Issuu on Google+

Bahçeşehir Doğa Anadolu Lisesi

Tarih: 03.01.2013

Yıl: 1 Sayı: 1

Ecem Semerci Bahçeşehir Doğa Koleji Öğrenci Meclisi

Mehmet Can Yılmaz

Mustafa Can Ayar

Zeynep Aktürk

1


Merhaba, Düş gücümüzün, fikirlerimizin, bilgimizin gelişmesinde dilin önemi yadsınamaz. Biz de “söz uçar yazı kalır” dedik ve dil ile ikrâr ettiklerimizi yazıya dökmeye karar verdik. Yazı yazma; fikir beyan etmek ve düşüncelerini başka bir insana iletmenin en iyi yoludur. Bzi de bu düşünce ile yola çıkarak ilk sayımızı oluşturduk. Öğrencilerimiz bu yıl yepyeni bir okulla -Doğa Okulları’yla- eğitim öğretim hayatlarına devam ediyor. Biz de bu yıl onlarla ilk kez karşılaştık. Derslerde küçük yazılarla başladı dergi çıkarma fikri. Kalemi kuvvetli öğrenciler gözümüze ilişti ve yeteneğini gizli tutan diğerleri... Ortaya somut veriler çıkana kadar çok emek sarf ettik ama yaptığımız işi hepimiz severek yaptık. Sonunda Bahçeşehir Doğa Anadolu Lisesi’nin ilk dergisi “Doğa’l Dergi” karşınızda. Bu ilk sayımızda hem öğrenci yazılarına yer verdik hem de okulumuzla ilgili pek çok önemli gelişmeyi sizlere aktarmaya çalıştık. Umarım süreli bir yayın halinde yolumuza devam ederiz. Bu süre içerisinde desteğini esirgemeyen sayın Yasin Sarı’ya, öğretmen arkadaşlarımıza ve elbette dergimizin mimarı öğrencilerimize en içten teşekürlerimizi sunuyoruz. Saygıyla...

Gülsüm Tama

3


gündem

Kriz Avrupa’yı Sarıyor

Furkan Özer

2008 yılında Amerika’nın en ünlü yatırım bankalarından Lehman Brothers’ın batması üzerine önce Amerika’da daha sonra da Avrupa’da önemli mali krizler yaşandı. O tarihten bu yana Avrupa ülkeleri çırpındıkça daha da batağa saplanıyor. Bugünlerde Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin dağılması ve bu topluluğun para birimi olan euronun artık kullanılmamaya başlanması bile söz konusu.

B

una göre kriz yaşayan ülkelerde işsizliğin artması önemli bir problemken bunun yanında halkın alım gücünün düşmesi ve bolca zamların devreye girmesi insanları çileden çıkardı. Her gün haber bültenlerinde Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşanan gerilimi ve protesto gösterilerini izliyoruz. Bütçedeki açığın artması ve ülkelerinin giderek yoksullaşması insanları çileden çıkarmış durumda. Bilirkişiler Avrupa’daki bu krizlerin daha da kötüye gideceğini söylüyor. Şu anda İtalya, İspanya, Yunanistan Portekiz gibi devletlerin hükümetleri ekonomik krizden dolayı devrilmiş durumda. Daha düne kadar her olayda bize kafa tutan Yunanistan bu krizden en fazla etkilenmiş ülke gibi görünüyor. Bir taraftan öğrenciler,

4

bir taraftan işçiler ve memurlar her gün sokaklarda bir protesto gösterisi düzenleyerek sokakları birbirine katıyor. Yunanistan da borç batağına en çok saplanan ülkelerin başını çekiyor. İtalya ekonomisi ise yaşanan kriz yüzünden 25 yıl geriye gitti. İl sayısı 86’dan 51’e düşürüldü. Avrupa Birliği’nin 3. en güçlü ekonomisine sahip olan ülkesinin şu anda bu durumda olması gerçekten çok vahim bir tabloyla karşı karşıya olduklarını bize gösteriyor. İspanya’da da durum çok farklı değil maaşları kesintiye uğrayan İspanya polisi de durumu protesto etmek için gösteri düzenler hale geldi. Avrupa bu haldeyken bizim ülkemizin hâlâ Avrupa Birliği’ne girme telaşının boşuna zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Biz ülke olarak ayakta kalabiliriz ve sorunlarımızı halledebiriz.


kulüp etkinliği

Bol ağaç, bol oksijen kalıcı öğrenme İstanbul, her haliyle her zamanıyla güzel... Her köşesinde keşfedilmeyi bekleyen güzelliklerle dolu... Sarıyer Atatürk Arboretumu’ndayız!

Bahçeşehir Kampüsü’nde, biyoloji öğretmenimiz Beyda Doğruoğlu’nun danışmanlığını yaptığı Doğa ve Gelecek Kulübü adına yakışır etkinliklerle çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği bu kulübümüz, İstanbul’un gizli cennetlerini keşfe çıkarken bir taraftan da öğrencilere çevre konusunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Doğa Okulları olarak doğal çevreyi her zaman ön planda tuttuğumuz zaten herkesin malumu. Öğrencilerimizin her birini yarının güzel ve kaliteli bireyleri olarak yetiştirmek amacımız. Bunun bir yolu da doğal hayatı öğrencilerimize tanıtmak ve doğal hayatı koruyan, kollayan bilinçli bir nesil yetiştirmek. Bu amaçla kurulan Doğa ve Gelecek kulübü Kasım ayında Sarıyer Atatürk Arboretumu’na bir gezi düzenledi. Öğrenciler burada çok çeşitli bitki ve ağaç türlerini tanırken bir taraftan da bol oksijenli bir ortamda eğlenceli vakit geçirdi.

açık bir canlı laboratuvar olarak hizmet vermektedir.Arboretumda yaklaşık 2000 çeşit bitki bulunmaktadır. Binlerce çeşit bitkiden bazıları: sekoya, ladin, Çin tırpan ağacı, mavi ladin, maymun çıkmaz ağacı, göknar, veronika, mazı, servi, lale, kara servi, erguvan, düğün çiçeği, bataklık servisi,

pampas otu, manolya, şimşir, çam, kızılcık, Avrupa dağ çamı, bambu, kuşdili, lavanta, biberiye, ladin, sigla ağacı, karaçam, meşe... Kısacası küçük, büyük, uzun, kısa, İstanbul ikliminde yaşayabilen -nadir olanlar da dahil- hemen her ağaçtan örnekler var Arboretum’da. Ayrıca burada, bütün ağaçların üzerinde, bitkinin türünü gösteren birer etiket var. Öğrencilerimiz etiketleri dikkatle inceleyerek bitkiler ve ağaçlar hakkında bilgi sahibi olmaya çalıştı. Sadece ağaçlar mı? Bu güzel mekanda üç tane de göl var. Göller çeşit çeşit kuşlara ev sahipliği yaparken, ziyaretçilere de huzur içinde dinlenme fırsatı sağlıyor. Biz Doğa Okulları olarak bu tür faaliyetlere önem veriyoruz. Öğrencilerimiz yerinde ve zamanında her şeyin farkına varıyor. Dört duvar arasında işledikleri dersi gerçek ortamda da yaşayıp kalıcı öğrenme fırsatı yakalıyorlar. Doğa’lı olmak ayrıcalıktır.

Arboterum, doğaseverlerin ve bilimadamlarının incelemelerine

5


genel kültür Kadir Odabaş

Büyük Mucize

Altın Oran

Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiştir. Altın oran pi sayısı gibi irrasyonel bir sayıdır. Bu sayı 1.610833988749894...tür. Simgesi “fi” yani “φ” dir.

D

oğada en belirgin örneklerine insan vücudunda, deniz kabuklularında ve ağaç dallarında rastlanır. Platon’a göre kozmik fiziğin anahtarı bu orandır. Altın oranı bir dikdörtgenin boyunun enine olan “en estetik” oranı olarak tanımlayanlar da vardır. Bunun için birçok sanatçı ve bilim adamı eserlerinde ve buluşlarında altın oranı kullanmıştır. İsterseniz basit bir denemeyle insan vücudundaki altın oranı hemen keşfedebilirsiniz. Haydi hemen deneyin : İnsan vücudunun bir parçası olan kolları dirsek, iki bölüme ayırır. Omuzlardan dirseğe

6

kadar üst yani büyük bölüm, dirsekten sorası ise küçük yani alt bölümdür. Kolumuzun üst bölümünün alt bölüme oranı altın oranı vereceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir. Alın size bir örnek daha: Parmaklarımız üç boğumludur. Parmağın tam boyunun ilk iki boğuma oranı altın oranı verir. (Baş parmak hariç) Şimdi altın oranın görüldüğü diğer yerlere bakalım. İNSAN VÜCUDU: • Bacak boyu uzunluğumuzu boyumuza bölersek altın oranı bulmuş oluruz.


• Kol altından ayak parmağımıza kadar olan uzunluğumuzu, boy uzunluğumuza bölersek yine altın oranla karşılaşırız. • Yüzümüzün boyunun genişliğine oranı 1.618’dir. • Orta parmağın serçe parmağa oranı da altın oranı verir. • Ağız boyumuzun burun genişliğimize oranı yine 1.618’dir. LEONARDO DA VİNCİ: Mona Rosa Tablosu’nun boyunun enine oranı bize altın oran sayısını verir. (1.618) Aynı şekilde Aziz Jerome

tablosu da bize aynı oranı verir. MISIR PİRAMİTLERİ: Her piramidin yüksekliğinin, tabanına oranı bize altın oranı verir. İNSAN KAFASI: Her insanın

kafasında bir ya da birden fazla saçların çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. İşte bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin ya da eğrinin tanjantı yani eğrilik açısı bize altın oranı verecektir. AYÇİÇEĞİ: Ayçiçeğinin merkezinden dışarıya doğru sağdan sola ve soldan sağa doğru tane sayılarının birbirine oranı, 1.618 sayısını verir ki bu da altın orandır. ARI KOVANLARI: Arı kovanlarında yaşayan dişi arıların sayısının erkek arıların sayısına

bölündüğünde hep aynı sayı elde edilir. 1.618 DENİZ KABUĞU: Deniz kabuğunun yapısı incelendiğinde bir eğrilik tespit edilmiş ve bu eğriliğin tanjantının altın oran olduğu görülmüştür. DNA: İnsan vücudundaki en küçük elementlerde bile altın orandan bahsedilmektedir. DNA, düşey doğrultuda iç içe açılmış iki ayrı sarmaldan oluşmaktadır ve bu sarmalların uzunluğu 34 angström, genişlikleri 21 angtröm’dür. 21 ve 34 sayıları, Fibonacci sayı dizisinde arka arkaya gelen iki sayıdır ve bunların birbirine oranı altın orandır. MİMAR SİNAN: Mimar Sinan, altın oranı Edirne’deki Selimiye Camisi’nde kullanmıştır. Caminin minarelerindeki ışıklı bölmelerin oranı, altın oranına eşittir. Bu durum Süleymaniye Camisi’nde de geçerlidir.

7


gezi

Galata ve Çevresi

Mustafa Can Ayar

Son günlerde Galata ve çevresi hem entellektüel kesmin hem de gençlerin uğrak yerlerinden biri haline geldi. Ortaköy ve Cihangirden sonra burayı mesken edinen sanatçıların sayısı da oldukça fazla. Peki onları Galata’ya çeken şey nedir? Elbette bu bölgenin tarihi ve kültürel yapısı. Ressamlar, edebiyatçılar, müzisyenler, mimarlar ve gazeteciler buralarda yeni ederlerine ilham olabilecek şeyler yakalamaya çalışıyor.

E

skiden bu semtte hem emlak fiyatları düşükmüş hem de yeterince rağbet görmediği için insanlar bu semte pek uğramazmış. Son zamanlarda bilinçli bir şekilde yürütülen restorasyon çalışmaları ile semt popüler bir hale geldi. Emlak fiyatları da birden yükseldi. Şu an Galata da oldukça geniş bir etnik kimlik mevcut. Her çeşit insan bu bölgede rahatça yaşıyor. Biz de bu yazımızda size İstanbul’un bu tarihi semtini tanıtmaya çalışacağız. Biz üç arkadaş bu geziden oldukça keyif aldık. Galata Kulesi’ne gittik ve onun geçmişini araştırdık, oralardaki kafelere uğrayıp bir şeyler yiyip içtik. Bizim için çok güzel ve keyifli bir gündü. İstanbul’un bugüne kadar çok ön planda olmayan bu semtini artık daha yakından tanıyoruz

8

ve tarihî geçmişini de daha iyi biliyoruz. Şimdi size biraz da Galata Kulesi’nden bahsedelim. İstanbul’un tarihî mekânlarından birinde Galata’dıyız. Galata Kulesi’nin ne zaman yapıldığı tam olarak belli değildir fakat kaynaklar kulenin İ.S. 507 yılında İmparator Lustinianos tarafından inşa edildiğini söyler. Günümüzdeki şeklini ise 1348 yılında

Cenevizliler vermiştir. 1509 depreminde büyük zarar gören kuledevrin ünlü Osmanlı mîmarı Hayrettin tarafından onarılmıştır. Ayrıca kule, Kanunî döneminde Kasımpaşa Tershanesi’nde çalıştırılan mahkûm işçiler için hapishane olarak kullanılmıştır. 16. yüzyılın sonlarında ise müneccimbaşı Takıyeddin Efendi,


kulenin tepesine bir rasathane kurmuştur. Bir dönem bu şekilde kullanılan kule 3. Murat döneminde tekrar hapishane olarak kullanılmıştır. 4. Murat zamanında Hazerfen Çelebi kollarına kanat takarak Galata Kulesi’nden Üsküdar’a o meşhur uçuşunu gerçekleştirmiştir. Galata Kulesi bugün restaurant olarak hizmet vermektedir. Kule 09.-19.00 arası gezi için ziyarete açık 20.00-24.30’te ise 9. kat kafeterya ve lokanta olarak hizmet vermektedir. Komando merdivenleri bu bölgenin diğer ilgi çekici yeri. Özellikle fotoğrafçıların uğrak yerlerinden biri. Bu merdivenler Voyvoda Caddesi ile Banker Sokağı’nı Birleştiriyor. Bu merdivenler 1850’li yıllarda dönemin önde gelen ailelerinden Kamondo ailesi’nden banker Avram Kamondo tarafından yaptırılmış.

9


genel kültür

Mehmet Can Yılmaz

Şamanizm TÜRKLERİN EN ESKİ İNACI ŞAMANİZM

sürünür, dua eder ve çoğu zaman bayılarak yere düşer.

amanizm tarih öncesine ait olan yeryüzünde hiçbir uygarlığın mevcut olmadığı dönemde varsayılan bir düşünce ve inanç sistemidir. Şamanizmin herhangi bir kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir. Mezopotamya ve Sümerlerden 20.000 ile 25.000 yıl öncesine dayandığı varsayılır.

ŞAMANIN GÖREVİ NEDİR?

Ş

Türkler İslamiyet’i kabul etmeden önce esas olarak Şamanisttiler. Şamanizm yaklaşık 13. Yüzyıla kadar Türklerin dini olmuştur. Aslında bu dinden daha çok ruhlara emir vermek ve gelecekten haber almak düşüncesini alan bir çeşit sihirdir. ŞAMAN KİMDİR? Şamanlık sonradan kazanılan bir yetenek değildir. Şaman olacak kişi mutlaka bir şamanın soyundan gelmelidir. Şamanlık sadece erkeklere has değildir, kadın erkek ayrımı olmaz. Özellikle Kuzey Asya’da daha çok kadın şamanlar görülür. Şaman olmak için gerekli belirtileri taşıyan çocuk, belirli bir yaşa gelince eski bir şamanın eğitimine girerek gerekli bilgileri alır. Şamanlık yetkisini alan kişi gerek dinsel törenleri gerekse diğer törenleri yönetir. Şamanların bu törenlerde giydikleri kıyafetler de özeldir. Üzerlerine taktıkları her madde ayrı bir varlığın sembolüdür. Şaman törenlerde bu elbiseyi giyer, maskesini takar , özel bir şekilde hazırlanmış davulunu ya da tefini çalar ve kendinden geçinceye kadar yani ruhlarla temas sağlayıncaya kadar zıplar, garip sesler çıkarır, yerlerde

10

Şamanın en önemli görevi dinsel törenlere başkanlık etmek ve ruhlar aracılığıyla gelecekten haber vermektir. Bunun dışında şamanın otacı(hastalıkları iyileştiren kişi) görevi de vardır. Buna göre bir şaman hastalıkları giderir, acıları dindirir, saraları yatıştırır. ŞAMANİZMİN İSLÂMİYET’E ETKİLERİ Su dökerek uğurlama yapma, kurşun dökme, ağaçlara bez bağlanıp dua edilmesi, mum yakma, istenmeyen bir olay olduğunda tahtaya üç kez vurulması ve en sık kullandığımız nazar boncuğu adeti Şamanizm’den günümüze kadar gelmiştir. Ayrıca kırk sayısı inancı da Şamanizmin etkilerinden biridir. Şunlarla mutlaka hepimiz

karşılaşmışızdır: “Kırk gün kırk gece düğün yapmak”, “kırk kulaç atmak”, “kırk haremiler hikayesi”, “kırk katır mı kırk satır mı?” deyişi, “ölüye kırk okutmak”, “çocukların doğumundan kırk gün sonra çocuğu kırklamak”, ”yeni gelinin kırkının çıkması”, “Musa Peygamberin Tur Dağı’nda kır gün kırk gece kalması”, “kırk yiğitler hikayesi” vs. Bir eve veya kutsal yere girerken sağ ayakla girmek sol ayakla çıkmanın uğuruna inanmak da Şamanizmden bize kalan bir gelenektir. ŞAMANİZMİN DÜNYA GÖRÜŞÜ Şamanistler dünyayı gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayırırlar. Eski Türklere göre gökyüzünde Tanrı Ülgen’e bağlı iyi ruhlar bulunur. Yeryüzünde yani orta dünyada insanlar yaşar. Aşağı dünyada (yeraltında) ise Erlik’le ona bağlı kötü ruhlar bulunur.


öğrenci yazısı

Savaş ve

Barış

Gurur Gostuvar

liderleri yoktur. Sadece ve sadece 74 milyon suçsuz ve masum insan ölmüştür.

B

arış; kötülük, kavga vb. olaylardan kurtulup huzur içinde yaşamak olarak tanımlanır. Ama barış yaşanmış bir kırgınlığın ardından yüzleri maskelemektir aslında. Herhangi bir kavgadan sonra eskisi gibi olmaz hiçbir şey, baştaki gibi asla olamaz. İlk kez barışı bozanların kardeş olacağı hangimizin aklına gelirdi ki? Âdem ve Havva���nın oğlu Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdüğü ve tarihteki ilk katil olduğu bir gerçektir. Tanrı Kabil ve Habil’den kurban ister. Tanrı Habil’in kurbanını kabul edip Kabil’inkini kabul etmeyince Kabil, kardeşi Habil’i öldürür. Huzur kaynağı barışın ilk kez yeryüzünden silindiği olay budur. Bu olayın ardından yeni savaşlar, kavgalar ortaya çıkmaya başladı. Bunun en büyük iki örneği 1. ve 2. dünya savaşlarıdır. Dünya tarihine kara bir leke gibi çöken bu iki savaşta yaşanan kayıplar toplandığında yaklaşık 74 milyon hesaplanmıştır. Bu kadar insanın ölmesinin sebebi ise bazı devletlerin hırs yüzünden savaşa girmesidir. Ölen bu kadar insan içerisinde ise o devletlerin

Bu kadar yıkımın sonucunda dünyamız uslandı mı sizce? Tabi ki hayır. Günümüzde hala devam eden 10’larca savaş var. Bu savaşlar yüzünden her gün 5 ila 10000 insan ölmektedir. Sadece ölümler değil tabi. Bazı insanlar için ölmek, şanslı olmak demek oluyor günümüzde. Bir o kadar da sakat kalan insan vardır. Hayatlarının geri kalanını bir makineye bağlı ya da bir tekerlekli sandalyede geçirmek bir insan için çekilmez bir durumdur. 6 Ağustos 1945’te ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombasının etkilerini günümüzde hala görüyoruz. Japonya’da hayatına bu atom bombası yüzünden sakat başlayan insanların sayısı, normalden çok daha fazladır. Daha dünyaya yeni gelmiş bir bebek, 1945’te atılan bombanın cezasını çekmek zorunda kalabiliyor. Yıllar geçtikçe insanların medenileşip silahsızlanma eylemlerine geçmesi gerekirken, her gün daha fazla toplu katliam silahı üretiliyor. İnsanlar daha fazla şiddete eğimli oluyor. Peki, bu dünyayı nasıl temizleyeceğiz, dünya barışını nasıl sağlayacağız? Bu soruyu sormadan önce, sormamız gereken başka sorular var, hatta çözmemiz gereken başka sorunlarımız var. İlk sorunumuz: hayatımızı sorgulamamaktan başlıyor. Sorgulamamak! Dünya barışını sağlamak istiyoruz ama kendimizle bile barışık

olamıyoruz. Sevmediğimiz bir şeyi illaki yok etmek istiyoruz, başkalarının görüşlerine tahammülsüzlük gösteriyoruz. Aynı görüşlerde olmayınca insanlar arasında kutuplaşmalar, kavgalar, anlaşmazlıklar ortaya çıkıyor. Sorgulamıyoruz. Neden? Daha doğrusu sorgulamak istemiyoruz. Niye rahatımızı bozalım ki? Ne de olsa bize bir zararı yok diye düşünüyoruz. Toplumun bu konularda pasif kalmasının en büyük sebebi de bu değil mi zaten? Ne zaman ki insanlar kendileri için değil toplum için yaşamaya başlar, o zaman dünyamızda tekrardan barışı sağlamış oluruz. Barışı niye istiyoruz? Birçok nedeni olabilir. Ama insandan insana değişmeyecek tek özelliği şudur: Hayatların kurtulması. Barış olmadan huzur olabilir diye düşünen insanlarda vardır elbet. Ama biz yine de saygı duymak zorundayız. Ne de olsa barışa giden yolda en büyük etken saygıdır. Ama bence herkes kavgadan, anlaşmazlıklardan arınsa daha iyi bir toplum oluşmuş olur. Keşke her yerde hep barış olsa. Ama tek çıkarı huzur ve mutluluk olan barış…

11


kulüp etkinliği

Doğa’da Fizik First Lego League’in düzenlediği Robotik Eğitimi Takım Koçları seminerinde Robotik Kulüpleri ile ilgili çalışmaların son aşaması Darüşşafaka’ da yapılan takım koçları toplantısıyla tamamlandı. Toplantıda, NASA ve Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA), Uzay ve Dünya arasında yapılan ilk internet bağlantısı Lego’nun robot ve sensörleri de kullanarak gerçekleştirildi.

B

u toplantıdan hareketle Bilim Kahramanları Buluşuyor / FIRST® LEGO® League 9.TÜRKİYE TURNUVALARI 2012-2013 “senior solutions” “yaşlanan nüfusa genç çözümler” ile ilgili çalışmaları yürütmek üzere Fizik Öğretmeni Canan AKLAN’ ın rehberliğinde Esenkent Doğa Anadolu Lisesi Robot Kulübü çalışmaları başladı. Bu yılki yarışmanın teması olan “Yaşlanan nüfusa genç çözümler» konusunda robotikle ilgili belirlenen görevler robotlara

yaptırılırken, proje aşamasında öğrencilerin canlı bir sunum hazırlayıp jüriye sunum yapmaları gerekiyor. Sezon sürecinde çocuklar bir taraftan aile büyükleriyle, akrabalarıyla, yakın çevreleriyle sohbet edip, yaşlanan nüfusun sorunlarını araştırıp, ilgili uzmanlarla görüşüp, ülkemizde ve dünyada yaşlanan nüfusun daha bağımsız, daha meşgul ve daha bağlantılı olabilmeleri için çözümler üretecekler. Diğer taraftan tasarladıkları ve programladıkları robotlarla bu

konuyla ilgili görevleri yerine getirmeye çalışacaklar. Fizik dersini daha eğlenceli hale getirmek, bilim ve teknolojiyi onlara sevdirirken, aynı zamanda sosyal sorumluluklarının farkına vardırmak adına yapılan faaliyetler öğrencilerimizin, çevresindekilere ve doğaya saygılı birer birey olmalarında, takım çalışmasının ve yardımlaşmanın önemini anlamalarında katkıda bulunuyor.

Canan AKLAN Doğa Koleji Fizik Öğretmeni

12


Geleceğin

bilim adamları Öğrencilerimiz biyoloji öğretmeni Beyda Doğruoğlu rehberliğinde TÜBİTAK projesi hazırlıyor . Uzun bir kaynak tarama sürecinden sonra laboratuvar safhasına gelen öğrenciler, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültes’inde, hazırladıkları projelerinin deneylerini gerçekleştirdiler.

O

kulumuzda derslerimiz devam ederken öğrenciler şimdiden ilgi alanlarını belirleyip branşlaşmaya başladı bile. Kimi sanatla kimi ticaretle kimi müzikle uğraşırken bazı öğrencilerimiz de bilime merek sarmış durumda. 9-A sınıfı öğrencilerimizden Ecem Semerci ve Levent Atasoy fen derslerinde oldukça başarılı. Bu öğrencilerimiz kariyerlerine tıp alanında devam etmek istiyorlar. Bu süreci onlara yaşatmak ve tanıtmak adı-

na okulumuz her türlü yardımı ve kolaylığı öğrencilerimize sunuyor. Öğrencilerimiz biyoloji öğretmeni Beyda Doğruoğlu rehberliğinde TÜBİTAK projesi hazırlıyor . Uzun bir kaynak tarama sürecinden sonra laboratuvar safhasına gelen öğrenciler, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültes’inde, hazırladıkları projelerinin deneylerini gerçekleştirdiler. Proje kapsamında, endemik bir bitkiden özüt elde edilecek bu

özütün antimikrobiyal etkinliği araştırılılacaktır. Bu amaçla İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim elemanlarından da destek alındı. Laboratuvar aşamasından sonra proje yazımını da tamamlayacak olan öğrencilerimiz, bölge finallerini geçebilirlerse ülke çapında yapılacak finallere katılmaya hak kazanacaklar. Öğrencilerimize bu zorlu süreçte başarılar dileriz.

13


öğrenci yazısı

Barış Sami Ekşioğlu

Hayvanların

varlığını kabul edelim!

A

ynı bizler gibi doğanın bir parçasıdır hayvanlar. Nasıl insansız bir dünya düşünemiyorsak, onlarsız da bir dünya düşünemeyiz. Eski çağlardan beri hayvanlarla dostluk kurmuştur insanoğlu, çoğu zaman da onlardan faydalanmıştır aslında. Onları eğitmiş, evcilleştirmiş, bizlerle yaşamaya hazır hâle getirmiştir. Dediğim gibi, bazen onlardan faydalanmış bazen de evinde bir can yoldaşı olarak saklamıştır. Bir köpeği, kapısının önüne koyup evini teslim etmiş; bir atı her şeyden daha kıymetli görmüş, her işini onunla halletmiş; bir kediye sarılıp uyumuş, yalnızlığını unutmuştur. Bunun gibi daha birçok örnek verebiliriz insan ve hayvanların dostluğuna dair. Elbette hayvanları sevmeyen, onlara kötü davranan insanlar da var. Ne yazıkki yaşadığımız dünyada onlarında yeri olduğunu, onların

14

da canı olduğunu idrak edemeyen insan sıfatlı bir sürü yaratık var. Bazen öyle manzaralarla karşılaşıyoruz ki üzülmemek, isyan etmemek elde değil. Hayvanların kötü muameleleri maruz kaldığının farkında olan bazı hayvanseverler yürüyüşler düzenleyerek seslerini duyurmaya çalışıyor. Ve herkesi hayvanlarla dostluk içinde yaşamaya davet ediyor. Bunun son örneği Taksim Meydanı’nda gerçekleşti. 5199 sayılı hayvanları koruma yasasındaki değişikliği protesto etmek için hayvanseverler toplandı ve “Var olmak haksa hayvanları yok etmek haksızlık değil mi?” diyerek tepkilerini ortaya koymaya çalıştılar. Bence sayıları çok daha fazla olmalıydı ama olsun en azından dikkat çekmeyi başardılar. Hayvanların haklarını savunan bu insanlar hiç de haksız değiller. Örneğin yunusların istenilen şov-

ları yapabilmesi için birçok keza aç bırakıldığını veya yoğun şiddete maruz kaldığını duymayanımız yoktur herhalde. Yunuslar böyle durumlara maruz kaldıklarınla agresif tavırlar sergiliyor ve kendileriyle yüzen çocuklara zarar verebilecek duruma bile gelebiliyorlar. Düşünsenize sizin özgürlüğünüz elinizden alınsa siz de sinirlenmez misiniz? Başka bir örnek daha: Sayısız nesillerdir, her bahar Atlantik Kıyıları’nın Lawrence Körfezi’ne yakın tenha bir yerinde bebeklerini dünyaya getirmek için toplanan yüzlerce fok; Kanadalı balıkçılar tarafından dövülerek, coplanarak, derileri yüzülerek öldürülüyor. Öldürülen fokların çoğu henüz birkaç haftalık. Av denilen bu “vahşet” Kanada Devleti tarafından destekleniyor. Tabi bilinçsizce dövüştürülen köpekler, horozlar, boğalar… Bu hayvanlar işkence edilerek dövüşe zorlanıyor ve üzerlerinden bahis oynanarak, insanların bu vahşete para yatırmaları sağlanıyor. Bu hayvanların birçoğu bahis sırasında yaralanıyor veya ölüyor. İnsanların her yıl keyifle seyrettikleri boğa güreşlerinde zavallı hayvanlar o kadar çok işkenceye maruz kalıyor ki devletin buna nasıl izin verdiğine hiç aklım almıyor. Gandhi’nin çok güzel bir sözü var: “Bir toplumun kültürü hayvanlara yaptığı muameleyle değerlendirilir.” Bundan yola çıkarak herkese üç köpek, üç kedi ve üç kuş sahibi olmalarını diliyor ve herkesi hayvanlarımıza sahip çıkmaya davet ediyorum.


kulüp etkinliği

İstanbul Arkeoloji Müzesi

D

ünyanın en zengin tarihi mirasına sahip olan, tarihte birçok devlete ev sahipliği yapmış, herkesin her dönem sahip olmak istediği bu güzel şehrimizi -İstanbul’umuzu- daha yakından tanımak; tarihimize ve eserlerimize karşı millî bilinci uyandırmak için okulumuzda kurulan İstanbul Kulübü ilk çalışmasını İstanbul Arkeoloji müzesinde yaptı. Tarih öğretmenimiz Elvan

Erdoğan’ın başkanlığında yapılan bu çalışmaya okulumuz 9-E sınıfı öğrencilerinden oluşan bir grup katıldı. Kurucusunun Osman Hamdi Bey olduğu Arkeoloji Müzesi’ni gezen öğrencilerimiz hem tarihleri hakkında bilgi sahibi oldu hem de eğlenceli vakit geçirdi.

15


genel kültür

İrem Oktar

Mevlana Celaleddin Rumî “Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel İster kafir, ateşe tapan, putperest ol yine gel Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir Yüz defa tövbeni bozmuş olsun da yine gel.”

İşte böyle sesleniyor Mevlana tüm insanlığa. Kimseyi ayrı tutmadan

çağırıyor dergahına. “Mevla’ya ait” anlamına gelen Mevlana ismi verilmiştir ona genç yaşta. Asıl adı Muhammed Celaleddin olan Mevlana, bugün Afganistan sınırları içinde olan Horasan’da 1207 yılında doğmuştur. Küçük yaşlarda ailesiyle bu bölgeden göç edip önce Karaman’a daha sonra da Konya’ya göç etmiştir. Mevlana bütün zamanların en büyük tasavvufçusu olarak bilinir. Konya’da, medreselerde ders verdiği dönemlerde ünü şehir dışına kadar taşmış, onun vaaz verdiği günlerde insanlar onu dinlemek için Konya’ya akın etmeye başlamıştır. Mevlana Celaleddin Rumi’nin felsefesi, hümanist fikirleri, dönemini aşmış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Mevlana bugün de dünya çapında tanınan bir tasavvufçudur. Mevlana’nın felsefesinin temelinde “aşk” vardı. O, tüm evrenin varlığını aşka bağlamıştı hatta dünyanın aşkla döndüğünü düşünce-

16

lerinde sık sık tekrarlamıştır. Tabi Mevlana’nın kastetmeye çalıştığı aşk her zaman İlahi aşk olmuştur. Mevlana’nın sevgisi evrenseldir. O, dil, din, ırk, mezhep ayrımı yapmadan tüm insanlığa kucak açmıştır. Nitekim öğrencilerinin arasında Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Rum, Arap, Türk, Ermeni gibi birçok insan vardır. Mevlana’nın ölüm yıldönümü olan 17 Aralık 1273 tarihi bir yas günü olarak değil tam tersine bir düğün gibi kutlanır. Bu Mevlana’nın isteğidir. O ölüme kötü bir şey olarak değil tam aksine bir kavuşma günü olarak bakar. Tasavvuf inanışına göre, her şey yüce Yaratıcı Allah’tan koparak var olmuştur dolayısıyla insan öldüğünde vatanına yani Allah’ın yanına geri dönecektir. Bunun için Mevlana, ölümünü “ŞEB-İ ARUS” yani düğün gecesi olarak adlandırmıştır. Bu sebeple Mevlana’nın ölüm yıldönümü olan 17 Aralık günü “Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri” olarak adlandırılır. Halk arasında “Şeb-i Arus Şenlikleri” olarak da bilinir. Şeb-i Arus şenlikleri vesilesiyle her yıl Mevlana’nın görüşleri onun Allah aşkı tüm dünyaya anlatılmaya çalışılır. Ancak bu şekilde onun maneviyatına sahip çıkmış olabiliriz.


okul etkinliği

İbrahim Sarı 1965 yılında Trabzon’da doğan İbrahim Sarı, karikatürle okul yıllarında tanıştı. Güldürü Üretim Merkezi’nde (GÜM) çizmeye başlayan Sarı, lise eğitiminin ardından eğitimine Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde devam etti. Aynı zamanda Gırgır, Fırt, Avni, Dıgıl gibi mizah dergilerinde profesyonel olarak çizerlik yapan Sarı daha sonra Sabah Gazetesi’ne grafiker, karikatürist olarak girdi. Sarı halen Sabah gazetesinde “İbrahim Sarı’nın Çizgisiyle” adlı günlük karikatürleri, Pazar ilavesinde “Pijama Ailesi”ni çiziyor ve grafik servisi yönetmeni olarak çalışıyor. Çocuklarıyla ilgilenmekten asla geri kalmayan bir baba olan karikatürist, kendi ailesinden de esinlenerek, büyük beğeni toplayan bir çalışmaya imza atmıştır. Aşırı titiz, tipik bir anne, haylaz, hareketli, ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir erkek ile kardeşinin yaramazlıklarından dert yanan kız çocuk… Karikatürist İbrahim Sarı’nın çizgileriyle hayat bulan ve herkesin kendi ailesinden bir şeyler bulacağı Pijama Ailesi sabah gazetesinde hayat buluyor. Kitap haline gelen ve tipik bir Türk ailesinin başından geçen maceraları esprili bir dille anlatıyor. 2006 yılında Milli Olimpiyat Komitesi tarafından Fair Play Ödü-

lü’ne de layık görülen “Pijama Ailesi”nin Turkuvaz Yayıncılık tarafından piyasa sürülen ve 191 ayrı macerasının yer aldığı kitapta İbrahim Sarı’nın okuyuculara bir de sürprizi var. Kitapta bulunan “Siz de çizin” bölümünde anlatılan çizim teknikleri, Pijama Ailesi’nin karakterlerinin nasıl kolayca çizileceğini ayrıntılı şekilde anlatıyor.

rist, Sabah gazetesi için çizdiği ve “Pijama Ailesi” adlı kitabında çizdiği karikatürlerin oluşum sürecini paylaştı. Öğrencilerimiz büyük bir keyifle dinlerken, konuğumuza da merak ettikleri soruları yönelttiler.

Okulumuz velisi olan Karikatürist İbrahim Sarı, öğrencilerimizin çoğunun ilgi duyduğu bu alanla ilgili bir söyleşi yaptı. Öğrencilerimizle buluşturduğumuz ünlü karikatü-

17


okul etkinliği

3. BOYUTTA MATEMETİK Eğitim hayatının en zor derslerinden biri kabul edilen matematiğin anlaşılabilmesi artık daha kolay hale geldi. Soyut olarak ifade edilen kavramlar, üç boyutlu video anlatımlarıyla artık anlaşılabilir ve kavranabilir bir durumda. Matematiği anlatarak değil yaşatarak öğreten bu anlatım şekli ile artık matematik daha kolay. Türkiye’de ilk defa bu konsepte eğitim veren Esenkent Doğa Anadolu Lisesi eğitimi üçüncü boyuta taşıdı.

Matematik öğretmeni Mustafa Erdoğan’ın eşliğinde bazı derslerini 3D laboratuarında işleyen öğrencilerimiz hallerinden oldukça memnun. Bir taraftan matematik öğreniyor bir taraftan da teknolojiyle içi içe oluyor. Öğrenciler 3 boyutlu işledikleri dersi daha iyi anladıklarını dile getiriyor. Laboratuvarımızdaki kayıtlarda 80 tane matematik konusu bulunuyor. Bu sayı da hemen hemen bütün matematik konularını kapsıyor. Öğrencilerimiz 3 boyutta gördükleri çeşitli işlemleri ve formülleri öğrenmede kolaylık yaşıyor.

MUN Yeditepe Üniversitesi ve İstanbul Global Gençlik Derneği her sene gündem yaratacak projelere imza atıyor. Bu sene ise HASAL gurubu, Yeditepe Üniversitesi, Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Robert Koleji, Bilgi Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Notre Dame de Sion Lisesi’nden oluşan bir ekiple Bosphorus Youth Summit 2012 adlı organizasyonu düzenliyor. Bu organizasyon yepyeni bir gençlik zirvesi olarak MUN,

18

EYP ve Münazarayı tek bir başlık altında topluyor. Biz de Bahçeşehir Doğa Anadolu Lisesi olarak bu gençlik zirvesindeki yerimizi aldık. 9-12 Kasım 2012 tarihleri arasında öğrencilerimiz bu görkemli konferansta Çin Halk Cumhuriyetini temsil etti. Öğrencilerimiz bu gençlik zirvesinde daha yaşanabilinir bir gelecek için fikir paylaşımı yaptı.


Matemati̇k her mesleği̇n doğası’nda var

M

illi Eğitim’in başlattığı “Her Mesleğin Doğası’nda Matematik Var” projesi kapsamında Bahçeşehir Doğa Koleji günümüzün en çok sevilen müzisyeni Mustafa Ceceli’yi ağırladı. Projenin amacı

öğrencilere ünlü birinden ders dinleterek öğrencilerin algısını yükseltmek ve konunun sempatik hale getirilmesini sağlamak. Bu projeye göre Mustafa Ceceli önce matematik öğretmenimiz Aysel Köybaşı’ndan pisagor konusunu

ana hatlarıyla öğrendi. Daha sonra derse girerek öğrencilere konuyu anlattı, öğrenciler ünlü birinden pisagor konusunu dinleyince oldukça eğlenci vakit geçirirdi, algı seviyeleri yükseldiği için konunun kavranması daha kolay hale geldi. Burada amaç öğrencilerin matematik dersine bakış açısında farklılık yaratmak ve öğrencilere matematiği sevdirmek. Mustafa Ceceli özetle kendi mesleğinde matematiği şu şekilde kullandığını anlattı: “Tablo ve grafiklerle kendi şarkılarımın dinlenme oranını tablolaştırıyorum. Ben işimde matematiği bu şekilde kullanıyorum.” Ayrıca Mustafa Ceceli sevdikleri insanlar bile olsa öğrencilerin her zaman, en doğru ve en temel bilgiyi öğretmenleri aracılığıyla almaları gerektiğini, vurguladı. Kendisinin yaptığının sadece ilgi uyandırmak amacıyla yapılmış bir iş olduğunu, söyledi.

19


Düşler

odası

Teknoloji katındaki etkinliklerimiz hız kesmeden devam ediyor.

20


T

eknoloji katındaki etkinliklerimiz hız kesmeden devam ediyor. Düşler atölyesi, öğrencilerimizin hayal kurmasına yardımcı oluyor. Öğrencilerimiz en çok eğlendiği mekanlardan biri de kuşkusuz “düşler atölyesi.” Konuya göre ortamın ayarlandığı düşler atölyesinde, öğrencilerimiz hem daha rahat ediyor hem de yoğun bir şekilde motivasyon sağlıyor. Düşler atölyesinde öykü yazarken odayı şu şekilde kullanıyoruz: Öncelikle öykünün konusunu belirleniyor. Bu konuya göre odanın ortamı hazırlanıyor. Eğer bir dağın zirvesindeysek oda sıcaklığı düşürülüyor, odaya kar yağışı ve sis veriliyor; elbette fon müzikleri de ona göre seçiliyor. Veya bir futbol maçında

olmak istiyorsak hemen kendimizi çoşkulu bir stadın ortasında buluyoruz, fon müziği olarak da sloganlar işin içene katılıyor. Kuş seslerinin yankılandığı cıvıl cıvıl bir ormanda olmak istiyorsak da etrafımızın ağaçlarla kaplanması sadece saniyelerimizi alıyor ve bir bakmışız ki yemyeşil bir ormanda kuş seslerini dinliyoruz. Bunun gibi daha birçok düşümüze zemin hazırlıyoruz bu odada. Bu sayede öğrencilerimiz öykülerini çok daha rahat oluşturuyor üstelik derslerin monotonluğundan da bir süreliğine kurtuluyor. Edebiyat derslerinin bazılarını düşler atölyesinde işleyen öğrencilerimizden ilginç öyküler oluşturanlar da var.

21


öğrenci yazısı

Siz kadınları küçük gördünüz ama... B

izi 9 ay karnında taşıyan, büyüten, eğitim veren, sorumluluklarını bilen ve dünyayı bir bütün halde tutan kişidir, kadın. Hani derler ya “Her başarılı bir erkeğin arkasında bir kadın vardır.” İşte bu cümledeki ana kelime ve cümleyi anlamlı kılan kişidir kadın. Her milletin kendine özgü kadınları vardır. Anlatmak istediğim “Her milletin kadınlarının özellikleri farklıdır.” Sizce Türk kadınının ve Hint kadınının özellikleri aynı olabilir mi? Elbette hayır. Fakat onların ara-

Ecem Semerci

22

sında da ortak değerler var. Bizim kadınlarımız cesurdur, gözü pektir, soğukkanlıdır, nerede nasıl oturacağını ve konuşacağını bilir. Hırslıdır, tuttuğunu koparandır ve gerekirse vatanı için canını verendir. Bunun en güzel örneğini “İstiklal Savaşı”nda sergilemişlerdir. Zaten Türkiye, kadınlarımızın cesurluğu ve yardımseverliğiyle ünlü olan ülkedir. Türk Kadınının toplum hayatındaki yeri her zaman bir olmamıştır. Biz ve diğer medenî memleketlerde kadının bugün ki yeri uzun bir gelişmenin sonucudur. Türklerde toplumun temelini aile teşkil etmekteydi. Çünkü, Türklerde aile kutsal bir

topluluktu. Bu aileyi bir arada tutan, sevgi bağlarını güçleştiren ve “aile” kavramını tamamlayan kişi kadın olduğu için bana göre kadın kutsal bir varlıktır ve bizim kadınlarımız bunu gereğiyle yerine getirmektedir. Bakın Anadolu’da seyahat eden İbn-i Batuta seyahatnamesinde Türk Kadınları için şöyle der: “Burada acayip bir hal gördüm. Türkler nezdinde kadınlar tazim görmektedir. Kadınların mertebeleri erkeklerden yüksektir.” Bu söz biraz daha kadın haklarıyla ilgilidir ancak kadınların yeri ve öneminden de bahsetmektedir. İstiklal Savaşı’nda vatanı kurtarmak, erkeğinin yükünü hafifletmek için sırtında çocuğuyla cepheye koşan Türk Kadını ile gurur duyuyoruz. Kadınları, her alanda görürüz. Onları bir anne olarak, tarlada çalışan biri olarak ya da doktor olarak...Her kadının kendince bazı sorumlulukları ve vazifeleri vardır. Anne olan kadın;kıyafetleri ütüler, bulaşıkları yıkar, okuldan gelen çocuğunu karşılar, yemek yapar... Tarlada çalışan kadın ise ürünleri eker, biçer, sular ya da hem anne olan hem de tarlada çalışan kadını bir düşünsenize işte kadınlar bu zorluklar karşısında pes etmez hatta ve hatta daha da hırslanır. Bu yüzden kadınlar çok önemlidir. Kadınların olmadığı bir hayat düşünelim. Kadın elinin değmediği bir hayat. Ne kadar kirli, boş, siyah beyaz olur düşünsenize.


Şöyle bir örnekten yola çıkalım. Edebi metinler edebiyatta çok büyük yer tutar. Edebi metinlerde en fazla ele alınan biridir “aşk”. Bir erkek bir kadına aşık olunca ne de güzel metinler çıkmış değil mi? Ya da gündemi en meşgul eden konulardan iri olan “küresel ısınma” bizim çevreyi kirletmemizle ortaya çıkmış bir olaydır. Kadınlar olmazsa, erkekler daha da pisletecek daha da duyarsız olacaklar ve aslında kendi sonlarını getirmiş olacaklar.Bu yüzden kadınlar olmazsa hayat aslında boş bir vazoya benzer. Buraya kadar kadınlarımdan bahsettik. Şimdi de kadınlarımızı güvence altına almamızı sağlayan;fakat uygulanmasında hala güçlük yaşadığımız “kadın haklarını” ele alacağım. İslam Hukuku’na dayanan Osmanlı İmparatorlugu’nda kadın birçok hakkını kaybetti. O dönemde kadın sokağa çıkarken çarşaf giyer, yüzünü peçeyle kapatırdı ve en büyük gereksinimlerinden biri olan eğitim hakkından da mahrum bırakılmıştı ve bu yüzden cahil bir topluluk oluşmuştu. Kadınlar, hiçbir mesleğe giremezler ev işleriyle uğraşırlardı.Eve kapatılan, toplum hayatına katılamayan kadın yüzyıllarca çoğu haklardan mahrum bırakılmıştır. Bizim toplumumuzda “kadın haklarıyla” ilgili atan ilk adım “İstiklal Savaşı”ndandan sonra atılmıştır. Bu mücadele aslında kadınların hürriyet mücadelesi olmuştur. Bu mücadeleden sonra kadının yeri ve önemi artmıştır. Atatürk yalnızca devlet alanındaki yenilikleri yeterli görmemiştir. Bu yüzden de kadınlara siyasi, hukukî vb. daha bir sürü kadını kadın yapan ve onu, ortaya çıkaran yenilikler yapmış ve kadınları toplum hayatına katmıştır. Böylelikle kadınlar her alanda göstermeye fırsat bulmuşlardır. Yukarıda da anlatmak istediğim gibi kadınlara sahip çıkalım. Onları güvence altına alalım. Bu haklarla mümkün olur ve bizim ülkemizde bu tam oturamamıştır. Bu durumu aşalım. Çünkü, onlar bizim gözbebeğimiz. Kadınlar dünyanın süsüdür. Onlar olmadan asla!

Veli Esen

Sanal Âlem Resmî olarak 1974 yılında kullanılan internet terimi son 38 yıl içinde insanoğlunun yaşadığı her yere damgasını vurmuştur. Sanal dünyanın birçok tanımı vardır. “Ağ kabloları ile birbirine bağlanmış dünya, yalan dünya ve sanılan bir âlem” bunlardan birkaçıdır. İnternet ve bilgisayar insan makine etkileşiminin son ve en kuvvetli halkası olarak karşımıza çıkar. Bu etkileşimin sonucu olarak bireylerde hem içsel hem de sosyal olarak birçok değişiklikler meydana getirir. Sanal âlemde şöyle bir gezinmenin ne sakıncası var? Demeyin. Bilinçli kullanılmadığı zaman sanal dünya insanın başına büyük belâ. Örneğin bazı insanlarda internet bağımlılık yapmış durumda. Oyunlardan kopamayanlar, gözünü açar açmaz facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine “ben gözümü açtım” diye durum bildirenler… Bugünlerde sıkça karşılaştığımız durumların başında geliyor. Hatta daha da ileriye götürürsek gerçek âlem ile sanal âlemi birbirine karıştıran HANGİ DÜNYADA YAŞADIĞINI AYIRT EDEMEYEN BİR SÜRÜ İNSAN. Özellikle saatlerce bilgisayar başından kalkmayan çocuklarına velilerin tutumu daha da yanlış çünkü anne-baba çocuğun oynadığı oyuna zararsız bir şeymiş gibi bakıyor. Halbuki çocuğu tıpkı sigara, alkol veya uyuşturucu bağımlısı gibi oyun bağımlısı olmuş haberi yok. Çocukların küçük yaşlarda “sanal âlem” bağımlısı olmaması için anne ve babaların çocuklarını bir an önce sportif ve sosyal alanlara yönlendirmesi gerekir. Sosyal paylaşım sitelerinin en zararlı yanı ise çocukların ve gençlerin kendilerine uygun olmayan arkadaşlıklar kurmalarıdır. Uzun süre sadece sanal arkadaşlıklar edinen çocuk veya genç bir süre sonra asosyal duruma düşüp gerçek hayattan tamamen kendini soyutlayabilir. Bunlara dikkat etmemizde fayda var.

23


öğrenci yazısı

Zeynep Aktürk

Tek Tip

Kıyafete Son! Okullarda tek tip kıyafet uygulamasının kaldırılması gündemin en çok konuşulan maddelerinden biri oldu. Herkes kendi fikrini, görüşünü beyan ederken kimse bunun doğuracağı sonuçları düşünmüyor galiba.

B

enim bu konudaki görüşüm, tek tip kıyafet uygulamasının kaldırılmasının hem avantajlarının hem de dezavantajlarının olduğudur. Fakat ne yazık ki dezavantajları daha fazla çünkü tek tip kıyafet her şeyden önce bir düzenin simgesidir. Öğrencilerin üniforma giyme zorunluluğu kaldırıldığında bunun devamı olarak serbest kıyafetle

okullara gelinse bile yine de birtakım kurallar konulacaktır ve bu kurallarda bir süre sonra öğrenciyi sıkacaktır. Üstelik bir süre sonra kurallar ihlal edilmeye başlanacak ve bu durumun önüne kimse geçemeyecektir. Okullardaki düzen ve disiplin tamamen alt üst olacaktır. Çünkü okul idaresinin her gün her öğrencinin kılık kıyafetini kontrol etmesi hem büyük bir zaman kaybı olacak hem de insanları son derece yoracak bir eylemdir. Bu nedenle tek tip kıyafet uygulamasının kaldırılması okul idarecilerinin ve öğretmenlerin zorlanmasına sebep olacaktır. Avrupa’da tek tip kıyafet uygula-

masının olmaması, haliyle bizim ülkemizde de olmaması gerektiği düşüncesini tetikliyor. Fakat eğer Batı’dan eğitim alanında bir şeyleri örnek alacaksak, buna kılık kıyafetten başlamamamız daha iyi olacaktır, diye düşünüyorum.

Okulda üniforma zorunluluğunun kaldırılması, sosyal sınıf farklılığının da ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu sefer de ailesinin gücü yeten öğrenciler okullarda şıklık yarışına girecek ve bir “marka patlaması” yaşanacaktır. Bu durumda maddi durumu iyi olmayan öğrenciler dışlanacak, “ezik muamelesi görecek ve öğrencilerin derslere motive olması zorlaşacaktır. Gerçi aynı şey diğer öğrenciler için de geçerli , zamanla çocuklar derslerden ziyade “Acaba yarın ne giysem?” gibi düşünceleri gibi düşünceleri derslere konsantre olmalarını engelleyecek ve sürekli ders şeylerle ilgilenmelerine sebep olacaktır. Son olarak, çalışan annelerin çocuklarının okula kendi çabalarıyla hazırlandığını düşünürsek kıyafetlerin sınıflardaki görsel kirliliği ve bu kıyafet karmaşasının da öğretmende oluşturacağı psikolojik dağınıklığı ve diğer etmenleri hesaba katarsak tek tip kıyafet uygulaması son derece mantıklı ve değiştirilmemesi gereken bir kanundur. Devlet toplumun tüm bireylerinin şartlarını göz önünde bulundurmalı ve her açıdan düşünüp karar vermelidir.

24


Edep Edebiyat İlim meclislerinde arandım, kıldım talep İlim geride kaldı, illa edeb illa edeb

Furkan Taşdelen

B

YUNUS EMRE lafzının cami olduğu manayı aliye ve latifeyi insanın levhayı vicdanına nakşedecek derecede haizi tesir olan beliğ sözlerdir.” diye tanımlayarak o dönemde dilimize yeni girmiş olan bir sözcüğün dilimize yerleşmesine katkı sağlar. 

Edep, Arapça bir kelime olup Türkçe karşılığı saygıdır   Ancak, o da terbiye manâsına artık Türkçe’ye mâl olmuş kelimelerden biridir Kısaca haddini bilmek demek olarak tarif edeceğimiz edep, en başta Allah’a karşı edeple başlayan ve hayatımızın tümünü içine alacak kadar geniş bir konu. Haddini yani sınırlarını bilene edepli diyoruz. Edepli, nerede nasıl davranacağını, kime nasıl muamele edeceğini bilip buna göre davranır. Oturması, kalkması, yürümesi, yemesi, içmesi, kısaca bütün hayatı belirli ölçüler dâhilinde seyreder. Edep sahibi kimseye rahatsızlık vermez, aksine herkese yetişmeye, yardımcı olmaya çalışır. İncitmemek ve incinmemek prensibine göre yaşamaya çalışır. Dilimizde “edebiyat” kelime ve kavram olarak Tanzimat’tan sonra kullanılmaya başlar. Tanzimat’tan önce bu manada kullanılan tek kelime “edeb”dir. Edeb, Allah’ın rızâsına uygun ahlâk, toplumun hoş gördüğü hareket ve sözlerin hepsidir. Dürüst, nezâket, iffet ve adâletin tatbiki, hoşgörü gibi güzel niteliklerin tümünü ifade gücüdür aynı zamanda edeb. İstiklal Marşı’nın Şairi M.Akif Ersoy kızdığı kimi Divan Şairlerini kastederek edepsiz edebiyat yaptıklarına kanat getirerek onlara şöyle seslenmiştir: “Edebiyata edepsizliği onlar soktu” diyerek tepkisini dile getirmiş ve edeb’in edebiyat için ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kere daha hatırlatmıştır. Islahatı Edebiye yazarı Muallim Naci ise edebiyatı, “Hakikatte edebiyat, edeb

Edep öyle bir servettir ki o birey de başlar toplumu etkiler nitekim insan edeple yaşamalı yeryüzünde, edeple kendini Allah’a’ açmış ve ona edeple yaklaşma yollarını aramıştır hep. Bizim toplumumuz hemen her davranışında bunu aramış ve Allah’a yakınlaşırken büyük bir edep gösterme gayreti içinde olmuştur. Toplumumuzda öyle edep sahneleri vardır ki mesela yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda yolcuya ücretsiz üç gün yemek verilir eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden para dahi alabilirmiş isteyen yolcu. Bineğine ücretsiz bakılırmış, bu tarz edep sahneleri ve daha niceleri toplumumuzda yıllarca yer kendiliğinden yapılagelmiştir. Edebin dünya ehli için ayrı, ârifler için ayrı kıstasları olduğu, her kesimin kendisine göre başka edeblerden söz edilebileceği, “Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen” Efendiler Efendisi’nin Muhammedî edeb ile ümmetine örnek olduğu, ve “insan” olmak için edebin ilk şart sayıldığı açıktır.Edeb, insanın gündelik yaşamını baştan sona kuşatmadığı sürece huzurlu bir hayattan söz edilemez. (İskender Pala)

u yazımda edebiyat sözcüğünün kökeninin ne olduğunu size anlatmaya çalıştım. Yazıyı hazırlarken çeşitli edebiyatçılardan yararlanmaya çalıştım. Umarım severek okursunuz.

  Türkçede Tanzimat’tan sonra ‘ilmü’ledeb’ ve ‘ulûmi edebiyye’ tabirlerinin yerine kullanılmaya başlanan ‘edebiyat’ kelimesi Batı dillerindeki ‘litterature’nin bir karşılığı olarak dilimize yerleşmiştir. Bununla birlikte Türkçede ‘edebiyat’, literatür kelimesinin Batı’daki bütün anlamlarını karşılayacak kadar yaygın kullanıma sahip

değildir. ‘Edebiyat’ kelimesinin kökünün ‘edeb’ olduğu yönünde yaygın bir kanaat vardır. Kelimenin kökü ‘edeb’ olarak alındığında “ i’nin ‘edebe ait, edebe dâir’ mânâsını veren aidiyet eki, ‘yât’ın ise bitiştiği kelimeye Fransızcadan tercüme yoluyla Osmanlıcaya kazandırılan ‘bilim’ mânâsı katan bir yapım eki olduğunu söylemek mümkündür. Buna göre edebiyat, edebe ait ilim, edep ilmi anlamına gelir. Arziyât, yerbilim; ruhiyât, ruh bilim gibi. Bu eki ‘ât’ olarak ele alacak olursak y kaynaştırma harfi çokluk bildiren mânâsına işaret etmiş oluruz ki bu mânâyla edebiyat ‘edeb ilimleri’ demek olur.” (Vildan Serdaroğlu, Demdergi, S: 4, s. 24)   Edeple edebiyat ilişkisini düşünürken dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da” edebiyat”ın kelime olarak 19. asırda dilimize girmiş bir olmasıdır. Aslında daha önceleri bizim sanatçılarımız bu anlamda Divan edebiyatında (daha çok divan şiiri) edeb kelimesini edebiyat anlamından ziyade terbiye, ahlâk, hayâ vb. gibi manalar çerçevesinde kullanılmış olarak görmek mümkündür. Bu nedenle edebin edebiyat manasında kullanıldığı şiir örneklerine rastlamak güçtür.Şairler edebî bir eser yazarken örneğin şiir yazarken “edeb” kelimesini farklı manalara gelecek şekilde, fakat bazı kelime ve mazmunlara oranla daha az kullandığını görmekteyiz. Edeple edebiyat aslında birbirlerine yaşam sunarlar, edebiyatın var olabilmesi için sözde edep gerekir, dolayısıyla edep yolunda ortaya konan tüm çabanın ve ürünün adı da edebiyattır. Edebiyatta asıl önemli olan varlık dille yaşayabilmektir, edep ise Allah rızası ile mümkündür, dolayısıyla, edip; edebi, edebiyatla arayacak ve gerçekleştirecektir.

25


İnternet üzerinden ders anlatma Milli Eğitim Bakanlığı, Doğa Koleji ve İstanbul Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttüğü açık lise öğrencilerine internet üzerinden ders anlatma projesi başarıyla yürütülmeye devam ediyor. Bu proje kapsamında, coğrafyanın tüm konuları Doğa Koleji öğretmenleri tarafından açık lise öğrencilerine anlatılacak. Ayrıca açık lise öğrencilerinin dışında bütün lise öğrencileri de anlamadıkları veya eksik oldukları konuları buradan izleyebilecek. Sunumlar Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesi üzerinden yayımlanacak. Bu projede Doğa Koleji öğretmenlerinin yer almasının en önemli nedeni öğretmenlerimizin teknolojiyi özellikle akıllı tahtayı kullanmasındaki başarı. Öğretmenlerimiz kendi derslerinde de akıllı tahtayı kullandığı

için proje kapsamında ders sunumları yaparken oldukça rahat hareket ediyorlar. Sonuç olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesinde gösterilecek olan bu sunumlar hem öğrencileri-

mize fayda sağlayacak hem de diğer öğretmenler arkadaşlarımıza örnek teşkil edecek. Doğa Koleji, teknolojinin en iyi kullanıldığı kurum olmaya devam edecek.

Öğrenci Meclisi Meclis Başkanı Mert Akyol Medya ve İletişim Başkanı Barış Ekşioğlu Kulüpler Birliği Başkanı Zeynep Karaali Finansal Kaynaklar Başkanı Necmi Anıl Küçükoğlu Sosyal Sorumluluk Başkanı Alara Akgün Uluslararası İletişim Başkanı Bozkurt Gülal Doğa Koleji olarak okulumuzun yönetiminde öğrencilerimize de söz hakkı tanıyoruz ve okulumuz onlarla birlikte yönetiyoruz. Dönem başında her kampüs meclis başkanını seçmek ve meclis kadrosunu oluşturmak için sıkı bir hzırlığa başlıyor. Meclisin yapısı; meclis başkanı, yürütme kurulu ve temsilciler meclisinden meydana gelir.Yürütme kurulu beş temel

alanda faaliyet gösterir; Eğitim ve Bilim Projeleri, Sosyal Sorumluluk ve Eğitim Projeleri, 26

Medya ve İletişim, Finansal Kaynak Geliştirme ve Kulüpler Birliği... Bu departmanların herbirini bir başkana bağlıdır ve bu departman başkanlar, Yürütme Kurulu’nda başkan yardımcısı statüsünde görev alır. Departmanlar, kendilerine bağlı komisyonlar oluştururlar. Böylelikle Doğa Anadolu Liseleri’nin bütün öğrencileri,i meclise yani lise yönetimine dahil olur. Hayata geçirdikleri projelerle girişimcilik, yöneticilik ve

liderlik becerilerini uygulamada geliştirirler. Bahçeşehir Doğa Anadolu Lisesi olarak biz de bu dönemn başında kendi meclisimizi oluşturduk. Başkan olabilmek için dört adayımız vardı ve adaylarımız başkan olabilmek için kıyasıya mücadele etti. Buna göre Bahçeşehir Doğa Anadolu Lisesi’nin öğrenci meclisi şu öğrencilerden oluştu:


Deney vision proje yarışması Türkiye ve çeşitli merkezlerde proje yarışmaları yapıldı. Ancak böylesi ilk defa oluyor. Artık proje yarılmalarında öğrenciler kendi sesleri ve görüntüleri ile bilimsel projelerine hayat verecekler, görsellik katacaklar ve projelerin kısa film tadında belgeselini tadacaklar. Öğrenciler, yarışmaya ilginç bir deney, proje, parlak fikir,

araştırma veya bilimsel bir çalışma ile katılabilirler. Ayrıca kendi okullarındaki proje veya dönem ödevini bu şekilde hazırlayabilirler. Öğrencilerin yaptıkları çalışmayı görüntüleyerek 10 dakikayı geçmeyecek bir kısa film haline getirmeleri youtube, dailymotion sitelerine yükleyerek yarışmaya başvurmaları yeterli olacaktır.

Öğrenciler kendi çektikleri orijinal video görüntülerini derleyerek kendi belgesellerini yönetmeni olacaklar ve çalışmalarını tüm dünyaya duyurma fırsatı yakalayacaklar. Bahçeşehir Kampüsü’nde bu projeyi kimya öğretmenimiz Murat Derbeder yürütecektir.

27


okul etkinliği

T-Mentor

G

ünümüzde yoğun olarak kullandığımız teknoloji sayesinde birçok bilgiye kolaylıkla ve hızlıca ulaşabiliyoruz. Hız ve doğru bilgi iş dünyasının dışında günlük hayatta da oldukça büyük önem sahibi. Bahçeşehir Doğa Koleji olarak, teknoloji kampüsü olmanın ve t-MBA modülünün önderliğinde, teknoloji- medya ve akran eğitimiyle oldukça ilgili olan öğrencilerimizle t-Mentor takı-

28

mımızı kurduk.

Öğrencilerimiz “t-mentor takımı” sayesinde, teknoloji ve teknik anlamda eğitim alırken, t-MBA modülünü daha iyi öğreniyor, uyguluyor ve uygulanmasına yardımcı oluyorlar. Aldıkları eğitimler sonucu yeni projeler ve fikirler ortaya koyan genç Mentor’lar, yarışmalara,zirvelere ve seminerlere katılıyor aynı zamanda, bilgilerini

arkadaşlarıyla paylaşıyor, eğitim veriyorlar. Bu sayede “akran (yaşıt) eğitimci modelini” oluşturuyorlar. Fotoğrafçılık, cihaz kullanımı vs. derslere birlikte Ekonomi, İnsan Kaynakları gibi t-MBA dersleri alan öğrencilerimiz ilerleyen teknolojiyi en verimli şekilde kullanmayı öğreniyor ve geliştiriyorlar.


Öğretmenlerimize

Dörtlükler

GÜLSÜM TAMA (TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI)

BEYDA DOĞRUOĞLU (BİYOLOJİ)

Dil anlatım ve edebiyat onun işi Bitmez hiç derslerde neşesi Yıllarda geçse unutamayız sizi Hep içimizde parlar eğitim ateşi

Zor kelimelerle dolu biyoloji Çok da karışıktır ekololoji Bilsek yetmez mi fotosentezi Bize acıyın öğretmenim

ÖZKAN KOÇ (ŞAN DERSİ)

MUSTAFA ERDOĞAN (MATEMATİK)

Silinir kulakların pası Ve o güzel darbuka sesi Dinlemeye doyum olmaz Seviyoruz biz bu sesi

Sorumluluklarımızı ve görevimizi bize bildirir Matematiği öğretmek için diretir Sayılarla şekilleri derste sevdirir Sınıfa mantığı getirdin sayın hocam

SERDAR ORAL (COĞRAFYA)

AYŞE BEKİROĞULLARI/ECE YÜCESAN (İNGİLİZCE)

Dört iklimi, taşı, ovayı sen öğrettin bize Her türlü bilgiyi paylaştın bizle taze taze Yeraltı ve yerüstüyle bir imkandır coğrafya Enlemi boylamıyla gönül verdik biz size MURAT DERBEDER (KİMYA) Hücrelerin yerlerini öğrendik Bütün yapıların temel taşını bildik Deney yaptık, soru sorduk Sizinle bütün kimyayı sevdik ELVAN ERDOĞAN (TARİH) Kendini vatanına adamış olan Geçmişi bizlere öğreten En güzel sevgiyi bize yansıtan Yine sendin öğretmenim CANAN AKLAN (FİZİK)

Ezberledik hep kelimeleri Üstümüzde hep gözleri Dokundu bazen sözleri Eğittiler sabırla bizleri MUHAMMED AKOSMAN (ALMANCA) Ne kadar zor olsa da Öğrendik bu dili sonunda Bu şiir de Almancayı sevdiren En değerli hocama MURAT AMAÇ (BEDEN EĞİTİMİ) Aldık pası attık gölü İyi oynadık biz bu rolü Ne kadar sizi kızdırsak da Sensin okulumuzun idolü

Fizik derslerinin en tatlı öğretmeni Formüller sizinle eğlenceli İstemeyiz biz başka birini Seviyoruz sizi öğretmenim Kemal Aras

29


röportaj

Bulutsuzluk Özlemi

E

n çok merak edilen soruların başında grubun “isminin nasıl ortaya çıktığı?” isterseniz oradan başlayalım. 1984 yılında Mümtaz Soysal’ın “Bulutsuzluk Özlemi” başlığında bir yazısı bizi etkilemişti. Grubun adı buradan gelmektedir. Grup ne zaman kuruldu? 1984’de kuruldu. İlk albümü 1986 yılında çıkardı. Grubun kuruluşu oldukça eskiye dayanıyor peki grup üyelerinin bir araya gelme hikayesi nedir? Aslında bizim öyle ilginç bir hikayemiz yok. Her şey olması gerektiği gibi gelişti.Nejat,

30

Selina Aksoy

arkadaşı Sina’ya birlikte grup kurmayı önerdi. İlk başta sadece birkaç yerde çalmaya başladılar. İlginin arttığını görünce albüm yapmaya karar verdiler. İlk albüm 1986 yılında “Bulutsuzluk Özlemi” adıyla çıktı. Grup kimlerden oluşuyor? Şu anki kadro: Nejat Yavaşoğulları: gitar, vokal Sina Koloğlu: keyboard Deniz Demiröz: gitar Sunay Özgür: bas gitar Gencay Kıymaz: davul Grubunuz ne tarz müzik yapıyor? Kısaca rock veya protest rock diyebiliriz.

Herkesin severek dinlediği bir grupsunuz ama özellikle hitap ettiğiniz bir kesim var mıdır? Müziğimize ilgi duyan her yaştan insanlar var ama gençlerin daha aktif olarak ilgilendiklerini söyleyebiliriz. Özellikle üniversite öğrencileri daha çok ilgi gösteriyorlar. Üniversitelerdeki konserlerimiz oldukça eğlenceli geçiyor. Gençlerin yoğun ilgisiyle karşılaşıyoruz.


İlk albümünüzden bahsedebilir misiniz? O zamanlar Türkçe sözlerle rock yapılamaz gibi bir önyargı vardı. Ayrıca ticari amaç gütmeyen tavırla geniş kitlelere ulaşılmasının zorluğundan bahsediliyordu. Oysa bu pekala gerçekleştirilebilirdi. İlk albümümüz bu önyargıların kırılmasını da sağlamıştır. Günümüzde artık Türkçe rock yapan birçok kişi veya grup var. Çıkış şarkılarınız neydi (ilk albümden) ?

Neden olmasın. Yeter ki “Bulutsuzluk Özlemi” grubunun protest kimliğiyle örtüşsün. Bugün gençlerin dinlediği müzikleri nasıl buluyorsunuz?

O albümden pek çok şarkı hala ilk günkü sevgiyle dinlenmekte, konserlerde hep beraber söylenmekte.

Her dönemde olduğu gibi bugün de kişilik kazanmamış şarkılar ama bunların yanında gayet nitelikli eserler de var. Hiçbir zaman toptan beğendik ya da beğenmedik diyemeyiz.

Şu anda bir albüm çalışması var mı?

Yolunuza grup olarak mı devam edeceksiniz?

Evet. İşin içinde bir senfoni orkestrasının da olacağı yeni bir albümün ön çalışmaları devam etmekte.

Evet. Çünkü Bulutsuzluk Özlemi bir grup projesidir.

Tarzınızın dışında bir albüm yapmayı düşünüyor musunuz?

Sizce grubunuzun bu kadar başarılı ve kaliteli olmasının en büyük nedeni nedir? Ticari amaç gütmeden

dinleyicisiyle bütünleşen grup veya kişilerin müzikal ömrü uzun olur. Önemli olan dinleyicilerin kendi his ve düşüncelerini onlara yansıtmaktır. Bu bakımdan özgürlük, toplumsal olaylara ilgi, barış ve kardeşlik gibi duygular taşıyan müzik dinleyicileri grubumuzun sesini kendi sesleri gibi hissetmektedirler. Müzikle uğraşan gençlere ne tür tavsiyelerde bulunursunuz? Müzik üretmek ciddi bir iştir. Sadece enstrümanını iyi çalmak yetmez. Kişi kendini her açıdan da geliştirmeli, dünyada ve ülkesinde olup bitenlerle ilgili olmalıdır. Diğer sanat dallarıyla da ilişki halinde olmalıdır. Ve mutlaka kendini samimi olarak yansıtmalıdır.

31


moda

Zeynep Akbayrak

İlkbahar yaz

2013koleksiyonları İlkbahar-yaz 2013 koleksiyonlarını şimdiden podyuma taşıyan ünlü tasarımcılar, bizlere önümüzdeki yaz sezonu trendleri doğrultusunda bir mesaj gönderiyor. Bu mesaj CELİNE

İki Şeritli Bilezikler

‘’Kendine güvenen kadınlar için tasarlanmış dikkat çekici aksesuar modellerine hazır olun!’’ oluyor. İlkbahar-yaz sezonu için seçilesi bu aksesuarları sizler için araştırıp

inceledim. Peki bu dikkat çekici aksesuarlar neler? Bir göz atmaya ne dersiniz?

ALEXANDER MCQUEEN

İlkbahar- yaz koleksiyonları içerisinde yer alan, aksesuarlarımıza değişik bir bakış açısı katan çift bilezik trendi kendini gösteriyor.

32


1. Kolyeler Bu sezon görmeye alışık olduğumuz gerdanlık aksesuarlarımız, önümüzdeki 2013 yaz koleksiyonları arasında hükümdarlığını sürdürüyor. Değişik tasarımlarla karşımıza çıkan bu gerdanlıklar, elbiselerimizle bütünleşerek dikkat çekici bir görünümün altına imza atıyor.

CHANEL

VERSACE

STELLA MCCARTNEY

CHANEL

4. Katmanlı Topuklular Aksesuar konusunda her zaman farklılığı ve bir adım önde olmayı seven biz gençler, önümüzdeki yaz sezonunda da yeni bir ayakkabı trendi ile karşılaşıyoruz. Ünlü tasarımcılar öncellikle Chanel’de olduğu gibi rengarenk ve yüksek topukları ön plana çıkarıyor. Aman topuk boylarına dikkat!!

Bu senenin kış renkleri oldukça güzelken diger kışlardan farklı olmasının sebebi aksesuarların ön planda olması. Daha çok siyah bordo ve pastel tonlarından oluşan bir sonbahar kış mevsimi bizleri bekliyor! Bu sene daha çok aksesuarlar olarak Ear Cufflar gözde moda! Tercihiniz ister yaprak isterseniz bir ejderha ya da deniz kızı olsun, bunları aksesuarlarımız içerisinde asla eksik etmemelisiniz! Ear Cuff’lar yeni bir trendin başlangıcı olmasa da tarzımızla bütünleşen yenilikçi tasarımlarını bizlere sunuyor.

DİOR yine bu sene yapıcağını yaptı kırmızıyı patlattı! Kırmızı renk, cazibesini ve çekiciliğini yeniden modanın doyumsuz ve en güçlü yanını ortaya koyuyor. Kırmızı halının kırmızı elbiseleri ise, bu gücü en iyi şekilde yansıtıyor.

33


film eleştirileri

Dehşet Kapanı

(The Cabin in The Woods) IPuanı IMDB Puanı Yapım Tür Süre Yönetmen

: 6.6/10 : 7.2/10 :2011 - ABD : 3 Boyutlu, Gerilim, Gizem, Korku, Macera : 105 dakika : Drew Goddard

Oyuncular: Chris Hemsworth, Jodelle Ferland, Brian J. White, Richard Jenkins, Amy Acker, Fran Kranz, Jesse Williams, Kristen Connolly, Tom Lenk, Bradley Whitford, Anna Hutchison, Dan Payne, Maya Massar İlk olarak filmi izleyip izlememek arasında kaldım diyebilirim. Filmin kadrosuna baktığımda acemi oyuncuların ön planda olduğunu gördüm. Başrol oyuncuların önceden birkaç filmde arka planda oynadıklarını bildiğimden filmi izlememeyi düşündüm. Fakat çevreden aldığım birkaç yorum üzerine ve ımdb puanını gördüğümde sonunda gerçekten korkacağımı,

34

en azından ciddi anlamda gerileceğimi sanmıştım. Ama yanılmışım. Filmi türü sebebiyle hiç korkmadığım, ürpermediğim için değerlendiremeyeceğim; ama konu olarak oldukça ilginç. Filmin bu yönü değerlendirilmeye alınmalı. Klasik gençlik korku filmi gibi başlayıp sonunda çok farklı yere bağlanıyor film. Bunu yaparken yer yer insanı şaşırtıyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde oldukça başarılı bir iş çıkmış ortaya. Sonuç olarak korku olarak zayıf kalmış ama konu ve kurgu açısından tatmin edici bir film. Fakat yine de bu film yerine izlenilecek daha güzel korku filmleri olduğunu hatırlatmak isterim.


Tetikçiler Puanı Yapım Tür Süre Yönetmen

: 7.4/10 : 2012 - ABD, : Aksiyon : 118 dakika : Rian Johnson

Oyuncular: Bruce Willis, Joseph Gordon-Levitt, Emily Blunt, Piper Perabo, Jeff Daniels, Garret Dillahunt, Paul Dano, Noah Segan, Tracie Thoms, James Hébert, David Jensen, Sam Medina, Sylvia Jefferies, Han Soto Merak edip büyük beklenti içinde izlediğim bir filmdi. Filmin senaryosundan, oyunculuğundan, kurgusundan önce makyajı hakkında yorumda bulunmak istiyorum. Bu nasıl mükemmel bir makyajdır ki Joseph Gordon Levitt’i Bruce Willis yapar? Senaryo ise umduğum kadar iyi çıkmadı, öncelikle çoğu

sahne çok durağan, zaman yolculuğu çok basit anlatılmış ve film bittikten sonra kafamda bir çok soru oluştu sanki film yarısında bitmiş gibi hissettim. Basit bir aksiyon filmi tadı verdi. Buna rağmen Bruce Willis çok iyi oyunculuk çıkarmış. Filmi bütünüyle değerlendirmek gerekirse filmin Bruce Willis’tan başka güzel bir yanı olduğu pek söylenemez. Vasat bir film olduğunu da dile getirmek isterim.

35



dogal