Page 1

Milan Baros / Ostrava'n覺n Maradona's覺..


Portal Geliyoooor!

Değerli GSCimbom’lular; Uzun bir zamandır yayında olmayan portal ile ilgili bilgi vermeyi size bir borç bilirim. Birkan Erol’un tasarımını yaptığı portal sizlerinde farkında olduğu üzere yayında değil. Maalesef bakıma aldığımızda portalda bazı teknik problemler meydana geldi ve yeniden yapılması gerekiyordu. Koordinasyon Kurulu konuyu uzun araştırmalar sonucu karara bağladı.Profesyonel bir tasarım şirketine portal tasarlatmayı uygun gördük. Yaklaşık 1- 1.5 hafta önce portal tasarımlarına profesyonel bir şirketle başladık.10 Haziran gibi bitmesi bekleniyor. Elbette GSCimbom’un şanına yakışır bir portal olacaktır.

Radyo S onunda Geldi! Yeni sunucuya geçtiğimizden beri GSCimbom Radyo yayında değildi. Forumda bunun için kampanya bile başlatılmıştı  Ancak kimse bilmiyordu ki sorun sunucunun radyo uyumsuzluğundaydı. Suç hep yönetimin vurdumduymazlığı olarak lanse ediliyordu. 19 Mayıs Salı günü radyo sunucusu kiraladık. (Diğer masraflar yetmezmiş gibi  ) Deneme ve test yayınlarına 19 Mayıs itibariyle başlandı. Umarım en kısa zamanda yeni yüzleriyle radyomuz yayın hayatına sorunsuz bir şekilde geçecektir.

Saygılarımla. Alaaddin Arslan Genel Koordinatör


Milan Baros!

Futbola doğduğu şehrin takımı olan Banik Ostrava'da başladı. Oranın Maradonası olarak ilan edildi. Sonra sırasıyla Liverpool (14.800 Milyon Euro karşılığında), Aston Villa ve son olarak da Olympique Lyonnais'a transfer oldu. Liverpool kariyerine dönecek olursak aslında çok parlak bi kariyeri var. Karakter olarak istikrarı seven bir futbolcu. İngiltere'de Liverpool forması altında çıktığı 68 maçta 19 kez ağları havalandırdı… 2005 yılında İstanbul'a Milan-Liverpool finalinde Liverpool'un gol ayaklarından biriydi. Hatta santra vuruşunu Baros - Kewell ikilisi yapmıştı. Kim derdi ki bi gün bu ikili Galatasaray'da buluşacak…


Liverpool'dan sonra 2005 yazında Aston Villa yollarına düşen Milan , Aston Villa'da da kötü bir sezon geçirdiği söylenemez. Premier Lig'e olan alışıklığı nedeniyle yabancılık çekmediği ligde , Liverpool'da bıraktığı yerden devam etti ve 53 maçta 14 gol attı. Aston Villa'da da tutunamayan Milan Baros 2007'de Fransa'nın devi Lyon'a transfer oldu. Orada da 32 maçta sadece 8 gol buldu. Olympique Lyonnais-Rennes maçında siyahi oyuncu Stephane Mbia'ya yaptığı ırkçı hareketler sonrasında Fransa'da eleştirildi.

Bu hareket için bir röportajında ," Sert bir mücadele geçti ve anlamsız bir hareket yaptım. Fransa’da her yaptığınız tuhaf karşılanabiliyor. Irkçı dediler ama bu çok saçmaydı. Çünkü birçok siyahi arkadaşım var. Liverpool’da en iyi arkadaşım Emile Heskey’di. Jimmy Traore vardı. Lyon’da Govou ve Caçapa da iyi arkadaşlarımdı. Zaten Mbia bile Fransa Futbol Federasyonu bizi bir araya getirdiğinde, benim hareketimde ırkçı bir tutum hissetmediğini bizzat söyledi. Bu biraz da gazetelerin ‘büyük hikaye’ arayışıydı!" sözlerini söylemiştir. 2008'in ikinci yarısında tekrar İngiltere'ye dönüp yıldızını yeniden parlatmak istedi. Portsmouth kulübünde ikinci yarıda çıktığı 12 maçta hiç gol atamadı. İşte tam Baros için herşey bitmiş , düşüşe geçiyor derken bir teklif geliyor yıldız futbolcuya.. Teklif Galatasaray'dan...


Uzun süren pazarlıklar sonucu Lyon ile anlaşmaya varılıyor. Baros zaten Galatasaray'a gelmek istiyordu. Galatasaray'ın Avrupa'da tanınmış olması büyük bir etkendi. Avrupa futbolu için dahi sansasyonel bir birliktelikti bu. Nitekim resmi sitemiz Galatasaray.org, transfer günü 594 bin kez ziyaret edilerek rekor kırıyordu. Steaua maçlarına yetiştirilmek istendi ama olmadı. Baros, Steaua Bükreş'e karşı sahada olamadı ve Şampiyonlar Ligi'ne de veda ettik. Fakat Baros pes etmedi. Yeniden doğmakta kararlıydı. Kötü bi sezon geçirmemize rağmen Skibbe'nin 4-2-3-1 sistemine çok iyi oturdu. İlk devre Lincoln-Kewell-Arda üçlüsünün beslediği Çek golcü şuan 19 golle ligin en çok gol atan futbolcusu…

Fransa’dayken radara saatte 271 kilometre hızla yakalanan, dergilere verdiği pozlarla kadınları kendine hayran bırakan, Euro 2004’te Altın Ayakkabı kazanan üst düzey bir golcü… Baros özel hayatında da oldukça çapkın. Bu sezon Çek Cumhuriyeti-Slovakya maçı sonrası gece kulübünde eğlenmesi nedeniyle Milli Takım'dan atıldı.

Büyük ihtimal gelecek sezonda da bizimle olacak olan Milan Baros, yeni sezonda muhtemelen yeni partneriyle bakalım neler yapacak?


Büyük başın büyük derdi... Ahmet ÇAKIR

Daha önce yeri geldikçe yazıp söylemiştim ama şimdi yinelemek gerekiyor: Skibbe'nin gönderilip Korkmaz'ın göreve getirilmesi doğru ya da yanlış filan değildi; bir kaçınılmaz durumdu. Kendi evinde küme düşme çizgisinde bir takımdan 5 yiyen büyük takımın hocası isterse dünyanın en iyisi olsun, yine de istifa etmek zorundadır. Bu kadar basit! O yıkım günlerinde Bülent Korkmaz zarının atılmış olması da doğaldır. Elbette ki yönetim bu seçimin riskleri olduğunu biliyordu. Korkmaz'ın deneyimsizliği, K.Erciyesspor serüveni sonrasında pek parlak sayılabilecek gelişmeler yaşanmadığını kuşkusuz ki unutulacak kadar uzaklarda kalan olaylar değildi ve bu yüzden biraz endişeleniyordu. Fakat gün kem küm etme ya da derin derin düşünme günü değildi. Bir an önce karar vermek gerekiyordu. Yoksa, takımın başına geçirecek bir teknik adam bile bulamayan aciz yönetim durumuna düşme tehlikesi vardı. Nitekim başkalarına görev önerilmiş ama anlaşma sağlanamamıştı. Korkmaz'ınsa böyle bir öneriye hayır deme ya da birtakım koşullar ileri sürme şansı yoktu! Neredeyse doğuştan Galatasaraylı olmanın, tam 25 yıl bu yuvada bulunmuşluğun getirdiği durumlar yok sayılamazdı. Kısacası, neresinden bakarsanız bakın bu deney yaşanacaktı, başka çare yoktu... Ayrıca Bülent Korkmaz'ın başarılı olma şansı hiç de yok değildi. Takımı tanıyor, ülkenin futbol gerçeklerini sapına kadar biliyordu. Ayrıca hırslı, çalışkan ve disiplinliydi. Deneyimsizlik dışında bir eksiği yok sayılırdı... Nitekim işe o mucizevi Bordeaux maçıyla başlanmış olması herkes için büyük bir şanstı. Sonrasında iki lig maçının da kazanılmasıyla derin bir soluk alınabilecek gibiydi. *** Gelgelelim, Hamburg fiyaskosuyla ip çok erken koptu. Lincoln bnulamının iyi yönetilemeyişi kaçınılmaz olarak Korkmaz'a fatura edildi. Sonrasında Korkmaz, çok kısa sürede neyi nasıl yapacağını kestiremeyen şaşkın ve tuhaf bir adam durumuna geliverdi. Takımını maçlara hazırlama konusundaki eksiklikler, hatalı değişikliklerle maçın kaderinin olumsuz yönde değişmesi, Hasan'la ilgili cinnet hali, Ümit Karan'ın futbolu çoktan bıraktığını göremeyişi, takımının bu kadar zayıf rakiplere bile yenilmesini önleyemeyişi gibi zincirleme olumsuzluklar kısa sürede onun kredisini sıfırladı. Doğrusunu isterseniz, Hacettepe yenilgisi sonrasında onun istifası normal bir gelişme olurdu. Tv'den izlediğimiz yüz ifadesi ve özellikle son 10 dakika içinde artık kulübeye yığılıp kalmasıyla bu işten umudunu kestiğini açıkça görmek mümkündü. Anladığımız kadarıyla maç sonrasında yönetime istifaya hazır olduğunu da bildirmiş durumda Korkmaz. Yönetimin ona haksızlık yaptığı yolunda görüşler de çokça dile getiriliyor. Bülent Korkmaz sezon başında değil ortasında bile göreve gelme imkanı bulamadı, transferleri o yapmadı, takımı o hazırlamadı; zor bir dönemde özveri gösterip göreve geldi. Bunların hepsi doğrudur. Ancak bütün bunlar aynı zamanda harika bir fırsattır. Korkmaz'ın bu göreve gelmeden


çok kısa bir süre önce Altay'ın başına geçmek için yardımcılarının parasını cebinden ödemek gibi bir öneride bulunduğu yolundaki haberler basında yer almıştır. Bu açıdan bakıldığında, Galatasaray'ın başına getirilmiş olması neredeyse mucizevi denilebilecek bir talihtir. Kaldı ki Korkmaz'ın karşı karşıya geldiği takımların durumları da ortadadır. Ali Sami Yen'de 10 kişi kalmış bir Eskişehirspor'a yenilmek, Skibbe'nin Kocaelispor rezaletinden çok da farklı bir durum değildir. Hepsini bir yana bırakın, Ergün Penbe de Hacettepe'nin başına sezon başında ya da ortasında değil birkaç hafta önce gelmiştir. Onun küme düşmüş takımı bile Galatasaray'ı yenebiliyorsa artık orada söz bitmiştir. *** Ancak bu kez de yönetim başka bir açıdan sıkışmış durumda. Adnan Polat, Sarı Kırmızılı kulübün ceza alan ilk başkanı unvanının ardından bir de aynı sezonda 3 teknik adam değiştiren yönetimin başı olmak istemiyor kuşkusuz. Başka bir nedenle değil bunun için Bülent Korkmaz'ın sezonu çıkarabileceği görülüyor. Yine de belli olmaz. Bu haftaki Ankaragücü ya da ardından Gençlerbirliği maçlarında Hacettepe karşılaşmasına benzer bir durumun ortaya çıkması halinde Korkmaz'ın da görevi sürdürmesinin mümkün olamayacağını kolaylıkla tahmin edebilirsiniz. Sürekli olarak 'o gitsin bu gelsin' diyenlerden değilim ama büyük takımların başında isteneni veremeyen teknik adamların böyle bir kaderinin olduğunu da hepimiz kabul etmek zorundayız. Hamburg fiyaskosunun ardından yine Ali Sami Yen'deki Eskişehirspor yenilgisi, Korkmaz'ın çok çabuk kritik noktaya geldiğini anlatıyordu. Hacettepe gibi aylar önce küme düşmüş bir takıma bu şekilde yenilmek de 'Ben bu işi yapamıyorum' anlamına geliyordu. İsterseniz Bülent Korkmaz'ı ölesiye sevin, isterseniz dehşet verici biçimde nefret edin, birşey değişmez, gerçek ortada...

*** Şunun şurasında daha 1 ay önce bu takım UEFA Kupasını kazanabilecek bir performans ortaya koyabiliyordu. Ligde de yaşanan bütün kayıplara karşın iki hafta öncesine kadar şampiyonluk kovalar gibiydi. Kısa sürede yaşanan bu çöküş, yönetim hataları ve teknik adam yetersizliğinden başka hiçbirşeyle açıklanamaz. Kuşkusuz asıl büyük sorun yönetimdedir. Adnan Polat, Türk sporunun en deneyimli yöneticilerinden biridir. Ancak ne yazık ki son dönemdeki performansı dehşet verici bir fiyaskoya yol açmıştır. Federasyonla girişilen kavgadan doğan zararlar ortadayken hala bu işi tırmandırmaya çalışması, inanılması güç bir basiretsizlik örneğidir. Yetmiyormuş gibi, yönetimine de 'Hepimiz Adnan Polat'ız' türünden gülünç gösteriler yaptırmaya çalışması, işleri büsbütün içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Bazı genç arkadaşlarımızın Galatasaray'la ilgili her türlü gelişmeyi çok yakından izliyormuş, camianın nabzını tutuyormuş gibi uydurdukları saçmalıklarla olşturdukları senaryolara şu ana kadar hep gülüp geçtim. Ancak gelinen şu noktada Özhan Canaydın'ın yeniden göreve soyunması gibi deli saçmaları dahil herşeyin olabileceğine inanacak durumdayım. *** Evet, futbolda yenilmek, hedeften uzaklaşmak, yıkıcı kayıplarla sarsılmak falan filan hepsi olur, buna diyecek yok. Ancak bu kadar utandırıcı kayıplar karşısında elbette ki söylenecek çok söz ve yapılacak birtakım işler olmalı. Bu fiyaskolar sadece manevi bir yıkıma yol açmakla kalmıyor aynı zamanda Galatasaray'ın geleceğini tehdit ediyor.


Hadi bakalım, bundan sonra Ali Sami Yen ve yeni stat için düzenleyeceğiniz organizasyonlar ne kadar ilgi görecek? Takımdaki oyuncuların sezon başında 116 milyon euro olarak hesaplanan değerinin neredeyse yarısına düşmüş olması nasıl telafi edilecek? Tarihin en pahalı kadrosunu, her önüne gelene bu kadar kolay yenilmek için mi oluşturdunuz? Yaşanan bu tarihi utançtan payınıza düşeni görmezden mi geleceksiniz? İşte Bursaspor ensenizde, bu kadar büyük yatırımla önümüzdeki sezon Avrupa'ya bile çıkamama fiyaskosunun hesabını nasıl vereceksiniz?


Imparator geri dönsün! [Burak Eren] Fatih Terim deyince benim için akan sular duruyor. Türkiye onun gibisini görmedi ve göreceğede benzemiyor. İmparator tarifi Terim üstüne inşa edilmiş sanki. Kariyerinde o kadar büyük başarılar varki insanlar bu başarılara bakmadan nasıl bu kadar bu adamın üstüne geliyorlar anlamak güç. Bu kadar eleştirilip bu kadar sabır gösterebilen tarih sahnesinde fazla insan yok. Yaptıkları yapacaklarının her zaman teminatı. Benim ise çok sevdiğim futbol adamı. Galatasaray'ın başında Fatih Terim'i tekrar istiyorum. Hazır 17 Mayıs bugün Fatih Terim'i yazmak istiyorum. Futbolculuk dönemini yazmak gerekirse futbola Adana Demirspor'da başladı. Adana Demirspor'da gösterdiği müthiş performansla Galatasaray'a transfer oldu ve 11 sene aralıksız Galatasaray formasını giydi. Galatasaray'da kaptanlığı uzun süre üstlendi ve unutulmayan efsane futbolcularımız arasında yer aldı. İlginç olan bu futbolculuk döneminde hiç şampiyonluk görememesidir. Ayrıca 51 kerede Milli Takım forması giymiştir. 1985 yılında yapılan jübile ilede futbolu bırakmıştır. Galatasaray'da 327 maça çıkmıştır. Futbolculuk dönemide başarılı aslında. Galatasaray'da şampiyonluk görememesine karşın büyük işler başarmıştır. Bu göremediği şampiyonlukları antrenörlük hayatında bol bol yaşayacaktır.

Gelelim asıl konumuz olan antrenörlük hayatına. İki sezon Ankaragücü takımını çalıştırdıktan sonra Göztepe'yi de kısa süre çalıştırmıştır. Ondan sonra Sepp Piontek’in Milli Takım'da yardımcılığını yapmaya başladı. Fatih Terim'in teknik direktörlük hayatı burada şekillenmeye başladı. Piontek'ten çok şey öğrendi ve onun bayrağını Milli Takım'da daha yukarılara taşıdı. 21 yaş altı takımını Akdeniz Oyunlarında 1993 yılında şampiyonluğa ulaştırdı. Bu onun ilk şampiyonluğuydu ve Galatasaray'ın Uefa Kupasını alan kadrosu, Euro 96, Euro 2000, 2002 Dünya Kupası kadrolarıda birazda burada şekillendi. Artık tohumlar atılmıştı. Fatih Terim Türkiye'yi ilk defa Avrupa Şampiyonasına götüren isim oldu. 1996 yılında Avrupa Şampiyonasında ilk defa boy gösterdik. Buna rağmen eleştiriler geldi. Takımı aldı 5. kategoriden Şampiyona oynattı ama eleştirildi. Bunlar Türkiye'de oluyor nedense. Sonra Galatasaray'ın başına geçti ve teknik direktörlük hayatının doruk noktalarına burada ulaşmaya başladı.


4 lig şampiyonluğu ve Uefa Kupası'nı kazandı. Tabi Türkiye Kupası, TSYD, Cumhurbaşkanlığı gibi kupaları saymıyorum bile. Galatasaray'da büyük işler yaptı, önemli futbolcular çıkardı, futbol şubesini baştan yarattı diyebiliriz. Bu büyük başarıların ardından Fiorentina'ya gitti. İtalya futboluna hücumu getiren adamdır Fatih Terim. İtalya ekolünün dışında oynattığı futbolla büyük takdir topladı. Fiorentina'da ligde çok başarılı gidiyordu, İtalya Kupasında finale çıktı ama başkan Gori ile anlaşmazlıklar oldu ve takımdan ayrıldı. O Gori ise Fiorentina'yı küme üstüne küme düşürdü sanıyorsam hala hapiste. Milan ile anlaştı Fatih Terim.

Milan'lada büyük başarılar kazanacakken kendisine fazla sabredilmedi. Çok olumlu futbolu vardı. Ancelotti'nin bile başarılı kadrosunun temel taşlarını bence Fatih Terim hazırlamıştır. Düşünün o zamanın transferi Inzaghi hala Milan'da forma şansı buluyor. Avrupa kariyerini şöyle özetleyebiliriz Rui Costa, Maldini gibi futbolcular Terim'e büyük saygı duyuyordu. Bu futbolculara kendini sevdirip, saygı duymalarını başarıyorsan zaten büyük iş yapmışsın demektir. Milan'dan ayrıldıktan sonra bir Galatasaray serüveni daha. 2 sezonu başarısız geçirdi diyebiliriz ama o zamanlar tohumlarını attığı 87 jenerasyonunun bugün meyvelerini toplamaya başladık.


İkinci Milli serüveni 2005 yılında başladı. Ersun Yanal'dan boşalan göreve geldi ve şansımızın fazla olmadığı gruptan çıkmayı başardık. İsviçre ile şanssız maçlar geçti. Euro 2008'e katılmayı başardık ve yarı final oynadık. Kimsenin büyük beklentileri yoktu ama Fatih Terim bunuda başardı. Yine eleştirildi ayrı konu. Şimdilerde hala Milli Takım'ın başında. Grupta istemediğimiz sonuçlar geldi ama Terim'in olduğu yerde şansımız hiçbir zaman bitmez. İspanya karşısında oynadığımız futbolu gördünüz. Galatasaray'da neden Fatih Terim'i istiyorum sorusunun cevabına gelirsek futbolda yeniden yapılanmaya ihtiyacımız var. Bu sadece futbol takımı kadrosunda değil futbol şubesinde de olmalı. Bu işi bilen birisi İngiltere'deki veya Sivasspor'da ki sistemle başa gelmeli. Buna en uygun adamda Fatih Terim. Yeniden yapılanma profesörü ve genç oyuncularla arası çok iyi. Galatasaray'ın altyapısı canavar gibi çalışıyor, kiralıkta birçok gencimiz var bu gençleri alıp kadroya koyma işini en iyi Terim yapar. Ayrıca futbolcuların kendisine saygısı büyük. Skibbe'nin olmayan otoritesini biliyoruz. Kimsenin kimseyi taktığı yoktu. Bülent Korkmaz geldi bir sevgisizlik ortamı oluştu. Fatih Terim gelirse Lincoln dahil olmak üzere herkes kendini toparlayabilir. Bütün futbolcuların hem saygısı hem sevgisi var. Düşünün Arda Turan falan uçar gider. Yapacağı transferlerde çok önemli. Galatasaray'ın birkaç nokta transfere ihtiyacı var aslında kadromuz çok değerli. Hücum futboluna dönük futbol anlayışını Terim güzel kurar. Baros'u, Kewell'ı, Arda'yı en iyi şekilde kullanır. İkinci gelişinde Petre, Tamas'ı aldı eleştirdik ama bu iki oyuncu bugün önemli yerlere geldi. Futbol şubeside tek kişinin elinde olunca bir düzen takımda olacaktır. Önemli sorunlarımızdan biriside çok başlılık. Kalli bir yerde, Adnan Sezgin bir yerde, Haldun Üstünel, Bülent Korkmaz falan 4 başlı canavar gibiyiz. Demek istediğim şu an tam Fatih Terim'lik bir kadromuz var. Hiç maceraya girmeyelim tanımadık adamlar gelmesin, Türkiye'yi bilmeyen gelmesin Terim bu işin kurdudur. İkinci sezonunu bence kıstas almayalım başarılarını kıstas alalım. Taraftarın ateşlenmesi içinde Terim birebir. Ben Fatih Terim'i tekrar Galatasaray'da görmek istiyorum. Milli Takım bırakır mı falan bilmem ama uğraşalım. Altı ayda bir maç yapmak Terim'e göre değil o sürekli futbolun içinde olmalı. Milli Takım'da herkes onu eleştiriyor sürekli hemde. Ailesine kadar uzanan laflar. Milli Takım'a fazla diyorum Terim yuvasına Galatasaray'a dönmeli.

ÇAĞLAR TORUN İLE CAFE CROWN ARASI…


Beko Basketbol Ligi’nde oynadığımız 30 maç sonunda 20 galibiyet 10 mağlubiyetlik bir performans gösteren takımımız normal sezonu 4.sırada tamamlayarak 5. sıradaki Beşiktaş Cola Turka ile eşleşti play – off çeyrek final mücadelesinde. Sezona çok iyi bir başlangıç yapmıştık ve ligin ilk yarısında oynadığımız 15 maçın 12 tanesini kazanmayı başarmıştık. Alınan üç mağlubiyetten ikisi evimizde oynadığımız Türk Telekom ve Efes Pilsen maçlarında alınan yenilgilerdi, bir tanesi de Beşiktaş Cola Turka deplasmanında alınan mağlubiyetti. Efes Pilsen ve Türk Telekom mağlubiyetlerini normal karşılasak da eksik durumda bulunan ve ciddi sorunlar yaşayan Beşiktaş Cola Turka’ya kaybetmemiz coach Murat Özyer’in takımdan yollanmasına sebep olmuştu sezon içinde. Daha sonra Koray Mıncınozlu ile yola devam eden takımımız sakatlıklar sonrası daralan kadrosuna rağmen oldukça iyi mücadele göstererek çok başarılı sonuçlar aldı. Tolliver – Hosley transferleri sonrası takım içi dengeler bozuldu ve son 11 maçta yalnızca dört galibiyet alabildik. Ki bu 4 galibiyetin Aliağa hariç üçü çok zor geçen maçlarda alınan son saniye galibiyetleri idi. Tam 18 hafta 2.lik koltuğunda oturmamıza rağmen bu kayıplar sonrası ligi dördüncü sırada tamamladık. Ve bu turda Beşiktaş Cola Turka ile eşleştik. 4.olmanın en büyük dezavantajı bir sonraki tura geçersek şayet rakibimizin Efes Pilsen olması. Neyse şimdilik biz bu tura odaklanalım ve rakibimizin analizine başlayalım:

Beşiktaş Cola Turka sezona Hakan Demir yönetiminde oldukça kötü bir başlangı yaptı ve ilk 7 maçta yalnızca 1 – bir- galibiyet alabildiler. Bu süreçte parasını alamadığı için takımdan ayrılan oyuncular olurken yine bu sorunlar mevcutken takıma yeni katılan isimler oldu siyah beyazlılarda. Bu açıdan sezon içerisinde basına epeyce malzeme verdi Beşiktaş Cola Turka takımı. Yerli oyuncuların kenetlenmesi ile birlikte düzelen ve iyi sonuçlar almaya başlayan siyah beyazlılar daha sonraki 8 maçta 7 galibiyet alarak ligin ilk yarısını altıncı sırada tamamladılar. Alınan bu iyi sonuçlara karşın finansal problemler devam etti Beşiktaş Cola Turka’da ve Hakan Demir görevinden ayrıldı 19.


haftanın sonunda. Menajer Burak Bıyıktay’ın coachluk görevini üstlenmesi ile birlikte oynadığı oyunun temposunu arttıran Beşiktaş Cola Turka Bıyıktay’ın görev yaptığı ilk maçta güçlü rakibi Fenerbahçe Ülker’i 110-95 yenerken dikkatleri bir anda üzerine çekmeyi başarmıştı.

Run&gun stratejisini uygulamaya geçiren Burak Bıyıktay oynadıkları oyunun hızını arttırırken oyuncularına sorumluluk vermekten de kaçınmıyor. Özellikle yerli oyunculara şans tanıyan eski menajer yeni coach oyuncularının atletik olması sebebiyle bu sistemi tercih ettiğini söylüyor. Son 11 maçta 93.3 sayı ortalaması yakalayan oyuncuları da onu doğrular nitelikte bir basketbol ortaya koyuyorlar. Bu dönemde asist ortalamasını 16’lardan 22’lere kadar yükseltmeyi başaran siyah beyazlılar oyunun savunma yönünü pek iyi beceremeseler de hücumdaki bu performansları ile 30 maç sonunda yakaladıkları 18 galibiyet sonrası sezonu 5. sırada tamamladılar. Hem 4-5 eşleşmelerinin doğası gereği hem de yüzyıllık rekabetin parkelere yansıyacak olması sebebiyle çekişmenin en üst düzeyde olması beklenen bir eşleşme bu. Bu çeyrek final eşleşmesinin 0-0 başlayan tek seri olması da işin heyecanını biraz daha arttırıyor tabii ki. Diğer üç seride olduğu gibi ağır favori olan bir taraf yok, maçlar öncesi tek avantaj ev sahibi avantajı. O da takımımızda bulunuyor ligi bir üst sırada tamamladığımız için. Bu sezon bütün derbileri ev sahibi takımların kazanması da bu serinin ince bir detayı olarak öne çıkıyor. Kadrolara baktığımızda en dikkat çekici nokta takımımızın pota altında sahip olduğu üstünlük. Cevher Özer & Ray Wesson ikilisine karşılık Hüseyin Beşok- MilojevicTolliver- Cemal Nalga ve hatta Polat Kocaoğlu ile oldukça ağır basıyoruz bu noktada. Ki Cevher’in üçden bozma dört olduğunu ve zorunluluktan pota altında kullanıldığını düşünürsek boyalı bölgede üstünlüğün bizde olacağı aşikar. Peki bu üstünlüğümüzü ne kadar kullanacağiz? İşte bu gerçekten büyük bir soru işareti çünkü sezon içerisinde oynadığımız hiçbir karşılaşmada güçlü taraflarımızı karakterli şekilde sahaya yansıtamadık.


Bir diğer belirleyici nokta ise takımların rotasyonu olacak. Dediğim gibi bu sezon kimse evinde derbi kaybetmedi ve bu serinin de 5. maça taşınması oldukça kuvvetli bir ihtimal. Hatta bu yönde yavaştan bir kamuoyu baskısı da oluşmuş durumda açıkçası. Bu durumda ikişer gün arayla oynanacak olan karşılaşmalarda yaş ortalaması yüksek Galatasaray Cafe Crown ile koş koş basketbolu oynayan ve bunu 7 kişilik dar bir rotasyonla yapmaya çalışan Beşiktaş Cola Turka’nın nefesi nereye kadar yeticek, bu da serinin gidişatını belirleyecek ikinci kilit nokta. Hücumumuz tamamen dış şuta dayalı özellikle bu son dönemde iyice belirginleşti bu durum. Hüseyin’in dışarıya çıkıp attığı şutlara yeni alışmışken bünyelerimiz Tolliver’ın gelişi ile daha da çok kullanmaya başladık dış şutları uzunlarımız tarafından. Polat’ın da dış şutu var, pota altında bir tek Milojevic kalıyor bir de çok az süreler alan Cemal Nalga var unutmadan. Günümüzde olduğumuzda akılalmaz yüzdeler yakalayabiliyoruz üç sayı çizgisinin gerisinden üstelik bunu 1-2 kişiye bağlı olarak yapmıyoruz tüm takım ortaklaşa yapıyoruz. Teknosa Türkiye Kupası’nda Antalya BŞB’e karşı devrede 12/16 atarak Atlar Tunçkol’a saç baş yoldurmuştuk. Beşiktaş Cola Turka ile oynadığımız lig maçında dışarıdan 9/11 ile başlamıştık maça. Bu noktada ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu göstermeye yeter sanırım bu rakamlar. İki takımın da savunma sahasında pek istekli olmadığını düşündüğümüzde bol sayılı ve yüksek tempolu bir seri bekliyorum. İki taraftan biri savunmasını sertleştirdiği takdirde ki bunu 40 dakika yapmatan bahsetmiyorum, 10 dakika yapsa dahi büyük avantaj sağlayacağını düşünüyorum o tarafın. Oyunu kontrol etme noktasında ise guardlar öne çıkıyor. Mire Chatman’ın Rashid Atkins’e karşı bir üstünlüğü var burada. 1 savunmasında sıklıkla başvurduğumuz Antonio Graves seçeneğini kullanmamız oldukça muhtemel bu seride Chatman’a karşı. Serinin kilit noktalarından biri olarak pota altını belirlemiştik. Bu bağlamda kilit eşleşmeler de orada olucak. Cevher Özer- Hüseyin Beşok ya da Ray Wesson – Dejan Milojevic eşleşmeleri –bunlar kendi içinde yer değişebilir-serinin kilit eşleşmeleri olarak öne çıkıyor. Topu pota altına indirdiğimiz her hücumda avantaj bizden yana olucak fakat sezon boyunca dış şuta yönelik oynayan takımımızın bir anda topu pota altına ne ölçüde indirebileceği de önemli tabii ki. Serinin ilk iki maçını Ayhan Şahenk’de oynayacağız. Bu iki maçı kazandığımız taktirde bombayı rakibimizin kucağına bırakmış olucaz bir anlamda çünkü o noktadan sonra hata yapmaması gereken taraf onlar olucak. Seriyi 2-0’a taşıyabilirsek şayet serinin dördüncü maçını Akatlar’da kazanarak 3-1 ile Efes Pilsen’in rakibi olacağımızı tahmin ediyorum. Seri skorunda yanılsam da tur galibi seçimimde yanılmam umarım.


Kaan Tunçbilek röportajı Bülent Korkmaz'ın oynattığı futbolu nasıl buluyorsunuz ? Skibbe ile daha iyi değilmiydi ? Nedir sorun, Galatasaray neden kötü oynuyor ? Skibbe’nin teknik direktörlük konusundaki deneyimi ve futbol bilgisi tartışılmaz. Gerek Dortmund genç ve A takımında, gerekse de Bayer Leverkusen’de oynatmaya çalıştığı futbol çok beğenilmişti. Ancak güzel futbol iyi ve istikrarlı oyuncularla oynanır. Galatasaray ligin ilk yarısında izlenmesi en zevkli takım iken bunun en büyük nedeni Arda, Baros, Kewell, Lincoln dörtlüsünün açık alandaki hücum varyasyonlarıydı. İkinci yarıda özellikle Lincoln’ün disiplinsizliği, Kewell’ın geç bile kalan sakatlığı, Ümit’in performans düşüklüğü, Mehmet Topal ve savunma oyuncularının peşpeşe sakatlanması Galatasaray’ın düzenini bozdu. Bülent Korkmaz’ı değerlendirmemiz için yeterli done yok elimizde, ancak yönetimin üzerinde yarattığı görünmez baskının onu etkilememesi mümkün değil. Ayrıca elindeki kısıtlarla Skibbe’den çok daha farklı şeyler yapması zaten beklenemez. Yine de, sezon başından beri takımın içinde olan ve nelerin yanlış gittiğini bilen Skibbe’nin yerine kendisinden daha deneyimsiz bir teknik adamın getirilmesinde bir mantık bulmak zor.

Galatasaray ve Fenerbahçe nerede hata yaptılar ? Neden bu kadar kötü bi sezon geçiriyorlar? Birincisi, her iki takımda da sakatlıklar ve eksiklikler önemli rol oynadı. Fenerbahçe’yi geçen sezon taşıyan Alex, Deivid ve Semih sezonun ilk yarısında uzun süre oynayamadılar. Döndüklerinde ise geçen yılki performanslarına ulaşmaları zaman aldı. Burada önemli puanlar kaybedildi. Galatasaray’da ise eksiklikler daha çok sezonun ikinci yarısında başladı. İkincisi, hoca değişikliği yüzünden bir alışma devresi geçirmeleri gerekti. Maalesef Türkiye ligindeki oyuncular hoca değişikliğinde büyük performans değişikliği gösteriyorlar. Üçüncüsü, her iki takım da diğer takımların eskisinden daha doğru futbol oynamaya başladıklarını ve aranın kapandığını kabullenemedi. Bu nedenle derbi maçlarda gösterdikleri konsantrasyonları ve mücadeleleri diğer takımlara karşı göstermediler. Galatasaray'da yaşanan son transfer haberlerinden herhangi bir bilginiz var mı yada duyumlarınız ? Leo Franco adı sıklıkla anılır oldu. İlginç bir kaleci. Bazen inanılmaz maçlar çıkarırıken, bazen akılalmaz goller yiyebiliyor. Schuster Galatasaray'a gelirse başarılı olur mu ? Schuster’in de futbol bilgisi tartışılmaz. Geldiği günden itibaren özel hayatı didik edilmez ve ilk başarısızlıklarda bel altı vurma yöntemlerine başvurulmazsa ondan çok şey öğrenebilir Galatasaray. Galatasaray-Fenerbahçe maçındaki olayları nasıl yorumluyorsunuz ? Cezalar yeterli ve yerinde miydi ? Bu konuda Ntvspor’da da bir yazı yazdım. Milli takım oyuncuları bunu nasıl yapar diyoruz ama sorun da burada. Birçok futbolcunun böyle gergin maçlarda aldığı yegane


motivasyon tekniği, Milli takımda gördüklerinden ibaret. Kulüpler oyuncuları psikolojik olarak hazırlamak konusunda başarısızlar maalesef. Maçın başından beri hissedilen gerginliğin pimini çekecek bir olay bekleniyordu ve o da Lugano’nun kafası oldu. Cezalar kesinlikle yetersizdi. Bazı oyuncular olayların sürekli içinde olduğu halde ceza bile almadılar. Maalesef birbirimize davranışlarımızda göstermediğimiz hoşgörüyü, bu davranışlar sonunda ceza verirken fazlasıyla gösteriyoruz. Oysa ağır cezalar verilmesi bu olayların tekrarını da önleyecektir.

Federasyon Galatasaray'a karşı hataların bilinçli olduğuna inanıyormusunuz ? Adnan Polat'ın 'tezgah' tabiri gerçekçi mi ? Bunun için Adnan Polat’ın kanıtları ve geçerli tezleri olması gerekir. Hiç inandırıcı değil. Ama biz alışığız başkanların topu başkalarına atma alışkanlıklarına. Peki ya Sivasspor'un bu başarısındaki ana etmenler neler ? Birincisi, Sivasspor yoluna birkaç sezondur aynı hocayla devam ediyor. İkincisi, başarılı oyuncularını göndermek yerine eksiklerini iyi oyuncularla takviye ettiler. Üçüncüsü, rakiplere karşı kapanıp hızlı hücumlarla geniş alanda pozisyon yakalamak konusunda çok başarılılar. Buradaki aslan payı da Sivasspor orta sahasında. Özellikle Sezer bu sene büyük bir çıkış gösterdi.

Manchester United - Barcelona dev finali hakkında neler söyleyebilirsiniz? Avrupa’nın en iyi iki takımı olduklarını söyleyebiliriz. Barcelona oyunu estetik bir şekilde ince ince işleyerek büyük zevk veriyor. United ise yıllardır benimsediği oyun sistemiyle, topun arkasına geçip toplu halde hücuma çıkma konusunda çok başarılı. Ancak her iki takımda da yıldız oyuncular Messi ve Ronaldo çok kritik bir rol oynuyor. Buna karşılık Barcelona orta sahasında neredeyse yıllardır pas hatası yapmayan ve topu olumlu kullanan Xavi ve Iniesta takımın beyni. United orta sahası ise daha az teknik ama dirençli oyunculardan oluşuyor. Ayrıca Chelsea’ye nazaran savunmada eksiği, hücumda fazlası var. Bu da yarı finallerden daha gollü bir karşılaşma izleyeceğimiz anlamına geliyor. Benim favorim Barcelona. Siz medyanın içinden biri olarak, medyanın Türk Futboluna bakışını ve yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Medya futbolla fazla içli dışlı ancak eleştirileri hep tek taraflı yapıyor. Takımların bütününe ve opsiyonlarına bakmıyor. Teknik direktör ve hakem eleştirmeye çok meraklı. Ancak özellikle teknik direktörlerin o kararları hangi düşünce yapısıyla aldıklarını dikkate almıyor. Son olarak tek cevap istiyoruz. Bu sezonun yıldız futbolcusu kim size göre ? Varlığıyla takımına verdiği ilave katkı dikkate alındığında: Fabian Ernst…


# 10 Alessandro Del Piero

Alessandro Del Piero ... 9 Kasım 1974,Conegliano Veneto doğumlu, Dünya Kupası kaldırmış, biz kendimizi bildik bileli siyah-beyaz renkli, arkasında da 10 yazan formayla oynayan futbolcu abimiz. Gelin onu biraz daha yakından tanıyalım. Ertem Şener usulü olacak ama olsun. Babası Gino elektrikçi annesi Bruna ise ev hanımıdır. Çocukluğunda hepimiz gibi mahallede bol bol top oynarmış, en yakınları ise Nelso,Pierpaolo ve Giovanni-Paolo isimli arkadaşlarıymış.Tek hedefi,tek rüyası büyüyünce futbolcu olmak olan Alessandro'nun bu konudaki hevesini biraz da büyük abisi Stefano'ya bağlayabiliriz.Stefano zamanında Sampdoria'da futbol oynamış ama geçirdiği bir sakatlık yüzünden bırakmak zorunda kalmış. Bilirsiniz, birçok büyük futbolcunun hayat hikâyesinin ilk bölümü fakirlikle geçer. Del Piero'da da bu kural işlemiştir, onun ailesinin durumu da pekiyi değildir, yoksul bir çocukluk dönemi geçirir. Futbola ilk adımını yaşadığı bölgenin yerel takımı San Vendemiano'da attığında henüz 7 yaşındadır. İleride mesleği hâline gelecek olan futbola kalecilikten başlar, bunu ise " kaleci olduğumda daha fazla futbol oynayabilirdim " diyerek açıklar. Annesi de onun kaleci olarak oynamasını daha uygun görür, oğlunun yaşayabileceği sakatlıklardan korkar çünkü kale daha uygundur daha güvenlidir. Daha sonra abisi Stefano ona kaleden çıkıp ileride oynaması gerektiğini söylediğinde,1 dakika bile düşünmez, çünkü onun sevdası futboldur; kale, defans, orta saha ne fark eder?


Bizim Del Piero San Vendemiano'da oynamaya devam ederken, Padova kulübünün scoutlarının dikkatini çekmeyi başarır ve oraya transfer olur. Bu sırada yıl 1988,Alessandro da 13 yaşındadır. İlk profesyonel maçına 1991'de,Serie B'de çıkar, aynı yıl 10 maçta forma şansı bulur, bir de gol kaydeder. 1993'e geldiğimizde Del Piero asıl patlamasını yapar ve dünyanın en iyi takımlarından biri olan Juventus'a transfer olur. Juve forması altında ilk maçına Foggia karşısında çıkar. Bir sonraki maçta da kulübeden gelerek golünü çakar. Kendini kanıtlamasıysa Parma maçında yaptığı hattrick ile gerçekleşir. Artık İtalya'nın yeni bir yıldız adayı vardır.93/94 sezonunu 5 golle tamamlar ama bundan sonraki her yıl inanılmaz bir yükselişe imza atar. Şöyle ki ; 94/95 95/96 96/97 97/98

10 13 15 32

gol gol gol gol

Del Piero'nun Juve forması altındaki en kötü sezonu şüphesiz 98/99 sezonudur. Doping suçlamalarına maruz kalır, büyük bir sakatlık geçirir, en az gol attığı sene olur (3),takımı da ligi 6.sırada bitirir.


Ama o sezon dışındaki diğer tüm yıllarda Juventus ile çok büyük başarılara imza atar,7 kez lig şampiyonu olur takımıyla,1 kez Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kaldırırlar,2 kez de eşiğinden dönerler. Sadece Juve ile başarılara imza atmayıp kendi kariyeri içinde harika şeyler yapmıştır Alessandro.600 maçta 260 gol gibi süper bir istatistiğe sahiptir. Biri Serie B'de olmak üzere 2 kez gol kralı olmuştur, Fifa tarafından dünyanın gelmiş geçmiş en iyi 100 futbolcusu arasında gösterilmiştir,1 defa İtalya'da yılın futbolcusu seçilmiştir, Altın Ayakkabı'sı vardır, Juventus tarihinin en golcü ve en çok maça çıkan futbolcusudur. Serie B'den bahsetmişken. Delikanlı adamdır, kaptandır, bizim Türkiye'deki çakma abilerden değildir, herşeyi yapıp vefa bekleyenlerden hiç değildir. Vefanın babasını kendi göstermiş, takımının 2.lige düşürülmesinden sonra sesini çıkartmamış üstüne üstlük golleriyle gönül verdiği takımı tekrar ait olduğu yere getirmiştir. Böyle bir adamdır Del Piero, Juve taraftarı içinde bir başkadır. 16 yıl boyunca,aralıksız aynı takımda forma giyen bu müthiş adamın,hücumda doğal olarak birçok partneri olmuştur.Hepsiyle uyum içinde oynamış,hepsiyle müthiş verim sağlamıştır..Kimler mi onlar ? Gianluca Vialli, Fabrizio Ravanelli, Zinedine Zidane, Filippo İnzaghi, Pavel Nedved ve David Trezeguet. Nasıl ? Hepsi birbirinden kaliteli isimler değil mi? Sizin üçlünüz hangisi olur bilmiyorum ama benimki tartışmasız Nedved - Del Piero - Trezeguet'tir.


Kulüp bazında böyle başarılara imza atan bir futbolcunun milli takımında neler yapabileceğini tahmin etmek pek te zor değildir sanırım. Formasını ilk kez 21 yaşında, yani 1995'te giydiği İtalya Milli Takımı'nda şimdiye dek 91 maça çıkıp 27 gole imza atmıştır.1 Dünya Kupası şampiyonluğu,1 de Avrupa 2.liği madalyası bulunur. İşte numarasıyla ve formasıyla bütünleşmiş bir diğer bayrak adam; Alessandro Del Piero…


7 Bölge 7 Futbol Okulu [Özgür Aşık] Türk futboluna baktığımız zaman, herkesin ortak görüşü, sistemsizliğin sistem olmasının getirdiği handikaplar, genç oyunculara verilen şansların azlığı, antrenman sahalarından, stad zeminine kadar bir sürü eksiğin bulunması. Aslında bunların hepsi, tek bir sebepten ortaya çıkıyor. Programsızlık ve projesizlik(?). Bu sistemi! Tümevarım şeklinde incelersek, küçük fırça darbelerinden, büyük resmi görebiliriz. Amatör takımlarımızın çektiği çilelerden, amatör ligin önemsenmeyişinden tutun, şampiyonluğa oynayan bir takımın zemininin buzlu olmasına kadar, ciddiyetsizlik, açığa çıkmaktadır. 16 milyonluk Hollanda'dan her sene en az 3 futbolcu, dünya piyasasına yıldız olarak sunuluyorsa, 46 milyonluk İspanya, Avrupa futbolunu domine ediyorsa, 75 milyonluk Türkiye, Avrupa'ya bir futbolcu yolladığı zaman, neden anlamsız bir şekilde gurur duyarız? İşte bu olgulardan hareket ederek, Galatasaray'ın öncüsü olmasını istediğim ve çoğunlukla İngiltere'de uygulanılan sistemin getirilmesi en uygun olur diye düşünüyorum. Futbol akademileri.. Arsenal'in G. Afrikada'ki futbol okullarını duymuşsunuzdur. 8 yaşından itibaren, hem eğitim-öğretim hem de futbol olarak, olgunlaşmalarını sağlamak için çabalıyorlar. Ve Arsenal bunun faydasını, fazla olarak aldı, almaya devam ediyor. Galatasaray'a ve Türkiye'ye bakarsak, Galatasaray’ın öncü olacağı, Eğitim-Futbol seferberliği ile ülkedeki 7 bölgeye, 7 Futbol okulu açma ihtiyacı gelip te geçiyor bile. 7 okul maliyeti, devletinde desteği ile, bir transfer parasına halledilebilir, kazancımız ise büyük olur. Hem Galatasaray kültürü ile gelişen-okuyan-öğrenen gençler çoğalır, hem Galatasaray'ın geleceği için hayırlı olur, hem de okuyamayan veya aile baskısı nedeni ile futboldan uzaklaşan çocuklar için, hayallerinin gerçek olacağı bir fırsat haline gelir. Futbolda hiç kimse Türklerin yeteneksiz olduğunu söyleyemez. Sadece sistemsizlik eleştirisi getirilebilir. Bu sistemsizliği engellemek için de artık bir yerden başlamak gerekir ki 7 bölgeye 7 futbol okulu, bunun en önemli adımı olur


Edip Gül Nostalji Köşesi Brain Birch Galatasaray Eski Teknik D irektörü 1970-1971 sezonunda Efsane Başkanımız Selahattin Beyazıt döneminde Yugoslav Teknik Direktörümüz Toma Kaleperoviç'in yerine getirildi. Çok disiplinli ve özverili çalışma programı ile Galatasarayımız'ı 1970-1971, 19711972, 1972-1973 sezonlarında 3 yıl üst üste Türkiye Lig Şampiyonu yaptı. Modern futbol'un yanısıra gelişmiş antreman tekniklerini de bilimsel metodlarla futbolcularımıza uygulayarak müthiş başarılara imza attı. Başarıya doyan Birch, Türkiye'de Teknik Direktörlük yapmanın sıkıntılarını başarısızlıkların başlamasıyla birlikte yaşamaya başladı. Medya ile yaşanan sıkıntılar da işin tuzu biberi oldu. Ve 1973-1974 sezonunda 30 maçta 13 galibiyet, 9 beraberlik, 8 mağlubiyet sonucu ligi 35 puanla 5. bitiren performansıyla Galatasaray'dan ayrıldı. Yerine Teknik Direktör olarak 1974-1975 sezonunda Jack Mansell getirildi.

14 yıl Şampiyonluk'tan uzak kalacağımız dönemin de başladığı bu dönem sürekli transfer yanlışları, şansızlıklar derken 1980-1981 sezonunda tekrar İngiliz Tek. Direktör Brain Birch 'e yönelen Galatasaray yeniden 3 yıl üst üste Şampiyon olmanın ardından Şampiyonluk özlemiyle lige asılıyordu. 1980-1981 sezonuna defansta Fatih Terim'in yanına Fettah Dindar, Ali Çoban, forvete de Mehmet Özgül, Reşit Kaynak gibi takviyelerle başlayan Galatasaray 1980-1981 sezonunu 30 maçta 13 galibiyet, 9 mağlubiyet ve 8 beraberlik sonucu 34 puanla Trabzonspor, Adanaspor'un ardında ligi 3. sırada tamamladı. 1981-1982 sezonuna da Sefer Karaer, Raşit Çetiner, Ahmet Keloğlu,


Mirza Seydiç, Sinan Turhan, Mustafa Turgat gibi önemli transferlerle başlayan Brain Birch 1981-1982 sezonunu 30 maçta 10 galibiyet, 10 mağlubiyet ve 12 beraberlik sonucu 32 puanla lig'i 11. sırada büyük bir başarısızlıkla tamamladı. Bu başarısızlık sonucu Brain Birch ülkesine geri döndü. ve takımın başına 1982-1983 sezonunda Özkan Sümer Teknik Direktör olarak getirildi. Adına şarkılar bestelenmiştir. Yumruğu ile çok meşhur olmuştur. 1992 yılında hayata gözlerini yumdu.

Ekşi'den büyük hocamız için girilen entryleri ayırdık. -belki'de türkiye'ye yumruk $ovunu getirmi$ insandir.. sag yumrugu galatasaray'ın da 3 sene üst üste $ampiyon olmasi ile asla inmemi$tir.(ich) -ali sami alkış'ın bu kitabı okuyanı vururum'da anlattığına göre olaylı bir beşiktaşfenerbahçe maçında hakem maçı terkedince yetkililer tarafından tribünden indirilip hakem yapılmıştır. (zidane in kafası)


KONFERANS FİNALLERİ Okan Çelik

DOĞU KONFERANSI CLEVELAND CAVELIERS - ORLANDO MAGIC

Cleveland’ı günahım kadar sevmediğimi ben yazmaya, sizlerde okumaya bıktınız artık. Evet, bu sefer o şekilde başlamayacağım : ) Geçen sezon ki zevkli doğu finalinden sonra bu sefer ki finali izlerken gerçekten uyuyabiliriz. Takımları ufak bir değerlendirelim.

CLEVELAND CAVELIERS Süper takım dedik, şuan en hazır durumda ki takım dedik. Hala o sözlerimizde en ufak bir değişme yok. Genelde Varejao, Lebron, Ilgauskas, Williams, West gibi bir ilk 5 ile sahaya çıkıyor ki gayet mantıklı. Ilgauskas’ın yavaş bacakların dezavantajlılığını Varejao’nun agresifliği ile kapatıyor Mike Brown. Hawks serisi onlar adına gayet güzel geçmişti. Aktif dinlenme dediğimiz olayı gerçekten çok iyi şekilde gerçekleştirdi Cleveland. Maç içerisinde gerektiği yerde tempo yükselterek, gerektiğinde yedek oyuncularla zamana oynayarak gerçek bir şampiyon takım gibi hareket ettiler. Seriyi 4–0 gibi bir sonuç ile bitirmenin 3 büyük avantajı var şüphesiz. Birincisi takım kesinlikle artık kendine daha fazla güveniyor. Kafalarda ki ‘’acaba mı?’’ sorusunu sildi Cleveland. İkincisi rakip takımlar da artık Cleveland’ı daha fazla ciddiye alıyor. Zaten çok ciddi bir ekipti fakat play-off da yalan olurlar düşüncesi de hakimdi bir çok takım/yönetici/gazeteci için. Üçüncüsü Cleveland, Magic’e göre çok daha dinç bir şekilde finale çıkacak. Magic 3 maç fazla yaptı Cleveland’den. Bu da yaklaşık 1 hafta gibi bir süreye eşit oluyor.


ORLANDO MAGİC Temsilcimizin takımı gerçekten çok zor bir iş başardı. Magic kaliteli ekip, takım gününde olduğunda her şey olur gibi cümleleri çok kurduk fakat cidden ben bu kadarını beklemiyordum. Hatta önceki yazılarımda da her şey olabilir bu seride düşüncesi vardı kafamda fakat o düşünce yalandı. Evet, itiraf etmek istiyorum. : ) Magic iyi ekip olsa da asla Boston’ı eleyeceklerini düşünmüyordum. Hatta seri 7. maça kaldığında kesinlikle Boston alır gibi bir düşünce de vardı kafamda. Fakat Magic cidden hak etti seriyi. Kaybettikleri maçların da bir bölümünü önde götürdükleri oldu. Neyse, bu Cleveland serisine geçelim. Magic’in saha içindeki tek lideri Hidayet bir kere burada herkes hemfikir. Adam akıllı bir guard’ın olmaması, Hidayet’in sırtındaki yükü 3–4 katına çıkarıyor. Bu yük bazen onun afallamasına neden olsa da çoğu zaman işleri çok güzel yaptı.-Hele ki son maçtaSeri öncesinde konuşulan birkaç olay var tabii ki. Bunların en önemlisi Hidayet’in, Lebron’u savunacağı. Daha doğrusu savunmaya çalışacağı. Önceki serilerde Hidayet’in zaman zaman guard olduğuna da tanık olmuştuk ki bu seride de zaman zaman o tip olaylar görebiliriz. Son Yorum: Bence Cleveland ‘’süper olma’’ serisine bu maçta da devam edecek. Magic’in bir maçı bir maçını tutmadığı için kesin bir yorum yapmak zor fakat bu seri 4–2 ve ya 4–1 Cleveland’ın gibi gözüküyor.


BATI KONFERANSI: LA LAKERS - DENVER NUGGETS Bir tarafta Houston’a –zaman zaman- rezil olma durumuna düşen Lakers, diğer tarafta Billups takası ile devamlı yükselen bir ivme çizen Denver. Takımlara ufak bir göz gezdirelim…

LA LAKERS İlk olarak demek istediğim Houston serisini çok rahat geçeceklerini düşünüyordum. Hatta bu konuda bir tek ben böyle bir yargıya varmamıştım. Hele ki Yao’nun sakatlanmasıyla her maç 30–40 fark olur dediğim de oldu. Fakat Lakers beceremedi o işi. Hep bir yerde afalladı. Kolay kazanacağı maçları savaşmaması yüzünden hep kaybetti. Tabi ben bu konuda farklı bir düşünce içersindeyim. Geçen sezon ki Boston’ı örnek alıyor olabilir Lakers. İlk turdan itibaren gereksiz bocalamalar yaşadı Lakers tıpkı Boston gibi. Lakers’ın da aklında şuan sadece final serisi var. Kısacası geçen sezon Boston nasıl finale kalıp, Lakers’ı beklediyse – daha ilk turdan- Lakers da şimdi daha ilk turdan Cleveland’i bekliyor rakip olarak. En azından Houston maçlarına çıkarken bile akıllarında o fikir vardı buna eminim.

DENVER NUGGETS

Nasıl Cleveland için ‘’nefret ediyorum’’ demekten bıktıysam Denver için de ‘’git gide güzelleşiyorlar’’ demekten bıktım. Takım her seride üstüne bir fazlasını katarak, her seride daha bir güçlenerek gidiyor. Fakat Denver’ın ne kadar ‘’takım’’ olduğunu sadece bu seri gösterecek. İşlerin zorlaştığı, maçın kritik anları geldiği,1 sayının maça eşit olduğu dakikalarda gösterecekler ne


kadar takım olduklarını. Melo’nun gerçekten liderliği Billups’a bırakıp bırakmadığını da bu seride göreceğiz hepimiz. Nene, Anderson ve Kenyon Martin uzun rotasyonunun Lakers uzunlarına karşı neler yapabileceğini gerçekten merak ediyorum. Nene’nin Bynum üzerinde büyük bir tecrübe avantajı olacak o kesin fakat Denver, Martin cephesinden çok zarar görebilir. Gasol gibi zaman zaman çirkef bir oyuncu K-Mart’ı deli edebilir, hatta kavga bile çıkabilir bu maçta, Martin’in Dallas serisinde Dirk’e yaptığı sert fauller aklımızda hala. Son Yorum: Denver için bence çok erken. Her ne kadar Billups bu kritik maçları çok iyi oynasa da ona yardımcı olacak çok oyuncu yok Denver’da. Lakers bu seriyi 4-3 alacak gibi duruyor fakat Denver seriyi alırsa da hiç şaşırmam. Birde unutmadan, umarım seriyi ve şampiyonluğu Denver kazanır. :) Tam yazıyı görevli kişilere göndermeye hazırlanıyorken şöyle bir yorum çıktı karşıma internette. Magic koçu Van Gundy’nin Boston ile olan 7. maçın ardından Hidayet hakkında söyledikleri: “Hayatımda Hedo gibi başka bir oyuncuyla daha çalışmadım. Çok özel ve farklı bir oyuncu. Eğer maça geldiğinde enerji seviyesi yüksekse o gün zaten var olan yeteneklerini inanılmaz derecede sergiliyor. Bazı günler enerji seviyesinin iyi olmadığını görüyorsunuz, O günler bizim için çok zor. Ama bu gece Tanrı’ya şükür Hedo sonuna kadar enerji doluydu.” Ne kadar gurur duysak az!


Bloglardan Tarih Yazanlar - Ntvspor Burak Eren

Ntv ve Ntvspor ortak yayınında gerçekleşen Tarih Yazanlar adlı bir program yayınlandı çarşamba günü. Program, Galatasaray'ın Uefa Kupası'nı kazanan efsane isimlerini bir araya getirmiş. Ben programın tamamını bugün indirip - izleyebildim. Firefox'un eklentileri çok işe yarıyor bu tarz olaylar için. Program tam olarak 58 dakika sürüyor. Sunucu ise Uefa Kupası döneminde de çoğu maçta sesiyle eşlik eden Ercan Taner'di. Teknik kadro tamamen orada bulunuyordu zaten. Fatih Terim-Müfit Erkasap-Bülent Ünder-E.Özaltındere. Oyunculardan ise H.Şükür-Arif-Ümit Davala-Ergün-Okan ve ''Küçük'' Hakan vardı. Programa o formanın hakkını veren en önemli isimlerden ''10'' da telefonla katıldı. Hagi'nin sesini duymak, Türkçe konuşmaya çalışmasını dinlemek bile adamı duygulandırıyor. Programın başında Uefa kupasına giden dönemin maçları gösterildi. Tam anlamıyla 2000 ruhu denilen ve hala çağırılmaya çalışılan ruhun ne olduğu anlatılanlarla, konuşulanlarla gösterildi herkese. Özellikle programın son 15 dakikasını 2 gündür tekrar tekrar izliyorum. Herkes aklına gelen anıları teker teker sıralamaya başlamış son 15 dakikada. Fatih Hoca'yı uzun süre bu kadar neşeli bir halde göremeyiz büyük olasılıkla. Uğur Tütüneker'in jübile maçı öncesi yaşananlar, Hasan Şaş'ın sen sakatsın diye oynatılmaması, Arif'in prim olayı ve Sergen'in Uefa süreci boyunca her rakibin maç kaseti izlenildikten sonra verdiği tepkileri öğrenmek için izlemek gerekir bu programı. ''Küçük'' Hakan bile insanın gözüne sempatik geliyor bu program sonrası. Hafta sonu yapacağı yorumlarla alır gerçi bu sempatiyi tekrardan geri.


Programda bulunan oyuncuların çoğu zaten bir şekilde futbolla ilişkilerini sürdürüyorlar. ''Küçük'' Hakan ve Hakan Şükür'ü futbol programlarında bol bol görüyoruz. Ergün, Hacettepe teknik direktörü. Arif Erdem bugün A.Avcı'nın yanında kendisini geliştiriyor. Ümit Davala, Ümit Milli takım antrenörlüğünü Galatasaray için bırakıp Skibbe'nin yardımcısı oldu ama bir anlamda yanına geldiği isime dikkat et anlamında uyarı vermek için görevden alındı. Arada Kıbrıs'ta poker turnuvalarına katıldığı haberleri geliyor. Okan hala aktif futbol hayatını sürdüyor. Bu tarz bir başarı daha kolay kolay gelmeyecek Türkiye'ye. Programda söylendiği gibi o zaman bu isimlere hak edilen değerler verilmedi tam olarak , yavaş yavaş aradan seneler geçtikçe ne büyük iş başardıkları ortaya çıkıyor. Programın son 15 dakikasını Galatasaray.org'un Sarı-Kırmızı Medya bölümünden, tamamını ise Ntv'nin video bölümünden izleyebilirsiniz.

Güle güle Altın kafa…

1997 yılında neredeyse milyonda bir görülecek ASL hastalığına yakalanan Sedat BALKANLI'yı 12 yıllık mücadelesinin sonunda kaybettik. Doktorlar kendisine 2 yıl ömür biçerken o tıpkı sahada olduğu gibi hayatta da inatçı olduğunu kanıtlarcasına 12 yıl dayandı. Bir çok insanın kendisini sadece hastalıklı, yedi karanfil müziği ve duygu sömürüsü telegol vs tarzı programlarla tanıması da ayrı bir üzüntü kaynağı. Herkes tarafından Fenerbahçe taraftarı olduğu bilinmesine rağmen Galatasaray formasıyla sahaya çıktığında kimse onu yadırgamadı, adam gibi adam olmanın farkı da bu olsa gerek. Allah rahmet eylesin…


Forumumuzdan kısa kısa…

"Fire", "Firar" olursa, Osman show... Osman Korkmaz isimli üyenin mesajından alıntı Çok sert oynuyor A.G. umarım bu maçta firar vermeyiz. Abdullah TAŞAN isimli üyenin mesajından alıntı O "A.G", a… goduklarım demek değildir demi?

Akif'in 19 Mayıs Turnuvasında ki gençlik anlayışı M.Akif Dede isimli üyenin mesajından alıntı Eski oyuncular oynar belki. Gençlik bâbında...

Fenerbahçe-Besiktas kupa maçı Ertuğrul Güven isimli üyenin mesajından alıntı berabere bitsin dostluk kazansın hehehe kupanın sapını versinler her ikisinede

Maç izlerken yapılan uğurlar Doğancan Mercan isimli üyenin mesajından alıntı Maçı amuda kalkarak bitiririm. Hiçbir işe yaramaz.


Kewell gidiyor mu ? Meric Babacan isimli üyenin mesajından alıntı Kewell : Hacı ben gidiyom. Polat : Nereye evladım. Kewell : Bolton falan istyo sat beni. Polat : Gidemezsin lan! Otur yerine. Kewell : Oww! Hey man ! Polat : Tamam defol git! dediği öğrenildi.

Scolari 'den e-mail Kürşad Yalçın isimli üyenin mesajından alıntı Kimden:scolari@hotmail.com Kime:faruksuren@hotmail.com Konu:Teknik Direktörlük Sayın Faruk Süren, takımınızın teknik direktörlük pozisyonunda çalışmak istiyorum.Özgeçmişim ektedir.En kısa zamanda mesajınızı bekliyorum.İlginiz için şimdiden teşekkürler.


GSCimbom Fanzin 23. Sayı  

GSCimbom Fanzin 23. Sayı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you