Page 1

90’lı yıllara mı dönüyoruz?

Organ nakli yarışında sonuç:

Şevket Çavdar’ı kaybettik

Türkiye’de işlenen faili meçhul cinayetleri ve son dönem Dargeçit ve İçkale’de ki kazılarda ortaya çıkan insan kemiklerini Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Coşkun Üsterci’yle değerlendirdik.

Taksim’de Ermeni düşmanlığı mitingi

Akdeniz Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nin organ nakli yarışı bir kişinin ölümüyle sonuçlandı. Günlerce tüm medyada başarı timsali olarak gösterilen üniversite hastanelerinin özellikle çift kol ve bacak naklinin tehlikesine dair yapılan uyarılara rağmen insan hayatı üzerinden yaptıkları rekabet sorumsuzluğu gözler önüne serdi.

09

03 TÜRK-İŞ, Şubat ayında 4 kişilik ilenin 4 kişilik a ırı açlık sın ailenin açlık sınırını 974 lira, TL yoksulluk sınırını da 3 bin 171 lira olarak hesapladı.

Sadece gençler değil orta yaşlı, kadınlı erkekli gruplar ellerinde Ermenilere ve Hrant’a küfür eden dövizler taşıdılar. 3

974

www.yarinhaber.net

28 şubat 2012 salı l sayı:21 l 1 tl

Dargeçit’teki kazılarda 11 insana ait kemikler bulundu

Radikal’in aksayan şüpheciliği HAKAN ÖZTÜRK AKLIN YOLU

3

Zorundasınız

SİBEL UZUN UYANIS Ş

4

Toprak ana

GÜLSÜM KAV ANA FİKİR

5

Esnek çalışma işsizliği çözer mi?

Hükümet, ‘Evden çalışma, uzaktan çalışma, belli bir işin birden fazla işçiye paylaştırılması, part-time çalışma’ tanımlamalarıyla esnek çalışanlar yaratacak. Ekonomİ 8

Kemikler çıkıyor savcılar susuyor Mardin Dargeçit’te gözaltında kayıpların bulunması için yapılan kazılarda 11 insana ait kemikler bulundu. 1995 yılında gerçekleşen ve Dargeçit katliamı olarak bilinen faili meçhul cinayetler sonucu kaybedilen 7 kişiye ait kemiklerin bulunması için başlatılan kazı çalışmalarına kayıp yakınları ön ayak oldu. Yakınların yanı sıra İnsan Hakları Derneği, savcı, kaymakam, avukatlar ve adli tıp uzmanları da kazılara katıldı.

Dargeçit’te ne olmuştu? Dargeçit Jandarma Komutanlığı 2 Kasım 1995’te operasyon yaparak, 9 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan ve serbest bırakılan Hazni Doğan dışındaki hiç kimseden haber alınamadı. 6 Mart 1996’da Süleyman Seyhan’ın cesedi bir kuyuda elleri arkadan bağlı, kafası koparılmış ve yanmış halde bulundu, ancak dosya kapatıldı. Kayıp ailelerinin 2009 yılında, dosyanın Ergenekon davası kapsamında yeniden incelenmesi talebi ve Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi sonucu dosya yeniden açılabildi.

HES’lere karşı geri adım yok

Mardin Dargeçit’te 1995 yılında gözaltında kaybedilen 7 kişiyi bulmak için başlatılan kazı çalışmalarında toplam 11 kişiye ait kemikler bulundu. İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyelerinin de yerinde takip ettiği kazıları, kayıp yakınları yönlendirdi. Yakınlarının giysilerini bulan 4 aile birebir kazı çalışmalarına katılırken, İHD üyeleri, savcı, kaymakam, avukatlar ve adli tıp uzmanları da kazıya katıldı. Güçlükonak ve İçkale’deki kazılarda bulunan kemiklerin ardından bu kez de Dargeçit’te kemiklerin bulunmasının ardından nasıl bir süreç işleyeceği tartışılıyor. Kazılarda gelinen aşamayı İHD Mardin Şube Başkanı Erdal Kuzu, eski İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül ve ÇHD Ankara Şube Başkanı Avukat Murat Yılmaz Yarın gazetesine değerlendirdi. 5

“Failler bulunana kadar almayacağız”

İlk kez 2010 yılında gündeme gelen, fakat işçi sendikalarının tepkisi üzerine rafa kaldırılan “Kıdem tazminatı tartışmaları” Çalışma Bakanı Faruk Çelik başkanlığında gündemde. sİyaset 5

HES ve Termik Santral projeleri yapılması planlanmayan dere kalmadı. Suyuna sahip çıkan, doğasına sahip çıkan, yaşam hakkına sahip çıkan köylüler, direniyor. TOPLUM 2

Arka Bahçe seyirciden 24 yıl gizlendi ‘Arka Bahçe’ oyunu yazıldığından 24 yıl sonra seyirciyle buluşan bir oyundur. Kapitalizm ve küreselleşme karşıtlığının anlatıldığı oyun bu sözle başlıyor. Arka Bahçe’de yalnız kalan Hanımefendi kendini Özgürlük Heykeli sanıyor. kültür - sanat 12

0507 ALO 516 YARIN 8535

Abonelik Dağıtım Öneriler

Türkiye savaşta olan ülkeler arasında

8 Mart’ta kadınlar yaşam hakkı istiyor 1. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı yasa tasarısı yılını doldururken kadınlar yazdıkları yasa tasarısının meclisten geçmesi koplatform nusunda ısrarlarını sürdürüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, 5 Güncel sorduk. lesini temsilcisi Berna Görgülü’ye kadın mücade

Kıdem tazminatıyla çalınan yıllar İlk kez 2010 yılında gündeme gelen, fakat işçi sendikalarının tepkisi üzerine rafa kaldırılan “Kıdem tazminatı tartışmaları” Çalışma Bakanı Faruk Çelik başkanlığında gündemde. güncel 6

Eğitim sistemi yap-boza dönüştü Her geçen gün yeni bir uygulamaya sürüklenen eğitim sitemi yapboza dönüştü. Geçtiğimiz günlerde pilot bölgelerde uygulanmaya başlanan Fatih Projesi’nin uygunluğu sorgulanırken şimdi de eğitimde 4+4+4 kesintili eğitim sistemine geçiş gündeme geldi. Hükümetin bu yeni eğitim politikası da oldukça tartışılacağa benziyor. Sürekli kendini yenilemek, çağa ayak uydurmak özellikle eğitim sistemi için son derece zorunludur. Ancak hükümetin arda arda değiştirmekte olduğu eğitim sistemi hakkında halkın hatta eğitimcilerin bile hayli kafası karışık. Öğrencilerin görevi ise hangi sistemde, hangi şartlarda olursa olsun rakiplerini geçmek, en iyisi olabilmek. eğİtİm 10

Alman Heidelberg Enstitüsü, düzenli olarak yayımladığı yıllık “Uluslararası Çatışma Araştırması”nda Türkiye’yi savaşta olan ülkeler arasında gösterdi. güncel 5

Arap Baharı kışa döndü

Libya Yüksek Geçiş Konseyi’nin öngörüsüyle “İslam’ın kutsal başlangıcı” Libya’nın gelecekteki tüm yasaların kaynağı olacak. güncel 6

Eğitimde militarist anlayış devam ediyor

İlköğretim ders kitaplarında tepki toplayan cinsiyet ayrımcı ifadeler büyük oranda temizlendi. Artık babalar da ‘ev işi’ne koşuyor. Ancak militarizm yerli yerinde. eğİtİm 10


0428EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012 YARIN

HES mücadelesinde geri adım yok HES ve Termik Santral projeleri yapılması planlanmayan dere kalmadı. Suyuna sahip çıkan, doğasına sahip çıkan, yaşam hakkına sahip çıkan köylüler, direniyor. En son Tortum direnişçisi Leyla’ya açılan dava, hükümet ve yargının doğanın katledilmesi karşısında tarafını belli etmiş durumda. Köylüler ise kararlılıkla direnişlerine devam ediyor. YARIN TOPLUM ELİF KARAN

HES projelerinin Türkiye’nin her yanını sarmasının ardından, yaşamına, yaşam alanına sahip çıkanlar, yıllarca sürse bile, her yolu deneyerek sularını vermek istemiyorlar. Yargının bile, bilirkişi raporları karşısında iptal etmek zorunda kaldığı projeler var. Şimdiden pek çok kazanım gerçekleşmiş durumda. Yarın Gazetesi olarak, HES’lerle ilgili gerçeklere dair kendisi de inşaat mühendisi, su yapı uzmanı olan Sami Koç’la konuştuk.

Bu projelerde insan yok Sami Koç, HES projelerinin en çok artış gösterdiği dönemler olarak 2001, 2002 ve 2003 yıllarının altını çiziyor. Bu yıllarda çıkarılan yasası ile Devlet Su işlerinin denetimindeki bölgeler özel sektöre açılmış. Koç: “özel sektöre açtıktan sonra Türkiye’ nin coğrafyasının dört bir yanında mantar gibi, orta ölçekte HES’lerin kurulması gündeme geldi. Bunların sayısını kesin olarak iki binin üzerinde. Daha küçük derelerde, on bine yakın da küçük ölçekli HES söz konusu. Bu projelere neden itiraz ediyoruz? Çünkü bu projelerde insan yok, doğa yok ve bu projelerde gelecek yok. Bu projeler rant projeleri. Enerji bahanesiyle, elektrik üreteceğiz bahanesiyle suya el koyma projeleri. Suyun ticarileşmesi suyun metalaşması projeleri bunlar. Nedir bu? Yani bu kapitalizm de değil. Vahşi kapitalizm diyorum.” Köylüye kendi suyunu satacaklar Şimdi özel sektör niçin yönleniyor buraya. Çünkü elektrik alım garantisini devlet veriyor. Toprakları susuz kalan köylü göçe zorlanırsa, bu tarım topraklarını kendilerince belirledikleri fiyatlardan köylünün elinden alarak kendi işletmelerini kuracaklardır. Su-

Bu hafta Eskişehir ’de, İngilizce öğretmenliğinden emekli olmasına rağmen küçük nbir bakkalda çalışmaya devam eden Ce rı. giz İnanç’la birlikteyiz. İşte bize anlattıkla SAMİ KOÇ

yu şişelerde satacaklardır. Bugün bir pet şişe su ile bir pet şişe sütü karşılaştırdığınız zaman su sütten daha pahalı. Yani suda para var. Suda gelecek var ve suda rant var.

Devlet şirketlerin arkasında 2000’e yakın HES’in sadece 700 tanesinin Karadeniz’e yapılmak istendiğini belirten Koç, sözlerine şöyle devam etti: “Doğu Karadeniz bölgesinin bitkisel çeşitliliğine etki eden faktörler var. Bunlar barajlar ve nehir tipi santraller, düzensiz ve aşırı otlanma, yol açma çalışmaları, bitkilerin çalınıp yurt dışına kaçırılması, maden çalışmaları ve düzensiz yapılaşma. Proje tanıtım dosyaları hazırlanması aşamasında köylüye yalan konuşuldu. Yalanlar ortaya çıkınca, kırsal kesimde çevre bilinci almış insan sayısı yok denecek kadar az olmasından faydalandılar. Onun için birçok yerde nehir tipi HES’lerin bir kısmını yaptılar bitirdiler. Çünkü köylü şirketlerin karşısında son derece zayıf. Devlet erki tamamen şirketlerin arkasında.”

köylüyü durduramıyorlar Devlet ilk olarak Doğu Karadeniz’i enerji havzası olarak ilan etti. Köylüler gerçeği öğrendiği zaman bu sefer halk hareketiyle bu hareket karşı karşıya kalıyor. Şimdi sadece Karadeniz değil tüm Türkiye de bağımsız halk hareketleri var. Neye karşı? HES’lere karşı. Ne için? Suyunu ve toprağını korumak, kurtarmak için. Ne için? Geleceği için. Kimin geleceği? Kırsal kesimde yaşayan köylü insanların geleceği. Bu hayati bir konu.

Köylü geri adım atmayacaktır Devlet eğer geri adım atmazsa, geleceğini kaybetme korkusuyla hareket

GDO’ ya yasak değil, vize GDO’lu gıdalara yönelik yönetmelik yine değişti. Bakanlığın, yaptığı değişiklikle antibiyotiğe direnç geni içeren GDO’ları yasaklamış gibi gösterirken, aslında izne tabi tuttuğu belirtiliyor. TTB’nin antibiyotik dirençli GDO’ların üretiminin veya satışının yasaklanmamasına karşı dava, kazanımla sonuçlanmıştı. Mevcut yürütmeyi durdurma kararı ardından, GDO’lu ürünlerin denetiminin daha sıkı sağlanması beklenirken, çıkarılan yasayla bu konuyu hayata geçirmeyecek gibi görünüyor. Dünyanın pek çok ülkesinde GDO’lu ürünlerin hem hayvan yemi hem de gıda olarak kullanılması yasaklanırken, Türkiye

neredeyse hiçbir sınırlama getirmemiş durumda. Üstelik raflardaki gıdalarda GDO’lu etiketi konma zorunluluğu da olmadığı için, tüketicinin ne yiyip içtiğini bilme hakkı bile lav ediliyor. YARIN TOPLUM

İkinci yüz nakli de yapıldı İkinci yüz nakli Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Yine aynı donörden alınan, çift kol ve çift bacak nakli dünyada ilk kez gerçekleştirildi. Sağlık sistemine dair mevcut eleştirileri unutturma fırsatı verdiği için gelişmelerden Sağlık Bakanlığı oldukça memnun.

Mevcut sağlık sitemi değişmezse, bir tarafta şanslı hastalar deneysel tedavilerle derman bulup, parası olan sağlığına kavuşurken, büyük bir çoğunluk, acil servis önlerinde çile çekecek. Zaten Genel Saplık Sigortası primlerini ödeyemeyenler hastaneye bile gidemeyecek. YARIN TOPLUM

eden insanlar da geri adım atmayacaktır. Bu derece baskıyla ve zorla gitmeleri daha büyük karşı tepkileri doğuracaktır. Bazı projelerde yürütmeye durdurma alınıyor. Bazı iptaller alınıyor. Bunlara rağmen özel sektör gene devlet erkini arkasına alarak yapmaya devam ediyor.

HERKES BU YÜKÜN ALTINA GİRMELİ Koç: “Bazı gerçekler var. Güneş balçıkla sıvanmaz. Ben Metin Lokumcu’yu saygıyla anıyorum. O bu mücadelenin bir neferiydi. Aynı zamanda Tortum’daki Leyla Yalçınkaya’ da bu mücadelenin yaşayan bir simgesi durumunda. Türkiye’ nin dört biryanında binlerce Leyla’larımız bu mücadelenin içerisinde. Suyun ve geleceklerinin mücadelesini veriyorlar. Bu bir hak mücadelesi ve bir gelecek mücadelesi. Su hakkı insan hakkıdır. O yüzden bu insanlara gerçekten destek vermek gerekiyor. O yüzden ben buradan sizin aracılığınızşunu bir kez daha söylüyorum: “Herkes bu yükü bir yerlerinden tutsun ve taşımaya çalışsın. Yük ağır.”

Kentsel dönüşüm planı mı, tasfiye mi? En son Van depreminden sonra denetim eksikliği ve çarpık yapılaşmanın sonuçlarını başlarını sokacak küçük bir evden daha fazlasını istemeyen binlerce kişi canlarını kaybederek, kara kışı çadırlarda geçirmek zorunda kalarak ödedi. Bu ilk değildi. Ne Kocaeli depremi, ne Kütahya, ne de diğerleri önlem alınması için yeterli gelmedi. Van’da pek çok can kaybı ve göçün ardından bir kent neredeyse yok oldu. Yoğun tartışmaların ardından konuya müdahale etmek zorunda kalan hükümet afet riski altında olan bölgelerdeki yapıların iyileştirilmesi ile ilgili tasarıyı kabul etti.

“kentsel dönüşüm” adı altında yeni rant kapısı açılıyor Tasarı, afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arazi ve arsalarda norm ve standartlara uygun sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerinin oluşturulması amacıyla yapılacak iyileştirme, tasfiye ve yenilemelerle ilgili usul ve esasları düzenliyor. Ancak tasarı beraberinde rant tartışmalarını getirdi. Özellikle İstanbul’un her metrekaresinin parsel parsel satıldığı, kentsel dönüşümle pek çok emekçi semtinin boşaltıldığı bu günlerde tasarının nasıl uygulanacağını endişeyle bekliyoruz. “kentsel dönüşüm” adı altında şehirlerin önemli bölgelerinin emekçilerin elinden alınarak büyük şirketlere satılacağı da ortada. YARIN TOPLUM

Sağlığınız; parmaklarınızın ucunda Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen ve en çok ölüme neden olan kanser türüdür. Son günlerde özellikle ünlü oyuncuların bu hastalığa yakalanmasıyla gündeme otursa da nerdeyse her 8 – 10 kadından biri meme kanseridir. Ayrıca erkeklerde de görülebilir. Meme Kanserinin Erken Teşhisi İçin kendi kendimize meme muayenesi(KKMM), düzenli hekim kontrolü ve şüpheli durumlarda mamografi( meme dokusunun x ışınları ile iki boyutlu olarak görüntülenmesi) çektirebiliriz. En kolay ve ekonomik olanı ise kendi kendimize muayenedir.

KKMM Niçin Önemli? Erken teşhis ve tedavi ile meme

kanserinden kurtulma şansı %95 dır. Kendi meme yapımızı fark edip, anormal değişiklikleri ancak düzenli yaptığımız KKMM ile fark edebiliriz. İşte bu kolay tanı yöntemine dair birkaç püf noktası:

pozisyonda, bir ayna yardımıyla memelerimizde bir farklılık olup olmadığına bakmamız gerekmektedir. İkisi arasındaki büyüklük farklılıkları, birinin diğerinden daha sarkık olması, memem üzerinde kızarıklık, yara, buruNasıl Yapmalıyız? şukluk, gözeneklerin KKMM’ nin her olması (portakal ayın aynı günü yapkabuğunda olduğu SAĞLIK iÇiN malıyız, gözlem ve gibi),meme ucunda Hülya Şahin elle dokunarak yapaçukurlaşma, renk biliriz. değişikliği, İki meme ucunun farklı yönAyna ile KKMM lere dönük, meme üzerinde ya da Kollarımız yanlarda, ellerimiz ba- koltuk altında şişlikler, kolun dirşımızın arkasında ve iki elimiz be- sekten yukarı kısmında anormal şişlimizdeyken olmak üzere üç farklı lik vb. var mı bakıp, kontrol etmeli-

yiz. Bu muayene meme kanserinin teşhisi için önemlidir.

Elle KKMM Muayene edeceğimiz bölge, göğüs kemiğimiz ile koltukaltımızın orta hattı, köprücük kemiğimiz ile meme altının birkaç santimetre altıdır. Elle muayenede elimizin işaret, orta ve yüzük parmaklarını birleştirip, iç kısımlarını kullanmalıyız. Daha sonra yatarak aynı işlemleri tekrarlamalıyız. Ayrıca Meme başından akıntı gelip gelmediğine de bakmalıyız. Sadece on beş dakikanızı ayırarak, kadınların pek çoğunda görülen, hayatımızı kâbusa çevirebilecek bir hastalığın erkenden farkına varıp, tedavi olabilmemiz mümkün.

Kahraman bakkal, süpermarkete karşı

misiniz? Bize kendinizi ve mesleğinizi anlatabilir . Burası oğluyım nda Ben emekli öğretmenim.54 yaşı m. 27 yıl öğoru mun yeri.Ben de ona yardımcı oluy Maddi olarak k. retmenlikten sonra böyle bir yer açtı dönemlerde biraz katkıda bulunsun istedik. Ama son yor. Yaptığımız iş zor. Topladığımız para vergiye gidi esnaflığın hiçbir hamallık gibi bir şey. Ticaret ve küçük n süre çalışmayı hoş yanı kalmadı. Bizim tekel bayii uzu ı çalışıyoruz. aras 0 23.0 gerektiriyor. Sabah 08.00, akşam e emekli keşk m yoru Emekli olarak da zor. Bazen düşünü i bir cidd ında aras olmasaydım diye. Çalışanlarla emekli ğü ndü görü O da fark oluştu. Esnaflık yapalım dedik. gibi değilmiş. birlikteniz. Krizle Mesleğiniz itibariyle gençlerle sürekli ndığı kategori birlikte gelecek kaygısının en yoğun yaşa gençlik. Bu konuda gözlemleriniz neler? enemez. Geçici Kesinlikle bir işsizlik gerçeği var bu gizl likle gençler özel da ılsa işçi alınarak bu düşürülmeye çalış ncilerimöğre Ben üzerinde büyük bir işsizlik oranı var. a mecbur may çalış den de biliyorum. Asgari ücret altında ek bilm için her bırakılan, bana iş soran, günü kurtara l sektörde düzgün işi yapabilecek olan insanlar var. Öze Ücretlerde bölük para verilmiyor. Sigorta yapılmıyor. endisliği son sınıf pörçük veriliyor. Oğlum, makine müh ılıyız. kayg n öğrencisi. Bizde onun geleceğinde nasıl etkiledi? İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz sizi iler dışında, süperKüçük esnafa uygulanan yüksek verg ası bizim için marketlerin neredeyse her sokakta açılm tarafından bilinçli sorun. Bunun süpermarket sahipleri ük esnaflar olarak yapıldığını düşünüyorum. Bize de küç n imkânı yok. şeyi bir birleşin, şirketleşin diyorlar. Böyle Türkiye için geleceği nasıl görüyorsunuz? u düşünüyorum. Türkiye’de de durumun vahim olduğun arı kötü şartlara Bilinçli bir politikayla insanlara, yaşadıkl isteniyor. İnsanlar karşı bir şey yapmak yerine şükretmesi le bir yolu seçiyorkarşı çıkmak, isyan etmek yerine böy ı düşünmüyorum. ağın lar.Bu şekilde bir kurtuluşun olac YARIN ESKİŞEHİR

Hazırlayan Hülya Şahin

28Şubat 1917 01Mart 2010 02Mart 1950 05Mart 1971

05

Mart 2009

Rusya’da Çarlık yıkıldı Şubat devrimiyle Rusya’da çarlık yıkıldı. Geçici hükümet ve İşçi, köylü, asker Sovyetleri arasında ikili iktidar dönemi başladı. Sema’nın katilleri nerede? Uludağ üniversitesi öğrencisi Sema Karakoca’nın parçalanmış cesedi bulundu. Binlerce kadın katillerin bulunması için yürüdü. Katiller hala bulunmadı. 33 cana 20 yıl Van’ın Özalp ilçesinde 33 köylüyü kurşuna dizdiren, Orgeneral Mustafa Muğlalı’’ya 20 yıl hapis cezası verildi. ODTÜ baskını Amerikalı 4 asker Ankara’da THKO militanlarınca kaçırıldı. ODTÜ’ye yapılan baskın sonucu Erdal Şener adlı öğrenci ölürken 32 kişi de yaralandı. 2 bin ODTÜ öğrencisinin ifadesi alında ve 24 öğrenci tutuklandı. Yıldız yumruk gökkuşağında Türkiye’de ilk defa bir siyasi parti bünyesinde eşcinsel, biseksüel, travesti, transseksüeller öz örgütlerini kurdu. Emekçi Hareket Parti’li LGBTT’ler, faaliyetlerine başladı.


28 ŞUBAT 2012 YARIN

Organ nakli yarışında sonuç:

Şevket Çavdar’ı kaybettik Akdeniz Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nin organ nakli yarışı bir kişinin ölümüyle sonuçlandı. Günlerce tüm medyada başarı timsali olarak gösterilen üniversite hastanelerinin özellikle çift kol ve bacak naklinin tehlikesine dair yapılan uyarılara rağmen insan hayatı üzerinden yaptıkları rekabet sorumsuzluğu gözler önüne serdi.

2. yüz nakli de tartışmalı Hacettepe Üniversitesi’nin, Akdeniz Üniversitesi’ne misilleme gibi yaptı yüz nakli de yapıldığı gibi benzer bir tartışma açmıştı. Hastanın ameliyat öncesi fotoğraflarına bakıldığında, böyle riskli bir ameliyat için geçerli koşulların olmadığı yönünde eleştiriler gelmeye başlamıştı. İlk eleştiriyi yapan aynı zamanda ilk yüz nakli ameliyatını geçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan, “Nakli yapan doktor, arkadaşım. Bu konuda polemik yaratmak istemiyorum, ama hastanın bu fotoğrafa bakınca ben de herkes gibi ‘Bu kişiye bu nakil neden yapıldı?’ diyorum. Eğer hasta o fotoğraflarda göründüğü gibiyse, bu nakilde sıkıntı var demektir. Bilimsel kurulun toplanıp, bunu değerlendirmesi gerekir” diye konuştu.

ankara can çoksöyler

Akdeniz Üniversitesi’nin Türkiye’nin ilk yüz nakli ameliyatını yapmasının ardından, Hacettepe Üniversitesi jet hızıyla ikinci yüz nakli ameliyatının üzerine bir de dünyanın ilk çift kol ve bacak ameliyatını yapmıştı. İlk zamanlar devamlı surette hastaların sağlık durumlarıyla ilgili olumlu haberler yayınlansa da gerçek ikinci gün belli oldu. Kol ve bacak nakli yapılan Şevket Çavdar’ın önce uzuvları aşamalı olarak geri alındı. Sonrasında yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Çavdar’ın kaybının ardından ise bir türlü ortaya çıkartılmayan ve cevapsız kalan soru ortaya çıktı. Bu ameliyat için imkan, bilgi ve tetkikler tam mıydı, yoksa hazırlıklar rekabetin arka planında mı kaldı?

Recep Akdağ’dan tam destek Önceki gün açıklama yaparak ameliyatlarla ilgili gelişmeleri değerlendiren Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yapılanlardan memnuniyeti belirttikten sonra önce hastane yönetimini ve doktorları, sonra hastaları nakle ikna eden uzmanları tebrik etmişti. Akdağ ameliyatlarla ilgili olarak, “Organ naklini gerçekleştirmek üzere vatandaşımızı, aileyi ikna eden organ nakli koordinatöründen tutun da cerrahlarımıza ve yoğun bakımda çalışanlarına kadar bütün ekip büyük bir başarıya imza attılar. Hepsini kutluyorum, hepsinin gözlerinden öpüyorum” dedi. Uzmanların görüşmelerde ne dedikleri ve hastaları nasıl ikna ettikleri şimdilik bilinmiyor ancak hırsın kurbanı olan Şevket’i hiçbir uzmanın artık geri getiremeyeceği ortada. Çavdar’ın kaybının ardından henüz bakanlıktan bir açıklama gelmese de belli ki bakanlık tarafından

Tıp literatürüne geçecekler Ameliyatların ardından basın toplantısı düzenleyen Hacettepe Üniversitesi Rektörü Murat Tuncer değerlendirmesinde hasta haklarına saygılı bir süreç işlettiklerini söyledikten sonra bu operasyonun tıp literatürüne geçeceğini söylemiş ve bir ilki gerçekleştiriyor olmaktan gurur duyduklarını söylemişti. “Operasyonları yapan ekibe tek tek teşekkür ediyorum, onlarla gurur duyuyorum. Ben dün operasyon sırasında saydım tam 52 kişi hastanın başındaydı.” diyerek sadece nakil işlemiyle değil, dolaylı olarak operasyona katılım açısından da Akdeniz Üniversitesi’ni ‘solladıklarını’ ifade etmişti. Ancak ameliyat sırasında Şevket’in başında bulunan 52 kişiden biri olan Prof. Dr. Sait Ada, “Çift kol ve çift bacak nakli riskli. İlk görevimiz hastaya zarar vermemektir. Hastanın genel durumu kritik, iyi niyetli olabilir ancak zorlanmış” açıklamasında dediğinin yanı sıra, toplum nezdinde niyet de ameliyat da tartışmalı.

şevket çavdar

teşvik edilen Hacettepe Üniversitesi’nin yaptığı açıklama kimseyi tatmin edeceğe benzemiyor.

Ölümün sorumlusu kim? Bir diğer ortada kalan soru ise Çavdar’ın ölümünün hesabını kimin vereceği. Hastane yönetiminin yaptığı açıklamaya bakılırsa sorumluluğun hemen hemen hepsi hastanın kendisine ait görünse de toplumu buna kimse kolayca ikna edebilecek gibi gözükmüyor. Hastanenin ölümün ardından yaptığı açıklama şöyleydi; “Hastamızda gelişen metabolik dengesizlik maalesef hastamızın yaşamını ciddi düzeyde etkileyecek duruma gelmiş, alınan tüm önlemler ve uygulanan yoğun tedavi yaklaşımlarına rağmen hastamız 27.02.2012 tarihinde saat 19.20’de kaybedilmiştir. Yaklaşık 90 saate varan süreyle 200’e yakın doktor ve sağlık personelinin insanüstü bir çaba göstermesine karşın hastamızı kaybet-

menin derin üzüntüsünü duymaktayız. Bu süreçte, hastamıza dokularını bağışlayan verici ailesine minnettarlığımızı bildirirken, kan bağışlarıyla destek veren halkımıza ve bu zorlu süreçte yanımızda olan Sağlık Bakanlığı’na müteşekkiriz. Hastamıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyoruz.” Gerçek aslında çıplaklığıyla ortadayken hastanenin açıklaması kimseyi kesmiyor. Aksine ‘metabolik dengesizlik maalesef ’ hastada gelişiyor, 200 kişilik bir doktor kadrosunun insan üstü müdahalesi dahi onu kurtaramıyor. Açıklamada hastanenin hiçbir sorumsuzluğundan bahsedilmezken, aileye Şevket yoğun bakımdayken tansiyon sorunu olduğundan tehlike olduğu söylendiği biliniyor. Eğer aileye söylenenler doğruysa dünyanın ilk çift kol ve bacak nakli tansiyon rahatsızlığı olan bir hastaya yapılmış olduğu anlaşılıyor.

Taksim’de Ermeni düşmanlığı mitingi de eleştirileri boşa çıkartmadı. Ermeni haklına ve 19 Ocak 2007’de sırtından vurularak katledilen Ermeni yazar Hrant Dink’e yönelik nefretin adeta kusulduğu mitingde sadece gençler değil orta yaşlı, kadınlı erkekli gruplar ellerinde Ermenilere ve Hrant’a küfür eden dövizler taşıdılar.

1992 yılında Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmalar sırasında Hocalı köyünde yaşanan katliamın 20. yıldönümünde Taksim’de gerçekleştirilen mitingde ‘Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz p.ç.niz’, “Hrant’ın p.çleri” pankartları açıldı. “Bozkurt Ogün”, “Bozkurt Çatlı” sloganları atıldı. Türk ve Azeri dernekleri tarafından oluşturulan Hocalı Katliamını Anma Gönüllüleri Komitesi bugün katliam kurbanlarını anmak için Taksim’de gösteri düzenledi. Önceki günden medyada da yer bulan ırkçı afişler ve bildirilerin ardından mitingin kendisi

Medyanın sansürü Ana akım medyanın mitingi servis ederken ki tutumu ise oldukça ilginçti. Taksim’deki mitingin haberleri özenle ırkçılıktan, katliam ve işgal çağrılarından arındırılmış saf bir anma olarak sunuldu. Sabah, “Hocalı’nın mutlaka hesabı sorulacak” şeklinde duyurduğu haberde, Taksim’de binlerce kişinin Türk ve Azeri bayrakları dalgalandırdığı yönünde ifadelere yer verdi. Cumhuriyet ise “Hocalı Anıldı” şeklinde sunduğu haberde, yalnızca “Ermeni kuvvetlerinin Yukarı Karabağ’daki Hocalı’da yaptığı katliamın 20. yıldönümünde binlerce kişi Taksim’de toplandı” diyerek atılan ırkçı sloganlara ve taşınan pankartlara değinmedi. Emperyalist savaşa Bakan’dan destek Ermeni düşmanlığının pekiştirildiği mitinge katılan

Oya Eronat savcı oldu AKP Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın Diyarbakır İl Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde de yer alan konuşmasında BDP’li Belediyelere ve Belediye başkanlarına, “terörist” diyerek, belediyeleri BDP’den ‘temizlemeyi’ Hakk’a hizmet saydı. BDP’nin desteklediği Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesi ile milletvekili olan Oya Eronat, bir süre önce Kahramanmaraş Belediye Başkanı ile yaptığı ABD gezisi ile ilgili izlenimlerini anlatırken, Belediye başkanına ABD’nin Misisipi Eyaleti Jacson kentinde gösterilen ilgiden onur duyduğunu ve kıskandığını söyledi. BDP’li belediyelerin kendisini öyle karşılamadığından yakınan Eronat saygınlığı için “bizim ne yapıp edip bütün Belediyeleri özellikle Diyarbakır’ı almamız gerekiyor” dedi.

Açıklamasının devamında “AK Parti olarak ’Halka hizmet Hakk’a hizmet’ dedik. Ama, AK Paroya eronat ti olarak burada AK Parti’ye çalışmak Hakk’a hizmet diye düşünüyorum. Çünkü bu teröristlerden bu kötülerden bu Belediyeyi almak bu kötülere karşı mücadele vermek hakikaten hakka hizmettir.” diyen Eronat açıklamasıyla, son dönemlerde herkesi tutuklayan özel yetkili savcıları aratmadı. Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı ise Siirt’te BDP’nin yaptığı bir eylem hakkında başlattığı soruşturma için hazırladığı iddianamede, BDP’nin organik bağ olarak örgütten bağımsız hareket edemediğini belirtti. yarın güncel

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise yaptığı konuşmada “O kan o gün akmıştır, ama hesabı bitmemiştir. Türk milleti yaşadıkça, o kanın hesabı yapılacaktır ve sorulacaktır adaletle, insafla, hukukla bu kanın mücadelesini hep beraber İstanbul’da, Bakü’de yeryüzünde hak ve adalet davasına kim inanıyorsa hep birlikte takip edeceğiz.’’ diyerek halklar arasındaki savaşları destekler nitelikte bir konuşma yaptı.

“Savcılar göreve” Bakan Şahin’in aksine TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı, AK Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, “hala bu tür ırkçı söylemlerin olması, başkasına hakaret edilmesi kabul edilebilir durum değildir” dedi. Üstün, komisyon toplantı salonunda, gazetecilerle bir araya geldi. Bir gazetecinin, “İstanbul’daki Hocalı Katliamı Mitingi” sırasında, “Gazeteci Hrant Dink cinayetine” ilişkin açılan pankartlara yönelik görüşlerini sorması üzerine, “Pankartlar, tamamen ırkçı, ayrımcı ve nefret uyandıran ifadeler içermektedir” diyerek, savcıları takibat yapmaya çağırdı. yarın güncel

MGK kararı: Operasyona devam

MGK’nın şubat ayı olağan toplantısı sonrasından yayımlanan bildiriye göre, Suriye gündemi ve PKK’ye yönelik operasyonların değerlendirildiği ve sürece aynen devam kararının alındığı görüldü. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında, Çankaya Köşkü’nde gerçekleşen şubat ayı olağan toplantısı 5 saat sürdü. Toplantıya MGK üyesi olmayan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bakanlığının çalışmaları hakkında bilgi vermek üzere katıldığı toplantıdan 15.30 sıralarında ayrıldı. Toplantının geri kalan kısmında ağırlıklı olarak Suriye’deki gelişmeler değerlendirilirken “Suriye’de devam eden şiddete uluslararası toplum seyirci kalmamalıdır” denildi. Ayrıntılı olarak ne kararların alındığı belirtilmezken Suriye ile ilgili herhangi bir durumda müdahaleye hazırlık politikasının devam ettiği görüldü.

çözüm başka bahara Bildiride savaş politikasının aynen devam

edeceği belirtilirken hali hazırdaki süreç ‘başarılı’ olarak değerlendirildi. Kara ve hava harekatının yanı sıra “terörün istismar kaynaklarının kurutulması” başlığı altında sivil alanda da tutuklama, soruşturma gibi politikaların devam edeceği anlaşıldı. Aynı başlıkta “öte yandan terörün istismar kaynaklarının kurutulması amacıyla yürütülen kapsamlı çabaların da demokrasiye, hukuk devleti ilkelerine ve evrensel değerlere bağlı olarak sürdürüleceği bir kere daha teyit edilmiştir.” denilerek soyut tutuklamalara yönelik eleştirilerin dikkate alınmadığı anlaşıldı. Diğer taraftan “Irak’ın güvenlik ve istikrarına önem veren Türkiye’nin Irak’taki gelişmeleri yakınen takip etmeyi sürdürdüğü vurgulanmıştır” denilen bildiride Barzani’nin Kürt yönetimine yönelik açıklamalarının Türkiye tarafından ‘tedirgin edici’ olarak değerlendirildiği görüldü. yarın güncel

Hakan Öztürk AKLIN YOLU

Radikal’in aksayan şüpheciliği Normalde Radikal adlı gazetemiz had safhada hassastır. Adı Radikal’dir ama hep en uygun ölçüde solcudur. En uygun dozda solcuları arasında barındırır her daim. Mağdur insanların kokmaz bulaşmaz savunucusudur. Trend solculuğunun amiral gemisidir. Bütün trendeler onda başlar onda biter. Her türlü solculuğun ve liberalliğin en trendini bu yayın organı yapar. Sorsanız, mevcut gazete yazarları yüksek sosyetesi vasat olan her şeyden nefret eder ama memleketin en orta malı görüşlerini bu gazeteden okursunuz. Efendim bu muhteşem gazete, 25 Şubat 2012 günkü nüshasında Hocalı’da yaşananların protesto edileceği mitingi duyuran ilanı yayımlamış. İlan herkesi Ermeni iddialarına sessiz kalmamaya çağırıyor. Hepimiz Hocalılı, diye internet adresi veriyor. Allah bir, özelleştirmeler kötü, parasız eğitim iyi desek; otomatik olarak tersini söyleyecek kadar septik olabilen Radikal gazetesi, ilanla ilgili bir kaşını kaldırma gereğini hiç duymamış nedense. Şüpheci karakterleriyle kedi olalı bir fare tutacaklardı ama o da nasip olmamış. Basmışlar kapkara ilanı gazetenin orta yerine. Nedir onlar için mesela: Herkese eşit bir mesafede duruyoruzdur. Tarafsız kalıyoruzdur. Yürü be özgür insan! Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz, dedik ya. İlla ki bu kadük edilecek. O zaman da hepimiz akla gelen her şeyiz. O ilan yayımlanırken Radikal yazarlarının çok iyi koku alan burunlarına, hiç kötü bir koku gelmemiş mi acaba? O faka basmaz yüksek sinir sistemleri onları hiç uyarmamış mı? Bu hareketin çok uzaktan bir benzerini, bizim solcu saymadığımız uyduruk bir “solcumsu” kişiler topluluğu yapmış olsaydı… Vay anam vay! Vay ki vay… Ne solun tarihi kalırdı. Ne bütün sosyalistlerin ne kadar milliyetçilikten kopamamışlığı. Ne Kemalistliğimiz. Ne statükoculuğumuz. Çook eski sosyalist örgütler deneyimlerinden örnekler verirlerdi. (Olan örgüt deneyimleri de belki kantinde devrimcilerle birkaç kere çay içmişlikleridir muhtemelen.) Engin bilgileriyle dökerlerdi de dökerlerdi. Engin Ardıç sınırlarında dolaşırlardı. E ne oldu şimdi? O fiyakalı hallerden eser kalmadı bence. Radikal’in güzelce duyurduğu mitingde, “Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” dövizi taşındı. “Hepimiz Ogün Samast’ız” diye sloganlar atıldı. Duyarlı gazete Radikal’den bir de kendi kendilerine karşı şüpheci ve eleştirel olmalarını bekliyoruz artık. Muhteşem gazetenin, bütün mağduriyet takipçisi, cool ve sool köşe yazarlarından da bir tavır görmek isteriz doğrusu. Bu arada basınımızın yine çok beğendiği, mülayimliğini yere göğe sığdıramadığı Has Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu da mitinge gidenler arasında. “Sıkıntılı bir miting” demiş kendisi. Şu sıkıntı kelimesi olmasa bizim memleketteki politikacılar konuşamayacak. Bu ne bitmez tükenmez sonradan görme diplomatikliktir. Bir kerede meselenin adını koyma cesaretiniz olsun arkadaş. Sıkıntınız batsın. Yürüyenler “bir gece ansızın gelebiliriz” diye pankart taşıyor. “Bozkurtlar burada Hrantlar nerede” diye bağırıyor. Daha olayın sıkıntısı mı kalmış. Hükümetten konuşan mümtaz şahsiyet (İdris Şahin) konusunu Taraf gazetesini havale ediyorum. Bu Bakanı da değişimci mi bulurlar, “aslında öyle demek istemedi” mi yaparlar bilemiyorum. Bir de gerçek sosyalistler bakınız: “Hiçbir katliamın diğerinin bahanesi olmayacağı ve hiçbir acının diğerinden üstün olamayacağı belirtilen açıklamada “Hocalı Katliamı’nın 1915 Ermeni olaylarıyla kıyaslanmasına, Ermeni trajedisi inkar etmek için malzeme olarak kullanılmasına itiraz ediyoruz. Hrant Dink’in katli sonrası karanlık güçlere karşı Türkiye’deki Ermenilerle dayanışmak anlamında acı ve öfkeyle dile getirilmiş olan ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganı geçersiz kılmak ve sulandırmak amacıyla ortaya atılan ‘Hepimiz Azeriyiz’ sloganına itiraz ediyoruz” Kim diyor bunu? Sosyalist Azerbaycanlılar Birliği. Bir onların yaklaşımına bakınız bir de kendinize ey Radikaller. Bundan sonra da atıp tutarken biraz ağır olunuz. hakanozturk1871@gmail.com

CHP Kurultayı tamamlandı

İki olağanüstü kurultayı üst üste tamamlayan CHP’de Kılıçdaroğlu kanadı galip geldi. Diğer kanadın önemli isimleri Deniz Baykal ve Önder Sav ise iki kurultaya da katılmadılar. İlk gün istediği değişiklikleri yapan çoğunluk, ikinci gün muhaliflerin önerilerinin hepsini reddetti. Demokrasi ve özgürlük vaatlerde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu bitişte yaptığı konuşmasında, “Tüzük kurultayımızda oylamalar sırasında ‘evet’ ve ya ‘hayır’ diyen hiçbir CHP’linin CHP’li olduğundan da endişem yoktur” dedi. yarın güncel


04 SIYASET

0428EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012YARIN

Sibel Uzun Ş UYANIS

Zorundasınız

Maddi Olgu Kadın Cinayetleri. Kabul Etmek Zorundasınız! Devlet, şikesinden tut, arazi yasasına. MİT için çıkarılan yasadan tut özelleştirme kararnamelerine kadar nasıl acar, nasıl gözü dönmüş bir süreç işletiyor. Sıra bir türlü kadını korumaya, katilleri cezalandırma, sorumlu devlet kurumlarını yargılayacak yasalara gelemiyor. Kadınların ölmemesi için somut adımlar bir türlü atılamıyor. Kadın cinayetleri kol geziyor. Esin Güneş Siirt’te doğmuş, büyümüş, evlenmiş, öğretmenlik yapan 25 yaşında bir kadın. Memleketimizin maddi olgularından birisi nedeniyle hayata veda etti. Kadın Cinayetleri. Kadın cinayetlerinin sağanak gibi olması, Esin’in yaşamı, deliller, davasının seyri, cansız bedeni uçurumun dibinde bulunduktan sonra bizleri bu sonuca götürüyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak Esin’in iki davasına katılmış bulunuyoruz. Ailesi ile omuz omuza çelik çekirdek bir mücadelenin yolcuları olduk. Yaşam hakkı çalınan Esin ve tüm kadınların hesabını sormak için. Bu maddi olguyu davanın savcısı ve hakimleri görmezden geliyor. Onlara göre maddi olgu yalan tanıkların yalan ifadeleri. Kadınların Kadınlara Müdahillliğini Kabul Etmek Zorundasınız! İki davada da iki yılın mücadele örgütü, kadın cinayetleri konusunda toplumun başvuru mercisi haline gelmiş olan platformumuzun müdahillik talebi, mahkeme savcısı başta olmak üzere hakimler tarafından kabul edilmiyor. -Neymiş efendim? -Kadınların kurduğu ve yürüttüğü platformumuz kadın cinayetlerinden etkilenmiyormuş. -Ne hukuka ne demokrasiye uygun bir açıklama! Eğer kabul ederse kadınların örgütlenmesine, yasa yapmasına, kadın cinayetlerini durdurmuş olmasına, kadınların korunmasının sağlanmasına, kadınların topluma karışmasına dolaylı da olsa hizmet etmiş olacak. Hiç yapar mı bunu? Bakın, görün! 12 Eylül Askeri Darbesi’nden bugüne kaskatı olmuş adalet mekanizmasının erkekler tarafından katledilen kadınlarla ilgili terazisine. Kadını hiç bir aşamada korumayan süreçlerin bekçisi olan kurumların sırasına dizilmiş mahkeme makamı. Sen ne bilirsin ki kadın cinayetlerini durdurmak için her yolu zorlayan örgütlü kadınların demokratik ve hukuksal bir şekilde sürece dahil edilmesini? Bilsen belki AHİM’den aldığın uyarı ile hukuksal olarak buna hakkın olmadığını da bilirdin. İki yıldır bizim kadınlar olarak mücadelemizde biriktirdiklerimizi. Kazandıklarımızı. Nerden bilirsin senin ceberrutluğunu da katbekat arşın arşın aştığımızı. Aşacağımızı. Ne anlarsın sen? Asıl danışman gereken bizleriz. Kadınları kurtaracak olan örgütlü kadınlardır. Bu ancak senin tüylerini diken diken edebilir. Bizim sözümüz de gözümüzde mahkemede zaten. Mahkeme salonunu da dosyalarını da dalga dalga doldurduk.

Esin Güneş Davası’ndan avukatlarımızla kazanımla çıktık. İncelenmesi sürekli ertelenen DNA ve olay yeri için karar alındı. Yaşam Hakkımızı Vermezseniz Çekilmek Zorundasınız! Yaşam hakkımızın bile sözcüsü görülmek istenmiyoruz. Var olan statüko izin vermiyor, muhafazakârlık bunu emrediyor, kâr getirmediği için devlet kılını kıpırdatmıyor. “Zorundamıyım?” ifadesi ancak reklamlarda geçerli akçedir. Mahkemede, sokakta, mecliste kadınlar için kadınların müdahilliğini kabul etmek zorundasınız. Kadınlar, kadınların sözcüsüdür, gözcüsüdür, siperidir. Kadınlar için en doğruyu isteyecek ve yapacak olan kadınlardır. Biz, kadınların yaşam hakkının yenilmez yıkılmaz çelik çekirdeğiyiz. Her yer her köşe bize çıkar. Bakanlığınız boşuna köşe bucak kaçıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Aralık.2011’de açıkladığı istatistik verilerine göre (2008 yılının başlangıcından 2011’in Kasım ayına kadar olan zaman dilimi) kaybettiğimiz kadınların %71’i kocası tarafından, %41’i boşanmak istediği için kocası tarafından tarafından öldürüldü. Esin Güneş boşanmak istiyordu, kocasından sistematik şiddet görüyordu. Karşılarındaki erkeği reddettikleri için katledilen kadınların oranı %16. Bu tipik olan veri içerisinde ne yazık ki iki genç liseli var artık. Osmaniye’de kadın cinayetine kurban giden 16 yaşındaki Fatmanur Gedik ve Fatmagül Yalçın (halâ “aşk cinneti” olarak haber yapan bazı basını bu yazı vesilesiyle kınıyoruz). Cenazesinde karanlık süreçlerin karanlık ismi Celalettin Cerrah. Hem Hrant Dink cinayetinde hem de Münevver Karabulut cinayetinde korumayan zincirindeki İstanbul Emniyet Müdürü. Katillere kucak açan olarak anılan isimlerden biri. Devlet tarafından ödüllendirilerek üç yıl önce Osmaniye’ye vali olarak atandı. Münevver Karabulut’un bedeni alçakça bir şekilde parçalara ayrıldığında katiline destek çıkmak için ailesine “kızlarını takip etselermiş” yorumu yaptı. Aynı mantık Osmaniye ilinde nam salmış belli ki katil köklü bir cesaret buluyor. Fatmagül’ün ailesi 9 kez kızlarının korunması için savcıya, karakola, polise başvurmuş hiç bir sonuç alamamış. Annesi kızına siper olabilmiş. Ama yetememiş... Hep beraber siper olmalım. Fatmagüllerin yaşam hakkını alalım! 8 Mart’a giderken. Annesi Gülay Gedik “Kızımın katili devlet, kızıma sahip çıkmadı. O kadar çok şikayet ettik ama kimse bir şey yapmadı. Kızım göz göre göre öldürüldü” diyerek feryat ediyor. Biz ne mahkemenizi, ne yasanızı, ne sizi biliriz. Valinizi hiç bilmeyiz. Biz, annenin feryadını biliriz! Tanırız! Bu feryadı bileklerimize sararak yola daha kararlı devam ederiz. Hem kadınları, hem yolları, hem meydanları bu feryatla kuşatırız. Size bırakmayız. sibel050104@gmail.com

Demirtaş: “Hükümetin dayattığı savaş geliyor” Selahattin Demirtaş, yardımcısı Gülten Kışanak ile Mardin Cezaevi’nde 23 BDP’li tutukluyla açlık grevinde bulunan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ı ziyaret etti. Demirtaş ve Kışanak, daha sonra Diyarbakır’ın merkez Kayapınar İlçesi’ndeki parti binasında açlık grevlerini sürdüren partililerin yanına geldi. Demirtaş, açlık grevindeki arkadaşlarının morallerinin iyi olduğunu, ancak grevin 10 günü olması nedeniyle zayıflamaya başladıklarını söyledi. De-

mirtaş şöyle konuştu: “Sağlık durumları bundan sonra kötüye gidecektir. Tutuklanmış olmaları mücadele etmelerini engellemiyor. Açlık grevindeki milletvekillerinin sağlıkları ve yaşamları bu saatten sonra risk altındadır. Seçildiler, aylar geçti tahliye edilmediler. Kürt halkının onuru ile oynamak istiyorlar. Kürt halkı varlığını 90’lı yıllarda verdiği mücadele ile bütün dünyaya göstermiştir. Yaygın adalet terörü ve siyasi soykırım operasyonları vardır. Kürtleri

Çiçek: “Özel yetkili mahkemelerde ölçü kaçtı”

TBMM Başkanı Cemil Çiçek özel yetkili mahkemelerin olması gerektiğini savunurken, yetkilerinde “sınırlama” yapılması gerektiğini ileri sürdü. Birçok gazeteci, öğrenci ve KCK operasyonlarıyla tutuklu bulunan milletvekilleri ve Belediye Başkanlarının davalarını yürüten özel yetkili mahkemelere tepki muhalefet partileri tarafından da dile getirildi. ankara selçuk kaygısız

Özel yetkili yargı ile ilgili yasal düzenlemelerin yapıldığı dönemde Adalet Bakanı olan Çiçek, özel yetkili mahkemelerin yargı alanında ihtisaslaşmanın bir örneği olduğunu belirterek şunları söyledi: “Son yıllarda hayatın her alanında ihtisaslaşmaya, uzmanlaşmaya gidildiğini görüyoruz. Dünyada da öyle bizde de. İhtisaslaşma gazetecilikte de var, tıpta da var. Yargıda da olması normal ve gereklidir. Yargı alanında eskiden sadwece hukuk ve ceza mahkemeleri vardı. Şimdi ise uzmanlık alanlarına göre aile, çocuk, ticaret gibi çok sayıda ihtisas mahkemelerimiz var. Özel yetkili mahkemeler de örgütlü suçlar alanında ihtisaslaşma ihtiyacından kaynaklandı” dedi. Özel yetkili mahkemelerle ilgili iki görüşün olduğunu belirten Çiçek; ‘’Bunlardan biri mahkemelerin tümüyle kalkması gerektiğidir. Bu fikir tepkisel bir değerlendirmedir ve doğru değildir.’’ dedi. “YETKİ KONUSUNDA ÖLÇÜ KAÇMIŞTIR” Cemil Çiçek ikinci fikri ise şöyle açıklıadı: “Özel yetkili mahkemelere ihtiyaç vardır. Ancak, uygulamada özel yetki alanlarını kendileri genişletmiştir. Uygulamalar ölçü tartışmasını gündeme getirmiştir. Bu bakımdan yetki konusunda yeni bir düzenleme gerekir” dedi. Hakan Fidan ile ilgili özel yetkili savcının verdiği kararın ardından özel yetkili mahkemelerle ilgili fikri değişen hükümet kanadı gibi Meclis Başkanı da bu ikinci görüşü doğru bulduğunu belirterek, “Ben de öyle düşünüyorum, yani ikinci görüşten yanayım... Uygulamada yetki konusunda ölçü kaçmıştır diye düşünüyorum. Zaten CMK’nın 250 ve 251. maddeleri ile ilgili bir düzenleme önerisi Meclis’e getirildiğine göre demek ki bu konuda bir ihtiyaç var” diye belirtti. MUHAREM İNCE : DARBE DÖNEMİNİ ARAR OLDUK CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce ‘’özel yetkili mahkemelerin son muhalif tutuklanana kadar iktidara hizmet ettiğini ve böylece görevini yerine getirmiş olduğunu’’ ileri sürerek, şöyle konuştu: “MİT Yasası’nda ortaya çıktı. Ucu kendilerine dokunacağını anlayınca bir gecede yasal düzenlemeye gittiler.

kabul ediyorlar ama haklarını kabul etmiyorlar. Ana diline ve siyasi iradesine hakaret ediliyor. Ana, çocuk ve torun aynı cezaevine atılıyor. Bütün bir halkı hedefe almış durumdalar. Bunun adına da kanun ve terörle mücadele diyorlar.” ‘KÜRT HALKI BİR REALİTEDİR’ Demirtaş, 10 yaşındaki çocuğun da, 75 yaşındaki ninenin de yürüyüş yaptı, slogan attı ve zafer işareti yaptı diye cezaevine atıldığını öne sürerek şöyle dedi: “Bu halkın gerçeğidir. Savcılar bilmiyor olabilir, savcıların dünyadan haberi olmayabilir. Savcıların Kürt halkının gerçeğinden haberi olmayabilir. AKP’nin haberi olmayabilir. Ama, Kürt halkı bütün değerleri ile artık bir realitedir. Bunları her yerde savunuyor, sloganını atıyor, pankartını açıyorlar.” SAVAŞ GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR Kendilerinin iki tarafa da ’savaşı durdurun’ diye açık çağrı yaptıklarını söyleyen Selahattin Demirtaş şunları kaydetti: “Savaş ve çatışma çözüm değil diyoruz. Karşılıklı silahları susturun diyoruz. Ama bir tane AKP’li çıkıp bunu söyleyemiyor. O zaman savaştan ve kandan onlar besleniyor demek ki. Hükümetin dayattığı savaş gümbür gümbür geliyor, hükümet bu konuda tek söz söylemiyor. AKP’lilere sesleniyoruz. Barış için artık siz de elinizi taşın altına koyun. Bugün söz söyleme günüdür. Ya bugün konuşun, ya da bir daha konuşmayın. Gelin AKP-BDP el ele verelim bu sorunu çözelim. 20 yaşındaki polisin, askerin ve gerillanın canı bizim için çok kutsaldır. yarın Siyaset

Sabah kanunu geçirdiler, 7 saat içinde Sayın Cumhurbaşkanı yasayı onayladı. 7 saatte Sayın Cumhurbaşkanının o tutanakları okuması, hukukçularına danışması mümkün değil. Bu telaş, bu acele niye- Türkiye özel yetkili mahkemeler aracılığıyla bir korku toplumuna dönüştürülmek isteniyor. Türkiye’de darbe dönemlerini arar olduk. Darbe dönemlerinde bile bunlar yaşanmadı. Demokrasilerde bunlar olmaz. Ama bizler hukuka olan inancımızı asla yitirmeyeceğiz.’’ 2004 YILINDA CEMİL BEY ADALET BAKANI DEĞİL MİYDİ? MHP Grup Başkanvekili Vural, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorusu üzerine TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in ‘Özel yetkili mahkemelerin ölçüyü kaçırdığı’ yönündeki sözlerini değerlendirdi. Vural, “Özel yetkili mahkemelerin kurulduğu 2004 yılında Cemil Bey Adalet Bakanı değil miydi? Umarım Sayın Çiçek aynı zamanda sadece özel yetkili mahkemeler değil, yargının tarafsız ve bağımsız olması konusuna da, kuvvetler ayrılığı prensibine de sahip çıksa iyi olurdu. Hukuk dışı ilişkiler içindeki kamu görevlilerini sorgulanmasını engelleyen yasa çıktığı zaman da ‘Meclis’in bu işlere girmesi doğru değildir’ diyerek yargının bağımsızlığını savunmasını beklerdik. Anlaşılıyor ki Çiçek’in de bazı kısıtları var” diye konuştu. PERVİN BULDAN: TÜRKİYE BAĞIMSIZ BİR YARGIYA KAVUŞMALI BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in ‘özel yetkili mahkemelerde ölçünün

kaçtığına’ yönelik açıklaması ile ilgili olarak, “Özel yetkili mahkemeler bence de kaldırılmalı. Türkiye bağımsız bir hukuk sistemine bir an önce kavuşturulmalıdır. Buldan, yaklaşık

İşte tutuklu İştetutuklu sayıları sayıları

12 Eylül askeri darbesinden bir süre sonra Sıkıyönetim Mahkemelerinin görevi sona erdirilmiş ve 1983 yılında DGM’ler kurulmuştu. Demokratik kitle örgütleri tarafından esas amacın toplumsal muhalefeti sindirmek olduğu öne sürülüyordu. 2005’te DGM’ler kaldırılıp yerine özel yetkili mahkemeler kuruldu. Aşağıdaki verilere baktığımız zaman DGM’lerin işlev olarak kaldırılmadığı gözüküyor. 106 Gazeteci tutuklu 500 Öğrenci tutuklu 6 Milletvekili tutuklu 16 Belediye Başkanı tutuklu “KCK” adı altında yürütülen operasyonlarda tutuklu sayısının kesin bir rakamı olmamakla birlikte 3 binin üzerinde olduğu biliniyor. yarın siyaset

10 gündür çeşitli cezaevlerinde aralarında BDP milletvekilleri Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız’ın da bulunduğu birçok siyasi tutuklunun açlık grevi yaptığını hatırlatarak, Türkiye bağımsız bir yargıya kavuşmadığı sürece haksız ve hukuksuz tutuklamalar olacaktır” dedi.

Toplumun acil ihtiyacı olan yasalar EHP Ankara İl Sekreteri Seçkin lamalarla hükümet tarafından gündemErdoğan gündemdeki gelişmeleri den düşürülmeye çalışılıyor. değerlendirdi: En son Dargeçit’te yapılan kazıda AKP Hükümeti MİT’lerin ifadeye insan kemiklerine ulaşıldı. 90’lar da 50çağrılmasından sonra iç çatışmanın üzeri- 60 gözaltında kaybın olduğu bu bölge ni örtmek için jet yasalar hazırlayıp, çıkar- de, katliamın ardından askeri bölge olan tıyor. Fakat ortaya koydukları mücadele ve girişi yasak olan yerde on yıllar sonra ile birlikte çeşitli yasalarında çıkmasını İHD ile birlikte kayıp yakınları kendi isteyen ne kayıp yakınları ne de kadınlar kayıplarını arıyorlar. Çalışma esnasında için aynı aciliyet söz konusu bile değil. 11 kişinin kemikleri daha bulundu. Yıllarca sürünceme de kalabilir toplumun Yakınlarının bulunması , hiç yokbu kesimlerinin talep ettiği yasalar. tan bir mezar taşı olması için yıllardır Artık nereye kazma vurulmücadele veren Cumartesi sa insan kemikleri fışkırıyor Anneleri faili meçhullerin yerden, bu toplumun gençaydınlatılması için attığı her lerine, annelerine yapılan zuadımda, söylediği her sözde, lüm ete kemiğe bürünmüş, ortaya koyduğu her talebinde haykırıyor insanlığa. Hiçbir AKP hükümetinin üzerindeşekilde artık üzerinin örtüleki “demokrasi” makyajını çımeyeceği durumda olan faili kartıyor ve topluma gerçekliği meçhuller, akıllara ziyan açıkseçkin erdoğan tüm çıplaklığı ile gösteriyor.

“Failler bulunana kadar almayacağız” Uludere Katliamı’nda ölenlerin aileleri tazminatlarının karşılanması ve hukuki sürecin sonuçlandırılması için Şırnak Valiliği’ne başvurdu. Serhat Encü’nün ağabeyi, Ferhat Encü, tazminatları almak için 60 günlük yasal sürelerinin bulunduğunu belirterek, “Bu hakkımızı kullanmak için gelip burada

başvuruda bulunduk. Diğer hukuksal boyunu yani diğer haklara dava açma hakkına sahip olmak için bugün sondu, bu başvuruyu yapmak için buraya geldik. Herhangi bir tazminat istemedik. Biz önümüzdeki davalarda neyse hakkımız onun devamını sağlamak için gelip başvuruda bulunduk” dedi. yarın Siyaset


05

YARIN 28 2012YARIN 03 ŞUBAT OCAK 2012

Gülsüm Kav

ANA FiKiR

Toprak Ana

Dargeçit’ten 11 kişinin kemikleri çıktı Dargeçit’te 1995 yılında gözaltında kaybedilen 7 kişiyi bulmak için başlatılan kazı çalışmalarında toplam 11 kişiye ait kemikler bulundu. İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyelerinin de takip ettiği kazıları, kayıp yakınları yönlendirdi. Kazılara kayıp yakınlarının ve İHD üyelerinin yanı sıra savcı, kaymakam, avukatlar ve adli tıp uzmanları da katıldı. MARDİN SANEM DENİZ KURAL

Mardin Dargeçit’te yapılan kazılarda kayıp yakınları, avukatlar, İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri, savcı, kaymakam ve adli tıp uzmanı eşliğinde kuyular açıldı. Dargeçit’te 1995 yılında gözaltında kaybedilen 7 kişi ile ilgili 17 Şubat günü başlatılan kazı çalışmaları sonucunda, bu katliamda öldürülen 4 kişiye ait olduğu düşünülen kemikler bulundu. Daha sonra yapılan kazılarda ise başka 7 kişiye ait kemiklerin daha bulunması ile Dargeçit’te kemikleri bulunan kişilerin sayısı 11’e çıktı. Son bulunan 7 kişiye ait kemiklerde kurşun izine rastlandı.

KAZAK SEYHAN DOĞAN’A MI AİT? Kayıp yakınlarından çalışmalara katılan Kadri Doğan, kazılarda bulunan kazağın gözaltında kaybedilen kardeşi seyhan doğan Seyhan Doğan’a ait olması ihtimali üzerinde duruyor. İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’dan iki temsilci de Dargeçit’te yapılan kazı çalışmalarını izlemek ve süreci yakından takip etmek üzere kazı alanına gitti. İHD Dargeçit kayıplarından, dönemin Dargeçit Jandarma Komando Tabur Komutanı

Hurşit İmren’in sorumlu olduğunu belirtti. İHD ayrıca, kazıların Minnesota Protokolü’ne uygun biçimde ve bağımsız komisyonlarca yürütülmesi talebini dile getirdi. Gelişmeler 1993 yılında boşaltılan Bağözü (Tiruva) Köyü’nün toplu mezar olarak kullanıldığı iddiasını akıllara getiriyor.

90’LARDA 60 KİŞİ KAYBEDİLDİ Dargeçit kayıplarının yakınları bölgede yer göstererek ve kazılara yön verdiler. O bölgede özellikle 90’larda 50-60 civarında gözaltında kaybın olduğu biliniyor. Çevre köylerden diğer kayıp yakınları da kazı çalışmalarına katılıyor ve kendi kayıplarını arıyorlar. Bölgenin katliamın ardından kapatılarak askeri ve yasak bölge ilan edildiği belirtiliyor. Bu nedenle hiçbir kayıp yakınının on yıllarca bölgeye giremediğinden yakınlarını arayamadığı da Dargeçit’ten gelen bilgiler arasında. “KAYIP YAKINLARI KAZILARA KATILIYOR” İnsan Hakları Derneği Mardin Şubesi Başkanı Erdal Kuzu, kazı çalışmalarına ilişkin bilgileri erdal kuzu Yarın gazetesine aktardı: 95 yılında Dargeçit’te 6 gencin ve

bir uzman çavuşun kaybedilmesine ilişkin bir soruşturma bu. Kazılarda elbiseleriyle birlikte bulduğumuz kemiklerin hiç biri bir mezardan değil. Ya kuyunun dibinden, ya kuyunun ağzında bir hazneden, ya boş bir araziden çıktı bu kemikler. Bunların bir kısmının Dargeçit kayıpları olduğunu sanıyoruz. Kayıp yakınları da kazıya katıldı. Her çıkan kemikte insanlar hem umutlanıyor hem de üzülüyor. Çünkü kendi kayıplarına ulaşabilmenin umudunun yanı sıra, onun kemiklerini bulmanın travmasını yaşıyorlar. Bölge halkı bu durumdan çok derin, travmatik düzeyde etkilenmiştir.

“FAİLİ MEÇHULLER İÇİN ÖZEL YASA GEREKLİ” Dargeçit katliamının yaşandığı dönem İnsan Hakları Derneği Genel Sekreterliği görevini yürüten Hüsnü hüsnü öndül Öndül görüşlerini şöyle ifade etti: Zorla kaybedilme, faili meçhul, siyasal cinayet olgusu Türkiye’de özellikle 90’lı yıllarda yaşandı. Türkiye bu olguyla yüzleşmedi ve geçmişle hesaplaşmadı. Faili meçhul siyasi cinayetlerin aydınlatılması için özel yasalar çıkarılması gerekiyor. Faillerin soruşturulması

da birlikte yürütülmeli. Toplu mezarlar kepçelerle buldozerlerle açılmamalı, sadece polisin olduğu değil kayıp yakınlarının da katıldığı kazılar yapılmalı.

“KAZILARDA BAĞIMSIZ HEYET ŞART” Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz ise gazetemize şöyle konuştu: murat yılmaz ÇHD’nin bu konuda baştan beri tavrı net. Kazılar usulüne uygun yapılmıyor. Biz kazıların, toplu mezar kazılarında uygulanması gereken Minnesota protokolüne göre yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Oysa Türkiye’de şu anki uygulamada kazma, kürek ve kepçelerle kazıyorlar. Kazılar delilleri karartacak şekilde yapılıyor. Kazıda sadece devlet görevlilerinden oluşan değil, tarafsız bir heyet olmalı. Türkiye’de şu an 1200 kişinin yattığı toplu mezarlar olduğu tespit edildi. Bunların faillerinin ortaya çıkması lazım. Biz ÇHD olarak faili meçhul cinayetlerin yargılanmasında zaman aşımının işlememesi gerektiğini düşünüyoruz. Üzerinden 30 yıl da geçse failler ortaya çıkarılmalı. Faili meçhullerin hesabı sorulmalı, 90’larla yüzleşilmeli. Yoksa demokrasi de ileriye gidemez.

Türkiye savaşta olan ülkeler arasında

Alman Heidelberg Enstitüsü, düzenli olarak yayımladığı yıllık “Uluslararası Çatışma Araştırması”nda Türkiye’yi savaşta olan ülkeler arasında gösterdi. Araştırmaya göre, İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği 1945’ten bu yana çatışma ve savaşların en üst seviyeye çıktığı yılın 2011 olduğu belirtildi. Alman Der Spiegel dergisinin internet sitesinde yer alan habere göre, Heidelberg Enstitüsü “2011 Yılının Çatışma Bölgeleri” haritasını çıkardı. Dünya haritası üzerinde 2011’de savaşın ya-

şandığı ülkeler “kırmızı” renkle işaret edildi. Haritaya göre, Suriye, Irak, Afganistan, Pakistan, Burma, Yemen, Somali, Mısır, Libya, Sudan, Nijerya, Fildişi Sahilleri ve Meksika ile birlikte Türkiye savaş içinde olan ülkeler arasında yer aldı. Araştırmada 2010 yılında Türkiye’de üst seviyede bir çatışma yaşandığı belirtilerek, bu durumun 2011 yılında savaşa dönüştüğü vurgulandı. Araştırmada, geçtiğimiz Ağustos ayında Türkiye ordusunun büyük bir operasyona imza attığı vurgulandı. Heidel-

berg Enstitüsü raporunda, 2010 yılında dünya çapında savaş olarak adlandırılabilecek 6 büyük çatışmanın yaşandığını ancak 2011 yılında bu sayının 14’e çıktığını belirtti.

“ARAP BAHARI BİZİM İÇİN DE SÜRPRİZ” Raporun yayınlanmasının ardından açıklama yapan Heidelberg Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Stephan Giersdorf, 2011 yılında dünya genelinde fazla çatışma yaşanmasında Arap Baharı’nın etkisinin olduğunu söyledi. Arap Baharı’nın başlamasının kendileri

için de sürpriz olduğunu belirten Giersdorf, Lİbya ve Suriye gibi ülkelerde çatışmaların devam ettiğini belirtti.Bu nedenle bu ülkeler de raporda yer aldı. YARIN GÜNCEL

Toprak ana, en başından itibaren, insanlığın emek sürecine ışıl ışıl sundu bereketini. Yiyecek verdi, içecek verdi. Kendini koruyacak taş verdi, maden verdi. İnsanlığın aklına, fikriyle tasarlasın, emeğiyle işlesin diye, elinde avucunda ne varsa sundu. Sözün kısası toprağın -yaratıcı emek gücüne sunduklarıyla- insanlık üzerinde hakkı büyüktür. İnsanlık kimi kez bildi kıymetini onun, şükran duydu, kimi kez bilmedi, yıllar geçti. Sonra bir dönem geldi; insanlığın azınlığı, kendilerinden geride kalan en büyük çoğunluğun ve toprak ananın ve doğanın ve neredeyse dünyanın bütün canlılarının sahibi sandı kendini. Kıymet bilmek şöyle dursun, o azınlığın kendinden gayrı herkesiherşeyi sömürmekle varlığını sürdürmesini sağlayan bir sistem geldi. Kapitalist üretim koşullarının hakim olduğu zamanlar ile “kan, ter ve gözyaşı” geldi. O zamana kadar görülmemiş ölçek ve nitelikteydi “ter”; üretim araçları sahip olmak ya da olmamak ile belirleniyordu. Üretici güç mülksüzdü ve o yüzden her sabah ter dökme cehennemlerine; işyerlerine gitsindi, Üretilenin yeterince satışı yok ise, kriz belirmiş ise “kan” konuşacaktı; savaş çıksın, üretici güç cephelere gitsindi. Mümkünse dünya savaşı, değilse sayısız bölgesel savaş olabilirdi. Gülmeyi sömüren azınlığın sahipliğine sunan, en büyük çoğunluğa “göz yaşı” reva gören bir sistem geldi, masaya oturdu. Doğaya yaklaşımda ise değişen bir şey yoktu. Verdikleri için şükran duymak yerine, doğanın damarlarına sonuna kadar sömürmek üzere girdi. Yeryüzü için Auschwitz ve Hiroşima dehşetlerini bile gölgede bırakacak kadar tahripkar bir gelecek üretti. Bütün bunlarla yetinmedi. Ve sonra tuttu ne yaptı biliyor musun, toprağı bir de göstere göstere yaptığı bu “kirli” işlerin dışında, gizli kirli işlerine bulaştırdı. Oturduğun masayı ben yaptım, benim fikrim var, bu masada benim de sözüm var diyene yöneldi. Her ne sömürücü-ezici düzen ise o masadaki, onu sürdürmek için, topraklarla örtmek istedi itiraz edeni. Topraktan meyva bekleyen insanlıkla başladık, Bugün bizim coğrafyamızda topraktan ne çıksın diye bekliyoruz ? Bilmiyor olabilirsiniz. Onların gazeteleri, televizyonları bunu anlatmıyorlar çünkü. Topraktan evlatlarının kemikleri çıksın diye bekliyor bu ülkede insanlık. Dargeçitte, İçkale’de, Kars sınırından aşağıda Suriye sınırına uzanan coğrafyada heryer bu ihtimalle dolu. Ve bu ihtimal, bir tarafı acıdan süzülmüş olsa da, topraktan yine de umut ve mutluluk bekliyor. Öyle anlatıyorlar kuyuların başında evladını arayan kayıp yakınlarını. Elleriyle kuyuları kazarken, on, yirmi, otuz senedir kavuşamadığına kavuşmak umuduyla nasıl canlandıklarını anlatıyorlar. Nereden nereye. Meyvaya benzemiyor hiç orada bulunacak olan. Cansız kemikler, topraktan çıkan ölüm. Ama bir taze meyva kadar canlılık getiriyor, ona kavuşmak isteyene. “Bu ülkede sabah namazlarına kadar uyuyamayan anneler” var çünkü. O anneler bu anı beklediler yıllar, günler, saatler, dakikalar boyunca. Matem hakkına kavuştuğu için mutlu olabilen bir insanlık var bu ülkede. Teşbihte hata olmaz; tıpkı Taksim Meydanı’na çarpışa döğüşe kavuşmamıza benziyor. Biz Taksim Meydanı’nda neye koşuyorduk ki? Sadece şehitlerimizin hatırasıydı orada sarılmak istediğimiz. Ve onlara sarıldığımızdaki mutluluğumuzla, hayatta hiçbir şey boy ölçüşemez. Ve ne Taksim Meydanı’nı, orada bizim sayemizde eylem yapabilen ve buna gönül indiren ırkçı faşistler, Ne de evlatlarımızın hatırasını, onları aradığımız kuyular için ileri geri konuşan alçak sağcı politikacılar kirletemezler. Ve toprak, onun kıymetini bilene ana olmaya devam edecek. gulsumkav@gmail.com

Bozuk mal satın alan tüketici ne yapmalı? Bu bölümde, tüketici haklarına ilişkin bilgiler paylaşacağız. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da ayıplı mal ve hizmetler ile ilgili düzenlemelere gidilmiştir. Kanunun 4. Maddesi uyarınca “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda ya da reklam ve ilanlarında yer alan veya satıcı tarafından bildirilen veya standardında veya teknik düzenlemesinde tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik

eksiklikler içeren mallar, ayıplı mal süresi 30 gündür. olarak kabul edilir”. Aynı maddede Mal ve hizmetlerin kullanım süayıplı mallar sebebiyle sorumluluğun, resinde ortaya çıkan ayıplar ise “gizli malın imalatçısı-üreticiayıp” sınıflandırmasına si, ithalatçısı, satıcısı, girerler ve bunlar için hak bayisi, acentesi ve belirli düşürücü süre 2 yıldır. marka bir mal satın alınHileli Ayıp ise tüketiması şartına bağlı olarak cilerden hile ile gizlenmiş kredi verenlerde olduğu ya da satıcı veya sağlayıdüzenlenmiştir. cının ağır kusuru olan Mal ya da hizmetmal ve hizmetlerdeki HAKLARIMIZI ayıplardır. lerde hemen görülebiBİLELİM lecek, fark edilebilecek Bunlar ile ilgili başAv. Gökçesu özürler, bozukluklar, vurular konusunda bir eksiklikler, defolar ve süre öngörülmemiştir. Özgül kusurlar “açık ayıp” olaMaldaki ayıbı fark rak nitelendirilir ve bunlarda başvuru eden tüketicinin hakkını kullanması

için belli yollar öngörülmüştür. Tüketici ilk olarak satıcıya, sağlayıcıya ya da bayiye, acenteye bildirimde bulunur. Başvurusu neticesinde istediği sonucu elde edemeyen tüketici, Tüketici Sorunları İl Hakem Heyetlerine, Tüketici Mahkemelerine, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğüne, Tüketici Hakları Derneği’ne (THD), Derneğin şubelerine, Tüketici Hakları Derneği’nin şubeleri yoksa Tüketici Dernekleri Federasyonu’nun (TÜDEF) üyesi olan Tüketici Dernekleri’ne başvurabilir.

YÖK’e 28 Şubat baskını Sanal darbe olarak tarihe geçen 28 Şubat süreciyle ilgili soruşturmada, YÖK’e 22 Şubat’ta baskın düzenlendiği ortaya çıktı. Yapılan suç duyuruları üzerine Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği 28 Şubat soruşturması başlatmıştı. Geçtiğimiz hafta da özel yetkili iki savcı, beraberinde Emniyet görevlileriyle YÖK’e baskın düzenleyerek arama yaptı. Yaklaşık 7 saat süren aramada YÖK’te Kemal Gürüz dönemine ait tüm yazışmalara el konuldu. El konulan evrakın 20 bin sayfayı bulduğu belirtildi. Kemal Gürüz’e ait “Toplumsal Faaliyetler” başlıklı birçok klasör ile Gürüz’ün rektörlüklere gönderdiği “Üniversite ve Laiklik” başlıklı bazı yazılar da el konulan belgeler arasında yer aldı. Gürüz’ün 6 Aralık 1995 ile 5 Aralık 2003 arasında görev yaptığı döneme ilişkin MGK yazışmalarına da el konuldu. Belgelerde arasında, öğretim üyeleri ile ilgili çok sayıda fişleme belgesinin de olduğu kaydedildi. YARIN GÜNCEL


06 05

YARIN 04 28 EKiM 2011 YARIN 2012YARIN 03 ŞUBAT OCAK 2012

Kıdem tazminatıyla çalınan yıllar İlk kez 2010 yılında gündeme gelen, fakat işçi sendikalarının tepkisi üzerine rafa kaldırılan “Kıdem tazminatı tartışmaları” Çalışma Bakanı Faruk Çelik başkanlığında, Türk-İş, Hak-İş ve TİSK’in katılımıyla toplanan Üçlü Danışma Kurulu’nun gündemi Ulusal İstihdam Stratejisi olunca tekrar gündemde. ankara can ersoy

Üçlü Danışma Kurulu toplantısında sendikaların önüne getirilen Ulusal İstihdam Stratejisi; 2010 yılında hazırlanma aşamasında, esnek istihdam biçimleri de dahil olmak üzere işverenlerden yana birçok düzenleme içermesi nedeniyle işçi sendikaları tarafından büyük tepki görmüştü.

olacak. Kıdem tazminatı reformuyla birlikte prim oranları belirlenirken, “işverenin mevcut kıdem tazminatı yükünün artırılmayacağı” ifadesine özellikle vurgu yapıldı. İşsizlik fonunun daha önce işverenlere kredi sağlamak amacıyla kullanılması bu fonun yine oluşturulma amacının dışına çıkarıldığını gösteriyor.

Kimin mali yükü kaldırılıyor? DİSK katılmadı, Türk-İş katılmayacak Kıdem tazminatının işveren üzerinde yük DİSK’in katılmadığı toplantıya, Türk-İş olduğu vurgusu yapılırken, istihdam soGenel Başkanı Mustafa Kumlu, Hak-İş rununun da giderileceği beklentisi içine Genel Başkanı Mahmut Arslan, TİSK giren hükümet, “bölgesel asgari ücret” Genel Başkanı Tuğrul Kutadgobilik ile uygulamasıyla birlikte maaşları rekabet bakanlık bürokratları katıldı. edilebilir bir seviyeye de çekmeyi planlıyor. Türk-İş ile DİSK, kıdem tazminatınAyrıca kıdem tazminatının yüksek da geri gidişi genel grev nedeni sayacağı- oluşunu, işletmeler açısından önemli nı belirtirken, mevcut sistemi çözülmesi bir maliyet kalemi olarak nitelendiren gereken bir sorun olarak gören Hak-İş’in pakette şirketlerin “mali yüklerinin” hükümetle masaya oturmaya sıcak bak- azaltılarak, karlarını arttıracak şekilde tığı biliniyordu. düzenleniyor. 23 Şubat’ta sendikalardan görüş isteyen Çalışma Bakanlığı’na yazı gönderen Kıdem Tazminatı ekonomiye yük mü? Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu Çağdaş Hukukçular Derneği yöneşunları bildirdi: “Üçlü Danışma Kuruticisi Ceren Uysal, lu’ndaki sunum, strateji ve eylem planı taslaklarının içeriği değerlendirildiğinde AKP’nin çalışanların egemen olan temel yaklaşımın; kıdem her türlü kazanılmış tazminatı, bölgesel asgari ücret, özel ishakkını bir maliyet tihdam büroları, esnek çalışma biçimleri kalemi, “ekonomik ceren uysal ile işgücü piyasasının esnekleştirilmesi büyüme üzerinde olduğu, konfederasyonumuzun yüksek yük” olarak değerlendirdiğine vurgu yaduyarlılık gösterdiği ve yazılı olarak bil- parak Yarın gazetesine, şunları söyledi: dirdiği bu konudaki hususların dikkate “Kıdem tazminatı “yükü” ortadan alınmadığı görülmektedir. Konfederasyo- kalkan işverenler, keyiflerine göre ve kunumuz, kıdem tazminatı, bölgesel asgari ralsız bir biçimde işçileri işten çıkartaücret, özel istihdam büroları ve esnek bilecek, işten çıkartılan işçiler istihdam çalışma biçimlerinin yer aldığı istihdam koşullarının zorluğu da göz önüne alıstratejisi ve eylem planı hakkında, ilave ve nırsa, uzun aylar boyunca işsiz kaldıkları yeni herhangi bir görüş bildirmeyecektir. için daha da yoksullaşacak ve borç bataKonfederasyonumuz, bu konularda ba- ğına saplanacak. İşverenin “büyümesi” kanlığınızca ayrıntılı ve gerekçeli olarak ve sağladığı “kar”da doğrudan emeği gönderilip, tarafımızca incelenip görüş- olan işçinin yıllara yayılan yıpranmasılerimiz bildirilmeden, istihdam stratejisi nın karşılığı, içine itildiği sefalet koşulları ve eylem planına onay vermeyecek ve olacak. Ve burada bir kısır döngü kendini gerekirse bu konuda düzenlenecek top- gösterecek. Bu koşulların içine itilen işçi, lantılara da katılmayacaktır.” karşısına çıkan iş “imkanlarını” tercihsiz Ulusal İstihdam Stratejisi başlığıyla kabul edecek. Çalışma şartları hakkında yeniden gündeme getirilen pakette, taz- pazarlık edemeyecek vs. Gündemdeki fominatların yanında Özel İstihdam Büro- nun yaratacağı sorunları öngörebilmek ları ve Bölgesel asgari ücret de yer alıyor. için ise, uzun uzun düşünmek yerine, Türkiye’deki geçmiş fon uygulamalarının Yeni Kıdem Tazminatı Fonu’nun kaysiciline bakmak kanımca yeterli.” nağı, “İşsizlik Sigorta Fonu” olacak Yeniden gündeme getirilen paketle Emekçilerin kazanılmış hakları birlikte yapılan değişiklikler, çalışanla- gasp edilecek rın “kıdem tazminatı” hakkını ortadan Kıdem tazminatının kaldırılmasını içeren kaldırırken, işsizlik sigortası adı altında paketle ilgili bir rapor hazırlayan ÇHD çalışanların maaşlarından kesintilerle Çalışma Yaşamı Komisyonu, düzenlemeoluşturulan fonu da tekrar işverenle- lerin “hak gaspı” olduğuna vurgu yaptı. re açmayı içeriyor. “Kıdem Tazminatı Raporda düzenlemelere dair değerlendirFonu’na işverenin ödeyeceği prime geçici me şöyle: olarak İşsizlik Sigorta Fonu’ndan katkı “Öngörülen düzenleme ile bu haller yapılacaktır” ibaresinin yer aldığı strateji ortadan kalkacaktır. Ancak 10 yıllık kıplanında kaynak tamamen işsizlik fonu demi olan işçi işten ayrıldığında, emekli

olduğunda ya da ölümü halinde mirasçıları fona başvurabilecektir. Dolayısı ile evlenen kadının ev kurma hakkı, askere gidenin geride bıraktıklarının ve kendisinin aç kalmama garantisi, dayak, küfür, türlü kötü muameleye maruz kalan 10 yıllık kıdemi olmayan işçinin onurunu koruma hakkı, ücret ve alacakları ödenmeyen işçinin emeğine sahip çıkma hakkı, çalışamayacak derecede yıpranmış emekçinin huzur hakkı gasp edilecektir. İşveren 10 yılı dolmamış işçiyi hiçbir kaygı gütmeden, istediği gibi kapı önüne koyabilecektir. Hali hazırda ayaklar altında sürünen iş güvencesinden artık bahsetmek hayal olacaktır.”

Hesaplar muallak ÇHD raporunda kıdem tazminatının hesaplanması konusu da değiniliyor. Kıdem tazminatının hesaplanmasında da fazlaca soru işaretleri yer alıyor. Mevcut uygulamada işçinin brüt ücretine yol, yemek, prim gibi sosyal hakları da aylara bölünerek eklenmekte ve kıdem tazminatı miktarı böyle belirlenmekte. Ancak yeni uygulamada sosyal haklar ücrete eklenmeyecek. Ayrıca hesaba işçinin brüt mü yoksa net ücretinin mi esas alınacağı muallâktadır. Kıdem tazminatı yasa taslağı patronları gözetiyor Kıdem tazminatının kaldırılmasıyla ilgili olarak, Eskişehir’de bir fabrikada işçi olan Mehtap Alçı’ya sorduk. Şu an çoğu işçinin düzenlememEHTAP ALÇI lerden haberinin olmadığını ve gündemden kaldırıp tekrar gündeme getirmelerinin amacını muhalif sesleri sindirmek olduğunu söyleyen Alçı Yarın’a şunlara anlattı: “Sunulan kıdem tazminatı yasa taslağı, işçinin yanında olan bir yasa değil. İşvereni patronları gözetiyor. İşçi ile patronu, anlaşma yapmaya zorluyor. İşverenle mecburen anlaşmaya otu-

racak. Kendi ayrılmak isterse bundan da zararlı çıkabilecek. Çünkü şu an işverene sunulan yasalar onları daha güçlü kılıyor. Ama bu devlet tarafından fona aktarılacak ve işçi emekli olunca azar azar maaşlara yansıtılarak parça parça ödenecek. Şu an işçilerin bu yasanın içeriği hakkında bilgileri yok. Uzatılması da gündemden kalkması da işçilerin bu konuda tepkisini susturmaktı.”

FONLARIN AKİBETİ ORTAda Kıdem tazminatı tartışmalarını başlatan AKP hükümeti, sanki ülkemizde “kıdem tazminatı sorunu” varmış duygusu ismail h. tombul yaratmaya çalışmaktadır. Çalışanların cüzi bir kısmının kıdem tazminatı alabildiği, fon kurulsa herkesin kıdem tazminatı alabileceğini iddia eden hükümet böylece kıdem tazminatı fonunun aslında işçi yararına olduğu ileri sürülüyor. Ülkemizde çalışanların kıdem tazminatı sorunu yoktur.Sorun, işverenlerin yasaları çiğneyerek çalışanın kıdem tazminatını gasp etmesine devletin seyirci kalmasıdır. Kurulması düşünülen fonun asıl amacı patronların kriz ortamında işçileri, en az maliyetle bireysel ya da toplu olarak daha kolay işten çıkarmasının önünü açmaktır. Bugüne kadar kurulan benzer fonların akibeti de ortadadır. İşsizlik fonu işsizlerin sorunlarını çözmekten başka farklı alanlarda kullanılmaya devam etmektedir. Son olarak Van depremi ile Deprem Fonu’nun da amaçları dışında, nerelerde kullanıldığına hep beraber şahit olduk. Kıdem tazminatı için ayrılması düşünülen fonun birikimleriyle de borsa, mevduat gibi araçlarla, hükümetin elinin altında istediği zaman kullanabileceği “hazır kaynak” yaratılacağını görmek için kahin olmaya gerek yok.

KESK korkmuyor susmuyor teslim olmuyor KESK, “Korkmuyoruz! Susmuyoruz! Teslim Olmuyoruz!” başlığıyla Kadıköy’de miting gerçekleştirdi. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), işten çıkarmalara ve KESK yöneticileri ile üyelerine yönelik gözaltı ve tutuklamalara karşı “Korkmuyoruz! Susmuyoruz! Teslim Olmuyoruz!” mitingini bugün İstanbul’da gerçekleştirdi. Kadıköy’de Et ve Balık Kurumu önünde bir araya gelen kitle Kadıköy İskele Meydanı’na yürüdü. EHP, ESP, ÖDP, EMEP, TKP, SDP, BDP, KESK

sibel uzun

Miting bittikten sonra Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sibel Uzun, KESK’e yönelik tutuklamaları Yarın’a değerlendirdi: “Türkiye sosyalist hareketi üzerinde ilk kez baskılar artmıyor. Her dönem darbeciler ve hükümetler sosyalistler

üzerindeki baskıyı artırmaktan geri durmamıştır. Buna göre de demokrasi mücadelesi her zaman lazım. Toplumun bütün kesimleri için bir mücadele yürütmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun da düzenli sürekli ve sistematik bir biçimde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yeri bize göre Cumartesi Anneleri’dir. Biz adalet mücadelemizi sadece emekçiler için değil, sadece kadınlar için değil, sadece Kürtler için değil, toplumun bütün kategorileri için yürütmeliyiz. O yüzden partimiz bunu bütün toplum adına dile getirmeye çalışı-

Tutuklu ve Hükümlü Aileler ile Dayanışma Derneği, hasta tutsak Yasemin Karadağ’ın özgür bırakılması için basın açıklaması gerçekleştirdi Taksim Meydanı’nda okunan basın açıklamasını, Yasemin Karadağ’ın kardeşi Olcay Karadağ okudu. Açıklamanın başında Yasemin Karadağ’ın yazdığı mektuptan bir kesit okundu. Açıklamada saldırıların, tecritin, işkencenin Türkiye hapishanelerinin gerçeği olduğuna, tutsakların revire çıkması ve hastaneye gitmesinin imkânsız hale getirildiğine ve Yasemin Karadağ’ın da hapishanede bu tür uygulamalara maruz kaldığına değinildi.

Sonraki duruşma 28 Şubat’ta Çağlayan Adliyesi’nde Açıklamanın sonunda, 28 Şubat Salı günü saat 10.00’da tekrar hâkim önüne çıkarılacak Yasemin Karadağ’ın özgür bırakılması için Çağlayan Adliyesi önüne çağrı yapıldı. TAYADlı Aileler’in düzenlediği eyleme EHP, ÇHD, DSİP, Emek ve Özgürlük Cephesi, KESK, PDD ve TKP destek verdi. yarın güncel

12 Mart Platformu’ndan Gazi anmasına çağrı

Gazi 12 Mart Platformu, Gazi halkını katliamın yıldönümünde yapılacak yürüyüşe davet etti. Gazi 12 Mart Platformu, bu akşam Dört Yol’da basın açıklaması yaptı. Platform adına açıklamayı okuyan Zeynel Nihadioğlu, 12 Mart 1995 tarihinde yaşanan katliamı hatırlattı, “O gün, katliamcı devlet, provokasyon yaparak dostluğu ve kardeşliği ortadan kaldırmak istedi” dedi. Roboski Katliamı’na dikkat çeken Nihadioğlu, “Bu katliamlarla halklarımızın yüreğine korku salmaya, bizleri devrim mücadelesinden vazgeçirmeye, uzaklaştırmaya çalışıyor” diye konuştu. yarın güncel

“Emperyalist müdahaleye hayır” mitingi yapıldı

28 ŞUBAT 2012 salı

yarın güncel

Demokrasi mücadelesinin yeri Cumartesi Anneleridir

TAYAD, Yasemin Karadağ’a özgürlük istedi

Valilik tarafından yasaklanan miting için bir grup Semt Pazarından yürüyüş Uğur Mumcu Meydanı‘nda girdi. Eylemde tek slogan olarak “Suriye‘ye Emperyalist Müdahaleye Hayır” yazılı dövizler taşındı. Eylemde önce SES Genel Başkanı Çetin Erdolu, Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul ve KESK MYK üyesi Ali Kılıç selamlama konuşmaları yaptılar. KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul konuşmasında, “KESK‘in tarihi anti-emperyalist mücadele tarihidir, halkların kardeşliğinin mücadele tarihidir.” dedi. yarın güncel

İstanbul Şubeler Platformu, BES 1, 2, 3 No’lu şubeler, SES Bursa, SES Edirne, SES Bakırköy ve Şişli şubeleri, DİSK Genel İş, Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu, Kaldıraç, Alınteri gibi pek çok sendika, siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı mitingte yaklaşık bin kişi yürüdü. Bir çok sendika ve konfederasyon yöneticisinin yaptıkları konuşmada işten çıkartılmalara ve taşeron sistemine, tutuklamalara karşı sokaklarda mücadele etmenin ve dayanışmanın önemini vurguladılar.

EHP Genel Başkanı Sibel Uzun:

Sol Köşe

editörler

yor. Adaleti, işsizliği birlikte dile getirmeye çalışıyor. O yüzden ‘Adalet Yoksa, İşsizlik Çoksa; Söz, Yetki, Karar, İktidar Halka’ diyoruz. Fakat bunu halkı dâhil edecek yani toplumu bütünüyle içine katacak bir mücadeleye çevirmeliyiz. Yani burada solcuların, sosyalistlerin kendi başına değil, halka yönelik, topluma yönelik ne yaptığı önemli. Cumartesi Anneleri’nin önemi de buradadır. Neden? Çünkü şu anda Dargeçit’te kemikler çıkmaya devam ediyor. Görüyoruz Diyarbakır’da kemikler çıktı. Ordu yargılanmadı. 12 Eylül’cüler yargılanmadı. Ergenekoncular bunun üzerine yargılanmıyor. Tüm bunların hepsinden bütünsel bir adalet mücadelesidir bizim payımıza düşen. Bu yüzden de buralardan başlayarak büyük bir adalet mücadelesi her yerde yürütülmeli. Biz zaten kadınlarla ilgili de bir taraftan kadın cinayetleriyle ilgili ciddi bir adalet mücadelesi yürütüyoruz. Bunun da büyütülmesi gerektiğini sonuna kadar savunuyoruz.”

tasarım

dağıtım

SANEM DENİZ KURAL İBRAHİM KESKİN SELÇUK KAYGISIZ Can ersoy MELİKE ÇINAR aslıhan pehlivan RIFAT ÇAPAR çiler kayabaşı ELİF KARAN CAN ÇOKSÖYLER EMİNE AHISLA FATİH PEKEDİS GÜRKAN KÖSE EZGİ CEREN AĞTAŞ KAAN ARSLAN osman erdem

6 aylık abonelik: 25 tl sanem deniz kurAl adına yapı kredi hesap no: 229/8873511 ıban:tr38 0006 7010 ptt hesap no: 08848286 0000 0088 7351 11 işbankası hesap no: 6200 2465988 ıban: tr34 0006 4000 0016 2002 4659 88

sayı: 21

imtiyaz sahibi

fadik temizyürek

sorumlu yazı işleri müdürü

emre öztürk

adres

basıldığı yer

rumeli c. matbaacı osmanbey s. no 67/4 şişli / istanbul aspaş asya paz yay. dağ. tur. rek. aş. evren mah. günay sk no: 4 bağcılar / istanbul

ziraat bankası hesap no: 0615 57722685 5001 ıban: tr28 0001 0006 15577226 8550 01 garanti bankası hesap no: 31/6896034 ıban: tr90 0006 2000 03100006 8960 34 akbank hesap no: 0177542 ıban: tr57 0004 6001 6488 8000 1775 42 abonelik için tel: 0 507 516 85 35 yaringazetesi@yarinhaber.net


07 05 Kadınlar 8 Mart’a hazırlanıyor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu düzenleyeceği panellerle 8 Mart’a hazırlanıyor. “Erkekler kadınları öldürüyor, devlet ise cinayetlerin önüne geçecek önlemleri uygulamayarak kadın cinayetlerinin ortağı oluyor.” diyen platform üyesi kadınlar, 8 Mart yaklaşırken, kadın cinayetlerine karşı yürüttükleri mücadeleyi ve etkilerini tartışacak. Kadın katillerinin indirim değil ağır ceza almaları, cinayetlerde öldürülen kadınların yakınları ile birlikte yürütülen mücadele, meclis gündemine kadar giren kadınları koruyacak yasa gibi kritik gelişmeleri tartışacak olan kadınlar İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa illerinde paneller düzenleyecek. “Kadın Cinayetlerini Durduracağız” başlığı ile yapılacak olan panellere platform temsilcilerinin yanı sıra öldürülen kadınların yakınları ve hukukçular da konuşmacı olarak katılacak. İşte yapılacak panellerle ilgili bilgiler:

Ankara Konuşmacılar: Berna Görgülü – Platform temsilcisi Av. Elif Uysal Erkol – Hukukçu Av. Evin Konuk – Hukukçu / Öldürülen Esin Güneş’in yakını Doç. Dr. Aslıhan Öğün – Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Tarih: 2 Mart 2012 Cuma Saat: 17:00 Yer: Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkez Adres: Ihlamur Sokak No: 10/2 06440 Çankaya / ANKARA Eskişehir Konuşmacılar: Çiler Kayabaşı – Platform temsilcisi Birdane Çağan – Öldürülen Ferdane Çöl’ün kızkardeşi Av. Seher Kırbaş Canikoğlu – Hukukçu Tarih: 2 Mart Cuma Saat: 16:00 Yer: Taşbaşı Kültür Merkezi – Kırmızı Salon Adres: İki Eylül Caddesi No:18 Odunpazarı / ESKİŞEHİR İzmir Konuşmacılar: Sanem Deniz Kural – Platform Temsilcisi İrfan Arabacı – Öldürülen Devrim Arabacı’nın babası Av. Aysu Yazıcıoğlu – Hukukçu Tarih: 3 Mart 2012 Cumartesi Saat: 16:00 Yer: TÜMTİS İzmir Şubesi Adres: Şehit Fethi Bey Cad. No:13/7 Konak / İZMİR Bursa Konuşmacılar: Elif Karan – Platform Temsilcisi Dr. Elif Nuyan – Uludağ Üniversitesi Felsefe Anabilim Dalı öğretim üyesi Tarih: 6 Mart 2012 Salı Saat: 13:30 Yer: Uludağ Üniversitesi Mediko – Kırmızı Salon İstanbul Konuşmacılar: Berna Görgülü – Platform Temsilcisi Sibel Uzun – Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Güllü Yılmaz – Öldürülen Zeynep Yılmaz’ın ablası Duran Yaşar – Öldürülen Gülay Yaşar’ın babası Av. Gökçesu Özgül – Hukukçu Tarih: 13 Mart 2012 Salı Saat: 18:00 Yer: Derviş Eroğlu Kültür Merkezi Adres: Feriköy Mah. Kuyulubağ Sok. No: 101 Şişli / İSTANBUL

YARIN 28 2012YARIN 03 ŞUBAT OCAK 2012

8 Mart’ta kadınlar yaşam hakkı istiyor

“Zeynep Yılmaz için adalet istiyoruz”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı yasa tasarısı 1. yılını doldururken kadınlar yazdıkları yasa tasarısının meclisten geçmesi konusunda ısrarlarını sürdürüyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, platform temsilcisi Berna Görgülü’ye kadın mücadelesini sorduk. istanbul ezgi üçkardeşler

Her gün 5 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü günümüzde, bu duruma dur demek için gece gündüz çalışan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcilerinden Berna Görgülü ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü konuştuk. Emekçi Hareket Partili Kadınların örgütleyicisi olduğu platformu destekleyen kurumlar ise DİSK Kadın Komisyonu, TKP’li Kadınlar ve İMECE.

8 Mart’ın ana teması sizce bu sene ne olmalı? 8 Mart bir mücadele günüdür. İşsizliği, her türlü şiddeti, erkek egemen sistemi bütün olarak ele aldığımızda bizim kadınlar olarak ezilmemizin tarihi çok uzun, kapsamı da çok geniş. Ancak yaşam hakkı en temel haktır. Barınmadan, eğitimden de ötedir. Bugün Türkiye’de bizim yaşadığımız en büyük sorun hala kadın cinayetleridir. Hala her gün 5 kadının öldürüldüğü, kadınların artık yalnızca sayılarla değil niteliksel olarak da değişen türde katledildiği bir ülkede yaşıyoruz. Testereyle bedeni parçalara ayrılarak ya da çocuklarının gözleri önünde beden-

leri ateşe verilerek öldürülen kadınların isimleri hep aklımızda. Kadın cinayetlerine karşı önemli bir mücadele odağını da yaratmış durumdayız. Türkiye kadın hareketine baktığımızda da en ilerlemiş mücadele yine kadın cinayetlerine karşı verdiğimiz mücadeledir.

8 Mart’a nasıl hazırlanıyorsunuz? Bu dönemde önünüze koyduğunuz çalışmalar neler? Yaklaşık iki yıldır mücadele verdiğimiz platformumuzla bugüne birçok kazanımla geldik. Münevver Karabulut eylemleriyle başlattığımız platform çalışmaları bugün artık platformumuza başvuran ailelerle devam ediyor. 8 Mart’a da tam da bu çalışmaların hepsini biriktirerek gidiyoruz. İstanbul ve Ankara’da iki haftada bir kez yaptığımız sistematik eylemlerimizin dışında özellikle Şubat ayı içerisinde takip ettiğimiz kadın cinayeti davalarının duruşmaları var. Münevver Karabulut ve Ayşe Paşalı’dan sonra, Siirt’ten, İzmir’e İstanbul’a kadar Esin Güneş’in, Ferdane Çöl’ün, Gülay Yaşar’ın, Zeynep Yılmaz’ın, Devrim Arabacı’nın, Sevda Sonay’ın, Necla Yıldız’ın davalarını takip ediyoruz. Geçen yıldan bu yana gündeme getirdiğimiz ve çıkması için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’le toplantılar yaptığımız kadınları koruyacak yasamız var. Geldiğimiz aşamada bizim

Gereği yapılacak mı? Çeşitli programlara katılmak için Antalya’ya gelen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Antalya Havalimanı’nda soruları yanıtladı.

“Polise 9 kez gittik” Osmaniye’de servis minibüsüne yönelik pompalı tüfekle yapılan saldırıda yaşamını yitiren iki genç kızdan Fatmanur Gedik’in annesi Gülay Gedik ve babası

içn en önemli çalışmalardan biri kadın cinayetlerine karşı mücadeleyi tartışacağımız panellerimiz. Çünkü fikirlerimiz var dünyayı kurtaracak ve daha fazlasını üretmeliyiz. İstanbul, Ankara, Eskişehir, İzmir ve Bursa’da yapacağımız panellere bizimle yasa tasarısı hazırlık sürecinde birlikte çalıştığımız hukukçular, koruma talep etmiş ve talebi dikkate alınmadığı ya da reddedildiği için öldürülmüş olan kadın arkadaşlarımızın aileleri ve kadın cinayetlerine karşı mücadele yürüten örgütlerin temsilcileri konuşmacı olacak.

Yasalar kadınları koruyor mu? Şu anki haliyle hayır korumuyor. Platform olarak açıkladığımız verilere göre, 2008’den 2011 yılının sonuna kadar koruma talep eden kadınların %73’ü korunmadığı için katledildi. Kadınlar tehdit altında olduklarını devlete haber veriyorlar. Burada problem, devletin buna yanıt vermemesi. Ne yasalar ne de devlet kurumları kadınları koruyor. İstanbul’da kocası tarafından öldürülen Zeynep Yılmaz daha önce koruma talep etmişti. Kadınların şikayetleri ve devletin buna karşı aldığı önlemler öyle eksik ki. Gülay Yaşar’ın ölmeden önce yaptığı koruma talebi, Gülay öldükten 11 gün sonra savcılığa iletildi. Bizim hazırladığımız yasa tasarısı taslağında kadınların hepsini koruyacak maddeler vardı. Ancak geldiğimiz aşamada Bakanlık bu maddeleri bir bir değiştirdi. Bu sefer hükümet eskisinden daha suçlu, ölümlerden daha çok sorumlu. Çünkü ellerimizle hazırladığımız yasa tasarısı taslağını bile kadınları korumayacak şekilde değiştirdiler.

ruyoruz. Farklı illerde birlikte mücadele ettiğimiz aileler birbirlerinin davalarına da sahip çıkıyorlar. Çünkü sadece kendi kızları, kız kardeşleri değil bütün kadın cinayetlerine karşı mücadele ediyorlar.

Fatma Şahin birçok kadın örgütüyle kadın cinayetleri için yasa çalışması yürüttü. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? Bu yasanın temelini, geçtiğimiz yılın 25 Kasım’ında bizim hazırlayıp da AKP, BDP ve CHP’li vekillere götürdüğümüz yasa tasarısı taslağı oluşturuyor. Sonrasında Fatma Şahin’le yaptığımız toplantılarda bu tasarının üzerinden olgunlaştı ve gelişti yasa. Bakanlar Kurulu’na ilk gittiğinde, yasanın sadece resmi nikahı olan kadınları değil bütün kadınları kapsayacak olmasına itiraz etti kurul. Ve buna hemen refleks gösterdik. Birçok ilde hemen sokaklara çıktık. Osmaniye’de liseli iki genç kadın arkadaşımızın öldürülmeleri henüz çok yeni. Öldürülen Fatmanur Gedik daha 16 yaşındaydı ve evli değildi. Yani yalnızca resmi nikahı olan kadınlar değil, bütün kadınlar öldürülüyor. Eylemlerimizin ardından Bakanlar Kurulu, yasanın bütün kadınları kapsamasını kabul etti. Ancak bu sefer de öyle bir hale getirdiler ki tasarıyı, eski halinden çok da farkı kalmadı. Yine kadını değil aileyi koruyacak şekilde düzenlediler. Tabi ki biz bu yasanın bizim talep ettiğimiz haliyle geçmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Önümüzde uzun erimli bir mücadele var, bunun farkındayız.

Devletten ümidini kesip sizden yardım isteyen kadınlar oluyor mu? Toplumun devlete güveni yok. Eskiden bir kadın bakanlığı vardı. Çalışmalarını yetersiz bulsak da bu bakanlığın kaldırılıp yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulması tam olarak hükümetin kadınlara bakış açısını yansıtıyor. Kadınlar her gün, her yerde eziliyor ve devlet de bunun üzerine var olan bakanlığı bile kaldırıp aile içine hapsediyor kadını. Bizim verilerimize göre öldürülen kadınların %87’si aile içinde öldürülüyor. Halkımız nasıl güvensin devlete? Öldürülen kadınların aileleri bize başvuruyor. Çünkü soracak hesapları var devletten. Kızlarına, kız kardeşlerine kimin sahip çıktığına bakıyorlar ve bizi buluyorlar. Biz de sonuna kadar bu ailelerle adaleti bulmak için hesap so-

Son olarak 8 Mart’a yaklaşırken buradan tüm kadınlara neler söylemek istersiniz? Uzun yıllardır kadın mücadelesinin içindeyiz ve çok kazanımımız, çok deneyimimiz var. Özellikle kadın cinayetlerine karşı mücadele, Türkiye açısından bir köşe taşı değeri taşıyor. Kanıtladığımız en önemli şey ise, sürekli mücadele edenler sonunda zafere erişiyor. Bu yıl yine Dünya Kadınlar Günü’nü 8 Mart’ta öldürülen kadın arkadaşlarımızın aileleriyle birlikte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan hesap sorarak, 9 Mart Cuma Günü yapacağımız yürüyüşle, öldürülen kadın arkadaşlarımıza atfedeceğiz. Onların aileleriyle, sanatçılarla, toplumun bütün kesimlerinden kadınlarla büyük bir yürüyüş yapacak ve öldürülen kadın arkadaşlarımızı anarak, bu mücadelenin peşini bırakmayacağımızı göstereceğiz. O gün orada olmak, bütün kadın arkadaşlarımızın hem hakkı hem de görevidir.

Ergün Gedik’in “Polise 9 dilekçe verdim. Devlete çok yalvardım ama devlet kızımızı koruyamadı” eleştirilerini değerlendiren Bakan Şahin, “Anenin feryadına baktığınız zaman, ben de bir anneyim, çok doğru ve sıkıntılı bir durum” dedi. Bakan Şahin, emniyet teşkilatının gelen her türlü talebi değerlendiren bir yapılanmaya doğru ilerlediğini kaydetti. Bakan Şahin, “Dolayısıyla aslında dönüp baktığımızda kurumsal manada şiddetle mücadelede emniyetin kendi içerisinde büyük bir örgütlenme var, büyük bir kurumsallaşma var. Burada yaşanan olay bireysel bir hataysa ve bireysel bir yanlış anlamadan kaynaklanıyorsa biz gereğini

yapacağız” diye konuştu. Bakan Şahin, açıklamalarına şöyle devam etti: “Birçok olay, mutfak kısmından takip ediyorum, daha yaşam hakkıyla ilgili süreçte kadının yaşamıyla, kız çocuklarının yaşadığı sorunlarla ilgili süreçte ilin valilileri, kaymakamlarıyla, savcılarıyla, Adalet Bakanlığı’nın temsilcileriyle büyük bir paylaşma içinde, koordinasyon içinde süreci yönetiyoruz. Osmaniye’de neden böyle oldu? Ailenin müracaatında yazılı mı verilmedi, geriye dönüşte neden sıkıntı oldu? Şu anda talimat verdim, bütün gerekçeleriyle çıkartılıyor. Çıksın gereğini yapacağız.” yarın güncel

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 26 Nisan 2011’de 17 yerinden bıçaklanarak katledilen Zeynep Yılmaz için, ailesiyle birlikte bu duruşmada da Bakırköy Adliyesi’nde adalet istedi. Saat 10.45’de bir araya gelen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platform’u ve Yılmaz ailesi Bakırköy Adliyesi önünde adaletin sesini susturmayacağız diyerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Emekçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sibel Uzun’un da katıldığı eylem boyunca ‘’Kadın Katillerine İndirim Değil Ağır Ceza’’, ‘’Yaşam Hakkımızı İstiyoruz’’, ‘’ Zeynep Yılmaz İçin Adalet İstiyoruz’’, ‘’Kadın Cinayetlerini Durduracağız’’ sloganları atıldı. Zeynep Yılmaz’ın katili bir önceki duruşma da çocuğunu göstermediği için ve annesine küfür ettiği için öldürdüğünü söylemişti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu bugün duruşma başlamadan önce Bakırköy Adliyesi’nin önünde yaptığı açıklamada Zeynep Yılmaz’ın katilinin de diğer kadın katilleri gibi cezai indirim almaya çalışmakta olduğunu söyledi. Devletin kadınların yaşam hakkı için neden korumadığını bir kez daha dile getirdi. Açıklamada dün 16 yaşındaki Fatmanur Gedik ve Fatmagül Yalçın’ın Sinan Dursun tarafından öldürüldüğü ve bu cinayetle ilgili Fatmanur Gedik’in annesi Fatma Gedik’in ‘’kızımın katili devlet’’ diyerek devlete 8 kez Sinan’ı şikayet ettiğini vurgulandı. Koruma talep eden kadınlar korunmadığı için devletin bu cinayetlere ortak olduğu söylendi. Açıklama sonrasında Zeynep Yılmaz’ın ablası Güllü Yılmaz şunları söyledi; ‘’Katil kız kardeşimi defalarca tehdit etti, eve baskın yaptı, her gün telefonlar susmadı, çalışmasına izin vermedi. Kardeşime seni başkasına yar etmem , çocuğum başkasına baba diyemez dedi. Adalet yetersiz böyle insanların hiçbir aftan yararlanmaması gerekiyor. Biz kadınlar ölmek için mi dünyaya geliyoruz. Böyle insanların ömür boyu hapiste kalması gerekir. Kız kardeşimin katili de diğer katiller gibi hep aynı şeyleri söyledi. Şuurunun yerinde olmadığını söyledi ama şuuru yerinde olmayan biri bıçakladıktan sonra ölene kadar başında bekler mi? Öldükten sonra gidip telefonunu satabilir mi? Biz kadınlar bu yüzden susmayacağız. Sonuna kadar takip edeceğiz.’’ Duruşma saat 11.00’da Bakırköy Adliyesinde başladı . Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu temsilcileri ve aile duruşma salonuna girdiler. Duruşmada Zeynep Yılmaz’ın kız kardeşleri tanık olarak dinlendi. Katilin Zeynep Yılmaz’ı daha önce tehdit ettiğine ve şiddet uyguladığına dair belge istendi. Bir sonraki duruşmada avukat katilin 2010 yılında Zeynep Yılmaz’ın dizini çıkardığına dair röntgen getireceğini söyledi ve dava 4 Mayıs’a ertelendi. yarın güncel

Kadınlar yaşam haklarını istiyor

Ankara’da Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun iki haftada bir gerçekleştirdiği eylemler devam ediyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün de yaklaşmasıyla yürüttükleri çalışmalara hız veren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri geçtiğimiz Cumartesi günü Kızılay YKM önünde eylemdeydi. Eylemde okunan basın açıklamasında; “Kadınlar en yakınındaki erkekler tarafından katlediliyor” diyen kadınlar, geçtiğimiz günlerde erkek kardeşi tarafından kalbinden bıçaklanan Yıldız Yardım’a da değindiler. Ankara’da kocası tarafından öldüren Songül Aksungur cinayetine de yer veren kadınlar, kadın katillerinden hesap soracaklarını vurguladılar. Yapılan basın açıklamasında, kayınvalidesiyle aynı evde yaşamak istemediği için kocası tarafından katledildikten sonra cansız bedeni evinin arka bahçesinde bulunan Fatma Ç. de unutulmadı.

“KADINLARI KORUYACAK DÜZENLEMELER YAPILSIN” Yapılan açıklamada, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun taleplerinin de yer aldığı şiddete uğrayan kadınlara koruma sağlanmasına ilişkin yasa tasarısının meclis gündemine gelmesine de değinildi. Yasaları yürüttükleri kararlı ve ısrarlı mücadele ile baştan yazdıklarının altını çize platform üyeleri, meclis gündemine gelen kadınları koruyacak yasa tasarısı üzerinde talep ettikleri düzenlemelerin yapılması gerektiğini de belirtti. Kadınların katledilmemesi için çözüm önerilerini bir kez daha tekrarlayan kadınlar, kadın cinayetlerine karşı bütünlüklü politikalar üreterek hayata geçirecek bir Kadın Bakanlığı’nın şart olduğunu söylediler. Yasa ile kadınları gerçek olarak koruyacak bir mekanizma getirilmesi gerektiğine işaret eden kadınlar, kadın katillerine uygulanan ceza indirimlerine de değinerek kadın katillerine ağır ve caydırıcı cezalarla adaletin yerini bulmasını istediler. “DAVALARIN TAKİPÇİSİYİZ” Platform, takipçisi olduğu Necla Yıldız davasının 23 Şubat Perşembe günü gerçekleştirilen 6. duruşmasındaki mahkeme kararlarından da bahsetti. Necla Yıldız’ın kızının eski sevgilisi Gazi Baltacı için tekrarlanan adli tıp raporuyla, adaletin indirimden yararlanmaya çalışan katilin yanında yer aldığı dile getirildi. Hukuk sisteminin bu tavrıyla katillerin birbirlerinden güç aldıkları vurgulandı. Katillere indirim değil ağır ceza istiyoruz diyen kadınlar, takipçisi oldukları kadın davalarına müdahil olmalarını sağlayacak yasa maddesinin de bir an önce geçmesini söyledi. yarın güncel


08 EKONOMi

0428EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012 YARIN

Esnek çalışma işsizliği çözer mi? Çalışma Bakanlığı’nın Üçlü Danışma Kurulu toplantısında Türk-İş ve Hak-İş’ten görüş istediği Ulusal İstihdam Stratejisi’nde kıdem tazminatı sisteminin ardından ikinci kritik konu, ‘Esnek Çalışma’. Hükümet, ‘Evden çalışma, uzaktan çalışma, belli bir işin birden fazla işçiye paylaştırılması, part-time çalışma’ tanımlamalarıyla esnek çalışanlar yaratacak. İSTANBUL ibrahim keskin

Tam gün paylaştırılacak İş paylaşımı, esnek zaman modeli, uzaktan çalışma gibi esnek çalışma biçimleri için gerekli yasal düzenlemeler hayata geçirilecek. İş paylaşımı yöntemi işten çıkarmaları azaltmak için özellikle kriz zamanlarında çalışma sürelerinin kısaltılarak işin paylaşılması ile üretimin sürdürülmesini amaçlayan bir çalışma süre-

si esnekliği türü olarak tanımlanıyor. Buna göre ‘tam gün’ niteliğinde bir işi birden fazla işçi, günün belirli saatlerinde sırayla işe gelerek yapacak. Yani tam günlük 1 işçinin yapacağı iş, nöbetleşe olarak birden fazla işçiyle yapılacak. Bu da iş için öngörülen ücret ve diğer sosyal hakların, işi paylaşan işçiler arasında paylaştırılmasını sağlayacak. Belirli süreli istihdam edilenlerin toplam istihdam içindeki oranı kağıt üzerinde 2023 yılında AB ülkelerinin ortalama seviyesine getirilecek. Belirli süreli iş sözleşmeleri, 25 yaş altı gruplar için daha esnek biçimde yapılandırılacak. Bakanlık belgede, belirli süreli çalışmayı, belirli bir işin tamamlanması, belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi durumlarda uygulanan esnek bir çalışma biçimi olarak tanımlıyor. Yani işçi örneğin 3 aylık, 8 aylık dönemler için işverenle sözleşme imzalayarak çalışıyor. AB ülkelerinde bu şekilde çalışanların oranı yüzde 13.5 düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türkiye, hedeflendiği gibi bu orana ulaşıldığında 24 milyon 267 bin kişilik istihdam içinde, 3.3 milyon kişi bu şekilde çalışıyor olacak.

Uzaktan çalışanlar Uzaktan çalışma biçiminin yaygınlaştırılması sağlanacak. Uzaktan çalışma, bilgi iletişim teknolojilerini kullanarak

işyerinin dışında uygulanan esnek bir çalışma biçimi olarak tanımlanıyor. İnternet üzerinden işyerine gitmeden çalışma da deniliyor. Bu oranın AB’de ortalama yüzde 7 olduğu belirtiliyor. Bu hedefin Türkiye’de de tutturulması halinde 1.7 milyon kişi bu şekilde çalışıyor olacak.

4.6 milyon kişi part-time çalışacak Kısmî süreli istihdam edilenlerin toplam istihdam içindeki oranı 2023 yılında AB ülkelerinin ortalama seviyesine getirilecek Kısmî süreli çalışma, normal çalışma süresinden daha az ve genellikle haftada 30 saatin alandaki çalışma anlamına geliyor. Kısmi süre kapsamına giren çalışma süreleri, farklı ülkelerde farklı şekillerde belirlenmiş durumda. Kısmi süreli çalışmada AB ortalaması toplam istihdamın yüzde l9’u civarında bulunuyor. Buna göre Türkiye’de hedeflendiği gibi bu rakama ulaşıldığında 24 milyon 267 bin kişilik istihdamda, 4.6 milyon kişi bu şekilde çalışıyor olacak. ‘İsteğe bağlı işsizlik sigortası’ Esnek çalışmada geçen ve primleri ödenmeyen süreler için, normal çalışma biçimine geçildikten sonra borçlanma hakkı tanınacak. Esnek çalışmada geçen ve primleri ödenmeyen süreler için, ‘İsteğe bağlı işsizlik sigortası’ hakkı tanınacak. Çalışma süreleri açısından esnek bir şekilde çalışanlara, çalışmadıkları süre-

Devlet elektrik faturasına el koydu TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesinde elektrik faturalarında yer alan kayıp-kaçak kullanım bedelinin tüketiciye haksız olarak yansıtıldığı yönündeki şikayetler üzerine oluşturulan alt komisyon raporunu tamamladı. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nu (EPDK) uyaran alt komisyon, elektrik piyasası perakende satış sözleşmesindeki tüketici hak ve menfaatine aykırı hükümlerin kaldırılmasını, elektrik sayacı sökme-takma bedelinin kontrolü talep eden tarafça ödenmesini, kayıp-kaçak bedelinin, sayaç okuma bedeli gibi sabit ücret olarak alınmasını, dağıtım şirketlerinin denetlenmesini ve caydırıcı yaptırımları uygulanmasını istedi. Dilekçe Komisyonu’nun Genel Kurul’nda kabul edilmesi beklenen raporunda tüketici lehine çarpıcı öneriler

yer aldı. Kayıp-kaçak bedelinin elektrik faturalarında belirtilmemesinin tüketicinin bilgi edinme hakkına aykırı olacağı kanaatine varan komisyon, bu oranın faturaya yansıtılması halinde vergi olarak yine tüketiciden tahsil edileceğine dikkati çekti. Komisyon, kayıp-kaçak bedelinin bir kısmının doğal nedenlerden, fiziki ve coğrafi nedenlere bağlı olarak değişim gösterebilen ve sıfırlanması mümkün olmayan enerji kaybından kaynaklandığı, bu nedenle tüketici ve dağıtım şirketlerinin teknik kayıptan oluşan maliyete ortaklaşa katlanması gerektiği kanısına vardı. Kayıp-kaçak bedelinin nispi olarak hesaplandığı ve bunun tüketicilere farklı bedel ödemesi sonucunu doğurduğuna dikkat çekilerek fazla elektrik kullanın

tüketicinin daha yüksek kayıp kaçak kullanım bedeli ödediği, bu durumun tüketiciler arasında adil olmayan bir şekilde faturalandırılmasına neden olduğu görüşü yer aldı. Bu nedenle bu bedelin birim enerji yerine sabit bedel üzerinden alınmasının daha adil olacağı belirtildi. Raporda, elektrik sayaçlarıyla ilgili olarak ise bazı bölgelerde dağıtım şirketlerinin, sayaçların kalibre edilmesi veya değiştirilmesi sırasında mevzuata uygun hareket etmediği tespitinde de bulunuldu. Ancak bu konuda EPDK tarafından yapılan denetimler ve idari cezalara ilişkin somut bilgiye rastlanmadığı belirtilerek, “Dağıtım şirketlerinin müşteri hizmetleri yönetmeliği hükümlerini uygulama noktasında, EPDK tarafından yeterli denetim ve gözetim çalış-

lerde eğitimler verilecek ve bu kapsamda İşsizlik Sigortası Fonu’ndan İşkur’a kaynak aktarılacak.

Esneklik işsizliği önlemez Konuyla ilgili, Birleşik Metal-İş sendikası uzmanı İrfan Kaygusuz’un görüşlerini aldık: “Bunun açık kanıtı Avrupa ülkelerdir. Bu ülkelerde esnek istihdam en yaygın biçimde uygulanmaktadır, ancak buna rağmen işsizlik düşmemekte, tersine artmaktadır. Bu durum, 2008 krizi sonrası IMF ve ILO tarafından, Norveç’in Başkenti Oslo’da düzenlenen konferansta da itiraf edilmiştir ve esnekliğin istihdam yaratmadığı, çözümün güvenceli ve nitelikli işlerde olduğu belirtilmek durumunda kalınmıştır. Esneklik, işçileri kağıt mendil olarak görmektir; “kolay işe al, kullan, işin bitince kolayca ve maliyetsiz işten at”. Dolayısıyla esneklik esas olarak işten atmanın, işsizliğin kolaylaştırılmasıdır. Esneklikle istihdamın artışı ya da koruması değil, işsizliğin yönetilmesi hedeflenmektedir. Esneklik, daha düşük ücret, güvencesiz, kuralsız çalışma demektir. İşsizliğin giderilmesi için yapılması gereken ilk şey, haftalık çalışma süresinin hiçbir ücret indirimi olmaksızın düşürülmesi ve işlerin çalışabilir nüfusa pay edilmesidir”.

malarının yapılmadığı tespit edilmiştir” ifadesi yer aldı.

Aleyhte hükümler kalksın Rapora göre, komisyonun EPDK’dan istediği düzenlenmeler şöyle: - Bakım, yatırım ve takip çalışmalarının dağıtım şirketleri tarafından ne kadar etkin şekilde yürütülmekte olduğu denetlenmeli. - Tüketicinin hak ve menfaatlerine aykırı sözleşme hükümleri kaldırılmalı.Dağıtım şirketlerinin, sayaçların kontrol edilmesi ve değiştirilmesi işlemleri esnasında mevzuata uygun hareket edip etmediği titizlikle takip edilmeli. - Elektrik sayaçlarının sökme-takma bedelinin sayacın kontrolünü talep eden taraf tarafından ödenmesine yönelik değişiklikler yapılmalı. - Elektrik faturaları üzerinden alınan TRT payı oranının azaltılmasına yönelik düzenleme yapılmalı. yarın ekonomi

AKP Hükümeti’nden savaşa yatırım himmat entegrasyonunun bağımsız olarak eklenebilmesi için ABD ile görüşmelerin belli bir aşamaya geldiğini açıklaması, AKP hükümetinin savaş hazırlıklarına başladığının göstergesi. F-35 alımıyla ilgili net bilgiler belirten Yılmaz, ABD hükümetinin 2012 içinde Türkiye’ye yaptığı bildirime göre, 2 bin 443 adet F-35 savaş uçağı üretmeyi planladığını kaydederek; “Yürütülen müzakerelere bağlı olarak gelecek yıllara ilişkin uçak sipariş kararı ayrıca değerlendirilecek” dedi.

315 milyon dolar ödeme yapıldı İşsizlere, emekçilere ve öğrencilere dair

hiç bir yatırım yapmayan devlet, F-35 projesi için bugüne kadar toplam 315 milyon ABD doları ödeme yaptı. Yılmaz, ABD’nin yazılım kaynak kodlarını Türkiye’ye vermeyeceğiyle ilgili, “F-35 uçağının harekat ve idame işletmesinin Türkiye’de bağımsız olarak sağlanması amacıyla elektronik harp programlama ve yazılımsal olarak yeni silah/mühimmat entegrasyonunun bağımsız olarak gerçekleştirilebilmesi hususunda ABD ile görüşmeler devam etmektedir. Ancak bu çerçevede, programlama ve entegrasyonun bağımsız olarak gerçekleştirilebilmesi mümkün olacaktır” açıklamasıyla, yapılan tüm in-

Genel-İş İstanbul Anadolu Yakası 1 No’lu Şube Başkanı Mahmut Şengül: Bugün Türkiye’nin geldiği durumda, işsizlik çok ciddi rakamlara tekabül ediyor. Toplumun gözüne baka baka yalan söylüyorlar. Diyorlar ki işsizliği önleyeceğiz. Önlerine bir hedef koymuşlar. Esnek çalışma adı altında, tam anlamıyla işsizliği engellemek değil, iş gücünü ve çalışma saatini bölerek, bir kişinin, aldığı ücreti ve aylık çalışma saatini 3 kişiye bölerek, işsizliği düşürmeyi hedefliyorlar. Bu getirilen düzen tamamen köleci bir düzen. Yavaş yavaş toplum sessiz, sindirilmiş bir hale getiriliyor. Bir insanın en zayıf noktası işsizlik ve açlıktır. İşte bugün görüyoruz kadın cinayetleri arttı. Toplumda bir cinnet hali var. İşte bu tepkisini doğru noktaya yönlendirmeli.

Kriz de var ve önemli toplumsal etkileri de Tüm bu artan kadın cinayetleri, öğrenci-öğretmen-işsiz intiharlarının altındaki en önemli etkenlerden biridir kriz. Krizin yarattığı ortam toplumsal olarak bir buhran psikolojisi de yaratıyor. Bunu şöyle örnekleyebiliriz. Yanı başımızda Yunanistan’da halk sokaklarda fakat orda işçilerin kaybetmek istemedikleri hakları bizim ülkede hiç olmamış durumda. Ama bizde kemer zamanında yeterince sıkıldığı için Yunanistan da bizim sıktığımız kadar sıkmak istiyor ama verilmiş hakları almak kolay olmuyor. Kölelik sistemine benzer bu yeni uygulamalar, çalışan halk ve işsizler ordusunun sorunlarına çözüm olmaktan tamamen uzak. Devletin açıkladığı yoksulluk ve açlık sınırı ortada. Açlık sınırının çok altında olan asgari ücret de!

BDDK ve TMSF’ye sınırlama geliyor

TMSF Başkanı Şakir Ercan Gül’ün görev süresi Şubat sonunda, BDDK Başkanı Tevfik Bilgin’inki ise Nisan ayının ilk haftasında doluyor. Yürürlükteki yasalara göre her iki ismin de yeniden atanması mümkün değil. Hükümet yeni bir düzenleme için harekete geçti. Türk-Çin İş Forumu’nda düzenlemeyle ilgili bilgi veren Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Kurum üyeleri ve başkanları artık 6 değil 5 yıllığına atanacak ve görev süreleri 10 yılla sınırlanacak. En fazla iki dönem görev yapabilecek. Gerekli taslak hazırlanacak Torba yasa içerisinde düzenlenecek. Sınırsız süre olmayacak. Herhangi bir üye veya başkanın görev süresi 10 yılı geçemeyecek” dedi. AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli önceki gün bir yasa teklifini Meclis’e sunmuştu. BDDK ve TMSF görev alanında bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan değişik teklifinden habersiz olduğunu söylemişti.yarın ekonomi

Neler oluyor? Avrupa Komisyonu’nun mali işlerden sorumlu yetkilisi Olli Rehn, mali piyasalardaki iyileşme sinyallerine rağmen 2012’de Euro Bölgesi’nde ekonominin yüzde 0,3 küçüleceğini açıkladı. İmalat sanayi genelinde kapasite kullanım oranı, şubat ayında geçen yılın aynı ayına 0,1, ocak ayına göre ise 1,8 puan azalarak yüzde 72,9 seviyesinde gerçekleşti. Geçen yıl Yunanistan’daki devasa zararları nedeniyle zora girince Belçika, Fransa ve Lüksemburg hükümetlerinin müdahalesiyle iflastan kurtarılan Dexia, 2011 yılında 11,6 milyar euro’luk rekor zarar açıkladı.

SÖZLÜKÇE

?

Ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerin başında olmamıza rağmen AKP Ortadoğu’da esen savaş rüzgarına kapılarak savaş uçaklarına yatırım yapmayı uygun gördü. Türkiye’nin 100 adet F-35 tipi savaş uçağı alacağını açıklayan ve iki uçağın 2015’te teslim edileceğini belirten Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, uçaklar için toplam 16 milyar dolar ödeneceğini açıkladı. Türkiye, ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın Suriye’deki dehşete müdahale etmek için askeri hazırlıklara başladığını inkar etmesine rağmen Yılmaz’ın, F-35’lere savaş programı ve silah/mü-

İşsizliği gizlemeye çalışıyorlar Kapitalizmin krizini, onun en önemli, en can yakıcı silahı olan işsizliği, dünyada ve Türkiye’deki ekonomik gelişmeleri, ekonomik planlamaları ve halka yansımalarını, ekonomistlere, sendikacılara ve akademisyenlere soruyoruz. Varolan gerçekler, somut olanlar en somut haliyle analiz edilecek. Gerçekleri açıklıyoruz.

Çalışma Bakanlığı, Ulusal İstihdam Stratejisini Türk-İş ve Hakİş’in önüne koyarken, strateji belgesinin kıdem tazminatı sisteminin değiştirilmesi kadar kritik ikinci bölümünü ise ‘Esnek Çalışma’ oluşturdu.

Hükümet işsizliği kısa dönem çalışmalarla çözecek Hükümet, 2023 yılına kadar, şu anki istihdam rakamıyla en az 3.3 milyon çalışanın bir kaç aylık sözleşmelerle kısa süreli çalışmasını, en az 4.6 milyon kişinin ‘part-time’ çalışan olmasını hedefliyor. Böylece işsizlik düşecek, ‘çalışan sayısı’ artacak. Kalem oyunlarıyla işsizliği düşüremeyen hükümet bu sefer de kıdem tazminatı güvencesini alarak, esnek çalışma koşullarıyla işsizliği çözmeyi hedefliyor. Belge, 2023 yılına kadar işsizliği yüzde 5’e çekebilmek amacıyla, hükümetin, ‘evden çalışma’, ‘uzaktan çalışma’, ‘part time çalışma’ gibi esnek çalışma modellerini hakim kılmaya kararlı olduğunu ortaya koyuyor. Ancak evden, uzaktan veya yarı zamanlı çalışan işçilerin emeklilik ve diğer sosyal güvenlik hakları, özel bir düzenleme yapılmazsa, normal (tam zamanlı) çalışan işçilerle aynı olmayacak. Söz konusu belgeyle ilgili konfederasyonların görüşlerini 23 Şubat’a kadar bildirmelerini isteyen Çalışma Bakanlığı, kıdem tazminatı gibi esnek çalışmaya ilişkin de konfederasyonlardan görüş bekliyor. Belgede, Türkiye’de esnek çalışma modellerinin hakim kılınmasına ilişkin hedefler, “Yasal altyapısı bulunmayan esnek çalışma biçimleriyle ilgili mevzuat çıkarılacak. Yasal düzenlemesi bulunan ancak yeterli uygulama alanı olmayan esnek çalışma biçimlerinin uygulanabilirliği artırılacak” şeklinde sıralanırken, yeni dönemin çalışma biçimi şöyle anlatıldı:

İşte kriz

DEĞER:

karlara rağmen, Türkiye’nin Suriye’ye karşı yapılan savaş hazırlıklarına dahil olduğunu bir kez daha gösterdi. YARIN EKONOMİ

Değerin insan emeğinden doğduğunu ve mal üretimiyle ilgili tarihsel bir kategori olduğunu diyalektik ekonomi anlayışı ortaya koymuştur. Bu anlayışa göre değer, malda maddeleşmiş toplumsak emektir. Ekonomik değer, kullanma değeri değil; değiştirme değeridir. Değerin para diliyle dile getirilişi ise fiyattır.


09

fotoğraf: elif ergün

28 ŞUBAT 2012 YARIN

Faili meçhul cinayetlerin, gözaltında kayıpların Türkiye’de yürüyen mücadelesi uzun yıllara dayanıyor. Arkeolojik kazılarda bile geçmişinin karanlığından kurtulamayan bir yer burası. Geçmişiyle hesaplaşmayan, aydınlatmayan bir ülkenin, toprakları da kabul etmiyor bu haksızca yaşanan insanlık suçlarını ve dışarı atıyor kemiklerini insanlarının. Bu hafta Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Coşkun Üsterci’ye yönelttik sorularımızı. Coşkun Üsterci kimdir?

90’lı yıllara mı dönüyoruz? Faili meçhuller cinayetler rını yıllarca etkileyen bir olay. Çünkü insanlar ya da kayıplarla ilgili vakıf sürekli umut halinde; “Acaba benim oğlum, olarak elinizde bir veri var acaba benim eşim, kızım, bir gün çıkıp gelemı? cek mi, babam gelecek mi?” diye bir beklenti Bizim vakfımızın çalış- içinde oluyor. Bu o kadar belirsizlik yaratıyor masına göre 1901 faili ki dolayısıyla da devletin toplum üzerindeki, meçhul cinayet var. Bu- özellikle mağdurlar üzerindeki ve otoritesini nun neredeyse yarısı 92, ve yetkisini müthiş derecede artırıyor. Bu anRÖPORTAJ cak faşizmlerde olabilecek bir şey. sanem deniz kural 93, 94 yılına ait. Biz sadece gazete haberlerinden medyada yansıyan haberlerden oluştu- Peki biliyorsunuz Cumartesi Anneleri’nin yakruyoruz. İHD’nin rakamları daha fazladır; laşık 6.5 senedir verdiği bir mücadele var. Bu onlara başvuru da oluyor. mücadele karşısında hükümetin yaklaşımını Bu kayıpların asli sorumlusu devlettir. Dola- nasıl değerlendiriyorsunuz? yısıyla takibini yapma yükümlülüğü de on- Ben bunu tamamen bir seçim yatırımı oladadır ancak; bunları kayıt altına alacak resmi rak değerlendiriyorum. Çünkü yerel seçimbirim yok maalesef. Biz defalarca bilgi edin- lere çok yakın bir dönemde, Dolmabahçe’de me yasası çerçevesinde, Adalet Bakanlığı’na İHD Şube Başkanı’yla, kayıplar komisve Dış İşleri Bakanlığı’na başvurular yaptık, yonunun üyeleri ve birtakım kayıp yakınlarıyla birlikte hatta en sonuncusuağırladı Başbakan nu 2011 yılının yaz aylarında gerçekleşonları. Sonra da Baştirdik. Doğru dürüst bakan, İnsan Hakbir bilgi akışı yok. ları Komisyonu’na, Gerçek rakamın resmen olmasa da bunların çok çok gayrı resmi bir şeüzerinde olduğunu kilde talimat verdi. düşünüyoruz. Biz Zafer Üskül’ün başİHD’yle dönemin kanlığındaki komisçok önemli bir soyon iki tane vakayı runu olan zaman araştırdı. Biri Tolga aşımı tehdidinin orBaykal Ceylan, diğeri de işte Cemil tadan kalkması için Şu anda Türkiye’de, eğer kayıplara ortak bir proje yapKırbayır vakası. Cedair bu tür ağır insan hakları ihlallerine tık. Kamuoyunun mil Kırbayır’ın kayıp olduğunu teyit dikkatini bu konu- dair bir şey konuşabiliyorsak ettiler. Çünkü neya yoğunlaştırmaya Türkiye’nin mücadele tarihinin çalışıyoruz. Tabii en kesintisiz eylemliliği olarak den? 12 Eylül askeri ki karar alıcıların, niteleyebileceğimiz Cumartesi darbesinde olmuştu parlamenterlerin ve bunlar. Mezarlarıhükümetin özellikle Anneleri’nin eylemini yabana atamayız. nın bulunması tabii ki de çok zor. O döbu tarz ölüm olaylarının gerçekleştiği nemin görevlilerinin ağır insan hakları ihlallerinde zaman aşımı- pişmanlık duyup, bir şeyler açıklaması lanın olmaması gerektiğini savunuyoruz. Ki zım. Sadece Cemil Kırbayır’ın kaybedildiğibu bizim kurumlarımızın fikri olan bir şey nin söylenmesi yeterli değil. Mademki tarih değil. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslara- olarak biliniyor, o zaman oradaki görevlilerası insan hakları örgütleri de başta işkence rin hepsi hakkında soruşturma başlatılması olmak üzere kayıp olayları ve bu türden faili gerekiyor. Tolga Baykal Ceylan, o da kendi meçhul cinayetleri insanlığa karşı suç ola- dönemlerindeki bir kayıp iddiası; onun için rak inceliyor. Ve diyor ki; “İnsanlığa karşı de ‘yeterli delil yoktur’ diyerek ‘kaybolmadı’ suç niteliğindeki bu vakalarının herhangi kararı verdiler. Dolayısıyla kendi dönemlebir zaman aşımına uğramaması gerekir”. rini aklamış oldular. Mesela bu çalışmalarımız sonucunda CHP Şu anda Türkiye’de, eğer kayıplara dair bu geçenlerde ‘zaman aşımı kaldırılsın’ diye bir tür ağır insan hakları ihlallerine dair bir şey yasa tasarısı verdi ama AKP’nin oylarıyla bu konuşabiliyorsak Türkiye’nin mücadele tareddedildi, alt komisyonda kaldı. rihinin en kesintisiz eylemliliği olarak niteleyebileceğimiz Cumartesi Anneleri’nin eylemini yabana atamayız. Onlar ısrarla kar Kayıplar Sözleşmesi’nden kısaca bahseder misiniz? demeden, yağmur çamur demeden, polis Duyarlı basının bu konuyu özellikle işleme- copu demeden, gözaltına alınma demeden sini gerektiğini düşünüyoruz biz de. Çünkü her koşulda direndiler. Sonuçta kamuoyu bu sözleşmenin kabulü Türkiye’de, kayıplar “Evet böyle bir gerçeklik var” dedi. Bu tıpkı başta olmak üzere bu tür olaylarla mücade- Arjantin’deki Plaza de Maya’daki Anneler le etmenin imkanını da sağlayacak. Çünkü gibi. Rejim onlara da “Mayıs Meydanı’nın kayıpları önlemeye yönelik ya da kayıpları Delileri” diyordu ya da Şili’de gene kayıp doğru düzgün araştırılmasına yönelik yasal ailelerinin ısrarla yıllarca kemiklerin peşinbir düzenleme de yok Türkiye’de. Kişinin den koşması sonucu bu açığa çıktı çünkü bu hem yasal haklarıyla hem de fiziki varlığıyla insanlık suçuyla başka türlü mücadele etmek tamamen yok olduğu çok ağır bir şey bu. mümkün değil. Devletlerin hukuk dışılığıYaşayan biri için hakkın ihlal olur sen mü- na çıkmasının en uç noktası kayıp meselesi cadele edersin falan ama kayıp biri için hiç ve hiç bir devlette sonuna kadar ben bunu bir şey yapmak mümkün değil. Üstelik kayıp yaptım deyip bunla yüzleşip hesaplaşmaya olayının şöyle de bir yanı var, sadece ihlale gitmiyor, yapıyormuş gibi dolaylı şekilde uğrayan kişiyle sınırlı kalmıyor onun yakınla- geçiyor. Onları bu hesaplaşmaya zorlayacak

olan başta tabii ki kayıp yakınları. Dünyanın güzel örnekleri var bu konuda Şili’den, Arjantin’e, Güney Afrika’ya kadar. Türkiye de tarihin bir dönemiyle yüzleşmek zorunda. İşte bu çabalar zaman zaman tesadüfi bir şekilde arkeolojik kazılarda, zaman zaman da hakikaten çabalarının ürünü olarak açığa çıkıyor. Tarihçi Ayhan Aktar “Kötülüğün arkeolojisi” diyor buna. Hakikaten çok çarpıcı bir şey onun yaklaşımı. Diyarbakır’dan önce de Güçlükonak’ta yine 3 köylünün kemikleri bulundu! Güçlükonak’ta 3 köylünün, Dargeçit’te de 6 köylünün kayıtları aranıyor. Dargeçit’te bir kişinin kafatası ve elbiseleri bulunmuş. Abdülkadir Aygan’ın ifadeleri sonucunda birtakım önemli kemikler ortaya çıkarıldı. Ayhan Çarkın çok önemli açıklamalar yaptı. Aslında bunların artması lazım. AKP gerçekten bu meselelere samimi bir şekilde yaklaşıyor olsa, hakikaten demokrasiye bir değer olarak önem veriyor olsa; bu insanları koruma altına alır, bunları özel olarak konuşmaya teşvik eder, özel tanıklık programları gibi şeyler yapar, hatta samimi itiraflardan sonra bunları araştıracağını söyler. Dolayısıyla bir sürü fail gelir anlatır bunları böylelikle biz de gerçeğe ulaşmış oluruz. Ama AKP hiç tınmıyor hatta Ayhan Çarkın’ın açıklamalarında sözüne ettiği, aralarında İbrahim Şahin’in de olduğu kimi tutuklu olan özel harekat polislerini serbest bile bıraktı. Uludere’de öldürülen 34 vatandaşla ilgili neler söylemek istersiniz? Orada büyük bir aymazlık, büyük bir kasıt yaşandı. Kaç ay oldu ama hala açığa çıkmadı. İHD Genel Merkezi’nin, Mazlum Der’in başlattığı, bizim de İzmir temsilciliği olarak katıldığımız 34 gün sürecek bir kampanyamız var. Her gün Uludere kurbanlarından birinin yaşam öyküsünü Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına ve Dışişleri Bakanlığına fakslayarak mektuplar gönderecek ve o yürekleri parçalayan acı öyküleri, yetkililere hatırlatmaya çalışacağız, ki bu işi hızlandırsınlar. Başbakan Suriye’de, halkına ateş açanlara, öldürenlere “Kimsenin yanına yer kalmaz” diyor. Gerçekten ağır insan hakları ihlalleri yaşanıyor, eleştirmekte çok haklı ama kendi yönettiği ülkede, bizzat kendi denetimi altındaki güvenlik görevlileri halkına bomba atıyor. 90’lı yıllara geri döndük denebilir mi? Şu anda insanlar 90’lı yıllardaki gibi patır patır gözaltına alınıp, faili meçhullere kurban gitmiyorlar ama gözaltına almalar, Ergenekon ve KCK operasyonları, özellikle basına yönelik uygulamalar vs. var. Şu anda bütün dünya Türkiye’yi konuşuyor. Yüzden fala gazeteci tutuklu. En son sendikacılara, özellikle de kadın çalışması yapan kadın sendikacılara yöneldiler. Şimdi gençliğe yönelik yapıyorlarmış. Dolayısıyla bu baskı ve takibatlar, sorgulamalar, operasyonlar açısından baktığımızda 90’lı yıllara dönüldüğü izlenimini veren bir sürü belirti var. Ama daha vahim olan Kürt meselesinin çözümüne yönelik zihniyet 90’lı yıllara döndü. 90’lı yılların başında imha ve inkar yaklaşımı egemen kılınmıştı ve onlar şiddetle Kürt meselesini çözmeye çalıştılar. Dediğim gibi olağanüstü hal tekniklerin, kontrgerilla ve özel harp tek-

1954 İzmir doğumlu olan Coşkun Üsterci, Ege Üniversitesi İktisadi Ticari Bilimler Fakültesi’ni bitirmiştir. 12 Eylül döneminde tutuklanarak 12 yıl cezaevinde kalan Coşkun Üsterci, cezaevi sonrası işkence mağduru olarak başvurduğu Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda yönetici olur. Üsterci 2007 yılından beri THİV’in Yönetim Kurulu üyesidir.

niklerini uygulamaya kalktılar ve sonunda konusunda çok fazla bir ayrışmanın olduğuda bu ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. Se- nu sanmıyorum. Sadece iktidar kavgası var çim sonrası dönemde, sonbaharda başlayan kendi aralarında. Şu anki izlenimim, iktioperasyonlar kış nedeniyle sakinledi ama dar kanadı daha galip gelmiş ya da ağırlığızaman zaman çıkıyor yine. Şimdi bahar ge- nı koymuş gibi. Polisleri, savcıları görevden liyor ve bir insan hakları savunucusu olarak aldılar; kendi istedikleri oldu yani. Tabii ki çok kaygılıyım ama hakikaten çok sert çatış- demokrasi açısından çok kaygı verici bir yasa malar, insan hakları ihlalleri ve yaşam hakkı çıkardılar. Zaten biz yıllardır insan haklatabii başta olmak üzere, ihlallerin yaşanacağı rı ihlallerinin kamu görevlileri tarafından bir dönem yaşayabiliriz. Çatışmalar çok sert- yapıldığını söylüyoruz. İşkence yapan, faili leşebilir. Bu uygulamalara sebep olabilecek meçhul cinayetlere sebep veren; kayıpları zihniyet, kelimenin tam anlamıyla 90’lı yıl- gerçekleştiren kamu görevlileridir. Mevcut ların zihniyetidir. Sanki siyasi iktidar buna yasalarımızda kamu görevlilerinin yargılandönmüş gibi. Çok eleştirdiği Ergenekon ması çok zordur ve bu yargılamayı izne tabii Davası çerçevesinde, tutan kurallar vardır. 90’lı yılların o zihniBunların değişmesini isteriz. MİT gibi, yetinin sorumlusu insanları tutukladıkamuoyu denetiminin kolay kolay lar, gözaltına aldıolmadığı, şeffaf ollar. Bunların doğru mayan; tamamen düzgün yargılanması gerekirken bütün gizli, nasıl dengelebu ihlalleri açığa rin ve zihniyetlerin çıkarılması gerekiriçinde dolaştığını bilemediğimiz bir ken çok ağır gidiyor organizasyonu tave usulüne uygun gitmiyor. Sonuçta mamen Başbakan’ın biz niye kayıpların MİT gibi, kamuoyu denetiminin kolay inisiyatifine verdiler. peşinden koşuyo- kolay olmadığı, şeffaf olmayan; Başbakan’ın iki duruz, niye sözleşme tamamen gizli, nasıl dengelerin dağının arasında yargılama konukabul edilsin istiyo- ve zihniyetlerin içinde dolaştığını su. Bu çok rahat, ruz, niye zamanaşıBaşbakan’ın kendi mı ortadan kalksın bilemediğimiz bir organizasyonu özel çetesi haline istiyoruz, kampanya tamamen Başbakan’ın inisiyatifine dönüşebilir yani. yapıyoruz! Aslında verdiler. Başbakan’ın iki dudağının Demokrasiyle ke30 yıldan fazla Kürt arasında yargılama konusu. Bu sinlikle bağdaşmameselesi nedeniyle çok rahat, Başbakan’ın kendi özel yan, insan hakları sürmekte olan bir açısından da çok savaş var ve bu sava- çetesi haline dönüşebilir yani. ciddi sorunlara seşın yarattığı ağır bir bebiyet verecek bir toplumsal travma var. Hem evladı dağda ölmüş, hapishanede yaklaşım. Çünkü geçmişten biliyoruz ki, ölmüş, göç ettirilmiş Kürtlerin karşı karşıya 90’lı yıllarda pek çok insan hakları ihlalleolduğu bir travma var hem de Batı’dan gidip rinde, hele 12 Eylül öncesi dönemde, bizzat o bölgede, önce babası, şimdi çocuğu savaş- MİT’in parmağı vardı. Örneğin 16 Mart mış yani aile içinde bile kuşaktan kuşağa Katliamı, Maraş Katliamı. Bu yasayla bütün geçen ağır bir travmatik süreç yaşanıyor. Bu bunlar daha da kötü olabilir. kadar ağır bir ruhsal, sosyal, fiziksel travmatik süreçle toplumun sağlıklı bir yöne İçkale’de de aynı şekilde oldu! ilerlemesi, huzura ermesi, demokratikleş- İçkale’de şöyle bir şans vardı arkeolojik mesi mümkün değil. İşte biz bu toplumsal sit alanı. Tabii Mimar ve Mühendisler travmayla yüzleşmek ve onunla baş etmek Odası’nın itirazı sayesinde daha dikkatli için bu kampanyaları yapıyoruz. bir kazı yapıldı. Bu konuda başvurulması gereken usulü, BM’nin çıkardığı MinnesoMİT’çilerle ilgili çıkarılan yasa konusunda ne ta Protokolü. Bir de Kızılhaç’ın önemli bir düşünüyorsunuz? protokolü var. Bunu niye önemsiyorum? Mevcut resme baktığımızda, özellikle ikti- Çünkü Adalet Bakanlığı’nın emriyle HSYK, dar bloku içerisinde farklı grupların “saray 18 Ekim 2001’de Türkiye’deki bütün saviçi iktidar savaşı” yaşadığını görüyoruz. cılara bir genelge gönderiyor. Bu 9 no’lu Özellikle Gülen cemaatinin etkisi altında genelgede “Ölü muayene ve otopsi işlemleolan kesimler, daha çok yargıda etkinler. rinde nasıl davranılmalı” başlığı var. Bizim Özellikle hükümetin başında duran unsur- çevirdiğimiz Minnesota Protokolü’nü bir ların arasında, “iktidardan daha çok kim genelgeyle Savcılıklara gönderdi. Burada çok pay alacak” tarzında bir kavganın olduğunu önemli kurallar var. Mezarı açarken çok özel düşünüyorum. Kimi yorumcular bunu Kürt tutanaklar tutman gerekiyor. Kazıya başlanmeselesine yönelik iki yaklaşım farkı olarak gıçta fotoğraf çekeceksin. Paydos ettiğinde değerlendiriyor. Biri çözüm ve görüşmeden de bitirdiğin anda da yine fotoğraf çekecekyana, diğeri operasyonlardan yana. Ben bu- sin. Belgeleyeceksin ki birilerinin bu kazıyı na çok katılmıyorum. Çünkü çatışmanın karıştırıp karıştırmadığını göreceksin. Yüzey böyle alevlenmediği bir önceki aylarda hü- araştırması yapacaksın, adli arkeolojinin uzkümet operasyonların baş savunucusuydu. manlarını kullanacaksın, ince ince çalışaVe hatta “Operasyonlara karşı çıkan terör caksın. Ufacıcık bir parçayı bile araştırman örgütünün yandaşıdır” deyip mevcut uygu- gerekiyor. Ama öyle yapmıyorlar. Bunun lamaları eleştiren insanlara Erdoğan parma- herkes tarafından bilinmesi gerekiyor. ğını sallıyordu. Dolayısıyla orada yöntemler


0428EKiM 2011 YARIN ŞUBAT 2012 YARIN

Eğitim sistemi yap-boza dönüştü

Her geçen gün yeni bir uygulamaya sürüklenen eğitim sitemi yapboza dönüştü. Geçtiğimiz günlerde pilot bölgelerde uygulanmaya başlanan Fatih Projesi’nin uygunluğu sorgulanırken şimdi de eğitimde 4+4+4 kesintili eğitim sistemine geçiş gündeme geldi. Hükümetin bu yeni eğitim politikası da oldukça tartışılacağa benziyor. ankara aslıhan pehlivan

4+4+4 ne getirir?

Sürekli kendini yenilemek, çağa ayak uydurmak özellikle eğitim sistemi için son derece zorunludur. Ancak hükümetin arda arda değiştirmekte olduğu eğitim sistemi hakkında halkın hatta eğitimcilerin bile hayli kafası karışık. Öğrencilerin görevi ise hangi sistemde, hangi şartlarda olursa olsun rakiplerini geçmek, en iyisi olabilmek.

Eğitim sisteminde periyodik değişim Eğitim sisteminde pek çok değişim yapıldı. 1997’de 8 yıllık kesintisiz eğitime geçildi, 1999’da üniversite sınavları tek basamak oldu. 2003’te katsayı arttırıldı. 2005’te lise eğitimi dört yıla çıkarıldı. Liselere Giriş Sınavı (LGS) kaldırıldı, yerine Ortaöğretim Kurumlarına Geçiş Sınavı (OKS) geldi. 2009’da üniversite sınav sistemi tekrar eskiye döndü ve iki aşamalı oldu. Katsayı farkı azaltıldı ama kaldırılmadı. Kesintisiz eğitimden kesintili eğitime 28 Şubat 1997’de sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçiş onaylandı. Anacak yıllardır sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçiş çalışmaları yapılıyor. Halen sekiz yıllık zorunlu eğitimin %100 sağlandığı söylenemez. Geçişi için uğraşılan sekiz yıllık zorunlu eğitim henüz tam sağlanamazken şimdi de yeni bir eğitim sistemi geliyor. 4+4+4 kesintili eğitim sistemi TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda görüşülüyor. TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Komisyon Başkanı Nabi Avcı başkanlığında ‘İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşüyor. Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarıldığı iddia edilen yeni eğitim sistemine göre zorunlu eğitim dörder yıllık üç kademeden oluşacak. Eğitimin niteliğiyle ilgili hiçbir değişiklik yok Eğitim sistemiyle ilgili hazırlanan yeni yasa teklifinde, eğitimin niteliğiyle ilgili

bir değişiklik yok. Yıllardır değişmesi üzerine konuşulan ezberci eğitim sisteminin kaldırılmasına dair herhangi bir madde içermeyen yasa teklifinde yine eğitimin kabuk kısmıyla uğraşıldığı anlaşılıyor. İlkokuldan, üniversitelere bütün eğitim kurumlarında asıl problem, bilimsel olmayan, ezberci eğitim sisteminin önüne geçilebilmesi için hiçbir çalışma yapılmıyor. Uluslararası yapılan eğitimle ilgili yarışmalarda son sıralarda olduğumuz düşünülürse, eğitimin çok daha derin problemleri olduğu ortaya çıkıyor. Gerek Fatih Projesi’yle olsun, gerek şu an teklifi yapılan 4+4+4 kesintili eğitim sistemiyle olsun, öyle iddia edildiği halde eğitimin artık kemikleşmiş sorunlarının çözümü sağlanmaya çalışılmadığı görülüyor.

Yasa teklifine Eğitim-Sen’den tepki Yasa teklifine Eğitim Sen’den tepki geldi. Sendika genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, AKP hükümetinin uluslararası sermayenin ihtiyaçları ve dinsel referanslar üzerinden Türkiye’yi yeniden şekillendirdiğini, gündeme getirilen yasanın da bunun bir parçası olduğunu söyledi. Yasa teklifinin eğitimin hangi ihtiyacı üzerinde şekillendiğine dair hiçbir açıklama yapılmadığına dikkat çeken Yıldız, AKP’nin yasa teklifine

dayanak gösterdiği 18. Milli Eğitim Şurasının AKP bürokrasisinin taşra yöneticilerinin toplandığı, demokratik katılımı esas almayan bir çalışma olduğunu dile getirdi. Yıldız, söz konusu şurada, AKP’nin çok önceden belirlediği ve raporlaştırdığı konuların kaleme alınıp netleştirdiğine vurgu yaptı.

Fatih Projesi’nin üstü örtülüyor Eğitim sistemiyle ilgili gündeme gelen yeni projelerle Fatih Projesi’nin tartışmalı yanları kapatılmaya çalışılıyor. Geçtiğimiz günlerde pilot bölgelerde uygulanmaya başlayan Fatih Projesi’nin henüz uygunluğu hatta öğrenciler ve eğitimciler üzerindeki etkisi bile araştırılmadı. Kaldı ki problemsiz bir proje bile olsa eğitimde olan onca temel sorun varken tablet dağıtımının doğruluğunu tartışmaya gerek bile kalmıyor. Öğrenciler, öğretmensizken, hala çok kalabalık ya da birleştirilmiş sınıflarda eğitim görülürken, okullarda fiziki koşullar yetersizken dağıtılan tabletlerin eğitime ne derece de katkı sağlayacağı nisan ayında yapılacak teste bırakıldı. Hükümet geri adım attı Kesintili eğitimin ilk dört yılından sonra, öğrencilere açık öğretime gitme hakkı tanınmıştı. Kız çocukların öğretiminin önüne geçeceği düşünülen bu maddeye, pek çok kurum itiraz etti.

- İlk dört yıllık eğitimden sonra, mesleki eğitime geçilecek ve mesleki eğitimdeki çırak olabilmek için 14 yaşında olmak ve ilköğretimi bitirme şartı kaldırılacak. Böylece öğrenciler 11 yaşında çırak olacak. - İlköğretim dördüncü sınıftayken, öğrencilere ikinci aşamada devam edecekleri okul ve programların hangi mesleklere yönelik olduğu aktarılacak ve öğrenciler 10 yaşında seçim yapacaklar. - Üniversiteye girişte farklı alanlarda olan öğrencilere uygulanan katsayı ortalaması kaldırılacak. - Meslek Lisesi mezunlarına üniversiteye girişte bitirdikleri programla ilgili bölümü seçtikleri takdirde ek puan verilecek.

4+4+4 ne götürür?

- Çocuklar 10 yaşında mesleklere yönlendirilecek ve mesleki eğitim almaya başlayacaklar. Bu da çocuk işçiliğinin önünü açacak. - 10 yaşında henüz o yeterlilik düzeyine gelmemiş çocuklara yaptırılacak olan meslek seçimi çok gerçekçi olmayacaktır. Küçük yaşta yapılan yanlış bir seçim ömür boyu aynı mesleği yapmak zorunda bırakabilir. - İkinci kademeye geçişte farklı okul türleri bulunduğundan bir merkezi sınav uygulanması söz konusu olacaktır. Bu da çocukların çok daha küçük yaşta dershanelere yönelmesi ve sınav stresine girmesine neden olacaktır.

Hükümette geri adım atarak, ilk dört yıllık eğitimden sonra değil, ikinci dört yıllık eğitimden sonra açıköğretim hakkı tanıma kararını yasaya koydu. Revizyona gidilmiş olsa da yasa teklifi, bugünkü halinden daha ileri gidemedi. Kız çocukların okula sürekliliğini sağlama konusunda yeni bir madde eklenmiş değil.

Rektör kehanette bulundu

Gelecekte lise öğrencilerinin yüzde yüzü üniversiteye girecek, üniversiteler öğrencilerin önünde kuyruk olacak çünkü başarılı olabilenleri kapmaya çalışacak” diyen Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Hasan İbicioğlu, bundan böyle özel sektör gibi çalışacaklarını söyledi.

200 üniversiteye para dayanmaz Şu anda ülke çapında üniversite sayısının 170’i bulduğunu söyleyen İbicioğlu, bu sayının kısa zamanda 200 olacağını söyledi. “Devlet bu kadar üniversiteye

nasıl para versin?” diye soran rektör, artık üniversitelerin kendi yağlarında kavrulmaları gerektiğini söyledi. Özel sektör nasıl çalışıyorsa üniversitelerin de öyle çalışmaları gerektiğini vurgulayan İbicioğlu şunları söyledi; “Bu kadar sayıda üniversite olması üniversiteye giriş sınavında gençlerimiz açısından büyük imkanlar oluşturacak. Artık lise mezunlarının yüzde 100’ü üniversitede okuma şansı bulacak. Artık üniversiteler öğrenci bulmak için öğrencilerin kapılarında kuyruklar oluşturacak. Çünkü üniversiteler öğrenci bulmakta sıkıntı yaşayacak. Hükümetler eskiden olduğu gibi muhtemelen üniversitelere büyük kaynak ayıramayacak. Çünkü bu kadar üniversite olunca bütçeden üniversitelerin alacağı paylar gittikçe azalacak.”

“Bilimi de unutmadık” Artık girişimci bir üniversite olacaklarını söyleyen

Hasan İbicioğlu, Ar-Ge’leri artıracaklarını ve bilimsel araştırmalara önem vereceklerini söyledi. Şimdilik dünyada 600’üncü sırada olduklarını ancak kısa zamanda ilk 100’e girmek istediklerini söyleyen rektör bu hedef için “4 yıl bize yeter” dedi.

Peki ya iş kuyrukları? Öğrencilerin önlerinde oluşacak kuyruklardan bahseden Rektör Hasan İbicioğlu, mezunların oluşturdukları binlerce kişilik iş kuyruklarından ise hiç bahsetmedi. Rektörün Türkiye ve dünyanın en önemli gündemleri arasında yer alan genç işsizlik yerine tasvir edilen öğrenci kapmaya çalışan kuyruklardan bahsetmesi özellikle gençler için tatmin edici durmuyor. Üniversitelerin kaynak sorunundan daha öncelikli olan işsizlik sorununa dair üniversitelerin henüz bir çalışması yok. Yarın Eğitim

30 bin öğretmenin durumu belirsiz Eğitimde militarist

Danıştay’ın kararıyla Anadolu ve fen liselerine sınavsız öğretmen atanması durdurulunca MEB, sınav yapma kararı aldı. Bakanlık 2010 yılında hazırladığı yönetmelikle Anadolu liseleri dışındaki fen, sosyal bilimler, güzel sanatlar ve spor liselerine öğretmen seçimini sınavla yapma düzenlemesine giderken, bu liselere öğretmen seçiminde sınavı kaldırmış ve sınavsız atama yapmıştı.

dikkate alınmıyor. Yani öğretmenin sadece kadrolu olarak çalıştığı zamana bakılıyor. sınavdan 60 ve üzeri puan alan adaylar başarılı sayılacak. Sınav için alınacak ücret 80 TL. Daha önceki yıllarda yapılan sınavlar için 30 TL alındığına dikkat çeken öğretmenler, ücretin bu rakama çıkarılmasına tepkili. “Bu ücret ÖSYM ’nin yaptığı sınavlardan bile fazla” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

danıştay yürütmeyi durdurdu Fakat Danıştay, karara ilişkin davaya göre hükmün yürütmesini durdurdu. MEB bu karar üzerine Anadolu liseleri dışındaki fen, güzel sanatlar, sosyal bilimler ve spor liseleri için öğretmen seçiminde; sınav düzenleme kararı aldı. Okullarda öğretmen alımı için düzenlenecek sınav tarihi 10 Mart. Fen, Sosyal Bilimler, Güzel Sanatlar ve Spor Liseleriyle Anadolu Liselerine öğretmen alımı için gerçekleştirilecek sınava başvurular 27 Şubat’ta son buluyor.

Sınavsız atanan öğretmenlerin durumu belirsiz Bu süre zarfında geçtiğimiz yıllarda yaklaşık 30 bin öğretmen Anadolu Lisesi ve dengi okullara atanmıştı. Şimdi ise öğretmenlerin durumu ne olacak sorusu tartışılıyor. Bu gelişme üzerine Eski Eğitim İş İstanbul Şube Yöneticisi Maksut Balmuk, “Sınavsız atanan bu öğretmenler ne olacak?” diyerek tepkisini dile getirdi. Bakanlıktan henüz, sınavsız atanan öğretmenler için Anadolu Liselerindeki görevlerine ilişkin bir açıklama gelmedi. Bu sorunun cevabı da, ataması yapılmayan öğretmenler ve değişen yönetmelik sonucunda durumu netleşmeyenler için olduğu gibi belirsizliğini koruyor.

Başvurular 10 Mart’ta Başvuruda 10 Mart 2012 tarihine kadar 3 yıl hizmet şartı aranıyor. Ancak bu 3 yıllık süre içerisinde sözleşmeli öğretmelik yapılmışsa bu süre

Yarın Eğitim

anlayış devam ediyor

İlköğretim ders kitaplarında tepki toplayan cinsiyet ayrımcı ifadeler büyük oranda temizlendi. Artık babalar da ‘ev işi’ne koşuyor. Ancak militarizm yerli yerinde.

Türkler hâlâ ‘asker doğuyor’ Militarist söylem, 2005 müfredat reformu öncesi kitaplara oranla azalmakla birlikte, yeni kitaplarda da devam ediyor. En yoğun sorun 4, 5 ve 6. sınıf kitaplarında. Kitaplarda öğrencilerde ‘tehdit/düşman’ algısı yaratacak anlatımlar yer alıyor. Askerliğe ve orduya ait tüm değerleri kutsal görme, şiddetin normalleştirilmesi, ölüm ve öldürmenin yüceltilmesi, askerliğin kültürün bir uzantısı olarak yansıtılması var. İşte birkaç örnek: ‘Asker Millet’ başlığı altında işlenen konuda “ordu millet geleneği halkımızın genel karakteriydi” deniyor “...Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.” “(...) Asker mert olur. Türk askeri ise mert ve pek civanmert olur.” “Türk ordusunun en önemli üç özelliği: Verilen her türlü emre itaat etme, süratli ve isabetli karar verme, hedefi vurmada tam isabet.” “Askerlik zorunlu olmasına rağmen bütün gençler davullarla zurnalarla, seve seve askere gider...” Yarın Eğitim

YÖK herkesi fişlemiş

YÖK’ün 28 Şubat sürecinde, aralarında rektörlerin, dekanlarında olduğu 300 klasörlük fişleme yaptığı ortaya çıktı. KPSS skandalının ardından başlatılan incelemelerde bilgisayarlara el koyan polisler bu klasörlere ulaştı. KPSS eğitim bilimleri sınavında kopya çekilmesi üzerine YÖK’e ve ÖSYM’ye ait bilgisayarları incelemeye alan polis, 28 Şubat’ta alınan MGK kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetlemek amacıyla kurulan Batı Çalışma Grubu’nun, YÖK’e gönderdiği bir yazıya ulaşıldı. Yazıda, o dönem üniversitelerde görev yapan birçok rektör, dekan ve öğretim görevlisi hakkında bilgi istendiği öğrenildi. Anlaşılan o ki YÖK bu talimatı yerine getirmiş ve toplam 300 klasörlük bir fişleme yapmış. İçinde rektörlerden, dekanlara, akademisyenlere birçok kişinin kaydedildiği dosyalara, incelenmek üzere 28 Şubat soruşturmasını yürüten savcılığa sevk edildi. Yarın Eğitim

“Gençler çalışmıyor”

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sami Şener, ABD’de öğrencilerin okurken aynı zamanda çalıştığını fakat Türkiye’de öğrencilerin çalışmaktan uzak olduğunu ifade etti. Akademik çalışmalar yapmak için gittiği ABD’den dönen Sakarya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Sami Şener, Amerika’da gözlemlediği sosyo-kültürel izlenimlerini öğrencilerle anlattı. Amerika’da birçok öğrencinin okurken çalıştığını ve bunun yaygın olduğunu, bunun sebebi olarak da Batı insanındaki bireyselliği vurguladı. Orada ahlakın, medeni olmak anlamına geldiğini Türk toplumunda ise bunun bir inanç değeri olduğunu ifade etti. Batı toplumunun birey, inanç ve ahlak anlayışının onları ayaklarının üzerinde duran bireyler haline getirdiğinden ve devlete bir zarar vermediği sürece herkesin özgür karşılandığından bahsetti.

Çalışmak zorunda olmak, bireysellik mi? ABD’de, eğitim büyük çoğunlukla özelleştiğinden, öğrencilerin bir çoğu eğitime devam edebilmek için aynı zamanda çalışmak zorunda kalıyor. Şener, “33 bin öğrencisi olan bir üniversitenin, 8 bin öğrencisi okurken aynı zamanda çalıştığını belirtti. Batı insanındaki bireyselciliğin insanları kendi ayakları üzerinde durmaya ittiğini, öğrencilerin bundan dolayı okurken yarım gün işlerde çalışarak sorumluluk kazandığını iddia eden Şener, “Ama durum bizim toplumumuzda böyle değil. Bizdeki fazla koruyuculuk öğrencileri çalışmaktan ve sorumluluk almaktan uzaklaştırmakta.” dedi. Yarın Eğitim

Okullarda 2 yılda 13 çocuk öldü

Anaokulu öğrencisi Efe Boz’un ölümü tek değilmiş. TBMM Dilekçe komisyonunun raporuna göre 2 yıl içerisinde okullarda 13 öğrenci can vermiş. 2 yıl içinde 13 öğrenci, okulların bina güvenliğinin eksikliğinden dolayı can efe boz verdi. Okullardaki fiziki sorunlarla ilgili araştırma yapan TBMM alt komisyonun hazırladığı raporda, bina güvenliğinde zafiyet olduğu belgelendi. Komisyon, , “Okulların imar planı ve denetim göstermelik.” dedi. Okulların güvenli hale getirilebilmesi için Milli Eğitim ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çalışma başlattığı açıklandı.

Efe Boz dönüm noktası olmuş Anaokulu öğrencisi Efe Boz’un tuvaletteki lavabonun kırılması sonucu ölümü, okullardaki riskler konusunda meclisi araştırma yapmaya itti. Meclis Dilekçe Komisyonu, Efe Boz olayını araştırmak üzere bünyesinde alt komisyon oluştururken, çalışmalar sırasında okullardaki fizikî sorunlara ilişkin 43 bin 246 şikayet dilekçesi geldi. Raporunu geçtiğimiz hafta tamamlayan alt komisyon, 2 yıl içinde okullardaki yetersizlikler sebebiyle 13 öğrencinin hayatını kaybettiğini, yüzlerce öğrencinin yaralandığını belirledi. Meclis Genel Kurulu’na bu hafta gelmesi beklenen raporda, “Okulların imar planı ve denetim göstermelik.” tespiti yapıldı. Okulların güvenli hale getirilmesi için Milli Eğitim ve Çevre ve Şehircilik Bakanlıkları’na işbirliği çağrısı yapıldı. İlgili bakanlıklarda TBMM’nin talebiyle gerekli çalışmalara başladılar. “Denetimler adam gibi yapılmalı” Genel Kurul’da bu hafta görüşülecek olan raporda, okullarda öğrencilerin güvenliğini sağlayacak fizikî şartlar ile donanımların yetersiz olduğu ve belli bir standardının bulunmadığı tespiti yapıldı. Komisyon raporunda, İçişleri Bakanlığı’nın okullardaki fizikî sorunların uygulamadan kaynaklandığı, kontrol ve denetimlerin etkin yapılmadığı tespitine yer verildi. İçişleri Bakanlığı yetkilisi, alt komisyon toplantısında “Yönetmelikler yeterli değil, denetimlerin adam gibi yapılması lazım. Kanunları koyup yönetmelikleri yapıyoruz ama uygulamayı denetleyen kimse yok. Okul yapımlarında müteahhitlere para ödenirken, kontroller de bire bir yapılmalı. Birçok alanda standartlarımız yok. Etkili denetim ve hesap verme yok. İmar planı ve denetim göstermelik. Denetim ve kontrol duyarlılığını Milli Eğitim ve mülki amirlere iletmeliyiz.” tespitinde bulundu. İlgili personele ceza verilmeli Komisyon ayrıca Milli Eğitim ile Çevre ve Şehircilik bakanlıklarından ‘güvenli okul’ çalışması ile ilgili sorumlu personele ceza içeren hukuki altyapının hazırlanmasını istedi. İlgili bakanlıklar, Meclis’e gerekli çalışmalara başladıkları cevabını verdi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın güvenli okul yapımı için ‘eğitim yapıları mimari proje hazırlanması genel ilkeleri’nin oluşturduğu ve valiliklere gönderilerek uygulama talimatı verdiği bilgisi verildi. Yarın Eğitim


28 ŞUBAT 2012 YARIN

Arap Baharı kışa döndü

Arap Baharı diye nitelendirdiğimiz süreçten bir sene sonra halk kitlesinin hareketiyle otoriterleri düşüren ülkelerde ve başka mevcut hükümetini hala geçerli kılan Fas gibi bazı ülkelerde bir kaç seçim yapıldı ki, tümü Mısır, Tunus ve Fas’taki gibi çeşitli muhafazakâr partilerin kazanmasıyla sonuçlandı.

Dünya Turu

Bolivya’da engelli eylemcilere polis saldırdı

LİBYA PEYMAN BASHİRİ

Libya Yüksek Geçiş Konseyi’nin öngörüsüyle “İslam’ın kutsal başlangıcı” Libya’nın gelecekteki tüm yasaların kaynağı olacak. Bu konsey Kurucu Meclis’te yürürlüğe götürecek yasalarla kadınların meclisteki katılımını kısıtlamaya çalışıyor. Bu konsey daha önce ortak sayısını Libya’da tasvip etmiş. Beşar Esad’ın zorbayla ayakta tuttuğu Suriye’de sözde muhalefet olan ve 19 üyeden oluşan bir milli konsey kurulmuş ki dördü Müslüman Kardeşler’e mensup ve altısı diğer tutucu gruplardan ibaret. Siyasi İslam güçlendi Ama Ortadoğu ve Güney Afrika’daki ülkelerde siyasi İslam’ın yükseliş nedeni nedir? Tunus, Mısır, Yemen, Suriye ve Libya gibi ülkeler devrimi muhafazakârlar onların geleceğine hâkim olabilmesi için mi yaptılar? Nerden geliyor bu tutucular ve bu yüzyılda hangi siyasi hareketin sonuçları? Bu yüzyılda siyasi İslam ve Panİslamizm bir dini inanç olup 19. yüzyılda Türkiye’de meydana geldi. Bu inancın en kuvvetli isimlerinden biri Şeyh Cemaleddin Esedabadi idi ve bu kavramın yayılmasında önemli rola sahiptir. Bu düşünce Mısır’da çok tutuldu ve Esedabadi kaçtan biri müritlerinden Muhammet Apti’nin de yardımıyla 1879’da Mısır’da bir siyasi parti kurdu. Bu düşünce bazı sömürge altında olan Müslüman ülkelerde gelişmeye başladı ve özgürlük için direnen halk için bir engele dönüştü. Hal böyleyken enternasyonal komünizm düşüncesi 1920 tarihlerinde ikinci kongresinde milli faaliyetlerde, Lenin tezlerinin onaylamasıyla komünist partilerden, İslamcılığa son verilmesi için direnmelerini istedi. Hasan el Bena daha sonra Müslüman Kardeşler örgütünü 1928’lerde tesis edip yönetti ve Seyyed Kutup da bu düşünceyi devam ettirdi. Müslüman Kardeşler ve daha sonra oluşan diğer İslami siyasi hareketler, kendilerini sömürgenin kar-

Bolivya’da 100 günlük bir yolculuk sonunda La Paz’a ulaşan ve devletten daha fazla yardım alabilmek için protesto eylemi düzenleyen onlarca engelliye polis sert müdahalede bulundu. Eylemcilerin polis kordonunu kırmaya çalışması sırasında bazı kişiler yaralandı. Özel polis birimleri, protestocuların Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bulunduğu alana girmesini engellemek için biber gazı kullandı. Bolivyalı engelliler kendilerine yılda 400 dolara yakın bir ödenek sağlanmasını istiyorlar. Engellilerin halen aldıkları yardımsa, bunun yüzde 30’u düzeyinde. Çoğu tekerlekli sandalye ya da koltuk değnekleriyle yol alan 50 dolayında engelli protestocu bu 100 gün boyunca, 1500 km. kat etti ve yol boyunca karşılaştıkları insanların yardımlarıyla yaşadı. şıtı gösterdikleri halde, icraattaysa tüm gayretlerini komünizmle savaşmaya sarf ettiler. Bu esnada İngiltere ve Fransa gibi sömüren ülkelerde Mısır, Tunus ve diğer benzeri sömürülen ülkeleri, halkın ayaklanmasıyla terk ettiler. Seçimlerde muhafazakarLAr galip Dünya özellikle Tunus, Mısır ve Libya halkı muhafazakâr örgütlerin Ben Ali, Hüsnü Mübarek ve Kaddafi aleyhinde herhangi bir faaliyette bulunmadıklarına şahit oldular ama bir alternatif boşluğu görüldüğünde hemen işe koydular ve özgürlük hareketlerine yüklendiler. Libya büyük güçlerin piyonu olmuştu ve askeri tecavüz ile düşüşü hızlandırıldı. Tunus’taysa yaklaşık 30 sene sonra hemen hemen İran olayları tekrarlandı, gayri müslim örgütler özellikle sol ve komünistler herkesten daha fazla Zeynel Abidin’in otorite döneminde ezilmişlerdi. Ennahza gibi İslamcı teşkilatlar ise ki hayır kurumlarını beraberinde tutmata başarmıştı, işe koymadılar. İslamcılar tüm bu ülkelerde gerçek

alternatife dönüşmek için boy göstermediler, tam tersi sadece demokrasi çerçevesinde olan seçimlerle kendilerini diğer hareketlere yüklemek için çıkış yaptılar. Onlar çatışma esrlerini silmek için çıkış yaptılar, Tahrir Meydanı’nın aceleci bir biçimde temizlenmesi de bunun bir simgesidir. Ortadoğu’da kapitalizm esiyor Tunus’taki Ennahza kendini orta bir İslamcı tanıttığı halde, kendi partisini hatta Türkiye’dekilerle kıyaslamakta. Abdülcelil’se şeriatın insan haklarına saygısızlık diye nitelendirilmemesinden yana ve mısırdaki ihvanülmüslemn kürsi çoğuluğuyla benzeri açıklamalarda bulunmuş fakat tüm bu gruplar kendi ülkelerine şariaat ın hükm edeceğinde hemfikirler. Sonuçta gerek tunustaki binali gerek mısırdaki mübarek ve gerek Libya’daki Kaddafi, düşmeden evvel bizzat şeriat getirmeyi bir güçlü ve gelişmiş bir muhalefeti önlemek için denemişler. Yani bugünkü İslamcılar eski otoriterlere bir nevi borçlu sayılırlar. Şüphesiz, çağdaş siyasi İslam’ın temeli

geriye dönmektedir, Kapitalizmin şekil aldığı ve sömüren ülkeler sömürülenleri terk ettiği döneme dönüş. Ve bugün siyasi İslam tüm eğilimleriyle Suudiler, İranlı mollalar ve laik Türkler gibi kapitalizmle sorun yaşamıyorlar. Bu siyasi İslam yeni liberalizm ve kapitalizmin üst versiyonu kılınabilir. İslamcıların hükmettiği ülkelerde keza Arap Baharı’yla yenilenenler de liberalizm ve kapitalizmin modülasyonuyla bir güç manivelası peşindeler. Kim Mısır’daki Müslüman Kardeşler ve burjuvasının arasındaki kenetlenmeyi görmezdan gele bilir? Arap Baharı’nın ömrünü kısa nitelendirebiliriz, çünkü muhafazakârlar siyasi boşluğunun suistimal edip ve mecliste kürsi çoğunluğunu kazandılar. Daha yeni Mısır ve Tunus halkı hak aramaya sokağa dökülmüşlerdive İslamcılardan hak, özellikle kadın hakları aramışlardı. Bu manivelanın oluşması Libya’da daha da zor görünüyor Suriye ve Yemen gibi ülkelerdeyse isyanlar sürmekte ve kimin kazanacağı belli değil.

Engelli olmak çok zor La Paz’daki protesto sırasındaysa, engellilerin karşısına Cumhurbaşkanlığı Sarayı alanına giden yolu kapatmış olan özel eğitimli polis birimleri çıktı. Protestocular, barikatı, ellerindeki koltuk değnekleri ya da sopalarla kırmaya çalıştı. Protestocular arasında bulunan Domitila Franco, “iki yakasını bir araya getirmekte çok zorlandığını” anlattı. Tekerlekli sandalyeye bağımlı olan Franco, “Engelli bir insan olmak çok zor bir şey. Kocalarımız bile, bizden utandıkları için bizi terk ediyor. Dört çocuğuma kendi başıma bakıyorum. Başkalarının çamaşırlarını yıkayarak, ütü yaparak, ne yapabilirsem onunla geçinmeye çalışıyorum.” dedi. BBC muhabiri Mattia Cabitza, Bolivya’da engellilerin yaşamının hiç kolay olmadığını kaydediyor; ülkede birçok binanın engellilerin girebilmesi için uygun olmadığını, engellilerin çoğunun okula ya da işe gidemediklerini belirtiyor. KAYNAK: BBC

Suriye’de iki yabancı gazeteci öldürüldü

İş ve demokrasi için Avrupa sokakta Yunanistan sokakları yangın yeri oldu Geçtiğimiz Çarşamba günü, 22 Şubat’ta, Yunanistan’da binlerce insan son kemer sıkma politikasına karşı yürüdü. Yürüyüşün ardından sol siyasi partiler ve sendikaların

çağrısı ile eylemciler polis barikatları ile çevrilmiş Atina parlamento binasının önünde toplandı. Kolluk kuvvetlerinin saldırısı üzerine Atina’nın çeşitli yerlerinde sokak çatışması yaşandı. Bir çok yerde yangın çıktı. Çarşamba günü Yunanistan’da emekçiler, artan polis baskısına rağmen Salı gecesi kabul edilen son kemer sıkma politikasına karşı gecikmeden cevap verdi: Cinayet planını kabul etmeyeceğiz! Salı gecesi, Brüksel’de Yunanistan Ekonomi Bakanı Evangelos Venizelos ve Başbakan Lucas Papademos’un da içinde bulunduğu Avrupa Birliği ekonomi bakanları arasında yapılan toplantıda, Yunanistan’ın 10 Mart’a kadar 130 milyar Euro’luk tasarruf yapmasını sağlayacak kemer sıkma politikası üzerinde uzlaşıldı. İşsizliğin %20’yi geçtiği ve intihar oranlarının arttığı Yunanistan’da bazı şehirlerde valilikler vatandaşlara

ilaç ve gıda dağıtımı yapmaya başladı. Bu şehirlerden biri de Yunanistan’ın önemli limanlarından olan Patras. Durum giderek kötüleşmesine ve kemer sıkma politikalarının borçlanmanın artmasına neden olmasına rağmen, son kabul edilen kemer sıkma politikasına göre 15bin kamu emekçisi işten çıkarılacak ve asgari ücret %22 azaltılacak.

hafta kadar süren olaylar, Londra’daki işsizlik oranının en yüksek olduğu Tottenham mahallesinde başlamıştı. Olayların fitilini ateşleyen, 29 yaşındaki Mark Duggan’ın polis tarafından sokakta tabanca ile vurularak öldürülmesiydi.

Fransa’da “Sömürgeye Hayır” Haftası başladı İçişleri Bakanı’nın AVRUPA İngiltere’de cezaevleri 5 Şubat’ta “bütün GÜNLÜĞÜ genç dolu milletler aynı de23 Şubat Perşembe ğere sahip değilFikriye Yılmaz günü İngiltere Adadir.” diye söylediği let Bakanlığı, geçtiğimiz Fransa’da, ırkçılık yaz, polisler ve gençler arasında çı- karşıtı hafta dopdolu programıyla kan olayda 1.483 gencin cezaevine 23 Şubat’ta başladı. Fransa’nın Paris gönderildiğini açıkladı. Tutuklanan metropolünde 7 yıldır düzenlenen sayısı 2.710 iken, bunların %55’i Irkçılığa ve Emperyalizme Karşı Söhapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık mürgeye Hayır Haftası bu yıl ülke bin kadar genç ise en az 14 buçuk çapında ve 15 gün boyunca sürecek. ay hapis cezasına çarptırıldı. Hırsız- Kurtuluşunun 50. yılı nedeniyle Celık ve kamu huzurunu bozmadan zayir ana konu olacak. Birçok koncezalandırılan gençlerle ilgili neyin feransın, panelin ve konserin düzenkanıt olarak kullanıldığı açıklanma- lendiği iki hafta boyunca direnişteki dı. Tutuklanan gençlerin %27’sinin halklar için bir gece yapılacak. 17 Mart günü Fransa’nın birçok şehrinde ırkçılığa ve sömürgeciliğe karşı bir yürüyüşle faaliyet son bulacak.

18 yaşından küçük olduğu belirtildi. İngiltere’de Ağustos ayında bir

Kriz ve işsizlik Avrupa’nın ensesinde 23 Şubat Perşembe günü Avrupa Komisyonu, 2012 yılında Avrupa genelinde ekonominin % 0.3 gerileyeceğini açıkladı. Kasım ayında % 0.5’lik büyüme öngören komisyon bu hafta; Yunanistan, İtalya ve İspanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde %1’in üzerinde ekonomik küçülme olacağını duyurdu. Avrupa Birliği’nin en sağlam ekonomisine sahip olan Hollanda’da ise bu yıl % 0.9 oranında küçülme öngörüsünde

bulunuldu. Geçen sonbahar döneminde Yunanistan’daki % 2.8 olarak ölçülen küçülmenin 2012 yılında %4,4’e çıkacağı tahmin ediliyor. Krizden en çok etkilenmiş Av-

rupa ülkeleri geçtiğimiz yılı da çok umut verici bir tablo ile kapatmadılar. Brüksel’in yeni küçülme haberi krizin daha da derinleşeceğini gösteriyor. OECD’nin rakamlarına göre 2011 yılında Yunanistan’da genel işsizlik oranı %12,6. Uzun dönemli işsizler hesaba katıldığında işsizlik oranı %45’e çıkıyor. İspanya’da da her iki gençten biri işsiz.

Suriye’deki saldırılar sırasında iki gazeteci hayatını kaybetti. Çatışmaların en yoğun yaşandığı yer olan Suriye’nin Humus kentinde gazetecilerin kaldığı ve ‘’medya merkezi’’ olarak bilinen binaya da saldırı oldu. Saldırı sonucunda biri Amerikalı biri Fransız iki gazeteci öldürüldü. Ölen gazetecilerin İngiliz Sunday Times gazetesi için çalışan Amerikalı Marie Colvin ve Fransız foto muhabiri Remi Ochlik olduğu açıklandı. Her iki gazetecinin de Ortadoğu ve diğer çatışma bölgelerinde uzun yıllara dayanan deneyimleri olduğu biliniyor. Geçen hafta da New York Times muhabiri Anthony Shadid geçirdiği bir astım krizi sonucu ölmüş olması Suriye Hükümeti’nin bölgedeki yabancı gazetecilerin faaliyetlerini engellemeye çalıştığını gösteriyor. HÜKÜMET, KATLİAMDAN “HABERSİZ” Suriye hükümeti öldürülen gazetecilerin Suriye’de bulunduğundan yetkililerin “haberi olmadığını” iddia etti. Suriye Enformasyon Bakanı Adnan Mahmud, öldürülen iki gazeteci için yaptığı açıklamada, “Bakanlığının, Amerikalı Marie Colvin ile Fransız asıllı foto muhabiri Remi Ochlik’in Suriye topraklarına girdiği veya burada bulunduğundan haberi olmadığını, Humus’taki ilgili yetkililerden araştırma yapmalarını istediklerini” belirtti. Öte yandan, Rusya Dışişleri Bakanlığı yayımladığı bildiride, Suriye’de gazetecilerin öldürülmesini kınayarak, bu durumdan dolayı “çok kaygılı” olduğunu bildirdi. YARIN DÜNYA

Afganistan’da 3 yılda 500 bin kişi göç etti

Uluslararası Af Örgütü, son üç yılda yaklaşık 500 bin Afgan vatandaşının savaş ve doğal afetler sonucu evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Örgüt, yayımladığı 100 sayfalık son raporunda, 35 bin kişinin başkent Kabil’deki geçici kamplarda yaşadığını belirtti. 2011’in ilk altı ayında çatışmalar nedeniyle 91 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını kaydeden örgüt, evsiz kalanların sayısının 2010’un ilk yarısındakine oranla yüzde 46 oranında arttığını söyledi. Bu yıl son 15 yılın en soğuk kışını yaşayan ve yoğun kar yağışının etkili olduğu Afganistan’da her gün yaklaşık 400 kişi, kamplara sığınıyor. Örgüt, binlerce kişinin kamplarda dondurucu soğuk ve açlıkla mücadele etmeye çalıştığını belirtti. Son yılların en ağır kışını geçiren Afganistan’da yetkililer en az 40 çocuğun donarak öldüğünü açıkladı. YARIN DÜNYA


Yarın’dan Ragıp Zarakolu’na selam

Belge Yayınları kurucusu ve Türkiye Yayıncılar Birliği Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Ragıp Zarakolu 28 Ekim 2011 tarihinde KCK adı altında yapılan operasyonların ardından tutuklanarak Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi cezaevine konuldu. Ragıp

Zarakolu, İsveçli milletvekilleri tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteriliyor. Devletin hukuksuz 04 EKiM 2011 YARIN tutuklamaları sonucunda cezaevinde bulunan Ragıp Zarakolu’na Yarın gazetesi çalışanları olarak selamlarımızı gönderiyoruz. İSTANBUL YARIN

Arka Bahçe seyirciden 24 yıl gizlendi

‘Arka Bahçe’ oyunu yazıldığından 24 yıl sonra seyirciyle buluşan bir oyundur. Kapitalizm ve küreselleşme karşıtlığının anlatıldığı oyun bu sözle başlıyor. “Suçlusun!...” Arka Bahçe’de yalnız kalan Hanımefendi kendini Özgürlük Heykeli sanıyor. Amerika’yı selamlar; “Hi Amerika!” Amerika’nın ne kadar eşit ve özgürlükler ülkesi olduğunu anlatır Hanımefendi.

Haftanın ajandası Sunuma Gidelim Ne Yapmalı? Sunumu EHP Siyasi Büro üyesi Hakan Öztürk’ün sunumuyla yapılacak olan “Ne Yapmalı?” okuması 29 Şubat Çarşamba günü saat 20:00’da EHP İstanbul İl Örgütü’nden canlı yayınla gerçekleştiriliyor. Vladimir İlyiç Lenin’in yazdığı kitapta devrimci teorinin nasıl ilerlemesi gerektiğini, devrimci bir örgütün nasıl tutumlar alması gerektiğini detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu önemli eseri tartışmak için önemli bir fırsat…

Sergiye Gidelim Bir Fotoğraf Camı “Bir Fotoğraf Camı” adlı sergi Sabahattin Ali’nin fotoğrafları ve bazı özel eşyalarından oluşuyor. Başta Ankara olmak üzere 1930’lu yılların Anadolu sokakları ve insanlarının yer aldığı sergi, 3 Mart’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde ziyaret edilebilecek. Sergide, Sabahattin Ali’nin yaşamöyküsünün fotoğraflarla anlatıldığı ilk bölüm ile yazarın yaşamından dönem dönem alınan bölümler de yer alıyor.

Tiyatroya Gidelim Eleni’den Mektuplar Oyunu

İSTANBUL MELİKE ÇINAR

Kapitalist sistem varlığını koruyabilmek, kendini yeninden üretebilmek için etrafındane varsa kendi için kullanır, kendi için dönüştürür, kendine dönüştürür. Bunun için kullanmaktan kaçınmayacağı şey yoktur. Dili, dini, ırkı, cinsiyeti unutur kapitalizm. Onun için tüketilen her şey ama her şey atıktır. Sistemi böyle işletir. Halkların hayaletleri Arka Bahçe’de ortaya çıkıyor İşte Özgürlük Heykeli’yle vücut bulan Hanımefendi’nin arka bahçesi de atıklarla doludur. Korku dolu kabusları, içerisinde sürekli devinen, çırpınan, yorgun düşen Hanımefendi, kendi çöplüğünde debelenirken bünyesinde barındıramadığı ayrık otlarıyla da sa-

18SORU ERMAN İLBASAN

Bu anket K. Marks’ın kızları Jenny ve Laura ile oynadığı bir oyundan alınmıştır.

avukat - BATMAN

1. En sevdiğiniz erdem? Paylaşmak. 2. Başlıca özelliğiniz? Adil davranmak. 3. Mutluluk nedir? Taş atan çocuk. 4. Mutsuzluk nedir? Çöp toplayan çocuk. 5. En kolay hoşgördüğünüz kötü huy? Bekletilmek. 6. En nefret ettiğiniz kötü huy? Anlamak yerine anlamlandırmak. 7. En sevmediğiniz şey? Fırsatçılık. 8. En sevmediğiniz kişiler? Fanatikler. 9. En sevdiğiniz iş? Adalet eylemciliği. 10. En sevdiğiniz şair? Vladimir Mayakovski. 11. En sevdiğiniz yazar? Friedrich Wilhelm Nietzsche. 12. Kahramanınız? Gregor Samsa. 13. Kadın kahramanınız? Leyla Zana. 14. En sevdiğiniz çiçek? Nergis. 15. En sevdiğiniz renk? Koyu yeşil. 16. En sevdiğiniz yemek? Büryan. 17. En sevdiğiniz düstur? Kendini bil! 18. En sevdiğiniz söz? İyi, bir yanıyla rahatsız edicidir.

vaşmak zorunda kalıyor. Özgürlük ve demokrasi söylemleriyle yer edinmeye çalışırken yakasından tutan halklar ise onu rahat bırakmıyor. O kadar korkmaktadır ki insanlığın gazabından hep korkuyla bakmaktadır etrafına. Arka Bahçe’de ortaya çıkan halkların hayaletleriyle hikaye ediliyor oyun. Yaşanan savaşlardan paylarına ölüm düşen halk çocukları rahat bırakmaz Hanımefendi’yi.

‘’Hanımefendinin korkusu bütün halkların kurtuluş umuduydu’’ Fransızların, ABD’ye armağan ettiği Özgürlük Heykeli’nin halktan toplanan paralarla onarılması Bilgesu Erenus’u bu oyunu yazmaya itmiş. “Uygarlığın ilkelliğini kentsoylu bir hanımefendinin hayat öyküsünden taşıyıp, küreselleşen dünyada onu Arka Bahçe’nin insanlarıyla karşı karşıya getirdiğini” söylüyor yazar.“Özgürlük Heykeli’nin, doğa ve insan da dahil, her türden değerin, bilimin, sanatın, politikanın atığa dönüştürüldüğü çöplükte ilkeller yaftasıyla dışladığı halklara hesap verirken yüzü hala borsaya dönüktü ama o muhteşem vurdumduymazlığından eser kalmamıştı çünkü çok ama çok korkuyordu ve

onun bu korkusu, aslında bütün halkların kurtuluş umuduydu” diye açıklıyor yazar oyununu.

Oyun körfez savaşı sırasında görmezden gelinmiş “Arka Bahçe” Birinci Körfez Savaşı sırasında, ABD’nin Irak’ı özgürleşmek için seferber olduğu ve Hudson Nehri üzerindeki Özgürlük Anıtı’nın dağılma tehlikesiyle karşı karşıya geldiği yıllarda yazılmış ancak o yıllarda görmezden gelinmiş. Oyunu ilk defa İzmir’de amatör bir tiyatro topluluğu sahneye koyuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen ve yazarıyla birlikte izleme şansı edindiğim ve oyun sonrası sohbet ettiğimiz Bilgesu Erenus için bugünün seyircinin tepkisi oldukça önemli. “Bugün bu seyirci 24 yıl sonra bu oyunla buluşup, doğru bir

tepkiyle çıkıyorsa, kendini o bahçede görüyorsa; ‘Bana da lanet olsun, ücret politikası yüzünden kişiliğim gitti’ diyorsa bu önemlidir benim için” diyor.

Oyunda sınıflar arası çelişkiye dikkat çekiliyor Oyunda hizmetçi karakteriyle Hanımefendi arasında bağ kuran yazar, sınıflar arası çelişkiyi de ücret politikası ile göstermektedir. Yalnız kalmaktan korkan Hanımefendi yılbaşı gecesini yalnız geçirmemek için Hizmetçi’sine para öder. Sally hamiledir ve her kadınınkocası gibi savaştadır. Hizmetçi, ücret karşılığında bu yaşlı, yorgun Lady’ye göz kulak olmaya ikna olur. Hanımefendi ne kadar çekilmez olursa olsun Hizmetçi’nin o paraya ihtiyacı olması onu bırakıp gitmesine engel olmaktadır.Ancak Hanımefendi’nin de ona ihtiyacı vardır varlığını sürdürebilmek için. Yazarımız, oyunu izleyen pek çok insanın ücret politikasını yeniden keşfettiği, keşfedeceği konusunda iddialı. Yazar için oyunda en önemli unsur “hayat öpücüğü” dediği umut. Kapitalizmin krizine, yarattığı işsizliğe halklar sessiz kalmamaktadır artık. Kapitalizmin yıkılmaz olmadığını anlayan, gören dünyanın bütün halkları mücadele etmektedir. Bilgesu Erenus’un yazdığı, Hüseyin Köroğlu’nun yönettiği “Arka Bahçe” oyununu izlemek isteyenler Şehir Tiyatroları’nın programını takip edebilirler.

‘Kayboluş’ ve ‘Yön Çizme’ Daha önce “Sideways”, “Schi- birlikte kararlarını daha dikkatli bir midt Hakkında” “Election” şekilde vermek zorundadır. filmlerindeki gibi renkli hayatlaDaha giriş sahnesinde Hawai’nin rın çatlaklarını ve ana karakterlerin yoksul ve ‘aciz’ insanlarına kamerası‘kayboluş’larına odaklanan Alexander nı çeviren yönetmen, hikayesini aciz Payne, yine bir kayboluş hikayesiyle bir insanın üzerine kurgulayarak “Senden Bana Kalan” filmini sunuyor Hawai’nin renkli dünyasına girmeönümüze. Bu kez gençyeceğimizi bize gösterilik filmlerinin merkezi yor. Teknik anlamda (iş haline gelen Hawai’yi hayatında) çok başarılı odak noktasına alan olan ama söz konusu yönetmen, eşinin ölüduygusal hayatına gemü üzerinden rotasını lince yürümeye yeni belirlemeye çalışan başlamış bir bebeğe bir avukatın ‘karar dönüşen insanlara FİLMİ OKUMAK verme’ sürecini anlaveriyor eleştirisini... tıyor. Her işi tek başına Onur Toper Hawai’nin esas saçözebileceğini zanhiplerinin büyük büyük neden, hayatına soktutorunlarından biri olan Matt King, ğu insanları görmezden gelen birine eşinin tekne kazasıyla birlikte bitki- aldatılma, aşağılanma, kararsızlık, kasel hayata girmesiyle, yıllardır uzak rışıklık, pişmanlık, zamansızlık, geçkaldığı evine dönen bir avukattır. miş ve gelecek duvarlarını çarpıyor Yıllardır kendi kendini idare eden film. Bu noktada karakterimiz balta ailesiyle yüzleşmek zorunda kalan girmemiş bir ormanda kayboluyor Matt, karşılaştığı acı gerçekler ve bu adeta. Çözmeye yaklaştığı problegerçeklere karşılık vermesi gereken me, bir bilinmeyen daha ekleniyor tepkiler arasında sıkışmıştır. Ailesin- her defasında. Yönetmen, olayları den kalan son mirası da satmaya ka- öyle karmaşıklaştırıyor ki artık tekrar veren Matt, yüzleştiği geçmişiyle nik konularla, duygusal konular iç

içe giriyor ve bir yüzleşmeyi sonuçlandırmaya çalışıyor. Film, her ne kadar ‘uzman’ bir iş adamının duygusal dünyaya çarpmasını ince bir şekilde anlatsa da en büyük handikabı filmin de bu duygusal dünyaya kendini biraz fazla kaptırması… ‘Hawai’nin gerçek yüzü’ iddiasıyla filmi başlatan yönetmen, kapitalist dünyanın gerçek yüzüne bakmaya yanaşmadan filmini bitiriyor.

Eleni’den Mektuplar günümüzde yaşayan iki kardeşin geçmişlerini ve annelerinin gerçek kimliğini keşfetmeleri üzerine kurulu. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı problemleri, bir ailenin perspektifinden ele alan oyunda 6-7 Eylül olayları sonrası Türkiye’den gitmek zorunda kalan yaşlı bir Rum’un torunu Eleni’nin Müslüman bir aileye teslim edilmesi, Eleni’nin Edibe olma süreci öykü boyunca ortaya çıkıyor.

Ticarileşen ve aynılaşan bir TRT

TRT, bir süredir yayın haber anlayışına örnek olarak; politikasındaki değişim- halkı bilgilendirmek üzerine le gündemde. TRT’nin yayın kurulmuş olması bir yana, tipolitikasının değişmesinden cari kaygıyla hareket eden fakat tutun da kurumun özerkliği- zamanla bu çizgiden uzaklaşan bir çizgi izlendi. ni kaybetmesi, taşeronlaşma ve Vizyon olarak yapılan sansürleBBC gibi küresel re kadar pek çok medya kanalları tartışma kurum seçildi. Fakat zaüzerinden devam manla bu Türk ediyor. televizyon an1 9 6 8 ’d e layışı ile uyum kurulduğunda göstererek neSANSÜRSÜZ yayın ilkesini redeyse 20.00İlder Onal “halka rağmen 22.00 saatleri halka” olarak bearası televizyonun lirleyen TRT; yakarşısında popüni halkın beğenileri ve popü- ler programlar izleyen kitlenin, ler olan ne olursa olsun amacı günün diğer saatlerinde izleyehalkı eğitmek, bilgi ve beğenisi bileceği bir formata büründü. arttırmak olan bir kurum olarak ekolleşti. Yeni RTÜK yasası sonrası TRT’nin okul olma özel- hegemonya liği taşığıdı yıllarda halka ait Yeni RTÜK yasası sonrasında bir kurum olarak, çıta sürekli değişen koşullar aslında teleyüksek tutulmaya çalıştığı için, vizyonculuğun nereye gittiğiyapılan hizmet içi eğitimler, ni gösteriyor. Yeni yasaya göre yurt dışından gelen konusun- artık reytingleri RTÜK’ün da uzman eğitimciler ve eğitim denetleyecek olması ve medya almaları için yurt dışına gön- sahipliği konusunda yabancı derilen çalışanlardan şimdi çok sermayenin %25’ten %50’ye fazla söz edilmiyor. Türkiye’nin çıkması öne çıkan kararlar. Bu o zamanki yaşadığı teknik so- da özellikle AKP sonrası, serrunlar yüzünden böyle bir best piyasa yandaşlığını daha kurum anlayışı edinilmiş olsa da arttıran medyayı serbestleşda, bugün kanalın yayın tirecek hamleler aslında. ilkesi değişmiş duAna uğraşı kenrumda. Tek kanal dine karşı herhandöneminin ‘halk gi bir ideoloji için’ anlayışı ile savaşmak ve yerine, ticari sermaye ilişkilekanallarla – ki ri olan medyabunu asla kabul nın, herhangi bir etmese de – rakip politik tartışmaya halinde olan ve ticari ihtiyacı yok. Çünkü olanı önemseyen bir kanal RTÜK gibi denetleyen bir çıkıyor karşımıza. kurum var. Özel kanal dönemi öncesinde, TRT’nin fazla ‘Ekol olmak’dan ticarileşme denetleyiciliği televizyoncusürecine luğun gelişmesini kısmen enResmi kaynaklara göre hareket gellerken; günümüzde kendi ettiği için referans aldığımız, ideolojisine göre sınırlarını uluslar arası ekranda boy göste- kaldırmış olan medya bu basrebilmeyi hedefleyen bir haber kıcılığı RTÜK üzerinden savukanalı duruşuyla TRT, yoluna nuyor. Çünkü bu, toplumun bir haber kanalıyla TRT Haber nasıl şekillenmesi gerektiğini ile devam ediyor. Dış ülkeler- önemseyen hem sermayedarde de takip edilen TRT TURK lar hem de medya için bir kılıf de, daha çok güncel medyanın durumunda. kabul ettiği türden, yani poliSonuç olarak değişen düntik ve içerikli olayan, bir haber yaya karşı uyum sağlayan ve kanalı olarak karşımızda. amaçlarını bu yönde yani serTürkiye’de 90’lardan son- mayeye göre şekillendiren bir ra – bunun sürecini 80 sonrası kanal durumunda TRT. oluşan sermayedar medya patronlarına uzatabiliriz – gelişen

Yarın 21. sayı  

Yarın 21. sayı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you