Page 1

www.haberpodium.com / 15 Mart 2017 / Yıl 4 / Sayı 45

1


Mozaik GmbH / Schlossacker 1 4853 Murgenthal

Tel Faks

: +41 (0) 62 926 50 40 : +41 (0) 62 926 50 47

info@ mozaikgmbh.com www.mozaikgmbh.com


ABONE OL,

İsviçre gündemini bizimle takip edin!

DERGiN HER AY ADRESiNE GELSiN! 1 yıllık Abonelik ücreti sadece 75 Sfr.

İsim: Soyisim: Firma: Faaliyet alanı: Dergi teslim Adresi: Posta Kodu/ Şehir: Telefon: E-Mail: Meslek: Doğum tarihi:

İmza

75 Sfr. ödeyerek 1 yıllık abone olmak istiyorum. Gerekli bedeli ödemem için bana makbuz yollayın. BANKA HESAP NUMARAMIZ: KONTO 60-648799-5 IBAN: CH59 0900 0000 6064 8799 5

ArgeMedia-HaberPodium Bollstrasse 15 Postfach 458 8405 Winterthur-CH +41 (0) 52 514 11 00 +41 (0) 76 343 80 74 Dergimize web sitesinden de abone olabilirsiniz. www.haberpodium.com

4

/haber.podium /haberpodium


Aydın YILDIRIM a.yildirim@haberpodium.com

Bu sıralar gündem 16 Nisan’da Türkiye’de yapılacak olan Anayasa değişikliği referandumu.

Peki İsviçre’de durum ne? İsviçre burada yürütülen

Referandum denilince genellikle akla İsviçre gelir. Dünyada referandumun en çok yapıldığı ülkedir İsviçre. Göçmenler ve ekonomi dışında oylanan konular genellikle çok sakin geçer. Türkiye’deki referandum süreci ile kıyaslama yapılamayacak derecede de farklılıklar vardır burada.

ülkeleri gibi düşünüyor.

İsviçre Federal Parlamentosu`nda kabul edilen bütün Anayasa değişiklikleri referanduma sunulmak zorundadır. Ülkede her yıl 4 referandum tarihi açıklanır ve ortalama 10 referandum yapılır. Evet ile Hayır arasında gidip gelen bu referandum tartışmaları genellikle 2 ay sürerken, bu süre zarfında toplumsal kamplaşmalar ve ötekileştirmeler görmek pek mümkün değildir. Referandum süresince tüm aktörler medya kanallarını çok rahat kullanabilir, halkı ikna etmek için görüşlerini rahatça ifade edebilirler.

Grob, konuya ilşkin yaptığı açıklamada, "Zürich'te

16 Nisan referandumu süreci Avrupa’da dikkatle takip ediliyor. Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının buralarda yürütülen kampanyalara ve toplantılara ilgileri oldukça yoğun.

gerekçesi gerçek dışı ve yersiz. İsviçre’de yaşayan

Söz konusu yaklaşık 2 milyonluk bir oy potansiyeli olunca Türkiyeli siyasi partilerin buraları eş geçmemeleri, gerektiğinde diplomatik kriz yaratacak açıklamalarda bulunmaları dahi gayet normal. Avrupa ülkelerinin politik arena haline getirilmesi Almanya, Avusturya ve Hollanda gibi ülkeleri rahatsız etmeye bile başladı. Bu durum kısa bir süre önce İsviçre’ye de yansıdı. Tüm AB ülkelerine de yayılabilir.

olduğunu ifade etmekten öteye gitmiyor.

Rahatsızlığın boyutu ise; “Türkiye’de demokratik olanakların kullanılmasına izin vermeyen hükümet yetkililerinin buradaki demokratik olanakları sonuna kadar kullanmaları” şeklinde ifade ediliyor.

kayıtlı olmalarına rağmen, en yakınlarındaki temsil-

referandum çalışmaları konusunda diğer Avrupa

Geçtiğimiz günlerde Zürich Kantonu yetkililerinin, T.C. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun katılacağı bir toplantının iptal edilmesi için Federal yönetime talepte bulunmaları bunun en açık örneği. Zürich Kantonu Güvenlik Departmanı sözcüsü Urs planlanan etkinliğin gerçekleşmemesi için Bern'e bir mektup yolladık" açıklamasında bulundu. Grob, bu istemlerinde güvenlik konusunu önplana çıkarıyor ve büyük çaplı protesto eylemlerin düzenlenmesinden endişe ettiklerini söylüyor. İsviçre’ye bugün kadar birçok hükümet üyesi bakan ve milletvekili ziyaretlerde bulundu. Hemen hemen her partiden gelenler oldu ve kendi kitleleri ile sorunsuz buluştular. Bizce Urs Grob’un talebinin Türkiyeliler, burada barış ve huzur içinde yaşamak konusunda, en az İsviçreli yetkililer kadar hassaslar. “Büyük çaplı protesto eylemlerin düzenlenmesinden endişe edilmesi“ ise çatışma beklentisinin

Belirtmeden geçmeyelim; Anayasa referandumu için İsviçre’de 94.032 seçmen kaydı bulunuyor. Kaydı bulunanların oy verme işlemleri Bern, Zürich ve Cenevre’de bulunan temsilciliklerde yapılacak. Bu vesile ile temsilciliklerde hafta içinde 7, hafta sonunda ise 10 sandık kurulacak. Oy kullanacak olanlar, farklı konsolosluklarda ciliklerde de oy kullanabilecekler. Detayları içerikte okuyabilirsiniz.

Bu ülkelerde Hükümet üyelerinin katılacağı referandum etkinlerinin iptali istenirken, burada daha çok güvenlik boyutu önplana çıkarılıyor.

Künye / Impressium HaberPodium ist eine Monatliche Zeitschrift, das Schweizerische Nachrichten auf Türkisch anbietet und für die türkischsprachige Bevölkerung der Schweiz zur Verfügung stellt. Zielsetzung ist die Förderung und die soziale Integration der türkischsprachigen Bevölkerung in ihre Umgebung und ein besseres gegenseitiges Verständnis. ArgeMedia HaberPodium Bollstrasse 15 Postfach 458 8405 Winterthur-CH Tel +41 (0) 52 514 11 00 Tel +41 (0) 76 343 80 74 E-Mail info@haberpodium.com Web www.haberpodium.com Inserate marketing@haberpodium.com Bankverbindung KONTO 60-648799-5 IBAN CH59 0900 0000 6064 8799 5

Sahibi / Herausgeber ArgeMedia Genel Yayın Yönetmeni / Chefredaktor Aydın Yıldırım Haber Müdürü / Nachrichtenchef Derya Özgül LL.M Redaksiyon / Redaktion Reyhan Alhas Yazarlar / Autoren Ahmet Alabalık Ayhan Demirden Berna Çoban B. Nazan Walpoth Bülent Kaya Cavit Akbuğa Derya Özgül Edibe Gölgeli Gamze Hacipasaoglu Gülter Locher Haşim Sancar Mehmet Meral Meral Acar Özde Süslü Savaş Şengül

Şener Arslan Yasemin Schreiber Pekin Fransız kantonları sorumlusu / Leiter französischen Kantone Savas Kulug Hukuk Danışmanı / Rechtsberaterin Derya Özgül LL.M Grafik Tasarım/Baskı / Grafische Design/ Druck ArgeMedia Türkiye Sorumlusu Kurtuluş Karaşın Online / Internet Sadık Bagadur Yayın Periyodu / Periode Yılda 12 Adet, her ayın 15'i 12 Mal Jährlich, jeder 15. des Monats Die Verwendung von Texten, Fotos und Inhalten von haberpodium.com ist nur mit Quellenangabe (www.haberpodium. com) gestattet. Jede Verwendung oder Reproduktion ohne Genehmigung von haberpodium.com ist untersagt und verletzt die Autorenrechte. Die Redaktion behält

sich das Recht vor, erhaltene Artikel, Fotos oder andere Arten von Dokumenten nicht zu publizieren. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir ve reklamların içeriğinden reklam verenler sorumludur. Doğacak hukuki sorumluluk hiçbir şekilde dergimizi ve sitemizi bağlamaz. Dergi ve sitemizde yer alan yazı, resim, ilan ve reklamlar ismimiz belirtilmek suretiyle ya da izin alınarak kullanılabilir. HaberPodium basın yayın ilkelerine uymayı taahhüt eder. Redaksiyon kapanış: Her ayın 3`ü. Dergimizde yayınlanmasını istediğiniz haber, duyuru ve reklamlarınızı her ayın 3`üne kadar göndermeniz gerekmektedir. Verdikleri ilanlarla sponsor desteği sunan firmalarımıza teşekkür ediyoruz. www.haberpodium.com facebook/haber.podium twitter/haberpodium instagram/haberpodium


8

24

18 26

TAVE Treuhand AG ile daha fazla tasarruf edin

28

Mehmet Meral: Affetmek ya da affedememek

10

20

12

30 14

22

Psikolojik Bilgileri Türkçe Edinmek

CHP İsvirçe Birliği Yeni Başkanını Seçti

Düşükler Aile Toplum Kaydına Alınmak İsteniyor

16

17

17

timmed SwissGmbH Sağlık Alanında Geniş Hizmetler

Dr. med. Roland Schreiber'dan ağrı ile ilgili kitap; Gesichter des Schmerzes

Zurich Başkonsolosluğu'na Asiye Nurcan İpekçi Atandı

23

24

Winterthurlu Kadınlardan Takı Atölyesi

34 35

Osman Baydemir İsviçre'deydi


36

44

46

48

39

51

40 50

54 52

42 Hangi Filme Gitmeli? Yemek Tarifleri Masal: Gerçek Prenses Ayın Kitapları Bulmaca

58 58 60 61 62


İsviçre’de yaşayabilmek oturum ve çalışma iznine sahip olmakla mümkün. Burada yaşayan göçmenler kantonlar tarafından düzenlenen ve C, B, G, L, F, N, S ve Ci olarak adlandırılan çeşitli kimliklere sahiptirler. 1998 yılından bu yana yürürlükte olan bu uygulama ile göçmenler, AB ve EFTA ülkelerinden gelenler ve gelmeyenler şeklinde ikiye ayrılıyor. İsviçre resmi makamlarının kimlik çeşitleri ve kriterleri şöyle:

B Oturumu Yıllık oturum ve çalışma izni

C Oturumu Süresiz oturum ve çalışma izni AB ve EFTA ülkeleriyle ABD ve Kanada yurttaşları 5 yıl, diğer ülkelerden gelen göçmenler ise 10 yıl “B Oturumu” ile İsviçre’de yaşamaları halinde “C Oturumu”na sahip oluyorlar. Süresiz oturum olarak da adlandırılan bu oturum ve çalışma izni, göçmenlere “B Oturumu”na kıyasla daha önemli avantajlar sağlıyor. Bu kimlik çeşidinin her 5 yılda bir uzatılma zorunluluğu bulunuyor. Ayrıca, işyeri ve işkolu değiştirmede, vergilendirmede İsviçre yurttaşlarıyla eşit haklardan yararlanılıyor. Genel olarak İsviçre yurttaşlığına geçişin ön adımı olarak da değerlendirilen “C Oturumu”, aile birleşimini de mümkün kılıyor.

8

"B oturumu“ bir firmanın ve İsviçre iş pazarının genel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ya da aile birleşimi ve iltica başvurusunun kabulü nedeniyle veriliyor. Bu oturum türü, İsviçre’de göçmenliğe atılan ilk adım anlamına da geliyor. Kural olarak ilk verildiği tarihten itibaren bir yıl süreyle geçerli olan “B Oturumu”nun her yıl yenilenmesi gerekiyor. Uygulamada, toplumsal huzuru bozan bir suç işlemek ya da çalışmadan sürekli sosyal yardım almak gibi durumlar dışında, bu çalışma ve oturma izni her yıl kantonlarca uzatılıyor. AB ve EFTA üyesi ülke yurttaşlarına verilen “B Oturumu” bu ülkelerden gelenlere beş yıl süreyle veriliyor.“B Oturumu”na sahip göçmenler, aile birleşimi hakkına sahip olmakla birlikte, bu konudaki karar yetkisi, kişinin durumunu özel olarak değerlendiren kantonlara bırakılıyor.


L Oturumu Kısa süreli oturum ve çalışma izni

İsviçre’de faaliyet gösteren bir firma, genel kural olarak bir yıldan daha az süreyle yurtdışından iş gücüne ihtiyaç duyduğunda resmi makamlar, anlaşma süresiyle sınırlı olmak üzere, L oturum ve çalışma iznini veriyorlar. AB ve EFTA üyesi olmayan ülke yurttaşlarının “L” statüsünde İsviçre’ye kabulleri için, “Yüksek kalifiye işgücü” sınıfında değerlendirilmeleri gerekiyor. Yine bu ülke yurttaşları, kısa süreli oturma ve çalışma izni alabilseler dahi, aile birleşimi hakkından yararlanamıyorlar. Bu oturum türü aynı zamanda İsviçre`ye eğitim amaçlı gelen öğrencilere de veriliyor.

F Oturumu Yıllık olarak verilen oturum hakkı

İsviçre’de iki türlü F Oturumu mevcuttur. Bunlardan ilki, yıllık olarak uzatılan “insani F Oturumu“. Bu kimlik türü de “N Oturumu“ gibi geçici ve çalışma alanları sınırlı olabiliyor. 5 yıllık bir çalışma süresinden sonra “B Oturumu“ na da dönüşebiliyor. İkinci F türü ise Politik nedenlerle verilen „Politik F Oturumu“.Bu kimlik türü de bir süre sonra B kimliğine dönüşebiliyor.

9

G Oturumu Sınır bölgelerinden gelen haftalık işgücü izni İsviçre’ye sınır yerleşim bölgelerinde yaşayanlar, bir işyeriyle anlaşmaları halinde, sınırlı haklara sahip “G Oturumu” düzenlemesiyle, çalışma hayatına katılabiliyorlar. Sınır işçileri olarak da adlandırılan, “G Oturumu” sahipleri, sadece çalışma iznini veren Kanton sınırları dahilinde ki işyerlerinde çalışabiliyorlar. İşyeri ya da işkolu değiştirme de ancak izne tabi olarak mümkün olabiliyor. İlk verildiği tarihten itibaren bir yıl süreyle geçerli olan bu izinle İsviçre’de çalışan yabancılar, haftada en az bir kez İsviçre’den çıkış yapmakla yükümlüdürler. “G Oturumu”, ancak, İsviçre’de çalışır durumda olmanın kanıtlanmasıyla yenilenebiliyor. Son zamanlarda Bu Oturum çeşidinin yerini "B Oturumu" almış durumda.

N Oturumu İlticalara 6 ay için verilen oturum hakkı

Bu Oturum türü iltica başvurusunda bulunup da henüz işlemleri tamamlanmış ya da iltica başvuruları kabul edilmemekle birlikte, ülkelerine geri gönderilmelerinde sakınca görülen kişilerle ilgili. Eğer iltica başvurusu, yetkili makamlar tarafından kabul edilmişse, bu durumda yetkili kanton ilgili kişiye “B Oturumu” verir. “N Oturumu”, sığınma başvurusunun kesin reddiyle sona eriyor. “N Oturumu”, her 6 ayda bir uzatılırken, ilk 6 aydan sonra kişiye, gastronomi, temizlik gibi alt kategorideki iş alanlarında çalışma hakkı veriliyor

S Oturumu

Ci Oturumu

Acil durumlarda verilen oturum hakkı

Resmi görevlilere ve aile bireylerine verilen oturum hakkı

Herhangi bir savaş, iç savaş ya da olağanüstü hal durumunda kişilere verilen geçici oturum türüdür. Bu oturum daha çok koruma amacıyla verilirken, kriterler Federal Hükümet tarafından belirleniyor.

Bu oturum türü EU ve EFTA ülkelerinden gelen ve burada görevli olan yabancı misyon görevlilerine, organizasyon temsilcilerine ve bunların ailelerine veriliyor. 25 yaşından küçük olan aile bireyleri bu oturum türüne sahip olabiliyor. Kişinin görevi sona erdiğinde oturum da sona eriyor.

S oturum türüne sahip olanlar belli işlerde çalışabilirler. Bu oturum türü 5 yıl sonra B oturum türüne dönüşebiliyor.

9


Sandıklar 27 Mart - 9 Nisan Tarihleri Arasında Kurulacak Türkiye’de 16 Nisan 2017 tarihinde yapılması kararlaştırılan Anayasa değişikliği referandumuna dair oy verme işlemleri Bern, Zürich ve Cenevre’de bulunan temsilciliklerde 27 Mart - 9 Nisan tarihleri arasında yapılacak.

Halk oylamasında beyaz renk üzerine ’Evet’, kahverengi üzerine ’Hayır’ ibareleri bulunan iki ayrı renkte birleşik oy pusulası kullanılacak. Seçmenler tercih mührünü kullanarak, oy verme işlemini gerçekleştirebilecek.

İsviçre’de bulunan temsilciliklerde hafta içinde 7, hafta sonunda ise toplamda 10 sandık kurulacak. Kurulacak olan sandık dağılımları şöyle;

Gümrük kapılarındaki oylamalar ise 27 Mart-16 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek.

62.546 kişi

20.518 kişi

10.968 kişi

10

Zürich Hafta içi 4 hafta sonu 5 sandık

Bern Hafta içi 2 hafta sonu 3 sandık

Cenevre Hafta içi 1 hafta sonu 2 sandık

oylama tarihlerinde en yakındaki temsilciliklerde de oy kullanabilecekler. YSK’nın bu uygulamasıyla yurt dışı seçmeni, sadece gümrük kapıları veya bağlı bulunduğu seçim bölgesinde oy kullanma zorunluluğundan kurtulacak. Tatil yapan veya işi gereği yaşadığı şehirden uzakta bulunan seçmenler herhangi bir sandığa giderek oylarını

94.032 İsviçre'de oy kullanacak olanların toplam sayısı 27 Mart - 16 Nisan Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliği referandumunda gurbetçi seçmenin oy kullanmasını kolaylaştıracak bir uygulama hayata geçirdi. Buna göre oy kullanacak olanlar farklı konsolosluklarda kayıtlı olmalarına rağmen,

kullanabilecekler. Bunun için seçmen kimliğini göstermesi yetiyor. YSK’nın yaptığı açıklamaya göre seçmen kütüğüne kayıtlı olmayanlar oy kullanamayacaklar.


11


Doç. Dr. B. Nazan Walpoth Bern Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Öğretim Üyesi nazan.walpoth@insel.ch

Dünya Sağlık Örgütü ve pek çok uzman, orta ve uzun vadeli zararları henüz yayınlarla belirlenmemiş olan e-sigaranın, tütün sigarası bağımlılığı mücadelesinde önerilmemesi görüşündeler. E-sigara içiminin tütün sigarası içiciliğinden en önemli farkı, tütünün yokluğu ve buna bağlı olarak tütün yanması ile oluşan zararlı dumanın enhale (içe çekilmemesi) edilmemesidir. Bu yüzdendir ki, bugünün kısa vadeli bilgileri ışığında, tütün enhalasyonu ile arttığı bilinen

12

kalp damar hastalıklarının, bazı kanser ve akciğer hastalıklarının, daha az görülebileceği düşünülmektedir. Elektronik sigaralar pil, rezervuar, püskürtücü, buharlaştırılan sıvı ve sensörlü olan ağızlıktan (sensör püskürtmeyi regüle eder) oluşur. İsviçre`de kartuşun sadece nikotin içermeyen formları için satış izni vardır. İnternet üzerinden nikotinli kartuş siparişi dünyanın her yerden mümkündür.


E-sigara’nın etkileri -

E-sigara kısa vadede ağızda kuruluk, baş ağrısı, nefes darlığı, öksürük ve kan basıncında yükselme gibi etkiler yapabilir.

-

Saf olmayan glycerol enhale edilirse (içe çekilirse) akciğer yangısına sebep olabilir.

-

Teknik arızalar neticesinde, nikotinli sıvıların deri ve ağız mükozası ile teması tahrişe ya da olası patlamalar neticesi yaralanmalar olabilir.

-

Kaza ile, özellikle küçük çocukların eline geçen nikotinli sıvıların içilmesi

Renkli ve hoş kokulu olan e-sigaralar çocukların ve gençlerin nikotin bağımlılığına geçiş risklerini azımsanmayacak derecede arttırmaktadır.

Araştırmalar E-sigara içicilerinin orta ve uzun vadeli riskleri konusunda henüz elimizde yeterince bilgi ve yayın yoktur. Unutulmamalıdır ki, nikotin içeren e-sigaralar da kişiyi nikotin bağımlısı yapabilmektedir. Bu risk özellikle tütün sigarası içicisi olmayan gençlerde gözardı edilmemelidir. Sigara bağımlılığı ile mücadele eden uzmanlar e-sigara desteğinin

ma getirilebileceği endişesini duymaktadırlar. Şu an için e-sigaranın sigara bağımlılığından kurtulmada etkili olduğunu gösteren çok az randomize araştırma/ yayın mevcuttur. Konu uzmanlar arasında henüz tartışmalıdır. Elimizde var olan ilk araştırmalar, e-sigaranın şu an için sigara bırakmada kullandığımız diğer yardımcı yöntemlere/ilaçlara (Bupropion, Varenciline, sigara mücadele kursları) kıyasla üstünlüğünü ya da eşdeğerliğini gösterememiştir.

Önlemler E-sigaranın her koşulda özel denetimi olmalıdır. Kalite normları belirlenip kartuşun içindeki sıvının içeriği ve içindeki nikotinin üst sınırı belirlenmelidir. E-sigara paketleri üzerinde “e-sigaraya bağlı riskler görülebilir“ şeklinde uyarı yazılmalıdır.

Renkli ve hoş kokulu olan e-sigaralar çocukların ve gençlerin nikotin bağımlılığına geçiş risklerini azımsanmayacak derecede arttımaktadır.

-

tehlikeli nikotin zehirlenmesine sebep olabilir.

gerekliliği konusunda hemfikir değiller.

İçeriğindeki diacyl, formaldehyd gibi kanser yapıcı kimyasallar nedeniyle akciğer kanserine sebep olabilir.

Uzmanların bazıları e-sigarayı tütün sigarasından kurtulma ve buna bağlı potansiyel sağlık risklerini azaltmada yardımcı olabileceğini düşünüyorlarken, bazıları da e-sigaranın nikotin bağımlılığına geçişte ilk basamak olabileceği kaygısını taşımaktadırlar. Böylelikle e-sigara ile, sigara içiciliğinin toplumda yeniden kabul edilebilir duru-

Yeni bir endüstri Batı ülkelerinde sigara satışının gerilemesiyle, e-sigara bu endüstri için yeni ve cazip bir pazar oluşturmuştur.

E-sigara gençler için tütün sigarası içiciliğine ilk basamak olabileceğinden, her türlü özendirici reklamdan kesinlikle kaçınılmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği gibi, uzmanlar orta ve uzun vadeli zararları henüz yayınlarla belirlenmemiş olan e-sigarayı tütün sigarası bağımlılığı mücadelesinde henüz aktif olarak önerilmemelidirler. Bunun yerine yararları yeterince kanıtlanmış; Bupropion, Varenciline, sigara ile mücadele kursları gibi yöntemler ve ilaçlar önerilmelidir. Son olarak şu vurguyu özellikle yapalım; e-sigaralar sadece ve sadece erişkinlere satılmalıdır. Sağlıcakla kalın.

13


Derya Özgül LL.M Hukukçu d.ozgul@haberpodium.com

Caritas Market uygulaması İsviçre’de 1992 yılından bu yana işlev görüyor. İsviçre’nin “fakirleri” için ilk kez Basel’de başlatılan Caritas Market projesi, şu an ülke genelinde toplamda 24 şubesi bulunan bir zincire dönüşmüş durumda. Caritas marketlerinin amacı düşük gelirli insanların, büyük harcamalar yapmadan alışveriş yapmalarına olanak sağlamak. Temel hedef; buralardan tasarruf sonucu elde edilen paralar ile, insanların kendilerine yeni bir çift ayakkabı almaları ya da sinema bileti gibi ihtiyaçlarını karşılamaları. Bu, kişinin toplumun bir parçası olarak kalması açısından önemli görülüyor. 25 yıldır var olan marketler, ilk kurulduğu zamanlardan bu yana, maddi zorluklar içinde bulunan ihtiyaç sahipleri için önemli.

Caritas Market Fikrinin Ortaya Çıkışı 90’lı yıllardan bu yana İsviçre’de belirgin bir yoksulluk dalgası yaşanıyor. İnsanların birçoğu, iş sahibi oldukları halde bile, kendi geçimlerini sağlama konusunda gün geçtikçe daha da zorlanıyorlar. Bundan en çok payını alanlar ise göçmenler. Buna ek olarak, uzun süre işsiz kalanlar, çocuğunun bakımını üstlenmiş yalnız yaşayan anneler ve eğitim seviyesi düşük olan kişiler de ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. O dönem bu kriterlere uyan insan sayısı, sadece Kanton

14

Basel-Stadt’ta 20 bin idi! “Bu kesimlere nasıl yardım edelim?” sorusunun yanıtı aranırken Caritas Market fikri çıkıyor. Fikir, Fransa’da uygulanan ve gönüllülerin yer aldığı bir projeden esinlenilerek uygulanmaya başlanıyor. Ancak İsviçre’de gönüllü çalışma sistemi pek yaygın olmadığı için ilk etapta sorunlar yaşanıyor. Fransa’da ihtiyaç sahiplerine ücretsiz verilen gıdalar, İsviçre’de ücret karşılığında veriliyor. İsviçreliler gıdaların “hediye“ edilmesi yerine, fiyatı düşük tutup, seçimi

“müşteriye“ bırakmaktan yana karar alıyorlar. Başka bir amaç ise, üreticilerden ücretsiz ya da çok düşük fiyata ürün edinmek. Buna göre üreticilerin satılmayan ürünlerini çöpe atmalarına ya da çöpe atmak için ücret ödemelerine gerek yoktu. Basel’de ilk Caritas Marketi açıldığında satılan ürünler şu niteliklere sahipti; Yanlış etiketlenmiş ürünler, son kullanım tarihi yaklaşan ürünler, piyasada satılmayan elde kalmış ürünler ya da üretim hatası olan ürünler. O dönem bu marketin açılışı iç ve dış basında yankı

bulurken, zengin İsviçre’de fakirler için market “skandal” olarak yorumlanıyor. Diğer taraftan büyük marketler bu durumdan tedirgin olmaya başlayıp, müşterilerini kaybetme ve kalitelerinden ödün verme gibi kaygılar taşıyorlar.

Yaygınlaşma - Büyüme Caritas Market’in ilk hedefi İsviçreliler iken, ağırlık kısa sürede göçmenlere, özellikle de eski Yugoslavya’dan gelen mültecilere kayıyor. Basel‘ de başarılı olan bu market projesi bir süre sonra Luzern, St. Gallen ve


Bern’de de hayata geçiriliyor. Büyük bir taşıma şirketi ile yapılan anlaşma sonrasında da bu proje profesyonelleşiyor ve merkezi dağıtım ağları kurulup tüm İsviçre’ye yayılıyor. Şu an İsviçre’nin genelinde 24 Caritas Market bulunuyor. Çalışanlar ise part time çalışan işçiler, işsizler ya da gönüllülerden oluşuyor. 2015 yılında cirosu 13 milyon franki geçen Caritas marketlerinin bazı ürünlerdeki yıllık satışları şöyle; 1,3 Milyon lt süt, 140 bin kg un, 240 bin kg şeker.

12,7

13,2

2014 24

2015 24

530 bin insanın geliri asgari geçim sınırının altında. Bu rakam nüfusun yüzde 6,6’sına tekabül ediyor. Buna ek olarak yine 500 bin kişi yoksulluk riski ile karşı karşıya. Yani bir milyondan fazla insan ya fakir ya da fakirlik potansiyeli taşıyor. İsviçre Sosyal Yardımlar Konferansı’nın (SKOS) güncel rakamlarına göre, İsviçre’de yaşayan bir kişinin geçim sınırı 2.600 frank. Dört kişilik bir ailenin asgari geçim sınırı ise 4.900 frank. Yoksulluk riskini en fazla taşıyanlar şu kesimlerden oluşuyor; İşsizler, eğitim

Yoksulluğa sebep olan etkenler Maddi sıkıntı yaşayan insanlar birçok kez farklı sorunlar ile karşı karşıya bırakılıyorlar. İş mekanizması dahilinde kalmak ya da başka bir iş bulmak gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Genel olarak yaşam koşullarının kötü olması beraberine borçlanmaları ve sağlıksal sorunları da getiriyor.

taşınıyorlar. Örneğin işyerlerinde scan sistemi ile alış veriş yapmak kasa çalışanının işinden olması anlamına geliyor. Ya da tatil/ bilet rezervasyonlarının-satışlarının Online yapılması seyahat şirketlerinde iş kaybı anlamına geliyor.

Bütün bu faktörler kişide marjinalleşme ve umutsuzluğa yol açarken, kişiler genellikle bu durumdan kurtulmak için pek de çıkış yolu bulamıyorlar. Çocuklar

Tabii ki bu gelişimler durdurulamaz ancak diğer bir gelişimin durdurulması mümkün; Devlet sürekli sosyal sigortaları kısıtlıyor. Sosyal devletin tasarruf etmesi refah durumunun kayboluşu anlamına gelir. Burada amaç yeni yoksullar yaratmak olmamalı. Tam tersine eğitim ve öğretime

ise ailelerinin yoksulluğunu neredeyse miras olarak devralıyorlar.

yatırım yapılıp, yoksullukla mücadelede uzun vadeli bir çözüm ortaya konulmalı.

Yoksulluk artıyor

Çözüm ne olabilir?

İsviçre’de son 20 yılda yoksulluk gerilemedi, tam tersine daha da çoğaldı. Gün geçtikçe yoksulluk riski grupları daha da çeşitlenip çoğalıyor. Diğer taraftan da sürekli olarak yüksek pozisyonlarda iş olanakları açılıyor ve bu alanlarda çalışacak olanlar aranıyor. Bu pozisyonlarda çalışanların maaşları oldukça yüksek iken, bu maaş oranları gittikçe artıyor. Ancak çok düşük eğitimlilerin iş olanakları ve maaş oranları ise gün geçtikçe daha da azalıyor. Fabrikalar işlerini ya robotlara yaptırıyorlar ya da ucuz iş gücü olan ülkelere

Burada eğitim en büyük rolü üstlenmeli. Özellikle de dil eğitimleri ve destekleyici programlar önemli. Genç insanların fırsat eşitliğine ihtiyaçları var. Şu anki eğitim sisteminde bu maalesef yok. Eğitim sistemi ile adeta sosyal farklılıklar daha da güçlendiriliyor. Anne-babaların sürekli çalışması gereken ailelerde veya bilgisayar bulunmayan evlerde ev ödevlerinin yapılması artık daha da zor.

7,9 2,8 2006 13 market

2010 19 market

market

market

Kurucuları, sürekli artan market sayısının ve cironun başarı sayılmadığını ifade ediyorlar; “Bu çok kötü bir gelişim. Çünkü bu marketlere artık ihtiyaç duyulmaması gerekirken, yoksulluktan dolayı daha çok ihtiyaç duyuluyor”.

Yoksulluk rakamları Caritas Schweiz’in tahminlerine göre, İsviçre’de yaşayan

15

seviyesi düşük olanlar, çalışma ücreti düşük olanlar, iki çocuktan fazlasına sahip olan aileler ve tek başına yaşayanlar. İsviçre’de yaklaşık 73 bin çocuk yoksulluk içinde yaşıyor. Bu, İsviçre’de yaşayan her 20 çocuktan birinin evinde maddi sıkıntı yaşandığı anlamına geliyor.

Yolsulluk ile mücadele uzun vadeli bir yatırım olmalı.

15


Tanıtım

Birçok insan soğuk algınlığını nasıl tedavi edeceğini, çocuğunun ateşini nasıl düşüreceğini ya da bedensel sağlığını nasıl iyileştirmesi gerektiğini bilir. Ancak psikolojik sağlık konusunda pek de bilgi sahibi değildir. Psikolojik sağlığımızı korumak bedensel sağlığımızla aynı derecede önemlidir. Peki bu konuda ne kadar bilgi sahibiyiz? İsviçre’de özellikle de göçmen kökenli insanlar

16

ciddi psikolojik sorunlar yaşıyorlar. Bundan yola çıkan Berner Gesundheit isimli sağlık kurumu, Bern Kantonu ve igs- psychiatrie sozial ile birlikte göçmenlere yönelik www.psy.ch isimli bir site kurdu.

Sitenin kuruluş amacı, inişler ve çıkışlar, gerginlik ve yaşam sevinci arasındaki dengeyi bulmak.

7 ayrı dilden psikolojik bilgiler aktaran bu sitede Türkçe bilgiler de yer alıyor. www. psy.ch/türkçe linkinde, ihtiyaç halinde başvurulacak psikolojik danışmanlık kurumlarının listesi de bulunuyor.

Bu sorunun cevabını, sitede yer alan ve özel bir program olan “Psikolojik sağlık için 10 adım“ özetliyor. Bu 10 adım şu başlıkları içeriyor; Kendimi olduğum gibi kabul etmek, Konuşmak, Aktif

Peki bu dengeyi sağlamak ve krizlerle başa çıkabilmek için bize ne yardımcı olabilir?

kalmak, Yeni şeyler öğrenmek, Arkadaşlarla iletişimde kalmak, Rahatlamak, Yardım istemek, Yaratıcı olmak, Katılmak, Kendinden vazgeçmemek. Psikolojik açıdan kendini iyi hissetmeyenlerin bu siteyi ziyaret edip profesyonel yardım almalarında fayda var. Ana dilde destek almak isteyenler, sitede bulunan linklerden, İsviçre’de bulunan ve Türkçe konuşan uzmanların listesine de ulaşabilir.


CHP İSVİÇRE BİRLİĞİ

başkana başarı dileklerini sundu.Coşkun’un ardından mikrofonu CHP Avrupa Örgütlenmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl aldı. Bingöl konuşmasında, yapılacak olan anayasa referandumunda herkesin Hayır oyu kullanması gerektiğini ifade etti ve gurbetteki oyların önemine değindi.

CHP

İsviçre Birliği yaptığı 3. Olağan Genel Kurulu’nda yeni başkanını seçti. Winterthur’da bulunan Hotel Töss’te bir araraya gelen CHP’liler Nadir Köklü’yü yeni başkan olarak seçtiler. Saygı duruşu ile başlayan kongre, divan yönetimi seçimi ile devam etti. Divan yönetimi seçiminin ardından sözü ilk olarak CHP İsviçre Birliği eski Başkanı Salman Coşkun aldı. Geçmiş döneme ilşkin değerlendirmelerde bulunan Coşkun, yeni dönem için seçilecek olan

Kongre’de salondakilerin ellerinde bulundurdukları “HAYIR“ afişleri dikkat çekti. İlerleyen saatlerde başkanlık seçimine geçilirken, Genel Kurul’da başkanlık için yarışan isimler Ali Kanoğlan, Ali Mutaf ve Nadir Köklü oldu. Başkanlık yarışında oyların çoğunluğunu Nadir Köklü aldı ve yeni dönemde CHP İsviçre Birliği Başkanlığı’na seçildi. Genel Kurul, Nadir Köklü’nün salonda bulunanlara yönelik yaptığı teşekkür konuşması ile sona erdi.

re, “düşük doğumu aile toplum kayıtlarına kaydetme” olanağı sunulacak. Bu kayıt sisteminin, yaslı ailelerin matem dönemini sağlıklı bir şekilde geçirmelerine yardımcı olacağı düşünülüyor. Şu anki yasal düzenlemeye göre, sadece doğumda yaşayan bebekler ile ölü doğan bebeklerin kaydı bulunuyor. Ancak ölü doğan bebeklerde; en az 500 gram ağırlığında olması ve hamilelikte 22. haftayı doldurulması şartı mevcut. 500 gramdan hafif olan ve 22. doğum haftasını geçmeyen bebeklere “düşük” deniliyor ve aile toplum kayıtlarına geçirilmiyor.

İ

sviçre’de şu sıralar hamile kadınların tamamlanmamış hamileliklerini daha iyi atlatmaklarına ve düşük yapmayı kabul edebilmelerine yönelik adımlar atılıyor. Buna göre, doğum sırasındaki düşüklerde ailele-

facebook/haber.podium

Bir önerge doğrultusunda, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, aileler kendi istekleri üzerine, 500 gram ve 22. hafta şartı olmaksızın gönüllü kayıt yaptıralabilecekler. Bu kaydın ailenin acısını dindirmesine yardımcı olabileceği ifade ediliyor.


Haşim Sancar Yeşiller Partisi Bern Kanton Milletvekili sancars@bluewin.ch

Bu son ağ, adeta yüksek bir yerden diğer ağlardan geçerek düşen birisinin yere çakılmamasını engellemeye yönelik son ağdır. Sosyal yardım, diğer sosyal sigortalarla karşılaştırıldığında, bir belediye sınırları içerisinde yaşayan, ihtiyacı olan herkese verilmesi gereken ve prime bağlı olmayan bir yardımdır.

SKOS (Schweizerische Konferenz für Sozialhilfe): İsviçre Sosyal Yardım Konferansı

Sosyal yardım en son ağ Sosyal yardım (Sozialhilfe) toplumum ve sosyal sigortaların son ağıdır. Ekonomik durumu iyi olmayan bir kişinin veya bir ailenin geliri geçimi için yeterli değilse ve diğer tüm sosyal sigortalardan (işsizlik, malulen emeklilik, hastalık sigortası vs.) yararlanılamıyor veya yeterince yararlanamıyorsa, devreye giren ve belediyelerin sosyal yardım kurumları (Sozialdienst) tarafından belli bir bütçeye göre yapılan yardımdır.

18

Sosyal yardım, verilen vergilerle karşılanan, toplumsal barışa da hizmet eden ve kantonların oluşturdukları kanunlarla çerçevesi çizilen bir sosyal sigortadır. Kişiler ve aileler için önerilen bütçe, içinde kantonların sosyal yardım bakanlarının da yer aldığı bir kurum olan, SKOS (Schweizerische Konferenz für Sozialhilfe: İsviçre Sosyal Yardım Konferansı) tarafından belirlenir. Ancak kurumun mutlak bağlayıcılığı yoktur. Bu bütçe kantonlar tarafından genellikle örnek alınır ve uygulanır. Bu bütçe, geçici bir yardımı öngördüğü ve kişinin tekrar iş hayatına dönmesini cazip kılması

için, yaşamda gerekli en az bir miktarı kapadığı için, düşüktür. Bu sebeple, sosyal yardım alan kişiler yalnızlığa itilen, toplumun en kenar kesimlerini oluşturan, bir kısmı hastalıklarından dolayı çalışamayan ama malulen emeklilik sigortasından da yararlanamayan işsizler, sosyal sorunlara sahip kişiler, çoğu kalifiye olmadığı için işsiz kalan kimseler, küçük çocukları ile tek başına yaşamak zorunda kalan anneler gibi kişilerden oluşuyor. Sosyal yardım ile geçinmek zorunda kalan kesimin, takriben üçte ile dörtte birini, zengin İsviçre’nin geleceği olan çocuklar oluşturuyor.

Sosyal yardım bütçesi Sosyal yardım alabilmek için, kişinin mal ve mülkünün olmaması, durumunu istenen belgelerle çok sıkı bir şekilde kanıtlanması gerekiyor. Deyim yerinde ise kişinin donuna kadar soyunması gerekir (bazen onu da indirmek gerekiyor). SKOS’un sosyal yardım bütçe önerisi şu şekilde görünüyor: Tüm ihtiyaçlar (Grundbedarf) için (yeme,


içme, elbise, elektrik, su, kültürel faaliyetler, toplu taşımacılık vs), bir kişi için 986 frank, iki kişi için 1’509 frank, üç kişi için 1’834 frank şeklinde. Görüldüğü gibi, kişi sayısı arttıkça ortalama da düşmekte. Yörelere göre değişen sınırlı bir miktara kadar ev kirası, en ucuz hastalık sigortası primi ve hastalık masrafları (Selbstbehalt). Bazı durumlarda (örneğin kişinin çalışması eğitim ve kurs yapması veya iş aramasını başarılı bir şekilde yürütmesi durumda), çocukları ile yalnız yaşayan kadınlara vs. bazı ek ödemeler de yapılmaktadır.

Sosyal yardıma saldırılar Son on yıl içerisinde sosyal yardımlara etkili bir saldırı politikası geliştirildi. Tek tük rastlanılan kötüye kullanma (örneğin kaçak çalışılıp sosyal yardım alma) olayları bir vesile olarak saldırı malzemesi haline getirilirken, bu alandaki sorumlu politikacılara kirli bir savaş açıldı. Sosyal Yardım’ın toplumsal boyutları göz ardı edilip, kişisel bir suçmuş gibi, tembellik ve bir nevi utanma duygusu ile bağlantısı yapılmaya çalışıldı. Bu kampanyayı sağ ve popülist parti ve kişiler başlatırken, buna bazı medya grupları da destek sağladı. Toplumda sosyal yardım alanların sindirilmesi ve utanması gerektiği anlayışı yaygınlaştırılırken, sosyal yardım alanlara dair olumsuz bir imaj geliştirildi. Buna göre yardım alanların çalışmak istemeyen tembeller olduğu yansıtılmaya çalışıldı. Ve bu konuda hayli bir başarı da sağlandı. Sosyal yardıma yapılan bu saldırılar, bu alanda bir çok tedbirlerin alınmasına yol açtı. Kişinin bazı belgeleri getirmemesi veya getirememesi, bazı önerilen işlere birtakım nedenlerle gitmemesi veya gidememesi, bazı şartları yerine getirememesi durumunda ya sosyal yardımın hiç ödenmemesini ya da bir süre için veya sürekli bir şekilde yapılan yardımın kısıtlanmasına neden olabiliyor.

Bern Kantonu’nda olduğu gibi bazı kantonlar sosyal dedektifler oluşturup, gözlem amacı ile adeta insanların özel yaşantısına kadar gizli bir şekilde girebiliyorlar. Bazı kantonlar, SKOS bütçe önerisini yüksek bulup, SKOS limitlerinin altına düşmeye yöneliyorlar.

Bern Kantonu sosyal yardımı kısıtlamaya gidiyor SP’den iki bakanın geri çekilmesi ve yapılan ara seçimler sonucu hem Hükümet’te hem de Parlamento’da salt çoğunluğu elde eden sağ parti tem-

silcileri, Bern Kantonu’nda sosyal yardımda 20 milyon franklık bir kısıtlamaya gitmek için kolları sıvadılar. Kısıtlama önerisi, bir belediyede başkanlık yapan SVP’li bir kanton parlamenterden gelmişti ve Parlamento’dan geçtikten sonra, yine kantonda sosyal kurumlardan sorumlu SVP’li bir bakanın kolları sıvaması ile gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Söz konusu kısıtlamalar yasa değişikliği öngördüğü için, siyasi parti ve bu alanda çalışma yapan kurumların daha önceden düşüncelerinin alınması (Vernehmlassung) gerekiyor. Bakan Bey, kısıtlamaları bir an önce hayata geçirmek istediği için (Sonbahar 2018’de) buna pek gönüllü görünmüyor ve hukuksal bir mücadeleyi bile göze almış görünüyor. Anlaşılan, hazırladığı değişiklikleri bu konudaki bilgi sahibi personeline bile sormadan, kendi bürosunda hazırlamış.

Hangi kısıtlamalar? Gizli tutulmasından dolayı henüz belli olmamasına karşın, konuşulan bir dizi kısıtlama önerisi söyle; • Herkese yapılan tüm ihtiyaçlar yardımının yüzde 10 oranında azaltılması. • 18-25 yaşları arasındaki gençlere, tüm ihtiyaçlar yardımının yüzde 15’ten 30’a kadar kısıtlanması • Dil bilmeyen yardım alıcılarına (göçmenler) tüm ihtiyaçlar yardımının yüzde 30 oranına kadar kısıtlanması. •

İltica yoluyla alınan F oturumlu kişiler belli bir süre sonra SKOS bütçesinden yardım alabilmekteler. Bu yardımın yüzde 15 indirilmesi. • 12 yaşı altındaki çocukları ile tek başına yaşayan ve bakım görevi bulunan özellikle kadınlara ve 60 yaş üzerindekilere yapılan yardımlara yönelik kısıtlamalar öngörülmüyor.

Görüldüğü gibi, bazı kısıtlamalar dil yetersizliği, sahip olunan oturumun cinsi vs. ayırımcı niteliği taşıdığı ve eşit uygulamayı zedelediği için yasalara bile ters düşmekte. Sosyal yardım alan insanlar, siyaset ve kamuoyu tarafından oldukça yıpratıldığı ve suçluymuş gibi yansıtıldığı için hem örgütlenemiyor hem de sokağa çıkma cesaretini gösteremiyor. Bu görev, toplumun bir kesiminin dışlanmasına karşı çıkan yeşil ve sol partilerin yanında, sendikalar, sosyal alanda çalışan NGO gibi kurum ve kuruluşlara düşüyor. Bıçak kemiğe dayanmış görünüyor. Bern Kantonu’nundaki sosyal yardımın uğradığı bu yeni saldırı akınına karşı, protestolar ve kamuoyu baskısı ile ne kadar güçlü bir direniş gösterilse bu saldırılar o derece geri teptirilebilir. Böyle bir çalışma başladı. Bakalım ne denli ses getirecek ve ne denli geri adım attırılabilecek.

19


Bülent Kaya Siyaset Bilimci ve Araştırmacı bkaya@sunrise.ch

İ

sviçre toplumu 3. kuşak göçmen çocuklarının İsviçre vatandaşlığına geçmelerini kolaylaştıran bir projeyi 12 Şubat’ta yapılan halk oylamasıyla kabul etti. İlk bakışta sıradan ve sembolik bir olay gibi görünse de, aslında bu oylama İsviçre demokrasisinin doğası üzerine yapılan bir oylamaydı. Zira bir göç ülkesinde göçmenlerin ve töremelerinin vatandaşlığa geçme koşullarını belirleyen vatandaşlık yasası sıradan hukuki bir prosedür olmaktan öte, bir toplumun kendisini ulus olarak nasıl algıladığı ve tasarladığını, ulusa kimlerin ait olup olamayacağını belirleyen bir ulus konseptidir de aynı zamanda. 3. kuşağa kolaylaştırılmış bir prosedürle vatandaşlığına geçme olanağı tanıyan yasanın halk tarafından kabul edilmesi, İsviçre ulus anlayışında bu anlamda ciddi bir yeniliğe işaret etmektedir ve bu açıdan da son derece önemlidir.

Doğduğumuz “toprak” mı yoksa damarımızdaki “kan” mı? Bir devlet hukuki olarak kimlerin kendi vatandaşı olacağını genellikle ya kan bağı (latince jus sanguinis) ya da toprak bağı (latince jus soli) esasında belirler. Kan bağı, devletin vatandaşı olan birisinden, örneğin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir anne veya babadan doğmuş olana, anne veya babanın sahip olduğu vatandaşlığı otomatik olarak alma hakkını vermektedir. Vatandaşlığı elde etmenin en yaygın yöntemi budur. Bütün ülkeler bu ilkeyi benimsemektedir. Toprak bağı ise anne veya babanın bu ilkeyi tanıyan bir devletin vatandaşı olup olmadığına bakılmadan, bu ülkenin sınırları içerisinde doğan herkesin vatandaş olma hakkını ifade eder. Amerika, Kanada, Avusturalya gibi klasik göç ülkeleri ‘kan bağı’nı tanıdıkları

20

gibi ‘toprak bağı’nı da tanımaktadırlar. Örneğin, annesi veya babası Amerikan vatandaşı olmazsa bile, Amerikan Birleşik Devletleri topraklarında doğan her çocuk Amerikan vatandaşıdır. Avrupa’da, Moldova hariç hiçbir ülkede Toprak bağı koşulsuz olarak uygulanmamaktadır. Malta bu hakkı 1989’da kaldırdı, İrlanda 2004’te sınırlandırdı. Fransa, Büyük Britanya, Hollanda, Almanya, Portekiz, Avusturya ve Danimarka ise belli koşullarda toprak bağını tanımaktadırlar. Almanya’da doğan çocukların otomatik olarak Alman vatandaşlığını elde etme durumu belli durumlarda mevcut; örneğin ebeveynlerinden herhangi birisinin Almanya’da en az 8 yıldır sürekli oturum hakkına sahip bir şekilde yaşadığı durumda…Ne var ki vatandaşlığı bu yöntemle otomatik elde etmek belli bir şarta bağlı: 18-23 yaş arasında

ya Alman ya da diğer ülke vatandaşlığı arasında bir tercih yapmanız gerekiyor. Fransa ise 1889 yılından itibaren 2. kuşak için otomatik vatandaşlık hakkını tanımaktadır. Bu hak 18 yaşından sonra bazı koşullar yerine getirildiğinde kullanılabiliyor. Fransa, 1851 yılından itibaren de 3. kuşaktan çocuklar için toprak bağı ilkesini tanımaktadır.

İsviçre’de durum İsviçre’de 1983-2004 arası, 2. ve 3. kuşağın vatandaşlığa geçmesini kolaylaştırmak isteyen üç proje halk oylamasına sunuldu ve hepsi de reddedildi. 12 şubat 2017 oylamasının olumlu sonuçlanmasıyla artık İsviçre'de göçmen çocukları için (şimdilik 3. kuşak için kolaylaştırılmış bir prosedür çerçevesinde bile olsa) toprak bağı ilkesine yönelen diğer Avrupa ülkeleri korosuna katılarak,


genel biçimiyle iki ana akımda gruplandırabiliriz.

kan bağı ilkesini koruyan tek kale olmaktan çıkmış oldu. Bu önemli bir açılımdır ve ilerde ikinci kuşağı da kapsaması muhtemeldir. Ama sağcısı ve solcusuyla “halkı” ikna etmek pek kolay olmayacak ve epey de zaman alacağı kesin.

Entegrasyon bağlamında vatandaşlık tartışmaları Göç toplumunda vatandaşlığa geçişi belirleyen yasalar üzerine tartışmalar aslında “kimleri ulusumuza ait edeceğimiz” tartışmasından başka bir şey değildir. Bu, bizlerle aynı aidiyeti paylaşmayanların “nasıl ve ne zaman bizden biri, ulusumuzun bir üyesi” olabilirler üzerine düşünmek ve karar vermektir. Göçmenlerin vatandaşlığa geçmeleri veya alınmaları üzerine yapılan tartışmaları

21

Daha çok muhafazakar çevrelerden oluşan birinci grup, vatandaşlığa geçme hakkını sürekli zorlaştırmak ister. Zira bu grup için yabancı birisinin vatandaşlığa geçmesi, ulusal değerler için bir tehdit olarak algılanır. Farklı değerlere sahip birisinin vatandaşlığa alınmasının ulusal değerleri çeşitlendireceği ve erozyona uğratacağı düşünülür. Bu grup için vatandaşlık, bir “hak etme” olaydır başka bir deyimle bir ödüldür. Vatandaş olmak isteyen şahıs önce entegre olsun; eğitimini yapsın, işini gücünü kursun, ayrıca o ülkenin değer, norm ve kurallarını benimsediğini, bizden farklı olmadığını göstersin işte o zaman vatandaşlığa geçmeyi hak etmiş olur. İkinci grup ise vatandaşlığa geçme koşullarının kolaylaştırılmasını savunur. Liberal ve kozmopolit anlayışı savunan çevrelerden oluşan bu grup, muhafazakâr ilk grubun argümanlarının tam zıddını ileri sürer: yabancı birisinin vatandaşlığa

geçmesi ulusal değerleri çeşitlendirecek bir zenginlik, “arı ırk” ve “homojen ulus” ideali gibi ütopik bir ulus algısının içine kapanıp kalınmamasına yardım eden önemli bir katkıdır. Bu ikinci grup vatandaşlığa geçmenin entegrasyon sürecini hızlandıracağını bu yüzden de vatandaşlığı elde etme koşullarının hafifletilmesinin yerinde olacağını düşünür. Entegrasyon alanında yapılan bilimsel çalışmaların sonuçları bu son argümanı destekler mahiyette.

İki ulus modeli: Kültürel ve siyasi Ulus üzerine tartışmalar, özellikle de Avrupa’da, genellikle “Alman ulus anlayışı” veya “Fransız ulus anlayışı” olmak üzere iki ana model üzerinden yürütülür. Referansını Herder ve Fichte gibi düşünürlerden alan Alman modeli ulusu, toprak bütünlüğü, dil, ve Almanca Volkgeist kavramı ile ifade edilen soy-halk ruhu üzerinden tanımlamaktadır. Almanya’da ulus fikri - daha henüz bir Alman devleti olmadığı bir ortamda, yani 1871’lere kadar- kültürel aidiyet etrafında şekillendi. Bu model kültürel ulusçuluk diye de adlandırılır. Böylece, bu verili kültüre ait ve Alman soyundan olan her kes Alman ulusunun bir üyesidir ve Alman devletinin de vatandaşıdır. Bu yüzdendir ki Almanya, Almanya’da doğup büyümüş, Almanca’dan başka bir dil bilmeyen hatta Almanya’dan başka hiç bir ülkede yasamamış göçmen çocuklarına Alman vatan-

daşlığını tanımakta uzun süre zorlandı. Oysa ki Alman soyundan geldiğini kanıtlayan herkes, Almanya’da hiç yasamamış ve hiç Almanca bilmiyor bile olsa Alman vatandaşlığına hemen kabul ediliyor. Türk Vatandaşlığı Kanunu da “Türk soyu”ndan olma durumunda vatandaşlığa geçişte bazı ayrıcalıklar öngörmektedir. Soy, dil, din ve kültür gibi öğelerle tanımlanan bu Alman modelinin karsısında, kaynağını 1800’lerde yaşamış Fransız düşünür Ernest Renan’dan alan Fransız modelini buluruz. Meşhur “Ulus nedir?” konferansında bir ulusa ait olma kriterlerinin başında “birlikte yaşama isteği”nin geldiğini belirtir Renan. Yani bir ulusa aidiyet sorununu, o ulusun üyeleri ile birlikte yaşamak isteyip istememeye bağlı bir irade ifadesi olarak görür Renan. Siyaset biliminde “siyasi ulusçuluk” diye adlandırılan bu model, yabancıların ulusa dahil edilmesi konusunda daha kapsayıcı ve esnek bir duruş sergiler. Fransa’da “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” siyasi ilkelerini benimsemiş her göçmen Fransız vatandaşlığına geçebilir ve Fransız ulusunun bir üyesi olabilir. Hangi model olursa olsun, şu bir gerçek ki, bir toplumda göçmenlerin ve töremelerinin varlıkları aynı zamanda o toplumun ulus referansına, deyim yerindeyse bir ayna tutmaktır. Göçmenlerin vatandaşlığa alınma tartışmaları egemen ulus modellerine kendileriyle yüzleşme fırsatını da verir. Tıpkı Türkiye’de doğan Suriyeli genç kuşakların ilerde yapacakları gibi...

21


Tanıtım

Kliniğin bir başka özelliği ise evlere yönelik sağlık hizmetleri de sunabilmesi.

Zürich’te yıllardır sağlık hizmeti sunan timmed Swiss Klinik, bünyesine kattığı doktorlarla, sağlık alanındaki çalışmalarını daha etkili yürütüyor. Türkçe, Kürtçe, Almanca, İngilizce, Yunanca, İtalyanca, Farsça, Arapça, Çince gibi farklı dillerde hizmetler sunan klinik, bünyesinde birçok farklı uzman doktoru barındıyor. Genel hastalıklar, aile hekimliği hizmetleri, çocuk hastalıkları, sırt ve baş ağrısı tedavileri, yanık tedavileri, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve Psikoterapi, deri - cilt hastalıkları ve estetik tedaviler, göz hasta-

22

Dr. med. Hatun Timur Klinik 2013 yılında Dr. med. Hatun Timur tarafından kuruldu. Uzun süre çeşitli hastanelerde görev yapan Hatun Timur, kurduğu kliniğinde bel ağrıları ve migren hastalıkları üzerine özel tedaviler uyguluyor. lıkları tedavisi, ultrason, yıllık kadın hastalıkları kontrolleri, beslenme, gibi birçok farklı konuda hizmetler sunan timmed Swiss Kliniği’nde, geleneksel Çin tedavileri de yapılıyor.

Berlin’de büyüyen Dr. Hatun Timur, Almanya ve İngiltere’de bulunan hastanelerin yanısıra, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi ile Antalya Akdeniz Üniversitesi hastane-

sinde sağlık hizmetlerinde bulundu. Daha sonra İsviçre’ye gelen Dr. Timur, Zürich Üniversite Hastanesi, Bern Kanton Hastanesi ve Olten Hohenklinik’de çeşitli görevler üstlendi. Türkçe, Kürtçe, Almanca ve İngilizce dillerini konuşan Dr. med. Hatun Timur klinikte ev doktoru ve aile hekimi olarak görev alıyor. Sağlıkla ilgili soruları olanlar 079 95 600 91 numaralı telefondan ya da hatun. timur@timmed.ch mail adresinden Dr. Hatun Timur’a ulaşabilirler.


G

eçtiğimiz günlerde Zürich`te bulunan Auditorium Careum`da “Ağrı Terapisinin İmkanları, Ufukları ve Sınırları“ konulu bir sempozyum gerçekleşti.

Yaklaşık 200 kişinin katıldığı bu etkinlikte Dr. med. Roland Schreiber`in yeni yayımlanmış kitabı “Gesichter des Schmerzes“ de tanıtıldı. Sadece sağlık alanında çalışanların değil, ilgilenen herkesin anlayabileceği, yalın bir dil içeren kitap, sürükleyici ve esprili yazış tarzıyla, çok boyutlu ve cezbedici bir konu olan ağrı fenomenini geniş bir çevreye tanıtıyor. Dr. med. Roland Schreiber’e göre kronik ağrılar çok sık rastlanan ve büyük sağlık sorunlarından biri. İsviçre`de halkın %16’sı, ailelerin üçte biri yaşamını ağrılarla sürdürüyor. Tedavisi ise zor ve karmaşık. Bülach Hastanesi Ağrı Bölümü Baş Hekimi olan Dr. med. Roland Schreiber, konuşmasında, bu hasta grubuna nasıl yardım edilebileceğini anlattı. Dr. Schreiber, kronik ağrılar her ne kadar kişiye ve topluma büyük boyutlu sorun yaşatsa da, hemen her zaman durumu düzeltme imkanları olduğunu, bunun için de profesyonel yardım gerektiğini vurguladı.

23

23


İ

sviçre’de faaliyet yürüten 22 ayrı demokratik kitle örgütü, “İsviçre HAYIR Platformu” adı altına bir araya geldi.

Şubat ayı sonunda İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu’nun çağrısı ile bir araya gelen platformun amacı Türkiye’de yapılacak olan anayasa değişikliği referandumunda, ‘HAYIR’ın sesini İsviçre’de daha da güçlendirmek. İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu’nun platform ile ilgili yaptığı açıklama şöyle; “Platform etrafında bir araya gelen demokratik kitle örgütü temsilcileri ile yürütülen tartışmalarda daha önce bölgesel olarak oluşturulan HAYIR platformlarında yapılan çalışmalar takdir edilmiş ve bu yapılarlada koordinasyon kurulması kararı alınmıştır. ‘İsviçre HAYIR Platformu’ bugüne kadar yapılmış olan tüm çalışmaları kapsayacak şekilde oluşturuldu. Gerek merkezi gerekse bölgesel, var olan ve var olacak olan bu platformların yapacağı çalışmaların, benlikten arındırılmış olarak, yalnızca ‘HAYIR’ a odaklanmasına, hiçbir siyasal ya da inaçsal yapının, görsel veya sözlü propagandasını yapmamasına karar verilmiştir. Bu bağlamda biz İsviçre HAYIR platformu olarak; Cumhuriyetin ortadan kalkacağı, adalet kavramının kişiye göre dizayn edileceği, meclisin yetkilerinin elinden alınıp sembolik bir yapıya bürüneceği, saltanatın önünün açılacağı, Cumhurbaşkanlığı makamının toplumun tüm kesimlerini değil, sadece belli bir ideolojiyi ve inancı temsil edeceği, güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılıp, devletin tüm gücünün tek adamda toplanacağı, bir düzene HAYIR diyoruz. Tüm bu yetkilerin üzerinde toplanacağı kişi, kim olursa olsun, hangi inanca, hangi siyasal, sosyal ve kültürel yapıya mensup olursa olsun, bu değişikliğe tüm gücümüzle HAYIR diyoruz.”

24

Z

ürich'teki görev süresini tamamlayan Başkonsolos Aslı Oral'ın ardından görevi Başkonsolos Asiye Nurcan İpekçi devraldı.

1964 Ankara doğumlu olan Asiye Nurcan İpekçi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. 1988 yılından bu yana Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmalar yürüten Asiye Nurcan İpekçi; Zagrep, Münih, Stokholm, Hannover gibi temsilciliklerde çeşitli görevler üstlendi. Yeni görevine atanmadan önce Lizbon Büyükelçiliği’nde Birinci Müsteşar olan Asiye Nurcan İpekçi İngilizce biliyor. Zürich Başkonsolosu Asiye Nurcan İpekçi görevine başladıktan sonra bir mesaj yayımlarken, mesajında şunları ifade etti: “Büyük bir onurla üstlendiğim Türkiye Cumhuriyeti Zürich Başkonsolosluğu görevim süresince, sizlere daha etkin, verimli ve kapsayıcı hizmet verme gayretimizi tüm birimlerimizle birlikte sürdüreceğiz. Geçmişte mezkur faaliyet ve çalışmalarımıza tam destek ve katkı sağladığınızı memnuniyetle öğrenmiş bulunuyorum. Bu desteğin devam edeceğine inanıyorum. Sizlerin katkıları ve önerileri bizim için yönlendirici olacaktır. İçten sevgi ve saygılarımı sunuyorum.“


İsviçre İnternet Sayfalarını Kapatıyor Yeni Kumar Oyunları Yasası ile birlikte İsviçre’de ilk defa internet sayfalarına sınırlama getiriliyor. Yeni yasa ile birlikte, yurtdışı/yabancı online gazinoların “hizmetleri“ bloke edilecek. Tüketici savunucuları, internet aktivistleri ve bilişim sektörü temsilcileri bu sınırlamayı olumlu karşılıyorlar. Uzmanlar ise bu sınırlamanın emsal teşkil edeceğini, internet blokları ile internet sayfaları kapatılması uygulamasının başka alanlarda da hayata geçirileceğini ifade ediyorlar.

25

Federal Hükümet ilerleyen zamanlarda hem telif hakkı hem de telekomünikasyon yasası hakkında reformlar yapmayı planlıyor. Telif hakkı kapsamında, telif hakkı bulunan müzik ve film ulaşımını kolaylaştıran internet sayfalarının kapatılması ya da engellenmesi düşünülüyor. Telekomünikasyon düzenlemesi ile ilgili hedef ise, özellikle çocuk pornografisi bulunan internet sayfalarını kapatmak.


Tanıtım

İ

sviçre’de vergi bildirimlerinin yapıldığı bugünlerde bilir kişilerin deneyimlerinden faydalanmak, tasarruf etmek açısından önemli avantajlar sağlayabilir.

Jacqueline Doymuş

Faaliyetlerine Buchs’ta başlayan JAVE Treuhand AG bu konuda beklentilerinizi karşılayacak profesyonel bir donanıma sahip. Muhasebe, vergi beyannamesi, finans danışmanlığı, finans yönetimi, borç yapılandırılması, iş yaratma, KDV, personel idaresi, denetleme, sigorta gibi geniş bir yelpazede hizmetler sunan JAVE Treuhand AG, beklendileri A’dan Z’ye karşılama adına her türlü imkanı sunuyor. Şirketin lokomotifi şirket ekonomisi (Betriebsekonomi) dalında eğitim alan ve üniversite mezunu olan Jacqueline Doymuş. Jacqueline Doymuş bu alanda 15 yıllık bir tecrübeye sahip ve İsviçre’nin önemli firmalarında finans yöneticiliği yapmış bir isim.

Veysel Doymuş

Firmada önemli bir görev üstlenen bir diğer isim ise Veysel Doymuş. İlkhan Reise’nin de yöneticiliğini yapan Veysel Doymuş birçok kişinin yakından tanıdığı başarılı bir isim. Muhasebe alanında eğitim alan Veysel Doymuş uzun yıllara dayalı bir işletmecilik deneyimine sahip. Veysel Doymuş, yeni kurdukları JAVE Treuhand AG’nin kuruluş amacını ve özelliklerini şöyle anlatıyor; “Burada yaşayan vatandaşlarımızın devletle ilgili resmi işlemlerde zorluklar yaşadığını gördük. Bu ihtiyacı karşılama isteği bizi bu alanda hizmete yönlendirdi. Yıllar içinde oluşturduğumuz güven ve müşterilerimizden gelen talep üzerine başladık bu işe. Özellikle muhasebe ve vergi hesaplaması konularındaki doğru

26

bilgilendirmeler ile vatandaşlarımızın daha akıllıca tasarruf yapmalarına imkan sağlayacağımızı düşündük. Daha sonra muhasebe ve vergilendirme konusunda uzman, Türkçe, Almanca ve İngilize gibi 3 dili konuşabilen profesyonel bir ekip oluşturduk. Ayrıca vergilendirme, muhasebe departmanlarında uzun yıllardır tecrübesi olan İsviçreli Jacqueline Doymuş’un ekibimizin başında olması hem bizim hem de müşterilerimiz için büyük bir avantaj.“ Müşterilerinize sunduğunuz avantajlar neler? Ekibimizin finans işinde uzun yıllara dayanan bir tecrübesi var. Müşterilerimize, işyeri kurma aşamasında, banka ve sigorta arasındaki işlemlerde danışmanlık yapıyoruz. Bu karmaşık süreçte anahtar görevi görüyoruz diyebilirim. Böylece kişinin daha sonra oluşabilecek zararlarını baştan önlemiş oluyoruz. Müşterilerimize, finans işi dışında diğer konularda da yardımcı olmaya hazırız. Bizimle çalışan vatandaşlarımız, en doğru şekilde en az vergiyi ödeyeceklerinden emin olabilirler. Bu konuda kendimize güveniyoruz. Vatandaşlarımız büromuza gelerek hizmet alabilirler veya biz kendilerine gidebiliriz. JAVE Treuhand AG’nin hizmetlerinden faydalanmak isteyenler şu iletişim bilgilerinden faydalanabilirler. JAVE Treuhand AG Aarauerstrasse 7 5033 Buchs AG Tel: 062 823 14 11 info@ jave-treuhand.ch www.jave-treuhand.ch


Einzahlung für/Versement pour/Versamento per

Royal Döner Stiftung 8404 Winterthur

Royal Döner Stiftung 8404 Winterthur

CH65 0900 0000 6155 9657 5

CH65 0900 0000 6155 9657 5

Konto/Compte/Conto

61-559657-5

Konto/Compte/Conto

61-559657-5

CHF

CHF

Einbezahlt von/Versé par/Versato da

Einbezahlt von/Versé par/Versato da

Versement Virement

Versamento Girata

Zahlungszweck/Motif versement/Motivo versamento BL 08.2014

Enzahlung Giro

Einzahlung für/Versement pour/Versamento per

Einbezahlt von/Versé par/Versato da

601944 (151206) (441.02.1) PF

Empfangsschein / Récépissé / Ricevuta

105 Die Annahmestelle L’office de dépôt L’ufficio d’accettazione

185000006

0560/1002

615596575> 615596575>


Mehmet Meral lic. phil. Psychologe FSP Systemischer Therapeut mehmetmeral@gmx.ch

Çoğu insan affetmeyi olan bitenleri unutmak gibi algılamak istese de, affetmek aslında “bilge“ bir duruşun temsili olarak, olup bitenleri idrak edip sineye çekerek unutmamaktır.

İnsan içinde biriken öfke, kızgınlık ya da haset duygularının kendisinde bir yüke dönüştüğünü, nereye gitse o yükle gezindiğini görür. Bu yükü taşımak zamanla zor gelmeye başlar. İçinde gezdirdiği öfke ve kızgınlık yükünü bırakmaktır bazen affetmek. Friedrich Schiller bir yerde: «affetmek, iyi insanların intikamıdır» diye bir söz etmiştir. Belki de haklıdır. İyi insanlar başka türlü intikam almayı beceremedikleri için, yani zarar vermeyi beceremedikleri için, affederek intikam alabilirler.

Her insanda affetme becerisi ya da donanımı olmayabilir. Kimileri için af dilemek, kendisini suçlu ilan etmek gibidir. Her insanda affetme becerisi ya da donanımı olmayabilir. Kimileri için af dilemek, kendisini suçlu ilan etmek gibidir. Mahatma Gnadhi bir yerde: «zayıflar hiç bir zaman affedemez, affedebilmek güçlülere mahsustur» der. Bazı insanlar bu yetersizliklerinin kurbanı olarak yıllarca ağır bir yükle dolaşırlar. Sağlık sorunları yaşamaya başlarlar. Yüksek tansiyon, moral bozukluğu, asabiyet ve diğer bir takım bedensel şikayetleri çoğalmaya başlar.

28

Affeden kişi aldığı kararı kendi kişisel iradesi ile yapabiliyorsa, kazanmış olduğu farkındalığından dolayı kendini daha rahat hisseder. Birileri için affetmek öyle kolay görünse de aslında zorlu bir süreçtir. Mesela kendisini bir başkasıyla aldatan eşini afetmiş birilerini tanıyor musunuz? Tanıyorsanız sorun onlara, affetmeyi nasıl başarmışlar ya da başarabilmişler mi? Bu tür olaylarda bazen kişi karşısındakini affetse bile kendini affedemiyor. Buda yaşanılan ilişkide ayrı bir ikilem olarak geliyor karşısına. Nazım Hikmet bir dizesinde: «Dal rüzgarı affetmiştir, ama kırılmıştır bir kere» der. Affetmekte temel maksat ilişkiyi kaybetmemek ya da bir şeyleri yeniden kurmak üzerine olabilir. Aslında temel amaç, kişinin kendi olgunluğunu ve erdemini gözden geçirmesine imkan tanıyan bir süreçtir. İnsanların bir kısmı af dilemekte ya da affetmekte zorlanırlar. Başkalarına tavır almak adına affedemedikleri insanlara karşı set gibi ördükleri duvarların arasında sıkışıp kalırlar. Geçenlerde yaşam tecrübesi zengin birisi şöyle demişti: “Yaşamda üç çeşit insan vardır; aymaz, kindar ve de bilge insan. Aymaz insan çabuk unutur ve çabuk affeder. Kindar kişi ne unutur ne de affeder. Bilge insan affeder ama asla unutmaz”. Bilge insan affetmeyi


Düşmanına zarar vermek seni ondan daha küçük yapar, intikam almak, onunla aynı düzeye getirir, affetmek ise ondan üstün yapar. Benjamin Franklin becerirken, ilişkinin sonrasında ki süreçte yıpranılmaması için çaba sarf eder. Mesafe korumayı becerir ve geçmişte olup bitenler unutmayarak yeni süreçte hem kendisini hem de karşısındakini korumak adına ilişkiye yeni bir ayar verir ya da rota çizer. Yeni bu dönem içinde artık hiç bir şey eskisi gibi değildir tabii ki, ama sonuçta sırtındaki yük inmiştir. Bunun hafifliğini hisseder ve yaşar. Affetmenin şüphesiz zarardan çok faydası olduğunu bilir. Yeni ilişkilerinde eski hatalara düşmeyerek daha az olumsuz duygular içinde yaşamaya başlarlar. Yeni dönemde neyi önemseyeceklerini neyi umursayacaklarını ve neye değer vereceklerini daha iyi bilirler ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak duygularla buluşurlar. Bu dönemde stresleri daha az olur, ruhsal açıdan rahatlamış ilişkilerin içinde artık bedensel şikayetleri de azalmaya başlar. Kimleri neden dolayı affedemediğinize baktığınızda aslında meselenin de biraz kendi içinden kaynaklandığını göreceksiniz. Kendi beklentilerinizin karşılanmaması ve hayal kırıklıklarınızın yüksek oluşundan dolayı affetmeye doğru adım atmakta zorlanıyorsanız, kendi içinizde taşıdığını olumsuz duygulara bakınız ve bunlarla yüzleşiniz. Bu yüzleşme sonucunda taşıdığınız bu yükün aslında ne kadar gereksiz ve işlevsiz olduğunu göreceksiniz. Bazen sorarlar kendilerine: bu yükü her yere taşımaktan yorulmadın mı? O

29

Kendi beklentilerinizin karşılanmaması ve hayal kırıklıklarınızın yüksek oluşundan dolayı affetmeye doğru adım atmakta zorlanıyorsanız, kendi içinizde taşıdığınız olumsuz duygulara bakınız ve bunlarla yüzleşiniz. halde affeden kişi aslında güçlenmek için affetmelidir. İnsanoğlu haksızlığın verdiği istırabı ve acıyı, yüreğinde hissettikçe, “Hayat sen ne kadar zormuşsun!“ diye çıkışır. Ama aslında zor olan hayatın kendisi değil, zor olanın insanlar ve onların birbirlerine verdikleri sıkıntılar olduğunu görmesi ile açığa çıkar. Zorluklar bizlerin birbirimize yüklediğimiz misyonlar, görevler ve beklentilerle ilgilidir. Bu zorlukları bizlerde içinde yaşadığımız toplumsal kurallardan ve beklentilerden edindik aslında. Affedilen ilişkilerde insanlar ruhlarının hafiflediğini, yeni oluşan dönemde de ilişkilerinde sorumluluklar alarak, doğru iletişim kurarak, kırgınlıklara ve çatışmalara zemin vermeyerek ilerlerken, geçmişte yaşanılanların ne kadar yersiz olduğunu fark ederler. Ama unutulmamalıdır ki, anda yaşanılan farkındalık, geçmişin yanlışından ve hatalarından çıkarılan sonuçlardır. Doğruyu bulmak için insanın yanlış yapması bir o kadar da gereklidir. Yanılmak insanca bir

iş iken, af etmek kutsal bir iştir. Affederek, yapıcı ve çözüm odaklı bir yol benimsediğinizde kendiniz kadar öteki kişinin de hafiflediğini göreceksiniz. Hani iki arada bir derede kalmış diye bir tabir vardır, çözüm üreterek bu durumu yaşayan insanlarında yükünü almış olmuyor musunuz? Mesele bizlerin aile yapılarında kardeşler arasında yaşanılan küskünlüklere ya da dargınlıklara en çok anne ve babaların üzüldüklerini ve en çok onların arada kaldıklarına şahit olmuşuzdur. Onlar içinde çocuklarının bu durumu yaşaması ağır bir duygusal yüktür. Evlatlarının birbirlerini affederek yeniden konuşmaları en çok onların yükünü azaltmaktadır. İki arada bir derede kalmaktan kurtulmak aynı zamanda nefes almaktır. Nefes alan insan yaşadığının farkında olan insandır. Birçok insan yaşarken nefes alıp verdiğinin farkında bile değildir. Farkındalık onlara nefes alıp verdiklerini hatırlatan bir durumdur. Affederek kişi bağışlamanın üstünlüğünü hatırlatan faziletli bir eylem içine girmiştir artık. Benjamin Franklin’in şu sözleri ile tamamlayalım derim meseleyi; “Düşmanına zarar vermek seni ondan daha küçük yapar, intikam almak, onunla aynı düzeye getirir, affetmek ise ondan üstün yapar“. İntikam alıp da sonunda pişman olmaktansa, affedip de pişman olmak daha iyidir.

29


Rรถportaj

30


K

üçük yaşta eline aldığı bir mandolin ile başlayan müzik tutkusu Kemal Afşin’i İsviçre’nin en başarılı müzik eğitmenlerinden biri haline getiriyor. 40 yıldır eğitim dünyası içinde bulunan duayen müzisyen, bugüne kadar yüzlerce konsere imza attı.

KEMAL AFŞİN, UZUN YILLARDIR İSVİÇRE’DE YAŞAYAN VE HAYATI MÜZİK OLAN DUAYEN BİR AKADEMİSYEN. EĞİTİMCİ, AKADEMİSYEN, MÜZİSYEN VE ORKESTRA ŞEFİ OLAN AFŞİN, ŞU AN BATI İSVİÇRE ÜNİVERSİTELERİNİN MÜZİK VE SANAT EĞİTİMİ BÖLÜMLERİ BAŞKANLIĞI GÖREVİNİ YÜRÜTÜYOR.

Prof. Kemal Afşin’in, çocukların anne karnında başlayan hafıza gelişimi, müziğin zeka ve çocuk psikolojisi üzerine etkileri gibi dünya çapında ses getiren akademik çalışmaları da mevcut. Prof. Kemal Afşin ile akademik çalışmaları üzerine konuştuk. Afşin ilk olarak müzik ile tanışmasını şöyle anlatıyor bize; “Aslen Malatya’nın Doğanşehir ilçesindenim. Daha 5 yaşlarında iken kuzu çobanlığı yapıyordum. Dağlarda dolaşırken can sıkıntısından küçük bıçaklar kullanarak flütler imal etmeye başladım. Flütleri önce kuzularıma çalmaya başladım. Bu arada ilkokulda ailesi zengin bir çocuk vardı. Babası her zaman ona güzel oyuncaklar alıyordu. Bir defasında bir mandolinle geldi. Fakat çalmasını hiç bilmiyordu. O sırada teneffüste dışarı çıkınca mandolin sınıfta kalmıştı. Ben de fırsattan istifade edip enstrümanı elime aldım ve “Kadir Mevlâm“ isimli bir türküyü çalmaya çalıştım. Melodiyi sınama yanılma metodu ile bularak yorumladım. Herkes içeri girince arkadaşlar benim mandolinle o zamanların

meshur türküsünü çaldığımı görünce, öğretmene söylediler. O da beni dinlemek istedi. Böylece tekrar çalmaya başladım. Sonra hoca bana ne zamandan beri çaldığımı sordu. Ben de “5 dakikadan beri“ dedim. Şaşırdı tabi. Sonra sınıfa dönüp bakın dedi aramızda kimbilir ne Beethoven’ler ne Mozart’lar var. Sonra babamın bana keman alması gerektiğini söyledi. Bunu babama söyleyince babam; “Sen boş ver bunları, başka tahsil yaparsın“ deyip durumu geçiştirdi. Tabi ben bu durumu hocaya anlatınca kendisi bana, o zamanın parasi ile 250 Lira’ya bir keman satın aldı. Belki o zamanlarda kendi maaşı 350 Lira civarında idi. Kendisi de keman çaldığından, bana ilk derslerimi o verdi. Böylece yaz tatillerimde gündüzleri kuzularla akşamları da kemanımla vakit geçiriyordum. Müzik hayatıma ilk bu şekilde girdi. Sonraları da o bölgeden benimle birlikte üç kişiyi tahsil için İstanbul’a gönderdiler. “Istanbul Çapa’da 600 aday arasında seçilen 12 kişiden birisi de bendim." İstanbul’dan sonra Ankara’ya geçen Kemal Afşin, şu an Gazi Üniversitesi olan kurumun müzik ve sanat bölümlerinde okudu. Sanatını ve eğitimini daha ileri seviyelere getirmek için 1968 yılında İsviçre’ye geldi. “Önce Bern ve Cenevre konservatuarlarında tahsil aldım. Paralel olarak Cenevre Üniversitesi’ne devam ettim.

31

Bu arada Fransızca’yı daha iyi konuşabilmek için Lozan Üniversitesi’nde Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü okudum. Master eğitiminden sonra uygulamalı müzikoloji dalında doktora yaptım.“ 1975 yılında Türkiye’ye dönüş yapan Kemal Afşin, Gazi Üniversitesi bünyesinde 1,5 yıl kadar dersler verdi. Ancak dönemin çatışmalı politik ortamından rahatsız olup bir süre sonra yeniden İsviçre’ye geldi. “Tekrar Lozan’a geldim. O zaman 5 bin markım vardı. Para kısa sürede bitince yapabileceğim tek şey müzik öğretmenliğiydi. Kantonun milli eğitim bölümüne müracaat ettim ve beni geçici olarak işe aldılar. Bakanlıkta bu işlere bakan görevli benden çok memnun kalmıştı. Kanton içinde hangi okulda müzik öğretmeni açığı varsa beni oraya gönderiyordu. Böylece öncelikle Payerne, Pully ve Lozan merkezdeki okullar olmak üzere bütün okulları tanıma imkanım oldu. Hem öğrenciler hem de okulların müdürleri benim hakkımda olumlu görüş bildirince beni sene sonunda kontratlı öğretmen olarak eğitim sistemine dahil ettiler. Daha sonra üniversitedeki pedagojik egitimimi bitirince beni uzun süreli daimi öğretmen kadrosuna aldılar. 5 yıl süre ile Planta Koleji’nde, bizim vatandaşlarımızın da yoğun yaşadığı bölgede öğretmenlik yaptım.“

31


Üniversite öğretim üyeliğiniz nasıl başladı? Planta’daki 5 yıldan sonra,1985 yılında Eğitim Fakültesi’nde yeni kadrolar açıldı ve öğretim üyeliği imkanı doğdu. Rektörün telkiniyle yarışmaya bende katıldım ve jüri benim adaylığımı olumlu bulup bu fakülteye atanmamı sağladı. Böylece Gazi Üniversitesi’nde başladığım üniversite hocalığını bu sefer Lozan’da elde etmiş oldum. Bir süre sonra da, 1990 yılında Eğitim Fakültesi’nde Müzik Eğitimi Bölüm başkanı oldum. 2012 yılından bu yana da bütün Batı İsviçre Üniversitelerinin Müzik ve Sanat Eğitimi Bölümleri başkanlığını yapıyorum. Ayrıca Cenevre Üniversitesi Psikoloji ve Eğitim İlimleri Fakültesi’nde müzik psikolojisi ve beyin üzerine yıllarca araştırmalar yaptım. Benim ikinci doktoram da bu konuda oldu.

Önemli olan başkasını kopya etmek değil onların fikirlerini kendi değerleriyle yoğurup daha ileri bir seviyeye taşımaktır. En değerli padagoglar aynen kendileri gibi düşünen öğrencileri yetiştirenler değil, kişilerin fikir üretme yeteneklerini geliştirenlerdir.

32

Müzik psikolojisi ve beyin ile ilgili calışmalarınızdan bahsedebilir misiniz biraz? Benim asıl çalışmalarım müzik belleğinin ve algılamasının geliştirilmesi üzerinedir. Bunu anlamak için belleğin, yani hafızanın genel olarak gelişmesini anlamak lazım. Hafıza meselesi çok karmaşık olduğu için ben ilk önce bu araştırmayı kadınların hamilelik döneminden itibaren kurgulamaya başladım. “Acaba anne karnındaki bebeğin duyma kabiliyeti var mı? Hatta duyduklarını hafızasında tutabiliyor mu?“ Bu durum araştırmamın ilk ayağı oldu. Öncelikle anne karnında bebeğin kulak oluşumu altıncı aydan itibaren başlar. Bu süreden sonra ana rahmindeki bebek 1,5 metre mesafeden sesleri duyabiliyor. Ve nitekim doğumdan sonra ağlayan bebek annesinin kucağında onun sesini hafızasında depoladığı için ağlamayı keser. Ben bu araştırma-

da hamileliklerinin son 3 ayındaki 18 kadınla çalıştım. Öyle ki, her gün bu kadınlara 30-40 dakika boyunca hep aynı parçaları kemanla çaldım. Doğumlar gerçekleştikten sonra yanımda çocuk doğum uzmanı arkadaşımla çocukları ziyarete gittik. Çocukların kalp atışlarını ve metabolizma hareketlerini ölçtükten sonra ben onlar için çaldığım parçaları tekrar çalmaya başladım. Sonra çocuklarda kalp atışları ve bazı fiziki hareketlerin önemli bir şekilde farklılaştığını tespit ettik. İşin en dikkat çeken tarafı ise hiç duymadıkları bir parçayı çaldığımda fizyolojik veya psikomotör bir tepki vermemeleriydi. Bunlar teorik olarak doktora çalışmalarımda işlendi ve yayınlandı. Bundan ötürü Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinin davetlisi olarak sayısız konferanslar verdim. Aynı çalışmaları şiir ile de yapmıştık. Bu sefer anneye hamilelik döneminde şiir okuttuk. Doğumdan sonra annesi çocuğa aynı şiiri okuduğunda çocukta psikomotör hareketlerle büyük bir ilgi kaynağı oluşuyordu. Aynı şiiri başka bir kadın çocuğa okuduğunda ise çocukta her hangi bir hareket gözlemlemedik. Zira çocuk ikinci kadının ses tonunu hiç bir evrede duyup algılamamıştı. Tüm bu çalışmalar şunu gösterdi ki, hafıza hamilelik döneminin sonunda oluşmaya başlıyor. Bizim asıl görevimiz eğitimci olarak hafızanın doğum sonrasında en iyi şekilde gelişmesi için kişinin nörolojik yapısına uygun öğretim metodları geliştirerek yardımcı olmaktır. Pedagog olarak yeni eğitim olguları geliştirmek için bu araştırmalarımdan sonsuz derecede faydalandım. Şunu da unutmayalım; eğer hamilelik döneminde evde huzursuz bir ortam varsa, anneye sürekli bağırılıyorsa, hatta şiddet uygulanıyorsa doğacak çocuklar bu durumdan çok

etkilenirler. Bundan ötürü ilerdeki yaşamlarında çeşitli dengesizlikler sergilerler. Kendinize örnek aldığınız ya da etkilendiğiniz sanatçılar var mı? İnsanlar genellikle yaşamlarında ilk karşılaştıkları değerlerin etkisinde kalırlar ve onları başka değerlerle yoğurarak ileri bir safhaya taşımaya gayret ederler. Benim de öğrenimimin ilk yıllarında etkileri altında kaldığım hocalarım oldu. Cumurhiyetin ilk yıllarında Paris’e gönderilmiş ve orada Jacques Thibaud (1880-1953) ve Eugène Ysaye (1858-1931) gibi dahi sanatçılarla çalışmış olan keman hocalarım Ekrem Zeki Ün (İstiklal Marşı bestecisi Zeki Üngör’ün oğlu) ve Cezmi Erinç Türkiye’deki sanatsal alt yapımın oluşmasında etkili oldular. Avrupa’daki fromasionum ise aynı ekole ait Henryk Szeryng ve Christian Ferras gibi dünya çapında ünlü hocalarla devam etti. Bu vesileyle alçak gönüllülükten uzak da olsa, kendimi sanatsal bakımdan Thibaud ve Ysaye’in 21. asırdaki uzantıları olarak hissediyorum. Ayrıca ilmi araştırmacı olarak Cenevre Üniversitesi’nde büyük psychopédagogue Prof. Dr. Daniel Hameline, doktora tezi hocam olarak benim için her zaman aydınlığın kaynağı olmuştur. Önemli olan başkasını kopya etmek değil onların fikirlerini kendi değerleriyle yoğurup daha ileri bir seviyeye taşımaktır. En değerli padagoglar kişilerin fikir üretme yeteneklerini geliştirenlerdir. Müziğin toplum ve kültür üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Müziğin toplum ve kültür üzerindeki etkileri saymakla bitmez. Öyle ki, “ Tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan?“ gibi birşey bu. Bunu izah ederken müziğin çevreden ve toplumdan doğduğunu ve


Müziğin küçük yaşlardan itibaren, hatta daha doğmadan ana rahminde 6. aydan itibaren, çocukların zihinsel gelişmelerine, beynin çeşitli bölgeleri arasında iletişim sağlayarak bireyin düşünce yaratıcığına büyük etkileri olduğunu unutmamak lazım.

daha sonrada aynı toplumu yönlerdimede etkili olduğunu belirtmek lazım. Büyük sanatçı Yehudi Menuhin; “Eğer ülkeleri idare edenler biraz müzik yapsalardı, almış oldukları kararlarla halklarını daha çok mutlu ederlerdi. Şu ana kadar yapılmış savaşların çoğu olmazdı.“ diyor. Tabi bunları söylerken her çeşit müzikten bahsediyoruz (Klasik, Folklorik, Jazz…). Ben de diyorum ki; İran ihtilalinin ilk dönemlerinde Ayetullahlar kontrebas çalıp biraz jazz

müziği yapsalardı o kadar kişi idam edilmezdi. Bunun haricinde müziğin küçük yaşlardan itibaren, hatta daha doğmadan ana rahminde 6. aydan itibaren, çocukların zihinsel gelişmelerine, beynin çeşitli bölgeleri arasında iletişim sağlayarak bireyin düşünce yaratıcığına büyük etkileri olduğunu unutmamak lazım. Tabiyatıyla bu bireyler zamanla yaşadıkları toplumun içinde yaratıcılık kabiliyetlerini değerlendirerek aynı topluma pozitif katkıda bulunup toplumun yönlenmesine etki ederler. Aslında bu konu çok geniş ve derin bir mesele. Durumu birkaç cümleyle geçiştirmek, gereken önemi vermekten uzaktır. Alman Filozof Frederik Nietzsche; “Müziksiz bir hayatın hiçbir anlamı yoktur“ der.

Avrupa’nın çeşitli sanat etkinliklerinde, festivallerde konserler vererek son nefesime kadar müziğe ve insanlığa hizmet etmek istiyorum. 33

İsviçre ile kıyasladığınızda Türkiye’deki sanatsal gelişimi nasıl değerlendirirsiniz? Sanat Türkiye’de sizce şu anda ne aşamada? İsviçre’deki sanatsal gelişim Avrupa’nın sanatsal gelişmiyle eşdeğerdedir ve

bu durum asırlar öncesine dayanmaktadır. Türkiye’de ise müzik gerçek anlamda ancak Tanzimat’tan itibaren önem kazanmaya başlamıştır. Türkiye’de sanatla uğraşan değerlerimizin mevcut olduğu kesindir. Ancak kendisini sanatçı olarak lanse etmek isteyen herkes sanatçı olarak kabul edilmemelidir. Çünkü sanat yıllarca süren bir eğitim, uzun bir çalışma ve büyük bir yaratıcılık potansiyeli gerektirmektedir. Ayrıca “Sanat sanat için yapılır“ deyimi İsviçre’de son derece geçerlidir. Ancak bu şekilde sanatın zengin içeriği toplumun hizmetine sunulabilir. Bazı ülkelerde bu prensip yozlaştırıldığı için sanatsal ürünler güdük kalmaktadır. Benim anladığım kadarıyla Türkiye’de bu problem henüz halledilmiş değil. Zira sanatçı olarak geçinmek isteyen bazıları, kimilerin hoşuna gitmek için çaba göstermektedirler. Buna rağmen uluslararası etkinliklerde başarı gösteren bazı sanatçılarımızı da takdirle takip ettiğimi belirtmek istiyorum. Türkiye’nin sanatsal değerlerine sahip çıkması en büyük dileğimdir. Zira sanata değer vermeyen toplumların çoğu dünyada hiçbir iz bırakmadan tarihin karanlık sayfalarına gömülmeye mahkumdurlar. Akademik çalışmalarınız Türkiye’de ne derece tanınıyor? Son yıllarda Marmara, Gazi, Yüzüncü Yıl gibi üniversitelerde “Müzik ve beyin ilişkileri“ üzerine konferanslar verdim. Akademik çalışmalarımın Türkçe'ye tercümesi henüz yapılmadı fakat ara sıra Türkiye’deki bazı akademisyenler benimle temas kurup belirli konularda kendi çalışmaları için fikir alışverişinde bulunuyorlar. Ayrıca üniversiteler arası Erasmus programları dahilinde Türkiye’den İsviçre’ye gelen öğrencilerle çalışma fırsatım oluyor.

İsviçre’de çalışmalar yürüten bir sanatçı ve akademisyen olarak, burada olmaktan dolayı kendinizi şanslı hissediyor musunuz? Türkiye’de olsaydınız çalışmalarınızın karşılığını alabilir miydiniz sizce? Benim için birinci derecede önemli olan insanlığa hizmet etmektir. Bu şartları bulduğum her ülkede rahatlıkla çalışabilirim. İsviçre bana devlet olarak kapılarını açıp gerekli bilimsel, sanatsal olanakları sağladığı için burada yapabilecekle rimin çoğunu gerçekleştirdim. Türkiye’deki kardeşlerime veremediğim hizmetlerimin burukluğunu da burada dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen öğrencilerimle gidermeye çalışıyorum. Önemli olan insanlara yardımcı olmaktır. Türkiye'de olsaydım ne olurdu? Açıkçası yaşamadığım bir durum hakkında fikir yürütmek bir faraziyeden ileri gitmez. Fakat Türkiye’deki üniversitelerin şu anki durumu içler acısı. İlmi ve sanatsal çalışmalarıma katkı yapacak niteliklerden çok uzaklar. Bundan sonraki aşamada yeni hedefleriniz nelerdir? Şu anda akademik çalışmalarımı da üniversitelerde araştırma ve doktora tezleri yöneterek birikimlerimi genç öğrencilerle paylaşmaktayım. Bundan sonraki hedefim; şu ana kadar yapmış olduğum tüm müzikolojik, psikolojik ve pedagojik çalışmalarımın ürünlerini uygulamalı müzik yorumlarıyla yoğurarak insanlara sunmak. Bu sebeple İsviçre’de "Les solistes Suisse Romande" İngiltere’de "London Femusa Orchestra" gruplarının şefliğini üstlenmiş bulunuyorum. Bu orchestralarla Avrupa’nın çeşitli sanat etkinliklerinde, festivallerde konserler vererek son nefesime kadar müziğe ve insanlığa hizmet etmek istiyorum.

33


W

interthurlu kadınlar şu sıralar ürettikleri el sanatı takılarla dikkat çekiyorlar. Atölye çalışması kapsamında bir araya gelen kadınlar yaptıkları takılarla el becerilerini geliştirirken aynı zamanda sosyal yönden de dayanışma örneği sergiliyorlar. Takı atölyesi çalışmaları ile ilgili olarak Pakizer Uksul ile görüştük. Atölyede eğitmenlik yapan Pakizer Uksul çalışmaları ile ilgili şu bilgileri aktarıyor; “3 ay önce küçük bir grupla başladık bu atölye çalışmalarına. Bu sürede Türk, Kürt ve İsviçreli kadınlardan bu çalışmalara yoğun bir ilgi olduğunu gördük. İş ve sosyal anlamda dışarıya açılamamış önemli bir kadın potansiyeli var burada. Amacımız evde olup da çalışmayan kadınlara hem bir meşguliyet sağlamak

34

hem de sosyal olarak bir araya gelip paylaşımlarda bulunabilmelerine olanak sunmak. Bu atölyede kendi yeteneklerini birbiri ile paylaşan ve bunu değerlendiren bir yaklaşım var. Atölye sadece ev kadınlarına değil çalışan kadınlara da yönelik. İşten sonra gelenler de var buraya. Kimisi burası ile yetinmeyip evine taşıyor çalışmalarını. Atölyemizin diğer bir amacı ise yapılan el emeği takıları satmak ve elde edilecek olan gelirle maddi durumu iyi olmayan kadınlara ve çocuklara dayanışma çerçevesinde destek sunmak.“ Otantik özelliklerde tasarlanan takılarda boncuk, ip ve

metal türünden malzemeler kullanılıyor. Takı özelliklerine ise kişinin kendisi karar veriyor. Bu da özgünlüğü ve yeteneği ortaya koyarken, sonuçta ortaya önemli bir takı çeşitliliği çıkıyor. Bu atölye çalışmaları için Belediye’den destek alıyor musunuz? Bir süre önce projemizi hazırlayıp belediye yetkililerine sunduk. Hem finans hem de mekan desteği istedik. Şu ana kadar herhangi bir yanıt almış değiliz. Projemiz kabul edilirse çalışmalarımızı çeşitlendirmek istiyoruz. Örgü işi bunlardan biri mesela. Bu şeklide daha çok kadına ulaşabileceğiz. Buradan kadınlara yönelik nasıl bir çağrı yapmak istersiniz? Burada yaşayan kimi kadınlarımızın sosyal desteğe

ihtiyaçları var. Buradaki sosyal paylaşım önemli. İlerde çocuklara yönelik kreş açmak, anadilde eğitim yapmak, kadınlara psikolojik destek sunmak gibi çalışmalara da imza atmak istiyoruz. Bunları atölyeden elde edeceğimiz gelirlerle yapabiliriz. Annelerin emeği önemli burada. Bu proje annelerin emekleri ve destekleri ile başarılı olacak. Sosyal yaşama dahil olmaları için kadınların emeklerine sahip çıkmaları önemli. Her Cuma 14.00 - 18.00 saatleri arasında yapılan takı atölyesi çalışmalarına katılan kadınların sayısı şimdilik 15. Yapılacak olan takılar için malzeme oldukça bol. Atölyeye katılmak ve takı yapmak isteyen kadınlar belirtilen saatlerde şu adreste bulunabilirler. Haus der Solidarität Nord-Süd Steinbergstr. 18 8401 Winterthur


sman zcüsü O HDP sö yasa a n A ir Baydem dumu Referan yası Kampan sinde çerçeve ur’da h Wintert tu. ş u n ko

W

interthur'da yapılan bir halk toplantısına katılan HDP Şanlıurfa Milletvekili Baydemir, 16 Nisan’ın Cumhuriyet tarihinin en hayırlı pazarı olacağını, yapılacak olan referandumda, Avrupa’dan en az 1 milyon Hayır oyu beklediklerini söyledi. Winterthur’da bulunan Paşa Düğün Salonu’nda gerçekleştirilen bir toplantıya katılan HDP Sözcüsü Osman Baydemir konuşmasında şunları ifade etti; “Anadolu ve Mezopotamya toplumunun tümü, kendi kişisel hırsına kurban edenler kadar çekmedi hiçbir şeyden çekmediği kadar. Bir kez daha vesayet rejimini önümüze koyuyorlar. Bugüne kadar AKP ve Erdoğan halktan ne istedi de vermedi bu halk? Koca İstanbul’a belediye başkanı oldunuz, yetmedi. Haksızlığa uğradınız, halk sizi milletvekili yaptı, yetmedi. İstediniz halk sizi başbakan yaptı, yetmedi. İstediniz bu halk sizi Cumhurbaşkanı yaptı. Yine yetmedi. Peki şimdi ne istiyorsunuz? Bir yüzüğünüz vardı. Hani bir lokma, bir hırka yeter diyen anlayıştan geliyordunuz? Şimdi saraylarınız, gemileriniz var. Halk can derdinde, evlatlarının canı derdinde. Bunlar beytül mala peşkeş çekme derdinde. Bunlar aç gözlüler işte. Ne verseniz doymuyorlar, daha fazlasını istiyorlar.”

“Bu pakette demokrasi, adalet, özgürlük, insan hakları yok“ Baydemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Anayasalar toplumu bir arada yaşatmanın dermanıdır. Müzakereyle, istişareyle, ortak paydalarda buluşmayla oluşturulurlar. Mahşerin iki atlısı Erdoğan ve Bahçeli’nin ucube dayatmasıyla, tek başına Türkiye toplumunun Anayasası olabilir mi? Bu pakette demokrasi, adalet, özgürlük ve insan hakları yok. Eş

başkanlarımız Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş cezaevinde iken bir Türkiye Anayasası yapılabilir mi? 200 bin insanın cezaevinde olduğu, 4 bin akademisyenin üniversitelerden uzaklaştırıldığı bir ülkede özgürlükçü bir Anayasa yapılabilir mi? Toplumun bölündüğü, kutuplaştırıldığı bir ortamda, ortak bir Anayasa yapılabilir mi? Gazetecilerin yazamadığı, yazanın sürgünde ya da zindanda olduğu bir yerde yeni bir Anayasa yapılabilir mi? Böyle bir ortamda ortak iradeden bahsedilebilinir mi? OHAL kimseye nefes aldırmazken bir Türkiye Anayasası yapılabilir mi? Bu paket demokrasinin, özgürlüğün, bir arada yaşamanın katline fermandır. Bunlar 80 milyon insanımızın geleceğini tehlikeye atanlardır. “ Kayyum atanan belediyelere de değinen Baydemir, şunları ifade etti: “Bunlar oylarımızla seçtiğimiz 83 belediye başkanımızı zindana atıp, 81 belediyemize kayyum atadılar. 1500’ü aşkın yöneticimiz cezaevinde. Bu paket bir kişiye ülkenin her kurumuna kayyum atama paketidir. Düşünün bir; şahısın biri sabah erken kalkacak ülkenin başkanı olacak. Birkaç saat sonra yargıç cübbesini giyecek yargıç olacak, birkaç saat sonra savcı olacak, Parlamento’yu dilediği gibi yönlendiren bir parlamenter olacak, orduya şef olacak. Dilediğini, dilediği yerde dilediği şekilde yapacak. Astığını asacak, kestiğini kesecek. Birisi ona çıkıp “Sen ne yapıyorsun?” diye sorduğunda ise soran kişinin yeri zindan olacak. Bunun adı ne cumhurbaşkanlığıdır ne de başkanlıktır. Bunun adı diktatörlüktür.“

“Hükümet her fırsatta mağduruz edebiyatı yapıyor” Referandum sürecinde halkı ikna etmek için ilginç yöntemlerin kullanıl-

dığını belirten Baydemir, hükümetin her fırsatta mağdur edebiyatı yaptığını öne sürdü; “Bunlar iktidarlarını mutlaklaştırmak için MHP’nin tabanını bozkurtla, olmadı, CHP’nin tabanını İzmir Marşı ile ikna etmeye çalışıyorlar. Baktılar yine olmuyor. Kürtlere bayrakla mesaj vermek istediler. Bir de şu sıra AKP Hükümeti’nin Avrupa’daki mitingleri yasaklanıyormuş. Eğer Türkiye’de yasaklanan mitinglerimizin hepsini bir kağıda yazsak, adalet bakanınızın boyunu aşar. Sadece mağdur edebiyatı yapıyorlar.“

CHP’ye eleştiri 16 Nisan’ın Cumhuriyet tarihinin en hayırlı pazarı olacağını ifade eden Baydemir konuşmasında CHP’ye de yüklendi ve bugün eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin cezaevinde olmalarında CHP’nin de payı olduğunu söyledi; “CHP muhalefetin muhalefete muhalefetini yapıyor. Biz diyoruz ki muhalefet zalime muhalefet yapsın. CHP’nin bugünkü aklı bir yıl önce olsaydı bugün ülke bu halde olmazdı. Eğer o zaman HDP’nin Hayır’ının ortağı olsaydı, sesine kulak vermiş olsaydı, bugün çocuklarımız Suriye’de hayatlarını yitirmiş olmayacaklardı. Ama ne yaptı CHP? Tezkereye Evet dedi. Başka ne yaptılar peki? Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına tasdik oyu verdiler. Bugün eşbaşkanlarımız, milletvekillerimiz cezaevindelerse, bunda CHP’nin oylarının katkısı büyük. Buna rağmen hayırda hayır vardır diyoruz ve bugünde dayanışmanın önemine inanıyoruz.”

35


Ödev yapmak, hem çocuklar hem de aileler için yorucu ve zorlayıcı bir zaman dilimi haline gelebiliyor. “Hadi” kelimesi çocukların duymaktan bıktığı bir kelime haline geldi. Aileler de “Of, yine mi? Ödevler ne işe yarayacak? Bugün ödevim yok! Zaten öğretmen kontrol etmiyor, yapmasam da olur” cevaplarıyla sık sık karşılaşıyor. Ödev yapma, tam anlamıyla bir kargaşa ve çatışma haline dönüşebiliyor.

U

zun bir okul gününden sonra, evde dinlenip eğlenmek varken ödev yapmanın çocuklar için zor olduğunu kabul etmemiz lazım. Zor olduğu için de ertelemek ka-

çınılmaz oluyor. Aslında sadece eğlenecekleri zamandan kısmak zorunda kaldıkları için ödev

Ödev yapmak çocukların kaçtığı bir görev olsa bile, araştırmalar uzun vadede ödev yapmanın çocuklara fayda sağladığını söylüyor. Öncellikle, ödevleri tamamlamak akademik başarıyı arttırıyor. Okulda öğrenilenler ödev ile pekişiyor ve bilgi kalıcı hale dönüşüyor. Sınavlara çalışmayı da kolaylaştırıyor.

yapmaya direnç göstermiyor çocuklar; aynı zamanda, ne ödev yapılacağını, ödevin içeri-

“Çocuğuma nasıl ödev yaptıracağım?”

ğini veya ödevin verildiği konuyu anlamıyor,

Ödev yapma alışkanlığını kazandırma konusunda ilk görev anne baba ve öğretmenlere düşüyor. Ödev yapma konusunda çocuğunuz iç motivasyonunu ancak zamanla geliştirir. Ödev yapınca akademik başarının artması,

nereden başlayacaklarını ve ödevin ne kadar süreceğini kestiremiyor olabilirler. Bu kadar belirsizliğin içinde de ödevle uğraşmamak daha kolay oluyor.

36


ödevi tamamladıktan sonra bile kendine ait zamanın kalması, evdeki çatışmaların azalması ve ailecek evde keyifli geçirilen vaktin artması ile çocuğun motivasyonu da artacaktır. Birkaç strateji değişikliği yapıp, işe şöyle bir ödev rutini oluşturarak başlayabilirsiniz: • Çocuğunuzun okuldan veya okul dışı aktivitelerinden sonra eve geldiği saate göre bir dinlenme payı bırakarak, ödeve başlama saati belirleyin. Eve geliş saatine göre, ödeve başlama saati değişebilir ancak tutarlı olmak önemlidir. Pazartesi günleri için ödeve başlama saati 18:00, Salı günleri ise 18:30 olarak belirlediyseniz, her Pazartesi ve Salı için bunu uygulayın. • Ödev yapılacak bir alan belirleyin. Bu alanın sessiz ve dikkat dağıtıcılardan uzak olduğundan emin olun. Ancak sizin de uzaktan izleyebileceğiniz bir alan olsun. Hatta, çocuğunuzla birlikte o alanı, ona özel yapmak ve onunla birlikte düzenlemek sahiplenmesine de fırsat tanıyabilir. • Ödev yapmayacağı bir gün belirlemek, çocuğunuzun motivasyonunu arttırabilir. Bazı okullar haftanın belirli bir günü ödev vermiyor, bu durumda ödevsiz gün olarak o gün belirlenebilir. Yoksa Cuma günleri haftanın son günü olduğundan ve ertesi gün tatil olduğundan, ödeve ara vermek için iyi bir gün olabilir. • Ödül kullanın. Ödevlerin tamamlanmadığı zaman ceza vermek yerine, ödevleri zamanında ve tam yaptığı için çocuğunuzu ödüllendirin. Ödülü bir ayrıcalık kazanmak

37

olarak belirleyin. Bunun için fazladan oynama, televizyon izleme veya bilgisayar oynama çocuklar için çok iyi bir ayrıcalık olabilir. Ya da, 15 dakika geç yatma süresi tanınabilir ve bu şekilde kendine daha fazla vakit ayırma ayrıcalığını kazanacaktır. Genelde kısıtlı bir şekilde tüketilmesine izin verilen bir yemeği yeme ayrıcalığını kazanabilir. • Ödevin tamamlanması ve ayrıcalık kazanabilmesi için iyi bir zamanlama yapmak önemlidir. Yaklaşık olarak bir ödev bitirme zamanı belirleyebilirsiniz. Buna göre ödevine zamanında başladığında ve o zamanı etkili kullandığı zaman, yatma saatine kadar serbest zaman elde edecektir. Ancak, ödeve geç başladığında veya çok oyalandığında serbest zamanı da o kadar kısalacaktır. Buna göre, okuldan geldikten sonra bir dinlenme zamanı olur ancak bu kesinlikle tam anlamıyla serbest zaman değildir. Çünkü eğer ödevden önce çocuğunuz istediğini yaptığı bir serbest zaman kullanırsa, ödev sonrasında onu almaya değecek bir durumu kalmaz. Ayrıca da ödeve başlaması da çok zor olur. Ödev tamamlandıktan sonra serbest zamanın ona kalacağı fikrinin oluşması ile birlikte çocuğunuz zaman yönetimi yapmayı ve duygularını ve davranışlarını kontrol etmeyi de öğrenmeye başlamış olur.

Ödev saatinin planlanması önemlidir Çocuklar nereden başlayacağını ve ödevin ne kadar süreceğini, ne zaman ara

verebileceklerini bilmezlerse ödevi gözlerinde büyütebilirler ve yapmaya direnç gösterebilirler. Buna göre; • Günün ödevlerini, bir yere sıra ile yazın. • Her ödevin ne zaman bitmesi gerektiğini not edin. Öncelik olandan başlayarak o gün bitmesi gereken ödevler için hedef koyun. • Bir ödevden diğerine geçerken ara verin. Aralar 5 dakikayı aşmamalıdır. Bu aralarda, çocuğunuz su içebilir, ufak bir şey atıştırabilir, sizinle sohbet edebilir ya da evin içinde yürüyebilir. • Ödev yaparken zorlandığı her soruda sizden destek alması ödev saatini uzatabilir ve verimliliğini düşürebilir. Zor gelen sorularda, çocuğunuza yanına bir işaret koymasını ve en sonda birlikte bakabileceğinizi yoksa öğretmenine sorması gerektiğini anlatabilirsiniz. Ödevler tamamlandıkça yanına işaret koymayı unutmayın. Herkes hedeflerini tamamladığını görmekten mutlu olur.

Ödev kontrolünün yapılması Anne babanın sadece ödevin yapılıp yapılmadığını kontrol etmesi yeterli olabilir. Ancak, öğretmenin ödev hakkında bir geri bildirim sağlaması çocuğun alışkanlık geliştirmesi için, doğru yaptığını bilmesi ve yanlış yaptığını da öğrenmesi için bir fırsattır. Ayrıca, hiç kimse çaba harcadığı bir görevin fark edilmemesinden ve “boşuna yapmışım” hissi yaşamaktan hoşlanmaz. Çocuğunuz ödevini, zamanını etkili kullanamadığı ve çok oylandığı için eksik bıraktığı durumlarda, çocuğunuzun öğretmeninden özür dileyip bir açıklama yapması sorumluluk alması için bir adımdır. Ayrıca da, eksik bırakılan ödevler hafta sonu ödevine eklenebilir ya da ödevsiz günde tamamlanabilir. Bu şekilde, çocuğunuz davranışının sonucunu öğrenir. Ödev rutinlerinizi oluştururken çocuğunuzla anlaşarak yapmanız, çocuğunuzun sahiplenmesini, sorumluluk almasını ve anlaşmanıza uyumunu arttıracaktır. Unutmayın ki, en önemli nokta tutarlı olmak ve karar verdiğinizi geri adım atmadan uygulamaktır!

37


Tanıtım Praxis Dr. med. Fikret Zengin kısa bir süre önce Almanya’dan gelip İsviçre’ye yerleşen başarılı bir Psikiyatri ve Psikoterapi uzmanı. Hizmetlerini Zürich’te bulunan Asylstrasse 19 adresindeki ofisinde sunan Fikret Zengin çok yönlü bir donanıma sahip. Bütün psikolojik hastalıkların ilaç ve psikoterapiler tedavilerini yapan, travma ve cinsel terapi uzmanı olan Zengin, aynı zamanda beslenme ve koruyucu tıp uzmanlığı ile kişilere özel yaşam koçluğu yapıyor.

İsviçre’de gündelik yaşamdaki koşuşturmacaların yarattığı stres, kimi zaman Psikiyatristlere yönelmemize sebep oluyor.

38

1957 Bingöl doğumlu olan Fikret Zengin 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun. 1988 yılında Almanya’ya gelen Zengin Bielefeld Üniversi-

tesi’nde sağlık bilmler dalında master yaptıktan sonra uzman olarak çalışmaya başlıyor. Türkçe, Kürtçe, Almanca, İngilizce dillerini konuşan Zengin’in Psikoterapist olarak sunduğu hizmetlerden bazıları şöyle; Travma tedavisi, kulak çınlaması tedavisi, cinsel terapi, hipnoz, beslenme uzamanlığı, koruyucu hekimlik, kişisel danışmanlık. Fikret Zengin, göçmenlerle ilgili çalışmalara da imza atan bir isim. Almanya’daki göçmenlerin yaşam tarzı, sağlığı ve hastalıkları ile ilgili araştırmalar yapan Zengin’in 2016 yılında “Migration als Chance für die Zukunft” ve “Tinnitusun EMDR Tedavi Yöntemi” isimli kitapları yayınlandı. Zengin’in çalışma alanı ile ilgili yazdığı birçok makalesi de bulunuyor.


Füsun Demirel kimdir?

Füsun Demirel’in Dario Fo ve Franca Rame’nin oyunu ‘Seks? Eh, Hayır Demem!’ isimli kitaptan çevirip sahneye uyarladığı ‘Aşk Dersleri’ isimli tiyatro oyunu, 17 Şubat’ta St. Gallen Doğu İsviçre Alevi Kültür Merkezi’nde, 18 Şubat’ta ise Zürich’te bulunan Zentrum Karl der Grosse’de seyircisiyle buluştu. Aşk ve cinselliğin ironik bir üslupta anlatıldığı bu oyunda, Füsun Demirel kendi çocukluk ve ergenlik anılarından yola çıkarak seyircisi ile kişisel tecrübelerini de paylaştı.

Füsun Demirel, 20 Ağustos 1958 tarihinde Ankara'da dünyaya geldi. Gençliği İstanbul'da geçen Demirel, Züğürt Ağa filmindeki rolü ile en iyi kadın oyuncu ödülü kazandı. İtalyanca, İngilizce ve Almanca’yı iyi derecede bilen sanatçı, şimdiye kadar birçok oyunu Türkçeye çevirdi. Demirel, "Züğürt Ağa", "Uçurtmayı Vurmasınlar", "Mem û Zin" gibi filmlerin yanı sıra "Sıdıka" ve "Yalan Dünya" gibi TV dizileri ile de izleyicilerin hafızasında yer etti.

Demirel ve sahne arkadaşları Mert Küçülmez ile Ayşegül Cengiz Akman’ın oyunun içine, yine Fo ve Rame’nin çağdaş kültler arasında sayabileceğimiz kısa kadın oyunlarından ‘Tek Kişilik Diyalog’, ‘Bant Sistemi’ ve ‘Tecavüz’ metinlerini de yerleştirmeleri dikkat çekti. Bu üç metin, Küçülmez ve Akman’ın performanslarıyla sahnelenirken, Füsun Demirel de ana anlatıcı olarak seyirci karşısına çıktı.

39

Seyircilerini ‘aşk ve cinsellik’ konusunda karşılıklı sohbete davet eden bir oyun olan ‘Aşk Dersleri’, adeta bir ‘oyundan’ bir parça fazlasını sundu seyircisine. İçinden; birbirimizle ve çocuklarımızla konuşmaya imtina ettiğimiz o ‘yasaklı’ cinsel kelimelerin sıkça geçtiği, kadınların maruz bırakıldığı tecavüzlere, ahlak baskısına, şiddete; devletin yatak odalarına bile olan müdahalelerine, ‘iyi hal indirimlerine’, kadının cinsellikte hep ‘edilgen’ varsayılmasına, bedenlerden korkmamıza dokunduran vurgular sergiledi Aşk Dersleri. Türkiye’de ve dünyada kadınlık meselesinden yola çıkılarak kadınların sorunlarının da irdelendiği oyunda erkeklik meselesine de vurgular yapıldı. “Musluk tamircilerinden popstar’lara, meclis başkanlarına kadar herkesin cinsel sorunları var.” vurgusu oyunun dikkat çeken sahnelerinden biriydi.

39


Bakım

B

irçok kadının kabusu olan selülit hakkındaki bilgilerin birçoğu kulaktan dolmadır. Eğer hedefiniz bu rahatsız edici görüntüyle mücadele etmekse onu tanımakta yarar var. Bunun için kulaktan dolma bilgilerin ne kadar doğru, geliştirilen karşıt ürünlerin ise ne kadar gerçekçi olduklarına bir göz atalım. Selülit kimlerde olur? Selülit yalnızca kilolu ve yaşlı kadınlarda olduğu düşüncesi yanlıştır. Evet kilolu ve yaşlı kadınlar selülite meyillidir. Bunun nedeni selülitlerin aşırı yağdan değil, kasların deriye yapışmasını sağlayan kolajenin lifli yapısından kaynaklanmasıdır. Bu yüzden selülit görüntüsü normal bir yağlanmada da karşımıza çıkabilir. Aslında bu görüntü her kadının sahip olduğu bir şeydir. Kilolu olmanın dezavantajı, yağların lifli kolajen yapısındaki boşlukları doldurması ve onları görünür kılmasıdır. Selülitten kurtulmak için ne yapabiliriz? Selüliti engellemek için yeme düzenimize daha çok sebze, sulu yiyecek ve sıvı eklemeliyiz. Aynı zamanda kan dolaşımına etkisi kanıtlamış sigarayı da azaltmalı, hatta hayatımızdan çıkarmalıyız. Sigara kan dolaşımını azaltarak selülit oluşumunda kilit rol oynayan lifli kolajen yapısının bozulmasına etki eder. Bacak bölgesindeki kasları güçlendirmeli ve deriye elastikiyetini geri

40

kazandırmalıyız. Bu selülitlerin görünürlüğünün etkili bir şekilde azalmasını sağlayacaktır. Selülit odaklı spor yaparken kardiyo ve ağırlık çalışması birlikte yürütülmelidir. Selülit görünümünün tamamen kaslarla alakalı olduğu, kadın erkek arasındaki fiziksel farklılıklarda da ortaya çıkar. Erkeklerin selülit problemi yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni kas oranlarını yüksek ve bacak bölgesindeki yağlanmanın kadınlara göre yok denecek kadar az olmasıdır.

kesindir. Fakat vücudunuzun selülit üretmeye meyilli olması selülitle mücadeledeki engellerden biridir. Sadece iyi bir genetiğe sahip olmak yetmez.

Yaşlanma ve genetik birer faktör müdür?

Sonuç olarak olarak selülit yalnızca bir konuya odaklanarak değil; beslenme, spor ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilir. Ancak, bilinmesi gereken, tüm bu mücadelede alınacak sonucun sadece selülitlerin görünümünü azaltmak olduğudur. Selülit kökten yok edilebilecek bir problem değildir çünkü o vücudun doğal yapısıyla bağlantılıdır.

Yaşlanmanın selülit üzerindeki etkisi ise östrojen hormonuyla bağlantılıdır. Yaşla birlikte östrojen hormonunun azalması, kan dolaşımda yavaşlamaya ve yeni kolojen oluşumunu azaltmanın yanı sıra, var olanların parçalanmasına da neden olur. Bir üzücü haber ise selülitin genetik olabileceğine dair... Evet, eğer selülit ailenizdeki kadınların çoğunda, hızla tespit edilen bir şeyse sizde de olacağı

Kulağa efsane gibi gelen çözümler ise; lazer, titreşim ve masajlarla selüliti azaltmak. Bu işlemler şaşırtıcı bir şekilde etkili. Özellikle krem veya türevi yöntemlerle karşılaştırıldıklarında oldukça uzun ömürlü. Birkaç seansın ardından, 6 ay ile 1 yıl arasında etkileri sürebiliyor.


AVANTAJLARINIZ • Hedef kitleye doğrudan erişim • Firma imajı yaratma • Marka değerini yükseltme özelliği • Düşük maliyet • Farklı formatlarda sabit tanıtım

İlanlar için Tel: 076 343 80 74 Firmanıza, HaberPodium sayfalarında yer vermek icin hemen arayın! www.haberpodium.com info@haberpodium.com /haber.podium 41


Moda

D

ümdüz siyah bir bluz altına siyah bir pantolon ve siyah bir çift ayakkabı hayal edin. Ne kadar da sade değil mi? Artık değil! Çünkü 2017 aksesuar modasının tavan yaptığı bir sene olacak. Dümdüz renklerde olsanız bile bu aksesuarlarla her an her daim şık ve dikkat çekici olabilirsiniz.

SAÇ AKSESUARLARI Bu sene kafamıza tokadan başka hiç birşey takmamaya karar verdik. 2017’nin en dikkat çeken trendlerinden biri olan saç aksesuarları sadece lastik ya da firkete tokalardan değil kocaman taşlı, kurdelalı ve tüylü aksesuarlardan oluşuyor.

42


Choker Tasma Kolyeler Biz söylemesek de choker modasının geldiğini hepiniz anlamışsınızdır. Bizi 90’ların sonuna götüren bu moda boyunda ister ince ister kalın olmak üzere; deri, kadife, kürk ya da gümüşten oluşabiliyor.

çoklu yüzükler Her parmağa bir yüzük modasını hatırlarsınız. Bu hem ona benziyor hem de trend konusunda yeniliği ile çığır açıyor. Nedir bu çoklu yüzükler? Tek bir yüzükten oluşan ancak tüm parmaklarınıza aynı anda taktığınız yüzüklerden bahsediyoruz. Kaçırmayın deriz!

43

fularlar

BODY CHAINLER

Eskilerin hosteslerini hatırlar mısınız? İşte o renkli fularlar yine geri döndü. Tarihin olduğu gibi bazen moda da kendini tekerrür ediyor. Bu nedenle o sevdiğimiz fularları çantalarımızın saplarından çıkarıp boynumuza takmaya devam ediyoruz!

Özellikle son senelerin en büyük trendi olan vücut zincileri 2017’de de devam ediyor. Altınından, gümüşüne, taşlısından chokerlısına kadar artık her modelin yer aldığı bu tasarımlar sadece yazın bikini üzerine değil, her türlü kalın kazakla da harika duruyor!

43


Şener Arslan Ekonomi ve Yatırım Uzmanı sener.arslan@outlook.com

Mart’ın başında, Snapchat’in ana şirketi Snap, ABD’de halka açıldı.

S

napchat’i, 14 ile 30 yaş arasında olanlar ya da bu yaşta çocukları olan kişiler muhtemelen tanırlar. Bu yazımda ele alacığım asıl konu, bir Aplikasyon nasıl olur da 31,3 milyar değerinde olabilir? Sadece bu veriyi daha iyi algılıyabilmeniz için; -

Swisscom’un piyasa değeri: 22,5 milyar dolar

-

Julius Bär’in piyasa değeri: 10,3 milyar dolar

Snap Inc

-

Credit Suisse’in piyasa değeri: 30,85 milyar dolar

-

Adecco’nun piyasa değeri: 12,5 milyar dolar

Snap, 2011’de kurulan ve en büyük özelliği anlık bir mesajlaşma uygulamasıdır. Yani, kısa vade içerisinde kullanıcıların birbirlerine yazılı metin, fotoğraf, ses veya video göndermelerini sağlar ve arkadaş gurubu ile daha fazla temas halinde kalınmasına yol açar. Facebook ile arasındaki en büyük fark ise, Snapchat’in ba dolar tan beri sadece tek

kullanıcı sayısını büyütmek yerine, daha fazla olan bağlantılar arasındaki komünikasyonu ve bilgi paylaşmalarını geliştirmek. Böyle bir düşünce ne kadar da ilginç olsa, bu şirket altı yıl içerisinde, nasıl böyle bir değere kavuşabilir? 1 Mart’ta halka açılan bu şirket, ayni gün % 44 değer kazanmıştı. Halka açılan fiyatı USD 17 iken, günün sonunda bu değer USD 24.48 zıplamıştı. Bu hızlı yükselişin nedeni, yatırım fonlarının bu şirketi mecburu olarak satın almaları ve aynı zamanda da yatırımcıların fantazisi idi.

27.09 + 2.61 (%+10.66)

28.00 27.09

26.00

25.00 24.00 20:00

44

22:00

Mar 3

20:00

22:00

00:00


Halka açılış gününde bu tür artışlar olabiliyor. Ve uzun vadeli baktığınızda, halka açılan belirli şirketler çok iyi değer kazanabiliyor.

nı inanıyor. Nedenlerini şöyle ifade edebilirim;

Size burada birkaç örnek vermek istiyorum. Zamanında 10’000 dolar aşağıda not ettiğim şirketlere yatırmış olsaydınız, gelirleriniz yıllar içerisinde bu seviyeye gelirdi;

2. Şirket 2016’da 514,6 milyon dolar kayıp elde etmişti

1. Şirket 2015’de 372,9 milyon dolar kayıp elde etmişti

3. Şirket 2011’den beri hiçbir yıl para kazanmadı

-

Apple şirketi 1982’de halka açılırken, 10’000 dolar yatırım yapan ve şirketi portföyde tutan, bugün 2’780’000 dolara sahip olurdu.

-

Google şirketi 2004’de halka açılırken, 10’000 dolar yatırım yapan ve şirketi portföyde tutan, bugün 170’000 dolara sahip olurdu.

4. Gelire bakarsak, şirket 2016’da 404 milyon gelir elde etmişti. Değeri ile karşılaştırırsak, değeri 84 kere gelir demek. Bu veri Facebook’da 14, Google’da 6, Amazon’da 3, Netflix’te ise 7. Anlayacağınız, burada en hızlı büyüyen ve dünyada yerini belirten şirketlere baksak bile, Snap’ın değeri oldukça astronomik duruyor.

-

Facebook şirketi 2013 yılında halka açılırken, 10’000 dolar yatırım yapan ve şirketi portföyde tutan, bugün 45’000 dolara sahip olurdu.

5. Kullanıcı sayısına bakarsak, Snapchat’i kullanan 158 milyon insan var dünyada. Instagram’ın ise 300 milyona yakın. Bu kullanıcı sayıları fazla da büyümemekte.

Elbette bu şirketler halka açılmazken yatırım yapanlar bu değerlerin daha üstünde bir performans elde edebilirlerdi. Bu tür yatırmalara “Venture Capital” veya “Business Angel” denilir ve bunlar aslında sadece profesyonel uzmanlar ile birlikte yapılabilinir. İsviçre’de örneğin, sizin 250’000 İsviçre frangınız olursa, bu tür şirketlere halka açılmadan, “Venture Capitalist” veya “Business Angels” olarak yatırım yapma imkânına sahip olabilirsiniz.

Burada daha fazla sayacağım notlar olabilir. Ama önemli olan, bu tür şirketlerin değeri çoğunlukla fantezi verilerden belirlenir. Kısa dönem içerisinde çok ciddi çıkış yapıp, halka açılırlar. Belirli şirketler değerini korumayı bilirlerken belirli şirketler ise bu değeri koruyamayıp ya tam batarlar ya da yüksek değer kaybı ile yola devam ederler. Twitter örneğin… Kasım 2013’de 18 Milyar dolar olarak piyasaya sürülmüştü. Şirketin halen devam etmesine rağmen ve bu aralar

muhtemelen Donald Trump’ın attığı Tweet’ler sayesinde, bilakis ABD içerisinde biraz daha popüler olan şirket, bugünkü değeri ile 11 Milyar dolar oldu. Yani, sadece üç yıl içerisinde, halka açıldıktan sonra 7 Milyar dolar değer kaybetmiş. Burada söz konusu olan şey şu; ya uzun vadeli yatırımcı olursunuz ve böyle şirketin değerlendirmesine bakarsınız ya da kısa vadeli trader olursunuz, bu tür şirketleri kısa vadeli portföye ekler, değer kazandıktan sonra, borsada batsa bir yatırımcıya satarsınız. Ben uzun vadeli yatırımcı olduğum için, bu tür yatırımlardan uzak dururum. Ancak tabi ki bunu her yatırımcı/trader kendisi belirlemeli. Son olarak, dünyada olan küresel ekonomik politikalar yatırımcıların tercihlerini belirler. Neredeyse son 9 yıldır gördüğümüz olağanüstü düşük faizler, küresel piyasada yatırım yapılabilecek her şeyin fiyatını aşırı bir şekilde yükseltti. Etrafınızdaki gayri menkullerin değerlerine bakın örneğin. Sadece 6 yıl içeresinde % 40’a yakın değer artışları var. Böyle bir dönem içerisinde yatırımcı olumlu yatırım arar. Borsada ya gayrimenkule ya arsaya ya da direk şirketlere yatırım yapar. Böylece yatırımcı ara sıra iyi bir hikâyeye kapılıp gereksiz yatırım yapabilir. Bundan dolayı da, herhangi bir yatırım yapmadan önce, yatırım yapacağınız yatırımın değerini öğrenin veya her zaman uzmanlara sorun.

Snapchat’e geri dönersek… Bu şirketin kısa dönem içerisinde nasıl böyle bir değere kavuştuğunu uzmanlar tartışıyor. Çoğu, benim düşünceme göre, bu şirketin muhtemelen bu değeri korumayacağı-

45

45


Mülteci Hayatlar

Cavit Akbuğa

Bunker'da Yaşam “İsviçre’ye gelmeden önce burayı yaşanılması gereken bir ülke olarak tasvir ediyordum.”

Başvurunu yaptıktan sonra neler yaşadın?

Suat Karaman 2016 yılının Ağustos ayında Kreuzlingen’de bulunan ana kampa iltica başvurusunu gerçekleştiriyor. Başvurmadan önce bir kelime öğrenmiştim diyor; ''İch bin Asyl''. 46

Kampa girmeden önce güvenlik görevlileri çantasını arıyor. Daha sonra da iki polis gelip Suat’ı yere yatırıyor ve ters kelepçe takarak gözaltına alıyorlar. Kafasında tasvir ettiği İsviçre tuzla buz oluyor böylece. Bir süre sonra kampa getirilip bırakılan Suat ”Mültecilik hayatım bu şekilde başlamış oldu” diyor.

3 gün boyunca Kreuzlingen’de bulunan ve ilk başvuruların yapıldığı ana kampta kaldım. Daha sonra da yine bu ana kampa ait olan bir yer altı kampına (Sığınak-Bunker) gönderildim. Bu kamptan aklımda kalan tek şey tuvalet kapısı üzerinde bulunan bir maymun karikatürüydü. Bu karikatür ile tuvaletin nasıl kullanılması gerektiği anlatılıyordu. İşte bu karikatür, İsviçre’nin mültecilerle bakış açısının net bir fotoğrafıydı benim için.


Suat burada 23 gün kalıyor. Daha sonra da Bern Kantonu’na transfer ediliyor.

düşünüyorum. Ayrıca daha iyi bir yere transfer edileceğim konusunda hiç de umutlu değilim. Başka bir yer altı kampına gönderilebiliriz.

Tekrar Bunker Yeni kampın daha güzel bir yer olmasını umut ediyordum. En azından yer üstünde olmasını… Ancak Biel Tremlan’da bulunan başka bir yer altı kampına transfer edilmiştim. 6 aydır bu kamptayım. Burada 120 kişi kalıyoruz. Bulunduğum köyde, kaldığım yere benzeyen 4 mülteci kampı daha bulunuyor. Normalde yer altı kamplarına sorunlu olan ya da ülkeyi terk kararı verilmiş mültecileri gönderiyorlarmış. Bunun nedeni ise kişilerin psikolojilerini bozup ülkeden ayrılmalarını sağlamak. Ancak bu politika bütün mültecilere uygulanıyor. Politikaları işe yarıyor diyebilirim. Bu yeraltı kamplarında kalıp psikolojinizin sağlıklı kalması mümkün değil. Bunker nasıl bir psikoloji yaratıyor? Geçenlerde Afgan bir çocuk bir kutu ilaç içip intihar etmeye çalıştı. 120 erkek yer altına hapis edilmiş-

Geçimini nasıl sağlıyorsun?

mişiz adeta. Bazen sabah kalkıyorum ne yapacağımı düşünüyorum. Her gün bir önceki günün aynısı. Burada dilimi konuşan 1 kişi bile yok. Havalandırma borularının hiç bitmeyen gürültüsü altında yaşam sürdürüyoruz. Temiz hava ve güneş ışığından mahrumuz. Bu kampın kısa bir süre sonra kapanacağını duyduk. Neden kapanıyor Kamp? Kötü koşullardan dolayı mı? Hiç sanmıyorum. Üstümüzde bir buz hokeyi salonu var ve salonda arada bir maçlar oluyor. Burada mültecilerin bulunması rahatsız etmiş olacak ki kampı buradan kaldırıyorlar. Kamp koşullarından çok bu ihtimalin daha güçlü olduğunu

Sigarayı bırakma yöntemleri hakkında bilgilendirilmek ve sigara içme alışkanlıklarınızı değiştirmek

Haftalık olarak 60 frank alıyorum. Bu da günlük olarak 8,5 frank ediyor. Bu para ile bütün ihtiyaçlarımı gidermek zorundayım. Günlük olarak imza verme zorunluğu var bir de. Eğer imza vermezseniz o hafta paranızı alamayabilirsiniz. Gelecekle ilgili neler düşünüyorsun Şu an hiçbir şey düşünemiyorum doğrusu. Yaşadığım bu süreç beni öyle bir umutsuzluğa itiyor ki… Ne düşünebilirim? Sadece ikinci mahkemeye çıkmam için Bern’den gönderilecek olan mektubu bekliyorum. *Bunker: Savaş halinde savunma amaçlı tasarlanmış askeri yer altı sığınakları. İsviçre’de şu anda birçok Bunker mülteci kampı olarak kullanılıyor. Ülkede, binaların altında bulunan toplam sığınak sayısı 300 bin. Askeri ve özel kurumlara ait olan sığınak sayısı ise 5100. Bu sığınaklar 8.6 Milyon insanı barındırma kapasitesine sahip.

İZ

TS

E CR

Ü

Ücretsiz danışmanlık ve bilgi hizmetlerimizden faydalanmak için

Tel: 076 343 80 74 Dernekler bünyesinde ya da dernekler dışında oluşturulacak olan 6 kişilik gruplarla ücretsiz sigara bırakma kurslarına başlanabilir. 47

47

Bu Proje, Bundesamt für Gesundheit - Tabakpräventionsfonds, Institut für Sucht- und Gesundheitsforschung ISGF, Public Health Services ve HaberPodium tarafından desteklenmektedir.


Oerlikon’da bulunan Zürich Messe alanında yapılan fuar 4 gün sürdü.

İsviçre’nin en büyük motor sporları fuarı SWİSS MOTO 16 Şubat’ta yapıldı.

48

Bu süre zarfında fuarı ziyeret edenlerin sayısının 70ʼ582 kişi olduğu açıklandı.


5 bin metrekarelik bir alana kurulan fuarda, motosiklet dünyasına dair tüm yenilikler sergilenirken; yeni motosiklet modelleri, kasklar ve özel sürücü giysileri, çizmeler, trikes, moped, scooter elektrikli scooter, lastikler, motosiklet ve scooter aksesuarları, elektrik aksesuarları, mekanik aksesuarlar, yedek parçalar, yarış parçaları, tuning, özel yağlar, gözlükler gibi pek çok ekipman meraklılarının beğenisine sunuldu. 1500’den fazla motosikletin sergilendiği Zürich Messe salonunda 213 ayrı firma stand açtı.

20 ya 18 fu pıl yılu a a 25 r 22 cak nda Şu Şu ola b b n sü at’a at’ta rec ka n ek da r . 49


Otomobil

H

uayra isimli hiper otomobilini tanıttıktan tam altı yıl sonra, aynı modelin üstü açık versiyonunu hazırlayan Pagani, otomobilin fotoğraflarını Cenevre Otomobil Fuarı’ndan önce basınla paylaştı. Pagani Huayra Roadster üstsüz gövdesinin haricinde, güçlenen V12 motoru ve revize edilen şanzımanıyla ön plana çıkıyor. Otomobil için yapılan mühendislik çalışmalarının en kayda değer olanı, üstsüz Huayra’nın sabit tavanlı kardeşine kıyasla 80 kg daha hafif olması. Bunda Carbo-Titanium mimarinin ve %25 hafifleyen forged süspansiyonların payı büyük. Roadster’in teknik iyileştirmeleri kadar, tasarımsal güzelliğiyle de dikkat çekmesi ise bambaşka bir mesele. Mercedes-AMG’den alınan M158 kodlu V12 bi-turbo motoru 770 bg güç, 1000 Nm tork üreten Roadster, yüksek yanal kuvvetlerde verim kaybetmeyen yeni bir yağlama sistemi ile donatılmış. Bu arada motordaki turboların daha keskin gaz tepkileri için revize edildiğini de bilmelisiniz. Söz konusu güç ünitesinden çıkan 770 bg gücün zemine aktarılması için X-Trac’ın kapısını çalan Pagani, şirketten 7-ileri otomatikleştirilmiş manuel şanzıman satın almış. Çift kavramalı ünitelere kıyasla neredeyse yarı yarıya ağırlık avantajı sunan bu dişli

50

kutusunun daha önceki sistemlere kıyasla hızlı ve pürüzsüz geçişler yaptığı ifade ediliyor. Roadster’da hafifliğin böylesine obsesif düzeyde ele alınmasının temelinde ise, Bay Pagani’nin ta kendisinin olduğunu öğrendik. İki farklı tavan sistemine sahip olan Huayra Roadster’ın karbon fiber ve camdan oluşan sert tavanına ek olarak, bir de kumaş tavanı bulunuyor. Otomobilin içinde saklanabilen bu kumaş parça, aniden bastıran yağmurlarda bir sanat eseri olan iç mekanı ıslanmaktan kurtarıyor. Bu arada iç mekanın neredeyse hiç değiştirilmediğini ifade edelim. Sabit tavanlı Huayra’nın minik bir Huayra formundaki metal anahtarını hatırlarsınız. Konsola çarpmış bir Huayra’yı anımsatan bu detay silinmiş ve yerine kırmızı bir çalıştırma butonu konmuş. Kalan bütün detayların, az evvel de belirttiğimiz gibi, daha önceki Huayra ile aynı olduğu söylenebilir. Pagani Huayra Roadster 2.28 milyon eurodan satışa sunuldu. Şayet kenarda fazladan bekleyen birkaç milyon euronuz varsa ve otomobili satın almak istiyorsanız size kötü bir haberimiz var: Üretilecek ilk 100 Huayra Roadster şimdiden satıldı. Üstelik ilk teslimatların bu yılın sonunda başlaması bekleniyor. Bu yüzden Roadster sahibi olmak için, paranız elinizde biraz beklemeniz gerekebilir.


H y u nd a i

i30

H

yundai, yeni i30 Wagon modelini gün ışığına çıkardı. Geleneksel station wagon modellerin aksine, zarif bir tasarım sunan otomobil, LED farları, aşağıya doğru kıvrılan motor kaputu ve yeni basamaklı ızgarasıyla güçlü bir ön görünüme sahip. Yeni i30 Wagon, 1650 litreye kadar genişleyen 602 litrelik bagajıyla ailelerin hacim ihtiyacını zorlanmadan karşılayabilecek bir otomobil. Şık bagaj tasarımı, beş kapılı kardeşiyle benzerlik gösterse de aslında C sütunundan itibaren tamamen farklı çizgilere sahip olan Hyundai i30 Wagon’un toplam uzunluğu 4585 mm, yüksekliği 1465 mm (tavan rafı ile 1,475 mm) ve genişliği de 1795 mm oılarak veriliyor. Aracın 2650 mm'lik dingil mesafesi ise beş kapılı versiyonla aynı. Hyundai, yeni Nesil i30 Wagon'da en son aktif güvenlik ve bağlantı özelliklerini sunuyor. Acil Fren Destek Sistemi (AEB), Yorgunluk Tespit Sistemi (DAA), Uzun Far Asistanı (HBA), Kör Nokta Uyarı Sistemi (BSD), Akıllı Hız Sabitleyici (ASCC), Arka Çapraz Trafik Uyarısı

Wa

n o g

(RCTA) ve Şeritten Ayrılma Uyarı Sistemi (LDWS) ile birlikte sınıfının en iyi standart etkin güvenlik donanımlarını sunan i30 Wagon, sınıfında ilk kez yer verilen kablosuz şarj teknolojisi ile bir adım öne çıkıyor. Yeni otomobilde sunulan bu sistem sayesinde akıllı telefonlar, 8 inç dokunmantik ekranlı multimedya sistemi ile kablosuz olarak şarj edilebiliyor. Yeni i30’un beş kapılı versiyonunda da sunulan bu sistemle beraber ayrıca Apple CarPlay, Android Auto ve LIVE Services gibi dijital teknolojiler de aracın yenilikçi özelliklerinden bazılarını oluşturuyor. Hyundai i30 Wagon’un motor seçenekleri de beş kapılı versiyonla aynı. Verimliliği artıran küçültülmüş turbo şarjlı motorlardan oluşan seçenekler özellikle düşük yakıt tüketimi için geliştirilmiş. Motor gamında, iki adet yeni benzinli motorla beraber (1.4 lt T-GDI ve 1.4 lt MPI) bir adet de 1.6 litrelik turbo dizel motor bulunuyor. 136 beygir gücüne sahip bu dizel motor 6-ileri manuelin yanı sıra Hyundai’nin 7-ileri çift kavramalı şanzımanı DCT ile de satışa sunulacak.

51


M

akyaj operasyonlarında sadelikten yana olan BMW tavrını değiştirmedi ve 4-serisinin Coupe, Cabrio ve Gran Coupe olmak üzere üç farklı gövde tipini hafifçe güncellendi. Öte yandan söz konusu küçük değişimlerin müşteriler açısından önemli faydalara dönüşeceği de bir gerçek. Örnek vermek gerekirse, iç mekanda navigasyon ekranı için kullanılan yazılımın son nesil iDrive programı olması ve direksiyonun gerisinde dijital gösterge paneli opsiyonu sunulması 4-serisinin teknolojik tarafını güçlendiriyor. Ön ve arka farları LED teknolojisine ve hafifçe güncellenen bir tasarıma kavuşan 4-serisinin artık iki yeni renk seçeneği de

52

mevcut: Snapper Rocks ve Sunset Orange. Ayrıca tamponlardaki minik detaylara yapılan müdahaleler neticesinde otomobilin genel olarak gençleştiği söylenebilir. Motor seçenekleri de güncellenen otomobilin modellerini ve ilgili modellerin güçlerini sıralamak gerekirse 184 bg’lik 420i, 258 bg’lik 430i ve 326 bg’lik 440i benzinli tarafta yer alırken; 190 bg’lik 420d, 224 bg’lik 425d, 258 bg’lik 430d ve 313 bg’lik 435d xDrive dizel tarafında bulunuyor. 4-serisi model ailesindeki değişimlerin BMW M3 ve BMW M4 için de geçerli olması, söz konusu makyajın yarattığı heyecanı güçlendiren bir başka detay.

facebook/haber.podium


Gezi Rehberi

St. Beatus mağaraları

St. Beatus mağaraları, Bern Kantonu dahilinde olup, İnterlaken yakınlarında bulunan sarkıt mağaralar ağının ismidir. Bu mağaralar ağı Thun Gölü’nün kuzey kısmında yer alıyor. Yolunuz İnterlaken’a düşerse St. Beatus mağaralarını mutlaka ziyaret etmenizi öneririz. Burada benzersiz bir doğa harikası sizleri bekliyor. Otoparktan başlayıp ormanın içinden geçerek, mağara girişine kadar güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz. Yürüyüş sırasında yolunuz birçok köprü ile kesişirken, yüksek-

54

lerden akan şelaleler size eşlik eder. Niederhorn dağlığı içerisindeki mağaraya girdiğinizde, uzunluğu yaklaşık 1 km olan doğal bir yer altı tünelini keşfetmeye başlıyorsunuz. Mağara içinde milyonlarca yıl önce ortaya çıkmış olan sarkıt ve dikitler eşsiz renkler ve doğal görünümler sunuyor ziyaretçilerine. Mağaradaki geniş ve ışıklı yollar size burada olmanın güvenini verecektir. 1 km’den daha uzun olan bu mağaraların diğer kısımları güvenlik nedeniyle kapalı tutuluyor. Şu ana

kadar bu mağara ağının yaklaşık 14 km’si incelenip araştırılabilmiş. Girişte bir mağara müzesi de bulunuyor. Burayı da ziyaret edip mağara dünyası hakkında bilgiler edinebilirsiniz. Sesli sisteme dayalı gezi kılavuzu ile mağara ve mağaracılık hakkında çok şey deneyimleyebilirsiniz.

Ejderha Efsanesi Efsaneye göre, 6.yy’da bu mağaralarda ürkütücü ve ateş püsküren bir ejderha yaşarmış. Mağaların içinden


aft

nsch

se enos

-G hlen ö h s u nen Beat laue d 6 43 n u S 41 1 0 8 0 8 3 h 3 )3 len.c h 41 (0 e + . o l Te ush .ch beat hlen @ e o o f h in tus .bea www

ise hac yolunun bir kısmı geçermiş. Bir din adamı olan Aziz Beatus hac yolunu kullanırken bu ejderha ile karşılaşmış ve ona kutsal haçı göstermiş. Ejderha bunun üzerine kükreyerek kaçmış ve Thun Gölü’nün sığ sularına dalıp boğulmuş. Daha sonra Aziz Beatus bu mağaralarda inzivaya çekilip ölene kadar burada yaşamış. Mağara girişinde Aziz Beatus’un ait olduğu söylenen bir mezar bulunuyor. Kaldığı hücrenin benzeri olan bir yer de görülebilir. Thun Gölü’nün yükseklerinde

55

olan ve milyonlarca yıl öncesine dayanan bu doğa harikası ziyaretçilerini hayrete düşürüyor. Beatus mağaraları iç geçitleri, etkileyici holleri ve şelaleri ile özel bir mekan özelliği taşıyor. Burada 2015 yılından bu yana rehbersiz keşif yapılabiliyor. Mağara gezileri yaklaşık 75 dakika sürerken, her 30 dakikada bir yeni bir grup ile gezinti başlatılıyor. Küçük ziyaretçiler, ejderha kaydıraklarında keyifli zaman geçirirken, ejderhalara dair sesler duyup, onlar üzerine hikayeler dinleyebilirler.

Bazı uyarılar Mağaraların içi 8 ile 10 derece sıcaklığı arasında. Sıcak giyinmenizde fayda var. Mağaraların içinde yemeiçme yasak. Fotoğraf çekebilirsiniz ancak statif kullanmazsınız. Güvenlik nedenlerinden dolayı çocuk arabalarının ve tekerlekli sandalyelerin girişine izin verilmiyor. Aziz Beatus mağaraları, bu sezon için kapılarını 18 Mart’ta açacak. Burası Ekim ayına kadar, haftanın her günü saat 09.30 ile 17.00 arasında ziyaretçilerine açık tutluyor.

55


Ayhan Demirden Sinema eleştirmeni a.demirden@gmx.de

Lion

Fragman

Beş yaşındaki Saroo (kendisi şeru diyor adı sorulunca) annesi abisi, küçük kız kardeşiyle Hindistan’ın bir köyünde, çok fakir, zor koşullar altında yaşıyorlar. Geçinebilmek için abisi ile birlikte trenlerden kömür çalıyorlar ve onca yolu tren rayları üzerinden geri dönüyorlar. Abisi ile mükemmel bir sevgi ilişkisi var Saroo’nun. Bir gece abisi tekrar işe gitmek istediğinde Saroo’da gelmek istiyor, abisi küçük olduğunu söylemesine rağmen Saroo’nun ısrarlarına dayanamıyor ve birlikte kaçak olarak önce ana istasyona geliyorlar. Tabii Saroo yolda uyuyakalıyor, abisi onu Ana istasyondaki bir sıranın üstüne yatırırken ona kendisini beklemesini, işini halledip döneceğini söylüyor, Saroo tekrar uykuya dalıyor. Uyandığında abisini yanında göremeyince uyku mahmurluğuyla karşıda su deposunun önündeki hizmet dışı vagonlarda abisini aramaya koyuluyor. Bu arada tekrar uykuya dalıyor. Gözünü açtığında bu kez trenin yolda olduğunu fark ediyor ama dışarı çıkması mümkün olmuyor. Zira bütün kapılar kilitlenmiş, açılmıyor. Böylece kendi köylerinden 1.600 km uzakta Kalkütta’ya varıyor. Kimsenin dilini de anlamadığı Kalkütta’da sokaklarda alt geçitlerde yaşamaya çalışıyor. Ta ki iyi bir yetişkin tarafından polise götürülüp bir çocuk yuvasına yerleştirilene kadar.

Oyuncular : Dev Patel, Rooney Mara, Nicole Kidman, David Wenham, Sunny Pawar, Abhishek Bharate

Avustralya’nın Tazmanya bölgesinde yaşayan Brierly ailesi tarafından evlatlık alınan Saroo, bu ailenin şefkatli kolları arasında yaralarını sarmaya çabalayarak büyürken, aile yeni bir çocuk daha evlatlık alıyor. Ama bu çocuk Saroo gibi uyumlu değil, zor bir çocuk. Saroo yetişkin olduğunda artık annesi kabul ettiği

Yönetmen : Garth Davis Yapım Yılı

: 2016

Ülke : ABD, Avustralya, İngiltere Türü : Biyografik, Dram, Macera Süre : 1s 58dk

56

Sue Brierley (Nicole Kidman) e kızgın olarak onu yaralamak için hamile kalamamanın sorumlusu ben değilim diyor. Sue; “Hayır ben çocuk doğurabilirdim ama zaten dünyada yeterince çok insan olduğunu ve yardım bekleyen çok çocuk olduğunu düşündüğümüz için sizi evlatlık aldık” diye cevap veriyor. Yönetmenin dört ayrı bölümde anlattığı hikâye gerçek bir olaydan esinlenilerek yazılmış bir romana dayanıyor. Hindistan’da daha önce yaptığı dizilerle tanınan yönetmen ilk bölümde oldukça iyi bir performans sergilerken sonraki bölümlerde bu düzeyi maalesef tutturamıyor. Oyunculuk olarak son yıllarda en iyi performansını sergileyen Nicole Kidman göz dolduruyor. Hikâyenin dağınık yapısından dolayı her zaman etkileyici Rooney Mara elinden geleni yapsa da fazla etkili olamıyor. Küçük oyuncu Sunny Pawar ise abisine Guddu diye seslenirken o kocaman gözleriyle, yıkılmış bitkin haliyle Kalkütta’da tehlikelerin ortasında aklımızdan hiç çıkmıyor. 6 dilde Oscara aday olan filmde onun aday olamaması biraz garip geliyor. İlk bölümüyle hepimizi gözyaşlarına boğan bu filmi köklerini arayan karakterlerin arayışlarını yansıtmasından dolayı da izleyicilerime öneriyorum.


Bu yıl 89. kez verilen Oscar Ödülleri en iyi ödülün yanlış anonsuyla zihinlerimizde yer etti. Faye Dunaway ve Warren Beaty’nin sunuculuğunda verilmesi gereken ödül, en iyi kadın oyuncu zarfı ile karışınca olanlar oldu. Büyük bir hırs ile kâğıdı Warren Beaty’nin elinden çeken yapımcı, bu özensiz ve saygısız hareketi ile Oscar komitesinin sinirlerinin ne kadar gergin olduğunu da yansıttı. La La Land değil, Moonlight’ın en iyi film ödülünü aldığı ortaya çıkınca, geçen yıl hiçbir dalda Oscar’a aday bile gösterilmeyen siyahların zaferi, gelen güçlü eleştiriler karşısında Akademi üyelerinin duyarsız olmadığını da ortaya koydu. En iyi erkek oyuncu ödülü Casey Affleck’e Yaşamın Kıyısında (Manchester By The Sea) ki rolüyle verildi. Takipçilerimiz bu filmin değerlendirmesinde Casey Affleck’in müthiş performansından bahsettiğimizi ve Oscarı almasının kaçınılmaz olduğunu vurguladığımızı hatırlayacaklardır. La la Land’da çok iyi bir enerji yakalayan Emma Stone’da en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı. Yine bizi dikkatli izleyen okuyucularımızın dikkatinden kaçmamıştır umarım; Arrival filmi üzerine yazımızda özellikle Sound’un çok iyi olduğuna vurgu yaptığımızı hatırlayacaklardır. Evet Arrival’de en iyi Sound Oscarı’na layık görüldü. En iyi yabancı Film Oscarı bu ödülü daha öncede almış Asghar Ferhadi’nin, Satıcı adlı filmine gitti. Asghar Ferhadi, Trump’ın 6 ülkeye koyduğu vize yasağını protesto ederek ödül törenine kendisi gelmediği gibi Amerika’da yıllardır yaşayan başarılı İranlı arkadaşlarını yollayarak, Trump’a çok kuvvetli bir mesaj göndermiş oldu. 2017 Oscarlarını kazananlardan bazıları; En iyi film Moonlight En iyi kadın oyuncu Emma Stone La La Land En iyi erkek oyuncu Casey Affleck Manchester by the Sea En iyi yönetmen

Damien Chazelle La La Land

En iyi film müziği Justin Hurwitz La La Land En iyi yabancı film The Salesman - İran En iyi belgesel

OJ: Made in America

Kabakçığın bildiğimiz sebze ile bir alakası yok. 9 yaşındaki bir çocuk olan kabakçık annesinin ölümünden sonra dünyada yapayalnız kaldığını düşünürken polis Raymond’la tanışır. Raymond onu bir çocuk bakım yurduna götürür. Burada ilk önce çok yabancılık çeken kabakçık yavaşça arkadaşlar edinmeye başlar. Hele Camille’in yurda gelmesiyle ona tepeden tırnağa aşık olan Kabakçık, yurtta kalan çocukların lideri Simon tarafından önce yeni gelenlere uygulanan sertlik testinden geçtikten sonra diğerlerinin nezdinde de kendi rüştünü ispatlamış olarak onlardan biri olur. Her çocuğun ayrı bir dünya olduğu gerçeğinden hareketle, Ahmed’in hayalci ve naif, en iyi arkadaşı Jujube’nin önüne gelen her şeyi yiyen bir obur- hatta diş macununu bile yer, annesi çok sağlıklı olduğunu söylemiş meğer- Alice: çok az konuşur, yüzünün yarısını saçları ile kapatmıştır, Camille sayesinde ara sıra yüzünün tamamını görebiliriz. Çocuk yurdunun yöneticisi Madam Papineau ile, otoritesini korkudan değil sevgiden alan çocukların sorunlarına çözüm bulmak için bazen duygularının dışında davranmak zorunda kalan kişiliğiyle büyükler dünyasına açılan çocuklar, Teyze Ida’da ise- Camille ‘i sadece devlet tarafından ödenecek bakım parasını alabilmek için yanına istemektedir.- büyükler dünyasının başka bir yönünü tanırlar. Mösyö Paul öyle iyi bir öğretmendir ki sadece öğrettiği konulardaki uzmanlığı ile değil aynı zamanda çocukların oyun dünyasını da paylaşabilen ender bir kişiliktir. Çocuklarla birlikte kayak yapmak için elinden geleni ardına koymaz. Çocuk yurdunun bakıcısı Rosy ise bütün çocukların sevgilisidir, uyumadan önce iyi geceler öpücüğünü ondan alırlar. Bir sevgilisinin olduğunu ve yakında onunda anne olacağını öğrenirler. Özel bir yoğurma hamuruyla oluşturulan bu figürlerin stop-motion

Yönetmen : Claude Barras Yapım Yılı

: 2017

Ülke : İsviçre, Fransa Türü : Animasyon, Dram Süre : 1s 6dk Oyuncular : Gaspard Schlatter, Sixtine Murat, Paulin Jaccoud, Michel Vuillermoz, Raul Ribera, Estelle Hennard tekniği ile filme almak inanılmaz emek isteyen bir iş. Rejisör Claude Barras yarattığı dünya ile göz kamaştırırken, senaristin hakkını da yemeyelim. Celine Sciamma çocuklar için çok zor olan temaları anlatmayı göze alan anlatım biçimiyle de öne çıkıyor. Filmin müzikleri de gerçeklik ile hayaller arasında ki bu film dünyasını oluştururken çok önemli bir görevi çok büyük bir başarıyla yerine getiriyor. Çocuk dünyasının bütün yüzlerini açıklıkla işleyen, hepimizi bir saatin üzerinde bir zaman içinde kimi zaman ağlatan kimi zaman güldüren bazen sadece burnunuzun direğini sızlatan bir yolculuğa çıkartan bu muazzam fırsatı kaçırmayın. Haklı olarak Oscar’a aday gösterilen bu filmi çocuğunuzu da yanınıza alıp mutlaka gidin, görün, yaşayın derim.

57


e h C alı

ağı d r a b ek 2 su , 1 yaemmyeur-saı l, a k r n ğ aha sarm2ıs0a0şıgğı bbaibrdığaı ğkıuruL y o r, a y ş a ta bn, 1 ğbıaşşeykeem,e1k.5k tçaatsluı kbaaırğdı kara r O : eler ru suoğbaarçdaasıa,m1 tunzozo,z2u, a2tlı kaş m e l t t t z u Mal nç,u1rtka, a1tseğsıs,a1 ttumaayrdtmaiaber, 1 ğ yağ ı v a i b ı b e a m y r s a l o y p3i yuım şığı mek an ğaık dterrıemlydae,m1aşkığıı kpaukaağoı sıvı a ş k a e k i ğ kmuş ı, yvaan tlı kaşı ard y ay e yemurta, 5 p vkaanyinlya ıka3 çsaüts, 1e, y1 etmaek1 kçay b , ç u m ç, ı1 nuann, e2r tuz, : rdağı isr, 1 yu nairşıansıta sudan bib su iç3insu bae peyn kaapşrığaıkl onra da y u : n s -elerle n i m h e Dozlegrineram lab2ayheamneak. Daha Ü 0 g ıeşır:, L yın amvaelzde ekle-ra t r a l e k a o 5 ğ l 2 ığırılaşen haş kın. aiyş ıçpikdi yma eti aha sone su kHaaşz lu suda :ya bıra eritoiğlm r e kı n. D ağ v d ina ı ü l ğ tuz esroi ğiçum usa esei ğe gör rip sarı erine y y-ıncayaes u m ı e z Ürıp arsiar i arken(dİst erleşti mın üz ıuşm urdşaık ıibşm ı ı em ya m t e v y ş y z r l r a n i n a i a a r v BSoağa anancleavy aprağa in. Kı riünnçülek n’alrikekn kteaksi ve i k6aycm rybıpir p dhiasrtm inir)ışyı: ize diz ynuin .tPüm yraın2ifnife uanğlıa yı koyuao izip il rlaneren ealekroi a e l b v e a n aztıenc ceamğ rhc am n ar . urta kakğa d Hda loz i.r(bLoa rian,daüzhe ayru)m e k a e m r ç udzauv, t, bunir vtabıvaamı, e i n u n b y i o ı g r e , l s i l eDko asronpirşa m ahmaa edkaerfi,ayt bunbaasşükaedin. Kr karışım, D l d ı n . a ğ n kt eladyaı daalardı evam ojen bi recede aın, ışz rarm ğ m a ğ v y a i sy atkekreo . Soansa aya hom 0 de şirin. tiçaibn e çısropnınraekd çırpm irlikte kün. 17 kika pi uktan iDyiacheakleeydeirn.ım ile b lıba dö 40 da soğutt ndistan dsearviesr karış n ve ka fırında çıkarıp a ve hi diğ e getiri ıtılmış rından çikolat hal eden ıs a da fı itilmiş n. önc a sonr rine er vis edi Dah ra, üze rek ser son zi döke cevi

t a l iko

Ç

58

e k a esc


i s e ı m s z a E b i r r o aÇ

d y n a a SoHğ

zme ü s ı ğ kaşı 1 yreı-m- ı k e yem re2otdui,ş salığk,a2şığ - 6 : r r:ele taomğadne, ı, s1ıvtıayt az,b1adrdi a e l m e e z 1 touy s yaağğı ı tusu sak zeaml Mal M oğuorrtt,a bığıytberaerdyğkıauşnığ, ş2sarım yet aşça çaşı dsi u atal 2 ad,myeakrkım, yeamreımk ekyaanridr,a1ğı ç i r i r nee yyazspu b sak nlaem peyn likistee ybei-dlae 3 z e e , a b tep ltimsuyu Bey t ilaenblairrıreyıayğaınğ ia b- u : ı ş e ı : ı ı ğ ılşan yoikğ,ursoğrın.vTeesıvn sroışntrırlazeen r ı a l z r e c tı ın taka a v a ı HazH a eazğiıninvıcpe kdaorğışrapyılsıütrteıkkli iğesroğmanervee lms alak tiar . Duz e din i Sarı klaikboalayri nkıezkaarhdiul redduiğnunüzuereiknleymdenevizam mek gniadnöenıemna.dKaavleyreinreekundıarrmi aeyza yunu ve ren kkaarvıuş rui drıeneükzien.kHaarıyşt. e et su kleyip eslaekrlarpdişatkirikairsüinziezrin yavaş e tutun. rak m m sarı olatşuıkse2 edmeıbnidl a yavaş ateşte ın n al yak se. rDviesva olarak n kısık a t k oca edin. su, edin soğuk a yakı a ı d ğ s a n i u y ığı p serv ard yemek suy akika d b a u i n 2 kay n geçir 10 d , 2 sik tuz, z n ı u n ı a a d d rdağ , 1 çim Çorb lender e a b ve b Malzem , 1,5 su argarin mla a a m t d r ı 4 mu şığ ker, e 3 Yu mek ka ş ı rdağ ı yağ eme 2 yeığı süt a z l b a a su in sıv kaş nm 2 i asın ağı , ç ç i u i m s t u k ı e soğ u bard un. n Şerb bardağ ızartma i t ı, n, Şerbe eye 2 s ğa koy su yu, K ğ a 5 y , 2 n su ere et sonğaatınek. tencer yip oca Hamur t o r g im e d y m ir e . : l aışl ış,ı50 ağ, r2beatiakr,as1onyeraşbığaı rin ekl ekleyin r şekild ur r e l e am da ü bi kuYşabp ıvı ya şe antha lı kaarg zem Mal r dana rdalğkı estaapdt edtinm. sD,a1 atşaıtğı, mtuzve unu te güçl alın. Hmura g a an ek ba İ , 6 t e ate k y sak uz teş 750ım çay il bibderikektad2omyeşmseairyıimnce t kısık a a ocakt teker h 2 yem yar det yeş a, 1 asdu veer, 1ardini er kadar sonra dternı teker olarak ağa 2 a ığı salç arabiMbarg lanana daha eruitrttaikla rın. Son y k ı e l p r k e ı m kaş iber, ve ı topaıştırın evnickeernedyuye/kkoayruışt n u b l r e u tk r r n a pü ışı: kavıaylaağsııcaı teynocğeureunedsoinnr. er ve na doldbaları yicene n a l ı te i sh b sı ızek ır m Haz ğını ve uşbyaeşdıinrerpisşüitrdiilkavyeşil abitodrbaabaun tulu rbetini r k şe ış m ra ar bi ya atğı Tere ra dana arım ksaaşoı ğranışmımaıhsaıksoınn.taKrılzaraılın ve a) ayrı rtan çineer, akaik, son urun. Y nce), Bdu ykianr. Dkızışam ib d r kav yu çeki ızı ekslıekoağrraaknemrbektairnarbaik(t5e-n6son (su anların küp dsoğlubkibşetre,n eskolnedi ın. zır. soğ ma küp lça, pçuektteiski daealeınb.ırak a h e kıva yin. Sa e domtaabişaiğrmey un servis ekle msak v daha p iyertmOalsnız Akfavu sarı akika a d n 10 lı da r a t Man

a k l Ha

ı s ı l Tat

K a an

D ı l tar

n a M

a m r avu

59


Masal

Gerçek Prenses Bir zamanlar bir ülkede çok büyük bir saray varmış. Bu sarayda ülkenin kralı yaşarmış. Kralın bir de oğlu varmış. Kral ve kraliçe oğullarını evlendirmek için bir kız arıyorlarmış. Ne yapmışlarsa oğullarına bir kız beğendirememişler. Günlerden bir gün sarayın kapısı çalınmış. Kapı da yağmurdan ıslanmış çok güzel bir kız varmış ve “Ne olur beni içeri alın“ diye yalvarıyormuş. Kral: “Buyur gel, ama kimsin, nereden geliyorsun?” diye sormuş ve kızı içeri almış. Güzel kız: “Ben bir prensesim. Yağmurda yolumu kaybettim” deyince, Kral: “Sen prensessin ha?” sözleriyle kıza inanmadığını belli ederek katıla katıla gülmüş. Kral kraliçeyi çağırmaya gidince genç prens babasına “Kapıyı çalan kimmiş?” diye sormuş. Kral: “Prenses olduğunu söyleyen bir kızcağız. Ama hiç de bir prensese benzemiyor. Üstü başı kirli, hali perişan. Ama pek sevimli. Böyle bir gecede kızcağızı geri çevirmemeliyiz.“ Oğulları ile evlenecek bir prenses bulmak sevdasında olan kral ve kraliçe tellal bağırtarak saraya prensesler davet etmişlerdi. Bunun üzerine saraya akın akın prenses olduklarını söyleyen birçok güzel kız gelmişti. 0 zaman kral şöyle düşünmüş: “Hepsi de çok güzel, eminim ki gerçekten prensestirler.” Kraliçe ise bu fikri çok saçma bulmuştu. “Bir kere dünyada bu kadar çok prenses olamaz. İkincisi her prenses güzel değildir ki. Kral: “Doğru, doğru. Hatta geçen gün vezirim bana bazı fakir kızların da çok güzel olduğunu, prensese benzediklerini, yalnız elbiselerinin kötü olduğunu söyledi” diyerek cevap vermişti. Köylü kızın gelişinden kral pek memnunmuş; “Bilinmez, belki de sonunda karşımıza gerçek bir prenses çıkmıştır” diyerek ümitlenmeye başlamış. Öbür taraftan kraliçe: “Ne olursa olsun. İşi bana bırakın ben onun gerçek bir prenses olup olmadığını bulup meydana çıkarırım.” Prens, kızcağızı içeriye getirmiş. Kızcağız prense: “Sizleri rahatsız ettiğim için çok mahcubum. Burasının bir saray olduğunu bilmiyordum. Bilmeyerek kapınızı çaldım. Affınızı dilerim” demiş. Kraliçe ona güler yüzle şöyle cevap vermiş : “Üzülme kızım. Burası senin de evin sayılır”. Kraliçe güzel kızı yukarı götürdükten sonra odasına dönmüş ve mücevher kutusunu çıkarmış. Pırlantcıların, incilerin, içinden yemyeşil renkte ufacık bir bezelye tanesi alarak kendi kendine. “Bu benim mücevherlerimden çok, ama pek çok kıymetlidir. Çünkü ben bunu oğlumla evlenecek olan, ailemize uygun, gerçek bir prenses olan kıza hediye edeceğim” diye kendi kendine konuşmuş. Kraliçe, prensle evlenmek için kendilerine prenses süsü veren sayısız kızı düşünerek içini çekmiş.

60

Kraliçe elindeki bezelyeye bakarak: “Hele bir deneyelim” demiş. Bezelye tanesini alarak prensesin uyuyacağı odaya gitmiş. Bezelyeyi karyolanın arasına koymuş ve üzerine bütün yastıkları yığmış. Ertesi sabah kraliçe erkenden kalkıp perdeleri açmış ve sarayın bahçesine bakmış. Altın ışıklı güneş yeni doğuyormuş. Her taraf pırıl pırılmış. Kuşlar o kadar neşeyle cıvıldaşıyorlarmış ki kraliçenin de neşesi yerine gelmiş. Kraliçe: “Ümit ederim ki dünkü yorgunluktan sonra gayet rahat uyuyabildin ve dinlendin.“ Demiş kıza. Prenses ezilerek büzülerek: “Ne yazık ki dediğiniz gibi olmadı. Dün gece bir türlü gözüme uyku girmedi. Hiç uyuyamadım” demiş. Kral ve kraliçe heyecanlanmışlar: “Neden, neden uyuyamadığını anlat hele bir” demişler. “Çünkü doğrusu, ben yalan nedir bilmem. Doğruyu söylemekten ise hiçbir zaman kaçınmam. Ne olduğunu bir türlü anlayamadım. Sağa döndüm, sola döndüm, bir türlü uyuyamadım. Bütün vücudum yara bere içinde kaldı.” Kraliçe sevinçten kendini tutamayarak atılmış: “Benim sevgili prensesim, şimdi sizin gerçek bir prenses olduğunuzu anlamış olduk.” demiş. Kraliçe, sarayı baştan başa telaşa vermiş. Nedimelerden ikisi ne o zamana kadar hiç görülmemiş güzellikte bir elbise dikmelerini emretmiş. En güzel yemekler pişirilmiş. Kraliçe, prense, prensesin gece uyuyamadığını söylediği zaman üzgün prensin ne kadar sevindiğini tahmin edemezsiniz. Prens sevinçten uçarcasına kraliçeye: “Bugün hayatımın en mutlu günü” demiş. Sonra bütün saray terzilerini çağırtıp, kendisine yeni bir takım elbise yapmalarını söylemiş. Prens için bir gelin bulunduğu, bütün ülkeye yayılmış ve halk şenlikler yapmış. Sarayda bu ateşlerin alevlerine bakan prens, dünyada hiçbir şeyin prensesten daha güzel olmadığını düşünüyormuş. Hiç kimse o an kral, kraliçe, prens ve prensesten daha mutlu olamazmış. Kral:“Eğer bezelye tanesi olmasaydı prensesin gerçek bir prenses olduğunu anlayamayacaktık.” demiş. Kraliçe de krala hak vererek sözlerini tasdik etmiş. Prens ve Prenses ömür boyu mutlu yaşamışlar.


Feldbergstrasse 33 4057 Basel 061 691 24 71 www.muzik-kitap.com info@muzik-kitap.com

Aşkın Yedi Menzili Haluk İnanıcı İsterseniz Selзuki, Farsi, Rumi; isterseniz Ermeni, Sami, İbrani topraklardan hatta hakikatin bağrından kopup gelen, sevdiği kadını arayan bir вşık deyin; isterseniz alın elinize kalbimi, işitin sizin iзin atan nağmeleri. Ben ki nurunu Allah'tan, sabrını imandan almışım; цmrьmь 'hвl ve kвl' arasında geзirmişim, nice pir, rind, kalender tanımışım, yolları seccadem bilmişim de gelip size "cвmı ceminizden mey verin bana," demişim. Sultanım siz de bakın bakalım, iзtiğiniz su, yediğiniz ekmek kadar gerзek miyim, yoksa sizin iзin deli divane miyim? 13. yьzyılda, Diyarı Rum'da Tebrizli Arif'in, Taşbek Baba'nın, Porine'nin, Mahperi Sultan'ın iз iзe geзen yolculuğu… Başka tьrlь Mьslьmanlarla, ruhban sınıfını kabullenmeyen Hıristiyanların yol arkadaşlığı… İsa'nın зocukları, Ali'nin зocukları iзin yas tutuyor, mumlar yakıyor… Aşkın Yedi Menzili, ezber bozanların hikвyesi… Aşkın ve adaletin romanı… Haluk İnanıcı, зitlembik ağacının gцlgesinde gцrdьğь dьşleri anlatıyor… Fısıltıları dillendiriyor...

Kuşlar Yasına Gider Hasan Ali Toptaş Pırıl pırıl ışıyan Türkçesiyle Hasan Ali Toptaş, Kuşlar Yasına Gider'de romancılığına yeni bir boyut katıyor: anlatmıyor, söylemiyor; nefeslendiriyor. Kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor. "Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır" sözü yankılanıyor kulaklarımızda. Kuşlar Yasına Gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman. "Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü."

Yazgı Alpay Asar İstanbul bir Roma şehri olarak yeniden kurulmaktadır. Yalnızca şehir değildir kurulan, dünyanın geleceği inşa edilmektedir. Bir taraftan antikçağdan süzülerek gelen felsefi anlayış, diğer taraftan temelleri atılmakta olan Ortaçağ karanlığının ilk habercileri. Bilim ile dinin bitmek tükenmek bilmeyecek olan çekişmesinin işaret fişeklerinin ateşlendiği 4’üncü yüzyıla gidecek ve maceralı bir serüvene çıkacaksınız. Kurgu ile gerçekliğin bir potada eritilerek sayfalara döküldüğü bu kitabı bırakın, ruhunuza aksın ve size kendi yazgınızı okumanız için ışık olsun. İyi yazılmış, anlaşılır ve bilgi yüklü, ustaca kurgulanmış bu hikâyeyi okurken daha önce hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünürken, heyecanlı sorgulamalar yaparken bulacaksınız kendinizi..

61


Resimdeki oyuncu

Afrika’da ülke

Zorla

Anlayış

Mencusat, tekstil

Salatası yapılan bir bitki

Yeniilgi kabul sözü

Öykü

Işık, aydınlık 6

Bir ilimiz

Avrupa Yayın Birliği Faiz 1

Dağ geçidi

Artan bölüm

Güzel kokan bir çiçek Hayvanın tasmasına bağlı ip

Filipinler plakası

Yakarış

Ölüm cezası

Fransa’da evli kadın

TV’de yönetme

Karamsarlık

Zafer 2

Bayraktar

Volga’nın bir kolu

Kızılderili kabilesi

İmge

Sıkı ve tatlı küçük elma Gerilmiş iki kol arası uzunluk Saldırmak için saklanılan yer

Harem karşıtı

9

Çemberin çevresinin çapına oranı

Akşam yemeği

Alık

Mühür

Parlatıcı madde

5

Yabancı

Zaviye Sığınma 7

Sınır, uç

Kirli

Gözde

Karbonlu katı yakıt Gemi halatının gevşetilmesi

Göğün en yüksek katı

Para çekme makinesi

Lokman ruhu

8

Muradına eren, kazanmış

3

10

Temel, esas Vecibe Hisse

Bilim Yekün Biber tadı Kumaş yapımında kullanılan malzeme

Beyler, amirler 4

Gelir getiren mülk

Osmanlı’da tümgeneral

ANAHTAR SÖZCÜK

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

Yapılacak olan çekilişte anahtar sözcüğünü bulan 3 abonemize Özgür Kitapevi’nden Ayın Kitapları sayfasında tanıtımları yapılan kitaplardan hediye edilecektir. Çekilişe katılmak için anahtar kelime ile kendi adres bilgilerinizi info@haberpodium.com adresine yollayin. Geçen ayki bulmacamızın anahtar kelimesi: Karnaval Zamanı / Geçen Ayın Kazananları: Musa Kara, Sevval Akbulut, Metin Atmaca

62


Profile for HaberPodium

Haberpodium sayı 45  

HaberPodium... İsviçre'ye özel, aylık aktüel ve kültürel haber derginiz. www.haberpodium.com

Haberpodium sayı 45  

HaberPodium... İsviçre'ye özel, aylık aktüel ve kültürel haber derginiz. www.haberpodium.com

Advertisement