Page 42

20. Gezici festival’in basın sponsorları arasındayız.

Öykü Asansör çok uzun süre yukarı tırmanmaya devam etti. “Eski dünya” belli ki epey yukarıdaydı. İki yoldaş sohbet edip yukarıdaki dünyayla alakalı tahminlerini paylaşıyorlardı. Bir süre sonra asansör yavaşlamaya başladı. Yavaşladı, yavaşladı… Ve sonra durdu. Şimdi yeni bir dünyanın eşiğindeydiler. Belki de birazdan efsanelerde anlatılan o mavi kubbeyi ve büyük ışık topunu göreceklerdi. Profesörün de Asuman’ın da gözlerinde heyecan vardı. Derin bir nefes aldılar ve Ki kapıyı açtı. Sonra karanlık… Asuman hayal kırıklığıyla önündeki manzaraya bakıyordu. Kapının ötesinde karanlık tan başka bir şey gözükmüyordu. Bir tek önlerindeki toprağı zar zor görebiliyorlardı. Çıktılar ve dolaşmaya başladılar. Bu dünya da aşağıdaki dünyalarına, yani Altyurt’a benziyordu. Karanlığa rağmen etraftaki ağaçlar ve tepeler bir nebze gözüküyor ve sesler her taraftan duyuluyordu. Ağustosböceklerinin ötüşleri ve rüzgârın hışırtısı kahramanlarımızın yabancısı oldukları şeylerdi. Heyecanla dolaşmaya devam ediyorlar ve yeni şeyler keşfediyorlardı. Peki etraf neden karanlıktı? Ayrıca onlardan önce gelen profesörün babası ve arkadaşı neden karanlık bir dünya görmüşler ve geri dönmüşlerdi. Aslında çok basit bir açıklaması vardı bunun. Onlar yukarıdaki dünyanın olgularına yabancı olduklarından durumu kavrayamamışlardı. Ancak cevap çok basitti. Yukarıdaki dünyaya her iki grup da gece vakti çıkmıştı. Dahası ilginç bir şekilde her iki grubun çıktığı günlerde o efsanelerdeki kubbe bulut denilen bir olguyla kapalıydı. “Bulut”: aşağıdan gelenler için bir bilinmeyen… Sonuç: karanlık. Neyse ki Profesör Ki ve Asuman, önceki yolcular gibi geri dönmeyip keşif tutkusuyla yukarıdaki dünyada kaldılar. Böylece o küçük ışığı gördüler. Bulutlar yavaşça aralanmıştı. Gördükleri sadece küçük bir yıldızdı. Önce hayranlıkla baktılar. Sonra “efsanelerde bahsedilen ışık topu bu olamaz herhalde” diye düşündüler. Bulutlar dağılmaya devam ediyordu. Yukarıdaki kubbenin her yanında ışık noktaları beliriyordu. Kahramanlarımız yıldızlarla tanışıyorlardı. Aşağıdaki dünyada hiç rastlamadıkları bir tabloydu bu. Geri dönmedikleri için kendilerini kutladılar. Böylece kâh yukarıdaki yıldızları seyrederek, kâh karanlıkta dünyanın siluetlerine bakarak saatlerce yürüdüler. Bir süre sonra karanlık dağılmaya başladı. Havanın aydınlanmaya başladığını hayretle fark ettiler. Üstelik kubbedeki ışık noktaları da kayboluyordu. “Bak!” diyerek yukarıyı işaret etti Profesör. “Rengi değişiyor.” Gerçekten de kubbenin siyah rengi açılıyordu. Özellikle bir yönde aydınlık artmıştı. Eskilerin “doğu” dedikleri taraftı bu. Sonra o inanılmaz olay oldu. Efsanelerdeki ışık topu uzak dağların arkasından yükseldi. Kahramanlarımızın nefesi kesildi bir an. Etraf ışıkla doluyordu. En önemlisi belki de… Yukarısı… Kubbe… “İşte!” diye bağırdı Asuman. “Mavi kubbe!” Bütün kâşiflerin hissettiği o sevinçle oynamaya başladılar. Efsanelerdeki ışık topunun ve mavi kubbenin muzaffer kâşifleriydi onlar. Bu keşfin sonrasında kahramanlarımızın ne yaptığını bilmiyoruz. Belki asansöre atlayıp aşağıda, derinlerdeki Altyurt sakinlerine bu muhteşem keşiflerini anlatmışlardır. Evet, böyle yapmışlardır mutlaka. Çünkü mavi kubbe ve doğudan yükselen güneşi paylaşmak istemişlerdir. Altyurt boşaltılmış ve antik bir harabe, tarihi bir yapı olarak kalmıştır. Artık mavi kubbenin altında yaşamak zamanıdır. Öykü: Mümin CAN

82

İllüstrasyon: Cihan Oğuz DEMİRCİ

83

Profile for Gölge e-Dergi

Gölge e Dergi Aralık 2014 Sayı 87  

Gölge e Dergi Aralık 2014 Sayı 87  

Advertisement