Issuu on Google+


GSCimbom Fanzin 31. Sayı

İçindekiler

Galata Sarayı Efendisinden bir nefes… [ Emre Peker] ………………………………………….4 Alttan Gelenler [Kutay Ersöz] …………………………………………………………………………...7 Satrionik açı [ Emir Satriani] …………………………………………………………………………….11 Savaş Eskigülek röportajı………………………………………………………………………………….20 İlk Yarı Biterken… [Mahmut Demir] …………………………………………………………………..29 Devre arası degerlendirmesi [Sinan Yılmaz ] ……………………………………………………...35 Çaglar Torun ile basketbol panorama ………………………………………………………………...37 Bora Sezginer ile Avrupa'dan……………………………………………………………………………..43 Bir yetenek : Vedad Ibisevic. [Oguz Öztürk] ………………………………………………………..44 GSC Scout’tan… [S.Serhat Türkel] ……………………………………………………………………...46 Üyelerden 90+ köşesi… [Deniz Özer] ………………………………………………………………….47 Üyelerden 90+ köşesi… [Fatih Aybars Hakan] ……………………………………………………..48 Forumumuzdan kısa kısa… …………………………………………………………………………………50

2

2


GSCimbom kimdir? GSCimbom.com forum ve portal olarak ilk olarak 1 Nisan 2006’da yayına girdi. O dönemlerde resmi taraftar grubunun forumundan başka bir Galatasaray forumunun olmaması büyük bir handikaptı ve bu boşluğu GSCimbom doldurmaya başlamıştı. Canaydın döneminde yönetime karşı duruşuyla dikkat çeken GSCimbom çeşitli organizasyonlarla o buhranlı dönemlerde yönetimi cesurca protesto etmiştir. Fakat 2007’de göreve gelen Adnan Polat ile birlikte GSCimbom’da bu karşı duruşunu kulübün değişen yapısıyla birlikte değiştirmiş, her koşulda , her şartta kulübüne destek olmaktadır. Forumda her çeşit görüşe renklerin kardeşliğini savunarak Fenerbahçe , Beşiktaş ve diğer Anadolu takım taraftarlarına da üyelikler açıktır.Her renkten , her görüşten üyeye yer vererek son yıllarda büyük çıkış yakalayan site, geçen seneden itibaren çeşitli internet sıralamalarında en büyük forum olmayı başarmıştır. Ayrıca sitede online olarak yayınlanabilen tek Galatasaray dergisi olan GSCimbom fanzin de tanınmış yazarlara ve görüşlerine röportaj ve yazı olarak yer vermektedir.

3

3


Galata Sarayı Efendisinden bir nefes… Emre Peker

Şampiyonların ortak noktası "Artık yapmamız gereken, bu maçı unutup önümüzdeki karşılaşmalara konsantre olmak." Çok tanıdık bir cümle hepimiz için, herhangi bir spor müsabakasında sonuç ne olursa olsun maçtan sonra yapılan açıklamalarda mutlaka duyarız bu cümleyi. Çok üzerinde durmayız, ve aslında üzerinde durmamakta da haklıyız taraftar olarak. Çünkü bir klişeden de öte bir hal almıştır artık bizim için. Fakat sporcular acaba bu açıklamayı yaparken arkasındaki önemi gerçekten anlıyorlar mı? Yoksa sadece söylemeleri gerektiği için mi söylüyorlar bunu? Hep bir şampiyonda olması gereken özelliklerden bahsederiz. Güçlü olması, dayanıklı olması, zeki olması ve daha nice özelliklere sahip olması gerektiğinden bahsederiz. Fakat aslında bir sporcuyu "şampiyon" yapan aslında sahip oldukları bu özellikler değil, sahip olmadıkları tek bir özelliktir: Kısa-dönem hafızası. Daha doğrusu berbat bir kısa-dönem hafızasına sahip olmaları.

Kısa-dönem hafızası Gündemde çok yer edinmiş bazı örneklerden yola çıkalım: İlk örnek kuşkusuz Boston Celtics'le olan eşleşmenin 7. ve son maçında Magic'i konferans finaline taşıyan Hidayet Türkoğlu: Konferans finalinde Cavaliers'a karşı oynarken bir maçtan sonra Magic koçu Jeff Van Gundy'e Hidayet'in önemi soruldu, neden top onun elindeydi en önemli oyunlarda? Cevap ise ilginçti: "Çünkü berbat bir hafızası var, maç içinde çok kötü oynamış olsa bile, bir çok berbat atış yapmış olsa bile bunlar asla onu etkilemiyor. Tamamen unutuyor maç içinde gerçekleşmiş şeyleri, bu yüzden hiçbir şeyden etkilenmeden o ana konsantre olabiliyor." Yine konferans finalinde son oyunda topun Hidayet'in elinde olacağını biliyor herkes, kameralar onun üzerine geldiğinde ise karşılaştıkları şey ilginç, Hidayet bir çocuk gibi gülümsüyor! "Bir çok oyuncu seyrettik, ama son oyunda böyle tepki veren birini ilk defa görüyorum!" diyor yorumculardan biri. Ve bu yorumdan sonra gülümseyen Hidayet Lee'ye harika bir pas çıkarıyor ama Lee bitiremiyor. 4

4


Başka bir örnek futbol takımımızın başındaki Frank Rijkaard tabi ki: Van Basten Frank'in hafızasının zayıf olduğundan bahsediyor. Eski eşi Monique ise çok önemli birşey üzerine konuşurken, Frank'in dondurmanın ne kadar güzel olduğundan bahsedebileceğini söylüyor. Eski takım arkadaşları Sacchi'nin taktik seanslarında uykuya daldığından bile bahsediyor. İlginç bir şekilde bu özelliği sayesinde ne zaman baskı altında bir durumla karşılaşsa etrafındaki insanlar, hemen Frank'e dönüyorlar. Onun bu olan bitenden etkilenmeyip aslen yapılması gerekeni yapacağından emin oluyorlar çünkü.

Bir diğer şampiyon, gelmiş geçmiş en büyük tenis oyuncusu olduğu iddia edilen Roger Federer'i yenen Rafael Nadal: Bitirici vuruşlarının büyük çoğunluğunu tam sayıyı kaybedeceği düşünüldüğünde gerçekleştiren bir mental kale. 2009 Avusturalya Açık'ın ardından yaptığı açıklama çok güzel: "Kariyerim için önemli bir apolet kazandım. Ama 5 saat önce olduğumdan daha iyi değilim şimdi. Maçtan önce kim olduğunuzu bilmek kadar maçtan sonra da kendinizi bilmek çok önemli. Aynısınız değil mi?" İşte burada -diğer örneklerden biraz farklı da olsakısa-dönem hafızasını nasıl yokettiğini gösteriyor Nadal. Zaten maç içinde kaybetmeyi kabul etmeyen bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz, ama sadece o ana konsantre olup sonrasında değişmeyeceğini bilmesi en büyük artısı oluyor maç içinde. Çünkü o vuruşun kendisini farklı kılmayacağını biliyor, böylece maç içinde olup bitene değil sadece o anda yapabileceklerine konsantre oluyor. Kendisini aldığı ünvanlarla kanıtlamaya çalışsa bunu yapamaz. Kupayı kaldıranla onu izleyen arasındaki küçük fark Yazının en başında bahsedilen o klişe açıklamaya geliyoruz burada yeniden. "Artık yapmamız gereken, bu maçı unutup önümüzdeki karşılaşmalara konsantre olmak". Evet doğru ve önemli bir cümle bu. Fakat arkasındaki düşünce daha da önemli. Kötü bir şut çektikten sonra, ya da top kaybı yaptıktan sonra, ya da hatalı bir gol yedikten sonra da maçtan sonra söylenen bu sözü o ana uyarlayabilmeyi başarması gerekir bir şampiyonun. "Artık yapmamız gereken, o hatayı unutup önümüzdeki pozisyonlara bakmak" diyebilmesi gerekir kendi içinde. Bu yüzden şampiyonlar şampiyon olur. Aslında o kupayı kaldıranla 5 ikinci olan arasında çok küçük farklar vardır. Herhangi bir pozisyon farklı işlese yer

5


değiştirebilir bu sporcular. Şampiyon takımların her zaman zor durumlarda döndükleri bir oyuncuları olmuştur. Jordan'dan Zidane'a, Hagi'den Rijkaard'a.. Hepsi de bunu oyun içinde ve öncesinde oluşan olaylardan kendilerini soyutlayabilmelerine borçludur. Kısa-dönem hafızasını ortadan kaldırmak, oyun içinde olup bitenden etkilenmemek çok önemlidir bir sporcu için. Mental dayanıklılığın temel noktası budur. Bu olguyu ortadan kaldırmadan bir kişinin şampiyon olması çok zor. Hele ki ülkemizde. Tarih bir çok şampiyon görmüştür, çok zeki olanından çok güçlü olanına, çok teknik olanından hiç vazgeçmeyenine.. Hepsi farklıdır, fakat ortak tek bir yönleri varsa, o da berbat bir "Kısa-dönem hafızası"na sahip olmalarıdır. Bu yüzden işler asıl o küçücük farkı yaratacak noktaya geldiğinde, oyun içinde geçmişte olanlardan etkilenmeyip o ana konsantre olabilirler; ve oyun içindeki baskıyı sürklase edebilirler. Çok zeki olmayıp da çok teknik olan birçok şampiyon vardır, çok yetenekli olmayıp da çok dayanıklı olan da.. Kısacası şampiyonların ortak noktası asla sahip oldukları birçok değer değil, sahip olmadıkları tek bir değerdir: "Kısa-dönem hafızası".

6

6


Alttan Gelenler Kutay Ersöz

Şimdi transfer dönemi. Transfere en çok ihtiyacı olan takımlardan biriyiz. Hedeflerimiz yüksek. Fakat sadece adı duyulmuş isimleri transfer edemeyiz. Bu hem maddi olarak külfet getirir, hem de yabancı kontejanı gibi nedenlerden dolayı işi zorlaştırır. Hal böyle olunca Anadolu’ya yönelmek de bir tercih meselesidir. Süper Lig’de oynayan futbolcuları birçok kişi yakından takip ediyor. Ben Bank Asya 1.Lig’den bir kaç ismi buraya yazmak istiyorum. Potansiyeli olduğuna inandığım, Galatasaray olmasa da Süper Lig’de oynayan diğer takımlarda görebileceğimiz bazı futbolcular. Milli takımda oynayan Gökhan Gönül, Tuncay Şanlı, Gökhan Ünal gibi isimle ve bizim takımımızda oynayan Gökhan Zan, Mehmet Topal, Hakan Balta, Caner Erkin, Ufuk Ceylan ve Mustafa Sarp gibi isimler bir dönem bu ligde forma giymişti. Burayı ihmal etmemek lazım. Bu arada Mustafa Sarp ilk geldiğinde burun kıvıranlar için (biri de benim) bir mahçubiyet yazısı olsun bu. İşte alt ligin göze batan ve batmaya devam edecek 10 futbolcusu:

Emre Aktaş: Adanaspor’un forvet oyuncusu. Sezon başında Ankaragücü ile anlaştı, idmanlara çıktı ama Adanaspor’a geri döndü. Emre-Vassel hücum hattı nasıl olur diye çok merak etmiştim. Olmadı. 1986 doğumlu. Çok güçlü ve yorulmuyor. Rakip stoperlerle adeta güreşiyor. Ayakta kalmasını biliyor. Skor yönünden kısır sayılabilir ama çalışkanlığı herşeyi bir kenara bırakıyor. Bizim en son şampiyon olduğumuz sezonun devre arasında Adanaspor’a geldi. Yükselme Grubu’nda 9 maçta 9 gol attı ve bir üst lige yükseldi. Geçen sezon 6 gol attı, bu sezon daha ilk devre sonunda 7 gole ulaştı. Yani gol sayısını da yükselitiyor. Sözleşmesi 2010 yazında bitiyor.

Ersan Adem Gülüm: Yine bir Adanasporlu. 1987 Avustralya doğumlu. Stoperde oynuyor. Çok güçlü ve oyun bilgisi kuvvetli. Teknik açıdan yetersiz. Ersun Yanal’ın keşfi olarak Türkiye’ye geldi. Avustralya’da ümit milli takımda oynamışlığı var. Geçen sezon “Bank Asya 1.Lig Yılın Onbiri” takımına seçildi. Sözleşmesi 2011’de sona eriyor.

7

7


Musa Çağıran: Musa Çağıran kağıt üzerinde 1992 doğumlu. Güçlü fiziği kafalarda soru işareti yaratmıştı. 17 yaşındaki birinin fiziği yoktu. Geçtiğimiz hafta gazetelere verdiği röportajda nüfusa 2 yaş küçük yazıldığını itiraf etti. Geçen sezon Altay’da 19 maça çıkan Musa, bu sezonun ilk yarısında 15 maç oynadı ve ön libero oynamasına rağmen 5 gol attı. Çeşitli kategorilerde 25 defa milli takımlara çağrıldı. Pozisyon alma yeteneği, kuvveti, hava toplarındaki hakimiyeti göze batan özellikleri. Beşiktaşlı olduğunu söyleyen Musa, Galatasaray’da oynamasının sıkıntı yaratmayacağını, “evet” diyeceğini de sözlerine ekledi. Ben de bir taraftar olarak parasının hakkını verdikten sonra her futbolcuya “evet” derim. Altay ile devam eden sözleşmesi 2011’de sona erecek.

Burak Çalık: Burak Çalık listenin bir diğer Altaylı futbolcusu. Bu sene herkesin dikkatini çekti. Altay’ın diğer hücum elemanlarının sakatlığı nedeniyle forma şansı bulmakta zorlanamadı. Geçen sezon 12, bu sezon 7 gol attı. Hızlı, süratli, yıpratıcı, dağıtıcı, hırslı. Faka top tekniği ve son vuruşları çok düşük seviyede. Geçen sezon Kasımpaşa ile oynanan Play-Off yarı final maçında kaçırdığı gollerle saç baş yoldurdu. Bu sezon ise ümit milii takıma kadar yükseldi. 1.5 sezon öncesine kadar Erzincanspor’da oynuyordu. Şahsi kanaatim, santrfor yerine açık olarak oynasa başarılı olabilir. Serhat Akın’a benzetmek mümkün. 2011’de sözleşmesi bitiyor.

8

8


Sercan Kaya: Sercan Bucaspor’un altyapısının ürünlerinden biri. Buca Genç Futbol Akademisi, bu sene başarılı olan takımın iskeletini yetiştiren bir futbol okulu. Sercan, o okulun son mezunlarından. Orta sahanın hücuma yönelik kısmında oynuyor. Bu sezon fazla forma şansı bulamadı. Fakat Türkiye Kupası’nda Ali Sami Yen’de bize karşı oynadığı maçta göz doldurmuştu. 1988 doğumlu. Sözleşmesi 2012 yılında sona eriyor.

Veli Kızılkaya: Veli, Bucaspor’un öne çıkan futbolcularından biri. Geçen sezondan beri sarı-lacivertli takımın formasını giyiyor. Stoper ve ön libero oynayabiliyor. Uzun boylu ve güçlü bir fiziğe sahip. 1985 doğumlu. Be sezon sonunda sözleşmesi bitiyor.

Kıvanç Karakaş: Kıvanç 1985 doğumlu. 2 sezon önce Yalovaspor’da oynuyordu. Reha Kapsal sayesinde Karşıyaka’ya geldi. Gelir gelmez ilk 11’in değişilmezlerinden oldu. Geçen sezon final oynayan takımın orta sahasında görev aldı. Bu sezon takım baştan aşağı yenilendi. Takımda kalan nadir oyunculardan biri oldu, formasını da yeni gelen isimlere rağmen kaptırmadı. Orta sahada aklınıza gelecek herşeyi yapıyor. Savunması da var, hücumu da. Geçen sezon 1 gol atmıştı, bu sezon şimdiden 4 gole ulaştı. 1 kez sarı kart cezası nedeniyle oynayamadı, onun dışında tüm maçlarda görev yaptı. Sözleşmesi 2011’de bitiyor.

Taha Yalçıner: Taha da tıpkı Kıvanç gibi, Karşıyaka’da oynuyor. Onu da Reha Kapsal alt liglerde oynarken takıma kazandırdı. Muğlaspor forması giyerken kendini Bank Asya 1.Lig’de şampiyonluk mücadelesi verirken buldu. Orta sahada, ön liberoda oynuyor. Sol ayağıyla mevkisinde fark yaratıyor. Fiziksel olarak çok zayıf. Fakat çok hırslı ve hızlı. Bazen hırsının kurabanı olup sakatlık yaşıyor. Fundementali, topa vuruşu, oyunu okuyuşu sakin olduğu zamanlarda üst düzeye çıkıyor. Bu sene bazı maçlarda sol açıkta oynadı fakat fazla verimli olamadı. Taha ile Kıvanç’ın bir başka ortak özelliği ikisinin de İstanbullu olması. Taha, Fenerbahçe’nin altyapısında oynadı ama başarılı olamadı. 1987 doğumlu. Sözleşmesi 2011’de bitiyor.

9

9


Erçağ Evirgen: Erçağ Karşıyaka’ya bu sezon geldi. Reha Kapsal onu Lüleburgazspor’dan getidi. Santrfor olarak takıma dahil oldu ama sezon içinde sağ kanatta oynamaya başladı. Drogba’ya benzeyen oyun stili, lakabını da şekillendirdi. İlk defa oynadığı, zorluk derecesi yüksek bir ligde, devreyi 5 golle kapadı. Güçlü fiziği en büyük artısı, top tekniği biraz yetersiz kalıyor. 1985 doğumlu. Sözleşmesi 2012’de bitiyor. Turgut Doğan Şahin: Turgut Samsunspor’un, Samsun’un en çok konuşulan futbolcusu. Yeteneği ile Samsunsporlu olmayan herkesin hayranlık duyduğu bir genç. Yaşantısı ve zaman zaman sahadaki isteksizliği ise Samsunsporlular’ın ondan soğuma nedeni. Samsunspor altyapısından çıkan futbolcu son 2 sezonda 15 gol attı. Bazen santrfor oynuyor, bazen daha kenara geçiyor. Gününde olduğu zaman durudurulması zor bir futbolcu. Fiziği, hızı ve tekniği ideal konumunda. Sadece mental olarak sıkıntı yaşıyor. Sözleşmesi 2011’de sona eriyor.

Bu isimleri yaklaşık 2 sezondur gözlemliyorum. Oynadıkları futbol, yaşları, gelişimleri üst liglere çıkmaları için müsait. Galatasaray’a gelirler mi, gelsinler mi, gelmesinler mi bilemem. Fakat bu oyunculara, bu lige dikkat etmekte fayda var. Sadece Kewellar Keitalar ve Ardalar Sabriler ile takım kurulmayabilir. Mustafa Sarplar, bu takımın en önemli kısmını oluşturur. Yeni Mustafalar’ı daha genç yaşta takıma kazandırmak lazım.

10

10


SATRİONİK AÇI

Süper Lig 09/10 – İlk Yarıdaki Galatasaray İlk yarıyı 36 puanla ikinci bitirmek, çok yabancı birşey değil. Lider de bitirebilidik, ikinci olduk. Elbet her zamanki gibi Galatasaray, 6, hatta 9 puan önde de bitirebilirdi, ancak yine alışılageldik şekilde, birinciliği teslim ettik. Galatasaray, her sezon maçlardan öyle ya da böyle bir sonuçla ayrılıyor. Bu sezonun püf noktası, şüphesiz sistem değişikliği (Tanrım... Total futbol’a geçiş demek istiyorum!). O yüzden, takımı yargılarken, bunu hesaba katmakta fayda var. Dolayısıyla bu sezon ile, önceki sezonlar bir bakıma çok farklı. Bu sezon kaybedilen maçlar, genel olarak, takımın konsantrasyon eksikliği yaşadığı maçlardı (hep öyle değil mi zaten ?). Kazanılan maçlar ise, takımın formda olduğu, (daha doğrusu -hücum hattının işi bitirdiği-) bazen de birazcık olsun şansın yardım ettiği maçlardı.

Kazanılan maçlar hakkında el ve göz yormaya lüzum görmüyorum, çünkü zaten maç kazanılmışsa, sadece kutlamak vardır. Nasıl kazanıldığı, insanları fazla enterese etmez. Eder mi ?.. Etmez... Maç kazanılmışsa, tüm takım altın değerindedir. Maç kaybedilmişse, tüm oyuncular kalitesizdir ve söylenilen söz genelde ; “Bu adamlarla olmaz”dır... Ancak, samimi olmak gerekirse “Bu adamlarla olmaz” mevhumu, malesef bazı futbolcularımız için geçerli. Buna yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğim. Gelelim kaybedilen maçlara.. ; Hangi maçlarda yenildik ? ; Ankaragücü, 3 – 0 Fenerbahçe, 3 - 1 Bursaspor, 1 – 0 Peki neden ve nasıl yenildik ?... İlk nokta ; bu üç maçtada atmadan golü yedik. İkinci nokta ; bu üç maçtada özellikle ikinci yarılarda oyun disiplininden koptuk. Neden ? Neden oyun disiplininden kopuyoruz ? Oyun disiplininden kopuyoruz çünkü forvet gol atamadığı zaman (olur ya...) orta saha ne yapacağını şaşırıyor, soğukkanlılık elden gidiyor. Orta saha ne yapacağını şaşırınca, takım defansı bozuluyor, takım defansı bozulunca, zaten evlere şenlik olan defans hattımız ayvayı yiyiyor. Durumun özeti kısaca 11

11


budur. Ancak, Fenerbahçe maçında yenilen ilk gol tamamen takımın hatasıdır (Golün “offside” olması bir kenara...). O maçta, daha doğrusu yenilen o gol için konuşursak, Fenerbahçe’nin gelişen atağında, bizim oyuncuların nasıl bir kademe anlayışına girdiğini anlamak mümkün değildi. İşte, Avrupa devlerinde hep imrendiğimiz soğukkanlılık ve ne yapacağını bilirlik ile becerilen saha dağılımı (bir diğer adıyla “alan savunması”) mentalitesinin eksikliği, burada kendini kabak gibi açığa çıkardı. (Açıkçası, bunun %100 olarak sistemle ilgili olduğunu da sanmıyorum, bu birazcık oyuncuların psikolojileriyle alakalı da birşey...) Evet, malesef oyun disiplininden koptuğumuz yada direkt oyun disiplini olmadan başladığımız maçlarda bunlar oluyor. İşte bu maçları da, ya kaybediyoruz (Örneğin Ankaragücü maçı...), ya da zar zor beraberlik alabiliyoruz. Zaten bu olmadığı zaman, Kasımpaşa maçı gibi son 20 dakikaya yenik te girsek, maç sonunda skor tabelasında 3 gol attığımızı görebiliyoruz, böyle bir kapasitemiz/yeteniğimiz var. Evet, bu var...

Bakınız; Galatasaray iyi bir takım, güçlü bir takım. Bu konuda kesinim... Ama zaafları var. Bu zaafları görebilen takımlar, bizden puan çalıyorlar. Rijkaard’ın yapması gereken, bu zaafları en aza indirgemek, ya da tamamen ortadan kaldırmaktır. Sizce nedir bu zaaflar ? ;

Orta saha problemleri : Orta saha oyuncularımızdan Topal, Sarp ve Barış, bana sorarsanız Galatasaray’ın klasında topçular değiller. Topal, yetenekleri sınırlı bir oyuncu. Evet, bazen göze hoş gelen futbol oynasa da (...oynayabilse de) bir yerden sonra takıma hiçbirşey veremiyor ve yaratıcılığı, oynadığı pozisyona göre çok sınırlı. Sarp zaten transfer edilmemeliydi. Rijkaard şans veriyor, çünkü güçlü/hırslı bir futbolcu ve faydalı olabiliyor –zaman zaman, ancak kalite olarak takımın statüsünün altında ve özellikle -topla oyunda- orta sahanın potansiyelini olumsuz yönde etkiliyor. Biliyorum, bir çoğunuz Sarp’ı, takım için çok önemli bir oyuncu olarak nitelendiriyorsunuz, hatta bazılarınız Sarpın, takımın yükünü çektiğini düşünüyorsunuz, ancak bunun tek nedeni o bölgeye monte edilmiş banko oyuncu olmasıdır. Yabancı ligleri sürekli izleyen biri olarak, Sarp’ın Galatasaray gibi bir 12

12


takımda oynamaması gerektiğini düşünüyorum. Oynadığı bölgeye göre asla yeterli oyun zekasına, ve de kabiliyete sahip değil. Barış’ı ise, üst düzey bir futbol takımının orta sahasında düşünemiyorum. Bunun nedenlerini akla getirmeyi sizlere bırakıyorum... Öte yandan Ayhan gibiler var... Ayhan normalde çok iyi bir futbolcu, ancak formsuzluğu tam bir felaket. Malesef bu aralar formsuz döneminde ve taraftar kızmakta biraz olsun haklı. İyi bir Ayhan, Galatasaray orta sahasında faydalıdır, gerek hırsı, gerek paslarıyla... Ancak bu ara, ayağının dümenini gerçekten kaçırmış gözüküyor. Umarım en kısa zaman gerçek Ayhan’ı izleyebiliriz... Elano ve Arda Turan’a gelince ; bu iki oyuncu gerçekten Galatasaray için anahtar oyuncular. Fakat bu iki oyuncunun potansiyellerinin sınırlarına ulaşamamalarının -bir sebebi de-, yukarıda adı geçen oyuncular, ve diğer başka oyuncularımızdır. Arda Turan, ayağında çok top tutuyor... Bu takım oyununu son derece olumsuz yönde etkilese de, (sırıtıyorum -->) eğer formdaysa, varsın tutsun. Yeteneklerini sergilemeye başladığı an, takım zaten uçuyor. Elano’nun kalitesine ve futbol anlayışına diyecek yok. Çok iyi bir pasör ve tam bir takım oyuncusu. Ama, az pas alıyor. AZ PAS ALIYOR !.. Bu tam bir felaket... Bundan Sarp’ın ve Topal’ın topu oyuna sokuşlarını, oyunu okuyuşlarını(!) sorumlu tutuyorum. Maçları dikkatlice izlerseniz farkedeceksiniz. Elano, yıldız olarak nitelendirilebilir olmasına rağmen, gerçekten takım için oynuyor, ve bu oyuncuyu desteklemek, orta sahanın işi. Orta saha Elano’yu iyi desteklerse, Elano’da takımı iyi destekler. Bunu unutmayın... Kısacası, orta sahamızın problemi, yetenekleri sınırlı oyunculardır. Sistemimiz güzel, bazı oyuncuların Rijkaard’ı tam anlayamamaları, anlasalarda uygulayacak potansiyel olmaması güzel değil. Orta sahamızda başka bir problem görmedim.

Defans problemleri ; Malesef Galatasaray’ın defansı, düzgün bir defansla kıyaslandığında, kötü. Öyle böyle değil, çok kötü. Geçen sezonki “Porto v Manchester United” maçının özetini bir şekilde bulup izleyebilirseniz, defans konusundaki bu yazıyı daha iyi anlayabilirsiniz... Tabi Porto’nun değil, Manchester United’ın defansını izleyin... Futbol hayranı olarak öğrendiğim birşey varsa, futbol takım oyunundan daha çok, futbolcularla ilgili birşey. Futbolcular kalitesizse, mecburen takım oyunu da kalitesizleşiyor. Galatasaray’ın defanstan bu kadar çekmesinin sebebi de, doğal olarak, defans oyuncuları ve kalitesizlikleridir. Bu defansla, uygulamak istediğimiz sistemi tam manasıyla uygulamamızın, olanağı yok. Açık, seçik, net olmak istiyorum. Sabri Sarıoğlu... : İstediğinde çok iyi bir futbolcu... Meğer gerçek potansiyeline ulaşabilmesi için, Rijkaard gerekiyormuş. Bu kadar süratli, oyunun yönünü olması gerektiği şekilde hızlıca değiştirebilen ayaklara sahip, ve bu kadar da hırslı bir sağ-back’e sahip olduğumuz için şanslıyız. Çalım da atabiliyor, orta da yapabiliyor. Tabi Beckham ve Gerrard’ın oynadığı, “tribüne şut çekme” reklamında oynamaması beni epey bir şaşırttı. Gerrard bir şutla tribünü yıkabiliyorsa, bizim Sabri stadı indirir, sanırım... Sabri’nin bir diğer özelliği, tüm takımdan bağımsız olarak iyi oynayabilmesi... Yanında ki oyuncular çok kötü oynayabilir, tüm takım formsuz olabilir, ama Sabri formdaysa, formdadır, tutamazsınız. Beni sinirlendiren, Servet, Zan, zaman zamanda Hakan Balta gibi oyuncuların yaptıkları, Topal defans oynadığı zaman, onun yaptıkları... Bu kadar iyi bir sağ-back’iniz varken, defansı kalbura çevirmenin, takımı yavaşlatmanın ne manası var ? Defansımızın kademe anlayışı, daha doğrusu -futbol anlayışı- gerektiği gibi olsa, gerek kanatlarımızla, gerek orta saha oyuncularımızın bazılarıyla, hem defansif hem de ofansif olarak duvar gibi bir takım olabiliriz. 13

13


Ama yok... Defans yapamayacaksınız, ceza sahanız önünde abuk subuk pas yapacaksınız, oyunu gerektiği gibi açamayacaksınız, kendi orta sahanızı yıldıracaksınız, rakibin yerleşmesine olanak tanıyacaksınız, fırsat vereceksiniz, üstüne üstlük top kaptıracaksınız, gol yiyeceksiniz.... Olacak şey değil... Bu futbolcuların Rijkaard’ı dinlediklerini sanmıyorum... Biliyorum, bir çoğunuz Servet’i beğeniyorsunuz. Ben hiç beğenmiyorum. Çok kötü bir futbolcu. Kusuruma bakmasın Servet, seviyorum, bazen hırsıyla iyi şeyler yaptığı oldu, ama hayır. Galatasaray defansı bu çocuğu kaldıramayacak. Servetin, Galatasaray’ın en ama en büyük zaafı olduğu düşüncesindeyim. Ne var ki o oynamadığı zaman defans daha da kötü bir hal alabiliyor, fakat bu ikilem aklınızı karıştırmasın. Aslen Galatasaray takımında Emre Aşık ve Sabri’den başka -faydalı-defans oyuncusu yoktur. He vardır, ama yoktur... Servet, aşırı ağır, pas konusu tamamen uzmanlık alanı dışında ve rakibi hiçbir şekilde farkedemiyor... Farketse, ne yapacağını bilmiyor, ne yapacağını bilse, yapamıyor. Servet, hızlı forvetlere karşı tam bir risktir. Katıksız bir risk. Top kontrolü aşırı zayıf olmasına rağmen, ceza sahası önünde meydana getirdiği inanılmaz riskli oyun, Galatasaray’ı iki yönlü mahfediyor. Leo Franco’nun, Taffarel tarzı degaj dikmeyen kalecilerden olmasına rağmen, topu Servet’e verirken ne kadar tereddüt ettiğine bir göz atın. Servet, orta alanı –ne yaptığını bilir şekilde- besleyeceğine, yanındaki Zan’a pas veriyor (bu sürede rakip iyice yerleşiyor), Zan yoksa Topal’a veriyor, Topal tekrar Servet’e veriyor, Servet tobun dibine bindiriyor. Böyle bir defans YOK. Aslen, Servetin, top yerden yavaşça süzülürken rakibe perdeleme yapmasından başka, yaptığı birşey olduğunu söyleyen biriyle karşılaşamazsınız. Neville, Ferdinand, Vidic, Evra. <-- Bu defansın meydana getirdiği oyunda, Servet’i andıran bir hareket dahi göremezsiniz. Servet’i andıran bir pas, Servet’i andıran topla oynama göremezsiniz. Servet’i andıran yer tutma da göremezsiniz. Servet’in bu oyununa, Hakan Balta’nın sol-back’teki kısıtlılığı eklenince, Topal’ın oyun anlayışıda bunun tuzu biberi olunca, orta sahada çöker, forvet’te çöker, herşeyde çöker. Rijkaard bunu bilmiyor mu ? AMA ELİNDEKİ MALZEME BU. Kısaca Servet, Galatasaray’ın acilen kurtulması gereken oyunculardandır. Bu bölgeye alınacak kaliteli bir yada iki yabancı ile, takımdaki sorunların %80’inden kurtulacağımızı düşünüyorum. Sabri, 2 transfer ve forma girmiş bir Hakan Balta ile, dalgalanabilen bir defans, bizi hayallerimize ulaştıracaktır. Alan savunmasını gerektiği gibi yapabilen bir takımda, tüm oyuncular -relax- vaziyette, oyununu en iyi şekilde oynar. Alan savunmasını iyi yapabilmek için de, topu, yerinde, oyuna -gerektiği gibi- sokabilen, rakibe boş alan bırakmayan, hızlı forvetleri her an farkedebilen, hızlı atak başlatabilen ve soğukkanlılığını bir an olsun elden bırakmayan oyunculara ihtiyacınız var. Bana göre Servet, Zan ve diğer birkaçı bu anlayışa uymuyor. Ayrıca ekliyim ; Galatasaray defansının bu kadar dağınık görünmesinin en büyük sebebi, Servet ve yarattığı oyundur. Dip not : Bu sezon Gökhan Zan için “şu maçta kötü oynadı” diyemezsiniz ama, iyi oynadı da diyemezsiniz. Biz iyi oynamak istiyoruz. Zaten, bilen, Zan’ın kapasitesini ve nasıl zaaflar yaratabileceğini biliyor... Bu sebeple Zan’ı da kafileye katmak durumundayım... Düşük kalite defans oyuncuları, Galatasaray taraftarına istediğini vermez. Eğer günün birinde Barcelona’lı Pique ve Man United’lı Vidic ayarında oyuncular alırsa Haldun Üstünel, aradaki farkı daha iyi görürüz diye tahmin ediyorum... Genel olarak, kaybedilen yada zar zor beraberlik aldığımız tüm maçlarda, kalitesiz oyuncularımızın soğukkanlılığı elden bırakmalarının, sahaya istem dışı kötü dağılımın 14

14


kurbanı olduk. Bu sorunların ortadan kalkması için, süre ve transfer gerekiyor. Rijkaard ayarı verecektir, ben buna inanıyorum. Sonuç olarak ; ilk yarıda Galatasaray iyi bir performans çizdi. İyi oynadığı maçlar, kötü oynadığı maçlardan çoktu. Sistem yeni, ve yeni futbolcular var, bu iş zaman alıyor, bunu lütfen unutmayın. İkinci yarı daha iyi bir Galatasaray izleyeceğimizi düşünüyorum. Futbolcular, ilk yarıdaki maçların DVD’lerini izleyip, ders çıkarmalılar. Rijkaard ise, gün geçtikçe takımı daha iyi tanıyor... Bize daha iyi futbol oynatacağından şüphem yok.

İlk Yarı Ekip Değerlendirmesi : Frank Rijkaard ; Son derece iyi, profesyonel, soğukkanlı, alçak gönüllü, gerçek karizmatik ve ne yaptığını çok iyi bilen bir hoca. Total futbol’u takıma öğretecek insan... Umarım eline iyi bir bütçe verilir... Kendi transferlerini görmek için sabırsızlanıyorum. Güvenim ve saygım sonsuz... Johan Neeskens ; Bir nevi takımın ateşleyicisi. Tüm oyuncuların kendisine büyük bir saygısı var. Total futbol mentalitesinin yavaş yavaş yerleşmesinde, büyük rol oynadığını düşünüyorum. Ayrıca saha içi dizilişteki koordinasyon için bir nevi danışman gibi. Rijkaard’dan sonraki güvencem. Leo Franco ; Çok, çok iyi bir kaleci diyemem. Ama artıları var, kaleyi yerinde ve zamanında terkediyor, oyunu daima elle başlatıyor ve ani ataklarda iyi yer tutuyor. Bu devirde oyun kurucu kaleci bulmak zor, Leo onlardan birtanesi. İlk yarı performansı : 6/10. 15

15


Sabri Sarıoğlu ; Sağ kanat için son derece umutluyum. Defansif ve ofansif olarak harikalar yarattı. Takımın en iyi oyuncularından biriydi. Avrupa’nın en hızlı oyuncularından biri olduğu kanaatindeyim. Top kontolü arkadaşlarının hareketlerini tahmin edebilmesi, hırsı ve takıma katkısı tartışılmaz. Daha da iyi olabileceğini düşünüyorum. İlk yar performansı : 8.5/10 Gökhan Zan ; Görev aldığı maçlarda, iyi oynadı. Ancak takıma büyük bir katkısı olduğu söylenemez. Sadece Servet’ten daha iyiydi. Klasik sakatlanmalarına başlamasa bizi şaşırtabilirdi ama hayır... Oyun stilini fazla beğenmesemde, fazla eleştirmek doğru olmaz, takıma zararı olmadı. İlk yarı performansı : 5/10. Servet Çetin ; İyi oynadığı maç sayısı, 5’i geçmez. Sturm Graz maçında yediğimiz gol, Servet’i anlatmaya tek başına yeter diye düşünüyorum. Defansif ve ofansif anlamda takımda zaaf oluşturdu. Fazla bir katkısı olduğuda söylenemez. İlk yarı performansı : 3/10 Emre Aşık ; Görev aldığı maçlarda görevini yaptı. Takıma çok katkı sağladığı söylenemez ancak, defansif olarak fazla bir zaafiyet göstermedi. Topu oyuna sokuş baz alındığında, diğer defanslarda daha etkili olduğu bir gerçek. İlk yarı performansı : 5.5/10 Hakan Balta ; Sezona iyi başladı. Hatta takımın tel tel döküldüğü Fenerbahçe maçında sahanın en iyisiydi. Açık söylemek gerekirse, Hakan Balta bazen Galatasaray’ın isimsiz kahramanı oluyor. Kaliteli bir futbolcu. Ancak son haftalarda bariz bir performans düşüklüğü söz konusu. Çalışarak bu problemi aşacaktır diye düşünüyorum. Birde orta yapma üzerine çalışmalı... İlk yarı performansı ; 6.5/10 Uğur Uçar ; Elbette sakatlıktan sonra, eski haline henüz dönmedi. İyi bir futbolcu ancak çalışıp eski performansını yakalaması gerekiyor. Oynadığı maçlarda iyi işler yaptı, ancak şu an Sabri’nin yedeği olmaktan öteye gidemez. Ya da Sabri orta sahaya çekilebilirse, banko pozisyonu alabilir. İlk yarı performansı : 6/10 Mehmet Topal ; Çözemediğim ender futbolculardan. Bu çocuk iyi. Hayır bu çocuk kötü. Potansiyelini biliyorum, çok formda olursa, takıma katkı sağlayabilen bir oyuncu. Ama gerçekten, Galatasaray’ın orta sahası, daha iyi isimlere emanet edilmeli. İlk yarı performansı ; 5.5/10

16

16


Mustafa Sarp ; İyi bir futbolcu değil. Mücadele edip, oyunun içine çok girdiği bir gerçek. Ancak kalitesinin sınırı çok belli. Galatasaray’ın orta sahasını, Sarp’a da emanet etmekten yana kesinlikle değilim. Bu tip futbolcular ile, bir düzey yakalarsınız ve yukarı çıkamazsınız. Sarp zaman zaman göze çok iyi görünen maçlar çıkardı, mücadeleciydi. Ama bu onu kaliteli sınıfına koymaya yetmiyor. İstenilen Galatasaray için, yararsız, sıradan bir futbolcu. İlk yarı performansı ; 6/10 Barış Özbek ; 10 maçın 1 tanesinde, iyi gibi oynasada, Galatasaray için son derece yararsız bir futbolcu. İlk yarıda Barış Özbeğin damga vurduğu bir maç olmadı. Vasat altı, yedeğin yedeği olabilecek tipte bir futbolcu. Yetenek olsada, futbol zekasına ve saha içinde doğru yer - doğru zaman mevhumuna sahip değil. İlk yarı performansı : 3/10 Elano Blumer ; Kayseri maçındaki golü saymazsak, sezona iyi başlamadı. Son haftalarda açıldı ve potansiyelinden kesitler sunmaya başladı. Çok kaliteli bir futbolcu, ama yeteri kadar pas alamıyor. Sürekli oyunun içerisinde olmasına rağmen, oyunda yokmuş gibi gözüktüğü zamanlar oluyor. Herşeye rağmen, Galatasaray orta sahasında kesinlikle bulunması gereken bir futbolcu. Takıma alıştıkça, bizlere güzel futbol izlettireceğinden şüphem yok. İlk yarı performansı ; 5.5/10 Ayhan Akman ; Ayhan, bu sezon kendini yeteri kadar küçük düşürdü. Daha fazla kötü oynamaya hakkı yok. Oynadığı maçlarda, takıma katkı sağlamak şöyle dursun, takıma zarar verdi. Geriye pas alışkanlığından vaz geçmek bilmiyor... İyi futbolcu, lafım yok.. Ama kendini toparlamazsa, bavulları toparlar, benden söylemesi. İlk yarı performansı : 2/10 Arda Turan ; Bir kaç maç sergilediği formsuzluğu saymazsak, oldukça iyiydi. Kaptanlığın da ne olduğunu yeni yeni öğrenmeye başlıyor. Eksi yönü, gereğinden fazla top tutması. Artısı, yeteneği. Formda olduğu zaman, takıma yaptığı katkı tartışılmaz. Rijkaard’ı iyi dinlerse, çok daha iyi bir futbolcu olabilecek potansiyeli var. Birazcık da hızlanmalı. İlk yarı performansı : 7.5/10 Caner Erkin ; Açıkçası Caner’i son haftalarda tanıdım. Çok iyi bir futbolcu. Mevkii sıkıntısı çekiyor, ama Rijkaard elbette herkesten daha iyi bilir. Sol-back, yada orta sahanın solunda kesinlikle banko olabilecek kapasitede ve kalitesini sürekli bir üst seviyeye çıkarabilir. O tip futbolculardan... Hücumda da son derece etkili olabileceğini gösterdi. Rijkaard altında tecrübelendikçe, çok daha iyi olacak. İlk yarı performansı : 7/10

Tobias Linderoth ; Bir kaç tag geldi aklıma ; “Sakatson”, “salonda çalışıyor” ,“sıvısında eriyen buz”. Gülmeyin, bu adamın sakatlıktan çektiği kadar, at, faytondan çekmemiştir. Galatasaray’ın en iyi orta sahası. Adam bu... Ama oynayamıyor... Yinede oynadığı maçlarda hata yapmadı, bu sebeple ona göre değerlendirme yapmak istiyorum. İlk yarı performansı : 8/10 17

17


Aydın Yılmaz ; Rijkaard o kadar şans verdi, Aydın efendi hala uykulu suratla geziyor. Kapasitesi belli, ama çık biraz hırs göster. Rakip ayağından topu alıyor, Aydın izliyor. Suratında ifade bile yok. Galatasaray’a fazla bir katkı sağlayacağını düşünmediğim oyunculardan, bu sebeple kendisini fazla eleştirmek istemiyorum. Ama yinede, asla kaliteli olarak nitelendirmeyeceğim bir futbolcu. Sturm maçındaki pozisyon bunu anlatmaya yeter. İlk yarı performansı : 3/10 Abdel Kader Keita ; Keita’yı bana değil, rakip defans oyuncularına sorun. Uzun zamandır, böyle bir sağ açığın takımda oynadığı görmedim. Aklıma takılan soru, Lyon bu çocuğu nasıl bu kadar ucuza bıraktı... İlk yarı performansı : 9/10 Harry Kewell ; Takımın herşeyi, en iyi futbolcusu. Kaçınız Kewell’ı izlerken Premier Lig izliyor gibi olmuyor ki ? Her maç takıma futbol oynatıyor. Ataklardaki katkısı, yarattığı pozisyonlar, ve diğer herşeyiyle mükemmel bir oyuncu. Gol de atıyor, asist te yapıyor, İngiliz stili kafa da çakıyor, herşeyi de yapıyor. Takımdaki oyuncuların -her yönden- örnek alması gereken, ender yetenek. Takımı sırtlayan isim... İlk yarı performansı : 10/10 Shabani Nonda ; Anaconda’ya saygımı biraz olsun kaybettim. Sözleşmesi tehlikedeyken, çıktı oynadı.. Golleride attı... Peki son haftalarda nerede bu adam ? Koşmuyor bile... Bu davranışı affedilir cinsten değil... Bu sebeple üstünü çizdim. İlk yarı performansı : 6/10 Milan Baros ; Baros’un ne olduğunu, sakatlanınca anlayanlarınız olmuştur. Fazla söze gerek yok, takım yay ise, Baros’da ok. Oynadığı her maç rakip defansları inanılmaz derecede yıpratıyor. Çok büyük bir golcü. Harika bir forvet. Dönmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. İlk yarı performansı : 8.5/10

Avrupa Ligi Atletico Madrid... Çok güçlü, aşırı formsuz takım. Hep böyle formsuz kalmayacaklar elbet. Gerçekten baktığınız zaman, bizim defansı okul çocuklarına çevirecek futbolcuları var. Ama Galatasaray Atletico’dan daha güçlü bir takım. Klasik “İlk maçtan alacağımız iyi bir skor” lafını biraz döndürüyorum; ilk maçtan alacağımız iyi bir skor hiç birşeyi garantilemez. Galatasaray bir takımı eleyecekse, bu Samiyen’de tutukluk yapıp yapmayacağımıza bakar. Şu an için birşey söylemek zor, ama eğer Samiyen’de günümüzde olursak, eleriz.. Tabi Madrid’de yenilmediğimiz sürece. Madrid’de yenilirsek, Atletico burada mutlaka gol atacaktır, buda bizim futbolcuları ister istemez çileden çıkaracaktır. Bu takımı elemek için, kendi ceza sahamızda alan 18 savunması, rakip yarı alanda da yapabildiğimiz kadar tam saha pres gerekiyor.

18


Açıkçası defans oyuncularımız, bu eşleşmede bana hiç güven vermiyor, çünkü rakibin çok tehlikeli silahları var, ama belli de olmaz, orta sahamız rakibi iyi analiz ederse, takım sahaya iyi dağılıp işi bitirebilir... İkinci yarıyı bekleyip, transferler de takıma katıldıktan sonraki Galatasaray’ı izlemeliyiz. Avrupa Ligi’nde çok güçlü takımlar var. Özellikle bu sezon Şampiyonlar Ligi’nden farksız. Galatasaray bu takımların arasından sıyrılıp kupaya uzanmak istiyorsa, çok çalışmalı, rakipleri iyi analiz etmeli, ve soğukkanlı oyun oynamayı iyice bellemelidir. Emin olduğum birşey varsa, Galatasaray, zaaflarından sıyrıldığı takdir de, yenemeyeceği takım yoktur. Şansımız bol olsun.

Taraftara Mesaj İkinci yarı, takımı son derece iyi desteklemek gerekiyor. Rijkaard’ın, -son derece güçlü bir şekilde- arkasında durmak gerekiyor. GALATASARAY TARAFTARI HATAYA DÜŞMEMELİ ! Bakınız, ikinci yarı’da, belirli bir periyod’ta kötü performans sergileyebiliriz, olabilir, futbol bu... Ancak, diğer kulüplerin yaptığı gibi, hoca değişikliği istemeyi, aklınızdan bile geçirmeyiniz... İstediğimiz başarılar, ancak hocaya güvenip beklemekle mümkün. Özellikle bu hoca Frank Rijkaard’sa... Tek yapmanız gereken, her maçı 5 - 0 kazanıyormuş gibi, hocaya sevgi ve saygı göstermek, arkasında durmak. Samiyen’i “FRANK RIJKAARD” diye inletmek... %100 olarak emin olabilirsiniz ki, Galatasaray tekrardan Avrupa’daki adına kavuşacaktır. Hele bir bekleyin, Frank kendi transferlerini yapsın... Takımı istediği seviyeye getirsin... Rijkaard’ın Galatasaray’ını ozaman izleyin... Ben, hiç bir hocaya, bu kadar güven duymadım...

Emir19 Satriani.

19


Savaş Eskigülek röportajı

Savaş Eskigülek olarak ne zamandır bu işlerin içindesiniz? Voleybol şubesine de yararlarınızın dokunduğunu biliyoruz. Nasıl başladı bu sevda? Tribüne geliş tarihim yaklaşık 5 yaşlarımda başlamış. O zamanlar büyük ağabeyim ile birlikte Galatasaray maçlarına giderdik. Daha sonra ilk kez tek başıma maça gittiğimde 11 yaşımdaydım. O zamanlar Amatör Kümede top oynayanlara verilen Açık Tribün giriş kartları vardı. Onlarla giderdik maçlara. Voleybola olan düşkünlüğüme gelince: Çocukluğum Kadıköy Acıbadem’de geçti. O zamanlar, mahallemizdeki büyükler, kendi aralarında ve mahalleler arasında voleybol maçları oynarlardı. Ben de sayı hakemi olarak görev yapardım o maçlarda. Servis geçmeli sistemde ve 15’er sayı üzerinden oynanırdı setler. O dönemdeki ağabeylerimizden birçok voleybolcu çıktı. Hatta Galatasaray’ımızın son şampiyon kadrosunda da yer alan 150 kez Milli Formamızı giymiş Hakan Kayhan ağabeyimiz ile halen görüşürüz. Ayrıca oturduğumuz apartmandan komşumuz olan ve halen Türkiye Bayan Milli Takımlar Sorumlusu olarak görev yapmakta olan Sayın Cengiz Göllü’nün voleybol üzerine yazdığı birçok kitabını okumuşluğum vardı o dönemde. Voleybola olan ilişkim, bir gün Beşiktaş Alt Yapısındaki seçmelere girip kazanmam ve Bağlarbaşı Spor Salonu’nda yaptığımız antrenmanlardan sonra da lisanslı olarak voleybol oynamamla devam etti. Galatasaray Voleybol Şubesi ile beraberliğimiz ise çok uzun yıllar sonra oğlum Barış’ı bir voleybol maçına götürmem ile başladı. Eşimin, oğlumuz dünyaya geldikten sonra yarım kalan 20 üniversite öğrenimini tamamlamak üzere okul, kurs ve sınav gibi uzun zaman

20


süreçlerini bizlerden ayrı geçiyordu. Ben de bu süreçte Barış’a, Galatasaray’ımızın sadece bir futbol kulübü olmadığını küçük yaşlardan itibaren öğretmeye karar vermiştim. Bu amaçla, Galatasaray’ımızın futbol maçları ile birlikte, sutopu, basketbol, voleybol maçlarına da gidiyorduk. Barış henüz 3,5 yaşındaydı ve biz Burhan Felek’ e voleybol maçına gitmiştik. Ligde o dönem, erkek takımımız play – off maçlarına katılamamış, klasman grubunda mücadele etmekteydi. Bayan takımımız ise küme düşmek üzereydi. O gün erkek takımın maçı vardı. Sahada aslanlar gibi mücadele eden, gencecik kardeşlerim, maddi imkânsızlıklar içinde adeta gurur mücadelesi veriyorlardı. Salonda ise bir elin parmakları kadar taraftar vardı. Yıllarca futbol maçlarındaki kalabalıktan sonra Galatasaray formasının bu derece yalnız kalmasına çok içerlemiştim. Maç bitiminde gerek voleybolcularımız, gerekse o dönemdeki Teknik Direktörümüz Sayın Ümit Hızal, öncelikle Barış’ a ve sonrasında bana ve voleybol şubemizin bu yalnızlığına son verecek fikirlerime çok sıcak yaklaşımlarda bulundular. O maç sonrası ve devamındaki süreçte oyuncu kardeşlerim Kemal Elgaz ve Murat Yıldızaç’ın ısrarları, Ümit hocamızın da büyük bir tevazuu ile yaptığı yardımlar sonunda www.gsvoleybol.org sitesini ortaya çıkardık. Yeri gelmişken bu iki kardeşim ile Sayın Ümit Hızal’ a bir kere de siteniz aracılığı ile sevgi, saygı ve teşekkürlerimi iletmek isterim. Bu site aracılığı ile tüm Galatasaray taraftarları, hiçbir yerde bulamadıkları bilgi, haber ve fotoğraf ile maç öncesi, sonrası en yetkili ağızlardan yapılan açıklamalar ile ülkemizde daha önce hiç denenmemiş bir uygulama olan maç istatistiklerine kolaylıkla ulaşabildiler. Bu trafikte o dönemdeki Şube Sorumlusu Sayın Atilla Kınay, tribün liderlerimiz Sebahattin ağabey, Yılmaz ağabey, Ömer ağabey ve gecesini gündüzünü hiçbir zaman benden esirgemeyen Rahmetli Alpaslan Dikmen ağabeyimin büyük yardımlarını gördüm. Alpaslan Dikmen’ e bir kez de buradan rahmet diliyor, diğer ağabeylerim ve Sayın Atilla Kınay’a da teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Hem yurt içinde, hem de yurt dışında Galatasaray’ımızın tüm maçlarından canlı yayın ile skor anlatımlarını, uA-Radyo aracılığı ile radyodan maç yayını ayrıcalığını ve daha birçok yenilik yaşattık. Bu sezon 3.yılımızı sürdüğümüz bu etkiliklere bir süreliğine ara verdik. Ama en kısa sürede çok daha verimli ve yeniliklerle dolu hizmetlerle Galatasaray’ımıza yararlı olmaya çalışacağız. Türkiye'de neden sadece tek bir spor dalına ağırlık var? Bunun bir çözümü var mıdır? Sadece ülkemizde değil, dünya üzerinde en popüler spor dalı futbol! Bunun birçok sebebi var tabiî ki. Ama futbola ağırlık verilmesinin sebebinden ziyade, basketbol, voleybol hatta ülkemizde isminin telaffuzunu bile düzgün yapamayacağımız birçok spor dalı var bu şekilde arka plana atılan. Ben voleybol için konuşacak olursam eğer, voleybol sporunun ayrı bir kültürü olduğunu düşünüyorum. Avrupa’ya baktığımızda Finlandiya, Polonya, İtalya, İspanya gibi ülkelerde hayatın sadece voleybol üzerine kurgulandığı yerleri bile görmekteyiz. Geçen sezon Erkek Takımımız Avrupa Kupası maçında İspanya’nın Teruel takımı ile eşleşmişti. İspanya’nın Teruel kentinde gözlemlediklerimizi şöyle özetleyebilirim. Buranın insanları için en önemli şey kentin Voleybol takımı. 3000 kişilik salonun neredeyse tamamı kombine bilet alarak maçlara gelen kişilerce doluyor. Voleybol kültürünü çok iyi yaşayan bir kentin takıma maç sırasında vereceği desteği de düşünün. Bunu da oyun sırasında oyuncularımız servis atacakları sırada salondaki gürültüden topun bile titrediğini söyleyerek belirtmişlerdi. Bunun için çözüm, sadece ilgiyi canlı tutabilmek ve yapılanlardan taraftarı haberdar etmek bana göre. Genel olarak ‘başarı geldikçe ilgi artar’ diye bir görüş hakim olsa da Engelsiz 21

21


Aslanların elde ettiği muhteşem zaferlere rağmen, çoğunluğunu üniversiteli gençlerin oluşturduğu bir avuç Arma Sevdalısından başka kimsenin salona uğramadığını da biliyoruz. Yani başarı, her zaman ilgiyi artırmıyor! Mesela bu hafta sonu oynanan Galatasaray – Gençlerbirliği futbol maçında, Pazar günü oynanacak olan bayan voleybol maçının anonsu yapıldı. Bu anonsa rağmen benim tribünden tanıdığım sadece ve sadece 3 kişi (yazı ile üç kişi ) maça geldi. Yani bu tür uygulamalar değil benim anlatmak istediğim. Bunun örneğini geçmişe bakarak ve geçmişte bu işi yerine getiren kişilerin gelecek planlarına sahip çıkarak, EKİP olma bilincini yeniden tahsis edip, bu tür organizasyonları bir grup kişinin keyfine bırakmayarak başlanması lazım. Yap-boz tahtasına döndüğü zaman işler, insanda ne keyif kalıyor, ne şevk ne de hırs!

- Erkek voleybol'da işler iyi gitmiyor gibi. Sorun ve çözüm hakkında neler söyleyeceksiniz? Erkek Voleybol Takımımızda işlerin iyi gitmediğini söylemek çok ağır gibi görünse de büyük bir istikrar sorunu yaşandığını görüyoruz. Yani bir maçta tavan yapan takım, ‘tamam, bundan sonra çok daha iyi bir takım izleyeceğiz’ havası uyandırırken, bir sonraki maçta sıradan bir takım hüviyetine bürünüyor. Bana göre bunun tek sebebi, takımın kalitesinden kaynaklanıyor. Yoksa Arkas’a sahayı dar eden, 2-0 dan 2-3 maçı verirken oynanan oyun ile BJK gibi bir takıma 3-0 yenilirken oynanan oyunun yakından, uzaktan alakası yok! Dediğim gibi, benim görüşüme göre şu anki düzeyi ile Galatasaray Erkek Voleybol Takımımız, üst düzey maçları arka arkaya başarı ile atlatabilecek kalitede değil. En azından bu seneki pasörümüzün takımı çok iyi yönettiğini söylemem mümkün değil! Çözümünü de Işık hoca ve teknik ekibi araştırıyorlar ve bulacaklardır. Bu konuda onların bu çabalarına rağmen bir şeyler söylemem saygısızlık olur kanaatindeyim. Ancak şunu da belirtmek isterim. Aroma Erkekler Ligi’nde inişli çıkışlı bir grafik çizen bu takım, Teledünya Türkiye Kupası’nda yarı finale kaldı. Bana göre şanslı gibi görünen bir kura çekti. Tarihleri henüz belli olmayan ve ilk maçımızı Kastamonu deplasmanında oynayacağımız bir Bozkurt Belediye eşleşmesi ile karşı karşıyayız. Yarı finalin diğer tarafında da Ziraat Bankası - Halkbank eşleşmesi var. Eğer ilk maçta deplasmanda iyi bir skor alırsak finale ve kupanın bir kulpuna el atmış oluruz. Finalde muhtemelen rakibimiz olacak Ziraat Bankası takımı ile daha önce de birçok kez önemli maçlar oynamıştık ve taraftarının desteğini arkasına alan Galatasaray, bu maçların hepsinden galip ayrılmıştı. Yalnız iki önemli unsur bu aşamada göz ardı edilmemeli! Birinci bu seneki Ziraat Bankası takımı çok iyi ve kaliteli yabancılara sahip! İkinci unsur ise seyirci! - Bayan voleybolda Erkeklere nazaran biraz daha iyi. Güçlü kadronun sonuçları alınıyor mu? Avrupa'da bu sezon bir kupa gelebilir mi sizce? Bayan Voleybol Takımımız, isimleri güçlü, kaliteleri ve geçmişleri tartışılmaz yerli ve yabancı oyunculardan kuruldu bu sene. Özlem, Djresilo, Valeska, Krsmanoviç Ebru, Deniz gerçekten kariyerleri başarılarla dolu. Ama bu aşamada bu oyuncularımızın yaşları ve yakalandıkları sakatlıktan kolay kurtulamadıkları gibi bir olumsuzluk yaşanıyor. Kadro güçlü, tecrübeli ve bunun sonucunda da şu anda ligde tahmin edilen yerde. Teledünya Türkiye Kupası’nda ezeli rakibimiz ile eşleşen bayanlarımızın bu turu geçmesi bana göre Kupayı alması gibi bir şey. Umutsuz değilim ancak rakibimizi yenebilecek ve kupa dışına atabilecek performansı gösterecek en önemli iki oyuncumuz Ebru ile Djresilo’nun sakatlıkları büyük sorun olacaktır. Avrupa Kupalarında ise bana göre CEV GM Capital Challenge Cup’un favorileri arasında bizim takım. Zira bu sadece benim değil Avrupa Voleybol internet sitelerinde de bu görüş ağırlıkta. Üçüncü turda rakip İsviçre’nin güçlü ekiplerinden Volero Zürih. İlk maç 9 Ocak 22

22


da deplasmanda oynanacak. Volero takımını voleybolu yakından izleyenler rahatlıkla hatırlayacaklardır. 2007 Yılında Türk Telekom Bayan Takımını her iki maçta da 3-0 ile geçerek gruplarında finale kalmayı başarmış bir takım. Her ne kadar geçtiğimiz sezonlara göre biraz güç kaybetmiş olsalar da bu hafta ilk yarının son hafta maçında lider Köniz takımını 3-0 yenerek liderliği ele geçirdiler. Bizi çok zor 2 maçın beklediğini biliyorum. Ancak bu maçta bir önemli unsur takımın arkasında itici güç olacak. uA-Avrupa ve uA-İsviçre! İsviçre’ de yaşayan kardeşlerim şimdiden her türlü yardımı yapmaya başladılar bile. Bu takımın maçları izleniyor, görüntüler internet ortamına aktarılıyor ve teknik heyete ulaştırılıyor. Yani bizler görevimizi yerine getiriyoruz. Umuyorum ki kızlarımızda bu beklentilerimizi boşa çıkartmayacaklardır. Avrupa’dan kupa gelebilir mi? Bence gelmemesi için bir sebep yok! Henüz bunu söylemek için biraz erken olsa da, ben bu sene Galatasaray’ımızın çok önemli bir İLK’e daha ,imza atacağı bir yıl olabileceğini düşünüyorum: Üç popüler spor dalında, futbol, basketbol ve voleybolda AVRUPA KUPASI kazanan ilk ve tek Türk Takımı olmak! İşte bunu düşünmek bile beni heyecanlandırıyor. - Geçen senenin Erkek ve Bayan voleybolda yıldızları kimlerdi? Erkek takımımızda Ali Çayır, bayanlarda ise Ogonna Nnamani ve sakatlanana kadarki performansı ile Seray Altay. Bununla birlikte erkek takımımızda pasörümüz ve kaptanımız İnoslav Krniç, 2 sene boyunca ALL STAR oylamalarındaki gibi, en iyi yabancı pasör ünvanını boşuna almamıştı. Yine erkek takımımızda Ahmet Pezük, Halil İbrahim Akşeker ve Turgay Doğan büyük bir aşama kaydetmişlerdi. Milli Voleybol takımları hakkında ne düşünüyorsunuz? Erkek Milli Takımımız maalesef ülkemizde düzenlenen Avrupa Voleybol Şampiyonası’nda son derece kötü sonuçlar elde etti. İyi bir projeksiyon ile göreve gelen yabancı hoca gönderildi. Nedense Erkek Milli Takımımız bir türlü istenen düzeye gelemiyor. Bunun çeşitli sebepleri var ama bana göre en önemli eksiklik erkek takımlarımızın yeterli alt yapı yatırımlarını yapamamasıdır. Bayan Milli Takımımızda da alttan gelen çok iyi bir nesil var. Özellikle Mehmet Bedestenlioğlu’nun yetiştirdiği kızlarımız alışık olduğumuz başarıları yeniden bizlere yaşatacaklar.

-Biraz da futbola geçelim..Keita cezasından sonra bir kaç maçta 11'de şans bulamadı ve Galatasaray Baros'un da yokluğunda ofans anlamında zorlandı. Keita'nın takıma etkisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Keita, kalitesi ve oyuna pozitif katkısı çok olan bir oyuncu. Sürekli dikine yaptığı koşularda ve topla dikine ve ani dönüşlerle gerçekleştirdiği başarılı hücumların takıma çok büyük faydasını görüyoruz. Ceza sonrası ilk onbirde yer alamaması hocanın kararıdır saygı göstermek gerekir. Baros’un Galatasaray’ a geldiği zamanlardaki endişelerin hemen hepsi, geçen sene elde ettiği gol krallığı ve kariyer ortalamasının üstüne çıktığı gol sayısı ile tamamen ortadan kalkmışken Kadıköy’de yaşadığı sakatlık tam anlamıyla şansızlık oldu. Bu sakatlığın ve yine Kadıköy’deki tahriklerin bedelini en kötü ödeyen isim ise şüphesiz Keita oldu. Devre arası tatilinden sonra çok daha iyi bir Keita izleyeceğimizi düşünüyorum. -Nonda ve Kewell'ın sene sonu sözleşmeleri sona eriyor, performansları hakkında neler düşünüyorsunuz? Bu oyuncularla sözleşme imzalanmalı mı? 23

23


Nonda ilk geldiği ve kendisi ile sözleşme uzatıldığı zamanki gibi değil. Yedek kalmaktan çok olumsuz etkilenmiş gibi görünüyor. Şu anki görüntüsü ile Turkcell Süper Ligi’nde, Ziraat Türkiye Kupası ve UEFA Avrupa Ligi’nde ihtiyacımız olan golcü olmaktan uzak. Kewell ise tam bir profesyonel. Yedek de kalsa, ilk onbirde sahaya çıksa da hep aynı güzellikte oynuyor. Bence yaşına rağmen Galatasaray’da kendini yeniden buldu diyebilirim. Umuyorum ki herhangi bir sorun yaşanmaz ve Kewell en azından bir sezon daha bizlerle kalır. -Elano son maçlarda iyi bir performans yakaladı. Sistem ve Elano hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Bence, Elano, ülkemizde ilk anda süper star gibi algılanmasının karışıklığını yaşıyor ülkemizde. Zamanla hocasının sistemine biraz daha uyum sağlayacak ve daha da verimli olacak. Çünkü bambaşka bir ülkeye geldi, alışık olmadığı ve de her şeyden önemlisi Brezilya Milli Takımı’ndaki görüntüsünden çok uzak olan bir sisteme adapte olmaya çalışıyor. Kendisi ile yapılan konuşmalarda hep bahsettiği konu da bu zaten! Yoksa kalitesi belli ve gösterişten uzak bir futbol ile bence aradığımız bir oyuncu. Ama kesinlikle bir Lincoln değil. Lincoln her anlamda göze hoş gelen bir tarzdı. Ama olmadı! Yazık oldu. -Galatasaray'ın savunma hattı hakkında neler düşünüyorsunuz? 16 maçta yenilen 21 gol büyük bir takıma yakışmayan bir rakam. Bir takım savunma zaaflarına rağmen şampiyon olabilir mi?

Aslına bakacak olursanız Galatasaray savunması Milli Takımımızın iskeleti. Sabri, Gökhan Zan, Servet, Hakan Balta Milli Takımımızda gayet iyi oynuyorlar. Ama iş Galatasaray’a geldiğinde özellikle Gökhan ve Servet eleştirinin fazlasını görüyorlar. Ben Frank Rijkaard’ın Bu oyuncuları son maçlarda gördüğümüz gibi bir ofsayt taktiği uygulamasını istediğini sanmıyorum. Burada bence Popescu gibi lider bir oyuncunun eksikliğini hissediyoruz. Şampiyon olacaksak yediğimizden 1 fazla atmamız yeterlidir dersem sanırım sorunuza cevap vermiş olurum J

-Galatasaray'ın ligin devre arasında nasıl bir transfer politikası izlemeli? Bence öncelikle iyi bir forvet oyuncusu ( devre arasında nasıl bulacaksak? ) alınmalı. Ve de savunma hattının sol tarafında iyi bir adam şart. Bir de kendilerinden çok büyük gelecek beklentilerimiz olan bazı genç oyuncularımız var. Bunların da hem kendileri hem de Galatasaray için başka bir şekilde tasarruf edilmeleri gerekiyor. -Bu sene baktığımızda Kayserispor, Bursaspor gibi Anadolu takımların yükselişte olduğunu görüyoruz. Taraftarın takım üzerindeki etkisi ne denli önemlidir? Örneğin bir İstanbul B.B. taraftarı ile birlikte daha iyi işler çıkarabilir miydi? Geçen sene Sivasspor’un şampiyonluk umudunu son haftalara kadar devam ettirmesi Anadolu’daki birçok takım için bence örnek olmalı. Ama bu geçen seneki Sivasspor geçerli! Kayseri, Bursa, Kocaeli, İzmir, Adana aslında kentleşme ve sanayileşme bakımından son derece iyi durumdalar. Bunlar için, sporda başarı getirecek unsurla belli. Bunları akıllı ve 24

24


verimli kullanmaları halinde maddi şartları da profesyonelce idare edebilme şartı ile yükselişler tesadüf sayılmamalı. Bunda da devamlılık şart tabii! Taraftarın sahaya etkisi son derece önemli. Olumlu olabildiği kadar olumsuz da olabiliyor. Örneklerini defalarca gördük hemen her spor dalında. Bir takımın maddi ve manevi anlamda en büyük kriteridir taraftar. Akıllı ve verimli kullanılmalı, doğru yönlendirmeler ve bilgilendirmeler yapılmalı taraftarlara. Etkin ve bilinçli bir taraftar önünde oynayan her rakibin zorlanacağını bizler Ali Sami Yen Stadı’nda nice Avrupalı dev rakiplere karşı ispatlamadık mı? İstanbul Büyükşehir Belediyesi de taraftar bakımından etkin bir sayıya ulaşırsa eminim ki kendi sahalarında çok daha başarılı sonuçlar elde edebilirler. Ama söz konusu İBB takımının, öncelikle Olimpiyat Stadı’nda kurtulmaları lazım! Ama başarılı sonuçların gelmesi sadece taraftar etkinliği ile değil, vizyon, ölçek ve projelere aktarılacak maddi kaynakların verimli kullanılmasını da gerektirir. Yani büyük takım olmak sadece taraftar sayısı ile alakalı olmamakla birlikte tribünde yalnız kalan bir takım ne kadar başarılı olursa olsun isminden bahsettiremez. Yine İBB örneği verdiğiniz için söylemek istiyorum. İBB Erkek Voleybol Takımı geçen seneyi şampiyon olarak tamamladı ve ülkemizi İndesit Şampiyonlar Ligi’nde temsil ediyor. İlk maçında güçlü Fransız temsilcisi Paris Voley takımını sahadan sildi ancak sonraki iki maçtan galibiyet ile ayrılamadı. Bugün belediye otobüslerin neredeyse tamamında konu ile ilgili bilgilendirmeler olmasına rağmen salon bomboş kalıyor. Deplasman maçlarını da izliyorum İBB’nin, salonlardaki doluluk ve taraftarların verdiği desteğe imreniyorum. Oysa içinde İstanbul ismi geçen bir takım, branşında, ülkemizi temsil ediyor. Yani taraftarın önemini anlayan ve buna göre program yapabilen takımların başarıları da artarak devam edecektir diye düşünmekteyim. -Türk teknik adamlar çoğu otorite tarafından yabancı hocalara nazaran aşağısında gösterilir. Yani yabancı hocaların daha başarılı olacağı düşünülür. Türk teknik adamlara karşı bir ön yargı mı var? En azından siz böyle mi düşünüyorsunuz? Önyargı olmasa da Türk hocalara karşı çok daha az toleransımızın olduğunu, aynı dili konuşmanın verdiği avantajla çok daha fazla eleştiriyor olduğumuzu ( yani söylenen her şeyi hocaların duyduğunu ve etkilendiklerini anlatamaya çalışıyorum ) düşünüyorum. Oysa yabancı hocalar bizim olamayacağımız kadar profesyonelce yapıyorlar mesleklerini. Bununla birlikte yabancı hocalara bazen öyle şeyler yapıyoruz ki şaşırmamak elde değil! Her ne kadar rakip takım oyuncuları ve teknik heyetleri hakkında konuşmayı pek sevmesem de bir örnek vermek istiyorum. BJK tribünlerinin, camiasının, Del Bosque gibi bir hocaya yaptığı yakıştırmaya şaşmamak elde değil. J Ben bugün hepsinin olmasa bile birçok Türk Teknik Direktörlerinin Avrupalı meslektaşlarından aşağıda olduğu fikrine katılmıyorum. Sadece işlerinin teknik, teknolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörlerini de iyi görüp kullanabilen hocalarımızın sayısının arttığını görmek beni geleceğe bakarken umutlandıran konular oluyor. -Son haftalarda yine hakemler çok konuşulmaya başlandı, siz neler düşünüyorsunuz Türk hakemleri konusunda? Türk hakemlerini Allah’ a havale ediyorum. J İşin şakası bir yana gerçekten işleri çok zor. Türkiye’ de hakem olmak çok daha zor! İşin içine bir de maalesef kötü niyetli yaklaşımlar girince insan emeğine karşı yapılmış büyük bir haksızlık ortaya çıkıyor. TV başında onlarca kez tekrarlanan görüntüler eşliğinde yorum yapılan bir işi, saniyelerle ve doğru yapmak zorundalar. Ama bu, hiçbir zaman mazeret olamaz. Hata yapmayan hakem olmaz ama kendini geliştirmeli insan. Bakın şöyle bir örnek vereyim. TRT’nin başarılı spor sunucularından biri olan Hüseyin Başaran ile tanıştığımız dönemlerde yaşadığım küçük anımı anlatayım. Bir gün İstanbul dışında bir maç için bulunduğumuz sırada, sohbetin bir kısmından sonra Hüseyin aramızdan ders çalışmak bahanesi ile ayrıldı. Ne dersi? Dedik. Anlatacağı maç için takımların, 25

25


oyuncuların, hakemlerin hakkında çalışması gerektiğini söyleyerek aramızdan ayrılmıştı. Üstelik de maça daha 1 gün vardı. Ben hakemlerimizin Çarşamba günü görevlerinin belirlendiği bir ortamda hafta sonunda oynanacak maçtaki oyuncuların oyun karakterlerine, yabancı ise konuşma şekillerine, mimiklerine bile dikkat ederek çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Belki içlerinde bunu uygulayanlar vardır ama maçlarda bazen sadece o oyuncuyu daha iyi tanımadıklarından dolayı öyle basit şeylere ceza uyguladıklarını veya uygulamadıklarını görünce bunun eksikliğini hissediyorum. Ayrıca, sahada bulunan hakem en iyisini yapmak zorundadır. Bir önceki hatanın ödeştirmesini yapmamalıdır. Bu aralar da maalesef daha saha dışından bile etki altında kaldıklarını söyleyebilirim.

Bir de ufak, çok tatlı oğlunuz var :) Barış.. Onu da biraz tanıyalım..  Teşekkür ederim. Benimle yapılan söyleşilerin vazgeçilmez parçası Barış J 2004 doğumludur. Doğmadan önce anne karnındayken, doğduktan sonra da kucaklarımızda vatanını, milletini, bayrağını, ailesini ve Galatasaray’ı, Metin Oktay’ı dinleyerek büyüdü. Çok şükür şu an Atatürk’ün daha çok fotoğrafı bulunuyor diye okulunu seçebiliyor. İstiklal Marşını ayağa kalkarak her maç öncesi coşku ile söylüyor. 1,5 yaşında adım attığı Ali Sami Yen Stadı’nın her yerine girip çıkmışlığı vardır. Galatasaray taraftarlarının facebookta adına açtıkları Barış Eskigülek Fan Kulüp’ te detaylarını bulabileceğiniz faaliyetleri yaparken büyük keyif alır. Annesi ile tek amacımız: Barış’ımızı, vatanına, milletine, ailesine ve Galatasaray’a hayırlı bir evlat olarak yetiştirebilmek. Bunun için Galatasaray camiasının büyük sevgi ve hoşgörüsünü görüyoruz. Ve bunun 26

26


karşılığında da, bugüne kadar benimle yapılan her söyleşide Barış’ı sizlere emanet ettiğimizi açıklıyoruz. Ben inanıyorum ki ismi gibi Barış dolu bir ortamda yaşamını sürdürecek bugün kendisine ağabeylik, ablalık yapan Galatasaraylılarla.

Baba-Oğul maçlara gider misiniz? Barış'ın da Galatasaray'a hizmet vermesini ister misiniz? Barış, henüz dünyaya gelmesine 3 ay varken annesi ile birlikte Atatürk Olimpiyat Stadı’ndaki memleketimizin takımı olan Adanaspor – Galatasaray maçına gelmişti ilk. Sonra ise 17 aylıkken Galatasaray – Konyaspor maçında Ali Sami Yen ile tanıştı. Daha önce de belirttiğim gibi yurt içi ve yurt dışında futbol, voleybol, basketbol, sutopu maçlarına geldi benimle. Eşimin öğrenim hayatından bahsetmiştim daha önce. Barış 6 aylık halinden itibaren benimle her yere gelir. Ankara, İzmir, Antalya, Alanya, Makedonya’da voleybol,futbol deplasmanları bile yaptı bu minicik hali ile. J Galatasaray’a hizmet vermeye başladı Barış! Bugün özellikle voleybol camiası içinde Barış’ı tanımayan çok az kişi vardır. Hatta Burhan Felek’ te Barış sebebiyle Galatasaray’ a sempati duyup takımını değiştirdiğini dile getirenler bile var! Galatasaray Tribünlerinde benden daha fazla tanınmışlığı vardır. J Ama sporcu olarak hizmet verebilmesini çok arzu ediyoruz. Bu amaçla Barış, bu sene drama ve serbest resim kursuna giderek sosyal yönünü daha da pozitif hale getirmeye çalışıyor. Önümüzdeki sene ise jimnastik kursuna, bir sonraki sene de atletizm kursuna gidecek. Devamında ise hangi spora daha fazla yeteneği ve isteği varsa o şekilde yetiştirilecek şekilde bir programımız var. 27

27


Bakalım zaman neler gösterecek? Ama bizim ailece tek isteğimiz, hangi işi yapacaksa yapsın ama Metin Oktay gibi güzel izler bıraksın istiyoruz. Bunda siz sevgili Galatasaraylı kardeşlerimizin de yardımını bekliyoruz.

Son olarak taraftarlara ve sitemize mesajınız. ? Büyük Galatasaray Taraftarına futbol dışındaki tüm branşlarımıza daha fazla ilgi göstermelerini ve bunu da mutlaka içinde bulundukları ortamın kurallarını bilerek yapmaları gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Küfür ve kötü sözleri sporumuzun her alanından yok edelim! Bunu daha önce Fatih Terim'li ilk sezonda yapmıştık. Neden yine yapmayalım? Sitenizin Galatasaray’ımıza ve taraftarlarımıza yaptığı verimli çalışmaları takip ediyordum. Başarılarınızın devamını bekliyorum. Bu söyleşi ile daha yakından tanıma fırsatı bulduğum siz sevgili kardeşlerime de benim ve Barış’ımızla ilgili güzel sözleriniz için teşekkür ederim. 2010 Yılının bu ilk söyleşisi olması sebebiyle ayrı bir sevinç duydum tüm soruları yanıtlarken. Bu vesile ile 2010 yılının tüm dünyaya ve ülkemize barış, huzur,bolluk ve bereket; hepimize sağlık, mutluluk ve başarılar ile Galatasaray’ımızın yarıştığı tüm spor dallarında centilmence mücadeleler ve şampiyonluklar getirmesini dilerim. Sevgi ve saygılarımla.

28

28


İlk Yarı Biterken... Mahmut Demir

Nihayetide zorlu ligi ilk yarısını bitirebildik.Sezon başında büyük bir revizyon ve değişim süreci geçiren takımımız başda frank reijkaardın gelişi ile kısa zamanda büyük yol katetti. Alınan oyucuların performansları kimi zaman bizleri üzsede takım içinde faydalı olacakları görüldü.Yepyeni bir futbol anlayışını getirmeye çalışan reijkaard,alt yapıdan takımın yaşamına kadar büyük değişiklikler yarattı. Yeni Bir Futbol Mantalitesi Getirdi… Frank Reijkaard geldiği günden bu yana klasik Hollanda ekolü olan 4-3-3 sistemini uygulatmaya çalışdı.İlk başda büyük bir çıkış yakalayıp kısa zamanda form tutmamız bize pahalıya mal oldu zira 4-3-3 taktiğinde ofansif alamda çok posizyon bulmamıza rağmen defansif anlamdada çok büyük sıkıntılar çektik.Başda defans bloğumuzun sakatlıklarda ötürü alternatifsiz kalışı ve sürekli rotasyonlardan ötürü istikrarsız bir performans verişi çoğu ciddi maçda bizi zor 29

29


durumda bıraktı.kaybedilen puanlarda özellikle defansif anlamda sıkıntılar yaşamamız bize pahalıya mal oldu.Fenerbahçe derbisi ile başlayan düşüş,akabinde kötü oyunu ve form düşüklüğünüde getirdi.Takımın yeni kaptanı arda,reijkaardın vazgeçemediği oyuncu oldu ancak yeni sisteme uyum zorluğu çeken ardada çoğu maçda döküldü. Arda Hep Yalnız Kaldı… Kapdan arda turan 4-3-3 sisteminde daha çok ileri uca yakın oynatıldı.Oyundaki performansı artsın ,daha verimli ve uyumlu bir şekilde oynasın diye alınan brezilyalı elanoda malesefki beklentileri tam olarak çıkaramadı.Elanoyu farklı bölgelerde oynatarak hem arda ile uyumlu olsun hemde sistemde faydalı olsun niyetinde olan reijkaard bile tam verim alamadı.Oynadığı son 1-2 maçda performansı nispeten güzel olan elano için ikinci devre daha önemli bir hal aldı zira avrupada atletico Madrid maçı ve lig ile Türkiye kupası maçlarında elanoya çok ihtiyacımız olacak ancak bu şekilde üdşük performans sergilemesi hem takıma olumsuz etkileyecekdir hemde sezon sonu gönderilmesi dahada ciddi konuşulacakdır. İkinci devre elano için artık son fırsattır.Bu noktada ise arda turana o kadar çok yük binmişdirki çoğu maçda arda yalnızları oynamış,bireysel olarak posizyonları değerlendirmek durumunda kalmışdır buda takıma oyununa çok olumsuz yansımışdır.

Sakatlık Belaları Hala Üzerimizde.. Sakatlıklar artık takımımızın olmazsa olmazı oldu.Sezon başında her zamanki gibi linderoth oynadığı bir maç sonrası menüsküs ameliyatı geçirdi.Aynı şekilde geçen sezondan kalan sakatlığı devam eden Serkan çalık bu sezon maça çıkmadı.Aynı şekilde uzun süreden sonra sahalara dönen uğur uçar bu anlamda bize teselli olsada sezon başında alınan Gökhan zanın müzmin diz sakatlıkları 30

30


başımızı oldukça ağrıttı.aynı şekilde büyük bir sürpriz sakatlık fener maçında yaşandı ve asıl forvetimiz milan barosun ayağı kırılarak ilk devreyi kapamak durumunda kaldı.Defansdaki yedek oyuncularımız emre Güngör ve emre aşıkında bitmez sakatlıkları stoperde alternatifsiz bir durumda bıraktı bizleri.Sezon içerisindede bazı oyuncularımızın kısa süreli sakatlıkları önemli maçlarda bizi zorladı.Bu kadar sakatlık içerisinde kadro kurmakda zorlanan reijkaard mecburen rotasyon uygulayıp bazı oyuncuları kendi mevkisi dışında oynatmak durumunda kaldı. Sol bek hakan balta stoperde,aynı şekilde Mehmet topalda stoperde oynatılmak durumunda kaldı.Sol kanadımızın vazgeçilmez ismi haryy kewell mecburen barosun yokluğunda forvete yakın oynatıldı,aynı şekilde ardada zaman zaman forvet rotasyonunda denenen oyuncu oldular.Maç içerisindede arda-kewell-keita üçlüsünün sık sık kanat değişim organisazyonlarıda gözlerden kaçmadı.

Yeni Transferler Umut Verdi. Sezon başında büyük umutlarla gelen transferlerimizin bize uyum sağlaması takım adına olumlu bir durumdu.Fildişi sahilli abdul kader keita sağ kulvarda fırtına gibi esdi ancak sezon sonuna doğruda nefesi kesildi zira oda yoğun maç trafiğinde çok yoruldu. Bursaspordan alınan ve sezon başında sıkça eleştiriline Mustafa sarp ,büyük bir değişim geçirerek her oynadığı maçda üzerine koyarak takıma faydalı olmaya

31

31


başladı.Rijkaard’ında aslarından olan sarp,ciddi anlamda performans artırarak “kesilecek” adam konumundan “kesecek” adam konumuna geldi. Sezon başında büyük ümitlerle gelen bir başka oyuncu gökhan zan ise tam uyumlu olabilceği bir dönemde sakatlık problemleri ile boğuşur oldu ve takımını çoğu maçda yalnız bıraktı. Aynı şekilde büyük bir transfer olarak gelen brezilyalı elanoda uyum sürecini hala atlatamadı.Çoğu maçda yalnızları oynayan ve üretkenliği azalan elano için ikinci devre çok şeyler beklediğimiz bir oyuncu konumunda zira elano brezilya milli takımında oynadığı maçlardaki performansı çok iyi olması bizleri umutlandırdı. Kaleci olarak yeni aldığımız atletico madridin kalecisi leo francoda defans hattının sıkça rotasyona uğramasından ötürü zorlanan bir kaleci oldu ancak istikrarlı oyunu ve uyum sorununu kısa zamanda atlatması bize pozitif etki olarak geri döndü.Defans hattı sağlam bir takımda leo franco tecrübesi ile oynayabilecek bir oyuncu olduğunu kanıtladı ancak defansif anlamda uyumsuz kalması durumundada kalemiz tehlike içinde kaldı. Yükselen Grafiğimizin Bir Anda Düşme Nedenleri… Sezon başında çok iyi form tutmamız,arka arkaya maç kazanmamızdan sonra zorlu maç trafiğinde kadromuzda yaşanan sakatlıklar ve cezalılar ile birlikde büyük düşüşler yaşadık.Özellikle 4-3-3 sisteminde çok zorlanan Ayhan ve Mehmet topal ikilisi ileri-geri oyunda çok ağır kaldılar.Defans hattımızında sürekli rotasyonda kalması üretkenlik anlamındada bize negatif etkisi oldu zira defansdan oyun kurma olayımız olmadı.Akabinde oyun kurucu kimliğindeki ardanın performansıda düşünce takımdaki üretkenlik anlamında büyük sıkıntılar ile karşı karşıya kaldı.4-3-3 sisteminin olmazsa olmazı olan rakibe pres ve orta alanda pas trafiği konularında başarısız olduk çünki orta alandaki oyuncularımızın verimliliği düşünce mecburen ileri hattaki oyuncular orta alanda top alıp bir şeyler yapmaya çalıştılar buda ekstra efor sarfetmelerine ve maçda erkenden yorulmalarına neden oldu.Bu tür maçları sıkça izledik ve kaybettiğimiz maçların çoğuda ikinci yarıdaki performans düşüklüğümüzden kaynaklandı.

32

32


Yeni Yılda Yeni İsimler Gelmelimi? Öncelikle takımın 3 ayrı bölgesine 3 transfer şart gibi görünüyor. Defansda sürekli sakatlıklardan ötürü rotasyon yapan reijkaard çok sıkıntılı çünki defansdan oyun kurma olayımız yok dolayısı ile buraya servet ile bir arada uyumlu oynayacak bir oyuncu almamız lazım.Yönetim bu konuda öncelikli olarak yabancı bir stoper almayı düşünüyor.Alınacak ismin istikrarlı ve tecrübeli olması da ayrıca aranılan nitelikler arasında. Orta alanda ise Ayhan’ın giderek düşen performansı ve müzmin sakat Linderothun artık takıma faydalı olmayacağı görünmesi üzerine bu bölgeye rakip takımı ısıracak,baskı altında rakibi bunaltacak bir oyuncu düşünülüyor.Devre arası alınması pek muhtemel olmasada sezon sonunda önemli bir yabancı oyuncu takviyesini yönetim ciddi olarak düşünüyor.Yerli olarak ise Bursasporlu volkan şen ismi gündemde.Yetenekli ve gelecek vaad eden bu oyuncuyu almak için bir miktar nakit ve takas önerileri sunuluyor. Forvet hattında ise yönetimin birinci tercihi bursasporun genç ve yetenkli ismi Sercan yıldırım.Yönetim sezon başından beridir fenerle kıyasıya çekiştiği bu oyuncu ile kapalı kapılar ardında anlaşmış gibi dursada ,kulübü Bursaspor ile sıkı bir pazarlık içine girdi. Aynı takımın bir diğer oyuncu Volkan Şen ile birlikte Sercan’ı almak isteyen yönetim bir miktar para ve aydın ile gözden çıkarılan 2 oyuncuyu vermek istiyor.Bursaspor ise daha çok nakit paranın peşinde ancak onlarda sercanın gideceği konusunda hemfikir olduklarında forvet hattına takviye yaptılar buda devre arası sercanın gelme olasılığını güçlendiriyor.

33

33


Forvet hattına başka alternatiflerde düşünen yönetimin Trabzonlu oyunu Gökhan ünalı istediği basında haber aldı ancak yönetimin böyle bir hamle yapmasını ben şahsen tahmin etmiyorum zira şuan Gökhan ünal eski şaşalı günlerinden çok uzak ve formsuz bir oyuncu dolayısı ile yönetimin bonservisi pahalı olacak bu oyuncuyu alacağını düşünmüyorum. Yeni yılda lige 2. olarak girmemiz elbette bizleri üzdü.Aradaki puan farkı az olmasına rağmen takımımızın son oynadığı maçlar bize umut vermedi ancak rakiplerimizde bizden kalır yanı olmadı zira fenrede beşiktaşda çok kötüler.Lig enteresan devam edecek,heyecan artacak ama ele geçen fırsatları elimizden kaybetmemek durumundayız çünki artık telafisi olmayacak fırsatlar önümüze gelecek dolayısı ile bu noktada oyuncularımızın şampiyonluğu çok istmeleri ve şampiyonlar ligine uzunca bir ara vermemizin bu sezon sonunda son bulması adına yürekli oynamaları gerekiyor. Son günlerini yaşadığımız 2009’un bu son Fanzin yazımda bütün gscimbom.com ailesinin yeni yılını kutlar,sağlık ve esenlikler dilerim. Şampiyonluk ve büyük zaferler yeni yıldada deva metmesi dileği ile… Elbette Aslantepe’yi artık 2010’da görebilceğiz….

34

34


Devre arası degerlendirmesi Sinan Yılmaz Devre arasına 2. sırada girdi Rijkaard’ın takımı. Belli taşları yerine oturtarak, belli taşları hafif, belli taşları ağır bularak… İlk sabır evresi başarılı geçti kanaatindeyim. Rijkaard’ın antrenörlüğünü, büyüklüğünü esas şimdiden sonra göreceğiz. Üstat tanıdı artık Türk futbolunu… Oyuncularını tanıdı, rakiplerini tanıdı. Şimdi koyacak o taktisel dehalığını ortaya, farkını şimdi çıkaracak gün yüzüne. Alparslan gönderildi evvela. Bonservis bile alınmamış… Neden bilmiyorum. Tek aklıma gelen Alparslan’ın sözleşmesi kendi ağırlığına göre yüklü yapılmıştır. Yani fazla maaş veriyordur Galatasaray. Ve bu maaşı vermeye devam etmemek için gönderilmiş olabilir. Takas mevzuları da var tabi… Neden olmasın? Alparslan’ın gidişi bize evvela şunu kanıtladı. Rijkaard ne olursa olsun, taktik anlayışını değiştirmeyecek, lige göre düzenlemeyecekti. Yani Rijkaard Türkiye ligine değil, Türkiye ligi Rijkaard’a uyacak! Neden mi?

Caner’in son 1-2 maçtaki performansı, formaya ısınması ve Hakan Balta’nın da stoperdeki performansı bizleri şöyle düşünmeye itmişti. Sol bek Caner ve yedeği Alparslan olabilir. Stoperlerden biri de tekniği ve üstün oyun bilgisiyle Hakan Balta olabilirdi. Olmaz dedi Rijkaard. Olmaz, çünkü ben iki savunması kötü bek kullanmam asla dedi. İster, İspanyol ligi olsun. İster o savunmasız beklerin zaaflarından yararlanabilecek teknik bilgiye sahip olmayan Türk ligi olsun… Ben taktiğimden vazgeçmem dedi. Bir çıkan, savunması olmayan bek kullanıp… Bir de savunmacı, fundamentali iyi bir bek kullanırım ve çıkan bek hücuma katıldığında, savunmacı bek ile savunmayı üçlerim dedi. Alparslan’ın satılması, Rijkaard’ın taktiğinde inat etmesiydi bir bakıma. Geçelim diğer hamlelere… Sene sonu sözleşmesi bitecek olan Ali Turan’ı şimdi almak istiyor Galatasaray. Ben alınmasın diyorum... Ali oyun bilgisi yüksek olmayan, soğukkanlı olamayan, fiziğiyle, mücadele gücüyle oynayan bir stoper. Rakiplerini pozisyon bilgisiyle değil, fiziğiyle, mücadele gücüyle durdurmasını

35

35


biliyor. Tarz olarak Emre Güngör tarzı bir oyuncu… Hem sağ bek hem stoper oynayabiliyor. Normalde 3 büyükler için fena bir yedek olmaz ama Galatasaray’ın kadrosu içinde fazlalık olabilir. Çünkü bu tarz stoperden Ali Turan’la birlikte 4 tane olmuş olacak Galatasaray’da. Servet, Emre Aşık, Emre Güngör de oyun bilgileriyle değil, fizikleriyle açıkları kapatmaya çalışan oyuncular… Ve Galatasaray’ın savunmadaki eksiği fizikli oyuncu eksiği değil. Zeki stoper eksiği var Galatasaray’da ve Ali Turan’da maalesef bu eksiği dolduracak adam değil. Üstelik hem Ali, hem de bahsettiğimiz türde zeki yabancı bir stoper gelirse… O zaman 6 stoperi olacak Galatasaray’ın ki bu 6 oyuncudan 5’i Türk ve Milli takım seviyesinde olacak. Bu direk olarak baktığımızda fena bir şey değil aslında. Kimin 4 tane milli seviyesinde yedek stoperi var ki dersiniz… Kimsenin yok evet ama… Bunun pek yararı da yok. Hem fazladan maaş… Hem bu milli seviyedeki oyuncuları uzun süre yedek bekletme hususu büyük problemlere yol açabilir. İşin özü, hem sağ bek hem stoper hem sol bek oynayabilen bir de Uğur Uçar varken bu transfer bence gereksizdir. Fakat para vermek yerine Emre Güngör ile takas yapılırsa… Ki Ali tam da Emre Güngör stilinde bir oyuncudur. Bence kadro rotasyonu açısından daha sağlıklı olabilir.

Geçelim buradan yabancı stopere… Birkaç oyuncu ismi dolanıyor ortalıkta. Juan var benim kulağıma gelen. Transferi zora sokan Juan’ın Avrupa’da maça çıkmış olması. Bence gelecek yabancı çabuk, tekniği iyi ve zeki bir stoper olmalı. Çok uzun, kule bir stoper olmasına gerek yok. Heyecanla bekliyoruz. Forvet için de sağda solda isimler uçuşuyor. Ben Nonda gitmeden gerek yok diyorum. Zira hem Kewell santraforda kanatta oynadığından daha iyi oynuyor hem de Baroş geri dönüyor. Baroş, Nonda, Kewell üçlüsü sene sonuna kadar bizi taşır kanaatindeyim. Ha cüzi bir miktara Gökhan Ünal alınırsa, yâda satın alma bedeliyse kiralanırsa… Böyle bir deney yapılırsa mantıklı bulabilirim. Gökhan kendisini kanıtlamış bir oyuncudur. Trabzonspor’da başarısız olmasının tek sebebi onun istememesi değildir. Trabzonspor’da asist yapmayı değil, kendine oynamayı seven çok oyuncu vardır. Bu da Gökhan’ın etkisiz kılan etkenlerdendi. Galatasaray’da Trabzonspor’da aldığı pasların 3-4 kat daha yararlılarını alacağı için yeteneklerini daha iyi sergileyebilir. Şimdilik bu kadar, transfer döneminde göreceğiz Rijkaard ve diğerleri arasındaki farkı. Bekliyoruz.

36

36


Çaglar Torun ile basketbol panorama '' ZAFER '' Aşkı

Şubat ayının başından beri haberdar olduğumuz Zafer Kalaycıoğlu hamlesi beş ay gecikmeli olarak gerçekleşmiş durumda. Aradan geçen beş ayda taraftardan gelen tepkilerle fikirler değişir mi başka bir isime yönelir miyiz diye düşünürken, inadım inat diyen şube yönetimimiz Zafer Kalaycıoğlu'nun sözleşmesinin bitim tarihi olan 1 Temmuz'da açıkladı hemen haberi. Leo Franco transferinin hemen arkasından ve aynı gün içerisinde arka sayfaya düşmesini sağlayacak şekilde üstelik. Avrupa'da kupa kazandığımız bir sezonda, bayan basketbol takımı son yıllarda büyüme trendinde iken yapılan bu önemli hamlenin ana sayfada dahi durmasını istemiyorsak neden bu transferi gerçekleştirdik sorusu, cevapsız olarak duruyor karşımızda. Bu sorunun altına bakmaya çalışalım istedim biraz. Nisan ayında Yalçın Dümer'le yaptığı bir röportajda '' .. Fenerbahçe'den herhangi bir oyuncuyla ilgilenmemiz, hatta teklif dahi götürmemiz mümkün değil..'' diyordu Ahmet Dedehayır. Ezeli rakibinin koçuyla görevinin başında iken konuşup anlaşan ve daha sonra Tahkim karşısında camiasını ezeli rakibine karşı aciz durumlara sokan Ahmet Dedehayır göğsünü gere gere oyuncu almayız diyordu. Halbuki daha iki ay önce iki kulüp resmi sitelerinden yaptıkları açıklamalar ile birbirlerine inceden dokunduruyor ve hint kumaşı Zafer Kalaycıoğlu için neredeyse kavga ediyorlardı. Aslında bu noktada Fenerbahçe'nin tavrı çok mantıklıydı. Kalaycıoğlu'nu görevden alıp, deyim yerindeyse masa başına verdiler ve Galatasaray'a gitmesini engellemiş oldular sen misin sezon ortasında bizi bırakıp rakibimize gitmeye yeltenen dercesine. Yine bu dönemde her ne kadar yalanlansa da Kalaycıoğlu'nun Florya'da

37

37


idmanlara çıktığını ve takımla tanıştığını bilmeyenimiz kalmadı. Tahkimden çıkan karar sonrası Kalaycıoğlu tıpış tıpış karşıya dönerken biz de önce Hakan Acer daha sonra Okan Çevik ile tamamladık sezonu. Tabii oyuncularımızın bu olaylar sırasında neler düşündüğü de ayrı bir yazı olur, ne kadar profesyonelce yönetildiğimiz konulu. Sezon sona erdi, 1 Temmuz tarihinde koçun karşı tarafla olan sözleşmesi sona erdi ve sonunda hedefine ulaşmayı başardı. Kalaycıoğlu'nun gelmesine sevinenler olduğu gibi benim gibi üzülenler de var. Bu transferden memnun olanlar onun ligimizi iyi bilmesine ve ligimizde şampiyonluğa giden yolu defalarca tecrübe etmiş olmasına dayandırıyorlar bu görüşlerini. Kabul edilebilir bir fikir gibi dursa da ilk başta, benim bunu kabul etmem mümkün değil kendi adıma. Avrupa şampiyonu olduğun bir sezonda, bir level daha atlayarak Eurocup'dan Euroleague'e geçerken takımın başına Zafer Kalaycıoğlu'nu getirmek benim tek hedefim Türkiye Ligi demektir. Eurocup'ı kazanmışız, Seimone Augustus gibi bir dünya yıldızına sahibiz, Sophia Young gibi WNBA'in önemli oyuncularından biri takımımızda ve bu noktadan sonra yapılıcak hamle kesinlikle yurtdışından bir isim ile çalışmak olmalıydı. Türkiye'deki yerli koç sirkülasyonu ortada, isimler belli. Bunlarda inat etmek yerine, kafamızı kumdan kaldırdığımızda pek çok alternatif görebilirdik aslında. Yeter ki görmek isteyen bir çift göz olsun koca şubede.. Avrupa şampiyonu olmuş Galatasaray, dünyadan bir hoca getiremiyorsa buraya, bunu istemediğindendir başka izahatı yok.

Zafer Kalaycıoğlu isminin karşısında bir çok kupa yazıyor ve bu konuda bilgi sahibi olmayan herkesin dediği tek şey, onun çok tecrübeli ve başarılı olduğu. Rakiplerinden çok çok üstün bütçelere ve kadrolara sahip olmasına rağmen zorla kazanılan şampiyonluklar onu başarılı kılıyorsa, evet başarılıdır. En yakın üç rakibinin bütçelerinin toplamı kadar, belki daha fazla bir bütçeye sahip iken Türkiye'de 3/3 yapmak çok değerli olarak nitelendirilebilir özellikle taraftar forumlarında falan yaygındır bu durum. Bu koçun başarısından ziyade doğru 38

38


zamanda doğru yerde bulunmayı iyi becerdiğini gösterir. Tıpkı 9 yıl üstüste şampiyon olan takımımızın ilk iki senesinde kenarda olması gibi, o kadroyu şampiyon yapmak için Kalaycıoğlu'nun ek bir katkısına gerek yoktu, zaten yatırım olmayan ligin kat be kat üstünde kadrolardı o kadrolar tıpkı 2000'li yılların başından bu yana son iki sezona kadar Fenerbahçe'nin sahip olduğu kadrolar gibi. Rakip yokken kupalar silinip süpürülüyor, Kalaycıoğlu'na da ilah muamelesi gösteriliyordu futbol taraftarlarınca. Kış uykusundan uyanıp, yeniden yatırım yapmaya başlamamızla beraber Zafer Kalaycıoğlu'nun ve onun Fenerbahçe'sinin zorlanmaya başladığını gördük. Totalde 6 kişi oynadığımız bir play-off'un sonunda ulaşılan finalde, uzatmaya giden bir maç ve resmen doğrandığımız bir maç olmasına rağmen( bu kısım görecelidir tabii) eğer serbest atış atmaya gücümüz kalabilseydi, Kalaycıoğlu'nun o derin ve geniş kadrosunun elinden kupayı almayı başarıyorduk. Cem Akdağ hamleleri ile Kalaycıoğlu'nun sistemini(?) dümdüz ederken eli belinde, çaresizce maçı izliyordu Kalaycıoğlu. Çare üretmesini de beklemek biraz hayalcilik olur çünkü onun takımları bu ligde hiç zorlanmadı ki, zorlandığında da kaybetti zaten ya da bireysel performanslarla kazandılar diyerek açık kapı bırakayım bir kaç maç için. O geniş kadrosuna rağmen, bizim sakatlıklar ve kadro dışı kalanlar sonrası altı kişiye düşen ve Fenerbahçe uzunlarına karşı sadece Petra ile mücadele ettiğimiz final serisini son anda kazanmayı başarmış olması önemli bir kıstastır. Takım geri düştüğünde sıklıkla ön alan baskısını ve o da olmadığında zone'u tercih ettiğini biliyoruz ve bunu rakip ayırtetmeksizin herkese yaptırdığını da ekleyeyim. Başka bir çözüm yok, dahası çözüme gerek yok çünkü elindeki kadroyu zorlayacak bir takım olmadı bu ligde. Avrupa'da final four hedefiyle yola çıkıp, hüsranla sonuçlanan maceraların incelenmesi Kalaycıoğlu'nun nasıl bir coachinge sahip olduğu açısından daha belirleyici bilgiler vericektir bize. Sürekli olarak artan bütçeler, ülkenin ve ligin çok üstünde gerçekleştirilen transferlere rağmen kenardan destek gelmediğinde o noktalarda başarı sağlamanız pek mümkün değil, nitekim öyle de oldu. Avrupa'da sürekli olarak yerinde sayan bir takım gördük. Başarılı koç neden istemiyorsunuz, bizi şampiyon yapacak görüşünde olanlar bizim ne istediğimize karar vermeliler, Türkiye ligi mi yoksa Avrupa Kupası mı?

39

39


Bunlar işin teknik kısımları, takımımızın yeni koçu olduğuna göre sezon içinde bunları sık sık yazacağız. Bir de işin diğer boyutuna bakalım.. Şubat ayındaki girişim sonrası Tahkim Kurulu bu olayın hukuki olmadığına karar verdi. Peki etik miydi bu girişim? Bizim yaptığımız teklifin kabul edilebilir bir tarafı yok, ezeli rakibine kaptırdığın üstünlüğü son iki yıldaki önemli hamlelerle geri almaya çalışırken koçlarını ayartmaya çalışmanın açıklanacak bir durumu yok her ne kadar o coach bir zamanlar Galatasaray için çalışmış olsa da. Global krizin olduğu ve ülkemizi de doğrudan etkilediği bir dönemde iki ay parasını almamasını sebep gösterip, bu kadar küçülmeye gerek yoktu. Takımlarımızda paraların biraz geriden ödendiği herkes tarafından bilinen bir gerçek iken ve bu konularda en hassas takımlardan biri Fenerbahçe iken, paramı ödemediniz ben gidiyorum arkadaş demek Kalaycıoğlu'na yakışmıştır belki ama onu almaya çalışan Galatasaray'a yakışmamıştır hiçbir zaman yakışmayacak da. Aynı Kalaycıoğlu için 2004-05 sezonunda Fenerbahçe'nin başında iken Beşiktaş'tan 20+ fark yediği bir maç sonrası Mersin ile görüştüğü yönünde dedikodular dolanıyordu, bu durumu daha önce de yaşadı yani. Aynı sezon şampiyonluğu Beşiktaş'a kaptırdıklarını da söylemeliyim çünkü o sezon Fenerbahçe ile mücadele edebilecek bir kadro kurmuştu Beşiktaş ve Kalaycıoğlu'nun pek şansı yoktu açıkçası Aziz Akkaya karşısında. Bu transferin etik boyutu çok uzun uzadıya yazılacak bir konu. Ceyhan maçında bench arkasından taktik vermesini, mola almasını unutmak mümkün değil. Başka bir takımın sözleşmeli hocası iken onu deplasmana götürme cesaretini gösterenler, haftaiçinde oynadığımız Imperial maçına onu getirme yürekliliğini gösteremediler taraftar tepkisinden çekindikleri için. Madem olayın farkındasınız, o zaman neden bu transferi böylesine ahlaksız şekilde yapmayı düşünüyorsunuz sorusunun cevabı yok ne yazık ki. Zira bizim bir vizyonumuz da yok, vardı bir zamanlar ama el birliği ile yıkıldı son iki senede.

Fenerbahçe takımının başında iken fırsat bulduğu her röportajda hem 40

40


gazetelerde hem televizyonlarda Galatasaray'a yüklenen, ucundan kıyısından laf sokma hezeyanı içerisinde olan Kalaycıoğlu oynanan her derbi karşılaşmasında da özellikle kendi sahamızdaki maçlarda ortamı germeye çalışan isimdi hep. Haksız olduğu pozisyonlarda dahi masaya yoğun itirazlarda bulunup, sahaya kadar girip bir kıvılcım bekleyen binleri tahrik etmeyi amaçlayan Kalaycıoğlu iki gün önce verdiği röportajında yeni hedefini Galatasaray ile Euroleague Final Four'u olarak açıklıyordu, ne garip şu hayat. ''Türkiye'ye gelen oyuncuların ilk tercihi her zaman için Fenerbahçe oluyor, çünkü burası çok farklı. '' diyen Kalaycıoğlu tüm konuşmalarında, maç sonu basın toplantılarında ismimizi ağzına almaktan çekiniyor ve öteki takım olarak isimlendiriyordu Galatasaray'ı. Şimdi gelmiş '' ismimin flamada yazılı olması bana gurur veriyor.'' diyor Kalaycıoğlu bizimle alay eder gibi. Gurur veriyordu da neden Galatasaray diyemedin sayın Kalaycıoğlu ya da şimdi mi aklına geldi bir dönem Galatasaray'da görev yaptığın ve kupalar kazandığın. Bu kadar basit mi yani herşey? Aptal mı zannediyorsunuz siz bu insanları desek cevapsız bir soru daha olucak, demeyelim en iyisi.

Cem Akdağ şubenin hareketlenmesini ve yıllar sonra ilk kez kupa almasını sağlayan isimdir, kazandırdığı Cumhurbaşkanlığı Kupası ile. Yöneticilerimiz ve şube görevlilerimiz bunu sürekli pas geçse de ben elimden geldiğinde vurgulamaya çalışıyorum. Şüphesiz Cem Akdağ kadar emeği olan bir diğer isim de finansal gücü ile Ahmet Dedehayır'dır. Ortaya bir para koyup, çöküşte olan şubeyi ayağa kaldırmayı başarmış ve nihayetinde geçen sezon Eurocup'ı kazanmamızı sağlamıştır. Ligden düşen bir takımdan Avrupa şampiyonu yaratılan yolun mimarlarındandır. Ama verdikleri ile aldıklarına baktığımızda gerçekten mukayese edicek gibi değil durum. Ortaya koyduğu paraya karşılık ruhumuzdan çalıyor sürekli Dedehayır ve bunun sonu hiç de iyi olucak gibi durmuyor.

41

41


Hiçbir zaman için hiçbir branşta çok paramız olduğu için şampiyon olmadık biz, bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkmamızdan kaynaklanan başarılar kazandık özellikle amatör şubelerde. Dedehayır bunu idrak etmeden, isimlere bakmaksızın bizim gelecek her kupaya deliler gibi sevineceğimizi zannediyor ama ne yazık ki büyük bir yanılgı içinde. Kendisi ZAFER aşkı ile yanıp tutuşuyor görünüşe göre ama son iki sezondaki heyecanımızı öldürdüğünün farkında değil kesinlikle. Bu transfer hamlesi sonrasında herkesin görüşü farklı olucaktır tabii saygı duyuyorum. Ben kendi adıma bu şekilde gelicek başarılardan mutlu olmayacağımı da şimdiden gönül rahatlığıyla yazıyorum, ha birilerinin çok mu umrundasın sanki diyecek olanlar için de, karınca misali tarafımız belli olsun diyorum. -Bu yazıyı Temmuz ayında yazmıştım, aradan geçen yaklaşık altı ay sonunda geldiğimiz nokta ortada. Keşke bu gerçekleri deneyimleyerek öğrenmek zorunda kalmasaydık, hazır yaşanmışları ortada iken. Sahada parçalı giyen beş kişi izliyoruz her hafta ama o takım bizim takımımız mı, ona net şekilde evet diyemiyorum ben.

42

42


Bora Sezginer ile Avrupa'dan

Los Turcos Yukarıdaki kelime nedir neyin nesidir diyeceksiniz.İspanyolca’da Türkler adına geliyor. Peki kim bu Türkler. İspanya’da bir maça gittiğinizi düşünün. O maçta stadın azda olsa ufakta olsa bir türk bayrağı görebileceğiniz bir maçı hayal edin. Şaşırmanız tabi ki normal karşılanır.Çünkü İspanya’da bir maça gidiyorsunuz ve karşınızda kendi milletinizin kendi ülkenizin bayrağını görüyorsunuz. Size kattığı bir duyguyu düşünün. Peki bu türk bayrağı o stada nasıl gelmiş ? Barbaros Hayrettin Paşa Akdeniz’de hakimiyet kurduğu dönemlerde sınırlarını İspanya sahillerine kadar götürmüş.O sırada Galicia bölgesindeki delikanlılar Barbaros Hayrettin’e büyük destek vermişler.Yan komşu olan Vigo halkıda bu yakınlaşmadan rahatsızlık duymuşlar ve komşularına “Türkler” ispanyolcada “los turcos “ adını koymuşlar.Galicia halkıda bunu hakaret olarak kabul etmeyip Türklerin güçlü yönlerini benimseyerek Türk gibi güçlü yönünü almışlardır. Los Turcos dediğimiz takım Deportivo La Coruna.. Deportivo taraftarı öyle bir taraftar ki ezeli rakipleri Celtayla yaptıkları maçlarda deportivo yerine En büyük Türkler diye her tarafı inletiyorlar, bayrağımızı göndere çekiyorlar kısacası Türkten daha çok Türklüğü benimsiyorlar. 2000 yılında Panathinaikos ile oynadıkları şampiyonlar ligi maçında her yeri türk bayraklarıyla doldurarak Yunanlıların kendilerini Türkiye’de hissetmelerini sağlayan bir takım. Artık bu olayı öğrenenlerin Deportivo maçlarını izlerken başka bir gözle bakacağını düşünüyorum.Bir türk takımıyla bir İspanyol takımının maçı gibi düşünün.Belki futbolcuları hocası taraftarı türk değil ama içlerindeki duygu benimsedikleri millet sahip çıktıkları değerler bizim değerlerimiz.

43

43


Bir yetenek : Vedad Ibisevic. Oğuz Öztürk

FM 2005 oynarken Monaco deneyimimde tanışmıştım kendisiyle. Pek yetenekli görünmüyordu. Çok gol de atamıyordu ama nedendir bilinmez ona güveniyordum. Ama sanırım, içimdeki anlam veremediğim Slav isimli futbolcu sevgisi nedeniyle kendisine surekli on birde şans veriyordum. ilk kez FM 2005 günlerimde tanıdığım Vedad İbisevi'in ilginç bir yaşam öyküsü var. Geçtiğimiz sezon Bundesliga'nın sürpriz takımının sürpriz golcüsü olarak adını duyduğumuz İbisevic, 1984 yılında Vlasenica'da doğmuş ve Balkanlardaki karışıklıklar nedeni ile o nesildeki her çocuk gibi pek mutlu olamamıştır hayatının ilk yıllarında. Hayallerinin peşinden giderken kendini FC Baden takımında buluverir İbisevic. Yıl 2000'dir, Ülkesi savaştan yeni yeni çıkmıştır ve futbol onun hayatını düzene sokmak için önünde duran tek fırsattır. 2001'de Birleşmiş Milletler'in yardımı ile ailesinide yanına alarak mülteci olarak ABD'ye kadar uzanan yaşamında Baden'den sonra Saint Louis Üniversitesi'nin takımı olan St. Louis Strikers'de oynamaya başlar. Bu işe girdiğinden beri her daim profosyonel olmayı hayal eden İbisevic aslında ABD'deki lk günlerinde etrafında sadece Beyzbol sahası görünce biraz hayal kırıklığına uğrar. Doğu Avrupa'dan gelmiş ve aksanı hemen dikkat çeken bu Boşnak gencin orada ilk yılları zor geçse de takımıyla 18 gol atmayı başarır. Ve onu ilk keşfeden ve güvenen isim Mike Turner olur. Turner onun adınının ve yeteneklerinin Avrupa piyasasında duyulmasında büyük bir rol oynar ve o yıllar PSG'yi çalıştıran Boşnak teknik adam Halilhodzic Fransa'nın kapılarını İbisevic için ardına kadar açar. İbisevic hayallerine çok saygın bir kulüp ile ulaşmış ve henüz 18 yaşında olan bir gençtir o yıllar. Aslında PSG'de yarım sezon boyunca sadece 4 maçta oynasa bile onun için büyük bir anlamı vardır. Herşeyden önce yıllardır hayalini kurduğu profosyonel futbolun içindeydi ve geçmiş nedeni ile yıkılmı�� olan ailesini de düzlüğe çıkartmıştı. Bu ona 44 fazlasıyla huzur ve mutluluk veren bir olaydı.

44


Sonrasında belki de daha fazla oynama arzusu ile büyük bir şehir olan Paris'te yaşama şansı bulur. Daha sonra küçük bir takım olan Dijon'a kiralık gider İbisevic. Dijon tecrübesi sonraki yıllar ona çok faydalı olacaktır çünkü henüz 19-20 yaşlarında olmasına rağmen bu kulüpte 30 maça çıkar ve 13 gol atmayı başarır. Ancak Dijon ile kiralık kontratı bittiğinde PSG'den tekrardan umduğu ilgi ve alakayı göremez. Bunun en büyük nedeni 'ikinci babası' Vahid Halilhodzic'in Paris'ten ayrılmasıdır. Kulübüyle masaya oturur ve yabancı kontenjanını doldurduğu için ipler kopar... Boşta kalan ve ne yapması gerektiğini bilmeyen İbisevic'in imdadına 2006-2007 sezonunun başında bir menejerlik şirketi yetişir ve İbisevic'in maç kasetlerini Almanya'daki Aachen kulübüne yollar. Görüntüleri izleyen A. Aachen kulübünün teknik heyeti İbisevic ile hemen bir kontrat yapmak ister ve İbisevic'te sarı formayı hemen üstüne geçirir. PSG'den ayrıldıktan sonra yaşadığı zor bir dönem böylece Aachen sayesinde son bulur. Almanya'daki ilk sezonunda alışkın olmadığı bir mevkii olan forvet arkasında görev yapan Vedad 24 maça çıkar ve 8 gol atar. Fakat en çok fikkat çeken özellikleri 188'lik boyuna rağmen günden güne gelişen tekniği, golü koklaması ve ceza sahasın içinde ne kadar etkili ve istekli olduğudur. 2006-2007 sezonunun sonunda kontratında bulunan 1 Milyon Euro'luk serbets kalma maddesi onu Aachen'dan koparır. Onu isteyen kulüp yeni yapılanmaya başlayan ve sonraki sezonlarda adından çok fazla söz ettirecek olan küçük bir kasaba takımı 1899 Hoffenheim olur. Pek çok kimse gibi İbisevic'te Hoffenheim'ın adını daha önce sık sık duymamıştır. Fakat kontrat yapmak için yetkililer ile bir araya gelen İbisevic'i Hoffenheim'ın gelecek planları bir şekilde 'kendine çeker'... Böylece sonraki yıllarda Bundesliga'da şampiyonluğa oynayan bir takımın önemli parçalarından biri tamamlanmış olur. İlk sezonunda Hoffenheim forması ile 2. Bundesliga'da 31 maçta sahaya çıkar ve 5 gol atar. Sezon bittiğinde takımı Bundesliga'ya yükselir. 2008-2009 sezonu takımı ve onun için bir rüya gibi başlar adeta. Kimselerin şans vermediği ve sezon bittiğinde küme düşecek denildiği Hoffenheim ilk yarı bittiğinde Bundesliga'da liderlik koltuğundadır. İbisevic ise ilk yarı bittiğinde çıktığı 17 maçta 18 gol atarak müthiş bir performans sergiler. Ligin ikinci yarısında istenmeyen birkaç şey olur. En kötüsü ise takımın en formda ismi İbisevic'in sakatlığıdır. İkinci yarı oynayamaz ve takımı da şampiyonluk yolundan onsuz çok uzaklaşır. 2008-2009 sezonu bittiğinde takımı 7. olur ve İbisevic sadece ilk yarıda attığı 18 gol ile gol krallığında 5.olur. Şimdi bulunduğumuz 2009-2010 sezonuna gelindiğinde Bundesliga'ya yine aynı hedefle başlayan Hoffenheim'ın en önemli parçası yine İbisevic'tir. Onun Bundesliga'da şampiyonluk hayalinin yanında çok genç olan ülkesi ile 2010 Güney Afrika'ya gitme hayalleri de vardır ancak buna Play Off maçında Portekiz engel olur. Sakatlıktan kurtulan İbisevic şimdiye kadar çıktığı 13 maçta 6 gol atmayı başardı ve takımı da 7. sırada. Hoffenheim'ın geleceği ne olur bilinmez ancak futbola aşık olan İbisevic'in adının daha sonraki yıllarda daha büyük takımlarla anılacağı kesin...

45

45


GSC Scout’tan... S.Serhat Türkel

Adı : Djalma Braume Manuel Abel Campos . Yaş : 22 Ülke : Angola. Oynadığı takım : Maritimo. Oynadığı takımlar : Loures – Almarco.

Yeni bir oyuncu önermenin vakti gelmişti. Bu isim Maritimo'da oynayan Djalma. 4-3-3 sistemine uygun bir sol kanat. Sağ kanatta da nadiren de olsa oynadı, oynar. Tam bir Porto transferi olarak görüyorum. Her nasılsa kancayı takmamışlar henüz. Gerçi Silvestre normal. Bu da işimize gelir. Neyse Djalma'ya dönelim. Djalma henüz 22 yaşında. 8 Temmuz 1987 doğumlu. Genç bir yetenek sayılabilir hala. Djalma'nın sahadaki özelliklerinde bahsedecek olursak, biraz daha kısa boylu bir Keita olarak tanımlarsak yanlış olmaz. 1,75 boyunda kendisi. Keita gibi süratli, bileklerine hakim, güçlü, atletik, çevik bir adam. İki ayağını da kullanabiliyor ama sağ ayağı daha iyi. Afrika'dan çıkmış yetenekli adamlar zaten bir şekilde dikkat çekiyor. Halihazırdaki fiziksel üstünlüklerinin yanında, bir de böyle teknik özellikler onları bir adım öne çıkartıyor. Sözleşmesi 2011'in Haziran'ında sona erecekmiş. 1,5 yıl var yani. Kewell giderse eğer, onu aratmayacağını düşünüyorum. Sene sonunda 2-3 milyon €'ya alabiliriz tahminen. Tabi Porto, Benfica gibi çakallar kapabilir, dikkat etmek lazım. İstatistikleri de şöyleymiş: 2006/2007 Sezonu: 1 maç 2007/2008 Sezonu: 15 maç | 2 gol | 1 asist 2008/2009 Sezonu: 27 maç | 6 gol | 5 asist 2009/2010 Sezonu: 15 maç | 4 gol | 5 asist (Sezon devam ediyor) +______________________________________________ 58 maç | 12 gol | 11 asist __________________ 46

46


Üyelerden 90+ köşesi... Deniz Özer

ÇOK KRİTİK VE ANLAMLI BİR GALİBİYET İlk yarının son haftasında çok önemli bir maça çıkıyordu takımımız.Ali Sami Yen'de ki son dönemlerde oynadığımız maçlarda aldığımız şanssız sonuçlar üstümüzde bir gerginlik yaratırken,maç saatine kadar şampiyonluk yarışındaki rakiplerimizin aldığı sonuçlar da ilk yarı biterken güzel bir avantaj yakalama şansını bize sunmuştu. Maçın ilk düdüğüyle birlikte ilk 5 dakikalık oyuna alışma sürecinden sonra ağırlığımızı rakibe hissettirdik.Özellikle sağdan Keita'nın ve ortadan Elano ile Kewell'ın güzel uyumu sonrası yakalanan çok net pozisyonları maalesef değerlendiremedik.Bu baskılı oyunda iki kanat bekimizin de çalışkan bir görüntü vermesi sağda Keita'nın işini kolaylaştırırken,solda da Arda ile Kewell'ın zaman zaman yer değiştirerek oynadığı düzende maçı bir dönem tek kale haline getirdik.Arda'nın kolundan ağlara giden topun gol olarak değer kazanmadığı pozisyon da bu duruma en güzel örnekti.Yine Keita inanılmaz bir hareketle 2 oyuncuyu oyundan düşürdü ve güzel bir gol attırdı.Fakat o golümüz de iptal edildi.Geçen hafta 5-10 cm içeriye giren topun görülmemesi ve bu hafta belki de mm ile ölçülecek bir ofsaytın görülmesi kafa karıştırıcıydı bana göre. 2.yarıya gerçekten kötü başladık.Savunmamızda yaptığımız inanılmaz hatalar ve Gençlerbirliği'nin de 2.yarı daha ofansif bir oyun tarzı ile sahada yer alması bizi çok sıkıntılı durumlara düşürdü.Biraz da şansımız sayesinde bu kötü dönemi gol yemeden geçirdik. 65.dakikadan sonra bütün hatlarımızla iyice gol aradık.Arda'nın soldan rakibi zorladığını gördük bu dakikalarda.Bu da işimize fazlasıyla geldi çünkü Gençlerbirliği antrenörü Thomas Doll Keita'yı durdurabilmek için savunma düzeninde değişikliğe gitmişti.Arda'nın hareketlenmesi rakibi bayağı zor durumda bıraktı.Bu durumun neticesinde de Elano çıktı sahneye ve tam Keita'nın istediği toplardan birini Keita'nın önüne bıraktı.Keita'da Kewell'a al da at dedi ve sezonun en güzel gollerinden birini attık.Bu dakikadan sonrası haklı olarak stres yaşadık.Çünkü yine bir şok yaşamak istemiyorduk.Ve bu sefer çok şükür ki maçı kazanmasını bildik. Bu galibiyet sportif olarak çok önemliydi.Ama başka bir konuya da dikkat çekmek istiyorum.20 Aralık.Alpaslan Dikmen'in doğum günü.Takımımız Alpaslan Abi'mize çok güzel bir hediye verdi.Ve eminim ki Alpaslan Abi'miz de bir yerlerden bu takıma sevgilerini göndermiştir. İyiki doğdun Abi.

47

47


Üyelerden 90+ köşesi... Fatih Aybars Hakan

İyi Dilekler ve Türkiye Şartları Normal şartlarda ; Yeni bir sistem öğrenen , yeni bir futbol kimlğine bürünen takımlar için bu tür aralar çok önemli fırtsatlardır. Oyuncuların teknik heyete alışması , teknik heyetin ise oyuncuları daha detaylı tanıması , ne yapıp yapamayacaklarını , potansiyellerini , kısaca oyuncuları baştan aşağı inceleyip takımdaki gelecekleri için nihai kararı vermesi için bulunmaz bir fırsattır.

Ama yazının başında da dediğim gibi bu sonuçlar ancak ve ancak normal şartlarda ortaya çıkabilir. Türkiye'nin zaten berbat durumdaki futbol sistemine , takvimine bu sene eklenen devre arasını zehir etmesi muhtemel olan Ziraat Kupası , yukarıda saydığımız olası olumlu sonuçları kursağımızda bırakacak gibi .

Tek umudum geçen seneye kadar puan kaybetmeyelim diye sakatların daha ciddi sakatlıklar geçirme pahasınada olsa oynadığı takımlara karşı bile 48

48


"rotasyonu" hakkıyla yapan Rijkaard'ın bu düzene çomak sokması .

Devre arasının olmazsa olmazlarından biriside Transfer. Haldun Üstünel'in bu konuda sorumluluk almasıyla beraber her transfer periyodunda büyük beklentiler içine giren Galatasaray taraftarı , Rijkaard'ında artık açık açık belirttiği gibi sezon sonu büyük bir ihtimalle gidecek Nonda ve uzun sakatlık döneminde bulunan bir o kadar sürede sakatlıktan çıkma dönemi yaşaması muhtemel Milan Baros'un yerine etkili bir ileri uç ismi ve artık topu oyuna sokabilen çok yönlü bir savunma oyuncusu bekliyor . - Ah Meira ah -

Devre arasında yapılabilecek transferlerin azlığı , geçmişte devre arası alınan futbolcuların çoğunun "fos" çıkması her halde bu heyecanlı bekleyişteki adrenalin oranını arttırıyor . Transfer yapılacaksa umarım erken yapılır. Bu taktirde oyuncuların uyum problemleri erken aşılabilir hemde Türkiye Kupasında şans bulabilir belkide bu isimler. Umarım takımımıza yararlı , bol güzelliklerle dolu bir devre arası olur.

Fatih Aybars Hakan.

49

49


Forumumuzdan kısa kısa...

Sturm Graz maçı yorumu ve oynamayan Leo Franco;

Mehmet YAVUZ: Leo Franco'nun önceki hayatında davar çobanı olduğu konusundaki düşüncelerim her geçen maçta kuvvetleniyor. (…) Benim maç hakkındaki söyleyeceklerimde bu kadar. Emre Peker: Maçı seyretmeyenlerde seyretmiş gibi yorum yapıyor heralde, ilginç. Mehmet YAVUZ: Pek iş düşmemiş olabilir ama düşünceyi zayıflatacak bir aktivitesi de yoktu. Emre Peker: Oynamadı ondandır belki ağam?

#8 Barış Özbek Engin Karabaş: Galatasaray'ın başarısı sadece Barış'a endeksliyse, tek sorun Barış ise hemen satalım gitsin o halde o zaman. S. Serhat Türkel: Bu gerçekleşirse, Galatasaray'ın önünde kimse duramaz. Aziz Yıldırım'ın parmağı var Barış'ın Galatasaray'da oynamasında.

Bundan sonraki asıl hedefimiz UEFA mı yoksa halâ lig mi? Murat Kaya: Dünya Kupasına katılmak.

30 kiloluk manken konusu; Alemdar İbaret: Ne olmuş bu, havası alınmış topa benziyor…

Hayri Cund’ten Fatih Aybars Hakan’a It is only 7.18 here so FAH you.

“Lincoln'den şok sözler” konusu; Tarık Erkır: Halamın bıyığı olsa… Hayri Cund: Halanin biyigi olsa bu buyuk ihtimalle kromozom eksikligi veya ensest 50 iliskiye isaret olurdu. Bunu mu kast ettin?

50


51

51


52


GSCimbom Fanzin 31. Sayi