Page 1


M

erhaba, Son cemre’de düştü toprağa artık bahardayız. Güneşli, güzel günler içimizi ısıtmaya başladı. Böyle günlerde daha umutlu oluyoruz sanki; toprakla, doğayla birlikte biz de harekete geçiyoruz. Yeni kararlar alıyor ya da aldığımız kararları uygulamaya koyuyoruz.

Doktorumuz Hande İkitimur bahar ayında alerjiye neden olan polenler ile ilgili bilgilerini bizlerle paylaştı. Bu sayımızda sizlere tatlı bir tarih kokan şehir Gaziantep’i doğal güzellikleri, yemekleri, tatlıları, müze ve ören yerleri tanıttık. Dünya’nın kıskandığı büyük mimar, Mimar Koca Sinan’nın hayatını ve günümüze kadar varlığını korumuş eserleriyle sizlere bir kere daha hatırlatmak istedik. Genç neslin fazla bilmediği türk musikisinin piri Itri’nin hayat hikayesinin küçük bir kısmını ve eserlerini paylaştık. Haklarımız konusunda artan bilincimiz aynı zamanda ortak bilincimizin de gelişmesi demek, tüketici haklarına sayfalarımızda yer vermeye devam ediyoruz. Mayıs ayından itibaren müşterilerimizden gelen şikayetlere yer vereceğiz. Sorularınızı ve şikayetlerinizi halklailiskiler@kimgrup.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Baharla birlikte evimi nasıl güzelleştirebiliryenileyebilirim sorusuna ve baharda güzelliğiniz için doğal makyaj önerilerini sizlerle paylaştık. Eğlence bölümümüzde çocuklarınız için resim yarışması ve hoş vakit geçirmeniz için ödüllü kare bulmaca hazırladık.

Keyifli okumalar. info@kimgrup.com.tr

life

Alışveriş ve Yaşam Kültürü Dergisi NİSAN 2012 YIL: 5 SAYI: 43 Kim Adına Sahibi Erol ERSAN Yönetim Yeri KİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Evren Caddesi Barış Sokak No: 6 Bağcılar / İSTANBUL Tel: (0212) 489 21 21 www.kimgrup.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Zeki SARIELMAS Grafik Tasarım Gülşah ŞENEL Mustafa GÜLEÇ Katkıda Bulunanlar Uzm.Dr.Hande İKİTİMUR Doç.Dr.Haldun ORHUN Hatice Saadet KALYONCU Okur Hizmetleri Hattı Sema GÜR Baskı ve Cilt Star Medya Yayıncılık

Kimlife Kimgrup reklam departmanı tarafından hazırlanmaktadır. Yerel süreli yayındır, ayda bir hazırlanır. Dergimizde ilanlarınızın yer almasını istiyorsanız; 0212 489 21 21 nolu telefondan iletişime geçebilirsiniz.

facebook.com/kimduyuru

twitter.com/kimmarket


KİMLife SAĞLIK

3 kimlife


KİMLife İÇİNDEKİLER

içindekiler 8 6

12

20

24

Kim Şube

"Gültepe 2 şubemizi tanıyalım"

10

Gezelim-Tanıyalım

22

Hobi Edinelim

34

Moda

36

Dekorasyon

46

Güzellik

48

İstanbul'u Gezelim

54

Hayvanlar Alemi

56

Bilge Tüketici Kim

60

Teknoloji

64

Ödüllü Bulmaca

"Sapanca & Maşukiye"

"Ahşap Boyama Sanatı"

42

"İlkbahar Modası Capcanlı"

"Country Tarzı Dekorasyonu Tanıyalım"

"Baharda Doğal Makyaj Önerleri"

44

"İstanbul Deniz Müzesi"

"Karetta Karetta"

"Alışveriş Çılgınlığı"

"Son Yeniliklerden Haberiniz Var mı?"

"Çözün - Kazanın "

52


KİMLife SAĞLIK

5 kimlife


KİMLife KİM ŞUBE

Güvenilir adres Gültepe 2

Şükrü Bey, ne kadar süredir bu sektörün içersindesiniz? 1998 yılından beri perakende sektöründe görev almaktayım. Mağazanız 29.03.2001 yılında hizmete girdi. Özelliklerinden bahsedebilir misiniz? 1.200 m2 alan üzerinde kuruludur. Bu özelliği sayesinde müşterilere rahat ve huzurlu alışveriş yapmasına olanak sağlanmaktadır.

Gültepe2 mağazası hangi ürün gruplarıyla müşterisinin karşısına çıkıyor? Taze ürünler, manav, kasap, şarküteri, gıda, gıda dışı (elektirik, elektronik, plastik) toplamda 7,400 ürün çeşidiyle müşterilerimize sunulmaktadır.

6 kimlife


mağazası

olarak müşterilere nelere dikkat

KİMLife KİM ŞUBE

Gültepe2 ürünlerinizi sunumunda etmektesiniz?

Öncelikle ürünlerimizin taze bozulmamış ve hasarlı olmamasına dikkat etmekteyiz. Etkin son kullanma tarihi konrolü yapmaktayız. Müşterilerimizin ürünlere rahat ulaşmasını sağlamak için teşhirler oluşturmaktayız. Hedef kitleniz hangi bölgelerdir? Mağazamıza yakın olan yada uzakta olan kişilere insört ve broşür dağıtılarak müşteri sayımızı arttırmaya çalışmaktayız. Rakiplerinize nazaran farklılık oluşturmak adına nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?

Çalışanlarınızın müşterilere karşı kusur işlememesi için nasıl eğitimler veriyorsunuz?

Öncelikle mağazamızın büyüklüğü rakiplere oranla avantaj olarak görmekteyiz. Mağaza içerisinde müşterilerimizin rahat alışveriş yapacağı ortam yaratıyoruz. Teşirlerimizi tercih edilen ürünleri sergilerek sade bir görünüm yaratmaktayız. Mağaza görünümünün geniş olması çeşitli ürün sergilemeye olanak sağlamaktadır. Etkin şekilde insört dağıtımını uzak bölgelere, evlere ve daha çok bayan müşterilerimize ulaştırmaktayız.

Öncelikle müşterilerimizin önemi hakkında günlük işbaşı toplantıları yapıyoruz. Hitap şekilleri hakkında bilgi alışverişlerinde bulunuyoruz. Mağaza içinde oluşabilecek hırsızlık olaylarına karşı ne gibi önlemler almaktasınız? *Hırsızlık olaylarına karşı almış olduğumuz en önemli tedbir personelimizin etkin bir şekilde kontrol

etmeleri ve satılan her ürüne mağazadan çıkıncaya kadar ilgilenmeleri. *Okul çıkış saatlerinde çalıntının daha çok olabileceğini düşündüğümüz noktalarda sabit personel bulunduruyoruz. *Personelin mağaza içerisinde sürekli dolaştırarak bir nebzede olsa hırsızlık olaylarının önüne geçtiğimizi düşünüyorum. Son olarak Gültepe2 mağazasının hedefleri nelerdir? İlk hedefi sağlıklı, güvenilir, huzurlu, rahat bir alışveriş imkanı sunmaktır.

Gültepe 2 Ma

ğaza

sı Açılış: 29.03.2 011 Kasa Sayısı: 6 1200 m 2 Telsizler Mah. Talatpaşa Cad.No:153 Gültepe / İSTA NBUL 0212 281 83 90

7 kimlife


KİMLife SAĞLIK

Baharın Gelişi Polenler ve korunma yolları Medicana Bahçelievler Hastanesi Gögüs Hastalıkları Uzmanı

Uzm.Dr.Hande İKİTİMUR 8 kimlife


Polenler, alerjik hastalıkları tetikleyen faktörlerden en önemlilerindendir. Sigara, hava kirliliği, mesleksel alerjenler, viral enfeksiyonlar, ilaçlar, alerji yapan besinler ve besinsel katkı maddeleri de diğer tetikleyici faktörler arasında sayılabilir. Polenler özellikle alerjik nezle ve alerjik bronşit ve astım tanısı olan hastaları daha fazla etkilemektedir. En tipik belirti hapşırmadır; sabah saatlerinde daha çoktur ve hastayı yorgun düşürebilir. Hapşırmalar bazen aniden başlar, bazen de burunda önce rahatsız edici bir kaşınma sonrası ortaya çıkar. Diğer sık gözlenen bir belirti ise su gibi berrak olan burun akıntısıdır; burun akıntısı devam ettikçe beraberinde devamlı burun çekme, geniz akıntısı, boğazda gıcıklanma, öksürük ve hatta bulantı gibi şikayetler hastayı rahatsız etmeye başlar. Burun tıkanıklığı özellikle çocuklardaki alerjik nezlenin tek ve en önemli belirtisi olabilir. Çok sık rastlanan ve hastaların polenler ile ilk karşılaşmalarından sonra en çok yakındıkları semptom; burunda, damakta, genizde, kulak ve gözlerde olan kaşıntıdır. Bu kaşıntı nedeni ile toplum içerisinde uzun süre kalamadıklarından yakınırlar. Hastalar boğazlarında ve genizlerinde bir tüy yumağı olduğunu ve sürekli onları temizlemek ve kaşımak istediklerini söylerler. Bazı hastalar kaşıntıyı yenmek için sürekli olarak burunlarını kaşıyıp dururlar. Özellikle de çocuklar elleri ile burunlarının ucunu yukarı doğru kaldırırlar. Polenler astım ataklarında da tetikleyici faktörlerden biridir. Polen duyarlılığı olan astımlı hastalarda

ilkbaharda polen maruziyeti sonrası öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gibi astım belirtilerinde artış olabilmekte ve hastalar astım atağına girebilmektedir. Polenlerden, ağaç polenleri daha çok Şubat-Mayıs, ot polenleri Mayıs-Haziran aylarında, yabani ot polenleri ise yaz ortasından sonbahara dek yakınmalara neden olur. Sabah saatlerinde havadaki polen miktarı genellikle daha fazladır. Yağmurlu günlerde havada uçuşan polen miktarı azaldığından polen alerjisi olan kişiler rahat eder. Alerjik kişilerin bahar günlerini basit önlemler alarak semptomsuz hale getirebilmek mümkün... Eğer ev ortamında ya da iş yerinde klima kullanımı söz konusu ise kullanılan klimalarda polen filtrelerini sıklıkla

Dikkat!!! Polenlerin yoğun olduğu sabah saatlerinde mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı, dışarı çıkılması gerekiyorsa polen maskesi takılmalıdır. Ayrıca gözleri iyice örten güneş gözlükleri takılması polen maruziyetini azaltmada etkilidir. Polenler sabah 05.00-10.00 saatleri arasında yayıldıklarından alerjik kişilerin evlerini öğleden sonra havalandırması, polenlerin eve dolmasını engelleyebilmektedir.

temizlemek

ya

9 kimlife

da

özel

olarak

bakımlarını yaptırmak hem polenlere karşı korunmada hem de hava yolu ile bulaşan viral enfeksiyonların yayılmasını önlemekte de faydalı olacaktır. Son zamanlarda yaygın olarak karşılaştığımız ev içi hava temizleyicilerin kullanılması ev içerisindeki polenlerin temizlenmesinde faydalı olabilir. Yaşadığımız ortamlarda alabileceğimiz önlemler kadar kişisel olarak alabileceğimiz önlemlerde bahar aylarını keyifle geçirilmesine yardımcı olabilecektir. Dışarıdan eve dönüldüğünde hemen giysileri çıkarmalı ve yıkanmalı ayrıca burun içi temizliği de dahil olmak üzere banyo yapılmalıdır. Saçların yıkanması da saça yapışan polenlerin temizlenmesi açısından fayda sağlamaktadır. Çamaşırların dışarıda kurutulmaması polenlerin çamaşırlara yapışmasını engeller. Eğer mümkün ise ilkbaharda çamaşır kurutulması için çamaşır kurutucuların kullanılması önerilmektedir. Özellikle hafta sonlarını geçirmek için yapılan park, bahçe gezintileri ve pikniğe gitmek polen alerjilerini tetikleyebileceğinden daha çok deniz kenarları gezintilerini tercih etmek gezintinin keyifli geçmesini sağlayacaktır. Özellikle vurgulanması gereken bir konuda polen alerjisi olan kişilerin parfüm kokusu, deterjanlar, ev tozu akarları, sigara kokusu gibi uyaranlara daha yatkındırlar. Polen mevsiminde bu uyaranlardan uzak durmak polen alerjisi olan kişilerin şikayetlerinin ağırlaşmasını engellemektedir. Eğer tüm çevresel ve kişisel önlemlere rağmen polenler, hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkilemeye devam eder ise mutlaka bir uzman yardımı almak uygun olacaktır. Keyifli bahar günleri geçirmek dileğiyle...

KİMLife SAĞLIK

A

lerjik nezle, alerjik rinit, alerjik göz nezlesi, alerjik bronşit, astım bronşit gibi hastalıkların adını sıklıkla duyacağımız bir mevsime başlıyoruz: İLKBAHAR... Güneş ışınlarını pırıl pırıl hissettiğimiz, havaların ısınmaya başladığı ve insanların kendisini kış boyu kapalı kaldıkları evlerinden, işyerlerinden hafta sonu eğlencesi olarak sıklıkla gittikleri kapalı alışveriş merkezlerinden sonra doğaya kavuştuğumuz, parklara, bahçelere, pikniklere gideceğimiz günlere kavuşmak, deniz sezonuna ve tatillere bir adım daha yaklaşmak herkesin yaşama sevincini arttırıyor. Alerji tanısı olan hastalar bu ilkbahar sevincini biraz buruk karşılıyorlar. Bunun sebebi ise nisan, mayıs ve haziran aylarında ilkbahar güzellikleri ile beraber polenlerin de kendini göstermesi.


KİMLife GEZELİM-GÖRELİM

Sapanca & Maşukiye

E

vliya Çelebi Sapanca'yı anlatıyor 1640 yılında Erzurum seyahatine giderken kasabadan geçen Evliya Çelebi, kasaba hakkında şu bil-gileri vermektedir:`Bir zamanlar İzmitli bir ihtiyar buradaki orman ve çalıları temizleyerek saban yürüttüğünden Sabancı Koca adıyla bir köy kurulur. Sonra zaman geçtikçe mamur bir hale gelerek Kanuni Sultan Süleymen zamanında kasaba olmuştur.``Kasabada Sarı Rüstem Paşa 170 ocaklı bir han yaptırmıştır. Güzel bir camisi hamamı ve çarşısı vardır. İmaretleri gök kurşunla kaplıdır. 1000 kadar kiremit örtülü ev vardır. İmaretlerin tamamı Mimar Sinan yapısıdır. Bir Pertev Paşa hanı vardır o da Mimar Sinan eseridir. Bu hayrat eserin çoğu Rüstem Paşa'nın olduğu için vakfın mütevellisi tarafından idare edilmektedir. Buranın bir yeni bir çeri Serdarı vardır. Övüleceklerinden beyaz kirazı

meşhurdur. Hamamının dibinde bir ekmekçi dükkanı vardır. Bir dervişin hayır duası bereti ile bir çeşit beyaz ve has ekmek somun pişirir ki Sabanca somunu adıyla her tarafta şöhret bulmuştur. Kırk gün bile dursa kuruyup küflenip lezzetini kaybetme ihtimali yoktur. O kadar meşhurdur ki birini ılgarla taze taze acem şahına götürmüşler, oda beğenmiş. O kadar lezzetli ve has ekmek olmasını bazıları suyundandır derler. Civarında bir köy vardır. Sapanca gölünün çevresi 24 mildir. Gölün dört tarafında kasaba gibi 76 tane köy vardır. Bütün halkı bu gölün suyunu içtiklerinden yüzlerinin rengi kırmızıdır. Mahsülleri çoksa da bağları yoktur. Sayısız bahçeleri vardır. Gölün içinde 70-80 tane kayık ve çırnık [zahire kayığı]vardır ki köyden adam, kereste ve sahir eşya getirirler. Gölde bulunan 70-80 çeşit balıktan avlayarak satarlar.

10 kimlife

Alabalığı, sazan balığı, turna balığı, luna balığı gibi tatlı su balığı çok lezzetli olur. Kuvvet ve ferahlık verirler. Gölün derinliği çoğu yerde 200 kulaçtır. Suyu gayet saf ve berraktır. Kıyısındaki köylerin kadınları elbise yıkadıkları zaman asla sabun sürmezler. Ne yıkarlarsa temiz ve beyaz tülbent gibi olur. Adı geçen somunuda bu suyla yoğurduklarından pamuk gibi ekmeği olur. Sapanca Gölü Efsanesi Sapanca Gölü'nün bir efsanesi var; Bir zamanlar Sapanca Gölü'nün yerinde, verimli topraklar, bu toprakların üzerinde de zengin, varlıklı bir kasaba varmış. Kasaba halkı zenginmiş, varlıklıymış ama, gözlerini dünya malı bürümüş, bencillik ve cimrilik ruhlarını karartmış. Bir gün, Adapazarı'nın güneyindeki Erenler tepesinde oturan, gözünü dünyaya kapamış, gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş er-


Yöre halkının "Buraya gelen aşık olur "dediği ve Maşuk (aşık) tan gelen ismi ile Maşukiye, Kocaeli'ne bağlı bir belde. Yöre temiz havası, 20 den fazla farklı yeşil rengin sayılabildiği sık bitki örtüsü, yürüme alanları, şelale, çağlayan ve pınarları, su sesine karışan kuş sesleri ile adeta cennet bahçesi görünümünde. enlerden bir eren, bu kasabaya inmiş. Selam vermiş, selamını almamışlar, konuk olmak istemiş, kimse "buyurun" dememiş, hangi kapıyı çaldıysa yüzüne kapanmış, bu fakir, fakat gönlü zengin dervişe bir bardak içecek su bile vermemişler. Derviş gönlü bu, bir kırıldı mı onarılmaz, onarılsa da faydası olmaz. Akşama değin yorgun-argın, aç-susuz kasabayı terk ederken, ötelerde küçük bir kulübeden sızan mum ışığına doğru yönelmiş, bir de bu kapıyı çalayım, belki bir gönül yoldaşı bulurum diye düşünmüş. Bu, kasaba halkına sapan yaparak geçimini sağlayan fakir bir sapancının iş yeriymiş. Kapıyı çalmış, az sonra sapancı güler yüzle konuğuna açmış kapıyı: "Buyur, hoşgeldin, safa geldin. Ocaktan tencereyi şimdi indirdim. Bir konuk göndermesi için Tanrı'ya niyaz ediyordum, demiş. Derviş memnun, baş köşeye oturmuş. Sapancı sofrayı kurmuş, nesi var, nesi yoksa dervişin önüne getirmiş. Yemekten sonra, içi talaş dolu yatağını sermiş, konuğunu yatırmış. Sabah, erkenden kalkmışlar. Derviş, Sapancı'dan izin istemiş, Sapancı da onu karşıdaki tepelere kadar uğurlamış. Dönüşünde bir de ne görsün. Kasabanın yerinde koca bir göl var. Ne ev-bark kalmış, ne tarla-tapan. Koca göl, hepsini bir anda yutuvermiş. Kendisinden başka hayatta kimsecikler yok. Dervişin ahı tutmuş, kırılan bir gönül, bir kasabaya mal olmuş. O günden sonra, bu koca göle Sapanca adını vermişler.

Uğramayı Unutmayalım Sapanca & Maşukiye turu yapmadan önce mutlaka Kocaeli Arslanbey mağazamıza uğramanızı tavsiye ederiz. Piknik gereçlerini, gıda ve gıda dışı ürün çeşitliliğimizi görmeden geçmeyiniz.

Maşukiye... Burada her şey çok güzel oluyor! Doğa ile başbaşa kalmak, orman içinde dolaşmak, toprağa basmak, temiz hava solumak, su ve kuş sesi dinleyip,haftanın yorgunluğunu atmak

11 kimlife

Maşukiyede orman içinden gelen Yayla Deresi'nin aktığı Alabalık Vadisi üzerine kurulu piknik alanları, restoranlar ile alabalık üretim çiftliği hem dinlenmek hem de yemek yiyebilmek için özlenen imkanlar sunuyor. Çınar, meşe, gürgen, kestane, ıhlamur ağaçları gölgesinde ailece yemek yenebilir yıl boyu açık 7 restoran, ailelerin olduğu kadar gençlik gruplarının, emeklilerin, Maşukiye'ye tur düzenleyenlerinde gözdesi haline gelmiş. Yöreye piknik için geliyorsanız, günlük kira ücreti ödeyerek ağaç masalardan birine yerleşiyor beraberinizde getirdiğiniz piknik malzemesini hazırlıyor, mangalı yakıp ağaçlara kurduğunuz hamakta dinlenmenin zevkine varıyorsunuz. Kaynak:sakaryarehberim.com

KİMLife GEZELİM-GÖRELİM

çoğu zaman kaçınılmaz ihtiyaç olur. Ekonomik günübirlik gezilerin bile lüks olduğu günümüzde İstanbul, Adapazarı, Kocaeli, Bursa illerinde oturanların tercih ettiği bir mekana Maşukiye'ye gidiyoruz.


KİMLife ŞEHİR

Bir Tatlı Şehir

Gaziantep 12 kimlife


G

üneydoğu Anadolu Bölgesinin en büyük, Türkiye'nin ise 6. büyük kenti olan Gaziantep, nüfusu, ekonomik potansiyeli ve Büyükşehir statüsü ile bir metropol görünümündedir. Anadolu'nun ilk yerleşim alanlarından birisi olan, Kalkolitik, Paleolitik, Neolitik, Hitit, Mitani, Asur, Pers, Büyük İskender, Selevkoslar, Roma, Bizans, İslam, Türk-İslam, Osmanlı dönemlerini yaşayan Gaziantep, bu dönemlere ait eserleri günümüze kadar taşımıştır. İlk uygarlıkların doğduğu Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunuşu, güneyden ve Akdeniz'den doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu, Tarihi İpek Yolu'nun buradan geçmesi uygarlık tarihine ve bugüne yön vermiş olup, ayrıca her dönemde kültür ve ticaret merkezi olma özelliğini korumuştur. Gaziantep ve çevresi tarihte ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunmaktadır. Bu nedenle Gaziantep, tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Eski kent, bugünkü Gaziantep'in 12 km. kuzeybatısında şimdiki Dülük Köyünde bulunmaktadır. Yapılan arkeolojik araştırmalarda taş, kalkolitik ve bakır dönemlerine ait kalıntılara rastlanmış olması, yörenin Anadolu'nun ilk yerleşim alanlarından birisi olduğunu göster mektedir. Bir süre Babil İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalan Gaziantep, M.Ö. 1700 yıllarında Hitit Devletinin bir kenti olmuştur. "DÜLÜK" şehri ise Hititlerin önemli bir dini merkezi olduğundan ayrı bir önem taşımaktadır. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden Belkıs/Zeugma gibi birçok antik yerleşim alanlarının kalıntıları da günümüze kadar ulaşmıştır. Selçuklular, Memlüklüler ve Osmanlılar dönemlerinde çok sayıda cami, medrese, han ve hamam yapılmış, kent aynı zamanda üretim, ticaret ve el sanatları yönünden de ilerlemiştir. Günümüzde dahi bu han ve hamamlar işlevliğini korumakta, ticaretin ve özellikle de eşine rastlanmayan zengin el sanatlarının yaşatıldığı yerler olarak faaliyetini sürdürmektedir. Bu dönemin mabetleri ise bütün ihtişamıyla varlığını korumakta olup, halkın ibadet ihtiyacını karşılamaktadır. I. Dünya Savaşı'ndan sonra İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilen Gaziantep ve yöresi, akıllara dur-

gunluk veren savunması ve eşsiz kahramanlığı ile bütün dünyada hayranlık uyandırmıştır. T.B.M.M. Antep'e bu başarısından dolayı 8 Şubat 1921 tarihinde "GAZİ" lik ünvanı vermiştir. Bu dönemin izlerini hâlâ görmek mümkündür. Coğrafi yönden GAP'ın giriş kapısı, sanayisi ve ticari hacmi ile GAP'ın merkezi olan Gaziantep, ekonomik yönden çevresindeki birçok ili etkisi altında tutmaktadır. Tarıma elverişli ovalardan oluşan ve bir bölümü Fırat nehrinin sularıyla sulanan Gaziantep; Antepfıstığı, zeytin, pamuk, üzüm, kırmızıbiber keten gibi ekonomik değeri yüksek sanayi bitkileri ile mercimek, buğday ve arpa gibi hububat ürünleriyle zengin bir tarım yöresidir. Ayrıca; Gaziantep Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin tüm ürünlerinin işlendiği, iç ve dış pazara sunulduğu bir sanayi ve ticaret merkezidir. IV tane Organize sanayi bölgesi, birçok sanayi alanları küçük sanayi siteleri ve serbest bölgesi ile ekonomi ve sanayide çok önemli bir noktadadır. Tüm dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir yere sahip olan, seneler boyunca geleneklerinin ve yöresel özel damak lezzetinin zenginliğini koruyan Gaziantep Mutfağı, Gaziantep Turizmi'nde önemli bir yere sahiptir. Gaziantep, Kurtuluş Savaşı hatıraları, zengin tarihi ve kültürel çevresi, hizmete giren otoyolu, bölgenin ihtiyacı olan

13 kimlife

uluslararası havaalanı, GAP'ın kapısı durumundaki konumu, halâ önemini yitirmeyen tren garı, leziz yemekleri, zengin el sanatları, mozaikleri, camileri, kaleleri, antik kentleri, ören yerleri, hanları, hamamları, kastelleri, türbeleri, kiliseleri, yaylaları, ovaları, gezi ve mesire yerleri, adını verdiği baklavası ve fıstığı, sanayi tesisleri, ticari canlılığı ve diğer yönleri ile turizmin son yıllarda adından söz ettirdiği önemli merkezlerden birisidir.

İlin Yapısı ve Konumu

Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir. Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı'dır. İki tane de imareti (aşevi) var: Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar. Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi'dir. Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IV.Murad'ın silahtarı Mustafa Paşa'ya bağışlanmıştır. Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır. Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir. Yer yer (suk-i sultanisi) açık artırmayla satış yer-leri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır. Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir. Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır. Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar.


KİMLife ŞEHİR

Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur. Kale çok sağlamdır. Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır. Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur. Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslûpla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur. Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz. Güneydoğu Anadolu'yu batıya, Akdeniz ve Ortadoğu'ya bağlayan kara ve demir yollarının merkez noktası olması, Gaziantep Havaalanı'nın uluslararası niteliğe çıkarılmış olunması şehrimize mal, hizmet ve ziyaretçi akışını yoğunlaştırmaktadır. Gaziantep topraklarının 1/4'ü tarıma elverişli topraklardan oluşmuş olup bu toprakların bir bölümü Fırat Nehri'nin sularıyla sulanmaktadır. Gaziantep'in sulama yapılan bu topraklarında Antepfıstığı, zeytin, pamuk, üzüm, kırmızı biber ve keten gibi ekonomik değeri yüksek sanayi bitkileri ile mercimek, buğday ve arpa gibi hububat ürünleri yetiştirilmektedir. Coğrafi yönden GAP'ın giriş kapısı, sanayisi ve ticari hacmi ile de GAP kalkınmasında temel teşkil eden Gaziantep, ekonomik yönden çevresindeki 18 ili etkisi altında tutmaktadır. Gaziantep, Anadolu'daki insan topluluklarının kültürünü yansıtan en eski merkezlerden birisi olup tarihi M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Gaziantep; gezilip görülmeye değer tarihi, turistik ve doğal güzellikleri, Kurtuluş Savaşı ve Antep Savunması hatıraları, yaylaları, ovaları, ören yerleri, leziz yemekleri, eşsiz el sanatları, camileri, türbeleri, medreseleri, Antep

bahçeleri geniş örgüden kafese alınmış çok verimli olmakla Ayıntab ucuz ve şirin bir şehirdir. 1648'de gördüğümüz şehir bu kez nice mahalle, han, cami ve dükkân kazanarak büyük bir gelişme göstermiş, Allaha şükürler olsun ki bu gelişmesini sürdürmektedir.

Yapmadan Dönme

evleri, hanları, hamamları, kastelieri, kiliseleri, adını verdiği baklavası ve fıstığı, sanayisi, insanlarının kendine has çalışkanlığı ve sıcaklığı ile geçmişin ve geleceğin bir arada yaşandığı "Gaziler" şehridir.

Evliya Çelebi gözüyle

Ayıntab şehri tümüyle 32 mahalledir. Toprak ve kireç örtülü bayındır, bakımlı, yüksek saraysı evleri vardır. Tümüyle yüz kırk mihraplı; yoğun cemaate sahip, Arasat Meydanındaki Boyacıoğlu Camii ve çarşı içindeki Tahtalı Camii (halk arasında "Tahtalı" denilmekle birlikte asıl adı "Tahtani Camii'dir), sanatlı, ferah büyük kubbeli ve görkemli yapılardır. Ayıntab'ta 300'ü aşkın sarayın özel hamamı vardır. Tümüyle 3900 dükkânlı büyük bir çarşıya, açık artırmayla satış yapan pazarlara sahiptir. İki bedesteni, çarşısı ve saraçhanesi üstleri örtülü kagir, sağlam, sıradüzeni içinde süslü dükkânlardır. Tamamı tamamına 70 çeşmesi var. Fakat onlara hiç de gereksinme duyulmaz. Her eve hayat ırmağı denginde sular akmaktadır. Her ev, bağı, bahçesi, fıskiyeli havuzları, cennet ırmağı suları ile çeşit çeşit servi, çınar, söğüt, kavak ve diğer meyve ağaçları ile donatılmış irem bağını andırır. Bağları, bostanları, gül

14 kimlife

*Gaziantep Arkeoloji Müzesi, Hasan Süzer Etnografya Müzesini ziyaret etmeden, *Tarihi Gaziantep Evleri ve Gaziantep Kalesini görmeden, *Yesemek Açık Hava Müzesi, Rumkale, Belkıs/Zeugma, ve Dülük/Doliche Antik Kentini gezmeden, *Gaziantep lahmacunu, Ali Nazik kebabı, yuvarlama, içli köfte, keme kebabı ve yeni dünya kebabı (Her yıl Nisan ve Mayıs aylarında bulunmaktadır), simit kebabı, patlıcan kebabı, Cağırtlak (ciğer) kebabı, Dünyaca meşhur Gaziantep baklavası ve fıstık ezmesi tatmadan, *Geleneksel Gaziantep el sanatlarından; sedef kakma, kutnu kumaşı, bakır işlemeler, yemeni, Antep işleri ve Gaziantep baklavası, Antepfıstığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızıbiber ve baharatlarından almadan, *Her yıl 25 Aralıkta düzenlenen Kurtuluş şenliklerini seyretmeden dönmeyin.

Müzeler ve Ören yerleri

Gaziantep Arkeoloji Müzesi, Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi, Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi, Belkıs/ Zeugma Antik Kenti, Dülük Antik Kenti, Zincirli (Sam-al) Örenyeri, Tilmen Höyük, Sakcagözü (Coba Höyük), Cıncıklı Örenyeri, Gaziantep Dolmen Mezarları, Medusa Cam Eserler Müzesizeler ve Ören Yerleri, Kaleler, Harabeler, Anıt Mezarlar, Bedestenler, Hanlar, Tarihi Gaziantep Evleri, Hamamlar, Kasteller, Çeşmeler, Tarihi Gaziantep Camileri, Gaziantep Evliyaları ve Türbeleri, Tarihi Kiliseler, Gaziantep Yaylaları, Havra, Doğal Hayatı Koruma alanı ve Hayvanat Bahçesi, Mesire Yerleri.

Zeugma Antik Kenti

Zeugma Antik Kenti, MÖ 300'de Büyük İskender tarafından "Selevkia Euphrates" adıyla kuruldu. Romalı Komutan Pompeius MÖ 64'de kendine yaptığı yardımlar karşılığında kenti 1. Antiachos'a verdi.


Antep Fıstığı

Dünyanın en eski sert kabuklu meyvelerden biri olan Antep Fıstığı'nın kökeni, Batı-Orta Asya ve Suriye'den Afganistan'a kadar olan bölgelerdir. Ancak, gerek besin değerinin yüksek olması, gerekse lezzeti; bu ürünün tarih boyunca, dünyanın birçok ülkesine yayılmasına ve farklı bölgelerde yetiştirilmesine neden olmuştur.

Roma döneminde büyük bir zenginlik ve ihtişam yaşayan Zeugma, MS 256'da Sasani Kralı 1. Şapur tarafından ele geçirilerek yakılıp yıkıldı. GAP kapsamında inşa edilen Birecik Barajı'nda su tutulmaya başlanmasıyla birlikte Türk ve yabancılardan oluşan ekipler tarafından tarafından antik kentin sular altında kalacak bölümlerinde yoğun kurtarma kazıları yapıldı. Kurtarma kazılarında gün ışığına çıkarılan ve her birinin bir şaheser olduğu ifade edilen mozaikler, duvar resimleri, Mars Heykeli ve Kil Mühür Baskı Koleksiyonu Gaziantep Arkeoloji Müzesine taşındı ve ziyaretçilerin ilgisine sunuldu. Açık hava müzesine dönüştürülmesi hedeflenen Zeugma Antik Kenti'nde, Bakanlar Kurulunun 2005 yılında aldığı karar kapsamında, Doç. Dr. Kutalmış Görkay başkanlığındaki kazı çalışmaları devam ediyor.

Gaziantep Kalesi

Gaziantep Kalesi, Türkiye'de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olup, gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi'nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir. Gaziantep Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte tarihi günümüzden 6000 yıl geçmişe, kalkolitik döneme kadar giden bir höyük üzerinde kurulduğu, M.S II-III yüzyıllarda ise kale ve çevresinde "Theban" isimli küçük bir kentin olduğu bilinmektedir. 1989 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep İl Özel İdare Müdürlüğü tarafından tahsis edilen ödenekler ile aralıklı yapılan kazı ve restorasyon çalışmaları ile kalenin çevresi belirlenmiş, koruma duvarı yapılmış, çıkış yolu islah edilerek, taş döşenmiş, yaklaşık 190 m. uzunluktaki galeri temizlenmiş, sur bedenleri onarılarak

yükseltilmiş, ana kapılar aslına uygun olarak yapılmış ve diğer kapı girişleri, demir parmaklıklarla kapatılarak, tehlikeli durumdan kurtarılmıştır. Bu çalışmaların teknik aşamaları ise Gaziantep Arkeoloji Müzesi tarafından yürütülmüştür. Bu kazılarda çeşitli mimari yapı kalıntıları, çok sayıda Erken İslam, Bizans ve Osmanlı dönemine ait keramik parçaları, metal parçaları, mermi çekirdekleri, çoğunluğu Bizans dönemine ait çok bilezik parçaları ile pişmiş toprak kandiller, Bizans ve Osmanlı dönemine ait sikkeler, çok sayıda demir gülle, çakmaklı tüfek parçaları ve pişmiş topraktan yapılmış bazıları mühürlü pipo(lüle) parçaları ile bazı hayvan kemikleri ele geçmiştir. Kalenin etrafında ise hendek yeri tespit edilmiş olup, önümüzdeki günlerde ise Hendek kazılarına başlanılacaktır.

15 kimlife

Adının geçtiği ilk çağlardan itibaren kral sofralarında dahi kendine yer edinmiş olması, Antep Fıstığı'nın (P. Vera L.) çok eskilerden beri kültür çeşitlerinin bulunduğunu ve meyve değerinin bilindiğini göstermektedir. Konu ile ilgili en eski kaynaklar, Antep Fıstığı'nın ilk olarak Etiler tarafından Güney Anadolu'da kültüre alındığını belirtmektedirler. 1.yüzyılın başlarında ise en önemli doğal yetişme alanlarından biri olan Suriye'den İtalya'ya götürülmüş, ardından eşsiz lezzetinin referansıyla diğer Akdeniz ülkelerine de yayılarak yetiştirilmiştir.

Kırmızı (Ben) Fıstık

Olgunlaşmış Antep fıstığının hasatından elde edilir, cumbalarından ayrılmış olan taze fıstık çerez olarak tüketilir ya da işlenerek kavrulmuş antep fıstığı yapılır. Kavrulmuş Antep Fıstığı Olgunlaşmış Antep fıstığının hasatından sonra cumbalarından ayrılarak belirli oranda tuzla kavrulmasıyla üretilir. Çerez olarak tüketilmektedir.

KİMLife ŞEHİR

Mükemmel Uyum Antep Fıstığı & Baklava

Kommagene Krallığı'nın 4 büyük şehrinden biri olan kent, MÖ 31'den itibaren tamamıyla Roma İmparatorluğuna bağlandı ve "köprü", "geçit" anlamına gelen "Zeugma" adını aldı.


KİMLife ŞEHİR

Boz İç

Boz iç, en kaliteli ve en lezzetli Antep fıstığı cinsidir. Antep fıstığı hasat zamanından bir ay önce tam olgunlaşmamış halde toplanır. Boz iç antepfıstığı, bilinen fıstık içi rengine göre farklıdır ve daha yeşil renk tonuna sahiptir. Tadı ve aromatik lezzeti çok yoğun oluşundan dolayı genellikle baklava yapımında kullanılır.

ocakları askerinin her on neferine bir tepsi hesabıyla hazırlanan baklava sinileri futalarına sarılmış olarak Matbah-ı Âmire önüne dizilirdi. Bu Ramazan ikramını oluşturan sinilerin ilkini, silahdar ağa ve mahiyeti, bir numaralı yeniçeri olan

Meverdi İç

Antep fıstığının tam olgunlaşmaya yakın evresinde hasat edilmesiyle elde edilen fıstık türüdür. Kırmızı iç Antep fıstığı ile boz iç Antep fıstığı arasında kırmızı renkte olan Antep fıstığı türüdür. Meverdi iç Antep fıstığı genellikle pasta ve helva yapımında kullanılmaktadır.

Kırmızı İç

Antep fıstığının tam olgunlaşıp hasat edilmesiyle elde edilen fıstık türüdür. Rengi tam kırmızıdır. Tane olarak daha iri bir yapıdadır. Kırmızı iç Antep fıstığı çerez olarak tüketiminin yanında, helva, çikolata ve lokum sanayisinde de tercih edilen bir Antep fıstığı türüdür.

"Ramazan ortasında padişah, Müslümanların halifesi olarak, törenle Hırka-i Şerif ve mukaddes emanetleri ziyaret eder, bundan sonra törenle Hırka-i Şerif alayı tertip edilirdi, işte dini yanı ağır basan bu törenden sonra; saray mutfaklarında hazırlanan ve yeniçeri, sipahi, topçu ve cebeci gibi kapıkulu

Baklavaya ait başka bir kayda ise 'Melceü't-Tabbahin'de rastlanıyor. Mehmet Kâmil tarafından 1844 yılında kaleme alınan, ilk basılı Türkçe yemek kitabı olan Melceü't-Tabbahin'in (Aşçıların Sığınağı) altıncı bölümünde beş çeşit baklavadan söz ediliyor ve tarifi veriliyor. Bunlar; Adi Baklava, Kaymak Baklavası, Musanna (süslü) Kaymak Baklavası, Kavun Baklavası ve Pirinç Baklavası. Eski ağırlık ölçüleri ile verilen bu tarifleri, günümüzde ancak konunun uzmanları anlayabiliyorlar. Geleneksel Türk tatlısı önceleri bugünkü kadar fazla çeşide sahip değildi. Ama, zaman ilerledikçe üzerinde çalışmalar yapılıyor ve yeni yeni lezzetler keşfediliyor. Zevkle tüketilen baklavanın, tüketici gereksinimlerine göre yeni çeşitleri geliştirilerek lezzet düşkünlerinin beğenisine sunuluyor... Baklava kelimesi etimolojik (kelime kökeni) olarak incelendiğinde ise karşımıza "Baklahu" kelimesi çıkıyor. "Baklahu" nun bohça hamur anlamına geldiği ve baklavanın açılması için gereken, oklavanın kökenin ise yine Orta Asya'daki "Oklahu" kelime kökünden geldiğini iddia ediliyor.

Baklava ve Baklavanın Tarihi Antep Baklavası geleneksel Türk mutfağına ait bir tatlıdır. Gaziantep'te babadan oğla, ustadan çırağa öğretilerek, üretim şekli ve lezzeti ile ev yapımı baklavalardan farklılaşmıştır. Ürün çok ince hamur katmanları arasına fıstık ve kaymak konularak pişirilip, üzerine şerbet ilave edilmek suretiyle elde edilen tatlıdır. Ürün yaş ve kuru olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Üretim şekli aynı olmakla birlikte kuru ile yaş arasındaki tek fark, raf ömrünü uzatmak için, kuru baklavanın, kaymak kullanılmadan sadece hamur katmanları arasında fıstık kullanılarak üretilmesidir.

olarak da "Baklava o kadar lezzetliydi ki tatlıyla birlikte sini ve futaları da yedik" gibi sözler sarf edilerek bu anlamlı tören suistimal edilmiştir.

padişah adına teslim aldıktan sonra, diğer ortalardan gelen ikişer nefer futalarına sarılmış birer siniyi nizami olarak yüklenir; her bölüğün usta, saka, mütevelli, odabaşı gibi amirleri önde, baklava sinileri ve taşıyanlar arkada, açılan kapıdan dışarı çıkarlar, baklava alayı gülgüle ve nümayiş ile Divanyolu'ndan karşılıklı sıralanmış halkın arasından alkış ile kışlalara yürürdü. Sini ve futalar ise ertesi gün iade edilirdi." Şon dönemlerinde Baklava Alayı törenlerinde, sini ve futalar iade edilmez olmuş, buna gerekçe

16 kimlife

Baklavanın kökeni ile ilgili araştırma yapanların başında Los Angeles Times Gazetesi'nin yemek uzmanı Charles Perry geliyor. Perry birkaç kez baklavayı araştırmak için Türkiye'ye gelmiş, Gaziantep'te incelemelerde bulunmuş ve gazetesine baklavayla ilgili dört sayfalık yazı hazırlamıştır. Perry, aynı zamanda 2001 yılında İtalya'da yapılan Dünya Yemek Sempozyumu'nda baklavanın Türklere ait olduğunu anlatmıştır. Bu tezinde deyine baklavayla ilgili kelimelerin etimolojisini kullanmış ve ince anlamına gelen yufka kelimesinin Orta Asya'daki "Yubka" dan geldiğini ve "Kat" kelimesinin de Türkçe olduğunu söylemiştir. Zaten baklava kelimesi ayrıca Türkçe'de büyük sesli uyum kurallarına da uygundur.


KİMLife KİM HABER

17 kimlife


KİMLife DOKTOR SAĞLIK

Kemik erimesini önlemek Memorial Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Tramvataoloji Uzmanı

Doç.Dr.Haldun ORHUN

18 kimlife


5 yıldan sonra ise iki yılda bir kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmaları doğru olacaktır. Tanısı konan osteoporozlu hastalarda ise kemik yoğunluğu ölçümleri yıllık yapılmalıdır. İkincil önemli osteoporoz dönemi ise yaşlılık dönemindedir ve senil-osteoporoz adını alır ve tüm sistemlerdeki yapısal değişikliklere bağlıdır. Bel ve sırt ağrısı kemik erimesinin göstergesi olabilir mi? Kemik erimesi kendisini birçok belirti ile gösterebilmektedir. Bunların başında bel ve sırt ağrıları gelmektedir. Boyda kısalma, omurgada kırık, sırtta kamburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma, el bileğinde kırıkların olması, kaburga ve kalça kemiğinde kırıkların olması da belirtiler arasında olabilir. Aşırı kafeinden uzak durun Hastalığın önlenmesinde en önemli faktör düzenli fiziksel aktivitedir. Bu aktivite kemik sağlığı üzerinde olumlu etkisi vardır. Kemik kitlesindeki kaybı yavaşlatan egzersizler, osteoporoz sonucu oluşabilecek duruş bozukluklarını da engelleyebilmektedir. Düzenli fiziksel aktivite, 30 dk/gün olmalı ve düz bir zeminde yapılmalıdır. Özelikle sabah saatlerinde yapılması hormonal dengenin sağlanmasında etkilidir. Hastalığın önüne geçmek için doğru bir beslenme planı önemlidir. Peynir, lor, yoğurt gibi süt ve süt ürünleri ve bol sebze mutlaka tüketilmelidir. Hastalığın durumuna bağlı olarak doktor kontrolünde ilaç tedavisinin yanı sıra; doğal yollarla alınan kalsiyum ve D vitamini hastalığın tedavisinde önemli bir yer tutar. Yeterli ve dengeli günlük 1200-1500 mg temel Kalsiyum ve D vitamini alınması gerekir. Sigaradan ve alkolden uzak durmak önemlidir. Aşırı kafein tüketiminden de kaçınmak gerekir. Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine göre tedavi Yapılan kemik yoğunluğu testleri tedavi açısından önemlidir ve elde edilen değerlere göre tedavi şekillendirilir.

19 kimlife

KİMLife DOKTOR SAĞLIK

K

emik erimesi olarak bilinen osteoporoz; düşük kemik kütlesi, bozulmuş mikro-yapısal kemik dokusunun yol açtığı kemik kırılganlığında artma ile karakterli sistemik bir hastalıktır. Sessizce ilerleyen kemik erimesi eğer erken tanı ile önlemi alınmaz ise farklı sorunları da beraberinde getirerek yaşam kalitenizi etkileyebilir. Kadınların yarısı, erkeklerin üçte biri; tüm yaşamları boyunca kırılgan kemik yapısı sonucu kırık geçirmektedir. Osteoporoza bağlı olarak en sık; omurga, kalça, el bileği ve kolda görülmektedir. Alacağınız birkaç önlem ile kemik erimesinin engelleyebileceğini unutmamak gerekir. Kimler risk altında? *Kalıtsal faktörler *60 yaş üzeri olanlar *Menopoz sonrası kadınlar *Sigara kullananlar *Fazla miktarda alkol tüketenler *Düşük fizik aktivitesi olanlar *Uzun süreli yatak istirahati yapanlar *Düşük kalsiyum olan gıdalarla beslenenler *Kemik kaybına yol açtığı bilinen ilaçları kullananlar. Neden kadınlar daha çok risk altında Kemik erimesi 50-60 yaş arasında %40-55, 70 yaşından sonra %85-90 oranında görülme riski olan bir hastalıktır. Kadınlarda, özellikle menopoz sonrası, östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak bu hastalığa yakalanma sıklığı erkeklere oranla daha fazladır. Çünkü bu östrojen hormonun azalması, kadınlarda kemik erimesinin temel nedenini oluşturur. Menopoz sonrası ilk 5 yıl dikkat Düzenli kemik yoğunluğu ölçümleri erken tanı için önemlidir. Kadınlarda menopoz sonrası ilk 5 yıl, kemik erimesinin en yoğun görüldüğü dönemdir. Bu dönem osteoporoza post-menopozal osteoporoz denmektedir ve direk hormonal sistemdeki değişikliklere bağlıdır. Bunun için taramalarını ihmal etmemelidirler.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) belirlediği kriterlere göre tedavi düzenlenir. Kemik yoğunluğunda elde edilen T skoru değeri -0.1 ile üstü normal, -1.0 ile -2.5 arası osteopeni yani osteoporoz başlangıcı, -2.5 den küçük değerler osteoporoz, -2.5 den küçük ve omurgada bir veya birden fazla kırık geçirilmiş durumda ise ileri derecede osteoporoz adını alır. Osteoporoz ile ilgili ilaçların kullanılmasını gerektiren değerler -2.5 altında durumlardır. Bu durumlarda muhtelif medikal ilaçlar farklı etki şekilleri ile tedavi ederler. Bu ilaçların osteoporozu tamamen düzeltmesi beklenmemelidir. Medikal ilaçların yanında kalsiyum ve D vitamini takviyesi de gereklidir. Osteoporoza bağlı kırık geçirildiği durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelmektedir ve muhtelif uygulamalar ile kemik doku kuvvetlendirilir. Omurga kırıklarında özel üretilmiş çimento benzeri destek maddeleri, çöken kemiğin yerine konulan kemik greftleri (kendisinden ya da kadavradan alınan) ve omurganın pozisyonunu koruyan özel şekilli titanyum malzemeden yapılmış çivi ve plaklar ile osteoporoz kırıkları tedavi edilirler. Tüm anlatmış olduğumuz bu tedavi yöntemleri aslında, kırık gelişimini engelleyici tedavi prosedürlerinden çok daha zor ve maliyetli yöntemlerdir. Bu nedenlerle kemik erimesi ve sonunda oluşacak sorunların koruyucu yöntemlerle oluşmasını engellemek için bu konuda detaylı bilgilenilmesi ve nedenlerinin iyi anlaşılması gereklidir. Temel önleyici yöntem fiziksel aktivite olduğunu unutmamak gerekir.


KİMLife KUTLU DOĞUM

Hakiki Rehber Efendiler Efendisi(sav) Kutlu Doğum Haftası

İ

nsanoğlu Hz.Adem'den günümüze kadar birçok büyük insana şahit olmuştur. İsmini tarihin altın levhalarına yazdıranlar olduğu gibi silinip gidenler de olmuştur. İsmini duyuran kişiler, elbette birçok insan tarafından örnek alınmışlardır. Ama şüphesiz insanlar tarafından en çok örnek alınanlar peygamberlerdir. Bunun sebebi ise onların Allah tarafından , insanlara vazifeli

birer öğretici olarak gönderilmeleridir. Yaşantıları örnek alınacak olan Peygamberlerin hayatları hakkında yeterli derecede bilgiler mevcut değildir. Sadece Efendiler efendisi Hz. Muhammed Mustafa'dır ki (sallallahu aleyhi ve selem), hakkında çok tafsilatlı bilgilere sahip bulunmaktayız. Bunun sebebi de; Kur'an-ı Kerim'de "güzel bir örnek" olarak zikredilen Peygamberler

20 kimlife

Sultanının her haliyle örnek alınmasıdır. "Hakikaten Allah'ın Resulünde sizler için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır." (Ahzab,21) Ayetini bir emir gibi anlayan Sahabe Efendilerimiz (r.anhum), hayatın her safhasında İnsanlığın İftihar Tablosunu taklit etmişlerdir. İbadetleri harfiyen yerine getirmekle kalmayıp, neticesinde


Yeme Tarzı: Yemek yerken sağa, sola dayanmaz ve bu şekilde yemek yemeyi sevmezlerdi. Sağ eliyle yer, önünden yer, sol eliyle yiyenleri ikaz ederlerdi. İçmesi: Bazı zam anlar müstesna çoğunlukla oturarak su içerlerdi. Suyu, dinlene dinlene, yudum yudum içerlerdi. Bu dinleniş çoğu zaman üç soluk, bazen de iki nefes alma şeklinde olurdu. Kendisine sunulan bir içeceği içtikten sonra solunda daha büyük biri bulunsa da, içeceği sağındakine verirdi. Yatması-Uyuması: Bazen yatakta, bazen post üzerinde, bazen hasır, kilim ve divan üzerinde uyurlardı. Yatağı ve yastığı tabaklanmış deri olup dolgu maddesi lif idi. Sağ yanı üzerine yatar, sağ elini sağ yanağının altına koyar sonra dua eder ve uyurlardı. Avuçlarını birleştirir; İhlas, Felak, Nas surelerini okur, eline üfler sonra başından ayaklarına doğru bütün vücuduna mesh ederlerdi. Bu hareketi toplam 3 kere yaparlardı. Konuşması: İnsanlar arasında en fasih konuşanı idi. Maksadını çok kısa ve öz bir şekilde ifade ederlerdi. Konuştukları zaman, tane tane konuşurlardı. Biri sözleri saymaya

kalksa sayabilirdi. Çoğu zaman iyi anlaşılsın diye sözünü üç kere tekrar ederlerdi. Susması: Lüzumsuz konularda konuşmazlardı, yalnızca sevabını umduğu konularda konuşurlardı. Gülümsemesi: Gülüşleri tebessüm idi. En fazla güldüklerinde azı dişleri görünürdü. Küçük dili görülecek şekilde kahkahayla güldükleri görülmemiştir. Ağlaması: Bazen merhametinden, bazen ümmetinden şefkatinden, bazen Allah korkusundan, bazen de Kur'an dinlerken ağlarlardı. Oğlunun, kızının ve bazı sahabelerin vefatlarında ağlamışlardır.

Aile içi münasebetleri: Allah Resülü (sallallahu aleyhi ve selem) evde kendi elbiselerini temizler, koyunlarını sağar, yırtığını yamar, evi süpürür, devesini bağlayıp yemini verir, çarşıdan aldıklarını kendisi taşırlardı. Hanımlarıyla yaptığı sohbetlerde yeri gelince hikayeler anlatır, şaka yaparlardı. Aile fertlerine karşı devamlı mütebessim idiler. Giyinişi: Beyaz renk elbise giymiş ve beyaz renk giyilmesini tavsiye etmişlerdir. Yerken, içerken ve giyinirken sağ taraftan başlardı. EN sevdiği elbise gömlek idi. Gömleğinin kolu bileğine kadardı. Yeni bir elbise giydikleri zaman, (sarık, gömlek, rida gibi) giydiği şeylerin adını anarak dua ederlerdi. Yeni bir elbiseyi ilk defa Cuma günü giyerlerdi. Yürümesi: Yürürken ayaklarını sürümez, adımlarını atarken yerden sertçe kaldırırlardı. Hareket halinde

21 kimlife

iken sağa - sola sallanmazlar, inişli yokuşlu bir arazide yürürcesine hafifçe öne eğilirlerdi. Cesareti: Uhud gazvesinde dişi kırılmış, bir okla yaralanmıştı. Ashabın şaşırıp dağılmaya başladığı bir esnada etrafında toplanan insanlarla savaşı n bozguna dönüşmesini engellemişlerdir. Huneyn savaşının başında Müslümanlar dağılır gibi oldu. Öbek öbek Efendimizin etrafında toplanan insanlar cesaretlerini kazanıp muzafferiyete koşmuşlardır. Merhameti: Düşmanlarına karşı da çok yumuşak ve affediciydiler. Öldürüleceğini zanneden birçok esir, affedilerek bu engin merhametten nasiplerini almışlardır. Namazda bir çocuk ağlaması duysa namazı fazla uzatmaz ve şöyle buyururlardı: " Çocuğun ağlamasından annesinin hissedeceği üzüntünün fazla olduğunu bildiğimden namazı kısalttım." Sözünde Durması: Birisiyle satış muamelesi yaparlar. Şahıs biraz bekle deyip ayrılır. Hadiseyi hatırlayıp geri döndüğünde Efendiler efendisi (sallallahu aleyhi ve selem) üç gündür oradan ayrılmamıştır. Hudeybiye sulhu ilan edilmektedir. Müzakere Bitmeden Ebu Cendel'i (r.a) Müslüman saflarına sığınır. Henüz imzalanmamış şartın yerine getirilmesini isterler. Efendimiz'de (sallallahu aleyhi ve selem) Ebu Cendel'i (r.a) teslim ederler. Hastaları Ziyaret Etmesi: Hastaları ziyaret eder ve şifa bulmaları için dua ederlerdi. Çevresindeki insanların dertleriyle ilgilenir, hastalıklarını tedavi etmeye çalışırlardı. Aile fertlerinden biri hastalanınca sağ eliyle hastayı sıvazlar ve dua ederlerdi. Selamlaması: Yolda çocuklara rastladığı zaman onlara selam verirdi. Vedalaşması: Vedalaştığı insanlara hayır duasında bulunurlardı. Umre yapmak için izin isteyen Hz. Ömer'le vedalaşırken "dua" ederlerdi. Yetimlere Karşı Tutumu: Yetimi himaye eden kimseyle cennette komşu olacağını söylerdi. Yetim ve kadının hakkını yemekte şiddetle sakındırırdı. Not: Bu bilgiler Kütüb-ü Sitte hadislerinden derlenmiştir. Mustafa Gündoğdu

KİMLife KUTLU DOĞUM

sevap olmayan (yeme,içme,yatma vs.) ve bizlerin yanılgılarımızdan ötürü sıradanmış gibi görmeye çalıştığımız, günlük beşeri hareketlerini, fiillerini dahi taklit ederek Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve selem), kendi hayatlarında hakiki bir rehber kabul etmişlerdir. İşte bütün Müslümanlara örnek olacak hayatlarından kısa bir kesit: Yemesi: Günde iki kez yemek yerlerdi. Öğünlerde az yemeyi tavsiye eder, bir öğünde sadece bir hurma yedikleri de olurdu. Yemekte hiçbir zaman kusur aramazlardı. İştahı varsa yer, canı çekmiyorsa yemezlerdi. Mevcutla yetinmeyi sever, şayet yemek bulamazsa sabrederlerdi. Hatta açlıktan dolayı karnına taş bağladıkları da olurdu. Yemeğe başlamadan önce ve yemek yedikten sonra ellerini yıkarlardı. Yemeğin başlangıcında besmele çeker, sonunda da hamd ederlerdi.


KİMLife HOBİ

Ahşap Boyama Sanatı

B

azen eskimiş, cilası, boyası dökülmüş ahşap bir eşyayı yenilemek isteriz ya da yepyeni anılara merhaba diyecek ham bir objeyi baştan yaratabiliriz. Biraz beceri, ilgi ve sabırla birbirinden güzel ve kullanışlı bir çok ürünler ortaya çıkarabilirsiniz. Böylece hem yaratıcılığınızı geliştirmiş hem de bir terapi yöntemi olarak düşünürsek günün stresinden arınmış olursunuz. Attığınız her fırça darbesinde deşarj olup kendinizden birşeyler kattığınızda bu işin ne kadar

eğlenceli ve rahatlatıcı olduğunu göreceksiniz. Ahşap boyama tekniği ile eskilere yeniden hayat verin Zaman içinde eskiyen ahşap eşyalarınızı atmak yerine, onları rengârenk boyayarak, yeniden kazanabilirsiniz. Ahşap boyama tekniği, sizi yeni masraflardan kurtarırken, aynı zamanda rahatlamanızı da sağlayacak.

22 kimlife

Kadınların en büyük problemi kendi zevkine uygun olan eşyayı bulamamaktır. Ve pek çoğumuz sadece aradığımızı bulmak için ufacık objelerin peşinde günlerce koşarız. Ahşap boyama sanatıyla artık siz de zevkinize uygun objeler yapabilirsiniz. 'Ben beceremem' diye önyargılı olmayın. Çünkü ihtiyacınız olan tek şey ilgi ve sabır... Ahşap boyama tekniği, sonsuz renk seçenekleriyle farklı bir dünyanın


Alt zemin açık renge boyandıktan sonra üzerine 1 kat çatlatma midyumu sürülür. Tamamen kuruduktan sonra 2. kat midyum sürülür. Bal kıvamına gelince üzerinden çok fazla bastırmadan çatlatma 2 geçilir. Bu işlem çok yumuşak bir şekilde yapılmalıdır. Çatlatma işlemi tamamen bittikten sonra üzerine istediğimiz dekorlama çalışmasını yaparak objemizi bitiririz.

Yaratıcılığı geliştirir Ahşap boyama ile ilgilenmek için bazı temel işlemleri bilmek ve kullanılacak malzemeleri doğru seçmek gerekiyor. İsterseniz kendinizi güvenilir ellere teslim edip, yaratıcılığınızı tekniklerle birleştirip, evinizi dekore edebilirsiniz. Öğrendiğiniz her yeni teknik size yeni yetenekler katarken, yaratıcılığınızı da geliştirecektir. El emeğinizi döktüğünüz objeleri kullanmak da en büyük mutluluklardan olsa gerek. Ahşap boyama sanatıyla ilgilenmeye başlayınca, her bir fırça darbesinin ne kadar eğlenceli ve rahatlatıcı olduğunu fark edeceksiniz.

Nelere dikkat edeceksiniz? *Çatlatma yaptığınızda asla ıslak fırça kullanmayın. *Zemin boyanırken, bir sonraki kat boyayı uygulamadan önce, son kat boyanın kuruduğundan emin olun. *Desen fırçalarını su içinde bekletmeyin. *Kaliteli ham malzeme kullanmaya özen gösterin. İpuçları

İlk iş zımparalama

*Transfer yaparken transfer tutkalını hem obje üstüne hem de transferi yapacağınız fotokopi üstüne sürün ve hiç hava kabarcığı kalmadığından emin olun. Transferinizi açmak için en az 2 gün bekleyin. *Çatlatma yaparken, kesinlikle ıslak fırça kullanmayın. *Patine yaparken, fırçayı astar yönünde sürün ve fırçayı sürmeye köşelerden başlayın. *Sprey vernik kullanırken çok çalkalayın ve 30 cm. uzaktan sıkın. *Yükseltili objelerde sprey vernik kullanın. *Stencil yaparken gerekirse stencilin hareket etmemesi için kenarlarından bir bant ile tutturabilirsiniz. Mutlaka kuru bir tampon fırça kullanın ve boyanızı sakın sulandırmayın. *Ayakkabı ile boyanan objelerin verniklenmeden önce üzerine su değmemesine dikkat edin. *Wood Grainer tekniği uygularken, ahşaba uygun renkler seçilirse görünüm daha güzel olur.

Ahşap bir objeyle çalışmaya başlarken yapılacak ilk işlem zımparalamadır. Ardından boyama işlemi gelir. Ahşap boyarken çok çeşitli renkleri kullanabilirsiniz. Hatta, bir sünger veya bez yardımıyla başka renkler kullanarak efektler katabilirsiniz. Eğer fırça darbelerinize güveniyorsanız, objenizi çiçeklerle, kuşlarla da süsleyebilirsiniz. Varak, çatlatma, eskitme, dekupaj, transfer gibi pek çok teknikle ahşap boyama yapılabilir. Bir objeyi boyamaya karar verdiğinizde, öncelikli olarak teknik belirleyip, ona göre malzemelerinizi seçmelisiniz. Çatlatma Tekniği Klasik çatlatma Obje istenilen renge iki kat boyandıktan sonra çatlatma midyumu 1 kat sürülür. Tamamen kuruması beklendikten sonra 1 kat daha çatlatma midyumu kullanılır. üzerine alt zemine uygun( yaldız dışında) ikinci bir renkle tamponlayarak veya fırça yardımıyla sürülür. Aynı yerden kesinlikle 2. kez geçilmemelidir. Not: Plaid markalı çatlatma midyumu sadece kendi yaldızını çatlatır.

23 kimlife

KİMLife HOBİ

Antik Çatlatma

kapısını aralamanızı sağlıyor. Kimi zaman bakmaktan sıkıldığınız bir eşyanızı değiştirirken, kimi zaman da yepyeni ham bir objeyle yaşadığınız mekâna büyük paralar harcamadan farklılık katabilirsiniz. Evinizin bütçesine katkıda bulunabileceğiniz bu teknik, aynı zamanda sizi günün stresinden uzak tutan bir terapi görevini de üstlenecek.


KİMLife BİYOGRAFİ

Büyük Sanatkar Mimar Koca Sinan 24 kimlife


M

imâr Sinan, bir asra yaklaşan ömrünü, Türk tarihinin en muhteşem bir çağında geçirmiştir.

Bahusus, Kanunî gibi âlim, şâir ve âdil bir padişahın taht şehri İstanbul, dünyanın dört bucağından gelen âlim ve sanatkârlara bağrını açmış bir sanat meşheri; bir mutluluk ve zenginlik beldesi hâlindedir. Bu sebepledir ki İstanbul, asırlarca kâbiliyetli gençlerin, bilhassa Hristiyan gençlerinin en büyük rüyası olmuştur. Ayrıca İstanbul' da bu gençlerin tahsillerini yapıp yükselebilecekleri Yeniçeri Ocağı, Kapıkulu Sipâhisi Ocağı ve Enderun-ı Hümâyun (saray üniversitesi) gibi müesseseler mevcuttu.

olarak katılan Mimâr Sinan nihayet Purut Suyu üzerinde kurduğu sağlam köprüden sonra 1530'da 49-50 yaşlarındayken Hassa Sermimarı (başmimar) tayin edilir.(Hassa Sermimarlığını bir bakıma b u g ü n k ü Bayındırlık Bakanlığına benzetebiliriz). Görülüyor ki, Mimâr Sinan'a başmimarlık 29-30 yıl süren bir tahsil, terbiye ve tecrübeden sonra verilmiştir. Budin'den Kırım'daki Gözleve'ye; Mekke'ye kadar hüner ve dehasını göstereceği çok geniş bir zemin ve müsait bir vasat bulan Mimâr Sinan, bugün akıllara durgunluk veren ölmez eserlerini meydana getirir.

Sadece gençler mi bu rüyayı görüyordu? Hristiyan tebaâ da yüzyıllarca aynı rüyayı gördü. Çocuklarını Osmanlıya teslim edebilmek için adeta birbiriyle yarıştı. Onlar biliyorlardı ki, kendisine candan teslim ettikleri çocuklarım Osmanlı en mükemmel bir şekilde yetiştirmektedir. Yine onlar iyi biliyorlardı ki, evlatlarını ruhen, bedenen ve fikren sabırlı bir sanatkâr gibi işleyen Osmanlı, çocuklarına ikbal ve refah kapılarını da ardına kadar açmaktadır.

Mimâr Sinan, Süleymaniye'nin halka açıldığı 7 Haziran 1557 günü belki de hayatının en mes'ud anlarını yaşamışdı. Cihan Padişahı Kanunî'ye altın bir tepsi içinde Caminin anahtarını sunduğunda Kanunî: "Bu bina eylediğim Beytullahı sıdk-u safa ve dua ile yine sen açmak evladur!" der ve anahtarı Sinan'a uzatır. Böylece Kanunî'nin kendisini taltif eden söz ve nazarları ile: Ya Fettâh! diyerek kapıyı açar.

Senelerce aynı rüyayı gören Sinan'ın âilesi de zeki evlatlarını Yavuz'un padişah olduğu günlerde devlete teslim ederler.

Yüz yıla yakın yaşadığı için Koca Sinan diye de bilmen büyük sanatkâr 9 Nisan 1588'de çok sevdiği İstanbul'da vefat eder. Türbesi Süleymaniye Camiinin bir köşesindedir.

16. yüzyılda Osmanlı Ülkesi, bütün bir İslâm âlemi ile diğer Türk dünyasının sevgi ve hayranlık duyduğu, arzuladığı bir saadet diyarıdır. Zira bu asırda Osmanlı İmparatorluğu istisnasız her sahada dünyanın en ileri ve medenî bir ülkesi olma bahtiyarlığına erişmişti.

1490 senesinin 29 Mayıs cumartesi günü Kayseri'ye bağlı Kesi nahiyesinin "Ağırnas" köyünde doğan Sinan 1512 de 22 yaşlarında devşirilip İstanbul'a gönderilir. "Acemi Oğlanlık" devrini inşaat işlerinde geçirir. Bu arada Yavuz'la İran, Suriye ve Mısır'a gider. Gençliği Kayseri'de geçtiği için Selçuklu mimarisini yakından tanıyan Mimâr Sinan bu seferler esnasında gördüğü Arap, Bizans, Roma ve İran eserlerini de yakından tedkik etmek fırsatını bulur. 1521'de Belgrat seferinden önce Yeniçeri olan Mimâr Sinan, Kanunî ile Avrupa ve Irak seferlerine katılır. Gittiği her ülke ve beldede incelediği bir çok sanat eserleri Sinan'ın sanat ufkunu çok genişletmiştir. Seferlere istihkam subayı

25 kimlife

MİMÂR SİNAN'I ŞAHSİYETİ Mimâr Sinan çok mütevazi bir ömür geçirmiştir. Tarihler onun iki defa evlendiği halde çocuğu olmadığını yazarlar. İstanbul'da Aksarayla Süleymaniye muhitlerinde ikâmet etmiştir. Kaynakların ifadesine göre Sinan çok cömert bir insandı. Gece gündüz sofrasında 20-40 insanı misafir eder, ağırlardı. Dünyanın en büyük mimarı olmasına ve Kanunî devri gibi çok zengin bir zamanda baş mimarlık yapmasına rağmen öldüğü zaman parasının olmadığı görülür. Gerçekten Koca Sinan aldığı terbiye icabı bir cemiyet fedaisi olarak yaşamıştı. Batılı Mimârlar Ayasofya da gururlanıyorlar ve şöyle diyorlardı: "Osmanlılar Ayasofya kubbesi kadar cesim bir kubbe yapamadılar; galebe bizdedir." Bu sözler Mimâr Sinan'a çok dokunuyordu. Bu sıkıntısını şu sözlerle anlatır: "Şöyle bir kubbe yapıp Hristiyanlann dillerini kessem; Batılıların bu iddiası beni helâk eder. Belki bütün Âlem-i İslâm'ı


KİMLife BİYOGRAFİ

İSTANBUL'DAKİ BÜYÜK ABİDE: SÜLEYMANİYE

kederlendirir." Bu bakımdan İkinci Selim'in kendisini, Edirne'de bir Cami yapması için vazifelendirmesine çok sevinir. Beş yıl büyük bir gayret ve fedakârlıktan sonra dünyanın en muhteşem, bir abidesini yapmanın sevinci ona şu sözleri söyletir: "Selimiye'nin inşasında hizmet edip, yüce Allah'ın izni ve yardımı, Sultan ikinci Selimin de teşvik ve desteğiyle Selimiye'nin kubbesini altı zira (yaklaşık 5 m) daha yüksek, derinliğini de dört zira (yaklaşık 3.5 m) fazla inşa ettim."

MİMAR SİNAN’IN SAN’ATI VE ESERLERİ

Bu cümlelerde, Cami'nin inşaatı bittiğinde 84 yaşında bulunan Sinan'ın büyük azmi, sarsılmaz inancı ve yüce himmeti çok düşündürücüdür. Ayrıca bu sözlerde Osmanlı Devletinin küçücük bir aşiretlikten Cihan'ın en güçlü İmparatorluğu halinegelmesindeki sıra da bulmak mümkündür.

Mimâr Sinan dehasının mührünü taşıyan eserlerini mimarbaşı olduktan sonra vermiştir. Kendisi san'at hayatını üç merhalede özetler. Bunlar sırasıyla kalfalık, ustalık ve üstadlık devirleridir. Kalfalık döneminin en mühim eseri İstanbul'daki Şehzade Camisidir.

Sinan'ın mühründe: "Elhâkir-ül Fakir Mimâr Sinan" yazılıdır. Bu sözler yüce Yaratıcı'nın muhteşem eserleri ve hârikulâde San'atı karşısında; çok duygulanan, ince ruhlu ve mütevazi bir san'atkârın kendi san'at gücünü ifade ettiği gibi sinesindeki asil duygulan da dile getirir.

Mimâr Sinan'ın, dünyanın en büyük mimârı olduğunu Avrupalılar bile itiraf ederler. Alman tarihcisi Babinger'e göre Sinan: "Türklerin Michelangelo'sudur." Diğer bir Alman sanat tarihcisi H. Glück'e göre ise Sinan, Avrupa medeniyetinin en büyük ismi olan Michelangelo'dan üstündür.

Kanunî'nin sevgili ve yiğit oğlu Şehzade Mehmet 22 yaşlarında hayata veda eder. Kanunî teselliyi onun adına yaptırdığı bu eserde bulur. Eser Camisi, türbesi medreseleri ve imaretleriyle külliye şeklinde inşa edilmiştir. Beş senede tamamlanan (1543-1548) Cami'nin bilhassa minareleri zarif ve süslüdür. Camide iki şerefeli iki minare bulunur. Türbedeki çinilerse Türk san'at ve ustalığının en zarif örnekleridir.

Mimâr Sinan'ın eserleri Osmanlı İmparatorluğunun güç ve azametini taş ve mermerde ebedileştiren ulu abidelerdir. Mimâr Sinan'ı ne zaman hatırlasam, onu Osmanlı Türkünün hayat ve felsefesini taşta ve mermerde ifade eden bir san-atkar olarak düşünürüm. Süleymaniye Camiini ele alalım: İstanbul'un yedi tepesinden birinde inşa edilmiş olan bu muhteşem abideye insan uzaklardan bakınca bir ürperti duyar. O derece büyük ve heybetlidir. Dışdan bakıldığında, hele yabancıların nazarında da Osmanlı öyle bir intiba bırakır. Camiye yaklaştıkça durum değişir. Çok değişik malzemenin kullanıldığı bu eserde oldukça güzel bir kompozisyon yani tam bir bütünlük ve âhenk hakimdir. M. Sinan ham maddesi çok çeşitli ve cansız cisimlerden ibaret olan maddeye yücelere kol kanat açmış bir ulvilik, insana daima sonsuzluğu fısıldayan bir ruh kazandırır. Osmanlı Türkü de öyle değil miydi? Osmanlı gerçekten dünya ve ukbayı ve madde ile manâyı en mükemmel şekilde bütünleştirmişti. Avluya ve bilhassa iç avluya girilince sadelik, zerafet ve vekar gözünüze çarpar. Sinan sanki kendi ruhunu ve iç dünyası ile beraber bütün bir Osmanlıyı bu şahesere; kelimeleri, taş, tuğla, kiremit, demir ve mermerden olan bir "âbide-kitap" halinde yazmıştır. Burada mühim bir hususu daha belirtmeden geçemiyeceğiz. Süleymaniye sadece camiden ibaret değildir. Bir külliye halinde inşa edilmiştir. Külliye 700.000 m2 lik bir sahada kurulmuştur. (Vatikandan büyük ve Monako devletinin yansı kadar). Caminin sağında ve solunda dört medrese, bir Tıp fakültesi, bir darüşşifa (hastahane), bir kütüphane, bir kervansaray, bir imaret, bir ilkokul, bir dârü'lhadis, bir dârü'l-kurra, bir misafirhane, bir yeniçeri ağası sarayı ile büyük bir çarşı ve hademe evleri vardı. Öyleki medresesinin fen kısmı 4 ayrı medreseye ayrılmıştı. Her kısımdan ayrı mühendisler yetişiyordu. Hammer'e göre yabancılar içinde bir hastahane vardı. Süleymaniye yedi senede tamamlanmıştır.

26 kimlife


Cami'nin yazılı çinilerinin sanat değeri çok yüksektir. Cami'ye ayrı bir güzellik veren 999 penrcenin her biri insana Esma-ı Hüsnayı terennüm eden alî ruhları hatırlatır.

Süleymaniye'nin inşaatında tutulan muhasebe defterleri 164 olarak tesbit edilmiştir. Defterleri tetkik edenler, organizasyonla, teknik gücün büyüklüğünden hayranlıkla bahsederler.

SERHAT BOYLARINDA BİR UMRAN: SELİMİYE

Selimiye, yurdumuzun en güzel ve en zengin tarihi hazinelerini sinesinde barındıran serhad şehri Edirne'de inşa edildi. 1568'de temeli atılan külliye 1574'de tamamlanır. Kâtib Çelebi, mükellef bir medresesi olduğunu ve en büyük müderrisin (profesör) bu medresede bulunduğunu yazar. Külliye Türbe de dahil 18 ayrı binadan meydana gelmiştir. Selimiye'nin kubbesi 31.28 m çapında olup Ayasofya'nın kubbesinden büyüktür. Dört minaresi kubbenin dört bir yanında olup üçer şerefelidir. Birbirine eşit yükseklikte olan minarelerin yüksekliği 70.89 metredir. Sinan'a göre Selimiye'nin minareleri hem nazik hem de üçer yollan vardır. Bu işin büyük bir hüner istediğini ve gayet müşkil olduğunu ehli olanlar iyi bilirler der Koca Sinan. Edirneli tarihçi Cevri Çelebi'ye göre, her minarenin üçer şerefesi vardır. Harem (saray) tarafına bakan iki minarenin içinde üçer merdiven vardır. İlk merdiven birinci şerefeye, ikinci merdiven hem birinci şerefeye hem ikinci şerefeye, üçüncü merdiven de her üç şerefeye çıkar. Kıble duvarında olan iki minarede birer yol vardır.

Yabancılar bile bu gerçeği çekinmeden yazarlar. Alman mimârı mütehassısı Prof. Ernst Diez: "Selimiye'deki mekan tesiri ve ışık müesseriyeti yeryüzündeki bütün mimarî eserlerin üstündedir" der. Eserlerinin bütününe gelince, şâir ve nakkaş Sâi Mustafa Çelebi'ye dikte ederek yazdırdığı "Tezkiret-ül-Bünyan" yahut "Tezkiret-ül Ebniye" isimli eserindeki cedvele göre şöyledir: Camiler: 81, Mescidler: 50, Medreseler: 55, DarülKurra: 7, Türbeler: 19, İmaretler: 14, Darüşşifa (hastahaneler): 3, Su kemeri ve bendler: 7, Büyük köprüler: 8, Saraylar: 33, Mahzenler: 6, Hamamlar: 32, Kervansaraylar: 16, Bütün bu eserler İmparatorluğun her tarafına dağılmıştı.

Hammer'e göre Süleymaniye Ayasofya'dan üstündür ve caminin mimârın zenginliği ile yapısındaki zerafet adetâ olağanüstüdür.

Mimâr Sinan'ın büyük bir azimle özenerek meydana getirdiği en büyük eseri Selimiye Camiidir. Kendisinden dinleyelim: "Kalfalığımı İstanbul'daki Şehzade Camiinde icra ettim, üstadlığımı da İstanbul'daki Süleymaniye Camiinde tekmil ettim. Amma cümle gücümü bu Selim Han (İkinci Selim) camisine sarfedip bütün san-at ve hünerimi gösterdim."

taş, mermer ve çinide ifadesini bulan harikulâde bir üslûpla meydana getirdiği SELÎMÎYE MANZUMESİ ile yapmıştır.

Yalnız Osmanlı mimârisinin değil dünyadaki mimarî eserlerin de en üstünü ve mükemmeli kabul edilen Selimiye gerçekten her yönüyle bir şaheserdir. Selimiye'de dikkati çeken ilk husus mekan büyüklüğü, yani ihtişamdır. Daha sonra zerafet, güzellik ve caminin içindeki aydınlık ve ferahlık eserde bâriz olarak görülür. 16. yüzyılın en büyük şâirlerinden birisi olan BAKÎ Kanunî ile çağını "Kanunî Mersiyesiyle" içten ve âhenkli bir şekilde dile getirir. Kanaatimizce Bakî'nin bu güçlü şiirine en güzel nazireyi Mimâr Sinan;

27 kimlife

Bunlardan başka eserleri olduğu gibi, sayıları kırka varan değerli mimârlar da yetiştirmiştir. Bunlardan Yeni Cami'nin mimârları Davut Ağa ile Dalgıç Ahmet Çavuş; Babür'ün daveti üzerine Hindistan'a gidip Delhi, Lahor ve Keşmir'de güzel eserler veren Mimâr Yusuf en meşhur olanlarıdır. Hülâsa Mimâr Sinan gibi fazilet ve san-at abidesinin hatırasına sahip çıkmak gayretli ve faziletli gençliğin şiarı olmalıdır. Yazımıza aşağıdaki beyitle nihayet vermek istiyoruz. "Nice bünyân, kılup umrân; muazzez yurt, "ebed-müdded" Mimâr-ı Emcedün cennet; mekânı olsun âkıbet." Sızıntı Ekim 1982 / Muharrem YILDIZ

KİMLife BİYOGRAFİ

Ayrıca eser, bize devrin teknik ve malî gücünü de gösterir. Süleymaniye' nin inşasında 996.300 altın sarfedilmiştir. Böyle bir malî gücü bugün ancak çok zengin ülkeler karşılayabilir.


KİMLife 23 NİSAN

Bugünün Küçükleri, Yarının Büyükleridir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

A

tatürk, 23 Nisan 1920'de işgal altındaki Osmanlı İmparatorluğu'ndan Cumhuriyet'e geçisin ilk adımı olan Büyük Millet Meclisi'ni açtı. Meclisin kurulması halkın kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesi demekti. Ulusal egemenliğinin simgesi haline gelen 23 Nisan, 27 Mayıs 1935'te de meclisin aldığı kararla Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kabul edildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, gelecekte imza atacağı büyük başarılar için, geleceğin büyükleri çocukları önceden, sadece onlara özel bir bayramla ödül-

lendirdi. Bu nedenle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk'ün Türk çocuklarına armağan ettiği çok anlamlı bir bayramdır. UNESCO'nun da 1979 yılını "Çocuk Yılı" ilan etmesinin ardından, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, bayramın uluslar arası kutlanmasına karar verdi. Böylece 23 Nisan, "Uluslar arası 23 Nisan Çocuk Şenliği" olarak kutlanmaya başlandı. Her yıl 23 Nisan'da dünyanın tüm ülkelerinden çocuklar Türkiye'ye gelir. Onları Türk çocukları ve aileleri evlerinde misafir ederler. Ülkemize dünyanın

28 kimlife

dört bir yanından gelen çocuklar, kendi rengarenk geleneksel kıyafetlerini giyer ve kültürlerini paylaşmak için çeşitli gösteriler sunar. Çocukların günü 23 Nisan'da her şey çocukların mutluluğu için hazırlanır. Bütün çocuklar hepimizin kardeş olduğunu ve aslında savaşmak için hiçbir neden olmadığını kanıtlar şekilde beraber oyunlar oynar, dans eder, şarkılar söyler. Bütün Dünya çocuklarının ve milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.


KİMLife ?

29 kimlife


KİMLife RÖPORTAJ

Sizi Kim Destekler Türkiye Özel Sporcular Derneği ile Röportaj 30 kimlife


Türkiye Özel Sporcular Derneği olarak ne tür yarışmalar düzenliyorsunuz? Derneğimiz yıl boyunca 8 yaş üzeri zihinsel engelli bireylere Futbol, Basketbol, Voleybol, Masa Tenisi, Jimnastik, Bowling, Yüzme, Atletizm, Kayak branşlarında yerel, bölgesel ve ulusal yarışmalar düzenlemektedir.Özel Sporcu'larımıza uluslararası yarışmalara katılma olanağı sağlanmakta, belirli dereceleri elde eden Özel Sporcu'lar ise her dört yılda bir dönüşümlü olarak tekrarlanan "Özel Olimpiyatlar Dünya Yaz Oyunları" ve Özel Olimpiyatlar Dünya Kış Oyunları'na katılma imkanı elde etmektedirler. Özel sporcunun açılımı nedir? "Özel Sporcu" deyimi; ana amacı zihinsel engelli bireyler ile engelsiz bireylerin kaynaşması, zihinsel engelli bireylerin spor yolu ile özgüvenlerini sağlayıp toplumda saygı gören bireyler arasına katılmalarının sağlanması olan "Uluslararası Özel Olimpiyatlar Organizasyonu'nun amacı ile örtüşmesinin sağlanması amacıyla akredite bir "Özel Olimpiyatlar" programına kayıtlı "zihinsel engelli sporcular" için kullanılan bir deyimdir.

Toplumdan beklentileriniz nelerdir? Maalesef toplumun duyarsızlığı bizim kanayan yaramız. Her ne kadar sponsor bulmakta zorlanıyor olsakta, toplumdan tek beklentimiz maddiyat değil. Özel Sporcu'larımız ile empati kurmak için çaba sarfetmeleri, seyirci olarak yarışmalarımızda yer almaları ve Özel Sporcu'larımızı desteklemeleri Özel Sporcu'larımız için verecekleri en mükemmel hediye olacaktır.

oranında bir kısmını spor yarışmaları ve spor eğitimleri oluşturmaktadır. Bunun dışında Uluslararası Özel Olimpiyatlar Organizasyonu'nun kayıtlı 224 aktivite programında (ülke) olduğu gibi yarışmalar esnasında Özel Sporcu'larımızın sağlık kontrollerinden geçirildiği "Sağlıklı Sporcu Programı", ailelere yönelik düzenlenen bilgi verme ve bilgi destek ağı oluşturma amaçlı düzenlenen bilinçlendirme seminerlerinin ana çatısını oluşturduğu "Özel Olimpiyatlar Aile Destek Programı", 6. ve 8. sınıfta öğrenim gören zihinsel engelsiz bireylerin bilinçlendirilmeye çalışıldığı "Özel Olimpiyatlar Haydi Sende Katıl Programı", "Özel Sporcu Yardımcı Antrenör Programı", "Özel Olimpiyatlar Sporcu Liderlik Programı", "Özel Olimpiyatlar Karma Sporlar Programı" Uluslararası Özel Olimpiyatlar Organizasyonu'nun çok sayıdaki spor harici programlarından bazıları olarak sıralanabilir.

Türkiye Özel Sporcular Derneği olarak engelli sporcular için düzenlediğiniz aktiviteler nelerdir? Derneğimiz yıl boyunca 40-45 aktivite düzenlemektedir. Adımızdan da anlaşılacağı üzere aktivitelerimizin % 90

31 kimlife

Türkiye özel sporcular derneğinin kuruluş amacı nedir? Derneğimizin kuruluş amacı; Zihinsel engelli kişilere çeşitli spor dallarında eğitim sağlamak, sporu rehabilitasyon'un bir parçası olarak uygulamak, zihinsel engelli kişinin kondisyonunu geliştirmek, spor yolu ile cesaret, disiplin, ve özgüven kazanmasına, toplum ile ilişki kurmasına yardımcı olmak, toplum tarafından kabul edilmelerini, toplumun saygın bireyleri haline gelebilmelerini sağlamak, Özel Sporcu'larına çeşitli spor dallarında spor yapma olanağı sağlamak ve organize etmek, ruhsal ve bedensel olarak boş zamanlarını değerlendirmektir. Aile destek programı ile neler yapmaktasınız? Aile Destek Programı'mız henüz bir coğrafi bölgemizde yapılanmasını tamamlamış olup, bu yılın Nisan ayının ilk haftasında iki ayrı coğrafi bölgemizde de yapılanmasını tamamlamış olacaktır. Bu program dahilinde; çoğunluğunu ailesinde zihinsel engelli bireylerin bulunduğu ebeveynlerin oluşturduğu gruplara programın yapılanması, bilgi destek ağı oluşturulması ve Özel

KİMLife RÖPORTAJ

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Öncelikle bu röportaj yolu ile en azından; hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine sahip KİM Marketler grubu'nun değerli müşterilerini TÖSSED'in vizyonu, misyonu ve faaliyetleri hakkında bilinçlendirme fırsatı verdiğiniz için tüm "Özel Sporcu'larımız adına şükranlarımı iletmek isterim. Adım Melih Gürel. 1961 İstanbul doğumluyum. Evli ve 10 yaşında bir kız çocuk babasıyım.Yüksek öğrenim nedeniyle uzun yıllar kaldığım A.B.D.den yurda dönüşümü müteakip sigorta ve sağlık sektörlerinde üst düzey yönetici olarak görev aldım. 2004 yılı başından bu yana ise Türkiye Özel Sporcular Derneği'nin Genel Koordinatörlüğü'nü, "Özel Olimpiyatlar Türkiye" organizasyonunun ise Ulusal Direktörlüğü görevini yürütüyorum.


KİMLife RÖPORTAJ Sporcu'ların hukuki sorunları konularında bilinçlendirme seminerleri verilmektedir. Özel Olimpiyatların engelli kişilere sağlamış olduğu yararlar nelerdir? Öncelikle affınıza sığınarak terminoloji açısından küçük bir düzeltme yapmak isterim. "Uluslararası Özel Olimpiyatlar" organizasyonunun küresel bazda 3,5 milyonun üzerinde kayıtlı "Özel Sporcu'su bulunmakta olup bu kişilerin "Özel Sporcu" olabilmesi için birinci şart uzman bir hekim tarafından tanısı konulmuş zihinsel engele sahip olmaktır. Uluslararası Özel Olimpiyatlar'ın küresel bazdaki 200'ün üzerindeki akredite programında zihinsel engelli sporcular için kullanılan ortak terminoloji Özel Sporcu'dur. Dolayısı ile sorunuzu "engelli kişiler" olarak değil, Özel Sporcu'lar olarak algılayarak cevaplamak isterim. Uluslararası Özel Olimpiyatlar Organizasyonu'nun yurdumuzdaki akredite ve resmi tek temsilcisi konumunda bulunan derneğimizin (TÖSSED) ve dolayısıyla Özel Olimpiyatlar Türkiye Organizasyonu'nun (www.soturkiye.org. tr ) hedefi: zihinsel engelli kişileri yakın çevrelerinin dar sınırlarından çıkarıp yaşamın akışı içine çekmek,onlara toplumda saygı gören yararlı ve üretken bireyler olabilme fırsatı vermektir. Daha önceki sorunuzda da yanıtlamaya çalıştığım üzere; amacımız; 8 yaş üzeri zihinsel engelli bireylere çeşitli olimpiyat sporlarında düzenli eğitim ve yarışma olanakları sağlayarak fizik kondisyonlarını, motor becerilerini ve yeteneklerini geliştirmelerine , cesaretlerini sergilemelerine, başarının mutluluğunu yaşamalarına, toplum ile ilişkilerini güçlendirmelerine yardımcı olmaktır.

Özel Sporcu'larımız spor yaparak başarının mutluluğunu yaşamakta, bir şey başardıklarını ispatlayarak daha önce dışlandıkları arkadaşları ve toplum tarafından kabul edilmekte dolayısı ile özgüven kazanmaktadırlar. Kim market ile yapmış olduğunuz kampanyadan biraz bahseder misiniz? KİM Market ile yaptığımız kampanya ile KİM Marketin yurdun büyük bir bölümüne yayılmış perakende mağazalarında satılan bir yüzünde KİM Market, diğer yüzünde ise TÖSSED logosu bulunan kupalardan elde edilen gelirin bir kısmının derneğimize aktarılıp Özel Sporcu'larımızın biraz önce sözünü ettiğim faaliyetlerdeki konaklama, yiyecek, içecek, malzeme, vb. giderlerine destek olması amaçlanmaktadır. Bu kampanya fikri nasıl ortaya çıktı? Bu fikrin sahibi yanılmıyorsam Kim Grup İnsan Kaynakları Müdürü Sn. Ahmet Tamahkaroğlu. Kendisi onursal başkanımız Sn. Dilek Sabancı'nın geçen yıl sonlarında çeşitli sektör temsilcilerine gönderdiği sponsor arayışı içerikli mektuba cevap veren bir avuç değerli kişiden biri olma özelliğini taşıyor.

32 kimlife

Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz? Açıkçası bu kampanyadan çok fazla bir maddi beklentimiz yok. Diğer taraftan en büyük beklentimiz bu kampanya ve KİM Dergisi yoluyla ulaşabileceğimiz vatandaşlarımızın konuya gerekli duyarlılığı gösterip imkanları dahilinde derneğimize destek olmaları, en azından Özel Sporcu'larımız ve faaliyetlerimiz hakkında bilinçlenerek zihinsel engelliler hakkında toplumda oluşan ön yargının kırılmasına yardımcı olmaları. Bana bu sohbet imkanını vermenizden dolayı TÖSSED Yönetim Kurulu, şahsım ve derneğimizin çatısını oluşturan yaklaşık 15.000 Özel Sporcu'muz, aileleri, gönüllülerimiz, antrenör ve idarecilerimiz adına bir kez daha şükranlarımı sunar, yayın hayatınızda başarılar dilerim.

Özel Olimpiyatlar Türkiye Tarihçesi Türkiye'de Özel Olimpiyat çalışmaları ilk olarak 1982 yılında Prof. Dr. Hıfzı Özcan ile Kennedy Vakfı arasında imzalanan anlaşma sonucu Türk Spastik Çocuklar Derneği'nde başlatıldı. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı ve Türkiye Olimpiyat Komitesi tarafından tanınan ve desteklenen Özel Olimpiyatlar, Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu'nun resmi programı olarak da benimsendi. Eğitim seminerleri, bölgesel karşılaşmalar, ulusal oyunlar ve uluslar arası oyunlara katılım gibi etkinlikleri bu Federasyonun programına alındı.


KİMLife KARİYER

33 kimlife


K襤MLife MODA

Canl覺 bahar renkleri 2012 襤lkbahar Modas覺 34 kimlife


U

Sarının birçok tonunu trend olarak görüyoruz ama bu capcanlı güneş sarısı, bu olgun limon sarısı çok gözde. Zaten yazların çoğunda bu renk moda olur. yaz denilince akla güneş geldiğinden ve güneş sarı olduğundan mı bilinmez. İşte bu sezonun rengi diyebileceğimiz renk: Turuncu. Birçok koleksiyonda ağırlıklı olarak yer alıyor. Zaten Pantone firması da 2012 yılının rengi olarak Tangerine Tango diye bir renk seçti ki turuncunun epey koyusundan çok tatlı bir ton. Portakala fazla dalıp elmayı boş vermeyin, çünkü kırmızı da çok moda. Gerçi bu ikisi de kış meyvesi ama arada yazın da bulunabilir. Emilio Pucci kırmızıyı belki de en güzel kullanan tasarımcılardan oldu. Bunu kimi zaman dantel elbiselerde kullanarak ateşli çingene rüzgârları estirdi, kimi zaman oryantal desenlere kırmızıyla renk dokunuşu kazandırdı kimi zaman çarpıcı bir kalem etek olarak, işlemeli transparan bir siyah bluzla bütünleştirdi.

KİMLife MODA

zun kış günlerinden sonra nihayetide yaz gelmeye başladı fakat yazdan önce de ilkbahar yaşayacağız mecburen, asıl konumuz olan ilkbahar yaz modası hakkında bahsedelim. Bu sene yani 2012 yılında ilkbahar - yaz trendleri olarak genellikle sarı ve tonları ön plana çıkıyor. Gerçekten hoş bir renk olan sarıyı 2012 yılında heryerde görmek mümkün. Bu yaz yine güneş tonlarının çok moda olacağı bariz. Turuncu flaş renk olarak göze çarpıyor, sarı tonları ve kırmızıya da tasarımcılar koleksiyonlarında bol bol yer verdiler. Bu yaz en moda olacağı söylenen unsurlardan biri de siyah ve beyazın bütünleşmesi. Ne zaman moda olmadı ki demeyin, bu yaz özellikle göze çarpıyor. O yüzden Emporio Armani ve Chanel koleksiyonlarında bu iki renk ağırlıklı kullanıldı, Siyahla beyazı, biri siyah biri beyaz iki parçalık bir takım halinde de kullanabilirsiniz, siyaz beyaz bir elbise olarak da. Ya da beyaz üstü siyah ve vice versa desenler halinde de. Dantellerden de yararlanabilirsiniz. Tabii bu yazın en popüler renklerinden biri olacağı söylenen beyaz var sırada. Bir turuncuya bir de beyaza en çok oyu veriyorlar. Bu yaz da kuğular gibi dolaşacağız. Beyaz moda olursa siyah da moda olur. Siyah zaten ne zaman moda değil ki. Kimi zaman ağırlık kazanıp kimi zaman ön sırayı renklere bıraksa da siyah koleksiyonlarda hep var. Zayıf göstermesi, ne giyeceğim derdinden kurtarıcı olması gibi klişe örnekler bir yana. İnsanlar siyah giymeyi seviyorlar.

Pastel hiç bu kadar gözde olmamıştı. Bu sezon Louis Vuitton ile Marc Jacobs neredeyse bütün koleksiyonunu pastel tonlarında yaparak etrafta bebek masalı atmosferi yarattı. Geçen yazın color block trendinin bu yaz pastel renklerde bir pastel block olarak devam edeceğini söyleyenler bile var. Pastel ne bulursanız alın. Geçen yaz olduğu gibi bu yaz da birçok koleksiyonda maviler gördüm. Ama bu turkuvaz tonu sanki daha bir ön plana çıkıyor. En büyük trendlerden biri olarak bahsedilmese bile, bir sürü koleksiyonda ara sıra belirerek bize göz kırptı bu parçalar. Aslında kırmızı kadar göze çarpan bir renk bu. Yüzlerce metre öteden farkedilebiliyor. Umarım turkuvaz sonraki sezonlarda en büyük trendlerden biri olur. Mavinin birçok tonunu bu yaz koleksiyonda görüyoruz, daha koyu gece mavileri de var mesela. Ama özellikle bu maviye, çok büyük bir ağırlıkta olmasa bile bazı koleksiyonlarda rastladım. Daha koyu, daha olgun bir mavi bu. Biraz da hüzünlü. Biraz zorlansa yeşilden de etkiler alacak. Koyu bir turkuvaz gibi sanki. İçinde sırlar, gizemler barındırıyor, büyüleyici bir mavi. Leylak tonlarının bu yazın ana renklerinden biri olacağı söyleniyordu ama koleksiyonda başka renkler daha büyük ağırlık kazandı. Ama leylak yok değil elbette yine var. Baharda her tonda leylaklar bahçeler süsleyecek, kıyafet olarak da üzerimizi süslesin.

35 kimlife


KİMLife DEKORASYON

Country Tarzı Dekorasyon Kendi tarzınızı yaratın 36 kimlife


Country tarzında aydınlatma yaparken ise ferforje ayaklı abajurlar kullanabileceğiniz gibi, yine ferforje avizeler de tercih edebilirsiniz. Ahşap işlemeli avize de olabilir ancak ahşap aksam parlak cilalı olamamalıdır. Ayrıca mümkün olduğunca sade modeller seçmenizde fayda vardır.

Country tarzı evlerde mümkün olduğunca ferah mekanlar elde etmeye çalışmanız Country tarzı evlerde kullanılan eşyalar gerekir. Mekanları eşyalar ile doldurmakklasik görünümlü ahşap ve ferforje ağırlıklı tan kaçınmalı, mümkün olduğu kadar boş mobilyalardır. Koltuklar büyük, geniş ve alan bırakmaya özen göstermelisiniz. ferah, büyük ve konforlu minderleri olan Ayrıca büyük pencereler ferahlık hissini modellerdir. Oyma ahşap süslemeli veya artıracağından size yardımcı olacaktır. ferforje olabilir. Ahşap mobilyalarda Kullandığınız renkler mutlak mat, beyaz, doğal ahşap renk yerine özellikle beyaz mavi, kahve ve siyah tonlarında olmalıdır. boyalı ve yapay Bu renklere yakın ve olarak görünümü ara tonlar da kullanaeskitilmiş mobilybilirsiniz ancak mümModern çizgilerden uzak alar, country tarzın kün olduğunca sıcak durun. Mümkün olduğunca tamamlayıcısıdır. ve parlak renklerden klasik çizgilere sahip eşyalar Ayrıca koltuk kaçınmalısınız. seçin. Biblolarınız cam ve kristal kumaşlarında daha çok doğal, yerine seramik, metal ev ahşap Eşyalarınız yeni pamuklu kumaşlar, olabilir. Duvarlarda yine klasik olabilir ancak mutlak çizgili, ekose veye tarzlarda yapılmış resimler kuleski görünmeliler. çiçekli desenler lanabilirsiniz. Anca sürrealist Bunu sağlayacak tercih ederseniz ve modern sanat akımlarından önlemler alabilirsicountry tarzı uzak durmalısınız. niz. Modern oda güçlendirmiş olurkokuları, özellikle sunuz. Evinizde oda spreyleri kullankullanacağınız dumak yerine, seramik bir vazoya çiçek koyvar renkleri ise beyaz ve mavi tonlarda abilirsiniz. Çiçek seçiminde kırmızı renkte olmalıdır. çiçekler yerine (gül gibi) kır çiçekleri ve Country tarzı dekore edilmiş evlerde beyaz, sarı renkli çiçekleri tercih edebilözellikle küçük halılar kullanılır. Yer masif irsiniz.

ahşap parke döşeli olabileceği gibi seramik döşeli de olabilir. Doğal taş görünümlü bir şömine de tarzınızı güçlendirecektir. Mümkün olduğunca cilalı ahşap eşyalardan uzak durulmalıdır. Eşyalar cilalı olabilir ancak cilalı oldukları pek belli olmamalıdır.

El dokuma örtü ve perdeler de tarzınıza yardımcı olur. Özellikle yatak örtünüz şile bezinden olabilir. Tüm bunlara dikkat ederseniz oldukça başarılı bir country tarzı dekorasyon yapabilirsiniz. Sevgiyle kalın. Aydın Yelmenoğlu

37 kimlife

KİMLife DEKORASYON

C

ountry tarzı olarak bilinen dekorasyon daha çok rahatına düşkün kişiler ve klasik seven kişiler için uygun bir dekorasyon türüdür. Eğer evinizi country tarzı dekore etmek istiyorsanız sizle bazı püf noktalar vereceğimiz bu yazıyı mutlaka dikkatlice okumalısınız.


KİMLife PRATİK BİLGİ

Evde işinize yarayacak

pratik bilgiler

E

zilmiş Halılar Halılarınızın ezilmiş yerlerini düzletmek için, ıslak bir bezle ılık ütüyü bu ezilmiş yerlerin üzerinde gezdirin. Bu işlemi yaparken ütüyü çok fazla bastırmamaya çalışın. Ezilmiş olan kısımların dikleştiğini göreceksiniz. Gerekirse biraz da fırçalayabilirsiniz. Çiçekleriniz Bozuluyorsa Evinizdeki çiçekler bazen böcek yüzünden kurur. Onların çiçek köklerini yemelerini önlemek için sigara külünden yararlanın. Çiçek köküne dökeceğiniz küller, böceğin hastalanıp ölmesini sağlar.

tozunu çıkarın. Çıkan toz nemli beze yapışacaından hem oda tozlanmaz, hem de eşyalarınız tertemiz olur. Güvelerden Kurtulmak İçin Güvelerin dolaplarınızı istila etmelerini önlemek için, büyükçe bir portakal alın, üzerine kabuğu görünmeyecek kadar sık biçimde karanfil batırın. Bu karanfilli portakalı giyecek dolabınıza ya da sandığın bir köşesine koyun. Böylece güveleri giyecek dolaplarınızdan uzak tutmuş olursunuz.

Tahta Kapı ve Çerçeve Temizliği Ellerinizin beyaz veya açık renge boyanmış kapı ve tahtalar üzerinde nasıl kötü izler bıraktığını bilirsiniz. Tahta eşyalar böyle kirlendiği zaman yapacağınız işlem şundan ibaret: Çiğ bir patatesi ortadan ikiye bölün ve lekeli yere hafifçe sürün. Lekeler hemen yok olacak ve eşya eski haline dönecektir. Ayrıca tahta eşyayı temizlemek için şu yöntem de çok etkilidir. İki çorba kaşığı çayı kaynar su içine atın. Su soğuduktan sora renkli kapı veya tahta eşyayı sünger yardımıyla bu su ile yıkayın. Yumuşak bir bezle kurutun. Paslı Eşyalar Makas ve bıçaklardaki pas lekesini çıkarmak için en iyi çare gazdır. Pas olan yeri birkaç defa gaza batırılmış bir bezle silin. Sonra da yünlü bir kumaş parçasıyla kurulayın.

Koltukların Tozunu Alırken Elektrik süpürgeniz yoksa ve koltuklarınızın tozunu almanız gerekiyorsa, şu yöntemi uygulayın. Tozunu alacağınız eşyanın üstüne nemli bir bez yayın, beze sopa ile vurarak

38 kimlife


Titanik 3D

Yönetmen: James Cameron. Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Kate Winslet, Billy Zane, Kathy Bates, Bernard Hill, Victor Garber, Bill Paxton, Gloria Stuart, David Warner, Suzy Amis, Ewan Stewart, Frances Fisher, Jonathan Hyde. Vizyon Tarihi: 06 Nisan 2012 Efsane gemi 100. yılını vizyonda kutlayacak...1997 yılında, henüz 3 boyutlu filmlerin hayal olarak görüldüğü bir zamanda çekilen Titanik görünüşe göre 3 boyutlu olarak geri dönüyor... James Cameron, Titanik'in 3 boyuta dönüştürüleceğini ve 2012'de tekrar vizyona gireceğini söyledi.FOX'tan gelen bilgiye göre, Titanik'in ilk seferinin 100. yılı Nisan 2012'de Titanik'i bu kez de 3 boyutlu olarak izleyeceğiz. Titanic, 1912'de yapımı tamamlandığında dünyadaki en büyük buharlı yolcu gemisiydi. 14 Nisan 1912 gecesi, daha ilk seferinde bir buz dağına çarpmış ve yaklaşık iki saat kırk dakika içinde Kuzey Atlantik'in buzlu sularına gömülmüştü.

okuyalım

Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz

Yazar: Reşit Haylamaz "Ancak O'nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile "La ilâhe illallah" diyen herkesi buraya getirmekti. Çünkü O, "Kim, Lâ ilâhe illallah derse, cennete girer." buyuracaktı. Daha baştan O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), bunun için yaratılmış ve onun için de, ilk yaratıldığı hâlde gelişi sona denk getirilmiş; peygamberlik güftesine kafiye koyacak Son Sultan olduğu için de, bedeniyle ruhunun buluşması risâlet açısından en sona bırakılmıştı. (Gönül tahtımızın eşsiz sultanı Efendimiz/ Sayfa 252)

dinleyelim

Günseli Deniz “Kalp Ağrısı”

Albümüne, albümde ilk kez seslendirdiği ve albümün ruhuna çok uyduğuna inandığı söz ve müziği Sezen Aksu'ya ait "Kalp Ağrısı" şarkısının adını veren Günseli Deniz, düzenlemelerde ise Türk Pop Müziğinde başarılı işlerle adını duyurmuş önemli müzisyenlerle çalıştı. Günseli Deniz ilk albümü "Kalp Ağrısı" ile müzik dünyasına adım attı. Aşkın hüzünlü olabildiği kadar güçlendiren hallerini anlatan şarkılardan oluşan albüm, albümün ruhuna çok uyan, söz ve bestesi Sezen Aksu'ya ait "Kalp Ağrısı" şarkısı ile aynı adı taşıyor. Günseli Deniz, bu ilk çalışmasında, "Eloğlu" isimli bir başka Sezen Aksu şarkısının akustik versiyonu da olmak üzere, toplam 11 adet yepyeni şarkı seslendiriyor.

39 kimlife

KİMLife ETKİNLİKLER

izleyelim


KİMLife SAĞLIK

Soğuk Ayran Aşı Çorbası Malzemeler * 1 çorba kasesi haşlanmış buğday * 1 su bardağı nohut * 2 çorba kasesi yoğurt * 1 tutam dereotu * Yeteri kadar su * Tuz Tarifi Bir gece önce buğdayları ıslatıyoruz. Buğdayları yıkandıktan sonra üzerine bolca su koyuyoruz ve haşlıyoruz. Buğdayları normalden biraz fazla haşlıyoruz. Buğdaylar haşlanırken suyunda koyulaşma meydana gelecek. Ayrı bir kap içerisinde yoğurdu ayran kıvamına getiriyoruz. Yalnız sulu bir ayran haline getirmiyoruz (yumuşak

ve akıcı). Yoğurdu ayarladıktan sonra ocağımızın altını kapatıyoruz. Yoğurt harcını tenceremize yavaş yavaş döküyoruz. Daha sonra tekrar ocağa koyuyoruz. Kaynamadan ocaktan indirip, tuzunu ilave ediyoruz. Eğer koyuysa ılık suyla çorbamızı açabiliriz. Üzerine ince doğranmış dere otu serpiyoruz ve buzdolabına koyuyoruz. Soğuk servis ediyoruz.

Arzu ÖZBERK / Temizlik Görevlisi

Mantarlı Et Sote Bu sayfalarda yayınlanmak üzere, farklı olduğuna inandığınız, birbirinden güzel yemek ve tatlı tariflerinizi bekliyoruz. gulsahsenel@kimgrup.com.tr

Malzemeler * 1 kilo dana kuşbaşı *300 - 400 gr mantar *4-5 tane sivribiber *2 tane soğan *2 tane büyük domates *1 yemek kaşığı biber veya domates salçası *1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri *Sıvıyağ-tuz-karabiber

Tarifi Kuşbaşı etleri bir tencereye ekleyin. Orta ateşte etler suyunu salıp tekrar çekip yumuşayıncaya kadar pişirin. * Bu arada yayvan bir tencereye veya tavaya sıvı yağ ekleyip doğradığınız mantarları sotelemeye başlayın. * Daha sonra sıra ile soğan, biber ve pişen etleri de ekleyin. Tuz karabiberi de katıp orta ateşte biraz kavurun. * En son doğranmış domatesi ve salçayı ekleyip bir iki kez karıştırıp bir süre kapağı kapalı pişirin. * Hazırladığınız et sotenizin üzerine rendelenmiş kaşar ekleyip fırında kaşarlar eriyinceye kadar bekletin. Afiyet olsun.

Behiye SÖNMEZ / Grafiker


KİMLife AFİYET OLSUN

Bulgur Köftesi Malzemeler *1 su bardağı ince köftelik bulgur *2-3 çorba kaşığı un *1 tatlı kaşığı kadar tuz (damak tadınıza göre arttırıp azaltabilirsiniz) *1 kase yoğurt (arzuya göre içine sarımsak) *1 tepeleme çorba kaşığı tereyağı *1 tatlı kaşığı salça *Pulbiber, tozbiber, nane Tarifi Bir kabın içine bulguru alın ve üzerini geçecek kadar sıcak su ekleyin. Kapagını kapatıp demlenmeye bırakın.Suyunu çekip demlenen bulgurumuza azar azar un ilave edelim ve karıştırarak bir hamur yapın.Hamuru hazırlarken zorlanırzanız

1- 2 çorba kaşığı su ilave edebilirsiniz. Hazırladığınız hamurdan küçük toplar hazırlayın.Bir tencerede su kaynatın ve kaynayan suya bulgur köftelerimizi atın. 5 dk kadar haşlayın. pişen köftelerinizi sarımsaklı yoğurt ile karıştırın.Sos için tereyağını,salçayı ve baharatları bir tavaya ekleyip pişirin. Yoğurtlu köftelerinizin üzerine gezdirerek dökün. Sos ölçüsünü damak tadınıza göre daha da arttırabilirsiniz ve salça katmayıp sadece baharatlarla tatlandırabilirsiniz. Afiyet olsun.

Gülistan GÖK / Çocuk Bakıcısı

Islak Kurabiye

Malzemeler * 125 gr. margarin (oda sıcaklığında) *1 çay bardağı sıvıyağ *1 çay bardağı toz şeker *1 adet yumurta *25 gr. kakao *1 paket vanilya *1 paket kabartma tozu *3,5 su bardağı un Şerbeti için; *3 çay bardağı su *3 çay bardağı toz şeker

Tarifi Öncelikle şerbet malzemelerini küçük bir tencereye alın. Kısık ateşte karıştırak şekerin erimesini sağlayın. Kaynamaya başlayınca 6-7 dakika kaynatın. İyice soğutun. Hamur yoğurma kabına margarin, sıvıyağ, toz şeker ve yumurtayı alıp karıştırın. Kakao, vanilya ve kabartma tozunu ekleyin. Unu yavaş yavaş ekleyip hamuru yoğurun. Ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp, yuvarlayıp tepsiye dizin.175 derece önceden ısıtılmış fırında pişirin. Kurabiyeler sıcakken soğuk şerbetin içine teker teker atın, bekletip, çıkartın. Kurabiyeleri tekrar pişirdiğiniz tepside sıkışık şekilde ortasında toplayın. Tencerede az miktarda şerbet kalacak. Kalan şerbeti kurabiyelerin üzerine döküp üzerini başka bir tepsiyle kapatın. Bir gece bekletin. Bu işlem sonunda kurabiyeler tüm şerbeti çekecek.Arzu ettiğiniz şekilde süsleyip servis yapın.Afiyet olsun..

Saadet SONGÜL / Kuaför 41 kimlife


KİMLife RÖPORTAJ

Avukatlar Günü Kutlu Olsun

Hukuka ve Adalete Duyulan Güven

İ

lk kez 1958 yılında İzmir'de Türkiye Barolarından gelen temsilcilerin yaptığı ve "Türkiye Avukatlar Birliği" statüsünün hazırlanması toplantısında önerilen 5 Nisan'ın Avukatlar günü olarak kutlaması kabul görmüş ve bir çok Baro ve Baromuz, 5 Nisanı avukatlar günü olarak kutlamaya başlanması üzerine 1987 yılında Tekirdağ'da yapılan Türkiye Barolar Birliği genel kurul toplantısında 5 Nisanın avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Nevşehir doğumluyum, Marmara Üniversitesi mezunuyum. Bir İstanbul hayranı olarak uzun süredir İstanbul'da yaşıyorum. Değişik yerler görmek ve yeni lezzetler tatmak hayatımda önemli bir yere sahip. Ayrıca sporun da yaşamım da önemli bir yeri olduğunu belirtebilirim ki sporun insana kattığı motivasyon ve disiplin, meslek hayatı da

dahil olmak üzere yaşamımda belirleyici rol oynamakta. Hukuk'un sizin hayatınızdaki yeri nedir? Hukuku sadece yaptığım iş olarak görmüyorum, hayata bakış açımı belirleyen unsurlardan biri. Yani çevremizdeki veya kendi iç dünyamızdaki diğer olayları değerlendiriken bu kimliğin etkisi ile ister istemez karar veriyorsun. Bir noktadan sonra bu yaklaşım sizin hayat biçiminiz oluyor. Bu bakış açısı ile yaşıtlarınızdan çok daha fazla gerçekçi ve olgun düşünüyorsunuz. Öte yandan toplumda var olan olumsuzlukların günümüzde ivme kazanmış olması sizi hem karamsar yapıyor hem de bazı zamanlar yorabiliyor. Tabii ki işimiz gereği bir takım hoş olmayan olaylarla karşılaşamız mesleğin olumsuz yönü olmakla beraber, size toplumda ayrı bir saygınlık ve geniş çaplı sosyal bir çevre kazandırıyor

42 kimlife

olması mesleğin olumlu yönleri olarak nitelendirilebilir. Göreve geldiğinizde ilk neler yaptınız? Genel anlamda Türkiye'deki hukuk fakülterinin birçoğunda hukukun teorik kısmınıne ağırlık verilmekte ki özellikle mezun olduğum üniversitede doktrinel eğitim ön plandaydı. Dolayısı ile meslek yaşantımın ilk zamanlarında teorik kısmı paratikte uygulamaya çalıştım. Bu doğrultuda zamanımın çoğunu adliyelerde geçirdim ve teorik bilgimi pratikteki uygulamalarla harmanladım. KİM Grup'a geldiğimde ise çeşitli hukuki zeminlerde edindiğim tecrübeyi bu saygın kurumsal yapının sistematiğiyle birleştirdim. Bu doğrultuda tüm birimlerimiz ve hukuk departmanı olarak tam bir yeknesaklık içinde frimamız politikaları doğrultusunda adımlarımızı atmaktayız.


Kim Market, tüketicilerinin karşılaştığı sorunlarar hukuka dayalı çözümler üretmektedir.

Avukat olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz? Hiç böyle bir ihtimali düşünmedim. Ancak bunu ifade ederken sadece avukat kimliğinden bahsetmeyip bilakis geniş anlamda adalete hizmet eden hukukçu kimliğinden söz ediyorum.Bir başka deyişle avukat olmasaydım dahi yargının diğer iki ayağı olan iddia veya karar makamlarından birinde yer alırdım. Kaldı ki çocukluk hayalim olan savcılık makamı fakülteden mezun olduktan sonra beklentilerimi karşılasaydı şuan avukat değil idealist bir savcı olarak yargı sisteminde yer alıyor olurdum. Avukat olmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Biraz önce de değindiğim üzere savcı olmak benim çocukluk hayalimdi. Ancak avukatlık ve savcılık mesleğini staj dönemimde mukayese edebilme olanağı buldum. Bu süreç dahilinde yaptığım kişisel izlenimler benim bu mesleği icra etmemin daha uygun olduğunu gösterdi. Hukuk’ta hangi alanda avukatlık mesleği yapmaktasınız? Sohbetimizin başında da bahsi geçtiği üzere malesef aldığımız hukuk

43 kimlife

eğitiminde teori ve pratik dengesi pratik aleyhine önemli ölçüde kaybolduğundan genç meslektaşlarım kendilerini uygulamaya adapte etmekte zorlanacaklar ki bu durum zaman geçtikçe karamsarlığa ve hayal kırıklığına sebep olabilecektir. Bu nedenlerle uygulamadaki farklılar gibi fiili gerçekler ile ne kadar çabuk yüzleşirler ise o kadar doğru tercih yapabileceklerine inanıyorum. Bunun için de genç meslektaşlarıma tavsiyem hukuk eğitimi aldıkları esnada uygulamaya şahit olabilecekleri organizasyonlara katılmaları, hukuk büroları ile bağlar kurmalarıdır. Ülkemizin bilinen sorularından biri olan hukukun yavaş işlemesi üzerine bize neler anlatabilirsiniz? Yargının yavaş işlemesinin nedenleri ve çözümlerine ilişkin yıllarca süregelen tartışmalar dahi bu soruya maalesef nihai bir yanıt verememiştir. Ancak, kısaca belli başlı hususları özetlemek gerekirse son dönemdeki hukuk reformları hiç şüphesiz yargılama sürecini hızlandıracaktır. Ancak bunun yeterli olmayacağı kanaatindeyim. Zira sorunun temeline inecek olunursa üniversitede alınan eğitimin yeni bir sisteme oturtulmasının bu yolda atılacak adımlardan biri olduğuna inanmaktayım. Bir diğer adımı ise biz avukatlar da dahil olmak üzere tüm adalet çalışanlarının alanında uzmanlaşmalarını sağlayacak zeminin oluşturulması için gerekli düzenlemelerin yapılması olarak ifade edebilirim. Av.Buket ŞAHİN

KİMLife RÖPORTAJ

Mesleğinizin zevkli tarafları nelerdir? Sizin hem profosyonel bilgi birikiminize hem de kişisel niteliklerinize inanılması dümendeki bir kaptana gemi müreddebatının güvenmesi gibidir. Sadece siz ve müvekkiliniz inandığınız yolda berabersiniz ve gemi varış limanına zamanında güvenli bir şekilde vardığında duyduğunuz haz mesleğin en keyifli tarafı diyebilirim. Kadın bir avukat olmanın zorlukları var mıdır? Öncelikle belirtmem gerekir ki, hem bayan hem de bay meslektaşlarım için avukatlığın zorluklarını yadsıyamayız. Ancak, oluşan genel yargının aksine ben bayan avukat olmanın olumsuz taraflarını yaşamak yerine olumlu sonuçları ile karşılaştığımı söyleyebilirim. Örneğin erkek meslektaşlarıma gerek müvekkil gerekse hukuki prosedüre dahil olan kimselerce tanınan töleransın biz bayan avukatlara gösterilenden çok daha az olduğuna şahit oldum. Ayrıca yargı çevresinden gördüğünüz daha anlayışlı ve yardımsever tutum biz bayan avukatların işlerini daha kolaylaştırmaktadır. Kariyer mi? Evlilik mi? İkisi bir arada mı? Daha önceden de bahsettiğim üzere hukuki mantalite bence burada da etkin bir rol alacaktır diye tahmin ediyorum. Şöyleki, profesyonel mesleğimiz adalet terazisini dengede tutmak olduğundan, denge hayatımızın amacı. Bu doğrultuda hem ailevi hem de mesleki yaşantının dengeli olması gerekmekte. Kimi zaman özellikle mesleğin başında önceliklerimiz farklı olsa dahi ilerleyen zamanlarda asıl olması gereken terazinin her iki kolunu da dengede tutmayı başarabilmektir. Yani her ikisi bir arada. Şuanda üzerinde çalıştığınız davaların ağırlıklı konusu nedir? Şirketimizin faaliyet alanını ve ticari ilişkilerimizi göz önünde bulundurduğumuzda ticari uyuşmazlıklar ilk sırayı alıyor. Hiç kuşkusuz ki ticari uyuşmazlıklar idari ve cezai boyutu da içinde barındırdığından söz konusu yelpaze genişlemesi kaçınılmaz olmaktadır. Öte yandan şirketimiz hızla büyümekte ve sektördeki payını her geçen gün arttırmakta. Dolayısı ile sağlamış olduğumuz büyük istihdam, aynı ölçüde kurumsal sorumluluğu da beraberinde getirdiğinden hukuk departmanımızın ilgilenmekte olduğu hukuki alanların kapsamı genişlemektedir.


KİMLife BİYOGRAFİ

Musikinin Piri

İ

stanbul'da doğdu.Doğum tarihi bilinmiyor. Çağdaşlarının, ölümüne tarih düşürmek amacıyla kaleme aldığı mısralar ile, bestelediği yapıtlarda güfte olarak kullandığı şiirlerin yazılış tarihlerine göre, yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa'dır. Itrî, şiirlerinde kullandığı mahlastır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmıştır. Buhurîzade adının kendi lakabı mı, yoksa aile adı mı olduğu bilinmemektedir. Yaşamı üstüne bilinenler de, eski ve yeni kaynaklardaki, çoğu birbiriyle çelişen bilgilere dayanır.

Zamanına göre iyi bir öğrenim görmüştür. Ustalarından birinin Hâfız Post olduğuna kesin gözüyle bakılır. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı sanılmaktadır. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir kanıtıdır. Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede'ye (?-1671) kapılanmış, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur.

44 kimlife

Meyvecilikle çiçekçiliğe meraklı olduğu, kendi adıyla anılan İstanbu'un ünlü Mustabey armudunu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. Itırdan gelen Itrî mahlası da, çiçek merakına bağlanır. Divan şairlerinden Şeyhî'nin yazdığına göre, ölümünden sonra "Mevlevihane Yenikapusu haricine" gömülmüştür. Tahminen 7 padişah döneminde yaşıyor. Kırım Hanı Selim Giray'ın Çatalca'daki çiftliğinde musiki toplantılarına da katılan Buhûrîzâde'nin 4. Mehmet döneminde sık sık saraya davet edildiği, eserlerini bizzat icra ettiği de rivayetler arasında. Hâfız Post, Nasrullah Vakıf Halhali, Kasımpaşalı


Kaynakların ihtilaf ettiği bir diğer bilgi de esirciler kethüdalığı vazifesi. Rüştü Şardağ, mûsıkîye yetenekli ve güzel sesli gençleri seçebilmek, onları eğitmek ve müziklerini tanımak için bu görevini ısrarla istediğini, padişahın da bestekârımızın arzusunu kabul ettiğini yazıyor. Vefatına "Buhûrizade'yi bûya-yı bezm-i adn ide Allah (Allah Buhûrizade'yi, cennet meclisinin en güzel kokusu yapsın)" kıt'asıyla tarih düşülen Itrî'nin ahirete irtihal tarihi bazı kaynaklarda 1711, bazılarında ise 1712 olarak geçiyor. Yani 2012'nin 300. vefat yıl dönümü olduğu da meçhul... Musıkinin Pîri Sadettin Heper'in tereddüdü gösteriyor ki hiçbir zaman açıktan tartışılmasa

da alttan alta bu efsaneden şüphe duyan insanlar var ve tereddütlerini kulaklara fısıldıyorlar. Peki, neden seslerini yükseltmeye cesaret edemiyorlar? "Çünkü" diyor Fikret Karakaya, "Türk müziğinin üzerine bina edileceği bir pîre ihtiyaç duyuluyor ve bu makama Itrî layık görülmüş." Osmanlı musiki üslubu, 17. yüzyılda oluşmaya başlıyor. Itrî de bu üslubun o dönemdeki en büyük temsilcisi kabul ediliyor. Dinî musikinin çok önemli eserleri; Segâh Bayram Tekbiri, Segâh Salat-ı Ümmiye, Cuma Salatı, Dilkeşhâveran

Gece Salası, Rast Naat, Itrî'ye ait. Camilerde cumhur müezzinliği çerçevesindeki birtakım uygulamaların ve bunların musikiyle ilgili düzenlemelerinin, teravih namazı esnasında makam değiştirme kurallarının da Itrî tarafından konulduğu rivayet ediliyor. Otoriteler, Hafız Şirazi'nin "Gülbün-i iyş mînemed sâkii gül'izâr kû" mısraıyla başlayan gazeli üzerine bestelediği neva makamındaki kârın bu formun şaheserlerinden olduğunu belirtiyor. Biz neye dayanarak itiraz ediyoruz o halde? Fikret Karakaya, elimizdeki notaların o devrin üslubunu yansıtmadığını söyleyerek giriyor mevzuya. 1675'te vefat ettiği tahmin edilen Ali Ufkî Bey, ondan sonra aynı yüzyılın eserlerini kayıt altına alan

45 kimlife

KİMLife BİYOGRAFİ

Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi'ler ustaları arasında sayılsa da biraz araştırınca bunun da yakıştırmadan ibaret olduğu çıkıyor ortaya. Kim, kimden ne ölçüde etkilenmiş belli değil... Talik hattında söz sahibi bir hattat olan Mustafa Itrî Efendi'nin şair olduğu, şuara tezkirelerine geçen şiirlerinden anlaşılıyor. Naat, gazel, muamma, tahmis, nazire, tarih ve kıtalarının yanı sıra hece vezniyle yazılmış şiirleri de ulaşmış bugüne. Ama aynı dönemde üç şair Itrî yaşadığı için elimizdeki bütün şiirlerin ona ait olduğunu söylemek de zor. Yenikapı Mevlevîhânesi son şeyhi Abdülbâki (Baykara) Dede, Mevlevi olduğuna işaretle "Mecmûâ-i Ayin-i Şerif'inde segâh ayin-i şerifi "Itrî Dede'ye atfediyor. Bunun da belgesi yok. Ancak müzikolog Yalçın Çetinkaya, Mevlevîliğinin ispatlanabilir bir iddia olduğu kanaatinde. Öncelikle günümüze ulaşmış Mevlevi ayini var. "Ayin bestelemek için o havayı teneffüs etmek, geleneğe, adap ve erkâna aşina olmak ve o ortamda da bulunmak gerek." diyor Çetinkaya. "Bu havayı hiç teneffüs etmemiş olsa beste kendini ele verir. İş sadece büyük usuller kullanmak değildir. Ayine o ruhu verebilmek önemlidir." Ayrıca bugün bile devam eden müziğin helal olup olmadığı tartışmalarının zirvede olduğu Osmanlı'da, Mevlevîhânelerin müziği tolere eden kurumlar olduğunu da akılda tutmak gerekiyor. Bu sebeplerle derviş mi, muhip mi, müdavim mi olduğunu bilmesek de Mevlânâkapı'da doğmuş bir bestekârın Yenikapı Mevlevîhânesi'nden uzak durduğunu düşünmek akla yakın görünmüyor.

Kantemir ve Kevseri'nin notları sayesinde 17. asır musiki üslubu biliniyor. Fakat sadece Kantemir'de, yarım bir Itrî bestesine rastlanıyor. Hisar Saz Semaisi'ni Kantemir mi yarım yazdı, Itrî mi eseri yarım bıraktı? Bilinmiyor. Besteyi inceleyen Karakaya, "Pek bir şey ifade etmiyor." diyor sorumuza cevaben. "Bu bestenin efsaneyi yansıtacak, haklı çıkaracak bir seviyesi yok." Asıl önemi besteciliğindedir. Yapıtlarıyla bir çığır açmış, Klasik Türk müziğinin kurucusu olmuştur. Ondan önceki bestecilerde, bir ölçüde de olsa, Orta ve Yakındoğu müziklerinin izleri sezilir. Bu etkiler onda bütünüyle silinmiş, Klasik Türk müziği diye adlandırılan, Osmanlı-Türk üslubu en belirgin çizgileriyle ortaya çıkmıştır. Klasik üsluba bağlı kalmış pek çok bestecide, az ya da çok, onun etkisi vardır. Itrî, Abdülkadir Merâgi ve Hammâmîzade İsmail Dede Efendi'yle birlikte, Türk müziğinin gelişimini yönlendiren üç önemli besteciden biri olmuştur. Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrî'nin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan yapıtta, güfte ile beste yetkin bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın, bestelenmesinden sonra Mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayin'i ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir. Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak kırk dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile bugün de Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatında ki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.


KİMLife GÜZELLİK

Baharda Doğal Makyaj Önerileri 46 kimlife


Bahar duyguların harekete geçtiği, pozitif düşüncenin hakim olduğu, yaratıcılığın en üst seviyeye ulaştığı ve aşkların canlandığı mevsim olarak bilinir. Tüm bunlara bağlı olarak gardırobumuzu ve görünüşümüzü bir miktar yenilemek bahar aylarını en iyi biçimde karşılamak ve keyfini çıkartmak için bahanemiz olabilir. Bu yıl kusursuz ciltler çok moda. Kusursuz derken parlak, genç görünen ve taze görünümlü bir cilt. Bu görünümü elde edebilmek için çok kaliteli bir fondötene yatırım yapmalısınız. Fondötenin dokusunun ve renginin size tam olarak uyum sağlaması gerektiğini aklınızdan çıkarmadan iyi markalardan birinden bir fondöten satın alabilirsiniz. Görüntünüzü tamamlamak için elmacık kemiklerinize, dudak çevrenize ve gözaltlarınıza bir parça parlatıcı sürebilirsiniz.

değişikliğe giderek metalik renkleri seçebilirsiniz. Dudaklarda parlak ve dikkat çeken rujları kullanmaktan çekinmeyin. Pembe, kırmızı, mor rujlar bu bahar ve yaz aylarında çok moda. Rujunuzun daha uzun süreli olmasını ve renginin tok görünmesini istiyorsanız ruju sürmeden önce ince bir tabaka fondöten sürebilirsiniz. Makyaj öncesi mini bir bakım Makyaja başlamadan önce cildin çok temiz olmasına özen göstermek gerekiyor. Cilt kuru ise, günde iki kez süt veya krem temizleyicilerle; yağlı ise köpük

Dumanlı gözler yine moda. Mistik bir görünüm elde etmek için bu yıl bir

Makyaja gözlerden başlayın Bahar makyajında göz rengi öne çıkartılarak bakışlar etkileyici kılınabilir. Bunun için açık renkleri tercih edin. Giyilecek kıyafetin de makyajınıza uyumlu olmasına özen gösterin. Bahar makyajında bu yılın en gözde renkleri; yeşil, mavi, mürdüm, pembe olarak sıralanıyor. Gözlerinizde bu tonları kullanmaya özen gösterin. Gece ise kirpiklere daha bol rimel sürebilirsiniz. Yanaklara pembe ve şeftali tonları Bu yıl bahar makyajında allık için pembe ve şeftali tonları öneriliyor. Eğer yüzün tamamında ışıltı isteniyorsa, allık fırçası yardımıyla şakak kemiklerinin üzerine allığı hafifçe gezdirin.

Kadınsılığı ve çekiciliği ön plana çıkarmak için kahverengi tonlarında bir allık, doğal ve taze bir görünüm için ise kırmızı tonlarında allık kullanabilirsiniz. 2012 bahar ve yaz aylarında gökkuşağı sadece gökyüzünde değil kadınların gözlerinde olacak. Neon mavi, bayrak kırmızısı, zümrüt yeşili farlar bu yazın en moda makyaj uygulamalarından biri. Eğer bu sizin için aşırı bir makyajsa daha doğal ve koyu renkleri tercih edebilirsiniz.

KİMLife GÜZELLİK

H

avaların yavaş yavaş ısınmaya başlaması ile birlikte makyaj çantamızda bazı yenilikler yapmanın vakti geldi. Doğada her şey renklenmeye, çiçeklenmeye ve taze bir başlangıca hazırken bizim yerimizde durmamız beklenemez herhalde. Farlarla gözlerinizi renklendirmeye, parlak dudaklar ve parlak bir ten ile bahar aylarını daha keyifli ve eğlenceli bir hale getirebilirsiniz.

Dudaklarınız ışıldasın Dudaklarınızı şeftali ya da bronz pembe renkli parlatıcılar ya da açık renkli rujlarla, naturel tonlarda renklendirin. Dudaklarda bu yıl ışıltılı canlı tonlar; pembe, şeftali, oranj, toprak ve altın renklerini tercih edin. ve jel temizleyicilerle temizlemeniz öneriliyor. Yine cilt tipine uygun olarak sırasıyla peeling ve maske uygulanması da faydalı oluyor. Sonrasında uygun bir tonik ya da serum, ardından da nemlendirici kremle bakım tamamlanıyor. Nemlendiricilerin en az SPF 15 veya daha üzeri koruma faktörlü olması öneriliyor. Bahar için yapılan bu cilt bakımından sonra makyaj için cildin en az iki gün dinlendirilmesi gerekiyor. Daha sonra cilde uygun fondöten seçilerek makyaja başlanması uygun görülüyor.

47 kimlife


KİMLife TANIYALIM

İstanbul Deniz Müzesi

İ

stanbul Deniz Müzesi, Türkiye'nin denizcilik alanında en büyük müzesidir, içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden biridir. Koleksiyonunda yaklaşık 20.000 adet eser bulunmaktadır. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı olan İstanbul Deniz Müzesi Türkiye'de kurulan ilk askeri müzedir.

biri olarak "Müze ve Kütüphane İdaresi" adıyla kurulmuştur.

Deniz Müzesi, 31 Ağustos 1897 tarihinde Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa`nın emirleri ve Tersane Komutanı Amiral Arif Hikmet Paşa`nın destekleri ile Binbaşı Süleyman Nutki tarafından Tersane-i Amire bünyesindeki Mayın Müfreze Komutanlığı`na ait binada dünyanın nadir örneklerinden

48 kimlife

Önceleri tasnifi yapılmamış, müze deposu olarak sergiye açılmıştır. 1914 yılında Bahriye Naziri olan Cemal Paşa, denizciliğin tüm kollarında olduğu gibi müzede de reform yapmış ve müdürlüğe Deniz Yüzbaşı Ressam Ali Sami Boyar`ı getirerek, bilimsel anlamda müzenin yeniden düzenlenmesine olanak sağlamıştır. Ali Sami Boyar 1917 yılında müzenin ilk kataloğunu yayınlamış, Türk gemilerinin tam ve yarım modellerinin yapılması için "gemi model atölyesi" ve mankenlerin yapıldığı "mulaj (döküm)-manken atölyesi"ni kurarak, müzenin geliştirilmesine ve bugünkü halini almasına temel oluşturmuştur.


armaları, gemi baş figürleri, gemilerde ve karargahlarda kullanılan tuğralar ile gemilerin isim plaketlerinin içinde yer aldığı "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisi, ziyaretçileri adeta Osmanlı dönemi ahşap sanatının ihtişamlı yolculuğuna götürüyor. Sergide, 18 adet arma, 5 adet gemi baş figürü, 22 adet tuğra, 28 adet gemi isim levhası ve 77 adet çeşitli süslemelerden oluşan eser yer alıyor. Tersane-i Amire, İstanbul'un fethinin ardından kurulmasıyla birlikte Osmanlı bahriyesinin idari merkezi ve gemi inşa faaliyetlerinin sürdürüldüğü başlıca yer oldu. Burada çalışan ve "tersane halkı" diye tabir edilen marangoz, kumbaracı, kalafatçı, burgucu ve oymacı gibi birçok ustanın arasında bugün Deniz Müzesi'nde sergilenen ahşap eserlerin yaratıcısı olan sanatkar ustalar da yer alıyor.

1956 yılında Dolmabahçe yolunun genişletilmesi sırasında müzenin müştemilatından olan garaj ve kayıkhane binası istimlak edilmiş, burada bulunan arşiv ve belgeler Dolmabahçe Sarayı`nın kuzey kısmında bulunan (bugünkü Deniz Tarih Arşivi binası) Arabacılar Dairesi`ne taşınmıştır. Son olarak 27 Eylül 1961 yılında, Beşiktaş semtinin İskele Meydanı`nda Türk Amirali Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa`nın anıtı ve türbesi yanında, bugünkü bulunduğu yere taşınmıştır. Türkiye`nin denizcilik alanında en büyük ve içerdiği koleksiyon çeşitliliği açısından dünyanın sayılı müzelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Dünyadaki en büyük arma özelliğini taşıyan "Orhaniye" fırkateynine ait 24 ayar altın varaklı ahşap kabartma baş arması, bir asır sonra "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisinde gün yüzüne çıktı.

Osmanlı Devletinin diğer devletlerden farklı olarak İslam dünyasında kullanılması yasak olan insan figürü yerine çeşitli hayvan figürlerini gemi baş figüran olarak kullandığı görülüyor.

Deniz Müzesinden alınan bilgiye göre, 24 ayar altın varakla kaplı gemi

Deniz Müzesi'nde örnekleri görülen gemi armaları, baş figürleri, gemi isim levhaları ve padişah tuğralarının ilk envanter kayıtları incelendiğinde, Tersane-i Amire'deki tavşan mağazası, oymacı mağazası ve burgucu mağazası denilen atölyelerde imal edildikleri ve müzeye buralardan geldikleri görülüyor. Osmanlı Devletinde uzun bir süre padişah tuğraları arma olarak kullanıldı, ancak tuğranın batılı armalar karşısında anlaşılmaz bir simge olarak kalması, yeni bir arma ihtiyacını ortaya çıkardı. 18. yüzyılın sonundan itibaren yapılan Osmanlı armalarının en karakteristik özelliği, militarist bir görünüme sahip olmaları oldu. Birçok silah ve simgenin bir arada kullanıldığı bu armalarda, Osmanlı Devletinin güçlü ve geleneksel bir orduya sahip olduğu mesajı veriliyor. Osmanlı armaları, devletin bir simgesi olarak harp gemilerinde, saltanat kayıklarının köşkünde, daire kapılarının üzerinde ve binaların içindeki süslemelerde dikkati çekiyor. Dünyadaki en büyük arma özelliğini taşıyan "Orhaniye" firkateynine ait 24 ayar altın varaklı ahşap kabartma baş arması da hizmetten çıkışından bir asır sonra "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisinde gün yüzüne çıktı.

49 kimlife

KİMLife TANIYALIM

1933 yılında Kasımpaşa`daki Nakkaşhane binasına taşınan müze, bu kez "Bahriye Müzesi Müdürlüğü" adıyla açılmış, II. Dünya Savaşı`nda ise olası tahribattan korumak üzere Ankara, İzmit ve Niğde`ye aktarılmıştır. 1946 yılında müzenin tekrar İstanbul`da kurulmasına karar verilerek önce bugünkü Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binasına depolanmış, sonra da Dolmabahçe Camii Hünkar Mahfeli`ne taşınmıştır. Yeni müze müdürü Haluk Şehsuvaroğlu idaresinde, 1948 sonbaharında Preveze Deniz Zaferi`nin 410. yıldönümü sırasında "Deniz Müzesi ve Arşivi Müdürlüğü" adı ile ziyarete açılmıştır.


KİMLife TANIYALIM

gibi güçlü, yırtıcı ve düşmanda korku uyandırması beklenen hayvanlar geliyor. İstanbul Deniz Müzesi Komutanı Kurmay Kıdemli Albay Ali Rıza İş ipek, "Osmanlı Bahriyesinde Ahşap Sanatı" sergisinde 4 çeşit eserin yer aldığını, bunlardan birincisinin gemilerde kullanılan armalar, ikincisinin baş figürleri, üçüncüsünün gemilerde ve karargahlarda kullanılan tuğralar, dördüncü sünün de gemilerin isim plaketleri olduğunu söyledi.

Sergide yer alan bir başka eser de Osmanlı Devletini temsil eden simgelerden biri olan padişahın bir çeşit imzası sayılan tuğralar oldu. Üzerinde hükümdarın ve babasının ismi bulunan tuğraların biçimi 16. yüzyılda gelişerek, 18 yüzyılda olgunlaşmaya başladı. Tuğraların, sağ taraflarına 17. yüzyıl sonlarından itibaren bayrak veya çiçek gibi bir işaret konulmaya başlandı. Sergide, saltanat sırasıyla 3. Selim, 2. Mahmut, Abdülmecit, Abdülaziz ve 2. Abdülhamit'e ait ahşap tuğralar yer alıyor.

Deniz Müzesi'nde örnekleri görülen gemi armaları, baş figürleri, gemi isim levhaları ve padişah tuğralarının ilk envanter kayıtları incelendiğinde, Tersanei Amire'deki tavşan mağazası, oymacı mağazası ve burgucu mağazası denilen atölyelerde imal edildikleri ve müzeye buralardan geldikleri görülüyor.

Gerek savaş gemilerinde, gerekse bahriyeye ait binalarda kullanılan tuğralar, bu yerlerde padişahı ve Osmanlı Devletini temsil ediyor.

Sergideki tüm eserlerin ahşap oyma ve 24 ayar altın varakla kaplı olduğunu belirten İşipek, sergide 18 ve 19. yüzyıla ait süslemelerin bulunduğunu ifade etti. İşipek, dünyadaki en büyük ahşap oyma kabartma arma olan 14,5 metre boyunda "Orhaniye" fırkateynine ait baş armanın sergide yer aldığını anlatarak, "Sergide yer alan Aziziye fırkateynine ait başarması da 8 metre boyundadır. Bu arma da dünyanın ikinci en büyük ahşap oyma kabartma armasıdır" dedi. Sergideki 150 parça eserin gezilebileceğini dile getiren İşipek, müzenin deposunda bulunan bu eserler restore edildikçe serginin gü ncellendiğini anlattı. Albay İşipek, bu tür bir serginin Türkiye'de nadiren açıldığına dikkati çekti. Ziyaret gün ve saatleri: Yılbaşı ve dini bayramların ilk günü ile, pazartesi- salı günleri dışında her gün 09.00 - 17.00 saatleri arası ziyarete açıktır.

Osmanlı donanmasına hizmet etmiş gemilerin isimlerinin yazılı olduğu ahşap isim levhaları da bu sergide yer alıyor. Gerek kadırga (kürekli) döneminde gerekse kalyon (yelkenli) döneminde gemileri reislerin adıyla anan Osmanlılar, 18. yüzyılın başlarından itibaren kalyonları, üzerindeki figürlerle adlandırmaya ve daha sonra bilinen isimleri vermeye başladılar.

Tel: 0212 327 43 45 - 327 43 46 Fax: 0212 236 68 93 navalmuseumturk@superonline.com www.denizmuzeleri.tsk.tr Adres: Barbaros Hayrettin İskelesi Sok. Beşiktaş/İstanbul Kaynak: bilgibank.tr

Osmanlı bahriyesine ait gemilerde ve birçok denizci devletin gemilerinde görülen gemi baş figürleri serginin en çok dikkat çeken eserleri arasında bulunuyor. Osmanlı Devletinin diğer devletlerden farklı olarak İslam dünyasında kullanılması yasak olan insan figürü yerine çeşitli hayvan figürlerini gemi baş figüran olarak kullandığı görülüyor. Baş figürü olarak kullanılan hayvanların başında kuş, aslan, kaplan, at ve ejder

50 kimlife


Yakalandılar

Aydan ŞENER, Kim’in pastalarından vazgeçemiyor Kim Marketlerinde alışveriş yaparken yakaladığımız sanatçımız Aydan ŞENER objektiflerimizden kaçmak yerine kendisine yardımcı olan çalışanımız Muhittin bey ile alışverişine devam etmeyi tercih etti. Marketimize gelen müşterilerimizin fotoğraf çektirme isteğini kırmadığı gözlerden kaçmadı. Günlük kıyafetlerle ve güneş gözlüğüyle bir hayli rahat takıldığını gözlemledik. Kim marketimizin en değerli ve daimi müşterilerinden olan Aydan ŞENER, hem ürünlerimizin hem de çalışanlarımızın hizmetinden oldukça memnun olduğunu belirtti. Akşam yemeğine çok özel misafirleri olduğunu ve hazırlayacağı yemeklerin malzemelerini daima Kim marketinden aldığının altını çizdi. Ayrıca Kimlife dergisinin yemek tarifleri bölümünden de ilham aldığını ve bazı yemekleri denediğini belirtti. Ayrıca kendi mutfağına kimseyi almadığını, bütün yemekleri kendi elinin lezzetiyle yaptığını ve gelen misafirlerinin de aldıkları lezzetlerden çok mutlu olduklarını söyledi. Aydan hanım'a bizi tercih ettiğini için mutlu olduğumuzu belirtmek isteriz.

Muhabir: Muhittin YAYLA Fotoğraflar: Erhan TORUN

51 kimlife

KİMLife MAGAZİN

Kim’e


KİMLife ÇOCUKLARIMIZ

Çocuk Taklit Ederek Öğrenir!

Ç

ocuk zor bir şey, kabul ediyorum. Her şeyden öte ağır bir sorumluluk. Düşünsenize bir insan yetiştireceksiniz. Mizacı elbette çok önemli... Ama karakterini oluşturan sizsiniz. Sizin tavır ve tutumlarınızın yansıması, çocuğunuz. Bu işin bir boyutu; bir de başka sorumluluklar var. Yedireceksiniz, uyutacaksınız,

içereceksiniz, okutacaksınız. Bu

açılardan baktığınızda; çocuk büyütmek dünyanın en zor işi... İpek artık 7 yaşında. Karakteri şekillendi. Fizik olarak bana benziyordu. Şimdi hali, tavrı da bana döndü. Çocuklarla konuşurken dikkatli olmak gerek. Bu sabah uyandığı andan itibaren bağırıp çağırıyordu. En çok da kardeşine kızıyordu. Onun bağırmasına ben de bağırarak tepki verdim. Yanlışa

52 kimlife


ebilir. Böyle durumlarda çocuğunuza öfke göstermeniz onu olumsuz yönde etkileyecektir. Bu nedenle ona sınırlar koyarak durumun kontrolden çıkmasını engelleyebilir ve sonunda öfke patlaması yaşayabileceğiniz bir durumla karşı karşıya kalma ihtimalini ortadan kaldırabilirsiniz.

Her çocuk için anne ya da babası tek rol model. Daha önce de yazmıştım. Bir keresinde arkadaşımın 3 yaşındaki oğlunun kalemi eline alıp sigara gibi üfleyerek şöyle dediğini hatırlarım: "Ben baba oldum" Sigara içmenin baba olmakla eşdeğer olduğunu düşünen bir çocuğa nasıl sigaranın kötü bir şey olduğunu anlatabilirsiniz ki? Anne çocuğunu döverse o da gider kardeşini döver! Belki diyebilirsiniz ki "Anne çocuğunu dövmese de büyük kardeş küçüğü dövebilir." Çocuktur hata yapabilir ama siz yanlışı yaparsanız doğrusunu anlatmak kolay değildir. Çünkü çocuk taklit ederek öğrenir! Taklit 15. ayla beraber başlıyor. O sebeple bu dönemden itibaren dikkatli olmakta fayda var. Alp de 15. Ayın içinde. Bu vesile ile daha önce de yazdığım bazı önerileri bir kez daha yazmak isterim. Bazı şeyleri yeniden hatırlamakta, hatırlatmakta yarar var. Uzman Klinik Psikolog Gülbin Tüter'in önerileri şöyle: *Çocuğunuza davranışlarınızla model olmaya çalışın. İleride çocuğunuzdan nasıl davranmasını bekliyorsanız, siz de öyle davranın. Çocuğunuzun çok erken yaştan sizi gözlemlediğini unutmayın.

*Bu yaşlarda çocukların muhakeme becerileri henüz gelişmediği için zaman zaman tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Mesela siz mutfakta değilken küçük kızınız annesi gibi kek yapmaya çalışabilir. Bu nedenle çocuğunuzun güvenliğine dikkat etmeye çalışın. *Çocuğunuza sınır koymazsanız taklit ederken size ve eşyalarınıza zarar ver-

*Çocuğunuz sizin uygun bir davranışınızı taklit ettiğinde ona olumlu bir geribildirimde bulunun. Bazen küçük bir gülümseme de yeterli olabilir. *Çocuğunuz sizin model almasını istemediğiniz bir davranışınızı taklit ettiğinde, sert bir tepki göstermeyin. Taklit etmesinin ardındaki niyete yönelik bir şey söyleyebilirsiniz. Mesela sigara içmenizi taklit eden çocuğunuza "Sanırım şimdi sen anne/baba gibi yapıyorsun. Anne/baba bunu doğru yapmıyor. Gel anne/baba başka neler yapıyor, beraber yapalım" diyebilir ve dikkatini başka bir davranışa yönlendirebilirsiniz.

53 kimlife

*Çocuğunuzun sizi ve etrafındakileri taklit etmesi gelişimine ait doğal bir süreçtir. Ancak çocuğunuz kendi davranışlarını en aza indirip, sürekli başkaları gibi davranıyorsa bu davranışlarının çevresi tarafından çok fazla pekiştirildiği düşünülebilir. Bu durumda kendisine ait özelliklerin olumlu bir şekilde vurgulanması gerekmektedir. Oyunları kullanarak kendi davranışlarına dönmesini destekleyebilirsiniz (Örn: "Peki Ayşe şimdi babası olmuş! Hadi, Ayşe şimdi tekrar Ayşe olsun.", "Şimdi ben Ayşe olayım, Ayşe çok güzel resim yapar" v.b.) Hande YUVAKURAN bebek.com

KİMLife ÇOCUKLARIMIZ

yanlışla karşılık verdim yani! "Niye bağırıyorsun?" diye kızınca o da bana şu yanıtı verdi: "Bugün de benim sinirim tepemde! Olamaz mı yani?" deyiverdi. Evde "sinirim tepemde", "yedi cinim tepeme çıktı" diye dolanınca kızım da bunu öğrenivermiş!


KİMLife HAYVANLAR ALEMİ

Karetta Karetta

S

ini kaplumbağası (Karetta karetta), denizlerde yaşar. Yumurtlamak haricinde karaya hiç çıkmaz. Sırt tarafı kırmızımsı kahverengi alt tarafı ise beyazımsı açık sarı renklidir. Bacakları yüzmeye yarayacak biçimde kürek biçimi almıştır ve dış kenarlarında en fazla 2 tırnak bulunur. Oksijeni havadan almasına rağmen uzun süre su altında kalabilir. Yumurtalarını gece kumsallarda açtıkları çukurlara gömerler. Bir defasında 100 yumurta bırakabilir

(162'ye kadar tespit edilmiştir). Yavrular 2 aylık kuluçka döneminden sonra gece vakti yumurtadan çıkarak denize giderler. Akdeniz sahillerine yayılmıştır. En önemli yumurtlama bölgeleri Belek, Anamur, Köyceğiz, Dalyan sahilleridir. Belek kıyıları, Caretta caretta'ların Akdeniz'deki ikinci (Yunanistan'ın Zakintos adasının ardından) ve Türkiye'nin en büyük yumurtlama alanıdır. 2006

54 kimlife


75 cm boyunda ve 5055 cm genişliğindedir (Türkiye için). Boş oldukça büyük ve üçgenimsidir. Ancak bu büyük beyinleri olduğunu göstermez; aksine bu boşluk çeneleri kapsayan kaslar tarafından kullanılır. Karetta Karetta'ların iki alt türü (sub-species) vardır. Bunlardan Karetta Karetta gigas Pasifik ve Hint Okyanusu'nda bulunur. Genel renklenme dorsalde kırmızımsı kahverengi, ventralde kremsi sarı şeklindedir. Diğer deniz kaplumbağalarından sağlam bir kabuk, gözleri ile burun delikleri arasında kalmış iki çift prefrontal plak (bazı bireylerde bu plakların ortasında beşinci bir plak olabilir), karapaksta beş çift kotsal plak, plastronda keropakla bağlantılı ve geniş üç çift inframarjinal plak, her bir üyede iki tırnak ve tipik olarak kahverengimsikırmızı renklenme gibi özelliklerle farklılaşır. Beslenme Alışkanlıkları Yavru ve genç Karetta Karetta bireyleri, yüzeyde akıntı çizgilerinde toplanan makroplanktonik av üzerinde beslenir. Ergin bireyler özellikle yumuşakçalar üzerinden beslenen karnivorlardır. Etoburdurlar ve sünger, deniz anası, at nalı yengeçler ve istiridye yerler. Kurbanlarının sert kabuklarını kolayca parçalayabilmelerini sağlayan çok güçlü çeneleri vardır. Geniş bir kafa, oldukça gelişmiş çene kasları ve kuvvetli gaga, sert kabuklu avlarını parçalayabilmek için meydana gelmiş adaptasyonlardır. Kumsal Seçimi Çoğu dişi genellikle her seferinde daha önce yuva yaptıkları kumsala geri dönmektedir. Sadece aynı kumsalda görünmekle kalmayıp, daha önceki yuvalarının çok yakınlarına yuva yaparlar. Yuva Yapma Davranışları Sadece dişiler yuva ya-

55 kimlife

KİMLife HAYVANLAR ALEMİ

yılı içinde Belek'te ise 1000 civarında, Anamur'da 500'ün üzerinde yuva tespit edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Kabuk boyları 1 metre kadar büyüyebilir. Balıklar, kabuklular ve su canlıları (özellikle deniz anaları) ile beslenir. Yaklaşık 105 milyon yıldır yeryüzünde olduklarını düşünülmektedir. İnsanoğlunun yerleşme ve çoğalma kapasitesi sayesinde bugün sayıları giderek azalmaktadır. Nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için koruma altındadır. Coğrafi Yayılışı Karetta Karetta Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusu'nun ılıman ve subtropikal sularındaki estuarin, lagün, koy ve denizlerin kıyıya yakın kesimlerinde dağılım gösterir. Karetta Karetta'lar Atlantik Okyanusu'nda Arjantin'den Nova Scotia'ya kadar bulunur. Kuzey Amerika'daki en büyük popülasyonu Kuzey Carolina'dan Florida kıyılarına kadar olan adalarda bulunur. Bu Karetta Karetta'ler kışları Bahama Adaları'na göç ederler. Kuzey Amerika'daki diğer küçük popülasyonlar ise Texas kıyılarında bulunur. Karetta Karetta'ların en büyük yuvalama alanları Umman'ın Masirah Adası'dır. Akdeniz'deki önemli yuvalama alanları Yunanistan ve Türkiye sahillerindedir. Bunlara oranla çok daha düşük ancak önemli bir popülasyona ise Kıbrıs'ta rastlanmaktadır. Tunus'ta yuvalama çok nadir, İsrail'de ise daha da azdır. Zaman zaman Campedusa (İtalya), Sicilya ve hatta Sardunya'da da yuvalama olmaktadır. Mısır ve Libya için ise veriler yetersizdir. Türkiye'de ki yuvalama alanları; Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kumluca, Belek, Kızılot, Demirtaş, Gazipaşa, Anamur ve Göksu Deltası'dır. Fiziksel Özellikleri Ergin bireylerde karapaks (sırt kabuğu) oval şekilli ve arkaya doğru daralmış 70-

par ve bunu genellikle geceleri yaparlar. Dişi okyanustan çıkar ve ara sıra duraksayarak yuva yapacağı yere doğru ilerler. Bazen okyanustan çıkacak, ancak bilinmeyen nedenlerle yuva yapmayacaktır. Buna "sahte çıkış" denir ve bu bazen doğal olarak, bazen ise kumsaldaki suni aydınlatma veya insanların varlığından kaynaklanmaktadır. Bazı türlerin bireylerinin sadece bir kere, bazılarının ondan daha fazla yapmasına rağmen çoğu dişi yuva yapma mevsiminde en az iki kere yuva yapar. Yuvayı İnşa Etmek Yuvalama sezonu genellikle Kuzey yarım kürede Mayıs-Ağustos, güney yarım kürede ise Ekim-Mart ayları arasındadır. Yumurtlama genellikle gece meydana gelir. Nadiren günüz yumurtlama da görülür. Yumurtlamak için kıyıya gelen dişi zaman zaman başını kaldırır ve kumsalı gözetler. Dişi bu dönemde dışarıdan gelecek uyarılara karşı çok hassastır ve rahatsız edildiğinde geri döner. Daha sonra kumsala doğru tırmanan dişi yumurtlayabileceği bir alan aramaya başlar. Bazı durumlarda yuvalamadan veya denize dönmeden önce önemli mesafeleri kat edebilir, karapakslarını gizleyebilecekleri sığ ve geri tarafta daha derin olan bir gövde çukuru açabilirler. Ön üyeler yuva açma olayında pek görev yapmazken arka üyeler karşılıklı iş görür.


BİLGE TÜKETİCİ KİM

im’in K a f y Bu sa erini l t e m z ri hi müşte ilmesi adına reb gelişti ler Birliği ile i ci Tüketi duğu işbirliğ ır. ş ol yapmı azırlanmışt h sonucu

Alışveriş Çılgınlığı

M

erhaba Ekonomik sorunlarımız olmasa idi, dünyadaki sorunların birçoğunun olmayacağına inanıyoruz çoğumuz. Yani herkesin parası olsa, güllük gülistanlık bir hayat olacak dünyada. Gerçekten anlık bakıldığında, doğru gibi geliyor insana. Oysa bu önermede alt edilemez iki soru karşımıza çıkıyor: "parası olmak ne demektir?" ve gerçekten öyle olduğunu varsaysak, "ya sonra?"

Eğer yetinme veya şükretme duygunuz yok ise, insanın arsız yanı varsayılan çözümü geçersiz kılacaktır. Çünkü terbiye edilmemiş insan isteği, başka bir değişle nefs, daha fazla sahip olma, daha fazla tüketme eğilimini ortaya çıkarır. Bu da, "yaşamın doğru ve güzel olması tüketici sıfatının en doğru şekilde hayata geçirilmesine bağlıdır"gerçekliliğini ortaya koyar.

56 kimlife

Zaman başta olmak üzere tükettiğimiz her şey ne kadar doğru bir amaca yönelikse, çözüme giden yol o nispetle netleşir ve çözüme de o nispetle yaklaşılmış olur. Burada asıl cevaplanması gereken soru amacın ne olduğudur? Yaşamak! Ama hemen ardından "Nasıl?" diye de sormak gerekir. İşte burası bize terbiye edilerek kazanılmış bir "duruş" sahibi olmamız gerektiğini gösterir.


"Tüketici sıfatımı amacıma göre kullanırken, nasıl bir dünya istediğime dair beklentime cevap verecek bana yakın duruşlara eklemlenmek, biz olmak ve net bir şekilde görülen kapitalist düzenin dejenerasyonundan mümkün olduğunca uzak kalmak istiyorum." İşte bu söylemle yola çıkıyorum değerli okurlar. Bu söylemle kalemim yettiğince yazmaya çalışacağım. Tüketiciyi ilgilendiren konularda, tüketici hakları hakkında, tüketici hakları ile ilgili hak arama yolları hakkında ve en önemlisi bilinçli bir tüketici olmak üzerine paylaşımlar... İbadet Edasıyla Tüketim Çılgınlığı Yaşadığımız tablodan bir iki adım geri çekilip nerede olduğumuza, neler olduğuna bir baktığımızda, "tüketim" üzerine kurulmuş bir savaş meydanı görürüz. İnsan bir savaş meydanında yaşıyorsa kendini bulması gerçekten de zor. "Tüketim çılgınlığı" kavramı epeydir söylenen ve dert yanılan bir kavram oldu ama nedense herkes bunu üçüncü şahsın şiiri edasıyla konuşuyor. "İnsanlar tüketim çılgınlığı içinde!" Bu büyük tespiti başarmış olan birey kendini bu

BİLGE TÜKETİCİ KİM

Kim Market ve Tüketiciler Birliği her zaman beraberlik içerisinde müşterilere daha iyi hizmet vermeye odaklanmıştır. Tüketicilerini daima düşünen Kim Market, en iyi hizmeti verebilmek adına Tüketiciler Birliği ile beraberlik içerisindedir.

çılgınlığın etkeni değil edilgeni kabul edip neredeyse toplum mağduru ilan ediyor kendini. En başta iyi bir tedavi için öncelikle iyi bir teşhisin olması gerektiğini kabullenmeliyiz, insanlar tüketim çılgınlığı içinde değil, biz hepimiz tüketim çılgınlığı içindeyiz. Bize çizilen şablonun dışına çıkmışsak, bu dünyada "yok" kabul edilmemiz için gerekli dünya düzeni mevcuttur ve bu "tüketmek" üzerine kurulan düzenin sandığımızdan çok daha sinsice içimize sızdığını kabullenmek gerekir. Nedensiz, hesapsız, sonunu düşünmeden bir tüketim için çaba sarf eden kapitalist sistem, bu tuzaktan uzak durmaya çalışan insanların, sahte nedenler, sahte kolaylıklar ve sonrasını düşünmesini engelleyecek sahte renklerle, gözlerini boyamaya çalışır. Bize o veya bu şekilde bir neden sunar, neden olmayan bir neden... Açlık değildir, sağlık değildir, eğitim değildir, yaşamsal değildir ama bize bunu gerek reklâmlarla, gerekse de öne çıkardığı sözde mutluluk kavramıyla kabul ettirir ve mesela biz anneler gününde annemize hediye almamışsak kendimizi suçlu hissederiz. Bu suçluluk duygusundan kurtulmak için imkânlar zorlanır ve tüketim için imkânlar aranır. Kapitalist sistem sahte merhemi ile imkânlarımızı da sağlamayı ihmal etmez. En kolayından bize çok taksitli, bol bonuslu günler vaat eder. Kısacası tüketim üzerine kurulu düzen bizi batağına almak için gerekli her şeyi sistemin içinde oluşturmuştur ve biz o sisteme önce elimizi, sonra kolumuzu ve en sonunda da benliğimizi kaptırıveririz. Örneğin, Alışveriş Merkezleri gerçek birer tüketim ibadethanesi haline geldi. Tükettikçe rahatlıyorsun, huzur buluyorsun, daha gerçek bir ifade ile öyle hissettiriliyorsun. Özellikle hafta sonları

57 kimlife

ister tek başımıza ister ailecek, ister arkadaşlarımızla, hazırlanıp bu büyük ibadethanelerin ayinine katılıyoruz. Bu ahir zaman dininin ilahı tüketmenin bizzat kendisi mi, yoksa nefs mi bilemiyorum ama hepimiz programlanmış robotlar gibi haftalık tüketim ibadetimizi yerine getirmek adına, kredi kartlarımızın verdiği güvenle salına salına tavaf ediyoruz mağazaları, restoranları, sinemaları, cafeleri... Sihirli değneğimiz kredi kartlarıyla yaptığımız harcamalarımızın ödeme zamanı geldiğinde sihir bozulur ve değnek kızılcık sopasına döner. "Ayağını yorganına göre uzat" diyen atalarına sağır olan bizler, kredi kartımızla geleceğimizi ipotek altına alarak, lükslerimizden taviz vermeden, en büyük ibadethaneler haline gelen alışveriş merkezlerinde kendimizi bulmaya çalışırız. İnsanların kendilerini bulduklarını sandıkları tek yer alışveriş yapıp, para harcadıkları yerler olmuşsa, gerçekten insanların bulunmaya ihtiyacı var demektir. İşte bu ve buna benzer kayboluşlardan kurtulmak bir zorunluluktur ve bu ancak bilinçli bir tüketici kimliği ile mümkündür. Bilinçli bir tüketici, sahiplendiği "duruş" ile; israf etmeden, gerekeni gerektiği kadar ve makul bedellerle sahip olan ve eğer bir haksızlığa uğramışsa da, hakkını bilip savunan kişidir.

Hatice Saadet KALYONCU Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı

Emeklerinden dolayı Tüketiciler Birliğine teşekkür ederiz.


KİMLife KADIN

hamilelikte her duyduğunuza inanmayın

H

amilelik döneminde birçok kişi ağız ve diş sağlığı hakkında asılsız bilgilerle dental tedaviler için yanlış kararlar alabiliyor. Her Hamilelikte Bir Diş Kaybedilir: YANLIŞ Halk arasında "Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı" şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor. Hamilelikte Dişlerde Kalsiyum Çözünmesi Olmaz: DOĞRU Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ilâ 1500 mg kalsiyum alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı hamilelik döneminde iyi beslenir yeterli ağız-diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz. Hamileyken Dişler Daha Az Fırçalanmalı: YANLIŞ Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş

sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır. Hamilelikten Önce Diş Çürüğü Tedavi Edilmeli: DOĞRU Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.

Hamileyken Tatlı Gıdalar Yenirse Çocuk Kız, Ekşi Yenirse Erkek Olur: YANLIŞ Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız-diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları özellikle yemek aralarında şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Acil Müdahale Gerektiren Durumlarda Bile Tedaviden Kaçınmalı: YANLIŞ Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekologun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır. Gebelikte Ağız Gargarası Yapılmaz: YANLIŞ Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve diş eti hassasiyetini azaltır. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu

58 kimlife


dikkat edin O

kula giden çocuklarda sırt çantası, sırt ağrısı için risk faktörü oluşturmaktadır. Sırt çantası, ağırlığı ve uygun olmayan pozisyonda taşınması sonucu bu ağrıya adeta davetiye çıkarmaktadır.

Sırt çantaları uygun kullanılmaz ise çocuklarda çeşitli kas , eklem ve sinir zedelenmelerine bağlı olarak ağrı ve uyuşmalar görülebilir. Sırt çantası, okul çağı çocuklarında en sık karşılaşılan yüklenme nedenidir. Bu nedenle çocukların taşıdıkları sırt çantalarının ağırlıklarının hesaplanması ve gereğinden fazla yüklenmemeleri önem kazanmaktadır.

* El ve Kollarda ağrı: Çantanın omuz askılarının ince oluşu ve çantanın ağır olması durumunda sinirlere yapılan baskı ile el ve kola giden sinirlerde zedelenme sonucu ağrı ve uyuşmalar görülür. * Boyun - baş ağrısı: Ağır çanta taşıma ya da tek taraflı taşıma durumunda boyun kaslarında gerginlik , ensede ağrı ve gerilim baş ağrısı yapabilir. * Bacaklarda ağrı: Özellikle ağır ve uygunsuz biçimde sırt çantası taşıyan ve basamak yada merdiven çıkmaları durumunda bacaktaki kaslarda zorlanma ve ağrılar görülebilir.

* Bel ağrısı: Özellikle çantanın askılarının uzun ve gevşek oluşu durumunda vücudun ağırlık merkezinin arkaya kayması sonucu bel kaslarında aşırı zorlanma ve ağrı meydana gelir, dikkate alınmazsa ileri yaşlarda Hiperlordoza bağlı bel ağrıları oluşur. * Sırt ağrısı: Çanta ağır olacak olursa ve/veya tek taraflı omuz askısı kullanılacak olursa kas zorlanmalarına neden olur. Özellikle boyun hızlı arttığı yaşlarda tek el veya omuzla taşınan çantalar omurgada sağ veya sola eğilmeler (skolyoz) gibi duruş bozukluklarına neden olabilir. * Omuz ağrısı: Çantadaki omuz askıları geniş ve yumuşak oluşu omuz üzerinde yükün eşit dağılmasına yardımcı olur , dar ve sert olan omuz askıları kasın belirli noktalara ağırlığın binmesi sonucu dolaşım bozukluğu ve ağrıya neden olur.

Sırt çantası ile ilişkili zedelenmeleri önlemek için dikkat edilmesi gereken hususlar şöyledir; * Sırt çantası hafif olmalıdır.Sırt çantası çocuğun ağılığının %10- 15 ini geçmemelidir. Bu da ilkokul çocuğu için 3-5 kg ve daha üstü öğrenimler maksimum 8kg'dir. Eğer okul nedeniyle çocuğun taşıdığı yük ağır ise öğretmen veya okul yönetimi ile konuşup hafifletmenin yolları aranmalıdır. * Sırt çantasında ağır olan eşyalar çantanın sırta bakan tarafına, hafif olanlar ise sırttan uzak olan kısma , ufak ve hafif olanlar çantanın ceplerine yerleştirilebilir ,ağırlık çantanın sağ ve solunda eşit dağıtılmalıdır. * Her zaman askıları omuzlar üzerinde uygun biçimde oturtarak ayarlayınız ve her defa yük ilave edildiğinde tekrar askı ayarlarını kontrol ediniz ve yükün yeterince destek gördüğünden emin olunuz . * Çocuğunuzu sırt çantasının uygun kullanması için eğitiniz. Uygunsuz kullanımının boyun ve omurgaya verdiği zararlar hakkında bilgilendiriniz. * Sırt çantası taşırken düzgün durmaya alışması için çocuğunuzu uyarınız.İlaveten boyun ve sırt kaslarının gelişip güçlenmesi için aktif olmaları veya egzersiz yapmalarını sağlayınız. Uzman Fizyoterapist Hürkan AKKUZU

59 kimlife

KİMLife ÇOCUK GÜNDEM

Çocuğunuzun okul çantasını seçerken


KİMLife TEKNOLOJİ

mobil teknoloji en yeni haberler

Philips’ten göz sağlığını düşünen Moda serisi monitör

Philips'in yeni tanıttığı LightFrame Moda monitörü, mavi ışıklı çerçevesi sayesinde gözleri dinlendirme özelliğine sahip. Ofis veya evde kullanabileceğiniz monitör iki farklı renk seçeneğiyle sunulacak. Oldukça şık bir tasarımla kullanıcılarla buluşacak olan ürünün en önemli özelliği ekranın çerçevesinde bulunan mavi ışığının göz yorgunluğunu azaltması. Bu haber uzun saatler bilgisayar başında vakit geçiren kullanıcıları oldukça sevindirecek. 23,6 inç ekran boyutuna sahip LightFrame Moda monitör, daha önce Philips'in sahip olduğu birçok teknolojiyi destekliyor. Smart Colour teknolojisi, ekranın görsel renk aralığını artırarak fotoğraf ve videolarda daha zengin ve canlı görüntü elde etmesini sağlıyor.

Gorilla Glass’ın üreticisi Corning, geleceğe camdan bakıyor Başta iPhone'lar olmak üzere birçok üst seviye akıllı telefon ve tablet için camlar üreten Corning, hazırladığı videoyla geleceğe bakışının nasıl olacağını gözler önüne serdi. Görünüşe göre firma, Gorilla Glass adını taşıyan ve sağlamlığıyla, çizilmez yapısıyla bilinen camların haricinde birçok farklı alanda üreteceği ve günlük hayatı değiştirebilecek camlarla uzun yıllar bizimle olacak.

Avea ve Anadolu Sigorta, kaza tespit tutanağını mobil platforma taşıyor Avea ve Anadolu Sigorta iş birliği ile Türkiye'de hayata geçirilen "Kaza Tespit Tutanağı" uygulaması, maddi hasarlı kazalardaki süreci kolaylaştırarak cepten tüm işlemlerin kolayca yapılmasını sağlıyor. Akıllı telefona taşınan kaza tespit tutanağı uygulaması sayesinde sürücüler; önceden girilmiş bilgileri kullanıp, kaza alanında bulunan araçların fotoğraflarını çektikten sonra, hızlı ve kolay şekilde tutanak formu oluşturabiliyor. Bu uygulama, arabalarında kaza tespit tutanağı bulunmayan sürücüleri de büyük bir dertten kurtarıyor.

60 kimlife


KİMLife SAĞLIK

Uzaydan bile görülebilen Facebook QR kodu Facebook Amerika'da bulunan yeni ofis binasının çatısına QR kod yerleştirerek farkını bir kez daha ortaya koydu. Binanın çatısına bir kenarı 13 metre olan bir QR kod çizen Facebook çalışanları, eşsiz bir fikri hayata geçirmek istemiş. QR kodu tarattığınızda Facebook tarafından özel olarak hazırlanan "FB QR Code" sayfasına yönlendiriliyorsunuz. Facebook'un ilerleyen günlerde bu sayfayı yeni içerikler de ekleyerek eğlence sayfasına dönüştürmesi bekleniyor. Facebook'un California'daki ofis binası, çatısındaki devasa QR kod ile Facebook'un ne kadar yenilikçi bir şirket olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Alanın uydu görüntüsünden bile görülebilen kodu daha yakından görmek isterseniz uçak veya helikopter ile Facebook'un California'daki binasının üzerinden geçmeniz gerekli.

Android’e özel Instagram’ın eli kulağında Geçtiğimiz yıl App Store'da yılın uygulaması seçilen popüler fotoğraf uygulaması Instagram'ın Android sürümünün geleceği bir süredir konuşuluyordu. Yakın zaman içinde, uygulamanın yaratıcılarından olan Kevin Systrom, Android sürümüne ilişkin bir açıklama yapmış ve iPhone kullanıcılarının kıskanacağı, çok daha iyi bir uygulamanın yolda olduğu müjdesini vermişti. Uzun süren bekleyişin ardından Instagram bir ön kayıt sayfası oluşturdu ve buraya e-posta adresini girenlerin Android'e özel Instagram'dan ilk olarak haberdar edileceğini duyurdu.

Yerli ve yabancı milyonlarca şarkı Yandex’te ücretsiz Yandex, Türkiye pazarına oldukça hızlı girdi. Bir süredir televizyon reklamlarıyla da karşımıza çıkan Rus arama motoru, son olarak Android'li akıllı telefon ve tabletlere özel yeni arayüzü Yandex.Shell'le sitemizde haber olmuştu. Yeniliklerine devam eden Yandex, bugün itibarıyla internet sayfası üzerinden dinleyebileceğiniz yerli ve yabancı müzik içeriklerinin olduğu servisini kullanıcılarla buluşturdu.

61 kimlife


KİMLife YARIŞMA

Şimdi resim zamanı... Konumuz: 23 Nisan Yarışmamıza 06-10 yaş arası çocuklarımız katılabilir. Çizdiğiniz resimleri posta yoluyla ya da mail adresimize gönderebilirsiniz. Gönderilenler arasında yapılacak çekilişle 5 kişi oyun seti kazanacaktır. Kazanan Resim Çalışması

Mart Sayısı Resim Yarışmasınında Kitap Ödülünü Kazanan Talihliler Esma Nur ZENGİN Ali Talha KOYUNCU

Katılım Koşulları *06-10 yaş arası çocuklar olmalı, *Konuyla ilişkili resimler olmalı, *Gönderen kişinin iletişim bilgileri resmin arkasında yer almalıdır.

Detaylı bilgi için; 444 1 546 Posta adresi: Güneşli mah. Evren cad.Barış Sok. No:6 Güneşli/İstanbul info@kimgrup.com.tr

62 kimlife


resimleri boyamaya başlayalım

63 kimlife

KİMLife ÇOCUK

boyama vakti


KİMLife ÖDÜLLÜ BULMACA

kare bulmaca

ödüllü bulmaca YUKARIDAN AŞAĞIYA

1-İnsanı avutan şey, teselli aracı. – Bir işi yapma, yerine getirme. 2- Türlü nedenlerle başarılı olamayan kimse. – Devlet ve hükümet başkanlarıyla komutanların yanında bulunan ve onların komutanlarını yazmakla, gereğinde yerine. – Devlet ve hükümet başkanlarıyla komutanların yanında bulunan ve onların komutlarını yazmakla, gereğinde yerine ulaştırmakla görevli subay. 3- Güney Afrika’nın plaka işareti. – Eklembacaklılarda bulunan özel solunum kanalları. 4- Yunan rakısı. – Duvar ustası. 5-Hoşgörüsüz, acımasız, merhametsiz, zalim. – Tarihsel çağ. 6- Maun da denilen bir ağaç. – Ek süre, mehil. 7- Kuzu sesi. – Siper, kuytu yer. – Kimyada, Terbiyum’un simgesi. 8- Mevlevi tekkelerinde okunan ağır bestelerin biçimi. – Samsun’un bir ilçesi. 9- Eskiden içeni ölümsüzleştirmek, madenlerin altına çevirmek gibi olağanüstü etkileri olduğuna inanılan sıvı. – Nesne, şey. 10-Caka, fiyaka. – Zeytin yağıyla pişirilen bir yemek.

Mart Sayısı Kare Bulmacasını Çözüp Yemek Ödülünü Kazanan Talihliler

SOLDAN SAĞA

1-İstek duyma. 2-Dini nasihat. – Hoş vakit geçirme. 3-Telli bir çalgı. – Rusya’da bir akarsu. – Bir sayı. 4- Kesintiden sonra kalan miktar. – Haber toplama ve yayma işiyle uğraşan kuruluş. 5- Fotoğrafçılıkta resimleri basmadan önce cam üzerinde düzeltme işi. – Sicim. 6-Herhangi bir konu, sorun üzerine ilgi çekme, ikaz. – Bir divan şairi. 7- Otomobil bataryası. – Daha uzak. 8-Aceleci, acul. – Protein asidinin kısa adı. 9- Kimyada, Demir’in simgesi. – Çoğaltmak. 10- Üç köşeli çalgı. – Alım, cazibe.

Bulmacayı doğru çözüp gönderen 4 Kişi bizden Nalia Restaurant’ta çift kişilik yemek fırsatı kazanacaktır. Cevaplarınızı ay sonuna kadar aşağıdaki adrese gönderebilirsiniz. (İsim-Soyisim-Adres ve Telefon bilgilerinizi eksiksiz yazmayı unutmayın.)

Gönderi Adresi: Güneşli Mah. Evren Cad. Barış Sok. No:6 Bağcılar/İSTANBUL Tel: 0212 444 1 546

64 kimlife

Aylin KARA Mesut BALABAN Sevil KÖKSAL Gülşah TELİMEN


Doğru Yolu Bulalım

Noktaları Birleştirelim mi?

iki Resim Arasındaki 5 Farkı Bulalım

KİMLife ÇOCUKLAR İÇİN

65 kimlife


Mağazalarımız İstanbul Acıbadem Acıbadem Mah. Günal Sok. Gülevler Konutları 12. Blok No:1 Tel:0216 327 13 60 Alibeyköy Karadolap Mah. Sayayolu Cad. No: 19 K:3-4 Eyüp Tel: 0212 626 42 49 Altıntepe Altıntepe Mah. Bağdat Cad. No:87 Maltepe Tel: 0216 518 01 08 Arnavutköy Yavuz Selim Mah. Fatih Cad. No:175 G.O.Paşa Tel: 0212 597 56 10 - 11 Ataşehir Yenişehir Mah. Viyana Sok. No:21 Ümraniye / İstanbul Tel: 0216 455 80 87 Ayazağa Ayazağa Mah. Atatürk Cad. No: 27 Şişli Tel: 0212 332 21 11 Bağcılar 1 Yavuzselim Mahallesi Mahmutbey Yolu Caddesi No:1 Tel: 0212 434 19 79 Bağcılar 2 Çınar Mah. Dağyolu Cad. 5/2 Sok. No:3 Bağcılar Tel: 0212 435 92 35 Bahçeköy Adnan Menderes Cad. No:9 Bahçeköy / Sarıyer Tel: 0212 226 48 21 Büyükçekmece Cumhuriyet Mah. Turgut Özal Bulvarı Kardeş Sok. Adakent Apt. No:1 Büyükçekmece Tel: 0212 883 25 81 Çobançeşme Çobançeşme Mah. Mithatpaşa Cad. No:14 Yenibosna Tel: 0212 652 88 42 0212 652 87 74 Erenköy Feritbey Sok. No:14 Erenköy

Kocaeli

Tel: 0216 411 24 40 Esenler 1 Atışalanı Caddesi No:25 Esenler Tel: 0212 611 20 76 Esenler 2 Namık Kemal Cad. No:2 Tel: 0212 483 51 94 Esenyurt Saadet Dere Mah. Doğan Araslı Cad. No:14 Esenyurt Tel: 0212 428 41 33 Etiler Nispetiye Mah. Aytar sok. Murat Dağlı Apt. No:18 Levent Tel: 0212 269 31 44 Ferahevler Ferahevler Mah. Adnan Kahveci Cad. No:66 Sarıyer Tel: 0212 299 96 15 Fındıkzade Millet Cad. No:27/D Fındıkzade Tel: 0212 529 85 48 Florya Şenlik Mah. Efeler Sok. No:3 Florya Tel: 0212 662 66 94 Göktürk Göktürk Mah. Cumhuriyet Cad. No:4/1 Eyüp / İstanbul Tel: 0212 322 68 94 Güneşli Güneşli Mah. Barış Sok. No:2/A Bağcılar Tel: 0212 657 83 71 Gültepe 1 Ortabayır Mah. Talatpaşa Cad. No:71 Tel: 0212 270 72 99 Gültepe 2 Telsizler Mah. Talatpaşa Cad. No:153 Tel: 0212 281 83 90 Gürpınar Adnan Kahveci Mah. Kazım Karabekir Cad. N: 5/5 Flora city B-2 Blok. Altı Beykent –Beylikdüzü. Tel: 0212 855 04 51

Derince Çenedağ Mah. İstiklal Cad. No:180 Derince / Kocaeli Tel: 0262 223 25 07

İzmit Cedit Mah. Atatürk Bulvarı No:3 Kocaeli / İzmit Tel: 0262 332 52 56 - 68

60 Evler Yavuz Sultan Mah. Körfez Cad. No:17 60Evler - Derince / Kocaeli Tel: 0262 239 33 63

Kozluk Akçakoca Mah. İnönü Cd. No:33 İzmit / Kocaeli 0 262 325 84 48

Halkalı Merkez Mah. Mahmutbey Cad. No: 17 Halkalı Tel: 0212 693 27 19 Halkalı 2 Atakent Mah. 213 Sok. No:5 Bodrum Kat. Güneş Park Çarşısı Halkalı –K.Çekmece Tel: 0212 472 80 94 Hadımköy İstasyon Mah. Namık Kemal Cad. No:45 Kiptaş 1. Etap Tic. Merkezi Giriş Kat. Hadımköy/Arnavutköy Tel: 0212 780 10 51 Kartal Çavuşoğlu Çavuşoğlu Mah. Portakal Sk. No: 20/1-2 Kartal Tel: 0216 306 68 13 Kasımpaşa Camii Kebir Mah. 4 Kuyu Cad. No:13 Kasımpaşa / Beyoğlu Tel: 0212 250 32 55 - 250 54 51 Mecidiyeköy 1 Selehattin Pınar Cad. No:31 Şişli Tel: 0212 216 94 61 Mecidiyeköy 2 Naci Kasım Sok. No:7 Şişli Tel: 0212 212 98 15 Okmeydanı Mithat Paşa Cad. Keser Sok. No:3 Şişli Tel: 0212 254 18 73 Pendik Batı Mah. Sabri Taşkın Cad. No: 4 Tel: 0216 491 75 72 Sarıyer Kilyos Yolu Nalbant Çeşme No:95 Sarıyer Tel: 0212 342 35 53 Sultançiftliği Atatürk Bulvarı No:46 Gaziosmanpaşa Tel: 0212 475 32 49

Arslanbey Başaran Mah. İzmit Cad. No:138 Kartepe - Kocaeli Tel:0 262 351 42 46

Tarabya Cumhuriyet Mah. Arabayolu Cad. No:11 Sarıyer Tel: 0212 299 83 75 Tarabya Sahil Tarabya Mah. Yeniköy Cad. Dere Sok No:1 Tarabya / Sarıyer Tel: 0212 262 25 55 Uğur Mumcu Uğur Mumcu Mah. Akşemsettin Cad. No:56 Yakacık Tel: 0216 476 26 33 Ünalan Ünalan Mah. Ayazma Cad. No: 20 Üsküdar Tel: 0216 317 24 64 Üsküdar Mimarsinan Mah. Otopark Arkası Sok. No:1 Üsküdar Tel:0216 492 62 16 Ümraniye Ihlamurkuyu Tepeüstü Mah. Alemdağ Cad. No:616 Ümraniye Tel: 0216 508 19 10 - 15 Yakacık Yakacık Mah. Samandıra Cad. No:7 Tel: 0216 451 54 07 Yenibosna Yıldırım Beyazıt Cad. No: 278/212 Tel: 0212 452 28 19 - 20 Yüzyıl Fevzi Çakmak Mah. Osmangazi Cad. 2/17-C Sok. No:27/D Bağcılar Tel: 0212 430 38 91 Yusufpaşa / Kim Pratik Aksaray Mah. Cerrahpaşa Cad. Muratpaşa Apt. No:3A Fatih / İSTANBUL Tel: 0212 588 50 44 Zeytinburnu Balıklı Yolu Cad. 85/5 Sok. No:30/4 Tel: 0212 416 08 80 Zeytinburnu Çırpıcı Çırpıcı Mah. 75/2 Sok. No:109 Zeytinburnu Tel: 0212 547 45 82

Yarımca Mimar Sinan Mh. Mehmet Akif Ersoy Cd. No:166 Körfez- Kocaeli Tel:0 262 558 00 15

Tütünçiftlik Güney Mah. Albay Sok. No:6 Körfez - Kocaeli Tel:0 262 527 26 03 - 04

Sakarya Çeşme Meydan Orta Mah. Çeşme Meydanı Cad. No:39 Sakarya / Adapazarı Tel: 0264 279 53 56 - 57

Hasırcılar / Kim Pratik Yahyalar Mah. Turan Cad. No:47 B Blok Dük:1 Sakarya / Adapazarı Tel: 0264 279 53 23 - 24

Tekirdağ Çiftlik Önü Hürriyet Mahallesi Yüzyılıncı Yıl

Irak

Müşteri Danışma Hattı:

Yakında açılıyor

444 1 546 66 kimlife


KimLife Dergimize reklam vermek için 0(212) 444 1 546 numaradan bizlere ulaşabilirsiniz.

KİMLife SAĞLIK

67 kimlife


KİMLife SAĞLIK

68 kimlife

Kim Lİfe Nisan 2012  

book,ebook,magazine,newspaper,catalog,magazine

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you