Issuu on Google+

Arjantin Anneleri Kazandı, Cumartesi Anneleri Kazanacak “Soruyorum size Nasıl oluyor da Bir babanın En büyük sevinci Bir ananın en büyük sevinci Onların Onların hala işkence ettiklerini Öğrenmek oluyor Oğullarına?” John Berger

Cumartesi Anneleri, kaybedilen evlatlarının katillerinin yargılanması için yeniden Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemlerine başladı. Ergenekon davasının açılmasıyla hep bildikleri, gidip yavrularının en azından cenazelerinin yerini öğrenmek istedikleri o katillerin bir kısmı şimdi içeri giriyor ya da bu durumla yüz yüze kalıyor. Annelerin ezbere bildiği, hep nefretle, kinle tekrarladığı isimler, gün aşırı televizyon kanallarında görünüyor. 1995’den 1999’a kadar ellerinde kaybedilen evlatlarının fotoğrafları ve karanfillerle, sessizce oturduklarında ve bunu her hafta ve tekrar tekrar yaptıklarında, hem de son 50 hafta her defasında polislerin saldırısına uğradıklarında, kollarının kırılması pahasına, gözaltına alınmaları pahasına inatla sürdürdüklerinde belki evlatları hemen bulunamasa da, yeni bedenler öyle kolaycacık kaybedilemedi öncesindeki gibi. İşte şimdi yeniden aynı meydandalar. Önceki yüzler, yeni yüzlerle birlikte o fotoğrafları, karanfilleri tutuyorlar ve her defasında katillerin yargılanmasını tekrar ediyorlar. Tıpkı Arjantin’deki Plaza Meydanı Annelerinin yaptığı gibi… Onlar katilleri, cuntacı generalleri, kaybedilmiş ya da katledilmiş 30 bin Arjantinlinin katillerini ömür boyu hapse mahkûm ettiler. 80’de de, 90’da da gözaltında kayıpların sorumlusu devlettir Evlatları, eşleri kaybedilen yüzlerce insan gittikleri her yetkiliden aynı cevabı alıyorlar: ”Çocuğunuz/eşiniz bizde değil.” Orada ya da değil, bu aşamalar sayısız kere tekrarlandığında dahi aynı cevaplar her seferinde veriliyor. Yani devlet kayıplarla ilgili ‘sessiz’ kalarak açıkça tarafını belli ediyor ve insanları kaybeden JİTEM’ci, Ergenekoncu timlere sahip çıkıyor. Cemil Kırbayır 12 Eylül’ün ilk kaybedileni. Devrimci Yol hareketi içerisinde yer alan Cemil Kırbayır, memleketi Kars’ın Göle ilçesinde kurduğu Göl-Der’de bölge halkının birçok sorunlarına çözüm buluyor, mücadeleciliğiyle seviliyor, saygı duyuluyordu. Kısa zaman içerisinde kan davası, başlık parası, orman katliamı ve süt sömürüsü gibi birçok sorunun üzerine gitmiş, bölge halkını bu sorunlara karşı eğitmiş ve örgütlemişti. Cemil öğrenciyken darbe yapıldı ve 13 Eylül günü o da gözaltına alındı. 7 Ekim gecesi ise babasının evini basan askerler Cemil Kırbayır’ın firar ettiğini söylediler. Bu yıllar boyunca söylenecek yalanların ilkiydi. Şimdi annesi, ablası ve abisi Cemil’in katillerinin ortaya çıkartılması, yargılanması ve bu davanın Ergenekon kapsamına alınması için her cumartesi Galatasaray lisesi önünde mücadele ediyorlar. Gözaltında kayıpların sistemli bir politika olarak ilk uygulandığı dönem 12 Eylül 1980 darbesi dönemidir. Bu dönemde saldırılar ağırlıklı olarak sosyalistlere yöneltilmiş durumdadır. JİTEM-Ergenekon iç içedir, davaları birlikte ele alınmalıdır Bu noktada altını çizmemiz gereken bu devlet politikalarının sistemli oluşudur. Devlet katliamlarının hiç biri, münferit değerlendirilemeyeceği gibi ideolojik arka planından ayrı da ele alınamaz. Bir tarafta yapılan saldırı, diğer tarafta doğabilecek bir muhalefete karşı bir


tehdit niteliğindedir. Nasıl İttihatçılar bir taraftan kendilerine karşı olanları el altından tehdit ederken, diğer taraftan da ona bağlı ‘aydınlar’ iktidar yanlısı yayınlar çıkarıyor, eğitimler veriyorsa, bugün de aynı politika devlet tarafından işlenmektedir. Bu oligarşik devletin temel işleyiş biçimidir. Bunun adı ise Türkiye’de Ergenekon’dur. Darbeler yapıp yenilerini planlayan da, ona ön hazırlık olarak Cumhuriyet Mitingleri düzenleyen de, Musa Anter’i, Hrant Dink’i vuran da, üniversitelere YÖK’ü kurup onun vasıtasıyla birer kışla yaratan da aynı yapıdır. Bütün insanlık suçlarının zaman aşımına uğraması kaldırılmalıdır. Açıkça kontrgerilla saldırısı olduğu belli olan 16 Mart Beyazıt katliamının davası zaman aşımından kapandı bile. Katiller devlet kademelerinde yükselirken ayaklarını genç bedenlere daha fazla basamayacaklardır. Partimiz devlet tarafından yapılan hiçbir saldırıyı münferit olarak değerlendirmez, bu kapsamlı saldırıya karşı en örgütlü ve birleşik mücadeleyi önemser. Ayrıca insanlık suçlarının davalarının zaman aşımına uğrayabilmesinin kaldırılması için mücadele verir. Tarih, kitaplarda yer verilmeyenlerin tarihidir Bu devletin en kapsamlı imha politikalarının ağırlıklı bir hedefi ise Kürt hareketi olmuştur. 1923 ile birlikte Kürt kelimesi ansiklopedilerden çıkartılarak inkar kapsamlıca ele alınmıştır. Sanki farklı dilleri, kültürleri, davranışları, hakları olan bir halk yokmuş gibi herkes ‘iyisiyle kötüsüyle’ Türk varsayılmıştır. 1971’de yayınlanan Ansiklopedik Türkçe Sözlükte Kürtler için, “çoğu dillerini değiştirmiş Türk’lerden ibaret, bozuk bir Farsça konuşan ve Türkiye, Irak ve İran’da yaşayan bir topluluk adı veya topluluktan olan kimse” yazılmıştır. 12 Eylül ile beraber cunta tarafından yazılan beyaz kitapta ise aynen “ Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzeri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumuşak olurdu. Bu karın üstüne yürüyünce, ayağın bastığı yer içeriye çöker. “Kırt-Kürt” diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenlere Kürt denmesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yüksek yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkan sesin adıydı aslında” şeklinde yazar. Bu ve gibi manipülasyonlarla koskoca bir halkın Türkleştirilmesi hedeflenmiştir. Kimliğine sahip çıkanlar ise ‘terörist’ olarak nitelendirilmiş ve imha sınırsızca uygulanmış ve halen daha uygulanmaktadır. Türk Tarih Kurumu’nun kuruluş nedenleri arasında “Türklerin Orta Asya’nın egemen ırkı olduğunu kanıtlamak” şeklinde bir maddenin bulunduğu düşündüğümüzde, bu gibi devlet kurumlarının hangi amaçlarla kurulduğunu daha net görebiliriz. Türk ırkının egemen olduğunu ‘kanıtlamak’, Kürtlerin Türk olduğunu kanıtlamak, Karadeniz’de Mustafa Kemal tarafından komünist oldukları için boğdurulan Mustafa Suphi ve yoldaşlarını yok saymak kadar planlı ve genel bir politikadır bu devlet için. Marks’ın “Şimdiye kadar, Roma İmparatorluğu zamanında Hıristiyanlığın bu kadar çok efsane yaratması matbaanın henüz keşfedilmemesine bağlanırdı. Oysa bunun tam tersi doğrudur. Bugün günlük basın ve telgrafın bir günde yarattığı efsane, eskiden bir yüzyılda yaratılandan fazladır.” sözü görüyoruz ki halen daha oldukça geçerlidir. Emekçi Hareket Partisi olarak bu imha ve inkar politikalarının bu devletin tarihi boyunca uygulanmış olduğunun bilinciyle, annelerin eyleminin bu politikalara karşı duruşun önemli bir parçası olduğu görüşündeyiz. Cumartesi günü, kaybedilenlerindir, onların yakınlarınındır Halka rağmen işlemeye çalışmak, sistem için orta vadede mümkün ancak kalıcı değildir. Temel çelişkilerin ayan beyan var olduğu bu çürümüşlüğün içerisinde başkaldırı hep


olacaktır. Diğer taraftan “inkar ve imha” da egemenler artık egemen olamayana dek devam edecektir. Tarihe bir göz ucuyla dahi baktığımızda devlet lügatinde ‘insaf’ diye bir kavramın olmadığı görülecektir. Çünkü o, bağdakileri her defasında kovabileceğini sanmaktadır. Ancak dağdan gelen biri için bağdakileri kovmak her zaman o kadar kolay halledilebilir olmayabilir, olmuyor da. Bakın Cumartesi Anneleri şimdiden 290 haftadır her cumartesi günü 12.00’de kaybedilen çocukları için Galatasaray Lisesi önünde nöbet tutuyorlar. Annelerin direnişini direnişimiz sayıyor her cumartesi aynı saatte toplu olarak eylemlere katılıyor ve tüm herkesi eyleme katılmaya çağırıyoruz. Çok fazla gözaltında kaybedilen insanımız olduğundan her gelenin taşıyabileceği farklı bir kaybın fotoğrafı bulunabiliyor. Bunun yanı sıra ilk oturma eylemi 21 Mart 1995’te Hasan Ocak’ın gözaltına alındıktan 55 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeninin kimsesizler mezarlığında bulunmasıyla başlamıştır. Aynı günlerde benzer şekilde gözaltına alınıp işkencede katledilen Rıdvan Karakoç’un abisi de kayıplar mücadelesine katillerden hesap sormaya katılır. İlk başta dikkate alınmayan annelerin eylemi hızla gündemi etkiler, aynı durumda olan yüzlerce aile bir şekilde bu mücadeleye ortak olmuştur. Devlet sessizliği bu süreçte de bozmamış olsa da o seneden itibaren gözaltında kayıplarda net bir sayısal düşüş gerçekleşir. 1993’te 36, 1994’te 229 olan gözaltında kaybedilenlerin sayısı, 1995’te 121, 1996’da 68’e düşer. Cumartesi annelerinin yaratığı etkiyle devlet artık o kadar kolay insanları kaybedememiştir. Bu nedenledir ki Türkiye’de kayıplar mücadelesinin en önemli odağı ve bu politikaya karşı direnişin en güçlü/geniş cephesi Cumartesi Anneleri eylemidir. Cumartesi Annelerinin yanında olmak, devleti katliamlarıyla yargılamak demek Bu eylemin çok boyutlu yapısı nedeniyle eylem sadece kayıpları ele almanın yanı sıra annelerin o meydandaki her oturuşları, Ergenekon’un biraz daha açığa çıkması demek. Her eylem Kürt sorunu demek, devletin yaptığı katliamları tekrar tekrar gözler önüne sermek demek. Saat 12.00’de orada olmak “Türkiye’de 17bin faili meçhul cinayet vardır” demektir. Orada ki her sessiz bakış bu toprağın altındaki evlatlarını toplu mezarlarını göstermektedir. Darbe karşıtları da gelip annelerin yanı başında oturmalıdır. Ergenekon’u kaldırmak isteyenler işe her cumartesi oraya gitmekle başlamalıdır. Ancak bunu annelerin kaybedilen kızları, oğulları gibi örgütlü, politik ve kararlı olunmalıdır. Yoksa bu devlet bu gibi katliamları hala yapılabilir. Demokrasi isteyenler, eğer insanlar hala gözaltına alınıp kaybedilebiliyorsa, bir adım dahi atmış olamayacaklar. O devrimci yürekleri kaybederek susturmaya çalışanları yargıladığımızda, işte o zaman devlet de yargılanacaktır. Bu eylemin tüm bahsettiğimiz kesimlerce sahiplenilmesi, genişletilmesi ve örgütlü biçimde ele alınması gerekmektedir. Gözaltına alınıp da kaybedilen insanların her hafta haklarında suç duyurusunda bulunulan faillerinin yargılanması başlatıldığında ve katiller mahkûm edildiklerinde kayıplar mücadelesi bu coğrafya da çok önemli bir yol kat etmiş olacaktır. Aynı zamanda bu adım Türkiye’de demokrasi mücadelesinin de çok önemli bir aşaması, bütünlüklü bir hesaplaşmanın ise kilit noktası işlevinde olacaktır.


Arjantin Anneleri Kazandı, Cumartesi Anneleri Kazanacak