Page 1


Sevgili Hemşehrilerim! İstanbul bütün hususiyetleri ile eşsizlikleri bir arada toplayan bir dünya şehridir. İstanbul'da ve Güngören'de yaşayan şehirliler olarak İstanbul'un bu kıyas kabul etmez güzelliğini bütün içtenliğimizle kabul ediyoruz hiç şüphesiz. Şehrin bir kültür olduğu gerçeğinden hareketle, bu kültürü öncelikli olarak ilçemizde yaşayan bütün bireylere aktarmak ve geleceğin İstanbul tasavvurunu birlikte oluşturmak için bütün enerjimizi bu perspektif doğrultusunda harcıyoruz.

Güngören Belediye Başkanı Ş. Yücel KARAMAN

Biliyoruz ki bu önemli problemin en kökten ve kalıcı çözümü eğitimdir. O yüzdendir ki, geleceğin İstanbul'una çocuklarımızı ve gençlerimizi hazırlamak için belediyemizin bütün imkanlarını eğitim kurumlarımız için seferber etmekten kaçınmıyoruz. Şehir kültürünü çocuklarımıza ve öğrencilerimize kazandırmak amacıyla okulların fiziki şartlarının iyileştirilmesinden oyun oynayabilecekleri yeşil parklara, kırtasiye yardımlarından bilim, kültür ve sanat alanındaki yarışmalarımıza, bilgi evlerinden hobi ve beceri kurslarına kadar her tür enstrümanı kullanarak İstanbul'un kazanımlarına yenilerini ekliyoruz. Çocuklarımızın bugününe ve geleceğine ilişkin yaptığımız bu yatırımlar yanında esnafımızdan din adamlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımızdan hemşehri derneklerimize, gençlerimizden yaşlılarımıza kadar, Güngören'de yaşayan her bir bireyi kucaklayan hizmetlerimizle İstanbul için yarışıyoruz. Sizlerden aldığımız güç ve destekle yolumuza devam ediyor, İstanbulumuz ve Güngörenimiz için birlikte daha nice güzelliklere imza atmayı diliyoruz. Hepinize sağlıklı ve mutlu bir ay temennisiyle...


Yıl 1 | Sayı 7 | Ekim 2013 Güngören Belediyesi’nin Aylık Süreli Yayın Organıdır.

gungorendergi.com

İmtiyaz Sahibi Güngören Belediyesi Adına Şakir Yücel KARAMAN Yazı İşleri Müdürü İrfan ERSAN

ISSN1039-2731 Yayın Kurulu Süheyla SÜLEZ, Yasemin EKMEKCİ Ayhan YILDIRIM, Pınar KARTI, Merve KIRDEMİR Görsel Yönetmen Reyhan SULA

Yayın Koordinatörü Fatih DOĞAN

Foto Muhabir Büşra BULUT

Yayın Yönetmeni Ferhat BULUT

Baskı Tarihi Ekim 2013

04

GÜNDEM HABER OKULLARDA İLK DERS ZİLİ ÇALDI

SÖYLEŞİ 40 YILLIK GÜNGÖREN’Lİ: ÖNER ACAR

18

56

İSTANBUL HEYBELİADA

34

Yönetim Yeri Güven Mahallesi Marmara Cad. Belde Sokak No:38 34160 Güngören / İstanbul Tel: 0 212 449 55 00 www.gungoren.bel.tr Yayına Hazırlık ve Baskı

0 212 493 0 456 www.afmiletisim.com

GEZEN BİLİR SÜMERLER'DEN MEZOPOTAMYA'YA BİR UYGARLIK SAHNESİ; BATMAN

52 20

48

YAZI DİZİSİ ÇİNİ

SAĞLIK MİDE RAHATSIZLIKLARI UZM. DR. İNCEMEMET SUNAL EĞİTİM GÜNGÖREN’Lİ ÇOCUKLAR OKULLARDAKİ OYUN PARKLARINI ÇOK SEVDİ

40

25

facebook.com/groups/gungorenbld

twitter.com/gungorenbld twitter.com/sykaraman

RÖPORTAJ ERTUĞRUL ERKİŞİ

youtube.com/user/GungorenBelediyesi


bu sayıda GÜNDEM HABER Okullarda İlk Ders Yılı Zili Çaldı | 04 Güngören Bilim, Kültür ve Sanat Ligi | 05 Başkan Karaman Güngören’deki Din Adamları ile Buluştu | 06 Başkan Karaman’dan MESİAD’a Ziyaret | 07 Güngören Belediyesine Öğrencilerden Tam Not | 08 Güngören’e Yeni Renkler Geliyor | 09 Güngören’de Patlayıcı Önlemi | 10 Hobi Kursları Başlıyor | 11 KENTLİK Güngören Belediyesi Modern Kurban Kesim Alanı | 12 Ahilik Teşkilatını STK’lar Günümüze Taşıyabilir mi? | 14

SÖYLEŞİ 40 Yıllık Güngören’li: Öner ACAR | 18 AİLE / YAŞAM Aile İlişkilerinde Sağlıklı Tercihler | 20 Bakıcı mı Büyükanne mi? | 21 Emzikler | 22 Yaşlılarımız En Önemli Değerlerimizdir | 23 EĞİTİM Hedefleri Olan Bir Nesil Yetiştirmek | 24 Güngören’li Çocuklar Okullardaki Oyun Parklarını Çok Sevdi | 25 Çocuklara Nimetlerin Kıymetini Nasıl Öğretebiliriz? | 26 Okul Çocukları İçin Ebeveynlere Tavsiyeler | 28 Eğitim Bütçeleri 5 Kat Artırıldı | 29 Çocuğun Ahlaki Eğitimi | 30

SAĞLIK Kurban Bayramında Beslenmenize Dikkat Edin | 32 Okul Çağı Çocukları İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri | 33 Mide Rahatsızlıkları | 34 Balık Ve Sağlık | 35 20 Ekim Osteoporoz Günü | 36 Beslenme Çantası Hazırlanması | 39 RÖPORTAJ Ertuğrul ERKİŞİ | 40 TEKNOLOJİ Elektronik Sigaralar Masum Değil | 44 Sosyal Medya “Stres Atma” Mecrası Oldu | 45 Tel Yerine Lazerle Arp Yaptılar | 46 SIRADIŞI Mont St Michel | 47 YAZI DİZİSİ Çini | 48 GEZEN BİLİR Sümerler'den Mezopotamya'ya Bir Uygarlık Sahnesi; Batman | 52 İSTANBUL Heybeliada | 56 KÜLTÜR/SANAT Güngören Belediyesi Hobi&Beceri Kursları Başlıyor | 60 SPOR Güngören Ligi 2013-2014 Sezonu Başlıyor | 62


4

gündem haber gungorendergi.com

Okullarda İlk Ders Zili Çaldı

Okulun ilk gününde Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman öğrencileri yalnız bırakmadı. Milyonlarca öğrenci, veli ve binlerce öğretmenin beklediği

mızdır. Bu yüzden öğretmenlerimizin dışında velilerimize ve

2013-2014 eğitim öğretim yılı başladı.

biz kamu görevlilerine büyük işler düşüyor. Geçtiğimiz yıllarda

Mehmet Akif Ersoy ortaokulunda düzenlenen açılış programı Güngören Kaymakamı Zafer Orhan, Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Milli Eğitim Müdürü Abdullah Nurkan, Okul

olduğu gibi bu yıl da okullarımızın ihtiyaç duyduğu konferans salonu, laboratuvar ve bilgisayar sınıfları gibi yatırımlarımız devam edecek. Yeni eğitim öğretim yılı bütün öğrenci ve öğ-

Müdürleri ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleşti.

retmenlerimize hayırlı olsun.” dedi.

Güngören Belediye Başkanı Ş. Yücel Karaman açılış konuş-

Saygı duruşu ve istiklal marşı ile başlayan program, çocukla-

masında, “İlçemizdeki binlerce öğrenci için yeni eğitim öğre-

rın halk oyunu gösterileri ve müzik dinletilerinin ardından sona

tim yılı başladı. Çocuklarımız bizim bugünümüz değil yarını-

erdi.

ekim 2013


5

gündem haber gungorendergi.com

Güngören Bilim, Kültür ve Sanat Ligi

Yaşında

Güngören Belediyesi tarafından hayata geçirilen Güngören Ligi’nin 9. Yılı Kapanış ve Ödül Töreni geçtiğimiz günlerde Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kapanan sezonun ardından 2013-2014 maratonu başladı. Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen; Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Güngören Kaymakamı Zafer Orhan, İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdullah Nurkan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi meclis üyelerinin, Güngören’deki okulların müdür, öğretmen ve öğrencilerinin de katılım sağladığı törende 2012-2013 Güngören Bilim Kültür Sanat ve Spor Ligi görkemli bir ödül töreniyle sona erdi. Kapanış ve ödül töreniyle birlikte 2013-2014 maratonunun startı verildi. İstiklal Marşı ve Güngören Ligi tanıtım videosuyla başlayan törende ilk konuşmayı İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdullah Nurkan yaptı. Nurkan konuşmasında, son iki yıldır yenilik ve gelişim açısından oldukça verimli olduklarını ve şu an şantiye halinde olan 9 okul binasının beklenenin aksine eğitime ivme kazandırdığını belirtti. Abdullah Nurkan’ın ardından konuşma kürsüsüne Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman çıktı. Karaman; geçen sene belirli sebeplerden ötürü yapılamayan ödül

törenin açılış töreniyle beraber yapıldığını fakat ilerleyen zamanlarda görkemli bir ödül töreni yapılacağını belirtti. Karaman, konuşmasının devamında ise bilim, kültür, sanat ve spor gibi bir çok branşı kapsayan bu projenin Türkiye’ de başka bir eşi olmadığını ifade ederek katkısı olan tüm paydaşlara teşekkür ve minnetlerini iletti. Güngören Kaymakamı Sayın Zafer Orhan ise İstanbul gibi büyük bir kentin sokaklarında bulunan tehlikelere karşın bu projeyle ailelere adeta ‘imdat’ olarak yetiştiklerini ve Güngören Ligi’nin aslında eğitim müfredatının bir parçası olduğunu vurguladı. Konuşmaların ardından gerçekleşen imza protokolü ile 2005’ten bu yana sürdürülen Güngören Ligi’nin 2013-2014 maratonu başlatıldı. İmza protokolü sonrasında gençler halk oyunları performansı sergileyip şiir okuyarak misafirlere keyifli anlar yaşattı. Daha sonra Lig’de ev hanımlarının da katıldığı yemek yarışmasından, gençlerin katıldığı basketbol turnuvasına kadar çeşitli branşlarda başarı yakalayanlara protokol tarafından ödülleri takdim edildi. Ödül töreniyle coşku bulan gecede son olarak Belediye Başkanımız Şakir Yücel Karaman, Kaymakamımız Zafer Orhan ve Sayın İlçe Milli Eğitim Müdürümüz tüm konuklarla fotoğraf çekilerek bu özel programı ölümsüzleştirdiler. ekim 2013


6

gündem haber gungorendergi.com

Başkan Karaman

Güngören’deki Din Adamları İle Buluştu Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, yeni kurulan Güngören Din Görevlileri Derneği yöneticileriyle kahvaltılı toplantıda bir araya geldi. Güngören genelindeki 39 cami ve 9 mescidin görevli imamları arasından seçilen yönetim kurulu ile Güngören Din Görevlileri Derneği çalışmalarına başladı. Dernek yönetimi ile kahvaltılı toplantıda bir araya gelen Başkan Karaman, Güngören’deki camilerin genel durumlarıyla ilgili bilgi aldı. Güngören’deki cami ve mescitlerin eksikleri ve yapılması gereken yeniliklerin konuşulduğu toplantıya başkan yardımcıları Murat Kavak, Fatih Özçiçek ve Av. Derviş Kahraman da katıldı.

Başkan Karaman Dernek Ziyaretlerine Devam Ediyor Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, hafta sonlarını dernek ziyaretlerine ayırdı. Derneklerin önemine değinen Karaman, gençlere sahip çıkılması gerektiğini söyledi. Güngören’de faaliyet gösteren dernekleri düzenli olarak ziyaret eden Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Trabzon, Kastamonu ve Kayseri illerine bağlı hemşeri derneklerinin davetlerine katıldı. Of Cuma Pazarı Derneği ile kahvaltı programında buluşan Başkan Karaman daha sonra, Kastamonu Cide Çataloluk Derneği gençleriyle bir araya geldi. Kayseri İncesu Ötebatan Köy Derneği’ni de yerinde ziyaret eden Başkan Karaman Güngörenli hemşerileriyle sohbet etti. Başkan Karaman’a dernek ziyaretlerinde AK Parti Güngören İlçe Başkanı Ercüment Sever, Belediye Başkan Yardımcısı Fatih Özçiçek ve Belediye Meclis Üyesi Tarık Kambur da eşlik etti. ekim 2013


7

gündem haber gungorendergi.com

Başkan Karaman’dan MESİAD’a Ziyaret

Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman MESİAD’da düzenlenen kahvaltılı toplantıya katıldı.

Merter’in moda merkezi haline gelmesi için çalışmalarını

Merter Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin düzenlediği kahvaltılı toplantıda; Güngören Kaymakamı Zafer Orhan, Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Emniyet Müdürü Erkan Çamırcı, MESİAD Başkanı Halit Tuna ve Dernek yönetim kurulu üyeleri bir araya geldi.

Moda Merkezi olmanın altyapısını oluşturmak gerektiğini vur-

MESİAD’ın yaptığı çalışmalar hakkında bilgiler alan Kaymakam Orhan ve Başkan Karaman Merter’in bugününü ve geleceğini yönetim kurulu ile birlikte değerlendirdi.

sürdüren Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, guladı. Personel yetiştirmekten, malzeme ihtiyacına, peyzaj çalışmalarından, cadde ve sokak düzenlemelerine kadar her konunun önemle ele alınması gerektiğini dile getirdi. "Belediye olarak, imkanlar dahilinde, Merter’in gelişmesi ve Moda Merkezi olması yolunda, bölgenin iyileştirilmesi ve taleplerini karşılamak için elimizden geleni yapıyoruz ve devam edeceğiz." dedi.

Şakir Yücel Karaman

Esnaf Ziyaretinde Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Merkez Mahallesi Arı Sokak ve çevresindeki esnaflarla kahvaltıda bir araya geldi. Güngörenli esnaf ve vatandaşlarla bir araya gelen Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Merkez Mahallesi’ndeki esnaflarla buluştu. Arı Sokak ve çevresindeki esnafların yanı sıra Mevlana Cami Derneği üyelerinin de katıldığı kahvaltıda Başkan Karaman, esnafların öneri ve taleplerini değerlendirdi. Güngören’de yapılan ve yapılacak olan hizmetler hakkında bilgiler veren Başkan Karaman’a Başkan Yardımcıları Murat Kavak ve Fatih Özçiçek de eşlik etti. ekim 2013


8

gündem haber gungorendergi.com

Güngören Belediyesine Öğrencilerden Tam Not Güngören Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün okullarda yürüttüğü çevre düzenlemesi çalışmalarına 50. Yıl Ahmet Merter İlköğretim Okulu da ekledi. Okulların ihtiyaçları doğrultusunda tadilat, onarım, konferans salonu yapımı gibi çalışmalarını yıl boyu sürdüren Güngören Belediyesi, çevre düzenlemesi ile okullara hem görsellik katılıyor, hem de öğrencilerin daha yeşil ve ferah bir ortama sahip olmaları amaçlıyor. Çevre düzenlemesinin yanı sıra çöp kutuları ve bankları da yenileyen Güngören Belediyesi, okullarındaki yeniliklerden memnun kalan öğrencilerin tam notunu aldı.

Güngören’den

Kırtasiye Yardımı

İnsan odaklı Sosyal Belediyecilik anlayışıyla hareket eden Güngören Belediyesi, imkanları yetersiz olduğu için okul ihtiyaçlarını karşılayamayan dört bin çocuğun kırtasiye masraflarını karşıladı. Ailesinin maddi durumu yetersiz olduğu için, ilk çantasını, ilk kalemini, ilk defterini henüz alamayan miniklerin yüzünü bu kez Güngören Belediyesi güldürdü. Mahalle Muhtarlıklarıyla iş birliği içerisinde yürütülen sosyal incelemeler neticesinde dört bin ailenin çocuklarının okul masraflarını karşılamakta güçlük çektiği tespit edildi. Ailelere tek tek ulaşan Belediye yetkilileri, okulların açılmasına sayılı günler kala miniklere büyük bir sürpriz hazırladı. Her öğrencinin okuyacağı sınıfa göre ihtiyaçlarını belirleyerek listeleyen Güngören Belediyesi, öğrencilerin ihtiyaçlarını birebir karşılamış oldu. Kalem, defter, boya, kalemlik gibi ihtiyaçların yanında ihtiyacı olan iki bin öğrenciye de çanta hediye edildi. Belediyelerin sadece, park bahçe, yol ve kaldırım yapan kurumlar olmadığına dikkat çeken Güngören Belediye Başkanı Ş. Yücel Karaman, “Belediyelerin asli görevlerinin yanı sıra sosyal sorumluluk projeleri de geliştirmeleri gerekiyor. Biz bu kapsamda maddi durumu yetersiz ailelere, engelli vatandaşlarımıza ve tabii ki miniklerimize çeşitli katkılar sağlıyoruz. Okullar açılıyor fakat birçok aile imkânsızlıklar yüzünden çocuklarının okul ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bu tür durumlarda biz belediye yöneticilerine büyük görevler düşüyor. Bugün dört bin çocuğumuzun yüzünü güldürdük. Amacımız daha çok ihtiyaç sahibine ulaşıp daha fazla yardımda bulunmak. Bize muhtaçların elinden tutma gücünü veren Güngören halkına çok teşekkür ederim.” diye konuştu.

ekim 2013


9

gündem haber gungorendergi.com

Güngören’in Parkları Temiz

Güngören’e Yeni Renkler Geliyor Güngören Belediyesi’nin destekleriyle gelişen ve büyüyen graffiti sanatçılarının çalışmaları Güngören’i renklendirmeye devam ediyor

Güngören Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü çocuk oyun grupları ve parklardaki görsel düzenleme çalışmalarını sürdürüyor.

Güngören Belediyesi’nin desteği ile kurulan ‘Boyalı Eller’ Güngören’i

Güngören’de tüm parklarda periyodik olarak yıl boyunca sürdürülen görsel düzenleme ve dezenfekte işleri hız kesmeden devam ediyor. Küçük yaşta çocukların kullandığı oyun gruplarında kullanılan malzemeler hiçbir kimyasal içermiyor. Oyun grubu temizliğinin yanı sıra, duvarlara yazılan yazıları da temizleyen ekipler, parklarda hem görsellik hem de sağlık çalışmalarını sürdürüyor.

Ortalama 400 metrelik 3 ayrı duvarı sanat eserine çeviren ekip, Türkiye’yi

renklendirmeye devam ediyor. Boyalı eller, 2006 yılında Güngören Belediyesi sponsorluğu ile Türkiye’nin en uzun grafitti duvarına imza attı.

grafitti sanatıyla tanıştırmıştı. Güngören’de 2011 yılında elektrik trafolarının şehre yakışır bir şekilde resmedilmesi işini üstelenen ‘Boyalı Eller’ şimdi ise yeni alan düzenlemeleriyle Güngören’e renk katmaya devam ediyor.

ekim 2013


10

gündem haber gungorendergi.com

Güngören’de Patlayıcı Önlemi Güngören Belediyesi sahada görev yapan tüm personeline ‘Şüpheli Paket ve Bomba İmha’ eğitimi verdi. Güngören Belediyesi Temizlik İşleri, Park Bahçeler ve Güvenlik personellerine "Şüpheli Paket ve Bomba İmha" konularında ğitim verdi. Bomba, şüpheli paket, Molotof Kokteyli ve parça etkili bombaların tanımı, yardımcı unsurları, tespiti, tedbiri ve imhası konularının işlendiği eğitim Güngören Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bomba İnceleme Amiri Saffet Taş ve Bomba Uzmanı Jülide Kızıldağ’ın yönettiği eğitimler iki gün sürdü. Olası tehlikeli durumlara karşı personelin bu eğitimi almasının Güngören ve Güngörenli’ler için önem taşıdığını belirten Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman; “Belediye personelimizin hem kişisel hem de işleriyle ilgili gelişimlerini, dolayısıyla eğitimleri önemsiyoruz. Eğitimler hizmetlerimizin kalitesi için gereklidir. Bu eğitimler hem Güngören’i hem de Güngörenli’leri koruma ve olası tehlikeleri önceden tespit etme konusunda fayda sağlayacaktır.” dedi.

Güngörenli’ler Afetlere Hazırlanıyor Temizlik Personeline Eğitim

İstanbul Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün başlatmış olduğu Güvenli Yaşam Eğitimleri Güngören’de. İstanbul Valiliği, İstanbul AFAD koordinasyonu altında deprem gerçeğine dikkat çekmek, İstanbulluları depreme karşı bilinçlendirmek ve olası bir depremde can ve mal kaybını en aza indirmek amacıyla başlattığı çalışmalarını “Bir Saat Bir Hayat” kampanyası sürdürüyor.

Güngören Belediyesi’nin, Temizlik İşleri müdürlüğü personeline düzenli

İstanbul’un tüm ilçelerinde düzenlenen eğitimlerin Güngören etabındaki sunumlar gerçekleşti. Eğitimlerin ilk bölümünde, katılımcılara, deprem, su baskını, yangın, fırtına, orman yangını gibi afetlere hazırlık, zarar azaltma ve iyileştirme bilgileri veren yetkililer ikinci bölümde ise müdahale konusu hakkında bilgilendirmede bulunuldu.

yıkama, süpürme, çöp toplama konusunda titiz davranılması ve persone-

ekim 2013

olarak verdiği eğitimler her ay farklı bir konuda gerçekleşiyor. Güngören Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü tarafından cadde ve sokak temizliğini üstlenen personele her ay farklı konularda eğitimler veriliyor. Eğitim öncesi personele bilgiler veren Temizlik İşleri Müdürü Kadir Köktaş, lin nelere dikkat etmesi, önceliklerinin neler olduğu konularında personele bilgi verdi. Yaklaşık 350 personelin katıldığı İş Sağlığı ve Temel Eğitim başlıklı eğitimde bu ay; çalışanların ve işverenin sorumlukları, eğitimin önemi, faydaları ve çalışırken dikkat edilmesi, uyulması gereken kurallar gibi konular işlendi.


11

gündem haber gungorendergi.com

Hobi Kursları Başlıyor! Güngören Belediyesi’nin her yıl düzenli olarak sürdürdüğü hobi kursları başlıyor. Ekim ayında başlayacak olan kurslarda; çocuk gelişimi, takı tasarımı, ahşap boyama, fotoğrafçılık, İngilizce, drama, satranç ve daha birçok dalda eğitimler konunun uzmanı kişiler tarafından veriliyor. Kişilerin hem kendilerini geliştirebileceği hem de sosyalleşebileceği, el becerilerini geliştirip yeni şeyler öğrenmesini sağlayacak olan farklı alanlardaki kurslar her yaşa hitap ediyor. Kurslar için kayıt alımlarına başladıklarını dile getiren Güngören Belediye Başkanı ŞakirYücel Karaman, “Hem gençlerimizin ufkunu açacak hem de yetişkinlerimizin hobi edinmesini sağlayacak birçok branşta kurslarımız bulunuyor. Amacımız, ilçemizde var olan kültür, sanat ve beceri kurslarını daha fazla insanla buluşturmak. Sanatla uğraşan toplumlar Dünya’ya her zaman yön vermişlerdir. Geçmişi binlerce başarıyla dolu bir medeniyetin torunları olarak, halkımızın kültürel birikimine katkı sağlamak bizim en asli görevimizdir.” diye konuştu.

Güngören’de

Erişilebilirlik Birinci Sırada

Güngören Belediyesi 2004 yılında başladığı ‘Erişilebilir Standart Yol’ yapımlarına her geçen gün bir yenisini daha ekliyor. Güngören Belediyesi, ilçenin çehresini değiştirmek ve halkın yaşam kalitesini artırmak için çalışmalarına aralıksız devam ediyor. İlçenin altyapı sorununun yüzde 96’sını tamamlayan Güngören Belediyesi, Erişilebilir Standart Yol çalışmaları ile hem şehir estetiğini hem de ulaşımı iyileştiriyor. Her ay yeni bir cadde ve sokakta çalışmalarını sürdüren Belediye ekipleri, altyapısı tamamlanan tüm cadde ve sokakları Erişilebilir Standart Yol haline getirmeye devam ediyor.

Önceliği altyapı düzenlemesi olan Erişilebilir Standart Yolların; kaldırımlarının genişletilerek yayaların ve engellilerin kullanımını kolaylaştırıyor olması, antialerjik polen üretmeyen ve dört mevsim yeşil kalan ağaçlar kullanılması, cep parkları ve estetik aydınlatmaları göze ilk çarpan özellikleri arasında. Yıl içerisinde; Dönmez, Çelebi, Zeki, Poyraz, Cenap, Uzun Hasan sokaklarında ve Bayrampaşa, İlkyuva, Mustafa Yaşar caddelerinde Erişilebilir Standart Yol çalışmalarını tamamlayan Fen İşleri Müdürlüğü; Akarsu, Meydancık, Kemaliye sokaklarında, Talatpaşa ve Davutpaşa caddelerinde ise çalışmalarına devam ediyor. ekim 2013


12

kentlilik gungorendergi.com

GĂźngĂśren Belediyesi Modern Kurban Kesim AlanÄą ekim 2013


13

kentlilik gungorendergi.com

Güngören Belediyesi yenilikleri ve modern kent çözümlerini projelendirip başarılı uygulamalarıyla Güngören’i İstanbul’un göbeğinde yeni bir cazibe merkezine dönüştürdü. Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman ve ekibinin 2004 yılında göreve gelmesiyle başlayan bu cazibeli dönüşüm, Güngören’i bugünlerde İstanbul’un göz kamaştıran semtlerinden biri konumuna yükseltmiştir. Güngören’de yaşayan vatandaşların taktirine ve desteğine sahip çıkan Güngören Belediyesi, her projesini ihtiyaçlara doğrudan çözüm üretmek ve halkının yaşam kalitesini yükseltmek stratejisiyle, her geçen gün başarılı yeni işlerin altına imza atıyor. Her yıl yeni bir coşkuyla beklenen kurban bayramı, İstanbul gibi büyük bir metropolde bu ibadetin yerine getirilirken hijyen kuralları ve ibadetin doğasına uygunluğu açısından ortaya zorluklar çıkarmaktadır. Güngören Belediyesinin bu zorlukları aşıp, kurban ibadetini modern imkanlar ve konforlu çözümler ile ifa edilebilmesini sağlamak amacıyla geliştirdiği profesyonel kesim alanı ve modern kesim tesisiyle göz kamaştırıyor. Büyük ve küçükbaş kurbanlıkların kesimlerinin yapılabildiği bu tesiste, her kurbanlık kendisine ayrılmış sıra ve saatinde, sağlıklı ve İslami usullere uygun koşullarda kesime girebilmektedir. Kurban sahiplerinin kesim esnasında bayramın neşesine uygun zaman geçirebilmeleri için düşünülmüş bekleme alanlarında, Güngören Belediyesinin kurmuş olduğu LED ekranlardan sıralarını takip edip canlı yayın aracılığı ile kurbanlarının kesim işlemlerini izleyebiliyorlar. Gün boyu devam eden ikramlar ile de kurban ibadetini yerine getirmek amacıyla sıra bekleyen vatandaşların ihtiyaçları karşılanıyor ve keyifli bir bayram günü geçirmeleri sağlanmış oluyor. Güngören Belediyesinin kurmuş olduğu kesim tesisleri içerisinde göze çarpan bir yenilikte, kesilen kurbanların hisselere ayrılabilecek şekilde parçalanması ve her hissedara eşit miktarda et, kemik ve sakatatın pay edilip paketlenebildiği hisseleme ünitelerinin düşünülmüş olmasıdır. Bu dev organizasyonu hiçbir sorun yaşatmadan ve ibadetin usulüne şüphe düşürmeden gerçekleştiren Güngören Belediyesi vatandaşlarının taktirine ve memnuniyetlerine bir yenisini daha ekledi.

ekim 2013


14

kentlilik gungorendergi.com

Yunus Emre Tozal / Harita Mühendisi

Ahilik Teşkilatını STK'lar Günümüze Taşıyabilir mi? Ahilik: Esnaf İlişkilerinden Halka Yayılan bir Yaşam Düzeni Özünde fütüvvet anlayışı olan Ahilik, İslam dünyasında Emeviler döneminde ortaya çıkan, Abbasiler dönemiyle yayılarak kurumsal bir birliğe dönen, XI. yüzyıldan itibaren özellikle Anadolu’da yapılaşmaya başlayan bir teşkilattır. Fütüvvet, ahlakî faziletleri temsil etmekte, aynı zamanda o faziletlerin icabını yerine getirmeyi de sorumluluk kabul etmek, hayatın içinde yaşamayı ve yaşatmayı görev bilmek demektir. Bu yüzden fütüvvet, birlikte olmayı; cemiyeti ifade eder. "Divanü Lugati't-Türk" ve "Atabetü'l Hakayık" gibi kaynaklarda cömert, yiğit, eli açık anlamında kullanılan "ahi" kelimesinden yola çıkarak, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde halkın, sanat ve çeşitli mesleklerde yetişmesini ve gelişmesini sağlamak amacıyla ortaya çıkan Ahilik, 1000'li yıllardan Osmanlı'nın Tanzimat dönemine kadar Anadolu'nun birçok yerinde teşkilatlanan bir yapıdır. Ahilerin uyması gereken kurallardan bahseden ve bu tarikatın anayasası sayılan esere "Fütüvvetname" adı verilmektedir. Ahi teşkilatlarının törenleri, şartları, kısaca her şeyi bu kitapta yazılı bulunmaktadır. 1040-1157 Büyük Selçuklu döneminden sonra, Anadolu'da kurulacak ve bir anda yükselecek Osmanlı Devleti'nin kurulmasında da Ahilerin büyük rolü olmuştur. Ahilerin büyük piri Ahi Evren, o dönemde, Kırşehir'de yerleşerek Ahiliği güçlü bir tarikat haline getirmiştir. Osmanlı Beyliği ve Osmanlı Hanedanı'nın kurucusu ve beyliğin ilk padişahı Osman Gazi, Ahi tarikatına girmiş, Ahi büyüklerinden Şeyh Edebali'nin kızı Malhun Hatun ile evlenmiştir. Osman Gazi'den sonra devletin başına geçen oğlu Orhan Gazi ve Murat Hüdavendigar da Ahi olarak tanınmışlardır. Ahilik, Fatih Sultan Mehmet devrine kadar devam etmiştir. Gitgide gelişen Ahilik, hem sosyal hem ekonomik hem de bir hizmet olarak halkın esnafla bütünleşmesini sağlayan, ticari hukuku düzenleyen ve geliştiren şekliyle en mükemmel şekline ulaşmıştır. Tanzimat dönemine kadar bir bütün yapısını koruyan Ahilik, esnafa hükümetin el koyması sonunda dağılma dönemine girmiş, etkinliğini zamanla kaybetmiştir. ekim 2013


15

kentlilik gungorendergi.com

Ahilik Teşkilatı’nın Özünde Ne Vardır? Ahilik teşkilatının özü, tasavvuf ilkelerinin hayata uygulanışı ile biçimlenmiş, bireysellikten toplumsallığa uzanan, insanları bir araya getiren, dayanışmaya sağlayarak yardımlaşmanın ve bir arada olmanın güzelliklerini ortaya çıkaran, hem iktisadi hem sosyal hayatı düzenleyebilen bir yapıya sahiptir. Toplumda haksız kazançları engelleyen yönüyle Ahilik teşkilatı, hem tüketicinin haklarını korumasıyla hem de satıcının şartlarını geliştirmesiyle aslında bir ahlak gözetleyici kurallar bütünüdür. XIII. yüzyılda Kırşehir’de kurumsal olarak ortaya çıkan ve ardından tüm Anadolu’ya yayılan Ahilik, insanları ticari hayatın içerisinde topluma katan, ticaret hukukunu yaşatan ve disiplini elden bırakmayarak insanların hem mesleki hem dinî hayatlarını geliştiren toplumsal bir yapılanmadır. Kanaatkâr ama aynı zamanda müteşebbis, Peygamber efendimizin deyimiyle hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışan; yarın ölecekmiş gibi ahirete hazır insanların ve toplumun oluşumuna katkı sağlayan bir sistemdir. Ahilik, bir bölgede tüm esnafların örgütlenmesini sağlayan bir sistemdir. Esnaflar, oluşturdukları localar ile birbirlerine destek olur, dayanışmada bulunur ve çeşitli etkinlikler veya toplu hareketler düzenlerlerdi. Çıraklar, ustalar bu sistemde bir bütündür. Ahiliğin teşkilatının özündeki fütüvvet anlayışı, dokuz önemli dereceden oluşmuştur. Bu dereceleri şöyle sıralanırdı: Yiğit, Yamak, Çırak, Kalfa, Usta, Nakip, Halife, Şeyh, Şeyh-ül Meşayıh (Ahi Baba) Yiğitlik ve Yamaklık teşkilata kabul öncesi hazırlık aşamaları olup gerçek ahiliğe kabul çıraklık aşamasıyla başlamaktadır. Bundan sonraki dereceler ise lonca teşkilatının idari dereceleri niteliğinde olmaktadır. Bu basamakların birinden ötekine geçiş süresi 1000 gün, yaklaşık 3 yıla yakın bir ara olmakla beraber, yamaklıktan çıraklığa 2 yılda çıkılabilmekteydi. Çıraklıkla kalfalık, kalfalıkla ustalık arası süre; sanatına ve mesleğine göre 3 yılı da aşabilmekteydi. Tüm şeyhlerin lideri konumundaki Şeyh-ül Meşayıh 'ın bir diğer adı, Ahi Baba idi. Ahilik teşkilatlarından günümüze ulaşan "Çıraklık, Kalfalık, Ustalık" silsilesi, teşkilatın etkisinin azaldığı Tanzimat dönemlerinden günümüze kadar ayrıca devam etmiş, günümüzde de işveren- işgören ilişkileri arasında karşılığını bulmuştur.

Ahiliğin ahlak dışı saydığı, Ahiyi ahilikten çıkaran davranışlar ise şunlardır: İçki içmek, zina işlemek, münafıklık, dedikodu, iftira, gurur, kibir, merhametsizlik, kıskançlık, kin beslemek, yalan söylemek sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek, kişinin ayıbını örtmemek, ayıbı yüzüne vurmak, cimrilik,eli sıkılık, adam öldürmek. Ahilik Teşkilatı’nın Selçuklu ve Osmanlı Ekonomisine Katkısı Ahilik Teşkilatı’nın kurumsal bir yapı olarak ortaya çıktığı Anadolu’da, özellikle Selçuklu ve ardından Osmanlı Devleti’nin toplumunun gelişiminde çok önemli bir rol oynamış, ticaret ahlakının gelişmesini sağlayarak iktisadi hayatı canlandırmış ve düzenlemiştir. Anadolu'da, Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat zamanında çok güçlenen Ahiler, diğer cemiyet ve tarikat mensuplarının eğitim yolunda çalışmalarından ziyade ekonomiyi canlı tutarak, esnaf ilişkilerini düzenlemeye gayret etmişler, ocak başında demir dövmüşler, tezgahlarda kumaş dokumuşlar, emeklerini değerlendirme yolunu tutmuşlardır. Bölge bölge teşkilatlanan Ahiler, her bölgeye Ahi Babası belirlemişler, Ahi Babanın sözlerine göre ticari hukukları, mal satış fiyatlarını belirlemişler ve uygulamışlardır. Buna göre hiçbir esnaf, belirlenen ticari hukukun dışına çıkamaz, teşkilatın hukukuna göre satış yapabilir ve daha fazla kazanmak için çeşitli yollara başvurmazdı. Özellikle Ankara bölgesindeki Ahilerinin çalışması, tamamen demokratik esaslara göre düzenlenmiştir. Aralarındaki sınıf farkını tamamen kaldırmışlar, sosyal adaleti sağlamışlardır. Bütün halk yapıcı ve satıcı esnafı halinde örgütlenmiştir. Satılacak mallar Ahi babalarına teslim edilmiş, onlar da her mala belirli bir fiyat koyarak toptan satmışlardır. Böylelikle halka, ekonomik olarak hizmet edilmiştir. Ahilik teşkilatına dahil sanatkâr işçilerle sanatkârların kazançları kendilerine ait değildir. Kazanç, ahilik örgütüne ait genel sermaye halinde bir araya toplanmaktadır. Bu parayla tezgahlar kurulmakta, gerekli aletler alınmakta, hammadde sağlanmaktadır. Bu nedenle hiç bir Ahinin kişisel sermayesi bulunmamaktadır. Kazancını da dilediği biçimde sarf edememektedir. Kazandığı parayı Ahi babasına vermekte, o da kasaya koymaktadır. Öğle ve akşamları bütün Ahiler karınlarını ortak bir kazandan doyurmaktadırlar. Giyim eşyaları da zaviye tarafından satın alınmaktadır. ekim 2013


16

kentlilik gungorendergi.com

Ahilik Teşkilatlarının Toplumdaki Yeri ve Önemi

"Pabucu Dama Atılmak"

Ahilik teşkilatlarının en önemli tarafı, halka hizmet etmek-

Ahilik teşkilatından günümüze birçok deyim, halk arasında

tir. Bugün biz hangi Avrupa ülkesine gidersek gidelim ya

halen kullanılan örf, adet, gelenek ve görenekler kalmıştır.

da herhangi bir batı kültürünün etkisinde olan bir yerde,

"Pabucu dama atılmak" deyimi de, Ahilik Teşkilatı'nda kalite

bir yerden alışveriş yaparken, istediğimiz şeyi bulamadığı-

kontrolle ilgili denetimlerdeki bir uygulamadan günümüze

mız zaman, Türkiye'deki gibi "Nerede bulacağımızı" sordu-

gelmektedir. Kalite kontrol sonuçları olumsuz ise ilgili üre-

ğumuzda genellikle cevap alamayız. İçinde bulunduğumuz

ticinin pabucu, iş yerinin damındaki direğe asılırmış. Dam-

dükkan sahipleri ya "Bakın bizde elmalar yok ama armutlar

daki pabucu gören halk o iş yerinde kurallara uyulmadığını

var, onlar da nefistir, lütfen tadın." üslubuyla bize yaklaşırlar,

bilerek oradan alışveriş yapmazmış. Bir esnaf için, ticari ya

ya da hiç sesini çıkarmazlar.

da sanata ilişkin büyük bir hata, sahtekarlık ya da yolsuzluk yapan ustanın dükkanının kapatılması ve aynı zamanda hem

Ülkemizde ise böyle bir olayla karşı karşıya geldiğinizde size elinizin avucundaymışçasına bulabileceğiniz bir adres verirler ve "Köşeyi dönün, orada x tuhafiye var orada bulabilirsiniz." tarif ederler. Bunun temeli işte Ahilik teşkilatlarına kadar dayanır.

teşkilattan hem de tarikattan atılması, Ahilik'te en caydırıcı sonuçlardan biridir. Bu yüzden pabucunun dama atılmaması için, bilinçli sahtekarlık yollarından kaçınması gerekir ki, bu uygulama toplumda güveni ve adaleti tesis eder. Pabucun dama atılması, bir törenle gerçekleşeceğinden, esnaf için bir itibar kaybetmek demektir. Çoğunlukla aynı

Batı kültürünün esnaf-halk ilişkisi maalesef ülkemizi de etkiledi. Ülkemizde eğer yabancı kökenli bir mağazada değilseniz veya para hırsı bürümüş bir ticarethanede bulunmuyorsanız, Ahilik teşkilatına dair etkileri hemen gözlemleyebilirsiniz. Örneğin bavul, kemer, çanta gibi deri eşyası almak istiyorsanız, bugün Çemberlitaş'ta Mercan Han'a gittiğinizde, oranın çaycısı ile tanışıp muhabbet ettiğinizde, çaycı sizi hemen bir yere gönderecek, güvenli, tutarlı ve temiz bir alışveriş yapmanızı sağlayacaktır. Gittiğiniz yere "Beni bu hanın çaycısı yolladı" dediğinizde, size hem %10 indirim yapılacak, hem sizinle tanışılacak, muhabbet edilecek, hem de güvenli ve tutarlı bir alışveriş yapılması sağlanacaktır. Bu bir menfaatperestçilik değil, dayanışmanın ürünüdür. Dayanışma, yardımlaşma ve tanışma kültürü, hayatın içinde toplumumuza Ahilik teşkilatlarınca kazandırılmış güzel huylardır. Bu huylar gerçekleşirken birileri maddi kazanç sağlamaz. "Kazanç sağlayacak birileri olacaksa,bu halk olmalıdır sadece." görüşü hakimdir. Dolayısıyla halka hizmet etmek, Ahilik teşkilatlarının toplumumuza kazandırdığı bir sistemdir.

Ahiler, aynı zamanda tekkelerin de kurucularıdır. Özellikle teşkilatlardaki kadın bölümleri, Anadolu'da sadece kadınların yer aldığı tekkelerin kurulmasına hizmet etmişler, Selçuklular döneminde Çanakkale, Ankara ve İstanbul'da "Kadınlar Tekkesi" kurulmuştur. Kadınlar tekkesi, kadınların toplumda etkin olarak rol almasını sağlamış, üretime destek vermelerine ortam hazırlamış, ürettikleri ile hem kendilerine hem çevrelerine hem de topluma hizmet etmeleri amaçlanmıştır. ekim 2013

zamanda Melami şeyhi de olan Ahi Baba'nın huzurunda o mesleğe müntesip tüm ahilerin katıldığı törenle sağ pabuç dama atılır ve dükkan kapatılırmış. Çocuklar alay eder, Melami kardeşler yüz çevirir, esnaf o dükkana gidemez olur, esnafın dünyası kararırmış ama işin oluru olursa kallavi bir dünyalıkla Ahi Baba Usta'yı affedebilirmiş.


Sonuç Temel düsturu ''Ahi kişinin eli, kapısı, sofrası daima açık; gözü, beli, dili kapalıdır.'' şeklinde olan Ahilik teşkilatı, sanayi toplumu öncesinde Anadolu'da yaygınlaşan ve asırlar boyunca da etkisini devam ettiren önemli çok önemli bir teşkilattır. Türkiye'de iş ahlakının bu kadar bozulduğu, toplumda güvenirliliğin kalmadığı, hem gıda alanında, hem diğer alanlarda insanların bildikleri markalarda dahi sahtekarlıkların çıkmasının önlenememesi, ciddi bir sorundur.

Toplumda üreticiyi denetleyebilen, cezalandırabilen ve caydırıcı cezasıyla doğru iş yapmasını destekleyen bir kurum olarak Ahilik, modern zamanlarda da aslında STK'lar tarafından yapılabilirliği olan bir sistemdir.

Ahilik teşkilatının denetlemesini bugün toplumumuzda STK'lar yapabilse, örneğin Mimar ve Mühendisler Grubu kendisine üye olan mimarlık ve mühendislik firmalarında çalışanların haklarından o firmaların yaptığı işlere kadar denetleyebilen bir yapı kursa, Van Depremi'nde ortaya çıkan manzara ile karşılaşabilir miydik?

STK'lar, Vakıflar Ve Dernekler, Kendilerine Üye Olan İşyerleri, Okulları, Esnafları, Kısacası Toplumu Oluşturan Unsurları Bir Çatı Altına Gelerek Denetleyebilse, Gerektiğinde Cezalandırabilse Ve Caydırıcı Kararlarla İnsanları Doğru Davranmaya Yöneltse, Türkiye'de Devletten Gizlenen, Kayda Geçirilmeyen/ Geçirilemeyen Ve Bu Sebeple Denetlenemeyen Faaliyetlerin Hepsi Ortaya Çıkarılabilir. Çünkü Dürüstlük Ve Doğruluğun Olduğu Yerde Gizli Saklı Hiçbir Şey Kalamaz. STK'lar, vakıflar ve dernekler, kendilerine üye olan işyerleri, okulları, esnafları, kısacası toplumu oluşturan unsurları bir çatı altına gelerek denetleyebilse, gerektiğinde cezalandırabilse ve caydırıcı kararlarla insanları doğru davranmaya yöneltse, Türkiye'de devletten gizlenen, kayda geçirilmeyen/geçirilemeyen ve bu sebeple denetlenemeyen faaliyetlerin hepsi ortaya çıkarılabilir. Çünkü dürüstlük ve doğruluğun olduğu yerde gizli saklı hiçbir şey kalamaz.

Devletin vergi toplayamama sorunu ortadan kalkmış olur. Ekonominin, mal ve hizmet üretimine geleneksel ölçüm yöntemleriyle bütünüyle tespit edilemeyen ve GSMH hesaplamalarına yansımayan alanlarının tespiti, toplumu caydırıcı cezalarla doğruya yöneltmekten ve ciddi bir denetlemeden geçirmekle mümkün olabilir.

Ahilik teşkilatlarındaki erdemleri toplumuza yeniden kazandırmak, Ahilik teşkilatını modern zamanlara yeniden taşıyabilmek; toplumda yardımlaşmayı, dayanışmayı ve insanları (özellikle üretici kesimi olan esnafı) doğruya yöneltmek, başta devletin olmak üzere hepimizin sorumluluğundadır. Toplumu yeniden inşa etmek için psikologlar, ilahiyatçılar, mimarlar, sosyologlar, mühendisler, çeşitli alanlarda uzmanlar ve siyasetçiler bir araya gelmeli ve "Ahilik Teşkilatı'ndaki erdemleri toplumumuza yeniden nasıl kazandırabiliriz?" sorusunu gündeme taşımalıyız. ekim 2013


18

s ö y l e ş i gungorendergi.com

40 Yıllık Güngören’li

Öner ACAR

“Güngören’ den başka bir yerde yaşamak bana zindan gibi geliyor.”

40 Yıl Önce Diyarbakır’ın Çüngüş Karakaya Köyü’nden ailesiyle beraber göç edip Güngören’e yerleşen Öner ACAR İstanbul’da yaşadıkları hayat mücadelesinde Güngören’in rolünü, tüm bu zaman zarfında Güngören’i nasıl benimsediğini ve günden güne büyüyen Güngören'i bize anlattı. ekim 2013


19

s ö y l e ş i gungorendergi.com

Öner Bey Bize Biraz Kendinizden Bahseder Misiniz? 01.01.1963 yılında, Diyarbakır Çüngüş Karakaya Köyü’nde 6 kardeşin en büyüğü olarak dünyaya geldim. 2 çocuk babasıyım. Güngören'de ikamet etmekteyim ve temizlik malzemeleri ticaretiyle uğraşmaktayım. Güngören’e Ne Zaman ve Nasıl Geldiniz? Ben, 1973 yılında ilkokulu bitirdim İstanbula geldik. Yani tam 40 sene önce. Güngören eskiden köydü, köymüş daha doğrusu. Rahmetli babam burada bir arsa alıyor. Memleketteki köylüler de babamı hep eleştiriyor. Güngören gibi bir yer tanınmıyor bilinmiyor. Güngören neresidir, köy olduğundan bilinmediği için babama karşı çıkmışlar. Babam ileri görüşlü bir insandır. Kimse niyetinden caydıramıyor ve burayı alıyor. Neden Burayı Seçmiş Peki? Bizim Diyarbakır’dan köyden bir akrabamız, önce o buradan yer alıyor "sonra sende gel emmioğlu" diyor babamı teşvik ediyor. Şuan bizim burada 4 tane köy var. Bu köyler Üçpınar, Hindibaba, Karakaya ve Handere köyleri olarak buraya yerleştik. Dernek altında toplandık. Burada nüfusumuz yoğundur. Buranın ilk yerlisi Karakaya derneği olarak biz sayılırız. Babalarımız Laleli’de Bekar Odalarında Kalıyorlardı 4 köy burada toplandık birbirimizden hiç kopmadık. Ticarette de kopmadık. Birbirimize her zaman destek olduk. Birbirimize çok düşkünüz. Hatta köyden buraya ilk göç ettiğimizde 4 köyden hiç birisinin evi yoktu İstanbul’da. Sadece bizim arsamız vardı. Bizim büyüklerimiz, babalarımız Laleli’de bekar odalarında kalıyorlardı. Tuvaleti banyosu ortak kullanılan, kahvaltı hazırlayacak kadar bile mutfak yeri olmayan bir odada 15 kişi 20 kişi beraber kalıyorlardı. Hatta oda boşalınca yer boşaldı bir kişi gelebilir diye köye haber yolluyorlardı. Bekar hayatı kalmayınca herkes daire almaya arsa almaya çoluk çocuğunu köyden getirmeye başladı. Böyle böyle birbirimize destek olarak bu 4 köyü Güngören’de birleştirdik. Rahmetli Babam Oğlum Yarın Burası Paris Olacak Diyordu O zamanlar ben de babama karşı çıkıyordum eleştiriyordum. Baba biz orada ne yapacağız Güngören’de ne bakkalı var ne elektriği var, efendime söyleyeyim; ne suyu var.. Tabi bundan 40 sene önce böyle imkanlar yoktu. Babam rahmetli de diyordu ki oğlum yarın orası Paris olacak o bizi eleştirenler hep bizi takip edip buraya Güngören’e gelecekler yerleşecekler diyordu. O zamandan öngörmüş Güngören tıpkı babamın dediği gibi bugün Paris oldu. Köy Hayatından Şehir Hayatına Geçince Geçiminizi Sağlamak İçin Ne Gibi İşler Yaptınız? 1973’te, ben çocukken buraya geldiğimiz zaman buralar mahrumiyet bölgesiydi. Bakkal yok, elektrik yok, su yok, yok oğlu yok.. Tek tük evler vardı. Herkes hayvancılık yapıyordu burada. Babam da satın aldığı arsaya tek katlı bir gecekondu yaptı, hatta altına da hayvan beslememiz için ahır yaptı. Ama sonra burayı bir kiracıya bırakıp ticaretle uğraşmaya karar verdi. Laleli’ye gittik. Kiracı olarak orada oturmaya başladık. Kardeşlerim ilkokulu orada okudular. Ben de babamla birlikte

ticaretle uğraşmaya başladım. Çekirdekten yetiştik. Su sattık, Beyazıt’tan Osmanbey’e kadar yürüyerek sırtımızda süpürge sattık, pazarcılık yaptık. O zor hayatları biz yaşadık. Bugün genç neslimiz bizim gibi sırtında süpürge satmadıkları için lay lay lom bir hayat yaşıyor. Elinde internet, telefon rahata alışkın hepsi. Zorluk görmedi hiç biri. Ama Güngören ile ilişkimiz hiçbir zaman kopmadı malımız korunsun yerimiz korunsun diye burayı kiracıya verdik kira almak için gelip gidiyorduk. Yeniden Güngörene Dönmeye Nasıl Karar Verdiniz? O Süreç Nasıl Gelişti? Laleli’de yaşam alanı kalmadı, ticaret arttı, mağazalar, oteller açıldı. Çok sayıda yabancı uyruklu insanlar taşınmaya başlayınca bizim Türk aile yapımıza uygun bir yaşam alanı olmaktan çıktı Laleli. Biz de yeniden 1992 yılında Güngören’i toprağımız bilip geri geldik. 86’dan 92’ye kadar Güngören inşaat halindeydi. Her sokak başında bir inşaat vardı. Biz de gece konduyu yıkıp yeni bir ev yaptık. O zamandan beri burada oturuyoruz. Güngören'den Başka Bir Yerde Yaşamak Bana Zindan Gibi Geliyor Bazen Laleli’ye gidiyorum. Biz burada nasıl yaşamışız diye hayret ediyorum. Halbuki o zamanlar gençlik yıllarımız en güzel zamanlarımızın geçmiş olması gerekiyor ama oralar bana şimdi bir acayip geliyor. İstanbul artık çok fazla dejenere oldu. Bugün biri bize sevgi saygı gösterdiğinde neden bize saygı sevgi gösterdi diye şüpheyle yaklaşıyoruz. Biz de bu değerlerimizi ve maneviyatımızı korumak adına derneğimizi kurduk. Burada komşuluk var, yakınlık var değer yargıları var, karşılıksız sevgi ve saygı var. Arkadaşlar, komşular, akrabalar, derneklerimiz bir arada Güngören’de yaşamaktan mutluyuz. Manevi olarak birbirimizden hiç kopmuyoruz. Güngören belediye başkanımız Şakir Beyin de bunda katkısı büyüktür. Sağ olsun dernek faaliyetlerimize katkılarda bulunur. Davetlerimize her zaman katılır. Bizi destekler, hiçbir zaman geri çevirmez. Yine Güngören’deki park bahçe ve çevre düzenlemelerine yaptığı desteklerle burayı çok daha modern bir yer haline getirdi. Ben görüyorum her sabah belediye elemanları sokakları temizliyor. Temiz bir çevrede yaşamaktan insan huzur ve mutluluk duyuyor. Yani Biz Güngören’in Evveliyatını ve Şimdisini de Çok İyi Biliyoruz Şu kaymakamlığın oradan bakardık, haznedarın tepesi görünürdü. Akıncılar tramvay durağının orası dereydi, bataklıktı, sazlıktı, pis su akardı oradan. Asfalt yoktu. Daha doğrusu yol yoktu Güngören’de. Tüm bunlara şahit olduk. Yani biz Güngören’in evveliyatını ve şimdisinide çok iyi biliyoruz.. Bende Güngören’in doğal güzelliklerine küçük de olsa bir katkısı ve anısı olsun diye rahmetli babamın 40 sene önce evimizin bahçesine dikmiş olduğu kavak ağacını özellikle kestirmedim hala duruyor. Güngören’imizin de kavak ağacımız gibi yıllarca dimdik ayakta durması dileğiyle.. ekim 2013


20

a

i

l

gungorendergi.com

e

Aile yaşamı, bize ilk duygusal derslerimizi veren okuldur. Kendimizi nasıl göreceğimizi, başkalarının bizim isteklerimize ne şekilde tepki verebileceklerini, umutları, korkuları nasıl anlayıp ifade edebileceğimizi öğreniriz. Kendi değerimizi veya değersizliğimizi, hayata karşı olan güvenimizi veya güvensizliğimizi çok küçük yaşlarda aile içindeki iletişimden aldığımız derslerle oluştururuz. Günümüzde pek çok aile çocukları ergen yaşa geldiklerinde aralarında bir iletişim eksikliği olduğunu fark ederler. Ancak çoğu aile bunun çocuktan ya da dış faktörlerden kaynaklandığını düşünerek çözümü yanlış yerde arar. Oysa iletişim kurma şeklini ya da kuramamayı bebek yaştan itibaren aile öğretmiştir. Çocuklar da bu davranışın geri bildirimini büyüdükçe aileye vermektedir. Örneğin eleştirinin bir iletişim şekli olduğu ailede çocuklar suçlamayı, utandırılan ve yargılanan çocuklarda kendilerini suçlamayı öğrenirler. Olumlu davranışların dile getirildiği ailelerde ise çocuklar takdir etmeyi öğrenirler. Evin dışında ne olursa olsun, okul, tv programları, arkadaşlar, bir anne-babanın sürekli ve tutarlı bir şekilde kullandığı nazik sözler ve diğer iletişim şekillerinin önüne geçemez. Ancak ailede zayıf, yetersiz, olumsuz bir iletişim varsa dış faktörler tabii ki öncelik kazanacaktır. Zaten aile de böyle bir durumu çok geç fark edecektir.

Aile İlişkilerinde Sağlıklı Tercihler

Günümüzde çok sık rastlanan bir örnek, anne-babanın yoğun iş hayatı veya stresli dönemlerinden dolayı, başta çocuğun bilgisayarla vakit geçirmesi ebeveyn tarafından bir avantaj olarak görülürken uzun vadede bilgisayar bağımlısı, içine kapanık bir çocuk yaratılabilinmektedir. Olması gereken aile içi iletişimin yerini bilgisayar, zararlı alışkanlıkları olan bir arkadaş, öfke veya uyuşturucu alabilmektedir. Çocuk ve Aile Arasında Üç Yönlü Bir İletişim Vardır Duygusal, sözsel ve dokunsal iletişim. Bebek doğduğu andan itibaren bu üç iletişim şekline de açıktır. Özellikle duygusal ve fiziksel temaslar tahmin edilenden çok çocuğun duygusal kayıtlarına geçer. Çocuklarımızla fiziksel temasta bulunmak, okşamak, sarılmak, öpmek her zaman bizim doğal halimiz olmalıdır. Bunun için bir sebep aranmamalıdır. Beden dilimizin sevgiyi ve güveni ifade ediş şekli kullandığımız sözlü iletişimimizle de uyum içinde olmalıdır. Anne-Babaların Bilmeleri Gereken Şeyler Ağızlarını her açtıklarında farkında olarak veya olmayarak çocuklarına bir şey öğretiyor olduklarıdır. Çocuğun yanında birbirleriyle veya başka birileriyle, yüz yüze ya da telefonla konuşurken, dünyada olup bitenlerle ilgili yorumlar yaparken çocuk tüm sinyalleri almaktadır. Yani sürekli çocuk iletişimin içindedir. Ailenin kullandığı konuşma dili ve inanç sistemleri çocuğun beyninde bilinçaltında depolanır. En çok tekrarlananlar çocuklar tarafından bilinçsizce seçilir ve kullanılır. Sadece ilgilenmiş gözükmek için sorulan sorular, söylenen sözler duygu yüklü olmadıkları için bir anlam ifade etmez ve bu da çocuklar tarafından gayet iyi bir şekilde algılanır. Bunu ifade edemese bile hissi yaşar ve tanır. Bu arada ebeveyn iletişim kurduğunu düşünerek kendini kandırır. İleriki dönemlerle bununla bir sorun olarak yüzleşir çünkü çocuk aile ile iletişim kurmaktan kaçarak tepki vermeye başlar. Çocuklarımızla göz seviyesinde kontak kurarak, dokunarak, duygu yüklü kelimeler kullanarak konuşmak bizim doğal iletişim halimiz olmalı ki sağlıklı ilişkiler kurabilelim. Tabiki iletişim tek taraflı olmaz. Çocuğumuzu dinlemeyi de bilmeliyiz. Çoğu ebeveyn istediği cevapları almaya odaklanarak çocuklarının ne hissettiklerini ne anlatmaya çalıştıklarını fark etmezler. Onları dinlerken içinde bulundukları duygusal durumu anlayarak, empati kurarak dinlemek için çaba harcamalıyız. Dinlenmediğini, anlaşılmadığını düşünen çocuklar iletişim kurmak yerine kaçmayı tercih eder. Çoğu zaman aile bu durumu çocuk kötü bir alışkanlık kazandığında ya da depresyona girdiğinde anlar. Çocukların iletişim kurmaktaki niyeti akıl almak ya da nasihat almak değildir. Anlaşılmak, desteklenmek ve her durumda sevildiğini bilmektir. Anlamanın ve sevginin en iyi ifade ediliş şeklide çocuğun duygusal durumu göz önüne alınarak onu yüzde yüz dinlemektir.

ekim 2013


21

a

i

l

gungorendergi.com

e

Bakıcı mı Büyükanne mi? Çalışan bir annesiniz ve aklınız sürekli evde bakıcısıyla veya büyükannesiyle birlikte olan çocuğunuzda mı? Duygu ve düşüncelerinize tercüman olmak gerekirse; Çocuğunuza kendi anneniz bakıyor. Tabii ki ona güveniniz tam; ama yine de son trendleri takip edemediğini düşünüyorsunuz. Okuduğunuz veya dost muhabbetlerinde duyduğunuz yeni fikirleri ona tam olarak anlatamıyorsunuz. Çocuğunuza bakıcı buldunuz. Evde kamera da var. Buna rağmen içiniz pek rahat değil çünkü yine de kontrolün elinizde olduğu söylenemez. Bakıcının; çocuğun beslenmesi ve temizliği konusunda yetersiz olduğunu düşünüyorsunuz. Onu bu konuda eğitmek, ona yol gösterip çocuğunuzla doğru şekilde ilgilendiğinden emin olmak istiyorsunuz. Yeterli olduğunu düşünüyorsanız dahi siz yokken de böyle olup olmadığını bilmek istiyorsunuz. Sizi Bu Sendromdan Ne Kurtarır? Yine bütün yollar iletişime çıkıyor. Her anne çocuğunu en iyi ve en düzgün şekilde yetiştirmek ister. Ancak kusursuzca büyütülmeye çalışılan bebek en çok zarar görenidir aynı zamanda. Mükemmellikten ziyade çocuğa zarar vermemeye çalışılmalıdır. Çocukla ilgilenen bakıcı ve aile bireyleriyle aranızda olumsuz bir iletişim kurmamaya özen gösterin. Unutmayın, çocuğunuzu emanet ettiğiniz kişinin çocuğa tavır almaması da sizin kurduğunuz iletişim sayesinde olur.

Tartışmasız; bir anne için en önemli varlık kendi bebeğidir. Ancak hiç kimse de bir başkasının bebeğine annenin bakış açısıyla bakamaz, bu çok zordur. Bakıcı için en basit hâliyle bu bir iştir; ancak aldığı büyük bir sorumluluktur. Bu nedenle kendinizi biraz da onun yerine koymaya çalışabilirsiniz. Siz başka birinin çocuğunun sorumluluğunu bütünüyle alabilir miydiniz? İş, Çocuğa Aileden Birinin Bakmasına Gelince... Arada kan bağı olduğu için emniyet açısından kendinizi daha rahatlamış hissedersiniz. Karşılaşacağınız sorun, büyüklerin çocuk yetiştirme konusunda kendi bildiklerini uygulamaları ve size ya da doktorunuzun söylediklerine fazla kulak asmamaları olabilir. İyi bakım, çocuğun sahiplenilmesini gerektirir. Aile büyükleri de genellikle bu hisse sahip olur. Ancak zaman zaman anne, karşı tarafın bebeği kendisinden daha çok sahiplenmesinden rahatsız olabilir. Çocuğun davranışlarına ve eğitimine karışılmasından hoşlanmaz. Oysa ki iyi bir bakım için bebekle ona bakan kişi arasında içten ve sevgi dolu bir ilişki kurulmasında annenin de katkısı olmalıdır. Hatta annenin bu güzel ilişkiyi destekleyip cesaretlendiren bir tutumu olmalıdır. Çocuğa bakan kişi çocuğun sorumluluğunu üstlendiğinde ve sahiplendiğinde çocuğun gelişimiyle ilgili çok daha verimli bir sonuç alınır. Sevgili anneler devir değişti. Zor yaşam koşulları, artan masraflar derken pek çoğumuzun çocuğuna ya büyükanneler ya da bakıcılar bakıyor. Önemli olan çocuğumuzun güvenilir ellerde olmasını sağlamak. Bu esnada da endişe ve huzursuzluklarla kendimizi tüketmemeye çalışmak. ekim 2013


22

a

i

l

gungorendergi.com

e

Bağımlılığa dönüşen emzik kullanımı yaş ilerledikçe hem fiziksel hem de ruhsal sorunlara neden olabilir. Bebeğin doğum ile birlikte gelen en önemli refleksi emme refleksidir. Emme içgüdüsünü tatmin ettiğinden, emzik bebek için önemli bir rahatlatıcıdır, tabiî ki ilerde bir bağımlılığa dönüşmediği sürece. Bu da aslında ebeveynlerin bilinçli davranış ve eğitimiyle, korkulacak ve endişe yaratacak bir durum değildir. Bağımlılığa dönüşen emzik kullanımı yaş ilerledikçe hem fiziksel hem de ruhsal sorunlara neden olabilir.

duğundan doğumdan sonraki süreçte bebeğin daha tercih ettiği bir meme şeklidir. Ancak 1 yaşından yani bebeğin dişlerinin çıkmaya başlamasından sonra meme damak üstüne baskı yaptığından damakta ve dişlerde deformasyona neden olabileceğinden damaklı emziğe geçiş yapılmalıdır. Kauçuk emzik ise daha doğal bir malzeme olduğundan tercih sebebidir, ancak yumuşak ve dişe dayanıksız olduğundan dişler çıktıktan sonra kolay deforme olabilir bu sebeple dişler ile beraber silikon emzik kullanılabilir.

Kullanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Temizlik

Yukarıda da değindiğimiz gibi uzun süreli kullanım ilerleyen zamanlarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilir. Uzun süreli ve bağımlılık derecesinde kullanım fiziksel olarak diş ve damak sorunlarına, ruhsal olarak ta iletişim problemi, konuşmada gecikme gibi olumsuz etkilere yol açabilir. Çocuğu emziğe bağımlı hale getirmemek aslında ebeveynin kontrolünde rahatlıkla sağlanabilir. Her ağladığında veya huzursuzluğunda emzik vermemek, emziği ödül olarak kullanmamak ilk önlemlerden olabilir.

Emzik temizliği enfeksiyon kapılmaması için çok önemlidir. Silikon olan emzikler sıcak sterilizasyon aletlerinde yada kaynatılarak sterilize edilebilir. Kauçuk olanlar ısıya dayanıklı olmadığından özel sıvılar ile soğuk olarak sterilize edilmelidir. Uzun süreli aynı emziğin kullanımı yine enfeksiyon riski doğurabileceğinden deforme olmuş emzikler yenileri ile değiştirilmelidir.

Emzik Çeşitleri Genel olarak ikişer çeşitten bahsedebiliriz, damaklı ve damaksız olanlar, kauçuk ve silikon olanlar. Damaksız emzik genellikle anne memesi şeklinde olekim 2013

Emzik bebeğin emme refleksini tatmin ettiğinden önemli bir ihtiyaçtır. Az da olsa hiçbir şekilde emzik kabul etmeyen bebeklerde olabilir. Bu koşulda zorla emdirmeye çalışmak, bunun için emziği şekere vs. gibi bebeği cezp edecek şeylere batırarak vermek yanlış bir davranıştır. En ideal kullanım süresi 2 yaştır. İki yaşından sonra kullanım, gelişimi olumsuz yönde etkilemeye ve bağımlılığa neden olabilir.


23

a

i

l

gungorendergi.com

Yaşlılarımız En Önemli Değerlerimizdir Doğumla başlayan, bebeklik ve çocukluk evreleri ile devam eden, gençlik ve erişkinlik dönemleri ile olgunluğa ulaşan ömrümüzün son durağı yaşlılık dönemidir. Hayatının son dönemini yaşayan bu yaş grubundaki insanlar, hem hal ve tutumları ile hem de beklentileri ile ömrün ilk dönemlerinden olan çocukluk evresine benzerlikler göstermektedirler. Yaşlıların, ömürlerinin son evrelerinde olduğu bilincinde olması gereken diğer insanların, onlara, misafire gösterdikleri nezaket, merhamet, anlayış ile yaklaşmaları gerekmektedir. Tıpkı bir çocuk gibi şefkat ve hoşgörü bekledikleri unutulmamalı ve bir çocuğa gösterilen sabır aynı şekilde kendileri için de gösterilmelidir. Yaşlılarımız, toplumumuzun en değerli grubunu teşkil etmektedirler. Annelerimiz, babalarımız, akrabalarımız, komşularımız ya da hiçbir bağımız olmayan tanıdıklarımız olabilirler. Arada bir bağ ve akrabalık olması beklenmeksizin hakkettikleri sevgi ve saygıyı onlara karşılaşılan her anda ve her ortamda sunmaktan imtina etmemeliyiz. Bir çocuk gibi saf ve korumasız olan yaşlılarımız, fiziki yetersizlikler ile de yüz yüze olabildiklerinden onlara yürümelerinde, çantalarını taşımalarında, yolda karşıdan karşıya geçmelerinde, evlerimizde tüm eylemlerinde yardımcı olmalıyız. Bunu bir lütuf değil, bir görev bilinci ile gerçekleştirmeliyiz. Günümüzde huzur evlerinde birçok sahipli sahipsiz ihtiyarlar yaşamaktadır. Bir çocuğu, bir yakını olduğu halde buralarda kendi istekleri dışında yaşamaya mecbur edilen bu insanlar, her ne kadar ilgi alaka görseler bile, ömürlerinin son durağında unutulmanın, dışlanmanın, yalnızlığın acısı ile baş başa bırakılmaktadırlar. Her türlü sıkıntı ve cefaya katlanarak yetiştirdikleri, belirli bir yaşa getirip meslek sahibi yaptıkları evlatları tarafından dışlanmalarını hiçbir insan anlayamamakta olsa da, sorumluluğu sadece evlatlarda bırakmamalı, özellikle bayram gibi özel günler başta olmak üzere, huzur evlerimizdeki yaşlılarımız her fırsatta ziyaret edilmelidirler. Her bireyin kendi evinin önünü temizlediğinde ışıl ışıl olan kentler misali, her insan kendi hayatındaki yaşlılara ilk etapta sahip çıkmalı, onlara karşı olan sorumluluklarını istekle ve özveriyle yerine getirmekten kaçınmamalıdır. Annelerimiz ve babalarımız bu kapsamda en önde gelen insanlardır. Bir bebeğin büyütülmesinin ne kadar zor olduğunu anlamak için anne ve baba olmak beklenmemeli, anne ve babalarımıza olan ahlaki, vicdani, dini, sosyal, vb. tüm görevlerimizi zamanında ve büyük bir sevgiyle yerine getirmeliyiz. Haksız olduklarına inandığımız anlarda dahi isyan etme hakkımız olmadığını unutmamalı, kendilerine gerekli saygıyı sunuyor olmalıyız. Hayat bir serüvendir ve bu serüvenin en son durağı yaşlılık dönemidir. Yaşlılar bir toplumun misafir yolcularıdır. Onlara hayatlarının son dönemlerinde hakettikleri sevgi ve saygıyı göstermeli, yaşamlarını konfor ve huzur içinde geçirmeleri için tüm tedbirleri alıyor olmalıyız. ekim 2013

e


24

a

i

l

gungorendergi.com

e

Hedefleri Olan

Bir Nesil Yetiştirmek

Günümüzde insanların en büyük sorunu bir gaye ve hedefinin olmamasıdır. Bilhassa gençlerde bu eksiklik vahim sonuçlar doğurabiliyor. ekim 2013

Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Efkan Yeşildağ'a göre hedefin olmaması, iç motivasyonun olmadığı anlamına geliyor. Bu durumdaki kişilerde dış motivasyonla, başkalarının teşvik ve gayretleri ile hareket etmek durumunda kalıyor. Dava adamı olabilecek nesillerin yetişebilmesi için rol modeller çok önemli. "Her dava adamının mutlaka bir rehberi vardır." diyen Yeşildağ'a göre, bu konuda anne-babalar ile öğretmenlere büyük sorumluluk düşüyor. Rol model belirlenmesinde iki önemli evre bulunuyor. Bunlardan biri 3-6 yaş arasındaki dönem. Bu yaşlarda çocuklar model olarak ebeveynini esas alıyor. Ancak kimlik gelişim süreçleri olan 10-15 yaşlarında ise genellikle ulaşamayacakları kişileri örnek alıyorlar. Bu yaşlarda ailelerin, çocuklarının karakterine uygun tarihî ve dinî şahsiyetleri, film, resim ve kitaplar aracılığıyla sevdirmesi gerekiyor. Anne-babalar evlatlarına uygun bir rol model sunamazsa -fıtrat boşluk kabul etmediğinden- bu boşluğu çocuklar kendi arayışlarıyla dolduruyor. Bu da büyük ihtimal medyanın sunduğu kahramanlar oluyor. Yani dizi ve film yıldızları, mankenler, şarkıcılar, futbolcular çocukların önce ulaşmak istediği sonra da olmak istediği kişiler haline geliyor. Günümüzde insanların en büyük sorunu bir gaye ve hedefinin olmamasıdır, bilhassa gençlerde bu eksiklik vahim sonuçlar doğurabiliyor. Bu sebeple yetiştirdiğiniz nesillerin ulaşabilecekleri doğrultuda, ilk hedeflerini belirlerken yardımcı olmalısınız, onlara hedeflerini belirlerken rehberlik yapmalısınız.


25

e ğ i t i m gungorendergi.com

Okulların açıldığı ilk gün, ailelerinden ayrı kalan çocuklar gözyaşlarını tutamazken Güngören’de tersi oldu.

Güngören’li Çocuklar Okullardaki Oyun Parklarını Çok Sevdi Güngören Belediyesi, İlkokula yeni kayıt yaptıran ve okul öncesi eğitime başlayan öğrencilere, büyük sürpriz yaptı. Okul bahçelerine şişme oyun grupları yerleştiren Güngören Belediyesinin hizmeti sayesinde 66 aylık çocuklar doyasıya eğlendi. Hem velileri hem öğrencileri şaşırtan uygulama ile çocuklar sınıflarına girmeden önce parkta eğlendi ve okulun ilk günlerinin heyecanını unuttular. Hafta sonları bile okula gelmek isteyen öğrencilerin mutluluğu velileri de memnun etti. Güngören Kaymakamı Zafer Orhan ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdullah Nurkan ile birlikte, İlçedeki ilkokulları ziyaret eden Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman; “Anaokulları ve birinci sınıf öğrencilerinin okula adapte olmaları için bir hafta erken başlayan yeni eğitim dönemi açılışında bizde çocuklarımız için bir şeyler yapmak istedik. Çocukların okulu sevmeleri ve iyi bir başlangıç yapabilmeleri için İlçemizdeki bütün ilkokulların bahçesinde şişme oyun grupları yerleştirdik. Bir hafta boyunca minik öğrencilerimiz bu parkları kullanabilecekler. Yeni eğitim öğretim yılının hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.” dedi.

Okul bahçelerinde kurulan oyun parkuru sayesinde 66 aylık çocuklar okula gitmek için can attı.

Çocukların okula adaptasyon sürecine büyük katkı sağlayan bu uygulama hakkında velilerin ve öğrencilerin görüşlerini almak üzere Güngören Atatürk İlköğretim Okulunu ziyaret ettik. 1/F sınıfı öğrencisi Elif Nur Sarı’nın velisi Hatice Sarı bu uygulama öncesinde kızı Elif’in okul hayatına alışmasının zor olacağını düşündüğünü fakat oyun parkı sayesinde kızının okulu sevdiğini ve alışma süreceni oldukça kolay aştıklarını dile getirdi. 1/L sınıfı öğrencilerinden Mehmet Emin Özkan'ın annesi Semra Özkan, oğlu Mehmet Emin'in çok hareketli bir çocuk olduğunu, okul bahçesindeki oyun parkının onu gönül rahatlığıyla bırakabildiği, enerjisini atmasını ve derslerine daha iyi konsantre olmasını sağlayan güvenli bir yer olduğunu ve uygulama için Güngören Belediyesine teşekkür ettiğini belirtti. Görüşlerini belirten diğer veliler ise çocukların oyun parkı sayesinde okulun eğlenerek öğrenilebilecek bir yer olduğunun bilincine vardıklarını ve okula daha istekli gittikleri için uygulamadan oldukça memnun olduklarını ifade ettiler. ekim 2013


26

e ğ i t i m gungorendergi.com

Çocuklara Nimetlerin Kıymetini Nasıl Öğretebiliriz?

ekim 2013


27

e ğ i t i m gungorendergi.com

Yere düşen ekmek gördüğümüzde kaldırır, yüksek bir yere koyarız. Hatta öpüp alnımıza koyar, öyle bırakırız. Ekmeğe gösterilen bu saygı ve nimetlere şükür, günümüz çocuklarına yeterli öğretilmiyor. Hatta bu nimetlere şükürsüzlükle de sınırlı kalmıyor, hiçbir şeyden memnun olmayan yeni nesiller yetiştiriliyor. Verilen nimetlere karşı şükür ve saygı hissiyatları geliştirilmediği takdirde çocukta nankörlük, duyarsızlık oluşuyor. Pedagog Ali Çankırılı, ihtiyaç olan her şey ve üzerimizde emeği olan herkesin nimet olduğunu söylüyor. Çankırılı, başta anne-babası ve öğretmeni olmak üzere kendisinde emeği olan kişilere saygı göstermeyen, iyiliği dokunanlara teşekkür etmeyen bir çocuğun Allah'a saygı göstermeyi ve verdiği nimetlere şükretmeyi öğrenemeyeceğini belirtiyor. Yemeğe başlarken 'bismillah', yemek bitince de 'elhamdülillah' demenin ve yemek duası yapmanın güzel olduğunu söyleyen Çankırılı, "Bu ezber dualar güzel. Ancak tefekkürden yoksun olduğu için çocukların nimet kavramını ve nimeti vereni anlamalarına yetmiyor." diyor.

şöyle paylaşıyor: Bir akrabamıza yemeğe davetliydik. Baktım evin genç hanımı çöpe bayat ekmek atıyor. "Ne yapıyorsun kızım!" dedim. "Özür dilerim hocam, haklısınız." dedi ve ekmeği üç kere öptükten sonra attı. Genç kızımız böyle yapmakla ekmeğe saygı gösterdiğini zannediyordu. Annesinin ekmeği öperek çöpe attığını gören bir çocuk, gerçek anlamda nimete saygıyı anlayamaz ve nimete şükretmeyi öğrenemez. "Yiyiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz; Allah israf edenleri sevmez." İlahi ikazı bilmeyenimiz yoktur. Bilmek başka bununla amel etmek yani uygulamak başkadır. Çocuk anne-babayı ve aile büyüklerini taklit ederek büyür. Çankırılı, ailelerin yaptığı en büyük yanlışlardan bir diğerinin de doyduğu halde çocuğa ısrarla yemek yedirilmesi olduğunu belirtiyor. Çankırılı'ya göre anneler iki kaşık fazla yemek yedirmek için çocuğu zorluyor, tabağını dolduruyor ve "Bunu bitirmeden kalkmayacaksın." diyor. Çocuğa zorla yemek yedirilmemeli, acıkması beklenmeli ki yediği yemeğin tadını alabilsin, nimetin kıymetini bilsin.

Tablacı hükmünde olan insanlardan mesela fırıncıdan ekmek, manavdan meyve alırken bir para ödüyoruz; bedava vermiyorlar. Bunların gerçek sahibi olan Allah, verdiği nimetlere karşılık bizlerden ne istiyor? Üç şey istiyor: Zikir, şükür, fikir. Başta bismillah zikir, sonda elhamdülillah şükür, ortasında bu nimetleri vereni düşünmek, tefekkür etmek, nimetlerin üzerlerindeki harika sanatını görmek de fikir oluyor.

Nimete Saygı, Çocuğa Oyunla Öğretilebilir Oyun için bir dilim ekmek, bir kaşık un, bir avuç buğday gerekiyor. Yemekten önce oynanırsa daha etkili olur. Çocuğa, 'Bu ekmek bize nerden geliyor?' diye sorun. Çocuk 'bakkaldan' veya 'fırından' diyecektir. 'Ekmek nasıl yapılıyor?' sorusuna büyük ihtimalle cevap veremeyecektir. O zaman bir kaşık unu göstererek nasıl hamur haline getirildiğini ve fırında nasıl pişirildiğini anlatın. İpuçları vererek 'Un fırına nerden geliyor?' sorusunu sorun.

Yemek sırasında çocuklarımızla yediğimiz nimetlerin soframıza nasıl geldiğini, toprağa atılan bir tohumun nasıl geliştiğini sohbet tarzında konuşmak da fikirdir, tefekkürdür.

Sonra buğdayın öğütülmesini, tarladan hasat edilmesini, ekilmesini, ekilen buğdayın ihtiyaç duyduğu suyu, güneşi anlatın ve onları Allah'ın yarattığını izah edin.

Çocuk, Evdeki Uygulamayı Örnek Alıyor Küçük çocuklarda görsel düşüncenin daha aktif olduğunu ifade eden Çankırılı, çocuk eğitiminde davranışların sözlerden etkili olduğunu belirtiyor. Bir lokma ekmeği dahi çöpe atmayarak, tabağa yiyecek kadar yemek koyarak ve hiç artırmayarak çocuğa örnek olunabileceğini vurgulayan Çankırılı, bir anısını

Oyundan şu sonucu çıkarın: Bir dilim ekmeği çöpe attığımızda başta toprağı, buğdayı, suyu, güneşi, havayı yaratan Allah'a, sonra sırasıyla buğdayı tarlaya eken çiftçiye, buğdayı öğüten değirmenciye, ekmeği pişiren fırıncıya ve ekmeği bakkaldan alacak parayı kazanan anne-babamıza saygısızlık yapmış oluruz. ekim 2013


28

e ğ i t i m gungorendergi.com

Çocuğun okula gitmesi ve neden gittiğini bilmesi, okulu sevmesi için öncelikli süreç olmalıdır.

Okul Çocukları İçin Ebeveynlere Tavsiyeler Psikolog Nagihan Akarsu, çocuklar okula başlamadan, okulu zorunlu bir yermiş gibi göstermenin yanlış olduğunu söyledi. "Çocuğun okula gitmesi ve neden gittiğini bilmesi, okulu sevmesi için en öncelikli süreç olmalıdır.” diyen Psikolok Nagihan Akarsu, “Bu başlangıçta yapılmazsa çocuk okulda karşılaştığı en ufak bir zorlukta, okula gitmek istemeyecektir. Yapabileceği şeyleri bile yapmayarak isteksizleşecektir. Bu yüzden, okula gitmenin önemli ve gerekli olduğu vurgulanıp, ona okulu sevmesi için yaşına uygun ve teşvik edici bir şekilde anlatılması önemli” dedi. "Meslek sahibi olacaksın." gibi gerekçelerin çocukların ilgi alanına girmediğini ve onları motive etmediğini belirten Psikolog Akarsu, “Özellikle ilkokul çocuklarına öğrenmenin önemi ve nasıl işe yaradığını göstermek gerekmektedir. Bilgili bir insanın kazançlarını hem örnek/model olarak göstermemiz, hem de onlarla sohbetimize serpiştirmemiz kesinlikle daha etkili olacaktır. “Ben okumadım sen oku.” mantığı da çocukların okumasını kolaylaştırmaz. Yani sizin okumamanız onları motive etmez ve anlamazlar. ‘Ben sizin zamanınızdayken’ ya da "Bizi okutmadılar yoksa." ile başlayan cümleler kurmaktan kaçının. Çünkü işe yaramayacaktır. Çocuklarınıza okuma bilinci vermediğiniz müddetçe çalışmak istemeyecekler, ya da okulu sevmeyeceklerdir. " diye konuştu. Çocuklarınıza Gereğinden Fazla İmkan Sunmayın Son yıllardaki özellikle 90 sonrası kuşakta en büyük problemin ailelerin çocuklarına çok fazla fırsat sunmasından kaynaklı isteksizlik ve hedefsizlik olduğunu ifade eden Psk. Akarsu, “Her türlü maddi manevi imkan doğrultusunda aileler “Var ki verdik.” gerekçesiyle çocuklarının bir dediğini iki etmezler, önemsedikleri şeyleri yakalayan ve kendi içinde tutarsız davranan anne babayı bir süre sonra çocuklar dinlemez olurlar. Hele de ekonomik düzeyi yüksek olan ailelerin çocukları, eğer bilinç verilmemiş ve evde kural yoksa okumayı da gerek görmüyorlar. Çünkü çalışekim 2013

madıklarında her şey oluyorsa neden okusunlar ki..! Bir şeye ulaşmak için emek olmadığında isteksizlik ve sorumsuzluk başlar, ancak en kötü sonucu mutsuzluktur. Çalışan anne babaların en hatalı davranışı çocuklara zaman ayıramadıkça bunu parayla halletmeye çalışmalarıdır. Çalışkan çocukların anne babaları bir şey yapmıyor sanmayın. Onlar da bilinçli değillerse oğlum/kızım ders çalış demeye devam ediyorlar tabi. Halbuki ders çalış dedikleri için daha fazla çalışmıyor öğrenciler. En önemli kısmı ise bunları yaptıysanız ve çocuğunuz şuan çalışmıyorsa ve aranızdaki iletişim bozulmuşsa, kısacası siz çocuğun gelecekte sıkıntı yaşayacağını bilirken o hiçbir şeyin farkında değilse? En önemli kısım, aranızdaki iletişim bozulmuşsa dışardan birinin desteğine ihtiyaç duymanız olacak. Çünkü yanlış anlamalar artmıştır ve öğrenci nerde hata yaptığını bilemiyor olabilir. Dağınık ders çalışma sistemi varsa, verimli ve etkin çalışamıyorsa, bunu keşfetmeniz zor olacaktır.” diye konuştu. Emek Harcanmadan Verilen Fırsatın Çocuklara Zarar Verdiği Unutulmamalı Çalışkan öğrencilerin bile, ders çalışma tarzları bütün hatlarıyla incelendiğinde birkaç hatalı durum ortaya çıkmaktadır. Telefonun, televizyonun ve internetin ders çalışmayı ne derecede nasıl etkilediği, test çözme stratejileri, yazılı mı, teste yönelik mi çalışmak gerektiği konusunda öğrenciler bilgilendirilmeli. Bu konuda danışmanlık ettiğimiz tüm öğrencilerde olması gereken düzelme sağlandı, bazı dönemlerde düşüşler yaşansa da öğrenciler düşüşleri nasıl kontrol edeceğine daha hakimdi. Bu süreçte en kolaylaştırıcı etken ders çalışma sorumluluğunu ailelerden alıp tamamen danışmanların yüklenmesi. Öğrencinin bu şekilde ders çalış baskısı azalmakta ve yapılanlara daha iyi odaklanabilmektedir. Aileler çocuklar konusunda herhangi bir fırsatı sunmadan önce doğru örnek olduklarından emin olmalı ve emek harcanmadan verilen fırsatın çocuklara zarar verdiği unutulmamalı.


29

e ğ i t i m gungorendergi.com

Eğitim Bütçeleri 5 Kat Artırıldı

Bülent Arınç, Türkiye’nin genç nüfusunun önemli bir güç olduğunu belirterek, son on yılda eğitim bütçesinin 5 kattan daha fazla arttığını söyledi.

“Son 10 Yılda Eğitim Bütçesi 5 Kattan Fazla Arttı” Türkiye’nin çocuklar konusunda bereketli bir ülke olduğunun altını çizen Arınç, genç nüfusun Türkiye’nin en önemli gücü olduğunu dile getirdi. Arınç, konuşmasına şöyle devam etti: “Bu gücün geleceğe en iyi şekilde taşınması bir ulu çınara dönüşmesi için eğitim ve öğretim üzerinde hassasiyetle duruyoruz. Son on yıldır hükümetimiz döneminde atılan adımlar bunun en güzel göstergesidir. 2002 yılında hükümetin eğitime ayırdığı bütçe sadece 7.5 milyar iken bu rakam hemen hemen 7 misli artarak bugün 47.5 milyar üzerine çıkmıştır. 10 yılda eğitim bütçesi 5 kat dan fazla artmıştır. Bu haliyle milli eğitim en büyük harcanan bütçe kaleme olmuştur. Bildiğiniz üzere yıllardır bütçeden en fazla ödeneğin Milli Savunma Bakanlığı alırken son 7 yıldır en güçlü ödenek Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılmaktadır. Sadece bütçeyi arttırmakla, daha fazla para vermekle eğitim olmuyor. Eğitim için hem alt yapı hem de eğitimcinin de kalitesi çok önemlidir. Bu eğitimde alt yapı çalışmaları her geçen gün daha iyi bir noktaya gelmektedir. 2003 yılından Ocak 2013 yılına kadar 39 bin 109 hayırsever vatandaşlarımız tarafından olmak üzere 188 bin yeni derslik yapıları eğitim ve öğretimin hizmetine su-

2002 yılında hükümetin eğitime ayırdığı bütçe sadece 7.5 milyar iken bu rakam hemen hemen 7 misli artarak bugün 47.5 milyar üzerine çıkmıştır.

nulmuştur.” dedi. ekim 2013


30

e ğ i t i m gungorendergi.com

Çocuğun ekim 2013


31

e ğ i t i m gungorendergi.com

Öncelikle ahlakın tanımını yapmak gerekirse ahlak; kişinin kendi rızası ile iyi davranışlarda bulunup, kötülüklerden uzak durmasıdır. Çocuklarımız çok küçükken sanki bize bunu pek de iyi yapamayacaklarmış gibi gelir ancak, onlar o kadar akıllıdırlar ki; en ufak hareketlerinde bile bizi dikkatle izler, gözümüzün içine bakar ve verdiğimiz tepkileri ölçerler. Bizim belki de o an pek önemsemediğimiz ufak bir dudak hareketi veya kaş hareketi aslında çocuğumuzun kişilik oluşumunun ve dolayısıyla ahlaki eğitiminin temellerini oluşturur. Çocuk bizden aldığı tepkileri beynine teker teker kodlayarak kendine bir ahlak haritası çizer ve hayatta karşılaştığı her olayda kendi beynindeki haritaya başvurur.

Çocuklarda ahlak haritasının doğru bir şekilde oluşması için çocuklarla iyi bir iletişim kurulmalı. İyi bir iletişim karşılıklı dinleme ve anlama ile sağlanabilir. 3-4 yaşlarında çocuklarımızın çok fazla soru sorduğundan yakınırız ancak bilmeyiz ki o sorularla çocuk kendini tamamlamaya çalışmaktadır. O nedenle çocuklarımızı lütfen dinleyelim, sorunlarına ve sorularına doğru ve net cevaplar verelim. Unutmayalım ki, söyleyeceğimiz her söz haritadaki bir yeri oluşturacaktır.

Ahlak konusunda hem kendimiz hem de çocuklarımız için şüphesiz en güzel örnek Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’tir.

Çocuklarda ahlak haritasının doğru bir şekilde oluşması için çocuklarla iyi bir iletişim kurulmalı. İyi bir iletişim karşılıklı dinleme ve anlama ile sağlanabilir.

Rabbimiz de Kalem Suresinde; “(Ey Habibim) şüphesiz sen çok üstün bir ahlak üzeresin” diye buyurarak Peygamber’den başka örnek arayanlara gerçek rol-modelin kim olduğunu göstermiştir.

Peygamberimizin (sav) güzel ahlakını bir yazıya sığdıramayız tabiî ki ancak temel yapı taşlarını buraya alabiliriz. Bunlar çocuklarımızın ahlak haritasındaki ana yollardır. Ana yollar doğru çizilmezse çocuklarımızı patikalarda veya bizim bile giremediğimiz tehlikeli dehlizlerde kaybederiz. Nasıl ki, eskiyen bir ayakkabının yerini bir yenisi dolduruyorsa, evde kaybolan bir eşyanın yerini bir başkası dolduruyorsa bu ahlaki değerleri veremezsek çocuklarımıza o boşlukları başka şeyler dolduracaktır.

Peki, bu değerleri çocuklarımıza nasıl kazandıracağız? Eğitimde en temel ve etkili yöntem anne babanın rol model olmasıdır. Kur’an’da Rabbimiz bize mü’minlerin özelliklerini tek tek ve insan ilişkilerinin detayına girerek vermiştir. Bir insanın hem mü’min hem ahlaksız olması mümkün değildir. O halde elimizde iki kılavuz var. Kur’an’daki mü’minlerin özelliklerini ki; bunlar Peygamberin şahsında bizzat görülen hasletlerdir, bunları önce biz giyeceğiz. Çocuk-

3-4 yaşlarında çocuklarımızın çok fazla soru sorduğundan yakınırız ancak bilmeyiz ki o sorularla çocuk kendini tamamlamaya çalışmaktadır.

lar bizim aynamızdır, aynanın diğer tarafında ne görmek istiyorsak onu giyinelim.

ekim 2013


32

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Kurban Bayramında Beslenmenize Dikkat Edin

Kurban Bayramı'nda şeker ve şekerli besin tüketiminin yanı sıra et tüketimi de artmaktadır. Özellikle şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve şeker hastalığı olan kişilerin beslenmelerine dikkat etmeleri gerekmektedir.

toksoplazmozis, teniyoz, brusellozis, şarbon ve verem gibi hastalıklar ülkemiz açısında önem arz etmektedir. Ancak, bu hastalıkların birtakım basit kuralları uygulamakla önlenebileceği de unutulmamalıdır.

Etler sindirimi zor olan besinlerdir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik, hem pişirmede hem de sindirimde zorluğa yol açar. Bu nedenle özellikle mide-bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra, haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidir.

Özellikle Kurban Bayramlarında çok sayıda hayvanın kesilmesi, kesim öncesi ve kesim sonrası gereken kontrol ve hijyen kurallarına dikkat edilmemesi, kesilen hayvanlara ait etlerin tüketiminde (saklama, hazırlama, pişirme) vb.) gerekli hassasiyetin gösterilmemesi birçok zoonoz hastalığın yayılmasına zemin hazırladığı gibi çok sayıda insanımızın da bu hastalıklara yakalanmasında neden olabilmektedir. Etler kesinlikle çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemeli, bazı zoonoz hastalıkların çiğ veya az pişmiş etlerin yenmesiyle bulaştığı akıldan çıkarılmamalıdır. Hayvanların kesilmesi, yüzülmesi, karkasın parçalanması, etin nakli, muhafazası, pişirilmesi ve tüketime sunulması aşamalarında kişisel hijyen kuralları ihmal edilmemelidir.

Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için; kalp-damar hastalığı, diyabet (şeker hastalığı) ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı'nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli, kısıtlı miktarlarda tüketmeli ve aşırıya kaçmamalıdır. Kurban Etlerini Nasıl Pişirmeliyiz? Kurban Bayramı'nda, etin tüketim miktarının yanı sıra pişirme yöntemlerine de dikkat edilmelidir. Etlerin pişirilmesinde haşlama ve ızgara gibi yöntemler tercih edilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Çok yüksek ısıda, uzun süre pişirme ve kızartma yöntemi çeşitli "kanserojen maddelerin" oluşumuna neden olabileceği için tercih edilmemelidir. Etlerin tek başına değil de sebzelerle birlikte pişirilmesi veya tüketilmesi, besin çeşitliliğinin sağlanması açısından sağlıklı bir yöntemdir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli ve ilave yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı veya tereyağının et yemeklerinde kullanılmasından kaçınılmalıdır. Etler ızgarada pişirilirken, etle ateş arasındaki uzaklık eti yakmayacak ve "kömürleşme" sağlamayacak şekilde ayarlanmalı. Yüksek ateş yüzeydeki proteinleri birdenbire katılaştırır ve ısı etin iç kısmına ulaşamaz. Bu nedenle etlerin iç sıcaklığı en az 75 ºC olmalıdır. Çok yüksek ısı, etin dış yüzeyinin yanmasına ve su kaybının fazla olmasına yol açarak besin öğesi kaybını artırır. Hayvanlarda görülen ve zoonoz olarak adlandırılan bazı hastalıklar insanlara bulaşabilmektedir. Bunlardan kist hidatik, ekim 2013

Kurban Etlerini Nasıl Saklamalıyız? Kesilen etlerin korunması ve saklanması insan sağlığı açısından çok önemlidir. Kurban etleri, büyük parçalar şeklinde değil, birer yemeklik olacak şekilde küçük parçalara ayrılarak buzdolabı poşetine veya yağlı kağıda sarılmalı ve buzdolabının buzluk kısmında veya derin dondurucuda saklanmalıdır. Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta -2 derecede birkaç hafta, -18 derece derin dondurucuda ise daha uzun süreyle saklanabilir. Etler kolaylıkla bozulabilen potansiyel riskli besinlerdir. Etlerin dondurulduktan sonra tekrar çözünmesi bazı "mikroorganizmalar" için üreme ortamı oluşturur ve bu da sağlığımızı tehdit eder. Çözünen et hemen pişirilmeli ve tekrar dondurulmamalıdır. Etlerin, "oda ısısında açıkta bırakılacak şekilde değil", yine buzdolabının alt bölmesinde çözünmesi sağlanmalıdır. Derin dondurucuda saklanan etin buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenebilir. Etin çabuk çözünmesi amacıyla uygulanan kalorifer, soba üzerinde çözünme, oda sıcaklığında bekletme gibi yöntemler, insan sağlığı açısından tehlikeli sonuçları da beraberinde getirmektedir.


33

s a ğ l ı k gungorendergi.com

İlköğretim okulları ve liselerde okuyan çocukların zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişimlerine olumlu katkıda bulunmak için çocuklara yönelik sağlıklı yaşam ve beslenme önerilerimiz:

Okul Çağı Çocukları İçin Sağlıklı Beslenme Önerileri Nüfusumuzun yaklaşık beşte birini oluşturan 15 milyon öğrenci yeni bir öğretim dönemine başladı. Öğrencilerin okul başarısı yanında, büyüme ve gelişmeleri ile sağlıklı beslenmeleri de çok önemli bir husustur. Okul çağı döneminde, öğrencilerin bedensel ve zihinsel gelişimlerini en iyi şekilde tamamlamalarına ve ileriki yaşlarda sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmalarına destek olmak gerekir. Yapılan çalışmalarda, yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin dikkat sürelerinin kısaldığı, algılamalarının azaldığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları çektikleri, okulda devamsızlık sürelerinin uzadığı ve okul başarılarının düşük olduğu ortaya konmuştur. Aileler çocuklarının yalnızca okul başarılarıyla değil, onların büyüme ve gelişmelerini izleme ve sağlıklı beslenme davranışları geliştirmeleriyle de yakından ilgilenmeli ve kendi beslenme alışkanlıkları ile örnek olmalıdırlar. Öğrencilere temel beslenme bilgilerinin verilmesi, öğrenilen bilgilerin davranışa dönüştürülmesi, yanlış beslenme alışkanlıklarına zamanında müdahale edilmesi ve beslenme davranışları ile örnek olma konusunda, velilerin yanı sıra, öğretmenlere de önemli sorumluluklar düşüyor. Öğretmenler; 1. Öğrenciler ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme konusunda çeşitli etkinlikler (bilgi yarışması, sınıf gazetesi, beslenme köşesi vb.) düzenlemeli ve bu konunun öğrenciler arasında tartışılmasına zemin hazırlamalıdırlar. 2. Öğrencilerin kahvaltı yapıp, yapmadıklarını sorgulamalı ve dışarıda açıkta satılan yiyecekleri tüketmemeleri konusunda sık sık uyarıda bulunmalıdırlar. 3. Çocukların beslenme çantası içeriğinin, daha önce okullara Sağlık Bakanlığı tarafından önerilen menü örneklerine göre hazırlanması sağlanmalı ve içeriklerini sıklıkla kontrol etmeleri gerekmektedir. 4. Beslenme saatlerinde; patates kızartması, çikolata, gibi yiyecekler yerine, peynir, yumurta, taze sebze ve meyve gibi besinler, gazlı ve diğer hazır içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyunun tercih edilmesi konusunda çocukları uyarmalı ve bu konuda veliler ile işbirliği yapmalıdırlar. 5. Öğrencilerin boy ve ağırlık artışlarını takip etmeli ve değerlendirmelidirler.

• Çocukların sağlıklı beslenmesi için dört besin grubunda bulunan çeşitli besinlerden yeterli miktarlarda ve dengeli bir şekilde tüketmeleri gerekmektedir. Süt grubunda yer alan süt, yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, peynir, kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ve tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesi önerilmektedir. • Çocukların özellikle kemik ve diş gelişimi için günde 2-3 su bardağı kadar süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir tüketmeleri önemlidir. Ayrıca, hastalıklara karşı daha dirençli olmaları, göz, cilt ve sindirim sistemlerinin sağlıklı olması için her gün 5 porsiyon taze sebze veya meyve tüketmeleri önerilmektedir. • Öğrenciler için en önemli öğün kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücudumuz ve beynimiz güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle, güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir. Peynir, haşlanmış yumurta, taze meyve suyu, birkaç dilim ekmek veya 1 bardak süt, poğaça, mandalina çocuklar için yeterli ve dengeli bir kahvaltı örneğidir. • Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ara ve ana öğünlerin tüketilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalıdır. Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır. • Okulda veya evde dinlenirken ve ders çalışırken açlık hissedildiğinde tüketilen besinlere dikkat edilmelidir. Örneğin, şeker ve şekerli besinler, cips, gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tüketiminin tercih edilmesi çocukların sağlıklı beslenmeleri açısından daha yararlıdır. • Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Ayrıca, uygun koşullarda muhafaza edilmedikleri için çabuk bozulma riski taşırlar. Bu nedenle, özellikle okul çevresinde açıkta satılan besinlerin kesinlikle satın alınmaması gerekmektedir. • Vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerine olumlu katkı sağlamaları açısından fiziksel aktivitenin artırılmasına da önem verilmelidir. Bu nedenle, çocukların gerek okul yönetimi gerekse de ebeveynleri tarafından sevdikleri herhangi bir spor dalı ile ilgilenmeleri teşvik edilmelidir. • Sağlıklı yaşam için çocuklara el yıkama ve diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Kirli eller, basit bir soğuk algınlığından ölümcül hastane enfeksiyonlarına kadar pek çok hastalığın nedeni olabilmektedir. Bu nedenle çocuklara, özellikle yemek yemeden önce ve sonra, tuvalete girdikten sonra, dışarıda oyun oynadıktan sonra, dışarıdan eve gelince ellerini, ılık akan su altında sabun ile iyice ovuşturarak yıkamaları konusunda alışkanlık kazandırılması gerekmektedir. • Çocukların okul kantinleri, büfe gibi yerlerden satın aldıkları besinlerin seçiminde de dikkatli olmaları gerekmektedir. Süt, ayran gibi ambalajlı besinleri satın alırken etiket bilgisinde Tarım ve Köy işleri Bakanlığından üretim izninin bulunmasına ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin de temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir. ekim 2013


34

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Röportaj / Büşra BULUT

Özel Güngören Hastanesi Dahiliye uzmanlarından İncememet SUNAL ile mide hastalıklarını konuştuk. Sıkça görülen mide rahatsızlıkları, bunlardan korunma şekilleri ve tedavi yöntemleri üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşide Doktor Sunal oldukça pratik ve işlevsel bilgiler sundu.

Uzm. Dr. İncememet Sunal

Mide Rahatsızlıkları Düzensiz ve Sağlıksız Beslenme Mide Rahatsızlıklarını Arttırdı Mide, yemek borusu ve ince bağırsak arasında yiyeceklerin geçici olarak büyük miktarda depolandığı organdır. Mide hastalıkları dediğimizde oldukça geniş bir literatürden bahsedebiliriz. Hastalık olarak bildiklerimiz, bunların tedavi yöntemleri de zaman içinde gelişen ve değişen konular. Bundan yıllar önce mide hastalıklarında ilaç kullanımından çok ameliyat yapılıyordu. Özellikle ülserle ilgili ilaç tedavi yöntemleri oldukça azdı. Daha sonra mide asitini baskılayan ilaçlar çıktı. Ve bu ilaçlar gelişti. Artık çok az mide hastası ameliyat oluyor. Fakat buna muadil olarak mide hastalıkları şikayetleri arttı. Örneğin eskiden mide hastalıkları dediğimizde; gastrit, ülser, mide kanseri, reflü gibi rahatsızlıklar söz konusu iken şimdi baktığımızda toplumun çok büyük kısmında reflü ve gastrit normal bir rahatsızlık gibi görülecek kadar yoğunlukta. Toplumun yaşlanması, insanların yaşam süresinin artması, sağlıksız ve dengesiz beslenme ile birlikte hem mide hastalıkları hem de kanser vakaları artış gösteriyor. Gastrit Gastrit (ya da mide iltihabı), iveğen biçiminin başlıca belirtileri arasında yemeklerden sonra midede rahatsızlık duygusu, bulantı, kusma, ekşime, iştah yitimi, mide ağrıları sayılabilir. Akut veya kronik oluşuna göre de değişir bu belirtiler. Akut gastritte karnın üst kısmında ağrı, gaz, geğirme, yanma, ekşime,bulantı ve kusma gibi bulgular görülürken kronik gastritte ağrı daha az belirgin olup yemek sonrasında şişkinlik ve dolgunluk hissi, erken doyma, bulantı hissi, geğirme, iştahsızlık ve ağızda kötü tat gibi dispeptik yakınmalar daha sık görülür. ekim 2013

Kronik gastritte ağrı belirginleştiğinde gastrit zemininde ülser veya başka hastalıkların gelişmiş olabileceği düşünülür. Bunu tetikleyen multifaktöriyel yani birçok farklı faktör vardır. Çok fazla ağrı kesici, stres, sıkıntı, daha evvelden mide ameliyatı geçirilmiş olması, kortizon kullanımı gibi sebepler midedeki koruyucu bariyerlerin fonksiyonlarını bozar ve gastriti oluşturacak belirtiler ortaya çıkar. Özellikle gastriti veya ülseri engelleyici bir beslenme tarzı yoktur. Bunların oluşumunu engelleyecek herhangi kesin bir tedavi yöntemi yok. Kişilerin bunları tetikleyen sebeplerden özenle uzak durması gerekmektedir. Gastritin kesin teşhisi için endoskopi (gastroskopi) yapılarak mukozanın görülmesi ve mutlaka patolojik inceleme için doku örneği alınması gerekir (biyopsi). Gastrit düşündüren şikayetlerle başvuran her hastada endoskopi yapılması gerekli değildir. Özellikle 40 yaş altındaki hastalarda, endoskopi yapılmasını gerektirecek başka bir sebep yoksa, kan veya dışkı örneği kullanılarak yapılan testlerle de hastalığın teşisi konabilir. Reflü Normalde sindirim sistemimizdeki içeriğin hareketi ağızdan, yutma borusuna; yutma borusundan mideye ve mideden de onikiparmak barsağına doğrudur. Bunun tersine, mideden yutma borusuna, ya da onikiparmak bağırsağından mideye doğru bir içerik kaçmaması gerekir. Mide içeriğinin yukarı, yutma barusunun içine doğru kaçması ise; bu kapsam yoğun asit olduğundan ve yutma borusu iç yüzeyinin bu asit kapsamına karşı hiçbir savunması bulunmadığından, kaçma süresi ve miktarı ile doğru orantılı olarak ciddi sıkıntılara ve ‘reflü’ hastalığı olarak bilinen bir dizi şikayete yol açabilir.


35

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Mide kapakçığının bazı sebeplerden ötürü işlevini kaybetmesi sonucu yemek borusuna giden asit yemek borusu tahrişine, mide yanmasına, geğirmeye ve hatta çok uzun süre maruz kalınca yemek borusu kanserleşmesi vakalarına sebep olabilir. Kalp krizi olarak kendini gösterebilir, astımı tetikleyebilir, ağız kokusu gibi problemlere yol açabilir.

Mide Kanserleri Mide kanserinin nedenleri tam olarak bilinmese de peptic ülsere sebep olan helicobacter pylori adı verilen bakterinin etkisi bu hastalıkta ön plandadır. 40-50 yaşlarından sonra görülen bir türdür.

Hastaların büyük çoğunluğunda sosyal yaşamı düzenleyici bazı önlemler ve diyetle ve sıklıkla birtakım ilaçlar da kullanarak hastalığı kontrol altına almak, yani şikayetlerin tamamen ortadan kalkmasını sağlamak mümkün olabilir. Eğer hastanın günlük yaşamını kuvvetli şekilde etkiliyorsa reflü ameliyatı da bir çözüm olabilir.

Kanseri tetikleyen birçok etmen vardır; kişinin radyasyona maruz kalması, çevresel faktörler, tuzlu, fümelenmiş ve turşu haline getirilmiş bir beslenme düzeni gibi sebepler etkileyebilir. Ayrıca ailesinde Ailesinde mide kanseri öyküsü olan insanlar daha dikkatli olmalılardır. Ayrıca reflü şikayeti bulunan hastalardaki helicobacter tedavisi yapılmalıdır. Bunun çok ileri aşamasında kanser riski ortaya çıkabilir.

Ülser Ülser, genel olarak yara manasına gelmektedir. Derideki yaralara da ülser denebilir. Fakat bizim konumuz sindirim kanalındaki ülserlerdir. Sindirim sistemi kanalı boyunca mukoza adı verilen iç tabakada yer alan yarıklardır da diyebiliriz.

Hastalığın erken ve iyileştirilebilir evrelerinde mide kanseri genellikle belirtilerini göstermez. Tümör büyüdüğünde ise üst kanın bölgesinde rahatsızlık, şişkinlik ve yemeklerden sonra doymuşluk hissi duyabilirsiniz. İştahsızlık, kilo kaybı, mide bulantısı, kusma ve halsizlik bu hastalığın ilerlediğinin göstergesi olabilir.

Peptik ülser, toplumda en çok rastlanılan hastalıklardan biridir. Toplumun yaklaşık olarak % 2 ila 5’inde görülmektedir. Peptik ülsere süt çocukluğundan itibaren her yaşta rastlanabilirse de 20 yaşından önce nadir, ergenlikten önceki dönemde ise çok nadir görülür.

Tümör, yemek borusu ve midenin buluştuğu yerdeyse, yutmada da problemler yaşanabilir. Eğer tümör midenin alt tarafında bulunuyorsa, midenin hareketini engeller ve içindekilerin dışarıya çıkmasına yol açarak kusmaya sebep olur.

Yirmi yaşından itibaren sıklığı devamlı olarak artar. 50 yaş etrafında erkeklerde, bundan biraz sonra kadınlarda en yüksek seviyeyi bulur, daha ileri yaşlarda tekrar azalır. Peptik ülsere erkeklerde daha sık rastlanmaktadır. Peptik ülser mesleği icabı büyük mesuliyet yüklenen kişilerde, siyasi ve askeri liderlerde, kısacası stresi ve problemleri fazla olan mesleklerde daha sık görülür. Ayrıca mevsimsel değişiklikler de ülseri tetikleyebilir. Mevsim değişiklikler adaptasyon mekanizmasının değişmesiyle asit salgılamasını da arttırır ve bu mideyi etkiler. Ülserin en sık belirtisi ağrıdır. Ağrı, yanma ve tırmalanma şeklinde olabilir. Hastaların çok büyük bir bölümünde ağrı görülür. Bunun yanı sıra iştahsızlık, bulantı, kusma, şişkinlik ve erken doyma hissi, kilo kaybı da ülser belirtisi olabilir. Ülser tedavisinin amaçları; ağrının geçirilmesi, ülser iyileşmesinin hızlandırılması ve tekrarın önlenmesidir. Tedavi; ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi olarak ikiye ayrılır. İlaç tedavisi çok yönlüdür. Bu tür bir tedavide mide asidini azaltıcı ilaçlar, mideyi koruyucu faktörlerin etkisini artıran ilaçlar ve helikobakter piloriye karşı kullanılan ilaçlar kullanılır. Cerrahi tedavi günümüzde daha çok komplikasyon geliştiğinde tercih edilmektedir.

Mide kanserinin belirtileri ülser veya gastritle birbirine karıştırılabiliyor. Endoskopi yapılmadan doktorların ilaç vermesi kanserin ileri dönemlerde teşhis edilmesine neden oluyor. Oysa mide kanseri zamanında teşhis edilirse yalnızca ameliyatla tedavi edilebilir. Bu sebeple kişinin üç aydan daha fazla devam eden veya geçmeyen mide şikayetleri bulunuyorsa kesinlikle endoskopi yaptırılmalı, rast gele mide ilaçları kullanmamalıdır. Kanserden korunmak için şunlar yapılabilir; taze besinler tüketilmeli. Fazla pişmiş, mayalanmış, turşu haline getirilmiş ve tütsülenmiş besinler tüketmekten kaçınılmalı. Sosis ve domuz pastırması gibi koruyucu nitratla tütsülenmiş besinleri tüketmemeye dikkat edilmeli. Sigara, pipo, puro, alkolün de çok büyük etkisi vardır. Genel olarak düzenli ve dengeli beslenme birçok mide hastalıklarından bizi uzak tutabilir. Yaşam tarzımız, yemek yeme alışkanlıklarımız, genel beden sağlımız çok önemlidir. Yavaş yemek yemek, iyice çiğnemek, küçük porsiyonlar halinde tüketmek, aşırı asitli gıdalardan, fast food, aşırı acılı, ekşili gıdalardan uzak durmak bizi mide hastalıklarına karşı korur. ekim 2013


36

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Balık ve Sağlık

Balık ve diğer deniz ürünleri, insanların en eski besin kaynaklarının başında gelmiştir. Bitkilerin ekilip yetiştirilmesi ve hayvanların besin olarak kullanımı için evcilleştirilmesinden önceki dönemlerde en kolay elde edilebilen ve bu nedenle de en çok tüketilen besinlerin balık ve diğer deniz ürünleri olduğu bilinmektedir. Türkiye'de yılda kişi başına tüketilen balık miktarı ortalama 3.0 kg kadardır. Bunun %65'i taze, %35'i kurutulmuş ve konserve edilmiş olarak kullanılmaktadır. ekim 2013


37

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Balığın Besin Değeri ve Sağlık Üzerine Etkileri Balık, protein içeriği bakımından oldukça zengin besindir. Balıketi, yumurta, et, süt gibi iyi kaliteli protein kaynaklarındandır ve %18-20 oranında protein içerir. Proteinler, vücut organlarının en küçük birimi olan hücrelerin yapısında, kan dolaşımı, solunum, sindirim vb. olayların gerçekleşmesi, alınan besinlerin hücrelerde enerjiye dönüşmesi, hücre yenilenmesi, savunma sisteminin yapısında görev alırlar. Balıketi proteinleri, sindirim enzimleri tarafından kolayca parçalanırlar ve bu nedenle vücudun bu proteinlerden faydalanma oranı yüksektir. Balık eti, kemik gelişimi, gözün değişik ışık durumlarında görebilmesinde ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli rolü olan A vitamini, kalsiyumun kemiklere yerleşmesi, kemik sağlığı ve gelişiminde görevli olan D vitamini ve özellikle kanın akışkanlığında görevli K vitamini ve B grubu vitaminleri (B1, B2, B6, B12) açısından zengindir. Ayrıca, iyot, selenyum, fosfor, magnezyum ve çinko mineralleri bakımından da iyi bir kaynaktır. Balık etinin yağ içeriğini temel olarak uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri oluşturur. İnsan vücudunda üretilemeyen ve bu nedenle mutlaka besinler yoluyla vücuda alınması gereken yağ asitlerinden olan çoklu doymamış yağ asitleri, EPA (eikosapentoenoik asit) ve DHA (dokosaheksaenoik asit)'nın en önemli kaynağı balıklardır. EPA ve DHA; göz sağlığı, kanın akışkanlığı, beyin fonksiyonları, bilişsel gelişim, sinir iletiminde önemli görevleri vardır. EPA ve DHA; kalp krizi, kalp damar hastalıkları, damar sertliği, depresyon, migren, eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon ile kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir. Ayrıca, kan damarlarının yüzeyini genişletip dokulara daha fazla oksijen girişine yardımcı olması nedeniyle son yıllarda çocuklarda görülme sıklığı artan astım hastalığına karşı direncin arttırılmasında önemli etkilere sahip olduğu bildirilmektedir. Bu olumlu sağlık etkilerinin sağlanabilmesi için haftada en az 300g. yağlı balık tüketimi önerilmektedir. Hamilelik ve emziklilik döneminde olan kadınlarda gerek anne sağlığı gerekse de bebeğin normal gelişimi açısından haftada en az 3-4 kez balık tüketimi önerilmektedir.

Balık Satın Alırken, Hazırlarken ve Pişirirken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar Balığın kalitesi tazeliği ile ölçülür. Balık satın alırken, gözlerinin parlak ve lekesiz, solungaçlarının kırmızı pembe, pulları ve yüzgeçlerinin diri, derisinin gergin ve sert, anüs kısmının sıkı şekilde kapalı, karın kısmının sert ve esnek, lekesiz, yırtıksız ve kabarıksız olmasına, etli kısmına parmak ile basıldığında parmağın bıraktığı izin hemen düzelmesine özen gösterilmelidir. Bol bulunduğu mevsiminde balıkları satın almak önemlidir. Kış aylarına yaklaştığımız bu aylarda hamsi, kalkan, karagöz, mezgit, uskumru, istavrit, dil balığı ve zargana cinsi balıklar bol bulunmaktadır. Konserve balık satın alırken mutlaka etiket bilgisi okunmalı, son kullanma tarihi, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'ndan üretim/ ithalat izni bulunmasına, kutuda delik, hasar veya bombeleşme olmamasına dikkat edilmelidir. Taze balıklar satın alındıktan sonra iki saatten fazla oda sıcaklığında bekletilmemeli, pişirilinceye kadar pulları ve içi hemen temizlendikten, yıkanıp, iyice kurulandıktan sonra uygun bir kapta buzdolabı ısısında muhafaza edilmelidir. Balıkların, buzdolabı ısında 1-2 gün, derin dondurucuda ise 3-6 ay saklanması uygundur. Balık pişirmede en uygun ve sağlıklı yöntemler, buğulama, haşlama veya yağsız tavada pişirmedir. Kızartma yöntemi balığın besin değerinin azalmasına ve kanserojen maddelerin oluşumuna neden olduğundan tercih edilmemelidir. Pişirirken çeşni verici olarak, defne yaprağı, zencefil, nane, maydanoz, karabiber, biberiye, kekik kullanılabilir. Çiğ balık ve deniz ürünleri parazitler, bazı bakteri ve virüsler açısından risk teşkil eder. Ayrıca çiğ balık tüketiminin B1 vitamin yetersizliğine yol açması nedeniyle balığın çiğ veya az pişmiş şekliyle tüketimi sakıncalıdır. Özellikle kanser hastaları gibi bağışıklık sistemi zayıf olanlar, karaciğer, böbrek veya barsak hastalıkları bulunanlar ile özellikle gebe ve emziklilerin çiğ veya az pişmiş balık tüketiminden kaçınmaları gerekmektedir. Halk arasında balık ile yoğurdun bir arada tüketiminin zehirlenmeye neden olacağına dair yanlış bir kanı bulunmaktadır. Oysaki balık ve yoğurdun her ikisinin de taze olması durumunda bir arada tüketimi her hangi bir sağlık sakıncasına neden olmaz. ekim 2013


38

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Yaşlılık insanın hastalanma riskinin en fazla olduğu dönemdir. Çünkü yaşlılarımızın gençlere göre daha çok sağlık sorunu vardır ve sağlık hizmetlerine daha çok ihtiyaç duyarlar. Şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, kemik ve eklem rahatsızlıkları gibi çeşitli hastalıklar yaşlılarımızda en sık görülen kronik ve ilerleyici hastalıklardandır. Her yaş döneminde görülmekle birlikle genellikle yaşlılarda görülen ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen en önemli sağlık sorunlarından biri osteoporozdur.

ların uygulanması, bunların rutin hizmetlere entegre edilmesi ve toplumun bilinçlendirilerek bilgi düzeyinin arttırılması büyük önem taşımaktadır.

Osteoporoz yani kemik erimesi kemiklerde zayıflama ve kırık riskinin arttığı bir hastalıktır. Osteoporoz, kemiklerin daha gözenekli ve giderek daha güçsüz ve kırılgan olmasına yol açar. Sağlıklı kemik yoğun ve güçlüdür. Ancak, osteoporoz geliştiğinde, kemikler incelir ve kırılgan bir hal alır ki bu, kemiklerin kırılma olasılığını arttırır. Vücudumuzda, bir taraftan yaşlı kemiklerin yıkımı olurken diğer taraftan yeni kemiklerin oluşturulduğu bir denge söz konusudur. Bu dengenin bozulmasına neden olan ve osteoporoz riskini artıran etmenler arasında sigara içimi, fazla alkol tüketimi, hareketsiz yaşam, yetersiz ve dengesiz beslenme, steroid kullanımı ve erken menopoz sayılmaktadır. Osteoporoz kemiklerin güçlü ve sağlam kalması için gereken kalsiyumun büyük bir kısmının kaybolması anlamına gelir. Buradaki sorun hastalığın erken dönemlerde belirti vermemesidir. Bu nedenle belli bir yaşın üzerindeki kadınların yanı sıra çocuk, genç ya da erkek herkesin osteoporoz hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Çocukluktan itibaren yetersiz ve dengesiz beslenme, hareketsiz bir yaşam tarzı sorunun temel nedenlerindendir. Osteoporozu önlemede en önemli iki faktörden biri güçlü kemik oluşumunu sağlamak, diğeri ise kemik kaybını önlemektir. Kemiklerdeki kalsiyum birikimi büyüme hızına bağlı olarak artar ve 25 yaş civarında en yüksek düzeye ulaşır. 30 yaşa kadar kemiğin kalsiyum miktarında önemli bir değişim olmaz. Bu yaştan sonra kalsiyum içeriğinde azalma başlar. Kemikteki kalsiyum kaybı menopozla birlikte hızlanır. Bu nedenle, osteoporoz riskinin azaltılmasında, büyüme çağındaki çocuklarımızın ve gençlerimizin yeterli kalsiyum alımı çok büyük önem taşır. Osteoporozu toplumsal açıdan önemli kılan neden, oluşan kırıklar nedeniyle tedavi maliyetinin ve ölüm oranlarının artması ve bunun sonucunda ekonomik ve iş gücü kayıplarının büyük olmasıdır. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan osteoporozun önlenmesinde, ülke genelinde beslenme eğitiminin ağırlıklı olduğu özel program-

Kemiklerin gelişmesinde ve kemik sağlığının korunmasında süt ve süt ürünleri büyük önem taşır. Osteoporozdan korunmak için her gün yetişkin bireylerin 2 su bardağı; çocukların, ergen dönemi gençlerin, gebe ve emzikli kadınlarla menopoz sonrası kadınların 3-4 su bardağı süt içmeleri önerilmektedir.

ekim 2013

Osteoporozdan Korunmak İçin Sağlıklı Beslenme ve Yaşam Önerileri Kemik sağlığını korumak için her gün yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.

Günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanmasında ve kalsiyum alımının arttırılması için; öğün aralarında süt ve süt ürünlerini (peynir, yoğurt vb.) tercih etmek, gece yatarken bir bardak süt veya 1 kase yoğurt tüketmeyi alışkanlık haline getirmek, hamur tatlıları yerine sütlü tatlıları tüketmek, yemeklerde süt ve süt ürünlerini kullanmaya özen göstermek (peynirli makarna, sütlü veya yoğurtlu çorbalar vb.) önemlidir. Hayvansal kaynaklı protein, tuz, şeker ve kafeinin aşırı miktarlarda tüketilmesi idrarda kalsiyum ve magnezyum atımını arttırır. Bu nedenle, yüksek miktarda protein, tuz, şeker tüketiminden kaçınılmalı, kafeinli ve gazlı içeceklerin tüketimine de dikkat edilmelidir. Kemik sağlığının korunmasında sigara ve alkolden uzak durulması son derece önemlidir. Her gün güneş ışınlarından uygun şekilde yararlanılmalıdır. Güneş ışınlarının dik olmadığı saatlerde yüzün ve kolların 15 dakika kadar güneş ışınları ile temas etmesi vücutta D vitamininin aktif hale geçmesi için yeterlidir. Sağlıklı beslenmenin yanında yapılacak olan fiziksel aktivite gençlikte kemik kütlesini artırır, yaşlılıkta ise kemik kaybını önler veya azaltır. Fiziksel aktivite, kas-iskelet sistemini güçlü tutarak, yaşlılıkta sık görülen düşmelere bağlı kırık riskini azaltır. Bu nedenle, yaşa ve sağlık durumuna uygun, hekim tarafından önerilen egzersiz türünü seçerek düzenli egzersiz yapma alışkanlığı kazanılmalıdır.


39

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Yeterli ve dengeli beslenme için dört temel besin grubundan her gün her öğünde tüketilmelidir. Bu dört temel besin grubu; Süt ve ürünleri grubu, et-yumurta – kuru baklagiller grubu, sebze ve meyve grubu ve ekmek ve tahıllar grubu olarak belirlenmiştir.

İlköğretim Okulları İçin Örnek Beslenme Programı SALI

PAZARTESİ

• Haşlanmış

• Börek veya poğaça

yumurtalı sandviç

• Ayran

• 5 adet zeytin

• Meyve

• Meyve suyu

ÇARŞAMBA

PERŞEMBE

• Peynirli tost veya sandviç • Ayran • Çiğ sebze

• Kek (tercihen meyveli) • Süt • Meyve

Okula götürülen beslenme çantasının da aynı şekilde dört besin grubunda bulunan besinlerden seçilerek hazırlanması yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için önemlidir. Beslenme çantasında sulu yemeklerin taşınması zordur. Bu nedenle kuru gıdalar yanında içecek en uygun seçimdir. Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayan bir sandviçte haşlanmış yumurta, peynir, ızgara köfte, haşlanmış et-tavuk grubu besinlerinden seçilen herhangi bir besin yanında mevsime uygun, iyi yıkanmış, taze sebze ve meyveler bulunmalıdır. ( Domates, salatalık, marul, havuç, mandalina, elma, üzüm, kiraz, erik gibi.) Bunların yanında beslenme çantasında fındık veya ceviz bulunması da çocuğun beslenmesini enerji, protein ve mineraller açısından destekler. İçecek olarak ise okul kantininden alınacak olan ayran veya sütün (veya varsa taze sıkılmış meyve suyu) tercih edilmesi sağlıklı bir seçim olacaktır. Ekmek arası sandviçe alternatif olarak 1-2 dilim börek beslenme çantasına konulabilir. Hazırlanan börek okul kantininden alınan süt veya ayran ile tüketilmelidir. Bu durumda beslenme çantasında bir tane de meyve veya sebze bulunması dört besin grubunun sağlanması açısından gereklidir. Sağlıklı bir beslenme çantası için, beslenme çantasının içinde bulunan besinler kadar temizliğine de dikkat edilmeli, çanta her gün temizlenmelidir.

PERŞEMBE • Kek (tercihen meyveli) • Süt • Meyve

• Beslenme çantası her gün çok iyi bir şekilde yıkanmalıdır. • Beslenme çantası, beslenme örtüsü, peçete ve su her gün getirilmelidir. • Sebze ve meyveler çok iyi yıkanmalı, okula getirilecek ambalajlı gıdaların Gıda Tarım ve Hayvancılık • Bakanlığı’ndan kayıt/onaylı işletmelerde üretilmiş olmasına ve son tüketim tarihlerine dikkat edilmelidir. • Öğrencilerin besinleri tüketme durumları izlenmelidir. ekim 2013


40

rรถportaj gungorendergi.com

ekim 2013


41

röportaj gungorendergi.com

“Çocuklara manevi mesajları Türk müziği sesleri ve sazlarının tınılarıyla veren bir şey arzu etmiştim.” diyerek yola çıkan Türk Müziği Ses sanatçısı, Ertuğrul ERKİŞİ Allah’ın hayallerinin de ötesinde güzellik ve rahmet nasip eylediğini anlatıyor… ekim 2013


42

röportaj gungorendergi.com

Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Hepsi konservatuar mezunu 4 erkek kardeşin en büyüğüyüm. Çorumda doğdum. Sırasıyla Bursa'da orta ve lise eğitimi, İzmir’de ise lisans ve yüksek lisans müzik eğitimimi tamamladım.

Müzik eğiminize liseden başlamışsınız. Müzikle olan ilk münasebetiniz ve sizi müziğe yönlendiren şey nedir? Müzikle iç içe bir aileden geliyorum. Dayım mahalli sanatçı, amcalarım bağlama çalıp türkü söylerler. Babam hem türküleri hem de Sanat Müziği'ni aşkla söylerdi. Çok net söyleyebilirim ki, Ben musiki aşk ve tavrımı babamdan almışımdır. Babamın bizi müzik eğitime yönlendirmesi hayatındaki en kritik dönemeçlerden biridir.

Türk Musikisi malum olunduğu üzere la dini ve dini musiki olarak ikiye ayrılır. Dini musiki de cami musikisi ve tekke musikisi diye… Siz dini musiki icra eden sanatçılarımızdansınız. Dini musikinin hangi alanında kendinizi eğittiniz? Bestelerime "klasik manada ilahi" demek zor. Daha çok "Şarkı" demek uygun olur. Aynı "Tomurcuklar açıyor, başaklar bağlanmışken" diye başlayan "Dün gece" adlı bestemde olduğu gibi. Benzetme gerekirse tarz olarak rahmetli Yıldırım Gürses’in bestecilik çizgisindeyim. O, "Fetih Marşı (Yelkenler biçilecek) Mevlana gibi milli, manevi bestelerinin yanında-ki benim "Zulmü Alkışlayamam" bu ailedendir (İlahi değildir!)- dillere düşen bir çok güzel şaşkınında bestecisidir. Kendimi bu çizgide bir Türk Müziği bestecisi ve ses sanatçısı olarak ifade edebilirim.

Hangi hocalar ile meşk ettiniz, kimlerden feyz aldınız, kimler sizin musiki hayatınızda yol gösterici oldu? Lise yıllarındaki ilk hocam Erdinç Çelikkol’ un üzerimde çok emeği var. Ayrıca rahmetli Akın Özkan, Kutlu Payaslı ve "Güz gülleri" bestecisi Selim Öztaş hocalarım arasındadır. ekim 2013

Bestelerime "klasik manada ilahi" demek zor. Daha çok "Şarkı" demek uygun olur. Aynı "Tomurcuklar açıyor, başaklar bağlanmışken" diye başlayan "Dün gece" adlı bestemde olduğu gibi.


43

röportaj gungorendergi.com

Günümüzde dini musiki ya da la dini musiki icracıla-

Kendinizi müzikle ifade etmeseydiniz, başka size en ya-

rından kimleri dinlersiniz?

kın gelen sanat hangisidir?

Tasavvuf Müziğinde Sami Savni Özer, Veysel Dalsaldı, En-

Osmanlı geleneksel sanatlarından biri olurdu. Belki Ebru

der Doğan, Mustafa Demirci ve son dönem Fatih Koca

belki minyatür.. Medeniyetimiz ve ceddimize aşk derece-

yaptıkları ile takdir ettiğim sanatçılar. Geleneksel Türk Mü-

sinde bağlıyım çünkü..

ziğinde modern dönem çalışmaları beğeniyorum. Mesela Göksel Baktagir, Derya Türkan, Dilek Türkan, Güzin Değiş-

Günümüzde dini musikimizle ilgilenenlere tavsiyeniz nelerdir?

mez ve tabii ki bu çizgide Aslıhan Erkişi.

Dini musiki genel "Türk Müziği" içinde bir kol. Makam, usul aynı. Dolayısıyla dini musikiye merakı olanların Türk

Günümüzde cami musikisinin geleneğinden koptuğu-

Müziği makam, usul dersleri almaları şart. Bunu da usta

nu düşünüyor musunuz?

bir hoca nezaretinde uygulamalı çalışmak gerek. Yanında

Hayır. Öyle düşünmüyorum. O işi hakkıyla ve geleneğine

da bir Türk müziği enstrümanı öğrenmek isabetli olur.

uygun icra eden kimseler çoğaldı ve sahnelerde teveccüh görüyorlar. Mehmet Kemiksiz örneğinde olduğu gibi. Asıl sorun avam radyolarda denk geldiğimiz ve tüyleri diken diken eden "adına ilahi denen- türküden bozma, berbat seslerin söylediği "tasarruf veya tasallut müziği". Halkımız bunun işgalinden kurtulmalı. Bu da ancak eğitimle ve güzel alternatiflerin çoğalmasıyla mümkün.. Çok önemli ve bilinen besteleriniz var. "Titredim Efendim Seni Andım Dün Gece" ve "Zulmü Alkışlayamam" gibi.. Bu kadar içten ve güçlü bestelerin ortaya çıkış sancısını anlatır mısınız? Sancı kelimesi bu işin sırrı, bir de yanına fikir çilesi ve ilahi ilhamı bekleyen yay gibi gerilmiş hazır bir gönlü koyduğunuzda bu besteler çıkıyor.. Doğrusu besteci ancak "sevdiği" şiiri besteleyebilir. En azından ben öyleyim.. Teşekkür Ederim Allah’ım projesi büyük ilgi uyandırdı. Böyle bir proje nasıl ortaya çıktı ve yankıları nasıl oldu? Uzun zaman aklımda olan, içeriği "Geleneksel Türk Müziği Çocuk şarkıları" olan bir projemdi. Çocuklara manevi mesajları Türk müziği sesleri ve sazlarının tınılarıyla veren bir şey arzu etmiştim. Allah hayalimizin de ötesinde güzellik ve rahmet nasip eyledi.. Bizde çokça dedik "Teşekkür ederim Allah’ım" diye:) Yenilerini de yapıyoruz."8 İYİ ADAM" onlardan biri. Yeni bir "Teşekkür Ederim Allah’ım" üzerine çalışıyoruz bugünlerde..

Tasavvuf Müziğinde Sami Savni Özer, Veysel Dalsaldı, Ender Doğan, Mustafa Demirci ve son dönem Fatih Koca yaptıkları ile takdir ettiğim sanatçılar. Geleneksel Türk Müziğinde modern dönem çalışmaları beğeniyorum. Mesela Göksel Baktagir, Derya Türkan, Dilek Türkan, Güzin Değişmez ve tabii ki bu çizgide Aslıhan Erkişi. ekim 2013


44

teknoloji gungorendergi.com

Elektronik Sigaralar Masum Değil Fransız tüketici dergisi 60 Millions de Consommateurs’ün haberine göre, her geçen gün kullanımı biraz daha yaygınlaşan elektronik sigaralar, üreticilerinin iddia ettikleri gibi zararsız değil. Yaklaşık 10 değişik elektronik sigara markası üzerinde testler yapan dergi, elektronik sigaraların konserojen maddeler içerdiğini tespit etti. Yapılan testlerde, elektronik sigaraların içinde kanserojen bir madde olan formol’a rastlandı. Bunun dışında 3 elektronik sigara markasında, normal sigaralarla neredeyse aynı oranda akrolein maddesi bulundu. Ayrıca, son derece zehirli bir madde olan Asetaldehit de tespit edildi. Sigarada bulunan 4000 kanserojen maddeye kıyasla elektonik sigaralar tehlikesiz gibi görülse de, birçok kullanıcı elektronik sigaralarda kanserojen maddelerin bulunmasıyla kullanımı bırakma kararı aldı. Elektronik sigaraların en büyük sıkıntılarından biri de güvenlik sorunu: birçok markanın ürünlerinde nikotin haznesinde emniyet kapağı bulunmuyor. Yüksek miktarda nikotine maruz kalmak, özellikle çocuklar için çok tehlikeli.

3D Yazıcıdan Organ Tasarladılar Çinli araştırmacılar, 3 boyutlu yazıcı sayesinde canlı hücrelerin kullanıldığı çeşitli insan organları tasarladı. Çinli araştırmacılar, 3 boyutlu yazıcı sayesinde canlı hücrelerin kullanıldığı çeşitli insan organları tasarladı. Hangzhou Elektronik Bilimler ve Teknoloji Üniversitesi araştırmacılar 3D bio-yazıcı kartuşu içindeki hücre ve benzeri bio-materyallerle kulak, burun ve yüz gibi çeşitli uzuvlar yapabiliyor. Üniversite profesörlerinden Xu Ming’en, normal 3D yazıcılarda metal, platik ve benzeri maddeler kullanılırken, bio-yazıcılarda canlı hücrelerin kullanılabildiğini ifade etti. Üniversitenin bio-üretim araştırma merkezi yetkilileri, 3D yazıcı sayesinde bir çift insan kulağı çıkarabilmek için sıkı ve süngersi bir yapıya sahip olan, osteoblast hücrelerinin olgunlaşması sonucu oluşan osteosit kullanıldığını söyledi. Prof. Xu, "Diğer 3D yazıcılarla kıyaslandığında, 3D bio-yazıcı, beş dereceden 260 dereceye kadar dönebilen sprey bir başlığa sahip. Böylece yapı içinde hücreleri konumlandırabiliyoruz, bu başlık hücrelerdeki tahribatı asgari seviyeye indirmemizi sağlıyor. Hücreleri en iyi şekilde kullanabiliyoruz. 3D bio-yazıcılar diğer bio-materyallerle uyumlu olarak çalışıyor." dedi. Mevcut teknoloji ile akciğer, kalp ve böbrek gibi iç organları üretmenin çok daha karmaşık bir süreç gerektirdiğini söyleyen Prof. Xu, 3D yazıcıdan üretilen organların klinik ortamda hayata geçirilebilmesinin daha uzun yıllar alabileceğini kaydetti. ekim 2013

250 Bin Kişilik Online Oyun

Türkçeleştirildi

Travian Games’in 250 bin online kullanıcıyla oynanan Rail Nation açık beta versiyonlu oyunu, Türkçeleştirildi.

Travian Games’in 250 bin online kullanıcıyla oynanan Rail Nation açık beta versiyonlu oyunu, Türkçeleştirilerek, Almanya, Fransa, Rusya ve İskandinav ülkelerinin yanı sıra Türk oyuncular da oyuna dahil oluyor. Almanya’dan Bright Future tarafından geliştirilen yeni demiryolu oyunu şimdi tüm Türkçe konuşan oyuncularına açılıyor. Travian Games ve bağlı kuruluşu Bright Future'in (Miramagia, FIFA Manager 13) oyunu Rail Nation ilk açık beta seyahatine koyulmak üzere istasyondan çıkışına hali hazırda 250 binin üzerinde demiryolu hayranı Almanya, Fransa, Rusya ve İskandinavya’daki bazı sunucular üzerinden birbirlerine oyunda meydan okuyor. Türkçe konuşan demiryolu hayranları da artık kendi dillerinde Rail Nation oynayabilecek. Oyunun tüm aşamaları Türkçe dilinde çevrildi. Strateji oyunu altı ardışık tren yolu çağına bölündü ve binlerce oyuncu ile yapılan yoğun kapalı-beta aşaması esnasında kapsamlı bir ince ayar sürecinden geçti. Şimdi tüm ilgili strateji oyuncuları ve tren yolu meraklılarının kendi tren yolu şirketini kurma, ekonomik olarak uygulanabilir araçlar yaratmak için stratejik teknik bilgilerini kullanma ve şirketler formunda ittifak kurma fırsatları bulunuyor. Oyuncular oyuna play.rail-nation. com adresinde girerek ulaşabiliyor. Demiryolu işinde hareket her şey demek olduğu için, Rail Nation’ın, üç boyutlu tren modelleri ile birlikte dinamik bir çevre planı bulunuyor. Her yeni dijital demiryolu işadamı, diğer şirketlerle doğrudan rekabet halinde, kendi sermayesini ve şirketinin prestijini geliştiriyor. Etkili rotaların; stratejik kurnazlığın yanı sıra 40’ın üzerinde farklı mal taşımak için kapsamlı zaman çizelgeleriyle birlikte planlanması gerekiyor. Artan kâr oranları; buharlı, dizel veya elektronik lokomotif filosu ile farklı türde vagonlar inşa etmek için kullanılabiliyor. Oyun esnasında, şirket giderek artan sayıda şehirlerde hizmet verebiliyor ve diğer oyunculara karşı büyük ölçekli ulaştırma yarışmalarında mücadele edebiliyor.


45

teknoloji gungorendergi.com

Sosyal Medya

"Stres Atma" Mecrası Oldu

Yaşar Üniversitesi akademisyenleri, sosyal medya kullanıcılarının Twitter ve You Tube’da ürettiği ve yorumlarıyla yaygınlaştırdığı 'nefret söylemi'ni araştırdı.

Yaşar Üniversitesi akademisyenleri, sosyal medya kullanıcılarının Twitter ve You Tube’da ürettiği ve yorumlarıyla yaygınlaştırdığı 'nefret söylemi'ni araştırdı. 1 milyon kişi tarafından izlenen onlarca video, yüzlerce kişi tarafından yapılan yorumlar incelenerek yapılan araştırmada, ortaya ilginç sonuçlar çıktı. Sosyal medya kullanıcılarının Türkiye gündemine oturan konularda yaptıkları yorumları inceleyen Yaşar Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Özlem Aşman Alikılıç ile Araştırma Görevlisi Göker Gülay, sosyal medyanın günümüzde adeta stres atma platformu olarak kullanıldığını ifade etti. Akademisyenler, “Twitter kullanıcılarının,You Tube kullanıcılarına göre daha hoşgörülü ve objektif bir duruş sergilediklerini tespit ettik. Buna karşın You Tube kullanıcılarının, yaptıkları yorumlarda genellikle takma isimlerle, daha çok nefret içerikli söylemlerde bulunduğunu belirledik.” dedi. You Tube ve Twitter kullanıcılarına yönelik yapılan araştırmada, incelenen toplam bin 831 yorumda, erkek kullanıcıların kadın kullanıcılara göre daha çok nefret odaklı söylemlerde bulundukları tespit edildi. Nisan 2013’ten Temmuz 2013’e kadar geçen sürede Twitter ve Youtube’da Türkiye gündemine ilişkin konularda gerçekleştirilen yorumları incelediklerini belirten Alikılıç, “Türkiye’de sosyal medya kullanıcı sayısının arttıkça nefret kültürünün de arttığını görüyoruz. Araştırmamızda 4 aylık bir dönemi ele aldık. Bu süre zarfında hem You Tube’da hem de Twitter’da gerçekleştirilen yorumların içerik analizini gerçekleştirdik. Buna göre Twitter kullanıcılarının You Tube kullanıcılarına göre daha hoşgörülü olduğunu ve daha objektif bir duruş sergilediklerini tespit ettik. You Tube’da 1 milyon kişinin izlediği çeşitli videolara yapılan yorumların yüzde 42’si negatif söylem içeriyor, bunların da yüzde 91,6’sında ise nefret söylemi var. Twitter’da ise bu oran

çok daha düşük, aynı konularda yapılan bin 65 yorumun yalnızca yüzde 7,5’i negatif söylem içeriyor. You Tube’da nefret söyleminin fazla olmasının nedeni, hesap açmaya gerek duymadan gerçek kimliğini saklayarak yorumlarda bulunan kişiler. Gerçek hayatta birbirlerine ve çevresine söylemeyeceği nefret söylemlerini sosyal medyada çok rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Bir bakıma sosyal medyayı stres atma platformu olarak da görebiliyorlar.” diye konuştu. Denetim Mekanizması Şart Geleneksel medyada olduğu gibi sosyal medyada da bir denetim mekanizması olması gerektiğini belirten Gülay ise şu önerilerde bulundu: “Beğenilmeyen veya hoş görülmeyen bir paylaşım nedeniyle tüm sistemin kapatılması anlamsız ve çözüme hitap etmeyen bir tercih olabilir. Ancak sosyal medya araçları içerisindeki kullanıcı denetimlerinin ve şikayet mekanizmasının daha aktif hale getirilmesi gerekiyor. Ülkemizde bu konudaki yasal düzenlemeler henüz her kurumu ve herkesi tatmin edecek düzeyde değil. Geleneksel medyada olduğu gibi sosyal medyada da bir denetim mekanizmasının olması gerekli.” Öte yandan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer’in yaptığı açıklamaya göre Türkiye’de internet kullanan kişi sayısı ise 50 milyon. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2013 yılı Nisan ayında gerçekleştirdiği “Hane halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması” sonuçlarına göre Türkiye genelinde hanelerin yüzde 49.1’i evden internete erişim imkanına sahip. Bu rakam Batı Anadolu Bölgesi’nde yüzde 52.4 olarak Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor. ekim 2013


46

teknoloji gungorendergi.com

Tel Yerine Lazerle ARP Yaptılar Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi'nin (BTM) tel yerine lazerle ürettiği arp görenleri hayrete düşürüyor. Bursa Bilim ve Teknoloji Merkezi (BTM), bir ilke daha imza attı. BTM'nin özel üretimi 'lazer arp' görenleri hayrete düşürüyor. En eski telli çalgılardan biri olan arpı geliştirerek tellerinin yerine lazer yerleştirilmesi ile ortaya çıkan çalgı herkesin ilgi odağı oldu. Türkiye'de eşi benzeri olmayan teknoloji koleksiyonunda en çok ilgiyi lazer arpın gördüğünü ifade eden BTM Proje Koordinatörü Rıfat Bakan, 150'ye yakın düzenekten yaklaşık yüzde 40'ını kendi imkanları ile yaptıklarını söyledi. Üretimi çok güç olan arp aletinin de kendi üretimleri olduğunu belirten Bakan, "Her bir notaya karşılık koyulan sensorlar, tellerle aynı vazifeyi görüyor. Daha önce bunun bir benzerini Amerika'da görmüştük. Sahip olmak istedik, ama bizden ürettiğimizin 10 katı fiyat istediler. Biz de bunun üzerine gördüğümüzü biraz daha geliştirerek lazer ışıklarına her bir notayı yükledik. Amerika'da gördüğümüzde sadece tek bir nota vardı. Şu anda buradaki her bir alet ilgi odağı, ama bu arpın bir başka yeri olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu. Bursa’daki anaokulu öğrencilerinin akınına uğrayan BTM, çocuklara aktardığı bilginin yanı sıra eğlenceli dakikalar da yaşatmaya devam ediyor. BTM’deki öğretim görevlileri sordukları sorular ve gösterdikleri görsellerle çocukların küçük yaşta bilgiye kavuşmalarını sağlıyor. Lazer arpın başına gelindiğinde ise, çocuklar aletin nasıl çaldığını görünce hayrete düşüyor. Ellerini lazer ışınlarına tutan öğrenciler, çıkan sesle hem öğrenmenin, hem de eğlencenin keyfini çıkarıyor. Daha önce böyle bir şey görmediklerini belirten anaokulu öğrencileri, uzun süre lazer arpın başından ayrılmıyor.

Tweet Atmada Hızlıyız Sosyal medya kullanımı üzerine yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye'de her 1 saniyede 92 tweet atıldığı, kadınların tweet atmada yüzde 53'lük oranı yakalarken, erkeklerin ise yüzde 47 ile kadınları takip ettiği ortaya çıktı. Facebook kullanımında Türkiye Avrupa birincisi, dünya 6'ncısı konumunda Sosyal medya artık hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru oldu. Dünyada aktif Facebook kullanıcı sayısı 1 milyarı aştı. Son 1 ayda Facebook kullanıcısı sayısı dünyadaki 2 milyarı aşkın internet kullanıcısının yarısına ulaştı. ABD'de 155.701.780, Hindistan'da 43.497.980, Endonezya'da 43.060.360, Brezilya'da 37.904.540, Meksika' da ise 32.031.340 facebook kullanıcısı var. Avrupa'da ise Avrupa Facebook kullanım sıralaması, Türkiye 31.247.120, İngiltere 30.249.340, Fransa 23.599.740, Almanya 22.600.660 ve İtalya 21.297.400 olarak sıralanıyor. Sosyal medya o kadar gelişti ki, saniyede 92, günde 8 milyon tweet atıyoruz. Tweet atmada kadınlar, erkekleri yüzde 53'lük oranla geride bıraktı, erkekler ise kadınları yüzde 47'lik oranla takip ediyor. En çok bir televizyon kanalındaki 'Muhteşem Yüzyıl' dizisinin yayınlandığı gün sosyal medya da tweet atılıyor ya da mesajlaşılıyor. Yani en çok Çarşamba günleri sosyal medyada konuşuluyor. Yine bir araştırmaya göre, Türkiye’deki twitter kullanıcılarının en fazla tweet attığı anlardan biri, Muhteşem Yüzyıl’da Pargalı’nın öldürülme sahnesinde gerçekleşmişti. Bu arada, Türkiye’de 9.6 milyon Türkçe içerik üreten Twitter kullanıcısı bulunduğu, Türkiye’de günde 8 milyon tweet atılırken, kullanıcıların yüzde 61'inin mobil cihazlarıyla Twitter’a bağlandığı da bildirildi.

Bilgisayar ve İnternet Kullanımı Arttı Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre Türkiye’de bilgisayar ve internet kullanımı arttı. ekim 2013

16-74 yaş grubundaki bireylerde bilgisayar ve internet kullanım oranları sırasıyla yüzde 49,9 ve yüzde 48,9 oldu. Bu oranlar 2012 yılında sırasıyla yüzde 48,7 ve yüzde 47,4 idi. Bilgisayar ve internet kullanım oranları 16-74 yaş grubundaki erkeklerde yüzde 60,2 ve yüzde 59,3 iken, kadınlarda yüzde 39,8 ve yüzde 38,7.Bilgisayar ve internet kullanımı kentsel yerlerde yüzde 59 ve yüzde 58, kırsal yerlerde ise yüzde 29,5 ve yüzde 28,6. İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması (İBBS) Düzey-1’e göre bilgisayar ve internet kullanımının en yüksek olduğu bölge yüzde 62,1 ve yüzde 61,4 ile TR1-İstanbul bölgesi. Bunu yüzde 59,8 bilgisayar ve yüzde 58,5 internet kullanım oranı ile TR5-Batı Anadolu bölgesi takip etti. Bilgisayar ve internet kullanım oranlarının en yüksek olduğu yaş grubu ise 16-24. Bilgisayar ve internet kullanımı tüm yaş gruplarında erkeklerde daha yüksek.


47

sıradışı gungorendergi.com

Mont St Michel:

Küçük Bir Ada Üzerinde Ortaçağa Ait Bir Kale

Fransa'daki Mont St Michel, kayalıklarla kaplı bir gel-git adasıdır. Ülkenin kuzey kıyısına yaklaşık 1 kilometre uzaklıkta olan Avranches yakınlarındaki Couesnon Irmağı'nın ağzında bulunuyor. Mont St Michel, Fransa'daki diğer savunma binalarının ve saltanat saraylarının aksine bir manastır olarak yapılmış. ekim 2013


48

yazı dizisi gungorendergi.com

Çini

üzerine

Nursen Güven ve Güvenç Güven İle

eylül 2013


49

yazı dizisi gungorendergi.com

İki zarif sanatçı ile sohbetimize Ayasofya’nın tarihi duvarları içinde başlıyoruz. Söyleşimize genel olarak Güvenç Güven Bey ile devam etsek de ‘hem iş arkadaşım hem de eşim’ dediği eşi Nursen Hanım da bize hem engin akademik bilgisi hem de uzman bir sanatçı gözüyle katkıda bulundu.

Güvenç Güven 1958 doğumlu Güvenç Güven değişik cami ve mimari yapılardaki kalemişleri çalışmaları sonrası Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Edirne Selimiye Camii, İstanbul Sultan Ahmet Camii restorasyonlarında kalemişleri sorumlusu olarak görev yapmıştır. Bu alanda birçok eleman yetiştirmiştir. 1988 yılından itibaren serbest olarak kendi ekibi ile restorasyon ve tezyinatlara devam etmektedir. Elliye yakın caminin kalemişlerini özgün desen renk ve kompozisyonları ile tezyin etmiştir. Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü öğretim üyelerinden Hattat Mahmut Öncü’den hat; Tahsin Aykutalp’ten desen, Üstad Faik Kırımlı’dan dersler almıştır.

Nursen Güven 1980 yılında iç mimari-endüstri tasarımı bölümünden mezun olan Nursen Hanım Türk Sanatlarına merakı ve ilgisinden dolayı Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’ne girerek hat, tezhib, minyatür, çini, klasik cilt, halı-kilim ve eski kumaş desenleri eğitimi aldı. 1985 yılında yüksek lisans eğitimini klasik cilt dalında tamamladı. 1988 yılından beri nakkaş olan eşi Güvenç Güven ile birlikte tarihi eser restorasyonu, yeni eser tezyinatı ve sanat çalışmalarına devam etmektedir. Ayrıca 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde başladığı minyatür derslerinden 1998 yılında yurtdışı çalışmalarının uzun sürmesi nedeniyle görevine ara vermiştir. 2002 yılından itibaren Çini Ana Sanat Dalı’nda öğretim görevlisi olarak görevine devam etmektedir. eylül 2013


50

yazı dizisi gungorendergi.com

Mimar Sinan’ın en güzel eseri Selimiye Camii’nde tanıştık. O günden sonra Allah bize hep güzel olanı nasip etti. Ben buna kader diyorum… Mimar Sinan’ın en mükemmel eseri olan Edirne Selimiye Camii restorasyonu sırasında iş arkadaşı olarak tanıştık. 1983 yıllarıydı. Ben orada restorasyonda kalemişi uygulama sorumlusu olarak çalışmaya başlamıştım. Malumunuz Selimiye Camii, daha farklı ve özellikle akademiden de sanatçılar almak için gazeteye ilan verildi, kalemişinde çalışacaklar aranıyor, diye. Eşimin de sürekli okuduğu bir gazete olduğundan bu ilanı görüyor ve sonra başvuruyor. Bu alanda o dönem hiç kadın yok. İlk sınavı kabul edilmeden önce eşimi iskeleye çıkartıp iş yaptırmışlar. Çünkü çok da inanmıyorlar bir kadının iskele başında çalışabileceğine. Daha sonra eşimin yaptığı işi görünce kabul ettiler ve o da desen çizimleri proje sorumlusu olarak bu işe girdi. Daha sonra İstanbul Sultan Ahmet Camii’nin restorasyonlarında kalemişi sorumlusu olarak görev yaptık. Ardından Rüstem Paşa Camii’nin de kalemişi restorasyonunda çalıştık. Bu arada serbest piyasada çalışmalarımız ve kişisel icralarımız oldu. 1998 yılının Ağustos ayında tarihte ilk defa Amerika’da yapılan Kral Fahd Camii’nin kalemişini yapmak üzere Amerika Los Angeles’a gittik. Orada sadece ikimiz vardık. Camii küçük bir camiiydi ve normalinde burada öyle bir iş birkaç ay içinde bitebilirdi fakat oradaki altyapı, malzemelerin farklılığı olduğu için bu iş 1 yıl sürdü. Bununla birlikte ilk defa uygulanan teknik ve özgün Türk desenleri ile çok özel vitray çalışmaları da yaptık. Daha da uzun kalabilirdik fakat çocuklarımız Türkiye’deydi ve küçüktüler. Ve tekrar Türkiye’ye döndük. Döndükten 1 yıl sonra 2000 yılında Bahreyn’den gelen davet üzerine başkenti Manama’da bir camiinin tezyinatlarını yaptık. Kütahya Çinisi Diye Çıktık Yola, İznik Çinisi Yaptık, Çok da Hayırlı Oldu Bu işler esnasında Kütahya çini ile ilgilenmek istedik. Atölye açalım dedik. Kütahya’dan bazı kurum ve insanlarla görüştük. Sağ olsunlar bize destek oldular bizi tanıdıkları için ama sonra nasip olmadı ve projeyi gerçekleştiremedik. Bunun gerçekten büyük hayrı varmış çünkü aradan iki yıl geçtikten sonra İznik çiniciliğinde ismini hep duyduğumuz Faik Kırım ile tanıştık. Kimseye ders vermiyor gibi söylentiler vardı hakkında. Eşim hocanın izini bulup gidip onunla konuştu. Faik Bey’in atölyesinde iki tane örnek çalışma yaptık. Yaptıklarımı görünce çok hoşuna gitti ve İznik çinisi serüvenimiz böylelikle başladı. Bir yandan cami işleri ile ilgileniyor diğer taraftan Faik Hoca’nın atölyesinde çalışıyorduk. 1998 yılında ilk çini sergimizi açtık. İznik Çinisi, 16.yy’ın İkinci Yarısında İstanbul Saray Desteği İle Gelişmiştir Selçukluların Anadolu’ya gelmeleri ile birlikte çinicilik de görülmeye başlamıştır. 13. Yüzyıldan itibaren mimaride kendini iyice hissettiren çini, cami, mescit, türbe ve saraylarda önemli bir dekor malzemesi olarak kullanılmaya başlamıştır ve İslam mimarisinde bir ana süs unsuru haline gelmiştir. Bu dönemlerde Selçuklu yerleşme bölgelerinde tek renk firuze, sarı, yeşil, kahverengi gibi renkler kullanılmış. Osmanlı’da çini günlük eşyalara yansıyacak kadar çok kullanılmaya başlanmış. İznik Anadolu’nun çinicilik merkezi diyebiliriz. Bizans döneminde de bir seramik merkezi olduğu için burada teknik anlamda gelişme gösterebilmiş. 15.yy’ın başlarında İznikli ustalar, Çin’den gelen Yuan porselenlerinden etkilenerek çeşitli desenler uygulamaya başlamışlar. Bundan ötürü çini kelimesi Çin’den gelen gibi bir anlam taşır. Yine bizim coğrafyamızda çiniye sırça da denmiştir. Fakat yaygın kullanımı çinidir. eylül 2013

Selçukluların Anadolu’ya gelmeleri ile birlikte çinicilik de görülmeye başlamıştır. 13. Yüzyıldan itibaren mimaride kendini iyice hissettiren çini, cami, mescit, türbe ve saraylarda önemli bir dekor malzemesi olarak kullanılmaya başlamıştır ve İslam mimarisinde bir ana süs unsuru haline gelmiştir.


51

yazı dizisi gungorendergi.com

Çini atölyeleri bir Lonca şeklinde teşkilatlanmışlar ve Topkapı Sarayı’ndaki nakkaşların hazırladıkları desenlere göre üretim yapılmış. Bu dönemde Sarayda Baba Nakkaş tarafından geliştirilen ve yaygın olarak tezhip ve cilt sanatında kullanılan desenler çini ve seramiklere de uygulanmaya başlanıp bu desenlerin üsluplaşmasına vesile olmuş. 16.yy’ın ikinci yarısında bu çalışmalar çoğalarak geliştirilmiş ve en zirve noktasını yaşamıştır. Bu dönemde inşa edilen mimari eserlerin cephelerini süsleyen çini panolarda en güzel kaliteli uygulamaları bulunuyor. Yeşil Türbe, Yeşil Camii, Rüstem Paşa Camii, İstanbul Kılıç Ali Paşa Camii, Takkeci İbrahim Ağa Camii ve II.Murat Türbesi gibi önemli eserlerde bu türü görebiliriz. Geliştikçe farklı renkler, farklı desenler farklı tarzlar deneniyor. Boyalar oksit maden olduğu için genelde soğuk renkler ortaya çıkıyor. Burada farklı, daha sıcak renkler aranıyor ve zamanla kırmızının önce kahverengiye dönük hali bulunuyor. Daha sonra da Saray Nakkaşhanelerinde güzel bir tonla İstanbul’da kırmızı bulunuyor. Kırmızı renk de bulunduktan sonra çok daha iyi eserler veriliyor. En iyi örneği de Ayasofya türbelerinin içinde görebiliriz. Osmanlı’nın son dönemlerinde çininin işçiliği, renkleri, desenleri ve kalitesi bozuluyor. Daha sonraki dönemlerde tekrar ilgi görse de daha evvel verilen çini örneklerinin kalitesi yakalanamıyor. Tabi ki nesil geçtikte herkes kendinden bir öncekini gördüğü için gördüğünü uyguluyor. O nadide eserlerdeki desenler, renkler zamanlar kayboluyor. 1960’lı yıllarda bizim de hocamız olan Faik Kırımlı kendi gayretleri ile sarayın arşivlerinden araştırmalar yaparak kendi kurmuş olduğu atölyesinde uygulamalar yaparak 8-10 yıl içinde çiniyi gerçek şekline en çok yaklaştırdı. Bunu herkes bilir. Tabi bunu yaparken çok büyük sıkıntılar çekmiş. 1995 yılından sonra biz birlikte çalışmaya başladık. Ve yaptığımız eserlerde daha güzel neler yapılabilir arayışına girdik. İznik Çinisinin Sırrı Yok Sırları Var Çini elle yapılan bir şey. Zanaat veya sanat… Yaptığınızın nasıl olmasını isterseniz öyle olur. Osmanlı’da çini halk tarafından da çok fazla yapılıyordu ve bu sanattan ziyade gündelik yaşamı estetize etmek için zanaat halde üretilenler oluyordu. Bir de Saray içinde usta sanatçılar tarafından geliştirilen sanat eserleri var. Bizim, günümüzde ayrıcalığımız şu ki; biz desenimizi de, altyapısını da, boyasını da, sırrını da kendimiz yapıyoruz. Yani 4 ayrı ekibin yapacağını biz ikimiz, eşimle ben yapıyoruz. Bize genelde çininin sırrını sorarlar. Biz de deriz ki İznik çinisinin sırrı yok sırları var. Bu sırları çözebilmek için yapan kişinin sırlarına vakıf olabilme yetkinliğine sahip olması gerek kişinin. Bu ‘kutsal aşk’ı gerektiriyor. Yaptığınız işin hem teorisini hem de pratiği birebir kendi ellerinizle yapmanızı gerektirir ve yaptıklarınıza ruhunuzla bağlı olmanız gerekir. Bizim geleneksel Türk sanatlarımız çok çok değerli. Gerçekten geniş bir coğrafyada çok ince şekilde işlenmiş, felsefesi ve ruhu olan eserler vermiş bir sanat. Bir medeniyetin bir kültürün getirisi. Biz eşimle özellikle Selimiye Camii restorasyonu sırasında bunu daha iyi anladık. Hayran kalmamak elde değil. Bizde Amerikalı, Avrupalı hastalığı var. Oysa biz oraya gittiğimizde onlar da bizim sanatımıza özeniyorlar. Mesela orada bizim isimlerimiz, yaptığımız işler çok dikkatle takip ediliyor. Maalesef Türkiye’de kültürü, sanatı, tarihi önyargısız görmediğimiz için eksik kalıyoruz. Bunu

aşmaya başladığımızda kendi sanatlarımıza da yaklaşabileceğimizi düşünüyoruz. Bizim Osmanlı eserlerimizin restorelerini genelde Batılılar yapmış ve elbette kendi üsluplarını da katmışlar yaparken. Bu yüzden bizim kendi sanatlarımızın kendine

has üslubu kayboluyor. Biz yaptığımız işlerde maddi bir kaygı gütmedik. Ruha bu aşk girince yaptığınızın en iyisini yapmak istersiniz. Bizim restorasyonumuz yeni uygulama ve teknikler ortaya çıkardı. Biz hem teori hem de pratiği birlikte kullandık ve geleneksel Türk sanatlarında kalemişleri ve tezyine sanatlarını zanaatten sanata geçirenler olduk. Bizim ilk çalıştığımız zamanda akademilerde bile bu sanatlarda gelişme yoktu. Orijinale en yakın teknikleri kalemişi ahşap işlemelerinde kullandık. O sırada bu işleri tek sanatçılar olarak yaptık. Son 8-10 yıldır sanatlarımdaki çalışmalar çoğaldı ama evvelinde böyle yaygın değildi. Serbest piyasadaki restorasyonun zorlukları vardır. Çünkü genelde yaptıranlar buna sanat eseri gözüyle bakmak yerine maliyet gözü ile bakıyorlar. Bu da çok ciddi sıkıntılar doğuruyor. Biz de serbest piyasada çok sıkıntı çektik ve daha sonra serbest çalışmayı bıraktık. Çünkü maliyetler birbirinden farklı oluyor. Bazıları düz boya fiyatına kalitesiz iş yapıyor ve düşük maliyetli olduğu için genelde o işler tercih ediliyor. Biz bütün işlerimizi kendimiz yapıyoruz ve nadide malzemeler kullanmaya özen gösteriyoruz. Ve elbette bunun maliyeti de yaptığınız işin kalitesi oranında yükseliyor. Tabi bunu herkese anlatamıyoruz ve herkes anlamıyor. Sanat Yetenek Midir? Sanatçı olacak kişide elbette yetenek şart ama yetenekli olup da hiçbir şey olmayanları da gördük biz. Yetenekle birlikte akıl vardır. Bunları birleştirmek gerek. Tabi aklı da nasıl kullandığınız çok önemli burada. İşte tam bu noktada bir şey eksik kalıyor o da ‘aşk’. Bu kelime de çok dile düştü, anlamı bozuldu. Tam ifade etmek gerekirse ‘kutsal aşk’ diyebiliriz. Bunların hepsine sahip olan kişiler oluyor ve ustalar diye andığımız kişiler bunlara sahip olup bunları kullanma yeteneğine sahip olan kişiler oluyor. Biz son olarak bu sanatlara ilgi duyanlara, bu işi ustalarından öğrenmeleri gerektiğini ve sanat mı yoksa zanaat mı yapmak istediklerini tam bilmelerini istiyoruz. Ve böyle güzel sanatlarımızı öğrenip orijinale yakın kaliteli işler üretmeleri ve bunları sonraki nesillere aktarmalarını istiyoruz. eylül 2013


52

g ezen bil i r gungorendergi.com

Sümerler'den Mezopotamya'ya Bir Uygarlık Sahnesi

Hasankeyf’te, bir sonbahar günü tepeden seyre dalarsanız, Dicle Nehri’nin ve bu toprakların ne kadar bereketli ve tarih kokan yerler olduğunu iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Mezopotamya coğrafyasının nadide şehirlerinden biri olan Batman, bu coğrafyanın diğer şehirleri gibi birçok uygarlığın beşiği olmuş. Uygarlığın başlangıcı sayılan Sümerlerin de bu şehirde kurulduğunu biliyoruz. Günümüzde aklımıza gelebilecek ilk gelişim araçlarını düşündüğümüzde birçoğunun Sümerlerden çıkmış olduğunu bilmek ve bu uygarlığın kendi coğrafyamızda olduğu gerçeği bize

ekim 2013

ayrı bir heyecan veriyor. Bu yönden bakıldığında bu şehrin nasıl bir kültür ve tarihi birikime sahip olduğunu tahmin etmek zor olmayacaktır. Batman geçmişten günümüze aktardığı birçok tarihi kalıntının yanında, 1940’lı yıllarda bulunan petrol ile daha da gelişti. Böylelikle bölge, ülkemiz için hem turistik açıdan hem de ekonomi açısından oldukça önemli bir konuma sahip. Batman denildiğinde akla ilk olarak elbette Antik Kent Hasankeyf gelmekte. Orijinal yapısı ve içinden geçen Dicle Nehri ile tam bir doğa harikası.


53 Hasankeyf

gezen bilir gungorendergi.com

Hasankeyf’in kuruluş tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur fakat şu anki durumu ve kalıntılarına bakılınca çok eski ve önemli bir yerleşim yeri olduğu söylenebilir. Hasankeyf’in iki yakasını ayıran Dicle Nehri uzun yıllar ticaretin aktığı bir nehir olarak kullanılmış. Bu ticaret yolu nedeniyle Hasankeyf, ticari ve ekonomik olarak oldukça gelişmiş bir şehirdi. Halen yer yer kullanılan mağaradan evlerde çok uzun yıllar farklı uygarlıklardan insanlar yaşamış. Hasankeyf Kalesi’nden baktığınızda dağın içine göz göz oyulmuş evlerin, mağaraların oluşturduğu ilginç görüntü sizi cezp edecek. Hasankeyf mağaralarına doğru gittiğinizde bambaşka bir zaman içine girmiş gibi hissedeceksiniz kendinizi. Halen birçok kalıntı bulunan bu tarihi dokuda bir yürüyüşe çıkıp, daha yükseğe doğru tırmanmalısınız. Daha yüksekten şehrin ve Dicle Nehri’nin muazzam görüntüsü sizi karşılayacak. Zirve noktasına doğru bazı kalıntıları kalmış ibadethaneler apayrı bir lezzet ve heyecan katacaktır yürüyüşünüze. Birkaç yıl öncesine kadar Hasankeyf eteklerinde, Dicle Nehri kıyısında çay içebileceğiniz ve bu eşsiz manzaraya bir de aşağıdan bakabileceğiniz mekanlar bulunuyordu. Şimdilerde üzerine yapılması planlanan Ilısu Barajı nedeniyle bu mekanlar kaldırılmış. Hasankeyf, Türkiye’nin doğa harikaları arasında nadide bir yere sahiptir.

Manastırın olduğu bölge ilk çağlardan kalmadır. Uzunca bir araziyi kaplayan bölge Turabdin olarak anılmaktadır. Turabdin, Süryani Hıristiyanları tarafından kutsal kabul edilir. Bu bölgenin en uç kısmında da Mor Kiryakus Manastırı bulunmaktadır. Manastırın yapım tarihi hakkında pek kaynak yoktur. Manastırın girişinde iç avluyu ikiye ayıran kapının üstüne yazılmış iki ayrı kitabe bizi karşılıyor. Bu kitabeler İncil’den alınma ilahi metinler olarak yazılmış. Eski çağlarda bölgeye misyoner olarak gelen keşişler özellikle tepe ve kayalıklar üstüne manastırlar inşa ederlermiş. Mor Kiryakus Manastırı da böyle bir amaçla inşa edilmiş. Manastırı diğer manastırlardan ayıran en önemli özelliği çan kulesinin bulunmayışıdır. Çünkü çan kuleleri sonraki yüzyıllarda İslamiyet’in inkişafıyla birlikte hemen her manastıra yapılmıştır, fakat Mor Kiryakus’da yoktur. Bölgede cemaati kalmadığı için bu manastır da diğer manastırlar gibi metruk kalmıştır. Manastır’da patriğin odasının tavan kısmında bulunan sekizgen dilimli taş kubbe üstün bir sanat değerine sahiptir. Bu manastır Kültür Bakanlığı tarafından özel olarak korunmaktadır. Mor Kiryakus Manastırı

On Kemerli DDY Köprüsü 1944 yılında inşaatı biten ve Devlet Demir Yollarını da bu tarihte Batman’a ulaştıran bir köprüdür. Batman kent merkezine yakın bir mesafede Batman Çayı üzerinde yapılan ve on kemerli olan bu köprü tren geçişleri ile birlikte hayvan veya insan geçişleri için de uygun yollara sahip. Bu köprünün hikayesinde dikkat çeken en önemli unsur ikinci Dünya Savaşı zamanında yapılmış olması. Bu zorlu günlerde Cumhuriyet Hükümeti’nin kalkınma projelerinin en önemli örneklerindendir. ekim 2013


54

g ezen bil i r

Güneydoğu’nun neredeyse tüm lezzetlerini Batman’da tatma imkanınız olabilir. Bol yağlı et yemekleri yanında, içli köfteler, taze ve kurutulmuş sumaklı dolmalar, bumbar ve bağırsak dolmaları, Şam börekleri ve çok yaygın olan çiğ köfte ile birlikte yöreye özgü çamurdan yapılmış tandırlarda pişirilen tandır ekmeği, perde pilavı, mercimek ve yayla çorbaları Batman mutfağının başlıca yemekleri arasında yer alır. Batman’da hangi eve konuk olursanız olun, hazırlanacak sofra şahane ve bir o kadar da lezzetli olacaktır. Daha önceki sayılarımızda işlediğimiz Diyarbakır mutfağıyla benzerlik gösteren batman mutfağından öne çıkan iki yemeği sizinle paylaşmak istedik.

Ne Yenir?

gungorendergi.com

Şam Böreği Malzemeler 4 su bardağı un, 1-1/5 su bardağı ılık su, 10 gr. yaş maya, 1 adet soğan, 1 bağ maydanoz, 250 gr. yağsız kıyma, 1 su bardağı ayçiçek yağı, 3/4 su bardağı pirinç, tuz, karabiber, 1,5 çay kaşığı pulbiber, 1/2 su bardağı su

Hazırlanışı

Dinlenmiş olan hamuru ceviz büyüklüğünde 30 eşit parçaya

Unu bir kaba eleyin. Mayayı ılık su ile eriyinceye kadar ka-

bölüp, yuvarlayarak topak haline getirin. Her birini unlanmış

rıştırın. Unu, tuz ve mayalı su ile yoğurarak bir hamur ha-

tezgahta merdane ile 10 cm. çapında açın. Açtığınız hamur-

zırlayın. Üzerini bez ya da streç film ile kapatarak ılık bir

ların ortalarına harcı paylaştırın. Yarımay biçiminde kapatıp,

ortamda 30 dakika kabarmaya bırakın. Soğanı ve mayda-

uçlarını açılmamaları için bastırın. Ayçiçek yağını tavada

nozu ince ince kıyın. Pirinci yıkayıp, kaynar tuzlu suda haş-

kızdırın. Hazırladığınız börekleri tavaya yerleştirip, her iki

layın ve süzdürün. Kıymayı suyla birlikte bir tavaya koyun,

yanı da altın sarısı renk alıncaya kadar kızartın. Süzdürerek

suyunu çekinceye kadar pişirin. Haşlanmış pirinci, kıymayı,

yağdan alıp, üzerine havlu kağıt serilmiş bir tabağa çıkarın.

soğanı, maydanozu, tuzu ve biberleri bir kapta karıştırarak

Bütün börekleri böylece kızartıp, bir tabağa aktararak sıcak

harcı hazırlayın.

servis yapın.

ekim 2013


55

gezen bilir gungorendergi.com

Batman Usulü Kütülk

Dış malzemeler 1 kg. ince bulgur, 2 lt. su. Dış malzemesi için önce bulgura kaynar su azar azar ilave edilerek yoğrulur. Yoğrulduktan sonra 15 dk dinlendirilir. Bu arada tavaya sıvıyağ konulur ve kuşbaşı etler kavrulmaya başlanır. Daha sonra maydanoz, tuz, baharatlar konur ve bu şekilde iç malzemesi hazırlanmış olur. Şehriyeler ayrı bir yerde kavrulur. Pembeleşince 2 su bardağı pirinç ilave edilerek pilav gibi pişirilir. Pilav şeklinde hazırlanan bu malzeme piştikten sonra süzülür ve daha önce hazırlanan etli harca karıştırılır. Hamur şeklinde yoğrulan bulgurlu malzemeden limon büyüklüğünde parçalar alınır ve içli köfte gibi içi oyularak bu hazırlanmış malzemeden doldurulur. Ağzı kapatılarak tencerede kaynayan suda pişmeye bırakılır.

İç malzemelerde; 500 gr. kuşbaşı et, 5 kuru soğan, 1 adet domates Maydanoz, 2 su bardağı pirinç, 1 su bardağı şehriye, tuz, kekik, sıvıyağ, yarım limonun suyu.

İLÇEMİZDEKİ BATMAN DERNEKLERİ BADEF BATMAN DERNEKLER FEDARSYONU VE BADER GENÇOSMAN MAH . KAYNAKÇI SOKAK. 13/4

BATMAN İLİ, İLÇELERİ VE KÖYLERİ EĞİTİM, KÜLTÜR, DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ GENÇOSMAN MAH . KAYNAKÇI SOKAK. 13/4

Önümüzdeki sayıda, Güngören’e en çok göç veren illerimizden, Samsun'a gideceğiz.

BATMAN KOZLUK TOMRUK KÖYÜ DERNEĞİ YÜKSEL SOKAK

BATMAN HASANKEYF DERNEĞİ HİSAR SOK.NO:14-A GÜNEŞTEPE ekim 2013


56

istanbul gungorendergi.com

heybeliada “Biz Heybeli'de Her Gece Mehtaba Çıkardık, Sandallarımız Neşe Dolar Zevke Dalardık. Saz Seslerinin Sahile Aksettiği Demler, Etrafı Bütün Şarkı Gazellerle Yakardık.”

ekim 2013


57

istanbul gungorendergi.com

Bu sayımızda üstadın ‘Canım İstanbul’unun aşk köşelerinden birine, Heybeliada’ya çevirdik rotamızı. Bize sonbaharın hüzünlü şarkılarını söyleyen Heybeliada’ya, serin İstanbul günlerini kaçırmadan gitmenizi tavsiye ederiz. Heybeliada, İstanbul’un Büyükada’dan sonraki en büyük adasıdır. İsmine Heybeliada denilmesinin sebebi, uzaktan bakıldığında adanın yere bırakılmış bir heybeye benzemesidir. İstanbul'un en çok rağbet gören sayfiye yerlerindendir. Sadece doğasıyla, temiz havası ve güzellikleriyle değil, Bahriyesi, Sanatoryumu, Ruhban(Papaz) Okulu gibi mekanlarıyla da ünlüdür. Diğer adalara olduğu gibi Heybeliada’ya da vapur seferleri 19. Yüzyıl ortalarında yapılmaya başlanmıştır. Zengin Rum tebaasının yaşadığı adada, Bahriye’nin (Deniz Kuvvetleri) de bulunması nedeniyle önemli sayıda Türk nüfus da yaşamıştır. Adanın nüfusu, 1820’de 800 olarak tespit edilmiş iken vapur seferlerinin başlamasından sonra 2000’e kadar çıkmıştır. Kurtuluş savaşı ve mübadele sırasında diğer adalar gibi sakinleşen Heybeliada, 1950’li yıllarda yeniden canlılığını kazanmaya başlamış. Toplamda 4 tepeden oluşan Heybeli, İstanbul adalarının orta yerinde bulunmaktadır. En yüksek tepe Değirmentepe’dir. Diğerleri ise, Taşocağı, Makarios ve Ümit Tepe’leridir. Adada 4 de liman vardır. Güzel bir koyda bulunan Çam Limanı ile Bahriye Limanı bunların en önemlileridir. Adanın önemli yapıları, Bahriye Okulu, Aye Ofemya Ayazması, Türkiye’nin ilk sanatoryumu olan Heybeliada Sanatoryumu (Kuruluş: 1924), Heybeliada’nın ünlü sakinlerinden olan Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi, Abbas Halim Paşa Köşkü, Ruhban Okulu, diğer dini yapılar ve mekanlar arasındadır. Adadaki, birine “Büyük Tur”, diğerine “Küçük Tur” denilen iki gezinti yolunda, yaz mevsimlerinde eşek ve atlı arabalarla turlar yapılabilir. Küçük Tur'a, Aşıklar Turu da denmektedir. Heybeliada da, İstanbul'un diğer adaları gibi, motorlu araçlardan arındırılmasıyla sükuneti korunmuştur. İstanbul'u en çok yazan ediplerimizden Ahmed Rasim, Heybeliada'da medfundur. Ancak Heybeliada ile ilgili bir eseri bulunmamaktadır. Ahmet Rasim'in yeğeni Yesari Asım'ın “Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık" şarkısı, Heybeli'deki bir çok şeyden daha ünlüdür. Aziz Nesin, Zeyyat Selimoğlu gibi yazarlar da eserlerinde Heybeliada'dan çokça söz etmiş olmalarıyla, bu adanın gönüllere fısıldadığı hoş sedasını duymamak ve Heybeli’yi yaşamamak olmaz.

Ahmet Rasim'in yeğeni Yesari Asım'ın “Biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık" şarkısı, Heybeli'deki bir çok şeyden daha ünlüdür. Aziz Nesin, Zeyyat Selimoğlu gibi yazarlar da eserlerinde Heybeliada'dan çokça söz etmiş olmalarıyla, bu adanın gönüllere fısıldadığı hoş sedasını duymamak ve Heybeli’yi yaşamamak olmaz.

Sizleri de bu keyfi yaşamaya davet ediyoruz… ekim 2013


58

kültür / sanat

Ev Sahibi

gungorendergi.com

Yazar : Dostoyevski Yayınevi : Araf Yayınları Sayfa sayısı : 99

Ordinov, sonunda oturduğu evi değiştirmeye karar verdi. Bir odasını kiraladığı dairenin sahibi, ayın bitmesini beklemeden ansızın evden ayrılmış, Petersburg’u bırakarak akrabalarının yanına gitmişti. Genç adam, o ayın kirasını ödediği için, henüz çıkmıyor, ama ay sonunda bu evden ayrılacağına üzülüyordu. Kendisi fakirdi ve ev kiraları da çok pahalıydı. Ordinov, ev sahibinin gidişinin hemen ertesi günü şapkasını aldı, Petersburg’un kenar mahallelerini dolaşmaya çıktı. Kapılara yapıştırılmış ilanları okuyor, fakir bir aile yanında istediği gibi bir ev bulabilmek için, büyük, içi kalabalık, rengi kararmış binalara bakıyordu. Hayli süren gayretli araştırmalardan sonra, içinde güzel duygular belirmeye başladı. Ordinov, önce önemsemeden, dalgın dalgın, ama sonra dikkatle, derin bir ilgiyle çevresini gözden geçirmeye başladı. Gürültülü, hareketli, kalabalık sokak hayatı onu birden sardı.

Modern Bilinç ve Mahremiyet Yazar : Mazhar Bağlı Yayınevi : Yarın Yayınları Sayfa sayısı : 383 Bu çalışmanın temel amacı, modern bilginin oluşum sürecinde nasıl bir bilinç oluşturduğunu araştırmak ve bu bilincin toplumsal yapılar üzerinde nasıl bir etkide bulunduğunu tartışmaktır. Bu çerçevede çalışmada şu konular ve sorular irdelenmeye çalışılacaktır: Modern bilginin oluşumu ve bu bilginin nasıl bir bilince neden olduğu, bir inanç formuna girebilen bir bilginin insan hayatında nasıl bir değişime neden olabileceği, toplumsal yapının belirlediği iddia edilen bir bilginin bir başka toplumsal alanı kendisine konu etmesinin ne tür sorunlara neden olabileceği ve bilgi sosyolojisindeki iki temel eğilimin dışında üçüncü bir yolun imkânını tartışmak ve mahremiyetin bilgiye konu olması ile bir dönüşüme uğradığını örneklerle açıklamaya çalışmaktır.

KİTAP ekim 2013

Tarih Saat Yer

İstanbul Arabesque Project

: 28 Ekim 2013 : 21:00 : Jolly Joker Sahnesi, İstanbul

Arabesk eserleri rock altyapılar, arabesk vokaller ve doğu vurmalıları kullanarak yorumlayan, bugüne kadar yaklaşık 400 konser veren ve tüm Türkiye’yi gezen İstanbul Arabesque Project, 28 Ekim'de Jolly Joker İstanbul'da... Kendi bestelerini de arabesk ögelere bağlı kalarak yapan İstanbul Arabesque Project, konserlerinde Bergen’den Kamuran Akkor’a, Orhan Gencebay’dan İbrahim Tatlıses’e pek çok arabesk duayeninin eserlerini seslendiriyor. Grup, kendisini izlemeye gelen müzikseverlere arabeskin kederli değil, keyifli ve eğlenceli yönünü göstermeyi vaat ediyor. Tamamı TRT denetiminden geçen tek arabesk albüme imza atmış olan İstanbul Arabesque Project, yaptığı müziği “safkan arabesk” olarak nitelendiriyor. Grubun davulcusu, prodüktörü ve söz yazarı olan Barbaros Akbulut tarafından temeli atılan İstanbul Arabesque Project’in bir diğer kurucu üyesi, grubun gitaristi, geri vokali ve bestecisi olan Korkut Peker'dir.

Replikas Tarih Saat Yer

: 25 Ekim 2013 : 22:30 : Salon İKSV, İstanbul

Son albümleriyle Anadolu Rock'ının öncü isimlerinin şarkılarını yorumlayan Replikas, 25 Ekim'de Salon'da sevenleriyle buluşuyor. İlk albüm Köle doyuran 2000'de, ikinci albüm Dadaruhi ise 2002'de Ada Müzik tarafından yayımlanan Replikas, "İki Genç Kız" filmi için yaptıkları müziklerle 2006'da SİYAD ödüllerinde "En İyi Film Müziği” ödülünü aldı. Fatih Akın’ın "İstanbul Hatırası" isimli kült belgeselinde yer aldılar. Üçüncü albüm Avaz, Wharton Tiers prodüktörlüğünde piyasaya çıktı. 2006'da yayımlanan FM adlı dördüncü albümleri grubun yaptığı film müziklerini bir araya getiriyordu. Beşinci albümleri Zerre, 2008'de Peyote Müzik etiketiyle yayımlandı. Son albümleri Biz Burada Yok İken ‘de Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, Moğollar, Ersen ve Dadaşlar gibi Anadolu pop müziğinin öncü isimlerinin kült şarkılarını yorumladılar.

MÜZİK


59

kültür / sanat gungorendergi.com

Paranoya Tarih Yer

: 9 Mayıs - 27 Ekim 2013 : İstanbul Modern

Buluşma Yeri Tarih Yer Yazan Yöneten Süre

Vizyon Tarihi : 18 Ekim 2013 Yapımı : 2013 - ABD , Fransa Tür : Dram , Gerilim Yönetmen : Robert Luketic Oyuncular : Gary Oldman , Josh Holloway , Amber Heard , Harrison Ford , Liam Hemsworth

: 12 Ekim 2013 Cumartesi – Saat: 20:00 : Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, İstanbul : Duşan Kovaçeviç : M.Nurullah Tuncer : 2 Perde/2 Saat

OYUNCULAR Bennu Yıldırımlar, Bora Seçkin, Çimen Baturalp, Gürol Güngör, Hülya Arslan, İbrahim Can, İlhan Kilimci, Müge Akyamaç, Nihat Alptekin, Özge Kırış, Rıdvan Çelebi, Selçuk Soğukçay, Tankut Yıldız, Uğur Arda Aydın, Volkan Ayhan, Yalçın Gören KONUSU Oyundaki şehrin insanları, öldükten sonra gittikleri Buluşma Yeri’nde, hayattaki yakınlarının küçük hesapların peşinden koştuklarını görürler. Yaşarken gerçekleştiremedikleri hayallerini, burada gerçekleştirmeye çalışırlar. Gerçeği ve hayatı anlamak için ölmek mi gerekir sorusunu sorduran bu oyun, Buluşma Yeri'ndekiler tarafından cevaplanır: "Burada her şeyi anladık, her şeyi ama çok geç..."

tİyatro

Bu gerilim filminde Adam Cassidy (Liam Hemsworth) haberleşme devi Wyatt Corporation'da yükselmeye çalışan hırslı bir teknoloji uzmanıdır. Ancak büyük bir hatadan sonra, Adam'a acımasız CEO Nicholas Wyatt (Gary Oldman) şantaj yapar. Adam'dan firmanın en büyük rakibi olan ve Wyatt'ın eski akıl hocası Jock Goddard (Harrison Ford) tarafından yönetilen başka bir firmaya giderek casusluk yapması istenmektedir. Adam kısa sure sonra kendisini hayalindeki hayatı yaşarken bulur; özel kulüplere girebilen Adam, lüks arabalara, Manhattan bekar hayatının tüm güzelliklerine sahiptir. Ancak bu görüntünün arkasında Wyatt'ın güç oyununda sadece bir piyondur ve milyar dolarlık avantajını kazanabilmek için asla durmayacak olan patronundan kurtulmanın bir yolunu bulmak zorundadır.

Lal

Vizyon Tarihi : 25 Ekim 2013 Yapımı : 2013 - Türkiye Tür : Dram Yönetmen : Semir Aslanyürek Oyuncular : Erkan Can , Gürkan Uygun , Emre Altuğ , Feride Çetin , Asiye Dinçsoy

İkinci Kıbrıs çıkartması ve sağ sol çekişmeleriyle çalkantılı bir dönem olan 1970 senelerinin başlarında, 14 yaşlarında iki çocuğun Antakya'dan Adana'ya koyuldukları macera dolu serüvenini anlatıyor. Bu yolculuk sırasında başlarına gelen anlam veremedikleri siyasi baskılar ve absürt olaylarla güldürürken, çeşitli filmlerinden kahramanlarla karşılaşarak serüvenlerini sürdürüyorlar. 1970'li yıllar... Antakya’nın küçük bir köyünde yaşayan, henüz on üç yaşlarındaki iki arkadaş Cemal ve lal Süleyman, yeni filminin çekimleri için Adana’da olduğunu duydukları dönemin ünlü oyuncularını görebilmek için her şeyi göze alarak yola çıkmaya karar verirler. Cemal ile Süleyman Adana’ya varıncaya dek karşılaştıkları farklı karakterler ve olaylar nedeniyle adeta dönem filmleri arasında seyahat ettikleri ilginç bir yolculuğun içinde bulurlar kendilerini. Günlerce sürecek olan zorlu ve macera dolu bir yolculuk onları beklemektedir...

SİNEMA ekim 2013


60

kültür / sanat gungorendergi.com

Güngören Belediyesi

Hobi&Beceri Kursları Başlıyor Güngören Belediyesi yıl boyu hız kesmeden sürdürdüğü eğitim ve öğretim kurslarıyla Güngörenli’lerin yaşam kalitesini yükseltiyor. Kültür Merkezleri ve Bilgi Evlerinde yürütülecek olan Hobi ve Beceri Kursları ekim ayı itibariyle kapılarını katılımcılarına açıyor. 14 farklı branşta uzman kadrosuyla derslerini sürdürecek olan Hobi ve Beceri Kursları tüm Güngörenli vatandaşların katılımına açıktır. Kayıt ve katılım ile ilgili bilgileri Kültür Merkezlerinden ve Beyazmasa’dan öğrenebilirsiniz. Hobi ve Beceri kursları kapsamında yıl boyu devam edecek olan branşların içeriğini ve kursların sürdürüleceği merkezleri inceleyebilirsiniz. Çocuk Gelişimi: Çocuklar bizim geleceğimizdir. Sağlıklı nesillerin yetişmesinde bilinçli anne-babanın rolleri ihmal edilemez. Kursumuza katılan ebeveynlere çocuk gelişimi ile ilgili teorik ve pratik bilgiler uzman eğitmenler tarafından veriliyor. Alüminyum Folyo: Alüminyum folyo üzerine estetik desenlerin çizimi ve tasarımından oluşan bir el sanatıdır. Kursumuzda Alüminyum folyo üzerine desen çalışmaları usta öğreticiler tarafından öğretilmektedir. Kursun sonunda başarılı olan kursiyerlere Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika verilmektedir. Fotoğrafçılık: Profesyonel fotoğrafçılık bir sanattır. Bu yıl ilk defa düzenlenen fotoğrafçılık kursumuza katılanlar fotoğrafçılıkla ilgili temel bilgileri öğrenirken aynı zamanda da fotoğrafçılık alanındaki son gelişmelerden haberdar olma imkânına kavuşacak.

Ahşap Dağlama: Ahşap dağlama ya da diğer bir ifade ile ahşap yakma sanatının tüm incelikleri bu kursta sizlere sunuluyor. Drama: Kursumuzda çocuklara, gençlere ve yetişkinlere başlangıçta hobi olarak; giderek profesyonelleşebilecekleri bir sanat ortamı oluşturmaya çalışıyoruz. Kursa katılanlara usta öğreticiler, drama için gerekli olan doğru Türkçe konuşma, beden dilini kullanma ve kişinin kendini ifade edebilme yeteneğini geliştirmeyi öğretiyor. ekim 2013

Kurs Merkezlerimiz • Güngören Belediyesi Kültür Müdürlüğü Binası • Güngören Kültür Merkezi • Güngören Belediyesi Bilgi Evleri


61 İngilizce: Her yıl düzenlenen İngilizce kursunda, kursiyerlere İngilizce gramer, okuma, yazma ve konuşma gibi alanlarda eğitimler veriliyor. Kursu başarıyla tamamlayanlara Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika veriliyor.

kültür / sanat gungorendergi.com

Halk Oyunu: Kültürel zenginliklerimiz içerisinde canlı bir öğe olan Halk oyunlarının nesilden nesile doğru ve estetik bir şekilde aktarılması toplumsal varlığımızın devamı açısından çok önemlidir. Halk oyunları kursumuza katılan kursiyerlere alanında usta eğitmenler tarafından teorik ve pratik dersler veriliyor.

Takı Tasarımı: Kursiyerlerimize hobi ve profesyonel bir meslek dalı olarak düşünülebilecek takı tasarımı için gerekli tüm bilgiler uygulamalı olarak öğretilmektedir. Kursiyerlerimiz kendi takılarını tasarlayıp, hediyelik üretimler yapabilme olanağına sahip oluyor.

El Nakışı: Değişik kumaşlar ve deriler üzerine elde iğne veya tığla değişik iplik, rafya, sim, sırma, pul, boncuk, inci ve çeşitli kıymetli taşların kullanımı ile düz veya kabarık olarak yapılan süsleme ve bezemelere verilen addır. Kursiyerlerimiz el nakışı sanatı ile geleneksel Türk motiflerini yorumlayarak yeni ve özgün çalışmalar gerçekleştirebiliyor.

Ahşap Boyama: En kolay ve zevkli tekniklerden biridir ahşap boyama. Ahşaba hayat vermek için, çok çeşitli örnekler ve yapım aşamaları bu kursumuzda sizleri bekliyor. Usta öğreticilerden tarafından verilen kurslarda, katılımcılar harika ahşap ürünler üretebilecek bilgiye ve tecrübeye ulaşıyor.

Satranç: Asırlardır gerçek bir strateji ve beyin jimnastiği olarak oynanan satranç, bilhassa çocuklara zamanı iyi kullanma, plan yapma, durum değerlendirmesi yapma gibi olumlu niteliklerin aktarılmasında yardımcı olan bir zekâ oyunudur. Kursiyerlerimiz bu oyunları kurallarına uygun ve başarılı şekilde oynayabilme tecrübesine sahip oluyor.

Hat: Kursumuz; nesih, sülüs, talik ve divani gibi İslam sanatları yazılarından birini veya birkaçını meşk usulü ile öğrenen ve bu yazıları temel seviyede güzel yazan kişileri yetiştiriyor.

Bilgisayar: Bilgisayar kullanmayı isteyenler ama bilgisi zayıf olanlar için hazırlanmış olan kursumuzda kursiyerlerimize sıfırdan başlanarak eğitimler veriliyor. 160 saat süren kursumuzun sonunda katılımcılar sertifikalı bilgisayar işletmeni olabiliyor.

Tiyatro: Tiyatro eğitimlerimiz, Katılımcıların yeteneklerini ortaya çıkarmak, hayal güçlerini harekete geçirmek ve bu yeteneklerini yaratıcı bir şekilde sahnede sergileyebilmelerine olanak sağlıyor.

ekim 2013


62

s

p

o

gungorendergi.com

r

Güngören Belediyesi, çocukları ve gençleri bilime, sanata, kültüre ve spora yönlendirmek, kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıp çağdaş hedefler doğrultusunda yarınlara doğru ve emin adımlarla ilerlemelerini sağlamak için bütün imkânlarını seferber ediyor.

ekim 2013


63

s

p

o

gungorendergi.com

Güngören Belediyesinin öncülüğünde Güngören Kaymakamlığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik Hizmetleri ve İlçe Spor Müdürlüğü'nün ortak organizasyonu olan ve Güngören ilçesinin bütün renklerini, çeşitliliğini, zengin imkânlarını bünyesinde barındıran Güngören Bilim, Kültür, Sanat ve Spor Ligi 2013-2014 sezonunun kapılarını aralıyor.

Kültür, Sanat ve Spor yarışmalarına her yıl birbirinden farklı branşları ekleyerek devam eden Güngören Ligi Projesi ile Yediden yetmişe herkesi yarışmalarla buluşturan Güngören Belediyesi, bu sezonda da birçok yeniliklerle Güngörenli’lerin yıl boyu eğlenerek sosyalleşebileceği, birçok hediye ve ödül kazandıran lig takvimine start veriyor. ekim 2013

r


64

bulmaca gungorendergi.com

Fotoğraftaki park

Sanığı savunan kişi

Öğütülmüş tahıl

Yetiştirici, müstahsil

Tutsaklık

Güç, dirilik İndirim sağlayan bir belge

Sayı işareti

Tutuşturma ağacı

Bayağı, sıradan

Memleket

Derece, radde

1

2

İki Hasta bakılan yer

5

Rusya Federasyonu halkı

Maderşahi

Dizi Hükümdar Sarp, dik

Sodyum' un simgesi Telli bir Azeri çalgısı

Dürüst, iyi ahlaklı

Sahip

Verimli

7 İnandık anlamında bir söz

Tartma aracı Birinci

Sarı ile mavi karışımı renk

Şebnem, jale

Atın alnındaki ak leke

4 Kuzey Hayat arkadaşı Şahıs, zat

Tarla sınırı Şehir

Bir usanç ve bezginlik sözü

Hayatın sonu

Küçük limon

Jimnastikte bir hareket

Ne olursa olsun

Kara, is kokulu sıvı

taneli bir Özür dileme Çokmeyve

Kısaca mililitre

Genellikle

Çizgilerle ilgili olan Dingil Üst karşıtı

Pirinç bulamacı

Bir tür pudra

Pistonlu, nefesli çalgı

Boyutları normalden küçük

Mobilya kasası

6

'Allahuekber' ile başlayan dua

Lezzet

İnce ses Su samuru

Çalgı

Doğa

Mühendis cetveli

Zilli vurmalı bir çalgı

Yakanın üzerine dikilen kürk

3 Güngören' de bir mahalle

İrade dışı kas hareketi

ANAHTAR KELİME eylül 2013

Temel içeceğimiz

1

2

3

4

5

6

7


Ekim  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you