Page 48

Röportaj

Röportaj

İçimizden Biri

Mehmet Berk YALTIRIK Gölge e-dergi’de “fantastik tarih” diye bir bölüm bulunmasa bile bizim fantastik tarihçimiz var. İki seneden fazla bir zamandır (üç diyemedim Gölge kızımızın civarında dolaşan diplomalı tarihçimiz ama aklı hep fantaziye çalışan (ayıp anlamında değil wiki pedia :Fantezi, sinema, resim gibi çeşitli sanat dalları ve edebiyatta gerçek olmayan hikâyelerin anlatımıdır. Diyor) arkadaşımızla Memed abinin “Ahmet bu ay hedefin Mehmet Berk Yaltırık’tır ileri” demesi ile bir röportaj gerçekleştirdik. İsterseniz giriş kısmını uzatmadan ve olayı sulandırmadan geçelim röportaja.

Mehmet bize biraz kendinden bahset ama kısa ve öz olsun. - Lisans eğitimimi Trakya Üniversitesi Tarih bölümünde tamamladım. Aynı üniversitede yüksek lisans eğitimim devam ediyor. Lise ve üniversitede amatör olarak tiyatroyla uğraştım. Önceleri arkadaş arasında anlattığım hikâyelerimi 2010’dan beri internet üzerinden yazmaktayım. Gölge e-Dergi, Tımarhane e-Dergi, Kayıp Rıhtım, Kayıp Dünya, Korku Sitesi, Ters Ninja ve Frpnet’te çeşitli incelemelerim ve hikâyelerim yayınlandı. Sana bazı sorular soracağım belki röportaj seninle “ne yedin-ne içtin” e kadar gitmeli ama kimse bunları okumaz gel biz olayı cıvıtalım. Nasıl olsa sayfa kalabalığından araya sıkışır Memed abi görmez. Başlıyorum sormaya: Bu gölge’de yazdığın hikâyelerle tarih bilgin kesiştiğinde fantastik tarih diye bir edebiyat türü çıkıyor ortaya. Ne zaman merak saldın fantastik tarihe? -Fantastik tarihe merak salmamı iki döneme ayırabilirim. Fantastik tarih okuma ve fantastik tarih yazma anlamında. Okuma döneminin başlangıcı çocukluğuma kadar uzanır. Dedemin şahsi bir kütüphanesi vardı. Burada tarihsel fantastiğe ilgi duymamı sağlayabilecek olan birkaç kitap bu merakı aşılamıştır bende. Tabi onun öncesinde anneannemden ve dedemden dinlediğim hikayelerin, masalların da bir etkisi var ama özellikle dedem tarihi olaylar ve doğu hikayelerine hayrandı, bu tür şeyler okumayı da bana aşılamıştır. Burada Seyfülmülk, Seyfizülyezen, Müslim Horasanî gibi 70’lerde popüler olmuş meddah hikayelerini, Şahname ve Ramayana gibi doğu hikayelerini Voltaite’in Zadig’ini vb. okumuştum. Tarih kitapları ağırlıktaydı, Şevket Rado’nun, Feridun Fazıl Tülbentçi’nin, Reşad Ekrem Koçu’nun hatta bir-iki tane de Abdullah Ziya Kozanoğlu kitabının ben de üslup ve ilgi açısından önemli bir yeri olmuştur. Ansiklopediler de vardı,

94

hamasi tarih anlatımıyla doluydu, seksenlerin ansiklopedileriydi bunlar akademik mahiyeti yoktu ama erken yaşta bir ilgi başlatmıştır. Çizgi romanlar okurdum o ara ama bunların yeri biraz daha ağır basmıştır. Daha sonra fantastik edebiyatın batı ürünlerini ve bizdeki ürünlerini okumaya başladım tabi. Yazı anlamındaysa esinlendiğim hikayeleri ilkin yazıya geçirmezdim. Arkadaş arasında, toplanmalarımızda anlatırdım. Amiyane tabirle sokaklardan geldim bir anlamda. Bunda da anneannemin etkisi vardır. Dedem kadar sağlam hikayecidir. En basit bir olayı bile korkutucu veya dramatik bir hale büründürüp anlatabilirdi, ondan çok etkilenmişimdir. Özellikle korku tarzını benimsememde belli bir etkisi vardır. Dedem ise tarihi yaşamış gibi anlatırdı o da meddah damarını körükledi biraz bende. Ama yazılı hikayelerim olsa da doğru dürüst taslaklarım vs. yoktu. Tarihçi bir arkadaşım vardı Burhan Çağlar o çok ısrar etmiştir, yönlendirmiştir. Tarihi fantastik tarzı hikayelerimi yayınlamamı söylemişti sayısız kez. Sağolsun onun teşvikleriyle blog açıp orada yazmaya başladım, son iki yıldır da çeşitli internet platformlarında yazmayı sürdürüyorum. İlk hikayelerim günümüz de geçiyordu, ancak sonradan Memed abinin de teşvikiyle fantastik tarihe daha fazla ağırlık vermeye başladım. Arada değişik tarzları denesem de asıl yazmaya çalıştığım tarz bu oluyor genelde. Senden önceki örnekleri kimler? Mesela İhsan Oktay Anar’da bu fantastik tarih yazarları arasında mı? -Ben fantastik tarih türünü bir silsileye dayandırmışımdır hep. Batı gotiğinden ayrı koymam ama çıkış ve ilham kaynakları açısından kendi içerisinde bir kökü vardır, kendine özgüdür. Açıklayarak anlatayım. Bu silsile halk arasındaki dini, kahramanlık temalı hikayelere, halk ağzındaki cin,peri memoratlarına dek uzanır. Bir ayağı Evliya Çelebi’dir çünkü o halk arası rivayetleri, inanışları hikaye gibi işlemiştir eserlerrinde. Bir ayağı Giritli Ali Aziz Efendi’dir. 1790’larda Osmanlı’nın Almanya elçisi bu adam, Divan edebiyatı kültürünü ve Binbir Gece Masalları’nın hikayelerini oluşturan doğu fantastiğini düz yazı şeklinde hikayelere dönüştürüyor. Bu çok önemli bir adımdır. Düşünün ilk gotik edebiyat eseri batıda Walpole’un Otranto Şatosu’dur 1760’larda basılıyor, 1790’larda bir Osmanlı kalkıp bu kafada üç hikaye yazıyor. O dönemlerde şiir ön plandadır, divan vardır bu nedenle hem düz yazı şeklinde yazması, hem de içeriği açısından enteresandır. Mevlana’nın Mesnevi’sindeki hikayelere dek gider bu silsile. Divan Edebiyatı’ndaki peri kızı tasvirlerine, kahramanların anlatımlarını da dahil edebilir. Keza yine Filibeli Ahmed Hilmi’nin Amak-ı Hayal’i bu açıdan önemlidir. Bir diğer ayağı Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Gulyabani bizim ilk gayriresmi anlamda korku romanımız sayılır. Aynı şekilde günümüz yazarlarına dek artan bir yazar çevresi gelişir fantastik anlamda. Ali Rıza Seyfi’nin Drakula uyarlaması Kazıklı Voyvoda’dan 2000’li yılların başından itibaren artmaya başlayan yerli fantastiği deşeleyen yazarlara dek iner. Günümüzde de bu türü tetikleyen, yazan yazarlar mevcut. Biri özellikle Muska isimli eseriyle Sadık Yemni ve onun yazdıklarıdır. Divan unsurlarından ve halk hikayelerinden ilham alma vardır o yüzden onu da dahil etmemiz gerekir. İhsan Oktay Anar, belki fantastiği unsur olarak kullanır ve

95

Golge e-Dergi Ocak 2013 Sayi 64  

Golge e-Dergi Ocak 2013 Sayi64

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you