macao”, Observatorio (OBS) Journal, Vol.2, No.3, 2008, s. 259. 35 Fidan – Şen, a.g.m. s. 1108. 36 Hüseyin Fidan, "Türkiye Bölgesel Sayısal Bölünme Düzeylerinin Belirlenmesinde Gini Yaklaşımı", Business and Economics Research Journal, Volume 8, Number 1, 2017, s. 57. 37 Fidan, a.g.m. s. 439.

124


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ilçesinde olmak üzere üç farklı bölgede öğrenim gören 300 üniversite öğrencisine uygulanan anket sonrası elde edilen veriler excel ortamında düzenlenmiştir. Anketlerin kontrolü sonrası eksik ve hatalı olduğu tespit edilen 42 anket iptal edilmiştir. Böylece 258 anket ile veri seti, analiz için hazır hale getirilmiştir. Analizde kullanılacak Gini yönteminde verilerin gruplandırılması gerektiğinden dolayı öğrenciler ile ilgili sayısal veriler cinsiyet ve öğrenim gördüğü birimlerin yer aldığı yerleşim yerlerine göre gruplandırılarak Tablo 2’de sunulmuştur. Tablo 2: Bilişim sistemleri kullanımları Birimle r Burdur Merkez Bucak Gölhisa r Toplam

Kişi sayısı E

49 92 43 31 69 38 42 97 B 55 258 B E B E

Bilgisa.

İnternet Erişimi

41 7 32 3 26 6 35 1 34 7 41 5 209

41 80 39 27 62 35 40 93 53 235

Tablet 8 10 5 9 10 14

18 14 24 56

Mobil telefon 49 91 42 31 69 38 40 93 53 254

Akıllı telefon 49 42 29 38 40 49

91 67 89 247

E-ticaret

İnternet Bank.

E-devlet

34 30 13 23 32 30 162

33 49 16 20 33 13 36 54 18 136

35 58 23 21 48 27 35 61 26 167

6 4 3 6 6 2

Enabı z 9 9 0 1 5 4 4 9 5 23

3.2 Araştırma Metodu Bilişim sistemlerinin öğrenciler arasında kullanım farklılıklarının belirlenmesi için, gelir eşitsizliklerinde kullanılan standart bir ölçüm aracı haline gelen Gini katsayıları kullanılmıştır. Belirlenen gruplar arasındaki eşitsizlik düzeyini sayısal olarak belirleyen Gini yaklaşımı bilgisayar, internet, tablet, akıllı telefon gibi teknolojik cihazlara sahip olma farklılıklarının yanı sıra e-devlet, e-ticaret vee-nabız gibi uygulamalardan yararlanma ile ilgili eşitsizliklerin belirlenmesine uygulanmıştır.

3.3 Araştırma Bulguları Demografik Bulgular Hedef kitle olarak seçilen üniversite öğrencileri yaş ortalaması 21,4 olup, ankete katılanların %47’si erkek ve %53’ü bayandır. Katılımcıların %35,6’si Burdur merkez, %26,7’si Bucak ve %37,7’si Gölhisar ilçesi olmak üzere öğrenci potansiyeli en fazla olan birimlerde öğrenim görmektedir. Katılımcıların %78’i 0-1300 TL arası gelir seviyesine sahiptir. Bilişim sistemlerinin sahip olma sayıları dikkate alındığında en yüksek seviyenin mobil telefonlarda olduğu görülmektedir. Tablet kullanımları ise en düşük seviyededir. E-uygulamalar olarak isimlendirebileceğimiz internet üzerinden yapılabilen işlemlerde ise internet üzerinden alış veriş ve e-devlet uygulamaların gençler arasında yüksek olduğu görülmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın Nisan 2015 tarihinde sosyal kullanıma açtığı E-nabız sisteminin kullanım seviyesi oldukça düşüktür. Katılımcıların %20’sinin E-nabız portalı hakkında bilgisi bulunmamaktadır. Gini Katsayı Değerleri

125


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Gruplar arasındaki eşitsizlik seviyesinin nüfusa göre ağırlıklandırılarak hesaplanabilmesi için (3) nolu denklem kullanılmıştır. Bu denklem kullanılarak ilçeler arası bilgisayar sahipliğindeki Gini değerinin hesaplama yöntemi Tablo 3’te sunulmuştur. Hesaplanan 0,0278 değeri ilçeler arasındaki bilgisayar kullanımındaki sayısal bölünmenin düşük olduğunu göstermektedir. Tablo 3:Gini katsayısının hesaplanması Birim

Kişi sayısı

Bucak Merkez Gölhisar Toplam

69 92 97 258

Bilgisayar Bilgisayar Küm. Kişi Küm.Bilgis. sahibi kişi Kişi oranı |Xi*Yi+1- Xi+1*Yi| oranı Oranı (Xi) Oranı (Yi) sayısı 61 0,26744186 0,291866029 0,26744186 0,29186603 0,0106 73 0,35658915 0,349282297 0,62403101 0,64114833 0,0172 75 0,37596899 0,358851675 1 1 209 1 1 0,0278

Tablo 3’te verilen yönteme göre bölgelere ve cinsiyetlere göre gruplandırılarak hesaplanan Gini katsayıları Tablo4’te gösterilmektedir. Tabloya göre en yüksek Gini değerinin 0,1815 ile cinsiyetler arası internet bankacılığı kullanım farklılığında olduğu görülmektedir. En düşük Gini değeri 0,0048 ile akıllı telefon sahipliğindedir. Tablo 4: İlçe ve Cinsiyetlere göre Gini katsayıları

İlçeler Cinsiyetler

Bilgisayar sahipliği

İnternet erişimi

Tablet sahipliği

Akıllı telefon

Eticaret

0,0278 0,0103

0,0228 0,0132

0,0557 0,0621

0,0174 0,0048

0,0572 0,0147

İnternet bankacılığı 0,0309 0,1815

Edevlet uyg. 0,0203 0,0720

E-nabız uyg.

Ortalama

0,0424 0,1358

0,0343 0,0618

İlçelere göre cinsiyetler arasındaki sayısal bölünme seviyelerini belirlemek için hesaplanan Gini değerleri Tablo 5’te verilmiştir. Değerlere göre en yüksek sayısal bölünmenin Burdur il merkezinde, en düşük sayısal bölünmenin Gölhisar’da öğrenim gören öğrenciler arasında olduğu belirlenmiştir. Bilişim sistemleri açısından ise tüm birimlerde cinsiyetler arası en yüksek sayısal bölünme internet bankacılığında yaşanmaktadır. Tablo 5: İlçelere göre cinsiyetler arası Gini kat sayıları

Burdur Merkez Bucak Gölhisar

Bilgisayar sahipliği

İnternet erişimi

Tablet sahipliği

Akıllı telefon

Eticaret

0,0290

0,0201

0,0881

0,0058

0,0013

0,0230 0,0203

0,0137 0,0028

0,0921 0,0163

0,0164 0,0164

0,0881 0,0831

E-nabız uyg.

Ortalama

0,1408

Edevlet uyg. 0,0708

0,4673

0,1029

0,1567 0,2336

0,0117 0,1407

0,2492 0,0114

0,0813 0,0655

İnternet bankacılığı

Sonuç Bilişim sistemlerinin toplum içerisinde yaygın kullanımları kadar, toplum genelindeki eşit düzeyde kullanımları da verimlilik açısından önem arz etmektedir. Özellikle bilişim teknolojilerinin 126


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

kullanımlarındaki genç nüfus arasındaki eşitsizlikler, bilgi toplumu yolundaki ülkelerin gelecekteki teknolojik düzeylerini şekillendirecektir. Bu sebeple genç nüfus arasında, bilişim sistemleri kullanım farklılıklarını ifade eden sayısal bölünme düzeylerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Gini yaklaşımının kullanıldığı bu çalışmada, üniversite öğrencileri arasında sayısal bölünme düzeylerinin oldukça düşük olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılanlar arasında en yüksek sayısal bölünmenin internet üzerinden yapılan işlemlerde, en düşük ise akıllı telefon sahipliğinde olduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda katılımcılar arasında birinci seviye sayısal bölünmenin, ikinci seviye sayısal bölünmeye nazaran daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyetler arası sayısal bölünme seviyesi ilçeler grubuna nazaran daha fazladır. Cinsiyetler arası sayısal bölünme, internet bankacılığında en yüksek seviyededir. En düşük sayısal bölünme seviyesi yine akıllı telefon sahipliğindedir. Akıllı telefon kullanımları hem ilçeler hem de cinsiyetler arasında eşit dağılıma sahiptir. Bu bağlamda mobil teknolojilerin, sayısal bölünmeyi azaltan bir faktör olduğu ifade edilebilir. Sayısal bölünme düzeylerinin yüksek olduğu e-ticaret ve internet bankacılığının mobil uygulamalara taşınması, bu alanlardaki eşitsizlikleri azaltabilir. Çalışma sadece Mehmet Akif Ersoy üniversitesinin en yoğun öğrenci potansiyelinin olduğu üç yerleşim yerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma farklı üniversite, öğrenim düzeyleri, gelir grupları gibi değişkenlerle genişletilebilir. Ayrıca bu değişkenler ile hesaplanan Gini değerleri arasındaki ilişki analizleri yapılarak, sayısal bölünmeyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi yapılabilir.

127


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça ATTEWELL, Paul, 2001, The First and Second Digital Divides, Sociology of Education, 74 (3), BAKER, Paul, M., A., 2001, Policy Bridges for the Digital Divide: Assessing the Landscape and Guaging the Dimensions, First Monday, 6 (5), http://www.firstmonday.org/ojs/index.php/fm/article/view/860/769, Erişim: 14 Ağustos 2016. BROUSSEAU, Eric, CURIEN, Nicolas, 2007, Internet and Digital Economics, Cambridge University Press, New York BURKE, Peter, 2007, A Social History of Knowledge Revisited, Modern Intellectual History, 4 (3) CERIANI, Lidia, VERME, Paolo, 2012, The Origins of the Gini Index: Extracts from Variabilità e Mutabilità (1912) by Corrado Gini, J EconInequal, 10 CHAKRABORTY, Jayajit, BOSMAN, Martin, M., 2002, Race, Income, and Home PC Ownership: A Regional Analysis of the Digital Divide, Race and Society, 5 (2) CHAKRABORTY, Jayajit, BOSMAN, Martin, M., 2005, Measuring the Digital Divide in the United States: Race, Income and Personel Computer Ownership, The Professional Geographer, 57 (3) COHEN, Wesley, M., LEVIN, Richard, C., 1989, Empirical Studies of Innovation and Market Structure”, (ed) R.Sehmalensee and R.D. Willig, Handbook of Industrial Organization, Volume II, Chapter 18 FİDAN, Hüseyin, 2013. İktisadi Açıdan Bilgi Kavramı ve Bilgi Kavramına Yaklaşımlar Üzerine Bir İnceleme, Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 4 (9), 94-104. FİDAN, Hüseyin, ŞEN, Halil, 2015, Sayısal Bölünmenin Ölçülmesinde Gini Yaklaşımı: Türkiye’de Kentsel, Kırsal ve Cinsiyet Açısından Sayısal Bölünme Düzeyleri, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 8 (39), 1108-1118. FİDAN, Hüseyin, 2016, Measurement of the Intersectoral Digital Divide with the Gini Coefficients: Case StudyTurkey and Lithuania, Inzinerine Ekonomika-Engineering Economics, 27 (4), 439–451. FİDAN, Hüseyin, 2017, Türkiye Bölgesel Sayısal Bölünme Düzeylerinin Belirlenmesinde Gini Yaklaşımı, Business and Economics Research Journal, 8 (1), 49-62.

128


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

GOODMAN, Leo, A., KRUSKAL, William, H., 1959, Measures of Associationfor Cross Classifications II: Further Discussion and References, Journal of the American Statistical Association, 54 (285) GROMOV, Gregory, 2012, Internet History with a http://www.netvalley.com/history_of_internet.html, Erişim: 07 Mayıs 2016.

Human

Face,

HOWARD, Philip, N., BUSCH, Laura, SHEETS, Penelope, 2010, Comparing Digital Divides: Internet Access and Social Inequality in Canada and the United States, Canadian Journal of Communication, 35, 109-128. JIN, Jianbin, CHEONG, Angus, W., H., 2008, Measuring Digital Divide: The Exploration in Macao, Observatorio (OBS) Journal, 2 (3), 259-272. KAKWANI, Nanak, C., 1977, Applications of Lorenz Curves in Economic Analysis, Econometrica, 45 (3), 719-728. KAYNAK, Selahattin, 2008, Bilgi Toplumuna Geçiş Sürecinde Bilgi Ekonomisi ve Türkiye Üzerine Bir Uygulama, Yayınlanmıs Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum MACLACHLAN, Ian, SAWADA, Ryo, 1997, Measures of Income Inequality and Social Polarization in Canadian Metropolitan Areas, The Canadian Geographer / Le Ceographe Canadien, 41 (4), 377-397. OECD, 2001, Understanding the Digital Divide, Paris, France RICCARDINI, Fabiola, FAZIO, Mauro, 2002, Measuring the Digital Divide, IAOS Conference on Official Statistics and the New Economy, http://www.websm.org/uploadi/editor/IP_Riccardini%20-%202.doc, Erişim: 05 Ekim 2016. RIGGINS, Frederick, J., DEWAN, Sanjeev, 2005, The Digital Divide: Current and Future Research Directions, Journal of the Association for Information Systems, 6 (12), Article 13. SEDIMO, Nonofo, C., BWALYA, Kelvin, J., PLESSİS, Tanya, Du, 2011, Conquering the Digital Divide: Botswana and South Korea Digital Divide Status and Interventions, SA Journal of Information Management,13 (1), Art, #471. SHANKAR, Raja, SHAH, Anwar, 2003, Bridging the Economic Divide with in Countries: A Scorecard on the Performance of Regional Policies in Reducing Regional Income Disparities, World Development, 31 (8), 1421–1441. SPECTOR, Robert, 2001. Amazon.com ve Yaratıcısı Jeff Bezos, Çeviren: Zeynep Yelçe, Scala Yayıncılık, İstanbul

129


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

TONTA, Yaşar, KÜÇÜK, Emin, M., 2005, Main Dynamics of the Transition from Industrial Societyto Information Society, Proceedings of the Third International Symposium on Society, Governance, Management and Leadership Approaches in the Light of the Technological Developments and the Information Age, 3-16. VANDIJK, Jan, 2012, TheEvolution of the Digital Divide The Digital Divide turns to Inequality of Skills and Usage, Digital Enlightenment Yearbook, 57-75. VANDIJK, Jan, HACKER, Kenneth, 2003, The Digital Divide as a Complex and Dynamic Phenomenon, The Information Society, 19, 315-326. WEI, Lu, HINDMAN, Douglas, B, 2011, Does the Digital Divide Matter More? Comparing the Effects of New Media and Old Media Use on the Education-Based Knowledge Gap, Mass Communication and Society, 14 (2), 216-235. ZAKON, Robert, Hobbes, 2016, Hobbes' Internet Timeline, http://www.zakon.org/robert/internet/timeline/, Erişim: 28 Nisan 2016.

130


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Fuzuli`nin “Leylâ ve Mecnun” Mesnevisinin Bitlisî`ninAynı Başlıklı Eserine Etkisi Zümrüd Rahimova-Şefiyeva*

Öz 18. yüzyıl şairi Heris Bitlisî`nin 24 fasıl ve 740 beyitten oluşan “Leylâ ve Mecnun” mesnevisi geleneksel edebi örneklere dayanılarak kaleme alınmıştır. Bu eserde birçok klasik şairin etkileri görülmektedir. Bu bağlamda Nizâmî, Mektebi, Nevai ve Hatifi`nin “Leylâ ve Mecnun” eserleriyle Bitlisî`nin aynı başlıklı mesnevisi arasında belirli örtüşmeler söz konusudur. İsimleri zikrolunan şairlerden başka mesnevide başka bir şairin etkilerinin de olmasıyla ilgili araştırmalarda bilgi verilmiş, fakat onun kimliği açıklanmamıştır. Makalede kimliği açıklanmayan fakat Bitlisî üzerinde etkileri büyük olan bir şairden bahsedilir. Araştırmalarımız sonucunda (çeşitli olgular, kıyaslamalar, değişik olay, motif, ifade ve kafiyelerin paralellik arz etmesi) kimliği açıklanmayan etki kaynağının ünlü Azeraycan şairi ve divan şiirinin dehası Fuzuli`nin olduğunu belirledik. Anahtar Kelimler: Heris Bitlisî, Fuzuli, Rudenko, Bayezidi, Nevai, mesnevi, etki

Doç. Dr.AMEA akad. ZM.Bünyadov adına Doğubilimcilik Enstitüsü, zumrud_rahimova@yahoo.com *

131


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Influence of “Leyli and Majnun” distich by Fuzuli on Bitlisî’s work of the same title Zümrüd Rahimova-Şefiyeva*

Abstract The poem “Leyli and Majnun” by Haris Bitlisî is small in volume and consists of 24 headings and 740 distiches. In adherence to tradition it differs with certain features. Sources used are not indicated by Bitlisî. Even if sometimes the breach is occurred in description of the story but it is mostly the same with Fuzuli distich from the beginning. Our researches show that Bitlisî is mostly influenced by Fuzuli in comparison with other authors. Keywords: Haris Bitlisî, Fuzuli, Rudenko, Bayazidi, Maktabi, Navai, poem, influence

*

Doç Dr. Azerbaıjan Natıonal Academy of Sciences, zumrud_rahimova@yahoo.com

132


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş XIX. yüzyılın 40'lı yıllarında akademisyen B.A.Dorn`un görevlendirmesiyle Rusya'nın Türkiye konsolosu olarak çalışan A.D.Jaba tarafından Kürt yazmaları derlendi. Onun derlediği 54 yazmadan 44'ü Kürtçe, diğerleri ise Türkçe, Farsça ve Fransızcaydı. Daha sonra Kürt edebiyatı üzerine Sovyet döneminin ünlü bilim adamlarından olan M.B.Rudenko, Jaba'nın yazmalar koleksiyonu üzerinde bilimsel araştırma yaptı, Kürtçe yazıların tasvirini verdi ve bazı eserlerin filolojik çevirisini ve eleştirel metnini hazırlayıp yayınladı.1

1. Fuzuli ve Bitlisî`nin “Leylâ ve Mecnun” Mesnevilerinin Mukayesesi Filolojik çevirisi yapılmış bu eserlerden biri de Heris Bitlisî'nin "Leylâ ve Mecnun" mesnevisidir.2 H.Bitlisî`nin hayat ve eserleri hakkında bilgi yok derecesindedir. Bilinen şu ki, o, XVIII. yüzyılda yaşamıştır ve “Leylâ ve Mecnun” mesnevisinden başka A.Jaba`nın koleksiyonunda "Yusuf ve Zeliha" adlı daha bir eseri vardır. Rudenko, bu eserin Bitlisî`den yüz yıl önce yaşamış Selim ibn Süleyman'ın “Yusuf ve Züleyha” mesnevisinin yeniden işlenmiş varyantı olduğunu göstermiştir. “Anlaşılan, Heris Bitlisî'nin amacı mesnevinin dilini sadeleştirmek olmuş, Züleyha'nın adı da bu amaçla halk telaffuzuna uygun olarak "Zeliha" şeklinde kullanılmıştır”.3 H.Bitlisî`nin "Leylâ ve Mecnun" mesnevisi hacimce küçüktür, 24 bölüm ve 740 beyitten oluşmaktadır. Eserden belli oluyor ki, şair, mevcut "Leylâ ve Mecnun"lardan beslenmiş ama bu kaynakları göstermemiştir. A.Jaba, Bitlisî'nin "Leylâ ve Mecnun" mesnevisinin Nizâmî'nin aynı adlı eserinin tercümesi olduğunu düşünmüştür. Rudenko ise eserin orijinal olmadığını, konunun Nizâmî'nin "Leylâ ve Mecnun" eserinden alındığını onaylasa da buradaki bazı bölümlerin

Rudenko M.B. Opisanie kurdskih rukopisey Leningradskih sobraniy, Moskva, 1961, 4. 2 Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965. 3 Rudenko M.B., a.g.e., 58. 1

133


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Nizâmî`de olmadığını da kaydetmiştir.4 Doğu Halkları Edebiyatında Nizâmî Konuları(Темы и сюжеты Низами в литературах народов Востока) kitabının yazarı Gazenfer Aliyev de Nizâmî ve Bitlisî'nin "Leylâ ve Mecnun" mesnevilerinin örtüştüğünü ve başka bir edebi kaynağın da etkisinin olduğunu belirtmiştir.5 Y.E.Bertels`e göre zaman itibariyle ilk kaynaktan - Nizâmî'nin mesnevisinden uzaklaştıkça “Leylâ ve Mecnun”ların konusu rengarenklik kazanıyor. Sonraki yazarlar için ancak ilk kaynaktan konuşmak önemli sayılmaz.6 Bu anlamda Bitlisî'nin eserinde Nizâmî ile birlikte Mektebi, Hatifi, Nevai ve Fuzuli'nin etkisi görülmektedir. Olgular, kıyaslamalar Fuzuli'den etkilenmenin daha geniş olduğunu, farklı parçaların, ifade ve uyakların paralellik arz ettiğini gösteriyor. Bu, rastlantısal bir olay değildir. Fuzuli'nin "Leylâ ve Mecnun" mesnevisi Kürtlerin de çok sevdiği eserlerden olmuştur. Belli ki, Kürt edebiyatı yüzyıllar boyunca Fars, Türk, Arap edebiyatları ile temasta gelişmiştir. Bunu Kürt şairleri, bilim adamları kendileri de itiraf etmiş ve değerlendirmişler. Kürt edebiyatının şaheseri olan Ahmet Hani`nin "Mem ve Zin" mesnevisi Fuzuli'nin "Leylâ ve Mecnun" eserinin etkisiyle aynı vezin ve behir ölçüsüyle yazılmıştır.7 Fuzuli ve Bitlisî'nin mesnevilerindeki örtüşmelerde dikkati çeken ilk olgu her iki eserin yazılma nedenleri bölümüdür. Fuzuli eserini Türk sanat adamlarının [Lütf eyle! – dediler, - ey sühensenc! Faş eyle cahane bir nihan genc! Leyli-Mecnun ecemde çohdur, Etrakde ol fesane yohdur. Tegrire getir bu dastanı, Gıl taze bu eski bustanı! 8], Bitlisî ise bir Kürt kızının ricasıyla yazdığının altını çizer: ‫ﭘﺮﺳﯽ ﻣﻪ ﮊﻭﯼ ﻓﺮﺍﺭ ﻣﮑﻨﻮﻥ‬ ‫ﮐﻮ ﺗﺮﺟﻤﻪ ﮊ ﮐﯽ ﻟﯿﻠﯽ ﻭ ﻣﺠﻨﻮﻥ‬ Bitlisi Haris, a.g.e. 6. Aliev G.Y. Temı i syujeti Nizâmî v literaturah narodov Vostoka, Moskva, 1985, 81. 6 Bertels Y.E. Nizâmî i Fuzuli, Moskva, 1962, 275. 7 Hüseyn Kürdoğlu. Fûzuli ve Ahmed Hani, Muhammed Fûzuli 500. Beynelhalg Fûzuli simpoziumunun materialları (7-8 Noyabr 1996), Bakı, “Sabah”, 1997, 244253. 8 Muhammed Füzuli. Eserleri, II cild, Bakı, 1958, 45. 4 5

134


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

9

‫ﮐﺮﺩﯼ ﺗﻮ ﻭ ﺯﻧﮑﯽ ﺑﺰﺍﻧﯿﻦ‬ ‫ﻟﻮﺍﻡ ﭼﻮ ﺑﻔﺎﺭﺳﯽ ﻧﺰﺍﻧﯿﻦ‬

“O dedi: “Leylâ ve Mecnun”u tercüme et, Onu Kürt dilinde şiire dönüştür ki biz de okuyalım. Çünkü biz Farsçayı bilmiyoruz”. Şunu da belirtmek gerekir ki, Farsça "Leylâ ve Mecnun" yazarlarından hiçbiri eserin bölümlerinin başlıklarını mesnevi şeklinde kafiyeye tabi tutmamıştır. Ama kendi eserini Fars dilinden tercüme olarak sunan Bitlisî`de de bölümlerin başlıkları aynen Fuzuli'de olduğu gibi seçilidir. Fuzuli`de: Bu, sebebi-nezmi-kitabdır Baisi-irtikabi-ezabdır.10 Bitlisî`de: ‫ﺳﺒﺐ ﺗﺎﻟﯿﻒ ﮐﺘﺎﺑﯽ‬ 11‫ﻭﺁﻏﺎﺯ ﺳﺮﻟﻮﺣﻪ ﺧﻄﺎﺑﯽ‬ Kitabın yazılma nedeni Ve hitap bölümünün başlangıcı. Görüldüğü üzere Fuzuli'de "kitap-azap", Bitlisî`de "kitaphitap" seci oluşturmaktadır. Aynı zamanda Bitlisî Fuzuli'nin "sebep", "kitap" kelimelerini alıntılamıştır. "Ve" bağlacı Fuzuli'de beytin arasında, Bitlisî`de beytin ikinci mısraının başında kullanılmıştır. H.Bitlisî`nin "Leylâ ve Mecnun" eserinde Allah'a, Peygambere hitap ve eserin yazılma sebebi olarak üç geleneksel bölümden sonra olaylar anlatılmaya başlar. Olayın tasviri en baştan "Mecnun'un Okulda Yalnız Kalması" bölümü dâhil olmakla Fuzuli'nin mesnevisinde olduğu gibidir, sonra sıra bozulsa da, Bitlisî`deki bazı bölümler Fuzuli'nin eserindeki bölümlerle örtüşmektedir. Böyle bölümlerden biri "Mecnun'un Bebek İken Gece Gündüz Ağlaması ve Bir Güzelin Kucağında Susması" bölümüdür. Y.E.Bertels Nizâmî'den sonra "Leylâ ve Mecnun" yazarlarından bahsederken bu epizodun Mektebi Şirazi, Hatifi ve Fuzuli'nin eserlerinde kullanıldığını

Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, 13. 10 Muhammed Füzuli, a.g.e., 44. 11 Bitlisi Haris, a.g.e., 10. 9

135


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

göstermiştir.12 Mektebi, Fuzuli ve Bitlisî'nin eserlerinden örneklere bakalım. Mektebi`de: ‫ﺍﺯ ﮔﺮﯾﻪ ﺑﺮ ﺁﻥ ﮔﻞ ﺑﻬﺸﺘﯽ‬ ‫ﮔﻬﻮﺍﺭﻩ ﺩﺭ ﺁﺏ ﺩﯾﺪﻩ ﮔﺸﺘﯽ‬ ... ‫ﺗﺎ ﺭﻭﯼ ﭘﺮﯾﺮﺧﯽ ﻧﺪﯾﺪﯼ‬ 13‫ﺍﺯ ﮔﺮﯾﻪ ﺩﻣﯽ ﻧﯿﺎﺭ ﻣﯿﺪﯼ‬ ( O behişt gülünün ağlamasından, Beşik gözyaşı içinde gemi oldu. Peri yüzlüyü gidip görmeyince Bir anda ağlamaktan kalmadı) Fuzuli`de: Lakin ol edib hemişe nale, Hoşnud deyildi heç bu hale. ...Bir gün onu gezdirirdi daye, Derdini yetirmeye devaye, Bir evde meger ki, bir periveş Ol tifli besi görüb müşevveş Rehm etti, eline aldı bir dem, Tifl onu görünce oldu hürrem, Hüsnune bahıb gerar tutdu, Feryadü feğanını unutdu. 14 Bitlisî`de: ‫ﻧﺎﮔﺎﻩ ﺩﺭﻭﮊﮐﯽ ﮐﭽﮏ ﺧﻮﺏ‬ ‫ﻫﻠﮑﺮﺗﯽ ﺍﻭﯼ ﻋﺰﯾﺰ ﻭ ﻣﺮﻏﻮﺏ‬ ‫ﻓﯽ ﺍﻟﺤﺎﻝ ﮐﻨﯽ ﻭ ﺷﺎﺩ ﮔﺸﯽ ﺑﻮ‬ ‫ﻓﺮﺧﻨﺪﻩ ﺷﺎﻫﯽ ﮊﻫﺶ ﺑﻮﻭ‬ ‫ﻫﯿﻨﺎ ﺩﮔﻮ ﺩﺍﯾﻨﺎ ﺑﻪ ﻋﺮﺩﯼ‬ 15 ‫ﺩﺳﺘﯽ ﻭﺍﮐﺮﯼ ﺑﺎﻩ ﻭ ﺩﺭﺩﯼ‬ (Aniden bir güzel kız O aziz ve sevimliyi (kucağına) götürdü.

12 13

Bertels Y.E. Nizâmî i Fuzuli, Moskva, 1962, 287, 305. Mektebi Şirazi, Mecnun ve Leyla,Tahran,s.146

14

Muhammed Füzuli. Eserleri. II cild, Bakı, 1958, 52. Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predislovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, 16. 15

136


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hemen güldü, şad oldu. Sevindi şenlendi. Onu yere koyduğunda Ağlamaya, rahatsız olmaya başladı). Verilmiş örneklerdeki örtüşme dikkat çekiyor. Ağlamanın nedenini “Zatında çü var idi mehebbet” söyleyen Fuzuli gibi Bitlisî de aşkı bilenlerin diliyle çocuğun aşktan bela çekeceğini söyler. Sonraki olayların devam etme şekli de Fuzuli`de olduğu gibidir. Fuzuli`de: On yaşına yetdi ol yegane; Atasına mügtezayi-adet. Ferz oldu ki, onu ede sünnet.16 Bitlisî`de: ‫ﻫﯿﻨﺎﮐﻮ ﺳﻨﯿﻦ ﻭ ﻋﻤﺮ ﺑﻮﺗﻪ‬ ‫ﻻﻭﮎ ﺑﺠﻤﺎﻝ ﺷﺒﻪ ﻣﻪ ﺑﻮ‬ ‫ﺑﺎﺑﯽ ﺑﻬﺰﺍﺭ ﻭ ﯾﻮﻝ ﻭ ﺳﻨﺖ‬ 17 ‫ﺁﻏﺎﺯ ﻧﻬﺎﺩ ﺑﻮﻭﯼ ﺳﻨﺖ‬ (O, on yaşına geldiğinde Güzellikte Aya benziyordu. Babası bin bir büsatla Onu sünnet etmeye (düğün yapmaya) başladı). Bitlisî`de düğün töreni daha detaylı olarak betimlenmiş. 40 gün devam eden düğüne Kufe`den Bağdat’a kadar aşiret ağalarını davet etmek için kasidler gönderilir vs. Bundan sonra baş kahramanın okul zamanı gelir. Nizâmî`de: ‫ﻫﺮ ﮐﻮﺩﮐﯽ ﺍﺯ ﺍﻣﯿﺪ ﻭ ﺍﺯ ﺑﯿﻢ‬ ‫ﻣﺸﻐﻮﻝ ﺷﺪﻩ ﺩﺭﺳﯽ ﻭ ﺗﻌﻠﯿﻢ‬ ‫ﺑﺎ ﺁﻥ ﭘﺴﺮﺍﻥ ﺧﺮﺩ ﭘﯿﻮﻧﺪ‬ ‫ﻫﻢ ﻟﻮﺡ ﻧﺸﺴﺘﻪ ﺩﺧﺘﺮﯼ ﭼﻨﺪ‬ ‫ﻫﺮ ﯾﮏ ﺯﻗﺒﯿﻠﻪ ﺍﯼ ﻭ ﺟﺎﺋﯽ‬ 18‫ﺟﻤﻊ ﺁﻣﺪﻩ ﺩﺭ ﺍﺩﺏ ﺳﺮﺍﺋﯽ‬ (Her bir çocuk umut ve korku sebebiyle,

16

Muhammed Füzuli. Eserleri. II cild, Bakı, 1958, 53. Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predislovie i primechanie: M.B. Rudenko, Moskva, 1965, 17.

17

18

Nizâmî Gencevi,1384, Külliyatı Hamse, Der: Vahid Dastgerdi,Tahran

137


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ders ve eğitimle meşgul idi. Akraba olan o küçük erkek çocuklarla Birkaç kız da bir odada (harfen; aynı levha) oturmuştu. Her biri bir yerden, bir aşiretten, Edep evine toplanmışlardı).19 Mektebi`de: ‫ﺭﺥ ﺑﺮ ﺭﺥ ﻫﻢ ﺩﻭ ﺻﻒ ﮐﺸﯿﺪﻩ‬ ‫ﻫﺮ ﯾﮏ ﺯﻗﺒﯿﻠﮥ ﺭﺳﯿﺪﻩ‬ ‫ﯾﮑﺴﻮ ﭘﺴﺮﺍﻥ ﭼﻮﻥ ﻓﺮﺷﺘﻪ‬ ‫ﺍﺯ ﻟﻄﻒ ﻭ ﻣﻼﯾﻤﺖ ﺳﺮﺷﺘﻪ‬ ‫ﯾﮑﺴﻮ ﺻﻒ ﺩﺧﺘﺮﺍﻥ ﭼﻮﻥ ﺣﻮﺭ‬ 20‫ﮔﺮﺩ ﺁﻣﺪﻩ ﻫﻤﭽﻮ ﻣﺸﻌﻞ ﻧﻮﺭ‬ (Yüzyüze iki saf toplanmışlar, Her biri bir kabileden gelip yetişmişler. Bir tarafta melek gibi erkek çocuklar, Lutuf ve samimilikten yaranmışlar. Bir tarafta huri gibi kızların sefi, Nur meşalesi gibi toplanmışlar.) Fuzuli`de: Mektebde onunla oldu hemdem Bir neçe melekmisal gız hem, Bir sef gız oturdu, bir sef oğlan, Cem oldu behişte huriğılman.21 Bitlisî`de: ‫ﭼﻨﺪﮎ ﮊ ﮐﭽﯽ ﻭ ﺩﺧﻮﺵ ﻧﺎﺳﺎﻥ‬ ‫ﻫﻢ ﻗﺎﻟﻪ ﺑﺮﯾﻦ ﺑﺪﺭﺳﯽ ﺩﺭﺩﺍﻥ‬ ‫ﺍﻟﻘﺼﻪ ﺻﻔﮏ ﮐﺞ ﻭ ﺻﻔﮏ ﮐﺮ‬ 22 ‫ﺗﺸﺒﯿﻪ ﺩﻭ ﺭﯾﺰ ﻟﻮﻟﻮ ﺩﺭ‬

19

Nizâmî Gencevi. Leyli ve Mecnun, filoloji çevirme, izahlar ve notlar: professor Mübariz Alizade, Bakı, 1981, 62-63. 20 Mektebi Şirazi,Leyla ve Mecnun,Tahran,1373,s.147 21 Muhammed Füzuli. Eserleri. II cild, Bakı, 1958, s.54. 22 Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, s.18.

138


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

(Onun (Gays`ın) akraba ve tanıdıklarından birkaç kız (da) Okumak azaplarında onunla okul arkadaşı oldular. Nihayet, bir sef kız (oturdu), bir sef oğlan, İki düzüm inciye benziyorlardı.) Verilmiş bu örneklerde ilginç bir paralellik dikkat çeker. Nizâmî'nin "Her biri bir kabileden ve bir yerden toplanıp". (Her yek ze gebile-yi ve ca-yi cem amede) mısraını Mektebi "Her biri bir kabileden yetişip" (Her yek ze gebile -ye reside) şeklinde iktibas etmiş. O, ayrıca Nizâmî'nin "cem amede" ifadesini "gerd amede" şeklinde kullanmış. Fuzuli Nizâmî'nin şiirselliğinden (oğlanlar) “‫” ﭘﺴﺮﺍﻥ‬, (kız) “‫ ”ﺩﺧﺘﺮ‬, (oturup) “‫ ” ﻧﺸﺴﺘﻪ‬ve Mektebi`nin “huri”, “sef” gibi kelimelerinden etkilenerek “Bir sef gız oturdu, bir sef oğlan, “Cem oldu behişte hüri gılman” beytini ortaya koymuştur. Fuzuli`nin bu beytinin yapısı da Mektebi`nin “ Bir terefde melek kimi oğlanlar, Bir terefde huri kimi gızlar” beytinin yapısına benziyor. Bitlisî “Leylâ ve Mecnun”lara ne kadar tanık olsa da, okulda öğrencilerin oturma sahnesinin tasvirinde Fuzuli gibi “Bir sef gız (oturdu), bir sef oğlan” ifadesini kullanmıştır. Mektebi kızları “huri”ye, oğlanları “meleye”, Fuzuli kızları “huri”ye, oğlanları gılmana, Bitlisî ise iki dizim inciye benzetmiştir. “İki dizim inci” ifadesiyle öğrencilerin güzelliği, zarifliği ve düzenle oturmaları betimlenmiştir. Fuzuli`nin “Leylâ ve Mecnun” mesnevisinde âşıklar kendi sırlarını saklamak için (ta olmaya raz aşikara) belirli bahaneler uydururlardı: Bir növ behane ile herdem Könlünü gılırdı Geys hürrem. Mektebden olan zamanlar azad, Vesl üçün ederdi hiyle bünyad.23 Fuzuli bu bahaneleri “Gesden unudurdu dersin ol zar”, “Emden hettini ğelet yazırdı”, “Gesd ile nihan edib kitabın” vs. şeklinde ifade etmiştir. Bitlisî Fuzuli`de kitabı saklamak bahanesine yazı levhasını saklamak ve "gözleşmek" denilen bir oyunu da eklemiştir. Bu oyunun 23

Muhammed Füzuli. Eserleri. II cild, Bakı, 1958, 58.

139


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

kuralına göre birbirinin gözünün içine bakan iki âşıktan ilk olarak kim gözünü birinci kırpsa, o yenik sayılır.Fakat sır açılır ve Leylâ'nın annesi durumu anlayarak kızını okuldan çıkarıyor. Annesinin Leylâ'ya nasihati bölümü Nizâmî'nin eserinde yoktur. Fakat onun takipçilerinden Emir Hüsrev Dehlevi, Mektebi, Hatifi, Habibi, Fuzuli, Bitlisî ve diğerlerinin eserlerinde vardır. Bitlisî Fuzuli`nin eserinin bu bölümünün “Eşg olduğu yerde mehfi olmaz” mısrasını “Eşgi gizletmek mümkün değil (Aşkı saklamak mümkün değil)” ‫ﻧﺎﻣﻤﮑﻨﻪ‬... ‫”ﻋﺸﻖ ﺑﺖ ﻧﻬﺎﻧﯽ‬ şeklinde kullanmıştır. O, Fuzuli`nin Oğlan eceb olmaz, olsa aşig Aşiglik işi gıza ne layig?24 - beytinde ise küçük bir değişim yaparak içeriğini ve kafiye yapısını korumuştur: ‫ﺑﮑﺮﻡ ﺗﻪ ﻫﯿﻦ ﻫﺰﺍﺭ ﻋﺎﺷﻖ‬ 25‫ﻋﺎﺷﻖ ﺑﻮﻧﯿﺎﺗﻪ ﻧﯿﻨﻪ ﻻﯾﻖ‬ (Bırak bini olsun sana aşık Aşıklıl (işi) sana ne layık.) Fuzuli “Güzarişi-hal-i Mecnun” bölümünde Mecnun`un okula gidip Leylâ'yı orada görmemesinden ve feleğe, alfabenin farklı harflerine, yazı yazmak için kullanılan malzemelere seslenerek geçirdiği sarsıntıyı, çilesini belirtir. Mecnun harflere önceki görüntüsünü koruduğuna göre sitem ediyor: Düş, ey elif, istigametinden! Şerm eyle bu geddü-gametinden! ...Ey nun! Çü nihandır ebruyi-yar, Sen dehi nezerde durma, zinhar! Ey mim! Çü ağzı oldu ğaib, Oldu sene hem edem münasib! ...Ey hame, sirişkbar olubsan, Sergeştevü bigerar olubsan! Guya bu gün etmemiş müyesser,

24

Muhammed Füzuli, a.g.e., 61. Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, 24. 25

140


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Dövran sene destbusi-dilber.26 Bitlisî de "Mecnun'un okulda yalnız kalması" bölümünde Mecnun'un Leylâ'sız geçirdiği halleri Fuzuli`de olduğu gibi okul malzemelerinin aracılığıyla bildirir. O, Leylâ'ya seslenerek okula gelen çocukların, kitapların sayfalarının, alfabenin farklı harflerinin onsuz kederlendiğini, "elif" in dertten tüy gibi inceldiğini, "re" harfinin "dal" harfi gibi eğildiğini vb. göstermiştir. Mecnun`un kendisini kör gibi tanıtıp, kör dilenci gibi Leylâ ile görüşmesi bölümünden Bitlisî'nin Hatifi`den, Habibi`den değil, özellikle Fuzuli`den faydalandığını söyleyebiliriz. Her iki varyantta Leylâ Mecnun'u "ya dust!" çağrısından tanır. Fuzuli`de: Ol dusta zahir eyleyib raz, “Ya dust!” deyib, yetirdi avaz. Leyli ki, eşitdi ol sedayi, Bildi eşiyindeki gedayı, Evden çıhıb etdi erzi-didar, Gıldı sedege zekati-rühsar.27 Bitlisî`de: ‫ﯾﺎ ﺩﻭﺳﺖ ﮐﻮﮐﻮ ﺍﻭﯼ ﻟﺒﺮ ﺩﺭ‬ ‫ﻓﯽ ﺍﻟﺤﺎﻟﻪ ﻧﺎﺳﯽ ﯾﺎ ﺳﻤﻨﺒﺮ‬ ‫ﻭﯼ ﮐﻮ ﮐﺮﻧﺎ ﺑﺪﺳﺖ ﺧﻮ ﺧﯿﺮﺍﻥ‬ 28 ‫ﭼﯿﺰ ﮊ ﻭﯼ ﮐﻮ ﺑﺒﺮﯼ ﻏﯿﺮﺍﻥ‬ (Kapının ağzında “Ya dust!” söylediğinde O yaseminber onu hemen tanıdı. O (annesine) dedi: “Kendi eliyle sadaka vermek Başkasının aracılığıyla sadaka vermekten daha iyidir”.) Fuzuli`nin Leylâ'sı Mecnun'u tanıyıp onun önüne koşar, Mecnun bu görüşü bir zekat ve sadaka olarak kabul eder. Bitlisî "Mecnun'un Ahuyu ve Güvercini Serbest Bırakması" faslını da Fuzuli mesnevisinin etkisiyle yazmıştır. Nizâmî`de

26

Muhammed Füzuli, a.g.e., 68. Muhammed Füzuli. Eserleri. II cild, Bakı, 1958, 142. 28 Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, 31. 27

141


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Mecnun'un ahuları kurtarması faslı vardır. Sonraları başka yazarlar da bu bölüme müracaat etmişler. Güvercinle ilgili bölüm ise ancak Fuzuli`nin eserinde vardır. Bertels bu bölüme yaklaşımını şu notla bildirmiştir. "İlginç bölümdür, çünkü güvercin eskiden beri Venüs'ün sembolik kuşudur."29 Bitlisî, Fuzuli`nin eserindeki iki bölümü, iki başlığı bir başlıkta birleştirmiştir. Fuzuli`nin eserinde Mecnun: Ey çeşmi-nigar yadigarı! Sehl eyle mene ğemi-nigarı!30 - derken Leylâ'nın gözlerini hatırlattığından dolayı ahuya, Sen gasid imişsen, ey hemame, Menden hem ilet nigare name!31 - söylerken Leylâ’yla arasında iletişim kuracağı için güvercine hazin ve hassas duygular besliyor. Üzüntü, yas simgesi olan gök rengine göre güvercini kendisine yakın sanır. Bir lehze menimle hemnişin ol, Gencineyi-razime emin ol! Başım tükün aşiyane gılğıl, Göz yaşımı abü dane gılğıl!32 Bitlisî`de de Mecnun ahunun gözlerini Leylâ'nın gözlerine benzetir. Güvercini ise tuzaktan kurtarıp dost olur. Fuzuli`de "Başım tükün aşiyane gılğıl” arzu şeklinde söylenmiş, Bitlisî`de ise güvercin Mecnun'un bazen omzuna, bazen göğsüne konarak başında yuva kurmuştur. Nizâmî`de Mecnun ahuları kurtarmak için atından, Fuzuli`de kıyafetinden, güvercini serbest bırakmak için kolundaki "düri-ter"den geçiyor. Bitlisî`de ise avcı Mecnun'dan hiçbir şey istemiyor, onun bir sözü ile hayvanları açıp bırakıyor. Nizâmî`de düğün gecesi Leylâ İbn Selam`a sert bir tokat vurur. Fuzuli`de o, İbn Selam`a "Gurtar meni atadan-anadan, Bir ğem yeg olur iki beladan" dese de düğün gecesi hile kullanıyor: "...Okula

29

Bertels Y.E. Nizâmî i Fuzuli, Moskva, 1962, 306. Muhammed Füzuli, a.g.e., 99. 31 Muhammed Füzuli, a.g.e., 101. 32 Muhammed Füzuli, Eserleri. II cild, Bakı, 1958, 101. 30

142


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

gittiği zamanlarda "nagah bir perizadın ona ülfet etdiyin" ve "Beniadem etme hemser! Yohsa gılaram deminde fani, Bir zerb ile hem seni, hem ani!”, söyleyerek33 İbn Selam`ı korkutur. Bitlisî de düğün gecesinin gerilimini bu epizodun yardımıyla ortadan kaldırır. İbn Selam kapıda gözüktüğünde Leylâ diyor: ‫ﮐﻮ ﺩﺱ ﻣﺪﺳﻦ ﮐﻮ ﺑﻮﺗﻪ ﺑﯿﮋﻡ‬ ‫ﻣﻌﺸﻮﻕ ﭘﺮﯾﮑﯽ ﺍﺯ ﮊﻣﯿﮋﻡ‬ ‫ﻫﺘﯽ ﮐﻮ ﺧﺪﯼ ﻣﻪ ﮊﯼ ﺭﻫﺎ ﮐﺮ‬ 34 ‫ﺻﺒﺮﯼ ﺑﺨﻮﺭﺍ ﺗﻮ ﺁﺷﯿﻨﺎ ﮐﺮ‬ (“Bana yaklaşma! Sana ne diyorum Ben uzun süredir bir perinin maşukuyum Allah beni serbest etmeyene kadar, (Gerek) sabırla (talihinle) barışasın”.) Bitlisî'nin eserinde Azerbaycan, Fars, Türk ve başka dillerde yazılmış, Kürt folklorunda yayılmış "Leylâ ve Mecnun"ların, aynı zamanda A.Hani`nin "Mem ve Zin" eserinin etkisi gözükmektedir. Şair belli bölümlerde küçük bir değişiklik yaparak kendi eserini yazmıştır. Örneğin, Nizâmî`de, Fuzuli`de Leylâ'yı Mecnun'un babası istemeye gider. Bitlisî`de ise bu görevi maiyet görür. Leylâ ve Mecnun aşkını Nizâmî "Bir kalp atıyordu o iki canda", Fuzuli "Güya iki tende idi bir can", Bitlisî ise "İki beden bir gömlek oldu" şeklinde ifade etmiştir.Ya da Leylâ'nın düğününde aniden Mecnun hıçkırarak düğün kafilesinin önünü kesip diyor: "Leylâ sen beni bırakıp gittin" (Terka te mehale, ey vefadar...). Nizâmî'nin "Karının Mecnun'u Leylâ'nın Kapısına Götürmesi", Fuzuli`nin "Bu, Mecnun`un zincire kendisini mukayyed ettiğidir ve bahaneyle Leylâ tarafına gittiğidir" sözleri ile Bitlisî'nin Mecnun'un bir esir gibi davranması farklı özelliklere sahiptir. Nizâmî`de hem boynuna zincir geçirilmiş, hem de onu çekiştirerek götüren kişi bu işi bilerek yapmış, fakirliğin taşını atmak için bir tuzak gibi düşünmüşlerdir. Bitlisî`de ise bu, rızık kazanmak için kurulmuş bir tuzak değil, gerçektir. Nizâmî`de boynuna zincir geçirmiş kişiye "deli", Fuzuli`de "esir" denir. Bitlisî`de de Fuzuli`de olduğu gibi o kişi "esir" adlanır ve gerçekten de o esirdir ve

33

Muhammed Füzuli, a.g.e., 149. Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, 59. 34

143


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

bu yolla öldürdüğü kişinin intikamını almak zorundadır. Muhtemelen Bitlisî'nin bölümü bu şekilde kurgulamasına Fuzuli`nin Bu ganlılığa gılıbdır igrar, Men eylemişem bunu giriftar.35 - beyti neden olmuştur. Burada “düşmancılık” anlamında kullanılmış “kanlılık” sözü Bitlisî`ye fikri bu şekilde ifade etmek imkanı vermiştir.Yahut Bitlisî`de anne karakteri kendi sertliği ile seçilir. Bu hem imajın milli karakteri, hem de bu olayın ailenin adına, şerefine, namusuna leke olarak algılanmasıyla ilgilidir. Mektebi`de ana haberi duyunca kızına "Benim ateşle dolu can ciğerim", diyor. Onun halini görünce kalbinin dumanından gökyüzü kararır. Ona hayatta dikkatli olmayı önerdiğini, bu haberin babasını nasıl etkileyeceğini de hatırlatıyor. ‫ﺁﮔﺎﻩ ﺷﻮﺩ ﭘﺪﺭ ﺯﺣﺎﻟﺖ‬ 36 ‫ﺩﺭ ﺧﺎﮎ ﻧﻬﺎﻥ ﮐﻨﺪ ﺟﻤﺎﻟﺖ‬ (Baban durumunu bilirse, Seni toprağın altına saklar.) Fuzuli`de haber anneye ulaştığında çok rahatsız oluyor, heyecanlanıyor, korkuyor, şairin tabirince "Odlare tutuşub, yase batdı."37 Onun sitem dolu her sözü bir hüküm niteliğinde olsa da kızının haline yanıyor ve onu babasıyla tehdit ediyor. Tut kim, sene gıymazam meni zar, Menden ulu bir müdebbirin var. Neylersen eger atan eşitse, Gehr ile sene siyaset etse?38 Bitlisî`de ise annesi bu haberi duyunca öfkesinden ağlar, başına toprak döker, yaylığını yırtar, saçını yolar. Kızının yanında oturup öfkeyle: “Ah yaramaz, bu ne bela, ne rezillik”, - söyleyerek çadraya örtünmesini, evde oturmasını söyler. ‫ﺍﯾﺪﯼ ﺗﻮ ﺑﭽﯽ ﮊﻣﺎﻝ ﺑﺪﺭﻣﻪ‬ ‫ﻃﯿﺮﮎ ﺗﻪ ﺑﺒﻮﺭﺗﻦ ﺑﺴﺮﻣﻪ‬

35

Muhammed Füzuli. Eserleri. II cild, Bakı, 1958, 135. Mektebi Şirazi,Leyla ve Mecnun……,s.149 37 Muhammed Füzuli, a.g.e., 60. 38 Muhammed Füzuli, a.g.e., 62. 36

144


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

‫ﺩﯼ ﺑﺒﮋﻣﻪ ﺑﺎﺏ ﻭ ﺧﺰﻡ ﻭ ﻧﺎﺳﺎﻥ‬ ‫ﺧﻮﻧﻪ ﺗﻪ ﻭ ﺧﻮﻥ ﺑﻄﺎﺱ ﻭ ﺟﺎﻣﺎﻥ‬ (Eğer sen evden çıksan, Başına taş (harfen: tolu) düşsün. Babana, akrabana söyleyeceğim, Senin kanını içsinler.) 39

Akrabaların Mecnun'un annesinin mezar taşına bütün belaların sebebi olarak Leylâ'ya beddua yazması ve buna benzer bazı küçük detaylar Bitlisî'nin kendi hayalinin ürünüdür. Belirtildiği gibi, Bitlisî'nin eseri orijinal değil. Hacim açısından da meşhur olan "Leylâ ve Mecnun"lardan küçüktür. Bazı bölümler, didaktik görüşler, Nizâmî`de özellikle belirtilen Mecnun'un şairliği vs. onun eserinde yoktur. Bölümler arasında ilişki bazen sağlansa da, bazen şair bu doğrultuda başarı sağlamamıştır. Bununla birlikte, Bitlisî'nin eseri Nizâmî'nin "Leylâ ve Mecnun" eserine Kürtçe nazire olarak ilgi uyandırıyor. 1965 yılında M.B.Rudenko bu eseri ortaya çıkarana kadar bu olgu, bilim alemine belli değildi. Y.E.Bertels, 1962 yılında "Nizâmî ve Fuzuli" kitabını yayımlarken Nizâmî'nin devamcıları arasında Kürt edebiyatından örnekler vermekte zorluk çekmiş, Ete`ye atfen Gorani lehçesinde mevcut bir yazının British Museumda bulunduğunu söylemekle yetinmiştir.40 Fakat Kürtçe "Leylâ ve Mecnun"un sözlü ve yazılı varyantları çoktur. Jaba'nın koleksiyonunda ikinci bir "Leylâ ve Mecnun" eseri de vardır. Bu Kürt yazmalarını toplamakta Jaba'ya yakından yardım etmiş Molla Mahmud Bayezidi`nin eseridir. M.M.Bayezidi`nin eseri 1858 yılında nesirle yazılmış ve üzerine şöyle bir not düşürülmüştür: "Leylâ ve Mecnun" kitabının Türk dilinden Kırmancı Kürtlerinin diline çevirisi. Jaba da kendi yazmasının özetinde bu yazının Fuzuli`nin "Leylâ ve Mecnun" eserinin "Türk dilinden Kürt diline nesirle tercümesi" olduğunu yazmış. Rudenko bu görüşe katılmadığını, Bayezidi`nin eserini Heris Bitlisî'nin mesnevisinin nesirle aktarılması olduğunu

39

Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva, 1965, 24. 40 Bertels Y.E. Nizâmî i Fuzuli, Moskva, 1962, 313.

145


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

belirtmiştir. Bunun için eserlerdeki metin yakınlığı, ifade benzerliğini, ayrı ayrı söz, ifade ve bölümlerin uygunluğunu esas alıyordu.41

Sonuç Rudenko tarafından Heris Bitlisî`nin Nizâmî`nin “Leylâ ve Mecnun”unda olmayan bazı olayların (ağlayan bebeğin yani Mecnun`un bir güzelin kucağında sakinleşmesi, Leylâ ve Mecnun`un yeniden buluşmak bahanesiyle birbirine kitap vermesi, Mecnun`un koyun derisine girip sürüyle Leylâ`nın yurduna gitmesi vs.) Mektebi ve Nevai`nin aynı isimli eserleriyle uyuşma içinde olduğunu belirtilmiştir.42 Heris Bitlisî`nin söz konusu eseri geleneğe dayanılarak kaleme alınmıştır. Burada Nevai, Mektebi, Ahmed Hani`nin mesnevileriyle belirli örtüşmeler olabilir. Fakat Bitlisî kendi eserini yazan zaman daha çok Fuzuli`nin “Leylâ ve Mecnun” mesnevisinden faydalanmıştır. Mahmud Bayezid`in “Leylâ ve Mecnun” kitabının (Türk dilinden Kirmancı Kürtlerinin Diline Tercümesi) ve Jaba`nın kendi yazmasının özetinde bu yazmanın Fuzuli`nin “Leylâ ve Mecnun” mesnevisinin Türk dilinden tercümesi 43 ifadeleri ve Fuzuli ve Bitlisî'nin eserlerini kıyaslarken vardığımız sonuç şu ki, hem Bayezidi`nin, hem de Bitlisî'nin eserleri için temel kaynak Muhammed Fuzuli`nin "Leylâ ve Mecnun" mesnevisi olmuştur. Bayezid`in eserini metinlerin yakınlık, aynılık ve bölümlerin sırası açısından Bitlisî`nin eserinin nesir varyantı sanan Rudenko da dolaylı olarak bu fikri onaylamış olur.

41

Rudenko M.B. Opisanie kurdskih rukopisey Leningradskih sobraniy, Moskva, 1961, 63. Bitlisi Haris. Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie: Rudenko M.B., Moskva, 1965, 12. 43 Rudenko M.B. Opisanie kurdskih rukopisey Leningradskih sobraniy, Moskva, 1961, 62-63. 42

146


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça ALİEV, G.Y.,1985, Temı i syujeti Nizâmî v literaturah narodov Vostoka, Moskva BERTELS,Y.E. ,1962, Nizâmî i Fizuli, Moskva BİTLİSİ, HARİS,1965, Leyli i Mecnun. Perevod, predslovie i primechanie Rudenko M.B., Moskva FÜZULİ MUHAMMED ,1958, Eserleri, II cild, Bakü KÜRDOĞLU HÜSEYN,1997, Fuzuli ve Ahmed Hani, Mehemmed Fuzuli 500. Beynelhalg Fuzuli simpoziumunun materialları (7-8 Noyabr 1996), Bakı, “Sabah” NİZÂMÎ GENCEVİ, 1981, Leyli ve Mecnun, filoloji çevirme, izahlar ve notlar,Der: Alizade Mübariz, Bakü RUDENKO,M.B.,1961,Opisanie Leningradskih sobraniy, Moskva

kurdskih

rukopisey

MEKTEBİ ŞİRAZİ, 1373, Leyla ve Mecnun, Tahran GENCEVI NIZÂMÎ,1384, Külliyatı Hamse, Der: Vahid Dastgerdi,Tahran

147


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

1909 Maraş Ermeni Olayları Ali Karahan*

Öz Osmanlı Devleti, birçok etnik unsuru bünyesinde barındırmaktaydı. Bu etnik unsurlardan biri olan Ermeniler, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devlet aleyhinde kalkışmalarla kendilerinden sıkça söz ettirmeyi başarmışlardı. Birçok nedenin bir araya gelmesiyle bağımsızlık mücadelesine başlayan Ermenilerin ilk faaliyet alanı Doğu Anadolu olmuştu. Ancak burada istediklerini elde edemediklerinden dikkatlerini Çukurova bölgesine yoğunlaştırmışlardı. Çukurova bölgesi ile ilgileri Bizans dönemine kadar geriye giden Ermeniler, burada küçük bir prenslik kurmayı başarmışlardı. Doğu Anadolu’daki “Büyük Ermenistan” projesinin hayata geçirilemeyeceği anlaşılınca Ermeniler, tarihi bir iddia olarak “Küçük Ermenistan” olarak gördükleri Çukurova’da “Kilikya Ermeni Prensliği”ni tekrar canlandırmak istemişlerdi. Uygun zamanı bekleyerek bölgedeki çalışmalarını yoğunlaştıran Ermeniler, İstanbul’da meydana gelen 31 Mart Vak‘ası’nı fırsat bilerek harekete geçmişler ve Adana’da ciddi hadiselere neden olmuşlardı. Ermenilerin bölgede kurmayı planladıkları “Küçük Ermenistan”ın sınırları içerisinde Maraş ve çevresi de bulunmaktaydı. Bundan dolayı Adana’daki olayların etkisi Maraş ve çevresinde de hissedildi. Bu çalışmada Adana’daki olayların etkisiyle Maraş ve çevresinde çıkan Ermeni hadiseleri izah edilmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Ermeniler, Adana, Maraş, Zeytun

*

Araştırma Görevlisi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, ede.46_karahan@hotmail.com

148


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Maras Armenian Events in 1909 Ali Karahan*

Abstract The Ottoman Empire contained many ethnic groups. The Armenians, one of these ethnic groups, have been mentioned often because of their actions against the state since the second half of the 19th century. The first activity area of Armenians, who had started to struggle for independence because of many reasons coming together, was Eastern Anatolia. However, they could not get what they wanted here, they concentrated their attention on the Çukurova region. The Armenians, whose interest about the Çukurova region went back to the Byzantine period, had succeeded to establish a small principality here. When it was understood that the "Great Armenia" project in Eastern Anatolia could not be established, the Armenians wanted to revive the "Armenian Principality of Cilicia" in Çukurova, which they regarded as a historical claim, as "Little Armenia". Armenians intensified their work in the region by waiting for the right time and they acted on the occasion of the March 31st incident, which took place in Istanbul, and caused serious incidents in Adana. There were also Maras and its surroundings within the boundaries of "Little Armenia" that the Armenians planned to establish in the region. Therefore, the influence of events in Adana was felt in and around Maraş. In this study, the Armenian incidents in and around Maras that occured with the effects of the events in Adana will be explained. Keywords: Ottoman, Armenians, Adana, Maraş, Zeytun

*

Research Assistant, ede.46_karahan@hotmail.com

149


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Osmanlılar ile Ermenilerin ilişkileri Orhan Bey (1326-1362) zamanında başlamıştı. 1326’da Bursa’yı Bizans’tan alarak başkent yapan Orhan Bey, Ermenilerin ayrı bir cemaat olarak teşkilatlanmalarına izin vermişti. Orhan Bey, Kütahya’daki Ermeni ruhanî merkezini de Bursa’ya naklettirmişti.1 Fethin ardından 1461’de II. Mehmed (1451-1481), Bursa’daki dinî lider Hovakim’i İstanbul’a getirterek şehirde bir Ermeni Patrikhanesi’nin kurulmasını sağlamıştı.2 İstanbul’da Ermeni Patrikhanesi’nin kuruluşuyla birlikte Rum Ortodoksları haricindeki bütün monofizit ve gayr-i monofizitler buraya bağlanmışlar ve Ermeniler “Millet Sistemi”3 içerisinde “Gregoryen Milleti” olarak örgütlenmişlerdi. Ermenilerin ayrı bir cemaat olarak kabul edilmelerinin ardından Osmanlı yönetimi ile aralarındaki ilişkilerin yürütülmesinde patrikhane tek yetkili mercii kılınmıştı. Ayrıca, Ermenilere din, eğitim-öğretim ve aile işlerini kendi örf ve âdetlerine göre düzenleme hakkı tanınmıştı.4 Osmanlı Devleti içerisinde bu şekilde örgütlenip genel olarak rahat bir hayat sürdüren Ermeniler, XIX. yüzyıl boyunca yapılan reformlardan olumlu manada etkilenmişlerdi. Bu dönemde ilan edilen Tanzimat (1839) ve özellikle Islahat (1856) fermanlarının gayr-i Müslimlere verdiği haklardan yararlanarak kendilerini her bakımdan geliştirme imkanına kavuşmuşlardı. 17 Mart 1863’te kabul edilen “Ermeni Milleti Nizamnamesi”yle de siyasî varlıkları açısından yeni bir dönem başlamıştı. 99 maddeden oluşan bu nizamnameyle patrik ve asillerin yetkileri azaltılmıştı. Ermeni cemaatine kendilerini temsil etmek üzere 140 üyeli bir Genel Meclis oluşturma yetkisi verilmişti. Ermeni patriğinin seçiminin Genel Meclis tarafından yapılması kararlaştırılmıştı. Böylelikle yönetimin patrik ile cemaat arasında paylaşılmasıyla Ermeniler de idarede söz sahibi

1Erdal

İlter, Ermeni Kilisesi ve Terör, Ankara Üniversitesi OTAM Yayınları., Ankara 1996, s. 26.

2Kamuran

Gürün, Ermeni Dosyası, TTK Yayınları, Ankara 1983, s. 55; Davut Kılıç, Osmanlı Ermenileri Arasında Dinî

ve Siyasi Mücadeleler, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2006, s. 34-35. 3Millet

Sistemi hakkında geniş bilgi için bkz. Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi, Ağaç Yayınları.,

İstanbul 1992; Gül Akyılmaz, “Osmanlı Devleti’nde Gayrımüslimlerin Hukuki Statüleri”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri, II, Ankara 2003, s. 171-187. 4Azmi

Süslü, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları., Ankara 1990, s. 5.

150


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

olmaya başlamışlardı.5 Diğer taraftan, Fransa ve Vatikan’ın çalışmalarıyla 1830’da Ermeni Katolik, İngiltere ve Amerika’nın faaliyetleriyle 1850’de Protestan Ermeni kiliseleri kurulmuş ve böylelikle Ermeniler dinî bakımdan üçe bölünmüşlerdi. Bu durum Gregoryen Kilisesi’ni etkilemiş ve eski nüfuzunu kaybetmemek için kendi içerisinde daha fazla milliyetçiliğe yönelmesine neden olmuştu.6 Ermeniler ile Osmanlı Devleti ilişkileri Rusya’yla girilen 1877-78 Savaşı’nın ardından yeni bir safhaya ulaşmıştı. Bu savaşta mağlup olan Osmanlı Devleti, 3 Mart 1878’de Rusya ile imzaladığı Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesiyle7 Doğu Anadolu’da Ermenilerin yaşadığı yerlerde ıslahat yapmayı ve güvenliklerini temine yönelik adımlar atmayı taahhüt etmişti.8 Ancak bu antlaşmayla Rusya’nın Ermenileri kendi nüfuzuna alması ve Doğu Anadolu’da bazı bölgelere yerleşecek olması İngiltere tarafından kabul edilmemişti. Avusturya ve Fransa’nın da İngiltere’ye destek vermesiyle Ayastefanos Antlaşması’nın adı geçen ülkeler aleyhine olan hükümlerini değiştirmek üzere Berlin’de yeni bir kongre yapılması kararlaştırılmıştı. 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması’nda, Ayastefanos’un Ermenilerle ilgili 16. maddesi fazla değişikliğe uğramadan 61. madde9 olarak yer almıştı. Bu maddeye göre Osmanlı Devleti, Ermenilerin bulundukları vilayetlerde ıslahat yapmayı ve güvenliklerini sağlamayı kabul etmişti. Böylelikle Ermeni meselesi uluslararası bir hüviyet kazanarak dış müdahalelere açık hale gelmişti.10 Ermeniler, Berlin Antlaşması’yla uluslararası bir himayeye kavuşmalarına rağmen beklentilerinin

karşılanmadığını

düşündüklerinden

Avrupa

devletlerinin

ve

kamuoyunun

dikkatlerini üzerlerine çekmek amacıyla çeşitli eylemlere girişmişlerdi. Bu amaçla 1878’de Van’da 5Gürün,

a.g.e., s. 68-69; Abdurrahman Çaycı, Türk-Ermeni İlişkilerinde Gerçekler, Atatürk Araştırma Merkezi Yay.,

Ankara 2000, s. 16. 6Mim

Kemal Öke, Ermeni Sorunu 1914-1923, TTK Yay., Ankara 1991, s. 70-71; Ferudun Ata, İşgal İstanbul’unda

Tehcir Yargılamaları, TTK Yayınları., Ankara 2005, s. 2-3. 7Ayastefanos

Antlaşması’nın 16. maddesi için bkz. Nihat Erim, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri, I,

TTK Yay., Ankara 1953, s. 395; Mahmud Celâleddin Paşa, Mir’ât-ı Hakîkat, haz. İsmet Miroğlu, Bereket Yay., İstanbul 1983, s. 578-579. 8Cevdet

Küçük, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı, 1878-1897, TDAV Yayınları., İstanbul

1986, s. 3-4; Münir Süreyya Bey, Ermeni Meselesinin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları., Ankara 2001, s. 7. 9Berlin

Antlaşması’nın 61. maddesi için bkz. Erim, a.g.e., s. 423; Mahmud Celâleddin Paşa, a.g.e., s. 697; Ali Fuat

Türkgeldi, Mesâil-i Mühimme-i Siyasiyye, II, yay. haz. Bekir Sıtkı Baykal, TTK Yay., Ankara 1987, s. 87. 10Ali

Karaca, Anadolu Islahatı ve Ahmet Şâkir Paşa, Eren Yayınları., İstanbul 1993, s. 37-38; Münir Süreyya Bey,

a.g.e., s. 7; Rifat Uçarol, Siyasi Tarih 1789-2001, Der Yay., İstanbul 2008, s. 423-424; Çaycı, a.g.e., s. 24-28.

151


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kara Haç, 1881’de Erzurum’da Anavatan Müdafileri, 1887’de İsviçre’de Taşnak ve 1890’da Tiflis’te Hınçak komitelerini kurmuşlardı.11 Bu komitelerin faaliyetleriyle 1890’dan itibaren Erzurum, Kumkapı, Merzifon, Tokat ve Sasun’da Ermeni olayları meydana gelmişti. Bunun üzerine Avrupalı devletler devreye girerek Osmanlı Devleti’nden olayların nedenlerinin araştırılmasını talep etmişler ve daha sonra da Ermeniler ile ilgili ıslahatın bir an evvel hayata geçirilmesi hususunda baskı yapmaya başlamışlardı. Böylelikle Ermeniler, Batılı devletler nezdinde seslerini duyurmaya yönelik amaçlarına kısmen de olsa ulaşabilmişlerdi.12 Ayrıca, Ermeni komitelerinin faaliyetleri daha sonra da sürmüş Bâbıâli ve Osmanlı Bankası baskınları, Zeytun, Van ve İkinci Sasun isyanları ile II. Abdülhamid’e karşı Yıldız Suikastı gibi ciddi olaylar meydana gelmişti.13 Diğer taraftan, II. Abdülhamid’e karşı çıkarak meşrutiyeti tekrar ilan etmek isteyen Avrupa’daki Genç Türkler, Paris’te 1902’de bir kongre düzenlemişlerdi. Amaçlarına ulaşmada en büyük engel olarak gördükleri II. Abdülhamid’i iktidardan uzaklaştırmak isteyen Ermeniler de bu kongreye katılmışlardı. Kongrede alınan kararlardan birisi, inkılâbın başarılı olması için dış müdahalenin gerekliliği yönündeydi. Bu fikri savunan Ermenilere, Prens Sabahaddin Bey de katılmıştı. Ahmet Rıza Bey’in başını çektiği grup ise, ülkeyi parçalayacağı düşüncesiyle bu görüşe katılmamıştı. Bu arada Ermeni komiteleri, Osmanlı Devleti’ne karşı isyan hareketlerine bir müddet ara verdiklerinden Genç Türkler onlarla birlikte II. Abdülhamid’e karşı hareket etmeyi kararlaştırmışlardı. Bu iş birliği çerçevesinde, Paris’te 1907’de toplanan II. Genç Türk Kongresi’ne katılan Ermeniler de Osmanlı siyasî bağımsızlığını kabul ettiklerini ve isyan hareketlerinden vazgeçtiklerini açıklamışlardı.14 II. Genç Türk Kongresi’nden sonra güçlenen muhalefet hareketleri karşısında II. Abdülhamid, 23 Temmuz 1908’de ikinci defa meşrutiyeti ilan etmişti. Bu durum devletin bütün unsurları tarafından memnuniyetle karşılanmıştı. Bundan yararlanan Ermeniler, Avrupalı devletlerin desteğiyle yurt içinde ve dışında tekrar cemiyetler kurarak terör faaliyetlerine başlamışlardı. İttihatçıların bu tür cemiyetlerin faaliyetlerine “ittihad-ı anâsır” uğruna taviz vermesi İstanbul’da

11Göyünç,

a.g.e., s. 99-100; Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri, Babıali Kültür Yayınları., İstanbul 2007, s. 31.

12Küçük,

a.g.e., s. 106-111; Ata, a.g.e., s. 5.

13Gürün,

a.g.e., s. 149-167.

14Halaçoğlu,

a.g.e., s. 37-38; Ata, a.g.e., s. 6.

152


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

31 Mart Vak‘ası’nın ertesi günü 14 Nisan 1909’da Adana’da Ermeni olaylarının çıkmasına neden olmuştu.15 Adana’daki olaylar bölgede diğer şehirlerde yaşayanları olduğu gibi Maraş ve çevresindeki Ermenileri de etkilemişti. Bu çalışmada, Adana’daki olaylar ile bağlantılı olarak Maraş ve çevresinde Türkler ile Ermeniler arasında meydana gelen hadiseler izah edilmeye çalışılacaktır.

1- Olayların Sebepleri a- Çukurova Bölgesi’nin Tarihi ve Jeo-Stratejik Önemi Ortadoğu’nun en verimli ovalarından biri olan Çukurova’da, Adana, Tarsus, Kozan, Silifke, Mersin, İskenderun, Ayas gibi önemli tarihî şehirler bulunmaktadır. Daha içerlerde yer alan Maraş, Antep, Zeytun ve İslâhiye ise, Ortadoğu tarihini etkilemiş eski sitelerdir. Ceyhan, Seyhan, Göksu, Tarsus nehirlerinin varlığı ve Anadolu-Suriye eski kervan yolunun buradan geçmesi bölgenin diğer özellikleridir. Ayrıca, Almanların 1903’te Berlin-Bağdat demiryolu hattını inşaya başlaması ve Seyhan-Ceyhan nehirlerinden istifade ederek tarım arazilerini sulamak için proje geliştirmesi bölgenin önemini daha da arttırmıştır.16 Çukurova’nın bu özel konumu Avrupalı devletlerin bölgeyi dikkate almalarına neden olmuştur. Bu bağlamda bölgeyle yakından ilgilenen devletlerin başında Suriye-Musul-Çukurova üçgeninde kendisine nüfuz alanı oluşturmaya çalışan Fransa’nın geldiğini belirtmek gerekir. Bölgedeki hedeflerini gerçekleştirebilmek için kullanabileceği Hıristiyan bir unsur arayan Fransa, buradaki yerleşim yerlerinde yaygın olarak yaşayan Ermeniler üzerinde karar kılmıştı. Çukurova’ya yoğun ilgi gösteren Fransa ile bölgedeki Ermenilerin istekleri karşılıklı uyum içerisindeydi.17 Ermeniler, “Küçük Ermenistan” olarak gördükleri Çukurova ve çevresinde daha önce RupenyanHetumyan sülalesinin kurduğu Kilikya Ermeni Devleti’ni tekrar diriltmek istiyorlardı. Fransa ise, bir taraftan Çukurova’nın iktisadî zenginliğini sömürmeyi planlarken, diğer taraftan bölgenin stratejik konumundan faydalanarak Doğu Akdeniz’de kontrolü ele geçirebilmenin hesabını yapıyordu. Fransa, bölgede nüfuzunu yaygınlaştırmak isteyen diğer Avrupa devletlerine karşı 15Halaçoğlu, 16Süleyman

a.g.e., s. 39. Hatipoğlu, “1909 Adana Ermeni Olayları”, Kahramanmaraş’ta Ermeni Sorunu Sempozyumu,

Kahramanmaraş 2002, s. 114-115. 17Yusuf

Ziya Bildirici, “Ermeni Soykırımı Aldatmacası ve 1919-1920 Adana Katliamları”, Türkler, Cilt 13, Yeni

Türkiye Yayınları., Ankara 2002, s. 505.

153


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

üstünlük sağlamak için Ermenileri yanına çekmeyi zarurî olarak görüyordu. Nitekim Ermeniler, özellikle son dönemde Osmanlı bürokrasisi içerisindeki nüfuzlarını bir hayli arttırmışlardı. Ermenilerin bürokrasideki nüfuzlarını kendi lehine çektiği takdirde diğer Avrupa devletlerinin önüne geçeceğini düşünen Fransa, koşulsuz itaat karşılığında bölgede bir Ermeni devletinin kurulmasına sıcak bakmaktaydı.18 Diğer taraftan Fransa, Osmanlı Devleti’nin parçalanması halinde Suriye ve Çukurova bölgesine yerleşebilmek hususunda 1894’te Rusya’yla mutabakat sağlamıştı. Bu durum, nüfuz alanı olarak gördüğü Ortadoğu’daki Osmanlı toprakları ile Rusya’nın yaygınlaştırmayı düşündüğü yerler arasında tampon bir bölge oluşturması bakımından İngiliz politikasına da uygundu.19 Rusya’nın önceden beri sıcak denizlere inmeyi hedeflediği ve çıkış yollarından birinin de Adana ile İskenderun üzerinden Akdeniz olduğu bilinmektedir.20 Bundan dolayı Rusya da Çukurova’da yaşayan Ermenileri Osmanlı Devleti aleyhine kullanmaya çalışmıştır. Bu yönlendirmeyle harekete geçen Ermeniler, bölgeyi ele geçirebilmek amacıyla Adana, Maraş, Haçin ve Kozan şehirlerinde nüfuslarını çoğaltmak için bazı teşebbüslerde bulunmuşlardı. Ermeniler, nüfus bakımından güçlü bir konuma geldikten sonra bölgeye dışardan müdahalenin daha kolay olacağını düşünmüşlerdi.21

b- Ermenilerin Çukurova ve Çevresinde “Küçük Ermenistan” Kurma Hedefi Doğu Anadolu’da özerk bir devlet kurmak amacıyla komiteler tarafından çeşitli yerlerde 1890-97 arasında çıkarılan isyanlar Ermenilere istedikleri neticeyi vermemişti. Bunda, özerk bir Ermenistan kurulması durumunda Osmanlı Devleti’nin parçalanacağının farkında olan II. Abdülhamid’in, İngiltere’nin baskılarına rağmen ıslahat çalışmalarını ağırdan alması ve Ermenilerin 18Azmi

Süslü, “Maraş’taki Fransız ve Ermeni İşbirliği”, Kahramanmaraş 1. Kurtuluş Sempozyumu, Ankara 1987, s. 32.

19Hatipoğlu, 20Ramazan

a.g.m., s. 116.

Çalık, II. Abdülhamid Devrinde Ermeni Olayları, Batı Kaynaklarına Dayanılarak Yapılan Çalışmalar ve

Tarihi Gerçekler, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Konya 1994, s. 41. 21Nitekim

Loris Melikof’un, Ermenilerin Berlin Kongresi esnasında yaptığı çalışmalar üzerine Episkopos Horen

Narbey’e yazdığı mektupta, “Burası için (yani Kafkasya) size bir şey yoktur, siz aşağısı için çalışınız” şeklindeki tavsiyesi Çukurova’da Ermeni nüfusunu arttırmayı amaçlamaktaydı (Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları., İstanbul 1987, s. 550).

154


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

özellikle Doğu Anadolu’daki isyanlarına karşı bölgedeki aşiretlerden her biri 1.200 mevcutlu 36 adet Hamidiye Süvari alaylarını tesis etmesi önemli rol oynamıştı.22 Doğu Anadolu’daki söz konusu başarısızlık Ermenilerin Çukurova’da “Küçük Ermenistan” kurma isteğini daha da güçlendirmişti. Bu amaçla Ermeni ruhanî ve siyasî liderleriyle Avrupalı devletlerin yetkilileri arasında birçok yazışma yapılmıştı. Nitekim, Adana Ermeni Piskoposu Paul Terziyan’ın, 6 Temmuz 1898’de Fransa Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği mektup buna örnek olarak gösterilebilir. Mektubunda Adana ve Maraş’ı içine alacak şekilde bölgede Fransa himayesinde bir Ermeni devletinin kurulmasını gündeme getiren Terziyan, Doğu Anadolu’daki “Büyük Ermenistan” projesinin hayata geçirilebilmesini artık imkân dahilinde görmemekteydi. Çünkü o günkü siyasî durumun farkında olan II. Abdülhamid’in politikaları ile Doğu Anadolu’daki İngiliz-Rus rekabeti bunu engellemekteydi. Siyasî gelişmeleri iyi analiz eden Terziyan’a göre Rusya, Fransa’yı yanına çekebilmek için Çukurova’da İngiltere yerine Fransa kontrolünde küçük bir Ermenistan kurulmasını onaylayacaktı. İngiltere de politik yalnızlığa düşmemek amacıyla Fransa tarafından desteklenen “Küçük Ermenistan” projesine engel olmayacaktı. İki piskoposluğun bulunduğu bu bölgede Ermeni nüfusunun 150.000-200.000 civarında olduğunu belirten Terziyan, bu projeye destek verilmesi halinde Ermenilerin Ortadoğu’da Fransız kültürünün temsilcisi olacaklarını ve okullarında Fransızca eğitim yapılacağını taahhüt etmekteydi. Ayrıca, Adana ve Maraş sancaklarına özel bir statünün verilmesini, bu yapıldıktan sonra Hıristiyan bir valinin tayin edilmesini, karma polis teşkilatının kurulmasını ve 1895’te Rusya’ya giden 30.000 Ermeni’nin adı geçen yerlere iskânını istemekteydi.23 Çukurova’ya ilginin artmasında bölgeye gelip Sis Katogikosluğu ile birlikte çalışan İngiliz misyonerlerin de katkısı olmuştu. Ermeniler ile temasa geçen misyonerler, devlete ait arazileri mahkeme yoluyla elde etmeyi ve burada uygulanan muhacir yerleştirme politikasına karşı çıkarak Ermenilerin bu toprakları alması gerektiğini savunmuşlardı.24 Diğer taraftan, aralarında görüş ayrılıkları bulunan Taşnak, Veragazmiyal, Hınçak, Sahema Natrogan ve Ramgavar Ermeni

22Bayram

Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, Orkun Yayınları.,

İstanbul 1983, s. 81-103. 23Bayram

Kodaman, “Abdülhamid ve Paul Terziyan”, Ermeni Meselesi Üzerine Araştırmalar, TATAV Yay., haz. Erhan

Afyoncu, TATAV Yayınları., İstanbul 2001, s. 119-128. 24Hatipoğlu,

a.g.m., s. 116-117.

155


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

komiteleri II. Abdülhamid’e karşı birleşmişler ve 1905’te Paris’te bir kongre yaparak “Her ne şekilde olursa olsun Çukurova ve çevresinde istiklâl sağlamaya” karar vermişlerdi.25

c- 1909 Adana Ermeni Olaylarının Etkisi 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Ermeni komitelerinin Adana’daki faaliyetleri açıktan açığa görülmeye başlamıştı. Bu esnada Adana Episkoposu Muşeg, bölgedeki bütün hareketlerin tertipleyicisi konumundaydı. Muşeg, II. Abdülhamid döneminde mahallî idare yöneticilerinin müsamahalı yaklaşımlarından istifade etmiş ve bölgedeki memurlar üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştu.26 Bu dönemde Muşeg’in ilk teşebbüsü, Çukurova’da Ermeni nüfusunu çoğaltmak yönündeydi. Bu amaçla Maraş, Zeytun, Van, Harput, Diyarbakır ve Bitlis’ten ciddi bir Ermeni nüfusu getirilmiş ve bölgedeki her eve beş altı aile sıkışık bir vaziyette yerleştirilmişti.27 Muşeg ve komitecilerin bir diğer faaliyetleri de Ermenileri silahlandırmaya çalışmaktı. II. Abdülhamid döneminde gizlice silahlanmaya başlayan Ermeniler, Adana vilayeti sahillerinden senelerce silah ve cephane sokmuşlardı. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Muşeg, köyleri dolaşarak kiliselerde Ermenilere silah satın almalarına yönelik vaazlar vermişti. Bu teşviklerle birlikte el altından Kıbrıs ve Beyrut’tan getirtilenlerden başka, devletin resmî rakamlarına göre Mersin ve İskenderun gümrüklerinden Adana’ya 12.840 civarında silah sokulmuştu.28 Bu şekilde aylar öncesinde başlattığı isyan hazırlıklarını tamamlayan Muşeg bir bahaneyle Mısır’a gitmiş ve İstanbul’da 13 Nisan 1909’da 31 Mart Vak‘ası’nın meydana gelmesiyle de Adana’da Ermeniler ile Türkler arasında silahlı çatışmalar başlamıştı.29 Adana’da çıkan olaylar bölgedeki diğer şehirlere de sirayet etmişti. Bahçe, Maraş, Hamidiye, Antakya, Tarsus, Payas, Haçin, Dörtyol ve Erzin’de

25Yalçın 26Uras,

Özalp, Millet-i Sadıka Patırtısı ve Maraş, İstanbul tarihsiz, s. 226.

a.g.e., s. 551.

27Mehmet

Asaf, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, Yayınları. haz. İsmet Parmaksızoğlu, TTK Yayınları.,

Ankara 2002, s. 24; M. Sadi Koçaş, Tarihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri, Kastaş Yay., İstanbul 1990, s. 191. 28Uras, 29

a.g.e., s. 552.

Bildirici, a.g.m., s. 506.

156


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Türkler ile Ermeniler birbirlerine saldırmışlardı.30 Bu olaylar neticesinde 17.000 Ermeni ve 1.850 Müslüman hayatını kaybetmişti.31 Adana ve çevresindeki olayların İstanbul’da haber alınması üzerine Meclis-i Mebusan’da 2 Mayıs 1909’da sıkı yönetim ilan edilmesi kararı alınarak Tekirdağ Milletvekili Agop Babikyan, Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal Tengirşenk, Şura-yı Devlet Başkatibi Arif Bey ve Yargıç Musdikyan Efendi’den oluşan bir soruşturma komisyonu Adana’ya gönderilmişti.32

Bu arada

hükümetin yerinde tahkikat yapmak üzere gönderdiği Şura-yı Devlet Bidayet Mahkemesi Reisi Faik Bey ile Selanik Adliye Müfettişi Artin Efendi de bu esnada Adana’ya gelmişlerdi. Faik Bey ve Artin Efendi, gerekli tahkikatı yaptıktan sonra bir rapor hazırlayarak Adana Divân-ı Harb-i Örfî Mahkemesi’ne sunmuşlardı. Bu raporda, olaylardan önce ve sonra vazifelerini layıkıyla yerine getirmedikleri gerekçesiyle Adana Valisi Cevat Bey, Cebel-i Bereket Mutasarrıfı Asaf Bey ve Mustafa Remzi Paşa suçlu bulunmuşlardı.33 Bunların daha sonra görevlerinden uzaklaştırılmaları üzerine Babanzade Zihni Paşa vali ve Miralay Mehmet Bey de mürettep kuvvetler kumandanı olarak tayin edilmişlerdi.34 Yukarda ifade edildiği üzere, Adana ve çevresinde Ermeniler ile Türkler arasında çok sayıda ölümle sonuçlanan olaylar yaşanmıştı. Bu olaylardan önce Maraş ve Zeytun’dan da bir hayli Ermeni Adana’ya gelmişti. Bunların olaylarda aktif rol üstlenmesi, Adana’daki Ermeniler ile irtibat halinde olduklarını göstermektedir.

2- Maraş’ta Yaşanan Olaylar ve Divân-ı Harb-i Örfî’nin Kurulması II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi Maraş’ta yaşayan Türkler ve Ermeniler tarafından olumlu karşılanmıştı. Ermeniler II. Meşrutiyet’in ilanından sonra bir süre Türklerin tepkisini çekebilecek 30Salahi

R. Sonyel, “İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana’da Vuku Bulan Türk-Ermeni Olayları”, Belleten, Cilt 51,

Sayı 201, Ankara 1987, s. 1274-1275. 31Gürün,

a.g.e., s. 176.

32Bildirici,

a.g.m., s. 506; Sonyel, a.g.m., s. 1281. Bununla birlikte Adana’da 1906/7’de 50.300 ve 1914’de ise 52.650

adet Ermeni nüfusun bulunduğu ifade edilerek ölenlerin sayısının daha az olabileceği belirtilmektedir (Recep Karacakaya, 1908-1923 Türk Kamuoyu ve Ermeni Meselesi, Toplumsal Dönüşüm Yay., İstanbul 2005, s. 111). 33Ayrıca,

Bağdadî Abdulkadir, Boşnak Salih, Rehber-i İtidâl gazetesinin sahibi İhsan Fikri ve İsmail Safa Efendi’nin

ahaliyi isyana teşvik ettikleri gerekçesiyle yargılanmaları istenmekteydi {Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Meclis-i Vükela Mazbataları (MV), nr. 129/72}. 34Asaf,

a.g.e., s. 15-16.

157


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

taşkınlardan uzak durmuşlardı. Ancak Maraş’ta Ermenilerin komite faaliyetlerinin olduğu bilinmekteydi. Mahallî idarecilerin konjonktür gereği bu faaliyetlerin üzerine gitmemeleri TürkErmeni ilişkilerini zaman zaman gerginleştirmekteydi. İki taraf arasındaki ilişkiler bu şekildeyken İstanbul’da 31 Mart Vak‘ası’nın yaşandığı ve akabinde de Adana’da olayların çıktığı haberi etrafta duyuldu. Maraş’ta ticaretle uğraşan Ermeniler her zamanki vakitte iş yerlerine geliyorlar ve fazla beklemeden tekrar evlerine dönüyorlardı. Adana’daki olaylardan geç haberdar olan Türkler, Ermenilerin bu davranışlarına anlam veremiyorlardı. Bu arada hükümet tarafından öğrenilen Adana’daki olayların Maraş’a sirayetini önleyecek tedbirlerin alınmaması Türkleri de heyecanlandırmıştı. Sarayaltı Çarşısı’ndaki demirciler Ermeniler evlerine dönerlerken “Neden bu şekilde davranıyorsunuz?” diye sorduklarında cevap alamayınca hiddetlenerek ellerindeki demirlerle bunlara saldırmışlardı. Bunun haber alınması üzerine mahallî güvenlik güçleri vakit geçirmeksizin müdahale ederek hadiseyi büyümeden yatıştırmıştı.35 Sarayaltı Çarşısı’ndaki olay yatıştırılıp asayiş temin edilmişken bu defa da Maraş Mutasarrıfı Hayri Bey’e karşı bir galeyan meydana gelmişti. Şehirde yaşayan Ermeniler ile Türkler arasındaki ilişkilerin daha fazla gerginleşmesinin önüne geçmek isteyen Hayri Bey, Ulu Camii hatibinden gayr-i Müslimler hakkında olumsuz vaaz vermemesini tavsiye etmişti. Ancak Hayri Bey’in bu tavsiyesi Türkler üzerinde kötü bir etki yaratmıştı. Bu esnada Maraş hapishanesinde bulunan 17 mahkûmun yargılanmak için vilayet merkezi Halep’e gönderilmek isteği de eklenince 200 kişiden oluşan bir grup harekete geçerek hükümet konağına yürümüştü. Çoğunluğu Sarayaltı’ndaki hadiseye karışan kocalarının affedilerek Halep’e yollanmamasını talep eden kadınlardan oluşan bu grup, çevredeki Ermenilerin dükkânlarına saldırarak zarar vermişlerdi.36 Adana’daki Kuvve-i Mürettebe Kumandanı Miralay Mehmet Ali Bey Sarayaltı hadisesini Maraş kumandanlığı ile yaptığı muhabere neticesinde öğrenmişti. Mehmet Ali Bey, olayların önüne geçebilmek için gerekli tedbirlerin hızlı bir şekilde alınmasını ve Antep’te bulunan 2. Ordu Redif Nizamiye Taburu’nun Maraş’a yollanacağını belirtmişti. 750 mevcutlu Konya Redif Taburu’nun da gönderileceğini ifade eden Mehmet Ali Bey, bu kuvvetler Maraş’a ulaştığında daha önce silah altına alınan redif taburlarının terhis olunmalarını istemişti. Mehmet Ali Bey, Maraş’taki durumu ve 35Adil

Bağdadlılar, Uzunoluk: İstiklâl Harbi’nde Kahramanmaraş, Kervan Yayınları., İstanbul 1974, s. 17-18.

36BOA,

Dahiliye Nezareti Mektubi Kalemi (DH. MKT.), nr. 2816/20; Osmanlı Belgelerinde 1909 Adana Olayları, I,

yay. haz. Recep Karacakaya vd., Başbakanlık Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yay., Ankara 2010, s. 124-127.

158


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

vermiş olduğu emirleri üst makamlara iletmişti. Gelen bilgileri değerlendiren hükümet, Maraş’ta sıkı yönetim ilan edilmesine ve olaylara karışanların cezalandırılmaları için Adana Kuva-yı Mürettebe Kumandanlığına bağlı olarak çalışacak Divân-ı Harb-i Örfî kurulmasına karar vermişti.37 Maraş’ta 10 Mayıs 1909’da sıkı yönetim ilan edilmiş ve sevk olunan Konya Redif Taburu’nun da gelmesiyle asayiş yönünden herhangi bir sıkıntı kalmamıştı. Ancak olaylara karışanların

cezalandırılmaları

amacıyla

kurulması

kararlaştırılan

Divân-ı

Harb-i

Örfî

mahkemesinde görev yapacak üyelerin Maraş’a halen gelmemeleri sorun oluşturuyordu. Nitekim 20 Mayıs 1909’da Halep Valisi Reşid Bey tarafından Dahiliye Nezareti’ne çekilen telgrafta da bu konu gündeme getirilmişti. Olaylara dahil olduğu düşünülenlerin gözaltına alındığını ve bunlarla ilgili Divân-ı Harb-i Örfî’ye teslim edilecek bir hayli evrakın biriktiğini belirten Reşid Bey, görev yapacak üyelerin bir an evvel belirlenerek gönderilmelerini istemişti. Reşid Bey, Divân-ı Harb-i Örfî heyetinin gecikmesi durumunda Maraş’taki genel asayişin olumsuz yönde etkileneceğini de ifade etmişti.38 Reşid Bey’in isteğini dikkate alan Dahiliye Nezareti, Maraş’ta kurulacak Divân-ı Harb-i Örfî’nin başkanlığına İskenderun Redif Alayı Kaymakamı Sadık Bey’i getirmişti.39 Sadık Bey ve Divân-ı Harb-i Örfî’de görev yapacak diğer üyeler kısa süre sonra Maraş’a gelmişler ve Sarayaltı Çarşısı’ndaki olaylara karışanlarla ilgili tahkikatla işe başlamışlardı. Bu tahkikatın sonucunda Maraş’ta Sarayaltı Çarşısı’ndaki olaylar esnasında Miçli oğlu Badasar, Sebzeci Sasuf’un oğlu Bogos, Poyraz oğlu Samuel, Kurtan oğlu Honan ve Zeytunlu oğlu Ohannes isimli Ermenilerin ölümüne neden oldukları anlaşılan dokuz kişiye on beş sene ile müebbet arasında değişen kürek cezaları verilmişti.40 Maraş’taki olaylar Sarayaltı Çarşısı’ndakilerle sınırlı kalmamış birçok mahalleye de sirayet etmişti. Divân-ı Harb-i Örfî, Maraş’a bağlı çeşitli mahallelerde ikamet eden Ermenilerden Sirob oğlu Hımparsum, Cehenler oğlu Nazur, Mumcu oğlu Ohannes, Bezirgan Boşu oğlu Nazaret, Akrep oğlu Dikran ve Karabet oğlu Ercanik’in ölümlerinde suçlu oldukları belirlenen on kişiyi üç sene ile müebbet arasında değişen kürekle cezalandırmıştı.41 Ayrıca, olaylardan istifade ederek evlere girip hırsızlık yapan ve bazı Ermenilere saldırarak yaralayan Köşker Hoca Mehmed, Semerci Kör Musa, Hasan oğlu Mehmed, Osman oğlu Ahmed, Kadir oğlu 37BOA,

İrade Askeri (İ. AS.), nr. 83-1327/R45.

38BOA,

Dahiliye Muhaberat-ı Umumiye İdaresi Evrakı (DH. MUİ.), nr. 2-1/11, lef 17.

39BOA,

DH. MUİ., nr. 2-1/11, lef 10.

40BOA,

DH. MUİ., nr. 37-1/12, lef 2; 33-1/35, lef 8; 34-1/23, lef 2; 2-4/35, lef 7; 33-2/1, lef 1.

41BOA,

DH. MUİ., nr. 2-4/35, lef 10; 33-2/13, lef 1; 2-4/35, lef 4; 33-2/2, lef 2; 33-1/13, lef 2; 2-4/35, lef 1.

159


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Osman, Katırcı oğlu Mehmed Ali, Kürd Şeyho, Kürd İsmail Mustafa oğlu Ali, Attaş oğlu Ali, Çifteci Hacı oğlu Hasan üç sene kürek cezasına çarptırılmışlardı.42 Maraş’taki olaylar kısa süre sonra çevredeki köylerde de etkisini göstermişti. Maraş’a altı saat mesafede bulunan Keşifli köyünde bir yangın çıkmış, bu esnada Ermenilerden yaralanan ve ölenler olmuştu. Divân-ı Harb-i Örfî, Keşifli köyündeki hadiseye karıştıkları yapılan tahkikat sonucunda sabit olanlardan Ali oğlu Abdullah, Abdurrahman oğlu Mehmed, Hasan Çavuş oğlu Musa, Cebbar Hacı Musa oğlu İbrahim’e bir, Hacı Ali oğlu Mehmed ile Cernaz oğlu Hacı Hüseyin’e dört, Mehmed oğlu Kel Ahmed, Ali oğlu Halil, Hüseyin oğlu Ali, Durak oğlu Hüseyin, Kabakçı Mehmed oğlu Ali, Kızıloğlan oğlu Mehmed, Mustafa oğlu Ahmed on beş ve Rumlu Durak oğlu Hüseyin’i de müebbet kürekle cezalandırmıştı.43 Bundan başka, bazı köylerde Ermenilerin ölümlerinde ve mallarının zorla gasp edilmesinde suçlu oldukları ortaya çıkan dört kişinin üçer sene küreğe konulması kararlaştırılmıştı.44 Bundan başka Divân-ı Harb-i Örfî, Göksun ve Pazarcık kazalarında da çeşitli hadiselere karışan yirmi kişiyi tespit etmiş ve bunları aynı şekilde üç sene ile müebbet arasında değişen kürekle cezalandırmıştı.45

3- Ermeni Murahhası Dernesis Vanperyan’ın Maraş’taki Faaliyetleri Haçin’de murahhas olarak görev yapan Dernesis Vanperyan, Adana’daki olaylar meydana gelmeden önce Sis Katagikosluğu tarafından Maraş’a gönderilmişti. Maraş’taki Ermeni murahhaslığına bağlı olarak çalışacak Dernesis Vanperyan’ın görevi, kilise ruhani ve cismanîsini teşkil etmekti. Ocak 1908’de Maraş’a gelerek memuriyetine başlayan Vanperyan, merkez mektebinde vaaz vererek işe başlamış ve “Herkes hiç olmazsa bir silaha mâlik olmalı, bundan sonra derilerimizi müstebîdlere ucuz satmayız, evvelki davalar gibi biz bizi kestirmeyiz” gibi ifadeler kullanarak Ermenileri silah almaya teşvik etmişti. Bu ilk vaazının ardından Masrup adlı bir 42BOA, 43BOA,

DH. MUİ., nr. 33-2/13, lef 1; 33-1/35, lef 6; 33-1/12, lef 2. DH. MUİ., nr. 98-1/27, lef 3; Nejla Günay, 100. Yılında 1909 Maraş’ta Ermeni Olayları, Ukde Yay.,

Kahramanmaraş 2009, s. 73. 44BOA,

DH. MUİ., 33-1/35, lef 4; 33-2/11, lef 2.

45BOA,

DH. MUİ., nr. 33-1/35, lef 2; DH. MUİ., nr. 43-1/13, lef 2; DH. MUİ., nr. 24-1/41, lef 2; DH. MUİ., nr. 25-1/7,

lef 2; DH. MUİ., nr. 23-1/19, lef 2; DH. MUİ., nr. 2-4/35, lef 6; DH. MUİ., nr. 29-1/46, lef 2. Göksun ve Pazarcık’taki olaylara karışanlar ve aldıkları cezalar hakkında ayrıca bkz. Günay, a.g.e, s. 54, 70-72.

160


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ermeni’nin silah aldığı ve bununla uğraşırken kazayla kendisini öldürdüğü duyulmuştu. Vanperyan’ın bu tür faaliyetleri Türkler nezdinde rahatsızlık yaratmıştı. Bundan dolayı iki taraf arasında Ermeni mektebi ve kilisesinde çıkan kargaşa mahallî yönetimin araya girmesiyle büyümeden bastırılmıştı.46 Dernesis Vanperyan’ın Maraş’taki faaliyetleri bunlarla da sınırlı kalmamıştı. Vanperyan’a ait olduğu anlaşılan bazı gizli belgelerden kendisinin Ermenilere bağımsızlık fikrini aşılamak için geldiği ve Maraş’ta bu amaca hizmet eden bir komiteyle birlikte çalıştığı ortaya çıkmıştı. Bu gizli faaliyetlerine son vermesi hususunda Maraş mutasarrıfı tarafından uyarılan Vanperyan, yine mektepte verdiği vaazla kendisini savunarak kendisine yönelik iddiaları reddetmişti. Vanperyan’ın hangi komiteyle iş birliği içerisinde olduğu ortaya çıkarılamamıştı. Ancak bazı arşiv belgelerinden anlaşıldığı kadarıyla bu esnada Taşnak komitesinin Maraş’ta etkin olduğu ve Vanperyan’ın da bu komiteyle birlikte çalıştığı anlaşılmaktadır. Nitekim Dahiliye Nezareti 24 Mayıs 1909’da Halep, Mamuratü’l-aziz, Diyarbakır, Bitlis, Erzurum, Sivas ve Adana’ya gönderdiği şifreli telgrafta, Van’dan gelen bir husus hakkında bilgi vermişti. Dahiliye Nezareti, Van’daki mahallî yönetimin Taşnak komitesinin gizli bir talimatını ele geçirdiğini ve bu talimattan komite üyelerinin Nisan’ın biri ile dördü arasında toplanarak programlarına ihtilal kararı aldıklarının anlaşıldığını, komitenin Ermenileri silahlandırmak için yurtdışından silah getirttiğini, gizli atış talimleri yapıldığını ve komiteye bağlı milislerin olduğunu ifade etmişti. Taşnak komitesinin faaliyetlerine karşı uyarılarda bulunan Dahiliye Nezareti, adı geçen vilayetlerin yöneticilerinden komitenin ileri gelenlerinin kimler olduğunun öğrenilmesini ve bunların hareketlerinin takip edilerek asayişi bozmaları halinde gözaltına alınmalarını istemişti.47 Dahiliye Nezareti’nin bu uyarısının ardından Maraş’ta, Taşnak komitesinin üyesi olduğu anlaşılan Şükrü Selenyan isminde bir şahıs tutuklanmıştı. Ancak Selenyan, Sadaret ve Dahiliye Nezareti’ne gönderdiği telgraflarda suçsuz olduğunu belirtmişti. Selenyan, hiçbir delil olmadığı halde hayali Ermenistan kurmakla suçlandığını ve affedilerek serbest bırakılmasını istemişti.48 Daha sonra Divân-ı Harb-i Örfî’nin çalışmalarına başlamasından sonra Harbiye Nezareti’ne gönderdiği telgrafta da Maraş’ta Taşnak komitesinin faaliyetleri gündeme getirilmişti. Harbiye Nezareti’nin 27 Eylül 1909 tarihli tezkiresine ekli olarak Meclis-i Vükelaya sevk edilen bu telgrafta Divân-ı Harb-i 46BOA,

İ. AS., nr. 96-1327/L.166.

47BOA,

DH. MUİ., nr. 2-2/76, lef 4.

48BOA,

DH. MUİ., nr. 14-1/70.

161


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Örfî, Adana’daki Taşnak komitesinin düşünce ve temayülâtının Maraş’ta da görüldüğünü, hatta adı geçen komitenin burada bir şubesinin kurulduğunu ve buraya üye şahısların kaçak silah getirdiklerinin yapılan tahkikatla anlaşıldığını bildirmişti.49 Adana’daki olaylardan sonra Divân-ı Harb-i Örfî heyeti Maraş’a geldiğinde Türkler Dernesis Vanperyan’dan şikayetçi olmuşlardı. Bu şikâyet üzerine geniş bir tahkikat yaptıran Divânı Harb-i Örfî, Vanpeyan’ın hükümetin uygun göreceği bir mahalde müebbet sürgün cezasına çarptırılmasına karar vermişti. Divân-ı Harb-i Örfî’nin kendisine yönelttiği iddiaları reddeden Vanperyan, Ermenilere silah tedarik etmeleri hususunda tavsiyelerde bulunduğunu, ancak bunun müstebîdlere karşı olduğunu ve dolayısıyla buradan kötü bir niyet çıkarılamayacağını savunmuştu. Daha sonra Sis Katogikosluğu’nun araya girmesiyle hükümet, Vanperyan’ı affetmiş ve patrikhanenin uygun göreceği bir yerde görevine devam etmesine izin vermişti.50 Adliye ve Mezâhip Nezareti’nden Vanperyan’ın durumunu öğrenen Sis Katogikosluğu, onun Adana murahhashanesine bağlı olarak çalışmasını uygun görmüştü.51 Ayrıca Divân-ı Harb-i Örfî, Dernesis Vanperyan’ın telkinlerine uyarak Maraş’a gizlice silah ve barut soktukları belirlenen kişileri de cezalandırmıştı. Bu tür olaylara karıştıkları tespit edilen dört Ermeni’ye üçer sene kürek cezası verilmişti.52

4- Zeytun Kazası’ndaki Olaylar Vilayet merkezi ve diğer kazalar içerisinde Maraş’ta Ermenilerin nüfus bakımından53 en yoğun oldukları Zeytun’da, tarihsel süreç içerisinde Osmanlı yönetimini zor durumda bırakan hadiseler sıkça yaşanmıştı.54 Adana’daki gelişmelerden önce burada yaşayan Ermenilerin fırsat 49BOA,

MV., nr. 132/87.

50BOA,

DH. MUİ., nr. 43-1/20, lef 2.

51BOA,

DH. MUİ., nr. 96-1/41, lef 1.

52BOA,

DH. MUİ., nr. 26-1/40, lef 2; DH. MUİ., nr. 28-1/41, lef 2.

53Halep

Vilayet Salnamesi’ne göre 1326 (1908)’de Zeytun kazasında 9.626 Ermeni, 7.702 Müslüman, 502 Katolik, 375

Protestan olmak üzere 18.205 kişi yaşamaktaydı (Sâlname-i Vilâyet-i Haleb, Def‘a 35, Haleb 1324, s. 478). Katolik ve Protestanların da tamamına yakınının etnik manada Ermeni olduklarını ifade etmek gerekir. 54Osmanlı

kaynaklarında Zeytun Ermenilerinin merkezî yönetime karşı çıkardıkları isyanların sayısı 57 olarak

verilmektedir (Ermeni Komitelerinin Amâl ve Harekât-ı İhtilâliyesi: İlân-ı Meşrutiyet’ten Evvel ve Sonra, İstanbul

162


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

buldukları taktirde harekete geçerek olaylar çıkaracağı anlaşılmaktaydı. Nitekim, Zeytun Askerî Kumandan Vekaleti’nden 16 Haziran 1908’de Maraş Mutasarrıflığı’na gönderilen üç maddelik rapor bunu açık bir şekilde göstermekteydi. Raporda, Zeytun’daki Ermenilerin kendilerini fakir göstererek 1.500 lirayı bulan borç paralarla silah ve cephane aldıkları, zahire tedarik ettikleri ve Kayseri’den güherçile getirttikleri belirtilmekteydi. Ermenilerin Zeytun’a özerk bir idare tarzı getirilmemesi halinde kışlaya hücum edebilecekleri ve bundan dolayı tabur mevcudunun 280’den 600’e çıkarılması gerektiği vurgulanmaktaydı.55 Halep valiliği vasıtasıyla durumdan haberdar olan Dahiliye Nezareti, bu rapordaki istek ve uyarıları dikkate alarak bölgede gerekli tedbirlerin alınması talimatını vermişti. Ancak silah altına alınan rediflerin tamamının Türklerden seçilmesi Zeytun’daki Ermenileri endişelendirmişti. Bunun üzerine Ermeniler, Dahiliye Nezareti’ne bu durumun düzeltilmesi yönünde bir telgraf çekmişlerdi. İki tarafın birbirlerine karşı emniyetsizliklerinin giderilmesi için gereğinin yapılmasını Halep valiliğine emreden Dahiliye Nezareti, konu hakkında Harbiye Nezareti’ne de bilgi verildiğini bildirmişti.56 Adana’daki olayların patlak verdiğinin haber alınması üzerine Zeytun Ermenileri harekete geçerek kazadaki mal sandığına el koymuşlardı. Daha sonra hükümet konağını da kuşatan57 Ermeniler, memurları kaza merkezinden çıkararak olayların neticesini beklemeye başlamışlardı. Bu olayın üzerinden çok geçmeden Maraş’ta sıkı yönetim ilan edilmiş ve ardından Divân-ı Harb-i Örfî heyeti çalışmalarına başlamıştı. Divân-ı Harb-i Örfî heyeti, Zeytun’daki olayların araştırılması için bir tahkikat komisyonu göndermişti. Bu komisyon tarafından olaylara karıştığı tespit edilen on iki kişinin yargılanmak üzere Maraş’a gönderilmesine karar verilmişti. Ancak komisyonun bu 1332, s. 22). Zeytun Ermenilerinin çıkardıkları isyanlar ile ilgili ayrıca bkz. Erdal İlter, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytun İsyanları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay., Ankara 1995; Nejla Günay, Maraş’ta Ermeniler ve Zeytun İsyanları, IQ Kültür Sanat Yay., İstanbul 2007; Ahmet Eyicil, Osmanlı’nın Son Döneminde Maraş’ta Ermeni Siyasî Faaliyetleri, Gün Yay., Ankara 1999; Yaşar Akbıyık, “Arşiv Belgeleri Işığında Zeytun Ermeni Meselesinin Halli”, Belleten, LIV/209, TTK Yay., Ankara 1990, s. 435-462. 55BOA,

DH. MUİ., nr. 2-1/15, lef 2.

56BOA,

DH. MUİ., nr. 2-1/15, lef 10.

57Nitekim

bu gelişmeleri haber alan Halep Valisi Reşid Bey, Dahiliye Nezareti’ne 19 Nisan 1909’da bir telgraf

göndermiş ve Zeytun’da bulunan iki bölük askerin asayişi temine yetmeyeceğini belirterek destek kuvvet istemişti {BOA, Dahiliye Nezareti Mektubi Kalemi Perakende Evrakı (DH. MKT. PRK.), nr. 2828/8; 1909 Adana Olayları, I, s. 29-30).

163


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

kararından memnun kalmayan yirmi erkek ve üç kadından oluşan bir Ermeni grubu hükümet konağının önünde, Maraş Divân-ı Harb-i Örfisine güvenmediklerini, mahkemenin Hıristiyanlara karşı taraflı davrandığını ve İstanbul’dan yeni bir komisyon gönderilmesini talep etmişlerdi.58 Ancak Zeytun’daki mahalli idareciler Ermenilerin bu isteklerine olumlu cevap vermemişlerdi. Bunun üzerine Ermeniler, tahkikat komisyonu tarafından göz altına alınıp muhakemesinin yapılması için Maraş’a sevkedilecek Çolak oğlu Osib adlı bir şahsı yetkililerin elinden cebren alarak kaçırmışlardı.59 Diğer taraftan, tahkikat komisyonu Zeytun’da çalıştığı süre içerisinde çıkan olaylarda Ermenilerin kimler tarafından teşvik edildiklerini de ortaya çıkarmıştı. Bunlardan Zeytun Murahhasa Vekili Vagarşak Efendi’nin memurlara saldırılması olayında resmî vazifesine muhalif hareket ederek Ermenileri kışkırttığı anlaşılmıştı. Divân-ı Harb-i Örfî, Vagarşak Efendi’nin görevinden alınarak başka bir mahalde ikamet etmesine karar vermişti.60 Ancak Ermeni Patrikhanesi 10 Mart 1910’da Adliye ve Mezahip Nezareti’ne bir yazı göndererek bu cezaya itiraz etmişti. Patrikhane, murahhasa ve piskoposların görevden alınmasının kendilerinin iznine bağlı olduğunu ve bu hakkın patriklik makamının yetkilerini düzenleyen beratla verildiğini belirtmişti. Sıkı yönetim ilan edilmesi durumunda ruhban ve papazların İstanbul’da patrikhane, taşrada ise murahhasahaneler kanalıyla mahkemeye sevk edilmelerinin yine kendilerine verilen imtiyazlardan olduğunu ifade etmişti. Vagarşak Efendi’nin mahkemeye sevkedilirken Zeytun’daki mülkî ve askerî memurların buna riayet etmedikleri yönünde iddiada bulunan Patrikhane, Ermenilere karşı girişilen takibatın da bir an evvel durdurulmasını istemişti.61 Adliye ve Mezahip Nezareti, Vagarşak Efendi’nin muhakemesinin yapılmasından önce görevini Rahip Dernefak’a devretmesi dolayısıyla bu durumda murahhasahaneden izin almanın gerekmediğini belirterek Ermeni Patrikhanesi’nin talebini reddetmişti.62 Divân-ı Harb-i Örfî, Vagarşak Efendi ile birlikte Ermenileri kışkırttığı anlaşılan Zeytun Mal Müdürü Esador Efendi’nin de başka bir mahalde görevlendirilmesine karar kılmıştı. Olaylar esnasında asayişi bozucu hareketlerde bulunduğu tespit edilen 6 kişiye de altışar sene kürek cezası 58BOA,

DH. MUİ., nr. 2-2/84, lef 22.

59BOA,

DH. MUİ., nr. 2-6/8, lef 13.

60BOA,

DH. MUİ., nr. 2-6/8, lef 20.

61BOA,

DH. MUİ., nr. 53-1/50, lef 3.

62BOA,

DH. MUİ., nr. 53-1/50, lef 2.

164


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

verilmişti.63 Divân-ı Harb-i Örfî’nin muhakeme faaliyetleri bu şekilde devam ederken bir yandan da firarî Ermenilerin takibatı sürmekteydi. Zeytun Askeri Kumandanlığı bu firarilerin arkasından sevk ettiği asker sayısını arttırınca Ermeni ileri gelenleri araya girmiş ve bunlardan bazıları teslim olmuştu.64 Diğer taraftan, takibat sürerken güvenlik güçleri ile firariler arasında zaman zaman çatışmalar da yaşanmaktaydı. Halep Murahhasa Vekâlet’inden 28 Ağustos 1909’da Ermeni Patrikhanesine gönderilen telgrafta bu konu hakkında bilgi verilmekteydi. Güvenlik güçlerinin suçsuz Ermenileri darp ettiklerini belirten Halep Murahhasa Vekâleti, muhtaç ve sefil ahalinin günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla dışarıya çıkamaz hale geldiğini ve bunun önüne geçilebilmesi için gerekli mercilere müracaatın zorunlu olduğunu ifade etmekteydi.65 Maraş ve çevresindeki olayların Eylül 1909’dan itibaren kontrol altına alındığı Maraş Askerî Kumandanlığı’ndan Harbiye Nezareti’ne çekilen telgrafın içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu telgrafta, tahkikat komisyonlarının Eylül ayı içerisinde görevlerini tamamlayacakları ve bu nedenle Maraş Divân-ı Harb-i Örfîsi’nin de çalışmalarının sona ereceği bildirilmekteydi. 10 Ekim 1909’da konuyu görüşen Meclis-i Vükelâ, Divân-ı Harb-i Örfî’nin çalışmalarına son verilmesi halinde ilan edilen sıkı yönetimin de kaldırılmasının icap edeceğini, sıkı yönetimin kaldırılmasının ise padişahın iradesine bağlı olduğunu ve bunun icrasına izin veren irade çıktıktan sonra gereğinin yapılacağının Harbiye Nezareti’ne bildirilmesine karar vermişti.66 Divân-ı Harb-i Örfî’nin kaldırılmasına yönelik irade 21 Ekim 1909’da çıkmış67 ve Dahiliye Nezareti Maraş’ta bulunan heyetteki üyelerin daha önceki görevlerine dönmesi hususunda talimat göndermişti.68

63

BOA, İ. AS., nr. 99-1327/a-147.

64

BOA, DH. MUİ., nr. 2-2/84, lef 17.

65

BOA, DH. MUİ., nr. 2-2/84, lef 4.

66

BOA, MV., nr. 132/70.

67

BOA, İ. AS., nr. 1327/L-16.

68

BOA, DH. MUİ., nr. 2-3/49, lef 2.

165


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Sonuç Ermeni din adamları, Avrupalı devletler, yabancı misyonerlerin faaliyetleri ve Fransız İhtilali’nin yaymış olduğu milliyetçilik akımının etkisiyle Ermeniler, XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devlete karşı isyan bayrağını açmışlardı. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları’nda Ermeniler ile ilgili hükümlere yer verilerek meselenin uluslararası hukukî bir görünüm kazanması sağlanmıştı. Ermenilerin en büyük amacı Doğu Anadolu’da ve Çukurova bölgesinde bir devlet kurmaktı. Bu amaç doğrultusunda önce Doğu Anadolu bölgesine yönelen Ermeniler, 1890-97 arasında devleti zor durumda bırakan isyanlar çıkarmışlardı. Ancak II. Abdülhamid’in etkili siyaseti neticesinde bölgedeki amaçlarına ulaşamamışlardı. Bundan dolayı “Küçük Ermenistan” olarak gördükleri Çukurova’ya yönelen Ermeniler, 1900’lerden itibaren bölgedeki faaliyetlerini arttırmışlardı. Neticede 31 Mart Vak‘ası’nın ardından Adana’da Türkler ile Ermeniler arasında olaylar çıkmış ve bu Maraş ve çevresinde akis bulmuştu. Maraş ve çevresindeki olayların önünü alabilmek için 10 Mayıs 1909’da sıkı yönetim ilan edilerek suç işleyenlerin tespiti ve cezalandırılması için Divân-ı Harb-i Örfî kurulmuştu. Divân-ı Harb-i Örfî’nin yerinde çalışmalarıyla Maraş ve çevresinde suça karışanlar tespit edilmiş ve bunlara gerekli cezalar verilerek olaylar yatıştırılmıştı.

166


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça 1- Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA) a- Dahiliye Nezareti Mektubi Kalemi (DH. MKT.): nr. 2816/20. b- Dahiliye Nezareti Mektubi Kalemi Perakende Evrakı (DH. MKT. PRK.): nr. 2828/8. c- Dahiliye Nezareti Muhâberat-ı Umumiye İdaresi (DH. MUİ.): nr. 2-1/11; 37-1/12; 331/35; 34-1/23; 2-4/35; 33-2/1; 33-2/13; 33-2/2; 33-1/13; 33-1/12; 98-1/27; 33-2/11; 43-1/13; 24-1/41; 25-1/7; 23-1/19; 29-1/46; 43-1/20; 96-1/41; 26-1/40; 28-1/41; 2-1/15; 2-2/84; 26/8; 53-1/50; 2-3/49; 2-2/76; 14-1/70. d- İrade Askerî (İ. AS.): nr. 96-1327/L.166; 99-1327/a-147; 83-1327/R45; İ. AS., nr. 1327/L-16. e- Meclis-i Vükelâ Mazbataları (MV.): nr. 129/72; 132/70; 132/87. 2- Süreli Yayınlar Sâlname-i Vilâyet-i Haleb, Def‘a 35, Haleb 1324. 2- Tez, Kitap ve Makaleler AKBIYIK, Yaşar, 1990, “Arşiv Belgeleri Işığında Zeytun Ermeni Meselesinin Halli”, Belleten, LIV/209, TTK Yay., Ankara, s. 435-462. AKYILMAZ, Gül, 2003, “Osmanlı Devleti’nde Gayrımüslimlerin Hukuki Statüleri”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri, II, Ankara, s. 171-187. ASAF, Mehmet, 2002, 1909 Adana Ermeni Olayları ve Anılarım, Yayınları, Hazırlayan İsmet Parmaksızoğlu, TTK Yayınları., Ankara. ATA, Ferudun, 2005, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, TTK Yayınları, Ankara. BAĞDADLILAR, Adil, 1974, Uzunoluk: İstiklâl Harbi’nde Kahramanmaraş, Kervan Yayınları, İstanbul

167


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

BİLDRİCİ, Yusuf Ziya, 2002, “Ermeni Soykırımı Aldatmacası ve 1919-1920 Adana Katliamları”, Türkler, Cilt 13, Yeni Türkiye Yay, Ankara ÇALIK, Ramazan, 1994, II. Abdülhamid Devrinde Ermeni Olayları, Batı Kaynaklarına Dayanılarak Yapılan Çalışmalar ve Tarihi Gerçekler, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Konya ÇAYCI, Abdurrahman, 2000, Türk-Ermeni İlişkilerinde Gerçekler, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara ERİM, Nihat, 1953, Devletlerarası Hukuku ve Siyasî Tarih Metinleri, I, TTK Yayınları, Ankara Ermeni Komitelerinin Amâl ve Harekât-ı İhtilâliyesi: İlân-ı Meşrutiyet’ten Evvel ve Sonra, 1332, İstanbul ERYILMAZ, Bilal, 1992, Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi, Ağaç Yayınları., İstanbul EYİCİL, Ahmet, 1999, Osmanlı’nın Son Döneminde Maraş’ta Ermeni Siyasî Faaliyetleri, Gün Yayınları, Ankara GÜNAY, Nejla, 2007, Maraş’ta Ermeniler ve Zeytun İsyanları, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul ,2009, 100. Yılında 1909 Maraş’ta Ermeni Olayları, Ukde Yayınları, Kahramanmaraş GÜRÜN, Kamuran, 1983, Ermeni Dosyası, TTK Yayınları, Ankara HALAÇOĞLU, Yusuf, 2007, Ermeni Tehciri, Babıali Kültür Yayınları, İstanbul HATİPOĞLU, Süleyman, 2002, “1909 Adana Ermeni Olayları”, Kahramanmaraş’ta Ermeni Sorunu Sempozyumu, Kahramanmaraş İLTER, Erdal, 1996, Ermeni Kilisesi ve Terör, Ankara Üniversitesi OTAM Yayınları, Ankara …..………… ,1995, Ermeni Meselesi’nin Perspektifi ve Zeytun İsyanları, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara KARACA, Ali, 1993, Anadolu Islahatı ve Ahmet Şâkir Paşa, Eren Yayınları, İstanbul KARACAKAYA, Recep, 2005, 1908-1923 Türk Kamuoyu ve Ermeni Meselesi, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul KILIÇ, Davut, 2006, Osmanlı Ermenileri Arasında Dinî ve Siyasi Mücadeleler, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara

168


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

KOÇAŞ, M. Sadi, 1990, Tarihte Ermeniler ve Türk Ermeni İlişkileri, Kastaş Yayınları, İstanbul KODAMAN, Bayram, 1983, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan II. Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, Orkun Yayınları., İstanbul ………………,2001, “Abdülhamid ve Paul Terziyan”, Ermeni Meselesi Üzerine Araştırmalar, Yayınları. Hazırlayan Erhan Afyoncu, TATAV Yayınları, İstanbul KÜÇÜK, Cevdet, 1986, Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı, 18781897, TDAV Yayınları, İstanbul MAHMUD CELÂLEDDİN PAŞA, 1983, Mir’ât-ı Hakîkat, haz. İsmet Miroğlu, Bereket Yayınları, İstanbul MÜNİR SÜREYYA BEY, 2001, Ermeni Meselesinin Siyasî Tarihçesi (1877-1914), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara Osmanlı Belgelerinde 1909 Adana Olayları, 2010, I, yay. haz. Recep Karacakaya vd., Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara ÖKE, Mim Kemal, 1991, Ermeni Sorunu 1914-1923, TTK Yayınları, Ankara ÖZALP, Yalçın, Millet-i Sadıka Patırtısı ve Maraş, İstanbul SONYEL, Salahi R., 1987, “İngiliz Gizli Belgelerine Göre Adana’da Vuku Bulan TürkErmeni Olayları”, Belleten, Cilt 51, Sayı 201, Ankara SÜSLÜ, Süslü, 1990, Ermeniler ve 1915 Tehcir Olayı, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yayınları, Ankara ………………….,1987,“Maraş’taki Fransız ve Ermeni İşbirliği”, Kahramanmaraş 1. Kurtuluş Sempozyumu, Ankara TÜRKGELDİ, Ali Fuat, 1987, Mesâil-i Mühimme-i Siyasiyye, II, yayına hazırlayan Bekir Sıtkı Baykal, TTK Yayınları, Ankara UÇAROL, Rifat, 2008, Siyasi Tarih 1789-2001, Der Yayınları, İstanbul URAS, Esat, 1987, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul

169


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Academıc Journal of History and Idea Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

170


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kamil Vəli Nərimanoğlunun Araşdırmalarında Oğuz Eposunun Tədqiqi Məsələləri Agaverdi Khalil*

Öz Görkəmli Azərbaycan âlimi Kamil Vəli Nərimanoğlunun elmi fəaliyyətinin böyük bir hissəsi Oğuz eposunun tədqiqi məsələlərinə həsr olunmuşdur. Kamil Vəli Türk dastanlarını hələ sovet dövründə araşdırmağa başlayıb. Bunların içində Oğuz Türklərinin orta əsrlər dövrünə aid yaradıcılıq nümunələrini əks etdirən “Oğuznamə” silsiləsinə aid mətnlər xüsusi bir yer tutur. Kamil Vəli “Oğuznamə”lərin nəşrə hazırlanmasında, onların müxtəlif istiqamətlərdən öyrənilməsində geniş və ardıcıl fəaliyyət göstərib. Âlimin fəaliyyətində “Kitabi-Dədə Qorqud”un tədqiqi tarixi və dil özəlliklərinin öyrənilməsi ilə yanaşı Dədə Qorqud ensiklopediyasının hazırlanması da önəmli yer tutur. Açar Sözlər: Kamil Vəli Nərimanoğlu, Türk, Oğuz, Epos, Dədə Qorqud

*

Dr.,Azerbaycan Bilim Akademisi Folklor Enstitüsü,hknylm65@hotmail.com Bu makale değerli bilim adamlarından dergimizin de yayın kurulu üyesi olan Nerimanoğlu’nun 70. yaşı dolayısyla kendisine ithaf edilmiştir.

171

sayın Prof. Dr. Kamil Veli


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

The Research Problems Of The Oghuz Epos İn The İnvestigations Of Kamil Veli Nerimanoglu Agaverdi Khalil*

Abstarct The part of the scientific activity of the well-known Azerbaijani scientist Kamil Vali Narimanoglu was dedicated to the investigation problems of the Oghuz epos. Kamil Vali began to investigate Turkic eposes during the Soviet period. Among them the texts belonging to the series of “Oghuzname” reflecting the creativity examples belonging to the Middle ages of Oghuz Turks take a special place. Kamil Vali worked extensive and systematically in the preparation of “Oghuznames” to the publication, in the learning them from various aspects. In the activity of the scientist the preparation of the encyclopedia of “The Book of Dede Gorgud” take a special place together with the learning of the researching history and the language peculiarities of the “The Book of Dede Gorgud”. Key Words: Kamil Vali Narimanoglu, Turkish, Oghuz, epos, Dada Gorgud, investigation

*

Dr.,Azerbaıjan Natıonal Academy of Sciences,

172


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Türk filologiyasının aktual problemlərinin öyrənilməsində böyük və geniş miqyaslı xidmətləri ilə seçilən görkəmli alimlərdən biri Kamil Vəli Nərimanoğludur. Elmi fəaliyyətinin ilk dövrü 1970-ci illərin sonlarına təsadüf edən alimin elə bu dövrdə yazdığı məqalələri elmi mühitə yeni bir istedad, ciddi bir tədqiqatçı gəldiyini göstərirdi. İlk elmi məqalələrini sovet dövrünün durğunluq illərində Kamil Vəliyev imzası ilə yazan alimin cəsarətli əsərləri o zaman ideoloji basqı və sıxıntı içində olan sovet türkologiyasını klassik socialist standartlarının əsarətindən çıxarmaq, Türk həqiqətlərini həqiqi elmi araşdırmaların predmetinə çevirmək yönündə atılmış uğurlu addımlar sayıla bilər. 1970-1980-ci illərdə gənc alim Kamil Vəliyev imzası ilə bir sıra əsərlər yazır. Âlimin bu dövrdə yazdığı əsərlərin içində dil və folklor problemlərinə həsr olunmuş mövzular üstünlük təşkil edir. “Elimizdən-obamızdan” (1980), “Azərbaycan dilinin poetik sintaksisi” (1981), “Azərbaycan dili tarixi” (1983), “Dastan poetikası” (1984), “Sözün sehri” (1986), “Elin yaddaşı, dilin yaddaşı” (1987), “Linqivistik poetikaya giriş” (1989), “Xalqın sözü, gözəl sözlər” (1991) və başqa bu kimi kitabları folklor və dilin birlikdə öyrənildiyi dəyərli əsərlər kimi Azərbaycan sahəsi türk filologiyasının yaxın tarixində önəmli yer tutmaqdadır. Elmi fəaliyyəti dövründə Kamil Vəlinin orta əsr türk yazılı abidələri, Türk xalqlarının ədəbiyyatı, çağdaş Azərbaycan ədəbiyyatı ilə bağlı yüzlərlə məqalələri müxtəlif qəzetlərdə, jurnallarda, toplularda, məcmuələrdə, konfrans materiallarında, kitabların “ön söz”lərində nəşr olunmuşdur. Kamil Vəli “Azərbaycan qəhrəmanlıq eposunun poetik sintaksisi” (1987) mövzusunda doktorluq dissertasiyası yazmış, əldə etdiyi elmi qənaətləri və nəticələri məqalə və kitablarında yayınlamışdır. Kamil Vəli “Kitabi-Dədə Qorqud”dan da, “Oğuznamələr”dən də, “Divani lüğət ət-türk”dən də,”Kutadqu biliq”dən də bəhs edərkən Türk dilinin, düşüncəsinin və mədəniyyətinin səciyyəsini öyrənib. M.F. Axundovdan da, birinci Türkoloji qurultaydan da yazanda maarifçi təmayülü öyrənib, böyük fikir adamlarının apardığı milli mücadilənin müasir dövr və çağdaş cəmiyyət üçün dəyərini müəyyənləşdirib. 1980-ci illərdə orta əsrlər dövrü Türk yazılı abidələri Azərbaycan Dövlət Universitetində (indiki adıyla BDU-Bakı Dövlət Universiteti) elitasının diqqət mərkəzinə gəlir. Bir tərəfdən mətnşünaslıq araşdırmaları genişlənir, digər tərəfdən isə abidələrin dili ilə bağlı tədqiqatlar yeni istiqamətləri əhatə etməyə başlayır. Bu dönəmdə abidələrlə bağlı araşdırmaların əsas koordinasiyedici mərkəzi BDU və onun dilçi alimləri olur. H. Araslıdan sonra Azərbaycanda Kitabi-Dədə Qorqudun araşdırılmasında ən böyük xidmətləri olan âlim şəxsiyyətlərindən biri Kamil Vəli Nərimanoğludur. “Dastan poetikası” adlı əsərlə abidə üzərində aparılan linqivistik araşdırmalar ümumiləşdirilir, poetika məsələləri elmi dövriyyəyə daxil edilir (1984). Kamil Vəlinin araşdırmalarının əsas elmi istiqaməti Türk dilinin quruluş özəlliyini və məna gözəlliyini aydınlaşdırmaq, onun əsaslarını müəyyənləşdirmək, dilin təbiətindən irəli gələn təməl tipləri, prinsipləri və qanunauyğunluqları aşkarlamaqdan ibarət olmuşdur. Bizim müəllimimiz olmuş mərhum professor Əlövsət Abdullayevdən sonra Azərbaycan dilinin sintaksisinin ən yaxşı bilicisinin də Kamil müəllim olduğunu bilirəm və bunu tam əminliklə ifadə edirəm. Kamil müəllimin sintaksis bilicisi olmasının digərlərindən fərqli cəhətləri var. Çünki o, dili təkcə statik 173


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

vəziyyətdə deyil, eyni zamanda poetik şəraitdə, bədii situasiyada və mətn mühitində öyrənirdi. 1980-ci illərdən etibarən Azərbaycan dilçiliyinə poetik sintaksis təlimi Kamil Vəlinin araşdırmaları və mühazirələri ilə daxil olur. Azərbaycan dilinin linqvopotikasının ilk nəzəri nümunələri də Kamil Vəli tərəfindən təqdim edilir və Azərbaycan Türkcəsinin öyrənilməmiş bu sahəsinin tədqiqində yeni bir yönüm və mərhələ başlanır. Düşünürəm ki, Kamil Vəlinin linqvopotika nəzəriyyəsi və təhlil təcrübələri ilə Türk atalar sözünün, nağılının, dastanının, bayatısının, türküsünün sintaksisi öyrəniləcək və bizim folklor dilimizin ümumi təsvirindən daha dərin məsələlərinə keçiləcək, bu sahədəki poetik ünsiyyətin sintaktik modelləri, qəlibləri və cümlənin konstruktiv tiplərinin konkret nümunələri müəyyənləşdiriləcəkdir. Kamil Vəli poetik sintaksis problemlərini öyrəndiyi obyektlərin, bədii mətnlərin içərisində Oğuz eposunun xüsusi bir yeri vardır. Bir çox tədqiqatlarda oğuz eposunun önəmli bir qismi oğuznamə olaraq səciyyələndirilir. Geniş mənada oğuznamə oğuz türklərinin bədii yaradıcılığını əks etdirir. Dar mənada oğuznamə oğuz türklərinin yaradıcılıq nümunələrindən biridir. Hərfi mənada oğuznamə oğuzların kitabıdır. Kamil Vəli oğuznaməni belə səciyyələndirir: “Oğuznaməoğuz eposudur. Oğuznamə-oğuz tarixidir. Oğuznamə-oğuz mədəniyyətinin nəsildən- nəslə keçəkeçə yaşayan həyat kitabıdır.”1 Bizə qədər müxtəlif əlyazma nümunələrində gəlib çatan “oğuznamələr” salnamə, mənzumə, atalar sözləri, əfsanə, rəvayət və dastanlardan ibarətdir. Daşıdığı məlumatın səciyyəsi baxımından “oğuznamələr” tarixi, epik, poetik və paremioloji şəkilləri özündə ehtiva edir. Faruq Sümərin “Oğuzlar” kitabının 1992-ci ildə Ramiz Əskər tərəfindən Azərbaycan dilinə tərcüməsinə yazdığı “Oğuzlar” və onun müəllifi Faruq Sümər haqqında söz” başlıqlı yazısında “Tarixçi-oğuzşünas, ədəbiyyatçı-qorqudşünas Faruq bəyi ümumən Türk dünyasına ömür həsr edən qiymətli elm adamı” kimi səciyyələndirir.2 Onu Orxan Şaiq Gökyay, Məhərrəm Erkin, Xalıq Koroğlu, Fəxrəddin Kırzıoğlu, Kilisli Müəllim Rifət, Zəki Vəlidi Toğan, Əbdülqadir İnan, Əhməd Cəfəroğlu, Bahəddin Ögəl, Həmid Araslı, Əbdüləzəl Dəmirçizadə, Əli Sultanlı kimi böyük alimlərin sırasında təqdim edir. “Oğuzların tarixi”, “Oğuzların boy təşkilatı” və “Oğuzalrın dastanları” adlı üç hissədən ibarət olan bu kitabı Azərbaycan oxucusuna tanıdarkən yazır:”Alimin dastanlara yanaşma tərzi qeyri-adidir. Bu qeyri-adilikdə filolloji və tarixi səpkinin parallel, atbaşı davam etdiyi, bir-birini tamamladığı müşahidə olunur.”3 Tarixi-filoloji araşdırma ilə əldə edilən qənaətlər bir daha təhlildən keçirilir və tədqiqatda araşdırılan məsələnin əsas istiqamətləri müəyyənləşdirilir. Məlum olur ki, “müəllif ayrı-ayrı boylar üzrə, onların məskunlaşdıqları yerləri, yaşadıqları məskənləri, qurduqları dövlətləri, ümumoğuz tarixində oynadıqları rolları və s. araşdırmışdır.4 Faruq Sümərin Oğuz eposunun öyrənilməsindəki çox dəyərli xidmətləri K. V. Nərimanoğlu tərəfindən çox aydın bir şəkildə diqqətə çatdırılmışdır. Fəzlullah Rəşidəddinin Fars Kamil Vəli, Oğuznamələr, tərtibçilər və ön sözün müəllifləri: K.Vəli, F. Uğurlu, Bakı Universiteti nəşriyyatı, 1993, s.3 Kamil Vəli, Rəşidəddin F. Oğuznamə. Azərnəşr, Bakı,1992, s. 2. 3 Vəli, .a.g.e., 1993, s. 4. 4 Vəli, a.g.e., 1993, s. 4. 1 2

174


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

dilində yazmış olduğu “Cami ət- təvarix” adlı əsərinin oğuzlara aid hissəsinin R. M. Şükürovanın tərcüməsi ilə “Oğuznamə” adlı Azərbaycan dilindəki nəşrinin elmi redaktoru Kamil Vəliyev olmuşdur, Kamil Vəli Fəxri Uğurlu ilə birlikdə 1993-cü ildə “Oğuznamələr adlı kitabda Oğuznamənin uyğur varinatını, Oğuz Kağan dastanını, mənzum “Oğuznamə”ni, Oğuznamə parçalarını, Dədə Qorquda aid edilən sözləri, beytləri, “Kitabi-Dədə Qorqud”da işlənmiş atalar sözləri və zərb məsəlləri, Oğuz deyimlərini, Türkmən oğuznamələrini, Qorkut ata Dışoquzların Qəver xanlıkına karşı köremi, Oğuzların melallaşmakı, şeirlə olan Qorkut ata adlı mətnləri “ön söz” və “son söz”lə birlikdə tərtib edərək nəşr etmişlər. Kitaba Yazıçıoğlu Əlinin “Səlcuqnamə” adı ilə tanınan kitabından oğuznamə parçaları daxil edilmişdir. Kitabın “Ön söz”ündə “Oğuznamələr” belə səciyyələndirilir: “Oğuznamə-türk xalqının həyatını, mübarizəsini, mənəviyyatını əks etdirən ədəbitarixi qaynaqdır”5 XVI əsrin sonu, XVII əsrin əvvəllərinə aid edilən “Əmsali-Məmmədəli”, yaxud “Məcməüləmsali-Məhəmmədəli” adlı Peterburq arxivində saxlanan əlyazmanın 1987-ci ildə Samət Əlizadə tərəfindən nəşrə hazırlanan “Oğuznamə” adlı kitaba Kamil Vəliyev rəy vermişdir. Qeyd edək ki, bu kitabda orta əsrlər dövründə yazıya alınmış iki mindən artıq atalar sözü, məsəl və xalq deyimləri öz əksini tapmaqdadır. Kamil Vəli, 1990-1998-ci illər arasında “Kitabi -Dədə Qorqud” lüğəti üzərində çalışır. Uzun illər abidə üzərində apardığı araşdırmaları “Kitabi-Dədə Qorqud ensiklopediyası” (2000) şəklində ümumiləşdirir. Bu fundamental işin hazırlanmasında folklorşünas Füzuli Bayat və Türkiyəli tədqiqatçı Osman Fikri Sərtqaya yaxından iştirak edirlər. Kamil Vəlinin rəhəbrliyi və iştirakı ilə hazırlanan bu ensiklopediya onun baş redaktorluğu saxlanmaqla 2000-ci ildə Azərbaycan Dövlət Komissiyasının dəstəyi ilə Bakı “Yeni nəşrlər evi”ndə iki cilddə yayınlanır. Alimin KDQ ilə bağlı fəaliyyətində “Dədə Qorqud ensiklopediyası” nın dil və poetika araşdırmaları baxımından xüsusi əhəmiyyəti vardır. Birincisi, ona görə ki, bu ensiklopediya ilk və uğurlu bir təcrübə idi. K. V. Nərimanoğlu və F. Bayatın iştirakı ilə uzun illər ərzində hazırlanmış bu ensiklopediyada “Dədə Qorqud” mətni verilmiş və mətndəki sözlərə elmi şərhlər yazılmışdı. Buradakı şərhlər və izahlar bir çox hallarda elmi oçerklərdən ibarət idi ki, bu da nəşrin elmi dəyərini daha da artırmış olur. İkincisi, ona görə ki, bu nəşrdə “Dədə Qorqud” mətni ən geniş bir şəkildə araşdırılmışdır. Abidənin lüğət ehtiyatlarının linqivistik və linqvopoetik baxımdan tədqiq olunmasında çox ciddi bir hadisədir. Burada təqdim edilən məlumatlar, izahlar, şərhlər, oçerklər və məqalələr əksəriyyət etibarilə tamamilə yenidir və özündə dərin elmi informasiya daşımaqdadır. Ensiklopediyada görkəmli türkoloqlar T. Hacıyev, S. Əlizadə, K. V. Nərimanoğlu, K. Abdulla, N. Cəfərov, B.Abdulla, F. Bayat, C.Bəydili və b. “Dədə Qorqud” sözlərinə verdikləri izahları geniş əks olunmuşdur. Abidənin dili eyni zamanda folklor dilinin ən mükəmməl nümunəsidir. Bu gerçəkliyi K. V. Nərimanoğlu belə xarakterizə edir: “Hər şeydən öncə KDQ folklor dilinin təməl örnəyidir. Hər xalqın öz dilində yaranan folklor ana dilinin ədəbi yaddaşıdır və əslində dildə olan hər sözün el dilində müəyyənləşən, sabitləşən və dəyişən elə bir dəyəri var ki, məhz o dəyər sözün mahiyyətini 5

Vəli, a.g.e., 1993, s. 4.

175


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

açmaqda açar rolunu oynayır. Ən qədim sözlər, ana köklər folklor dilindən pərvazlanır. İlkin folklor örnəkləri olan sehrli kəlmələr, söyləmələr, şaman nəğmələri, əmək və mərasimlərlə bağlı kəlmələr sözlü ədəbiyyatın bünövrəsidir.”6 Dilin bütün təbii ehtiyatlarının və bədii şirələrinin toplandığı folklor dili haqqında düşüncələrini “Dədə Qorqud” nümunəsi timsalında izah edən alimə görə, “folklor dili, insanın qəzavü qədərlə, tanrı ilə, ilahi qüvvə ilə ünsiyyət dilidir. Folklor dili insanla insanın ən yetgin, doğru-dürüst, təbii ünsiyyət yoludur. Folklor dilinin sadəliyi içində dilin sonsuz mürəkkəbliyinin potensial qüvvəsi – mayası yaşayır. Milli-etnik, etnoqrafik, psixoloji, esteti sosioloji, antropoloji özəlliklərin qaynağı, məbədi olan folklor elə bir fenomendir ki, istər mifoloq, istər filosof, istərsə etnoqraf və ya yazıçı ondan yan keçə bilməz. Bu mənada türk folklorunun təbii ifadə forması kəmiyyət və keyfiyyət dəyərlərinin yekunu olan dastanlardır. Dastan sintezdir və özündə musiqi rəqs, hərəkət özəlliklərini birləşdirir.7 Ensiklopediyada Kamil Vəlinin əvvəlki illərdə “Kitabi-Dədə Qorqud”la bağlı tədqiqatlarının müəyyən bir hissəsi öz əksini tapır. Kitabda diqqəti çəkən yazılardan biri “Dastan” başılığı altında təqdim edilib. Burada türk xalqlarının dastan yaradıcılığı əsas xüsusiyyətləri ilə səciyyələndirilib. Alim dastan yaradıcılığının türk xalqlarının folklorda özünüifadə formasının əsas vasitəsi olduğunu xüsusi olaraq vurğulayır:”Bu mənada türk folklorunun təbii ifadə forması dastan yaratıcılığıdır.”8 Oğuz eposunun mətn qaynaqları. Oğuz eposunun öyrənilməsində diqqəti çəkən əsas məsələlərdən biri də eposun mətn materialının ümumi səciyyəsinin müəyyənləşdirilməsidir. Biz də belə düşünürük ki, eposu təşkil edən məlumatların ümumi cəhətləri ilə yanaşı, onların mətn tipləri və şəkilləri də aydınlaşdırılmalıdır. Oğuz eposunu biz əski “boy”, “oğuznamə” və dastan olaraq epik ifadə formalarında görürük. Bunların içində təhkiyənin nəzm və nəsr formalarının olduğunu nəzərə alaraq “lirik-epik epos” olaraq səciyyələndirmək olar. Amma bunlar, yəni “boy”, “oğuznamə” və “dastan” (buraya bahadırlıq nağıllarını da aid edə bilərik) birlikdə oğuz eposunun mətn ehtiyatının yalnız bir hissəsini əhatə edir. Buraya qeyd olunanlarla yanaşı bir sıra mətn qrupları da daxil olur. Beləliklə, “qopuzun və ya sazın müşayiəti ilə oxunan, salnamə, bədii yaddaştarix, xartiya, törə, etnik hüquq və dövlət sisteminin inikası olan Türk dastanı bütün xalqların dastan yaradıcılığından özünəməxsusluğu, əhatəliliyi, ərazi genişliyi, kod mürəkkəbliyi ilə seçilir”. Qeyd edilən mətn ehtiyatlarının içərisinə türklər üçün çox önəmli olan və epik strukturda da əhəmiyyətli elementlərdən birini təşkil edən “soy şəcərələri” də aid edilməlidir. Bunların hər biri öz növbəsəində epos strukturunun formalaşmasında iştirak edir. “Türk xalqlarının tarixini və mədəniyyətini əks etdirən qaynaqlar daha çox şifahi yaddaşla ağızdan ağıza keçə-keçə yaşayan söz sənəti örnəkləri ilə bağlıdır. Yazdırılan salnamələr, yasalar, kitabələr, bitiklər, unudulan qayaüstü cizgilər və rəsmlər, damğa və yazı gələnəyi folklorla çiyinçiyinə yaşayaraq xalqın tarixini, mənəviyyatını yaşatmışdır.”9 Söyləyici və epos. Folklorun öyrənilmsəində əsas problemlərdən biri söyləyici məsələsidir. Çünki söyləyici təkcə mətnin ötürülməsində və variantlaşmasında iştirak etmir, eyni zamanda onu Kamil Vəli, Kitabi-Dədə Qorqud ensiklopediyası. Yeni nəşrlər evi, II cild, Bakı, 2000, s. 198. Vəli, a.g.e., 2000, s. 198. 8 Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. 9 Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. 6 7

176


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

hər dəfə yenidən yaradır, ehya edir. Bu yenidən yaratma prosesində ənənəvi sxemin genişlənməsi, kodun kəmiyyət və keyfiyyət artımı, eləcə də əlavə məlumatın daxil edilməsi baş verir. Ənənəvi mətn söyləyicidən keçərkən onun yaşadığı dövrün, mühitin və şəraitin də gerçəklərini, dəyərlərini mənimsəyir. Ona görə də söyləyicini epik ənənədə qətiyyən mexaniki bir hadisə hesab etmək olmaz. Kamil Vəliyə qədər oğuz mətnlərinin öyrənilməsində diqqət söyləyicidən daha çox əlyazmanı yazan və ya üzünü köçürən katibin üzərində cəmləşdirilirdi. Halbuki katibin imkanları söyləyici ilə müqayisə olunmaz dərəcədə məhduddur. Söyləyici folklorun bir parçası, onun özüdür, katib isə bu prosesin iştirakçısı yox, kənardan təsvirçisidir. Kamil Vəli oğuz eposunun əsas faktorun söyləyicini tədqiqata cəlb edir. Xüsusilə, onun təqdim etdiyi “çoxqatlı struktur” modeli dəqiq bir elmi təsbitdir və tədqiqatçıya mətn məlumatını doğru şəkildə deşifrə etmək imkanı qazandırır. Bu eyni zamanda oğuz eposunun müxtəlif dövrlərdəki söyləyiciləri məsələsinə də düzgün yanaşmaq imkanı verir. Oğuz eposunun söyləyiciləri sırasında ozanın, baxşının və aşığın xüsusi yeri vardır. Baxşı əsasən, Orta Asiya sahəsində və şərq oğuzlarının ənənəsində özünü göstərir. Baxşıların burada əsas söyləyici mövqeyində müşahidə edilməsi oradakı Oğuzların Qıpçaklarla yaxın əlaqələrindən irəli gəlir. Baxşı ənənəsinə Altay kayçılarının, qazax akınlarının müəyyən təsirlərinin olması da təbiidir. Şərq oğuzlarının söyləyici ənənəsinin daha çox Qıpçak Türklərindən təsirləndiyi görünməkdədir. Kamil Vəli oğuz söyləyicisini xarakterizə edərək yazır: ”Böyük Türk savaşlarında ordunun önündə gedən, döyüşçüləri ruhlandıran, coşduran ozanlar-aşıqlar həm də bu döyüşləri yaddaşlara yazan, nəsil-nəsil ötürən, bütün zamanlar üçün əbədiləşdirən törə daşıyıcıları, mənəviyyat sütunları, sənət ustadları idi.”10 Kamil Vəli dastan yaradıcılığında, oğuznamə ənənəsində söyləyiciyə, ozana, aşığa xüsusi əhəmiyyət verilməsinin zəruriliyini diqqətə çatdırır. Çünki ənənənin davamlılığının, fasiləsizliyinin məsuliyyəti bu söyləyici xalq sənətkarlarının üzərinə düşür. “Qopuz –saz sənəti ilə bağlı ozan-aşıq məktəbinin boy-dastan yaradıcılığı, oğuznamə sənəti, sonralar dastan adlanan epos mədəniyyəti Türk həyat tərzi ilə, etnik psixologiyası ilə, yaradıcılıq ənənəsi ilə bağlı təfəkkür fəzasıdır.”11 Musiqinin sadə və ya mürəkkəb quruluşundan asılı olmayaraq o, bütün hallarda ifanın melopoetik bütövlüyü üçün lazım olan zəruri emosional minimumu təmin etmək gücündə olmuşdur. Kamil Vəli oğuz epik ənənəsində söyləyicinin rolunu ümumtürk kontekstində dəyərləndirir. “Oğuz tarixi, oğuz düşüncəsi ilə oğuz epik ənənəsini üzvi şəkildə birləşdirən oğuznamələri yaradan qam-şaman-ozan-baxşı-akın deyilən qədim söz ustaları, mənəviyyat aləmini sənətdə yaşadan “Haqq-Taala könlünə ilham etmiş” ustadlar olub.”12 Eposun struktur elementlərinin formalaşmasında, invariant və variant əlaqələrinin genişlənməsində söyləyicinin rolunu araşdırır. “Dastan strukturu bir nəslin (sinxron) müxtəlif ifaçılarında və müxtəlif nəsillərin (diaxron) müxtəlif ifaçılarında nə qədər dəyişə bilər və necə dəyişə bilər sualına dəqiq cavab vermək çətindir. Ancaq bu dəyişmənin qanunauyğunluğunu belə təsəvvür etmək olar: ixtiyari Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. 12 Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. 10 11

177


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

dastan dil kimi insan beyninə çökdürülmüş şəkildə yaşayır, ifa zamanı nitq reallığı qazanır və bütün nitq formulları həmin dilin ifadə formulları kimi meydana çıxır.”13Söyləyici və söylənilən mətn arasındakı münasibətin dialektikası da epik ənənənin qanunauyğunluğu çərçivəsində aydınlaşdırılır. “Dastan və ifaçı o vaxta qədər əlaqəlidir, vəhdətdədir ki, poetic struktur, obrazlar, süjet, motiv, uyğun formalarda yaşayır; bir növ “invariant-variant” əlaqəsi və dialektikası mövcuddur. ”14Bu əlaqə əskinin içində yeninin yetişməsinə qədər davam edir. Yeniləşmə dəyişən dövrlə və dəyişən dəyərlərlə bağlı olaraq baş verir. Boyu əlaqəsi və dialektikası mövcuddur.”15 Bu əlaqə əskinin içində yeninin yetişməsinə qədər davam edir. Yeniləşmə dəyişən dövrlə və dəyişən dəyərlərlə bağlı olaraq baş verir. Boyu boylatdıran, soyu soylatdıran subyektin mövcudluğu epik ənənəni sabit axarda davam etdib, orta əsrlərin sonlarına doğru gətirib çıxarıb. Alplıq epoxasının alp ərənliyə keçməsi, islamla yanaşı təsəvvüfün aparıcı ideyaya çevrilməsi dastanı da, dastançını da dəyişir. “Həmin əlaqə zəiflədikcə yeni dastanının strukturu formalaşmağa başlayır və qədim dastanın daxilində yetişən yeni dastanın strukturu formalaşmağa başlayan yeni dastan dünyaya gələndə yeni “dastan-ifaçı” münasibəti və yeni “invariant-variant” əlaqə dialektikası meydana çıxır.”16 Kamil Vəliyevlə başlanan bu yönüm aşıq yaradıcılığı sahəsində Məhərrəm Qasımlının “Aşıq sənəti”, Hüseyn İsmayılovun “Göyçə aşıq mühiti” adlı kitablarında, ayrıca olaraq, Şirvan folklor mühiti kontekstində Atəş Əhmədlinin “Folklorda söyləyicilik sənəti” adlı tədqiqatında davam etdirilib. Oğuz eposu və oğuznamə. Oğuz eposunun önəmli bir parçası “oğuznamə” adı ilə qeyd olunan mətn qrupudur. “Oğuznamələr Türk xalqının həyatını, mübarizəsini, mənəviyyatını obrazlar, bədii lövhələrlə əks etdirən ədəbi-tarixi qaynaqlardır”17 “Türk mifoloji düzümünü zaman-zaman saxlayan oğuznamələr Türk epik ənənəsinin, etnomədəni sisteminin daşıyıcısı kimi istər Şərq (Türküstan, Sibir), istərəs də Qərb (Azərbaycan, Ön Asiya) variantlarında Mətə haqqında verilən yarıtarixi, yarıəfsanəvi yadigârları, Oğuz Kağan dastanını, eləcə də Rəşidəddinin (XIV əsr), Yazıçıoğlu Əlinin (XV əsr), Hafiz Əbrunun (XV əsr), Həsən Bayatlının (XV əsr), Salır Babanın (XVI əsr), Əbül Qazinin (XVII əsr)... əsərlərindəki ayrıayrı hissələr, qeydlər, eləcə də Çin, ərəb və fars dillərindəki mənqəbələr, qaynaqlar oğuznamələrə işıq salan ədəbi-tarixi mənbələrdir.Bu oğuznamələrin rəmzə çevrilmiş örnəyi KDQ dastanlarıdır”18 Oğuz ənənəvi mədəniyyətini, mənəvi konseptlərini və bədii-poetik resurslarını daha dəqiq müəyyənləşdirmək üçün oğuznamələrin mətn məlumatlarının bir araya gətirilməsinin zəruriliyi vurğulanır. “Şübhəsiz ki, Oğuznamələr çox olmuş, Türküstanda, Qafqazda, Sibirdə, Ön Asiyada dildən-dilə gəzmişdir. Fəqət bizə Drezden və Vatikan əlyazmalarında gəlib çatan, XV əsrdə başqa

Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. 15 Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. 16 Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. 17 Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. 18 Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. 13 14

178


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

əlyazmalarından köçürülməsi təxmin edilən KDQ Azərbaycanm ərazisində formalaşan və coğrafiya, dil-üslub baxımından daha çox Azərbaycan türk dili olan ədəbi abidədir”19

Epos və ritual Oğuz eposunun az öyrənilmiş sahələrindən biri onun arxaik ritual əsaslarının müəyyənləşdirilməsi problemidir. Burada məsələ eposda görünən ritual rudimetntlərinin təsviri deyil, onların motivlənməsi, epos strukturunun formalaşmasında oynadığı rolun müəyyənləşdirilməsi və daşıdığı funksional semantikanın aydınlaşdırılmasıdır. Kamil Vəlinin tədqiqatlarında məsələnin bu aspektinin də öyrənilməsinin zəruriliyi diqqətə çatdırılır. Xüsusilə, formul nəzəriyyəsinin tətbiqindən bəhs edərkən ritual formulları ayrıca bölmə olaraq seçilir. “Rəqsi, ifanı, yaradıcılığı birləşdirən aşığın (qədim qamın, ozanın) ritual səciyyəli dastan ifası dünya mədəniyyətində bir fenomen”20olduğu diqqətə çatdırılır. Eposun nstrukturunu öyrənərkən onun semantik səviyyəsini müəyyənləşdirən əsas elementlərədn biri ritual formuludur. Ritual formullarına toy, yas, hədiyyəvermə, mövsüm və s. aid edilir. Oğuz eposunun əlaqələri. Kamil Vəli oğuz eposunu ümumtürk eposunun tərkib hissəsi kimi götürür. “Qazax Türkləri arasında “Qorqudun küyləri” (nəğmələri) bugünəcən dolaşırsa, türkmən türkcəsi Dədə Qorqudun məğzini ifadə edən deyimlərlə, dil üslub özəllikləri ilə zəngindirsə, Sibir Türklərində şaman-qam Dədə Qorqudun adı keçirsə, kiçik Asiya-Türkiyə ərazisində yüzlərlə Dədə Qorqud motivlərini, süjetlərini əks etdirən folklor örnəkləri yaşayırsa, Özbək, Qırğız, Tatar dastanları Dədə Qorqud ruhunu birbaşa və dolayı şəkildə saxlayırsa bu böyük abidəni məhdud coğrafiyada anlamağa heç bir elmi əsas tapmaq olmaz. Çünki KDQ-nin dilcə, coğrafiyaca ağırlığı onun ümumtürk, ümumoğuz sanbalını inkar etmir, əksinə təsdiq edir.21 Oğuz eposu bütün kökləri və rişələri ilə birlikdə ümumtürk eposundan qaynaqlanır və onunla əlaqəsini heç bir səviyyədə kəsmir. Altaydan başlanan Alp Manaş süjeti Qıpçak eposundan Alp Manas, özbək eposundan Alpamış, oğuz eposundan Alp Bamsı olaraq keçir, şərq Türkləri ilə qərb Türklərini, Sibirlə Orta Asiyanı, Qafqazla Anadolunu birləşdirir. KDQ-nin poetik sistemi. Kamil Vəli oğuz eposuna Türk dilinin poetik sistemi kimi bir bütöv halında baxır. Alimin müşahidələrinə görə “boyların obraz və poetik sisteminin çoxqatlı tədqiqi ümumi bir bağlılığı, üzvi bir vəhdəti təsdiq edir.”22 Obrazın təhlili zamanı onun epoxal dəyərləri özündə toplayaraq çoxqatlı bir struktura malik olduğunu da təhlil müstəvisinə gətirir. “Məsələn, Dədə Qorqud obrazında şamanlıq, ozanlıq, el ağsaqqallığı, müdriklik kimi xüsusiyyətlər ayrı-ayrı funksional göstəricilər kimi vahid obrazın semantik çoxşaxəliliyini ifadə edir.”23Âlim eposun dil poetikasını bədii ifadə vasitələrinin səciyyəvi xüsusiyyətləri baxımından da dəqiqliklə aydınlaşdırır.“Dastanların dilinə başdan-başa hopan özünəməxsus nəfəs-ritm və intonasiya, təkrarlar Vəli, a.g.e., 2000, s. 69. Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. 21 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 22 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 23 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 19 20

179


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

sistemi, səslərin, sözlərin, sintaktik biçimlərin ardıcıl təkrarı, xüsusi alliterasiya və paralellik, bədii formullar, özünəxas metaforalar və bədii təşbehlər elə bir hava, mühit. Istilik yaradır ki, “Dədə Qorqud” dünyasına daxil olan hər kəsə unudulmaz təsir bağışlayır.”24 Poetik səciyyənin izahında diqqəti sözlərin düzümünə yönəldir. “Qədim Türklərin sözə inamı, sözün magik qüvvəsi şeiri, yəni xüsusi sırası ilə, deyim tərzi ilə adi danışıqdan seçilən söz düzümünü yaratmışdır.”25 Şeir dilinin təkcə söz düzümü deyil, eyni zamanda onun emosional tərkibi də təhlilə cəlb edilir. “O yerdə ki, şeir səviyyəsində məqamlar var (intizar, təlaş, sevgi, sevinc, kədər, qəriblik...) orada ozaanı şeir kökündən aşağı salmaq mümkün olmayıb. Qopuzun nümunəsində musiqi də burada öz rolunu oynayıb. Sonrakı dastanlarda da, məsələn, “Koroğlu”da yalnız şeirlər musiqi ilə-sazla oxunur.”26 “Dədə Qorqud” dilinin cazibəsinə, sözün sehrinə düşüb bu dili tamamən şeir hesab edən araşdırmaçılara âlim öz münasibətini aydın şəkildə ifadə edir. “Dədə Qorqud” boylarının vaxtilə şeir olması fikri fərziyyədir. Mövcud mətndə yalnız səcli nəsrdən və ya özünəməxsus Qorqud şeirindən söhbət gedə bilər.”27 Burada keçən şeir nümunələrini səciyyələndirəkən onların şeir nəzəriyyəsindəki yeri miəyyənləşdirilir. “Bu şeir öz poetik ölçüləri olan (ritm, ahəng, vurğu, qafiyə, alliterasiya ...) şeirdir. “Dədə Qorqud” şeiri yalnız “Bilqamıs”, “İncil”, “Avesta”, “Quran” ilə tipoloji müqayisəyə gələn nadir söz sənəti örnəyidir.”28 Oğuz eposunun tədqiqi zamanı Kamil Vəlinin tətbiq etdiyi Lordun formul nəzəriyyəsi mətnin öyrənilməsində yeni yanaşma kimi seçilir. “Məlumdur ki, hər bir dastanın formalaşması uyğun “mifoloji məntiqə” söykənir. İnsan nə qədər ki, sözlərin ifadə etdiyi sehrə inanır, o sözlərin dünyasındakı sirrə tapınır, o sözlərin hördüyü həqiqət mif-əsatir həqiqətidir. Və çox sonralar sehrini itirən sözlər nağıllaşır, epik və lirik nəğmələrə çevrilir, bir növ tarixə qovuşur və sonra həyat haqqında, insanlar haqqında dastanlar yaranmağa başlayır. Bu növ tarixin fonunda nağıl ilə mifin qarşılıqlı üzvi əlaqəsi, tarixi transformasiyası eposları doğurur.”29 Eposun formalaşmasında mifnağıl və tarixi gerçəklik faktorunun hər birinin yeri və rolu haqqında aydın təsəvvür yaradılır. “Qəhərmanlığı, məhəbbəti tərənnüm edən bu eposlar xalq mənəviyyatının ən geniş panoramına çevrilir. Epik nəğmələrədn eposa doğru uzanan yol hər xalqın milli-mənəvi-tarixi psixologiyası, poetik təcrübəsi ilə şərtlənir.”30 Oğuz eposunun poetik sisteminin təhlilinə ilk dəfə olaraq Kamil Vəli tərəfindən formul nəzəriyyəsi tətbiq edilir. Nəzərə alınır ki, “Parri-Lord nəzəriyyəsi ritmik-sintaktik modeli-formulu dastan yaradıcılığının əsasında götürür.”31 Kamil Vəlinin araşdırmasında eposun formul üzrə öyrənilməsi üç hissədə təqdim edilir: 1.Sintaqmatik prinsip (başlanğıc, keçid və sonluq formulları). Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 26 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 27 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 28 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 29 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 30 Vəli, a.g.e., 2000, s. 70. 31 Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. 24 25

180


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

2.Semantik prinsip (ritual, döyüş, kütləvi səhnə, öygü, dua-alqış, məişət, təbiət, hikmətli kəlam, yol formulları). 3. Linqivistik prinsip (söz-formul (metafora), müqayisə-formul, söz birləşməsi-formul (bədii təyinlıər), cümlə-formul, mətn formul).32 Kamil Vəli ayrıca olaraq orta əsrlər dövrü oğuzcasının Dədə Qorqud kitabındakı mətnlərinin sintaktik xüsusiyyətlərini aydınlaşdıran fundamental tədqiqatların müəllifidir. Bu yönümdə apardığı araşdırmalarında âlim sintaktik paralelizm problemini geniş və əhatəli bir şəkildə araşdırır. Oğuz eposu nümunəsində aparılan araşdırmada sintaktik paralelizm təzahürləri Türk bədii dilinin təbiətindən irəli gələn qanunauyğunluqlar əsasında incəliklərinə qədər izah edilir. Xüsusilə, türk dilinin şeiriyyətinin və şeir dilinin əsasında duran poetik sistemi açır, onu bütün rəngarəngliyi və müxtəlifliyi ilə aydınlaşdırır. Âlimin bu zəngin dil materialı üzərində apardığı araşdırmalardan gəldiyi qənaətə görə Türk dilini poetik sistemi təkrar və sıra üzərində qurulur. Həm təkrarın, həm də sıranın dilin bütün səviyyələrində poetik təahür formaları izlənilir və onların mıəyyən edilmiş özəllikləri bədii dil sisteminin qanunauyğunluğu kimi təqdim edilir. Oğuz eposunun poetik sistemi haqqındakı qənaətlərini K. Vəli bu şəkildə ümumiləşdirir: Fonetik səviyyədə-alliterasiya. Morfoloji səviyyədə-morfemlərin təkrarı. Leksik səviyyədə-qoşa sözlər, anafora və epifora. Sintaktik səviyyədə-ritmik-sintaktik paralelizm.33

Nəticə Kamil Vəli Nərimanoğlunun oğuz eposunun öyrənilməsi istiqamətindəki fəaliyyətini araşdıraraq gəldiyimiz qənaət belədir ki, âlim oğuzşünaslıq sahəsini öz dəyərli tədqiqatları ilə inkişaf etdirib, onu həm nəzəri baxımdan zənginləşdirib, həm mövcud tədqiat təcrübələrini ümumiləşdirib, həm də oğuz abidələrinin elmi tədqiq sahəsində yeni bir mərhələnin əsasını qoyub. Onun təşəbbüsü, birbaşa iştirakı və rəhbərliyi ilə bir sıra oğuz abidələri və onlara həsr olunmuş əsərlər öyrənilib, tərcümə edilib, nəşr edilib. Alman diplomatı Henrix Fridrix fon Ditsin “Oğuz siklopu” məqaləsi ilə başlanan, Rus türkologiyasında Bartoldun tədqiqatlarından keçən, Kilisli Rifət müəllimin qələmi ilə türk dünyasına qazandırılan oğuz abidəsinin ən mükəmməl nümunəsi Kitabi Dədə Qorqudun linqvokulturoloji və linqvopoetik aspektlərdə öyrənilməsinə Kamil Vəli Nərimanoğlu ilə başlanılır. Kamil Vəli Nərimanoğluna qədər “Kitabi-Dədə Qorqud” mətni üzərində aparılan araşdırmaların elmi biblioqrafiyası Rus alimləri V.V. Bartoldu, K.A. İnostantsevi, P.S. Spridonovu, İ.A. Aniçkovu, V.V. Velyaminov- Zernovu, A.Y. Yakubovskini, V. M. Jirmunskini, A. M. Kononovu və b. əhatə edir. Abidə qardaş Türkiyədə daim elmi 32 33

Vəli, a.g.e., 2000, s. 129. Vəli, a.g.e., 2000, s. 131.

181


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

istimaiyyətin diqqət mərkəzində olmuş, Türk alimlərindən O. Ş. Gökyayın, M. Erginin, F.Köprülünün, C. Öztellinin, Ə. İnanın, Ə.R. Yalmanın, P.N. Boratavın, F.Kırzıoğlunun, İ.Z. Burdurlunun, M.Urazın, B. Ögəlin, Ə. Ərcilasunun, O. F. Sərtkayanın və b. araşdırmaları öyrənilməyə davam etmişdir. Türkiyədə abidə üzərində tədqiqatlar bu gün də eyni uğurla davam etdirilir. “Dədə Qorqud” dastanlarının dili, bədiiliyi, sənətkarlıq xüsusiyyətləri Azərbaycanda B. Çobanzadənin, Ə. Abidin, Ə. Dəmirçizadənin, H.Araslının, Ə. Sultanlının, M. Təhmasibin, M. Seyidovun, H. Mirzəzadənin, T. Hacıyevin, K.Abdullanın, V. Aslanovun, əsərlərində geniş şərh olunmuşdur. Kamil Vəli Nərimanoğlunun araşdırmaları özündən öncəki tədqiqatların nailiyyətlərini nəzərə alır, amma heç bir tədqiqatı təkrarlamır, oğuz eposunun heç kimin açmadığı bağlı qapılarından birini açır. Müasir nəzəri ehtiyatlarla oğuz eposunun örnəyində Türk bədii dilinin poetik strukturu aydınlaşdırılır, onun modelləşdirici sistemi, qanunauyğunluqları və təzahür formaları müəyyənləşdirilir.

182


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça KAMİL Vəli, 1980, Elimizdən-obamızdan, Bakı KAMİL Vəli, 1981, Azərbaycan dilinin poetic sintaksisi, Bakı KAMİL Vəli, 1983, Azərbaycan dili tarixi, Bakı KAMİL Vəli, 1984, Dastan poetikası, Bakı KAMİL Vəli, 1986, Sözün sehri, Bakı KAMİL Vəli, 1987, Elin yaddaşı, dilin yaddaşı, Bakı KAMİL Vəli, 1989, Linqivistik poetikaya giriş, Bakı KAMİL Vəli, 1991,Xalqın sözü, gözəl sözlər, Bakı KAMİL Vəli, 1992,Oğuzlar. Yazıçı, Bakı KAMİL Vəli, 1987,Oğuznamə, çapa hazırlayanı, müqəddiməm, lüğət və şərhlərin müəllifi: Samət Əlizadə, Yazıçı, Bakı KAMİL Vəli, 1992, Rəşidəddin F. Oğuznamə,Azərnəşr, Bakı KAMİL Vəli, 1993,Oğuznamələr (tərtibçilər və ön sözün müəllifləri: K.Vəli, F. Uğurlu, Bakı Universiteti nəşriyyatı, Bakı KİTABİ-DƏDƏ QORQUD ENSİKLOPEDİYASI, 2000,Yeni nəşrlər evi, II cild, Bakı XƏLİL Agaverdi, 2015, Qorqudşünaslığın inkişaf mərhələləri və istiqamətləri. Epos və etnos beynəlxalq konfransının materialları, Bakı

183


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

XX.Yüzyıl Başlarında Buhara Toplumunda Oluşan Sosyal Transformasyon Hakkında Gözal Normuradova*

Öz XX.yüzyılın ilk yıllarında Çarlık Rusyasının yarı sömürgesi durumundaki Buhara Emirliği’nde sosyal transformasyonlara yol açan derin sosyo-politik ve ekonomik değişimler ortaya çıktı. Sürecin gittikçe güçlenmesi geleneksel katmanların yanında birçok yeni sosyal katmanın ortaya çıkmasını sağladı. Söz konusu katmanlar da toplumda önemli yere sahip oldular. Makalede, sözü edilen dönemde Buhara Emirliği’nde gerçekleşen sosyal transformasyon ve katmanlaşma süreci titiz bir analize tabi tutulmuştur. Anahtar kelimeler: Buhara Emirliği, Çarlık Rusyası, sosyal katmanlaşma, sosyal katmanlar, transformasyon, özel mülkiyat, millî burjuvazi, yeni aydınlar, işçi katmanı

*

Dr.,Semerkant Devlet Üniversitesi, guzalnormurodova@gmail.com

184


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

About Socıal Transformatıon ın the Bukharıan Socıety Begınnıng of 20th Century Gözal Normuradova*

Abstarct In beginnig of 20th century, deep socio-political and economic changes emerged which led to social transformations in the Bukhara Emirate, in semi-colonial state of Tsarist Russia. The growing strength of this process has led to the emergence of many new social layers besides traditionally. These layers are also had a important place in society. Processes of social transformation and stratification that took place in the Buhara Emirate during the mentioned period was subject to rigorous analysis in this article Keywords:Bukhara Emirate, Tsarist Russia, social stratification, transformation, private property, national bourgeoisie, new intellectuals, stratum of workers.

*

Dr.,Samarkand State University, guzalnormurodova@gmail.com

185


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

1.Giriş Tarih ve sosyoloji araştırmalarında sosyal katmanlaşma meselesi çok önemli yere sahip bir konudur. Bir toplumun sosyo-politik tarihi ele alınırken onun dinamiklerini sağlayan katmanlara ayrıca önem verilmesi doğaldır. Toplumun hayatında büyük önem taşıyan sosyal katmanlara sosyal katmanlaşma teorisinde de geniş yer verilir. ХХ.yüzyılın ilk yarısından itibaren dünya tarih biliminde sosyal katmanlaşma teorisi genişçe kullanılmaya başladı. Söz konusu teoriyi savunanlara göre1 toplumda katmanların ortaya çıkması farklı sosyal kriterlerden, yani mesleki, eğitimsel, mülki ve otoriter eşitsizliklerden kaynaklanır. Sosyal katmanlaşmanın temeli ve özü; katmanlararası hak ve ayrıcalıkların, yetki ve yükümlülüklerin yanı sıra hem sosyal servetin var olup olmamasıyla, hem de toplumsal kitleler arasında hâkimiyet ve nüfuzun eşit olmayan dağılımıyla açıklanır.

2. Buhara Emirliği’nin sosyal-ekonomik, kültürel hayatı Bu çalışmada Özbek hanlıkları arasında en büyüğü olan Buhara Emirliği’de XX.yüzyılın başlarındaki sosyal katmanlaşma sürecine müteakiben oluşan sosyal yapının özelliklerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Günümüzdeki Özbekistan toprakları Çarlık Rusyası ve sömürgeci Sovyet rejimi dönemlerinde acılı bir süreci yaşamıştır. Çarlık Rusyası ve özellikle Sovyet rejimi döneminde sosyal katmanların araştırılması konusuna tek taraflı, yani rejim çıkarları görüş açısından bakılmıştır. Sömürge döneminde Çarlık hükümeti yerli halk katmanlarının haklarını çiğneyerek lakayıt bir siyaset yürütmüştür. Varlık sahiplerini bitirmeyi hedefleyen sömürgeci Sovyet rejimi konuya sınıfsal yaklaşım sergileyerek, sosyal yapının geleneksel katmanlaşmasını inkâr etmiştir ve meselenin araştırılmasını ideolojik yaklaşımlar üzerinden gerçekleştirmeye çalışmıştır.Yukarıda kaydedilenleri dikkate alarak Rusya İmparatorluğu’na yarı vasal olan Buhara toplumunun sosyal yapısını, ortaya çıkan transformasyon sürecini ele alalım. Bilinen tarihi olaylar sonucu XIX.yüzyılın sonu ve XX.yüzyılın başlarında Buhara Emirliği’nin sosyalekonomik, kültürel hayatında ciddi değişimler ortaya çıktı. Bir yandan Emirlik’in Rusya İmparatorluğu’nun yarı vasal devletine dönüşmesi, Çarlık hükümetinin Emirlik ekonomisinin bütün noktalarında hâkimiyeti ele geçirmesi, diğer yandan kapitalist ilişkilerin ortaya çıkması, para-mal ilişkilerinin gelişmesi, demir yolları ve fabrikaların yapılması gibi değişimler Buhara’nın sosyal yapısını ciddi bir şekilde etkiledi. Söz konusu döneme gelince asırlardır korunagelen geleneksel katmanların yanı sıra sosyo-politik düşüncelerinde ıslahatçılık ve modernleşmeyi savunan yeni katmanlar sosyal yapıyı önemli ölçüde etkilemekteydi. Buhara toplumunun sosyal yapısını oluşturan söz konusu katmanlar sosyo-politik ve ekonomik hayatta 1 Veber M. Klass, status i partiya / Sotsialnaya stratifikatsiya (otv. red. S.A.Belanovskiy). Vıp. 1. M.: 1992, - S. 1938.; Pitirim Sorokin. Chelovek. Sivilizatsiya. Obşestvo/ Obş. red., sost. i predisl. A. Yu. Sogomonov: Per. s angl. – M.: Politizdat. 1992. – S.301-310.

186


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ayrı öneme sahipti. Toplumun dinamiğini oluşturan bu katmanlar yönetim, ziraat, üretim, ticaret gibi bütün alanlardaki ilişkilerde önemli rol oynamaya başlamıştı. Buhara Emirliği vasal bir devlete dönüşünce (1868-1920 yılları), Çarlık hükümeti tıpkı Türkistan genev valılığında olduğu gibi Emirlik’in de ekonomisinin bütün noktalarında kontrolü ele geçirmeye çalıştı. Bu bağlamda, ekonomi alanında kapitalist ilişkiler ortaya çıkmaya başladı. Rusya hükümeti, onun ticaret ve sanayi odası temsilcileri burada sanayi işletmelerinin kurulmasına dikkat ettiler. Buhara’ya Rusya metropolisinde üretilen hazır mallarla birlikte Rus sermayesi de zorla sokuldu. Bunun sonucunda Emirlik topraklarında fabrikalar, anonim şirketler, bankalar ve ticaret evleri kuruldu. Emirlik ekonomisi Rusya’nın eline geçtikçe bölgede kapitalist ilişkiler yine de hızlandı. Emirlik topraklarında kapitalist ilişkilerin yerleşmesinin önemli özelliği, onun sosyal katmanlaşma sürecini hızlandırmış olmasıdır.2 Bunun örneği olarak köy halkının sosyal farklılaşması sonrası toprak sahibi olmayan kiracı çiftçiler ve gelişmeye çalışan toprak sahibi kesim olarak ortaya çıkması; mevsimlik iş için köylülerin şehirlere akın etmesi, şehirdeki zanaatçilerin yaşadıkları kriz sonrası yeni koşullara alışması, yerel burjuvazinin şekillenmesi gibi oluşumlar gösterilebilir. Çarlık Rusyası Emirlik’i hammadde kaynağı ve hazır mal satma pazarına dönüştürmek için banka ve ticaret sermayesini kullanarak onu kendi nüfuzu altına almıştı. Bu yapı direk olarak değil belki de yerli ticaret sermayesi ile, servetini arttırmanı amaçlayan yerli toprak sahipleri aracılığıyla geliştirilmiştir. Dolayısıyla yerli burjuvazinin bir kısmı hammadde satın alan Rus ticaret işletmelerinin temsilcileri olarak, diğer bir kısmı da yerli piyasada Rus mallarını satan aracı tüccarlar olarak faaliyetlerini gerçekleştirdiler. Millî burjuvazinin bir kısmı ticaret, banka ve çiftçilere kredi verme işine özen gösterdi. Emirlik topraklarındaki sanayi işletmelerinin %20’si yerli burjuvazinin elindeydi. Birçok sanayi sahipleri eskiden ticaretle uğraşıyordu. Millî burjuvazinin sanayi üretimindeki yerine gelince, onların gittikçe Ruslarla rekabet oluşturduğunu vurgulamak lâzım. 1 Ocak 1915 tarihli verilere göre Rusya’nın Emirlik’teki bankaları Buhara’nın zanaatkar ve tüccarlarından 206 kişiyi kendi müşterilerine dönüştürmştü. Bunların arasından arasından kapitalistler yerli burjuvazi temsilcileri yetişmiştir. Örneğin, Hocayevler (yıllık ticaret dolanımı 1 milyon ruble), Mirkalanovlar (20 adet kiraya verilmiş ve 11 tane de kendileri işleten fabrikaları vardı), Arabovlar (astragan derisi ile ticaret yapıyorlardı), Emir Alim Han (27 milyon ruble ye eşit altınları Rusya bankalarında, 7 milyon miktarındaki altınları da özel bankalarda sağlanıyordy) gibileri sayabiliriz. Emir Alim Han bankalara yatırdığı paralarından büyük kazanç sağlıyordu. Ayrıca Emir Alim Han astragan ticaretinde dünyada 3.sıradaydı. Mirsalikovlar, Mansurovlar gibi aileler de diğer büyük sermaye sahipleriydi.3 XIX.yüzyılın sonu ve XX.yüzyılın başlarında Emirlik’te başlayan kapitalist ilişkiler yavaş da olsa devam ediyor ve onun etkisi toplumsal hayatta iyice hissediliyordu. Dış ticaretin yanında iç ticaretin ve ilçeler arası ticaret dolanımının gelişmesi çiftçilik ticaretinin 2 3

Carrere D’Encause, H. Islam and the Russian Empire. Reform and revolution. - London, 1988. Р.44. Ishanov A.I. Buxarskaya Narodnaya Sovetskaya Respublika. – Toshkent, 1969. – S.79.

187


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

artması ve ilçeler arasında ekonominin uzmanlaşmasını sağladı. Zarafşan Ovası, Karşı, Guzar bölgeleri pamuk sektörüne, Emirlik’in doğusundaki Hisar, Kulab ve Balcuvan beylikleri de tahıl öretimine uzmanlaştılar. Hatta son sayılan üç bölge sadece Doğu ve Batı Buhara için değil Hive Hanlığı ve bütün ülke için tahıl yetiştiren bölgelere dönüştüler. Örneğin, her sezon Saray Kemer’den Amuderya nehri üzerinden yüz binlerce pud buğday, 100000 pud pamuk ve on binlerce pud diğer ürünler gönderilirdi.4 Pamuk alanlarının genişlemesi sonucunda verimlilik de artmıştır. Toprak vergisi kısmen nakit para şeklinde alınmaya başlanmıştır. Geçimini sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak için çiftçiler pamuk yetiştirmeye yöneldiler. Aynı çiftçilerin çabalarıyla Emirlik’te yerli ve Amerikan pamuğu ekilerek 1890 yılında 800000 pud, 1900 yılında 1000000 pud, 1910 yılında 1300000 pud ve 1915 yılında 2600000 pud pamuk yetiştirildi.5 Sunuç olarak çiftçilerin pamuk üretimi için paraya olan ihtiyaçları da iyice artmıştır. Neticede onlar tefeci ve mal sahiplerinden borç almaya başlamış. Bu borçlanma çoğu zaman çiftçinin topraklarından olmasına neden oluyordu. Kapitalist ilişkiler bazında toprakların tefeci ve diğer toprak sahiplerinin elinde toplanmasıyla köy halkı katmanlaşmaya başladı. Bu durumu Hisar Beyliği örneğinde değerlendirirsek, halkın %7,6’sını oluşturan zenginler sulanan toprakların %45,6’sını ellerinde tutuyorlardı. Halkın %28’ini oluşturan az topraklı çiftçilerin elindeki topraklar ise bütün Hisar bölgesi topraklarının %1’ine eşitti.6 Bu durumu bütün Emirlik boyunca değerlendirecek olursak çiftçilerin sosyal durumu fena halde olduğu ve sulanan toprakların sadece %15’i onların elinde olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır. Halkın %25’ini oluşturan diğer çiftçiler ise topraklardan tamamen mahrum olmuştu. Su teminatı ve vergi meselesi çiftçiler için büyük bir sorundu. Çiftçi, elde ettiği hasatın hemen hemen yarısını vergi olarak ödüyordu. Amerikalı araştırmacı S.Beker’e göre Emirlikteki çiftçilerden Türkistan genel valılığındaki çiftçilerine nazaran 8 kat daha çok vergi toplanıyordu.7 Böylece Emirlik’in en ücra ilçelerinde (topraklarının doğu, güney-batı kesimleri) bile toprak sahibi olma şeklinde kapitalist ilişkiler gelişiyordu. Bu durum aynı zamanda çiftçiler arasında da katmanlaşmanın ortaya çıkmasına neden oldu. Toprak sahiplerinin yanında az topraklı ve topraksız çiftçiler katmanı oluştu. Topraklar genelde bu toprakları kiralayan çiftçiler tarafından işleniyordu. Aynı zamanda muhtelif vergilere tabi tutulan çiftçilerin sosyal durumu daha da kötü hale dönüşüyordu. Köy ekonomisinde önemli yer tutan diğer katman da hayvan yetiştiricilerdir. Buhara Emirliği coğrafyasında çöl ve bozkırların, geniş yaylalı dağlık bölgelerin çok oluşu hayvancılığın gelişmesi için elverişli bir durumdu. Hayvancılıkla genelde göçebe ve yarı pud – 32 kiloya eşit ağırlık ölçütü. Glovatskiy O. Revolyutsiya pobejdaet: ekonomicheskie i politicheskie predposqlki Buxarskoy revolyutsii 1920 g. – T.: OGIZ RSFSR, 1930. –S.5-6. 5 Hamid Ziyoev. O’zbekiston mustamlaka va zulm iskanjasida (XIX asr II yarmi – XX asr boshlari). – Toshkent “Sharq”, 2006. – B.184. 6 Iskandarov B.I. Buxara (1918-1920 gg). – Dushanbe, 1970. –S.40. 7 Pılov A.I. Politicheskoe polojenie Buxarkogo emirata i Xivinskogo xanstva v 1917-1920 gg. – SPb.: Peterburgskoe Vostokovedenie, 2005. –S.44. 4

188


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

göçebe ahali ilgileniyordu. Hayvancılık daha çok Surhanderya Vahası’nın Divan, Yurçin, Baysun, Hisar ve Şirabad beyliklerinde gelişmişti. XIX.yüzyılın sonlarına doğru Emirlikte sulanan toprakların genişlemesi neticesinde göçebe ve yarı göçebe halkın yerleşik hayat düzenine geçiş süreci göze çarpar. Zira, göçebe hayvancılıktansa çiftçilikle ilgilenmek daha verimliydi. Kaynakla göre, XX.yüzyılın başlarında Emirlik nüfusunun %85,1’i köylülerden, % 9’u şehir nufüsünden ve %5,9’u da göçebe kavimlerden oluşuyordu.8

3. Buhara ekonomisinde kapitalist ilişkileri hızlandıran etkenler ve sosyal katmanlaşma Buhara ekonomisinde kapitalist ilişkileri hızlandıran diğer etken Emirlik topraklarında demir yollarının yapılmasıydı. Demir yolu Emirlik’i komşu ülkelerle ve Rusya sanayi merkezleriyle bağlıyordu. Orta Asya’da demir yolları yapılınca Çarlık hükümeti onu daha geliştirerek faaliyete koymaya başladı. Ekonomik, siyasî ve en önemlisi askerî açıdan bakıldığında ХХ.yüzyılın başlarında Rus yönetimini üçün Buhara Emirliği’nin güney-batı ve güney-doğu kesimlerini demir yollarıyla Orta Asya anayoluyla bağlama meselesi önem taşıyordu.. Çünkü Buhara Emirliği’nin güney kısmı doğal kaynaklarla dolu bir bölge sayılıyordu. Dolayısıyla 1914 yılından itibaren Yeni Buhara – Tirmiz (Karşı-Guzar-Kitap kollarıyla birlikte) demir yolunun yapımı başlatıldı. Demir yolunun yapımı için binlerce mevsimi işçi seferber edildi. Neticede 585 kilometre uzunluktaki Buhara demir yolunun yapımı 1916’da planlandiğindan daha erken bir tarihte tamamlandı.9 Buhara demir yolunun yapımı tamamlanınca XIX.yüzyılın sonu ve XX.yüzyılın başlarında askerî-stratejik amaçla yapılan Semerkant-Tirmiz-Çobak-Kulab ve Fergana-Pamir kaplamalı geleneksel araba yolları da demir yolu istasyonlarıyla bağlanarak, bu yolların mal ulaştırma kapasitesi 2-3 kat daha arttırıldı. Böylece demir yolu Buhara Emirliği açısından önemli olan birkaç ekonomik ve askerî meseleleri çözmüş oldu. Buharadaki geleneksel toplumda yeni şekillenen katmanlardan biri işçilerdir. Burada ilk işçiler iflas etmiş çiftçiler, zanaatçiler, kiraya toprak işleten çiftçilerden oluşmuştu. Bunlar geçim sağlamak amacıyla demir yolları ve sanayi işletmelerine başvurdular ve oraların işçileri haline geldiler. İşçiler katmanı aynı zamanda farklı millî guruplardan, örneğin Buharalı, İranlı, Rus ve diğer etnisitelerin mensuplarından oluşuyordu. Örneğin, Buhara demir yolunun yapımında yerli halkın yanı sıra Emirlik dışından da işçiler çağrılmıştı. Buhara Kuşbeyi’nin arşivindeki 1915 yılına ait evraklardan demir yolu yapımında esas itibarıyla amelelerin çalıştırıldığı anlaşılır. Kayıtlardan Buhara demir yolu baş mühendisinin Kalif vilayetinden ameleler istediği görülür. Aynı zamanda demir yolu mühendisine Ata Hoca adında birinin yolladığı mektupta demir yolu çalışanlarının maaşlarının zamanında verilmesi

Tuxtametov T. G. Rossiya i Buxarskiy emirat v nachale XX v. – Dushanbe, 1977. – S.88. Umar Rashidov, O’lmasjon Rashidov. Buxoroning Rossiya bilan iqtisodiy va siyosiy munosabatlari tarixidan (1900-1925 yillar). – Buxoro, 2013. –B.22. Sadrazam makamındaki devlet adamı 8 9

189


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

talebi iletilmiştir.10 Belgelerden şu durum görülmekte ki, demir yolu yapımı için istenilen amele sayısı askerî seferberlik seviyesine ulaşmıştı. Demir yol inşasında lâzım olan koşulların yerine getirilmemesi amelelerin işi bırakmalarına veya orada hastalanıp ölmelerine neden oluyordu. 1905-1906 yıllarında Buhara’daki demokratik hareketlenme sonucunda yerli işçiler hareketi canlanarak emekçi haklarını genişletme reformlarına gitmeyi talep etmeye başladılar. İncelemekte olduğumuz dönemde Buhara toplumunda şekillenen diğer bir katman da aydınlar katmanıdır. Buhara ticaretinin önemli isimleri borsalar teşkil etme, yol yapımı, ticari ilişkiler gibi meselelerle uğraştığı gibi aydınlar katmanı da Buhara toplumunu modernleştirme arayışında bulundular. ХIХ.yüzyılın sonuna gelip Emirlik’ın medrese öğrencileri, öğretmenleri ve diğer aydınları arasında toplumu geliştirmek ve yükseltmeye yönelik yeni düşünceler şekillendi. Vurgulanmalıdır ki böyle düşünceler sadece aydınlar arasında değil, belki de millî burjuvazi, ticaretçiler ve din adamları arasında da gelişiyordu. Bu düşüncelerin merkezinde ilk önce halkın bütün katmanları arasında hâkim olan cehaleti bitirmek, eski eğitim şeklini ıslah etmek, halk arasındaki eski ve boş gelenekleri bırakmak gibi meseleler bulunmaktaydı. Aydınlara göre bunlar toplumu gerilemeye, sefalete atan amansız sosyal hastalıklardır. Bu yüzden cehalete karşı geniş çaplı mücadele ve yeni usul okullarının faaliyete konması ıslahatların ilk şartı olarak belirlenmişti. Aydınların bu ilerici düşüncelerine 1905 yılında gerçekleşen Rus burjuva devrimi, 1905-1911 yıllarında İran’da gerçekleşen devrim ve 1908 yılında Türkiye’de gerçekleşen Jön Türkler devrimleri temel oluşturuyordu. Ne yazık ki, yenilikçi hareketler yanlısı olan aydınların halk arasındaki nüfuzu kısıtlıydı. Eğitiminde laiklik ilkesine dayanan Batı eğitim şeklini örnek alan yeni okulların açılması yenilik karşıtı olan gericilerin itirazına neden oluyordu. Gericiler geleneksel eğitim yanlıları olup, onlar bağnaz din adamları ve bazı bürokratlardan oluşmaktaydı. Onlara göre yeni okulların açılmasına izin vermek, yönetim, eğitim, mahkeme gibi alanlarda “iktidarın sallaması” ve kendilerinin bulundukları makamdan edilmesi gibi tehlikeye yol açmak demekti. Böylece ХХ.yüzyılın başlarında sosyo-politik değişimlerin yaşandığı Emirlik’te aydınlar iki guruba, yani ıslahat yanlıları olan yeni aydınlar, ilerici cedidler ve bağnaz gericilere ayrılıyordu. Emirlik’te yeni aydınların önde gelen isimleri olan Sadriddin Aynî, Ebdul Vahit Münzim, Mirkamil Burhanov, Osman Hoca Polathocayev, Halit Hacı Mihri, Molla Vefa ve diğerleri yeni okulları açmaya, gençlerin çağdaş bilim sahibi olmalarına, yayın özgürlüğüne kavuşmaya, milleti kalkındırmaya çalıştılar. Tarihçi ve devlet memuru Mirza Selimbek’in Tarihi Selimî adlı eserine göre, Vardanzalı Molla Corabay ХIХ.yüzyılın sonlarında İstanbul’da eğitim aldmış, daha sonra Rusya’ya geçmiş. O Buhara’ya dönünçe 1900 yılında doğup büyüdüğü köyde (diğer bir kaynağa göre Postindoz köyünde) Buhara Emirliği topraklarındaki ilk cedid mektebini açmıştır.11 Başka bir kaynakta aynı yılı yeni okulu şair

10 11

O’zR MDA, I-126 –jamg‘arma, 2-ro‘yxat, 421-yig‘ma jild, 37- varaqning orqasi. Rajabov Q., Hayitov Sh. Usmon Xo‘ja. – Toshkent: Abu Matbuot Konsalt, 2011. –B.5-6.

190


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ahmed Mahzum’un da açtığı kaydedilmektedir.12Buharalı aydınlar eğitim alanındaki ıslahatları gerçekleştirebilmek için saray çevrelerini, onların vasıtasıyla da emiri ikna etmeye çalıştılar. Araştırmacılara göre, 1908 yılının ekim ayında Emir Abdulahad eğitim dili Farsça oluşu belirlenen yeni okul projesini onaylar. Bu, Emirlik’in siyası hayatında “Islahatın başlatılması” adına önemli bir adımdı.13 Okul, Abdulvahit Burhanov’un (Munzim) evinde açılmış. O sırada medrese öğrencisi olan aydın Sadriddin Aynî de okulun ilk öğrencilerindendi. Çok geçmeden büyükler için gece öğretimi de açıldı. Aynî’nin kayıtlarına göre bu okullarda ilk sıralarda yeni usulde eğitim sunmadaki tecrübesizlik, öğretmen eksikliği gibi sorunlar göze çarpmaktaydı. Daha sonra Tatar okullarıyla geliştirilen ilişkiler bu sorunların çözülmesine yardımcı oldu. Araştırmacı N.Gafarov 1911-1912 yıllarında Buhara Emirliği’nde 57 tane yeni okulun faaliyette bulunduğunu kaydetmektedir. Bunların arasında Mirkamil Burhanov, Usman Hoca Polathocayev, Halit Hacı Mihri (1913) gibilerin okulları en iyileriydi14. Filcümle, Molla Vefa’nın okulunda Rusça eğitimine ayrı bir önem veriliyordu. İlericilerin eğitimin islahı yolundaki masraflarını Muhiddin Mansurov, Yakubov gibi tüccarlar; ayrıca da Molla İkram* gibi ilerici, bilimsever din adamları karşılamıştır.

4. Sonuç Sonuç olarak şunları söyleyebilirizki, XX.yüzyılın başlarında Buhara Emirliği’nin sosyal yapısı farklı katman ve kesimlerdenoluşuyordu. Toplumda geleneksel bürokratlar, din adamları, çiftçiler, zanaatçiler, hayvan yetiştiriciler ve kölelerin yanı sıra millî burjuvazi, ilerici aydınlar, işçiler gibi sosyal hareketlilik sonucu şekillenen yeni katmanlar da bulunmaktaydı. Bu dönemde bireyin toplumdaki yeri onun sosyal-katmansal hak ve ayrıcalıklarıyla birlikte özel mülk sahibi olma, gelir, eğitim, islahatçılık gibi özel faaliyetiyle de belirleniyordu

Pılov A.I. Politicheskoe polojenie Buxarkogo emirata i Xivinskogo xanstva v 1917-1920 gg. – SPb.: Peterburgskoe Vostokovedenie, 2005. –S.60. 13 Pılov A.I. A.g.e. S. 61. 14 Gafarov N. Istoriya kulturno-prosvetitelskoy deyatilnosti djadidov v Buxarskom emirate (nachaloXX veka). – Xujand, 2000. – S.78. * Molla İkram, cedid harekatını destekleyen yegane Buharalı müftüdür. Türkiye’de bulunan, daha sonra da Mekke’yi ziytaret eden Molla İkram Emirlik yönetimini açıkça eleştirir. Zendene ve Karagöl’de kadılık yaparken kadılar için alınan vergiden vaz geçerek sadece Kuşbeyi tarafından belirlenen maaşıyla yetinir. Ona göre yeni okullardaki eğitim şeriat kurallarına zıt değildir // Umnyakov M. Iz istorii novometodnoy shkolı v Buhare. – M., 1927. –S.90. 12

191


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynaklar CARRERE D’Encause, H. ,1988, Islam and the Russian Empire. Reform and revolution. – London GAFAROV N. ,2000, Istoriya kulturno-prosvetitelskoy deyatilnosti djadidov v Buxarskom emirate (nachaloXX veka). – Xujand GLOVATSKIY O. ,1970 ,Revolyutsiya pobejdaet: ekonomicheskie i politicheskie predposqlki Buharskoy revolyutsii 1920 g. – T.: OGIZ RSFSR, 1930. ISKANDAROV B.I. Buhara (1918-1920 gg). – Dushanbe ISHANOV A.I. ,1969, Buharskaya Narodnaya Sovetskaya Respublika. – Toshkent PILOV A.I. ,2005, Politicheskoe polojenie Buharkogo emirata i Hivinskogo hanstva v 1917-1920 gg. – SPb.: Peterburgskoe Vostokovedenie RAJABOV Q., 2011, Hayitov Sh. Usmon Xo‘ja. – Toshkent: Abu Matbuot Konsalt RASHIDOV, Umar; RASHIDOV. O’lmasjon, 2013,Buxoroning Rossiya bilan iqtisodiy va siyosiy munosabatlari tarixidan (1900-1925 yillar). – Buxoro SOROKiN, Pitirim, 1992, Chelovek. Sivilizatsiya, Obşestvo/ Obş. red., sost. i predisl. A. Yu. Sogomonov: Per. s angl. – M.: Politizdat. TUHTAMETOV T. G., 1970, Rossiya i Buharskiy emirat v nachale XX v. – Dushanbe VEBER M. ,1992,Klass. Status i partiya / Sotsialnaya stratifikatsiya (otv. red. S.A.Belanovskiy). Vıp. 1. M. ZIYOYEV, Hamid, 2006, O’zbekiston mustamlaka va zulm iskanjasida (XIX asr II yarmi – XX asr boshlari). – Toshkent “Sharq”, O’zR MDA, I-126 –jamg‘arma, 2-ro‘yxat, 421-yig‘ma jild, 37- varaqning orqasi. –B.5-6.

192


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Azerbeycan Tarix Fənninin Tədrisində İncəsənətlə Tərbiyə

Metanet Memmedova* Aydın Memmedov**

Öz Bizi əhatə edən və tarixin tədrisində təlqin olunan estetik tərbiyə çox qədim bir tarixə malikdir. Estetik və etik tərbiyə insanın bir şəxsiyyət kimi hərtərəfli və harmonik yetişməsində çox mühüm rol oynayır. Mənbələrdəki mühüm informasiyalar, heykəltəraşlıq, arxitektura, teatr və incəsənətin müxtəlif sahələri haqqında biliklər tarixin tədrisinin bütün kurslarında müəllimin təlimi üçün xoş məram, əhvali-ruhiyyə yaradır. Gənc nəslin, şagirdlərin incəsənətlə tərbiyəsində böyük rol oynayır. Təqdim olunacaq məqalədə qədim zamanlardan zəmanəmizə qədər estetik tərbiyənin atributlarına toxunulur, tarixin tədrisində incəsənətlə tərbiyənin əhəmiyyəti nəzərə çardırılır. Açar sözlər: İncəsənətlə tərbiyə, estetik tələbat, gözəllik hissi.

*

Doç. Dr., Azerbaycan, Baku Devlet Universitesi, metanet.memmedova.61@mail.ru

**

Azerbaycan, Baku Devlet Universitesi, aydin.mmmdov.67@mail.ru

193


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Education With art in History of Teaching

Metanet Memmedova*

Abstact The aesthetic perception of the surrounding world has extremely ancient vrigins. The pedagogical principles of aesthetic perception play exceptional role in versatile and harmonious development of an indiridual. In this terms, the teaching of history as a discipline has a great potential. Azerbaijan carpets are the most ancient material Azerbaijan carpets are the most ancient material and cultural examples of our nation, and are held in world museum. Being the enternal decoration of our houses, precious dowry of our daughters, the carpet weaving art was reflected in fiction writings, history of art and manual of history. Enormous amount of information about visual arts, sculpture, architecture, theatrical art and othere spheres of arts in all courses of history creates favourable conditious for teaching and uporinging of the students, setting love for beauty and arts. Keywords: Art nurture, the demand for aesthetic, sense of beauty

*

Doç. Dr., Azxerbaıjan State University, metanet.memmedova.61@mail.ru

194


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Bizi əhatə edən ətraf aləmə, gerçəkliyə həssas, estetik münasibət çox qədim tarixə malikdir. Şəxsiyyətin estetik hissinin və bədii zövqünün təşəkkülündə və tərbiyəsində təbiətin əsrarəngiz gözəllikləri, qənirsiz, ezazkar və təkrarsız rəngləri, səsləri, dağları-dərələri, okeanı, dənizləri, çayları, səması ilə birgə təbii ki, təlim prosesi də mühüm rol oynayır. Estetik tərbiyənin bəşər sivilizasiyası ilə yaşıd olduğunu söyləyənlər, zənnimcə yanılmırlar. İncəsənətlə tərbiyə çox qədim tarixə malikdir. Tərbiyənin də, incəsənətin də qayəsini, məqsədini hərtərəfli inkişaf etmiş, ahəngdar şəxsiyyətin, kamil insanın formalaşdırılması təşkil edir. Gözəlliyə can atmaq, estetik tələbat insanın xislətindədir. Hələ ibtidai icma quruluşunda insan öz əməyini effektli etmək arzusu ilə zaman-zaman əldə etdiyi əşyalar, iştirakçısı olduğu və ya müşahidə etdiyi hadisələr üçün simmetriya mütənasiblik, forma-məzmun kimi xüsusiyyətlərin olduqca böyük önəm kəsb etdiyini anlamağa, dərk etməyə başlayırdı. 123 İbtidai insan hadisə və əşyaların mahiyyətinə vardıqca bu və ya digər hisslərini, duyğu və fikirlərini qrafik üsullarla əks etdirməyə çalışırdı: “Azıx mağarasının və təbəqəsinin xəlvət yerində tapılmış ayı kəllələri daha çox maraq doğurur. Bu ayı kəllələrinin birinin üzərində 8 əyri xətt çəkilmişdir. Göstərilən xətlərin hamısı dişli daş alətlərlə çəkilmişdir. Güman edilir ki, kəllə üzərində çəkilmiş xətlər azıxantropun ideoloji təsəvvürləri ilə bağlı olmuşdur.4 Sonralar bu sadə xətlər ibtidai insanın təbiətdə hər an müşahidə etdiyi harmoniyanı, ritmi, ülviliyi, təkrarsızlığı ehtiva edən ornamentlərə, sadə rəsmlərə çevriləcək. Hələ ibtidai insanın yazmaq və rəsm çəkmək sənətini öyrənməsindən çox əvvəl, incəsənətin meydana gəlməsindən min illər qabaq əmək prosesi insanda gerçəkliyə qarşı bədii münasibət bəsləmək qabiliyyəti oyatmışdır.İstər ali, istərsə də orta ümumtəhsil məktəblərində tədris olunan tarix dərsliklərində ibtidai icma dövründən tutmuş, ta ki, müasir dövrədək bəşəriyyətin gözəlliyini duymaq, ondan yüksək həzz almaq sonra isə onu incəsənət əsərlərində vəsf etmək məharəti qırılmaz və dinamik bir proses kimi izlənilir. Məhz ona görə də bir çox 1

Aydın Memmedov, İbtidai icma dövründe elm olubmu? Tarix qezeti. 1992. 3(32)

Aydın Memmedov, Tarix derslerinde incesenetle terbiye, yaxud gözellik alemine seyahet. Sumqayıt qez. 08. 02. 2003. 11 (7090). 2

Esedulla Ceferov, İnsanlığın seheri, Azerbaycan, Bakı. 1994. s. 31

3

Esedulla Ceferov, İnsanlığın seheri, Azerbaycan, Bakı. 1994. s. 37

4

195


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

elmlərin kəsişmə nöqtəsində dayanan tarix fənni ilə gənc nəslin incəsənətlə tərbiyəsi, xəyalən ayrıayrı dövrlərin gözəllik aləminə səyahət etməsi üçün son dərəcə geniş imkanlar mövcuddur. Məsələn, müəllim 6-cı sinif şagirdlərinə ibtidai icma quruluşu dövrünə dair dərsləri keçərkən ibtidai insanların yaşadıqları mağaraların divarlarında və ya Qobustanda olduğu kimi qayalar üzərində çəkdikləri təsvir nümunələrindən maraqlı söhbətlər aça bilər. Totemizmlə bağlı qısa, lakin məzmunlu söhbət şagirdlərdə ibtidai incəsənətin haradan, hansı inanclardan qaynaqlanması haqqında aydın təsəvvür yarada bilər. Belə ki, totemizm baxışlarına görə, heyvanlar və insanlar eyni bir əcdada malik olmuş, zaman-zaman bu heyvanların bir qismi öz dərilərini çıxarıb, guya adam ola bilmişlər. Bir qisim heyvanlar isə guya, könüllü olaraq öz ətlərini insanlara verib ölürlər. Ona görə də bir çox qəbilələrdə ova getməzdən qabaq totemin yerdə təsviri çəkilir və bu təsvir üzərində xüsusi cadu və ovsun ayinləri icra edilirdi.56İbtidai insanların yerdə, qaya və mağara divarlarında çəkdikləri heyvan fiqurlarında istər bədən forması, hərəkətin və dinamikanın təbiiliyi, istərsə də plastika, estetik zəriflik, təbiilik son dərəcə gözəl təsvir edilib. İbtidai icma dövrünə dair sümük silah və alətlərin üzərində həkk edilmiş naxışlar, stilistik elementlər, bu və ya digər dini inancı, astral baxışlar sistemini özündə ehtiva edən svastika və digər təsvir elementləri də bu dövr insanlarının təkcə estetik duyumundan deyil, artıq ətraf mühitə, təbiətə və cəmiyyətə dair bilik və bacarıqlarının da yüksək inkişafını aydın surətdə göstərir. Müəllim tarix dərslərində Azıx mağarasına, Qobustan qaya təsvirlərinə, Orinyak, Madlen mağara təsvirlərinə dair rəngli slaydlar, bukletlər, açıqla komplektlərindən və müasir İKT-nin nailiyyətlərindən istifadə etməklə, ən yaxşı isə əgər təsviri sənətə dair müəyyən bilik və bacarığından istifadə edərək yazı taxtasında plastik qabarit təsvirləri ilə çox gözəl effektlərə nail olmaq olar.789Azərbaycanda orta tunc dövrünə aid olan boyalı qablar mədəniyyətindən danışarkən əcdadlarımızın saxsı qablar üzərində çəkdikləri zərif, son dərəcə nəfis rəngli naxış elementlərinin məişətimizə daxil olmasını təbii ki, həmin dövrün ən böyük nailiyyətlərindən biri kimi xarakterizə etmək olar. Boyalı qablarda sarı, qırmızı, narıncı və digər isti rənglərin üstünlük təşkil etməsi təbii ki, həmin dövr insanlarının günəşə, işığa, bolluğa, təmizliyə, aydın səmaya tapınmaları, bu inancları “qoruyan” qabların içərisinin həmişə ruzi və bərəkətlə dolu olması istəyi ilə bağlı idi. Manna mədəniyyətindən danışarkən 1956-1957-ci illərdə Urmiya gölünün cənubunda, Həsənli deyilən yerdə Taqi Asafi və R. Daysonun rəhbərliyi altında fəaliyyət göstərən arxeoloji ekspedisiyanın kəşf etdiyi məhşur qızıl cam haqqında şagirdlərə çox maraqlı məlumatlar vermək olar.10Belə ki, tədqiqatçıların gəldiyi qənaətə görə camın yuxarı təsvirində görünən arabalarda (sağdan) günəş allahı Mehr (və ya Mitra) və onun daimi silahdaşları, qoruyucu mələkləri (Sruş və Rameş) təsvir edilmişdir. Qızıl camın üzərində yüksək məharətlə təsvir olunmuş obrazlar nəinki xalqımızın, artıq ən qədim dövrlərdə yüksək estetik zövqündən, bədii düşüncə tərzindən, həmçinin dini inanclarından, astral baxışlarından da xəbər verir. Belə ki, camın üzərində əslində birinci arabada baş Allah-göy Yusif Hesenov, İbtidai icma tarixi, Azerbaycan, Bakı. 1963. s. 101

5

Qara Ehmedov, Bu güne nece gelib çıxmışıq, Azerbaycan, Bakı. 1989

6 7

Аleksandr Формозов, Памятники первобытного искусства, Наука, Москва. 1966. с. 38

8

Борис Лукьянов, В мире эстетики, Просвещение, Москва. 1983. с. 94-95

9

Николай Чебоксаров, Ирина Чебоксарова, Народы расы культуры, Москва. Наука. 1985. Azerbaycan inceseneti, Bakı. İşıq. 1992. c. 38

10

196


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Allahı Ahura Mazda təsvir edilmişdir. Təsvirlərin əksəriyyəti ilahə Anahit və b. Allahlarla bağlı olub, bolluq, bərəkət ideyalarına həsr edilmişdir.11Təsvirlərdən birinin başında qanadlı günəş lövhəsi vardır ki, bu da qədim Şərqdə geniş yayılmış günəş və işıq Allahının rəmzidir. Qədim maddi-mədəniyyət abidələri üzərində təsvir edilən günəş təsvirlərinə Azərbaycanda rast gəlinməsi, təbii ki, bizim ulu əcdadlarımız arasında da günəşə pərəstiş əqidəsinin çox geniş yayılması ilə bağlıdır. Günəş kultu xalqımızın oda tapınma inancı ilə də sıx bağlıdır. Tədqiqatçıların fikrincə: “Od yeni, xoşbəxt ailə qurmağa kömək edir. Elə ona görə də od anadan xoşbəxtlik, evlənməyə icazə verməsini diləyirdilər.”1213 Müəllifin fikrincə od, ocaq, alov Günəşin yerdə simvolu, əksi, təcəssümüdür. Şagirdlərə üzərində günəş, lampa təsvirləri əks olunmuş qəbir daşlarını nümayiş etdirərkən, belə təsvirlərlə, oxşar hadisə ilə daha harada rastlaşmaq olar? sualını verdikdə onlar böyük həvəslə gəlin köçən qızların ata evindən yola salarkən, onları çırağın başına dolandırmalarını, Qobustan təsvirlərində qayığın üstündə günəş təsvirini, qırmızı rəngin sevinc, bolluq, uğur, işıq, isti və s. ilə bağlı olması kimi misallar gətirirlər. Memarlıqda, müasir dekorativ sənətimizdə də günəşin təsvirinə tez-tez rast gəlmək olar. “Güləbətin və təkəlduz tikmələrdə, xalça sənətində, daş və ağac oymalarda, şəbəkələrdə günəş təsvirini görmək olar.” Q. Əhmədov haqlı olaraq yazır: “İnsanın əmələ gəldiyi ilk dövrlərdə süni işıq olmamışdır. İnsanlar ancaq Günəş və Ay işığından istifadə etmişlər. Günəş və Ay işığı olmadıqda isə onlar zülmət kimi qaranlıqda qalmışlar. Ona görə də qədim əcdadlarımız Günəşə və Aya sitayiş etmişlər. Onların çıxmaslı münasibətilə qurbanlar kəsmişlər”.14 Günəş bir çox Şərq xalqlarında məhz bu baxımdan ibadət obyekti, qədim Misirdə isə həmçinin dünyanın yaradıcısı hesab olunurdu.15 Günəşlə bağlı təsvirlər, günəşin, alovun stilistik əksi olan butaların, axirət dünyasını, yeraltı ölülər dünyasını ehtiva edən ilan təsvirlərinin, ulu əcdadlarımızın kult hesab etdikləri qoç təsvirlərinin, buynuzlarının xalçalarımızda geniş təsvir olunması həmişə böyük maraq doğurur. Ulu əcdadlarımızın qədim inanclarına görə: “ Ölüb getmiş əcdadlarımızın ruhları baharın oyanması, çöllərin sulanması və torpaqların məhsuldarlığı üzərində himayəkar bir qüvvə olmuşdur”. İlanların axirət dünyasını əks etdirən onqom kimi əski inanclarda təqdim və təsvir olunması yəqin ki, onların yerin altında yaşaması, özünəməxsus həyat tərzi, qorxu, heyrət doğuran xüsusiyyətləri ilə, günəş işığının heç zaman düşmədiyi yeraltı aləmin zülmətini ehtiva edən gecə qaranlığında fəal həyat tərzi keçirməsi ilə bağlı idi. Təsadüfi deyildir ki, bir çox şərq xalqlarında ilan müdrikliyin simvolu sayılır. Skiflərə məxsus zoomorf qızıl bəzək əşyalarında ilanın son dərəcə yüksək peşəkarlıqla işlənmiş fiqurları da yəqin ki, bu inanclardan irəli gəlir.1617 Xalçalarımıza gəlincə isə burada ilan təsvirləri ilə bağlı: “Əjdaha motivinə geniş yer verilməsi əbəs yerə olmamışdır, çünki o uzaq keçmişlərdə türkdilli xalqlar həyatı, məişəti,

Qara Ehmedov, Bu güne nece gelib çıxmışıq, Azerbaycan, Bakı. 1989.

11 12

Aydın Memmedov, İbtidai icma dövründe elm olubmu? Tarix qezeti. 1992. 3(32)

Aydın Memmedov, Tarix derslerinde incesenetle terbiye, yaxud gözellik alemine seyahet. Sumqayıt qez. 08. 02. 2003. 11 (7090) 14 Qara Ehmedov, Bu güne nece gelib çıxmışıq, Azerbaycan. Bakı. 1989. s. 43-44 15 Хук Сэмуил, Мифология ближнего востока, Москва. Наука. 1991. с. 60 16 Estetik terbiye, Maarif, Bakı, 1972.s. 67 17 Ворис Лукьянов, В мире эстетики. Просвещение, Москва. 1983. c. 78 13

197


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

folkloru, mifologiyasında görkəmli yer tutmuşdur”.18Təsadüfi deyildir ki, Qarabağ kimi görkəmli xalça məntəqəsində toxunan “Vərni” adlı xalılarda sayı 16, 20, 24-ə çatan böyük həcmli əjdaha rəsmlərinə də təsadüf edilir.19Deməli, istər orta, istərsə də ali məktəblərdə təhsil alan övladlarımıza Azərbaycan xalçalarındakı son dərəcə nəfis, rəngarəng nəbati və həndəsi naxışlar təkcə təsviri baxımdan deyil, həm də daşıdığı, ehtiva etdiyi mənanı izah etdikdə incəsənətin nə qədər böyük imkanlara malik olduğunu anlatmış oluruq. Hələ IX-X əsrin tarixçisi Təbəri Azərbaycanın şimalşərq əyalətlərində əla növlü xalçaların istehsal olunduğunu yazırdı. X əsr ərəb müəllifi ƏlMüqəddəsi Bərdədə toxunan xalçaların tayı bərabəri olmadığını qeyd edirdi. Mənbələrdə Naxçıvanda “Zili” xalça, XIII əsrdə Təbrizdə “Nax” xalça toxunduğu xəbər verilir.20Alman səyyahı Adam Oleariy Dərbənddən Bakıya, oradan da Şamaxıya səyahət edərkən kəndlilərin evlərinin əlvan xalılarla bəzəndiyini heyranlıqla qələmə almışdır. 1858-ci ilin ikinci yarısından 1859-cu ilin əvvəlinə qədər Rusiyada və Qafqazda olmuş A. Düma yazırdı ki, Quba, Şamaxı və Nuxa xalıları rəng çalarlarına, naxışlarına və keyfiyyətlərinə görə “İran” xalılarından heç də geri qalmır.21Şagirdlərə Hans Holbeynin “Səfirlər”, Hans Memlinqin “Məryəm körpəsi ilə” tablolarının reproduksiyalarını əyani vəsait kimi göstərmək və adı çəkilən tablolarda avropalı rəssamların öz əsərlərində fikir və məzmunu tam ifadə etmək üçün Azərbaycan xalçasını təsvir etmələri incəsənətin vəsf etdiyi gözəlliyin, yüksək estetik hiss və duyğuların sərhəd tanımadığını bir daha sübut edir. Hər bir tarix müəllimi 6-cı sinifdən ta ki, 11-ci sinif də daxil olmaqla tarix dərsliklərində istər Azərbaycanın, istərsə də digər dünya xalqlarının incəsənətini tədris edərkən rəssam və heykəltaraşın əsərlərinin rəngli slayd və reproduksiyalarından əyani vəsait kimi istifadə edərsə, onda tədris etdiyi dərsin məzmun və keyfiyyətini yüksəltməklə yanaşı, həmin incəsənətin malik olduğu xalqın bədii təfəkkür, düşüncə və həyat tərzi, həyat anlamı, ətraf aləmə münasibəti və digər məziyyətləri ilə bağlı dolğun məlumat verər, həmin xalqlar haqqında daha aydın təsəvvürlərin yaranmasına şərait yaratmış olar. Bu eyni zamanda şagirdlərin bədii estetik tərbiyəsində də son dərəcə böyük əhəmiyyət kəsb etmiş olar.Torpağı gözəl, suları gözəl, əfsanə və nəğmələri gözəl Azərbaycanımızda ta qədimdən insanların qəlbi sənət və eşqlə dolu olmuşdur. Məhz elə buna görədir ki, xalqımızın yaratdığı bədii sənət nümunələri ilə tanış olarkən insan sanki ovsunlanır, sirli bir aləmə-sənət dünyasının ağuşuna düşür. Bu əsərlərin bizdə oyatdığı ilk təəsürat bütün düşüncə və təfəkkürümüzdə, həyata baxış və münasibətin formalaşmasında böyük rol oynayır. Estetik tərbiyə insanda ətraf mühitə-onu əhatə edən cəmiyyətə və təbiətə son dərəcə həssas yanaşma kimi ali hisslərlə yanaşı müşahidə qabiliyyətinin inkişaf etməsinə də zəmin yaradır. Bu isə öz növbəsində gələcəkdə insanın hansı peşəyə yiyələnməsindən asılı olmayaraq onun yaradıcı təbiətə malik olmasına və öz peşəsinin incəliklərinə bələd olmasına, daima axtarışda olmasına səbəb olur. Məhz bu baxımdan memarlıq, rəssamlıq, heykəltaraşlıq, musiqi və incəsənətin digər sahələrinə dair zəngin informasiyaya dair tarix dərslərində şagirdlərin gözəllik dünyasına səyahət etməsi üçün çox geniş imkanlar vardır.

Sonuç Hər bir şagirdin gələcəkdə necə insan olacağı onun gözəlliyə necə münasibət bəsləməsindən, başqa sözlə estetik tərbiyəsindən çox asılıdır. Məhz bu baxımdan tarix fənninin Azerbaycan inceseneti, Bakı. İşıq. 1992. s. 78 Azerbaycan inceseneti, Bakı. İşıq. 1992. s. 78 20 Teymur Bünyadov, Azerbaycanda maldarlığın inkişafı tarixinden, Elm, Bakı. 1969. s. 145 21 Aleksandr Düma, Qafqaz seferi, Yazıçı, Bakı. 1985. 18 19

198


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

tədrisində incəsənətlə tərbiyə gələcək vətəndaşın hərtərəfli və ahəngdar şəxsiyyət kimi inkişafında əvəzedilməz rol oynayır. Estetik tərbiyə hər şeydən öncə, təkcə təbiətin gözəlliyi hislərini, zərifliyi tərbiyə etmir, eyni zamanda insanın gözəlliyi duymasına kömək edir. Tarix fənninin tədrisi zamanı ayrı-ayrı dövrlərə dair mədəniyyət abidələrindən, incəsənət və memarlıq əsərlərindən danışarkən müəllim bu əsərlərin yaranması zərurəti və xüsusuiyyətləri haqqında məlumat verir, onların bəşər tarixində mövcud olan digər sənət əsərləri ilə fərqli və oxşar cəhətlərini araşdırır. Bu isə tarix fənninin tədrisi zamanı uşaqlarda zəngin duyğuların, dünyagörüşünün formalaşmasına səbəb olur. Şagirdlər bəşər tarixinin təkcə qanlı və dağıdıcı müharibələrdən deyil, həm də zaman-zaman bəşəri və humanist dəyərləri təbliğ edən gözəllik dünyasından, bu dünyanı yaradan və qoruyan insanların gərgin əməyindən ibarət olduğunu görürlər. Bu isə, bütövlükdə gələcəyin vətəndaşı olan uşaqlarda həm keçmişə, həm də gələcəyə sağlam və sayqılı bir münasibətin formalaşmasına səbəb olur.

199


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça

1. AZƏRBAYCAN INCƏSƏNƏTI, 1992, İşıq, Bakı 2. BÜNYADOV, Teymur, 1969, Azərbaycanda maldarlığın inkişafı tarixindən, Elm, Bakı 3. CƏFƏROV, Əsədulla, 1994, İnsanlığın səhəri, Azərbaycan, Bakı 4. ALEKSANDR Düma, 1985, Qafqaz səfəri, Yazıçı, Bakı 5. ESTETIK TƏRBIYƏ, 1972, Maarif, Bakı 6. ƏHMƏDOV, Qara, 1989, Bu günə necə gəlib çıxmışıq, Azərbaycan, Bakı 7. HƏSƏNOV, Yusif, 1963, İbtidai icma tarixi, Azərbaycan, Bakı 8.

MƏMMƏDOV, Aydın, 1992, İbtidai icma dövründə elm olubmu? Tarix qəzeti. 3(32) Bakı

9.

MƏMMƏDOV, Aydın, 2003, Tarix dərslərində incəsənətlə tərbiyə, yaxud gözəllik aləminə səyahət, Sumqayıt qəz. 11

10. ЛУКЬЯНОВ, Борис, 1983, В мире эстетики, Просвещение, Москва 11. ФОРМОЗОВ, Александр, 1966, Памятники первобытного искусства, Наука, Москва 12. ХУК, Сэмуил, 1991, Мифология ближнего востока, Наука, Москва 13. ЧЕБОКСАРОВ, Николай, Чебоксарова, Ирина, 1985, Народы расы культуры, Москва

200

Наука,


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Культ Солнца в доисламской системе верований Азербайджанского народа Aydın Memmedov*

Aннотация У большинства тюркоязычных народов, в том числе и у азербайджанского народа в до исламских верованиях широко распространялся культ Солнца. Огонь был символом Солнца на Земле, а пламя огня являлось посредником между Богом Улькеном и людьми. В праздник Новруз хонча украшенная в честь Солнца также отражала эту веру. Отмечается Новруз байрам 20-21-22 марта ежегодно, с момента наступления весеннего равноденствия. Однако, согласно традиции, народ готовится к этому празднику уже с последнего месяца зимы, праздничные торжества продолжаются с приходом Новруза и несколько дней подряд после начала нового солнечного года. Исторически Азербайджан – страна нефти, газа, грязевых вулканов, и потому естественно, что извергающийся из недр Апшерона и многих других мест огонь веками привлекал в Азербайджан множество огнепоклонников с обширных территорий от Ближнего и Среднего Востока до Индии; они почитали эти места как священные. Ключевые слова: историографический обзор, азербайджанские традиции, обычаи азербайджанского народа, культ Солнца, простонародные праздники, азербайджанский быт

*

Azerbaycan, Baku Devlet Universitesi, aydin.mmmdov.67@mail.ru

200


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Sun cult in the pre-Islamic system of beliefs of the Azerbaijani people Aydın Memmedov*

Abstarct In Turkic speaking peoples, also in Azerbaijan in beliefs system before Islam to worship the Sun was wide spread. The fire was the symbol of the Sun in the Earth, the flames of the fire mediator between Ulken God and people. In Novruz holiday decorated khonchas in honor of the Sun also reflects this belief. It was always the most favorite among all other holidays of Azerbaijani people. Novruz is celebrated every year on the 20-21-22 of March, from the moment of coming of vernal equinox. But, according to the tradition, people start to prepare for this holiday from the last month of winter; holiday celebrations continue with coming of Novruz and for days on end after the beginning of a new solar year. Historically, Azerbaijan is a country of oil, gas, mud volcanoes and therefore, it is natural that for centuries the fire erupting from the depth of Absheron and other many places attracted to Azerbaijan the crowds of fire-worshippers from the vast territories from Middle East to India; these worshippers revered these places as holy lands Keywords: a historiographical review, Azerbaijan traditions, customs of the Azerbaijan people, the cult of the Sun, folk holidays, Azerbaijan life.

*

Azerbaycan, Baku Devlet Universitesi, aydin.mmmdov.67@mail.ru

201


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

запись Традиции, обычаи и обряды азербайджанского народа отличаются своей первичностью, полнотой содержания и тематической обширностью среди национальных культур народов мира. Эти обычаи и обряды сформировались в результате многовековой истории совместного проживания тюркских народов. Многие из них перекликаются с прежними верованиями и идеями. Во многих из них отражается характерная для древних времён красота. С этой точки зрения, вызывают большой интерес ритуалы, связанные с поклонением Солнцу, народные верования. Культ Солнца или Поклонение Солнцу, являющийся одной из древних традиций Азербайджана, сохраняя своё воплощение в обычаях Новруза смог сохраниться с древнейших времен наших предков до сегодняшних дней в той или иной форме. Приблизительно одна двухмиллиардная часть Солнечного тепла играет решающую роль для существования жизни, развития, прогресса и усовершенствования на нашей планете. Находящийся на расстоянии 150 млн. км от Земли солнечный свет доходит до нашей планеты за 8 минут 3 секунды. Таким образом, первыми лучами выглядывающего из горизонта солнца, начинается наше утро и каждый приступает к рабочему дню. На первых этапах существования человека не было искусственного света. Люди пользовались лишь Солнечным и Лунным светом, а при их отсутствии обретались полной тьме. Поэтому наши предки поклонялись Солнцу и Луне.1 В честь их восхода осуществляли жертвоприношение. Таким образом, Культ Солнца зародился в результате потребности наших предков к свете и тепле, их отношения к окружающей среде и на протяжении тысячелетий оказал воздействие на развитие человека и формирования сакрального мышления. Затем наши предки, чтобы приблизить себя к солнцу, стать с ним родственником создали образы, включавшие в себя мифические создания, создали образы, солнцу статус о документе священности. Один из таких существ был Ал Рух, который боролся с силами тьмы, врагами клеветы. Вера в Ал руха до сих пор сохранилась в некоторых областях Азербайджана, обычаях и традициях. При затемнении солнца и луны люди объединяли свои усилия и помогали солнцу. По поводу этого пишет Н. Рзаев: «В Азербайджане в конце XIX – начала XX веков Ал руха как доброго духа противопоставляли злым духам. При затмении солнца и луны звали его на помощь. В начале, зажигали огонь, делался салют, стреляли с ружей, били в барабаны, чтобы, солнце или луна избавились от злых духов».2 Уважение, поклонение солнцу нашло широкое место в астральном взгляде многих народов. Солнце это высшее мудрое начало, которое даёт начальный свет жизни на земле, способствует увеличению и побеждает тень, которое заменяет хаос миром в бесконечной

1

Кара Ахмедов, Как мы дошли до наших дней, Баку, 1989, стр. 44

2

Насир Рзаев, Голос веков, Баку, 1974, стр.42

202


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

галактики. Во взглядах древних китайцев говорится, что вначале существовала тьма. Затем свет рожденный от этой тьмы, стал началом таких больших духов как Ин и Ян, они же в свою очередь приводили мир в порядок и создали 8 основных направлений. Дух Ян управлял небом, а дух Ин землёй.3 Астральные взгляды китайцев рождения света и его источника солнца от тьмы основаны на фантазиях и на движение солнца вокруг земли, смены дня и ночи, смены сезонов. Таким образом день характеризует свет, жизнь, а ночь тьму и злые духи. Зимний период характеризует замёрзшую землю, воду мёртвой природы, а весна расцвет природы, её оживление, тепла, символ Ал руха, снижение солнца или путешествия. Вечером Шамаш, как и в египетских поверьях, чтобы обеспечить мертвых водой спускается в преисподнюю. Во время подземного путешествия, Солнце судит здешних мертвых за их деяния в светлом мире при жизни. Следует отметить, что и азербайджанский народ связывает солнце с подземным миром, называя ад страной Солнца. По этим представлениям существовали такие птицы, которые доставляли души мертвых в страну Солнца. В шумерском эпосе «Гильгамеш и Энкиду» представлена птица по имени Аезут. Аезут – символ смерти. В противовес ей, представлено дерево как символ вечной жизни. Исследователь Р.Алиев обоснованно отождествляет птицу Аезут с птицами Зумруд и Симург из Азербайджанских сказок. По мнению автора, птица Анка спасшая Малик Мамеда из темного мира (из сказки про Малик Мамеда), птица Зумруди–Анка из турецких источников, птица симург из арабских источников и есть птица Аезут.4 - 5 Вызывает интерес и выводы автора о том, что в этих сказках постижение страны солнца в сознании происходит раньше, чем познание потустороннего мира. A. Mонгайт относил веру в судный день к каменному веку, периоду образования первого человека, а атеизм он считал аномалией характера человека. Встречающиеся на территории Азербайджана дольмены и кромлехи, по мнению исследователя также связаны с культом солнца вера в судный день и бессмертие духов, что послужило основой для образования дольменов, дошла и до наших дней.6 Примером, могут послужить дома построенные из мелких камней на пути в место, поклонения Деде Гюнеш в Шемахе. По верованиям эти дома послужили бы пристанищем в судный день. Не по случайности это место было названо Деде Гюнеш. Культ солнца один из древних культов Азербайджана. Этот культ получил широкое развитие в бронзовую эпоху. Отцы после создания культа стали считаться властными и именно поэтому их имена произносились наряду с солнцем. Также имеются рассуждения о нахождении на территории Азербайджана построений кромлех и их связи с культом солнца.

3

Юань Кэ, Мифы древнего Китая, Наука, Мoсква, 1987, стр. 28-31

4

Рамил Алиев, Мифические взгляды в Азербайджанских сказках, Баку, 1992, стр.66

5

Aгаяр Шукюров, Г. Абдуллазаде, Философия Азербайджана, Баку, 1993, стр. 32

6

Александр Монгайт, Археология и современность, Москва, АН СССР, 1963, стр. 25-26

203


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Один из исследователей древних религиозных представлений нашего народа Н.Рзаев в своей книге «Голос веков» пишет, что происхождение спектакля о косе относит нас к первому веку нашей эры. В те времена такие спектакли среди родов и общин посвящались Анахиту – богу плодородия, изобилия, урожайности, любви. По мнению исследователей, дошедшие до нас игры в Коса-Коса с тотемом в виде козла относящиеся к бронзовому веку (2 тыс. до н. э.) связаны с творческим развитием. Мнения автора, что предки почитали козу как символ солнца вызывает интерес. Известно, что в бронзовый век гончары из района Гёйгёль изображали козу как символ солнца и тотем племени на посуду черного цвета. Автор приходит к выводу, что в данных районах изображенные на ручках посуды козы представляют собой мысли о солнце, весне, зелени, тотем о плодородии. Н.Рзаев утверждает, что коза, как и лев, лошадь, овца представляют солнце. И это не случайно, так как бог солнца всегда способствует плодородию и достатку. Выдающийся ученый М.Сеидов также оценивает борьбу козы с символом зимы Косой как борьбу весны с осенью: Азербайджанцы в своё время провели обряд борьбы весны с осенью. Это верование провело к образованию игры-обряда Коса-коса. Коса – символ зимы, а убивающая его коза символ лета.7 По мнению М.Сеидова в этом обряде Коса не спешит уходить и хочет забрать мешки людей. А коза борется с ним и это радует народ. Изображение лодки на скалах Гобустане связано с путешествием в подземное царство на лодке Маскет. Этот факт ещё раз подтверждает древность Культа солнца. А Формозов в своём труде «Очерки первобытного общества» отмечает: «Так как солнце превышает все вокруг в пустыню, в Гобустане отношение к северу было иным».8 Изображение лодок на скалах Гобустана автор связывает с Культом Солнца. Но, он также отмечает, что изображение солнечных лодок не имеет отношения к местности и является единственным заимствованным сюжетом. C другой стороны в своём труде «Памятники первобытной культуры», Формазов отмечает: «Лодки Гобустана близки к египетским лодкам, а сибирские, уральские, карельские лодки – шведским.9 Потому что, наскальные изображения лодок в Швеции ни чем не отличаются от наскальных изображений Египта и Гобустана. В этом можно убедиться, опираясь на вышеуказанный труд автора. С другой стороны автор задаётся вопросом о том, как могли дойти до нас египетские мифы: «Посредством севера-запада и юга. Изображения в Гобустане и Тян-Шане подтверждают этот факт» – отмечает, автор.9 И тем самым он доказывает, что среди вышеуказанных северных регионов был распространен миф о солнце, возникший в Азербайджане. Также не следует забывать, что имеющийся сегодня климат Гобустана не совпадает и не может совпадать с климатом в период Мезолита. Климат связан не только с географической зональностью, но и с процессами развития, происходящими на земле. Изменения, происходящие в

7

Эльчин Асланов, Игры, зрелища, народные представления, Баку, 1984, стр. 110

8

Александр Формозов, Очерки по первобытному искусству, Наука, Москва, 1969, стр. 54

9

Александр Формозов, Памятники первобытного искусства, Наука, Москва, 1966, стр. 41

204


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

промышленности, антропологические воздействия, оказывают сильное воздействие на климат и климатические изменения. В тот период не только антропогенные, но и неизвестный науке по сегодняшний день причины. К примеру, магнитные колебания Земли, оказали сильное воздействие на изменение климата. Этот факт подтверждается изображением травоядных животных на наскальных изображений Гобустана. С другой стороны, в Месопотамии и Египте, для которых характерен пустынный климат, не должен был быть распространён миф о солнце, так как в пустынях палящее солнце светит на протяжение многих часов. Э.Брандт, объясняет отнесение солнца к второстепенным божествам у шумеров и у вавильонянов следующим образом: «На протяжении года Месопотамия находится под палящими лучами солнца. Священники воспринимали Шамаша как повелителя небес и земли и называли его основоположником порядка и закона на земле и на небесах».10 С этой мыслью А.Формозова не согласился Н.Рзаев, он считал, что: «У этой мысли нет научной основы. Наскальные изображения лодок в Гобустане принадлежит местной культуре».11 Кроме того, как утверждает Н.Рзаев, на территории Гобустана имеются изображение человека, держащего в руках солнце, изображение козы, которая является символом солнца и кромлехские постройки. Тем самым он пытался доказать, что обряды связанные с Культом Солнца, были созданы на территории Азербайджана ещё в период первобытнообщинного строя.12 Также следует отметить, что огонь и костёр всегда считались священными, так как они представляют собой символ солнца на земле. Не случайно что, Азыхантроп считается первым обитателям способным добывать огонь. По мнению археолога И.Джафарова, 500-600 тысяч лет назад наши предки добыв огонь, перенесли его в Азыхскую пещеру.13 В произведении греческого писателя Эсхила «Прометей прикованный» было описано как Зевс приказал приковать Прометея к Кавказскому хребту, так как он добыл огонь и раздал его людям. Не случайно Азербайджан был прозван страной огней и это связано с его историческими корнями.14 - 15

10

Эвелин Кленгель-Брандт, Путешествие в древний Вавилон, Наука, Москва, 1979, стр. 164

11

Насир Рзаев, По следам предков, Баку, 1992, стр. 82

12

Насир Рзаев, По следам предков, Баку, 1992, стр. 82-83

13

Асадулла Джафаров, Куручайская долина, Баку, 1990, стр. 33

14

Кара Ахмедов, Как мы дошли до наших дней, Баку, 1989, стр. 39

205


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Празднования праздника Новруз на территории Азербайджана с использованием таких обрядов, как например, разведения костра и проведения торжеств с участием таких образов как Кечал (лысый) и Коса, коза, которая является символом солнца также связано с обрядами Культа Солнца. Самые древние обитатели Нила считали, что – солнце и луна являются дочерьми солнечного божества. По их мнению солнца является правым, а луна левым глазом бога. Дитя солнечного божества также изображались как его защитники. Согласно египетской легенде дочь солнечного Божества Тефитут покинула страну из-за ссоры с отцом. Спустя некоторое время отец, соскучившийся по своей дочери, отправляет за ней Бога мудрости Тота и своего сына Шу. Тоту и Шу удается, вернут Тефитута. С возвращением Тефитута происходит оживление природы, и египтяне отмечают это событие как праздник Весны.16 Это напоминает нам греческий эпос «Деметра и Персефона». Согласно этой легенде, когда дочь богини плодородия Деметры, красавица Персефона гуляет по полю, её крадёт бог подземного царства Аид. Деметра тоскует по своей дочери, и поэтому осыпаются листья у деревьев, не растёт ни пшено, ни виноград. На земле начинается засуха и голод, и Зевс приказывает Аиду отпускать Персефону на несколько месяцев к своей матери. Когда Персефона возвращается на землю, её мать радуется и оживляется природа. Наступает весна. Когда Персефона возвращается, в подземное царство наступает осень, природа вновь усыпает. Многие учёные настаивают на развитие культуры как самостоятельно, так и параллельно с другими культурами. Так во многих странах в начальный период образования мира временный уход души связывается с периодом засухи и зимы.17 - 18 Так как возвращение солнца в данной мифологии ассоциируется с началом весны, Это также можно сопоставить с возвращением солнце после дня весеннего солнцестояния в южном направлении. Начиная с самых древнейших времён, также как и у многих народов мира в Азербайджане культ солнца символизируется с плодородием, изобилием, оживлением природы. Территория Азербайджана, изобилующая природно-географическими условиями, исторически являлась оплотом формирование человека. Великая роль народов мира в формировании нашей системы Верований, в тоже время мы внесли большой клад в формирование культурного наследия мира. Изучая традиции, обычаи и обряды культа солнца, мы испытываем чувство любви и гордости за свою историю, за своих предков и национальных и моральных ценностей. Употребляя слово огонь в своих клятвах, сравнивая

15

Мирали Сеидов, Истоки Азербайджанского мифологического мышления, Баку, 1983, стр.162-163

16

Сэмуил. Хук, Мифология Ближнего Востока, Москва, Наука, 1991, стр. 18

17

Aгаяр Шукюров, Мифология, 2-й книга, Баку, 1995, стр. 55

18

Мирали Сеидов, Размышляя этногенезис Азербайджанского народа, Баку, 1989, стр. 188

206


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

великих людей с огнём, наши предки показывает свое почтение и уважение к свету и теплу. Веришь ли ты, что зажигание свечей в празднике Новруза связано с культом солнца и символизирует начало восточной цивилизации.

Заключение Доисламской системе верований Азербайджанского народа одним из важных элементов является поклонение Солнцу. Так как Солнце является одним из важных условий или же, основным источником жизни на нашей планете, древние жители Земли поклонялись Солнцу как хранителю их от всяких бедствий и неудач. Без солнечного тепла и энергии люди даже не представляли начала, продолжения и развития не только всех отраслей хозяйственной деятельности, но и даже рода человеческого, бурный день первобытного и древнего человека, в том числе и сегодняшнего, современного человека начинался вместе с восходом и завершался с закатом Солнца. Таким образом, Солнце как бы являлось, естественным регулятором биосоциального ритма древних обществ. С наступлением ночи и тьмы первобытный и древний человек сталкивался с всевозможными трудностями, многие из которых были для него настоящими проблемами. Вот, почему все негативные и нежелательные объекты и события человек связывал с темнотой или же темными силами. А потому темные или же злые духи активизировались с наступлением ночи. Потому, что после заката Солнце в течение 12 часов путешествует в подземный мир, и там тоже наводить порядок. Таким образом, Культ Солнца зародился в результате потребности наших предков к свету и теплу, и занял основное место в доисламской системе верований. С приходом ислама культ Солнца начал отождествляться в обрядами праздника Новруз. Ведь Коран пишет: «Не поклоняйтесь Солнцу и луне, поклоняйтесь мне. Их тоже создал я».

207


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Литература

АЛИЕВ, Рамил, 1992, Мифические взгляды в Азербайджанских сказках, Баку АСЛАНОВ, Эльчин, 1984, Игры, зрелища, народные представления, Баку АФАНАСЬЕВА, Вероника, 1979, Гильгамеш и Энкиду, Наука, Москва АХМЕДОВ, Кара, 1989, Как мы дошли до наших дней. Баку, ДЖАФАРОВ, Асадулла, 1990, Куручайская долина. Баку, ИСКУССТВО АЗЕРБАЙДЖАНА, 1992, Баку, КЛЕНГЕЛЬ-БРАНДТ, Эвелин, 1979, Путешествие в древний Вавилон, Наука, Москва МОНГАЙТ, Александр, 1963, Археология и современность, АН СССР, Москва РЗАЕВ, Насир, 1974, Голос веков, Баку РЗАЕВ, Насир, 1992, По следам предков, Баку

208


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

СЕИДОВ, Мирали, 1983, Истоки Азербайджанского мифологического мышления, Баку СЕИДОВ, Мирали, 1989, Размышляя этногенезис Азербайджанского народа, Баку ФОРМОЗОВ, Александр, 1969, Очерки по первобытному искусству, Наука, Москва ФОРМОЗОВ, Александдр, 1966, Памятники первобытного искусства, Наука, Москва ХУК Сэмуил, 1991, Мифология Ближнего Востока, Наука, Москва ШУКЮРОВ, Aгаяр, Абдуллазаде Г, 1993, Философия Азербайджана, Баку ШУКЮРОВ, Aгаяр, 1995, Мифология, 2-й книга, Баку ЮАНЬ Кэ, 1987, Мифы древнего Китая, Наука, Москва

209


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Aqrar Sahənin Sosial-İqtisadi İnkişafinda Məqsədli Proqramlarin Rolu Nailə Eyvazova*

Xülasə Son vaxtlar Azərbaycan Respublikasında aqrar sektorun inkişafını təmin edən prioritetlərin səmərəliliyini qiymətləndirir və ölkə iqtisadiyyatında Regionların sosial-iqtisadi inkişafı Dövlət Proqramlarının əsasında əhalinin ərzaq təminatının, ölkənin ixrac potensalının yüksəlməsində müasir aqrobiznesin rolunu açıqlayır və sosial- iqtisadi əhəmiyyətini göstərir. Açar sözlər: Prioritet, Kapital qoyuluşu, İnvestor, İnvestisiya, İnnovasiya, Aqrarbiznes

Роль целевых программ в социально-экономическом развитии аграрной отрасли Nailə Eyvazova

РЕЗЮМЕ Увеличение достижений вразвитии аграрного сектора, ведующий роль,принадлежит Государственным Программам социально-экономического развития регионов Азербайджана. В статье изучен опыт зарубежных стран, и автор, отценивая роль государственных приоритетов, обеспечивающих ускоренное, развитие сельсого хозяйства в создании аграрного бизнеса, обезпечении продовольственной программы республики и увеличении экспортного потенциала страны дает соответствующие предложения Ключевые слова: приоритеты, капитальное вложение, инвестиция, качество, инновация, аграрный бизнес

Doç. Dr., Azərbaycan Dövlət İqtisad Universiteti Nəzəriyyə və Praktik İqtisadiyyat eyvazova_71@mail.ru *

210

Kafedrası,


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Role of objective projects in socio-economic development of an agrarian department Nailə Eyvazova*

Abstract Assesses the effectiveness of the priorities that ensure the development of agrarian sector in Azerbaijan in recent years and sheds light on the role and socialeconomic significance of the modern agrarian business in increasing the food supply of the population and boosting the export potential of the country, based on the programmes on the social and economic development of the regions. Keywords: Priorities, Capital investment, İnvestor, İnvestment, Agrarian Business

*

Doç. Dr., Azerbaıjan State University, hummatovax@mail.ru

211


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Müstəqillik illərində qəbul olunmuş məqsədli dövlət proqramları ölkənin aqrar sahəsində qeyri-neft sektorunun inkişafının sürətləndirilməsini, tarazlı regional və davamlı sosial-iqtisadi inkişafa nail olmağa, əhalinin həyat səviyyəsinin daha da yaxşılaşdırılmağa, emal sənayesində keyfiyyətli, rəqabət qabiliyyətli məhsul istehsalına, ixrac yönümlü məhsulların istehsalına, mövcud bazarla yanaşı Avropa ölkələri bazarlarına çıxmağa şərait yaratdı. Məqsədli dövlət proqramlarında nəzərdə tutulmuş hər bir tədbirin, tikiləsi obyektin konkret ünvanı, icrasına məsul təşkilat və maliyyə təminatı göstərildi. Bazar iqtisadiyyatı əməyin, əmtəə və kapitalın, xidmətlərin ölkə daxilində və xaricdə hərəkətini sərbəstləşdirmişdir. İşçi qüvvəsi daha yüksək əmək haqqı verən sahibkarla əməkdaşlıq etməyə can atır. Yüksək rəqabətqabiliyyətli məhsullar (iş və xidmətlər) ölkədə sabitlik, təkmil bazar infrastrukturu, sağlam rəqabətli ölkəyə hərəkət edir. Kapital axını yuxarıda göstərilən əlamətlərə daha çox həssas olmaqla reytinqi yüksək olan inamlı, etibarlı dövlətlərə sərbəst və müdaxiləsiz hərəkət edir. Kapitalın hərəkəti iqtisadiyyatın gəlirli sahələrinə daha çox axır. Bu baxımdan aqrar emal sektorunda köhnə primitiv texnologiyalardan imtina edərək, ən müasir beynəlxalq standartların tələblərinə cavab verən keyfiyyətli, rəqabətqabiliyyətli məhsul istehsal edən layihələrin son məhsulu daxili bazarda olduğu kimi xarici bazarlarda problemsiz qarşılanır. Bakı, Gəncə, Naxçıvan, Lənkəran, Bərdə, Ağcabədi, Qazax, Ağstafa və digər şəhər və rayonlarda istehsal olunmuş ət və süd, meyvə və tərəvəz məhsulları irişəhərləri pərakəndə ticarət obyektlərində öz alıcılarını gözləyir. İndi ərzaq məhsullarının istehsalçıları arasında keyfiyyətli məhsul istehsalı uğrunda rəqabət gedir. Məqsədli dövlət proqraminin həyata kecirilməsi ilə əlaqədar Azərbaycan Respublikasının

sosial-iqtisadi

inkişafının

sürətlənməsi,

əhalinin

həyat

şəraitinin

yaxşılaşdırılması, dövlətlərarası əlaqələrin genişləndirilməsi zərurliyi, milli iqtisadiyyatın bütün sahələrinin sahib inkişafının təmin edilməsini başlıca vəzifə kimi qarşıya qoyur. Məqsədli dövlət proqramlarinin

qanunauyğunluqlarina əsasən ölkənin əsas istehsal

sahələrindən biri olan aqrar sferanın da inkişaf etdirilməsini tələb olunur. Aqrar sferanın

212


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

inkişafı ölkədə əhalinin ərzaq və xalq istehlakı malları ilə tələbatının ödənilməsində, habelə ölkənin bir sıra sənaye sahələrinin xammala ehtiyacının təmin edilməsində həlledici əhəmiyyətə malikdir.Göstərilənlər nəzərə alınaraq Azərbaycan Respublikasında milli iqtisadiyyatın inkişaf etdirilməsi məqsədi ilə islahatların aparılması problemləri həll edilərkən aqrar sferada islahatların üstün aparılması nəzərdə tutulmuş və islahatlar ilk növbədə məqsədli dövlət proqramlari əsasinda

həyata keçirilmişdir. Bununla əlaqədar

olaraq aqrar islahatların aparılmasının normativ-hüquqi bazası yaradılmış, ictimai mülkiyyətə əsaslanan təsərrüfatlar qanunauyğun formada ləğv edilmiş, torpaq və əmlak özəlləşdirilmiş, xüsusi mülkiyyətə əsaslanan təsərrüfatlar yaradılmış və aqrar sahibkarlıq fəaliyyəti formalaşmışdır.Bunların təmin edilməsində respublikanın aqrar sferaında bazar iqtisadi münasibətlərinə tam uyğun, onun tələblərinə cavab verən qanunvericilik bazasının formalaşması həlledici rol oynamışdır. Göstərilənlərin nəticəsidir ki, Azərbaycanın aqrar sferasında bazar münasibətlərinə əsaslanan istehsal və xidmət sahələri yaradılmış, istehsalın artırılmasına, səmərəliliyin yüksəldilməsinə, xidmətlərin keyfiyyətinin yaxşılaşdırılmasını maddi marağın artırılmasına real şərait təmin edilmişdir. Azərbaycanda aparılan islahatlarin məqsədli dövlət proqramlari vastəsi ilə həyata kecrilməsini xarakterik xüsusiyyətlərindən və üstünlüklərindən biri ondan ibarət olmuşdur ki, kənd təsərrüfatında torpaq sahələri ilə yanaşı bütün əmlak və texnika da özəlləşdirilərək sahibkarlara verilmiş və beləliklə onların səmərəli fəaliyyət göstərməsi üçün daha əlverişli imkanlar açılmışdır.Aqrar islahatların uğurla həyata keçirilməsi ilə əlaqədar olaraq qarşıda duran ən mühüm problemlərdən biri əmlakın özəlləşdirilməsinin səmərəli aparılması olmuşdur. Bu sahədə də ölkədə tələb olunan normativ-hüquqi baza yaradılmış və əmlak qarşıda qoyulan məqsədə uyğun formada özəlləşdirilmiş və sahibkarlara vermişdir. Son vaxtlar Azərbaycanda bazarın tələblərini ödəyən aqrar emal sənayesində yüksək gəlir gətirə bilən, mütərəqqi keyfiyyət və struktur dəyişilikləri yarada bilən iri miqyaslı kapital qoyuluşlu layihələrin həyata keçirilməsinə başlanmışdır. Reginların sosial-iqtisadi inkişafı Dövlət Proqramlarına uyğun olaraq ölkədə ən yerli texnologiyalar əsasında tikilən və yenidən qurulan kənd təsərrüfatı məhsullarının emal müəssisələri iri miqyaslı kapital qoyuluşu ilə başa gəlir. Bu layihələrdə xarici investorlar, Sahibkarlığa Kömək Milli Fondu, Milli İnvestisiya Şirkəti, yerli iş adamları və s. ilə tərəfdaşlıq edirlər. Bu təcrübə göstərir ki,

213


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Azərbaycan ölkə daxili və xarici investorlar üçün etibarlı tərəfdaş olmaqla yanaşı dünya ölkələri arasında reytinqi yüksək olan dövlətdir.İstehsalçıların hüquqlarının qorunması, əhalinin keyfiyyətli ərzaq, kənd təsərrüfatı məhsulları, məhsul və xidmətlərlə təminatı, istehlak bazarının təhlükəli və normativ dövlət sənədlərinin tələblərinə uyğun olmayan məhsullardan qorunması dövlət siyasətinin tərkib hissəsidir. 2016-cı ildə Azərbaycan Respublikası Standartlaşdırma, Metrologiya və Patent üzrə Dövlət Komitəsi yanında Texniki Tənzimləmə və Standartlaşdırma üzrə Dövlət Nəzarəti Xidməri tərəfindən 47 istehsal müəssisəsində yoxlama aparılmış, 20 sahibkarlıq subyektinə normativ sənədlərin tələblərinə cavab verməyən məhsul istehsal olunduğu üçün istehsal və satışın qadağan olunması barədə tələbnamə verilmişdir. Son illərdə regionlarda tikilib istifadəyə verilmiş aqrar emal komplekslərinin təcrübəsi göstərir ki, qloballaşan dünya ərzaq təhlükəsizliyi çərçivəsində ixrac yönümlü qida məhsulunun istehsalına, sertifikatlaşdırmasına və dünya bazarlarına çıxarılmasına yeni texnologiya ilə işləyən Ağcabədidə “Atena” süd emalı şirkəti, Ağsuda “AzQranata” MMC, Qazaxda “Azərsun Holdinq” şirkətinin meyvə konserv zavodu, Ağstafa “Aqroservis” MMC kimi avropa ölkələrində istehsal olunmuş müasir zavod kompleksi lazımdır. Bu komplekslərin tikilib başa gəlməsi 50-60 milyon manatdan çox investisiya tələb olunur. Regionlarda fəaliyyət göstərən sahibkarların maliyyə imkanları məhduddur, kommersiya bank qurumları üçün yüksək məbləğdə kreditlərin verilməsi risklidir. Bunu nəzərə alaraq ikinci Dövlət Proqramında planlaşdırılmış kənd təsərrüfatı və aqrar sənaye obyektələrinin maliyyələşdirmə mənbələri sırasında əməkdaşlıq qaydasında dövlət büdcəsinin, xarici investorların, Sahibkarlığa Kömək Milli Fondunun, milli sərmayədarların, sahibkarların öz vəsaitlərindən istifadə olunması da istisna deyil. Aqrar sferada investisiya imkanlarının artması, aqrar bazarın keyfiyyətcə yeni mərhələyə qalxması, ölkənin ərzaq təminatında iqtisadi mexanizmlərdən səmərəli istifadə olunmasının rolunu göstərir.Hazırda iri həcmli investisiya layihələrinin həyata keçirilməsində kənd təsərrüfatının istehsal sahələrinin daxili və xarici bazarın tələbləri baxımından təhlil edilir, prioritet sahələr müəyyən edilir, rəqabət qabiliyyətli, yüksək səmərə verə biləcək sahələrin potensial imkanlarına uyğun olaraq kapital qoyuluşuna önəm yaradılır. Davamlı inkişafa aparan bu münasibətin böyük perspektivi və əhəmiyyəti ondadır ki, təsərrüfatlarda uzun müddətli inkişaf hədəfləri əldə

214


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

edir, işçilərin əmək haqları artır, əhalinin ərzaq təminatı artmaqla keyfiyyətcə yaxşılaşır, layihəyə sərf edilən vəsaitin səmərəli xərclənməsi təmin olunur. Regionlarda dövlət və özəl maliyyə partnyorluğu əsasında yaradılan aqrar biznesin sürətli inkişafının sosial-iqtisadi əhəmiyyəti vardır: 1. Dayanıqlı istehsal mühiti yaranır, regionların inkişaf səviyyəsi tarazlaşır; 2. Əhali yerli keyfiyyətli ərzaq məhsulları ilə etibarlı olaraq təmin olunur; 3. Kənd təsərrüfatı məhsullarının istehsalçıları kəndli (fermer), ailə təsərrüfatları istehsal etdikləri məhsulları münasib qiymətə, müqavilə əsasında satmaq imkanı əldə edir, onların mənfəəti artır; 4. Regionlarda məşğulluq səviyyəsi yüksələrək kənd əhalisi daimi iş yeri ilə təmin olunur və yoxsulluq səviyyəsi aşağı düşür; 5. ÜDM həcmi artır, dövlət büdcəsinə əlavə gəlir daxil olur; 6. Yüksək keyfiyyətli, rəqabətədavamlı ixrac məhsullarının çeşid və kəmiyyəti artır; 7. Kənd yerlərində yüksək ixtisaslı mütəxəssis kadrlarr formalaşır; 8. Şəhər və kənd yerlərində yaradılmış istehsal və sosial infrastrukturlar qorunub saxlanılır. Aqrar emal sənayesinin ən müasir innovasiya texnologiyaları əsasında inkişaf etdirilməsi dövlət tərəfindən dəstəklənir və müxtəlif iqtisadi tənzimləmə üsulu ilə inkişaf etdirilir ki, bunun da daxili və xarici bazarların davamlı olaraq yüksək keyfiyyətli yerli məhsullarla təmin olunması ilə yanaşı fermer, ailə təsərrüfatlarının il boyu işlə təmin olunmasında, müəəsisə ilə əmtəə-xammal istehsalçıları arasında səmərəli əməkdaşlıq mədəniyyətinin formalaşmasına xidmət edir. Tarixən aqrar sahənin inkişaf səviyyəsindən asılı olaraq kənd təsərrüfatı, emal sənayesinin inkişafını təmin edə biləcək müxtəlif prioritetlərə önəm vermək dövlət siyasəti ilə tənzimlənir. Azərbaycan dövlət müstəqilliyini əldə etdikdən sonra aqrar sahədə ilk prioritet kimi torpaq islahatı aparmaq, bazar iqtisadiyyatına uyğun kəndli təsərrüfatlarının yaratmaq, onları iqtisadi metodlarla işləməsini təmin etmək, əhalinin ərzaq təminatını qorumaq və sahibkarlığı inkişaf etdirmək oldu.

215


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Araşdırmalar göstərirdi ki, sonraki dövrlərdə də keçmişdən qalan problemlər kənd təsərrüfatının sürətli inkişaf etməsinə mane olur.1-2-3 -4-6 Belə ki, təsərrüfatların maddi-texniki təminatı, maliyyə vəziyyəti, zəifdir. Ölkənin rayonları və regionlarının qeyri-bərabər inkişaf etməsi səbəbindən kəndlərdən şəhərlərə işçi qüvvəsinin axımı artırdı. Regionlarda aqrar sferanı inkişaf etdirmək üçün sosial və istehsal infrastrukturları çatışmırdı. Belə bir vəziyyətdə Dövlət başçısı cənab İlham Əliyev yenilikçi, şəxsiyyət olaraq, yeni kreativ ideya irəli çəkdi və Azərbaycan Respublikası regionlarının sosial-iqtisadi inkişafı Dövlət Proqramlarını Prezident fərmanı ilə təsdiq etdi.5 Dövlət siyasətini dövlət dəstəyi ilə əsas prioritet inkişaf istiqamətləri olaraq əhalinin həyat səviyyəsini dahan da yaxşılaşdırmağa, ölkə iqtisadiyyatının, sahibkarlığın dinamik inkişafına nail olmaqdır. Ölkə iqtisadiyyatının Dövlət Proqramı ilə idarə olunması makroiqtisadi sabitliyi və davamlı inkişafı təmin etməklə, iqtisadi rayonlar üzrə həyata keçiriləcək tədbirlərin adı, məqsədi, yerinə yetirilmə müddəti və icraçıların göstərilməsi mütəşəkkilliyi yüksəltmişdir. Plana daxil edilmiş tədbirlərin dəqiq və keyfiyyətlə yerinə yetirilməsinə dövlət başçısının nəzarətində olması icraçıların məsuliyyətini artırmışdır. Dövlət Proqramının prioritet inkişaf istiqamətləri, əsas məqsədi: rayonların təbiiiqtisadi potensialından daha səmərəli istifadə etməklə regionların bərabər inkişafını, ölkə iqtisadiyyatını, infrastrukturları, aqrar sahədə kənd təsərrüfatını, emal sənayesini inkişaf etdirmək, təsərrüfatların maliyyə, maddi-texniki təminatını nizamlamaq, işsizliyin, yoxsulluğun səviyyəsini aşağı salmaq idi.

1

Anar Famil oğlu Abbasov, Ərzaq təhlükəsizliyi, Bakı: Elm, 2007, 602 s

Əhmədov İsa Vəli oğlu. Kənd təsərrüfatının idarə edilməsi. (dərslik) Bakı, Ozan, 2006, s. 880 3 Qarayev İslam Şamil oğlu. Aqrar sferanın iqtisadiyyatı və idarə edilməsi. Ali məktəblər üçün dərslik Bakı: Nurlan, 2011, 522 s 4 Qasımov Əbülfəz Cəbrayıl oğlu. Kənd təsərrüfatının iqtisadiyyatı,Ali məktəblər üçün dərslik. Rus dilindən tərcümə. Bakı, Elm, 2007 6 Salahov Sadiq Vəli oğlu. Aqrar sahənin dövlət tənzimlənməsi problemləri, Bakı,Elm, 2004, s. 504 2

5

İbrahimov E. R.İlham Əliyev və aqrar siyasət. Bakı, 2014

216


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ədəbiyyat ABBASOV, A.F, 2007,”Ərzaq təhlükəsizliyi”, monoqrafiya, Bakı ƏHMƏDOV, İ.V.,2006, Kənd təsərrüfatının idarə edilməsi. Ali məktəblər üçün dərslik,Bakı QARAYEV, İ.Ş.,2011,Aqrar sferanın iqtisadiyyatı və idarə edilməsi. Ali məktəblər üçün dərslik ,Bakı QASIMOV,Ə.C.,2007, Kənd təsərrüfatının iqtisadiyyatı,Ali məktəblər üçün dərslik. Rus dilindən tərcümə,Bakı İBRAHIMOV, E. R., 2014, İlham Əliyev və aqrar siyasət, Bakı SALAHOV,S.V., 2004,Aqrar sahənin dövlət tənzimlənməsi problemləri, Bakı

217


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

218


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Asur ve Urartu Devleti’nin Manna Ülkesi Üzerindeki Hâkimiyet Politikası Suzan Akkuş Mutlu*

Öz Manna adına ilk kez Sumer ve Akad yazıtlarında rastlanmaktadır. M.Ö. I. bin yıldan itibaren Urartu ve Asur krallarının bırakmış oldukları çivi yazılı belgelerde de bu isim geçmektedir. Urmiye Gölü’nün güneyinde yer alan Manna ülkesinin ticaret yolları üzerinde bulunmasından dolayı büyük bir önemi vardı. Bu bölgeye hâkim olan devlet, Güneydoğu Anadolu ve Orta Asya’ya giden kervan yolunu kontrol etmekle kalmayıp, düşmanlarının da önemli ticaret yolları ile olan bağlantılarını kesmiş oluyordu. Bu sebeplerle Manna ülkesi, bölge hâkimiyetini ellerinde tutmak isteyen Asur ve Urartu gibi devletlerin sürekli mücadele sahasını oluşturdu. Manna ülkesinin ise bu iki güçlü devletin karşısında hâkimiyetini devam ettirmek için bazen Urartulara karşı Asurlulardan yardım istediği, bazen de Asur Devleti’ne karşı isyan ettikleri çivi yazılı belgelerden anlaşılmaktadır.Kral III. Salmanassar’dan itibaren Asur kralları düzenli olarak Manna ülkesine seferler düzenlemişlerdir. Yeni Asur dönemine ait çivi yazılı belgelerden Asur krallarının özellikle at ihtiyaçlarını karşılamak için Manna ülkesine sefer yaptıkları ve bölgeden vergi olarak at aldıkları anlaşılmaktadır. At üzerinden vergi alınması bölgede iyi cins at yetiştirildiğinin kanıtıdır. Asur krallarının bölgeye sefer düzenlemelerinin bir diğer nedeni ise haraç ödeyen vasal devletlerin sayısını artırmaktır. Eskiçağ toplumları açısından at büyük bir önem taşıyordu. Uzun mesafelerde eşek ya da deve kadar iyi olmasa da at da önemli bir ulaşım aracıydı. Atın ulaşım aracı olmasının yanında diğer bir özelliği de savaşlarda etkili bir şekilde kullanılmasıydı. Bu özelliği atın ticari hayatta da önemini artırmıştı. Atı olmayan toplumlar atlı birlikleri olan kavimlerin karşısında kaybetmeye mahkûmdu. Dolayısıyla, eskiçağda atın gerek ulaşım aracı gerekse askeri ve ticari bir meta olarak kullanıldığını düşünürsek bölgenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Demir çağında şiddetli kuraklık nedeniyle ortaya çıkan kargaşa sonucunda Orta Asya’dan batıya doğru bir göç meydana gelmişti. Bu göçün neticesinde M.Ö. VIII. yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinde İskit ve Kimmerler yeni bir tehdit olarak ortaya çıkmıştı. Manna ülkesinin, Asur ve Urartu kaynaklarında atlı kavimler diye bahsedilen İskit ve Kimmerler'in geçiş noktasında olması diğer bir ifade ile Urartu ile Asur arasında bir tampon vazifesi görmesi iki devleti sürekli karşı kaşıya getiren bir başka neden olmuştu. Anahtar Kelimeler: Çivi Yazısı, Manna, Asur, Ticaret, At

*

Öğr. Gör. Dr., Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, suzan.akkus@nevsehir.edu.tr.

219


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

The Sovereignty Policy of the Assyrian and Urartu States on the Manna Country Suzan Akkuş Mutlu*

Abstract The name of Manna is found for the first time in Sumerian and Acadians inscriptions. This name is also mentioned in the cuneiform written by the kings of Urartians and Assyria from the first millennium BC. The country of Manna located south of Urmiya Lake, had a great importance because it was located on trade routes. The state dominated this region, not only to control the caravan route to Southeast Anatolia and Central Asia, but also to prevent its enemies from linking to important trade routes. For this reason, the country of Manna created the constant struggle of states such as Assyria and Urartu, who wanted to keep the territorial dominion under their control. It is understood from the cuneiform documents that Manna country wanted assistance from the Assyrians against the Urartians and sometimes rebel against the Assyrian State in order to maintain their dominance against these two powerful states. From King Salmanassar III, Assyrian kings regularly organized expeditions to the land of Manna. Cuneiform documents from the New Assyrian period indicate that the Assyrian kings have organized expeditions to Manna to meet their horse needs and it is understood that they collected horses as taxes in the region. Taking tax on horse is proof that blood horses are raised in the region. Another cause of Assyrian kings' expeditions is to increase the number of vassal states that pay tribute.Horse is of great importance in terms of ancient societies. Although not as good as a donkey or camel in long distances, the horse was also an important means of transportation. In addition to being a transport vehicle, another feature was its effective use during wars. This feature has also increased its importance in commercial life. Non-horse societies were condemned to lose against the tribes of horsemen. Therefore, if we think that in ancient times horse was used as a military and commercial commodity, the significance of the region will be better understood. As a result of the turmoil caused by the severe drought in the Iron Age, a migration from Central Asia to the west occurred. As a result of this migration, Scythians and Cimmerians emerged as a new threat to the north of the Black Sea in the 8th century BC. Transit point existence of Scythians and Cimmerians, who are referred to as the tribes with horseman in the sources of Manna, Assyrians and Urartians, in other saying, a kind of buffer zone structure of Manna country was another reason which faces them. Keywords: Cuneiform, Manna, Assyrian, Trade, Horse

*

Öğr. Gör. Dr., Nevsehir Hacı Bektas University,suzan.akkus@nevsehir.edu.tr.

220


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Sumer ve Akadlara ait çivi yazılı kaynaklardan Kafkasya bölgesinde Manna adı verilen bir kavmin yaşadığı anlaşılmaktadır. M.Ö. I. Bin yıla gelindiğinde Asur ve Urartu krallarının da yazıtlarında karşımıza çıkan Mannaların hâkimiyetine Medler tarafından son verilmiştir.1 Çivi yazılı kaynaklardan Asur Devleti’nin özellikle M.Ö. IX. yüzyıldan itibaren Asya’da genişleme siyaseti izlediği anlaşılmaktadır. Özellikle Zagros Dağları bölgesinin ticaret yolları üzerinde bulunması ve Anadolu’ya geçiş noktası üzerinde yer almasından dolayı büyük bir önemi vardı. Bu sebeple Asur kralları bölgeye seferler düzenleyerek Manna, Ellipi, Karalla, Alabria gibi krallıkları yeniden düzenlendi.2 Bölgede hüküm sürmek isteyen bir diğer devlet ise Urartu idi. Bu nedenle Asur ve Urartu Devletleri sürekli olarak karşı karşıya geliyordu. Bölgedeki küçük devletler de koşullara bağlı olarak bir veya iki tarafa haraç ödüyor, bağlılık değişikliği ile bir şekilde bağımsızlıklarını sürdürmeyi başarıyorlardı.3 Urartu yazıtlarında Mana olarak geçen bölgenin yeri bilim adamları arasında tartışma konusu olmuştur. Çünkü Manna ülkesi tek bir kral tarafından yönetilen bir siyasi birlikten daha ziyade farklı büyüklüklerdeki şehirlerden oluşuyordu. Bu şehirlerin farklı zamanlarda çeşitli yöntemlerle birbirlerine bağlandıkları da yazıtlardan anlaşılmaktadır. Farklı isimlerden oluşan bu alanların her birinin bağımsız bir hükümdarı vardı. Bu bölgelerin tümünün ortak özelliği her birinin Asur kralları tarafından Manna olarak adlandırılmasıdır. Yapılan ilk araştırmalar Manna ülkesinin, eski Sovyetler Birliği ile İran sınırındaki Aras Nehri ve Urmiye Gölü arasında olduğunu ortaya koydu. Manna’nın yeri ile ilgili en önemli belge Rawlinson tarafından keşfedilen Taş Tepe yazıtıdır. Belgeye göre Manna, Urmiye Gölü kıyısındadır. Bu görüş Thureau-Dangin tarafından da desteklenmiş, ancak vadiler boyunca güneye doğru uzatılmıştır. Metinlerden Manna’nın yanı sıra Uishdish, Andia, Surikash, Zikirtu ve Kumurdu Manna şehirleri olarak gösterilmektedir. Yazıtlardan elde dilen bilgilere göre en güneydeki Manna bölgesi Missi, onun kuzeyinde Surikash, Surikash’ın kuzeyinde ise Uishdish yer almaktadır. Uishdish aynı zamanda Urartu Devleti sınırındadır. Zikirtu, Manna şehirleri içerisinde en bağımsız olanıdır. Asurlular tarafından bahsi geçen Kumurdu ise sadece Kral Asurbanipal’ın anallarında karşımıza çıkmaktadır.4

Ergin Ayan, “Kafkasya: Bir Etno-kültürel Tarih Çözümlemesi”, ODÜ SBE. Dergisi, C. 1, S. 2, 2010, s. 24, 25. Stuart C. Brown, “Media and Secondary State Formation in the Neo-Assyrian Zagros: An Anthropological Approach to an Assyriological Problem”, Journal of Cuneiform Studies, V. 38, No. 1, 1986, s. 107. 3 F. Kathryn Kravitz, “Alast-Minute Revision to Sargon’s Letter to the God”, Journal of Near Eastern Studies, V. 62, No. 2, 2003, s. 82. 4 Louis D. Levine, “Geographical Studies in the Neo-Assyrian Zagros-II”, Iran, Vol. 12,1974, s. 113-116. 1 2

221


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Dönemin çivi yazılı belgelerinden Manna ülkesinin Asur Devleti ile Anadolu arasında geçiş noktasında yer aldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Güneydoğu Anadolu ve Orta Asya’ya giden kervan yolu üzerinde olması bölgenin stratejik açıdan önemini artırmaktadır.5 Babil çivi yazılı kaynaklarına göre M.Ö. II. bin yılda Hurri ülkesinin sınırları batıda Toroslar’dan, doğuda Zagros Dağları’nın ötesindeki Urmiye Gölü’ne kadar uzanmaktadır. Bazı araştırmacılar bu coğrafyada yaşayan Subarlar ile Hurrilerin aynı kavim olduğunu ileri sürmektedir. M.Ö. I. bin yıla ait Asur kaynaklarından Subarların kuzeydeki dağlık bölgelerde hüküm sürdükleri ve yaşadıkları coğrafyanın Urartu ile Asur arasında tampon bir bölge olduğu anlaşılmaktadır. Bu iki devlet bölgeye hükmetmek için sürekli birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Çivi yazılı kaynaklardan Subar kavminin yaşadığı coğrafyanın sınırlarının sürekli değiştiği görülmektedir. Dolayısıyla kesin bir sınır çizmek mümkün değildir. Ancak bazı yazılı belgelerde bu kavmin yaşadığı coğrafyanın sınırlarına Manna ülkesinin de dâhil edilmesi oldukça önemlidir. 6 Zira daha önce Manna ülkesinin pek çok farklı şehirden oluştuğunu belirtmiştik. Asur Devleti’ne ait çivi yazılı belgelerden ilk kez kral III. Salmanassar’ın Manna ülkesine sefer düzenlendiği ve daha sonra başa geçen Asur krallarının da bu politikayı sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Yeni Asur Devleti döneminde ülkenin sınırları doğuda Manna, batıda Tabal ülkesine7 kadar büyümüştü.8 Asur Devleti at9 ihtiyacını karşılamak amacıyla da Manna ülkesine seferler düzenlemiştir. Çünkü eskiçağda at uzun mesafelerde eşek ya da deve kadar iyi olmasa da kısa sürede yol aldığı için ticaret hayatında oldukça önemliydi. Ayrıca atın eskiçağda savaş aracı olarak kullanılması ve atı olmayan toplumların atlı birlikleri olan kavimlerin karşısında her zaman kaybetmeye mahkûm olması atın önemini artıran nedenlerdi.10

François Thureau-Dangin, La Huitieme Campagne de Sargon, Paris 1912, 7 vd. Archibald Henry Sayce, “The Kingdom of Van (Urartu)”, The Cambridge Ancient History, Vol. XX, Part I, Chapter VIII, Cambridge 1925, s. 169; T. Cuyler Young, “The Iranian Migration Into The Zagros”, Iraq, Vol. V, 1967, s. 41. 6 Yusuf Kılıç, “Çivi Yazılı Belgelerde Subar/Subartular”, Güneş Vakfı, s. 668,674. 7 Pek çok küçük krallıktan oluşan Tabal ülkesinin sınırları kesin olarak belirlenememektedir. Jeopolitik konumu ve zengin doğal kaynakları nedeniyle Asur, Frig ve Urartu devletlerinin mücadele sahasını oluşturması sınırlarının belirlenmesini güçleştiren bir başka sebep olmuştur. Ülkenin sınırları tam olarak tespit edilememekle birlikte yazılı kaynaklara dayanılarak, Asur kaynaklarında Anadolu’nun orta kesimi için kullanılan Tabal ülkesi sınırları kuzeyde Kızılırmak’tan, güneyde Toroslar’a, doğuda Gürün’e, batıda Tuz Gölü’ne kadar uzandığı görülmektedir. Tabal Ülkesi hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için bkz: Selim Pullu, Tabal Bölgesi Tarihi (M.Ö. I. Binyılın İlk Yarısında Tabal Krallığı’nın Siyasal ve Ekonomik Tarihi), (Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2006, s. 28. 8 Ekrem Memiş, Eskiçağda Mezopotamya En Eski Çağlardan Asur İmparatorluğu’nun Yıkılışına Kadar, II. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa 2012a, s. 225. 9 İnsanoğlu ilk olarak muhtemelen köpek gibi çöpçü hayvanları, ikinci olarak koyun, keçi, ren geyiği gibi göçebe hayvanları, yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte sığır, daha sonra yük hayvanı olan, binme ve çekme işleri için kullanılan at, eşek ve deveyi evcilleştirmişti. Bu hayvanlardan at ve deve insan kullanımına en son giren hayvanlardır. At Mezopotamya’ya M.Ö. 2000’lerde, Anadolu’ya M.Ö. 1800’lerde geldi. M.Ö. 1.5OO'den sonra araba ile birlikte at, daha yaygın' şekilde kullanılmaya başladı. Murat Baskıcı, “Evcilleştirme Tarihine Kısa Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, S. 1-4, C. 53, s. 84. At ilk olarak muhtemelen M.Ö. 6000 dolaylarında Türkler tarafından evcilleştirilmişti. İlk olarak et ve sütünden yararlanılan at daha sonra savaşlarda ve yük taşımacılığında kullanılmıştır. Yusuf Kılıç, “Eskiçağda Kapadokya’da At Yetiştiriciliği”, 1. Uluslararası Nevşehir Tarih ve Kültür Sempozyumu, 2011, Nevşehir, s. 191,192. 10 Baskıcı, a.g.e., s. 89. 5

222


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Manna ülkesi, Asur Devleti ile ezeli düşmanı Urartu Devleti arasında yer alıyordu. Özellikle M.Ö. VIII. yüzyılda Orta Asya’da meydana gelen kuraklık ve kargaşa sonucunda batıya doğru göç eden İskitlerin; Urartu ve Mannalarla ittifak yaparak bölgeyi istilaları sırasında Manna ülkesi üzerinden Asur’a geçmeleri bölgenin stratejik açıdan önemini artırmıştı.11

1- Asur ve Urartu Krallarının Manna Ülkesine Seferleri Asurlara ait çivi yazılı belgelerde Manna adı ilk olarak Asur Kralı III. Salmanassar (M.Ö. 859824)’ın yazıtlarında karşımıza çıkmaktadır. Asur kralı saltanatının 18. yılında Manna ülkesine sefer düzenlediğini ve geçtiği yerleri yakıp yıkarak ilerlediğini söylemektedir. Metnin tercümesi şöyledir: “……Hâkimiyetim Dicle nehrinin kaynağından Fırat’ın kaynağına, Enzi, Suhme, Melidi, Tumme, Daiaeni ve Urartulu Aramu’nun kralî şehri Arzaškun’a kadar uzanmaktadır. Gilzanu ve Hubuškia’yı tufan gibi silip süpürdüm. Kullar dağından Manna, Parsua, Allabria, Apdadani, Namri ve Haban ülkelerinin arasından Tuglias’a kadar Girru’nun kızgınlığıyla yakılmış gibi yaktım. Saltanatımın 18. yılında on altıncı kez Fırat’ı geçtim…”.12 Çivi yazılı belgelerden III. Salmanassar’dan sonra başa geçen Asur krallarının da Manna ülkesine sefer düzenledikleri ve vergi aldıkları anlaşılmaktadır. Örneğin, Asur kralı V. Šamsi-Adad (M.Ö. 823-811) Nairi ülkesine yaptığı seferini anlattığı yazıtında Manna ülkesinden vergi aldığını ve bölge halkına korku saldığını söylemektedir.13 Bu seferi sonucunda Asur kralının at üzerinden vergi alması bölgede iyi cins at yetiştiğini kanıtlamaktadır. Asur kralı üçüncü seferinde de Manna ülkesinden pek çok at alarak Asur’a döndüğünü anlatmaktadır.14 V. Šamsi-Adad’ın ölümünden sonra III. Adad-nirari küçük yaşta olduğu için devleti yöneten annesi kraliçe Semiramis döneminde, Nergalia idaresindeki Asur ordusu Med ve Manna ülkelerinde politik egemenlik kurmak ve bölge halkına gözdağı vermek için seferler düzenlemiştir.15 Bölgede hâkimiyet kurmak isteyen bir başka devlet ise Urartu idi. Bu nedenle Menua’nın Urartu tahtına çıktıktan sonra ilk işi Asur kralı V. Šamsi-Adad’ın ele geçirdiği Manna ve Parsuai

Hatice Palaz Erdemir-Halil Erdemir, “ Güneybatı Asya ve Avrasya’da İskit Askeri İzleri”, Tarih Okulu, S. VII, 2010, s. 28. 12 J.V. K, Wilson, “The Kurbail Statue of Shalmanassar III”, Iraq, XXIV / 1-2, 1962, s. 95. 13 "Üçüncü seferimde Zaban nehrini geçtim, Kullar dağını aştım ve Nairi'ye çıktım. Hubuskia'lı Dadi'den, Mekdiara'nın oğlu Sarsina'dan, Sunbai, Manna, Parsuai, Taurlai ülkelerinden eyere alıştırılmış atlardan oluşan vergi aldım. Efendim Asur'un müthiş ihtişamı onları yendi. Benim güçlü silahlarım karşısında korktular ve şehirlerini terkettiler. Yalçın dağlara çıktılar. Gökyüzünde bulut gibi sallanan hiçbir kuşun uğramadığı üç zirveyi kale olarak kullandılar. Onları takip ettim, o dağ zirvelerini kuşattım. Bir gün içinde bir kartal gibi onların üzerine saldırdım onların büyük bir bölümünü öldürdüm, onların mallarını-eşyalarını, hayvanlarını, eşeklerini, eyere alıştırılmış atlarını, çok sayıda iki hörgüçlü develerini dağlardan indirdim. Civarındaki 500 şehri tahrip ettim, yıktım, yaktım”. Daniel David Luckenbill, Ancient Records of Assyria and Babiylonia, VOL. I, The University of Chicago Press, Chicago 1926, No. 718. 14 A. Kirk Grayson, Assyrian Rulers of the Early First Millennium BC II (858-745 B.C.), Vol. 3 (The Royal Inscriptions of Mesopotamia. Assyrian Periods, Vol. 3=RIMA 3), University of Toronto Press, Canada 1996, No. 184. 15 Erol Sever, Asur Tarihi, Kaynak Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2008, s. 90. 11

223


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

topraklarını geri almak oldu.16 Böylece bölgenin hâkimiyeti bir kez daha el değiştirmiş oluyordu. Kral Argišti’nin beşinci saltanat yılından itibaren savaş alanlarını güneydoğuya kaydıran Uarartular özellikle Manna ülkesine akınlar düzenledi. Urartu kralı yazılı metninde bir sonraki yılda bölgeye yaptığı sefer sonucunda 184 deveyi ganimet olarak aldığını belirtmektedir. Devenin uzun mesafelerde oldukça iyi bir ulaşım aracı olmasından dolayı Asur ve Urartu krallarının bölgeden deve almaları büyük bir önem taşımaktaydı. Deve ticaret hayatında iyi taşıma aracı olarak kullanıldığı için değerliydi. I. Argišti’nin Manna ülkesindeki hâkimiyeti III. Tiglat-pileser’in Asur tahtına çıkmasına kadar devam etti.17 Urartular zaman zaman isyanlar çıkararak bölge hâkimiyetini elde tutmaya çalışıyorlardı. Çivi yazılı kaynaklardan buna benzer durumlarda Manna kralının bazen Urartulara karşı Asur’dan yardım istediği bazen de Asur’a karşı isyan ettikleri anlaşılmaktadır. Örneğin; Urartu kralı I Rusa döneminde, Asur korumasında olan Manna Beyi İranzu Asur’dan yardım istedi. Bu sırada Asur tahtında olan kral II. Sargon bölgeye giderek isyanı bastırdı.18 Bu duruma bir başka örnek; Asur Kralı II. Sargon (M.Ö. 722- 705)’un üçüncü saltanat yılında yaşandı. Manna şehirleri Suandahul ve Durkukka Manna kralı İanzu’ya karşı ittifak yapmışlardı. Bunun üzerine İanzu, Sargon’dan yardım isterken Sukka, Bala ve Abitikna halklarının da Urartu’dan yardım istemesi Asur ile Urartu’yu karşı karşıya getirdi. Urartu Kralı Rusa’nın yardımlarına rağmen isyancılar bozguna uğratılarak, halkı Kuzey Suriye’ye sürüldü. M.Ö. 716 yılında Urartu Kralı Rusa ve müttefiği Zikurtu’lu Metatti’nin teşvikiyle Mannalar Asur’a karşı bir kez daha isyan ettiler.19 Asur yazıtlarından kralların Manna ülkesinin iç işlerine karıştığı, başa geçecek Manna krallarını tayin ettikleri anlaşılmaktadır. Örneğin Asur kralı II. Sargon, kendisine karşı isyan eden Aza’yı öldürerek yerine kardeşi Ullusun’u atamıştı. Ancak bir süre sonra yeni kralın da Asur’a karşı isyan

16

G. A. Melikishvili, Urartskie Klinoobraznye Nadpisi, (UKN), Moskova 1960, s. 29; Recep Özman, Asur-Urartu Siyasi Mücadelelerinin Yazıtlara Yansıması, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: DOÇ. DR. MAHMUT PEHLİVAN, İnönü Üniversitesi, SBE, Malatya 1994, s. 50-53; Selma Pehlivan, “Urartu Krallığı ve Dış Politikası: I. Sarduri (M.Ö. 844-828), İşpuini (MÖ. 828-810) ve Menua (M.Ö. 810-785) Dönemi”, History Studies, Vol. 5, S. 5, 2013, s. 201, 202. 17 Mirjo Salvini, Urartu Tarihi ve Kültürü, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2006, s. 70, 71. 18 Sever, a.g.e., s. 104. 19 Salvini, a.g.e., s. 89; Altan Çilingiroğlu, Urartu Krallığı Tarihi ve Sanatı, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı İzmir 1997, s. 41; Altan Çilingiroğlu, “Sargon’un Sekizinci Seferi ve Bazı Öneriler”, Anadolu Araştırmaları, S. IV-V, 1977, s. 235. Asur kralı II. Sargon dönemin olaylarını şöyle anlatmaktadır:“ Altıncı saltanat yılım içinde Armenia’lı Ursa,….Zikurtu’lu Metatti Manna ülkesinin valilerini… Sargon’a ve onların efendisinin oğlu Aza’yla onları düşman yaptı… Dik bir dağ olan Uauash dağından Mannalıları yok etmeye başladı ve onların efendisi Aza’nın cesedini dağdan aşağı attı. Efendim Asur’un Manna ülkesindeki gücünün intikamını almak ve Asur kanunlarının gücünü yeniden tesis etmek için tanrılara yalvardım ve onların Aza’nın cesedini attığı dağda Uauash dağında Bağdattu’yu kamçılattım ve onu Mannalılara teşhir ettim. Kardeşi Ullusunu’yu büyük tahta oturttum. Manna’nın tamamını ona köle yaptım. (Mannalı Ullusun’u)…Armenialı Ursa’nın güvenini aldı. Bu sebeple Karalla ülkesindeki Assur-li’u ve Allabria ülkesindeki Itti bana karşı ayaklandılar ve Asur boyunduruğundakileri yardıma çağırdılar. Kalbim öfke içinde ülkelerini çekirgeler gibi istila ettim. Manna’nın başkenti İzurtu’yu ateşle yaktım, Zibia ve Armaid şehirlerini zaptettim. Mannalı Ullusun ve ülkesinin hepsi bir araya toplanıp bir adam seçtiler ve ayaklarıma gönderdiler. Onlara aman verdim”. Luckenbill, ARAB II, 10.

224


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ettiği görülmektedir.20 Daha sonra kendisine elçi gönderen Mannalı Ullusun’u bağışlayarak tahtta oturmasına izin vermiştir. Fakat bu olaydan bir yıl sonra Ullusun’un 22 şehri Urartu kralı Rusa tarafından alındı. Altan Çilingiroğlu bu şehirlerin Ullusun tarafından onunla iyi ilişkilerini devam ettirmek için vermiş olabileceğini ileri sürmektedir. Ancak Sargon saltanatının yedinci yılında bölgedeki 22 kaleyi ele geçirdi. Oğlu Urartu kralı Rusa tarafından esir alınan Manna valisi Daiakku ailesiyle birlikte bir başka ülkeye gönderildi.21 II. Sargon saltanatının yedinci yılında meydana gelen olayları şöyle anlatmaktadır: “Yedinci saltanat yılım içinde Armenialı Rusa, Manna ülkesindeki Ullusunu’ya karşı düşmanca tavır takındı. Yirmi iki kalesini ganimet olarak elinden aldı. Manna valisi Diakku ile Ullusunu’ya karşı şüpheli konuşmalar yaptı ve onun oğlunu esir olarak aldı. Efendim Asur’a el açıp dua ettim ve şu yirmi iki kaleyi kuşattım, zaptettim ve Asur sınırı içerisine getirdim. Ailesiyle birlikte Diakku’yu yakaladım. Manna ülkesindeki karışıklıklara son vererek eski sakin haline getirdim”.22 Asur kralı II. Sargon’un M.Ö. 714 yılında Anadolu’ya yapmış olduğu VIII. seferini tanrı Asur’a yazdığı bir mektuptan öğrenmekteyiz. Bu seferin en önemli nedeni Urartu kralı I. Rusa’nın bölgede yapmış olduğu ittifakları bozmaktı. Bölgedeki krallıklar da zaman zaman iki tarafa da haraç ödeyerek bağımsızlıklarını korumaya çalışıyorlardı.23 Asur kralı ilk olarak Urmiye Gölü’nün güneyindeki Manna, Zikirtu ve Uišdiš’e24 sonra da at yetiştiriciliğinde önemli bir diğer bölge Uškaia’ya25 sefer düzenledi.26 Daha sonra Kalah’tan hareket eden Asur ordusu, Mannalı Ullusun’dan intikam almak için Zamua ülkesine27 geldi. Bu sırada Mannalı Ullusun’u korkudan Sargon’un ayaklarına kapanarak koyun, sığır sürüleri ve atlı arabaları haraç olarak sundu. Ağır vergiler karşılığında affedildi.28 Asur kralı II. Sargon Manna üzerine yaptığı seferini anlattığı yazıtında şöyle söylemektedir: Çilingiroğlu, a.g.e., s. 41; Çilingiroğlu, a.g.m., s. 236. Çilingiroğlu, a.g.m., s. 236, 237. Salvini, a.g.e., s. 90. 22 Luckenbill, ARAB II, 12. 23 Kravitz, a.g.m., s. 82. II. Sargon saltanatının sekizinci yılında meydana gelen olayları şöyle anlatmaktadır: "Saltanatımın VIII. yılında Manna ve Med Ülkelerine karşı yürüyüşe geçtim. Manna’dan, Ellipi………dağlık (şehirlerin) beylerinden haraç aldım. Benden önceki krallardan hiçbirinin hediye alamadığı Zizi ve Zala'dan [Gizilbundi] bölgesinin beylerinden haraç aldım ve…….[Zikirtu'lu Mitatti yi] mağlup ettim; güçlü şehirlerinden üçünü, çevresindeki 24 şehir ile birlikte ele geçirdim, onların mallarını götürdüm. Kralî şehri Parda’yı yaktım, o halkı ile birlikte kaçtı ve bir daha görünmedi”. Luckenbill, ARAB II. no. 20. 24 Manna ülkesinin bir parçası olan Uisdiš, Urartu sınırına yakın bir yerde bulunmaktaydı. Asurlular ilk kez bu bölgeye Sargon döneminde sefer düzenlemişlerdi. Uisdiš at yetiştiriciliği ile ünlü bir bölgeydi. At ise Asur ordusunun en önemli ihtiyacını oluşturuyordu. 25 Uškaia’nın konumu ile ilgili çok farklı görüşler bulunmaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz: Pınar Pınarcık, “Sargon’un Sekizinci Sefer Lokalizasyon Önerileri ve Bu Önerilerin Harita Üzerinde Gösterilmesi”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl. 2, S. 7, 2014b, s. 43-46. 26 Gürkan Gökçek, Asurlular, Bilgin Kültür Sanat Yayınları, Ankara 2015, s. 174; Kemalettin Köroğlu, Eski Mezopotamya Tarihi, Başlangıcından Perslere Kadar, İletişim Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 2010, s. 169,170; Richard D. Barnett, “ Urartian Art and Archeology”, CAH, Vol 3, Part I, 1990, 314-371; H. Abram Rigg, “Sargon’s Eighth Military Campaign”, Journal Of The American Oriental Society, S. 62, USB, 1942, s. 134. 27 Zamua ülkesinin Süleymaniye yöresi olduğu düşünülmektedir. Rigg, a.g.e., s. 133. 28 Çilingiroğlu, a.g.e., s. 42; T. G. Pinches, “Sargon’s Eighth Campaign”, Journal Royal Of The Asiatic Society Of Great Britan and Ireland, Cambridge 1913, s. 582. 20 21

225


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

"Manna'lı Ullusunu'dan, Ellipi'li Taltâ'dan, Allabria'lı Bel-apal-îddina'dan, güçlü Medya' nın 45 kabile reisinden 4609 at (ve) katır, sayısız sığır ve koyunu vergi olarak aldım…".29

2- İskit ve Kimmer Kavimlerinin Akınları Sırasında Manna Ülkesi ve Önemi II. Sargon Anadolu’da büyük bir güç haline gelmiş ancak tamamına hâkim olamamıştır. Çünkü bu dönemde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya giriş yapan ve Anadolu halkları açısından büyük bir tehlike oluşturan İskit ve Kimmerler Asur için de büyük tehdit unsuru olmuşlardır. Hatta Friglerin bu kavimlere karşı Asur’a yaklaşması tehlikenin ne denli güçlü olduğunun da göstergesidir. Bu kavimlerin dışında Mannalar ve Urartular da Asur krallarını uzun süre uğraştırmışlardır. 30 Sargon döneminde de Urartular ticaret yollarına hâkim olma yolunda Asur’un en büyük rakibiydi. İki ülke de karşılıklı casuslar göndererek faaliyetleri hakkında bilgi topluyorlardı. Asur Kralı II. Sargon’un saltanat yıllarında oğlu Sanherip Urartu ülkesinde casusluk faaliyetlerini yürütüyor ve durumu babasına mektuplarla bildiriyordu. Sargon’da bölgedeki duruma göre düşmana karşı nasıl hareket edilmesi gerektiği ile ilgili talimatlar veriyordu.31 İskit ve Kimmer akınları hakkında II. Sargon’un yazışmalarından bilgi edinmekteyiz. Bir mektupta kavimlerin geldiği yol ile ilgili bilgiler verilmektedir: “ Bu Kimmer çekildi. Manna ülkesinden Urartu ülkesine girdi…”32 Asur kralı Sanherib’e ait bir mektup da Kimmerlerin Manna ülkesinden Urartu bölgesine girdiğini söylemektedir.33 Asur ve Kimmer saldırıları nedeniyle çok büyük toprak ve insan kaybı yaşayan Urartular bu dönemde Ön Asya coğrafyasında görülen İskitler sayesinde kısa bir süre de olsa Asur tehlikesinden kurtulabilmişlerdir.34 Urartulular, Kimmerlere ve İskitlere karşı barışçı bir politika izlemişlerdi. İskitler ile anlaşarak onları Manna ülkesinden ezeli düşmanları Asur üzerine yönlendirmişlerdi. Böylece hem kendileri bu kavimlerin vereceği zarardan korunmuşlar hem de düşmanları Asur için büyük bir tehdit oluşmasını sağlamışlardı. Toprakkale’de bulunan bir yazılı belge üzerinde geçen“İşgigulu kralı’nın oğlu Saga-dumu-tar’ın Argişti’nin oğlu Rusa’nın kentinden Mana ülkesine gittiği yıl…” ifadesi35 bu durumun kanıtıdır. Asur ile Urartu arasında tampon vazifesi gören Manna ülkesi her iki devlet için stratejik bir öneme sahipti. İskit ve Kimmer kavimlerinin Anadolu’yu işgalleri sırasında Manna ülkesinin konumu çok daha önemli bir hal almıştı. Çünkü Urartu kralı II. Rusa İskitleri, Manna ülkesine yönlendirerek Asur’a karşı İskit Manna ittifakının kurulmasını sağlamış ve bu sayede Asur Kralı 29

Luckenbill, ABAB II. no. 25 Sever, a.g.e., s. 104,105; Ekrem Memiş, “Asur Devleti’nin Anadolu Politikası”, XII. Türk Tarih Kongresi, T.T.K., Ankara 1999, s. 71,72; Ekrem Memiş, Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi, III. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa 2012b, s. 131,132; 31 Harry W. Saggs, The Might That Was Assyria, St. Martin’s Press, New York, 1990, s. 93. 32 Salvini, a.g.e., s. 95. 33 Salvini, a.g.e., s. 99. 34 Salvini, a.g.e., s. 119; Pınar Pınarcık, “Urartuların Başkentleri”, Tarih Araştırmaları Dergisi, S. 33, Ankara 2014a, s.48. 35 Altan Çilingiroglu, Urartu Krallığı: Tarihi ve Sanatı, İzmir,1997, s.45. 30

226


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Asarhaddon (M.Ö. 680-669)’u güç bir duruma sokmuştu. Ancak Asur kralı M.Ö. 679 yılında bu ittifakı bozguna uğrattı.36 Mannalar da hem İskit tehlikesinden kurtulmak hem de onların askeri gücünden faydalanmak için bu ittifakı yaptı. Ancak Asur karşısında mağlup olmaktan kurtulamadı. Fakat Asur’un bölgedeki gücü Kaştaritu önderliğinde Medler, Mannalar ve İskitler’den oluşan bir ittifakla sarsıldı.37 Asur kralı Asarhaddon dönemine ait bir kehanet metninde Güneş tanrısına sorulan soru oldukça dikkat çekicidir: “ Manna bölgesinde bulunan İskit (İšguzai) birlikleri Manna ülkesinden çıkacak mı?”. Bu soruya verilen cevap şöyledir: “ Manna bölgesinde bulunan İskitler harekete geçecekler ve Hubiškia geçitlerinden geçip Harrania ve Asinus kentlerine karşı yürüyecekler ve Asur topraklarını yağmalayıp çok sayıda ganimet alacaklar”.38 Asur kralı Asarhaddon İskit tehlikesini bertaraf etmek için kendi kızını İskit hükümdarı Bartatua ile evlendirdi.39 Ancak bu durum Asurbanipal döneminde, M.Ö. 665 yılından sonra Asur Devleti’nin aleyhine dönmüş, Diyarbakır’dan Ereğli’ye kadar olan topraklar Kimmerlerin eline geçmişti. Diğer taraftan İskitler, Asur karşıtı bazı toplumları müttefik yaparak, onları Asur'un boyunduruğundan kurtarma çabalarına girişti.40 İskitlerle anlaşma yaparak batıya doğru Kimmerlerin üzerine yürüyen ve onlara karşı zafer kazanan Asarhaddon, bu zaferinden Til Barsib stelinde de bahsetmektedir. Bu vesikaya göre, Hilakkular İskit ordularını yenen Mannalarla birleşerek, Asur Devleti’ne karşı isyan etmişlerdi. Ancak Asur Kralı bu isyanı bastırdı.41 Asarhaddon, hâkimiyetinin sonlarına doğru, Mannalar üzerine yapılacak seferden ve Kimmerlerden şöyle bahsetmektedir: İbrahim Tellioğlu, “Kimmer ve İskit Göçlerinin Doğu Anadolu Bölgesindeki Etkileri”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 27, Erzurum 2005, s. 242; Füruzan Kınal, Eski Anadolu Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1998, s. 258; Ekrem Memiş, İskitler’in Tarihi, Çizgi Kitabevi, Konya 2005, s. 43; İlhami Durmuş, İskitler, Genel Kurmay Basımevi, Ankara 2008, s. 35; Albert T Olmstead, History Of Assyria, Chicago 1964, s. 424; Ekrem Memiş –Cemil Bülbül, Eskiçağda Göçler, Ekin Yayınevi, Bursa 2014, s. 159,160. 37 Hatice Palaz Erdemir-Halil Erdemir, a.g.m., s. 28. 38 Salvini, a.g.e., s. 96. 39 Çilingiroğlu, a.g.e., s. 104; Memiş, İskitler’in Tarihi, s. 43; Ekrem Memiş, Eskiçağ Türkiye Tarihi, XII. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa 2013, s. 211. Asur kaynaklarında İskitlerin adı ilk kez Asur imparatorlarından Asarhaddon (MÖ 680668) devrine ait vesikalardan Prizma (B)'de geçmektedir. Bu vesikada Gimirrailerden ve Aşguzailerden bahsedilmektedir. Adı geçen kavimlerden Gimirrailerin Kimmerler, Aşguzailerin ise İskitler olduğu kabul edilmektedir. Bu vesikaya göre, Asur İmparatoru Asarhaddon, imparatorluğun kuzey ve kuzeydoğu sınırlarını tehdit eden Kimmer ve Mannaların saldırılarını tesirsiz hâle getirebilmek maksadıyla İskit Hükümdarı Bartatua ile anlaşmak yolunu seçmiştir. Durmuş, İskitler, s. 4; Luckenbill, ARAB II, s. 517. 40 Kınal, a.g.e., s. 258; Taner Tarhan, “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler Kimmerler ve İskitler”, Türkler Ansiklopedisi, C. IV, 2002, s. 605; Abdulhaluk Çay – İlhami Durmuş, “İskitler”, Türkler, C. IV, Ankara 2002, s. 577; Bülent İplikçioğlu, Eskiçağ Tarihinin Ana Hatları, II. Baskı, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul, 1994, s. 55; İbrahim Tellioğlu, “Kimmer ve İskit Göçlerinin Doğu Anadolu Bölgesindeki Etkileri”, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 27, 2005, s. 241. 41 Kınal, a.g.e., s. 258; Durmuş, a.g.e., s. 35. 36

227


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

"Kıral, ordusuna Mannalar iline giriniz diye emir verdiyse de bütün kuvvetler oraya girmesin, süvariler ve öncüler girsinler. Manna'ları sizden ayırdık diyen Kimmer'ler yalan söylediler; zira onlar adidir, onlar yemin ve akid tanımazlar…42 Asur Kralı Asarhaddon’un ölümünden sonra tahta çıkan Asurbanipal (M.Ö. 669-627) doğu sınırlarına çok önem verdi. Manna kralı Ahşeri, Asur garnizonlarının bulunduğu hisarları ele geçirmişti. Asurbanipal bir orduyu Manna üzerine göndererek başkent İzurtu’yu kuşattı. Kral savaşta esir düşünce oğlu aman diledi ve Asur’a bağlanmayı kabul etti.43 M.Ö. 652-625 yılları arasında İskit, Manna, Med ve Babil aralarında ittifak yaparak Asur’a karşı hareket ettiler. Düşman saldırıları karşısında eski gücünü yitiren Asur devleti hem Manna ülkesindeki hem de ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetini kaybetti.44

Sonuç Eskiçağda yapılan savaşların pek çok nedeni olmakla birlikte en önemlisi ekonomidir. Coğrafya ise ekonominin yönünü belirleyen en önemli etkendir. Teknolojik ilerlemeler, madenlerin ve atın ordu içinde kullanılması devletlerin siyasi, askeri ve ekonomik yönden daha sık karşılaşmalarını da sağlamıştır.İlk olarak Sumer ve Akad yazıtlarında Manna ismli bir kavimden bahsedilmektedir. Bu kavmin yaşadığı coğrafyanın sınırları bilim adamları arasında tartışma konusu olmuştur. Çünkü Manna ülkesi tek bir kral tarafından yönetilen bir siyasi birlikten daha ziyade farklı büyüklüklerdeki şehirlerden oluşuyordu. Ancak yazıtlardan farklı zamanlarda bu şehirlerin bir araya gelerek çeşitli yöntemlerle birbirlerine bağlandıkları da yazıtlardan anlaşılmaktadır. Güneydoğu Anadolu ve Orta Asya’ya giden kervan yolu üzerinde bulunan Manna ülkesinin stratejik bir önemi vardı. Bölgeye sahip olan kral ekonomik yönden can damarı sayılacak bölgelerin kontrolünü de ele geçirmiş sayılıyordu. Diğer yandan düşmanlarının da önemli ticaret yolları ile olan bağlantılarını kesmiş oluyordu. Bu sebeplerle Manna ülkesi, bölgeye hâkim olmak isteyen Asur ve Urartu Devletleri’nin mücadeleleri neticesinde sürekli el değiştiriyordu. Kimmerler ve İskitler, Anadolu’daki bu siyasi güç dengesinin değişmesine yol açmışlardı. Buna bağlı olarak devlet ve kavimlerin hâkimiyet alanlarının değişmesi, Anadolu’daki ticari hayatta da bir takım değişmelere neden oldu. Asur kralları II. Salmanassar’dan itibaren Manna ülkesine seferler düzenlemiştir. Bölgeden de at üzerinden vergi almaları da oldukça ilgi çekicidir. Asur Devleti’nin at üzerinden vergi alması bölgede iyi cins at yetiştiğini kanıtlamaktadır. Atın askerin savaş aracı olması ve ulaşım amaçlı kullanılması nedeniyle eskiçağ toplumları açısından büyük bir önemi vardı. Kadriye Tansuğ, “Kimmerlerin Anadolu’ya Girişleri ve M.Ö. 7. Yüzyılda Asur Devleti’nin Anadolu İle Münasebetleri”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 4, 1949, s. 537. 43 Sever, a.g.e., s. 119. 44 Hatice Palaz Erdemir-Halil Erdemir, a.g.m., s. 29. 42

228


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kral Argišti’nin beşinci saltanat yılından itibaren savaş alanlarını güneydoğuya kaydıran Urartular da özellikle Manna ülkesine akınlar düzenlediler. Ganimet olarak deve almaları ise oldukça dikkat çekicidir. Deve uzun yol aracı olarak çok daha uygun bir hayvan olduğu için ticaret yapmak amacıyla daha uzak bölgelere gitme imkânı sağlamıştı. Özellikle de deve ticaret hayatında taşıma aracı olarak kullanıldığı için değerliydi. Urartular İskitler tarafından yıkıldıktan sonra, İskit, Manna, Med ve Babil aralarında ittifak yaparak Asur’a karşı hareket ettiler. Asur ise düşman saldırıları karşısında eski gücünü yitirdi ve hem Manna ülkesindeki hem de ticaret yolları üzerindeki hâkimiyetini kaybetti.

229


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynaklar AYAN, Ergin, 2010, “Kafkasya: Bir Etno-kültürel Tarih Çözümlemesi”, ODÜ SBE. Dergisi, C. 1, S. 2 BARNETT, Richard D., 1990, “ Urartian Art and Archeology”, CAH, Vol 3, Part I BASKICI, Murat, “Evcilleştirme Tarihine Kısa Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, S. 1-4, C. 53 BROWN, Stuart C., 1986, “Media and Secondary State Formation in the Neo-Assyrian Zagros: An Anthropological Approach to an Assyriological Problem”, Journal of Cuneiform Studies, V. 38, No. 1, pp. ÇAY, Abdulhaluk - DURMUŞ, İlhami, 2002, “İskitler”, Türkler, C. IV, Ankara ÇİLİNGİROĞLU, Altan, 1977, “Sargon’un Sekizinci Seferi ve Bazı Öneriler”, Anadolu Araştırmaları, S. IV-V ÇİLİNGİROĞLU, Altan, 1997, Urartu Krallığı Tarihi ve Sanatı, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı İzmir DURMUŞ, İlhami, 2008, İskitler, Genel Kurmay Basımevi, Ankara İPLİKÇİOĞLU, Bülent, 1994, Eskiçağ Tarihinin Ana Hatları, II. Baskı, Bilim Teknik Yayınevi, İstanbul GÖKÇEK, Gürkan, 2015, Asurlular, Bilgin Kültür Sanat Yayınları, Ankara GRAYSON, A. Kirk, 1996, Assyrian Rulers of the Early First Millennium BC II (858-745 B.C.), Vol. 3 (The Royal Inscriptions of Mesopotamia. Assyrian Periods, Vol. 3=RIMA 3), University of Toronto Press, Canada KINAL, Füruzan, 1998, Eski Anadolu Tarihi, IV. Baskı, T.T.K., Ankara KILIÇ, Yusuf, 2011, “Eskiçağda Kapadokya’da At Yetiştiriciliği”, 1. Uluslararası Nevşehir Tarih ve Kültür Sempozyumu, Nevşehir KILIÇ, Yusuf, 2016,“Çivi Yazılı Belgelerde Subar/Subartular”, Güneş Vakfı, Erzurum

230


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

KÖROĞLU, Kemalettin, 2010, Eski Mezopotamya Tarihi, Başlangıcından Perslere Kadar, İletişim Yayınları, 5. Baskı, İstanbul KÖROĞLU, Kemalettin -KONYAR, Erkan, 2011, Urartu: Doğuda Değişim, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul KRAVITZ, F. Kathryn, 2003, “Alast-Minute Revision to Sargon’s Letter to the God”, Journal of Near Eastern Studies, V. 62, No. 2 LEVINE, Louis D., 1974, “Geographical Studies in the Neo-Assyrian Zagros-II”, Iran, Vol. 12, pp. LUCKENBILL, Daniel David, 1926, Ancient Records of Assyria and Babiylonia, VOL. I, The University of Chicago Press, Chicago LUCKENBILL, Daniel David, 1927, Ancient Records of Assyria and Babiylonia, VOL. II, The University of Chicago Press, Chicago MELIKISHVILI, G. A. 1960, Urartskie Klinoobraznye Nadpisi, (UKN), Moskova MEMİŞ, Ekrem, 1999, “Asur Devleti’nin Anadolu Politikası”, XII. Türk Tarih Kongresi, T.T.K., Ankara MEMİŞ, Ekrem, 2005, İskitler’in Tarihi, Çizgi Kitabevi, Konya MEMİŞ, Ekrem, 2012a, Eskiçağda Mezopotamya En İmparatorluğu’nun Yıkılışına Kadar, II. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa

Eski

Çağlardan

Asur

MEMİŞ, Ekrem, 2012b, Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi, III. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa MEMİŞ, Ekrem, 2013, Eskiçağ Türkiye Tarihi, XII. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa MEMİŞ, Ekrem – Bülbül, Cemil, 2014, Eskiçağda Göçler, Ekin Yayınevi, Bursa OLMSTEAD, Albert T, 1964, History Of Assyria, Chicago ÖZMAN, Recep, 1994, Asur-Urartu Siyasi Mücadelelerinin Yazıtlara Yansıması, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Doç. Dr. Mahmut Pehlivan, İnönü Üniversitesi, SBE, Malatya PALAZ ERDEMİR, Hatice-ERDEMİR Halil, 2010, “ Güneybatı Asya ve Avrasya’da İskit Askeri İzleri”, Tarih Okulu, S. VII PEHLİVAN, Selma, 2013, “Urartu Krallığı ve Dış Politikası: I. Sarduri (MÖ. 844-828), İşpuini (MÖ. 828-810) ve Menua (MÖ. 810-785) Dönemi”, History Studies, Vol. 5, S. 5 PINARCIK, Pınar, 2014a, “Urartuların Başkentleri”, Tarih Araştırmaları Dergisi, S. 33, Ankara 231


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

PINARCIK, Pınar, 2014b, “Sargon’un Sekizinci Sefer Lokalizasyon Önerileri ve Bu Önerilerin Harita Üzerinde Gösterilmesi”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl. 2, S. 7 PINCHES, T. G., 1913, “Sargon’s Eighth Campaign”, Journal Royal Of The Asiatic Society Of Great Britan and Ireland, Cambridge PULLU, Selim, 2006, Tabal Bölgesi Tarihi (M.Ö. I. Binyılın İlk Yarısında Tabal Krallığı’nın Siyasal ve Ekonomik Tarihi), (Doktora Tezi), İstanbul Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul RIGG, H. Abram, 1942, “Sargon’s Eighth Military Campaign”, Journal Of The American Oriental Society, S. 62, USB SAGGS, Harry W., 1990, The Might That Was Assyria, St. Martin’s Press, New York SALVİNİ, Mirjo, 2006, Urartu Tarihi ve Kültürü. Çev. Belgin Aksoy, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul SAYCE, Archibald Henry, 1925, “The Kingdom of Van (Urartu)”, The Cambridge Ancient History, Vol. XX, Part I, Chapter VIII, Cambridge, SEVER, Erol, 2008, Asur Tarihi, III. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul TARHAN, Taner, 2002, “Ön Asya Dünyasında İlk Türkler Kimmerler ve İskitler”, Türkler Ansiklopedisi, C. IV TANSUĞ, Kadriye,1949, “Kimmerlerin Anadolu’ya Girişleri ve M.Ö. 7. Yüzyılda Asur Devleti’nin Anadolu İle Münasebetleri”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 4 TELLİOĞLU, İbrahim, 2005, “Kimmer ve İskit Göçlerinin Doğu Anadolu Bölgesindeki Etkileri”, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, THUREAU-DANGIN, François, 1912, La Huitieme Campagne de Sargon, Paris WILSON, J.V. K, “The Kurbail Statue of Shalmanassar III”, Iraq, XXIV / 1-2 YOUNG, T. Cuyler, 1967, “The Iranian Migration Into The Zagros”, Iraq, Vol. V

232


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

XI. Asırda Değişen Anadolu’da Türkler: Malazgirt Savaşı (26 ağustos 1071) Mazlum Şahin Demir*

Öz Türk tarihi açısında önemli bir yeri olan Malazgirt Savaşı (26 Ağustos 1071), Selçuklular ile Bizanslılar arasında vukua gelmiştir. Bu savaş Bizans İmparatorluğu’nu yıkılış sürecine sokarken Selçuklular için ise Anadolu’nun kapısı görevi görmüştür. Nitekim bu savaştan sonra Anadolu Türk yurdu haline gelmiştir. Malazgirt Savaşı’nı anlayabilmek için savaşın meydana geldiği XI. yüzyılda Anadolu’nun siyasî, ekonomik, dinî ve sosyal durumuna bakmamız gerekmektedir. Çünkü dönem içerisinde Anadolu çeşitli milletleri barındıran bir yer konumundaydı. Bu makalemizde XI. asrın siyasî, ekonomik, dinî ve sosyal durumu çerçevesinde Malazgirt Savaşı ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler:Anadolu, Selçuklular, Bizans, Malazgirt

Lisans Öğrencisi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Van/Türkiye, yazantarih@gmail.com *

233


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Turks ın a Changıng Anatolıa ın the 11th Century: Malazgırt War (August 26, 1071) Mazlum Şahin Demir*

Abstract The Battle of Malazgirt (26 August 1071), which has an important place in terms of Turkish history, has become a witness between the Seljuks and the Byzantines. While this war had brought the Byzantine Empire to its destruction, it was the gate of Anatolia for the Seljuks. As a matter of fact, after this war, Anatolian Turks became homeland. We need to look at the political, economic, religious and social status of Anatolia in the 11th century when war has begun to understand the Battle of Malazgirt. Because in this period Anatolia was a place that accommodated various nations. In this article, the Battle of Malazgirt will be dealt with in the context of the political, economic, religious and social situation of the 11th century. Keywords:Anatolia, Seljuks, Byzantium, Malazgirt

*

Master, Yuzuncu Yıl University,yazantarih@gmail.com

234


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Anadolu ya da Küçük Asya olarak bildiğimiz bölge, Himalayaların ardından Fransa, İspanya ve Kuzey Afrika’nın Atlantik kıyı şeridine kadar uzanan büyük bir dağ kuşağının parçasıdır. Ortasında, deniz seviyesinden ortalama 1000 metre yükseklikte, çok eski kayalardan oluşan yüksek bir plato yer alır. Kuzey ve güneyden Pontus ve Toros dağlarının jeolojik olarak daha yeni kıvrımlarıyla çevrilidir. Bütün olarak bakıldığında, Karadeniz ve Akdeniz arasında çıkıntı yapan büyük bir yarımadadır. Van Gölü çevresindeki dağlardan Ege Denizi’ne doğru batıya ilerledikçe eğim alçalmakta, kaya sırtları sonunda denize ulaşıp sular altında kaybolmaktadır.1 Anadolu, tarihî süreç içerisinde birçok milleti, dini ve devleti bünyesinde barındırmış yapısı içerisinde birçok kültüre ayak uydurmuş bir coğrafyaya sahiptir.2 Nitekim Anadolu’da birçok milletin şanına şan katılmış birçok milletin ise şanı toprağa gömülmüştür. Anadolu M.Ö. 8., 7., ve 6. binde dönemin yeryüzündeki en parlak merkezi idi. 3 Daha sonra Anadolu yeniden büyük uygarlıklara sahne oldu. Yerli kavim Hattiler (M.Ö. 2500-2000), Hint-Avrupa kökenli Hititler4 (M.Ö. 1660-1190) Anadolu’da ilk yerleşimlere sahiptiler. Hellenler M.Ö. VIII. yüzyılda Mezopotamya’nın ikibin yıllık zengin bilgi hazinesini Anadolu’nun güneydoğusunda yaşayan Geç Hitit Beylikleri aracılığı ile tanıdılar. Anadolu’da Urartular (M.Ö. 860-580), Frygler5(M.Ö. 750-300) ve Lykialılar6(M.Ö. 700-300) o zamanki dünyanın en özgün uygarlıklarını geliştirdiler. Anadolu, doğa filozoflarının döneminde yani M.Ö. 600-545 arasında o zamanki dünyanın en önde gelen kültür merkezi idi. Bu dönemde filozoflar cinlerden, perilerden ve

1

J. G. Macqueen, Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, Çev: Esra Davutoğlu, Ankara: Arkadaş Yayınları,

2001, 11. Gülay Öğün Bezer, “Anadolu’nun Fethi ve Drakon Çayı Anlaşması’nın Bu Süreçteki Yeri”, TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, XII, Ankara 2014, 21. 3 Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları, İstanbul: Net Turistik Yayınları, 2007, 13. 4 Susan Wise Bauer, Antik Dünya Tarihi İlk Kayıtlardan Roma’nın Dağılmasına Kadar, Çev: Mehmet Moralı, İstanbul: Alfa Yayınları, 2013, 220-221. 5 İzzet Çıvgın-Remzi Yardımcı, İlkçağ Tarihi, Ankara: Maya Akademi Yayınları, 2007, 62-66. 6 Strabon, Antik Anadolu Coğrafyası, Çev: Adnan Pekman, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1993, 2. 2

235


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

dinsel inanışlardan sıyrılmış olarak, doğa olaylarının nedenlerini özgür bir düşünce yöntemi ile ele almış ve bugünkü Batı uygarlığının temellerini atmışlardır. Anadolu Perslerin işgali süresince (M.Ö. 545-333) önderlik

durumunu

yitirmiş

ancak Hellenistik

dönem

boyunca7(M.Ö. 333-30) o zamanki dünyanın başlıca kültür merkezlerini barındırmıştır.8 Roma Çağı’nda da Anadolu (M.Ö. 30- M.S. 395) dünyanın en bayındır ülkelerinden biri idi.9 Bu dönemin Batı Anadolu kentleri hiçbir yönden Roma’dan geri kalmayan bir düzeye sahipti. Roma’nın devamı olan Bizans sanatı IV. ve V. yüzyıllarda Hellen ve Roma kültürünün yeni bir yorumu olarak Anadolu’da doğmuş ve Konstantinopolis’te gelişmiştir. XI. asra gelindiğinde Anadolu, Grek diyarı olmaktan çıkmış kapısını Selçuklular aracılığıyla yeni bir medeniyete yani İslâm medeniyetine açmıştır.

1. Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışları ve İlk Faaliyetleri XI. asra kadar Selçuklular siyasî yönden birçok faaliyet yapmıştır. Nitekim Selçukluların bu dönemde kısa bir süre içerinde siyasî birliğini tamamlayıp batıya açıldığını görebiliriz. Oğuzların Üç-ok kolunun Kınık boyuna mensup olan Selçuklular10, Oğuz Yabgu Devleti’nden ayrıldıktan sonra11 ise Gazneliler, Karahanlılar gibi devletlerin baskısı altında kalmış12 ve daha sonra ise Rûm diyarına akınlarıyla birlikte Anadolu onlar için yurtluk olarak uygun görünüyordu. Bu süreçten sonra baskılar Selçukluları batıya yönlendirmiş ve Selçukluların Rûm devleti olma süreci başlamıştır. Selçukluların batıya yönelmesinde Tuğrul Bey’in etkisi yadsınamaz.13

7

Dandanakan sonrası,14 Tuğrul Bey döneminde Anadolu’ya

Murat Ağarı, İslâm Coğrafyacılığı ve Müslüman Coğrafyacılar, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2002, 23-

24. 8

Ekrem Akurgal, 14. Bülent İplikçioğlu, Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2007, 109. 10 Erdoğan Merçil, “Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi”, Genel Türk Tarihi, III, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002, 101. 11 Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2014, 66. 12 Erol Güngör, Tarihte Türkler, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 1989, 78-79; Osman Gazi Özgüdenli, “Selçukluların Kökeni”, Selçuklu Tarihi El Kitabı, Ed: Refik Turan, Ankara: Grafiker Yayınları, 2012, 34-35. 13 Ergin Ayan, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Temelleri Atılırken Siyasi Meşruiyet Süreci”, ODÜ Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, XXX/5, 2012, 18-19. 14 el-Hüseynî, 8-9. 9

236


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

birçok Türk komutan gönderilmiş15 ve Alparslan ile birlikte bu komutanların akınları artmıştır. Malazgirt’in vukua geldiği ana kadar Anadolu’nun her bir yerinde Türklerin varlığı hissediliyordu.16 Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya gelmesinde ekonomik faktörlerin de olduğunu tarihî kayıtlar bize göstermektedir. Çağrı Bey Anadolu akınlarını yaptıktan sonra kardeşi Tuğrul Beye Anadolu’da verimli toprakların ve otlakların varlığından haberdar ediyordu.17 Ayrıca Tuğrul Bey’in Anadolu’ya gönderdiği komutanlar ile Mervânîlerin yaşadığı problem buna işarettir.18 Çünkü Âmid (Diyarbekir) havzasının zengin otlakları Türk komutanları cezbetmiş ve Türk komutanlar bu topraklara girmişti. Bunun neticesinde Mervânî Emîri Nasruddevle,19 bu komutanları Tuğrul Bey’e şikâyet etmişti. Daha sonra ise Nasruddevle aracılığı ile İstanbul’daki Emevî camisinde Abbâsî halifesi el-Kâim adına hutbe okutulacaktı.20 Tuğrul Bey Dönemi’nde Selçuklular sınırlarını arttırmıştır. Bu artan sınırlar vesilesiyle Tuğrul Bey’in ağabeyi Çağrı’ya doğu fetihleri bahşedilmişti. Çağrı Bey ise oğlu Alparslan’ı Horasan’a bırakmıştı. Tuğrul Bey vefat edince (4 Eylül 1063), Selçuklu ülkesinde tahtı ele geçirme çekişmeleri başladı. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin bildirdiğine göre, Tuğrul Bey’in vasiyeti üzerine vezir Amîdülmülk Kündürî tarafından Rey tahtına Çağrı Bey’in oğlu Alparslan’ın üvey kardeşi olan Süleyman oturtulmuştur (12 Eylül 1063).21 Tuğrul Bey’in

Ali Muhammed Sallâbî, Selçuklular, Çev: Şerafettin Şenaslan-Necmettin Salihoğlu, İstanbul: Ravza Yayınları, 2013, 50. 16 Ergin Ayan, “Tuğrul Bey Dönemi Selçuklu-Bizans Ekseninde Ermeniler”, Yeni Türkiye Dergisi, LX, 2014, 3. 17 O. Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, 89; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1998, 14; İbrahim Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, İstanbul: Milli Eğitim Yayınları, 1972, 16; Ali Sevim-Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, Ankara: TTK, 2014, 24-25; Mustafa Demir, Büyük Selçuklular Tarihi, Sakarya: Sakarya Yayınları, 2011, 39-40; Yusuf Ayönü, Selçuklular ve Bizans, Ankara: TTK, 2014, 10; Ali Sevim, “Çağrı Bey”, DİA, VIII, 1993, 183. 18 Abdurrahim Tufantoz, “Mervânîler”, DİA, XXIX, 2004, 231. 19 Şerefhan Bitlisi, Şerefnâme, I, Çev: Abdullah Yegin, İstanbul: Nûbihar Yayınları, 2015, 72. 20 Abdurrahim Tufantoz, Ortaçağda Diyarbekir Mervanoğulları (995-1085), Ankara: Aça Yayınları, 2005, 97; Thomas Ripper, Diyarbekir Merwanileri, Çev: Bahar Şahin Fırat, İstanbul: Avesta Yayınları, 2012, 198; Nevzat Keleş, “Malazgirt Savaşı Öncesinde Doğu Anadolu’nun Siyasî Durumu”, Alp Arslan ve Malazgirt, İstanbul: Copyright@Kültür A.Ş. Yayınları, 2014, 50. 21 Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mir’âtü’z-Zamân Fî Târîhi’l-Âyân, Çev: Ali Sevim, Ankara: TTK, 2011, 125-126. 15

237


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

vasiyetinin sebebi ise Çağrı Bey ölünce kendisinin Süleyman’ın annesi ile evlenmesi meselesidir.22

1.1 Sultan Alparslan Dönemi (1063-1072) Süleyman tahta oturduktan sonra sultanlık mücadelesine Kutalmış da katıldı. Nitekim Kutalmış, Rey’i ele geçirmek üzere iken Kündürî’nin yardım talebi sonucu Alparslan Horasan’dan gelip Kutalmış’ı bertaraf etti. Kutalmış bertaraf edildikten sonra Alparslan Selçuklu tahtını oturdu (29 Aralık 1063).23 Tahta oturan Alparslan daha sonra Kündürî’yi azledip kendi veziri olan Nizamülmülk’ü Selçuklu veziri olarak tayin etti (10 Ocak 1064).24 Çağrı Bey’in oğlu olan Alparslan, Selçuklu Devleti’nde şehzade isyanlarını bastırdıktan sonra,25 gözünü Anadolu’ya çevirdi.26 İlk hedef Azerbaycan coğrafyasıydı ve buralar ele geçirildi.27 Daha sonra ise 1064 yılında Bizans’ın şahdamarı ve Anadolu’nun ilk kenti olan Ani28 alındı (16 Ağustos 1064).29 Ani’nin alınmasında sonra Alparslan dönem itibariyle aklındaki tek gayesi olan İsmâilî kalesi Fatımî (909-1171) ülkesine son vermek idi. Nitekim bunu gerçekleştirmek için Mısır seferine çıkacaktır. Alparslan Mısır üzerine sefere çıkmazdan evvel Afşin, Gümüştegin gibi komutanları Rûm diyarına gönderdi. Yola çıkan bu iki önemli komutan Maraş’ta kavgaya tutuştu ve Afşin Gümüştegin’i öldürdü.30 Gümüştegin’i öldüren Afşin, Alparslan’dan korkup Marmara önlerine kadar gaza faaliyeti yürüttü. Bu faaliyetleri sonrası ise Romanos Diogenes’in doğu seferine çıkacağı haberini Alparslan’a bildirip affedilecektir. Aynı zamanda Afşin’in affedilmesinde sultanın eniştesi olan er-Basgan’ın da faktörü vardır. Nitekim Alparslan’a

Erdoğan Merçil, Büyük Selçuklu Devleti, Ankara: Nobel Akademik Yayınları, 2011, 37. Sıbt İbnü’l-Cevzî,129. 24 Sıbt İbnü’l-Cevzî, 130. 25 İbrahim Kafesoğlu, “Alparslan”, DİA, II, İstanbul 1992, 526; Cihan Piyadeoğlu, Sultan Alparslan Fethin Babası, İstanbul: Kronik Yayınları, 2016, 64. 26 Refik Turan, “Malazgirt Fatihi Alp Arslan”, Selçuklu Tarihi El Kitabı, Ankara: Grafiker Yayınları, 2012, 115. 27 Ernst Honigmann, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, Çev: Fikret Işıltan, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1970, 217; Coşkun Alptekin, “Büyük Selçuklular”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul: Çağ Yayınları, 1992, 118; A. Sevim-E. Merçil, 63-64. 28 Sıbt İbnü’l-Cevzî, 135. 29 Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), Çev: Hrant D. Andreasyan, Ankara: TTK, 2000, 119-120. 30 M. Demir, 69-70. 22 23

238


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

karşı kalkışan er-Basgan, Manuel Komnenos’un ordusu karşısında hezimete uğradıktan sonra Manuel tarafından İstanbul’a götürülmüştü. er-Basgan’ın İstanbul’a geldiği haberi Afşin Bey tarafından Alparslan’a bildirilmişti. Daha sonra er-Basgan Malazgirt Savaşı’nda Bizans saflarında yer alacaktır.31 Türk

komutanlar

bu

faaliyetleri

yürütürken

Alparslan

ise

Mısır

seferine

hazırlanıyordu. Dönem itibariyle güçlü bir ordu oluşturan Alparslan Mısır üzerine harekete geçti.32 Ordu Halep’e vardığında Afşin’in ulağı Romanos Diogenes’in doğu seferine çıkacağı haberini verdi.33 Bunu duyan Alparslan Mısır seferini yarıda bırakıp Ahlat’ın yolunu tuttu.34

1.1 İslâm’ın Hamisi Olan Selçuklular Selçukluların siyasî yönden olduğu kadar inanç babında da İslâm medeniyetine katkısı olmuştur.35 Nitekim İslâm medeniyeti birkaç devletin bünyesinde gelişim aşamasında iken Selçuklular devrinde altın çağını yaşamıştır.36 Çünkü XI. asırda İslâm devletleri başına buyruk hareket ederek birlikten yoksun idi.37 Selçuklular ise bu başına buyrukluğu ortadan kaldırarak İslâm’da yeniden birliktelik sağlayacaktır. Türklerin İslâm’ı kabul etmesinden sonra İslâm medeniyetine altın çağını yaşatan İbn Sinâ, Farabî, Gazzâlî gibi âlimler Türk coğrafyalarında yaşamıştır. Aynı zamanda Nizâmülmülk’ün kurduğu Nizâmiye Medreselerinde İbn Kuşeyrî,38 Şeyh Kasım ed-Debûsî, Abdulkerim Şehristânî (1076-1153), Ebû’l-Kasım Kuşeyrî (ö.1072) gibi âlimler görev yapmıştır.39 Bunlardan Gazzâlî ise Selçuklular döneminde faaliyet alanı bulmuştur.

31

Nikephoros Bryennios, Tarihin Özü, Çev: Bilge Umar, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008,

45-46. 32 Hüseyin Kayhan, “Selçuklular-Fâtımî Halifeliği İlişkileri”, Türkler, IV, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, 2002, 755. 33 Mustafa Alican, Kıyametin İlk Günü Malazgirt, İstanbul: Kronik Yayınları, 2017, 98. 34 Osman Turan, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2009, 205. 35 Osman Turan, Selçuklular ve İslâmiyet, İstanbul: Turan Neşriyat, 1971, 33. 36 Ahmet Ocak, “Selçukluların Seleflerine Göre Medeniyet Tarihindeki Yeri ve Önemi”, History Studies, 2012, 264. 37 Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadoluda Türkler, İstanbul: E Yayınları, 1979, 33-34. 38 M. Asad Talas, Nizamiyye Medresesi ve İslâm’da Eğitim-Öğretim, Çev: Sadık Cihan, Samsun: Etüt Yayınları, 2000, 84. 39 Bekir Biçer, “Kuruluş Devrinde Nizâmiye Medreselerinin Müderrisleri”, Tarih Okulu Dergisi, XVI, 2013, 275-276.

239


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Gazzâlî’nin Selçuklu dinî yapısına birçok katkısı olmuştur. Çünkü onun döneminde Selçuklular Gazzâlî’nin mensup olduğu Eş’arî40 ekolünü kabul etmiştir. Selçuklular döneminde dinî alanda çoğu kesim Hanefî fıkhını benimsemiştir.41 Dönemin bazı Hanefî âlimleri; Ebû’l-Yüsr el-Perdevî (1027-1099), Ebü’l-Müîn en-Nesefî (ö.1115) ve Alâuddin es-Semerkandî (ö.1144)’yi sayabiliriz.42 Bu Müslümanların bazıları ise akılcılığa yönelmiştir. Nitekim Tuğrul Bey’in veziri Kündürî43 zamanında (1024-1064) kurucusu Vâsık b. Ata olan,44 Mu’tezile ekolü etkin idi. Fakat Alparslan ile birlikte Eş’arî ekolü Selçukluların İslâmî görüşünü yansıtır oldu. Selçuklular devrinde Eş’arî ekolü altın çağını yaşamıştır. Nitekim İsmâilî45 faaliyetlerine karşı Selçuklu ülkesinde açılan Nizâmiye Medreseleri Eş’arî ekolüne göre şekillenmişti.46

2. Malazgirt Savaşı’ndan Önce Bizans İmparatorluğu XI. asra kadar Bizans İmparatorluğu, Sasânî-Emevî-Abbâsî-Avar-Hazar-Hun vb. devletlerin saldırılarına uğramıştır.47 Fakat liyakatli devlet adamlarının yönetimleriyle bu saldırıların hepsi atlatılmıştı. XI. asırda Bizans tarafında ise siyasî, ekonomik ve dinî buhranlar yaşanıyordu. Bizans İmparatorluğu 1025 yılına kadar yükselme çağını yaşayan devlet konumunda idi. II. Basileius, XI. asrın ilk çeyreğinde her yönden Bizans’a altın çağını yaşatmıştı. Fakat yaptığı bir hata vardı: Ermeni krallıklarını Bizans’a bağlamak.48 Bunun telafisi olmayacaktı.

Michael E. Marmura, “Gazâlî’nin Mantık ve Dini Olmayan İlimlere Bakışı”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Çev: İbrahim Çapak, XI, 2005, 121. 41 Ahmet Ocak, Selçukluların Dinî Siyaseti (1040-1092), İstanbul: Tatav Yayınları, 2002, 62. 42 Ahmet Ak, “Selçuklu Dönemi Hanefî Alimlerin Mürcie’ye Bakışları”, Dinî Araştırmalar Dergisi, XI, 2008, 134. 43 Şadruddîn Ebu’l-Hasan ‘Ali İbn Nâşır İbn ‘Ali el-Hüseynî, Ahbârü’d-Devleti’s-Selçukiyye, Çev: Necati Lügal, Ankara: TTK, 1999, 16-18; Mustafa Alican, “Selçuklu Veziri Amidülmülk Kündürî’nin Yükselişi ve Düşüşü”, The Journal Of Academic Social Science Studies, XXIX, 2014, 239-240. 44 Florian Sobieroj, “Mutezile ve Tasavvuf”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Çev: Salih Çift, X, 2001, 274. 45 Nizamül-mülk, Siyasetname, Çev: Mehmet Topkaya, Ankara: Nilüfer Yayınları, 2014, 311-312. 46 Ahmet Ocak, “Selçukluların Seleflerine Göre Medeniyet Tarihindeki Yeri ve Önemi”, 267. 47 Gürhan Bahadır, “Anadolu’da Bizans-Sasani Etkileşimi (IV.-VII. Yüzyıllar)”, Turkish Studies, VI/1, 2011, 687; Adem Apak, “Emevîler Döneminde Anadolu’da Arap-Bizans Mücadelesi”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XVIII/2, 2009, 103; Gürhan Bahadır, “Dokuzuncu ve Onuncu Yüzyılda BizansAbbasi Sınırı”, AÜDTCFD, XXVIII/46, 2009, 164. 48 Ali Sevim-Yaşar Yücel, Türkiye Tarihi Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, Ankara: TTK, 1989, 32. 40

240


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

II. Basileius’dan sonra Bizans tahtına liyakatsız kişiler geçmiş ve Bizans İmparatorluğu’nda birçok alanda sıkıntılar doğmuştu.49 Bunlardan biri 1054 krizi. Nitekim 1054 krizinde, Hıristiyan dünyasının iki önemli patrikliği olan Ortodoks ve Katolik kiliseleri birbirlerini aforoz etmişlerdir.

2.1 Hıristiyanların Hamisi Olan Bizans İmparatorluğu Tarihteki ilk Hıristiyan İmparatorluk olan Bizans, dinî yapı olarak Hıristiyan Ortodoks50 (Gerçek) inancına sahiptir.51 Hıristiyan âleminde önemli sorunlar bu devlet bünyesinde meydana gelen ekümenik konsiller52 ile açıklığa kavuşmuştur. Bu sorunlardan biri ise Konstantinopolis’in patriklik konumuna gelmesiydi. Hıristiyan dünyasında dört patriklik makamı olup bunlar; Kudüs, İskenderiye, Antakya ve Roma idi.53 Hıristiyan Bizans, Konstantinopolis şehrinin patriklik konumuna taşımak istiyordu. Nitekim Konstantinopolis bu konuma geldiğinde Roma ile eşit hal alacaktı. Bu istek ikinci ve dördüncü konsiller sonrası açıklığa kavuşturulmuş ve Konstantinopolis patriklik konumuna gelmiştir. Patriklik konumuna gelen Konstantinopolis, Roma ile sürekli mücadele içerisine girmiştir. Bu durum Latin-Grek çatışmasına yol açmıştır. Zaman ile düşmanlığa dönüşecek olan bu çatışma 1054 yılında kiliselerin ayrılması ile sonuçlanacaktır. Dini açıdan Bizans bu tür sorunlar ile meşguldü. Ekonomiye gelecek olursak; Bizans devletinde Heraklios (610-641) devrinde oluşturulan thema sisteminde bozulmalar olmuş54 ve Konstantinos Monomakhos55 döneminde (1042-1055) bu sistem etkisiz hale gelmiştir. Bizans ekonomik ve askerî yönden çıkmaza

Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, Ankara: TTK, 2000, 24-26. Emruhan Yalçın, “Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin Ekümenliği Tartışmaları ve Gerçekler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, L, 2012, 480. 51 Mustafa Baş, “Türk Ortodoks Kilisesi ve Geleceğe İlişkin Düşünceler”, Dinler Tarihi Araştırmaları, III, Ankara: Dinler Tarihi Derneği Yayınları, 2001, 478. 52 Marc Madrigal, Anadolu’nun Ekümenik Konsilleri, İstanbul: Kutsal Kitap ve Arkeoloji Yayınları, 2014, 2. 53 Arzu Taşcan, “Tarihi Süreç İçerisinde İstanbul-Roma Kiliseleri Arasındaki Çekişmeler ve 1054 krizi”, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, I/1, 2003, 92. 54 David Nicolle, Malazgirt 1071, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, 28-29. 55 Mikhail Psellos’un Khronographia’sı, Çev: Işın Demirkent, Ankara: TTK, 2014, 110. 49 50

241


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

girmiştir. Aynı zamanda savaşlardaki başarısızlıklar ekonominin çökmesine sebebiyet vermiştir. Ekonomi ve askerî açıdan sorun yaşayan Bizans İmparatorluğu bu çıkmazdan savaş ile kurtulmayı göze alacak, bu ise Fatih’in 1453 yılındaki fethinden önce Bizans’ın 1071 yılında Alparslan tarafından yok edilmesine yol açacaktır.

2.2 IV. Romanos Diogenes (1068-1071) Devri Liyakatsiz imparatorlardan sonra dul kalan Bizans İmparatoriçesi Eudokia,56 dönemin popüler komutanı Romanos Diogenes ile evlendi.57 Bu evlilikten sonra imparator olan Romanos Diogenes, imparatorluğunu meşrulaştırmak istiyordu. Bunun için ise hayatına mal olacak Doğu seferine çıktı.58 Romanos Diogenes Kapadokya bölgesine geldiğinde savaş meclisini toplayıp en iyi komutanları çağırttı. Komutanlardan Joseph Tarchaniotes ve Nikephoros Bryennios, Rûm diyarında kalmaları fikrini öne sürdü.59 Fakat kimse onları dinlemedi ve ordu Malazgirt Ovası’na doğru harekete geçti. Doğu seferine çıkan Romanos Diogenes’in ordusu tamamen ücretli askerlerden oluşuyordu.60 Çünkü thema sistemi bozulan Bizans, kırsaldan asker edinemedi. Bu durum her komutanın kafasına göre hareket etmesini sağlamış, organize olamayan bir Bizans ordusu teşekkülü ortaya çıkmıştı.

3. Malazgirt Meydan Savaşı (26 Ağustos 1071) Romanos Diogenes’in Malazgirt Ovası’na geldiğini duyan Alparslan, bu muazzam ordu karşısında yerini aldır. Selçuklu ordusunda Türk-Kürt-Arap ve gayrimüslimlerden oluşan ordu yapısı var idi. Aynı zamanda Bizans ordusunda ise Türkler var idi. Bu Türkler denildiği

56

Y. Ayönü, 33. Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Fikret Işıltan, Ankara: TTK, 2015, 318; M. Alican, Kıyametin İlk Günü Malazgirt, 55; Işın Demirkent, “Bizans”, DİA, VI, İstanbul: 1991, 237. 58 Mikhail Psellos’un Khronographia’sı, 263. 59 Nikephoros Bryennios, 48. 60 İ. Kafesoğlu, Selçuklu Tarihi, 54-55. 57

242


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

gibi tamamı değil bir kısmı Selçuklu tarafına geçmiştir. Ortaçağ koşullarına göre Selçuklu ordusu tahmini 24.000 kişiden oluşurken Bizans ordusu ise 50.000 kişi idi. Savaşı kısa bir sürede bitirmek isteyen Romanos Diogenes, saldırgan bir taktik izliyordu. Bu ise Selçukluların işine geliyordu. Nitekim sahte Ricat yani hilâl taktiği ile kapana sıkışan Romanos Diogenes, Alparslan’ın esiri oldu.61 Bu durumu Grek tarihçisi Nikephoros Bryennios şöyle nitelendiriyor: “Ve İmparator, hiçbir yandan yardım alamaz kalınca, kılıcını kınından sıyırıp düşmanların içine daldı ve onlardan birçoğunu öldürdü, birçoğunu da kaçmak zorunda bıraktı. Ne var ki çok kalabalık sayıda düşman tarafından kuşatıldı, elinden yaralandı ve onlar kendisinin kim olduğunu anlar anlamaz her yandan üzerine üşüştüler, atını okla vurdular ve o da (at da) kayıp düştü ve binicisini dahi kendisiyle birlikte yere düşürdü. İşte bu biçimde, Rumların İmparatoru tutsak edildi ve eli kolu bağlı olarak sultana götürüldü, çünkü Tanrının takdiri, bilinmeyen bir nedenle, böylesine yazgılamıştı”.62 Hilal taktiği bir kez daha marifetini göstermiştir. 1071 yılında Selçuklular bu taktik sayesinde İslâm ve Türk dünyası açısından önemli olan bu savaşı kazandı. Savaş sonrası Bizans İmparatorluğu bir daha toparlanamayacak hale bürünürken Selçuklular ise Anadolu’nun tek hâkimi konumuna geldi.

Sonuç 26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı tarihî süreç içerisinde birçok millete, ırka, dine ev sahipliği yapan Anadolu tarihinin akışını Türklere miras bırakmıştır. Özellikle XI. asırda vukua gelen bu savaş, kaderin varlığını belki de doğrular nitelikteydi. Nitekim dönem itibariyle bir yandan mezhepsel tartışmalarla yorgun düşmüş bir Bizans var iken diğer yandan siyasî birliğini tamamlayıp batıya yelken açan Selçuklular var idi. Durum böyle iken savaşın XI. asra isabet etmesini uygun bir zamanlama olarak algılayabiliriz. Aynı zamanda bu önemli olay Türk ve dünya tarihini derinden etkilemiştir. Bu savaştan sonra Türkler Anadolu’yu

O. Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 29; Mehmet Altay Köymen, Alp Arslan ve Zamanı, İstanbul: Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları, 1972, 64-65. 62 Nikephoros Bryennios, 55. 61

243


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

mesken edinmiş batılılar ise Türk muharecetini önlemek için fikirler üretmeye başlamıştır. Nitekim Türklerin bu yayılmacı politikası Fatih’e kadar sürecek, Fatih’ten sonra Türkler daimi olarak bu topraklarda kalacaktır.

244


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça AĞARI, Murat, 2002, İslâm Coğrafyacılığı ve Müslüman Coğrafyacılar, Kitabevi Yayınları, İstanbul AK, Ahmet, 2008, “Selçuklu Dönemi Hanefî Alimlerin Mürcie’ye Bakışları”, Dinî Araştırmalar Dergisi, XI, 131-148 AKURGAL, Ekrem, 2007,

Anadolu Uygarlıkları, Net Turistik Yayınları,.

İstanbul ALİCAN, Mustafa, 2017, Kıyametin İlk Günü Malazgirt, Kronik Yayınları, İstanbul -----------------------, 2014, “Selçuklu Veziri Amidülmülk Kündürî’nin Yükselişi ve Düşüşü”, The Journal Of Academic Social Science Studies, XXIX, 237-259 ALPTEKİN, Coşkun, 1992, “Büyük Selçuklular”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yayınları, İstanbul APAK, Adem, 2009, “Emevîler Döneminde Anadolu’da Arap-Bizans Mücadelesi”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XVIII/2, 95-122 AYAN, Ergin, 2012, “Büyük Selçuklu Devleti’nin Temelleri Atılırken Siyasi Meşruiyet Süreci”, ODÜ Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, XXX/5, 17-37 -----------------, 2014, “Tuğrul Bey Dönemi Selçuklu-Bizans Ekseninde Ermeniler”, Yeni Türkiye Dergisi, LX, 1-17 AYÖNÜ, Yusuf, 2014, Selçuklular ve Bizans, TTK, Ankara BAHADIR, Gürhan, 2009, “Dokuzuncu ve Onuncu Yüzyılda Bizans-Abbasi Sınırı”, AÜDTCFD, XXVIII/46, 163-178 -------------------------,

2011,

“Anadolu’da

Bizans-Sasani

Etkileşimi

(IV.-VII.

Yüzyıllar)”, Turkish Studies, VI/1, 685-703 BAŞ, Mustafa, 2001, “Türk Ortodoks Kilisesi ve Geleceğe İlişkin Düşünceler”, Dinler Tarihi Araştırmaları, III, Dinler Tarihi Derneği Yayınları, Ankara, 477-485 245


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

BAUER, Susan Wise, 2013, Antik Dünya Tarihi İlk Kayıtlardan Roma’nın Dağılmasına Kadar, Çev: Mehmet Moralı, Alfa Yayınları, İstanbul BEZER, Gülay Öğün, 2014, “Anadolu’nun Fethi ve Drakon Çayı Anlaşması’nın Bu Süreçteki Yeri”, TYB Akademi Dil Edebiyat ve Sosyal Bilimler Dergisi, XII, Ankara, 21-36 BİÇER,

Bekir,

2013,

“Kuruluş

Devrinde

Nizâmiye

Medreselerinin

Müderrisleri”, Tarih Okulu Dergisi, XVI, 263-287 BİTLİSİ, Şerefhan, 2015, Şerefnâme, I, Çev: Abdullah Yegin, Nûbihar Yayınları, İstanbul BRYENNİOS, Nikephoros, 2008, Tarihin Özü, Çev: Bilge Umar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul CAHEN, Claude, 1979, Osmanlılardan Önce Anadoluda Türkler, E Yayınları, İstanbul ÇIVGIN, İzzet-Remzi Yardımcı, 2007, İlkçağ Tarihi, Maya Akademi Yayınları, Ankara DEMİR, Mustafa, 2011, Büyük Selçuklular Tarihi, Sakarya Yayınları, Sakarya DEMİRKENT, Işın, 1991, “Bizans”, DİA, VI, İstanbul, 230-244 EL-HÜSEYNİ, Şadruddîn Ebu’l-Hasan ‘Ali İbn Nâşır İbn ‘Ali, 1999, Ahbârü’d-Devleti’s-Selçukiyye, Çev: Necati Lügal, TTK, Ankara GÜNGÖR, Erol, 1989, Tarihte Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul HONİGMANN, Ernst, 1970, Bizans Devletinin Doğu Sınırı, Çev: Fikret Işıltan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul İBNÜ’L-CEVZÎ, Sıbt, 2011, Mir’âtü’z-Zamân Fî Târîhi’l-Âyân, Çev: Ali Sevim, TTK, Ankara İPLİKÇİOĞLU, Bülent, 2007, Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul KAFESOĞLU, İbrahim, 1972, Selçuklu Tarihi, Milli Eğitim Yayınları, İstanbul -----------------------------, 1992, “Alparslan”, DİA, II, İstanbul, 526-530 246


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

KAYHAN, Hüseyin, 2002, “Selçuklular-Fâtımî Halifeliği İlişkileri”, Türkler, IV, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara KELEŞ, Nevzat, 2014, “Malazgirt Savaşı Öncesinde Doğu Anadolu’nun Siyasî Durumu”, Alp Arslan ve Malazgirt, Copyright@Kültür A.Ş. Yayınları, İstanbul KÖYMEN, Mehmet Altay, 1972, Alp Arslan ve Zamanı, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları, İstanbul MACQUEEN, J. G., 2001, Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, Çev: Esra Davutoğlu, Arkadaş Yayınları, Ankara MADRİGAL, Marc, 2014, Anadolu’nun Ekümenik Konsilleri, Kutsal Kitap ve Arkeoloji Yayınları, İstanbul MARMURA, Michael E., 2005, “Gazâlî’nin Mantık ve Dini Olmayan İlimlere Bakışı”, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Çev: İbrahim Çapak, XI, 121133 MERÇİL, Erdoğan, 2011, Büyük Selçuklu Devleti, Nobel Akademik Yayınları, Ankara ------------------------, 2002, “Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi”, Genel Türk Tarihi, III, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara PSELLOS, Mikhail, 2014, Khronographia, Çev: Işın Demirkent, TTK, Ankara NİCOLLE, David, 2013, Malazgirt 1071, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul NİZAMÜLMÜLK, 2014, Siyasetname, Çev: Mehmet Topkaya, Nilüfer Yayınları, Ankara OCAK, Ahmet, 2002, Selçukluların Dinî Siyaseti (1040-1092), Tatav Yayınları, İstanbul -------------------, 2012, “Selçukluların Seleflerine Göre Medeniyet Tarihindeki Yeri ve Önemi”, History Studies, 263-278. OSTROGORSKY, Georg, 2015, Bizans Devleti Tarihi, Çev: Fikret Işıltan, TTK, Ankara

247


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ÖZGÜDENLİ, Osman Gazi, 2012, “Selçukluların Kökeni”, Selçuklu Tarihi El Kitabı, Ed: Refik Turan, Grafiker Yayınları, Ankara PİYADEOĞLU, Cihan, 2016, Sultan Alparslan Fethin Babası, Kronik Yayınları, İstanbul RİPPER, Thomas, 2012, Diyarbekir Merwanileri, Çev: Bahar Şahin Fırat, Avesta Yayınları, İstanbul SALLÂBÎ, Ali Muhammed, 2013, Selçuklular, Çev: Şerafettin ŞenaslanNecmettin Salihoğlu, Ravza Yayınları, İstanbul SEVİM, Ali, 2000, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, TTK, Ankara ---------------, 1993 , “Çağrı Bey”, DİA, VIII, 183-186 SEVİM, Ali-Erdoğan Merçil, 2014, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTK, Ankara SEVİM, Ali -Yaşar Yücel, 1989, Türkiye Tarihi Fetih, Selçuklu ve Beylikler Dönemi, TTK, Ankara SOBİEROJ, Florian, 2001, “Mutezile ve Tasavvuf”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Çev: Salih Çift, X, 273-296. STRABON, 1993, Antik Anadolu Coğrafyası, Çev: Adnan Pekman, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul TALAS, M. Asad, 2000, Nizamiyye Medresesi ve İslâm’da Eğitim-Öğretim, Çev: Sadık Cihan, Etüt Yayınları, Samsun TAŞCAN, Arzu, 2003, “Tarihi Süreç İçerisinde İstanbul-Roma Kiliseleri Arasındaki Çekişmeler ve 1054 krizi”, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, I/1, 91-100. TUFANTOZ, Abdurrahim, 2005, Ortaçağda Diyarbekir Mervanoğulları (9951085) Aça Yayınları, Ankara ---------------------------------, 2004, “Mervânîler”, DİA, XXIX, 230-232 TURAN, Osman, 2014, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ötüken Neşriyat, İstanbul ----------------------, 1971, Selçuklular ve İslâmiyet, Turan Neşriyat, İstanbul

248


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea

ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

----------------------, 1998, Selçuklular Zamanında Türkiye, Boğaziçi Yayınları, İstanbul ----------------------, 2009, Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, Ötüken Neşriyat, İstanbul TURAN, Refik, 2012, “Malazgirt Fatihi Alp Arslan”, Selçuklu Tarihi El Kitabı, Grafiker Yayınları, Ankara MATEOS, 2000, Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), Çev: Hrant D. Andreasyan, TTK, Ankara YALÇIN, Emruhan, 2012, “Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin Ekümenliği Tartışmaları ve Gerçekler”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, L, 479-514.

249


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

İbn Mənzur’un Lisan əl-Ərəb Esəri və Onun Səciyyəvi Xüsusiyyətləri Heybət Heybətov*

Xülasə Məqalə ərəb leksikoqrafiya tarixində öz yeri olan İbn Mənzurun Lisan əl-ərəb əsərinin xarakterik xüsusiyyətlərinin tədqiqinə həsr olunmuşdur. Müəllif orijinaldan çıxış edərək, bir çox hallarda İbn Mənzurun öz sözlərinə istinadən əsəri təhlil edir. Məqalədə ilk dəfə olaraq Lisan əl-ərəbdə istifadə olunan poetik nümunələrin, hədislərin və Quran ayələrinin dəqiq sayı göstərilir. Açar sözlər: Huruf əl-muqatta‘a, Batiniyyə, Hürufiyyə, Cəm‘, Vad‘, Şəvahid, Ləhn

*

Baş Müellim,Bakı Dövlət Universitetinin Şərqşünaslıq fakültəsi, hheybatov@yahoo.com

274


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Characteristic Features of Lisan al-Arab of Ibn Manzoor Heybət Heybətov*

Abstract The article deals with the characteristic features of Lisan al-Arab of Ibn Manzoor who has a special importance in the history of Arabic lexicography. On the basis of the study of “Introduction” of the dictionary the author tries to analyze the work as illustrated by Ibn Manzoor himself. The article points out the dimensions of the samples of poetry, the prophetic tradition and Quranic verses used in Lisan alArab. Keywords: Huruf al-muqatta‘a, Batiniyyə, Hurufiyya, Cam‘, Vad‘, Şavahid, lahn

*

Baku State University, hheybatov@yahoo.com

275


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Ədəbi-linqvistik araşdırmalar aparan tədqiqatçılar üçün leksikoqraqfik əsərlər ən mühüm mənbələrdən biri sayılır. Adətən elmi-mədəni inkişaf nəticəsində formalaşaraq ərsəyə gələn leksikoqrafik əsərlər ərəb cəmiyyətində ideoloji faktorlarla çulğalaşdığı üçün daha intensiv bir xarakterə malik idi. Elmi-mədəni inkişaf və bu inkişafa dəstək olan güclü ideologiyanın ilahi əzm və iradə əsasında formalaşması həmin inkişafın uğur səbəblərindən biri idi. Yeddinci əsrin ortalarında, daha dəqiq desək 656/1258-ci ildə ərəb dünyasının dərin bir sarsıntı keçirməsinə, mədəniyyət beşiyi və elm paytaxtının monqollar tərəfindən yağmalanaraq süquta uğradılmasına baxmayaraq, izahlı lüğətlərin qələmə alınması işində bu dövrdən etibarən yeni bir tendensiya müşahidə edilməyə başlayır. Bu yeni tendensiya izahlı lüğətlərin inkişafında növbəti mərhələ olan ensiklopedik əsərlərin yaranması ilə izah olunur. Misir elmi mühitinin formalaşdırdığı görkəmli alim İbn Mənzur yeddinci əsrin sonları, daha dəqiq desək 689/1290-cı ildə1 qələmə aldığı Lisan əl-ərəb əsəri ilə əslində, təkcə ərəb elmi mühitinə yox, bütün bəşəriyyətə mənsub olduğunu sübut edir.2 Ədəbiyyat elmlərinə aid olan bir çox sahələri, o cümlədən nəhv, sərf, bəlağət, hikmətli sözlər, məsəllər, şer, həmçinin Quran ayələri və hədisi-şərifi öz əsərində bir araya gətirən İbn Mənzur bu şah əsəri ilə təkcə böyük həcmli kitabların ixtisar edilməsi ilə məşğul olmadığını, ərəb dili ilə bağlı elmləri təhlil etməyi bacaran, onu

‫ ص‬،‫ ص‬470 ،‫ المجلد الخامس عشر‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬ İbn Mənzur özü əsərin sonunda əsəri bitirdiyi tarixi qeyd edir. O, yazır: kitabı toplayan Abdullah Məhəmməd bin əlMukərrəm bin Əbi əl-Həsən bin Əhməd əl-Ənsari, Allah ona və onun vasitəsilə müsəlmanlara fayda versin, əsəri 689cu il mübarək Zilhiccə ayının 22-si axşam tamamlamışdır. 1

2

276


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

dərindən bilən və güclü ümumiləşdirmə bacarığına malik kompliyator olduğunu ortaya qoyur. Əsərin müqəddiməsini şərti olaraq üç mərhələyə bölmək olar. Birinci mərhələni müəllif əsərə ümumi giriş kimi qələmə almışdır. Burada İbn Mənzur öz işi haqqında məlumat verir. Birinci mərhələ əsərlə, onun məziyyətləri və xüsusiyyətləri ilə tanışlıq xarakteri daşıyır. Bu hissəni müəllif orta əsrlərdə qələmə alınmış bütün əsərlərdə müşahidə olunan Allaha həmd-səna ilə, peyğəmbərə, Səhabə və tabiinə salam göndərməklə başlayır. Sonra insanın ən ali varlıq olduğunu vurğulayan müəllif ərəb dilinin ən üstün (şərəfli) bir dil olduğunu sübut edən amil kimi Quranın bu dildə nazil edilməsi və cənnət əhlinin dilinin ərəb dili olması faktının kifayət etdiyini qeyd edir (‫)كفاه شرفا انه به نزل القرآن وانه لغة اهل الجنان‬. Fikrini İbn Abbasdan rəvayət edilən bir hədislə əsaslandıran İbn Mənzur peyğəmbərin “ərəbləri üç şeydən ötrü sevin!, çünki mən ərəbəm, Quran ərəbcədir, cənnət əhlinin dili ərəb dilidir” dediyini vurğulayır. Daha sonra İbn Mənzur əsərini qələmə alarkən öz iş prinsipinə yanaşmasının nədən ibarət olması məsləsinə toxunaraq onu aydınlaşdırmağa başlayır. Onun dediklərindən aydın olur ki, hər hansı bir əsərin düzgün bir şəkildə ərsəyə gəlməsi üçün iki əsas şərt tələb olunur. Bunlardan biri cəm‘, yəni əsərin yazılması üçün lazım olan materialın toplanması və əhatə edilməsi, digəri isə vad‘, Ramzi Baalbəkin təbiri ilə desək, tərtibat sistemi3, yəni toplanan materialın düzgün şəkildə təqdim edilməsi məsələsidir. Müəllifin dediklərindən məlum olur ki, mükəmməl əsərin yaranması yalnız və yalnız bu iki şərtin mövcudluğu və sintezi nəticəsində mümkündür. O, Lisan əl-ərəb əsərinin material bazasını təşkil edən beş qaynağı təhlil edərkən də 3

Ramzi Baalbaki, The arabic lexicographical tradition from the 2nd/8th to the 12th/18th century, Handbuch der Orientalistik, section one, The Near and Middle East, edited by M. Fierro (Madrid), M. Şükrü Hanioglu (Princeton), R. Holod (University of Pennsylvania), K. Versteegh (Nijmegen), volime 107, Brill -2014, 499 p, p-386

277


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

məsələyə məhz bu nöqteyi-nəzərdən yanaşır, bu mənbələri yuxarıda sadaladığımız iki şərtin süzgəcindən keçirərək mövcud qüsurları oxucuya təqdim edir. Lisan əl-ərəb əsərini yazarkən müəllifin istifadə etdiyi beş mənbə əl-Əzhərinin Təhzib əl-luğa, İbn Siydənin əl-Muhkəm va əl-muhit əl-ə‘zəm, əl-Cauharinin Sihah, İbn Bərrinin Həvaşi ibn Bərri ‘ala Sihah əl-Cauhari və İbn əl-Əsirin əl-Nihayə fi ğarib əl-hədis va əl-əsər kitabından ibarətdir. Bu qaynaqları qiymətləndirərkən İbn Mənzur ilk iki əsəri gözəl və mükəm- məl adlandıraraq onların əsas leksikoqrafik kitablardan (‫ )من امهات كتب اللغة‬olduğunu dilə gətirib bu əsərlərin tərtibat sisteminin düzgün qurulmadığını vurğulayır. Buradan anlaşılır ki, Əzhəri ilə İbn Siydənin əsərində İbn Mənzurun hər bir əsər üçün lazım bildiyi iki şərtdən birincisi – cəm‘, yəni əsərin yazılması üçün lazım olan materialın toplanması və əhatə edilməsi təmin edilsə də, ikinci şərt olan vad‘, yəni tərtibat sistemi qənaətbəxş deyil. Üçüncü mənbə sayılan əl-Cauhərinin Sihah əsərində isə vəziyyət təmamilə fərqlidir. İbn mənzura görə əsər gözəl və düzgün tərtibat sisteminə malik olsa da, onun əhatə etdiyi dil materialı havada uçan bir zərrə, yaxud dənizin bir qətrəsinə bərabərdir. Yəni Sihahda vad‘, təmin olunsa da, cəm‘ təmin edilməmişdir. Sihahdakı bu qüsurun aradan qaldırılması yükünü İbn Barri öz üzərinə götürərək öz haşiyələrini bura əlavə etmiş, beləliklə, Sihahda mövcud olan böşuluqları doldurmağa çalışmışdır. Lisan əl-ərəb sahibinin İbn Bərrinin əsərini əsas qaynaqlardan biri kimi istifadə etməsi faktı onun Sihahın çatışmamazlıqlarının aradan qaldırılması işini ən yüksək səviyyədə – böyük məharətlə yerinə yetirdiyini sübut edən amillərdəndir. Zənnimizcə, məhz bu amilə görə İbn Mənzur eyni işi görməyə çalışaraq əl-Təkmilə va əl-zeyl4 əsərini yazan Sağaniyə yox, İbn Bərriyə müraciət etmişdir. Müəllif kitabın hərtərəfli olmasını təmin etmək məqsədilə bura hədisi-şərifin anlaşılmaz ifadələrini 4

Əsər Sihahda əl-Cauharinin qeydə almadığı sözlərin təqdimatına həsr olunmuşdur.

278


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

ən mükəmməl şəkildə izah edən İbn əl-Əsirin əl-Nihayə fi ğarib əl-hədis va əl-əsər əsərini, həmçinin Quranı, şer və hikmətli sözləri də əlavə edir. İbn Mənzur istifadə etdiyi qaynaqları öz əsəri hazır olduğu zamanadək “Üsul” əsas mənbələr adlandırır. Öz əsəri ərsəyə gəldikdən sonra isə o, həmin beş qaynağın məzmununu əhatə edən öz əsərini əsas (əsl) onları isə furu‘ qeyri-əsas hesab edir5 (‫ )فانتظم شمل تلك االصول كلها في هذا المجموع وصار هذا بمنزلة االصل وأولئك بمنزلة الفروع‬Burada çox maraqlı bir sual ortaya çıxır. Nə üçün İbn Mənzur məhz bu beş qaynağı seçmiş, digər mənbələrə müraciət etməmişdir, yaxud nə üçün bu qaynaqlar arasında Xəlilin Kitab əl-‘aynı və ya Zəməxşərinin Əsas əl-bəlağəsi yoxdur?. Hesab edirik ki, bu suala İbn Mənzurun öz sözlərinə istinadən cavab vermək mümkündür. O, əsəri yazmaqda hansı məqsəd daşıdığını izah edərkən qeyd edir ki, məqsədim Allah kitabının və peyğəmbər sünnəsinin hökmlərinin bağlı olduğu bu peyğəmbərə mənsub dilin köklərini, həmçinin onun fəzilətini qorumaqdan başqa bir şey deyil ( ‫فانني لم اقصد‬ ‫ اذ عليها مدار احكام الكتاب العزيز و السنة النبوية‬،‫)سوى حفظ اصول هذه اللغة النب وية وضبط فضلها‬. Göründüyü kimi onun məqsədi dilin köklərini qoruyub saxlamaq idi. Bu işin öhdəsindən gəlmək üçün “dil köklərini” əhatə edən qaynaqlara müraciət etmək lazımdır. Xəlilin və Zəməxşərinin əsərləri isə kiçik həcmli əsərlərdir və bu iş üçün müəllifin qoyduğu cəm‘ və vad‘ tələblərinə cavab vermir. Xəlilin əsəri bu sahədə ilk iş olduğu üçün əhəmiyyətinə görə mükəmməl olsa da, bir çox başqa qüsurlara maikdir. Zəməxşərinin əsəri isə, bütün bunlarla yanaşı leksikoqrafik məqsədlərdən daha çox bəlağətlə, məna ilə bağlı məqsədlərə xidmət edir. İbn Mənzur əsəri qələmə alarkən həmin dövr üçün formalaşmış, daha mükəmməl xarakterli əsərlərə müraciət etmişdir. Onu da qeyd etmək lazımdır ki, İbn Mənzurun istifadə etdiyi və birtərəfli də olsa, onun şərtlərinə cavab verən bu beş qaynaq birdən-birə yaranmamışdır. Onlar da qələmə alınarkən özlərindən əvvəlki 5

18-‫ ص‬،‫ ص‬566 ،‫ المجلد االول‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬

279


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

leksikoqrafik

baza

üzərində,

həmçinin

bu

bazaya

edilən

əlavələr

ümumiləşdirmələr əsasında formalaşmış və yazılmışdır. Dolayısı ilə, müəllifin əsas hesab etdiyi bu beş kitab İbn Mənzurun dövründə artıq ərəb leksikoqrafiya tarixini təmsil edən qaynaqlardır və bu mənada onlar, tam deyil, qismən də olsa, özlərindən əvvəlki kitabların materialını əhatə edir. Bu beş kitabın müəllif tərəfindən seçilmə səbəblərindən biri də, zənnimizcə, məhz budur. İbn Mənzurun digər leksikoqrafik əsərlərə müraciət etməməsinin bir səbəbi də hesab edirik ki, fəsahət meyarının əsrdən-əsrə dəyişməsi ilə əlaqədardır. Xəlilin dövründə, başqa sözlə desək, səkkizinci əsrdə fəsih hesab edilən bir söz, sonrakı dövrlərdə, məsələn, 13-cü əsrdə fəsahətli söz kimi istifadədən çıxarıla, digəri ilə əvəz edilə, yaxud bu xarakterini itirə bilər. Hər bir dövrün ədəbi dili, bu ədəbi dili formalaşdıran leksikonu vardır. Buna görə də, Lisan əl-ərəbin özündən əvvəlki leksikoqrafik əsərlər arasında bu və ya digər izahlı lüğəti əhatə etmək zərurəti yox, İbn Mənzur və həmin dövr kriteriyalarına uyğun gələn əsərlərin əhatə edilməsi zərurəti müəyyənləşir. Bütün yuxarıda deyilənləri nəzərə alaraq, Lisan əl-ərəbdə nə üçün qaynaq kimi İbn Dureydin “əl-Cəmhərə” əsərindən istifadə olunmamasının səbəbləri də aydın olur. Əl-Cəmhərə mükəmməl və istifadəyə yararlı bir əsər olsa da, o, əsasən kütlə üçün nəzərdə tututlmuş, əsərdə səhihlə səqim (ərəb kəlamına aid olmayan sözlər) bir-birinə qarışdırılmışdır. Qeyd etmək lazımdır ki, bəziləri yanlışlığa yol verərək əl-Cəmhərəni Lisan əl-ərəbin əsas qaynaqlarından biri hesab edir. Əsərin məzmun etibarı ilə hansı kitabları əhatə etməsi haqqında təsəvvür əldə etdikdən sonra onun formal tərəfi, yaxud tərtibat sistemini, həmçinin işin müəllif tərəfindən təşkili məsələlərini işıqlandırmaq lazımdır. Öz iş prinsipini izah edən İbn Mənzur yazır ki, o, əsəri qələmə alarkən ilk öncə Allahdan xeyir-dua istəmiş, bu beş əsas kitabda olanlardan kənara çıxmamış və nəhayət, əsərin tərtibat sistemini,

280


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

həmçinin bab və fəsillərə bölgüsünü Əl-Cauhərinin Sihah əsərinə uyğun şəkildə həyata keçirmişdir (‫)ولم اخرج فيه عما في هذه االصول ورتبته ترتيب الصحاح‬. Nəticədə, kitab Allaha həmd olsun ki, yolu aydın, keçilməsi asan, həmçinin başqa kitablar kimi tərk edilmiş və atılmış kitablardan sayılmayan bir əsərə çevrilmişdir. Əhatə etdiyi, şamil olduğu elmlər onun faydasının əzəmətini artırmış, beləliklə, əsər öz məzmununa görə başqa kitablara ehtiyac duymayan, başqa kitabların ona ehtiyacı olan bir kitaba çevrilmişdir. Daha sonra müəllif yazır ki, onun əsəri leksik vahidləri, fikrin təsbit edilməsi üçün gətirilən şəvahidi - sübut və dəlilləri heç bir lüğətin toplaya bilmədiyi formada əhatə edərək bir araya gətirə bilmişdir. Çünki o alimlərin hamısı nəql etdiyi bir rəvayətlə, həmçinin ərəbdən eşitdiyi bir kəlmənin qeydiyyatını aparmaqla kifayətlənmiş, öz qardaşının kitabında olanları öz kitabında qeyd etməmişdir. Demirəm ki, qüruru onu buna vadar etmişdir, əksinə, deyirəm ki, o öz kitabında olanlarla kifayətlənmişdir. Elə buna görə də, faydalar onların kitabında parçalanaraq pərakəndə vəziyyətinə düşmüş, o kitabların səmasında fəzilət ulduzlarının biri məğribə, digəri isə məşriqə üz tutmuşdur. Bu kitabda (müəllif öz əsərini nəzərdə tutur) bir-birindən ayrılaraq (müxtəlif istiqamətlərə) yönələn ulduzları bir yerə toplayıb qərbə istiqamətlənənlə şərqə sayrışanları birləşdirdim. Allaha həmd olsun ki, (kitabım) məqsədə uyğun, arzu olunanın fövqündə, incə sənətkarlığa, sağlam əsaslara malik, həmçinin deyiləcək hər hansı bir sözdən xali bir şəkildə ərsəyə gəldi. Onu yazmaqla hafizlər zirvəsini fəth etdim. Onu toplamaqla sözlərin düyününü açdım. Lakin bütün bunlarla yanaşı mən (kitabı yazdığıma görə) hər hansı bir iddiaya malik deyiləm. (Sadəcə) deyirəm ki, (ərəblərlə) danışdım və (onlardan) eşitdim, xalis ərəblərdən nəql edib onlardan əxz etdim6 İbn Mənzur dahi olduğu qədər də təvazökar bir alimdir. O, bu dərəcədə əhatəli bir ensiklopediyanı qələmə aldıqdan sonra kitabı yazmaqda hər hansı bir fəzilət sahibi 6

Yenə orada, səh-18.

281


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

olmadığını, sadəcə özündən əvvəlki kitablardakı pərakəndə vəziyyətinə düşmüş elmləri bir araya gətirdiyini, aza qane olmayıb bu barədə ətraflı söhbət açdığını yazır. Müəllifin elə öz sözlərindən aydın olur ki, onun Lisan əl-ərəb əsəri bir çox elm sahələrini əhatə edən multidisiplinar bir qaynaqdır. O, elm talibini (elmlə məşğul olan şəxsi) acgöz adlandıraraq alimin heç vaxt elmdən doymadığına işarə edir, əsərdə qarşıya şıxan hər hansı bir çatışmamazlığa görə birinci müəllifin cavabdeh olduğunu göstərir (‫)فعهدته على المصنف االول‬. Başqa sözlə desək, İbn Mənzur əsərdəki tənqid və təriflərə görə cavabdehliyin onun özünə yox, heç bir dəyişiklik etmədən məzmununu nəql etdiyi orijinal əsərin sahibinə aid olduğunu bildirir. O, bu fikrini “usul” adlandırdığı əsərlərin məzmununu nəql edərkən onu olduğu kimi yazmaqla əmanətə sahib çıxdığını dilə gətirərək (‫ )بل اديت االمانة بالفص‬gözəl bir təşbihlə əmanəti olduğu kimi sahibinə qaytarması – nəql etməsi ilə əlaqələndirir. Mənim bu kitabımdan (nəyi sə) nəql edib danışan şəxs qoy, elə düşünsün ki, sanki o, həmin beş əsərdən danışaraq nəql edir. Qoy, o şəxs bu kitabların ulduzları ilə düzgün yolu tapmaq ehtiyacını duymasın, çünki həmin ulduzlar mən öz kitab günəşimi doğurarkən artıq yoxa çıxmışdır. Göründüyü kimi İbn Mənzur öz kitabını bir günəşə bənzədir. Günəş doğduqda ulduzlar itdiyi kimi, bu əsər ərsəyə gəldikdən sonra da onun “usul” adlandırdığı həmin kitablara ehtiyac qalmamış, onların ulduzu günəş çıxdığı üçün yoxa çıxmış, gözdən itmişdir. Növbəti sətrlərdə başqa bir təşbihlə qarşılaşırıq. Burada müəllif əsərini bir xəzinəyə bənzədir. O, qeyd edir ki, bu kitabdan nəql edib danışan şəxsin söhbəti rəngarəng olacaq, çünki o, bir xəzinədən sitat gətirir (‫)النه ينقل عن خزانة‬. Daha sonra İbn Mənzurun dediklərindən onun əsəri yazma səbəbləri aydın olur. Müəllif bildiir ki, əsəri müxtəlif dil və rənglərin (çox güman ki, burada müxtəlif millətlər nəzərdə tutulur) bir-birinə qarışdığı, nitqdə ləhn – səs məhsulunun artdığı, qrammatik qayda-qanunların pozulduğu və ərəbcə danışma- ğın artıq eyb sayıldığı,

282


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

insanların tərcümə əsərlərini qələmə almaq üçün rəqabət apardığı, həmçinin qeyriərəb dilində fəsahətli olmağa çalışdığı bir dövrdə yazır. Bu kitabı elə bir zamanda qələmə aldım ki, o zəmanənin əhli öz dilləri ilə deyil, başqa dillə fəxr edir. Nuhun qövmü onu ələ sala-sala Nuh gəmi düzəltdiyi kimi mən də bu kitabı düzəltdim (yazdım). Adını isə Lisan əl-ərəb – “Ərəblərin dili” qoydum7 Bu sətrləri oxuyarkən İbn Mənzurun öz əsərini nə üçün məhz Lisan əl-ərəb Ərəblərin dili adlandırmasının səbəbləri də aydın olur. Məlumdur ki, bu dövrdə artıq ərəb xilafəti çoxdan süquta uğramış, onun qərbdən şərqə uzanan ərazilərində müxtəlif dövlətlər formalaşmışdı. Fars dili islamın ilkin dövrlərində itirdiyi mövqeləri qismən də olsa, bərpa etmiş, reqionda Osmanlı imperiyası kimi nəhəng bir türkdilli dövlət yaranmışdı. Ərəb xilafətinin süqutu ilə, əslində, ərəb ədəbi dili də süquta uğramış və ləhcələrin inkişafı fonunda həm siyasi, həm də praktik nöqteyi-nəzərdən tarixə qovuşmuşdu. Siyasi-ictimai, həmçinin demoqrafik amilləri nəzərə alaraq demək olar ki, 13-cü əsrin sonları, 14-cü əsrin əvvəllərində ərəb dilinin gələcək taleyi müəyyən suallar doğururdu. İbn Mənzur belə bir qarımaqarışıq dövrdə Allah kəlamının dilini qorumaq, onu yaşadaraq gələcək nəsillərə ötürmək

məqsədilə çoxsaylı elmlərin

qovşağı olan əsərini qələmə alaraq onu bu səbəbdən Ərəblərin dili adlandırır. Müqəddimənin ikinci mərhələsi, yaxud hissəsi Qurani-Kərimin bəzi surələrinin əvvəlində işlənən və mənası tam bəlli olmayan hərflərə, bu hərflərin izahına, həmçinin onlar haqqında mövcud olan fikir və mülahizələrə həsr olunmuşdur. İbn Mənzur huruf əl-muqatta‘a adlanan bu hərflərlə bağlı olan bəhsi ( ‫باب تفسير الحروف‬ ‫ )المقطعة‬əl-Əzhəriyə istinadən yazır8 Əl-Əzhəri bu bəhsi ‫(باب ما جاء في تفسير الحروف‬ )‫ المقطعة‬Təhzibin sonunda9 öz oxucusuna təqdim edir və onun təqdimatı İbn Mənzura

19-‫ ص‬،‫ ص‬566 ،‫ المجلد االول‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬ Yenə orada, səh-20. 9 - ‫ دار الكاتب العربي‬،‫ تحقيق ابراهيم االبياري‬،‫ ص‬705 ‫ الجزء الخامس عشر‬،‫ في خمسة عشر جزءا‬،‫ تهذيب اللغة‬،‫ابو منصور محمد بن احمد االزهري‬ .677-‫ ص‬،1967 7 8

283


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

görə sistematik deyil. İbn Mənzur isə bu hissəni Lisan əl-ərəbin əvvəlində öz oxucusuna təqdim edir. Müəllif bu hissəni önə keçirməsinin səbəbini insan kəlamına başlamadan öncə Allah kəlamına başlamaqla bundan bir təbərrük (xeyir-dua) – bərəkətə nail olmaq istəyi ilə əlaqələndirərək bu halda, həmin hissənin oxucuya daha yaxın olacağı ilə izah edir. Çünki oxucu kitabın məzmunu ilə tanış olarkən adətən, onun əvvəlinə daha çox diqqət yetirərək kitabın sonlarına çox fikir vermir. Deməli, həmin hissə kitabın sonunda yerləşəcəyi təqdirdə onun oxucu tərəfindən gözdən qaçırılması ehtimalı daha çoxdur. Göründüyü kimi müəllif əsərin tərtibat sistemi ilə əlaqədar olan ən incə məqamları belə yaddan çıxarmır və əsərin mükəmməl bir şəkildə oxucuya təqdim edilməsi üçün hər şeyi nəzərə alır. Huruf əl-muqatta‘a ilə əlaqədar olan bəhsin yalnız son 19 sətri İbn Mənzura aiddir. Bu sətrləri əl-Əzhərinin dediklərinə (bu hissə təqribən üç səhifədir) əlavə edən müəllif burada Əxfəş, Sibəveyhi, Zəccac və s. qrammatiklərin huruf əl-muqatta‘a ilə əlaqədar fikirlərini işıqlandırmaqla məşğuldur. Müqəddimənin üçüncü hissəsi isə hərflərin ləqəbləri – adları və xarakterik xüsusiyyətlərinə həsr olnmuşdur )‫(باب القاب الحروف وطبائعها وخواصها‬. Bu barədə danışmağın əsas şərt olmadığını qeyd edən İbn Mənzur hər bir mövzunun arxasında başqa mətləblərin durduğunu, hər bir şeydə Allaha məxsus bi sirr olduğunu elm talibinə anlatmaq məqsədilə, qısa da olsa, bu barədə bir az danışmaq qərarına gəldiyini yazır. İbn Keysanın10 hərflərin bölgüsü ilə əlaqədar (məchur - cingiltili, məhmus - kar) fikirlərini təqdim edən müəllif daha sonra ərəb hərflərinin Xəlilə görə 29 olduğunu göstərir, bunlardan 25-ni düzgün, yəni məxrəcə malik hərflər, 4-nü isə Əbu əl-Həsən Məhəmməd bin Əhməd bin Keysanın adı İbrahimdir. Şəriət elmlərində dövrünün ən parlaq simalarındandır. Hicrətin 299 (miladi 911)-ci ildə (Yaqut əl-Həməviyə görə isə 320/932-ci ildə) vəfat edən İbn Keysan o qədər savadlı idi ki, əl-Sabii onun barəsində “bu kişi insan şəklinə girmiş cindir” demişdir. Bax: ‫ تحفة االديب في‬،‫السيوطي‬ ،‫ ص‬1044 ،2008-‫ عمان‬،‫ الطبعة الثانية‬،‫ علم الكتب الحديث‬،‫ دراسة وتحقيق الدكتورحسن الملخ و الدكتورة سهى نعجة‬،‫ في الجزئين‬،‫نحاة مغني اللبيب‬ .691-‫ص‬ 10

284


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

havadan asılı qalıb (vav, yə, əlif, həmzə) boşluqdan yaranan hərflər kimi xarakterizə edir. Xəlilin Kitab əl-‘ayn əsərinin tərtibat sistemi barədə söhbət açan müəllif Xəlil məktəbinin, həmçinin onun davamçılarının bu sistemdəki hərf ardıcıllığını seçmə səbəblərindən danışdıqdan sonra İbn Siydə və Sibəveyhinin11 tərtib etdiyi əlifba sırasını da oxucuların diqqətinə çatdırır. O, göstərir ki, Xəlilin İbn Siydə ilə hərflərin tərtibat sistemindəki yeganə fərqi zəif samitlərdə müşahidə olunur. Xəlil mim hərfindən sonra ardıcıllığı yə ilə başlayıb əlifdə bitirdiyi halda, İbn Siydə mimdən sonra əliflə davam edib bu ardıcıllığı vavda bitirir. Sibəveyhinin Xəlildən fərqi isə bir başa ayn hərfi ilə deyil, həmzə və hə hərflərindən sonra ayna keçid etməsi, bu ardıcıllığı mimdən sonra yə və əliflə davam edib vavda bitirməsi ilə izah olunur. Qeyd etmək lazımdır ki, İbn Mənzur öz kitabında müxtəlif tərtibat sisteminə malik (hərf transpazisiyası, qafiyə və əlifba sistemi əsasında yazılmış) əsərlərdən istifadə etsə də, onların hamısını vahid sitemə uyğunlaşdıraraq qələmə almışdır. Daha sonra İbn Mənzur hərflərin birləşərək bir tərkib – söz əmələ gətirməsi ilə əlaqədar olan məsələləri işıqlandırmağa başlayır. Burada hansı hərfin hansı hərflə tərkibə daxil olmasından, hansı hərflərin söz daxilində bir araya gələ bilməməsindən (hə, ayn), hansı hərflərin söz daxilində daha çox təkrarlanıb istifadə edilməsindən (əlif, ləm, mim, hə, vav, yə, nun), hansı hərflərdən birinə, yaxud ikisinə (dəl, bə, mim, nun, ləm, fə) şamil olmayan sözlərin ərəb kəlamından sayılmamsından, hansı hərflərin əvvəldə gəldikdə tərkib yarada bildiyi halda, sonraya keçdikdə bu imkana malik olmamasından (ayn, hə), hansı hərflərdə bu vəziyyətin əksinin müşahidə edilməsindən (dad, cim), həmçinin bir sıra hərflərin (sin, sə, dad, zeyn, za, sad) heç bir halda bir söz daxilində işlənə bilməməsindən söhbət açılır12 Sibəveyhi ləqəbli Əbu Bişr Əmr bin Osman bin Qənbər əl-Farisi əl-Bəsri fiqhi, hədisi-şərifi, ərəb nəhvini və s. şəriət elmlərini dərindən bilən tarixi şəxsiyyətlərdəndir. Ərəb nəhvinin imamı sayılan Sibəveyhinin hicrətin 180-cı ilində (miladi 796) vəfat etdiyi, onun 32 il, yaxud təqribən 40 il yaşadığı vurğulanır. Bax: ‫ حقق‬،‫ الجزء الثامن‬،‫ سير اعالم النبالء‬،‫الذهبي‬ .351-‫ ص‬،‫ ص‬559 ،1996-‫ الطبعة الحادية عشرة‬،‫ مؤسسة الرسالة‬،‫هذا الجزء نزير حمران‬ 12 .27-26 ‫ ص‬،‫ ص‬566 ،‫ المجلد االول‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬ 11

285


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hərflərin xüsusiyyətlərindən danışan İbn Mənzur bu səciyyəvi xüsusiyyətlərin çoxsaylı tibbi-müalicəvi, astronomik və sehrlə bağlı tərəflərə malik olduğunu bildirərək yeri olmasa da, Allahın sirrini bəlli etdiyi şəxslərə verdiyi nemətləri xatırlamaq məqsədilə bəzi məqamlara işarə etməyin lazım gəldiyini göstərir ( ‫ليس هذا‬ ‫)موضع ذكرها لكنا ال بد ان نلوح بشيء من ذلك ننبه على مقدار نعم هللا تعالى على من كشف له سرها‬. Müəllif bürclər dörd qrupa bölündüyü kimi hərflərin də bu dörd ünsür xasiyyətinə uyğun olaraq dörd yerə ayrıldığını yazır. Hərflərin bir qismi atəş kimi yandırıcı və quru olduğu üçün (əlif, hə, ta, mim, fə, şin, zəl) atəş ünsürlü, bir qismi torpaq kimi quru və soyuq olduğu üçün (bə, vav, yə, nun, sad, tə, dad) torpaq ünsürlü, bəziləri yandırıcı olmasına baxmayaraq hava kimi rütubətli olduğu üçün (cim, zey, kəf, sin, qaf, sə, za) hava ünsürlü, digər qismi isə su kimi soyuq və rütubətli olduğu üçün ( dəl, ha, ləm, ayn, ra, xa, ğayn) su ünsürlü hərflər hesab edilir. Bu hərflər öz xasiyyətinə görə müxtəlif mərtəbə və incəliklərə, 1, 2, 3, 4, və 5-ci dərəcəli məsələlərə malikdir ki, bu işi yalnız ona vaqif olan alimləri bilir. Uzunçuluq qorxusu, həmçinin cahillərin tənqidi olmasaydı burada müqəddəs ulduzların əməllərinə aid sirləri qeyd edərdim. Hərfləri o ulduzlarla birləşdirdikdə ona yol tapa bilməyən (bunu dərk edə bilməyən) ağılları pozar13 Hesab edirik ki, hərflərin astronomik tərəfləri ilə bağlı olan əsrarəngiz məqamlar bu sahədə dərin tədqiqatlar aparan astronomlar üçün də faydalı ola bilər. İbn Mənzur hərflərin astronomik xüsusiyyətlərini şimali afrikada (Əlcəzair) təsəvvüf fəlsəfəsinin, batiniyyə (məxfi) və hurufiyyə (hərflərlə bağlı) elmlərinin görkəmli nümayəndəsi əlŞeyx Əbu əl-Əbbas əl-Buniyə (520/622-1126/1225) istinadən yazır14 Şeyx ayın 28 mərhələyə maik olduğunu, bunun 14-nün yer üzərində, 14-nün isə yer altında yerləşdiyini, hərflərin də 28 olub 14-nün nöqtəli, qalanlarının isə nöqtəsiz olduğunu

13 14

Yenə orada, səh-27. http://elaph.com/Web/Culture/2010/12/621347.html,Erişim:25/05/2017

286


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

göstərir. Nöqtəli hərflərin bədbəxtlik, nöqtəsizlərin isə xoşbəxtlik məqamına bənzədiyini yazan Şeyx bir nöqtəsi olan hərfləri xoşbəxtliyə meyilli, iki nöqtəliləri orta, üç nöqtəli hərfləri isə tam mənası ilə bədbəxtlik hərfləri olduğunu bildirir. Məlumdur ki, ərəb hərflərinin on üçü nöqtəsiz, on beşi isə nöqtəli hərflərdir. İbn Mənzur bildirir ki, bəlkə də onların nöqtələrlə bağlı işlətdiyi termin bizim dövrümüzdə dəyişərək başqa bir məna kəsb etmişdir.15 Hərflərin yuxarıda qeyd etdiyimiz xasiyyətləri, təsir və özəlliklərindən əldə olunan mənalara gəldikdə isə İbn Mənzur yazır ki, Şeyx Əbu əl-Həsən əl-Hərrali (ölüb 638/1240), Şeyx Əbu əl-Əbbas Əhməd əl-Buni və əl-Bələbəki, həmçinin Şeyx Muhyiddin bin əl-Ərəbi (ölüb 638/1240) və başqaları bu barədə öz kitablarında çox şey yazıb. Müəllifin sözlərindən aydın olur ki, ünsürlər əsasında dörd qrupa bölünən hərflərin hər bir qrupu müəyyən xəstəliklərlə mübarizədə həyati əhəmiyyətə malikdir. Həmçinin xəstəliklər özü də həmin ünsürlər əsasında bölünür (məs, soyuq və rütubətli xəstəliklər ‫)االمراض الباردة الرطبة‬. Məsələn ha hərfinin hərarəti aradan qaldırmaq, şişmiş bədən üzvünün üzərinə yazıldığı, yaxud xəstəyə içirildiyi təqdirdə onu müalicə etmək xüsusiyyətinə malik olduğu qeyd olunur. Müəllifin sözlərindən başa düşülür ki, bu müalicə üsulunun özünəməxsus metodologiyası var və onu yalnız bu işin sahibləri bilir ( ‫وكذلك الحروف الباردة الرطبة اذا استعملت بعد تتبعها و عولج رقية او كتابة او‬ .... ‫)سقيا من به حمى محرقة او كتبت على ورم حاروخصوصا حرف الحاء‬. Daha sonra qanaxmanın qarşısının alınması, əqrəb, ilan sancması, qəmin aradan qaldırılması, zehnin gücləndirilməsi, səbrin artması, işlərin asanlaşması və s. məsələlərlə əlaqədar effektiv olan hərflərdən söhbət açılır. Hərflərin sehr və tilsimlə əlaqədar məqamlarına gəldikdə isə burada düzgünlüyünə və gözəl nəticələrinə şahidi olduğumuz heyrətamiz sir(lər) vardır.

15

.28-‫ ص‬،‫ ص‬566 ،‫ المجلد االول‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬

287


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Lakin bura təcrübədən keçirib təsirini müşahidə etdiklərimizi qeyd edərək uzunçuluq etməyin yeri deyil.16 Göründüyü kimi İbn Mənzur əsəri qələmə alarkən təkcə əvvəlcədən özü üçün müəyyən etdiyi beş kitabın materialı ilə kifayətlənməmiş, digər elm sahələrində irəli çıxmış müxtəlif alim və mütəxəssislərin əsərlərinə də müraciət etmişdir ki, bütün bunlar kitabın məzmun etibarilə multidisiplinar xarakter almasına gətirib çıxarmışdır. Əslində, müəllif usul adlandırdığı beş kitabın hər birinə qarşı xüsusi yanaşmaya malikdir. Qeyd etmək lazımdır ki, müəyyən məqamlar istisna edilməklə, müəllif həmin beş mənbədəki sözləri, məna və şahidləri olduğu kimi öz əsərində təcəssüm etdirir. O, mövcud materialın təkrar emalı ilə məşğul olarkən əsasən, ixtisarlara, daha doğrusu, lazım hesab etmədiyi materialın ixtisarına yol vermiş, bu zaman ən çox Təhzib əsərində dəyişikiklər edərək Sihah və İbn Siydənin Möhkəm əsərini olduğu kimi qoruyub saxlamağa çalışmışdır. Bu adı çəkilən müəlliflərin daha çox mühafizəkar olması, materialı nəql edən zaman heç bir dəyişiklik etmədən onu olduğu kimi təqdim etməsi ilə izah oluna bilər. Əl-Əzhəri ravi və leksikoqrafların adlarını qeyd etməyi sevirdi. İbn Mənzur isə bu adların böyük əksəriyyətini ixtisar etmişdir. Lakin bu, heç də Sihahla Möhkəmdən heç nəyin ixtisar edilmədiyi mənasında başa düşülməməli- dir. Sözsüz ki, bu əsərlər də müəyyən dəyişikliyə məruz qalmışdır. İbn Mənzur bu kitablardan da tutarsız hesab etdiyi, yerində qeyd olunmayan materialı, məsələn, Cauhərinin uzun-uzadı qeyd etdiyi məsəlləri ixtisar etmişdir. İbn əl-Əsirin əl-Nihayəsinə gəldikdə isə o, buradan əksər mühəddislərin adlarını çıxarmışdır.17 Yəni əsərdə əl-Nihayəyə istind edilərkən hədisin (silsiləsi, yəni) kimə mənsubluğu qeyd olunmur.

16 17

Yenə orada, səh-29. .449 ،‫ ص‬682 ‫ الجزء الثاني‬،1988 – ‫ الطبعة الرابعة‬،‫ في الجزئين‬،‫ دار مصر للطباعة‬،‫ المعجم العربي نشأته وتطوره‬،‫دكتور حسين نصار‬

288


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Qeyd etmək lazımdır ki, İbn Bərrinin əl-Həvaşi əsəri İbn Mənzur üçün digər dörd mənbə kimi leksikoqrafik materialın toplanması üçün yox, daha çox şahidlərin qeyd olunması, həmçinin Sihaha edilən düzəlişlərin təqdimatı üçün mənbə rolunu oynamışdır. Çünki İbn Bərri Cauhəriyə irad tutduqda İbn Mənzur əvvəlcə Cauhərinin sözünü olduğu kimi yazır, daha sonra İbn Bərrinin tənqidi yanaşmasını oxucunun diqqətinə çatdıraraq öz mövqeyini bəlli etməyə cəhd göstərmir.18 Lisan əl-ərəb əsərinin səciyyəvi xüsusiyyətlərini ümumiləşdirmək istəsək onu aşağıdakı bəndlərə ayırmaq olar: 1. Model və mənaları dərindən tədqiq edir. 2. Təqdim olunan material əhatəli olması ilə diqqəti cəlb edir. 3. Bab və fəsillərin bölgüsü sistematikdir və bu, oxucunun işini asanlaşdı- rır. 4. Əsərdə daxili bir nizam-intizam hiss olunur. 5. Sözlərin mənasının izahı zamanı Qurani-Kərimdən, hədisi-şərifdən və poeziya nümunələrindən geniş şəkildə istifadə olunur, hikmətli sözlər və misallara, bir sözlə, şahidlərə müraciət edilir. 6. Əsərdə Quranın 114 surəsi əhatə edilməklə 5232 ayədən istifadə olunmuşdur.19 7. Əsərdə 13532 poetik nümunədən – misra və beytdən istifadə edilmişdir20 8. Əsər ümumilikdə 6800 hədisi əhatə edir.21 9. Əsərdə qrammatik şərhlərə yer ayrılır, qrammatiklərin mövqeyi işıqlandırılır, sinonim və nəvadir – nadir sözlər diqqət mərkəzində saxlanılır. 10.

Əsər Ramzi Bəəlbəkiyə görə 9273 söz kökünü, Zəbidinin fikrincə isə

80000 maddəni - leksikoqrafik materialı əhatə edir. Ramzi kök sayını dəqiq şəkildə

.201-‫ ص‬،‫ ص‬397 ،‫ المجلد الخامس‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬ .15-‫ ص‬،‫ ص‬244 ،1434-‫ سودان‬،‫ دراسة نحوية وصفية‬،‫ الشواهد النحوية القرآنية في لسان العرب البن منظور‬،‫اسماعيل علي ماحي محمد‬ 20 ‫ فهرس‬،‫ ص‬507 ‫ المجلد السابع عشر‬،‫ الفهارس‬،1988 – ‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬ 21 ‫ فهرس‬.‫ ص‬507 ،‫ المجلد السادس عشر‬،1988 – ‫ بيروت‬،‫ الطبعة االولى‬،‫ دار احياء التراث العربي‬،‫ علق عليه علي سيري‬،‫ لسان العرب‬،‫ابن منظور‬ 18 19

289


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

qeyd edərək Lisan əl-ərəbin Zəbidinin Tac əl-arus əsərindən (əsər 11978 söz kökünü əhatə edir) sonra söz ehtiyatına görə ikinci olduğunu yazır. Ramzi qeyd edir ki, Zəbidi Lisan əl-ərəb 80000 maddəni əhatə edir deyərkən, çox güman ki, o, söz köklərini deyil, əsərin əhatə etdiyi ümumi leksikoqrafik materialı nəzərdə tutur.22

Sunuç Sonda qeyd etmək lazımdır ki, Lisan əl-ərəb əsəri hər bir səhifəsində ərəb filologiyası tarixinə dair müxtəlif maraqlı məlumatları özündə ehtiva edən əvəzolunmaz bir qaynaqdır. Bu səhifələr tədqiqatçılar tərəfindən açıldıqca buradakı əsrarəngiz məlumat və bilikləri mənimsəmək imkanları da artacaqdır. İbn Mənzurun qeyd etdiyi hər bir fikir tədqiqatçını düşünməyə vadar edən, həmçinin məsələyə hərtərəfli yanaşma tələb edən fikirlərdən ibarətdir. Müəllifin hər bir əsərin mükəmməl şəkildə ərsəyə gəlməsi üçün irəli sürdüyü iki əsas şərt (birincisi cəm‘, yəni əsərin yazılması üçün lazım olan materialın toplanması və əhatə edilməsi, digəri isə vad‘, yəni toplanan materialın düzgün şəkildə təqdim edilməsi şərti) bu gün də öz aktuallığını qoruyub saxlayan amillərdəndir. Lisan əl-ərəb əsərində öz əksini tapan hikmətli sözlər, zərbülməsəllər, həmçinin poetik nümunələr ərəb ictimai fikrinin təhlili, tarixi düşüncə tərzinin öyrənilməsi, habelə ərəb bədii zövqünün, o cümlədən əyyam əl-ərəbin mənimsə- nilməsi baxımından xüsusi əhəmiyyətə malikdir. Özünəqədərki ərəb leksikoqrafiya tarixinin kluminasiya nöqtəsini təşkil edən Lisan əl-ərəb əsəri multidisiplinar xarakterə malikdir. İbn Mənzurun Lisan əl-ərəbin müqəddiməsində “mən burada özümdən əvvəlki kitablarda pərakəndə vəziyyətində 22

Ramzi Baalbaki, The arabic lexicographical tradition from the 2nd/8th to the 12th/18th century, Handbuch der Orientalistik, section one, The Near and Middle East, edited by M. Fierro (Madrid), M. Şükrü Hanioglu (Princeton), R. Holod (University of Pennsylvania), K. Versteegh (Nijmegen), volime 107, Brill -2014, 499 p, p-387.

290


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

olan elmləri bir araya gətirdim” deməsi əsərin multidisiplinar – çoxistiqamətli və ensiklopedik bir əsər olduğunu sübut edir. Ərəb hərflərinin səciyyəvi xüsusiyyətlərindən danışarkən İbn Mənzur bu hərflərin tibbi-müalicəvi, astronomik, həmçinin sehrlə bağlı məqamlara malik olduğunu dilə gətirir, bu istiqamətdə fəaliyyət göstərmiş bir sıra alimlərin adlarını çəkir. Müəllifin toxunduğu bu məsələlər bu gün bizə artıq tarixin yaddaşında qalmış fikirlər kimi görsənsə də, inanmaq istərdik ki, gələcəkdə İbn Mənzurun bu fikirləri tədqiqatçıların diqqətini cəlb edəcək və onlar öz araşdırmaları vasitəsilə hərflərin tibbi-müalicəvi, həmçinin astronomik tərəfləri ilə bağlı olan müəyyən məsələlərə aydınlıq gətirə biləcəklər.

291


‫‪Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi‬‬

‫‪Academıc Journal of History and Idea‬‬ ‫‪ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII‬‬

‫‪Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII‬‬

‫‪АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ‬‬

‫‪Ədəbiyyat‬‬

‫‪BAALBAKI, Ramzi, The arabic lexicographical tradition from the 2nd/8th to the‬‬ ‫‪12th/18th century, Handbuch der Orientalistik, section one, The Near and Middle‬‬ ‫‪East, edited by M. Fierro Madrid‬‬ ‫‪HANIOGLU, M. Şükrü,2014, (Princeton), R. Holod (University of Pennsylvania), K.‬‬ ‫‪Versteegh (Nijmegen), volime 107, Brill‬‬ ‫ابن منظور‪ ،‬لسان العرب‪ ،‬علق عليه علي سيري‪ ،‬دار احياء التراث العربي‪ ،‬الطبعة االولى‪ ،‬بيروت – ‪ ،1988‬المجلد االول‪566 ،‬‬ ‫ص‪.‬‬ ‫ابن منظور‪ ،‬لسان العرب‪ ،‬علق عليه علي سيري‪ ،‬دار احياء التراث العربي‪ ،‬الطبعة االولى‪ ،‬بيروت – ‪ ،1988‬المجلد الخامس‪،‬‬ ‫‪ 397‬ص‪.‬‬ ‫ابن منظور‪ ،‬لسان العرب‪ ،‬علق عليه علي سيري‪ ،‬دار احياء التراث العربي‪ ،‬الطبعة االولى‪ ،‬بيروت – ‪ ،1988‬المجلد الخامس عشر‪470 ،‬‬ ‫ص‪.‬‬ ‫ابن منظور‪ ،‬لسان العرب‪ ،‬علق عليه علي سيري‪ ،‬دار احياء التراث العربي‪ ،‬الطبعة االولى‪ ،‬بيروت – ‪ ،1988‬المجلد السادس عشر‪507 ،‬‬ ‫ص‪ .‬فهرس االيات واالحاديث واالعالم‪ ،‬والقبائل واالماكن‪.‬‬ ‫ابن منظور‪ ،‬لسان العرب‪ ،‬علق عليه علي سيري‪ ،‬دار احياء التراث العربي‪ ،‬الطبعة االولى – ‪ ،1988‬الفهارس‪ ،‬المجلد السابع عشر ‪507‬‬ ‫ص‪ ،‬فهرس االرجاز وانصاف االبيات‪.‬‬

‫ابو منصور محمد بن احمد االزهري‪ ،‬تهذيب اللغة‪ ،‬في خمسة عشر جزءا‪ ،‬الجزء الخامس عشر ‪ 705‬ص‪ ،‬تحقيق ابراهيم‬ ‫االبياري‪ ،‬دار الكاتب العربي ‪.1967-‬‬ ‫اسماعيل علي ماحي محمد‪ ،‬الشواهد النحوية القرآنية في لسان العرب البن منظور‪ ،‬دراسة نحوية وصفية‪ ،‬سودان‪244 ،1434-‬‬ ‫ص‪.‬‬ ‫الذهبي‪ ،‬سير اعالم النبالء‪ ،‬الجزء الثامن‪ ،‬حقق هذا الجزء نزير حمران‪ ،‬مؤسسة الرسالة‪ ،‬الطبعة الحادية عشرة – ‪559 ،1996‬‬ ‫ص‪.‬‬ ‫السيوطي‪ ،‬تحفة االديب في نحاة مغني اللبيب‪ ،‬في الجزئين‪ ،‬دراسة و تحقيق الدكتور حسن الملخ و الدكتورة سهى نعجة‪ ،‬عالم‬ ‫الكتب الحديث‪ ،‬الطبعة الثانية‪ ،‬عمان – ‪ 1044 ،2008‬ص‪.‬‬

‫‪292‬‬


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea ISSN:2148-2292. Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

682 ‫ الجزء الثاني‬،1988 – ‫ الطبعة الرابعة‬،‫ في الجزئين‬،‫ دار مصر للطباعة‬،‫ المعجم العربي نشأته وتطوره‬،‫دكتور حسين نصار‬ .‫ص‬ http://elaph.com/Web/Culture/2010/12/621347.html, Erişim:25/05/2017

293


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

II Numaralı Maraş Ahkâm Defteri’nde Maraş’a Gönderilmiş Kadın Muhtevalı Şikâyet Hükümlerinin Değerlendirilmesi (1765-1775) Ökkeş Küçükdağılkan*

Öz Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından başlayarak kayıt işlemlerine büyük ehemmiyet verdiği bilinmektedir. Devlet bünyesinde gerçekleşmiş her işlem kayıt altına alınmıştır. Bu kayıt işlemlerinin Devlet’in genişlemesine paralel olarak geniş bir alana yayılması Osmanlı Devleti’nde muhtelif muhtevaya sahip defterlerin veyahut dokümanların ortaya çıkmasını elzem kılmıştır. Bu söz konusu defterlerden biri de, muhtevasında çeşitli mevzular hakkında eyaletlere gönderilmiş hükümlerin olduğu ve 1649 yılında Şikâyet Defterlerinin artan şikâyet karşısında yeterli olmamasından mütevellit 1742 yılında küçük bir revizyona uğratılarak oluşturulmuş olan Ahkâm Defterleri veyahut Eyâlet Ahkâm Defterleri isimli defterlerdir. Bahsi geçen defterlerden Maraş’a ait ise; altı adet defter bulunmaktadır. Bu defterlerde halkın veyahut yerel yöneticilerin muhtelif konularda şikâyette bulundukları hükümler yer almaktadır. Bu söz konusu çalışmada ise; II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde şikâyette bulunanlar arasından Osmanlı Kadınlarının şikâyetleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Hükümler Alacak-Verecek, Miras, Darp-Cinâyet ve Nafaka tasnifi ile değerlendirilmiş ve bu hükümlere bağlı olarak akademik etik kaygılar ön planda tutularak çıkarımlar elde edilmiştir. İncelenmiş olan Kadın muhtevalı şikâyet hükümleri II Numaralı Maraş Ahkâm Defteri’nde 1765-1775 yıllarını ve 1-212 sayfa aralığını kapsamaktadır. Bu hükümler ise; Maraş’a gönderilen hükümlerdir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı’da Kadın, Şikâyet, Ahkâm Defteri, Maraş, Kadın Şikâyetleri.

*

Yüksek Lisans Öğr. , Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi,Tarih Ana Bilim Dalı, okkeskd@gmail.com

250


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Evaluation of the Complaints Regarding the Woman Sent to Marash in the Verdicts Register Marash of Number II (1765-1775) Ökkeş Küçükdağılkan*

Abstract It is known that the Ottoman State gave great importance to the registration procedures starting from the foundation years. Every transaction that takes place within the state has been recorded. The spread of these records in a wide area parallel to the expansion of the State has made it unnecessary for the Ottoman State to produce records or documents with various contents. These are the so-called Verdicts Register (Ahkâm Defterleri) or State Verdicts Register (Eyâlet Ahkâm Defterleri) records which were created by a small revision in 1742 due to the fact that the provisions sent to the provinces about various positions were not sufficient in the face of increasing complaints of the Complaint records in 1649. If the bet belongs to Marash in the records; There are six registers. These records contain provisions that people or local administrators complain about on various issues. This is the study in question; An evaluation was made on the complaints of Ottoman Women among those who complained in Marash Verdicts Register (Maraş Ahkâm Defteri) of Number II. The provisions were evaluated with the Claim or Debt, Inheritance, Assault-Felony and Subsistence classification, and conclusions were obtained by keeping the academic ethical concerns on the front line in accordance with these provisions. The examined women complaint provisions cover the years (1765-1775) and 1-212 pages in the Marash Verdicts Register (Maraş Ahkâm Defteri) of number II. These provisions are; They are the sentences to Marash. Keywords:Women in the Ottoman Empire, Complaint, Verdicts Register, Marash, Women's Complaints.

*

Master, Kahramanmaraş Sutcu İmam University ,okkeskd@gmail.com

251


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Giriş Osmanlı Devleti geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasından mütevellit çok çeşitli topluluklarla muhatap olmuş ve bu çeşitli unsurları sorunsuz bir şekilde yönetmeye özen göstermiştir.Bu özen gayesi beraberinde geniş bir müesseseleşmeyi getirmiştir. Kurumsallaşmanın da genişlemeye paralel olarak inkişaf göstermesi devlet işlerinin girift bir hâl almasına sebebiyet vermiştir.Böylelikle tüm bu işlerin tertibi ve tanzimi ihtiyacı ortaya çıkmış ve Osmanlı Devleti ilk dönemlerinden itibaren ehemmiyet gösterdiği devlete ait meselelerin kâğıda geçilmesi işlemini peyderpey geliştirerek Arşivin oluşması yönünde ihtisaslaşmayı sağlamıştır.1 Bu ihtisaslaşma sonucunda günümüze milyonlarca arşiv vesikası ulaşmış bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinden itibaren Arşivcilik fikrinin var olduğu ve bu fikir doğrultusunda hareket edilerek ilk dönemlerden itibaren devlet işlerinin kayıt altına alınıp muhafaza edildiği görüşü önde gelen ve alanında ekol olmuş tarihçiler tarafından sürekli ifade edilmiştir. Osmanlı Devleti’nin arşivindeki belgelerin çoğunun oluşmasında Dîvân-ı Hümâyun’un yeri çok büyüktür. Çünkü bu makam sadece devletin iç-dış meselelerinin görüşüldüğü yer değil aynı zamanda Yüksek Mahkeme fonksiyonunu da gören bir kurumdur. Bu fonksiyonları itibariyle yazışmanın ihtivası ve belge sayısının fazlalığı kaçınılmazdı. Dîvân-ı Hümâyun da idari, iktisadi, askeri meselelerle birlikte dava ve şikâyetler de görülürdü. Bu konularla alakalı görüşülen meseleler kayıt altına alınır ve bizzat Padişah’ın adına hareket etmeleri ile devam ederdi. Sonra bu belgelerin bir sureti arşive kaldırılmak üzere diğer sureti ise söz konusu kurum veyahut kişiye gönderilmek üzere tertip edilirdi. Bu suretlerinin muhafaza edildiği yere Hazine-i Evrak veyahut Hazine Evrakı denilirdi. Defterhâne Hazinesi ismiyle bilinen ve ileride bahsedeceğimiz defterlerin bulunduğu bir yerde mevcuttu. Buradaki belgeler torbalarda, keselerde ve sandıklarda muhafaza edilmiştir.2 İlerleyen yıllarda belgelerin sayısının artması torba ve sandık sayısının da artmalarına neden olmuştur. İstanbul'un fethinden sonra ilk arşiv Yedikule'de inşa edilmiş daha sonraları ise; At Meydanı'na taşınmış akabinde Topkapı Sarayının inşâsından sonra arşivler Dîvân-ı Hümâyun’un yanında yer almıştır. Burada Defterhâne Hazinesi, Bâb-ı Hümâyun'un üst kat odaları, Tomruk Dairesi, Çadır Mehterleri Kışlası, Sarây-ı Atîk gibi yerler arşiv odaları olarak görev görmüştür.3

Ramazan Günay, “Osmanlı Arşiv Kaynakları İçerisinde Ahkâm Defterleri: Gelişim Seyri, Muhtevası ve Önemi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, I/17, 2013, Isparta, s.11. 2 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1988, Ankara, s.76. 1

Atilla Çetin, “Osmanlı Arşivciliğine Toplu Bir Bakış”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XXXIII/2, 1984, Ankara, s. 54-55. 3

252


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Dîvân-ı Hümâyun, devletin muhtelif konularının görüşüldüğü bir makam olmasından dolayı kaydedilen defterlerin tasnifi yapılıp çeşitli isimler altında tutulmaktaydı. Defterlerin ayrı bir ihtiva arz etmesi, konuların çeşitliliğinin fazlalığı her bir defterin ayrı kaydedilme işlemini beraberinde getirmiştir. Bundan ötürü Dîvân-ı Hümâyun’da kaydı tutulan defterler vücuda getirilmiştir. Ahkâm Defterleri veyahut Eyâlet Ahkâm Defterleri de bunlardan biridir. Bu defterler, Mühimme Defterlerinden ayrılmış defterlerdir. Muhtevasında çeşitli mevzular hakkında eyaletlere gönderilmiş hükümler vardır. 1649 yılında Şikâyet Defterlerinin artan şikâyet karşısında yeterli olmamasından mütevellit 1742 yılında bu Şikâyet Defterleri eyâletlere ayrılmıştır.4 Ahkâm defterlerinin içerisinde bulunan hükümler çeşitli konularda ki şikâyetleri içermektedir. Bu şikâyetler yerel yöneticiler tarafından yapılacağı gibi reayadan bireysel veyahut toplu şekilde de yapılmaktaydı. Şikâyet hakkına sahip olanlardan biri de Osmanlı Kadınları idi. Özellikle alacak-verecek5, miras6, darp-cinayet7veyahut nafaka8 konularında kadınların şikâyetlerini Ahkâm Defterlerinde görmekteyiz. Bu şikâyetlerin varlığı Osmanlı’nın içtimai yapısı hakkında bazı yorumlar yapılmasını araştırmacılara sunmaktadır. Özellikle Kadının Osmanlı Devleti’nde şikâyet hakkının olması ve kendi durumunu izah edebileceği bir hukuki alan bulması muhtelif müsteşriklerin Osmanlı araştırmalarında ki önyargılarına cevap niteliği taşımaktadır. Bu belgeler ana kaynak niteliği taşımasından dolayı bize en sarih bilgileri sunmaktadır. Maraş’ın II Numaralı Defterinde bulunan hükümlerde ise; Kadın şikâyetleri yer almaktadır. Bu çalışmada hükümlerin değerlendirilmesi yapıldıktan sonra hükümlerin transkripsiyonuna ve özetlerine yer vereceğiz. Yukarıda kısaca tanımını yapmış olduğumuz Ahkâm Defterlerine geniş anlamda bir bakmak konumuz itibariyle yararlı olacaktır. Ahkâm olarak adlandırılan bu defterlerde Merkezden eyâlete veyahut taşraya gönderilmiş hükümler bulunmaktadır. Bu meyanda Ahkâm kelimesi hüküm kelimesinin çoğulu olup Arapça menşeili bir sözcüktür.Hüküm “düzeltmek, karar vermek, ilim, derin anlayış, siyasi hâkimiyet, karar ve yargı” anlamlarına gelmekle birlikte ayrıca hükümdar buyrukları içinde kullanılmıştır.9 Ahkâm ise yukarıda bahsettiğimiz üzere “Hüküm” kelimesinin çoğulu olup muayyen bir konu hakkında konulmuş bulunan kaidelerin bütününü ifade etmek için kullanılmıştır.10 Bu ifadeyi karşılamasından ötürü olmalıdır ki defterlere Ahkâm başlığı uygun görülmüştür.

Saliha Okur Gümrükçüoğlu, “Şikâyet Defterlerine Göre Osmanlı Teb’asının Şikâyetleri”, AUHFD, LXI/1, 2012, Ankara, s.177-178. 5 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 37/4. 6 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 114/2. 7 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 164/2. 8 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 34/3. 9 İlyas Üzüm, “Hüküm”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, XVIII, 1998, Ankara, s.464. 10 Ahmet Özel, “Ahkâm”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, I, 1988, Ankara, s.550. 4

253


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Bu defterlerde tıpkı Mühimme gibi Beylikçi Kalemi tarafından hazırlandığı için her iki defterde kayıt düzeni bakımından benzerlik göstermektedir. Şikâyet defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivinde “Atik Şikâyet Defterleri” adıyla ve A.DVNS.ŞKT.d koduyla kayıtlıdır ve m.1649-1837 (h.1059-1253) yılları arasını kapsamaktadır ve 213 adettir.11 Sonraki dönemlerde merkezi otoritenin zayıflaması ile beraber şikâyet oranlarında yükselme görülmüş ve buna paralel olarak şikâyet kalemlerinde iş yükü artmıştır. Bu artış gösteren şikâyetler için çözüm sürecini kısaltma ihtiyacı ortaya çıkmış ve bu amaç ile her eyalet için müstakil bir defter oluşturulmuş ve merkeze gelen şikâyetlerin çözümleri bu defterlere kaydedilmeye başlamıştır. Böylelikle yaklaşık olarak XVIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yani 1742 yılı itibariyle Dîvân-ı Hümâyun da halkın şikâyetlerinin görülmesinden sonra alınan kararların birer suretinin farklı bölgelere ait defterlere kaydedilmesiyle Ahkâm Defterleri veyahut Eyâlet Ahkâm Defterleri ortaya çıkmıştır. Yukarıda zikr etmiş olduğumuz menfi durumlardan dolayı bu düzenlemeyi dönemin Reîs-ül Küttâbı Ragıb Efendi (Koca Ragıp Paşa) yapmıştır. Bu düzenleme ile mahalli meselelere daha hızlı şekilde müdahale edebilme imkânı doğmuştur.12 Arşivde Ahkâm Defterleri başlığı altında ki tasnifte muhtelif eyâletler adına düzenlenmiş kayıtlar yer almaktadır.13 Şikâyetlerin yoğun olarak arazi, bağ-bahçe, han ve mera yeri anlaşmazlığı, alacakverecek davaları, arazi sulama, seyyidlerin vergi şikâyetleri, miras ve mirasçılar arasındaki anlaşmazlık, tevcih ile ilgili hususlar, esnaf şikâyetleri, kanuna aykırı olarak istenen vergiler ile ilgili sorunlar, mal ve eşyanın haksız yere gaspı, eşkiyalık faaliyetleri, halka zorbalığın engellenmesi gibi konular etrafında kaydedildiği görülmektedir. Bu şikâyetler genelde iki usulde sunuluyordu. Birincisi; kişi bizzat kendisi merkeze giderek söz konusu şikâyetini sunuyordu. İkincisi; kişi veyahut kişiler arz/arz-ı hâl/arzuhal göndermek suretiyle şikâyetlerini sunuyorlardı.14 Şikâyette bulunanlar ise bazen ahaliden bir kişi veyahut ahaliden belli bir zümre, tüccar taifesi, tımar sakinleri, kadılar, gayri müslimler, kadın-erkek fark etmeksizin şikâyet hakkına sahip olan herkesti.15 Ayrıca bu defterlere baktığımızda öncelikle şikâyet defterlerine göre daha dar ve uzun olduğunu görmekteyiz. Kapak kısmında ise; nereye ait olduğunu gösteren yazı mevcuttur.16 Defterin içerisinde bulunan kayıtların ne zamana ait

Nahide Şimşir, “Ahkâm Defterlerinin Tarihi Kıymeti ve 107 No’lu Anadolu Ahkâm Defteri’ndeki İzmir İle İlgili Hükümler”, E.Ü. Tarih İncelemeleri Dergisi, IX/9, 1994, İzmir, s.359. 12 M. Feridun Emecen, “Osmanlı Divanının Ana Defter Serileri: Ahkâm-ı Mîrî, Ahkâm-ı Kuyûd-ı Mühimme ve Ahkâm-ı Şikâyet”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, III/5, 2005, İstanbul, s.18-19. 13 Adana (9 adet), Anadolu (186 adet), Bosna (9 adet), Cezayir-i Bahr-i Sefid / Adalar ve Rakka (25 adet), Diyarbakır (9 adet), Erzurum (19 adet), Halep (9 adet), İstanbul (26 adet), Karaman (39 adet), Maraş (6 adet), Mora (21 adet), Özü-Silistre (49 adet), Rumeli (85 adet), Sivas (36 adet), Şam (9 adet) ve Trabzon (8 adet). 14 Ramazan Günay, “Osmanlı Arşiv Kaynakları İçerisinde Ahkâm Defterleri: Gelişim Seyri, Muhtevası ve Önemi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, I/17, 2013, Isparta, s.21-22. 15 Halil İnalcık, “Şikâyet Hakkı: ‘Arz-i hâl ve ‘Arz-i Mahzar’lar”, Osmanlı Araştırmaları, VI/7-8, 1988, İstanbul, s.35. 16 Şimşir, a.g.m., s.360. 11

254


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

olduğunu ise kayıtların sonunda onlu sisteme göre (evâil, evâsıt, evâhir) yazılmış olan ay ve yıl belirtilerek kaydedilmiş olan tarihlerden anlamaktayız.17 Ahkâm defterlerinin Osmanlı Devleti’nde, Dîvân-ı Hümâyun’da tutulan kayıtlarda kullanılan bir yazı türü olan divanî yazı ile yazıldığı görülmektedir. Divanî yazı, İran kökenli bir yazı çeşidi olmasına rağmen Osmanlı Devletin de resmi yazışmalarda kullanılmak üzere geliştirilen bir yazı türüdür. ‘‘Divana mahsus’’ anlamına gelen bu yazı türü sadece divanda yazıldığı için bu adı almıştır. Dîvân-ı Hümâyun’da tutulan kayıtların tamamı bu yazı türü ile yazılmıştır.18 II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde söz konusu sayfa ve tarih aralığında Maraş’a gönderilen hükümlerin şikâyette bulunanları arasında yer alan Kadın şikâyetlerine değinmeden önce kısaca Osmanlı Devleti’nde Kadın’ın yeri ile ilgili bilgi vermekte fayda vardır.

1. Osmanlı Devleti’nde Kadın Anlayışına Kısa Bir Bakış Osmanlı Devleti’nde Kadın anlayışı dönemsel farklılıklar göstermektedir. Bu durumun temelinde Osmanlı Devleti’nin altı asır gibi bir zaman diliminde hüküm sürmüş olmasının etkisi olabilir. Çünkü bu zaman aralığında sadece Osmanlı’da değil evrensel anlamda Kadın anlayışı veyahut Kadın’a bakış değişiklikler arz etmiştir.Kadın anlayışının değişiklik göstermesinin nedenleri ise çok yönlülük arz etmektedir.Kadın’ın Statüsünü ve Kadın anlayışını dini, siyasi, iktisadi, içtimai ve kültürel unsurlar etkilemiştir. Evrensel anlamda dönemsel değişikliklere maruz kalan Kadın anlayışı Türk Tarihinde ve Osmanlı Tarihinde dönemsel farklılıklar içerir. İslamiyet Öncesi Orta Asya coğrafyasında ki Kadın anlayışı ile Osmanlıda ki Kadın anlayışı buna örnek gösterilebilir. Bu farklılığın zuhur etmesine sebep olan unsurlardan birçoğunu burada sayabiliriz fakat konumuzun asıl gayesinden sapmamak adına bunlardan temel olanlarından bahsetmek kâfi olacaktır. Bu farklılıkta ki temel unsurlardan birisi Türklerin kitleler halinde İslamiyet’i kabul etmeleri, diğeri ise Göçebe yaşam tarzından yerleşik yaşam tarzına geçmeleridir. Özellikle İslamiyet’in kabulü esnasında etkileşim içerisinde oldukları İran ve Arap toplumundan kendi bünyelerine aldıkları kadın anlayışları farklılığın mihenk taşını oluşturmaktadır diyebiliriz. Osmanlı devleti gerek İslamiyet’in gerekleri doğrultusunda gerekse de etkileşim içerisinde bulunduğu toplumların etkisi doğrultusunda ataerkil bir toplumsal örgütlenme gerçekleştirmiştir. Kadına bakış açısı da bu şekilde gelişme göstermiştir. Osmanlı Devleti her ne kadar kuruluş yıllarında Kadının toplum içerisinde ki yerine pek müdahale de bulunmasa da -en azından sonraki dönemlerine binaen- yönetimin değişimi ile birlikte kadına bakışın da değiştiğini görmekteyiz. Örneğin Kanuni döneminde kadınların çamaşırhane işletmelerine 17

Günay, a.g.m., s.17. Ali Alparslan, ‘‘Divanî’’, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, IX, (1994), Ankara, s. 445-446; Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı, 1994, İstanbul, s.61. 18

255


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

izin verilirken, III. Selim döneminde izin verilmemesi yönetim değiştikçe anlayışın değiştiğine iyi bir numune olarak gösterilebilir.19 Bu aynı zamanda içinde bulunulan çağın evrensel perspektifi ve Osmanlı toplumunun muhtelif unsurlarının geri planı ile ile ilgilidir.Osmanlı’da ki Kadın gerek yerli tarihçilerimiz için gerekse müsteşrikler için çalışılan bir konu olmuştur.Konu her ne kadar aynı olsa da bakış açıları ve işleyiş tarzları birbirinden farklı olmuştur.Oryantalistler kadın’ı eve hapsederek hiçbir faaliyette bulunmasına izin vermezken yerel anlamda ortaya çıkartılmış ve belgelerle desteklenmiş çalışmaların çoğunda ise Kadın içtimai ve iktisadi anlamda faal gösterilmiştir. Genel anlamda ise Osmanlı Kadını ne hapsedilmiş bir obje ne de her alanda ki eşitliği ile özgürdür. Osmanlı Devletinde temelde İslam hukuku geçerli olduğundan kadının statüsü de İslam hukukuna göre belirlenmiştir. Hukuk düzeni şeriat ile sağlandığından dolayı Kur’an hükümleri belirleyici olmuştur. Bunun sonucunda ise; miras olayında Kadın hısımlık durumuna göre erkeğe oranla yarım, dörtte bir, yedide bir veya sekizde bir miras payı alırdı, çok eşlilik, evlenme boşanma gibi konularda kadının söz hakkı aza indirgenmişti, bir çocuğun annesi, babasının ölümünden sonra bile çocuğunun velisi olamazdı, Mahkemedeki tanıklık durumunda ancak iki kadın bir erkeğin yerini tutabilirdi gibi kaideler kadının statüsünü belirlemiştir.20 Yalnız bu saydıklarımızın yanında, Osmanlı da hem genelde hem de Konya üzerine yapılan bir çalışmada çok kadınla evlilik oranının % 10’un üstüne çıkmadığını, Tefvizi talȃk olarak bilinen ve boşanma hakkının kocası tarafından zevcesine verilen bir boşanma alternatifinin olduğunu, dahası boşanmanın karşılıklı yani muhȃla şeklinde de görüldüğünü ifade etmek gerekir.21 Osmanlı Kadınını ayrıca iktisadi anlamda bazı girişimler içerisinde görmekteyiz. Mülk edinmeleri ve mülkleri işlettiklerini muhtelif kaynaklardan öğrenmekteyiz. Hatta kadının izni olmadan kocası, oğlu ya da babası kadının malını satamaz, kiralayamaz veyahut kullanamazdı. Bu gibi durumların yaşanması halinde kadının şikâyet hakkı mevcuttur. Ayrıca kadınlar borç para alıp, borç para verebilirdi.22 Bu izahlar aslında konunun o kadar iç karartıcı olmadığını göstermektedir. Hareketsiz ve tamamen durağan bir Kadın profili ile karşılaşmamaktayız. Modern Dünyamıza göre gayet asgari bir hak olarak görülebilir fakat söz konusu dönem için çağdaşları ile birlikte değerlendirildiğinde makul karşılanabilir. Sibel Dulum, Osmanlı Devleti’nde Kadının Statüsü, Eğitimi ve Çalışma Hayatı (1839-1918), Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2006, Eskişehir, s.15. 20 Saadet Tekin, “Osmanlı’da Kadın ve Kadın Hapishaneleri”,Tarih Araştırmaları Dergisi, XXIX/47, 2010, Ankara, s.86. 19

İbrahim Solak-Zeynep Uysal, “Osmanlı Toplumunda Kadın (Konya Örneği 1670-1680)”, Uluslararası Sempozyum: Geçmişten Günümüze Bozkır (06-08 Mayıs 2016), Sempozyum Bildirisi Kitabı, 2016, Konya, s.995-996. 21

Suraiya Faroqhi, Osmanlı Dünyasında Üretmek, Pazarlamak, Yaşamak, Çev. Gül Çağalı Güven&Özgür Türesay, Yapı Kredi Yayınları, 2003, İstanbul, s.222. 22

256


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

ISSN:2148-2292.

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Hukuki anlamda ise kadınların erkekler gibi haklara sahip olduğu görülmektedir. Mahkemeler zımmilere, gayrimüslimlere ve erkeklere açık olduğu gibi kadınlara da açıktır. Yalnız mahkemede bir erkek şahidin iki kadın şahide eşit tutulması kadınların şahit olarak mahkemede görülmesini daha az rastlanır hale getirmiştir.23 Halil İnalcık bir çalışmasının içerisinde şikâyette bulunanlar listesine kadınları da ekleyerek diğer şikâyette bulunanlar ile eşit şartlarda ve haklarda şikâyet haklarının olduğunu ifade etmiştir.24

2. Maraş Ahkâm Defterleri ve II Numaralı Maraş Ahkâm Defteri’nde Maraş’a Gönderilmiş Kadın İhtivalı Şikâyet Hükümleri Şikâyet defterlerinden ve bu defterlerden müstakil bir defter olarak ortaya çıkan Eyâlet Ahkâm Defterlerinden yukarıda bahsetmiştik. Bu Eyalet Ahkâm Defterlerinin nerelerde tutulduğunu, sayısını ve hangi tarihleri kapsadığını ifade etmiştik. Bu Eyalet Ahkâm Defterlerinden birisi de Maraş Ahkâm Defterleridir. 2010 yılında yayımlanmış olan “Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi” başlıklı çalışmadan Maraş’a ait kaç adet Ahkâm Defteri bulunduğunu ve bunların hangi yılları kapsadığını öğrenmekteyiz. Bu söz konusu çalışmada 6 adet Maraş Ahkâm Defteri’nin olduğu ifade edilmekle birlikte tarih aralıkları ise tablo şeklinde aşağıda gösterildiği gibi araştırıcısına veyahut okuyucusuna sunulmuştur.

Tablo 1. Maraş Ahkâm Defterleri25

Katalog No

989

Sıra No

DEFTERİN ADI

TARİH

Sayfa Adedi

Hicrî

Milâdî

1

C.1155 – Ş.1164

1742-1751

297

2

R.1178 – N.1196

1765-1782

423

Ş.1196 – R.1229

1782-1814

310

4

Ş.1228 – Za.1249

1813-1834

128

5

Za.1249 –Z.1277

1834-1861

167

3

Maraş

Katalog Tertibi

Kronolojik Fihrist

Haim Gerber, “Social and Economic Position of Women in the an Otoman City, Bursa, 1600-1700”, IJMES, XII/3 ,1980, Cambridge, p.233. 24 İnalcık, a.g.m., s.34-35. 25 Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın No: 108, 2010, İstanbul, s. 34. 23

257


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

6

M.1278 – C.1294

1861-1877

278

Bu bahsi geçen Maraş Ahkâm defterlerinden 5tanesi için yapılmış çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalardan ilki Cengiz Özveri tarafından 2004 yılında"1813-1834 Yılları Arasını Kapsayan IV Numaralı Maraş Ahkâm Defteri’nde Maraş Kadılığı’na Gönderilen Hükümler" başlığı altında yapılmış olan çalışmadır. Akabinde Yasin Kozak tarafından 2005 yılında "V ve VI Numaralı Maraş Ahkâm Defterlerilerinde Maraş’a Gönderilen Hükümler "başlığı altındaki çalışmayı görmekteyiz. Daha sonra bu iki çalışmayı Esra Paköz tarafından 2014 yılında "I Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde Malatya’ya Gönderilen Hükümlerin Transkripsiyonu ve Değerlendirilmesi" başlıklı çalışma, Ömer Dursun tarafından 2016 yılında "II Numaralı Maraş Ahkâm Defteri’nde Malatya’ya Gönderilen Hükümlerin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi (1765-1781)" ve Ömür Yanar tarafından 2016 yılında "I Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde, Adıyaman (Hısn-ı Mansur, Behisni, Kâhta, Gerger, Samsad)’a Gönderilen Hükümlerin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi" başlığı altında ki üç çalışma takip etmiştir. Bahsi geçen 5 çalışma da yayımlanmamış yüksek lisans tez çalışmalarıdır. Yukarıda adı geçen çalışmalar ihtivasında hüküm transkriptlerini, hüküm özetlerini ve hüküm muhtevalarının değerlendirmesini içermektedir. II Numaralı Maraş Ahkâm Defteri ise; Başbakanlık Osmanlı Arşivinde A.DVNS.AHK.ME.d kodu ile 989 sayılı katalog numarasında yer almaktadır. Bu defter h.1178 – 1196 h./ m.1765-1782tarihleri arasını kapsamaktadır. Defter toplamda 423 sayfa sayısı ile Maraş Ahkâm Defterleri arasında en fazla sayfa sayısına sahip olan defterdir. Bu çalışma 1-212 sayfa aralığında bulunan ve Maraş’a gönderilen hükümleri içermektedir. 1-212 sayfa aralığında ki tarih aralığını ise h.1178-1189 h. / m.1765-1775 olarak ifade edebiliriz. Ancak sayfa 45 ile sayfa 66 arası eksik durumdadır. Bu eksikliğe rağmen sayfa 45 de bulunan hükme atılan tarih ile sayfa 66 da bulunan hükme atılan tarihin ay ve yıl olarak aynı olduğunu ve defterde bulunan tarih kronolojik sıralamasının bozukluğa uğramadan devam ettiğini görmekteyiz. Bu hatanın muhtemelen yanlış numaralandırmaktan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bu sayfa aralığında ve bu yıllar arasında bulunan Maraş’a gönderilen hüküm sayısı ise 282’dir. Bu 282 hüküm sadece Maraş’a değil bazen muhtelif kazalara ve eyaletlere de gönderilmiştir. Genel olarak hükümler Ahkâm defterlerine kaydedilirken giriş bölümünde haksızlığa uğramış ya da davacı olan tarafı belirtmek için “…kimesne gelüb hilâf-ı şer‘-i şerîf kimesneye vaz‘u ta‘addîleri olmayub ve üzerlerine şer‘an bir nesne sâbit olmuş degil …” ya da “…kendü hallerinde olub hilâf-ı şerʽ-i şerîf kimesneye vazʽu ta‘addîleri olmayub ve üzerlerine dahi şerʽan bir nesne sâbit olmuş değil iken…” gibi stereotip ifadeler kullanılmıştır. Yine eşkıyalar ve gasıplar için “…kendü hallerinde olmadıklarından…” gibi ifadeler kullanılmıştır. Şikâyetlerin değerlendirilmesi yapıldıktan sonra ise “…şerʽle görilüb 258


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

hilâf-ı şer’-i şerîf ve bi-ğayrı hakkın aldığı... alıvirilüb icrâ-yı şerʽ ve ihkâk-ı hakk olunmak…” veya “…gasb eyledigi... alıvirilüb ihkâk-ı hakk olunmak bâbında…” gibi ifadeler ile şikâyete konu olan mesele hakkında kanunlar çerçevesinde çözüm getirilmesi vurgulanmıştır. Hükümler divanî yazı stili ile yazılmış olup hükümlerin yazıldığı tarih aralığında Osmanlı Devletinde III. Mustafa ve I. Abdülhamid devirleri yaşanmaktadır.26 Yukarıda II Numaralı Maraş Ahkâm Defterine genel bir bakış açısını yansıtmaya çalıştık. Şimdi ise II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde 1-212 sayfa aralığında yer alan ve Maraş’a gönderilen hükümlerden Kadınlar ile ilgili olan hükümlere bakabiliriz. Söz konusu sayfa aralığında Maraş’a gönderilen Kadın muhtevalı hüküm sayısı 14 adettir. Aşağıdaki tabloda 14 hükmün kategori bölümünde konu içeriğine, hüküm sayısı bölümünde kaç adet olduğuna, referans bölümünde sayfa numarasına ve sayfada kaçıncı hüküm olduğuna miladi tarihi ile birlikte yer verilmiştir.

Tablo 2. Kadın Muhtevalı Hükümlerin Konu Dağılımı ve Tarihsel Süreci27 Kategori

Hüküm Sayısı

Referans

Alacak-Verecek

6

37/4 (m.1765), 80/2 (m.1765), 90/2 (m.1766), 184/5(m.1774), 201/3(m.1775), 205/1(m.1775).

Miras

5

34/2 (m.1765), 112/3 (belge yarım ve tarih yok), 114/2(m.1766), 127/2(m.1767), 166/5(m.1768).

Darp-Cinâyet

2

Nafaka

1

131-2/2(m.1767), 164/2(m.1768).

34/3 (m.1765).

Yukarıda ki hükümlerin muhtevasında yaşanmış ve kaydı tutulmuş olan olayların değerlendirilmesine geçebiliriz. Hükümleri yukarıda tabloda belirtilen şekilde AlacakVerecek, Miras, Darp-Cinayet ve Nafaka başlıkları adı altında değerlendirmeye çalışacağız.

2.1. Alacak-Verecek İle İlgili Hükümler Borç alıp verme işlemi Osmanlı toplumunda varlığıyla bir gerçek olduğu kadar şikâyet defterlerinde de şikâyet edilen konular arasında fazlaca yer almaktadır. Alacak-Verecek Söz konusu dönem için bkz. Fikret Sarıcaoğlu, Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi Sultan I. Abdülhamid (1774-1789), Tarih ve Tabiat Vakfı Tatav Yayınları, 2001, İstanbul. 27 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2. 26

259


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

başlığı altında incelediğimiz borç sorunlarında başat bir şekilde erkekleri görür iken kadınlarında bu konu ile ilgili şikâyetlerde bulunduklarını görmekteyiz. Daha önce yukarıda kadınların borç alıp verme haklarının olduklarını ifade etmiştik. Söz konusu II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde de Kadınlarla ilgili alacak-verecek anlamında şikâyetler mevcuttur. Bir hükümde Maraş sakinlerinden olan Fatma isimli şahısın Hüseyin Efendi isimli şahıstan bir miktar alacağı olduğunu (belgede borcun miktarı belirtilmemiştir) fakat borçlu şahısın vefat etmesinden mütevellit söz konusu borcun oğulları Mehmed ve Ali isimli şahıslara geçtiğini ancak bunlarında borcu ödeme sevdasında olmadıklarını şikâyette bulunduğunu görmekteyiz. Kadının iktisadi ve içtimai hayat içerisindeki yerini canlı bir şekilde sürdürdüğüne kanıt olan bu hüküm bir bakıma Osmanlı da Kadın’ı statik bir kalıba sığdıran yaklaşımlara karşı bir cevap niteliği taşıyabilir.28 Bu şikâyetin karşısında m.1765 yılı Ekim ayının ortalarında, Maraş Valisine ve Maraş Naibine hitaben, vefat eden şahsın oğullarından söz konusu borcun tahsili ve olayın mahalde şer’an görülmesi yönünde hüküm verilmiştir.29 Bazen hükümlerde şikâyet eden Kadın’ı tek olarak değil yanında ek olarak şikâyet eden erkeklerle birlikte görmekteyiz. Rahime isimli şahıs ile Mustafa ve Mehmet isimli şahısların şikâyette bulundukları hüküm buna örnek teşkil etmektedir. Yukarıda adı geçen şahıslar kendilerine miras bırakan ve Saray-ı Hümayunda Orta Kapı da Bölükbaşı30 görevini icra eden Hacı İsmail isimli şahısın Maraş sakinlerinden hâlâ Muhzırbaşı31 görevinde olan İbrahim isimli şahısın zimmetinde 435 kuruş alacağı varken vefat ettiğini, alacak hakkının kendilerine geçmesinden mütevellit söz konusu borcu talep ettiklerinde muhalefet ve bahane ile karşılaştıklarını şikâyette bulundukları hükümdür. Mehterler kethüdası Ahmet Ağa isimli şahısı ise vekil tayin ettiklerini ayrıca hükümde belirtmişlerdir. Burada şikâyette bulunan Mustafa ve Mehmet isimli şahısların Rahime ile akraba oldukları yorumunu doğal olarak çıkartabiliyoruz. m.1765 yılı Mayıs ayının sonlarında, Maraş Eyaleti iltizamı Adana Valisi vezire ve Maraş Kazası Naibine hitaben, müteveffadan müntakil zimmetinde kalan söz konusu borcun tamamen alınması ve vekile tahsili yönünde hüküm verilmiştir.32

Ülkü Yancı, “Batılıların Gözünde Osmanlı Kadını İmajı Üzerine Bir Değerlendirme”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, III/23, 2016, İstanbul, s. 383. 29 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 37/4. 30 Osmanlılar devrinde belli hizmet sahiplerinin teşkil ettikleri birliklere Bölük ismi verilirdi. Bunların en önemlisi ise Yeniçeri Ocağındaki Ağabölükleri’dir. Bundan sonra Kapıkulu Süvari Ocaklarındaki bölükler gelir. Bölük Kumandanlarına Bölükbaşı denirdi. Ağa bölükbaşıları atlı olup Kanuni devrinde gündelikleri 9 akçe iken sonraları 12 akçeye kadar çıkmıştır. Tımara çıkarlar ise ilk zamanlar sekiz bin, sonraları onbeş bin Akçe Dirlik verilirdi. Başlıkları Börk olmayıp tepesi öne eğik ve kıymetli taşlarsa süslü Keçe külâhtı. Buna süpürge sorguç takarlardı. Dolamalarının üstüne göğsünden boğazına kadar düğmeli, alt tarafı açık, pek geniş yenli, yine geniş ve devrik yakalı, yanlarında cep gibi yırtmaçları bulunan ipek mintan, ayaklarına zarif kopçalı ayakkabı giyerlerdi. Bölükbaşıların en kıdemlisine Başbölükbaşı denirdi. Bk. Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lügatı, Enderun Kitabevi, 1986, İstanbul, s.57. 31 Şerîat mahkemelerinde mübâşir hizmetini gören kimse. Bk. Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, 2008, Ankara, s.676. 32 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 80/2. 28

260


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Yukarıdaki söz konusu hükümde şikâyette bulunan şahısların bahsi geçen miktarı tahsili noktasında vekil eyledikleri şahsa verilmesini ifade ettiklerini görmüştük. Yine uzakta mesken eden biri olan Âişe isimli şahısta kardeşi Hacı Eyüp Ağa isimli şahısın Hısn-ı Mansur sakinlerinden Hacı Gafur isimli şahıstan alacağı olduğunu, fakat bu şahısın vefatından dolayı borcun intikal ettiği oğlu Seyyid Mehmet ve kızları Zahide, Hamide, Emine ve Zevcesi Âişe isimli şahıslardan talep edildiğini, ancak bunlarında çeşitli bahaneler ile borcu ödeme sevdasında olmadıklarını şikâyette bulunmuştur. Hükümde Hacı Osman isimli şahsı bu alacak hakkına vekil tayin ettiğini belirtmiştir. Bu durum Kadın’ın erkek kardeşinin vefat etmesi durumunda müteveffa kardeşinin alacağını şikâyet yolu ile talep edebileceğini bizlere göstermektedir. m.1766 yılı Temmuz ayının sonlarında Maraş mutasarrıfına ve Hısn-ı Mansur Valisine hitaben, müteveffa Hacı Gafur’un zimmetinde olan söz konusu borcun varislerinden tahsili ve herhangi bir menfi müdahaleye mahal verilmemesi yönünde hüküm verilmiştir.33 Kadınların bu şikâyet haklarını kullanmaları bizim bazı çıkarımlar yaparak onların muhtelif haklara da sahip olduğu yorumunu yapmamıza vesile olmaktadır. Örneğin; m.1774 yılı Eylül ayının ortalarında, Maraş Valisi’ne ve Ayıntab Kazası Naibi’ne hitaben yazılan hükümde Rahime isimli şahısın amcası Hacı Abdullah isimli şahıs ile Ayıntab Kasabasında bulunan mülk, emlak ve mallara ortak mutasarrıf olduklarını öğrenerek Kadın’ın bir tasarrufa veyahut mülke ortak olabileceği çıkarımını kolaylıkla yapabiliyoruz. Şöyle ki bu hükümde Rahime isimli şahıs amcası Hacı Abdullah isimli şahıs ile Ayıntab Kasabasın da bulunan mülk, emlak ve mallara ortak mutasarrıf iken bu söz konusu ortak olunan mallar taksim edilmeksizin amcası Hacı Abdullah isimli şahıs vefat etmiştir. Bunun üzerine amcasının oğlu Abdullah’tan kendisine ait olan hisseyi istediğinde amcaoğlunun söz konusu malların babasından kendisine kaldığını söyleyerek hissesini vermekte zorluk çıkarttığını şikâyette bulunmuştur. Burada Kadın’ın aktif bir şekilde hem iktisadi-içtimai anlamda hem de hukuki anlamda faal olduğu görülmektedir. Sonuç olarak hüküm olayın mahalde şer’an görülmesi ve şikâyette bulunan şahısın hakkı olan hisselerin verilmesi yönünde kayıt altına alınmıştır.34 Bir başka hükümde ise; erkek ile kadının bir arada şikâyette bulunabildiğini görmekteyiz. Muhammed, Eyüp ve Mehtab isimli şahısların adı geçen Muhammed’in babası ve yine adı geçen Mehtab’ın zevci olan Şeyh Mustafa Efendi oğlu Halil Efendi demekle bilinen şahısın Maraş Kasabası sakilerinden İsmail Efendi demekle bilinen şahısın zimmetinde 74.975 kuruş alacağı varken vefat etmesi üzerine alacak haklarının kendilerine geçtiğini ve Eyüp isimli şahsında özel olarak 999 kuruş Cihet-i Kefaletden ve 777 kuruş Karzı Şer’iden cem’an 1.776 kuruş alacağını talep etmesine rağmen borçlunun bahsi geçen borçları ödeme sevdasında olmamasını ve zorluk çıkarmasını şikayette bulundukları hükümdür.Yalnız bu hükümde şikâyette bulunan üç kişi den ikisi olan Muhammed ve Mehtab anne-oğul’dur. Muhammed, babasından Mehtap ise zevcinden kendisine intikal eden borcu alacaklısı olan İsmail Efendiden talep ederken Eyüp isimli şahısın bu iki şikâyette bulunan şahsa akraba BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 90/2. BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 184/5.

33 34

261


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

yakınlığı bilinmemekle beraber onunda özel anlamda kendine bu şahsın borcunun olduğunu ve söz konusu borcunu talep ettiğini görmekteyiz. Böylelikle bir hükümde şikâyette bulunulan kişi ile ilgili sorunu olan gayri kişilerinde hükme dâhil edilmesi mümkün olabiliyor çıkarımına ulaşabiliriz. Bu şikâyetin çözümü noktasında, m.1775 yılı mart ayının sonlarında, Maraş Valisi vezire ve Maraş Naibine hitaben, tayin olunan mübaşir marifetiyle bahsi geçen olayın kanun gereğince görülmesi yönünde hüküm verilmiştir.35 Şimdi değerlendirmeye alacağımız hükümde ki şikâyet edenler, şikâyet edilen konu ve kişiler 201/3 kodu ile referansını belirttiğimiz hükmün ihtivasındakiler ile aynı kişiler ve aynı olaydır. Yalnızca bazı bilgiler doğal olarak değişmiştir. Çünkü 201/3 kodu ile referansını belirttiğimiz hüküm ile bu hüküm arasında yaklaşık iki ay gibi bir zaman dilimi vardır. 201/3 kodu ile referans ettiğimiz hüküm 1775 yılı Mart Ayının sonlarında kayıt altına alınmış iken bu hüküm 1775 yılı Mayıs ayında kayıt altına alınmıştır. Bu değerlendirmeye aldığımız söz konusu hükme göre yine Muhammed, Eyüp ve Mehtab isimli şahısların adı geçen Muhammed’in babası ve yine adı geçen Mehtab’ın zevci olan Şeyh Mustafa Efendi oğlu Halil Efendi demekle bilinen şahısın Maraş Kasabası sakinlerinden İsmail Efendi demekle bilinen şahısın zimmetinde 4.977 kuruş alacağı varken vefat etmesi üzerine alacak haklarının kendilerine geçtiğini talep ettiklerinde ise vermekte bahaneler ürettiğini şikâyette bulunmuşlardır. Ve yine Eyüp isimli şahsında özel olarak 999 kuruş Cihet-i Kefaletden ve 777kuruş Karz-ı Şer’i den cem’an 1.776 kuruş alacağı olmakla birlikte bu söz konusu borcu talep etmesine rağmen borçlunun bahsi geçen borcu ödeme sevdasında olmamasını ve zorluk çıkarmasını şikâyette bulunduğu hükümdür. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere önceki hüküm ile hemen hemen aynı nitelik taşımaktadır. Ancak bu hükümde Muhammed ve Mehtabın önceki hükümde alacağı olan 74.970 miktarında olan borcun 69.993 miktarını aldıklarını ve kalan 4.977 kuruş için şikâyette bulundukları anlaşılmaktadır. Tabi ki bu hükümde adı geçen borcun önceki hükümde ki borç ile aynı borç olduğunu kabul edersek bu dediğimiz sonuç çıkmaktadır. Eyüp isimli şahısın ise önceki hükümde bahsi geçen borç miktarını alamayıp bu hükümde tekrardan şikâyette bulunduğunu kolayca söyleyebiliriz. Çünkü miktar aynı şekilde kayıt altına alınmıştır. Buradan şikâyette bulunulan bir olayın çözülmemesi halinde tekrardan şikâyet hakkının olduğunu zorlanmadan çıkartabiliriz. Bu hükme ait bir başka husus ise olayın mahalde görülmesi için görevlendirilen memurun Erikli ve Çobanlar isimli mevkide yolunun eşkiyalar tarafından kesildiği, mal ve eşyasıyla maiyetindeki önemli evrakların yağma edildiği ve dahası bahsi geçen memurun çıplak bir şekilde Konya ya döndüğü bilgilerini içermesidir. Yukarı da Alacak-Verecek davasından ayrı bir şekilde gelişen bu söz konusu olayda yine aynı hükümde yer almıştır.36

BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 201/3. BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.205/1.

35 36

262


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

2.2. Miras İle İlgili Hükümler Osmanlı miras hukuku hem şer’i hem de örfi hukukun rehberliğinde oluşturulmuştur. Osmanlı Devleti’nde tüm mülk ve gayrimenkul mallar İslam miras hukuku hükümlerine göre paylaştırılmıştır. Kur’an’ın muhtelif ayetlerinde miras payları tertip edilirken, kalan boşluklar da ikinci ve üçüncü asli kaynaklar olan sünnet ve icma tarafından doldurulmuştur. Bu düzenlemelere göre feraiz olarak da adlandırılan şer’i miras hukukunda üç grup mirasçı vardır. Bunlar “Ashâb’ül Feraiz”, “Asabe” ve “Zevi’l-Erhamdır”. Her üç grup içinde de kadınlar mirasçı olarak karsımıza çıkmaktadır.37 Bununla birlikte örfi hukukun da yeri ehemmiyet arz etmiştir. İslam hukuku kaidelerinde Kur’an kaynağını görmekteyiz. Miras konusu da hem İslam hukuku içerisinde hem de Kur’an içerisinde yerini almıştır. Bu konu ile ilgili Kur’an muhtevasında birçok ayet yer almaktadır. Bu ayetlerde Kadın’ın miras hakkı ile ilgili ayetlerde mevcuttur. Örneğin; “Anne babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere pay vardır; yine anne babanın ve akrabanın bıraktıklarından kadınlara da pay vardır; azından çoğundan, belli pay” ifadesinin geçtiği ayet38 Kadın’ın miras hakkının varlığından söz etmemizin mümkün olduğunu göstermektedir. Yine Kur’an da bulunan “Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. (Mirasçılar) ikiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, anne babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da anne babası ona vâris olmuşlarsa annesinin hakkı üçte birdir. Ölenin kardeşleri varsa annesinin payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş paylardır...” ifadesini içeren ayet39 mirasın hangi usulde taksim yapılacağı ve Kadın’ın mirasta ki yeri konusunda bilgileri içermektedir. Osmanlı hukukunda şer’i kaidelerinde yer aldığını düşünürsek bu bilgilerin Osmanlı Kadın’ı içinde geçerli olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Miras hakkına sahip olan Osmanlı Kadın’ı diğer konularda olduğu gibi miras konusunda da hakkının çiğnendiği durumlarda şikâyet hakkını kullanmıştır. Miras konusu başlı başına Osmanlı tarihi için muazzam bir araştırma konusu niteliği taşımaktadır ve çok geniş bir kapsam arz etmektedir. Yukarıda ki kısa açıklanan bilgi göz önünde tutularak II Numaralı Maraş Ahkâm Defteri’nin ihtivasında yer alan Miras ile ilgili Kadınların şikâyet hükümlerine geçebiliriz.Genel anlamda hükümlerin içerisinde zorbalık yapıp yalan söyleyerek kişi veyahut kişilerin mülk, mal ve eşyasına müdahalede bulunanlar haddinden fazladır. Bununla alakalı bir hükümde ise yine menfi müdahalelerden bahsedebiliriz. Maraş sakinlerinden olan Âişe ve Elife isimli şahıslara cedlerinden kalan muhtelif mülk, bağ ve bahçenin vakıf gelirleri kendilerine ait iken kendi nesillerinden olmayan Hasan, Yusuf, ve S.Gül Akyılmaz, “Osmanlı Miras Hukukunda Kadının Statüsü”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, XI/1-2, 2007, Ankara, s.473. 38 Kur’an, Nisâ: 4/7. 39 Kur’an, Nisâ: 4/11. 37

263


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Salih isimli şahısların ortaya çıkıp söz konusu vakıf gelirleri üzerinde haklarının olduklarını söyleyerek yalan beyanlar ile zorbalık yapıp müdahale de bulunduklarını şikayet ile bildirdikleri hükümdür. Yukarıda sözünü ettiğimiz menfi müdahalelere örnek teşkil etmektedir. Bu hüküm 1765 yılı Ekim ayının ortalarında, Maraş Valisi’ne ve Maraş Naibi’ne hitaben, yukarıda adı zikr edilen şahısların bahsi geçen vakfın veyahut vakıf gelirlerinin üzerindeki menfi müdahalelerinin önlenmesi yönünde hüküm verilmiştir.40 14 hükmün içerisinde yer alan bir hüküm yarım kalmıştır. Yarım kalmasından dolayı tarih atılmayan bu belgede vakıf gelirleri ile ilgili olduğu giriş kısmından anlaşılmaktadır. Ancak yarım olmasından dolayı konu bütünlüğü sağlanamadığından herhangi bir çıkarım yapmak imkânsız hâle gelmektedir. Bu söz konusu hüküm Adana sakinlerinden Rabia kızı Rabia isimli şahısın merhum ceddi Halil Bey isimli şahısın mutasarrıf olduğu ve Bancur Mahallesinde bina ettiği Hurmeki Han ismi ile bilinen Mekil Han’ı ve muhtelif mülklerin gelirleri ile ilgili şikâyette bulunduğu hükümdür. Adana ve Maraş eyaletlerine mutasarrıf vezire ve Adana Kadısı’na hitaben yazılmıştır.41 Aile içerisinde erkeklerle şikâyet bazında eşit haklara sahip olan Kadın, miras konularında hakkını aramak adına bu hukuki süreçte kendisine bir alan bulabilmiştir. Miras konularında bazen tek başına bazen de erkeklerle birlikte veyahut birçok kadın ile birlikte şikâyetlerini sunabilmekteydi. Maraş sakinlerinden olan ve hükümden anladığımız kadarıyla kardeş olan el-Hac Hüseyin isimli şahıs ile Hatice isimli şahıs annelerine dedelerinden kalan mirastaki mal, eşya ve akçelere yine anneleri vefat ettikten sonra dayıları Hasan Efendi tarafından haksız bir şekilde el konulduğunu, hissesine düşene kanaat etmediğini ve bu bağlamda dayılarından kendi hisselerine düşen mirası talep ettiklerinde türlü bahane ile vermekte zorluk çıkarttığını şikâyette bulunmuşlardır. Bu hüküm m.1766 yılı Mart ayının sonlarında, Adan-Maraş eyaletleri mutasarrıfına ve Maraş Naibine hitaben, yukarıda bahsi geçen ve mağdur durumda bırakılan şahıslara söz konusu mirasın içerisinde olan mal, eşya ve akçelerin tamamen tahsili yönünde yazılmıştır.42 Kadın şikâyetlerinin bazen sosyal alanda savunmasız kalmaları sonucu muhtelif kişi veyahut kişilerce özel hayatlarına, özel mülklerine, mallarına müdahalelerin olduğunu ve bu savunmasızlığın getirdiği sonuç olarak ortaya çıktığını görmekteyiz.Şu an inceleyeceğimiz hükümde ise; İstanbul sakinlerinden Hafize isimli şahısın Maraş sakinlerinden zevci Haydar Efendi’nin vefat etmesinden mütevellit mal ve eşyasının kendisine ve kızı Zeliha isimli şahsa intikal ettiğini, ancak ecaniblerden43 Debbağ Hacı Ahmed, Ebubekir ve Muslu isimli BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 34/2. BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 112/3. 42 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s. 114/2. 40 41

Yabancılar, başka memleketlere mensûb olanlar. Bk. Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, 2008, Ankara, s.201. 43

264


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

şahısların söz konusu eşya ve malı zabt ve yağma ettiklerini, ve hâlâ zevci olan Çukadar Abdurrahman isimli şahsı ise bu mal ve eşyanın tahsili noktasında vekil tayin ettiğini belirten bir şikâyet yazdığını görmekteyiz. Hükümden de anlaşılacağı üzere ilk eşi olan ve vefat eden Haydar Efendi’den kalan mirası gayri meşru şekilde müdahale eden kişilerden alınmasını ve bu mirasında şu anki zevci olan ve vekil tayin ettiği Çukadar Abdurrahman isimli şahsa verilmesini istemektedir.Kadının alacağının tahsili noktasında vekil tayin edebildiği yargısına kolaylıkla ulaşılabilir.1767yılı Ağustos ayının başlarında,Adana-Maraş eyaletlerine mutasarrıf olan vezire ve Maraş Kazası Naibine hitaben, müteveffadan adı geçen şahıslara intikal eden ve yine yukarıda isimleri zikr olunan şahıslar tarafından gasp edilen mal ve eşyanın hakkı olan şahsa verilmesi yönünde hüküm verilmiştir.44 Miras şüphesiz kadim tarih boyunca Aile içerisinde ve toplum nezdinde ve dahi hala günümüzde çetin mücadelelerin sürdüğü bir alan olma niteliğini taşımaktadır. Miras konusu Ahkâm defterlerinde sıklıkla karşılana gelinen konuların arasında olmuştur. Aile içerisinde mücadele edilen ve hatta bazen çatışmalar, müdahaleler noktasına gelen bu konu şikâyetlerin ekseriyetini oluşturmaktadır. Seyyid Mehmed ile Kız kardeşleri Fatma ve Asiye isimli şahısların, babaları Muhammed’in validesi Raziye İsimli şahısın vefat etmesinden dolayı geriye kalan yüz kese akçenin babaları Muhammed’e intikal ettiğini ancak babalarının validesi olan ve vefat eden Raziye isimli şahısın kardeşi, babalarının ise dayısı olan Hacı Abdullah isimli şahısın bu malı babalarına vermek üzere emanet aldığını ancak babalarının vefat etmesinden dolayı aslında kendi hakları olan söz konusu akçenin dayılarında kaldığını dahası müteveffa babalarının dayısı olan Hacı Abdullah isimli şahsında vefat etmesi sonucunda Ayıntab’da ikamet eden ve müteveffa Hacı Abdullah’ın oğlu ve müteveffa babalarının dayı oğlu olan el-Hac Mehmed’in söz konusu akçeyi aldığını ve bu kişiden talep edildiğinde ise vermekte türlü bahaneler öne sürüp akçeyi vermek sevdasında olmadığını şikayette bulunmuşlardır. Bu hükümde görüldüğü üzere erkek kardeş ile kız kardeşler birlikte şikâyette bulunmuşlar ve hak aranan zeminde eşit şartlarda yer almışlardır. Kadın, üzerine hak olan mirası yine üzerine hak olan şikâyet hakkı ile talep edebilmektedir.45

2.3. Darp-Cinayet İle İlgili Hükümler Geçtiğimiz bölümlerde sıklıkla ifade ettiğimiz üzere Osmanlı Devleti hukuk sistemi şer’i hukuk ve örfi hukuk olarak şekillenmiş ve bu iki kavram etrafında kendi yapısını oluşturmuştur. Bu yüzden Osmanlı Hukuku ile İslam Hukukunun birçok yerde kesişmesi ve aynı yolda devam etmesi tabii bir durumdur. Geniş bir alanı konu alması tabiatında olan hukuk sisteminin ağır suçlar kategorisine giren cinayet ve darp ile ilgili kaideleri de mevcuttur. Osmanlı Devletinde darp etme ve cinayet olaylarına radikal yaptırımlara rağmen rastlamaktayız. İslam hukukunda adam öldürme ve yaralama suçları için kısas uygulanır iken organ kesme ve yaralamalarda diyet uygulandığını görmekteyiz.46 Tabi ki konumuz itibariyle BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.127/2. BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.166/5. 46 Erol Özbilgen, Bütün Yönleriyle Osmanlı Âdâb-ı Osmâniyye, İz Yayıncılık, 2010, İstanbul, s.225. 44 45

265


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

hükümlere bakarak suçlara hangi cezaların verildiği noktasında yorumlar yapmak güç olsa gerek. Malum hükümler şikâyetleri barındırır ve şikâyet karşısında verilen hükmü içerir. Bu hüküm ise şikâyet edilen olayın yaptırımı veyahut son mahkeme kararı değildir. Burada sadece konuya genel mahiyette bir giriş yapılarak hüküm değerlendirmelerine zemin hazırlanmaktadır. Ayrıca Osmanlı Devletinde şahıslara karşı işlenen suçlar, hayata ve vücut bütünlüğüne karşı olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan ilk ifade ettiğimiz hayata karşı suçlar; adam öldürme suçlarıdır ve kasten (amden), kastın aşılması (şibhü’l-amd) suretiyle ve taksirle adam öldürme (hataen katl) şeklinde üçe ayrılmıştır. İkinci olarak ifade ettiğimiz Vücut bütünlüğüne yönelik suçlar; kasten yaralama suçu, taksirle yaralama, kastın aşılması suretiyle yaralama olarak üçe ayrılmaktadır.47 II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinde söz konusu tarih ve sayfa aralığında bulunan 14 kadın muhtevalı hükümden iki tanesi bu bahsi geçen olaylar ile ilgilidir ve Kadın şikâyetleridir. Hükümler her ne kadar bize o dönemin muhtelif alanlarında yorumlar yapmamıza imkân sağlasa da aslında çok özet şekilde kayıt altına alınmasından dolayı yorumlarımızı daha sınırlı ve daha dikkatli bir şekilde yapmamıza neden olmaktadır. Örneğin bir cinayet hükmünde sadece şikâyette bulunanların isimleri, cinayeti kimin veyahut kimlerin yaptıklarının isimleri ve maktul olan şahısın ismi yer almaktadır. Olayın niçin meydana geldiği noktasında pek izah görmemekteyiz. İstisnalar var mı? Evet bazen olayın niçin meydana geldiği noktasında izah yapılmaktadır. En azından değerlendirmesini yaptığımız iki Cinayet-Darp hükmü için söyleyecek olursak bu istisna ile karşılaşmamaktayız. m.1767 yılı Eylül ayının sonlarında, Maraş-Rakka valilerine ve Şure, Kâhta, Ruha, Birecik kadılarına hitaben yazılan bir hükümde El-Hac İbrahim ile Fatma isimli şahıslar mirasçıları Ömer isimli şahısın Şure Kazası sakinlerinden Murtaza, Hakvirdi Yusuf, Şaban, Mustafa, Cebrail oğlu Hasan ve Hacı Şaban isimli şahıslar tarafından öldürüldüğünü ve hâlâ davalarının görülmediğini şikâyette bulunmuşlardır. Bu olayın sonucunda yukarıda zikr edilen makamlara bahsi geçen olayın mahalde şer‘an görülmesi yönünde hüküm verilmiştir.48 Görüldüğü üzere olay gayet özet şekilde kayıt altına alınmıştır. Olayların özet şekilde kayıt altına alınmasının birçok sebebi mevcuttur fakat şikâyet fazlalığını da bu sebeplerin arasına ekleyebiliriz. Şikâyet sonrasında doğal olarak hukuki süreçte olayların temeline inildiği de bir gerçektir. Cinayet ve darp olaylarına defterdeki diğer hükümlerde -kadın harici hükümlerdefazlaca rastlamaktayız. Bu bazen yol kesme olarak, bazen de meskeni basma şeklinde kendisini göstermektedir. Olaylar bazen cinayetle sonuçlanır iken bazıları ise yaralama ile sonuçlanmaktadır. Bu olaylarda kullanılan suç aletlerinin başında Kılıç gibi kesici aletler ile Piştov silahını görmekteyiz. Suçu işleyenlerin muhtelif hükümlerde suça maruz kalanlar Özen Tok, “Kayseri Kadı Sicillerindeki Yaralanma ve Ölüm Vakalarıyla İlgili Keşif Raporları (1650-1660)” Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, I/22, 2007, Kayseri, s.328. 48 BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.131/2. 47

266


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

üzerinde uzuvlar kestiğini de şahit olmaktayız. Ayıntab sakinlerinden Emine isimli şahısın Mustafa isimli oğluna yapılan bu izaha örnek teşkil edebilir. Mustafa isimli şahısın Cabir oğlu Bekir, Kara Halil oğlu Mustafa, adamları Tat Ahmed, Deli Ahmed ve yine Berce Karyesi sakinlerinden Hacı Hasan oğlu İsmail ve İbrahim isimli şahıslar tarafından yolunun kesilip yüzünün ve kulağının darp edilip piştov kurşunu ile sol böğründen yaraladıklarını öğrenmekteyiz. Ayıntab sakinlerinden Emine isimli şahıs oğlu olan Mustafa’ya bu saldırıyı yapanları şikâyet etmiştir. m.1768 yılı Eylül ayının başlarında söz konusun olayın kanun gereğince çözülmesi yönünde hüküm verilmiştir.49

2.4. Nafaka İle İlgili Hükümler Lügatlarda nafaka kelimesi “harcamak, tüketmek” anlamındaki infâk masdarından türetilmiş olup “azık, ihtiyaçların karşılanması maksadıyla harcanan para vb. maddî değerler” manasına gelmektedir.50 İslâm hukukçularına göre erkeğin nafaka mükellefliği evlilik akdinden itibaren başlar. Ancak evlilik sonrasında ise evliliğin bozulma nedenine göre iddet51 süresince nafaka ödeyip ödemeyeceği konusunda ihtilaflı yaklaşımlar bulunmaktadır. Lakin Nafaka ile ilgili genel kabul edilir yaklaşım Evlilik akdinin yapılmasından itibaren kocanın zevcesinin hayatını devam ettirebilmesi için gerekli görülen bütün yiyecek maddelerini, iaşesini temin etmek zorunda olmasını ifade eden görüştür. Kadınların açtıkları nafaka davalarının evlilik hali devam ederken açılabildiği gibi boşanma, şiddetli geçimsizlik, terk, ölüm ve gaiplik ve üzerine ikinci eş getirilmesi gibi sebepler olarak çeşitlilik arz ettiği görülmektedir.52 Maraş Ahkâm Defterlerinde şikâyet kaydı tutulan ve Kadınlar tarafından şikâyet edilen konular arasında yer alır.14 Hükmün içerisinde tek nafaka ile ilgili şikâyet 34/3 kodu ile ifade ettiğimiz hükümdür. El-Hac Osman kızı olan Fatma isimli şahıs zevcesi Mehmed oğlu Mahmud Efendiyi senelik ödemesi gerekli olan otuzar akçe nafakasını ödemediğini şikâyette bulunduğu ve dergâh-ı muâllam kapucubaşlarından Hasan dâm-ı mecdûhunun şatırı53 olan Mehmed isimli şahısı ise vekil tayin ettiğini belirttiği hükümdür. m.1765 yılı Ekim ayı sonlarında, Maraş Valisine ve Maraş Kazası Naibine hitaben, zevcinin BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.164/2. Celal Erbay, “Nafaka”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, XXXII, 2006, Ankara, s.282. 51 Kadının boşanma veya ölüm sebebiyle muayyen bir müddet zarfında evlenememesi yerinde kullanılır bir tâbirdir. ölümde dört ay on gün (yüz otuz gün), boşanmada üç ay on gün (yüz gün) beklenir. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü II, M.E.B, 1993, İstanbul, s36. 49 50

Abdullah Aydoğan, Maraş Şer‘iyye Sicillerine Göre Ailenin Teşekkülü Ve Dağılması, KSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. İsmail Altınöz, 2016, Kahramanmaraş, s.98. 53 Sarayın dış hizmetinde bulunup padişahların maiyetinde peyklere benzer vazife gören bir sınıf. Dibâdan elbise giyerler, murassa kuşak sararlardı. Başlarında serpuş olarak sorguçlu altın veya altın yaldızlı tas bulunurdu. Merasimlerde hükümdarların rikâbında ve solakların önünde yürürlerdi. Vazifeleri peyklerle aynı olan şatırlık XVII. Yüzyılın ortalarına doğru kaldırılmış, 1666 da ihya olunmuş, II. Süleyman tarafından tekrar ilga edilmiş, 1706 da III. Ahmed tarafından tekrar kurulmuştur. XVII. Yüzyılda mevcutları yirmi, XVIII. Yüzyılda on iki idi. Bundan başka, vezirlerin kapı halkı arasında Şatır isimli vazifelilerde bulunurdu. Bunlar, bilhassa sefer zamanında kullanılırlardı. Bk. Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lügatı, Enderun Kitabevi, 1986, İstanbul, s.321 52

267


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

zimmetinde olan toplu nafaka miktarının tahsili ve adı geçen vekile verilmesi ve kanun gereğince olayın görülmesi yönünde hüküm verilmiştir.54 Bu hükümde Osmanlı Sosyal hayatında boşanmaların yaşandığını, nafaka ödemesi için verilen kararın geri dönüşünde aksaklıkların yaşandığını söyleyebiliriz. Lakin boşanma olaylarının ne sıklıkta olduğunu ve hangi sebeplerden boşanmaların yaşandığını veyahut nafaka ödemelerinin genelinde bir sorunun varlığından söz etmek sadece bu hükme bakarak varılacak sonuçlar değildir.

Sonuç Osmanlı Devleti adalet anlayışı ile hükmettiği topraklarda yaşayan muhtelif unsurlara karşı devlet olmanın gereğini yerine getirmeye çalışmış ve otoritesini en uç noktalara kadar götürmeyi ülkü edinmiştir. Bunun için hukuki zeminleri bürokratik ağ içerisinde oluşturmuştur. Bu oluşturulan zeminin kaideleri yine devlet eliyle topluma karşı bir mükellefiyet olgusunun zuhur etmesine sebebiyet vermiştir. İşte bu mükellefiyet duygusu Devlet sınırları içerisinde Daire-i Adâlet anlayışının uygulanmasını elzem kılmıştır. Bu anlayış Adalet mefhumunu yönetimin merkezine koyan ve sağlıklı bir şekilde pratikte uygulandığında bu söz konusu sağlıklı hâlin Devlet’in diğer organlarına da sirayet edeceğini öngören veyahut izah eden bir anlayıştı. Bu anlayış aslında Osmanlı Yönetim Anlayışının temel parametresini oluşturur. Bu söz konusu yaklaşım ancak iyi bir bürokrasi, takip, kayıt ve otorite ile sağlanabilirdi. Adalet ile hükmetmek adına vücuda getirilen sistemlerden biri de Ahkâm Defterleri adı ile oluşturulan ve eyaletlere göre tanzim edilen reayanın şikâyetlerinin muhatap alındığı sistemdi. Sağlam bir bürokrasi ağı ile devlet işlerini kayıt altın almaya büyük ehemmiyet gösteren Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan topluluklara veyahut bireylere karşı da bu kayıt işlemini uygulamış ve yukarıda adı geçen defterler ile şikâyetlere çözüm üretmek noktasında gayret göstermiştir. Bu defterlerin muhtevasında standart bazı kaidelerin çerçevesinde kaydı tutulan hükümler mevcuttu. Bu hükümlerin ihtivasında şikâyet edenin şikâyette bulunduğu mevzusu ve bu şikâyet hakkında verilen hüküm vardır. Şikâyette bulunanlar ise bazen ahaliden bir kişi veyahut ahaliden belli bir zümre, tüccar taifesi, tımar sakinleri, kadılar, gayrimüslimler, kadın-erkek fark etmeksizin şikâyet hakkına sahip olan herkes idi. Lakin bu şikâyette bulunanların arasında yer alan Kadın şikâyetlerinin varlığı XX. Yüzyıl başlarından günümüze kadar gelişmiş toplumların yasa kitaplarının içerisinde ki kanun maddelerinde bir hak arama mücadelesinde olan kadınların, Osmanlı Devletinde şikâyet hakkının varlığından söz edilmesi Kadın Hakları için ehemmiyet arz eden bir durumdur. Kadınlar kendilerine verilen bu hakkı kullanmaktan hiç çekinmeyerek hukuki süreçte yerini almıştır. Bu Kadın şikâyetlerine Osmanlı da var olan ve yukarıda defâat ile zikr etmiş olduğumuz Ahkâm Defterlerinden ulaşabiliriz. Bu defterlerde yer alan Kadın hükümleri BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.34/3.

54

268


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kadınların şikâyetlerinin konusu ve tarihi ile ilgili bizlere bilgiler vermektedir. Bu defterlerden Maraş Ahkâm Defterleri de tanzim edilen Eyalet Defterleri arasında yerini almıştır. 6 adet bulunan bu defterlerden II numaralı Defterde 1-212 sayfa aralığında bulunan ve (1765-1775) yıllarını kapsayan 14 Kadın hükmü mevcuttur.Bu hükümler Maraş’a gönderilen hüküm kategorisinde olup Kadınların içtimai ve iktisadi hayat içerisindeki yeri hakkında bize bilgiler sunmaktadır.Özellikle Kadının alacak verecek anlamında borç alıp verebilmesi ve bunun sonucunda ise haksızlığa maruz kaldığında kendisine hukuki bir zeminde yer bulması iktisadi hayat içerisinde ki önemini, miras konularında şikâyet ederek hak araması ve cinayet-darp-nafaka gibi konularda şikâyet hakkının olması içtimai alanda da faal olduğunu ve bu menfi durumlara karşı bir reaksiyon hakkının mevcudiyetini göstermektedir. Bu belgeler ana kaynak niteliği taşımakla birlikte bizlere o dönemin siyasi, hukuki, içtimai ve iktisadi yapısı hakkında yorumlar yapmamıza vesile olmaktadır. Hükümler şikâyeti içermekle birlikte söz konusu şikâyetin hukuki süreç içerisinde nasıl bir karara bağlandığını, suçlu ve suçsuz tarafın belirlendiğini, şikâyet edenin şikâyetinin ne derece de kabul edilip muhakeme edildiğini bu belgelerden öğrenemeyiz. Bu belgeler sadece şikâyet edeni, şikâyet konusunu, hükmün hangi makama ve hangi tarihte gönderildiğini belirten kayıt defterleridir. Fakat şikâyetlerin defterlerde fazla yer tutması, defterlerin geniş bir tarih aralığını kapsaması ve bu defterlere o dönemde rağbetin çok olması hukuki sürecin adalet noktasında doğru kararlar verdiğinin bir delili olarak kabul edilebilir.

269


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Kaynakça Ana Kaynaklar BOA, Maraş Ahkâm, nr. 2, s.1-212

Kitaplar DEVELİOĞLU, Ferit, 2008, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kitabevi, Ankara FAROQHI, Suraiya, 2003, Osmanlı Dünyasında Üretmek, Pazarlamak, Yaşamak, çev. Gül Çağalı Güven&Özgür Türesay, Yapı Kredi yayınları, İstanbul KUR'ÂN-I KERİM (Açıklamalı Meâli), Diyanet Vakfı Yayınları, 2003, Ankara KÜTÜKOĞLU, Mübahat S., 1994, Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik), Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı, İstanbul ÖZBİLGEN, Erol, 2010, Bütün Yönleriyle Osmanlı Âdâb-ı Osmâniyye, İz Yayıncılık, İstanbul PAKALIN, Mehmet Zeki, 1993, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü II, M.E.B, İstanbul SARICAOĞLU, 2001, Fikret, Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi Sultan I. Abdülhamid (1774-1789), Tarih ve Tabiat Vakfı Tatav Yayınları, İstanbul SERTOĞLU, Midhat, 1986, Osmanlı Tarih Lügatı, Enderun Kitabevi, İstanbul UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, 1988, Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara Makale ve Tezler AKYILMAZ, S. Gül, 2007, “Osmanlı Miras Hukukunda Kadının Statüsü”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, XI/1-2, Ankara, s.471-502. ALPARSLAN, Ali, 1994, ‘‘Divani’’, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, IX, Ankara, s. 445-446

270


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

AYDOĞAN, Abdullah, 2016, Maraş Şer‘iyye Sicillerine Göre Ailenin Teşekkülü Ve Dağılması, KSÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. İsmail Altınöz, Kahramanmaraş Başbakanlık Osmanlı Arşivi Rehberi, 2010, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın No: 108, İstanbul ÇETİN, Atilla, 1984, “Osmanlı Arşivciliğine Toplu Bir Bakış”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, XXXIII/2, Ankara, s. 53-65 DULUM, Sibel, 2006, Osmanlı Devleti’nde Kadının Statüsü, Eğitimi ve Çalışma Hayatı (1839-1918), Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir EMECEN, M. Feridun, 2005, “Osmanlı Divanının Ana Defter Serileri: Ahkâm-ı Mîrî, Ahkâm-ı Kuyûd-ı Mühimme ve Ahâm-ı Şikâyet”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, III/5, İstanbul, s.107-139 ERBAY, Celal, (2006), “Nafaka”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, XXXII, Ankara, s.282-285 GERBER, Haim, 1980, “Social and Economic Position of Women in the an Otoman City, Bursa, 1600-1700”, IJMES, XII/3, Cambridge, p.231-244 GÜNAY, Ramazan, 2013, “Osmanlı Arşiv Kaynakları İçerisinde Ahkâm Defterleri: Gelişim Seyri, Muhtevası ve Önemi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, I/17, Isparta, s.9-30 İNALCIK, Halil, 1988, “Şikâyet Hakkı: ‘Arz-i hâl ve ‘Arz-i Mahzar’lar”, Osmanlı Araştırmaları, VI/7-8, İstanbul, s.33-54. OKUR GÜMRÜKÇÜOĞLU, 2012, “Şikâyet Defterlerine Göre Osmanlı Teb’asının Şikâyetleri”, AUHFD, LXI/1, Ankara, s.175-206 ÖZEL, Ahmet, (1988), “Ahkâm”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, I, Ankara, s.550551 SOLAK, İbrahim - UYSAL, Zeynep, 2016, “Osmanlı Toplumunda Kadın (Konya Örneği 1670-1680)”, Uluslararası Sempozyum: Geçmişten Günümüze Bozkır (06-08 Mayıs 2016), Sempozyum Bildiriler Kitabı, Konya, s.991-1004 ŞİMŞİR, Nahide, 1994, “Ahkâm Defterlerinin Tarihi Kıymeti ve 107 No’lu Anadolu Ahkâm Defterinde ki İzmir İle İlgili Hükümler”, E.Ü. Tarih İncelemeleri Dergisi, IX/9, İzmir, s.357390

271


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

TEKİN, Saadet, 2010, “Osmanlı’da Kadın ve Kadın Hapishaneleri”, Tarih Araştırmaları Dergisi, XXIX/47, Ankara, s.83-102 TOK, Özen, 2007, “Kayseri Kadı Sicillerindeki Yaralanma ve Ölüm Vakalarıyla İlgili Keşif Raporları (1650-1660)” Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, I/22, Kayseri, s.327-347 ÜZÜM, İlyas, 1998, “Hüküm”, DİA, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, XVIII, Ankara, s.464466 YANCI, Ülkü, 2016, “Batılıların Gözünde Osmanlı Kadını İmajı Üzerine Değerlendirme”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, III/23, İstanbul, s.381-396

272

Bir


Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi Cilt:IV/Sayı:XI/Mayıs /MMXVII

ISSN:2148-2292.

Academıc Journal of History and Idea Volume:IV/Number:XI/ May / MMXVII

АКАДЕМИЧЕСКАЯ ИСТОРИЯ И МЫСЛЬ

Ekler:

Ek 1: II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinden Örnek Hükümler: s. 80/2

Ek 2: II Numaralı Maraş Ahkâm Defterinden Örnek Hükümler: s. 127/2

273

Akademik tarih ve düşünce dergisi 4 cilt 11 sayı  

AKADEMİK TARİH VE DÜŞÜNCE DERGİSİ 4. CİLT 11. SAYI MAYIS İLKBAHAR DÖNEMİ Academic Journal of History and Idea

Akademik tarih ve düşünce dergisi 4 cilt 11 sayı  

AKADEMİK TARİH VE DÜŞÜNCE DERGİSİ 4. CİLT 11. SAYI MAYIS İLKBAHAR DÖNEMİ Academic Journal of History and Idea

Advertisement