Page 13

Öykü

Öykü

havada titreşen kara arzuların yakıcılığını her solukta iradesine yönlendirdi Zeki. Sadece bir adım sonrası ve bir adım daha, kapıyı kilitle. Malzemeleri çıkar ve masaya diz. Boşalttığı bilgisayar masasın üzerine ritüel malzemelerini dizerken hareketleri yavaşlamış ve belli bir ritmik düzene girmişti. Sadece bu malzemeler için kullandığı özel çekmecesini açtığından itibaren Sandal tütsüsünün ferahlatan kokusu yayılmıştı odaya. Güzel esansın zerrelerini genişçe açtığı burun deliklerinden iyice içine çekti. Yüzüne istemsiz bir sırıtış yayıldı Zeki’nin, hiçbir şeyden olmadığı kadar güzel kokulardan tahrik olan zeki ucubenin. Kırmızı mumunu sol üst ve tütsüsünü kendisine mümkün olduğunca yakın ama harfler ve bozuk parayla çakışmayacak şekilde sol alt köşeye koydu. Sonra tek tek yarım daire şeklinde alfabenin harflerini yazmış olduğu küçük kağıt parçalarını önüne dizdi. Sağ ve sol taraflara da evet, hayır, merhaba, hoşça kal ve 0’dan 1’e kadar sayıları alt alta dizdi. Ortaya da bozuk parayı koyup son kez kapıyı kontrol ederek kilitli olduğundan emin oldu. Lanet olsun kullanabileceği küçük bir kahve fincanı bile yoktu! Annesi binbir süsle çinilenmiş fincanları salondaki dolabın en tepesine koyuyordu ve Zeki onları karanlıkta almaya çalışırken en az birkaçını düşünüp kıracağından emindi, böyle bir riski göze alamazdı. Zeki ışığı kapatıp masanın başına oturdu. Yavaşça mumu ve tütsüyü yaktı. Tütsünün ucunun alevle kırmızı olmasını bekledi ve ardından sarı canlı alevi üfleyerek söndürdü. Sandalın zihni ferahlatıp yoğun konsantrasyona hazır hale getiren muhteşem kokusu burnundan girdiği andan itibaren algılarını karanlık titreşimlerle tetiklemeye başladı. Karşısında kurduğu sistem çok ilkel bir bedensiz varlık davet yöntemi olsa da elinden gelen şey sadece buydu. Ne profesyonel majisyenler gibi sadece bu işe ait, rahatça yoğunlaşabileceği bir oda veya majikal enerjiyi arttıracak ekipmanları, ne de işi yavaşlatıp güvenli hale getiren duayla çağırma yöntemini uygulayacak kadar dini inancı vardı. Hiçbiri yoktu, ama hepsinin yokluğunu unutturacak kadar yakıcı, karanlık ve kafirlikle yanıp tutuşan güce susamışlığı vardı. Tanrısallık onun için böylesi antik ve ilkel bir kötülük bilgeliğinin basit düzeneğini kurmak kadar yakındı! Zeki, aldığı derin nefeslerle zihnini kısmen de olsa yavaşlatmayı başardı ve davetin ilk cümlelerini söyledi. Her kelimeyle birlikte çevresini daha çok hissediyor, her titreşimi daha çok algılıyor ve tüyleri diken gibi kalkıyordu. Aurasındaki enerji artışıyla birlikte kulaklarında hafif uğultular oluşuyor ve basınç hissediyordu. Ağzından çıkan her teşvik edici sözle birlikte kafasında gittikçe artan bir karıncalanma hissediyordu. Bir ritüel için bütün kötü şartlar mevcut olmasına rağmen iyi yoğunlaşabiliyordu Zeki; belki çaresizlikten, belki de tek çılgınca çareyi bulduğunu düşündüğünden! Tekrar tekrar davet etti dikkatini çekmiş olmayı umduğu bir Cin’i, gittikçe daha hırslı ve kızgınlıkla söylenen kelimelerle. Odanın içinden aniden kaynağı belirsiz bir hava akımı geçince bir an durdu. Kırmızı mumun alevi dengesizce yanlara oynamaya ve büyüyüp küçülmeye başladı. Titreşen alev, odanın soluk duvarlarında uğursuzluğun gölgelerini oluştururken Zeki heyecanla odanın içine konuştu. “Burada mısınız?” Elini ittiren görünmez bir güçle birlikte para kağıt üstündeki “Evet” yazısına gidince yüreğinin kaburgalarında yerinden oynadığını sandı. Gelmişti, öte alemlerden beklediği güce açılan kapıyı aralamıştı işte! Zeki, böbreküstü bezlerinden vücuduna yayılan alev gibi adrenalinle bir an panikledi ama kendini hemen topladı. Bugünü hayal ediyordu kendini bildi bileli, hiçbir sıradanın aklına bile getirmeyeceği, korkuyla kaçacağı aykırı yolunda ilk işaretini almışken korkuyla kontrolünü kaybetmek söz konusu bile

olamazdı. Zeki bütün iradesini yoğunlaştırmaya çalışırken bir yandan da yatak odasında uyuyan anne ve babasını uyandırmamak için sesini mümkün olduğunca kısık çıkartıyordu. Mumun gür alevine rağmen odaya derin bir karanlık çökmüştü. Gecenin karasından daha koyu olan bu uğursuz siyahlık, kendine ait olmayan bu alemde durabilmek için Zeki’nin kuvvetli ruhsal enerjisini büyük bir iştahla emiyor ve bu durum onun nefes almasını zorlaştıracak kadar boğuyordu. Karşılığında ise bu tutkulu, hırslı ama bir o kadar ruhsal olarak çökmüş ölümlünün sorularına cevap veriyordu. Cin için yeterince eğlenceli ve zevkliydi. İnsanların majikal enerjisi bu tür bedensiz varlıklar için her zaman iştah açıcı olurdu. Zeki, varlığın ismini ve inancını öğrendi. İsmi Yurat’tı. İnancını sorduğunda ise k-a-f-i-r-i-m harflerine gitmişti para. Zeki hiç korkmamış, aksine varlığa alışmanın da etkisiyle keyiflenmişti. Tam da kendisine uygun, aykırı ve küfrü seven bir karanlık varlık gelmişti huzuruna. Tanışma kısmı bittikten sonra neyi soracağını hiç planlamadığını fark ederek bir an dehşete kapıldı Zeki. Böylesine tehlikeli bir durumda nasıl olur da en önemli şeyi, varlığa soracağı soruları hazırlamazdı. Sonra yine kendi kendine gülmek geldi, hayatı boyunca hangi önemli işini uzun uzun planlamış ve tüm olasılıkları hesaplamıştı ki? O kontrolü değil kaosu övmüş, karmaşanın belirsizlikle örülü rahatlığına tapmıştı. Uçurumdan aşağı son sürat düşen hüzünlü bir canavar olmayı kravatlı bir rutin hayat kölesi olmaya her zaman tercih etmişti. Zaten çok fazla düşünmesine gerek kalmadan aklına yüzlerce soru üşüşmeye başladı. Gücü getirecek soruları bulmak ha? Tüm kainatta ona bundan daha kolay gelecek bir şey olamazdı. Önce maddi gücü sağlamalıydı. Her şeyden önce madde vardı. Sonra ruh, maneviyat ve duygular gelirdi. Para! Tipik bir üniversite öğrencisinin tüm özelliklerini taşıyordu maddi olarak. Yani savurganlıkta ve parasız gezmekte üzerine yoktu. En son ne zaman ay ortasında geldiğinde cüzdanında karnını kalan günler boyunca doyurmasına yetecek kadar parasının kaldığını hatırlamıyordu. Öncelikle sağlam bir para girişi olmalıydı. Sonra gelirdi gösteriş, yükseliş, cazibe, alkol ve uçuşlar! Bunu düşünmesiyle ne zamandır kafasına takılan ama nevrotik zihninde sürekli dalgalanan aşırı duygularla bilinçaltına ittiği bir konu yüzeye çıktı. Karşı komşu memur Ahmet Bey’in nereden geldiği belli olmayan, mahallede dedikodu konusu olan mal varlığı. Vergi dairesinde veznedar olduğu bilinen ve eşi ev hanımı olan Ahmet Bey’in altındaki Mercedes arabası, evindeki iki klima, Bodrum’daki yazlığı, mahalle sakinlerinin kafasına şüphe tohumları ekmesi için yeter de artar bile. Zeki uğursuz heyecanıyla sordu, gaybdan haberler getiren habis varlığa. Gücün ön şartı olan maddiyatın, yani paranın kokusunu almıştı bir kere. Ahmet Bey’in parasının nereden geldiğini sordu. Belki o kuytularda kalmış kaynağı bulabilirse elde edebileceği kozla kaynağa kendi elini sokabilirdi. Soru üzerine Yurat’ın karanlık aurasındaki ani dalgalanma ve parmaklarındaki artan kuvvetle hızla harflere giden paradan, davetin farklı bir boyuta ilerlediğini anlamıştı hemen Zeki. Daha farklı, daha karanlık, daha heyecanlı! Bu soru, yani gücü getirecek soru varlıkla bir anlaşmayı da gerektiriyordu Sıradan basit bir bilgi değildi istediği. Kendisine somut büyük maddi güç getirebilecek, başkasının sır niteliğindeki gizli bir bilgi, hiçbir ölümlüye karşılıksız verilmezdi. Zeki bedelin ne olduğunu sordu öte alemlerden gelen karanlık varlığa. Hızla, hevesle harflere giden parayı gözleriyle takip etti ve cümleyi anlayınca gözleri büyüdü. İstemsizce yutkundu Zeki. İşte, yalan değildi o öykülerde anlatılanlar, uyduruk şehir efsanelerinden ibaret değildi güç için habis varlıklara ödenen kanlı bedeller. Feda etmesini istiyordu varlık, değerli birisini, bir insanı! Servet için kanlı canlı birisini feda edecekti, ama sıradan biri değildi, değer verdiği nadir insanlardan, dostum diyebileceği

24

25

Profile for Gölge e-Dergi

Gölge e dergi ekim 2013 sayı 73  

Gölge e-Dergi Ekim 2013 Sayı 73

Gölge e dergi ekim 2013 sayı 73  

Gölge e-Dergi Ekim 2013 Sayı 73

Advertisement