Issuu on Google+


2


1

1


Organize Sanayi Bölgesi Ali Osman Sönmez Bulvarı 2. Sokak No: 1 Nilüfer Bursa Tel: 0.224 243 29 29 (Pbx) Fax: 0.224 242 51 00

güneybursa dergisinde yer alan yazı ve fotoğraflar tanıtım amacı dışında izinsiz kllanılamaz. Dergimizde yer alan ilan, yazı ve fotoğrafların sorumluluğu sahiplerine aittir. www.guneybursa.org www.dagder.org.tr

15

EYLÜL2010

Dağ-Der Yardımlaşma ve Kültür Derneği Adına İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Erkan Aydın (Dağ-Der Genel Başkanı) Genel Yayın Yönetmeni Sefer Göltekin Yayın Kurulu İsmail Fedai, Hüseyin Koçak, İbrahim Ferik, Fethi Yıldız, Selami Acar, İhsan Aydın İletişim İnönü Cad. Güneş İş Hanı No:74 Kat: 5 Osmangazi - BURSA Tel: 0224 272 58 58 Reklam Rezervasyon 0535 564 94 25 guneybursa@gmail.com Baskı AKMAT Akınoğlu Matbaacılık San. Tic. A.Ş.

BURSA’NIN YEREL KÜLTÜR DERGİSİ SAYI

İçindekiler 03 Başkan’dan 04 Haberler 08 Sebze ve Meyve Bahçesi: Kemaliye - İhsan Aydın 12 Şeyh Hüseyin Efendi - Ömer Faruk Dinçel 14 Türk Kültüründe Yardımlaşma - Fahrettin Beşli 18 Yavaş! Keles Yavaş! - Sadettin Topçu 22 Ekmek Sepeti İle Ekmeğimizi Paylaşalım 24 Bursa’nın Sembolleri: Anıt ağaçlar 26 Yöremizden: Götnükbelen’de Hatim Cemiyeti 26 Sağlık Mutfağı - Gülümseten Somon 28 Misi Köyü - Fotoğraf - Nilay Şahinkanat


03

TEŞEKKÜRLER BURSA...

M

ERKANAYDIN

erhaba değerli Güney Bursa okuyucuları. Dergimizin 16. sayısıyla yeniden karşınızdayız. bu sayımızda da yine dolu dolu bir yayın hazırlamaya çalıştık. Hepimizin hayatında farklı duygular yaşatan Ramazan ayını geride bıraktık. Birlik ve beraberliğimizi perçinleyen, yardımlaşma ve dayanışma duygularımızı güçlendiren bu ayı Dağ-Der olarak yine dolu dolu yaşamanın mutluluğunu taşıyoruz. Özellikle Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Temaşa-i Ramazan etkinlikleri çerçevesinde Merinos Parkın’daki çadırımızda bir ay boyunca Bursa’lılara geleneksel kültürümüzü yaşatmanın yanında, yöremiz folklorünün tanıtılmasında etkin rol üstlendik. Dernek olarak 30 Ağustos gecesi üstlendiğimiz kültür sanat ve folklor gösteri organizasyonu ile de büyük beğeni topladık. Büyükşehir Belediyesine, derneğimize böyle bir fırsat verdikleri için teşekkür ediyoruz. Ramazan ayının telaşı biter bitmez, bir çok aileyi ilgilendiren farklı bir telaşın içine giriyoruz. 2010-2011 eğitim öğretim dönemi bu ay içinde başlıyor ve bir çok öğrenci bir üst sınıfa geçerken bir çok öğrenci de okula ilk kez merhaba diyecekler. Eğitim öğretim döneminin tüm öğrenciler için hayırlı olmasını diliyoruz. Dernek olarak önem verdiğimiz konuların başında eğitim gelmektedir. Dağ yöremizin özellikle her fırsatta dillendirmeye çalıştığımız en önemli sorunlarından biri de eğitim konusudur. Türkiye’nin en batısında hem de Türkiye’nin 4. büyük kentinde dağ yöremizin eğitim konusunda sınıfta kalması kelimelerle anlatılamayacak kadar üzücüdür. Dernek olarak bu soruna da hassasiyetle yaklaşıyor ve yöremizde öncelikli ihtiyaçları olan okullarımıza imkanlarımız dahilinde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bunun yanında özelikle yıllardır aksatmadan sürdürdüğümü burslarla da üniversite öğrencilerimizin

mağduriyetlerini bir nebze de olsa gidermeye çalışıyorz. Ancak burs başvuruları her geçen yıl artmaktadır. İmkanlarımız kısıtlı olduğundan dolayı sınırlı sayıda öğrencimiz bu burslardan yararlanabiliyor. Burs başvurularının fazlalığı dağ yöremizin eğitim seviyesinin yükseldiğinin bir işareti Ramazan ayının telaşı biter bitmez, olduğu kadar aynı zamanda daha bir çok aileyi ilgiöğrencimize lendiren farklı bir fazla de sahip çıkmatelaşın içine girimız gerektiğinin yoruz. 2010-2011 bir işaretidir. Bu konuda bütün eğitim öğretim dönemi bu ay için- hayırseverlerimizin yardımlarını de başlıyor ve bir ediyoruz. Dağ çok öğrenci bir üst talep yöremizin eğitim sınıfa geçerken bir seviyesinin artması, çok öğrenci de oku- geri kalmışlığımıla ilk kez merhaba zın tek ilacıdır diye düşünüyoruz. diyecek. Eğitim öğretim döneminin Yine bunun yatüm öğrenciler için nında orta öğretim öğrencisi kız hayırlı olmasını öğrencilerimiz için diliyoruz. merkezde yurtlar açmak istiyoruz. İkamet sebepleri yüzünden bir çok kızımızın okuyamadığını biliyoruz. Bu arada bütün hemşehrilerimizin Ramazan Bayramını kutluyor, tüm okurlarımıza aileleriyle birlikte sağlıklı ve mutlu günler diliyorum. Yeni sayılarda buluşmak zere.

ın d y A n a Erk


04

HABERLER

DKM’DE SONA DOĞRU Kısa adı DKM olan Dağder Kültür Merkezinde mutlu sona yaklaşıldı.Sadece kapı pencere doğramaları ve taban döşemeleri kalan binamız için ihtiyaç olan kereste gemlikten depodan ,atölyeye getirtilerek,işlenmeye başlandı. Dağder yönetiminin yılsonuna kadar açılışını hedeflediği DKM,müzesinden yöresel ürünlerin satışının yapılabilme imkanı,yöremiz tatlarının sunulacağı restoranı ,seminer konferans salonu ve salı danışıklarımızın çok güzel ortamda yapılacağı salonu ile üyelerinin ve Bursalıların hizmetinde olacak.

TEMAŞA-İ RAMAZAN’DA ZAFER COŞKUSU

MERİNOS PARKI’NDA BİR ARAYA GELEN VATANDAŞLAR, ‘30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI’NIN COŞKUSUNU DOYASIYA YAŞADI.

B

ursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Ramazan ayında geleneksel olarak düzenlenen ‘Temaşa-i Ramazan etkinlikleri Merinos Parkı’nda renkli görüntülere sahne oluyor. Temaşa-i Ramazan etkinliklerini izlemeye gelen vatandaşlar, Merinos Parkı’nda 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın coşkusunu da doyasıya yaşadı. Etkinlikler kapsamında, sahneye çıkan ‘Gençleşen Türküler’ grubu en güzel türküleri seslendirirken, Acele Güldürü Servisi (AGS) Tiyatrosu oyuncuları da Türk tiyatrosunun geleneksel unsurlarının yer aldığı keyifli skeçleriyle izleyenleri kahkahaya boğdu. Dağ-Der üyelerinin ise dağ yöresi halk oyunlarıyla renklendirdiği gecede, 30 Ağustos Zafer Bayramı sevinci görülmeye değerdi. Programın sonunda Merinos Parkı’nı dolduran vatandaşlar, Türk Bayrakları ile sahneye çıkan sanatçıları alkışlarıyla ödüllendirdi.


05

DAĞLILAR GELENEKSEL İFTARDA BULUŞTU DAĞ-DER TARAFINDAN ELEGANS SALONLARI`NDA DÜZENLENEN GELENEKSEL İFTAR YEMEĞİ BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ. DERNEK ÜYELERİNİN YANI SIRA DAĞ YÖRESİNDEN VATANDAŞLARLA İŞADAMLARI VE BÜROKRATLARIN DA KATILDIĞI İFTAR YEMEĞİNDE ÇOK SAYIDA SİYASİ DE HAZIR BULUNDU.

A

k parti Bursa milletvekilleri Mehmet Ocaktan, Ak Parti Bursa eski milletvekilleri Faruk Ambarcıoğlu, Zafer Hıdıroğlu, Orhaneli Belediye Başkanı İrfan Tatlıoğlu ve diğer belediye başkanlarının yanı sıra Türkiye Kamu Sen İl Temsilcisi Selçuk Türkoğlu ile Türk Ocakları Bursa Şubesi sekreteri Mete Ateş de dahil olmak üzere bazı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de hazır bulunduğu geleneksel iftar yemeğinde, dua ve okunan ilahiler eşliğinde oruçlar açıldı. Yemekte konuşan Dağ-Der Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Aydın dernek faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Hedeflerinin yörenin kültürünü yaşatarak gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu ve bu yönde çok önemli çalışmalara imza attıklarını söyleyen Erkan Aydın, eğitime çok büyük önem verdiklerini bildirdi. Dağ yöresinin makus talihinin eğitim seferberliği ile yenileceğine dik-

kat çeken Erkan Aydın, dernek olarak öğrencilere burs verdiklerini ancak taleplerin çok yoğun olduğunu bildirerek davetlilerden destek istedi. Dağ-Der’in Güney Bursa adlı bir dergi yayımladığını aktaran Erkan Aydın, Dağ-Der Kültür Merkezi’nde restorasyon çalışmalarının devam ettiğini belirterek, büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’ye katkılarından dolayı teşekkür etti. Aydın, 4 büyük dağ ilçesi olan Büyükorhan, Orhaneli, Keles ve Harmancık’ta kız öğrencilerin okuması için orta öğretim yurtları yapmak için harekete geçtiklerini belirtti. 14-15 yaşındaki kızların biraz da fakirlik nedeniyle aileleri tarafından evlilik çağına geldikleri gerekçe gösterilerek okula gönderilmediklerine dikkat çeken Aydın, bu durumu ortadan kaldırmak kız çocukların okuması amacıyla 4 dağ ilçesine yurt yapmak için Bursa Fan Kulüp ile protokol imzaladıklarını söyledi.

200 öğrenciye burs verdiklerini belirten Aydın, bu sayıyı daha da yukarı çekmek için çabaladıklarını belirtti.


06

HABERLER BURSA FAN CLUP GELENEKSEL İFTARINI BAYINDIR KÖYÜNDE YAPTI BURSA FAN CLUB 12. GELENEKSEL DAĞ YÖRESİ İFTARI’NI BU YIL BÜYÜKORHAN’IN BAYINDIR KÖYÜ’NDE GERÇEKLEŞTİRDİ. BURSA FAN CLUB İFTAR ÖNCESİ TESPİT EDİLEN İHTİYAÇ SAHİBİ 128 AİLEYE YARDIM YAPTI.ORGANİZASYONA DAĞ-DER ADINA BAŞK. ERKAN AYDIN,BŞK VEKİLİ İSMAİL FEDAİ,YÖNETİM KURULU ÜYELERİ ALPER YALDIZ,RAMAZAN GÜNHAN VE MUSTAFA İLHAN KATILDI.

B

ursa Fan Club’ün gelişmişlikte Türkiye’nin birçok bölgesinin gerisinde kalan dağ yöresine özel önem verdiğini dile getiren Başkan Ali Ademoğlu, Bursa Fan Club’ün her yıl düzenli olarak dağ yöresi köylerinde verdiği iftarların 12’incisini düzenlediklerini kaydetti. Dağ yöresine yönelik birçok proje geliştirdiklerini, projelerin ötesinde de Bursa Fan Club’ün dağ yöresine Bursa’nın dikkatini çekmeyi kendisine misyon edindiğinin altını çizen Ademoğlu şunları söyledi: Her yıl düzenlenen bu etkinlik genel kurul üyelerimiz tarafından son derece benimsendi. Bu yıl bizleri sevindiren konuların başında Valimiz Şahabettin Harput’un bu projeye çok sıcak bakması bizlerle birlikte olmak istemesi Büyükşehir Belediye Başkanımız Recep Altepe’nin desteği ve yine aynı şekilde DOSAB Başkanımız Ertuğrul Kaplan’ın bizlere destek olarak bizimle iftarımıza katılmasıdır. Yardımlarımızın 7’den 77’ye herkese ulaşmasını ve ayakkabıdan bayramlığına kadar, okula

giden çocuklarımızın kırtasiye ve erzak paketlerine kadar bir kapsayıcılıkta yapmayı hedefledik. Yine Bayındır Köyü merkez olmak üzere Elekçalı ve Karaçukur Köyleri’nde muhtarlarla yapılan birebir temaslarla hazırlanan listelerle yapmaya dikkat ettik. Katılmayı çok isteyen sayın valimize Bayındır köylülerinin selamlarını ve sevgilerini getiriyoruz. Bursa Fan Club’ün 21 yıla yaklaşan mazisinde dağ yöresiyle ilgili bir çok proje gerçekleştirdiğini

ancak gerçekleştirilen hizmetlerin iyi birer anı olarak geride kaldığını yeni ve daha büyük projeleri hayata geçirmek için çalışmalarına devam edeceklerini dillendiren Başkan Ali Ademoğlu, Dağ yöresinde gözlemlediğimiz ciddi bir sorun kız çocuklarının belli bir noktadan sonra eğitimden uzak kalması. Bu sorunun temelinde ailelerin maddi durumlarının elverişsizliğinin yanı sıra Büyükorhan, Orhaneli, Keles ve Harmancık ilçelerinin hiç birisin-


07 de kız öğrenci yurdunun bulunmaması da önemli bir etken. Bölgeye kazandırılacak bir kız öğrenci yurduyla dağ kardelenlerimizin eğitim hakkını kullanabilmeleri sağlanmalı. Bursa dinamikleri dağ kardelenlerine sahip çıkarak kız öğrenci yurdunu bölgeye kazandırmalı. Bursa Fan Club ve DAĞ DER olarak bu konunun takipçisi ve mihmandarı olacağız şeklinde konuştu. DAĞ DER Başkanı Erkan Aydın da Bursa Fan Club’le geliştirdikleri kardeşlik protokolünün sözde kalmadan ses getiren ciddi hizmetlerin kazandırılmasına neden olduğunu ifade etti. Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi (DOSAB) Başkanı Ertuğrul Kaplan, da Bursa’nın sadece rakamlarıyla değil insanlarıyla da ilgilendiklerini kaydederek, “Biz de tıpkı Bursa Fan Club gibi Bursa’nın dertleriyle dertlenip, dağ yöresinin unutulmuşluğunu da yine tıpkı Bursa Fan Club gibi Bursa’nın önde gelen dertlerinden birisi olarak kabul ediyoruz dedi. Bursa Fan Club’ün yıllardır istikrarla Bursa Fan Club’ün Bayındır Köyü’ndeki iftarına ve yardım programına DOSAB Başkanı Ertuğrul Kaplan, DAĞ DER Genel Başkanı Erkan Aydın, Büyükorhan Belediye Başkanı Selçuk Selami Türker ve Büyükorhan Kaymakamı Levent Yetgin’in yanı sıra genel kurul üyelerinin eşleri ve Genç Fan Club üyeleri de katıldı. Eşler Bayındır’lı kadınlara giyeceklerin dağıtımında yardımcı olurken, Genç Fan Club’lü gençler çocuklara kırtasiye ve giyecek dağıtılmasını sağladı. Beraberce açılan orucun ardından 17 araçlık Bursa Fan Club konvoyu Bursa’ya geri döndü.


08

SEBZE MEYVE

BAHÇESİ

KEMALİYE KEMALİYE’DE ŞAŞIRTICI BİR ATMOSFER VARDIR. CAMİ VE KAHVE HANELER BİR ARADA ORTADANDA YOL GEÇMEKTEDİR. AKŞAMA DOĞRU HERKES DIŞARDADIR. AKŞAM EZANINA KADAR SOHBETLERLER YAPILIR.

İHSANAYDIN


09

K

eles’in en dağlık, en kayalık ve en güzel yerine kurulmuştur Kemaliye. Uludağ’ı arkasına almış yüzünü Ege’ye dönmüştür. Kocasuyun geçtiği verimli vadide Keles’in sebze ve meyve bahçesi olmuştur. Keles’ten Harmıncı’ğa giderken kıvrımlı yollarla tam ortasıntan geçilir Kemaliye’nin. İnsanları bütün sıcaklığıyla karşılarlar sizi. Arabanızdan indiğiniz anda hemen hoş geldiniz denilir. “Ömer çay geti buraya” diye seslenilir kehveciye. Merheba denir birkaç dakika sonra. Hal hatır sorulur daha isimler bile sorulmadan. Bu samimiyet ve sadeliğin ifadisidir onlar için. Çünkü

kendilerini sorumlu hissederler her zaman. Köy anlatılmaya başlar daha sonra. “Bizim köyde herşey olur. Emme para yapmayo. Bak yeğenim benim ömrüm geçti bu köyde. Yaş oldu 70. Çok çalıştık çok. Yabildimiz gada yaptık. Şükür. Emme şimdi zor. Köyde kimse gamadı galik. Gerçle durmayo. Okulu bitiren Bursa deye dudduryo gidyo. Unlada napsın bizim gibi ehtiyalanan canı sıkılyo” diye konuşuyor ir amca. Kısacık konuşmada herşeyi anlatıyor. Varlığı da yokluğu da. Çünkü Kemaliyeli geçmişinde en zor şartlarda dağlara yol yapıp en güzel meyveleri ve sezzeleri


10

yetiştirmiş. Tavvşanlı ve Harmancık yöresinde üzüm satmak için getmediği yer bırakmamış. Hiç bir tarım ürününe para vermemiş. Hep kendi üretmiş. Kışın Mudanya ve Gemliğe zeytine gitmiş. Ama kalabalıkmış köy o zaman. 300-500 küçükbaş hayvan yapan aileler çokmuş. Herşey zor ama güzelmiş. “Şimdi herşey ayağımıza geliyor. Ama hiçbirşeyin eskisi gibi tadıyok” diyor bir köylü. Biliyor aslında herşeyin tadının kalabılk ta daha güzel olduğunu. ama çare yok. Çocuklar, torunlar, herkes

Bursa’ya göç etmiş. Ayda bir ya da bayramdan bayarama gelecekler. Ancak o zaman hasret ibetcek ve hirşeyin tadı gelecek. Kemaliye’de şaşırtıcı bir atmosfer vardır. Cami ve kahve haneler bir arada ortadanda yol geçmektedir. Akşama doğru herkes dışardadır. Akşam ezanın kadar sohbetlerler yapılır. Yörenin en eski köylerinden biridir Kemaliye. Köyün adı hicri 937 (m 1530) tarihli Muhasebe defterinde “Kızıl” olarak geçmektedir. 1908 Salnamesinde “Kızılkilese”

adıyla Atranos ilçesine bağlı bir köy olarak yer almaktadır. Köyün biraz batasında Kirsecik (Kilisecik) mevkiinde kilise kalıntıları bulunmakadır. Bu nedenle Kızıl Kilise adını aldığı düşünülmektedir. Komşu köyler de Kemaliye’ye Kısse demektedirler. Kemaliye adını 1922 yılında almıştır. Bir yörük köyü olan kemaliyenin 1927 yılı nüfusu yaklaşık 300 kişi, 1990 yılında ise 520 kişidir. Bugün ise köyün nufusu 200 kişiye düşmüştür. Kemaliye sahip olduğu kültürel


11

değerler yönüyle de talihlidir. Köy değişik uygarlıkların izini taşımaktadır. Yörenin en eski camilerinden birisi Kemaliye’dedir. Bu cami her geçen gün daha da ilgi çekmektedir. Ahşap işçilik ve süsleme resimleri camiye önemli bir sanat değeri katmaktadır. Duvar süslemeleri oldukça şaşırtıcı bir tarzdadır. Kocasu üzerinde kurulu eski köprü eski özellikleri bugün olmasada tarihi dokusunu korumaktadır. Yörede piknik için in çok tercih edilen yerlerdendir.


12


13

KEMALİYE KÖYÜ’NDEKİ TEKKE VE

ŞEYH HÜSEYİN EFENDİ KEMALİYE KÖYÜNDEKİ BU TEKKEDE BİLİNDİĞİ KADARIYLA HÜSEYİN EFENDİ,MUSTAFA EFENDİ VE HÜSEYİN EFENDİ SIRASIYLA ŞEYHLİK YAPMIŞLAR,HALKI VE ÇEVRE KÖYLERİ İRŞAD ETMİŞLERDİR.BU ŞEYHLERİN YAKIN ZAMANA KADAR KÖY MEZARLIĞINDA AHŞAP TARZDA YAPILMIŞ TÜRBELERİ BULUNMAKTAYDI.

ÖMER FARUKDİNÇEL

K

emaliye Köyü, Bursa’nın Keles İlçesi’ne bağlıdır. Osmanlılar zamanından Cumhuriyetin ilk dönemlerine 1925 yılına kadar faal olan Kemaliye köyü tekkesi 1950’li yıllarda tamamen yıkılmıştır.En son şeyhi ise Salihler sülalesinden Şeyh Hüseyin Efendidir.Burada bulunan dervişler, Kıranışıklar köyündeki Şahan Baba türbesi ve çevresinde yapılan Dede hayrına katılırlar ,ellerindeki tuğlarla höykürerek, yayan Kemaliye’den Kıranışıklar’a gelirlerdi. Kemaliye köyündeki bu tekkede bilindiği kadarıyla Hüseyin Efendi,Mustafa Efendi ve Hüseyin Efendi sırasıyla şeyhlik yapmışlar,halkı ve çevre köyleri irşad etmişlerdir.Bu şeyhlerin yakın zamana kadar köy mezarlığında ahşap tarzda yapılmış türbeleri bulunmaktaydı. Son Şeyh Hüseyin Efendinin oğlunun adı Salih olup onunda oğlu olan Hüseyin Şahin halen sağ ve köyde ikamet etmektedir. Hüseyin Efendinin bir takım kerametleri olmuştur.Bir gün Orhaneliye bağlı Sırıl köyünden bir kız (veya kadın) rüyasında tanımadığı bir şeyh efendiyi görür.Rüyada geçen yer ve tarife göre şeyhi arayan kadın köy köy dolaşır ve bu şeyhin Kemaliye köyündeki Hüseyin Efendi olduğunu anlayınca “İşte rüyamda gördüğüm şeyh buydu der” ve ona intisap eder. Bir başka olayda ise zamanın Keles nahiye müdürü çevre köylerde bulunan mübarek zatları,dervişleri makamına çağırır.İçlerinden hangisinin muteber ve gerçek bir şeyh olduğunu anlamak ister.Önceden hazırlığını yaparak merdivenin altına Kuran-ı kerimi koyar.Şeyhleri denemek içinde “Buyurun yukarıya çıkalım orada konuşalım” der.Orada bulunan zatlar merdivenlerden yukarıya doğru adımlarını atarlarken Kemaliyeli olan Hüseyin Efendi, nahiye müdürüne hitaben “merdivenin altında duran Kur’an-ı kerimi oradan alın,ondan sonra yukarı çıkalım” der.Bunun üzerine nahiye müdürü “İşte gerçek şeyh budur”der ve Hüseyin Efendinin keramet sahibi bir insan olduğunu anlar.


14

TÜRK

KÜLTÜRÜNDE

SOSYAL YARDIMLAŞMA VE

DAYANIŞMA FAHRETTİNBEŞLİ

TÜRK TOPLUMUNDA HAYATIN HER SAFHASINDA SERGİLENEN SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMANIN TEMELLERİ TÜRK TARİHİNİN İLK DEVİRLERİNE KADAR UZAMAKTADIR. BU SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA; YAŞANAN COĞRAFYANIN SUNDUĞU HAYAT ŞARTLARINDAN VE TÜRK TOPLUMUNUN MİLLİ KARAKTERİNDEN KAYNAKLANMAKTADIR.

İşte aşsız, dışta donsuz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım.” Bilge Kağan Türk milletini bazı tespitlere göre beş bin yıldır bir arada tutan, bireyler arasındaki sıkı bağlar tüm diğer milletlerin her zaman hayranlığını uyandırmıştır. Bununla da kalmayıp birçok alanda sosyal, ekonomik, adli vb aradıkları çözüm yollarına kaynak olmuştur. Bu sıkı bağlardan önemli bir tanesi de gerek bireyler arasında gerekse devletle birey arasındaki sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürüdür. Türk toplumunda hayatın her safhasında sergilenen sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın temelleri Türk tarihinin ilk devirlerine kadar uzamaktadır. Bu sosyal yardımlaşma ve dayanışma; yaşanan coğrafyanın sunduğu hayat şartlarından ve Türk toplumunun milli karakterinden kaynaklanmaktadır. Anavatandan dünyanın dört bucağına dağılmış olan Türk milleti, bu sayede ayakta durmayı başarmış ve dünyaya hükmeden büyük dev-


15 letler kurmuştur. Bilinen Türk tarihi Orta Asya’nın bozkırlarında yazılmaya başlanmıştır. Çöllerden farklılık arz eden bozkırların kışları bol kar yağışlı ve çok soğuk, yazları ise çok sıcak ve kuraktır. Bu değişken iklim şartlarına uyum sağlayanlar “Çoban” kültürünü geliştirmiştir. Bozkırlardaki hayat mücadelesinin temelini hayvanlara yeni otlaklar bulmak, onların yaşamasını, dolayısı ile kendi hayatlarını devam ettirmek maksadı oluşturur. Bu mücadele doğal ve zaruri olarak da yardımlaşma, birbirlerinin durumunu göz önünde bulundurma ve dayanışma çarelerini hayata geçirmiştir. El-Câhiz Türklerin faziletlerini sayarken “yardımlaşmayı sevdikleri ve ona muhtaç oldukları için çöllerde bazı kabileler diğerlerine iltihak edip beraberce konup göçerler. Arkadaşlarından ayrılan az, onun elindeki nimete imrenen, kalmasını temenni eden, bu nimetin mahvını kesilmesini ortadan kalkmasını isteyenden daha çoktur” diyerek Türk bozkır kültürünün temel prensibini gayet açık ve sade bir şekilde açıklamıştır. Gerek bireyler arası, gerekse de aile, oba, boy gibi büyük küçük birimler arasında bu yardımlaşma devlet yapısına geçtikten sonrada devletin bir vazifesi gibi uygulanmıştır. Bunun bilinen ilk delilleri Göktürk Devleti’ne kadar eskilere uzanmaktadır. Orhun Abideleri’nde, 732 yılında Bilge Kağan’ın kardeşi için diktirdiği Kül Tiğin Abidesi’nin Güney cephesinde yer alan “Varlıklı zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta donsuz; düşkün, perişan milletin üzerine oturdum… Ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım” ifadesi bize bu felsefeye verilen önemi ortaya koymaktadır. Türk milletinin güçlü bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma geleneğini tarihten günümüze kadar intikal

ettirmesi göstermektedir ki her ne kadar coğrafi şartlar buna zorlamışta olsa özde Türk insanı karakter olarak yardımlaşmayı ve dayanışmayı sevmektedir. Töreye bağlılık, eşitlik, adalet duyguları gibi Türk kültürüne yön veren temel esaslar bu dayanışma geleneğinin mayası kabul edilmektedir. Bu sebepledir ülkemizde devlet bu sosyal devlet olma yükümlülüğünü yerine getirmek için fazla mücadele vermesine gerek kalmamıştır. Türkler, İslam dinini seçtiklerinde kültürlerinde mevcut olan sosyal dayanışma geleneği, İslam dininin tüm Müslümanları kardeş sayan ve aralarında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmayı dini bir vazife sayan hükümleri ve dayanışmayı ibadet nitelikli dini emirlerle (Zekat gibi) desteklemesi ile bu toplum hayatı içinde iyice pekişerek yerleşmiştir. İslam inancının sosyal esasları ile tarihi kökleri olan bir kültürün örtüşmesi sonucu olarak Türk milleti onlarca asır fukaralığa, yoksulluğa karşı bu sosyal dayanışma ve yardımlaşma geleneği ile mücadele etmiştir. Modern sosyal güvenlik tekniklerinin gelişmediği bu dönemde vakıflar, imaretler, zaviyeler gibi kurumlar geliştirilmiştir. Günümüzde vakıf eserleri olarak özellikle Dar-üş Şifa, Bimarhane, Dar-ül Eytam, Dar-ül Aceze, Dar-ül Ziyafe, imaret gibi hayır kurumu niteliğindeki yüzlerce eser bu uyumun ürünüdür. Osmanlı döneminde kurulan vakıflardan biri de; geliri köy veya mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına sarf edilmek üzere tesis edilmiş “Avarız Vakıfları” idi. Hastalık dolayısıyla, güç ve kazançtan aciz kalanların, giydirilip, yedirilip, içirilmesine, tedavilerinin sağlanmasına, sermaye bulamayanlara para verilmesine, fakirlerden ölenlerin kefenlenmesine, borcunu ödeyemeyenlerin borçlarının ödenmesine, fakir kızların çeyizlerine, köy ve mahallelerin, yol, kaldırım, kuyu, suyolu gibi yerlerinin tamirlerine sarf olunmak


16 üzere tesis olunan vakıflar bu kabildendir. Bu gibi vakıflar, bir hayır sahibi tarafından tesis olunduğu gibi, zenginlerden veya esnaftan para toplanarak da kurulurdu. Avârız vakıflarının gelirlerinden mahalledeki ihtiyaç sahibi gayri müslimler de faydalanırdı. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma dendiği zaman, “bir cemiyeti oluşturan fertlerin ve grupların cemiyetin bütünlüğünü korumak ve bekasını sağlamak amacıyla birbirlerine karşı yaptıkları her türlü maddi ve manevi yardımlar” akla gelir. Dünden bu güne taşınmış, günün ekonomik ve soysal yapısına göre şekillenmiş yardımlaşma ve dayanışma gayretleri şöyle örneklendirilebilir. Hayratlar: suya ihtiyaç duyanın hemen ulaşabileceği bir yerde yapılan çeşmelerdir. Özellikle sevabına inanıldığı için herkes bir hayır çeşmesi yaptırmayı makbul sayar. Hayır yemekleri: hepimizin yakından bildiği köylerde hala sürdürülen topluca yenilen yemekli etkinlikler. Düğünler: Dünyada başka bir örneği var mı bilmiyorum ama düğün törenlerindeki takı merasimleri ile bizim yerel kültürümüze ait danışık ve konak alma geleneği tamamen düğün yapanın yükünü hafifletmeye yöneliktir. Cenazeler: Cenaze evinde yemek pişmeyip bir süre komşuların yemek getirmesi de cenaze evini bir yükümlülükten kurtarmaya yöneliktir. İmece: köyün ortak kullanımına ait işleri el birliği ile yapılması dayanışmaya bir net örnektir. Değişik: Yine bizim yöreye has dayanışmaya göre, bir kişinin yada bir ailenin tarım işlerinin altından kalkamayacağı gerçeğinden hareketle, köylüler birleşerek sıra ile karşılıklı olarak birbirlerinin işlerini görmektedirler. Bununla ilgili babaannem bir anısını anlatmıştı. Geç kız iken köylü birbirinin “denişik” ine gidermiş. Yakın köylerden birinde duymuşlar ki günlük tarlada

çalışmanın karşılığında para veriyorlarmış. Genç kızlar heveslenmiş yola koyulmuşlar o köye doğru. Muhtar “gorcu”yu köyün çıkışına dikip çıkanlara haber salmış. “Siz para ile çalışırsanız bu köyün işini kim yapacak İsteyen gitsin, döndüğünden aldıkları paraya el koyarım” diye. Bazen faydalı geleneklerin korunması için zor kullanmak da gerekebiliyor demek ki. Askere giden gençlere imkânı olanların para, olmayanların askerde işine yarayacak çorap çamaşır vs… vermeleri de karınca kararınca askere ve onun ailesine destek olmak anlamına geliyor. Bu gün ortadan kalkan cami avlularının kuytu köşelerinde, ya da duvarlarının tenha bir kenarında açılan oyuklara bırakılan para, muhtaç tarafından sadece ihtiyacı kadar alınarak zor durumdan kurtarılıyor idi. Eğitim ile ilgili olarak da gerek ekonomik gücü olanların okul yaptırmaları, gerekse ihtiyaç sahibi okullara ayni yardım yapılması buna ek olarak da burslar verilmesi hem eğitime gücü olmayana destek hem de toplumsal eğitim seviyesinin yükselmesi için yardımlaşma amaçlarına hizmet ediyor. Özellikle doğal afetler gibi olağanüstü hallerde mağdur olanlara yardım ve destek için toplumun tüm kademeleri harekete geçiyor. 1999 depreminde afet bölgesine yardım için insanlar kurumlar yarışmıştı. Hele ramazan ayında bu yardımlaşma en üst seviyeye çıkar. Aş evleri, erzak paketleri, iftar davetleri muhtaç olanlarda dahi bir bolluk bereket ayı olarak yaşanılır. Bunlara bir de dini vecibelerimiz arasındaki fitre, zekât, sadaka gibi yardım ve destek kanallarını eklemek gerek. Kime verileceği tanımlanırken tamamen ihtiyaç sahipleri tarif edilmiştir. Türk milleti “Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar” atasözü ile “komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” inancı arasında çok güçlü ananelere ve kültüre sahiptir. Bu sayede Türk milleti ebed müddet başı dik, karnı tok, hür ve şerefli insanların topluluğu olarak varlığını sürdürecektir.


18

YAVAŞ!KELESYAVAŞ! KÜRESELLEŞMENİN İLETİŞİMİ, KAYNAŞMAYI VE DEĞİŞİMİ KOLAYLAŞTIRMASINA KARŞILIK FARKLILIKLARIN TÖRPÜLENEREK, TEK BİR MODEL İNSAN OLUŞTURMAYA DOĞRU GİTTİĞİ VE SONUNDA SIRADANLIĞIN HAKİM OLACAĞI BİR DÜZENİN YARATILACAĞI ENDİŞELERİ DİLE GETİRİLDİ. BU SONUÇLARA KARŞI YEREL DEĞERLERE SAHİP ÇIKILMASI, BU DEĞERLERİN KORUNMASI VE GELİŞTİRİLMESİ AMACIYLA YAVAŞ ŞEHİRLER KAVRAMI ÇERÇEVESİNDE BİR AĞ OLUŞTURULDU.

B

SADETTİNTOPÇU

u sayfalarda uzun süredir sizlerden uzak kaldım. Hatırlarsınız dergimizin 3. sayısında “Hızlı Bursa’nın Yavaş Tarafı Olmak” adında bir yazı kaleme almıştım. Yavaş Şehirciliği anlatmıştım sizlere dilim döndüğünce. Ve elimden geldiğince yöremizin bu yavaş şehircilik olayına ne kadar uygun olduğu-

nu anlatmıştım. Bunun dışında yöremizin bir diğer yayın organı olan Keles Güncel gazetesinde de “Bursa Dağ Yöresinden Yavaş Şehir Çıkar mı?” adlı bir yazı daha yazdım. Sizlerden ve büyüklerimizden gayet olumlu tepkiler aldım. Herkesin aklının bir köşesine düşmüş ve tüm bu yazılarımız neden olmasın çağrılarını


19 duyurmuş sizlere. Hatta DağDer Genel Başkanı Sayın Erkan AYDIN’ın dergimizin 1.yılını doldurması münasebetiyle basına verdiği kahvaltıda, “dergimizin yerel kültürün tanıtılması dışında yeni fikirlerin ve projelerinde tüm Bursa kamuoyuna duyurulması konusunda büyük bir sorumluluk üstlendiğini” söyleyerek yöre için düşündüğümüz yavaş şehircilik anlayışına da vurgu yapmış. Şimdi artık detaylara inerek ve hedef göstererek bu konudaki düşüncelerimi belirtmeye çalışacağım. Geçenlerde kısa bir Keles ziyaretimde Keles Halk Eğitim Merkezi Müdürü Gültekin ATAR hocamızla karşılıklı oturup sohbet etme imkânı bulduk. Ben yavaş şehirciliği anlattım ona, o da bana sanki benim söylediklerimin içerisini doldurmak istercesine; Halk Eğitim Merkezi’nin, Keles Kaymakamlık’ı öncülüğünde ve Keles Belediye’sinin de verdiği desteklerle ilçede yapmış olduğu faaliyetlerden bahsetti. Tabi Kelesli Kadınlar Derneği’nin tüm bu faaliyetlerde üstlenmiş olduğu sorumluluğun da altını çizerek. Öncelikle de şunun altını çizdi. Eskiden hep yerel kültürümüzün çok zengin olduğundan bahsederdik ama ortaya bir şey koyamadığımızdan bu zenginliğin ne olduğunu göremezdik. Fakat şimdi artık bu zenginlik, sistemli ve profesyonel bir şekilde ortaya çıkarılmıştır diyor. Ben şimdi Sayın hocamın anlatmış olduklarını maddeler halinde sıralamak istiyorum. AB fonları yardımıyla ve İŞKUR ortaklığında;

1-) Yöresel kıyafetlerimiz giydirilmiş “Keles Bebeği” bir marka olarak ortaya çıkarılmıştır. 2-) Keles kilimi, Bursa folklorunun temelini oluşturan yöresel kıyafetlerin yapımı da yeni kuşaklara öğretilmiş ve bunların pazarlanmasına başlanmıştır. Bunların dışında, 3-) Yöresel objeler taşıyan hediyelik eşyaların üretimine başlanmış ve bunların pazarlanması sağlanmıştır.

4-) Yöresel yemeklerimiz ve yiyeceklerimizin üretimi yapılıp pazarlanmaya başlanmıştır. 5-) Köylerimizde organik üretim yapmayı teşvik eden çalışmalar yapılmış ve büyük mesafeler kat edilmiştir. Artık birçok organik ürün ilçe merkezinde satılmakta ve alıcısını bulmaktadır. Şimdi tüm bu yapılanları duyunca aşağıda ilk yavaş şehir bildirgesinde söylenenlere kulak vermekte fayda var.


20

“Küreselleşmenin iletişimi, kaynaşmayı ve değişimi kolaylaştırmasına karşılık farklılıkların törpülenerek, tek bir model insan oluşturmaya doğru gittiği ve sonunda sıradanlığın hakim olacağı bir düzenin yaratılacağı endişeleri dile getirildi. Bu sonuçlara karşı yerel değerlere sahip çıkılması, bu değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla yavaş şehirler kavramı çerçevesinde bir ağ oluşturuldu.” Tüm bunların yanında, doğa sporları kampının özel bir girişimci tarafından kurulması da ilçenin doğal güzelliklerinin görülmesini ve doğamızın insanlara sunduğu aktivitelerin yapılmasını şimdiden sağlamıştır. Tüm bu yapılanların işlevsellik kazanması ve halkımıza ekonomik getirisinin olması için gerekli şartların oluşması gerekmektedir. Bu şartların oluşması için de turizmin

iki önemli saç ayağı, tanıtım ve organizasyon olmazsa olmaz. İşte bu yavaş şehir statüsünün kazanılmasıyla, organizasyon konusunda karşımıza çıkacak tüm problemleri kendiliğinden oluşacak “yavaş şehir organizasyonu” ‘yla çözebileceğiz. Tanıtım konusunda ise yavaş şehir komitesi, yavaş şehir statüsü kazanmış üyelerinin reklamını ve tanıtımını tüm dünyaya yapmaktadır. Son zamanların en moda ve en pahalı turizm anlayışının, yöremizin sosyo-ekonomisine katacağı artılardan bahsedersek. Doğayla barışık, kültürünü yaşamaya ve yaşatmaya çalışan, bunu yaparken de evrensel tecrübelerden istifade edip bunları ekonomik kazanca çeviren bir toplum ortaya çıkmış olacak. Yıllardır aslında istediğimiz bu değil miydi? Kazanç demişken rakamların dilinden konuşmanın konu-

nun ehemmiyetini daha açık bir şekilde ortaya koyacaktır. Şimdi daha önce söylediğimiz gibi pahalı bir turizm anlayışı yavaş şehir turizmi. Ortalama yıllık en az 10 bin turistin ilçemize geldiğini düşünürsek ve ilçemizdeki butik otellere, organik gıda marketlere, yöresel restoranlara vs. kişi başı harcanacak paranın 2000 Euro’dan aşağı olmayacağı düşünülürse toplamda her yıl en az 20 milyon euronun ilçemiz ekonomisine direk katkı sağlayacağıdır. Geleneğimizle geleceğimize yürümek istiyorsak; yukarıda bahsettiğimiz yavaş şehir projesi sadece seçeneklerden bir tanesidir. Aslında böyle bir girişim Bursa’nın da son zamanlarda yapmış olduğu turizm atağına eklemlenebilir ve burada da turizm seçeneklerini artırabilir. Bursa’dan yavaş şehir çıkacaksa bizim yöremizden çıkmalı dileğiyle esen kalın.


22

EKMEK SEPETİ İLE

EKMEĞİMİZİ PAYLAŞALIM

BURSA’NIN EN BÜYÜK EKMEK FABRİKASI OLAN BESAŞ, SOSYAL YARDIMLAŞMAYI TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE YAYACAK ‘EKMEK SEPETİ İLE EKMEĞİMİZİ PAYLAŞALIM’ KAMPANYASINI HAYATA GEÇİRDİ. KAMPANYA KAPSAMINDA BESAŞ’A YAPILACAK YARDIMLAR, YOKSUL VE DAR GELİRLİ VATANDAŞLARIN SOFRALARINA EKMEK OLARAK DÖNECEK.


23

B

ursa Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden BESAŞ, ucuz ve kaliteli ekmek üretiminin yanı sıra uyguladığı sosyal sorumluluk projelerine bir yenisini daha ekledi. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe tarafından tanıtımı yapılan kampanya kapsamında, BESAŞ’a yapılacak 60 TL’lik yardım, ihtiyaç sahibi ve yoksul vatandaşların sofralarına 120 ekmek olarak dönecek. Fiyat politikasıyla her zaman vatandaşın yanında yer alan Türkiye’nin üçüncü, Bursa’nın ise en büyük ekmek fabrikası BESAŞ, yardımlaşmayı toplumun tüm kesimlerine yayacak önemli bir kampanya başlattı. ‘Ekmek Sepeti ile Ekmeğimizi Paylaşalım’ sloganıyla düzenlenen kampanyanın tanıtımını yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, dar gelirli vatandaşların yüzünü güldür-

mek amacıyla düzenlenen bu kampanyaya herkesin kolaylıkla katılabileceğini söyledi. BESAŞ Genel Müdür Yardımcısı Can Aydoğan’ın da katıldığı toplantıda kampanya hakkında bilgiler veren Başkan Altepe, BESAŞ’a yapılan 60 TL’lik yardımla, 1 ailenin günlük 4 adet üzerinden bir aylık ekmek ihtiyacını karşılayacağını vurguladı. Kampanya çerçevesinde yoksul vatandaşlara 30 adet kupondan oluşan bir koçan verileceğini dile getiren Başkan Altepe, “İhtiyaç sahibi vatandaşlarımız her 1 kupon ile Besaş bayilerinden 4 ekmek alabilecek. Bu sayede dar gelirli vatandaşlarımız mahcup duruma düşmeden istedikleri Besaş bayilerinden ekmek ihtilaçlarını karşılayabilecekler” dedi. Kampanyaya özellikle büyük sanayi kuruluşlarından destek beklediklerini ifade eden Başkan Altepe, toplumsal dayanışmanın

en güzel örneklerini bu kampanyada sergilemeyi hedeflediklerini vurguladı. Yardımlar gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşacak Kampanya kapsamında Besaş tarafından ‘ekmek sepeti’ adı verilen bir havuz oluşturuldu. Hayırseverler ekmek sepetine yardımda bulundukça sepette ekmek birikiyor ve bu biriken ekmekler Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı’nın belirlediği ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırılıyor. Hayırseverler kampanyaya katılıp kendi istedikleri kişilere yardımda bulunmayı talep ederlerse de ekmek kuponları bağışı yapan kişilere teslim ediliyor. Kampanyaya katılmak isteyen vatandaşlar Besaş’ın 444 44 11 numaralı hizmet hattında veya ‘www.besasekmek.com.tr’ adresli internet sitesinden detaylı bilgi alabilecekler.


24

BURSA’NIN SEMBOLLERİ

ANIT AĞAÇLAR

Ç

ınar, Osmanlı’nın kuruluşundan bu yana kente hayat veren, güzellik katan sembollerin başında yer alır. Çınar deyince akla hem Bursa gelir hem de Osmanlı… Çınar Ağacı, aynı zamanda rüyadan beyliğe geçişin müjdecisidir.Osman Gazi, sonradan kayınpederi olacak Şeyh Edebali’nin sohbetlerine katılmak üzere gittiği dergâhta uykusunda bir rüya görür. Osman Gazi rüyasında; “Şeyh Edebali’nin böğründen hilal şeklinde bir ay çıktığını,

bu ay’ın büyüyerek kendi göğsüne girdiğini, daha sonra göbeğinden, bütün gökyüzünü kaplayan bir ağacın çıktığını, bu ağacın yüksek dağ ve pınarlara gölge saldığını, üç kıtadaki toprakları dallarının altına aldığını ve insanların da bundan fayda sağladığını…” görür. Ertesi sabah,gece gördüğü bu rüyasını Şeyh Edebali’ye anlatır. Edebali de rüya dinledikten sonra Allah’ın Osman Gazi’ye ve evlatlarına saltanat müjdelediğini söyler kızı Mal Hatun’u da zev-

ce olarak Osman Gazi’ye verir. Osman Gazi döneminde Uludağ’a gelip yerleşen,geyiklerle konuştuğu söylenen ve Bursa’nın fethi esnasında kolaylıklar sağlayan Geyikli Baba adındaki derviş, Sultan Orhan Gazi’nin daveti üzerine, koca bir çınar ağacını kökünden söker ve omzuna yüklediği gibi Uludağ’ın eteklerinden aşağıya inerek Orhan Gazi’nin ikamet etiği yere gelir. Sultan’ın huzuruna çıkmadan önce yanında getirdiği çınar ağacını bahçeye diker.


25 Bu esnada yanına gelen Sultan Orhan Gazi’ye diktiği çınar ağacını göstererek;“Bu ağacı uğur olsun diye diktik… Bu ağaç burada durdukça, dervişlerin duası sana ve soyuna makbuldür” der ve dua eder. Geyikli Baba’nın Bursa’nın fethi sonrası uğurolsun diye diktiği ağacın bugün Hisar içinde,Kavaklı caddesindeki, kavaklı çınarı olarak bilinen anıt/ağaç olduğu rivayet edilmektedir.Kısacası Osmanlı’nın kuruluşunda en önemli simgelerden olan Çınar Ağaçları, asırlardır Bursa’nın sembolleri arasında yer almaktadır.Vedat Nedim Tor’un ifadesiyle “Bursa’nın Yeşil Türbe’si, Muradiye’si, Ulucami’si, Koz Han’ı kadar çınarları da birer güzel anıttır. Çınarsız bir Bursa, Yeşil Türbe’siz bir Bursa kadar ulûhiyetini kaybeder. (…) Bursa’nın çınarları, zamanında o kadar ustalıkla yerleştirilmiş ki, yalnız güzellik değil, güneşle mücadele tekniği bakımından da birer zekâ şaheserleridir”.Bursa’nın yeşil imajını korumak amacıyla projeler geliştiren Büyükşehir Belediyesi’nin “Ağaç Koruma Politikası” çerçevesinde tarihe tanıklık eden onlarca anıt/ağaç koruma altına alınmıştır. Yapılan envanter çalışmasına göre,Bursa’da “doğu çınarı”ndan “saplı meşe”ye,“gümüşi ıhlamur”dan “çiçekli manolya”ya kadar 11 farklı türde, yaşları 100 ile 650 arasında değişen yaklaşık 833 anıt ağaç adayı bulunduğu tesbit edilmiş olup, bu asırlık ağaçlardan 250 kadarı tescil edilmiştir.Şu ana kadar tespit edilen en yaşlı ağaç Hürriyet Mahallesi’ndeki Nostalji Bahçesi’nde bulunan 610 yaşın-

daki çınar ağacıdır. Günümüze ulaşamayan Bursa’nın kuzeyindeki Oyukçınar Mahallesi’ne adını veren çınar ağacı 18,2 metre gövde genişliği ile Türkiye’nin en büyük ağacıydı. Halkalı ve Dudaklı Çınarı ile her yıl içinde leyleklerin yuva yaptığı Kiremitçi Çınarı’nın, Orhan Camii avlusundaki ağacın Osmanlı ile yaşıt Bursa çınarları olduğu söylenmektedir.Bursa’nın kayda değer diğer anıt ağaçları arası nda Kovukçınar (Ulufeliçınar), Eskicibaba çınarı, dua çınarı, Pirinç Hanı çınarı, Altıparmak çınarı, Kültürpark’taki Yaycılar Pınarı çınarı,Müşkire çınarı, İznik’teki Havuzbaşı, Beypınarı,Hespekli, Kaymak Köşkü, Lefke Kapısı, Sanayi ve Davud-u Kayseri çınar

ağaçları bulunmaktadır.Çekirge´de Uludağ yolu üzerindeki İnkaya köyünde,aynı adla bilinen ve 2008 itibariyle 600 yaşına giren tarihi çınar ağacı, muhteşem görünümü ile dünyaca ünlüdür. Adını, Osmanlı Devleti’nin ilk köylerinden biri olan İnkaya Köyü’nden alan çınar ağacı 13 ana kola sahiptir.“İnkaya Çınarı”nın boyu 35 metredir. Dallarının kalınlığı 3-4 metreyi bulan çınar 9.2 metrelik çevresiyle Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından biridir. Osmanlı kadar yaşlı, Cumhuriyet kadar gürbüz olan İnkaya çınarı, Bursa’ya yolu düşen yerli yabancı turistlerin uğramadan geçmediği önemli bir sembol olarak kente değer katmaktadır. Kaynak: bursa.bel.tr


26

KÖYLERİMİZDEN

GÖYNÜKBELEN’DE HATİM CEMİYETİ Bursa Orhaneli İlçe Müftülüğü’nün yaygın kurslarından olan Göynükbelen Beldesinde 2 camide açılan kurslarda hatim cemiyeti belde Yeşil Camii’nde yaplan büyük bir törenle gerçekleştirildi. 66 öğrencinin ve kalabalık bir cemaatin katılımıyla gerçekleşen hatim cemiyeti yaklaşık 2,5 saat sürdü. Programda öğrencilerin kısa sürede ortaya koyduğu performans katılımcıların büyük beğenisini kazandı.

Kurs hocalarından Yüksel Duman’ın açış konuşmasıyla başlayan program öğrencilerin Kuran-ı Kerim’den aşrı şerifler okuması, ilahiler ve mevlididn bazı bölümleri ile devam etti. Okul müdürü Muzaffer Uludaş’ın genel bir değerlendirmesinden sonra belge töreniyle devam eden program öğrencilere değişik hediyeler verildi. Sponsorlar Star Parkın sahibi sayn Galip Saker, Fan Clup Başkanı Sayın Ali Ademoğlu, iş adamlarından Selim Yedikardeş, il genel meclisi üyesi sayın Habip sinan Konuk ve sayın Nedim Beyçelik için Dağ-Der tarafından plaketleri Belde Belediye Başkanı Adnan Uludaş, Merkez Muhtarı Arif Arsil, cami dernek başkanı Mevlid Kaldaş ve Dağ-Der yönetim kurulu üyesi Kadir Mehmet Kabran tarafından takdim edildi. Kılınan cuma namazından sonra misafirlere yemek ikramı yapıldı. göynükbelen Ak Parti Belde Başkanı Ali Aydemir, ak Parti Eski Başkanı Hüseyin Bozkurt ve M. Ali Kaya da törene katılanlar arasındaydı.


27


28


29

K

entin doğusunda, Çelebi Mehmet Bey ile Emir Sultan Caddeleri arasındaki bölgede yer alır. Yeşil semtinde bulunan külliyeyi, 1419 yılında,Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. “Yeşil Külliye” içinde yer alan “Yeşil Türbe ve Camii”, Timur yenilgisi sonrası sarsılan Osmanlı nın yeniden dirilişinin göstergesi olarak,Bursa ile özdeşleşen görkemli bir eserdir. Cami, medrese, türbe, hamam ve imaretten oluşan Yeşil Külliye’nin diğerlerinden farkı, bu yapıların serbest olarak yerleştirilmiş olmasıdır. Tüm yapılar bugüne gelmiştir. Çinilerle kaplı olan Yeşil Cami, Bursa’nın olduğu kadar ülkemizin en güzel tarihsel yapılarından biridir.Caminin mimarı Hacı İvaz Paşa’dır. Yapıda,bazı Bizans döneminden kalma yapı malzemesi de kullanılmıştır. Yapının, devrin devlet dairesi olarak yapıldığı savunulur. Yeşil Camii:Yeşil semtinde bulunan cami, 1419 yılında, Çelebi Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır.“Ters T” planlı camilerden olan Yeşil Cami,Bursa’nın olduğu kadar ülkemizin en güzel tarihsel yapılarından biridir. Caminin mimarı Hacı İvaz Paşa’dır. Yapıda, bazı Bizans döneminden kalma yapı malzemesi de kullanılmıştır.Yeşil Camii’nin girişindeki taç kapı, Türk taş oymacılığının güzel bir ürünüdür. “Mukarnaslı yaşmağı olağanüstü güzelliktedir. Kapı keme-rinde yeşil taş ve mermer kullanılmıştır. Taş Kapı’nın sağında ve solunda ikişer pencere ve bunların arasında birer dış mihrap vardır. Bunlarda da çok ince taş işçiliği görülür”.(Bursa Ansiklopedisi,

“Yeşil Camii” maddesi)Caminin tüm süslemeleri ünlü şair Lamii Çelebi’nin babası olan Nakkaş Ali tarafından yaptırılmıştır.Caminin büyük bölümü çini ile kaplıdır. İç duvarlar,tavanlar, mahŞller ve geçiş eyvanları tümüyle çiniyle kaplıdır. Caminin çinileri Mecnun Mehmet adlı bir usta tarafından işlenmiştir.Camideki çini işçiliğinin en mükemmel örneklerinden biri de, on metreden yüksek olan mihrabıdır. Çeşitli geometrik motişerle çiçeklerin yer aldığı mihrap, caminin en güzel yerlerden biridir. “Kimi yazarlara göre, bu mihrap âdeta bir çini cennetidir. Dıştan içe doğru hat sanatının sırasıyla “sülüs” ve “küfî” biçemlerinin kullanıldığı bir yazı kuşağı ile, on iki sıra istalaktitli bir silme, geometrik motişi bir su,daire biçimli bir proŞl ve sonra çiçekli iç pervaz gelmektedir. (…) Mihrabın sağ (bstı) yanında,iki taraşı korkulukları bulunan dar bir merdivenle çıkılan, tepesi altıgen külahla örtülü ve özenli bir ahşap işçiliğinin ürünü olan “minber” yer almaktadır. (Bursa Ansiklopedisi, “Yeşil cami” maddesi).Ahşap işçiliğin Bursa’daki en güzel örneklerini bu camide görmek mümkündür. Pencere kapakları, devrin ahşap işçiliğinin güzel örneklerindendir. Diğer camilerde bulunmayacak biçimde,dilimli kubbelerinde çok ince süslemeler bulunmaktadır. Cami içinde güzel bir şadırvan vardır. Şadırvanın tek parçadan yapılmış fıskiyesi eşsiz inceliktedir.Araştırmacı gezgin Texier, bu yapıyı itirazsız, Bursa’nın belki de Osmanlı saltanatının en mükemmel eseri olduğunu ifade eder. Tarihçi Hammer, eskiden caminin minaresi ile kubbelerinin de çini-

lerle döşeli olduğunu yazar.Evliya Çelebi de, bu camiye yeşil adının verilmesine gerekçe olarak yeşil renkli çinilerle örtülmüş olan minareleri ve kubbeleri göstermektedir. Yeşil Türbe (Çelebi Sultan Mehmed Türbesi):Yeşil Türbe, Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421 yılında yaptırılmıştır. Türbenin mimari Hacı İvaz Paşa’dır. Bursa’nın sembolü niteliğinde olan Yeşil Türbe plan olarak Selçuklu kümbetlerinin devamı gibidir. Sekiz köşeli ve üzeri yüksek kasnak üzerine oturan tek kubbeyle örtülü olan türbenin altındaki bodrum katta odalar bulunmaktadır. Türbenin içi ve dışı tamamen renkli sır ve mozaik çini tekniklerinden yapılmış çiniler ile dikdörtgen ve altıgen çinilerle kaplı olup, bunların üzeri sarı yaldızla süslenmiştir. Duvarlar Şruze renkli altıgen levha çinilerle kaplı olup aralarında renkli su tekniğiyle yapılmış çinilerden oluşan madalyonlar vardır.Yalnız Bursa’nın değil, Türkiye’nin de sembolleri arasında yer alan Yeşil Türbe’nin en dikkat edici köşelerinden biri ceviz ağacından oyulmuş muhteşem kapısıdır. Türbenin ahşap ustası Tebrizli Hacı Ali’nin yaptığı bu kapıya rozet,geometrik, rumi gibi çeşitli yazı motifleri kazılmıştır. Kapının Bursa kemerli cumbası ve çevresi de çini kaplıdır.Türbenin içinde bulunan “çinili mihrap”, renkli süsleme sanatının bir şaheseri olarak kabul edilir.Türbenin ortasında, zeminde bir kademe ile yükseltilmiş sekizgen kaide üzerinde l. Mehmed’in muazzam çini lahdi bulunmaktadı.Sanduka, beyaz, mavi, sarı, lacivert renkte çinilerden oluşan bir bordür ile


30

NİLAYŞAHİNKANAT

(GÜMÜŞTEPE)

MİSİ KÖYÜ


31

Doğancı Barajı’ndan sonra göreceğiniz OrhaneliBursa Yolu üzerinde eski bir Rum Köyü olan, üzümü ve şarabı ile ünlü Misi köyü, Uludağ’ın güneyindeki dağlık ve ormanlık bölgede yer alan tarihi bir köydür. Tarihi çok eskilere dayanan Gümüştepe (Misi) köyünün ilk adının Mysia olduğu sanılıyor. Bursa’nın merkezinden 12 kilometre uzaklıkta, doğallığından hiçbir şey kaybetmemiş başka bir güzellikle sizi ağırlayacak olan Misi Köyü, asma yaprağı, misket üzümü ve şarabı ile çok ünlüdür. Bugün Gümüştepe Mahallesi adıyla Nilüfer Belediyesi’ne bağlanan Misi Köyü çok eski bir yerleşim yeri olduğu gibi, Hıristiyanlar için de önemli bir bölgedir. M.S.183 yılında Alex adlı bir keşiş, seksen beş kişilik maiyetiyle Hıristiyanların öncüleri olarak İnkaya ve Misi köylerine yerleştikleri, “konsül”ün toplanarak İncil tartışması yapıldığı tarihi kayıtlarda mevcuttur; bugün kalıntılarına rastlanılan manastır civarında İncil’in bir nüshasının gömülü olduğuna inanılır.


32


3


32

4


eylül 2010