Page 20

Köşe yazısı

Nurgül Koca Acar

Her zaman kendi öykümüzün Bu gün evlilik yıldönümüydü, evleneli 11 yıl olmuştu. Ne çabuk geçmişti zaman daha dünmüş gibi ilk tanıştıkları gün. Bunları düşünürken sekreteri eşinin gönderdiği çiçekleri getirdi. Gülümseyerek baktı çiçeklere. Her yıl aynı jest. Yeni açmış beyaz tomurcuk güller… Severek evlenmişlerdi. Eşi de avukattı onun gibi. Her ikisi de kalabalık ailelerde yetişmişlerdi ama onların evinde derin bir sessizlik vardı. Tam 11 yıldır. Anne olmak istiyordu artık. “Anne” diye çağrılmak. Tek eksiği buydu. Çeşitli yöntemlerle çocuk sahibi olmayı denediler anne her defasında hüsranla sonuçlandı. Aslında son derece sağlıklı bir kadındı. Anne olabilirdi ama herkes için çok kolay olan şeyi onlar bir türlü başaramıyorlardı… Çocuk sahibi olmak o kadar saplantıya dönüşmüştü ki, eşinden ayrılmayı bile aklından geçirmeye başlamıştı. Anne olma hırsı ve öfkesi onu eşinden yavaş yavaş uzaklaştırmaya başlamıştı. Öyle ki o artık eski sevgililerini bile arayıp hayatına heyecan katmayı, hatta onlardan hamile kalmayı bile denedi. Ama yine olmadı… Eşinin hiç bir zaman çocuk isteyip istemediğini anlayamamıştı. Çünkü yanında bir kez bile bir çocuğun saçını bile okşamamıştı eşi. Onun çocuk sevmediğini düşünüyordu. Oysa kendisi, hayatını bile verebilirdi çocuk sahibi olmak için… Girdiği her ortamda ya da eş dost buluşmalarında konuşmalar kısa bir süre vizyondaki filmler, okunan kitaplar, arkadaş dedikoduları derken herkes sözü çocuğuna getiriyor, “Benimkinin okulu”, “Bizim kızın ergenlik bunalımı”, “Ay kız senin oğlan yürümeye baş20

Güzellik Sanatı | Haziran 2013

ladı mı?”, “Senin kızın bale okulu nasıl gidiyor”, “Maşallah ‘Anne’ demeye de başlamış afacan?” şeklinde sohbetler devam ediyordu. O ise gülümseyerek sadece dinliyor yeğenlerinden bahsedebiliyordu… Anne olmak için bütün özellikleri taşıyordu. Onun gibi yüreği çocuk sevgisi ve hasreti ile dolu bir kadın çocuklardan mahrum olmamalıydı. Oysa eşi onu incitmemek, üzmemek için çocuk sahibi olmayı, baba olmayı ne kadar çok istediğini hiçbir zaman belli etmemişti. Evde iki yabancı gibi davranmaya başlamışlardı artık. Dördüncü deneme de başarısız olmuş, iyice ümitlerini yitirmeye başlamışlardı. Anne olma arzusu psikolojisini bozmuştu. İşine de konsantre olamıyordu. Artık aldığı davaları bile kaybeden, mevcut müşterilerini kaybeden bir avukat olup çıkmıştı. Yine o gün yani evliliklerinin 11’inci yıldönümünde ofisinde boş boş otururken aniden eşi içeri girdi. Karısının elinden tutup kaldırdı. Şefkatle öptü biricik ama kendisine soğuk soğuk bakan karısını. “Hadi tatile gidiyoruz” dedi. Yanında kocaman bir valiz vardı. İkisi için de gerekli her şeyi almış, 10 günlük bir tatil ayarlamıştı. İkisinin de bu tatile ihtiyacı vardı aslında… Hiç bir şey sormadan, şaşkın bakışlarla eşini takip etti. Emektar şoförleri sükûnetle açtı aracın kapısını. Arabaya bindi. Ağzını bıçak açmadı havalimanına kadar. Hatta nereye gittiklerini bile sormadı. Önce Yunanistan’a uçtular. Uçakta da hiç konuşmadılar. Ardından yat ile balayı yaptıkları Rodos’a geçtiler. Eşi balayını geçirdikleri otelde yer ayırtmıştı.

GÜZELLİK SANATI HAZİRAN 2013 SAYISI  

AYLIK GÜZELLİK ve YAŞAM E-DERGİSİ

GÜZELLİK SANATI HAZİRAN 2013 SAYISI  

AYLIK GÜZELLİK ve YAŞAM E-DERGİSİ

Advertisement