Page 1


2


Evrensel bir iyileşme yöntemi: ORUÇ Oruç, kişiye kendini disipline etme, dürtülerini kontrol etmeyi öğrenme, kendini değerlendirme ve tekrar gözden geçirme imkânı verir. Ramazan ayında kişiler açlığın ne olduğu, fazla yemenin ne kadar kötü hissettirdiğini bizzat yaşayarak gözlerler ve bedenlerinin gerçekte ne kadar besine ihtiyacı olduğunun farkına vararak sağlıklı yeme alışkanlıkları kazanırlar. Oruç, çok eski, doğal, eşsiz ve evrensel bir iyileşme yöntemi olarak da kabul edilir. Birçok hastalıklar (kalpdamar hastalıkları, eklem romatizması, astım ve bazı alerjik hastalıklar, insüline bağımlı olmayan diyabet, ülser ve sindirim hastalıkları, bazı cilt hastalıkları, bazı kist ve tümörler ile böbrek taşları gibi) için de koruyucudur. Ayrıca bu ay, sindirim sisteminin dinlenmesi için bir fırsattır. Mide-barsak sistemi düzene girer, besinler daha iyi sindirilir.

Hayırlı Ramazanlar

Ramazan açlığının fiziksel, ruhsal, zihinsel ve sosyal yönden kişiye çok fazla olumlu katkıları vardır. Ramazan ayında oruç ile beraber bir yıl boyunca yorulan tüm sistemler dinlenmeye geçer. Vücut kendi metabolizmasını yeniden düzenler. Bağışıklık sistemi kuvvetlenir. Kan basıncı dengelenir. Vücut ağırlığının kontrolü sağlanır. Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeye uygun olarak tutulan oruç sonrasında vücudun yağ depolarında azalma sağlanır ve bu depolarda birikmiş bulunan toksinler vücuttan atılır. İlaç, alkol, sigara gibi kötü alışkanlıkların ve bağımlılıkların üstesinden gelme kolaylaşır. Oruç, bir yandan vücudun yağ depolarının yanmasını kolaylaştırırken, diğer taraftan da çok fazla kilo kaybetmemek için metabolizma dengelenir. Oruçtan sonra metabolizma hızının normale göre yüzde 22 oranında azaldığı bilinmektedir. Karın bölgesinde yağlanması fazla (bel çevresi geniş) olanların Ramazan orucunu bilinçli, dengeli bir diyet uygulayarak ve yürüyüşle birlikte sürdürdüklerinde ancak karın yağlarında ve bel çevresinde azalma olduğu saptanmıştır.

hafif düşme daha sonraki günlerde normale yükselerek dengelenir. Oruç tutanlarda iyi kolesterol (HDL) oranlarının biraz yükseldiği, buna karşılık total kolesterol, trigliserid (TG) ve kötü kolesterol (LDL) oranlarının anlamlı değişiklik göstermediği bulunmuştur. Tüketilen besinlere göre bu durumlar değişiklik gösterebilir ya da hiç değişiklik olmayabilir. Günlük diyetten en az 500 kalori kısıtlanmasıyla kan yağlarında anlamlı azalmalar gözlenmiş. Bazı bireylerde orucun ilk günlerinde kalp atımının azalması ve tansiyon düşmesi gözlenebilirse de daha sonra vücudun açlığa adapte olmasıyla düzelir. Tansiyon yüksekliği olanlarda da iyileşmeler gözlenir. Kan şekeri orucun ilk günlerinde düşüş gösterebilir, sonra tekrar normal sınırlar içerisinde kalır. Tip II diyabetliler, Ramazan süresince açlıkla ağırlık kaybediliyor ve aşırı yükselmiş şeker düzeylerinde düşme görülebiliyor. Sadece diyet ve/veya diyabetik haplarla tedavi gören Tip II diyabetli bireylerin dengeli bir beslenme planı ile oruç tutmaları çoğu zaman yararlı olabilmektedir. Sağlıklı bireylerde kan şekeri gün içinde normal sınırların altına genellikle düşmez, sadece vücut ağırlığında azalma görülür. Tip II diyabetlilerde bilinçli beslendikleri takdirde kan şekeri ve yağlarında olumlu değişiklik gözlenebilir. Bunların yanında, troid hormonlarının aktivitesi orucun sonlarına doğru azalır. Kortizol, testosteron, karaciğer enzimleri düzeylerinde ve demir depolarında anlamlı değişiklik olmadığı saptanmıştır. Oruç ile bağışıklık sistemi güçlenir. Yavaşlayan metabolizma hızı, proteinleri daha verimli protein kullanır. Bu durum, bağışıklık sistemin güçlenmesi yanında, yaşlanmaya karşı hormonlarının artmasına katkıda bulunur. Ayrıca, çalışmalar düşük kalorili beslenmenin insan ömrünün uzaması ile ilişkisine işaret etmektedir. Bu açıdan bakıldığında oruç hem vücudun detoksifikasyonu (zarar veren artıklardan arınması), hem organların dinlenmesi ve hem de daha az kalori alınması aracılığı ile insan sağlığına ve yaşam süresine olumlu katkılarda bulunmaktadır.

Kan şekerinde ilk haftada gözlenen 3


Ramazan’da sağlığı korumak için, yapılması gereken 10 şey Sağlık için beslenmenin genel kurallarına uymak Ramazan’da da önem taşıyor. Dengeli ve yeterli beslenmek, bol su içmek, hafif yiyecekleri tercih etmek ve hareketli bir hayat sürmek bu açıdan gerekli. Ramazan’ı daha sağlıklı geçirmek için yapılması gerekenleri, OMÜ Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aliye Özenoğlu ile konuştuk.

1-Dengeli beslenin Vücudumuzun enerji, protein, vitamin ve mineral ihtiyacı her zaman aynı olduğu için Ramazan beslenmesinde de öğünlerimizin bütün bunları içerecek şekilde dengeli olmasına özen göstermeliyiz. Kan şekerini daha yavaş yükselten ve daha uzun süre normal seviyelerde seyretmesini sağlayan komp­ leks karbonhidratlı besinler (bulgur, baklagiller, tam tahıl ekmekleri gibi) ve protein, karbonhidrat, yağ yönünden dengeli menüler tercih edilmelidir. Protein ve liften zengin beslenme, kalori alımı, dolayısıyla kilo artışını da önler. Ramazan’da 4 ana besin grubundan tüketmeye özen gösterilmeli, sahur ve iftarda bu besin gruplarını içeren besinlere yer verilmelidir. Sahurda ve iftarda, süt ve süt ürünleri, tahıllar, et-yumurtakuru baklagiller, sebze ve meyvelerden oluşan, çeşitlilik içeren bir diyet, sağlıklı bir Ramazan ayı geçirilmesine yardımcı olacaktır.

2-Sabırlı olun Yenilen besinlerin 5 dakika içerisinde kana geçmeye başlayacağı ve rahatlık hissinin oluşacağı hatırlanırsa, yemeği çok hızlı ve aşırı miktarlarda tüket­ meye gerek olmadığı da anlaşılacaktır. O nedenle, iftarda lütfen biraz sabırlı olun ve yemeğinizi yavaş tüketmeye çalışın, yediklerinizin kana geçmesi için fırsat tanıyın, birazdan tokluk duygusunu hissedeceksiniz. Aksi halde, bedeninize hızlıca ve aşırı miktarlarda yükleyeceğiniz kaloriler, size yağ dokusu ve kilo artışı olarak geri dönecektir.

3-Bol su için, aşırı çay içmeyin Oruç nedeniyle gündüz saatlerinde sıvı tüketilemeyeceğinden, tüm vücut sıvılarının yoğunlaşması sonucu susuzluk hissi ve biraz kuruluk meydana 4

gelebilir. Vücudun kendi suyunu koruma mekanizması olduğundan, Ramazan orucu süresince susuz kalmak normal koşullarda sorun yaratmaz; ancak, sıcakta tarlada, inşaatta veya ağır işlerde çalışanlarda su kaybına bağlı zihinsel bulanıklık (konfüzyon), halsizlik, yorgunluk, huzursuzluk, isteksizlik gibi belirtiler oluşabilir. İftardan yatıncaya kadar ve sahurda bol miktarda su ve sıvı tüket­meye çalışılmalıdır. Sıvı ihtiyacının çoğunun su ile karşılanması daha çok önerilir. Su, yemek öncesi ve öğün aralarında tüketilebilir. Solunum yolu mukozasının kuruluğu astımlı kişilerde bronşları daraltabilir. Bu kişiler suyu yeterli içmeye dikkat etmelidirler. Ayrıca, damar tıkanıklığı sorunu olan hastalar, kan sulandırıcı ilaç kullananlar vücut sıvılarının azalmaması için su içmeye daha çok özen göstermeli, terletecek hareketlerden ve sıcakta fazla kalmaktan kaçınmalıdırlar. Sıvı gereksinmesinin çay, kahve, kola, meşrubat gibi içecekler yerine, büyük çoğunluğu su ile karşılanmaya çalışılmalıdır. Özellikle sahurda aşırı çay içilmemesi yararlı olur. Çayın içerdiği teofilin maddesi idrarla su atımını artırır, vücudun susuz kalmasına ve sodyumpotasyum dengesinin bozulmasına neden olur. Çayın içeriğinde bulunan kafein diüretik (idrar söktürücü) etkilidir, idrarla sıvı kaybını artırarak susuz­ luk oluşmasını kolaylaştırır. Çay, kahve,

kola tiryakilerinde kafeinin birden kesilmesi baş ağrıları, huzursuzluk ve duygu durumda dalgalanmalara neden olabilir. Bu içeceklerin Ramazan’dan 3-5 gün öncesinden dereceli olarak azaltılmasında yarar vardır. Bu nedenle, sahurda çay içmek isteyenler açık ve limonlu olacak şekilde 1-2 bardak ile sınırlandırmaya çalışmalıdırlar. İftarda çay tüketmek isteyenlerin ise yemekten en az 1 saat sonra çay içmeye dikkat etmeleri yararlı olur.

4-Sigara mı; bir de aç karnına, asla! Sigara, özellikle açken içildiğinde mide­ye dokunur, ayrıca vücutta çeşitli vitaminlerin kullanımını bozar. Bu nedenle, mümkünse hiç içilmemesi, bu mümkün olamıyor ise yemekten 2 saat kadar sonra ve en az sayıda içilmesine özen gösterilmelidir.

5-Hafif yiyecekleri tercih edin Kızartmalar, hamur işleri, acılı-baharatlı yemekler yerine sebze çorbaları, haşlama veya ızgarada pişirilmiş yemekler, bol salatalar ve lifli gıdalar tercih edilmelidir. İftarda, aç geçirilmiş uzun bir günün ardından, bütün besinlerin kısa sürede tüketilmesi sorunlara neden olacaktır.

6-Mutlaka sahura kalkın, yiye­ ceklerinizi 4 öğüne bölün Ra­m azanda öğün sayısını bire düşürmek, mide asit salgısını arttıracağı için sakıncalıdır. Sahura kalkmadan veya gece yatarken bir şeyler yiyerek oruç tutmak, 12-14 saati bulan uzun açlık süresini arttıracağı için halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, yorgunluk, dalgınlık, unutkanlık, dikkat kaybı ve uykuya eğilime neden olur. İş verimi düşer. Yine uzun açlık süresi, mide asit salgısını arttırdığı için şişkinlik, hazımsızlık ve ekşime gibi sindirim sistemi problemlerine neden olabilir. Öğünleri yoğun 2 ana öğün yerine iftar, akşam yemeği, yemek sonrası ara öğün ve sahur olmak üzere 4 öğüne bölmeye çalışın. İftarı çorba ve kahvaltılıklarla hafif geçirmeye çalışın, yarım saat kadar sonra akşam yemeği ve bundan 2 saat sonra da ara öğün yiyin. Sahurla birlikte 4 öğünde yiyeceklerinizi tamamlayın.


5


,,

,,

İftarda zengin sofralar insanın iştahını kabartsa da dikkatli olmak gerekir. Sıcak günlerde sebze ağırlıklı beslenmek daha uygun.

Yard. Doç. Dr. Aliye Özenoğlu, (OMÜ Samsun Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı); 7-Oruç tutarken kilo almamak için Oruç metabolizmanın yavaşlamasına neden olmaktadır. Orucun açılması ile birlikte besinlerin hızla tüketilmesi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, iftarda öğünler arasında 25-30 dakikanın olması ve toplam yenilecek miktarın 2- 2.5 saate yayılarak tüketilmesi Ramazan ayının daha sağlıklı geçmesine yardımcı olur. Çünkü 12-14 saatlik açlık süresince metabolizma hızı yavaşlayacağı için kısa sürede besin tüketimi, önce kan şekerinin yükselmesine, sonra hızla düşmesine neden olacaktır. Normal beslenme düzenindeki kadar besin tüketilse bile genellikle ramazanda kilo alımı bu nedenle olmaktadır. İftar öğününü zamana yayarak yemek ve ardından hiç değilse 25-30 dakikalık bir yürüyüş, besinlerin sindirimine yardımcı olacak ve metabolizmanın düzene girmesini sağlayacaktır. Kilo kontrolü için iftar sonrası baklava ve hamur işi tatlılar yerine sütlü, meyveli

6

hafif tatlılar tercih edilmeli, sıvı ihtiyacını karşılamak için az şekerli veya şekersiz komposto, hoşaf ve meyve sularına sofrada yer verilmelidir.

8-Ramazan’da zayıflamak iste­ yenlere Ramazan süresince enerji gereksinmesine uygun besinler ve dengeli öğünlerle beslenmeyenler, bunun yanında aşırı hareket edenlerde sağlıksız kilo kayıpları da oluşabilir. Ramazan’da kilo vermek isteyenler sağlıklı bir zayıflama programıyla amaçlarına ulaşabilirler.

9-Bunları yemeyin, ya da az yiyin Rafine karbonhidratlar, aşırı miktarlarda sofra şekeri, reçel, bal, pekmez, beyaz undan yapılmış ürünler, şerbetli ve yağca zengin tatlılar, çok tuzlu ve baharatlı besinler (salamura, turşu ve şarküteri ürünleri), çok baharat, kızarmış ve yağdan zengin her türlü besin, kafeinli içecekler, gazlı meşrubatlar, sigara ve alkol kesinlikle tüketilmemesi gerekir. Şerbetli hamur tatlıları (baklava, revani,

şekerpare, tulumba vb), kızartmalar (et, hamur veya sebze kızartmaları), yağ içeriği yüksek besinler (yağlı etler, kaymak, krema, mayonez vb), hazır atıştırmalıklar (bisküviler, cipsler, kek, çikolata, şekerlemeler vb), kafeinli içecekler (kola, çay, kahve gibi) ve meşrubatlar.

10-Aktivitenize devam edin Oruç öncesi yapılan aktivitelere oruç esnasında da devam edilebilir. Bunun yanında, alışılmış sporlara iftardan önce devam etmek, su kaybı ve bu sıvıyı daha erken yerine koymak açısından daha doğrudur. Özellikle, kısa süreli yürüme, gerilme gibi hafif egzersizler uygundur. Ağır hareketler, kişinin terlemesine ve susuz kalmasına sebep olur. İftardan ve akşam yemeğinden sonra hafif tempoda yürüyüş yararlı olur. Tok iken ağır eg­zersiz yapılmaması ve hızlı yürüyüşten sakınılması önerilir. Ayrıca, akşamüzeri 30-60 dk.’lık kısa bir uyku yapmak zihni ve bedeni yeniler ve dinlendirir.


7


BİR BAŞKADIR YEŞİLYURT AVM’DE RAMAZAN… Her yaştan ziyaretçilerini memnun etmeyi kendine ilke edinmiş Yeşilyurt Alışveriş ve Yaşam Merkezi, alışveriş tutkusunu en üst düzeyde karşılamanın yanı sıra alışverişin vermiş olduğu o tatlı yorgunluğu üzerlerinden atmak iste­yenlere, restoran ve kafeteryalarında, Türkiye’nin en ünlü markalarının sunduğu lezzetlerle iftar keyfini bu sene de muhteşem gösteriler eşliğinde yaşatacak.. Atakum Belediyesi ile birlikte gerçek­leştirilen FASL-I ŞAHANE Ramazan etkinliklerinin coşkusu

8

geçen sene olduğu gibi bu sene de, dışarıya taşıyor. Alışveriş merkezinin yan tarafındaki otopark alanına kurulan Ramazan Sokağı konseptini, ramazan ve bayram boyunca devam edecek olan birbirinden keyif­li sahne gösterileri, lunapark alanı ve birbirinden keyifli interaktif etkinlikler tamamlıyor. 20 Ağustosta Sıla Konseri, 06 Ağustos Fuat Saka Konseri, 07 Ağustos’ta Donkişot Tiyatro “Münasebetsizler”, 14 Ağustos’ta

Cailloue Türkiye Çocuk Etkinlikleri, Veysel Çelikdemir Kum sanatı gösterisi, 27 Ağustos’ta Sunay Akın söyleşisi, Bayramda Kaptan Yılmaz, Türk Tasavvuf ve Sanat Musikisi Fasıl Programları, TRT sanatçılarından konserler, Geleneksel Türk Tiyatrosu gösterileri ve birbirinden keyifli çocuk etkinlikleri, Yenikapı Mevlevihanesi sema göste­rileri gibi geçmişten günümüze taşınan sembollerle, Yeşilyurt AVM ziyaretçileri bu sene de Ramazanın büyülü havasını doya doya tadacak..


Program 01 Ağustos Pazartesi: Türk Halk Oyunları / Sıra Gecesi 02 Ağustos Salı: Geleneksel Türk Tiyatrosu / Ümit Kurşun Konseri 03 Ağustos Çarşamba: Grup Özgürlük Konseri 04 Ağustos Perşembe: Kukla Tiyatrosu / Sihirbaz Erkin / Geleneksel Türk Tiyatrosu 05 Ağustos Cuma: Kukla Tiyatrosu / Sihirbaz Erkin / Türk Sanat Musikisi Fasıl 06 Ağustos Cumartesi: Fuat Saka Konseri 07 Ağustos Pazar: Donkişot Tiyatrosu “Münasebetsizler” Oyunu 08 Ağustos Pazartesi: Tür Halk Oyunları / Sivas Devlet Korosu 09 Ağustos Salı: Kukla Tiyatrosu / Türk Sanat Musikisi Fasıl 10 Ağustos Çarşamba: Grup Özgürlük Konseri 11 Ağustos Perşembe: Grup Helesa Konseri 12 Ağustos Cuma: Türk Sanat Musikisi Fasıl / Kum Sanatı Gösterisi 13 Ağustos Cumartesi: Türk Sanat Musikisi Fasıl / Kum Sanatı Gösterisi 14 Ağustos Pazar: Sihirbaz Erkin / Callio Gösterisi 15 Ağustos Pazartesi: Balon Show / Paşa Sökmen Konseri 16 Ağustos Salı: Balon Show / Kukla Tiyatrosu / Sihirbaz Gösterisi / Geleneksel Türk Tiyatrosu 17 Ağustos Çarşamba: Balon Show / Selma Gecer Konseri 18 Ağustos Perşembe: Balon Show / Grup Özgürlük Konseri 19 Ağustos Cuma: Balon Show / TRT Sanatçısı Şeyda Karadeniz Konseri 20 Ağustos Cumartesi: “SILA” Konseri 21 Ağustos Pazar: Balon Show / Kukla Tiyatrosu / Sihirbaz Erkin Gösterisi / Geleneksel Türk Tiyatrosu 22 Ağustos Pazartesi: TRT Sanatçısı Emel Taşcıoğlu Konseri 23 Ağustos Salı: Grup Yediveren Konseri 24 Ağustos Çarşamba: Türk Halk Oyunları / Sıra Gecesi 25 Ağustos Perşembe: Türk Sanat Musikisi Fasıl / Galata Mevlevihanesi Semazan Gösterisi / Geleneksel Türk Tiyatrosu 26 Ağustos Cuma 27 Ağustos Cumartesi: Sunay Akın 28 Ağustos Pazar: Kukla Tiyatrosu / Sihirbaz Erkin Gösterisi / Geleneksel Türk Tiyatrosu 29 Ağustos Pazartesi: Türk Halk Oyunları Gösterisi / Sivas Devlet Korosu 30 Ağustos Salı 31 Ağustos Çarşamba: Kaptan Show 01 Eylül Perşembe: Kaptan Show

9


Çocuk ve Ramazan

“Ramazanın bir aile içerisinde yaşanmasının, bir çocuğun ruhuna atılmış ilmik gibi olduğunu düşünüyorum. Bir ailede ramazan lâyıkıyla yaşanıyorsa o ailedeki çocuğun ruh koordinatları belirlenir. Çocuk, nereye ait olduğunu, kim olduğunu, hangi milletin ferdi olduğunu, hangi uygarlık dairesine mensup olduğunu anlar. Çocuklar, festival havasında kutlanan bu Ramazan’larla, bayramlarla, Cuma namazlarıyla fark ederler kim olduklarını. Çünkü çocuk, kendisinin çok büyük bir anlam dairesine mensup olduğunu ve oraya mensup olmakla yüzyıllardır akıp giden bir geleneği devam ettirdiğini telakki eder. “Ben, buraya Mars’tan ışınlanmış bir varlık değilim; yıllardır akıp giden bir geleneğin zincirinin son halkasıyım” der. Bu süreklilik duygusunun verilmesi ve çocuğun ruh koordinatlarının saptanması açısından Ramazan’ların fevkalade değerli tecrübeler olduğunu düşünüyorum. Bu tecrübeyi, çocuklarımızla coşku içinde yaşamalıyız. Çocuklarımız; yepyeni bir ayın geldiğini ve bu ayın çok mübarek, çok güzel bir ay olduğunu hissetmeliler.” 10

fotoğraflar: Nail Bilen

Prof. Dr. Kemal Sayar


11


Ramazan’da teravih nedeniyle camilere ilgi artıyor.

fotoğraflar: Nail Bilen

Hatimle teravihe ilgi her geçen yıl artıyor Samsun’da hatimle teravihe ilgi her geçen yıl artıyor. Camilerdeki cemaat her Ramazan’da çoğalırken gençlerin sayısında da artış gözleniyor. Samsun’da hatimle teravihin kılındığı 3 camiden biri olan Büyük Cami’nin imamı Sadık Balcı, geçen yıl 400-500 erkek 100 de kadın cemaatinin olduğunu belirterek, her geçen yıl sayının arttığını ifade ediyor. Samsun’un simge yapılarından olan Büyük Cami, esnafların yoğun olarak bulunduğu Saathane Meydanı’nda, Saat Kulesi’nin civarında yer alıyor. Çok farklı yerlerden gelen insanların toplandığı Büyük Cami, insanların kaynaştığı, kucaklaştığı, tanıştığı bir yer. “Ölü de diri

de, deli de veli de burada” diyen Sadık Balcı, buradaki manevi havanın çoğunluk tarafından hissedildiğini belirtiyor. “Her şehrin bir selâtin camisi vardır, Samsun’unki de Büyük Cami’dir” diyen Balcı, camide yıl boyunca mukabele okunduğunu, her gün öğle namazından 45 dakika önce vaizler tarafından vaaz edildiğini, cenazelerin yüzde 95’inin buradan kaldırıldığını belirterek, caminin Samsun için önemine işaret ediyor. 30 yıldır bu camide hatimle teravih namazı kılınıyor. Daha önceleri sadece Pazar ve Yalı camilerinde kılınan hatimle teravih namazları cemaatte artış gözlenince burada da kılınmaya başlamış. 55

Samsun’un merkez camii Ulu cami, Hamidiye cami, Valide Cami de denilen Samsun Büyük Camii, 9 Eylül 1884’te Batumlu Hacı Ali tarafından yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz’in annesi tarafından onarılmış olan cami, 1944 depreminden sonra onarım görmüştür. Büyük bir avlu içinde yer alan cami, kesme taşlardan yapılmıştır ve çifte minarelidir. Merkezde 1 ana, etrafında 4 küçük kubbe bulunan camiinin son cemaat yerinin üstünde 2 kubbe daha vardır. Kubbe, kalem işleriyle ahşap minber ise madalyon ve yıldız motifleriyle bezenmiştir. Kubbe kasnağını çevreleyen 16 tane yuvarlak kemerli pencere ve ana duvardaki adet büyük pencerelerle içeriye yeterli ışığın girmesi sağlanmıştır. Ayrıca 3 cephesinde rozet şeklinde ve vitraylı ışık penceresi dikkat çeker. Çifte minaresi tek şerefelidir. 12

dakikada kılınan teravih namazında her gece bir cüz okunuyor. 1 gecede iki imamın kıldırdığı namazlara sağlık sorunu olmayan yaşlılar da katılabiliyor. Caminin girişine “Bu camide hatimle teravih namazı kılınır” diye yazı asıldığını ve cemaatin bunu bilerek geldiğini ifade eden İmam Sadık Balcı, hatimle teravih kılmanın önemine ve güzelliğine vâkıf olan cemaatin bunu tercih ettiğini ve daha feyizli olduğunu ifade ettiklerini söylüyor. Camide teravih kılanlar arasında çevre illerden gelenler bile var. Balcı, Tekkeköy, Atakum, Dereköy ve 19 Mayıs, Belediye Evleri’nden gelenler olduğunu belirtiyor.


13


Hayrı yaygınlaştırmak için;

Kimse Yok Mu Derneği Ramazan’da yine sahada İnfakın zirveye ulaştığı Ramazan ayında ihtiyaç sahipleri ile hayırseverleri buluşturan ve hayırlı hizmetlere aracılık eden kurumlar var. Türkiye ve dünya çapındaki faaliyetleriyle tanınan ve şeffaf yapısı ile güven veren “Kimse Yok Mu Derneği” ilk akla gelen derneklerden. Ramazan ayına özel programlar da düzenleyen dernek, yurt içi ve yurt dışındaki faaliyetlerine bu ayda hız veriyor. Samsun’da her gün yaklaşık bin kişiye iftar yemeği vermeyi planladıklarını belirten Kimse Yok Mu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Özköroğlu, hayırseverler ve İlkadım Belediyesi’nin katkılarıyla bu organizasyonu gerçek­ leştirmeyi planladıklarını belirtti. “Yemekler, sıcak olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için, mobil ekiplerle mahallelere kadar götürülecek ve oradan dağıtılacak” diyen Özköroğlu, 2 bin gıda kolisinin de dağıtılacağını sözlerine ekledi. Bayram için de hazırlıklara başla­ dıklarını kaydeden Ayhan Özköroğlu, “Çocuklarımız için bayramlık hazırlamayı düşünüyoruz. Kendi çocukları için bayramlık alanlara bayramlık alamayacak diğer çocukları da düşünmelerini tavsiye ediyoruz.” dedi. Derneğin faaliyetlerinin 7 kategoride toplandığını ifade eden Özköroğlu, bunları şöyle sıraladı: “Afet, sağlık, eğitim, Ramazan-bayram kampanyaları, Afrika yardımları, kardeş aile projesi ve bireysel yardımlar.” Bu faaliyetler kapsamında her türlü kişi ve kuruluşla işbirliği yaptıklarını belirten Özköroğlu, kamu kuruluşu, kamu yararına

dernek ya da sivil toplum kuruluşu, özel sektör ve hatta mahalle ve köy muhtarları ile birlikte çalıştıklarını ifade etti. Kardeş Aile Projesi kapsamında Feza Eğitim Kurumları’yla yaptıkları ortak çalışmaya da değinen Ayhan Özköroğlu, şöyle devam etti: “Ladik ve Vezirköprü belediyeleri ile yıllardır sünnet organizasyonları düzenliyoruz. Son iki yıldır da İlkadım Belediyesi ile işbirliği içinde iftar organizasyonu yapıyoruz. İş dünyasından farklı isimlerle Afrika’nın çeşitli ülkelerine ramazan ve kurban aylarında ziyaretler yaptık. İnsanî yardım götürdük, KEYDER (Karadeniz Eğitim ve Yardımlaşma Derneği) ile kardeş aile pikniğini yaptık ve yaklaşık 5 yüz kişiyi biraraya getirmenin mutluluğunu yaşadık.”

“Bosna bizim ecdad yadigârımız” Samsun Şubesi olarak bu yıl kendilerine Bosna-Hersek’in kardeş ülke olarak verildiğini belirten Ayhan Özköroğlu, “Geçtiğimiz yıl hem Ramazan’da hem de Kurban Bayramı’nda Mozambik’teydik. Bu yıl Osmanlı’nın yetimi Bosna’da olacağız inşallah. Ramazan ayı içinde hayırseverlerden oluşan bir ekiple Bosna’da olacağız. Yaklaşık bin 500 gıda kolisini Türk insanının muhabbet­ leriyle birlikte götüreceğiz. Bunun için hayırseverlerin desteğini bekliyoruz.

“BOSNA” yazıp 5777’ye göndererek hem oradaki bir yetimin iftar yapmasını sağlayacaklar, hem de belki birkaç koli fazla götürmemizi sağlayacaklar. Bunu çok önemsiyoruz.” dedi.

Siz de gönüllü olabilirsiniz Dernek, gönüllüler sayesinde hayrı yurt ve dünya geneline yaymayı planlıyor. Bu amaçla “Gönüllülük Projesi” başlatmış. Her yaş ve meslek grubundan insanın gönüllü olarak görev aldığı derneğin ana kaynağı “gönüllü” denilen iyiliğe adanmış gönüller. Gönüllülük esası, derneğin çalışma sisteminin üzerine bina edildiği temeli oluşturuyor. Yurt içindeki ve yurt dışındaki yardım dağıtımlarından her türlü yardım organizasyonlarına kadar pek çok faaliyet, gönüllülerce yürütülüyor. Gönüllüler, derneğin imza atacağı faaliyetlerin planlanmasından uygulanmasına kadar bütün aşamalarında fiilen rol alabiliyor. “Bu anlamda zamanını ve emeğini iyiliğe dönüştürmek isteyen herkes gönüllümüz olabilir.” diyen Ayhan Özköroğlu, www.kimseyokmu.ogr.tr adresinden ya da Kimse Yok Mu Derneği Samsun Şubesi’nden (238 28 35 no’lu telefondan) bu konuda bilgi alınabileceğini belirtti.

Kimse Yok Mu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Özköroğlu, “Türk insanının vefa diğergam yönünü bütün dünyaya anlatmak vazifemiz.” diyor. 14


Kimse Yok Mu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Özköroğlu, “Türk insanının vefa diğergam yönünü bütün dünyaya anlatmak vazifemiz.” diyor. Kimse Yok Mu Derneği’nin doğuş hikâyesi 17 Ağustos depremi sonrasında enkaz altındakiler ve onları kurtarmak isteyenlerin “Kimse Yok Mu?” feryatları ortalığı velveleye veriyordu. İşte bu hengâmede deprem bölgesine koşan Samanyolu Televizyonu ekipleri ve gönüllüler, deprem bölgesinden döndüklerinde de yardım faaliyetlerine ara vermediler. İhtiyaçlar bitmek bilmiyordu. İlerleyen günlerde Türkiye’nin dört bir yanından yardımlar yağmaya başladı. “Kimse Yok Mu?” diyenlerle, bu sese kulak verenler arasında köprü vazifesi görmesi için aynı adla bir televizyon programı yapılmaya başlandı. Yardım çağrıları ve yardımseverlerin bağışları televizyon programının çapını aşınca 2002 yılında televizyon bünyesinde yoksullarla yardımseveri buluşturan bir dernek kurulması kararlaştırıldı. O günden bu yana gittikçe artan faaliyetler “Kimse Yok Mu Derneği”ni büyüttü ve 2004 yılının mart ayında dernek televizyon bünyesinden ayrılarak sivil toplum kuruluşu hüviyetini kazandı. 2004 yılında Endonezya’da tsunami felaketi

ile sınırları aşan faaliyetler,hemen ertesi yıl Pakistan’da meydana gelen deprem, Filistin-Lübnan, Peru, Bangladeş, SudanDarfur, Gürcistan-Osetya, Myanmar, Çin, Gazze ve Haiti için düzenlenen insanî yardım kampanyalarıyla devam etti. Diğer yandan Ramazan ve Kurban dönemlerinde 60 ülkeye ulaşılarak Türk insanının yardımları buralara da götürüldü. Kimse Yok Mu Derneği özellikle 2006 yılında Türkiye içindeki şubeleşme ve teşkilatlanma çalışmalarına hız verdi. Anadolu’nun büyük illerinde şubeler açmaya başlayan derneğin şu anda 28 ilde şubesi bulunuyor. Samsun’da ilk açılan şubelerden biri.

Dernek kazandı

uluslar

arası

statü

Kimse Yok Mu Derneği’nin Türkiye ve dünya kamuoyunun güvenini kazan­ masıyla elde ettiği prestij, önce derneğin “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsü kazanmasını sağladı. Ardından “İzin Almadan Yardım Toplama Yetkisi”ne ve 2008 yılında TBMM tarafından takdim edilen “Üstün Hizmet Ödülü”ne lâyık görüldü. Kimse Yok Mu Derneği’nin 2008 yılı Mart ayında Birleşmiş

Milletler’e (BM) gönderdiği niyet mektubunun ardından aynı yılın yaz aylarında yapılan görüşmeler sonucu ECOSOC (Ekonomik ve Sosyal Konsey) üyeliğine kabul süreci başladı. Derneğin ECOSOC üyeliği, birliğin 2010 Temmuz asli oturumunda resmen kabul edildi. Kimse Yok Mu böylece konseyde danışmanlık statüsü kazandı. ECOSOC danışmanlık statüsü, STK’ların birbirlerinden haberdar olmaları ve BM ile yakın temas halinde çalışmalarını kolaylaştırmak için gerekli. Sene boyunca ECOSOC tarafından yapılan toplantılar, seminer, sempozyum ve konferanslara katılımı sağlayan üye dernekler, özellikle ekonomik ve sosyal kalkınma alanında çalışan STK’lar için yol gösterici olarak tanınıyor. ECOSOC’tan danışmanlık statüsü almak, resmi olarak “uluslararası dernek” statüsü almak anlamına geliyor. Yardımlarının ciddi miktarını yurt dışına gönderen bir dernek olarak Kimse Yok Mu Derneği için uluslararası arenada söz sahibi olmak çok önemli. Derneğin uluslararası ilişkiler birimi BM’nin ECOSOC dışındaki alt birimleriyle de iletişim halinde.

Sosyal yardımlaşmada yeni boyut: Kardeş Aile Projesi Maddi yardıma ihtiyaç duyanlara bir kez yardım yapıp onları kendi hayatlarıyla başbaşa bırakmak hayırseverlerin içine sinme­ yince “Kardeş Aile Projesi” ortaya çıkmış. Problemlere kalıcı çözüm olarak dikkat çeken Kardeş Aile Projesi, ihtiyaç sahibi aileyi bir hayırsever aile ile kardeş haline getirmek olarak özetlenebilir. Kardeş olan aileler arasında maddi ve manevi dayanışma devreye giriyor. Aileler arasında sürekli irtibatı öngören proje ile sosyal yardımlaşmaya yeni bir boyut kazandırılmış. Kardeş aile olmak isteyen aile önce Kimse Yok mu Derneği’ne başvuruyor. Dernek yetkilileri bu talepte bulunan ailenin maddi ve manevi durumunun kardeş ailesiyle ilgilenecek düzeyde olup olmadığını güvenilir ve iyi niyetli olup olmadıklarını araştırıyor. Gereken şartları taşıyan aileler ihtiyaç sahibi aile ve dernek üçgeni içerisinde bir hayır organizasyonuna dahil edilirler. Artık kardeş aile ihtiyaç sahibi ailenin maddi manevi sıkıntılarını gidermekte yardımcı olabilir. Kardeş aile üyeleri, ailede baba yoksa yeri gelir çocuklara babalık, çocukları tarafından terkedilmiş yaşlı bir çift ise evlatlık yapar. 15


“Ramazan Müslümanı” olmak Değerli dostlarım, İçinde bulunduğumuz şu günler kutsal Ramazan ayının günleri. Bu vesileyle Yüce Allah”tan Ramazan”ınızı ve bütün ibadetlerinizi makbul buyurmasını niyaz ediyorum. Diğer aylardan farklı olarak bu ayda sahur, oruç, iftar, teravih, fitre/fidye gibi değerlerle iç içe yaşıyor, onların hayatımıza katmasını düşündüğümüz katkılarıyla buluşmaya gayret ediyoruz. Her şeyden önce bilinmelidir ki, oruç bir teşekkür ibadetidir. Onun teşekkür olarak kabul edilme gerekçesi, bu ayın içinde bulunan Kadir Gecesi”nde Kur’ân’ın indirilmeye başlanmasıdır. Yüce Allah, insanlığı Kur’ân vahyi ile buluşturduğu için bu büyük nime­ te teşekkür olarak oruç tutmaktayız. Bakara 2/185”te ifade edildiği üzere, Ramazan ayında, insanlığa rehber olsun ve bu rehberliğin apaçık bir delilleri ve doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü olarak Kur’ân indirilmeye başlanmıştır. Demek ki hayatın gidişatının düzgünlüğü Kur’ân’ın rehberliğine bağlıdır. Müslüman için bunun başka bir anlamı olamaz. Yol gösterici olarak kabul ettiğimiz bu son vahyin insan hayatını inşa edici özelliği en çok bu ayda hissedilmeli, en çok ve özellikle de başlangıç olarak bu ayda Kur’ân ile buluşmanın vesileleri oluşturulmalıdır. Ramazan ayında bu amaçla çeşitli faaliyetlerin yapıldığını görmekteyiz. “Mukabele” dediğimiz ve çok faydalı olduğunda hiç şüphemiz bulunmayan Kur’ân’la buluşma faaliyetini çok

önemsediğimizi özellikle belirtmek istiyoruz. Evlerde, camilerde, radyo veya televizyonlarda gerçekleştirilen bu tilâvet eylemi, Kur’ân metninin tekrarlanması ve aktarılması işlemini karşılamaktadır. Esasında “tekrarlamak, aktarmak ve izini sürüp peşinden gitmek” şeklinde “tilâvet”in üç anlamından ikisi bunlardır. Müslümanlar bugün mukabele okurken veya takip ederken tilavet dediğimiz eylemin iki yönünü yaşatmayı başarmaktadırlar. Ancak bu iki anla­ mın asıl devamı ve gerekçesi, üçüncü anlamıdır ki buna göre tilavetten asıl maksat, okunan metnin peşinden gitmek, dediğini yapmak ve izini sürmek­tir. Bir şeyin izini sürebilmek için o şeyin önde olması ve iz bırakması gerekir. Müslüman”ın hayatında din adına en önemli değer Kur’ân’dır. Kur’ân önde olmalı, Müslüman da onu izlemelidir. Hz. Peygamber”in 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca yaptığı, yaşadığı, yaşattığı ve yapılmasını istediği şey işte buydu. Bu nedenle Hz. Peygamber”in en güçlü sünneti Kur’ân vahyini takip etmek, hayatına onu hâkim kılmak olmuştu. Kur’ân’ın hayata yansıtılması demek olan sünnet, Müslüman için Hz. Peygamber”in örnekliğinde Kur’ân’ın yaşanması demektir. İşte Ramazan, böyle bir duyarlılığın başladığı ve hayatın bütününe yaygınlaştırıldığı bir bilinç ayıdır. Bu nedenlerle, mukabele dediğimiz “okuma” eylemini tilavetin bütün anlamlarını içerecek şekle dönüştürmeliyiz.

Değerli dostlar, Dikkat edilirse, Ramazan”daki “Kur’ân okuma” ibadetimiz için ısrarla “tilâvet” kelimesini kullanıyoruz. Oysa “Kur’ân okumak” denildiğinde aslında ilk akla gelen kelime “kıraat” olmalıydı. Maalesef Müslümanlar henüz tilaveti gerçekleştirme noktasında arzu edilen düzeyde olmadıkları için sözü kıraate hiç getirememekteyiz. “Kıraat” ve “tertîl” şeklindeki okuma biçimleri ile “mukabele”nin kelime anlamları başka bir yazının konusu olabilir. Şu kadarını söyleyelim ki, yakın bir geçmişten itiba­ ren gerek evlerde, camilerde, gerekse radyolarda okunan mukabelelerde, Kur’ân’ın tercümesi de yavaş yavaş okunmaya başlamıştır. Bu, son derece sevindirici bir durumdur. Özellikle televizyonlarda hem metnin, hem de mealin bir anda verilmesi, konuyu önemsemeye başlığımızın güzel ve önemli bir göstergesidir. “Mealden okumak veya dinlemek hatim sayılır mı, sayılmaz mı?”, “Abdestsiz olarak meal okunabilir mi, okunamaz mı?” türünden sorularla vakit kaybetmeden, Allah”ın bu son mesajıyla buluşmanın önüne engeller konulmaması gerektiğini aklımızdan hiç çıkartmamalıyız; okumaya devam etmeliyiz. Ramazan Müslümanı olmak böyle başlar. Kur’ân ile buluşanlara, mealini anlamaya çalışanlara ve hayata onun ışığıyla bakmaya gayret edenlere ne mutlu! Yüce Allah”a engin rahmetine emanet olun.

Prof. Dr. Mehmet Okuyan (OMÜ İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi). 16


17


Oruçla ortaya çıkan bazı sağlık sorunları ve çözüm önerileri Kabızlık Susuzluk, daha az yemek yeme ve lifli (posalı) besinleri yete­rince tüketmemek kabızlığa neden olur. Suyu ve sıvıyı yeterli almak, posadan zengin besinlerle (kepekli ekmek, bulgur, baklagiller, sebze ve meyveler) beslenmek ve fiziksel hareketleri kısıtlamamak bu durumun önlenmesine yardım eder. Meyvelerden erik, armut, kayısı ve incir kabukları ile birlikte taze veya kuru olarak ya da komposto şeklinde tüketildikle­ rinde daha etkili olabilir. Her yemekte mutlaka salata ile birlikte, tam tahıl ekmeği, bulgur, mercimek veya diğer baklagillerden en az birisinin bulunmasına dikkat edilmelidir.

Sindirim güçlüğü ve şişkinlik Fazla miktarda yemek yeme, kızartılmış ve fazla yağlı besinler tüketmek, lahana ve diğer turpgiller, gazlı içecekler bu duruma neden olabildiğinden dokunan besinlerden uzak durmak gerekir. Ayrıca, çok hızlı yemek yeme ve yemek esnasında fazla konuşmak daha fazla hava yutmaya neden olacağından şişkinlik ve gaz şikâyetlerine yol açabilir. Bu soruna meydan vermemek için yemekte az konuşmaya, yavaş yemeye, iyi çiğnemeye ve yemekleri sağlıklı pişirme ilkelerine uygun hazırlamaya dikkat edilmelidir.

Sersemlik, halsizlik ve yorgunluk Tuz ve su alımının azalması ve kaybının artması sonucu gelişir. Özellikle, fazla ilaç tedavisi olan ileri yaştaki kimseler, yaşlılar, genç çocuklar ve zayıf olanlar bu duruma daha yatkındırlar. Oruçlu olunmadığı saatlerde yeterince su ve sıvı tüketmeye çalışılmalıdır. Su kaybını en aza indirmek için fazla terlemeye yol açacak aktivitelerden ve sıcaktan kaçınılmalıdır.

Kas krampları Kalsiyum, Magnezyum ve Potasyum yetersizliği kramp­lara neden olur. Bu minerallerden zengin sebze ve meyveler, süt ve süt ürünleri, et grubu besinlerin yete­rince tüketilmesi bu eksiklikleri ve buna bağlı şikâyetleri önler.

Şeker düşmesi (Hipoglisemi) Özellikle iftara yakın akşam üzeri saatlerinde bazı kimselerde şeker düşüklüğü gözlenebilir. Hipoglisemiye bağlı halsizlik, sinirlilik, baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü, ellerde titreme, soğuk terleme gibi belirtiler görülebilir. Sahura kalkmadan oruç tutmak ve sahurda çok fazla şekerli ve beyaz unlu besinler (beyaz ekmek, kabuksuz pirinç gibi) tüketmek de buna neden olabilir. Bu duruma yol açmamak için sahurda kompleks karbonhidratlardan zengin besinlerle birlikte, protein ve sağlıklı yağlar yönünden yeterli ve dengeli bir diyet ile beslenilmelidir.

Oruç tutmak kimler için sakıncalıdır? Hipertansiyonu, kalp-damar ve böbrek hastalıkları, insüline bağımlı diyabeti, ülser veya gastriti olanlar, psikolojik problemi olan ve ilaç kullanan hastalar için uzun süreli açlık olumsuz etkilere neden olabilir. Bu hastalıklar ilaç ve diyet tedavisi gerektirdiğinden doktor ve diyetisyen önerilerine dikkat edilmelidir. Ramazanda gebe ve emzikli kadınların, yaşlıların, ağır işte çalışanların da dikkatli olması ve oruç tutmanın sakıncalar doğurabileceği bilinmelidir.

18


19


Dumanı üstünde mis gibi pide Gerek iftar, gerekse sahur sofralarının vazgeçilmezlerinden olan ramazan pidesi, uzun yıllardır sofralarımızı süslüyor. Sadece Ramazan aylarına özel olarak hazırlanan pideler, bütün fırınların ve marketlerin raflarında boy gösteriyor. Özellikle fırından yeni çıkmış haliyle etrafa mis gibi bir koku yayan pideler, susam ve çörekotu taneleriyle daha da bir lezzetleniyor. Yumurtalı ve sade alternatif­leriyle beğenilere hitap eden pideler, her yıl olduğu gibi bu yıl da iftar sofralarını zenginleştiriyor. Hepimizin çocukluğuna ait Ramazan hatıralarında pidenin özel bir yeri vardır. İftara bir ya da yarım saat kala kuyruğa girerek fırın önlerinde beklemeyenimiz yok gibidir. Unutulmaz anlardır onlar. Sıcacık pide kokuları arasında zaman bir türlü geçmek bilmez. Ellerine sıcak pidelerini alıp evlerinin yolunu tutanlar izlenirken sıra bir türlü bize gelmeyecek gibidir. Zaman geçip de sıcak pide­ ler ele alınınca hızla evin yolu tutulur. Dumanı üstünde pideler leziz yemek­ lerle bezenmiş iftar sofralarına baş köşesine yerleştirilir. Pide de geldiyse ezanı beklemeye kalmıştır iş. Dua vaktidir. Top atılmasıyla ya da ezanla birlikte bir dilim koparılır, mercimek çorbasına katık edilir, lezzetine doyum olmaz. Ailecek yenilen kalabalık iftar sofralarının simgesidir pide. İnsanın “keşke sadece Ramazanda değil de her zaman olsa dediği” ama öyle olduğunda da aynı lezzeti bulamayacağı pideler geçmişten günümüze kalan ender güzellikler-

20

bilirsiniz.

dendir.

Pitta, pita, pida gibi farklı telaffuzlarla da olsa Hindistan’dan Adriyatik’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada hüküm süren pide, Uzak Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan coğrafyada çok farklı şekillerde karşımıza çıkar. Anadolu’da onlarca çeşidine rastladığımız pidenin Ramazan’ahas versiyonunun ise ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Pide sözcüğü dilimize Yunanca’dan geçmiştir. Mayalı hamurdan yapılır; ama ekmek hamuruna göre daha cıvık tutulur. Fırından çıkmadan önce kurumaması için (yumurtalı olanları hariç) üzerine un ve su karışımı sürülür. Ekmekler pişirilirken fırının kapağı kapalı tutulur; ancak pidede kapağın açık olması daha güzel sonuç verir. Pideye ayrı bir önem veriyorsanız taze köy yumurtasını kendiniz götürüp fırında üzerine sürdüre-

Samsun’da Ramazan ayında en lezzetli pidelerin nerelerde satıldığını Samsunlular’a sorduk. Çiftlik Caddesi’nde Cumhuriyet Fırını, Çiftlik Fırını ve Kardeşler Fırını, İstiklal Caddesi’nde öğretmenevi karşısındaki Rizeliler Unlu Mamuller, Gazi Caddesi’nde Elit Unlu Mamuller, Subaşı’na yakın Gözde Unlu Mamuller, Cedit Mahallesi’ndeki Özlenen Ekmek Fırını bunlardan ilk akla gelenler.


21


İftar sofralarının assolisti; tatlılar Tatlılar güzel bir yemeğin ardından vazgeçilmez öğünler olarak görülür. “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” diyerek hoş sohbetlerin bahanesi yapılır. Güzel ve unutulmaz anlar tatlılarla taçlandırılır. Düğünler, buluşmalar, iftar sofraları tatlısız düşünülemez. Türk mutfağı diğer kategorilerde olduğu gibi tatlılar yönünden de zengindir. Tatlı çeşitleri bölgelere göre farklılık gösterir. Kimi yerde şerbetli ve ağır tatlılar tercih edilirken, kimi yörelerde sütlü tatlılar ağırlıktadır. Helvalar, meyveli tatlılar ve dondurmaları da unutmamak gerekir. Samsun’da da güzel tatlı yapan yerler var. Şerbetli tatlılarda Gaziantepli İmam Usta, Usluoğlu Baklava; sütlü tatlılarda Bolulu Hasan Usta, MadoCafe ve Özsüt size tavsiye edebileceğimiz mekânlar arasında... Ramazan tatlılarının kraliçesi güllaç Ramazan’da tatlılar arasında güllacın ayrı bir yeri vardır. Tül gibi beyaz yapraklarıyla bir gelini andıran güllaç, naif, sade, asil ve hafif bir tatlı. Güllaç için söylenen bu betimlemeler boşuna değil. Nişastadan çok ince şekilde açılan güllaç yufkaları çok kuru ve kırılgan oluyor. Bu malzemeden yapılan tatlı da öyle; pek nâzenin. Güzel bir güllacın püf noktaları var elbette. Öncelikle güllaç yapraklarının çok taze olmasına dikkat edilmeli. İncecik açılmış güllaç yapraklarına yedirilecek sütün miktarı ve sıcaklığının ayarı da çok önemli. Taze olması ve hemen tüketilmesi gerekiyor. Aksi halde pelteleşiyor ve tadı kaçıyor. Ramazan’ın bu özel tatlısına tarihte ilk kez Timurlenk zamanında rastlıyoruz. Ancak bugünkü halini Osmanlı döneminde aldığı biliniyor. 93 Harbi (1878) dönemlerinde Abdullah Efendi, güllacı Kırım’dan Osmanlı saraylarına taşımış. Doğuda ve batıda örneğine rastlanmıyor. Tamamiyle Osmanlı’ya has bir tatlı.

22

“Tatlı yerken dikkat!” Tatlı seçerken ve tüketirken de dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var. Özellikle Ramazan’da tatlı tüketimi artıyor. Ağzımız tatlansın derken sağlığımızdan olmamak için yapmamamız gerekenleri Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Beslenme veDiyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Aliye

Özenoğlu anlattı: “Ramazanda iftarı hurma ile açmak alışkanlıktır. Hurma şeker, posa, karbonhidrat, potasyum ve magnezyum için iyi bir besindir. Uzun açlıktan sonra hafif düşme eğiliminde olan kan şekerinin tekrar normale yüksel­ mesine katkıda bulunabilir. Ancak, hurma tüketiminin 2-3 tane ile sınırlandırılması yararlı olur. Çünkü kan şekerinin ani ve fazla yükselmesi insülin hormonu salgısını da uyararak daha fazla yemeye ve böylece yağ depolarının artmasına yol açacaktır. Ayrıca, uzun süreli açlıktan sonra meyve suyu, meşrubat, komposto, reçel ve tatlıların fazlaca tüketilmesi kan şekerini önce yükseltip, daha sonra hızla düşürerek tekrar yeme isteğini uyaracaktır. Bu nedenle, iftarda şekerli yiyecek ve içecekleri ölçülü tüketmeye dikkat edilmelidir. Tatlı tüketiminin iftardan 2-2.5 saat kadar sonra ve küçük porsiyonlar halinde olması, çeşit olarak sütlü ve meyveli tatlılar olması kabul edilebilirse de her gün alışkanlık haline getirilmesi sağlık bozucu olabileceğinden sakınılmalıdır.”


23


Haberexen #22 Ramazan Ağustos 2011  

Haberexen Ramazan Ağustos 2011

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you