Issuu on Google+


Birinci Bask›: Aral›k, 2005 ‹kinci Bask›: Ocak, 2006 Üçüncü Bask›: fiubat, 2006 Dördüncü Bask›: Mart, 2006

ARAfiTIRMA YAYINCILIK Talatpafla Mah. Emirgazi Caddesi ‹brahim Elmas ‹flmerkezi A Blok Kat 4 Okmeydan› - ‹stanbul Tel: (0 212) 222 00 88

Bask›: Kelebek Matbaac›l›k Litros Yolu, No: 4/1-A Nevzat Fikret Koru Holding Binas› Topkap›-‹stanbul Tel: (0 212) 612 43 59

w w w. h a r u n y a h y a . o r g - w w w. h a r u n y a h y a . n e t


YAZAR ve ESERLERİ HAKKINDA Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 yılında Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Daha sonra İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. 1980'li yıllardan bu yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser hazırladı. Bunların yanı sıra, yazarın evrimcilerin sahtekarlıklarını, iddialarının geçersizliğini ve Darwinizm'in kanlı ideolojilerle olan karanlık bağlantılarını ortaya koyan çok önemli eserleri bulunmaktadır. Harun Yahya'nın eserleri yaklaşık 30.000 resmin yer aldığı toplam 45.000 sayfalık bir külliyattır ve bu külliyat 57 farklı dile çevrilmiştir. Yazarın müstear ismi, inkarcı düşünceye karşı mücadele eden iki peygamberin hatıralarına hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluşturulmuştur. Yazar tarafından kitapların kapağında Resulullah'ın mührünün kullanılmış olmasının sembolik anlamı ise, kitapların içeriği ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-ı Kerim'in Allah'ın son kitabı ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmasını remzetmektedir. Yazar da, yayınladığı tüm çalışmalarında, Kuran'ı ve Resulullah'ın sünnetini kendine rehber edinmiştir. Bu suretle, inkarcı düşünce sistemlerinin tüm temel iddialarını tek tek çürütmeyi ve dine karşı yöneltilen itirazları tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'ın mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duası olarak kullanılmıştır. Yazarın tüm çalışmalarındaki ortak hedef, Kuran'ın tebliğini dünyaya ulaştırmak, böylelikle insanları Allah'ın varlığı, birliği ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düşünmeye sevk etmek ve inkarcı sistemlerin çürük temellerini ve sapkın uygulamalarını gözler önüne sermektir. Nitekim Harun Yahya'nın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, İngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, İspanya'dan Brezilya'ya, Malezya'dan İtalya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyanın daha pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca, Malayca,


Bengoli, Sırpça, Bulgarca, Çince, Kishwahili (Tanzanya'da kullanılıyor), Hausa (Afrika'da yaygın olarak kullanılıyor), Dhivelhi (Mauritus'ta kullanılıyor), Danimarkaca ve İsveçce gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurt dışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir. Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu eserlerdeki hikmetli, özlü, kolay anlaşılır ve samimi üslubun, akılcı ve ilmi yaklaşımın farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Bu eserleri okuyan ve üzerinde ciddi biçimde düşünen insanların, artık materyalist felsefeyi, ateizmi ve diğer sapkın görüş ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri mümkün değildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklardır, çünkü fikri dayanakları çürütülmüştür. Çağımızdaki tüm inkarcı akımlar, Harun Yahya külliyatı karşısında fikren mağlup olmuşlardır. Kuşkusuz bu özellikler, Kuran'ın hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır. Yazarın kendisi bu eserlerden dolayı bir övünme içinde değildir, yalnızca Allah'ın hidayetine vesile olmaya niyet etmiştir. Ayrıca bu eserlerin basımında ve yayınlanmasında herhangi bir maddi kazanç hedeflenmemektedir. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, insanların görmediklerini görmelerini sağlayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasını teşvik etmenin de, çok önemli bir hizmet olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu değerli eserleri tanıtmak yerine, insanların zihinlerini bulandıran, fikri karmaşa meydana getiren, kuşku ve tereddütleri dağıtmada, imanı kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmadığı genel tecrübe ile sabit olan kitapları yaymak ise, emek ve zaman kaybına neden olacaktır. İmanı kurtarma amacından ziyade, yazarının edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyeceği açıktır. Bu konuda kuşkusu olanlar varsa, Harun Yahya'nın eserlerinin tek amacının dinsizliği çürütmek ve Kuran ahlakını yaymak olduğunu, bu hizmetteki etki, başarı ve samimiyetin açıkça görüldüğünü okuyucuların genel kanaatinden anlayabilirler. Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaşaların, Müslümanların çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizliğin fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulmanın yolu ise, dinsizliğin fikren mağlup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konması ve Kuran ahlakının, insanların kavrayıp yaşayabilecekleri şekilde anlatılmasıdır. Dünyanın günden güne daha fazla içine çekilmek istendiği zulüm, fesat ve kargaşa ortamı dikkate alındığında bu hizmetin elden geldiğince hızlı ve etkili bir biçimde yapılması gerektiği açıktır. Aksi halde çok geç kalınabilir. Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmiş olan Harun Yahya külliyatı, Allah'ın izniyle, 21. yüzyılda dünya insanlarını Kuran'da tarif edilen huzur ve barışa, doğruluk ve adalete, güzellik ve mutluluğa taşımaya bir vesile olacaktır.


OKUYUCUYA ● Bu kitapta ve di¤er çal›flmalar›m›zda evrim teorisinin çöküflüne özel bir yer ayr›lmas›n›n nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtar› felsefenin temelini oluflturmas›d›r. Yarat›l›fl› ve dolay›s›yla Allah'›n varl›¤›n› inkar eden Darwinizm, 140 y›ld›r pek çok insan›n iman›n› kaybetmesine ya da kuflkuya düflmesine neden olmufltur. Dolay›s›yla bu teorinin bir aldatmaca oldu¤unu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlar›m›za ulaflt›r›labilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucular›m›z belki tek bir kitab›m›z› okuma imkan› bulabilir. Bu nedenle her kitab›m›zda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayr›lmas› uygun görülmüfltür. ● Belirtilmesi gereken bir di¤er husus, bu kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Yazar›n tüm kitaplar›nda imani konular, Kuran ayetleri do¤rultusunda anlat›lmakta, insanlar Allah'›n ayetlerini ö¤renmeye ve yaflamaya davet edilmektedir. Allah'›n ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyan›n akl›nda hiçbir flüphe veya soru iflareti b›rakmayacak flekilde aç›klanmaktad›r. ● Bu anlat›m s›ras›nda kullan›lan samimi, sade ve ak›c› üslup ise kitaplar›n yediden yetmifle herkes taraf›ndan rahatça anlafl›lmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu etkili ve yal›n anlat›m sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktad›r. Dini reddetme konusunda kesin bir tav›r sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlat›lan gerçeklerden etkilenmekte ve anlat›lanlar›n do¤rulu¤unu inkar edememektedirler. ● Bu kitap ve yazar›n di¤er eserleri, okuyucular taraf›ndan bizzat okunabilece¤i gibi, karfl›l›kl› bir sohbet ortam› fleklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplar› birarada okumalar›, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmalar› aç›s›ndan yararl› olacakt›r. ● Bunun yan›nda, sadece Allah r›zas› için yaz›lm›fl olan bu kitaplar›n tan›nmas›na ve okunmas›na katk›da bulunmak da büyük bir hizmet olacakt›r. Çünkü yazar›n tüm kitaplar›nda ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitaplar›n di¤er insanlar taraf›ndan da okunmas›n›n teflvik edilmesidir. ● Kitaplar›n arkas›na yazar›n di¤er eserlerinin tan›t›mlar›n›n eklenmesinin ise önemli sebepleri vard›r. Bu sayede kitab› eline alan kifli, yukar›da söz etti¤imiz özellikleri tafl›yan ve okumaktan hoflland›¤›n› umdu¤umuz bu kitapla ayn› vas›flara sahip daha birçok eser oldu¤unu görecektir. ‹mani ve siyasi konularda yararlanabilece¤i zengin bir kaynak birikiminin bulundu¤una flahit olacakt›r. ● Bu eserlerde, di¤er baz› eserlerde görülen, yazar›n flahsi kanaatlerine, flüpheli kaynaklara dayal› izahlara, mukaddesata karfl› gereken adaba ve sayg›ya dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, flüpheci ve ye'se sürükleyen anlat›mlara rastlayamazs›n›z.


ÖNSÖZ ................................................................10 G‹R‹fi ...................................................................13 Evrimciler Arkeolojik Bulgular› Aç›klayamaz.........................................17 Evrimcilerin Hayali Kronolojisi ...............................................................24 Müminler Tarih Boyunca Medeni Bir Yaflam Sürmüfllerdir ..................29 Kültürel Birikim, Evrimsel Bir Süreç Yafland›¤›n› Göstermez ...............35

MEDEN‹YET ‹LERLED‹⁄‹ G‹B‹ GER‹LER DE.....37 Medeniyetimizden Geriye Kalacaklar... ..................................................45 Ma¤aralardaki Geliflmifl Sanat .................................................................57

GEÇM‹fi MEDEN‹YETLER‹N HAYRANLIK UYANDIRAN ‹ZLER‹......................96 Geçmiflin ‹zleri Evrimi Yalanl›yor ...........................................................102

‹nsanl›k Tarihinin fiafl›rt›c› Eserleri: Megalitler ..........109 Newgrange ...............................................................................................111 Stonehenge ..............................................................................................120 Tiahuanaco fiehrindeki Hayret Verici Kal›nt›lar.....................................123 Sanat ve Bilim Yönünden Muhteflem Bir Medeniyet: Antik M›s›r ............................................132 T›bb›n Kökeni Antik M›s›r'da..................................................................132 Eski M›s›r'da Geliflmifl Metalurji ..............................................................137 fiehir Planlamac›l›¤› ve Alt Yap›n›n Eski M›s›r'daki Önemi ..................140 Antik M›s›rl›lar›n Tekstildeki Baflar›lar›...................................................142 Matematikte ‹leri Seviye ..........................................................................144


S›rlarla Dolu ‹nfla Teknolojisi.....................................................................144 Piramitler Tekrar ‹nfla Edilmek ‹stense... .................................................148

Sümer Medeniyeti ............................................................158 ‹leri Bir Medeniyet: Sümerler.....................................................................160 Sümerler ve Bilim ......................................................................................164 Tarihin Evrimi ‹ddialar›n› Çürüten Bir Baflka Medeniyet: Mayalar .........................................172 Matematik Uzman› Mayalar ........................................................................176 Maya Takvimi ..............................................................................................178 Mayalar›n Astronomi Bilgileri .....................................................................179 Eski Maya fiehri Tikal'deki Yol A¤› ............................................................182 Mayalar›n Kulland›¤› Diflli Çarklar .............................................................183 Dilin Evrimi Açmazı .........................................................192

HAK D‹N TAR‹H‹N ‹LK GÜNÜNDEN BER‹ VARDIR ............................196 Dinlerin Evrimi Yan›lg›s› Nas›l Geliflti? .........................197 Hak Dinin Tahrif Edilmesi...............................................200 Mezopotamya ve M›s›r'da Elde Edilen Arkeolojik Bulgular .....................201 Hindistan'da Bat›l Çok Tanr›l› ‹nanc›n Kökeni .........................................206 Avrupa Tarihinde Dinlerin Tahrif Edilmesi................................................207 Allah'›n Vahy Etti¤i Hak Din ......................................................................208

SONUÇ...................................................................210 Zamans›zl›k Gerçe¤ini Göz Ard› Etmemek ...................210 Zaman Kavram›n›n Asl› ..............................................................................211 "Geçmifl" Kavram› Haf›zam›zdaki Bilgilerden ‹barettir .............................212 Dünya Tarihi de Göreceli Bir Kavramd›r ..................................................214 Samimi Düflünmek ..........................................................216

EK BÖLÜM: DARWIN‹ZM'‹N ÇÖKÜfiÜ.................220


undan 700 bin y›l önce insanlar›n, çok iyi infla edilmifl gemilerle okyanus yolculuklar› yapt›klar›n› biliyor muydunuz? Ya da bize "ilkel ma¤ara adamlar›" olarak tan›t›lan insanlar›n, gerçekte günümüzdeki ressamlar› aratmayacak bir yetene¤e ve estetik anlay›fl›na sahip olduklar›n› hiç duydunuz mu? 80 bin y›l önce yaflam›fl olan ve bize evrimciler taraf›ndan "maymun adam" gibi gösterilmeye çal›fl›lan Neandertal ›rk›n›n, müzik aletleri yapt›¤›n›, giyim-kuflam zevkine sahip oldu¤unu, k›zg›n kumlarda biçimli sandaletlerle gezdi¤ini biliyor muydunuz?

10


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Büyük olas›l›kla bunlar›n hemen hiçbirini daha önce duymam›fl olabilirsiniz. Aksine, bu insanlar›n yar› maymun yar› insan, konuflma yetene¤inden yoksun, dik duramayan, sadece garip h›r›lt›lar ç›karan, vahfli ma¤ara adamlar› oldu¤u yan›lg›s›na kap›lm›fl olabilirsiniz. Çünkü bu büyük yalan, yaklafl›k 150 y›ld›r dünyan›n dört bir yan›nda insanlara telkin edilmektedir. Bu telkinin amac› ise, materyalist felsefeyi ayakta tutabilmektir. Materyalist, yani maddeci felsefe, Yarat›c›'n›n varl›¤›n› inkar eder. Gerçekleri sapt›ran bu görüfle göre, evren ve madde ezelidir, yani bir bafllang›c› dolay›s›yla bir Yarat›c›s› yoktur. Bu bat›l inanc›n sözde bilimsel temelini ise evrim teorisi oluflturur. Çünkü materyalistler, evrenin bir Yarat›c›s› olmad›¤›n› iddia ettikleri için bu evrendeki canl›l›¤›n ve düzenin nas›l ortaya ç›kt›¤›na kendilerince bir aç›klama getirmeleri gerekmektedir. Evrim teorisi bu amaçla kullan›lan bir senaryodur. Bu senaryoya göre, evrendeki tüm düzen ve canl›l›k, tesadüflerin sonucunda kendili¤inden oluflmufltur. ‹lkel dünyada bulunan baz› cans›z maddeler tesadüfen biraraya gelerek ilk canl› organizmay› oluflturmufllard›r. Milyonlarca y›l süren tesadüfler sonucunda ise bu ilk canl› organizman›n evrimleflmesiyle evrim zincirinin en sonunda bulunan insan meydana gelmifltir. Her biri imkans›z olan milyonlarca aflaman›n sonucunda meydana geldi¤i iddia edilen insan›n tarihi de, yine bu senaryoya uygun olarak hikayelefltirilmifltir. Hiçbir bilimsel delili olmayan bu anlat›ma göre insanl›k tarihi flöyledir: Nas›l ki canl›l›k ilkel bir organizmadan, en geliflmifl organizma olan insana kadar ilerlemiflse, insanl›k tarihi de en ilkel insan toplumundan en geliflmifl insan toplumuna do¤ru ilerleme göstermifl olmal›d›r. Bu, bilimsel dayana¤› olmayan bir varsay›md›r. Ve bu varsay›m, materyalist felsefenin ve evrim teorisinin iddialar›na göre

11


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

haz›rlanm›fl olan insanl›k tarihinin temelini teflkil eder. Evrimci bilim adamlar›, tek hücreden çok hücreye ve ard›ndan maymundan insana do¤ru uzayan sözde evrim sürecini aç›klayabilmek için, tarihin geliflimini de senaryolaflt›rm›fllard›r. Bunun için 'ilkel insan'›n yaflam fleklini aç›klayan "ma¤ara devri", "tafl devri" gibi hayali dönemler uydurmufllard›r. "‹nsanlar maymunlarla ortak bir atadan türemifllerdir" yalan›n› savunan evrimciler, bu iddialar›n› kendilerince kan›tlayabilmek için aray›fla girmifller ve arkeolojik kaz›larda bulduklar› her tafl ya da ok parças›n› veya bir çömle¤i bu do¤rultuda yorumlam›fllard›r. Oysa karanl›k bir ma¤arada postlara bürünerek oturan, konuflma yetene¤i olmayan yar› insan yar› maymun canl›lar, yaln›zca birer hayal ürünüdür. ‹lkel insan hiçbir zaman var olmam›fl, tafl devri hiçbir zaman yaflanmam›flt›r. Bunlar evrimcilerin bir k›s›m medyan›n da yard›m›yla oluflturduklar› göz boyamalardan baflka bir fley de¤ildir. Bunlar birer göz boyamad›r; çünkü biyoloji, paleontoloji, mikrobiyoloji, genetik bilimler baflta olmak üzere bilim alan›nda yaflanan geliflmeler bugün evrim iddias›n› tamamen y›km›flt›r. Canl› türlerinin birbirlerine dönüflüp evrimlefltikleri iddias›n›n geçersizli¤i anlafl›lm›flt›r. Ayn› flekilde insan da maymun benzeri canl›lardan evrimleflmemifltir. ‹nsan, var oldu¤u günden bu yana insand›r. Var oldu¤u günden bu yana da yüksek bir kültüre sahiptir. Dolay›s›yla "tarihin evrimi" de hiçbir zaman gerçekleflmemifltir. Bu kitapta, "insan tarihinin evrimi" iddias›n›n geçersizli¤ini bilimsel delilleriyle ortaya koyacak, bilimsel bulgular›n yarat›l›fl gerçe¤ini destekledi¤ini inceleyece¤iz. ‹nsan bu dünyaya evrimle de¤il, sonsuz bir güç ve ak›l sahibi olan Allah'›n kusursuz yaratmas›yla gelmifltir. ‹lerleyen sayfalarda bu gerçe¤in bilimsel ve tarihsel delillerini okuyacaks›n›z.

12


vrimci tarih anlay›fl›na göre insanl›k tarihi, insan›n sözde evrimine paralel olarak çeflitli dönemlere ayr›larak incelenir. Pek ço¤unuzun okul y›llar›nda ya da çeflitli gazete ve televizyon haberlerinde duymaya al›fl›k oldu¤u tafl devri, yontma tafl devri, cilal› tafl devri, bronz ça¤›, demir ça¤› gibi hayali kavramlar söz konusu evrimci kronolojinin önemli parçalar›d›r. Ço¤u insan bu hayali tabloyu hiç düflünmeden kabul eder ve insanl›¤›n bir zamanlar sadece kaba tafl aletler kullan›lan, medeniyet ve teknolojinin bilinmedi¤i bir dönem yaflad›¤›n› san›r. Oysa arkeolojik bulgular ve bilimsel veriler incelendi¤inde ortaya çok daha farkl› bir tablo ç›kar. Geçmiflten günümüze kalan izler,

13


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Evrimcilerin sözde taş devri olarak nitelendirdikleri dönemde insanlar ibadetlerini yerine getiriyor, gönderilmiş elçilerin tebliğlerini dinliyor, binalar inşa ediyor, mutfaklarında yemek pişiriyor, aileleriyle sohbet ediyor, komşu ziyaretlerine gidiyor, terzilere kıyafetler diktiriyor, doktorlara tedavi oluyor, müzikle ilgileniyor, resimle uğraşıyor, heykel yapıyor kısaca normal bir yaşam sürüyorlardı. Arkeolojik bulguların da gösterdiği gibi tekGeç Neolitik döneme ait tafllardan ve kabuklardan yap›lm›fl bu kolye, dönemin insanlar›n›n sanat ve estetik zevklerinin yan› s›ra, böyle bir süs eflyas›n› meydana getirebilecek teknolojiye de sahip olduklar›n› göstermektedir.

nolojide ve bilgi birikiminde tarih boyunca değişiklikler olmuş, ama insan hep insanca yaşamıştır.

MÖ 7-11 bin y›llar›na ait olan kaplar, masa modeli ve kafl›k, dönemin insanlar›n›n yaflam düzenleri hakk›nda önemli bilgiler vermektedir. Evrimcilerin iddias›na göre bu dönemde insanlar henüz yerleflik düzene geçmifller ve yeni yeni medenileflmeye bafllam›fllard›r. Oysa bu malzemeler, dönemin insanlar›n›n kültürlerinin eksiksiz oldu¤unu, tam anlam›yla medeni bir yaflam sürdüklerini göstermektedir. Bu insanlar, t›pk› günümüzdeki insanlar gibi masalarda oturmakta, tabaklarda, çatal, kafl›k, b›çak kullanarak yemeklerini yemekte, misafirlerini konuk etmekte, onlara ikramda bulunmakta, k›saca düzenli bir hayat yaflamaktayd›lar. Elde edilen bulgular bütünüyle incelendi¤inde, sanat anlay›fllar›yla, t›p bilgileriyle, teknik imkanlar›yla, günlük yaflant›lar›yla Neolitik ça¤ insanlar›n›n t›pk› kendilerinden öncekiler ve sonrakiler gibi insani bir yaflam sürdükleri görülmektedir.

14


12 BİN YILLIK DÜĞME Yanda - MÖ 10 binli y›llarda kullan›lm›fl olan kemikten yap›lm›fl bu dü¤meler, dönemin insanlar›n›n k›yafet kültürlerinin oldu¤unu göstermektedir. Dü¤meyi kullanan bir toplumun dikifli, kumafl›, dokumac›l›¤› da bilmesi gerekir.

12 BİN YILLIK BONCUKLAR Afla¤›da - Yaklafl›k MÖ 10 bin y›l›na ait olan bu tafllar, arkeologlar›n bulgular›na göre bir tür boncuk olarak kullan›lmaktayd›. Tafllardaki muntazam delikler dikkat çekicidir. Bu delikler, tafla taflla vurularak aç›lamaz. Böyle sert tafllarda bu derece düzgün delikler açabilmek için çelik veya demirden yap›lm›fl aletler kullan›lm›fl olmal›d›r.

9-10 BİN YILLIK TIĞ ve İĞNELER Üstte - MÖ 7 - 8 bin y›llar›na ait olan bu t›¤ ve i¤neler, dönemin insanlar›n›n kültürel yaflamlar›n›n önemli birer delilidir. T›¤› ve i¤neyi kullanan insanlar›n evrimcilerin iddia etti¤i gibi hayvani de¤il, tam anlam›yla insani bir yaflam sürdükleri aç›kt›r.

12 BİN YILLIK BAKIR TIĞ

Resimdeki flütler ortalama 95 bin y›ll›kt›r. Bundan on binlerce y›l önce yaflayan insanlar›n da geliflmifl müzik kültürü vard›r.

15

Üstte - MÖ 10 binli y›llara ait olan bak›r t›¤, söz konusu dönemde madenlerin ve metallerin bilinip kullan›ld›¤›n›n bir delilidir. Kristal ya da tozumsu mineraller halinde olan bak›r cevherleri, yafll› ve sert kayalarda damarlar halinde bulunur. Bak›rdan t›¤ yapan bir toplumun, bak›r cevherini tan›mas›, bu cevheri, kayan›n içinden ç›karmay› baflarmas› ve iflleyebilecek teknik imkanlara sahip olmas› gerekir. Bunu da evrimcilerin iddia etti¤i gibi sözde ilkellikten yeni kurtulmufl varl›klar›n yapamayaca¤› aç›kt›r.


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

insanlar›n, tarihin her döneminde kültürleriyle ve sosyal yaflamlar›yla medeni bir hayat sürdüklerini göstermektedir. Arkeolojik kaz›larda bulunan aletler, dikifl i¤neleri, flüt kal›nt›lar›, süs eflyalar›, dekorasyon malzemeleri, geçmifl insanlar›n kültürel olarak geliflmifl bir yaflam

Koyu renkli cam›ms›

sürdüklerinin göstergelerindendir.

bir kaya olan

Bundan yüz binlerce

obsidyenden yap›lm›fl bu alet yak-

y›l önce de t›pk› günümüzdeki gibi, insanlar evlerinde yafl›yor, tar›mla u¤rafl›yor, al›flverifllerini yap›yor, tekstil ürünleri

lafl›k MÖ 10 bin y›l›na aittir. Sadece tafl darbeleriyle, obsidyenin böyle inceltilip flekillendirilmesi mümkün de¤ildir.

meydana getiriyor, yemeklerini yiyor, akraba ziyaretlerine gidiyor, müzikle ilgileniyor, resim yap›yor, hastal›klar› tedavi ediyor, ibadetlerini yerine getiriyor k›saca normal günlük hayatlaKafl›klar, dönemin insanlarının bir mutfak kültürleri oldu¤unu göstermektedir. Bu, evrimcilerin iddia etti¤i gibi sözde ilkel bir yaflantılarının olmadı¤ının delilidir.

r›n› yafl›yorlard›. Allah'›n gönderdi¤i peygamberlere uyan insanlar Bir olan Allah'a iman ediyor, baz›lar› ise sapk›nça putlara tap›yordu. Peygamberlere uyan müminler Allah'›n emretti¤i ahlak› yaflarken, birtak›m insanlar da bat›l uygulamalarda bulunuyor, sapk›n ayinler gerçeklefltiriyorlard›. Günümüzde oldu¤u gibi tarihin her döneminde de, hem Allah'›n varl›¤›na iman eden insanlar vard›, hem de

putperest ve müflrik insanlar. Elbette tarih boyunca bir yanda medeni bir yaflam Tarihte hiçbir zaman ilkel zihne sahip varl›klar›n yaflamad›¤›n›n delillerinden biri de, 40 bin y›ll›k bu flüttür. Bilimsel çal›flmalar, günümüz Bat› müzi¤inde kullan›lan 7 nota esas›na dayal› flütlerin on binlerce y›l önce de kullan›ld›¤›n› göstermektedir.

16


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

süren insanlar varken bir yanda da daha basit ve ilkel koflullarda yaflayan toplumlar var olmufltur. Ancak bu, insanl›k tarihinin sözde evrimine delil teflkil edecek bir durum de¤ildir. Zira günümüzde de dünyan›n bir köflesinde uzaya araç gönderilirken, bir di¤er köflesinde insanlar henüz elektri¤in varl›¤›n› dahi bilmemektedir. Ama bu durum ne uzay arac›n› yapanlar›n zihinsel ve fiziksel olarak daha geliflmifl -sözde evrim sürecinde ilerlemifl-, ne de di¤erlerinin daha geri -sözde hala maymun-insanlara daha yak›n- olduklar›n› göstermez. Bunlar sadece kültür ve medeniyet farkl›l›¤›n›n göstergeleridir, kültürel bir evrim yafland›¤›n›n de¤il.

Evrimciler Arkeolojik Bulgular› Aç›klayamaz ‹nsanl›k tarihini anlatan evrimci bir eseri inceledi¤inizde ilk dikkatinizi çekecek hususlardan biri, insan›n sözde ilkel atalar›n›n günlük hayatlar›na dair detayl› tasvirlerdir. Kullan›lan üsluptaki eminlikten, konu hakk›nda bilgisi olmayan biri, tüm bu anlat›lanlar›n bilimsel delillere dayand›¤›n› düflünebilir. Evrimci bilim adamlar› sanki o dönemde yaflam›fl, gözlem yapma imkan›na sahip olmufl gibi detayl› hikayeler anlat›rlar: ‹ki aya¤› üzerinde durmaya bafllayan sözde atalar›m›z›n elleri bofl kal›nca alet yapmaya bafllad›klar›n›, uzun dönemler boyunca sadece tafl› kulland›klar›n›, tahtalar ve tafllardan baflka hiçbir alet edavatlar›n›n olmad›¤›n›, demiri, bak›r›, tuncu kullanmay› çok daha ilerleyen dönemlerde ö¤rendiklerini söylerler. Ancak bu anlat›lanlar bilimsel delillere de¤il, evrimcilerin ön yarg›lar›na göre bulgular› yanl›fl yorumlamalar›na dayal› hikayelerdir. Arkeolog Paul Bahn, insanl›k tarihinin evrimi senaryosunun bir masaldan ibaret oldu¤unu flöyle ifade eder: Bilimin o kadar büyük k›sm› hikayelere dayan›yor ki! Hikayeyi iyi bir anlamda kullan›yorum, ancak yine de hikaye iflte. ‹nsano¤lunun evrimine dair geleneksel senaryolar› düflünün: Av atefli, kamp atefli, karanl›k

17


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Eski medeniyetlerden günümüze kalan kalıntılarda taş işlemeciliği dikkat çekmektedir. Taşa bu derece detaylı ve düzgün şekil verilebilmesi için, çoğunlukla güçlü çelik aletler kullanılması gerekir. Taşı taşla yontarak, taşı taşa sürterek ince desenlerin ve şekillendirmenin yapılması mümkün değildir. Granit gibi sağlam taşların bu derece düzgün kesilmesi, üzerlerine desenler işlenmesi bunu yapabilecek teknik alt yapıyı gerektirir. Pek çok taş kalıntıdaki parlama da, keskin ve düzgün kesimden kaynaklanmaktadır. Evrimci bilim adamlarının bu parlaklığı cila olarak nitelendirmeleri, bu dönemi de "cilalı taş devri" olarak kabul etmeleri bilim dışı bir yorumdur. Cilanın binlerce yıl boyunca muhafaza edilmesi mümkün değildir. Söz konusu taşlar iddia edildiği gibi cilalandığı için değil, düzgün kesildikleri için parlamaktadırlar. Bu, taşın kendi yapısından kaynaklanan bir parlamadır.

Yukar›daki resimlerde görülen bileziklerden soldaki mermerden, sa¤daki de bazalttan yap›lm›flt›r. MÖ 8500-9000 y›llar›na aitlerdir. Evrimciler bu dönemde, sadece tafltan yap›lm›fl aletlerin kullan›ld›¤›n› iddia ederler. Bazalt ve mermer çok sert tafllard›r. Bu tafllar›n böylesine düzgün yuvarlak halkalar haline getirilmesi için, çelikten yap›lm›fl keski ve iflçilik malzemeleri kullan›lmal›d›r. Bileziklerin çelik aletler kullan›lmadan kesilip flekillendirilmifl olmas› mümkün de¤ildir. Bir kifliye bir parça tafl verip, elindeki taflla, bazalt kitlesini, resimdeki gibi bir bilezik haline getirmesini istesek, bunda baflar›l› olabilir mi? Elbette tafl› tafla sürterek, tafla taflla vurarak bilezi¤i meydana getiremeyecektir. Ayr›ca bu bulgular, o dönemde burada yaflayan insanlar›n estetik anlay›fla ve sanat zevkine sahip olan, kültürleri geliflmifl bireyler oldu¤unu göstermektedir.

18


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Resimlerde elle yap›lm›fl obsidyenler, kemik aletler, kancalar ve tafltan yap›lm›fl çeflitli malzemeler görülmektedir. Kemi¤e taflla vurarak böyle düzgün flekillerin elde edilemeyece¤i aç›kt›r. Kaba tafl darbeleri, kemi¤i sürekli da¤›t›p parçalayacak, istenildi¤i gibi flekillendirilmesini engelleyecektir. Ayn› flekilde granit ve bazalt gibi en sert tafllardan yap›lan bu malzemelerin de, tafl darbeleriyle bu derece düzgün kesilmesinin, sivriltilip flekillendirilmesinin mümkün olmad›¤› aç›kt›r. Bu tafllar, meyve keser gibi düzgün kesilmifltir. Tafllar›n parlakl›¤› da evrimcilerin iddia etti¤i gibi cilalanm›fl olmalar›ndan de¤il, kesimden kaynaklanmaktad›r. Bu eflyalar› yapan insanlar, ellerindeki malzemeyi diledikleri gibi flekillendirebilecekleri demir veya çelikten yap›lm›fl teknik cihazlara sahip olmal›d›r. Sert tafl parçalar› ancak çelikle bu derece düzgün kesilebilir.

19


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

ma¤aralar, ayinler, alet yap›m›, yafllanma, mücadele ve ölümle ilgili hikayeleri. Ne kadar› kemik ve kal›nt›lara, ne kadar› edebiyat ölçülerine dayan›r? (Paul Bahn, Arkeolojinin ABC'si, s.16; Burak Eldem, 2012: Marduk'la Randevu, ‹nk›lap Kitabevi, ‹stanbul, 2003, s. 23)

Paul Bahn'›n net olarak ifade etmekten çekindi¤i sorunun cevab› aç›kt›r, insanl›k tarihinin sözde evrimi bilimsel de¤il tamamen "edebi" ölçülere dayanmaktad›r. Nitekim bu hikayelerde pek çok cevaps›z husus, mant›k çeliflkisi ve bozuklu¤u vard›r. Ancak evrimci dogmalarla düflünen bir kifli bu çeliflkileri fark edemez. Örne¤in evrimciler yontma tafl devrinden bahsederler, ama o döneme ait aletBu tafl kabartmas› 11 bin y›ll›kt›r. Evrimcilerin iddialar›na göre bu dönemde sadece

lerin veya kal›nt›lar›n nas›l yontu-

kaba, tafl aletler kullan›lmaktad›r. Oysa,

lup flekillendirilmifl olabilece¤ini

tafl› tafla sürterek böyle bir eser yap›la-

anlatmazlar. T›pk› "dinazorlar›n si-

maz. Söz konusu kabartman›n nas›l böy-

nekleri kovalarken kanat gelifltirip

le biçimli ve düzgün yap›lm›fl oldu¤unu evrimciler ak›lc› ve mant›kl› bir flekilde

uçmaya bafllad›klar›n› öne sürüp,

aç›klayamaz. Bu ve benzeri eserlerin ya-

sine¤in ise nas›l uçtu¤unu" hiçbir

p›labilmesi için demir veya çelikten aletler kullanan, ak›ll› insanlar olmas› gerekir.

zaman aç›klayamad›klar› gibi, on binlerce y›l öncesine ait kal›nt›lar›n

nas›l yap›l›p biçimlendirildi¤ini de aç›klayamazlar. Konunun bu yönünü tamamen unutmaya ve unutturmaya çal›fl›rlar. Oysa tafl› yontup flekillendirmek çok zor bir ifltir. Tafl› tafla sürte-

20


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

rek, tarih öncesi kal›nt›larda oldu¤u gibi, mükemmel düzgünlükte ve sivrilikte kesilmifl aletler elde etmek mümkün de¤ildir. Granit, bazalt ya da dolerit benzeri sert tafllar›n, parçalan›p da¤›lmadan, a¤aç hamuru gibi incecik kesilmesi ancak çelik e¤elerin, tornalar›n, levyelerin, rendelerin, tafl kesimi ve flekillendirilmesinde kullan›lan di¤er aletlerin varl›¤›yla mümkündür. Yine on binlerce y›l öncesine ait bileziklerin, kü-

550 bin y›ll›k bu tafl aletin, bu

pelerin, kolyelerin, kürelerin tafl kullan›la-

derece düzgün kesilip biçim-

rak yap›lamayaca¤› bellidir. Bu eflyalardaki

lendirilebilmesi için demir veya

ufak delikler taflla vurarak aç›lamaz. Üzer-

yap›lm›fl aletler kullan›lmas›

çelik gibi sa¤lam metallerden

lerindeki süslemeler tafl› sürterek meydana

gerekir.

getirilemez. Söz konusu eserlerin muntazaml›¤›, bunlar› meydana getirmek için demir, çelik ve di¤er metallerden yap›lm›fl aletlerin kullan›lm›fl oldu¤unu göstermektedir. Pek çok arkeolog ve bilim adam›, söz konusu tarihi eserlerin veya kal›nt›n›n evrimcilerin iddia etti¤i koflullarda yap›l›p yap›lamayaca¤›n› test etmifltir. Örne¤in, 11 bin y›l önce infla edilmifl oldu¤u tahmin edilen Göbekli Tepe'de bulunan blok tafllar üzerindeki ifllemelerin nas›l yap›lm›fl olabilece¤ini araflt›ran Prof. Klaus Schmidt flöyle bir deney yapm›flt›r: Evrimcilerin o dönemde kullan›ld›¤›n› iddia ettikleri tafllar› iflçilerin ellerine vererek, kayalar›n üzerine benzer kabartmalar çizmelerini istemifltir. Kayalar› taflla flekillendirmeye çal›flan iflçiler 2 saat boyunca aral›ks›z çal›flmalar› sonucunda kaya üzerinde sadece belli belirsiz bir çizgi çizebilmifllerdir. Benzer bir denemeyi herkes kendi evinde de yapabilir. Elinize granit gibi sert bir tafl al›p, bundan 100 bin y›l önce yaflam›fl insanlar›n yapt›klar› m›zrak uçlar›n›n bir benzerini yapmaya çal›fl›n. Ancak bu-

21


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

2

1

(2) MÖ 11 bin y›l›na ait havan tokmaklar›

3 (3) MÖ 10 bin y›llar›na ait obsidyen alet (1) MÖ 10 binli y›llara ait

5

tafl kakmalar

4

(5) Malakit (bak›r tafl›) dolgu malzemesi kullan›larak yap›lm›fl MÖ 9-10 bin y›llar›na ait tafl eflya

(4) MÖ 11 bin y›l›na ait tafl eflyalar

7 6 (6) MÖ 10 binli y›l-

(7) MÖ 10 bin

lara ait çivi görünü-

y›l›na ait

münde dolgu tafl

çekiç ucu

Bu resimde görülen taş aletler, ortalama MÖ 10 -11 bin yıllarına aittir. Buradaki taşlardan herhangi birini, evrimcilerin, o dönem insanlarının yaptıklarını iddia ettikleri gibi, bir başka taşla vurarak yapmaya çalıştığınızı düşünelim. Örneğin 4 numarada görülen taşlardaki düzgün oyukların aynısını açmaya çalışın. Elinizdeki kaya parçasına istediğiniz kadar taşla vurun, böyle düzgün bir delik açamazsınız. Bunu yapabilmek için, çelik gibi sağlam metallerden yapılmış aletler kullanmanız gerekir.

22


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

nun için bu granit parças› ve bir tafltan baflka elinizde hiçbir malzeme olmas›n. Bu ifllemde ne derece baflar›l› olabilirsiniz? Tarihi kal›nt›lardaki gibi mükemmel keskinlikte, simetride, düzgünlükte ve parlakl›kta bir parça meydana getirebilir misiniz? Daha da ileri gidelim 1 m2 büyüklü¤ünde bir kaya al›p üzerine derinlikli bir hayvan resmi yapmaya çal›fl›n. Kayaya elinizdeki taflla vurarak nas›l bir sonuç elde edersiniz? Çok aç›kt›r ki çelik ve demirden yap›lm›fl araç gereç olmadan, ne basit bir m›zrak ucunu ne gösteriflli bir tafl ifllemesini yapabilirsiniz. Bu aflamada flunu da unutmamak gerekir ki, kullan›lm›fl olan tafl kesme ve biçimlendirme aletlerinin yap›lmas› da ayr› bir uzmanl›k alan›d›r. E¤enin, levyenin, rende ve di¤er aletlerin yap›labilmesi için de gerekli teknik alt yap›n›n bulunmas› flartt›r. Bu da, bu eserlerin meydana getirildi¤i dönemde koflullar›n oldukça iyi ve ileri oldu¤unu göstermektedir. Yani, evrimcilerin basit tafl aletlerin kullan›ld›¤›, tekni¤in ve teknolojinin olmad›¤›n› iddia ettikleri "kabatafl devri" sadece bir hezeyandan ibarettir, gerçekte böyle bir dönem yaflanmam›flt›r. Öte yandan tafllar›n kesilmesinde, düzetilmesi ve flekillendirilmesinde kullan›lm›fl olan demir ve çelik malzemelerin günümüze kadar ulaflmam›fl olmas› da son derece do¤ald›r. Do¤al koflullar alt›nda, özellikle de nemli ve asitli ortamlarda, her türlü metal malzeme okside olacak, çürüyüp bozulacak ve yok olacakt›r. Geriye ise yok olmas› çok daha uzun süre alan tafl parçalar kalacakt›r. Bu tafl parçalara bakarak, dönemin insanlar›n›n sadece tafl› kulland›klar›n› öne sürmek ise bilimsel bir yaklafl›m de¤ildir. Nitekim art›k pek çok evrimci de, arkeolojik buluntular›n Darwinizm'i desteklemedi¤ini kabul etmektedir. Evrimci arkeolog Richard Leakey, arkeolojik bulgular›n özellikle de tafl aletlerin evrim teorisiyle aç›klanmas›n›n mümkün olmad›¤›n› flöyle itiraf eder: Asl›nda, Darwinist tezin yetersizli¤i arkeolojik kay›tlarla kesin olarak kan›tlanm›flt›r. E¤er Darwinist sunum do¤ru olsayd›, bu durumda hem

23


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

arkeolojik kay›tlarda hem de fosil kay›tlar›nda iki ayakl›l›¤›n, teknolojinin ve geliflen beyin ölçülerinin delillerini görmemiz gerekirdi. Ama bunu görmüyoruz. Tarih öncesi kay›tlar›n tek bir yönü dahi bu tezin yanl›fl oldu¤unu göstermek için yeterli: tafl aletler. (Richard Leakey, The Origin of Humankind, Basic Books, New York, 1994, s. 12)

Evrimcilerin Hayali Kronolojisi Evrimciler tarihi s›n›fland›r›rken, bulduklar› eserleri teorilerine uygun olacak flekilde, dogmalar› do¤rultusunda yorumlay›p de¤erlendirirler. Bronz eflyalar› çokça bulduklar› dönemi bronz ça¤› olarak adland›r›r, demirin çok daha yak›n bir dönemde kullan›lmaya baflland›¤›n› öne sürerler. Metallerin en eski medeniyetler taraf›ndan bilinmedi¤ini iddia ederler. Oysa, daha önce de belirtti¤imiz gibi demir, çelik ve pek çok metal çabuk okside olup, afl›n›rlar. Tafla oranla çok daha k›sa sürede, çürüyüp yok olurlar. Okside olmas› daha zor olan bronz gibi metaller ise di¤er metallere oranla daha uzun süre muhafaza edilebilir. Bu durumda bronzdan yap›lm›fl eserlerin daha eski tarihli olmas›, demirden yap›lm›fl eserlerin ise daha yeni tarihli olmas› son derece do¤ald›r. Ayr›ca bronzu elde edebilmeyi bilen bir toplumun demiri bilmedi¤ini öne sürmek, bronz elde edebilecek bilgiye ve teknik alt yap›ya sahip olan bir toplumun di¤er metalleri kullanmad›¤›n› iddia etmek mant›kl› bir yorum de¤ildir. Bronz, bak›ra kalay, arsenik ve antimon kat›larak ve biraz da çinko eklenerek elde edilir. Bronzu elde eden kifli, öncelikle bak›r, kalay, arsenik, çinko ve antimon gibi elementlerin kimya bilgisine sahip olmal›d›r, bunlar› hangi derecelerde eritmesi gerekti¤ini bilmelidir, ge-

24


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

rekli eritmeyi ve alafl›m› yapabilece¤i f›r›na ve malzemelere sahip olmal›d›r. Bu say›lan bil-

Üstte MÖ 8 -10 binli y›llara ait, boncuk ola-

gilerden habersiz olan birinin

rak kullan›ld›¤› tahmin edilen bak›r parçalar.

baflar›l› bir alafl›m elde etmesi

Dönemin insanlar› bak›r cevherlerini bulup iflleyebilecek teknik alt yap›ya sahiplerdi.

oldukça zordur. Örne¤in bak›r cevherleri, yafll› ve sert kayalarda, kristal veya tozumsu mineral olarak bulunur. Bak›r› kullanan toplumun öncelikle kayalarda bulunan toz halindeki cevheri tan›yabilecek bilgi seviyesinde olmas› gerekir. Daha sonra buldu¤u bak›r› yer alt›ndan ç›karabilmek için maden infla etmesi, cevheri kayadan söküp ç›karabilmesi ve yüzeye tafl›yabilmesi gerekir. Tüm bunlar›n tafltan tahtadan aletlerle yap›lamayaca¤› aç›kt›r. Bak›r cevherinin metale dönüflümü için cevherin kor ateflle karfl›laflmas› gerekir. Bak›r›n eritilerek ar›t›lmas› için gerekli s›cakl›k ise 1084.50C'dir. Bu esnada atefle hava ak›m› sa¤layan bir cihaz ya da körük kullan›lmas› gerekir. Bak›rla ifllem yapan bir toplumun bu ›s›n›n sa¤lanabilece¤i bir f›r›n› infla etmifl olmas›, ayr›ca bu f›r›nda laz›m olacak pota, mafla gibi aletleri de yapm›fl olmas› flartt›r. Burada sadece bak›r›n ifllenmesi için gerekli olan alt yap›, k›saca özetlenmifltir. Bronzun elde edilmesi için bak›r›n, kalay, çinko ve di¤er elementlerle kar›flt›r›lmas› ise çok daha kapsaml› bir ifltir. Çünkü her metal için farkl› ifllemler uygulanmas› gerekir. Tüm bunlar, metali iflleyen, alafl›mlar meydana getiren, madencilikle u¤raflan toplumlar›n detayl› bilgi sahibi olduklar›n›n göstergesidir. Bu derece kapsaml› bilgiye sahip olan kiflilerin, demiri bulamam›fl olduklar›n› iddia etmek ise mant›kl› ve tutarl› bir aç›klama de¤ildir. Öte yandan arkeolojik bulgular da, evrimcilerin eski dönemlerde

25


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Evrim teorisine göre, canlılar belli aşamalar içinde evrimleşmiş, bakteriden insana kadar uzanan hayali gelişim senaryosunda her şey milyonlarca sene içinde, hayali bir evrim süreci dahilinde olmuştu. Bu senaryoda insan, en son evrimleşen canlı olmalı ve son 20.000 yıl içinde gelişimini tamamlamalıydı. Ama bilimsel bulgular ve fosil kayıtları, böyle bir gelişimi gösteren tek bir kanıt bile vermemiş, hatta bunun imkansızlığını göstermiştir. Bu önemli gerçeği gösteren diğer bulgular ise, milyonlarca yıl öncesinden kalan, insanlara ait kullanım gereçleri, aletler ve süs eşyalarıdır. Darwinistler, günümüzden 100 milyon yıl önce, hatta 500 milyon yıl önce - ki bu tarih evrimcilerin yeryüzünde bakteri dışında hiçbir canlının yaşamadığını iddia ettikleri bir zamandır - yaşamış olan insanları, hayali evrim şemalarının hiçbir yerine yerleştirememektedirler. Elbette bunu yapmaları imkansızdır çünkü Allah, her canlıyı olduğu gibi insanı da yoktan yaratmış, "Ol" emri ile var etmiştir. Dolayısıyla bundan 100 yıl öncesinde yaşamış insanlara ait bulguları keşfetmek ne kadar olası ve makul ise, günümüzden 500 milyon yıl öncesine ait insanların eserlerini bulup incelemek de o kadar makuldür. Yoktan yaratan Allah, kuşkusuz tarihin her döneminde dilediği canlıyı var edebilir. Elbette bu, üstün güç ve kudret sahibi Allah için çok kolaydır. Darwinistlerin anlayamadığı gerçek budur ve bu nedenle Yaratılış Gerçeğini delillendiren bulgular karşısında bir açıklamaları yoktur. Bilimsel gerçeklerin çürüttüğü senaryolarını yinelemek dışında bir çözüm bulamazlar. Ama yapılan kazılar, her geçen gün, giderek artan delillerle evrim dogmasını yok etmektedir.

26


Adnan Oktar

HARUN YAHYA Resimde görülen metal küre, Güney Afrika'da milyonlarca y›l öncesine ait oldu¤u tahmin edilen bir yer katman›nda bulunan birkaç yüz tane küreden biridir. Küreler, do¤al herhangi bir olayla meydana gelmifl olmas› mümkün olmayan, çok ince ifllenerek flekil verilmifl oluklar içermektedir. Bu bulgu, metalin en eski tarihlerden beri kullan›ld›¤›n›, milyonlarca y›l önce de insanlar›n metal üzerine ince oluk yapabilecek aletlere sahip olduklar›n› göstermektedir.

1912'de Oklahama'daki Thomas Büyükflehir Elektrik fabrikas›nda, iki iflçi, fabrika kazan›na kürekle kömür atarlarken flafl›rt›c› bir bulgu ile karfl›laflt›lar. Kömür parçalar›ndan biri kald›rmak için oldukça büyüktü, bu nedenle iflçilerden biri kömürü k›rd›. Kömür parças›n› k›rd›¤›nda içinde demir bir çömlek oldu¤unu gördü. Çömlek kömürden ç›kar›ld›¤›nda, çömle¤in kal›b› iki parça içinde de görülebiliyordu. Pek çok uzman, demir çömle¤in etraf›ndaki kömürü inceledi ve çömle¤in yaklafl›k 300 - 325 milyon y›l önce yap›ld›¤›n› belirlediler. Bu, demirin, MÖ 1200 y›llar› civar›nda kullan›lmaya bafllad›¤›n› iddia eden evrimciler için aç›klanmas› mümkün olmayan bir bulgudur.

Scientific American dergisinin 1852 y›l›nda yay›nlanan 5 Haziran tarihli say›s›nda, yaklafl›k 100 bin y›ll›k olan bir metal kab›n kal›nt›lar›n›n bulundu¤u haberi yer alm›flt›r. Araflt›rmalar, çanak fleklindeki bu kab›n yap›ld›¤› metalin, çinko ve yo¤un gümüflün kullan›ld›¤› bir alafl›mdan meydana geldi¤ini göstermifltir. Ayr›ca vazonun üzerinde ince iflçilikle çiçek buketleri, üzüm asmas› ve taç desenleri ifllidir. En eski ça¤larda insanlar›n metali kullanmad›¤› iddias›nda olan evrimcilerin bu bulguyu aç›klayabilmeleri mümkün de¤ildir. Aç›kt›r ki bu eseri meydana getiren kifliler, metal alafl›mlar›n› yapan, metali iflleyebilen geliflmifl bir kültür birikimine sahiptirler.

27


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Resimdeki havan ve tokmağı, 1877 yılında Table Mountain kömür madeninde bulunmuştur. 33 milyon yıllık kömür yatağında bulunan bu havan ve tokmağı, insanın her dönemde insani bir yaşam sürdüğünün delillerindendir.

Bu ayakkabı tabanı fosili, 213 milyon yıllık taş yatağında bulunmuştur. Bundan milyonlarca yıl önce yaşayan insanlar ayakkabılarıyla, kıyafetleriyle, yemek kültürleriyle, sosyal ilişkileriyle medeni bir yaşam sürmüşlerdir. Fosilin bilinen tek resmi 1922 tarihli bir New York gazetesinde yayınlanmıştır. İnsanlık tarihinin evrimi iddiasını yalanlayan bu gibi bulgular, evrimciler tarafından ya gizlenir ya da göz ardı edilir.

3 milyon yıllık çakıl taşı üzerine insan yüzüne benzer bir figür yapılmış. Çakıl taşında böyle düzgün delikler açabilmek oldukça zor bir iştir. Bunun için sert metalden yapılmış delik açma aletleri kullanılması gerekir. Evrimcilerin iddia ettiği gibi, son derece ilkel koşullarda bunun yapılmış olması imkansızdır.

28


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

metalin bilinmedi¤i ve kullan›lmad›¤› iddialar›n›n do¤ru olmad›¤›n› göstermektedir. 100 bin y›ll›k metal kap kal›nt›s›, 2.8 milyar y›ll›k metal küreler, 300 milyon y›ll›k oldu¤u tahmin edilen demir çömlek, 27 bin y›ll›k kil parçalar› üzerinde bulunan tekstil kal›nt›lar›, magnezyum, platinyum gibi Avrupa'da birkaç yüzy›l önce eritilmesi baflar›lan metallerin bin y›ll›k kal›nt›lardaki izleri gibi say›s›z buluntu, evrimcilerin iddia etti¤i, kabatafl devri, yontma tafl devri, cilal› tafl devri, bronz ça¤›, demir ça¤› s›ralamas›n› alt üst etmifltir. Pek çok bilimsel yay›nda yer alan bu bulgular›n önemli bir k›sm›, evrimci bilim adamlar› taraf›ndan ya göz ard› edilmifl ya da müzelerin bodrumlar›na saklanm›flt›r. Gerçek insanl›k tarihi yerine, evrimcilerin hayal ürünü hikayeleri, insanl›k tarihi gibi toplumlara tan›t›lm›flt›r.

Müminler Tarih Boyunca Medeni Bir Yaflam Sürmüfllerdir Allah tarih boyunca insanlar› hak dine davet edecek elçilerini göndermifltir. ‹nsanlar›n bir k›sm› elçilere itaat edip, Allah'›n varl›¤›na ve birli¤ine iman etmifller, bir k›sm› da inkarlar›nda direnmifllerdir. ‹nsanl›¤›n ilk var oldu¤u günden itibaren insanlar, Bir olan Allah'a iman› ve hak din ahlak›n›, Rabbimiz'in vahyi ile bilip ö¤renmifllerdir. Dolay›s›yla evrimcilerin öne sürdü¤ü, "Bir olan Allah'a iman›n ilk toplumlar taraf›ndan bilinmedi¤i" iddias› do¤ru de¤ildir. (Bu konu kitab›n ilerleyen bölümlerinde detayl› olarak aç›klanmaktad›r.) Allah'›n tarihin her döneminde insanlara, kendilerini iman etmeye ve din ahlak›n› yaflamaya davet eden elçiler gönderdi¤i Kuran'da flu flekilde haber verilmifltir: ‹nsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyar›c›lar ola-

29


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

rak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanlar›n anlaflmazl›¤a düfltükleri fleyler konusunda, aralar›nda hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaç›k ayetler geldikten sonra, birbirlerine karfl› olan 'azg›nl›k ve k›skançl›klar›' yüzünden anlaflmazl›¤a düflenler, o, (kitap) verilenlerden baflkas› de¤ildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakk›nda ayr›l›¤a düfltükleri gerçe¤e Kendi izniyle erifltirdi. 20. Hanedanl›k dönemine ait, alç› üzerine yap›lm›fl resim.

Allah, kimi dilerse onu do¤ruya yöneltir. (Bakara Suresi, 213) Bir baflka ayette de her topluma onlar› uyarmak, Allah'›n varl›¤›n› ve birli¤ini hat›rlatmak, din ahlak›n› yaflamaya davet etmek için bir elçi gönderildi¤i flöyle bildirilmifltir: ...Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyar›c› gelip-geçmifl olmas›n. (Fat›r Suresi, 24) Rabbimiz'in insanlara elçiler ve hak kitaplar göndermifl olmas›na ra¤men baz› insanlar zaman içinde arala-

Tarihin her döneminde, günümüzde oldu¤u gibi, hak dinler de vard› bat›l inan›fllar da. Tarihin her

r›nda anlaflmazl›¤a düflmüfl-

döneminde iman edenler Allah'›n emri olan iba-

ler, hak din ahlak›ndan uzak-

detleri yerine getiriyorlard›.

laflm›fllar ve baz› sapk›n ve bat›l inan›fllara uymufllard›r.

30


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Kimileri

putperest

inan›fllar gelifltirmifller, topra¤a, tafla, tahtaya, Ay'a, Günefl'e, sözde kötü ruhlara tap›nma sapk›nl›¤›na düflmüfllerdir. Nitekim günümüzde de, hak dine inananlar oldu¤u gibi halen sapk›nca atefle, Ay'a, Günefl'e, tahta putlara tapanlar da vard›r. Kimileri, Allah'›n varl›¤›n› ve birli¤ini bilmelerine

ra¤men,

Rabbimiz'e birtak›m Geçmiflte oldu¤u gibi günümüzde de bat›l inan›fllara

ortaklar koflmufllar-

sahip olanlar, putlara tapanlar yaflamaktad›r.

d›r. Rabbimiz yine onlara elçiler göndermifl, aralar›nda anlafl-

mazl›¤a düfltükleri konularda hak olan hükmü kendilerine bildirmifl, bat›l inan›fllar›ndan ar›n›p hak din ahlak›n› yaflamaya onlar› davet etmifltir. Ve tarihin her döneminde iman edenlerle etmeyenler, salih müminlerle sapk›n yollara uyanlar var olmufltur. Tarih boyunca yaflam›fl peygamberlerle birlikte iman edenler, son derece medeni koflullarda, modern ve kaliteli bir yaflam sürmüfllerdir. Hz. Nuh döneminde de, Hz. ‹brahim döneminde de, Hz. Yusuf döneminde de, Hz. Musa döneminde de, Hz. Süleyman döneminde de flimdiki gibi, toplumsal düzen içinde, modern bir hayat

31


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

yaflanm›flt›r. Her dönemde müminler namazlar›n› k›lm›fl, oruçlar›n› tutmufl, Allah'›n bildirdi¤i s›n›rlar› korumufl, helal ve temiz bir hayat yaflam›fllard›r. Arkeolojik bulgularda elde edilen bilgilerin gösterdi¤i geliflmifl yaflam standartlar›n›n en güzeline, en asil ve en temizine, Allah'a iman eden salih müminler sahip olmufllard›r. Yaflad›klar› dönemin sa¤lad›¤› her türlü imkan›n en iyisini peygamberler ve samimi müminler, Allah r›zas›na uygun olarak, kullanm›fllard›r. Nemrud dönemindeki her türlü teknolojik geliflme Hz. ‹brahim ve onunla birlikte iman eden müminler taraf›ndan en güzel flekilde

Sebe Melikesi'nin Hz. Süleyman'› ziyaret ediflini anlatan tablo

32


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

kullan›lm›flt›r. Firavunlar döneminde sahip olunan teknik bilgi, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun ve o dönemde yaflayan salih müminlerin de hizmetinde olmufltur. Hz. Süleyman döneminde mimaride, sanatta, ulafl›mda elde edilen yüksek teknoloji en hikmetli flekilde kullan›lm›flt›r. Rabbimiz'in Hz. Süleyman'a lütfu olan zenginlik ve ihtiflam, nesiller boyunca hayranl›k uyand›rm›flt›r. Unutmamak gerekir ki, bundan yüz binlerce y›l önce yaflam›fl insanlar›n da günümüz toplumlar›n›n da sahip oldu¤u her türlü bilgi ve imkan, Allah'›n insanlara bir lütfudur. Yüz binlerce y›l önce medeniyetlerini kuranlar, on binlerce y›l önce ma¤ara duvarlar›na estetik resimler yapanlar, piramitleri, zigguratlar› infla edenler, dev tafl an›tlar meydana getirenler, Amazon ormanlar›n›n en yüksek noktalar›na büyük yap›lar yapanlar Allah'›n ilham› ve ö¤retmesiyle bu eserleri meydana getirmifllerdir. Günümüzde atomun alt parçac›klar›n› inceleyenler, uzaya araç gönderenler, bilgisayar› en etkin flekilde kullananlar bunlar›, Allah diledi¤i için yapabilmektedirler. ‹nsanlar›n var olduklar› günden bu yana sahip olduklar› her türlü bilgi, Allah'›n insanlara lütfu, kurduklar› her medeniyet, Rabbimiz'in eseridir. Allah insan› yoktan var etmifl ve ona dünya hayat› boyunca çeflitli imkanlar ve nimetler vermifltir. Verilen her nimet insan için bir denemedir. Sahip oldu¤u medeniyetin, teknolojinin ve imkanlar›n Allah'›n birer lütfu oldu¤unu bilen, tüm bunlar için Rabbimiz'e flükreden kullar›na, Allah nimetlerini art›r›r: Rabbiniz flöyle buyurmufltu: "Andolsun, e¤er flükrederseniz gerçekten size art›r›r›m..." (‹brahim Suresi, 7) Ve Allah salih kullar›n› hem dünyada hem ahirette güzel bir flekilde yaflat›r. Kuran'da bu gerçek flöyle haber verilmifltir: Erkek olsun, kad›n olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç flüphesiz Biz onu güzel bir hayatla ya-

33


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

flat›r›z ve onlar›n karfl›l›¤›n›, yapt›klar›n›n en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97) Bu ayetin bir tecellisi olarak, tarih boyunca yaflayan tüm Müslümanlar yaflad›klar› dönemin en iyi imkanlar›na sahip olmufllar, medeni ve güzel bir yaflam sürmüfllerdir. Elbette imtihan ortam›n›n gere¤i olarak kimi zaman zorluk ve s›k›nt›larla da denenmifllerdir. Ancak bu s›k›nt›lar veya zor flartlar, medeni ve insanca bir yaflam sürmedikleri anlam›na gelmez. Allah'› inkar eden, inkarlar›nda direnen, güzel ahlak› yaflamayan ve yeryüzünde bozgunculuk ç›karanlar›n sonu ise, ne kadar zengin, refah ve ileri bir medeniyet de olsalar, hüsran olmufltur. Üstelik bunlar›n bir ço¤u belki de günümüz toplumlar›ndan dahi geliflmifl imkanlara sahip olan toplumlard›r. Bu gerçek Kuran'da flöyle haber verilmifltir: Yeryüzünde gezip dolaflm›yorlar m›? Böylece kendilerinden öncekilerin nas›l bir sona u¤rad›klar›n› görsünler. Onlar, güç bak›m›ndan kendilerinden daha üstün idiler, topra¤› alt-üst etmifller (ekmifller, madenler, sular aray›p ç›karm›fllar) ve onu, kendiHz. Meryem ve Azizler Tablosu, Giovanni Bellini, 1505, Venedik

34


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

lerinin imar etti¤inden daha çok imar etmifllerdi. Elçileri de, onlara aç›k delillerle gelmiflti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlard›. (Rum Suresi, 9)

Kültürel Birikim, Evrimsel Bir Süreç Yafland›¤›n› Göstermez Evrimcilerin iddias›, ilk insanlar›n sözde yar› maymun varl›klar oldu¤u, zaman içinde fiziksel özellikleriyle birlikte zihinsel özelliklerinin de geliflti¤i, kabiliyetler kazand›klar›, medeniyetin bu nedenle evrimleflerek ilerledi¤idir. Bilimsel bulgulara dayanmayan bu iddiaya göre, sözde ilkel atalar›m›z hayvani bir hayat yaflam›fllar, insanlaflt›kça medenileflmifller ve zihinleri gelifltikçe kültürel olarak ilerleme kaydetmifllerdir. Vücudu tamamen tüylerle kapl›, üzerinde hayvan kürkleriyle atefl yakmaya çal›flan, omuzlar›nda avlad›klar› hayvanlarla su kenar›nda yürüyen, ma¤aralar›n içinde h›r›lt›lar ç›kararak birbirleriyle anlaflmaya çal›flan ilkel insan mizansenleri de bu bilim d›fl› iddian›n ortaya att›¤› hikayelerden ibarettir. Fosil kay›tlar›, bu hikayeyi desteklememektedir. Bilimsel bilgilerin gösterdi¤i sonuç, insan›n insan olarak yoktan yarat›ld›¤› ve var oldu¤u ilk günden itibaren de insani bir yaflam sürdü¤üdür. Arkeolojik bulgular da, evrimcilerin yapt›klar› kronolojiyi hiçbir flekilde desteklememektedir. Evrimcilerin "insanlar›n yeni yeni konuflmay› ö¤rendiklerini" söyledikleri döneme ait olan arkeolojik bulgular, gerçekte insanlar›n mutfaklar› oldu¤unu, aile hayat› yaflad›klar›n› göstermektedir. Evrimcilerin, "tafl devri olarak iddia ettikleri" dönemlerde, beyin ameliyatlar› yap›ld›¤› ortaya ç›km›flt›r. Evrimcilerin, "insanlar›n sanat› bilmediklerini söyledikleri" dönem-

35


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

lere ait kaz› alanlar›nda ise süs eflyalar› ve boya hammaddeleri bulunmufltur. Kitab›n ilerleyen bölümlerinde bunlar gibi pek çok örnek detayl› olarak incelenecektir. Tüm bu örneklerin gösterdi¤i gerçek, hiçbir zaman ilkel hayvani bir hayat›n olmad›¤›d›r. Evrimcilerin öne sürdü¤ü gibi tafl› taflla yontarak, tafltan tahtadan baflka hiçbir alet kullanmadan medeniyet d›fl› bir yaflam yaflanmam›flt›r. Her dönemde iman edenler insanca yaflam›flt›r. Her dönemde insana yak›flacak gibi k›yafetler olmufl, insana yak›flacak flekilde tabaklar, kaplar, kafl›klar, çatallar kullan›lm›fl, insana yak›flacak koflullarda oturulmufl, yat›lm›fl, yemek yenmifl, sohbet edilmifl, insana yak›flacak yap›lar infla edilmifl, insana yak›flacak sanat eserleri meydana getirilmifltir. Doktorlar, ö¤retmenler, terziler, mühendisler, mimarlar, sanatç›lar olmufl, toplum düzeni sa¤lanm›flt›r. Ak›l ve vicdan sahibi olanlar, Allah'›n ilham›yla, yeryüzündeki nimetlerden en güzel flekilde faydalanm›fllard›r. Ancak elbette tarih boyunca teknolojik geliflme de yaflanm›fl, insanlar›n bilgi birikimleri artt›kça teknoloji de¤ifliklikler göstermifl, yaflan›lan ortam›n koflullar›na uygun olarak yeni cihazlar gelifltirilmifl, bilimsel bulufllar olmufl, kültürel de¤iflimler yaflanm›flt›r. Ancak insanl›k tarihinde yaflanan bilgi birikimi ve teknolojik ilerleme, evrimsel bir süreç yafland›¤› anlam›na gelmemektedir. Bilginin sürekli artmas› son derece ola¤an durumdur. Bir insan›n sahip oldu¤u bilgi seviyesi ilkokul ça¤›nda farkl›, orta okul ça¤›nda farkl›, üniversite ça¤›nda çok daha farkl›d›r. Bir kiflinin

hayat›

boyunca bilgi seviyesinin sürekli artmas›, onun evrimsel bir süreç içinde oldu¤unu ve bafl› bofl rastlant›lar›n etkisiyle ilerledi¤ini göstermez. Benzer bir durum toplum hayat› için de geçerlidir. Toplumsal yaflamda da, ihtiyaçlar do¤rultusunda yeni keflifler, bulufllar yap›l›r, yeni mekanizmalar icat edilir, bir baflka kifli bu mekanizmay› daha da gelifltirir. Sürekli kültür geliflimi yaflan›r. Ancak bu, evrimsel bir süreç de¤ildir.

36


arwinizm'in iddias›, insan›n ve dolay›s›yla sahip oldu¤u kültürün, ilkellikten medeniyete do¤ru ilerledi¤idir. Ancak arkeolojik bulgular, insanl›k tarihinin ilk gününden itibaren, toplumlar›n çok ileri kültürlere sahip oldu¤u dönemler oldu¤u gibi, çok geri kültürleri yaflad›klar› dönemler de oldu¤unu göstermektedir. Hatta ço¤u zaman, son derece zengin medeniyetlerle geri medeniyetler ayn› dönem içinde var olmufllard›r. Tarih boyunca, ayn› dönemde yaflayan toplumlar›n birço¤unun teknoloji ve medeniyet düzeyleri, sosyolojik ve kültürel yap›lar›, ayn› bugün oldu¤u gibi birbirinden farkl›d›r. Örne¤in günümüzde, Kuzey Amerika k›tas› t›pta, bilimde, mimaride ve teknolojide oldukça ilerlemifl olmas›na ra¤men, Güney Amerika'n›n çeflitli bölgelerinde teknoloji aç›s›ndan oldukça geri, dünya ile hiçbir ba¤lant›s›

37


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

olmayan toplumlar yaflamaktad›r. Dünyan›n pek çok bölgesinde hastal›klar en ileri görüntüleme teknikleri ve tahlillerle teflhis edilip, son derece modern koflullarda tedavi edilirken, di¤er çeflitli bölgelerinde de hastal›klar›n sözde kötü ruhlar›n etkisiyle meydana geldi¤i düflünülüp, sahte kötü ruhlar› kovma ayinleriyle hastalar iyilefltirilmeye çal›fl›lmaktad›r. MÖ 3000'lerde yaflayan Sümerler, Eski M›s›rl›lar, ‹ndus halk› gibi toplumlar, her aç›dan günümüzde yaflayan bu kabilelerle -hatta bu kabilelerden ileride olan pek çok toplumlak›yas kabul etmeyecek bir medeniyete sahiptiler. Demek ki tarihin her döneminde medeniyet aç›s›ndan geliflmiflle geri kalm›fl toplum-

Avustralyal› Papou yerlisi

21. yüzy›lda dahi bat›l inan›fllara sahip pek çok toplum yaflamaktad›r. Bu insanlar, kendilerine hiçbir fayda veya zarar vermeye güç yetiremeyen sahte ilahlara tapma yan›lg›s›na düflmektedirler. Resimde, Arhuaco kabilesinin flefinin, kendilerine yap›lan sald›r›lar›n ard›ndan sözde yard›m almak için yapt›¤› ayin görülüyor. Bu ayini düzenleme amaçlar›n› flefleri flu flekilde aç›kl›yor: "Da¤› sakinlefltirmek için do¤adaki yafll› ruhlar› yard›ma ça¤›r›yoruz." (Natinoal Geographic Türkiye, Ekim 2004)

38


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

lar birarada varl›klar›n› sürdürebilmifllerdir. Binlerce y›l önce yaflayan bir toplum, 20. yüzy›ldaki bir topluluktan çok daha ileriye gidebilmifltir. Bu da bize geliflimin evrimsel bir süreç içinde oluflmad›¤›n›, yani tarih içinde ilkel toplumdan medeniye do¤ru bir geliflim bulunmad›¤›n› göstermektedir. Elbette tarihsel süreç içerisinde her alanda büyük ilerlemeler kaydedilmifl, bilim ve teknolojide büyük geliflmeler sa¤lanm›flt›r. Fakat bu de¤iflimleri evrimcilerin ve materyalistlerin iddia etti¤i gibi bir "evrim" süreci olarak tan›mlamak ak›lc› ve bilimsel bir yaklafl›m de¤ildir. Kültür ve tecrübe birikimi sayesinde teknoloji ve bilim gibi

Dünyan›n bir ucunda insanlar, sözde "ölü ruhlar›n da¤lar› sakinlefltirebilece¤ine" inan›p son derece ilkel koflullarda yaflarken, bir baflka yerde insanlar gökdelenlerde yaflay›p, uçaklarla veya lüks teknelerle seyahat etmekte, oldukça konforlu bir yaflam sürmektedirler. Evrimcilerin iddialar›n›n aksine hem ileri hem de geri medeniyetler ayn› anda var olabilmektedir.

39


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

alanlarda sürekli bir geliflim söz konusudur. Ancak burada önemli olan nokta fludur; günümüz insan› ile binlerce y›l önce yaflayan bir kifli aras›nda, nas›l fiziksel özellikler aç›s›ndan bir fark yoksa, zeka ve yetenek aç›s›ndan da bir fark yoktur. 20. yüzy›ldaki insanlar›n beyin kapasitesi ve zekas› daha çok geliflti¤i için daha ileri bir uygarl›¤a sahip oldu¤umuz düflüncesi, evrim teorisinin telkinleri sonucunda oluflan yanl›fl bir bak›fl aç›s›d›r. Oysa günümüzde dahi farkl› bölgelerdeki halklar farkl› anlay›fllara ve kültürlere sahip olabilmektedir. Örne¤in, bugün Avustralya'daki bir yerlinin ABD'deki bir bilim adam›n›n sahip oldu¤u bilgiye sahip olmamas› onun zekas›n›n ya da beyninin yeteri kadar geliflmedi¤ini göstermez. Çok zeki olmas›na ra¤men, bu tip bir kabile içinde do¤up hayat›n› sürdüren, hatta elektri¤in varl›¤›ndan dahi haberi olmayan birçok insan olabilir. Ayr›ca farkl› yüzy›llarda farkl› ihtiyaçlar geliflmifl olabilir. Örne¤in günümüz moda anlay›fl› ile M›s›rl›lar›n moda anlay›fl›n›n ayn› olmamas› bizim kültürümüzün onlar›nkinden daha ileride oldu¤unu göstermez. 20. yüzy›lda medeniyetin iflareti gökdelenlerken, M›s›r döneminde uygarl›¤›n kan›t› piramitler ve sfenkslerdi. Önemli olan elde edilen bulgular›n nas›l bir bak›fl aç›s›yla de¤erlendirildi¤idir. Bulgular›n, sözde evrimsel geliflim gösterdi¤i ön yarg›s›yla hareket eden bir kifli, ele geçen her türlü bilgiyi bu ön yarg›ya göre de¤erlendirecektir. Böylece hayali hikayelerle sav›n› desteklemeye çal›flacakt›r. Buldu¤u bir kemik parças›n›n üzerine, o bölgede yaflayan insanlar›n neler hissettikleri, günlük yaflamlar›n› nas›l de¤erlendirdikleri, aile yap›lar›, sosyal iliflkileri gibi pek çok detay›, ön yarg›s›na uygun flekilde ortaya koyacakt›r. Bu kemik parças›ndan, o dönemde, yar› dik, vücudu tüylerle kapl›, h›r›lt›lar ç›karan, tafl aletler kullanan insanlar›n yaflad›¤› sonucuna varan bir kifli, bilimsel deliller bunu gösterdi¤i için de¤il, ideolojisi bunu gerektirdi-

40


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

‹nsanlar›n içinde yaflad›klar› koflullar, onlar›n sözde ilkel bir zihne ve geliflmemifl özelliklere sahip oldu¤unu göstermez. Her dönemde farkl› ihtiyaçlar geliflmifl, insanlar farkl› koflullarda yaflam›fllard›r. Örne¤in günümüz mimari anlay›fl› ile M›s›rl›lar›n mimari anlay›fl›n›n ayn› olmamas› bizim kültürümüzün onlar›nkinden daha ileride oldu¤unu göstermez. 20. yüzy›lda medeniyetin iflareti gökdelenlerken, M›s›r döneminde uygarl›¤›n kan›t› piramitler ve sfenkslerdi.

41


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

¤i için böyle bir hikaye anlatmaktad›r. Çünkü elde edilen veriler gerçekte böyle bir manzara ortaya koymamaktad›r. Bu hayali manzara, Darwinist zihniyetin yorumlar›yla meydana getirilmektedir. Bugün bulduklar› fosil kal›nt›lar›na, yontulmufl tafllara, ma¤ara duvarlar›na çizilmifl resimlere bakarak o dönem hakk›nda detayl› yorumlar yapan baz› arkeologlar›n durumu da bu örnekten çok farkl› de¤ildir. Ne var ki, eldeki delilleri ön yarg›l› bir yaklafl›mla de¤erlendirerek sözde ilkel insan›n neredeyse hayat›n›n her an›na iliflkin hikayeler yazan evrimcilerin sahte illüstrasyonlar› ve masallar›, pek çok dergi ve gazetenin sayfalar›n› süsleyebilmektedir. ‹flte ça¤›m›z›n tan›nan evrimcilerinden Louis Leakey'nin sözde ilkel insan›n günlük hayat›na dair yazd›¤› senaryolardan biri: Bir an için 20-30 bin y›l kadar geriye giderek bir kaya s›¤›na¤›nda yer alan olaylar› birbiri ard›ndan izleyebildi¤imizi farz edelim: Tafl devrinde yaflamakta olan bir avc›, vadide o günkü av›n›n peflindeyken birden tepedeki dik yar›n yan›nda bir kaya s›¤›na¤› görür. Buras› bir arslan veya ma¤ara ay›s›n›n ini olabilece¤inden veya buran›n baflka bir aile taraf›ndan iskan edilmifl olma ihtimali bulundu¤undan, büyük bir dikkat ile buraya t›rman›r. Epey yaklafl›p, buran›n bofl oldu¤unu gördükten sonra içine girer ve iyice araflt›r›r. Buran›n flimdi ailece oturmakta olduklar› ufak s›¤›naktan çok daha elveriflli oldu¤una karar veren avc›, ailenin di¤er kiflilerini de al›p buraya getirmeye gider. Bundan sonra ailenin yeni evlerine gelip, yerlefltiklerini görürüz. Bu yeni evin atefli, ya eski evden büyük bir dikkat ve itina ile getirilen birkaç kor parças›ndan veya tahtay› tahtaya sürtmek suretiyle yak›l›r. (Tafl devri insan›n›n atefli nas›l elde etti¤i tam olarak bilinmiyorsa da, en eski devirlerden beri ateflten yararland›klar› ve onu kulland›¤› bir gerçektir. Çünkü ma¤ara ve kaya s›¤›naklar›ndaki hemen hemen bütün yerleflme katlar›nda, ocaklar, günlük hayat›n bir parças› olarak karfl›m›za ç›kar.) Belki bundan sonra, ailenin baz› kiflileri üzerlerinde yatacaklar› döflekleri haz›rlamak üzere ot topla-

42


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

maya gideceklerdir. Ailenin di¤er kiflileri ise civardaki çal› ve fundal›klardan dal kesip yerlefltikleri bu yeni evin ön taraf›na kaba bir çit yaparlar. Bu arada evdeki eflyalar yerlefltirilir ve çeflitli hayvan postlar› getirilip, yerlere serilir. Bundan böyle art›k aile yeni evlerine yerleflmifl olup, hayat devam eder. Yiyecek temini için erkekler vahfli hayvanlar› avlarElde edilen bulgular› evrimci ön yarg›yla de¤erlendiren bir bilim adam›, o dönem hakk›nda pek çok yorum yapabilir. Ancak bu yorumlar›n bilimsel kabul edilebilmesi için net bulgularla ve verilerle desteklenmesi gerekir. Bugüne kadar evrimcilerin masallar›n› destekleyebilecek tek bir bilimsel bulgu dahi elde edilmemifltir. H›r›lt›lar ç›kararak anlaflt›¤›, ma¤aralarda yaflad›¤›, üstünde postuyla atefl kenar›nda oturdu¤u, kaba aletlerle avland›¤› söylenen yar› insan yar› maymun varl›klar sadece evrimcilerin hayallerini yans›tmaktad›r. Bilim ise insan›n her zaman insan olarak var oldu¤unu göstermektedir.

43


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

lar. Kad›nlar, av esnas›nda erkeklere yard›m ettikleri gibi, yenecek meyveleri, kabuklu yemiflleri ve kökleri toplarlar.1

En küçük detaylar›na kadar tarif edilen bu senaryo herhangi bir bilimsel bulguya de¤il, tamamen yazar›n hayal gücüne dayanmaktad›r. Bu ve benzeri hikayeleri, çeflitli bilimsel kelimelerle süsleyip aktaran evrimciler, birkaç parça kemik parças›na dayanarak tüm bu detaylar› flekillendirmektedirler. (Üstelik bulunan bu fosiller, evrimcilerin iddialar›n›n tam tersini göstermekte, evrim sürecinin asla yaflanmad›¤›n› ispatlamaktad›r.) Oysa kemik parçalar›n›n, eski dönemlerde yaflam›fl olan insanlar›n hangi duygularla hareket ettiklerine, günlük yaflamlar›nda neler yapt›klar›na, aralar›ndaki ifl bölümünün nas›l oldu¤una dair kesin bilgiler vermeyece¤i aç›kt›r. Ama bu gibi hayali senaryolar ve çizimlerle zenginlefltirilen insan›n evrimi masal›, evrimciler taraf›ndan çok yo¤un bir biçimde kullan›l›r. Evrim teorisinin ortaya at›ld›¤› ilk günden itibaren bu dogmadan kendini kurtaramayan say›s›z evrimci, yukar›daki senaryonun de¤iflik versiyonlar›n› üretmifltir. Amaç gerçekleri anlatmak de¤il, insanlar› telkin ve propaganda yoluyla ilkel insan›n yaflad›¤›na ikna etmektir. Her ne kadar evrimci bilim adamlar› ellerinde hiçbir delil olmad›¤› halde böyle senaryolar üreterek iddialar›n› kan›tlamaya çal›flsalar da, karfl›lar›na ç›kan her bulgu, tarafs›z olarak de¤erlendirildi¤inde, onlara baz› gerçekleri çok aç›k bir flekilde göstermektedir. Bu gerçeklerden biri fludur; insan var oldu¤u ilk günden beri insand›r. Zekas›, sanat ve estetik yetene¤i gibi özellikleri tarihin tüm dönemlerinde ayn›d›r. Geçmiflte de, evrimcilerin iddia ettikleri gibi ilkel, yar› hayvan yar› insan yarat›klar de¤il, ayn› bizler gibi düflünen, konuflan, sanat eserleri meydana getiren, bir kültür ve ahlak yap›s›na sahip insanlar yaflam›flt›r. Birazdan da de¤inece¤imiz gibi arkeolojik ve paleontolojik bulgular kesin ve aç›k bir flekilde bu gerçe¤i ispatlamaktad›r.

44


Bugün sahip oldu¤umuz dev medeniyetten bundan yüz binlerce y›l sonra geriye ne kalabilece¤ini bir düflünün. Binlerce y›l›n kültür birikimi; tablolar, heykeller, saraylar yok olacak, teknolojiye ait neredeyse hiçbir iz kalmayacakt›r. Afl›nmaya dayan›kl› olarak tasarlanan pek çok malzeme dahi belirli bir süre içerisinde –do¤al koflullar alt›nda- afl›nmaya bafllamaktad›r. Çelikler paslanmakta, betonlar afl›nmakta, toprak alt›ndaki tesisatlar çürümekte, tüm malzemeler onar›m gerektirmektedir. Bir de bunlar›n üzerinden on binlerce y›l geçti¤ini, binlerce ton ya¤mura, fliddetli rüzgarlara, sellere, depremlere maruz kald›klar›n› düflünün. Belki de geriye kalacak olan, ayn› geçmiflten bize kald›¤› gibi, sadece ifllenmifl iri tafl parçalar›, binalar› meydana getiren blok tafllar ve baz› heykel kal›nt›lar› olacakt›r. Ya da günümüzün ileri medeniyetlerinden geriye günlük yaflam›m›z› tam olarak anlayabilecekler net bir iz kalmazken, Afrika'da, Avusturalya'da veya dünyan›n bir baflka yerinde yaflayan kabilelerden geriye baz› izler kalacakt›r. Yani, sahip oldu¤umuz teknolojinin (televizyonlar, bilgisayarlar, mikrodalga f›r›nlar vs) izleri kalmayacak, ama belki de tafl bir binan›n ana hatlar›, büyük bir heykelin parçalar› kalacakt›r. O dönemin bilim adamlar› bu izlere bakarak, bizim yaflad›¤›m›z dönemdeki tüm toplumlar› "kültürel olarak geri" diye tan›mlarlarsa bu, gerçeklerden ne kadar sapm›fl olduklar›n› göstermez mi? Ya da bundan binlerce y›l sonra, üzerinde Çince yaz›lar bulu-

45


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

nan bir eseri keflfeden bir kifli, sadece bu bilgiye dayanarak, Çinlilerin garip iflaretlerle anlaflan, geri kalm›fl bir tür oldu¤unu öne sürerse, bunun gerçe¤i yans›tmayan bir yorum olaca¤› aç›k de¤il midir? Veya flöyle bir örnek düflünelim: Rodin'in "Düflünen Adam" heykeli bütün dünyaca bilinir. Bu heykelin on binlerce y›l sonra gelece¤in arkeologlar› taraf›ndan bulundu¤unu farz edelim. E¤er araflt›rmac›lar›n söz konusu toplumun inançlar› ve yaflay›fl› hakk›nda birtak›m ön yarg›lar› varsa ve ellerinde yeterli tarihi belge yoksa, bu Evrimci ön yarg›yla hareket eden baz› arkeologlar günümüz sanat eserlerini, örne¤in Rodin'in heykelini aratmayacak sanatsal de¤eri olan Güney Fransa'da Pireneler'in kuzey eteklerinde yer alan Tuc d'Audoubert Ma¤aras›'ndaki bizon heykellerini sözde ilkel insanlar›n yapt›klar›n› öne sürebilmektedirler. Ancak kullan›lan teknik ve eserin estetik görünümü, bu eseri meydana getiren kiflinin zihinsel ve fiziksel olarak günümüz insan›ndan hiçbir fark› olmad›¤›n› göstermektedir.

46


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

heykeli çok farkl› flekillerde yorumlayabilirler. O toplumda yaflam›fl insanlar›n "düflünen bir adama tapt›klar›n›" düflünebilir veya bu heykelin mitolojideki sözde bir tanr›ya ait oldu¤unu iddia edebilirler. Ama bugün biz biliyoruz ki, "Düflünen Adam" heykeli sadece sanatsal amaçlarla yap›lm›fl bir eserdir. Yani, günümüzden on binlerce y›l sonra yaflayan bir araflt›rmac›n›n elindeki veriler yetersizse ve bir de, o döneme ait ön yarg›lar› varsa, do¤ruya ulaflmas› neredeyse imkans›zd›r. Zira bu heykeli, sahip oldu¤u ön yarg›ya göre de¤erlendirecek ve zihninde buna göre bir senaryo oluflturacakt›r. Bu nedenle Bundan 6000 y›l sonra yaflayan insanlar Rodin'in "Düflünen Adam" heykelini bulsalar ve günümüzdeki baz› bilim adamlar› gibi ön yarg›yla hareket ederek, 20. yüzy›lda yaflayan insanlar hakk›nda, bu insanlar›n "düflünen bir adama tapt›klar›n›", henüz sosyalleflmediklerini vs iddia etseler, bu iddialar gerçe¤i ne kadar sapt›rd›klar›n› göstermez mi?

47


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

elde edilen verilerin ön yarg›s›z ve tarafs›z bir bak›fl aç›s›yla de¤erlendirilmesi, her türlü ön kabulden uzak, genifl düflünerek hareket edilmesi son derece önemlidir. Unutulmamal›d›r ki, bugün elimizde toplumlar›n evrimleflti¤ine ya da geçmifl topluluklar›n ilkel oldu¤una dair hiçbir kan›t bulunmamaktad›r. Öne sürülenler sadece varsay›mlardan ibarettir ve evrimi savunan tarihçilerin ya da arkeologlar›n tarafl› yorumlar›na dayanmaktad›r. Örne¤in, bir ma¤aran›n duvarlar›na çizilmifl hayvan figürleri, hemen ilkça¤ adam›n›n çizdi¤i ilkel resimler olarak tan›mlanm›flt›r. Oysa bu resimler, dönemin sanatç›lar›n›n sanat anlay›fllar›n› da ifade ediyor olabilirler. Ça¤›n›n koflullar›na göre son derece modern k›yafetler içinde bir sanatç›, yaln›zca sanatsal gayelerle bu flekilleri resmetmifl olabilir. Nitekim, pek çok bilim adam› söz konusu ma¤ara resimlerinin, ilkel bir zihnin ürünü olmas›n›n imkans›zl›¤›n› vurgulamaktad›r. Bir di¤er örnek de keskin uçlu tafllar›n sözde "maymun-insan›n" yapt›¤› ilk aletler olarak yorumlanmas›d›r. O dönemin insanlar› bu tafllar› flekillendirip dekoratif amaçla da kullan›yor olabilirler. Bulunan parçalar›n, dönemin insanlar› taraf›ndan mutlaka alet olarak kulland›klar›n› gösteren bir kan›t yoktur. Bu bir varsay›md›r. Evrimci bilim adamlar›, kaz›lar esnas›nda bulduklar› kan›tlar› tarafl› bir bak›fl aç›s›yla incelemifller, kendilerince teoriyi kan›tlamak için fosillerin üzerinde oynamalar yapm›fllar ya da sadece uygun gördüklerini al›p, di¤erlerini bir kenara atm›fllard›r. Ayn› oyun, tarihin evrim geçirdi¤ini göstermek amac›yla da oynanm›flt›r.2 Amerikal› antropolog Melville Herskovits "tarihin evrimi" görüflünün ortaya ç›k›fl fleklini ve evrimcilerin delilleri de¤erlendirme biçimini flöyle aç›klamaktad›r: Kültürel evrimi savunan her araflt›rmac› kafas›nda tasarlad›¤› insan ›rk›n›n geliflimi ile ilgili mizansene bir varsay›m eklemifltir. Bu yüzden ay-

48


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

n› evrim teorisinde bilinçli seçilen kafataslar›nda oldu¤u gibi, burada da birbirini izleyen olaylar örnek olarak al›nmam›flt›r. Belirtilen ilerlemelerin ço¤u, bir kültürün sadece tek yönünü göstermektedir.3

Herskovits'in bu düflüncesini do¤rulayan en önemli örneklerden biri, evrimci etnograf Morgan'›n yapt›¤› çal›flmalardan biridir. Morgan, ilkelden geliflmifle do¤ru evrim süreci yafland›¤›n› iddia etti¤i bir toplumun, ataerkil ve tek eflli bir yap›ya ulaflmak için geçirdi¤i evreleri incelemifltir. Ancak bu araflt›rmay› yaparken, dünyan›n dört bir yan›nda, birbirleriyle hiçbir ilgisi olmayan farkl› toplumlar› örnek olarak alm›fl, ulaflmak istedi¤i sonuca göre bu toplumlar› bir s›raya dizmifltir. Yüz binlerce kültür içinde neden sadece tezine uygun olan toplumlar› seçti¤i aç›kça ortadad›r. Herskovits, Morgan'›n tarihi kendi fikirlerine göre nas›l yeniden yorumlad›¤›n› flöyle aç›klamaktad›r: Morgan, tarihte soyu belirleyen ataerkil ve tek eflli sisteme nas›l geçildi¤ini aç›klarken, ilk önce çok ilkel bir Avustralyal› kabiledeki ana erkil yap›y› alm›fl, daha sonra Amerikan K›z›lderililerine geçerek, burada nesli belirleyici faktörün erkek olmas›n› örnek olarak göstermifl, daha sonra protohistorik tarihin ilk devirlerinde erkek egemen, daha çok tek eflli Yunan kabilelerini sosyal evrim zincirine eklemifl, son olarak da tek eflli, erkek egemen toplum olarak günümüz medeniyetini, göstererek evrim zincirini oluflturmufltur.4

Herskovits, Morgan'›n bu hayali zincirini, "Bu seri, tarihsel yaklafl›m aç›s›ndan uydurmad›r" fleklinde tan›mlamaktad›r.

49


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Tarih hakkında öğrendiklerimiz çoğunlukla yalnızca kitaplardan okuduklarımızdır. İnsanların çok büyük bir bölümü bu kitaplarda yazılanlardan hiçbir zaman kuşkuya kapılmaz ve hemen herkes bu bilgileri peşinen kabul eder. Ancak özellikle insanın tarihi söz konusu olduğunda, bize sunulan tarih anlayışını bir kez daha gözden geçirmek gerekir. Çünkü bu anlayış çoğunlukla, günümüzde biyoloji, moleküler biyoloji, paleontoloji, genetik, biyogenetik, antropoloji gibi pek çok bilim dalı açısından hiçbir geçerliliği kalmamış olan bir teoriye, evrim teorisine göre şekillendirilmektedir. Evrim teorisinin bilimsel olarak çöküşüyle birlikte, bu teoriye göre düzenlenmiş tarih anlayışı da çökmüştür. Tarih bilimci Edward A. Freeman, tarih bilgilerimizin gerçekleri ne derece yansıttığı konusunda şunları ifade etmektedir: Bütün tarihsel araştırmalarda yüz yüze geldiğimiz gerçekler, insana ait istek ve kaprislerin yönlendirmesi doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Ve kanıtlar, bilgiyi aktaranların güvenilirliğine bağlıdır. Bu kişiler, bilinçli olarak aldatabilirler, ya da kötü bir niyet olmaksızın yanlış yönlendirebilirler. Bir insan, yalan söyleyebilir, yanlış yapabilir.5

Bu durumda, bize aktarılan tarihin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? Bunun için öncelikle tarihçilerin ve arkeologların bize sundukları tarihsel bilgilerin objektifliğinden ve kesinliğinden emin olmamız gerekir. Çünkü tarih, pek ��ok soyut kavramda olduğu gibi, her düşünceden insan için farklı bir anlam taşıyabilir. Bir olay, bilgi veren kişiye ve bakış açısına göre çeşitlilik gösterebilir. Olayların yorumları, özellikle "şahit" olmamış kişilerce anlatıldığında bambaşka bir görünüm alabilir. "Tarih" geçmiş olayların kronolojik şekilde kaydedilmesiyle tanımlanır. Bu olaylara verilen anlam ve önem, "tarihçi"nin sunuş tarzına bağlıdır. Örneğin bir savaşın tarihini yazan kişinin, savaşı kazanan tarafın haklı veya haksız olduğunu düşünmesi, verdiği bilgiyi etkileyebilir. Söz konusu tarihçinin sempati duyduğu top-

50


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

luluk diğer tarafın bölgesini işgal etmiş ve sayısız gaddarlık yapmış olsa dahi, bu tarihçi onu "kahraman" olarak tanımlayabilir.6 Örneğin birbirine düşman olan iki ülkenin tarih kitaplarına bakacak olursak, bu kitaplarda aynı tarihi olayların tamamen farklı açılardan yorumlandığını görürüz. İşte günümüzde evrim taraftarı tarihçilerin ve bilim adamlarının yaptıkları da tam olarak budur: Biyolojik ve tarihsel açıdan somut bir delile dayanmamasına rağmen, insanın sözde evrimsel tarihi, topluma adeta kesin bir doğru olarak sunulmaktadır. Teoriyi çürüten güçlü deliller göz ardı edilmekte, elde edilen bulgular tamamen bu bilim adamlarının ön yargıları doğrultusunda yorumlanmakta, birtakım bilim adamlarının ideolojik olarak sahip çıktıkları teori adeta bir kanun gibi tanıtılmaya çalışılmaktadır. II. Dünya Savafl›n› yorumlayan bir tarihçi e¤er nasyonal sosyalist bir görüfle sahipse sadece yandaki resmi göz önüne alarak Hitler'i kendince bir kahraman olarak tan›tabilir. Oysa Buchenwald toplama kamp›nda çekilen afla¤›daki foto¤rafta Hitler'in neden oldu¤u katliamlardan sadece bir örnek görülmektedir.

51


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

İnşaatta, sanayide, teknolojik ürünlerde, dekorasyonda, günlük yaşamın pek çok alanında sıkça kullanılabilen maddelerin ömrü, insanlık tarihiyle kıyaslandığında oldukça sınırlıdır. Bundan on binlerce yıl önce-

52


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

ki insanlar son derece estetik ahşap konaklarda yaşıyorlarsa, geriye bunu gösterecek çok fazla delil kalmaması son derece normaldir. Bizim medeniyetimizin de herhangi büyük bir felaketle yok olduğunu varsayalım, bundan yüz binlerce yıl sonrasına acaba neler kalacaktır? Dönemin insanları elde edecekleri birkaç kemik ve taş parçasına dayanarak bizleri ilkel olarak nitelendirseler, bu yorum gerçeği yansıtır mı?

Resimlerde görülen günümüz tafl evlerinin, bundan on binlerce y›l sonraki görünümlerinin Çatalhöyük'teki kaz›larda ortaya ç›kar›lan harabelerden farks›z olaca¤› aç›kt›r. Do¤al flartlar alt›nda önce ahflap, sonra metaller çürüyecek ve muhtemelen geriye sadece tafl duvarlar, blok tafllar, kase ve saks›lardan parçalar kalacakt›r. Bu durumda dönemin arkeologlar›n›n 2000'li y›llarda insanlar›n ilkel bir hayat yaflad›klar›n› iddia etmelerinin gerçe¤i yans›tmayaca¤› aç›kt›r. Günümüzde evrimcilerin içinde bulunduklar› durum da bundan farkl› de¤ildir.

53


Ç›ra¤an Saray›'n›n yanm›fl, iç mimarisinin ve dekorasyonunun yok olmufl hali. Saray'› bu haliyle de¤erlendiren bir kifli, bir zamanlar ne kadar ihtiflaml› oldu¤unu

tam

olarak

gözünde

canlan-

d›ramayabilir.

Günümüzdeki herhangi bir binadan on binlerce yıl sonra geriye sadece birkaç blok taş parçası kalacaktır. Ahşap malzemeler, metaller, demirden yapılmış eşyalar çürüyecektir. Örneğin, Çırağan Sarayı'ndan geriye ne sarayın duvarlarındaki süslü tablolar, ne son derece estetik mobilya takımları, ne gösterişli perdeler, ne perdelerin asıldığı kornişler, ne halılar, ne avizeler ve ne de diğer aydınlatma malzemeleri kalır. Bu malzemeler çürüyüp yok olur. Bundan on binlerce yıl sonra Çırağan Sarayı'nın kalıntılarını bulan kimseler, sadece birkaç parça işlenmiş sütun, büyük parça taş ve belki de sarayın bazı temellerini göreceklerdir. Bunlara bakarak, dönemimizde yaşayan insanların henüz yeni yerleşik hayata geçtiklerini, o nedenle iri taşları üst üste koyarak sözde ilkel ev benzeri yerlerde yaşadıklarını, daha yeni sosyalleştiklerini öne sürseler, bunun son derece yanlış bir yorum olacağı açıktır.

54


Ç›ra¤an Saray›'n›n restore edilip, dekorasyonunun tamamlanm›fl hali

Geçmişten günümüze kalan kalıntılar da tıpkı Çırağan Sarayı gibi son derece estetik binaların izleri olabilir. Bu kalıntıların üzerine mobilyalar yerleştirilse, perdeler, halılar ve avizelerle dekorasyon yapılsa, ortaya çok gösterişli binalar çıkar. Kuran'da da geçmişte yaşamış olan kavimlerin sanat, mimari, kültür ve bilgi olarak ileri toplumlar oldukları haber verilmiştir. Bir ayette, geçmiş toplumların "kuvvet ve eser bakımından" üstün oldukları şöyle bildirilir: Onlar, yeryüzünde gezip-dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler... (Mümin Suresi, 21)

55


2005 yılında, Dmanisi, Gürcistan'da bulunan bir fosil, insanlık tarihinin evrimi senaryosunun gerçekleri yansıtmadığını bir kez daha ortaya koydu. Evrimcilerin bilim dışı iddialarına göre ilk insanlar, bencil ve hayvani bir yaşam sürüyorlardı. Aile yaşamları veya toplumsal düzenleri yoktu. Arkeolog David Lordkipanidze tarafından bulunan, yaşlı bir insana ait kafatası fosili, bu iddiaların doğru olmadığını gösterdi. Bulunan fosil, yaşlı bir insana aitti ve tek bir dişi dışında hiçbir dişi yoktu. Bilim adamları bu insanın tek hastalığının dişlerinin eksikliği olmadığını, başka hastalıkları da olduğunu düşünmektedir. Bu insanın dişlerini kaybetmiş olmasına ve hastalıklarına rağmen, ileri yaşa kadar hayatını sürdürmesi, yaşadığı toplumda kendisine bakıldığını, ilgi gösterildiğini kanıtlayan önemli bir bilgidir. Fosili bulan arkeolog Lordkipanidze de konuyla ilgili şunları söylemektedir: "Bu kişinin hasta bir birey olduğu açıktır. Bunun, hasta kişilerin toplumun diğer üyeleri tarafından bakıldığını gösteren önemli bir örnek olduğunu düşünüyoruz." (Discover Special Issue, Vol. 27, No 1, s. 28) Evrimciler, fosilin yaşadığı tarihten en az 1.5 milyon yıl sonra insanların sosyal olarak geliştiklerini, kültürel davranışlar gösterdiklerini öne sürerler. Söz konusu fosil ise evrimcilerin bu iddialarını yalanlamaktadır. Bundan milyonlarca yıl önce de insanların hastalara şefkat, merhamet ve ilgi gösDiscover dergisi y›l›n önemli bilimterdiklerini, onlara baktıklarını, onları koruyup sel geliflmelerini de¤erlendirdi¤i kolladıklarını göstermektedir. Bu bulgu tarihin hiçözel say›s›nda, evrimcilerin senarbir döneminde insanların hayvani bir yaşam süryosunu y›kan önemli bir bulguya yer verdi. Milyonlarca y›l önce de mediklerini, her zaman insanca yaşadıklarını bir insanlar›n hastalara bakt›klar›n›, kez daha göstermektedir. onlara ilgi gösterdiklerini ortaya koyan bu bulgu, "Homo Erectus* Aile Büyüklerine ‹lgi mi Gösteriyordu?" bafll›¤›yla yay›nland›. Bu fosilin ortaya koydu¤u gerçek, tarihin hiçbir döneminde insanlar›n hayvani bir yaflam flekli sürmedikleri, insanlar›n hep insanca yaflad›klar›d›r.

(*) Evrimciler, Homo Erectus'un insan›n sözde evriminde, maymunla insan aras›nda bir tür oldu¤unu iddia ederler. Oysa, günümüz insan›n›n iskeleti ile Homo erectus iskeleti aras›nda hiçbir fark yoktur. Homo Erectus'un iskeleti tamamen diktir ve Homo Erectus bir insan ›rk›d›r.

56


Evrimciler, sözde maymunumsu insanlar›n Avrupa'da bundan yaklafl›k 30-40 bin y›l önce, Afrika'da biraz daha eski bir dönemde ani bir geçifl süreci yaflad›klar›n›, böylece birdenbire modern insanlar gibi düflünme ve üretme kabiliyeti kazand›klar›n› öne sürerler. Çünkü bu döneme ait arkeolojik bulgular evrim teorisiyle aç›klanmas› mümkün olmayan delillerdir. Darwinist iddiaya göre, neredeyse 200 bin y›l boyunca de¤iflmeden kalan tafl-alet teknolojisinin yerini birdenbire, daha ileri ve h›zla geliflen el sanatlar› teknolojisi alm›flt›r. Bir süre önce a¤açlardan inen ve modernleflmeye bafllayan sözde ilkel adam, birdenbire sanatsal kabiliyetler gelifltirmifl, ma¤ara duvarlar›na oyarak veya boyayarak flafl›rt›c› güzellikte resimler yapmaya bafllam›fl, kolyeler, gerdanl›klar gibi son derece estetik süs eflyalar› üretmifltir. Peki ne olmufltur da böyle bir geliflme yaflanm›flt›r? "Yar› maymun ilkel varl›klar" neden ve nas›l birdenbire sanata e¤ilim göstermifllerdir? Evrimci bilim adamlar› bunun nas›l olup da gerçekleflti¤ini hiçbir flekilde aç›klayamaz, ancak birtak›m varsay›mlar öne sürerler. Evrimci Roger Lewin, Darwinistlerin bu konuda içine düfltü¤ü s›k›nt›y›, Modern ‹nsan›n Kökeni kitab›nda flu sözlerle ifade eder: "Hala eksik durumdaki arkeolojik kay›tlar›n her bak›mdan belirsizli¤inden olacak, bilim adamlar› bu soruya baflka baflka yan›tlar veriyorlar."7

57


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Arkeolojik bulgular›n gösterdi¤i gerçek ise, insan›n var oldu¤u günden itibaren kültürel anlay›fla sahip oldu¤udur. Bu anlay›flta zaman zaman ilerlemeler, zaman zaman gerilemeler, keskin de¤iflimler yaflanm›fl olmas› mümkündür. Ancak bu, evrimsel bir süreç yafland›¤› de¤il, kültürel bir geliflim ve de¤iflim yafland›¤› anlam›na gelmektedir. Evrimcilerin, "ani de¤ifliklik" olarak nitelendirdikleri sanatsal eserlerin ortaya ç›k›fl› da, biyolojik (özellikle zihinsel yetenek) olarak insan›n geliflimini gösteren bir durum de¤ildir. O dönemde yaflayan insanlar birtak›m toplumsal de¤iflimler yaflam›fl olabilirler, sanat ve üretim anlay›fllar› de¤iflmifl olabilir, ama bu bilgiler, insan›n ilkellikten modernli¤e geçifl yapt›¤›n› gösteren veriler de¤illerdir.

Lascaux'daki ma¤aralarda bulunan duvar resimlerinden bir örnek. Bu resmin, sözde maymunluktan henüz kurtulmufl ilkel bir insan ürünü olmad›¤› aç›kt›r.

58


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Geçmifl insanlar›n geride b›rakt›klar› arkeolojik izlerle, evrimcilere göre olmas› gereken anatomik ve biyolojik izlerin birbirleriyle tutars›zl›¤› da Darwinizm'in bu konudaki iddialar›n› bir kez daha geçersiz k›lmaktad›r. (Darwinizm'in temel iddias› olan insan›n sözde soy a¤ac›n› bilimsel olarak y›kan bilgiler için bkz. Harun Yahya, Hayat›n Gerçek Kökeni.) Evrimci iddiaya göre, insan›n kültürel gelifliminin de biyolojik geliflimiyle do¤ru orant›l› olmas› gerekir. Örne¤in, insanlar önce basit çizgilerle sanatsal duygular›n› ifade etmeli, daha sonra bu çizgiler biraz daha geliflmeli, bu geliflme yavafl yavafl ilerleyerek sanatsal yetenek doruk noktas›na ulaflmal›d›r. Oysa, insanl›k tarihine ait bulunan ilk sanatsal izler bu varsay›m› temelden sarsmaktad›r. Sanat tarihinin ilk örnekleri olarak kabul edilen ma¤ara resimleri, oymalar› ve kaya kabartmalar› dönemin insan›n›n çok üstün bir sanat anlay›fl›na sahip oldu¤unu göstermektedir. Ma¤aralarda araflt›rmalar yapan bilim adamlar›, bu resimleri sanat tarihinin en önemli ve de¤erli çal›flmalar›ndan biri olarak de¤erlendirmektedirler. Resimlerdeki gölgelemeler, perspektifin kullan›m› ve zarif çizgiler, kabartmalarda ustaca yans›t›lan derinlik hissi, oymalarda günefl ›fl›¤›n›n çarpmas›yla meydana gelen estetik oynamalar, evrimcilerin aç›klayamayacaklar› özelliklerdir. Çünkü bunlar Darwinist iddiaya göre çok daha ileride ortaya ç›kmas› gereken bir geliflmedir. Fransa, ‹spanya, ‹talya, Çin, Hindistan ve Afrika'n›n çeflitli yerlerinde, k›saca dünyan›n farkl› bölgelerinde bulunan pek çok ma¤ara resmi, geçmifl insan›n kültürel yap›s› hakk›nda çok önemli bilgiler sunmaktad›r. Bu resimlerde kullan›lan üslup ve boyama teknikleri, araflt›rmac›lar› flaflk›nl›¤a düflürecek kalite ve üstünlüktedir. Darwinist bilim adamlar› bu resimleri ön yarg›yla de¤erlendirmekte, duyduklar› flaflk›nl›¤a ra¤men, söz konusu eserleri evrim hikayelerini süsleyebilmek için tarafl› bir flekilde yorumlamaktad›rlar. Günümüz

59


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

insan›n›n yap›s›na henüz ulaflm›fl varl›klar›n, son derece ilkel koflullar içinde yaflad›klar› ma¤aralarda, korktuklar› ya da avlad›klar› hayvanlar›n flekillerini resmettiklerini söylemektedirler. Oysa bu eserlerde kullan›lan teknikler söz konusu resmi yapan sanatç›lar›n çok derin bir kavray›fla, kavrad›klar›n› etkileyici bir flekilde resmedebilme yetene¤ine sahip olduklar›n› göstermektedir. Kullan›lan boyama teknikleri ise hiç de tahmin edildi¤i gibi ilkel bir koflulda yaflam›yor olabileceklerinin bir di¤er göstergesidir. Üstelik, ma¤ara duvarlar›na yap›lm›fl bu resimler dönemin insanlar›n›n ma¤aralarda yaflad›¤›n› gösteren bir delil de¤ildir. Bu eserleri meydana getiren sanatç›lar, pekala, yak›n civarda bir evde yafl›yor ama eserlerini söz konusu ma¤ara duvarlar›na yapmay› tercih ediyor da olabilirler. Neyi resmedece¤ini hangi duygu ve düflünceyle seçti¤i ise sadece sanatç›n›n bilece¤i bir fleydir. Bu resimler üzerine pek çok yorum yap›labilir, ama yap›labilecek en gerçek d›fl› yorum bunlar›n ilkellikten henüz kurtulmufl varl›klar taraf›ndan yap›ld›klar›d›r. Nitekim, BBC'nin internette yay›nlanan bilim sayfas›nda yer alan 22 fiubat 2000 tarihli haberde ma¤ara resimleriyle ilgili olarak flu sat›rlara yer verilmektedir: Bunlar›n ilkel adamlar taraf›ndan yap›ld›¤› düflünülüyordu... Ancak iki bilim adam›n›n yapt›¤› çal›flmalara göre, antik ressamlarla ilgili bu kanaat tamamen yanl›fl. Onlar bu resimlerin kompleks ve modern toplumun kan›tlar› oldu¤unu düflünüyorlar.8

Günümüz sanat anlay›fl›n›n pek çok eseri de, binlerce y›l sonra ayn› mant›kla de¤erlendirilseydi, 21. yüzy›l toplumunun ilkel bir kabile mi yoksa geliflmifl bir medeniyet mi oldu¤u sorusu birçok tart›flmaya neden olabilirdi. Bundan 5000 sene sonra günümüz ressamlar›n›n tablolar› hiç zarar görmeden bulunsa ve günümüzle ilgili hiçbir tarihi belge kalmam›fl olsa o dönemin insanlar› ça¤›m›z hakk›nda ne düflünürlerdi? Van Gogh'un ya da Pablo Picasso'nun eser-

60


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

lerini bulan gelece¤in insanlar›, evrimci mant›¤a göre hareket ediyor olsalar, günümüz toplumu için nas›l yorumlar yaparlard›? Manzara resmi çizen Claude Monet'den dolay› "Daha sanayi geliflememifl, insanlar tar›m hayat› yafl›yorlard›" veya Kandinsky'nin soyut resimlerinden dolay›, "Henüz okuma yazma bilmeyen geliflmemifl insanlar çeflitli karalamalarla anlaflabiliyorlard›" yorumunu yapmak günümüz hakk›nda onlar› do¤ru sonuçlara ulaflt›rabilir miydi?

Günümüzün sanat anlay›fl›, gelecek nesiller taraf›ndan evrimci ön yarg›larla de¤erlendirilse toplumumuzla ilgili çok farkl› kanaatler oluflabilir. Gelece¤in evrimcileri Pablo Picasso'nun, Salvador Dali'nin veya bir baflka sürrealist ressam›n eserlerine bakarak, günümüz insanlar›n›n da sözde ilkel olduklar›n› öne sürebilirler. Ama bu, hiçbir flekilde gerçe¤i yans›tmayan bir yorum olur.

Solda: Öfkeli At, Salvador Dali Sa¤da: Saat Patlamas›, Salvador Dali

Ortada: Pipolu Adam, Pablo Picasso Gitar, Pablo Picasso

61


Resimler, resmi yapan kiflilerin sanat anlay›fl›n› yans›t›r. Ancak bu resimlere bakarak dönemin insanlar›n›n ne yedikleri, hangi koflullarda yaflad›klar›, sosyal iliflkilerinin nas›l oldu¤una dair yorumlar yapmak ve bu yorumlar›n kesin do¤ru oldu¤unu iddia etmek bilimsel bir yaklafl›m de¤ildir. Evrimcilerin ›srarla, dönemin insanlar›n› kendilerince ilkel olarak nitelendirmeleri ise ön yarg›l› tutumlar›n›n bir neticesidir. Resmedilmifl insan figürlerinin üzerinde, kal›n bal›k s›rt› kumafl oldu¤u görülmektedir. Bu da evrimcilerin iddia etti¤i gibi, bir zamanlar insanlar›n yar› ç›plak dolaflan, ilkel varl›klar olmad›klar›n› göstermektedir.

62


Cezayir'de bulunan yaklafl›k 9000 y›l öncesine ait duvar resimleri

Tuc d'Audoubert Ma¤aras›'ndaki bizon kabartmalar›

63


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Fransız Pireneleri'ndeki Niaux Mağarası, eski dönemde yaşayan insanların yaptıkları birbirinden etkileyici resimlerle doludur. Resimler üzerinde yapılan karbon testleri bu eserlerin yaklaşık 14 bin yıl önce yapıldıklarını göstermektedir. Niaux Mağarası'ndaki resimler 1906 yılında gün ışığına çıkarılmışlardır ve o günden bu yana da detaylı olarak incelenmektedirler. Mağaranın en süslü bölümü, Siyah Salon olarak adlandırılan karanlık bir kesimdeki yüksek bir oyuktan oluşan köşedir. Bizon, at, geyik ve dağ keçisi resimlerinin olduğu bu bölümle ilgili olarak, Modern İnsanın Kökeni kitabında Roger Lewin şu yorumu yapmaktadır: "... kompozisyonlar, yapılışlarında yaratıcılık ve bilincin etkili olduğu izlenimini vermektedir."9 Bu resimlerle ilgili bilim adamlarının ilgisini çeken en önemli unsurlardan biri de kullanılan boyama tekniğidir. Yapılan araştırmalar, bu resimlerde doğal ve yerel kaynakların biraraya getirilerek özel karışımlar elde edildiğini göstermektedir. Şüphesiz bu, ilkellikten henüz çıkmış varlıkların yapamayacağı bir düşünme, planlama ve üretme yeteneğinin göstergesidir. Roger Lewin, bu boyama tekniğini şöyle anlatmaktadır: Boya yapımında kullanılan maddeler (pigmentler) ve mineral dolgu maddeleri, Üst Paleolitik insanlarca özenle seçilerek, özel bir karışım oluşturmak üzere 5-10 mikrona dek inceltiliyordu. Siyah boya, tahmin edileceği gibi, odun kömürü ve manganezdioksitti. Ancak ilgi, daha çok, dolgu maddeleri üzerine yoğunlaşmıştı. Dolgu maddeleri, renklere canlılık verdiği gibi, adından da anlaşılacağı üzere, boyayı kalınlaştırmaya da yarar. Dört değişik türü olduğu anlaşılan bu maddeleri, araştırmacılar birden dörde kadar sıralamışlardır: Talk, barit, potasyum feldispat ve biyotit (mika) ağırlıklı feldispat potasyum. Clottes ve arkadaşları bu dolgu maddelerini kendileri

64


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

de denemişler ve çok etkili olduğunu görmüşlerdir.10

Görüldüğü gibi kullanılan teknik, son derece ileridir. Bu da açık bir gerçeği yeniden gözler önüne sermektedir: Geçmişte ilkel olarak adlandırılan herhangi bir varlık yaşamamıştır. İnsan ilk var olduğu günden beri, düşünme, konuşma, akletme, kavrama, değerlendirme, plan yapma, üretme yeteneği olan üstün bir varlıktır. Resimlerini renklendirmek için dolgu maddesi kullanan, bu dolgu maddelerini hazırlamak için tarik, barit, potasyum feldispat ve biyotit gibi kimyasalları başarıyla biraraya getiren kimselerin sözde maymunsuluktan yeni çıkmış, henüz medenileşmiş varlıklar olduklarını iddia etmek akla ve mantığa aykırıdır. Ma¤ara resimlerinde kullan›lan boyalar, kimya e¤itimi alm›fl bir üniversite ö¤rencisinin dahi elde etmesinin oldukça zor oldu¤u bir kar›fl›mla yap›lm›flt›r. Çok kompleks formüllü bu boya kar›fl›mlar›n›, kimya mühendisleri ancak laboratuvarlarda elde edebilirler. Talk, barit, potasyum feldispat ve biyotit gibi maddelerin kullan›m›yla elde edilen boyalar›n, detayl› bir kimya bilgisi gerektirdi¤i aç›kt›r. Bu bilgiye sahip olan insanlar› ise sözde "yeni geliflmifl" olarak nitelemek mümkün de¤ildir.

65


Bu resimde sanatç›, üç boyutlu bir görüntü oluflturmufl. Üç boyutlu görüntü oluflturmak ancak çok iyi sanat ve resim e¤itimi alm›fl kiflilerin yapabilece¤i bir tekniktir. Pek çok kifli bu detayl› sanat› uygulayamaz.

66


Tarihleri MÖ 35 binli y›llara kadar uzanan ma¤ara resimlerindeki boyalarda dönemin insanlar›, mangan oksid, demir oksid, demir hidroksid, dentin kili (omurgal› hayvanlar›n difllerindeki kolajen ve kalsiyum tuzundan meydana gelen iç k›s›m) gibi elementler ve maddeler kullan›yorlard›.

Kimya

e¤itimi olmayan bir insandan, bu resimlerden herhangi birindeki boyay› elde etmesi istense, bu kifli hangi elementi kullanaca¤›n›, bu elementi nereden, nas›l bulabilece¤ini, hangi elementi hangisiyle, nas›l kar›flt›rmas› gerekti¤ini bilemez. Ayr›ca dönemin insanlar›n›n sadece kimya konusunda de¤il, hayvan anatomisi konusunda da bilgili olduklar› anlafl›lmaktad›r. Omurgal› hayvanlar›n difllerindeki kolajen ve kalsiyum tozlar›ndan oluflan maddelerden faydalanmalar› bunun bir göstergesidir.

Sa¤ alttaki at resmi, Niaux Ma¤aras›'ndaki resimlerden biridir. Yap›lan çal›flmalar bu resmin yaklafl›k 11 bin y›l öncesine ait oldu¤unu göstermifltir. Resmin, bölgede yaflayan atlarla olan benzerli¤i, resmi yapan kiflinin yetene¤ini göstermesi aç›s›ndan dikkat çekicidir. Bu resimleri yapanlar›n, geliflmifl bir sanat anlay›fl›na sahip kifliler oldu¤u aç›kt›r. Söz konusu resimlerin ma¤ara duvarlar›na yap›lm›fl olmas›, bu kimselerin

ilkel

koflullarda yaflad›¤›n› gösteren bir delil kesinlikle de¤ildir. Sadece kiflisel seçimleri nedeniyle tuval olarak bu duvarlar› kullanm›fl olmalar› oldukça

yüksek

bir ihtimaldir.

67


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Güney Afrika sahillerindeki Blombos Mağaralarında yapılan kazılarda elde edilen veriler, insanın evrimi senaryosunu bir kez daha alt üst etti. Da-

ily Telegraph gazetesi konuyla ilgili haberi, "Taş Devri Adamı O Kadar Saf Değilmiş" (Stone Age Man Wasn't So Dumb) başlığıyla verdi. Birçok gazete ve dergide ise haber, "eski insanlarla ilgili teorilerin tamamen değiştirilmesi gerektiği" şeklinde yorumlandı. Örneğin BBC News konuyu şu şekilde bildiriyordu: "Bilim adamları bu buluşun, modern düşünme yöntemlerinin tahmin edilenden çok daha önce gelişmiş olduğunu gösterdiğini düşünüyorlar."11 Blombos Mağaralarında, bundan 80 bin -100 bin yıl öncesine ait toprak boya kalıpları bulunmuştu. Bu kalıpların hem vücut hem de sanat eserlerinin boyamasında kullanıldığı tahmin edilmekteydi. Bu buluştan önce bilim adamları, insanın düşünme, kavrama ve üretme yeteneğinin geliştiğini gösteren verilerin en erken 35 bin yıl önce ortaya çıktığını öne sürüyorlardı. Bulunan bu kalıplar ise söz konusu iddiayı tamamen sarstı. Evrimci bilim adamlarının sözde ilkel, hatta yarı maymunsu olarak nitelendirdikleri bu dönemin insanları, tıpkı günümüz insanları gibi kavrama ve üretme yeteneğine sahipti. Blombos Ma¤aras›'nda bulunan üstte görülen boncuklar ve bulunan çeflitli süs malzemeleri, dönemin insanlar›n›n estetikten anlayan, sanat› bilen, güzellikten hofllanan kifliler oldu¤unu göstermektedir. Bunlar sözde ilkel varl›klar taraf›ndan meydana getirilmifl olamaz.

68


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Chauvet Mağarası 1994 yılında keşfedildi ve bulunan resimler, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Bundan önce Ardeche'deki sanat eserleri, Lascaux'daki 20 bin yıllık resimler ya da İspanya Altamira'daki 17 bin yıllık eserler de ilgi çekmişti ama Chauvet'deki eserler çok daha eski bir zamana aitti. Karbon-14 yöntemiyle yapılan tarihlendirme çalışmaları sonucunda, bu resimlerin yaklaşık 35 bin yıllık olduğu ortaya çıktı. National Ge-

ographic dergisinde Chauvet'deki eserlerle ilgili şu yorum yapılmaktaydı: Mağaranın ilk fotoğrafları uzmanlar kadar kamuoyunu da büyüledi. On yılChauvet Ma¤aras›'ndaki "Atlar Paneli", yaklafl›k 6 metre uzunlu¤unda bir duvar tablosudur. Sald›r› halindeki gergedanlar, gür yeleli atlar, bizonlar, aslanlar ve uzun boynuzlu bir tür s›¤›r sürüsünün resmedildi¤i bu tablo, hayranl›k uyand›r›c› bir esteti¤e sahiptir. Evrimcilerin ilkel çizimler bekledikleri bir dönemde sanat›n bu derece geliflmifl olmas›, Darwinist iddialara göre aç›klanmas› mümkün olmayan bir durumdur.

69


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

lar boyunca akademisyenler sanatın ilkel çizimlerden canlı, natüralist resimlere doğru kademeli olarak ilerlediği kuramını ortaya koymuşlardı... Daha ünlü mağaralarda yer alan resimlerin yaklaşık iki katı yaşında olan Chauvet'deki resimler, sadece tarih öncesine ait sanatın bulunduğu en yüksek noktayı değil, aynı zamanda sanatın bilinen en eski başlangıcını temsil ediyordu. 12

Ma¤ara resimlerindeki geliflmifl sanat anlay›fl› karfl›s›nda, evrimci National Geographic dergisi bu resimleri, "Bizim gibi insanlar" bafll›¤›yla sundu.

Solda Chauvet Ma¤aras›'nda k›rm›z› boya maddesi kullan›larak resmedilmifl leopar resmi. Sa¤da ise yaklafl›k 6 metre uzunlu¤undaki panelin atlar bölümünden bir kesit görülmektedir.

70


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Münih Üniversitesi'nden araştırmacı Dr. Micheal Rappenglueck, Lascaux Mağaralarında yaptığı incelemeler neticesinde, bu mağaraların duvarlarında yer alan resimlerin astronomik anlamlar taşıyor olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Mağara duvarlarında yer alan figürler, fotogrametri yöntemi kullanılarak bilgisayar ortamında yeniden yapılandırılmış ve ortaya çıkan geometrik çizim, dairelerin, açıların ve düz çizgilerin birer anlam taşıyor olabileceğini göstermiştir. Bilgisayar ortamında yapılan hesaplamalara, ekliptik eğrilik, ekinoksun eksen sapması, yıldızların düzenli hareketleri, Ay'ın ve Güneş'in çap ve yarı çap ölçümleri, evrendeki kırılmalar ve bastırılmalarla ilgili tüm değerler eklenmiştir. Ve yapılan incelemeler sonucunda bu çizimlerin bazı yıldız takımlarını ve Ay'ın belirli hareketlerini işaret ettiği görülmüştür. BBC kanalı bilim ve teknik bölümü konuyla ilgili şu bilgilere yer vermiştir:

Bilim adamlar›n›n araflt›rmalar›na göre, at

Geyik resminin alt›na çizilmifl olan 13 noktal›

resminin alt k›sm›nda yer alan noktalar,

dizi ise, Ay'›n bir ay içindeki döngüsünün

Ay'›n 29 günlük devrini göstermektedir.

yar›s›n› temsil etmektedir.

71


72


73


Resimlerde hareketlilik ve canl›l›k mükemmel bir flekilde yans›t›lm›flt›r. Bu resimler, akademik e¤itim alan kiflilerin yapabilece¤i kalitede, son derece estetik çal›flmalard›r. Böyle mükemmel sanat eserleri ortaya ç›karan kimselerin zihinsel olarak geri olduklar›n› söylemek mümkün de¤ildir.

74


Solda - Lascaux Ma¤aras›'ndan Rotunda'n›n kuzey duvar› Üstte - Lascaux Ma¤aras›'ndan 17.000 y›ll›k hayvan figürleri Altta - At figürü

75


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Orta Fransa'da bulunan Lascaux Mağaralarındaki ünlü duvar resimlerinde tarih öncesine ait (gece) gökyüzü haritası keşfedildi. 16.500 yıllık tarihe sahip olduğu tahmin edilen harita, günümüzde Yaz Üçgeni (summer triangle) olarak bilinen üç parlak yıldızı gösteriyor. Lascaux çizimleri arasında ayrıca, Pleidas yıldız kümesinin de haritası bulundu... 1940'larda keşfedilen duvarlar atalarımızın sanatsal kabiliyetini gösteriyordu. Ancak bugün artık söz konusu çizimlerin, onların bilimsel bilgi seviyesini de gösterdiği anlaşılmıştır.13

Darwinistlerin iddialarına göre, bu resimleri yapanlar sözde ağaçlardan henüz inmiş, zihinsel gelişimlerini henüz tamamlamaya başlamış varlıklardır. Ancak gerek bu resimlerin sanatsal değerleri, gerekse son araştırmaların gösterdiği neticeler, evrimcilerin bu iddialarını geçersiz kılmaktadır. Söz konusu resimleri yapanlar hem üstün bir estetik anlayışa, hem gelişmiş sanat tekniğine, hem de araştırmaların gösterdiğine göre bilimsel bilgiye sahip insanlardır.

"En Eski Ay Takvimi Tan›mland›" bafll›¤›yla BBC'nin internet sitesinde yer alan haber, Darwinistlerin "toplumlar›n evrimi" iddias›n› bir kez daha çürüten bilgiler içermekteydi.

76


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Yaklaşık 7 bin yıllık olan bu zürafa kabartmaları, görenlere "sürünün hareket halinde olduğu hissini" verecek mükemmellikte yapılmış. Bu eserin düşünebilen, muhakeme yeteneği olan, kendisini ifade edebilen, üretebilen, sanat anlayışı olan insanların ürünü olduğu çok açıktır.

77


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Yine yaklaşık 7 bin yıllık olan bu resimde, müzik aleti çalan bir adam görülmektedir. Yandaki diğer resimde de, Botswana'da yaşayan Dzu yerlilerinden biri benzer bir müzik aletini çalarken görülmektedir. 7 bin yıl önce kullanılan bir müzik aletinin çok benzerinin bugün halen kullanılıyor olması dikkat çekici bir durumdur. Bu, Darwinistlerin iddiasını yıkan örneklerden biridir. Darwinizm'in iddia ettiği gibi medeniyet hep ileri gitmemekte kimi zaman da binlerce yıl aynı şekilde kalmaktadır. Bu adam 7 bin yıldır var olan bir müzik aletini kullanmaya devam ederken, dünyanın öbür ucunda en gelişmiş müzik aletleriyle senfoniler bestelenmekte, her iki külÜstteki 7 bin y›ll›k duvar resminde görülen flüt çalan insan figürü, dönemin insanlar›n›n müzik bilgisine ve kültürüne dolay›s›yla, geliflmifl bir zihniyete ve medeniyete sahip olduklar›n› göstermektedir. Alttaki resimde ise günümüzde Botswana'da yaflayan yerlilerden biri, benzer bir müzik aletini çalarken görülüyor.

78

tür de aynı dönemde yaşanmaktadır.


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

MÖ 9000 yılına ait olduğu kabul edilen Çatalhöyük, tarihin ilk şehirlerinden biri olarak nitelendirilmektedir. İlk buluntularla birlikte, arkeoloji dünyasında büyük tartışmalar başlamış, evrimci iddiaların bir kez daha geçersizliği görülmüştür. Arkeolog James Melaart -kendisini de hayrete düşüren- bölgedeki gelişmişliği şu şekilde anlatmaktadır: Neolitik dönemin önde gelen toplumlarından biri olan Çatalhöyük'teki gelişmiş toplumun sahip olduğu teknolojik özellikler hayrete düşürücüdür... Örneğin, obsidyen (sert bir volkanik cam türü) bir aynayı nasıl olup da hiç çizmeden parlatmışlardır, ya da taş boncuklarda günümüzün çelik iğnelerinin dahi açmakta zorlanacağı delikleri açmayı nasıl başarmışlardır? Ne zaman ve nasıl bakırı, kurşunu ve diğer metalleri eritmeyi öğrenmişlerdir?14

Bulgular Çatalhöyük'te yaşayan insanların gelişmiş şehircilik anlayışına, planlama, tasarlama, hesaplama yapma kabiliyetine sahip olduklarını, sanat anlayışlarının ise tahmin edilenden çok daha ileri olduğunu göstermiştir. Kazı ekibinin günümüzdeki lideri Prof. Ian Hodder, burada elde edilen bulguların evrimci iddiaları geçersiz kıldığını şöyle ifade etmektedir: Nereden geldiği belli olmayan şaşırtıcı bir sanatları var. Çatalhöyük'ün coğrafi konumunu da açıklamak bayağı zor. Dönemine ait yerleşim yöreleriyle doğrudan bir coğrafi bağlantısı yok... Ortaya çıkarılan sıvaüstü resimler dönemine göre çok ileri. Bu insanlar bu sanat seviyesine neden ve nasıl ulaştılar?... Sorulması gereken esas soru bu: Bir grup insan nasıl olup da bu kadar muazzam bir kültürel başarı sağlayabiliyor? Aniden ve yoktan son derece önemli sanat eserleri oluşturmuşlar... Bildiğimiz kadarıyla Çatalhöyük'te elde edilen kültürel gelişmede bir evrim bulunmuyor.15

79


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Almanya'nın Schöningen şehrinde 1995 yılında, Alman arkeolog Hartmut Thieme tarafından birtakım ahşap kalıntılar bulundu. Bunlar, dikkatlice ve özenle yapılmış mızraklardı, yani bulunan en eski tarihli avlanma aracıydılar. Bu buluntular, evrimciler arasında büyük şaşkınlığa neden oldu, çünkü evrimci görüşe göre sistematik avlanma modern insanın ortaya çıktığı varsayılan bundan yaklaşık 40 bin yıl öncesinde başlamış olmalıydı. Hatta bu hikayeye uygun olması için daha önce bulunan Clacton ve Lehringen mızrakları göz ardı edilmiş, bunların sadece yeri kazmakta kullanılan sopalar veya kar sondaları olduğu iddia edilerek, yaşları küçültülmüş ve evrim yalanı devam ettirilmeye çalışılmıştı.16 Mızrakların tarihleri ise çok daha eskiyi gösteriyordu: Yaklaşık 400 bin yıl öncesini... Üstelik Schöningen mızraklarının yaşı o kadar kesindi ki, konuyla ilgili Nature dergisinde yazısı yayınlanan Sheffield Üniversitesi arkeologlarından Robin Dennell, bu mızrakların yaşını değiştirmenin ya da bunlarla ilgili sahte yorumlarda bulunmanın mümkün olmadığını şöyle ifade ediyordu: Ama Schöningen buluntuları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mızraktırlar, bunları kar sondası veya kazı sopaları olarak nitelendirmek, elektrikli matkapların kağıt ağırlığı olduğunu iddia etmekten farklı değildir.17

Bu mızrakların evrimci bilim adamlarını şaşırtmasının bir nedeni de, mızrakların yapılabilmesi için gerekli olan planlama, hesaplama,

80


Adnan Oktar

üretme yeteneklerinin o dönemde yaşayan sözde ilkel insanlarda olmadığı yanılgısıdır. Oysa bu mızraklar, plan yapabilen, hesap yapabilen, aşamalı düşünebilen bir zihnin ürünleridir. Her bir mızrak için yaklaşık 30 yaşındaki ladin ağacının gövdesi kullanılmıştır ve her bir mızrağın uç kısmı ağacın en sert olan yerinden yani tabanından yapılmıştır. Her bir mızrak, tıpkı modern ciritlerde olduğu gibi eşit oranla tasarlanmıştır; ağırlık merkezi, uç noktanın 1/3 uzaklığındadır. Tüm bu bilgiler karşısında Robin Dennell şu yorumu yapmaktadır: Bu mızraklar, önemli bir zaman ve kabiliyet yatırımı –uygun ağacın seçilmesi, biçimin belirlenmesi ve en son aşamada gerekli şekillendirmenin tasarlanması. Diğer bir deyişle, bu insanlar gelişigüzel "beş dakikalık bir kültürle" yaşamıyorlardı. Daha ziyade, derin bir planlama, gelişmiş bir tasarım ve ahşabı şekillendirmek için sabır görüyoruz ve tüm bunlar, sadece modern insanlarda görebildiğimiz özellikler.18

Mızrakları bulan arkeolog Thieme ise şunları söylemektedir: Orta Pleistosen gibi erken bir çağda böyle gelişmiş mızrakların kullanılmış olması, eski insan tavırları ve kültürleri hakkındaki pek çok teoriyi yeniden gözden geçirmemizi gerektirmektedir.19

Hartmut Thieme ve Robin Donnell'in de ifade ettikleri gibi, Darwinistlerin insanlık tarihiyle ilgili öne sürdükleri iddialar gerçekleri ifade etmemektedir. Gerçek şudur; insanlık hiçbir zaman evrim geçirmemiştir. Geçmişte geri medeniyetler olduğu gibi son derece gelişmiş ve ileri medeniyetler de yaşamıştır.

81


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Urfa yakınlarındaki Göbekli Tepe'deki kazılarda, bilim adamları tarafından "olağanüstü ve benzersiz" olarak nitelendirilen buluntular elde edilmiş, üzerinde hayvan rölyeflerinin olduğu, çapı 20 metreyi, boyu insan boyunu aşan dev T şeklinde sütunlar ortaya çıkarılmıştır. Bu sütunlar dairesel olarak dizilmişlerdir. Bilim dünyasını asıl etkileyen özellik ise, bu alanın yaşıdır: Göbekli Tepe'deki alan günümüzden 11 bin yıl önce inşa edilmiştir. Evrimci iddiaya göre, dönemin insanları ilkel taş aletlerle bu görkemli yapıyı inşa etmişlerdir. Bu yanılgıya göre, söz konusu mühendislik harikası, bundan 11 bin yıl önce en ilkel araçlarla çalışan toplayıcıavcı insanların eseridir. Elbette bu inanılması mümkün olmayan bir hikayedir. Nitekim Göbekli Tepe'deki kazı ekibinin başkanlığını yürüten Prof. Klaus Schmidt de bu gerçeği ifade etmektedir: O dönemde yaşayan insanların tıpkı bu gün olduğu gibi düşünme kapasiteleri olduğu görülmektedir. Hep düşündüğümüz gibi ilkel insanlar değillerdir. Ağaçtan inip uygarlık kurmaya çalışan maymun benzeri yaratıklar oldukları düşünülmemelidir. Zeka yönünden bakacak olursak bize benzedikleri görülmektedir.20

Arkeolog Klaus Schmidt, bu dev boyuttaki taşların o günün koşullarında nasıl taşındıklarını, nasıl şekillendirildiklerini ortaya çıkarabilmek için kazı ekibiyle birlikte küçük bir deney yapmıştır. Bu deneyde, makinelerin yardımı olmaksızın, sadece tarih öncesi insanların kullandığı ilkel aletlerle devasa bir kaya bloğunu işlemeye çalışmışlar ve çok kısa bir mesafeye taşımayı denemişlerdir. Gerçeklerine oranla daha küçük bir kaya bloğu üzerinde çalışmayı tercih etmişlerdir. Ekibin bir kısmı kütükler, ipler ve kol güçleriyle doğal ve basit kaldıraçlar yaparak taş üzerinde çalış-

82


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

maya başlamış, diğerleri de ellerinde taşlarla MÖ 9000 yılında yaşayan taş ustaları gibi sert bir zeminde oluk açmaya çalışmışlardır. (Evrimci tarih anlayışına göre, o günlerde metal araçlar olmadığından, taş devrinin insanlarının sert ve keskin uçlu çakmak taşını kullandığına inanılmaktadır.) Taşı oymaya çalışan işçilerin 2 saat boyunca durmaksızın devam eden çalışmaları sonucunda, ortaya sadece belli belirsiz bir hat çıkmıştır. Taşı taşımaya çalışan ekibin 4 saatlik yoğun çalışması neticesinde ise, 12 adam ağır kaya bloğunu sadece 7 metre hareket ettirmeyi başarabilmişlerdir. Yapılan bu deney sonucunda tek bir taş çember alanı oluşturmak için yüzlerce işçinin aylarca çalışması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu basit Resimlerde, Göbekli Tepe'de bulunan T biçimli tafllar görülmekte. Baz›lar›n›n üzerinde aslan figürü bulunmaktad›r.

83


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

deney bile açıkça ortaya koymaktadır ki, dönemin insanları evrimci bilim adamlarının ileri sürdüğü gibi ilkel koşullara değil, çok büyük ihtimalle son derece gelişmiş imkanlara sahiptiler. Evrimci anlayışın bir diğer çelişkisi de bu eserlerin meydana getirildiği dönemi, "çanak çömleksiz Neolitik çağ" olarak adlandırmalarıdır. Bu gerçek dışı yoruma göre, bu dönemin insanları henüz çanak çömlek yapacak teknolojiye ulaşmamışlardı. Heykeller yapabiliyor, dev taşları taşıBu eserlerin bulundu¤u dönem evrimcilerin sözde "tafl devri" olarak adland›rd›klar›, sadece tafl aletlerin kullan›ld›¤›n› iddia ettikleri dönemdir. Bulunan eserler ise bu iddian›n do¤ru olmad›¤›n› göstermektedir. Sadece tafl kullanarak bu kayalar üzerine söz konusu desenlerin ifllenemeyece¤i, bu heykelin flekillendirilemeyece¤i aç›kt›r. Tafla taflla vurarak kayan›n üzerinde bu derece düzgün bir hayvan figürü elde edilemez. Tafla taflla vurularak heykelin gözleri, burnu, a¤z› biçimlendirilemez.

Göbekli Tepe'de

Bölgede bulunan

yap›lan kaz›larda

baz› sütunlar üzerine ifllenmifl olan

Göbekli Tepe'de bulunan

ortaya ç›kar›lan bir

aslan motifleri.

bir insan heykeli.

yaban domuzu heykeli.

84


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

yabiliyor, bunları estetik sütunlar haline getirebiliyor, bunların üzerlerine hayvan kabartmaları işleyebiliyor, duvarları resimle süsleyebiliyor, mühendislik ve mimari bilgiyi kullanabiliyor ama henüz çanak çömlek yapmayı bilmiyorlar demek, sadece evrimci ön yargıları savunabilmek için ısrarla söylenen bir kandırmacadır. Kuşkusuz ki sözü edilen eserler bu insanların tahmin edilenden çok daha ileri bir ilme, teknolojiye ve medeniyete sahip olduklarını göstermektedir. Bu T şeklindeki büyük sütunların, nasıl işlendiğinin, oraya nasıl getirildiğinin açıklaması olması gerekir. Bu da söz konusu insanların iddia edildiği gibi ilkel olmadıklarını gözler önüne sermektedir. Nitekim Bilim Teknik dergisinde yer alan bir haberde, Göbekli Tepe'de elde edilen buluntuların, insanlık tarihine dair yaygın bir yanılgıyı açığa çıkardığı ifade edilmektedir: "Bu yeni veriler, insanlık tarihine ilişkin önemli bir yanılgıyı ortaya koyuyor."21 Bu yanılgı, insanlık tarihinin evrim aldatmacası doğrultusunda yorumlanmasıdır.

Geçmifl dönemlerde yaflayan insanlardan geriye kalan ve s›kça rastlan›lan izlerden biri de çanak çömleklerdir. Bugün de halen pek çok insan çömlek yap›m›yla geçimini sa¤lamaktad›r. Günümüzden geriye yaln›zca bu çömlek parçalar› kalsa ve bunlar› bulan gelece¤in bilim adamlar›, bizlerin henüz metali ifllemeyi bilmeyen geri bir medeniyet oldu¤umuzu öne sürseler, bu iddialar›nda ne kadar do¤ruluk pay› olurdu?

85


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Pakistan'da yapılan kazı çalışmaları bundan 8 bin yıldan çok daha uzun yıllar önce, dişçilerin diş çürümelerini dolguyla tedavi ettiklerini göstermiştir. Columbia Üniversitesi arkeologlarından Andrea Cucina, Pakistan'da yürüttüğü kazı çalışmalarında bundan 8-9 bin yıl öncesine ait kesici dişlerde küçük delikler fark etmiştir. Yaklaşık 2.5 mm çapındaki bu küçük deliklerin muntazamlığından etkilenen Cucina, konuyla ilgili araştırmalarını derinleştirmiştir. Daha sonra elektron mikroskopları kullanılarak yapılan incelemeler, söz konusu minik deliklerin bakteriler tarafından meydana getirilemeyecek kadar düzgün olduklarını ortaya koymuştur. Yani bunlar bakteriler tarafından meydana getirilen delikler değil, bilinçli müdahale ile oluşturulan, tedavi amaçlı deliklerdir. Minik deliklerin bulunduğu dişlerin hiçbirinde, herhangi bir çürük izine de rastlanmamıştır. Bu da, New Scientist dergisinin ifadesiyle, "Tarih öncesi dişçilerinin, işlerinde ne kadar başarılı olduklarının bir delilidir."22 Evrimci görüşe göre bu dönem, sözde insanların maymunlardan daha henüz ayrıldıkları, son derece ilkel koşullarda yaşadıkları, hatta çanak çömlek yapmayı dahi yeni yeni belli bölgelerde öğrendikleri bir dönemdir. Evrimcilere göre böylesine ilkel koşullarda yaşayan insanların nasıl olup da, ellerinde hiçbir teknoloji olmadan, birtakım taş aletlerle dişlerde muntazam delikler açıp dolgular yaptıkları ise bir muammadır. Açıktır ki, diş tedavisini gerçekleştiren bu insanlar ne ilkeldir ne de ilkel koşullara sahiptirler. Tam tersine, hastalığı teşhis edebilecek, tedavi yöntemleri ortaya koyabilecek düşünce yapısına ve bu yöntemleri başarıyla uygulayabilecek teknik imkanlara sahiptirler. Bu da -bir kez daha- Darwinistlerin, toplumların ilkellikten modernliğe doğru sürekli evrimleştiği yanılgısını geçersiz kılmaktadır.

86


87


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Sanatın her dalı gibi müzik de sadece insana hastır. Bundan yaklaşık 100 bin yıl önce yaşamış olan insanların müziğe karşı olan ilgisi, söz konusu kişilerin günümüz insanlarıyla hemen hemen aynı zevklere sahip olduğunun bir başka göstergesidir. Bilinen en eski müzik aleti Libya'nın Haua Fteah isimli yöresinde bulunan ve 70.000 ile 80.000 yıllık olduğu tahmin edilen kuş kemiğinden yapılmış bir flüttür.23 Ayrıca Doğu Kırım'da incelemelerin yapıldığı Prolom II isimli sitede 41 tane düdük bulunmuştur.24 Prolom II sitesinin ise 90.000 ila 100.000 yıl öncesine dayandığı keşfedilmiştir.25 Ancak bu dönemin insanlarının müzik bilgisi bununla da kalmamaktadır. Bir müzikolog olan Bob Fink, Kuzey Yugoslavya'daki bir mağarada arkeolog Ivan Turk tarafından 1995 Temmuzu'nda bulunan, bir ayının uyluk kemiğinden yapılmış olan eski bir kemik flütteki delikleri analiz etti. Karbon testine göre yaşının 43.000 ile 67.000 yıl arasında olduğu düşünülen bu aletin 4 nota çıkardığını ve flütte yarım tonlar ve tam tonların da olduğunu tespit etti. Bu keşif, sözkonusu insanların Batı müziğinin temel formu olan yedi nota ölçüsünü kullandıklarını göstermektedir. Flütü inceleyen Fink, "eski flütün üzerindeki ikinci ve üçüncü delikler arasındaki mesafenin, üçüncü ve dördüncü delikler arasındaki mesafenin iki katı" olduğunu belirtmektedir. Bunun anlamı birinci mesafenin tam notayı, ona komşu olan mesafenin de yarım notayı temsil ettiğidir. "Bu üç nota inkar edilemez bir şekilde diatonik ve modern yahut antika olsun standart diatonik bir ölçekteki gibi ses çıkarır"26 diyen Fink, bunları kullananların müzik kulağı ve bilgisi olan insanlar olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Neandertal ›rk›ndan bir insan taraf›ndan yap›lm›fl olan bu flüt, o dönemde Bat› müzi¤inin temel formu olan yedi nota ölçüsünün kullan›ld›¤›n› göstermektedir. Flütün yap›m› ayr›, kullan›lmas› ayr› bir bilgi birikimi, kültür ve beceri gerektirmektedir.

88


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Bütün bu eserler ve arkeolojik buluntular evrim teorisi taraf›ndan aç›klanmas› mümkün olmayan pek çok soruyu gündeme getirmektedir. ‹nsanlar›n maymunlarla ortak bir atadan geldikleri yan›lg›s›n› savunan Darwinizm bu sorular›n hiçbirini aç›klayamaz. Örne¤in, on binlerce y›l önce sözde h›r›lt›lar ç›kar›p, hayvani bir yaflam sürdü¤ünü iddia ettikleri maymunumsu varl›klar›n neden ve nas›l sosyalleflmeye bafllad›klar› sorusu evrimciler için çok büyük bir açmazd›r. Bu maymunumsular›n neden a¤açlardan yere indikleri, nas›l iki ayaklar› üzerinde durmaya bafllad›klar›, ak›llar›n›n ve yeteneklerinin ne flekilde geliflti¤i gibi sorular karfl›s›nda evrim teorisi bilimsel ve ak›lc› cevaplar veremez. Bu konuda ileri sürülen aç›klamalar yaln›zca birtak›m ön yarg›lardan ve hayal ürünü hikayelerden ibarettir. Evrimcilere "Dallardan dallara atlayarak dolaflan maymunlar, ne olmufltur da yere inmeye karar vermifllerdir?" diye sorarsan›z, bunu iklim koflullar›n›n gere¤i diye cevaplarlar. "Di¤er maymunlar da onlar› taklit ederek yere inebilecekken, neden dallarda dolaflmay› tercih etmifllerdir? Ya da bu iklim koflullar› neden sadece bir k›s›m maymunu etkilemifltir? Ayn› iklim koflullar›nda yaflayan di¤er maymunlar› yere inmekten al›koyan nedir?" gibi ilk planda akl›n›za gelen pek çok soru ise evrim teorisi taraf›ndan ak›lc› ve mant›kl› bir flekilde cevaplanamaz. "Yere inen maymunlar nas›l olmufltur da iki ayaklar› üzerinde yürümeye bafllam›fllard›r?" diye bir soru sorarsan›z evrimciler bu soruya da kendilerince farkl› aç›klamalar getirmeye çal›fl›rlar. Örne¤in baz› evrimciler, di¤er güçlü hayvanlardan korunma ihtiyac› nedeniyle bu maymunumsular›n arka ayaklar› üzerinde dik durmaya karar verdiklerini söylerler. Ama bu aç›klamalar›n hiçbiri bilimsel de¤ildir.

89


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Öncelikle iki ayaklılı¤ın evrimi diye bir fley söz konusu bile de¤ildir. ‹nsan iki aya¤ı üzerinde dik yürür. Bu, baflka hiçbir canlıda rastlanmayan, çok özel bir hareket fleklidir. Burada belirtilmesi gereken en önemli noktalardan biri iki ayaklılı¤ın bir avantaj olmadı¤ıdır. Zira, maymunların hareket flekli insanın iki ayaklı yürüyüflünden daha kolay, hızlı ve verimlidir. ‹nsan ne bir flempanze gibi a¤açlar arasında daldan dala atlayarak ilerleyebilir, ne de bir çita gibi saatte 125 km. hızla koflabilir. Aksine insan, iki aya¤ı üzerinde yürüdü¤ü için, yerde çok daha yavafl bir biçimde hareket edebilir ve bu nedenle do¤adaki canlıların en savunmasızlarından biridir. Dolayısıyla, evrim teorisinin kendi mantı¤ına göre, maymunların iki ayaklı yürümeye yönelmelerinin hiçbir anlamı yoktur. Aksine, evrimin hikayelerine göre insanlar dört ayaklı hale gelmelidirler. Evrimci iddianın bir di¤er çıkmazı ise, iki ayaklılı¤ın Darwinizm'in "aflama aflama geliflme" modeline kesinlikle uymamasıdır. Evrimin temelini oluflturan bu model, evrimin bir aflamasında iki ayaklılıkla dört ayaklılık arasında "karma" bir yürüyüfl olmasını zorunlu kılar. Oysa ‹ngiliz paleoantropolog Robin Crompton, 1996 yılında bilgisayar yardımıyla yaptı¤ı arafltırmalarda bu çeflit bir "karma" yürüyüflün imkansız oldu¤unu göstermifltir. Crompton'un vardı¤ı sonuç fludur: Bir canlı ya tam dik, ya da tam dört aya¤ı üzerinde yürüyebilir.27 Bu ikisinin arası bir yürüyüfl biçimi, enerji kullanımının aflırı derecede artması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Bu yüzden yarı-iki ayaklı bir canlının var olması mümkün de¤ildir. Bu sözde ilkel varl›klar›n nas›l ak›ll› ve sosyal davran›fllar gelifltirdikleri sorusunun cevab› da evrimcilerin hezeyanlar›na göre, toplu halde yaflad›klar›, böylece ak›ll› ve sosyal davran›fllar gelifl-

90


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Evrimciler, insan›n maymunlarla ortak bir atadan evrimleflti¤i iddias›n› delilsiz olarak kabul ederler, ancak bu evrimin nas›l oldu¤u sorusuna "bilmiyoruz, belki gelecekte bir gün anlar›z" fleklinde hiçbir bilimsel de¤eri olmayan bir cevap verirler. Örne¤in evrimci paleoantropolog Elaine Morgan flu itiraflarda bulunur: ‹nsanlarla (insan›n evrimiyle) ilgili en önemli dört s›r flunlard›r: 1) Neden iki ayak üzerinde yürürler? 2) Neden vücutlar›ndaki yo¤un k›llar› kaybettiler? 3) Neden bu denli büyük beyinler gelifltirdiler? 4) Neden konuflmay› ö¤rendiler? Bu sorulara verilecek standart cevaplar flöyledir: 1) Henüz bilmiyoruz. 2) Henüz bilmiyoruz. 3) Henüz bilmiyoruz. 4) Henüz bilmiyoruz.

Sorular

çok daha art›r›labilir, ama cevaplar›n tekdüzeli¤i hiç de¤iflmeyecektir. (Elaine Morgan, The Scars of Evolution, New York: Oxford University Press, 1994, s. 5)

91


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

tirdikleridir. Oysa sürü halinde yaflayan yaln›zca bu sözde ilkel varl›klar de¤ildir. Goriller, flempanzeler, maymunlar ve daha pek çok hayvan türü sürüler halinde yaflamaktad›r. Ama bunlar›n hiçbiri insanlar gibi ak›ll› ve sosyal davran›fllar gelifltirmemifltir. Hiçbiri sanatsal yap›lar infla etmemifl, astronomiyle ilgilenmemifl, dev an›tlar yapmam›fl, k›saca ak›l ve yetenek sergileyememifltir. Çünkü ak›ll› ve bilinçli davran›fl yaln›zca insanlara has özelliklerdir. Geçmiflten günümüze izi kalan tüm bu eserler de, bizler gibi ak›l ve fluura sahip, hesaplama, planlama, üretme yetene¤i olan insanlar taraf›ndan meydana getirilmifltir. Bu insanlar›n ilkel koflullarda yaflad›klar› iddias› ise bizzat arkeolojik bulgular taraf›ndan yalanlanmaktad›r.

Tafla flekil vermek için demir veya çelikten yap›lm›fl çeflitli aletler kullan›lmas› gerekir. Geçmiflte yaflayan toplumlar da, t›pk› günümüzdeki gibi, tafllar› kesip flekillendirirken bu tarz aletler kullanm›fllard›r.

92


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Arkeolog Micheal A. Cremo ve Richard L. Thompson tarafından hazırlanan Forbidden Archeology (Yasaklanmış Arkeoloji) kitabında sunulan deliller, evrimcilerin öne sürdükleri insanın tarihi tablosunu alt üst etmektedir. Bu bulgular, evrimci anlayışa göre, hiç umulmadık dönemlerde umulmadık kalıntıları ortaya koymaktadır. Örneğin, 1950'lerde Kanada Ulusal Müzesi'nden araştırmacı Thomas E. Lee, Huron Gölü kuzeyinde, Sheguiandah'daki buzulların bıraktığı tortuların içinde gelişmiş taş aletler bulmuştur. Bunların yaşlarının 65 bin ile 125 bin arasında olduğu meydana çıkınca, araştırma sonuçlarının yayınlanması ertelenmiştir. Çünkü bilim dünyasına hakim olan yanılgıya göre, Kuzey Amerika'ya ilk insanların gelişi 120 bin yıl önce Sibirya'dan olmuştu ve bunun daha önce olduğunun iddia edilmesi mümkün değildi. Kitapta verilen bir başka örnek de şöyledir: Arjantin, Miramar'da arkeolog Carlos, Ameghino Pliosen dönemine ait bozulmamış 3 milyon yıllık oluşumlarda bola taşları bulmuştur. Aynı katmanda, artık Güney Amerika'da soyu tükenmiş bir Güney Amerika memelisi kemiği bulmuştur. Bu kemiğin içine gömülü durumda bir çakmak taşı ok ucu da vardı. Daha sonra bir başka araştırmacı aynı oluşumun içinde bir insan çenesi parçası buldu. Oysa Darwinistlere göre, bola taşları ve ok uçları yapabilen insanlar ancak 100-150 bin yıl önce ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla, 3 milyon yıl öncesine ait bola taşları, bu taşların içinde bulunan kemikler ve ok ucu evrimciler için açıklanması mümkün olmayan bulgulardır. Ve bu durum evrim teorisinin bilimsel bulgularla çeliştiğini bir kez daha göstermektedir.28 İngiliz araştırmacı-yazar Micheal Baigent ise Ancient Traces (Antik İzler) kitabında, 1891 yılında 260-320 milyon yıllık bir altın zincirin bulunduğunu anlatmaktadır. Bu zincirin 8 karat altın ve 16 karat başka bir metalin alışımından yapılmış olduğu anlaşılmıştır. Bir kömür parçasının içinden çıkan bu altın zincirin orta kısmı iyice eskiyip aşınmış, ama uç kısımları sağlam durumdadır ve iki ucu birbirine sıkıca bağlıdır. Aşınmış kısımın, kömür içine iyice işlemiş izi de vardır. Tüm bunlar, bulunan zincirin, kömür parçası kadar eski olduğunu göstermektedir. Kömürün çıkarıldığı madendeki yatakların tarihi ise 260-320 milyon yıl arasındadır. (Cremo and Thompson, Forbidden Arc-

93


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

haeology, s. 392) Evrimcilerin, insanın dahi olmadığını iddia ettikleri bir dönemde, medeniyetin önemli göstergelerinden biri olan altın takının bulunması, evrimcilerin çizdiği insanlık tarihi tablosunu yerle bir etmektedir. Bir toplumun mücevher kullanması, süs eşyaları meydana getirmesi, o toplumun medeni bir yaşam sürdüğünün önemli delillerindendir. Üstelik altın zincirin yapılabilmesi hem uzmanlık hem de teknik donanım gerektiren bir iştir. Taştan aletler kullanarak ham altından düzgün bir zincir meydana getirilemez. Açıktır ki, günümüzden milyonlarca yıl önce yaşayan insanlar da, takı ve mücevheri biliyor, estetikten zevk alıyor, insani bir yaşam sürüyorlardı. İnsanlık tarihinin evrimi teorisini yıkan bulgulardan biri de, 387 milyon yıllık olduğu tahmin edilen demir çivi parçasıdır. Sir David Brewster tarafından British Association for the Advancement of Science (İngiliz Bilimsel Gelişme Birliği)'ne sunulan raporda yer alan bilgiye göre, çivi kum taşı içinde bulunmuştur. Kum taşının çıkarılmış olduğu taş yatağı Erken Devonian dönemine aittir, yaklaşık 387 milyon yaşındadır. (Brewster, Queries and Statements Concerning a Nail Found Embedded in a Block of Sandstone, II, s. 51) Burada sadece birkaç örneğine yer verdiğimiz bulgular, insanın evrimcilerin iddia ettiği gibi hiçbir zaman yarı hayvan-yarı insan bir varlık olmadığını, asla hayvani bir yaşam sürmediğini göstermektedir. Micheal Baigent, benzer örnekleri saydıktan sonra konuyla ilgili şöyle bir yorum yapmaktadır: ... Açıktır ki, bu verilerin hiçbiri dünya tarihiyle ilgili klasik tutucu bilimsel anlayış tarafından açıklanamaz... Aslında bu deliller -sadece örneklerini incelediklerimizden bir teki bile-, göstermektedir ki, modern insan yeryüzünde çok uzun zamandan beri yaşamaktadır. (Micheal Baigent, Ancient Traces, s. 14)

Baigent'in klasik tutucu olarak nitelediği evrimci zihniyet, gerçekten de bu bulgular karşısında çaresizdir. Arkeoloji tarihi, bu gibi binlerce örnekle doludur. Ancak evrimci zihniyet bu önemli örnekleri özenle halktan gizler, kendisi de göz ardı eder. Darwinistler ideolojilerini ne kadar ayakta tutmaya çalışsalar da, evrimin bir yalan olduğu Yaratılış'ın ise reddedilmesi mümkün olmayan bilimsel bir gerçek olduğu tüm delilleriyle ortadadır. Allah insanı yoktan yaratmış, ona ruhundan üflemiş ve bilmediklerini öğretmiştir. Allah'ın ilhamıyla insan, var olduğu ilk günden bu yana insan gibi bir hayat sürmüştür.

94


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Yapılan araştırmalar, binlerce yıl önce yaşayan insanların, günümüzde köylerde kullanılan aletlerin benzerlerini kullandıklarını ortaya koymaktadır. Bugünkü Filistin topraklarında MÖ 15.000'e ait olan "Ayn Gev 1" adlı kazı yerinde, konut olarak kullanılan yuvarlak bir kulübenin temellerinde tahıl öğütme taşları, taş bir havan ve oraklar bulunmuştur. Bu aletlerin en eskileri MÖ 50.000 seneden daha evvelki zamanlara aittir.29 Kazılarda bulunan bütün bu objeler, insanoğlunun ihtiyaçlarının her dönemde aynı olduğunu ve -sahip oldukları teknolojiyle doğru orantılı olmakla birlikte- buldukları çözümlerin de birbirine benzediğini gözler önüne sermektedir. Tahıl öğütme taşları, havan, orak gibi günümüzde çeşitli köylerde en çok kullanılan ve ihtiyaç duyulan aletler o dönemde de kullanılmışlardır.

95


ugust Comte, Herbert Spencer, Lewis Henry Morgan gibi ideologlar taraf›ndan farkl› dönemlerde ortaya at›lan ve daha sonra Charles Darwin'in teorisiyle birlefltirilen, sosyo-kültürel evrim kavram›n›n yan›lg›lar›na göre, tüm toplumlar ilkellikten medeniyete do¤ru bir evrim geçirmektedir. 19. yüzy›l›n sonlar›nda geliflen ve Birinci Dünya Savafl› döneminde etkisini gittikçe art›ran bu yan›lg›, ilerleyen y›llarda ›rkç›l›k, sömürgecilik, öjeni gibi bir çok ac›mas›z ak›m ve uygulaman›n sözde bilimsel temelini oluflturdu. Dünyan›n de¤iflik bölgelerinde yaflayan farkl› kültürlere, renklere, fiziksel özelliklere sahip çeflitli

96


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

toplumlar, bu bilim d›fl› anlay›fl öne sürülerek insanl›k d›fl› muamelelere tabi tutuldu. Adam Ferguson, John Millar, Adam Smith gibi yazarlar ve düflünürler tüm toplumlar›n dört temel aflamadan geçerek sözde evrimlefltiklerini öne sürüyorlard›. Bu dört aflama flunlard›: Avc›l›k ve toplama, hayvanc›l›k, tar›m ve son olarak da ticaret. Evrimci iddialara göre sözde maymunsuluktan yeni kurtulan ilkel insan yapt›¤› basit aletlerle sadece avlan›yor ve etraftaki bitkileri, yemiflleri vs. topluyordu, zihni ve yetenekleri biraz daha ilerledikçe evcil hayvan yetifltirmeye bafllad›, daha sonra tar›mla u¤raflabilecek kadar geliflti ve en son olarak da ticaretle u¤raflabilecek zeka ve yetenek kapasitesine ulaflt›. Ancak arkeoloji ve antropoloji gibi bilim dallar›nda yaflanan geliflmeler ve elde edilen bulgular, "kültürel ve toplumsal evrim hikayesinin" bu temel iddias›n›n bir geçerlili¤inin olmad›¤›n› ortaya koydu. Tüm bunlar yaln›zca materyalistlerin,

Günümüzde çok ileri medeniyetlerin yan› s›ra, oldukça geri medeniyetler de varl›¤›n› sürdürmektedir. Ancak toplumlar›n sahip olduklar› teknolojik imkanlar›n geri veya ileri olmas› bir toplumun di¤erinden zihinsel ve fiziksel olarak daha geliflmifl ya da geri kalm›fl bir tür oldu¤unu göstermez.

97


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

insan› ak›ls›z hayvanlardan evrimleflmifl bir canl› gibi gösterme ve felsefi olarak inand›klar› bu masal› bilimde yerlefltirme çabalar›ndan baflka bir fley de¤ildi. Aç›kt›r ki, insanlar›n avc›l›kla ya da tar›mla geçimlerini sa¤lam›fl olmalar›, onlar›n zihinsel yetenekleri aç›s›ndan daha ileri ya da geri olduklar›n› göstermez. Yani, avc›l›kla geçinen bir toplum daha geri ve zihinsel olarak maymunlara sözde daha yak›n oldu¤u için avc›l›kla u¤raflmaz. Ya da bir toplumun tar›mla u¤raflmas› onun maymunsuluktan iyice uzaklaflt›¤› anlam›na gelmez. Toplumlar›n u¤rafl›lar›, insanlar›n bir baflka canl›dan türedi¤ini gösteren unsurlar da de¤ildir. Bu u¤rafl›lar, sözde evrimsel bir süreçle

‹nsanlar›n avc›l›kla ya da tar›mla geçimlerini sa¤lam›fl olmalar›, onlar›n zihinsel yetenekleri aç›s›ndan daha ileri ya da geri olduklar›n› göstermez. Yani, avc›l›kla geçinen bir toplum daha geri ve zihinsel olarak maymunlara sözde daha yak›n oldu¤u için avc›l›kla u¤raflmaz. Ya da bir toplumun tar›mla u¤raflmas› onun maymunsuluktan iyice uzaklaflt›¤› anlam›na gelmez.

98


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

zihinsel ve yetenek olarak daha geliflmifl bireyler meydana getirmez, yeni bir canl› türü ortaya ç›karamaz. Günümüzde de teknolojik olarak geri kalm›fl pek çok kabile, yaln›zca avc›l›k ve toplay›c›l›kla u¤raflmaktad›r. Ancak bu durum onlar›n, daha az insan olduklar›n› kesinlikle göstermez. Ayn› durum bundan yüz binlerce y›l önce yaflayan insanlar için oldu¤u gibi, bundan on binlerce y›l sonra yaflayacak insanlar için de geçerlidir. Ne geçmiflte yaflayanlar ilkel insanlard›r, ne de gelecekte yaflayanlar daha geliflmifl farkl› bir tür olacakt›r. Yaflam flekli aç›s›ndan toplumlara evrimsel bir medeniyet tarihi çizmek bilimsel olmayan bir bak›fl aç›s›d›r. Bu bak›fl aç›s›, arkeolo-

Bu çizimde görülen ilkel varl›klar hiçbir zaman yaflamam›flt›r. Bu ve benzeri resimler, Darwinist bilim adamlar›n›n hayal ürünü çizimleridir. Bilimsel bir de¤eri yoktur.

99


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

jik kaz›larda elde edilen baz› buluntular›n Darwinist bilim adamlar›nca materyalist ideolojinin ön yarg›lar›na uygun olarak yorumlanmas›na dayanmaktad›r. Bu bat›l inan›fla göre tafl aletler kullanan insanlar›n homurtular ç›kararak dizleri bükük ve kambur flekilde yürüyen, hayvan›ms› davran›fllarda bulunan maymun adamlar olduklar› varsay›lmaktad›r. Halbuki bulunan hiçbir kal›nt›, bunlar› kullananlar›n zihin gücünün kapasitesine dair somut ipuçlar› vermez. Daha önce de belirtti¤imiz gibi bu bir tasvir iflidir; örne¤in günümüzden yüz bin y›l sonra bu döneme ait de¤iflik flekillerdeki modern sanat eserleri bulunmufl olsa ve gelecekteki insanlar›n ça¤›m›za ait baflka hiçbir bulgular› olmasa, büyük bir olas›l›kla bu eserlerden yola ç›karak ça¤›m›z insanlar› ve sahip olduklar› teknoloji hakk›nda çok daha farkl› yorum ve tasvirler yap›labilecektir. Toplumlar›n evrimi iddias›, görüldü¤ü gibi hiçbir bilimsel bulguya dayanmayan hayal ürünü hikayelerden ibarettir. Ve bu hikayelerin temeli, insan›n sözde maymunsu bir zihne sahip oldu¤u yan›lg›s›n› savunan bilim d›fl› bak›fl aç›s›d›r. Harvard Üniversitesi'nden evrimci antropolog William Howells, bu gerçe¤e dair flu itirafta bulunmufltur: Evrim teorisi bedenle ilgili de¤il ama davran›flla ilgili baflka sorular da gündeme getirmektedir. Bunlar felsefeyle ilgilidir, [bilimsel] gerçekleri bulmak çok daha güçtür. Davran›fl, kafatas› gibi fosilleflmez veya tafltan aletler gibi günümüze ulaflmaz ve bu durumda bizler [eski dönemlerde] neler olmufl olabilece¤ine dair çok küçük iflaretlere sahibizdir; hipotezlerin test edilmesi neredeyse imkans›zd›r.30

Nitekim son dönemlerde sosyal bilimcilerin büyük bir ço¤unlu¤u evrimci görüflün yanl›fll›klar›n› kabul etmektedirler. Bu bilim adamlar› sosyal evrim teorisinin flu noktalarda bilimle çeliflti¤ini söylemektedirler:

100


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

1. Teori etnik ayr›mc›l›kla derinden ba¤lant›l›d›r; farkl› toplumlar hakk›nda tarafl› de¤erlendirmeler yapar, örne¤in yaln›zca Bat›l› toplumlar› medenileflmifl olarak de¤erlendirir. 2. Bütün toplumlar›n ayn› yolu ya da yöntemleri izleyerek ilerledi¤ini ve ayn› hedeflere sahip oldu¤unu öne sürer. 3. Toplumu materyalist bir bak›fl aç›s›yla de¤erlendirir. 4. Bulgularla büyük oranda çeliflmektedir. ‹lkel koflullarda yaflayan pek çok toplum, modern olarak kabul edilen çeflitli toplumlardan daha medeni de¤erlere sahiptir, yani bar›flsever ve eflitlikçidir. Birço¤u beslenme koflullar›na ba¤l› olarak da çok daha sa¤l›kl› ve güçlüdür. Bu maddelerde de aç›kça görüldü¤ü gibi, toplumlar›n ilkelden medeniye do¤ru ilerledi¤ini öne süren evrimci anlay›fl, bilimsel de¤erlerle ve gerçeklerle uyumlu de¤ildir. Bu, materyalist ideolojinin etkisiyle öne sürülen zorlama yorumlara dayal› bir teoridir. Geçmifl medeniyetlerin geride b›rakt›klar› izler ve eserler de, evrimcilerin "tarihin ve kültürlerin evrimi" aldatmacas›n›n yan›lg›lar›n› gözler önüne sermektedir.

101


Geçmifl medeniyetlere dair buluntular, evrim teorisinin "ilkelden medeniyete do¤ru ilerleme" iddialar›n› geçersiz k›lmaktad›r. Tarihin ak›fl›n› inceledi¤imizde karfl›m›za ç›kan gerçek, insan›n her zaman günümüz insan›yla ayn› zekaya ve yarat›c›l›¤a sahip oldu¤udur. Yüz binlerce y›l önce yaflam›fl insanlar›n ürettikleri eserler ve geride b›rakt›klar› izler, evrimci iddialardan bambaflka manalar tafl›r. Bu izleri inceledi¤imizde görürüz ki, geçmiflte yaflam›fl insanlar da, zekalar›yla, yetenekleriyle yaflad›klar› her ça¤da yeni keflifler yapm›fllar, ihtiyaçlar›n› karfl›lam›fllar ve kendi uygarl›klar›n› infla etmifllerdir. Gönderilen elçiler, içinde bulunduklar› kavmin geliflmesine ve büyük de¤iflim yaflay›p ilerlemesine vesile olmufllard›r. Peygamberler, Allah'›n ilham›yla, detayl› ilmi bilgiye sahiptirler. Örne¤in Hz. Nuh gemi yapma teknolojisini bilmektedir. Kuran'da yer alan bilgiden Hz. Nuh'un infla etti¤i geminin buharl› bir gemi oldu¤u anlafl›lmaktad›r. (En do¤rusunu Allah bilir.) Bu bilgiye, ayette yer alan "... tand›r feveran etti¤i zaman..." ifadesiyle dikkat çekilmektedir. Sonunda emrimiz geldi¤inde ve tand›r feveran etti¤i zaman, dedik ki: "Her birinden ikifler çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmifl olanlar d›fl›nda, aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok az›ndan baflkas› iman etmemiflti. (Hud Suresi, 40)

Tand›r, halen çeflitli bölgelerde kullan›lan bir tür ocakt›r. Feveran etmek, f›flk›rmak ve kaynamak anlam›ndad›r. Hz. Nuh'un gemisinin,

102


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

tand›r›n feveran etmesiyle yani oca¤›n (kazan›n) kaynamas›yla hareket etmeye haz›r hale geldi¤i anlafl›lmaktad›r. Nitekim Elmal›l› Hamdi Yaz›r tefsirinde de, Hz. Nuh'un gemisinin "kazanla çal›flan yani bir tür buharl› gemi" oldu¤u aç›klanmaktad›r: Tennur: Lugatta kapalı bir ocak, bir fırındır ki, dilimizde "tandır" olarak kullanılır. Feveran kelimesi de biliniyor ki, kuvvet ve fliddetle kaynamak ve fıflkırmaktır.... Yani geminin yelkenli bir gemi de¤il, kazanla çalıflan bir vapur oldu¤unu hatırlatır niteliktedir. (http://www.kuranikerim.com/telmalili/hud.htm)

Hz. Süleyman döneminde de, bu kutlu peygamber vesilesiyle bilim, sanat ve teknolojide çok önemli ilerlemeler sa¤lanm›flt›r. Örne¤in Kuran'da Hz. Süleyman döneminde uçak gibi h›zl› ulafl›m araçlar›n›n kullan›ld›¤›na iflaret edilmektedir: Süleyman için de, sabah gidifli bir ay, akflam dönüflü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun e¤dirdik)... (Sebe Suresi, 12)

Bu ayet-i kerimede ulafl›lmas› oldukça uzak olan mesafelere, Hz. Süleyman döneminde k›sa sürede ulafl›labildi¤ine dikkat çekilmektedir. Bu, günümüzdeki uçak teknolojisine benzer bir teknoloji kullan›lan, rüzgarla hareket eden vas›talara iflaret etmektedir. (En do¤rusunu Allah bilir.) Ayr›ca Kuran'da, Hz. Süleyman döneminde "kaleler,

103


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

heykeller, havuz büyüklü¤ünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar" yap›ld›¤› haber verilmektedir. Ona diledi¤i flekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklü¤ünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlard›. "Ey Davud ailesi, flükrederek çal›fl›n." Kullar›mdan flükredenler azd›r. (Sebe Suresi, 13)

Bu ayetten, Hz. Süleyman'›n çok geliflmifl inflaat ve mimari teknolojisi kulland›rtt›¤› anlafl›lmaktad›r. Ayette, Hz. Süleyman'›n emrinde bina ustalar› ve dalg›çlar oldu¤u bildirilmifltir: ... fieytanlar› da; her bina ustas›n› ve dalg›ç olan›. (Sad Suresi, 36-37)

Dalg›ç cinlerin Hz. Süleyman'›n emrinde olmas›, o dönemde deniz alt›ndaki zenginliklerin ifllendi¤ine iflaret etmektedir. Deniz alt›ndaki petrol, alt›n gibi k›ymetli madenlerin ç›kar›l›p ifllenmesi, insanlara faydal› ve kullan›l›r hale getirilmesi için çok yüksek bir teknoloji gerekmektedir. Hz. Süleyman döneminde bu teknolojinin kullan›ld›¤›na dikkat çekilmektedir. Bir baflka ayette ise, Hz. Süleyman'›n "erimifl bak›r› sel gibi" kulland›¤› haber verilmifltir. (Sebe Suresi, 12) Erimifl bak›r›n kullan›lmas› ile, Hz. Süleyman döneminde elektrik kullan›lan yüksek bir teknolojinin varl›¤›na da iflaret edilmektedir. Bilindi¤i gibi bak›r, elektri¤i ve ›s›y› en iyi ileten metallerden biridir ve bu yönüyle elektrik sanayinin temelini oluflturmaktad›r. Ayette geçen "sel gibi ak›tt›k" ifadesiyle, muhtemelen Hz. Süleyman döneminde yüksek miktarda üretilen elektri¤in, teknolojide pek çok alanda kullan›ld›¤›na dikkat çekilmektedir. (En do¤rusunu Allah bilir.) Kuran ayetlerinden Hz. Davud'un da demiri ifllemeyi ve z›rh sanat›n› çok iyi bildi¤i anlafl›lmaktad›r. Ayetlerde flu flekilde haber verilmektedir: ... Ve ona demiri yumuflatt›k. Genifl z›rhlar yap, (onlar›) düzenli bir

104


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

biçime sok ve hepiniz salih ameller yap›n, gerçekten Ben, sizin yapt›klar›n›z› görenim (diye vahyettik). (Sebe Suresi, 10-11)

Kuran'da Hz. Zülkarneyn'in, iki da¤ aras›na, dönemin toplumlar› taraf›ndan "afl›labilmesi ve delinmesi mümkün olmayan" bir set infla etti¤i haber verilmektedir. Ayette bildirildi¤ine göre, Hz. Zülkarneyn bu seti infla ederken demir kütleleri ve eritilmifl bak›r kullanm›flt›r: "Bana demir kütleleri getirin", iki da¤›n aras› eflit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu atefl haline getirinceye kadar (bu ifli yapt›, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmifl bak›r (katran) dökeyim." (Kehf Suresi, 96)

Bu bilgi, Hz. Zülkarneyn'in betonarme teknolojisinden faydaland›¤›na iflaret etmektedir. ‹nflaat sektöründe kullan›lan en sa¤lam malzeme demirdir. Binalar›n ya da köprü, baraj gibi mimari eserlerin sa¤laml›¤›n›n art›r›lmas› için mutlaka demir kullan›lmas› gerekir. Ayetten anlafl›ld›¤›na göre, Hz. Zülkarneyn de demirleri uç uça getirmifl ve üzerlerine dökülen harç ile sa¤lam bir betonarme yap› oluflturmufltur. (En do¤rusunu Allah bilir). Eski Orta Amerika medeniyetlerinin yaz›tlar›nda ise, beyaz k›yafetler içinde gelen, uzun boylu, sakall› bir kifliden bahsedilmektedir. Bu yaz›tlarda, k›sa bir süreyi içine alan bir dönemde, tek ‹lah inanc›n›n yay›ld›¤› ve sanat ve bilimde ani bir geliflme kaydedildi¤i bildirilmektedir. Antik M›s›r toplumuna da Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun gibi birçok peygamber gönderilmifltir. M›s›r medeniyetinin sanatta ve bilimde belli dönemlerde yaflad›¤› h›zl› geliflmelerde bu elçilerin ve onlara inanan insanlar›n büyük etkisi olmufl olabilir. Kuran'› ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini takip eden Müslüman bilim adamlar› da, astronomi, matematik, geometri, t›p gibi bi-

105 105


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

lim dallar›nda çok önemli keflifler gerçeklefltirmifllerdir. Bu bilgiler vesilesiyle, bilimde ve toplumsal yaflamda büyük de¤iflimler ve çok önemli ilerlemeler olmufltur. Bu Müslüman bilim adamlar› ve çal›flmalar›ndan baz›lar› flöyledir: Abdüllatif el-Ba¤dadi, anatomi konusundaki çal›flmalar› ile tan›nmaktad›r. Alt çene ve gö¤üs kemi¤i gibi vücuttaki birçok kemi¤in anatomisi hakk›nda geçmiflte yap›lm›fl hatalar› düzeltmifltir. Ba¤dadi'nin El-‹fade ve'l-‹tibar adl› eseri 1788 y›l›nda düzenlenerek, Latince, Almanca ve Frans›zca'ya çevrilmifltir. Makalatün fi'l-Havas isimli eseri ise befl duyu organ›n› incelemektedir. ‹bn-i Sina, birçok hastal›¤›n nas›l tedavi edilebilece¤ini aç›klam›flt›r. En ünlü eseri olan El-Kanun fi't-T›b Arapça yaz›lm›fl ve 12. yüzy›lda Latince'ye çevrilerek Avrupa üniversitelerinde 17. yüzy›la kadar temel ders kitab› olarak kabul edilmifl ve okutulmufltur. El-Kanun'da söz edilen t›bbi bilgilerin büyük bir bölümü bugün dahi geçerlili¤ini korumaktad›r. Zekeriya Kazvini, Aristo'dan beri süregelen beyin ve kalple ilgili birçok yanl›fl düflünceyi çürütmüfltür. Kalp ve beyinle ilgili bilgileri bugünkü bilgilerimize son derece yak›nd›r. Zekeriya Kazvini, Hamdullah Müstevfi el-Kazvini (1281-1350) ve ‹bnü'n-Nefis'in anatomi üzerine olan çal›flmalar› modern t›p biliminin temelini oluflturmufltur. Ali bin ‹sa'n›n üç ciltlik göz hastal›klar› üzerine yazd›¤› Tezkiretü'l-Kehhalin fi'l-Ayn ve Emraziha isimli eserinin birinci cildi tamamen göz anatomisine ayr›lm›fl olup çok de¤erli bilgiler mevcuttur. Bu eser daha sonralar› Latince'ye ve Almanca'ya çevrilmifltir. Beyruni, Galilei'den 600 y›l önce dünyan›n döndü¤ünü kan›tlam›fl, Newton'dan 700 sene önce dünyan›n çap›n› hesaplam›flt›r. Ali Kuflçu, Ay'›n ilk haritas›n› ç›karm›flt›r ve bugün Ay'da bir bölgeye onun ismi verilmifltir.

106


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Sabit Bin Kurra, Newton'dan as›rlar önce diferansiyel hesab›n› keflfetmifltir. Battani, trigonometrinin ilk kaflifidir. Ebu'l Vefa, ise trigonometriye "sekant-kosekant" terimlerini kazand›rm›flt›r. Harizmi, ilk cebir kitab›n› yazm›flt›r. Ma¤ribi, bugün Paskal üçgeni olarak bilinen denklemi Pascal'dan 600 y›l önce bulmufltur. ‹bn-i Heysem, optik biliminin kurucusudur. Roger Bacon ve Kepler onun eserlerinden faydalanm›fllar, Galilei de onun eserlerinden faydalanarak teleskobu bulmufltur. Kindi, ise Einstein'dan 1100 y›l önce izafi fizik ve izafiyet teorisini ortaya atm›flt›r. Pasteur'den yaklafl›k 400 sene önce yaflayan Akflemseddin ilk olarak mikroplar›n varl›¤›n› keflfetmifltir. Ali Bin Abbas, ilk kanser ameliyat›n› gerçeklefltirmifltir. ‹bn-i Cessar, cüzzam›n sebep ve tedavi flekillerini aç›klam›flt›r. Burada sadece birkaç›na yer verilen Müslüman bilim adamlar›, Kuran'› ve Peygamberimiz (sav)'in yolunu izleyerek, modern bilimin temelini oluflturacak önemli kefliflerde bulunmufllard›r. Görüldü¤ü gibi, tarihte birçok kavim gönderilen elçiler vas›tas›yla sanatta, t›pta, teknolojide ve bilimde geliflmeler sa¤lam›fllard›r. Peygamberlere itaat edip uyarak, bu mübarek insanlar›n teflvikleri ve tavsiyeleriyle onlardan ö¤rendikleri bilgileri gelifltirmifller ve bunlar› sonraki nesillere de aktarm›fllard›r. Ayr›ca tarih boyunca zaman zaman hak dinden uzaklafl›p bat›l inan›fllar gelifltiren toplumlar, bu mübarek elçilerin tebli¤leriyle yeniden tek ‹lah inanc›na dönmüfllerdir. Geçmifl devirlere ait bulgulara bu flekilde ön yarg›s›z bak›ld›¤›nda, "insanl›k tarihi"nin do¤ru ve net olarak anlafl›lmas› mümkün olur. Ayr›ca daha önce de belirtti¤imiz gibi, günümüzle benzer bir fle-

107


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

kilde tarihin hemen her döneminde ileri ve geri medeniyetler birarada ayn› dönem içerisinde var olmufllard›r. Nas›l ki günümüzde bir yanda uzay teknolojisi yaflan›rken, di¤er yanda dünyan›n çeflitli bölgelerinde insanlar ilkel koflullarda yaflamlar›n› devam ettiriyorlarsa, geçmiflte de bir yanda görkemli M›s›r medeniyeti varken, di¤er yanda oldukça geri medeniyete sahip toplumlar var olmufltur. Son derece geliflmifl flehirler infla eden, ileri bir teknolojiye sahip olduklar› b›rakt›klar› izlerden aç›kça anlafl›lan Mayalar, Venüs'ün yörüngesini hesaplay›p, Jüpiter'in uydular›n› keflfederken, ayn› dönemde Avrupa'n›n pek çok bölgesinde insanlar dünyan›n Günefl Sistemi'nin merkezinde oldu¤una inan›yordu. M›s›rl›lar baflar›l› beyin ameliyatlar› yaparlarken, di¤er baz› bölgelerde insanlar hastal›klar›n sözde kötü ruhlar›n etkisiyle olufltu¤unu san›yorlard›. Sümerler hukuk sistemleri, edebiyatlar›, sanat anlay›fllar›, astronomi bilgileriyle Mezopotamya'da köklü bir medeniyet infla ediyorlarken, dünyan›n bir baflka köflesinde henüz yaz›y› kullanmayan topluluklar vard›. Dolay›s›yla, nas›l ki günümüzde sadece ileri medeniyetler yaflam›yorsa, geçmifl de sadece geri medeniyetlerin var oldu¤u bir dönem de¤ildi. Kitab›n buraya kadar olan bölümlerinde tarihin farkl› dönemlerine ait delilleri ve bundan yüz binlerce ya da on binlerce y›l önce yaflam›fl insanlar›n kültürlerinin örneklerini inceledik. Daha yak›n tarihe bakt›¤›m›zda ise yine "insan›n her zaman insan oldu¤u" gerçe¤inin delillerinden biri ile karfl›lafl›r›z. Karfl›m›zda sözde "maymunsu"luktan yeni kurtulmufl "ilkel" insanlar de¤il, binlerce y›ld›r süregelen bir medeniyetin torunlar› olduklar› anlafl›lan uygar insanlar vard›r. 20. yüzy›lda geliflen teknolojiyle arkeolojik çal›flmalar büyük bir h›z kazanm›fl ve bu h›zla birlikte insanl›k tarihinin gerçek yüzüne ait önemli deliller toprak alt›ndan birer birer toplanmaya bafllanm›flt›r. Böylece binlerce y›l önce, M›s›r'da, Orta Amerika'da, Mezopotamya'da ve di¤er bölgelerde yaflanan hayat›n, pek çok yönden günümüzle paralellik gösterdi¤i ortaya ç›km›flt›r.

108


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Megalit, büyük tafl bloklardan oluflan yap›tlara verilen isimdir. Bu yap›tlar farkl› amaçlarla infla edilmifltir. ‹nsanl›k tarihine bak›ld›¤›nda, geçmiflten günümüze pek çok megalitin kald›¤› görülmektedir. Bu yap›tlar›n en flafl›rt›c› yönlerinden biri, baz›lar› bin tondan daha a¤›r olan tafl bloklar›n, söz konusu yap›lar›n inflas›nda nas›l kullan›ld›klar›d›r. Bu dev tafllar ne flekilde inflaat alan›na getirilmifl, hangi teknikler kullan›larak kald›r›lm›fllard›r. O dönemin insanlar› bunlar› nas›l üst üste koyarak bu yap›tlar› infla etmifllerdir? Genellikle tafllar›n uzak bölgelerden tafl›nmas›yla infla edilen bu megalitler, birer inflaat ve mühendislik harikas› olarak de¤erlendirilmektedir. Bu tip eserleri meydana getiren insanlar›n ise, oldukça ileri bir teknolojiye sahip olmalar› gerekti¤i aç›kt›r. Bu yap›tlar›n meydana getirilmesi için öncelikle planlanmalar› gerekir, bu plan›n inflaat›n yap›m›nda çal›flacak tüm insanlara do¤ru ve eksiksiz olarak bildirilmesi flartt›r. Plan yap›l›rken, yap›t›n nereye nas›l infla edilece¤ini gösteren teknik çizimler yap›lmal›d›r. Üs-

109


110


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

telik bu teknik çizimlerdeki hesaplamalar›n hatas›z olmas› gerekir, çünkü en küçük bir hesaplama hatas› yap›t›n inflas›n› imkans›z hale getirebilir. Tüm bunlar›n yan› s›ra, inflaat›n gerçekleflebilmesi için organizasyonun da kusursuz olmas› gerekir. Çal›flanlar›n koordinasyonunun sa¤lanmas›, ihtiyaçlar›n›n (yemek, dinlenme vs) karfl›lanmas›, inflaat›n istenildi¤i gibi ilerlemesi ve neticelenmesi için önemli hususlard›r. Bu yap›tlar› infla eden insanlar›n, tahmin edilenin ötesinde bir bilgi birikimine ve teknolojiye sahip olduklar› aç›kça görülmektedir. Kitab›n önceki sayfalar›nda da de¤indi¤imiz gibi, medeniyet her zaman ileri gitmemekte, kimi zaman da gerilemektedir. Hatta, ço¤u zaman da ileri ve geri medeniyetler ayn› tarih döneminde dünyan›n farkl› köflelerinde birarada yaflayabilmektedirler.

Piramitlerin nas›l bir inflaat tekni¤i ve teknolojisi kullan›larak yap›ld›klar› bugün dahi tam olarak anlafl›labilmifl de¤ildir. Günümüz teknolojisiyle insanlar›n yap›m›n› anlamakta zorland›¤› bu dev eserleri, bundan yaklafl›k 2500 y›l önce insanlar büyük bir beceriyle infla etmifllerdir.

111


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Söz konusu megalitleri infla eden insanlar›n da ileri bir medeniyeti yaflam›fl olmalar› -arkeolojik ve tarihsel kan›tlar›n gösterdi¤i gibi- oldukça yüksek bir ihtimaldir. Çünkü ortaya koyduklar› eserler, kapsaml› matematik ve geometri bilgisine sahip olduklar›n›, engebeli arazilerde, sabit noktalar› ölçüp üzerine yap›t infla edebilecek teknik bilgiyi bildiklerini, co¤rafi konumlar› belirleyebilecek malzemeler (pusula gibi) kulland›klar›n›, gerekti¤inde kilometrelerce uzakl›ktan inflaatlar› için gerekli malzemeleri nakledebildiklerini göstermektedir. Tüm bunlar› birtak›m ilkel malzemeler ve sadece insan gücü kullanarak baflarmad›klar› aç›kt›r. Nitekim, günümüz araflt›rmac›lar› ve arkeologlar› taraf›ndan yap›lan pek çok deney, evrim teorisinin öne sürdü¤ü koflullarla, bu yap›tlar›n infla edilmifl olmas›n›n imkans›z oldu¤unu gözler önüne sermifltir. Evrimcilerin öne sürdü¤ü hayali koflullar› günümüz flartlar›nda oluflturarak, benzer yap›tlar infla etmeye çal›flan araflt›rmac›lar, büyük bir baflar›s›zl›kla karfl› karfl›ya kalm›fllard›r. Söz konusu araflt›rmac›lar, de¤il benzer bir yap›y› infla etmek, bu yap›tlar›n temel malzemeleri olan tafllar› bir yerden di¤erine tafl›makta dahi büyük zorluklarla karfl›laflm›fllard›r. Bu da bir kez daha göstermektedir ki, dönemin insanlar› evrimcilerin öne sürdükleri gibi geri bir hayat yaflam›yorlard›. Sanattan zevk al›yor, mimariyi iyi biliyor, inflaat teknolojisini ustaca kullan›yor, astronomik incelemelerde bulunuyorlard›. Geçmifl medeniyetlerden geriye, ço¤u zaman tafl bloklar›n, kütlesel tafl yap›lar›n ya da yüz binlerce y›l öncesinden sadece birtak›m tafl aletlerin kalm›fl olmas› ise son derece ola¤an bir durumdur. Birtak›m tafl yap›tlara ve eserlere bakarak dönemin insanlar›n›n sadece tafl› kullan›p iflleyebilen, teknolojiden uzak geri medeniyetler oldu¤unu öne sürmek ise makul de¤ildir. Bunlar, çeflitli dogmalar›n etkisiyle yap›lan yorumlar olman›n ötesinde bilimsel bir anlam tafl›ma-

112


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

maktad›r. Daha önce de vurgulad›¤›m›z ve pek çok önde gelen evrimci taraf›ndan da kabul edildi¤i gibi, elde edilen kal›nt›lar toplumsal yaflam hakk›nda bizlere kesin bilgiler veremez. Ancak bu bulgular ön yarg›lar›n olumsuz etkisinden kurtularak de¤erlendirilirse, gerçe¤e daha yak›n yorumlar yap›labilir. Yüz binlerce y›l öncesine ait bir toplumdan geriye; bu toplum görkemli ahflap köflklerde yafl›yor, camdan zemini olan estetik villalar infla ediyor, en estetik iç dekorasyon malzemeleri kullan›yor olsa dahi, bunlar›n yüz binlerce y›l boyunca maruz kalaca¤› rüzgarlar, ya¤murlar, depremler, sellerle afl›nmalar› neticesinde net deliller kalmayaca¤› aç›kt›r. Ahflab›n, cam›n, bak›r›n, tuncun ve di¤er çeflitli metallerin do¤al koflullarda afl›nmas› en fazla ortalama

‹fltar Kap›s›, Ba¤dat

113


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

100-200 y›l sürmektedir. Yani, aradan geçen 150-200 y›l sonra evinizin beton veya ahflap duvarlar› afl›n›p gidecek, içindeki malzemelerden ise geriye çok az iz kalacakt›r. Depreme, sele veya f›rt›naya maruz kal›nmas› durumunda geriye kalan izler iyice yok olacakt›r. Geriye ancak afl›nmas› çok daha uzun zaman alan blok tafl parçalar kalacakt›r. Zira, küçük parçalara ayr›lan tafl malzemeler de ufalan›p gidecektir. Dolay›s›yla salt bu tafl bloklara dayanarak o dönemde yaflam›fl toplumlar›n gündelik hayatlar›, sosyal iliflkileri, inançlar›, zevkleri, sanat anlay›fllar› hakk›nda yap›lacak yorumlar›n kesinlik tafl›mas› mümkün de¤ildir. Ne var ki evrimciler mümkün olmayan› yapmaya çal›flmakta, birtak›m buluntular› hayali yorumlarla süsleyip, çeflitli senaryolar üretmektedirler. Gerçekleri sapt›rarak hikayeler üretmek, asl›nda baz› evrimciler taraf›ndan da bizzat elefltirilen bir durumdur. Hatta bu yaklafl›m›n bir de ismi vard›r: "‹flte öylesine hikayeler." Bu isim, evrimci paleontolog Stephen Jay Gould'un, ‹ngiliz öykü yazarı ve flair Rudyard Kipling (1865-1936) tarafından 1902 yılında yayınlanan aynı isimli kitaba atfen yaptı¤ı elefltiriden gelmektedir. Kipling, çocuklara yönelik hikayelerini derledi¤i bu kitabında; canlıların çeflitli organlarını nasıl kazanmıfl olabilece¤ine dair hayal gücüne dayalı geliflimsel masallar anlatmıfltı. Örne¤in Kipling, filin hortumunu anlattı¤ı hikayesinde flunları yazıyordu: Günün birinde bir yavru fil annesinin gerekti¤i kadar yakınında durmuyordu. Nehrin parlak sularını gördü ve meraklı bir flekilde kıyıya yanafltı incelemeye koyuldu. Suyun yüzeyinde çıkıntı yapan bir tümsek vardı ve bunun ne oldu¤unu merak eden fil yavrusu daha yakından bakmak için suya do¤ru e¤ildi. Birdenbire o tümsek yukarı fırladı ve küçük filin burnunu yakaladı. [Bu, bir timsahtı]… Sonra filin yavrusu kalçasının üzerine oturdu ve kendisini geri itmeye baflladı, it-

114


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

ti, itti ve burnu giderek uzamaya baflladı. Ve timsah çırpınarak kıyıya do¤ru çekildi ve kuyru¤unun darbeleriyle suyu krema gibi beyaz yaptı; timsah da [filin burnunu] çekti, çekti ve çekmeye devam etti.31

Gould da baz› evrimci bilim adamlar›n›, literatürü yukarıdaki bu hikayeyle büyük paralellikler gösteren ve hiçbir fleyin kanıtı olmayan "iflte öylesine hikayeler"le doldurmakla elefltirmifltir. Ayn› durum evrim teorisiyle toplumlar›n geliflimini aç›klamaya çal›flanlar için de geçerlidir. Kipling'in hikayeleri gibi, evrimci sosyal bilimcilerin iflte-öylesine hikayeleri de sadece hayal gücüne dayanır. Ve aslında, önceleri sadece birtak›m h›r›lt›lar ç›kararak kaba tafl aletler kullanabilen, ma¤aralarda yaflayan, avc›l›k ve toplay›c›l›kla geçinen, sonra gelifltikçe tar›mla u¤raflmaya bafllayan, daha sonra di¤er madenleri kullanmaya bafllayan ve gittikçe zihinsel geliflim göstererek topluluklar fleklinde yaflay›p

Rudyard Kipling'in Just So Stories (‹flte Öylesine Hikayeler) adl› kitab›.

115


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

sosyal iliflkiler kuran sözde insanl›k tarihi de suyun kenarında hortumu uzayan filin masalından farklı de¤ildir. Bu bilim d›fl› anlay›fl› Gould flöyle ifade eder: Bilim adamları bu masalların hikaye oldu¤unu bilirler; maalesef, bunlar profesyonel literatürde fazlasıyla ciddi ve gerçekçi gibi alınırlar. Daha sonra bunlar [bilimsel] 'gerçekler' haline dönüflür, popüler literatüre girerler.32

Gould ayrıca, bu hikayelerin evrim teorisi aç›s›ndan hiçbir fleyin kanıtı olmadı¤ını flu sözleriyle belirtmifltir: Evrimsel do¤a tarihinin 'iflte-öylesine hikayeler' gelene¤indeki bu masallar, hiçbir fleyin kanıtı de¤ildirler. Ancak bunların oluflturdu¤u a¤ırlık ve benzer birçok durum benim kademeli geliflim fikrine (gradualism) olan inancımı uzun bir süre önce öldürdü. Daha yaratıcı zihinler bunları hala idare edebilir, ancak sadece becerikli spekülasyonla kurtarılmıfl kavramlar bana fazla bir fley ifade etmiyor.33

Newgrange MÖ 3200 y›llar›nda infla edildi¤i kabul edilen Newgrange, Dublin yak›nlar›nda bir an›t mezard›r. Henüz M›s›r medeniyetinin ortada olmad›¤›, Babil veya Girit medeniyetinin do¤mad›¤› dönemde Newgrange vard›. Bu dönemde, dünyan›n ünlü tafl yap›tlar›ndan biri olan Stonehenge dahi henüz infla edilmemiflti. Yap›lan araflt›rmalar, Newgrange'in sadece bir mezar olmad›¤›n› göstermekte, bu an›t› infla eden kiflilerin kapsaml› bir astronomi bilgisine sahip olduklar›n› da ortaya koymaktad›r. Newgrange'in astronomik özelliklerine geçmeden önce inflaat özelliklerine de¤inmekte yarar vard›r. Çünkü Newgrange'i infla edenlerin, üzerinde önemle durulmas› gereken bir mühendislik teknikleri ve mimari bilgileri vard›r.

116


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Newgrange, pek çok arkeolog taraf›ndan teknik bir mucize olarak adland›r›lmaktad›r. Örne¤in, yap›n›n üzerindeki kubbe, bafll› bafl›na bir mühendislik harikas›d›r. Alt taraflar› a¤›r, üst taraflar› hafif olan yekpare tafllar öylesine üst üste konulmufltur ki, her üste konan tafl alttakinden biraz daha d›flar› ç›k›k vaziyettedir. Bu flekilde, yap›n›n üstünde orta k›s›mda 6 metre yüksekli¤inde alt›gen bir baca ortaya ç›km›flt›r. Bacan›n sonunda istenildi¤inde aç›l›p kapanan bir kapak tafl› vard›r. Bu dev yap›n›n, mühendislikten çok iyi anlayan, iyi hesap yapabilen, do¤ru planlama yetene¤ine sahip, yük tafl›mac›l›¤› yapan ve pratik inflaat bilgilerini iyi kullanan insanlar taraf›ndan infla edildi¤i

Dünyan›n en ünlü tafl yap›tlar›ndan biri olan Newgrange, 93 megalitten oluflmaktad›r.

117


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

aç›kça görülmektedir. Evrimcilerin iddialar›yla böyle bir yap›n›n nas›l infla edildi¤i aç›klanamaz. Çünkü evrimcilerin gerçek d›fl› yorumlar›na göre bu dönemin insanlar› geri ve ilkel koflullara sahiptir. Ancak böylesine dev bir yap›t›n ilkel koflullarla, mühendislik ve inflaat bilgisi olmayan insanlar taraf›ndan infla edilmifl olmas› imkans›zd›r. Yap›n›n astronomik özellikleri de hayret vericidir. Bu dev an›t öyle bir flekilde infla edilmifltir ki, Günefl'in dönüm günlerinde yap›n›n içinde çok etkileyici bir ›fl›k oyunu meydana gelmektedir. K›fl güneflinin dönüm gününde, yani y›l›n en k›sa gününün gün do¤umundan k›sa bir süre sonra, günefl ›fl›¤› do¤rudan Newgrange'in mezar odas›na düflmektedir. Bundan sonra çeflitli koridor kap›lar›na ve dev tafllara yans›yarak ilerlemekte ve en son olarak arka duvara kadar ulaflmaktad›r. Ve bu esnada mükemmel bir ›fl›k oyunu meydana getirmektedir. Dikkat çekici bir husus, ›fl›¤›n yap›n›n içine koridordan de¤il, koridor kap›s›n›n çat›s›n›n üzerinde özel olarak yap›lm›fl dar delikten girmesidir. Ve yerlefltirilen tüm blok tafllar da ›fl›¤›n de¤ip yans›yabilece¤i aç›dad›r. Zaten, ›fl›k oyununu görkemli k›lan unsurlardan biri de budur. Dolay›s›yla bu dev yap›y› infla edenlerin, mühendislik bilgilerinin yan› s›ra, gün dönümlerini ve Günefl'in hareketini hesaplayacak astronomi bilgisine de sahip olduklar› ortaya ç›kmaktad›r. Newgrange, bölgede o dönemden geriye kalan pek çok tafl yap›dan sadece birisidir. Bu yap›ya bak›larak yap›lmas› gereken yorum, söz konusu yap›t›n köklü bir bilgi birikimine sahip insanlar taraf›ndan, geliflmifl inflaat teknikleri ve araçlar› kullan›larak yap›lm›fl oldu¤udur. Dönemin insanlar›n›n nas›l bir hayat sürdüklerine dair yap›lmas› gereken yorum ise, böylesine bir yap›y› infla edebilecek insanlar›n kendi yaflad›klar› ortamlar›n da konforlu ve geliflmifl olabilece¤idir. Astronomi bilgileri, uzay› gözlemleyebilecek teknolojiye

118


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

ve gözlemlerini do¤ru flekilde yorumlayabilecek bilgi birikimine sahip olduklar›n› iflaret etmektedir. Uzay› gözlemleyip elde ettikleri bulgular› do¤ru flekilde yorumlayabilen insanlar›n, günlük yaflamlar› da bu birikimle do¤ru orant›l› olarak, medeni olmal›d›r. Belki de son derece konforlu konaklarda oturan, bak›ml› bahçeleri olan, iyi hastanelerde tedavi olma imkan›na sahip, ticari faaliyetlerde bulunan, sanata, edebiyata önem veren, genifl bir kültür birikimine sahip bu topluluktan geriye sadece bu tafl yap›t kalm›flt›r. Bunlar›n hepsi, arkeolojik bulgular ve tarihsel verilere dayan›larak, bu tafl yap›t ve bu yap›t› infla edenler hakk›nda yap›labilecek gerçekçi yorumlard›r. Ne var ki evrimciler, sadece materyalist kal›plar içinde düflünmeye al›flt›klar›ndan, akla ve bilime uygun bu yorumlar yerine, belirli dogmalar›n ürünü olan hikayeleri anlat›p dururlar. Ancak bu hikayeler hiçbir zaman kesin bir gerçe¤i ifade edemez.

Resimde Newgrange'den bir kesit görülmektedir. Newgrange'in yap›m›nda kullan›lan tafl bloklar›n nas›l tafl›nd›¤›, inflaat›n hangi tekniklerle yap›ld›¤› günümüzde halen tam olarak anlafl›lamam›flt›r.

119


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Stonehenge Stonehenge çember halinde yerlefltirilmifl, büyük tafl bloklardan oluflan bir yap›tt›r. Ortalama 4.5 metre yüksekli¤inde, her biri ortalama 25 ton a¤›rl›¤›nda yaklafl›k 30 adet tafl blo¤un biraraya gelmesiyle oluflmufltur. ‹ngiltere'de bulunan bu yap›t araflt›rmac›lar›n çok ilgisini çekmektedir. Yap›m› ve yap›l›fl amac› hakk›nda pek çok teori ortaya at›lm›flt›r. Burada üzerinde durulmas› gereken bu teorilerden hangilerinin do¤ruluk içerdi¤i de¤ildir. Önemli olan bu yap›t›n, evrim teorisinin insanl›k tarihini aç›klamak için öne sürdü¤ü iddialar› geçersiz k›lan örneklerden biri olmas›d›r. Yap›lan araflt›rmalar Stonehenge'in üç inflaat aflamas›nda meydana geldi¤ini ortaya koymaktad›r. Birçok kayna¤a göre, Stonehenge'in en eski dönemi MÖ 2800 y›l›na dayanmaktad›r. Yani Stonehenge'in tarihi bundan yaklafl›k 5000 y›l öncesine kadar uzanmaktad›r. Tarihi kaynaklar, ilk inflaat s›ras›nda arazide dev tafllardan küçük bir çember yap›ld›¤›n› ve bu çemberin d›fl›na da bir topuk tafl› yerlefltirildi¤ini ortaya koymaktad›r. Daha sonra, yine dev tafllarla ikinci bir çember oluflturulmufl, bundan sonra da çemberlerin iç k›sm›na "mavi tafl" denilen tafl bloklar yerlefltirilmifltir. Bu yap›n›n en dikkat çekici yönlerinden biri, burada kullan›-

120


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

lan mavi tafllard›r. Çünkü Stonehenge'in yak›n›nda herhangi bir mavi tafl kayna¤› yoktur. Yap›lan araflt›rmalar, bu tafllar›n Prescelly da¤lar›ndan, yap›t›n oldu¤u yere getirildi¤ini ortaya koymufltur. Burada ise karfl›m›za yine ola¤anüstü bir durum ç›kmaktad›r. Çünkü, söz konusu mavi tafl kayna¤›, Stonehenge'den yaklafl›k 380 km (kara yoluyla) uzakl›ktad›r. E¤er dönemin insanlar› evrimci hikayelerde anlat›ld›¤› gibi, ilkel koflullarda yaflayan, ellerindeki tek malzeme a¤açtan kald›raçlar, kütükten yap›lm›fl sallar ve tafl baltalar olan insanlar olsayd›, tonlarca a¤›rl›¤›ndaki bu tafllar Stonehenge'in oldu¤u bölgeye nas›l getirilmifl olacakt›? ‹flte bu, evrimcilerin hayal ürünü senaryolar›yla, cevaplanmas› mümkün olmayan bir sorudur.

Stonehenge ahflap bir binanın temel taflları olarak yapılmıfl olabilir. Bunun üstüne kurulacak ahflap bir bina rüzgardan ve f›rt›nadan etkilenmez. Muhtemelen binan›n sadece temelleri kalm›fl olabilir. Nas›l ve ne flekilde yap›lm›fl oldu¤u halen tart›fl›lmakta olan Stonehenge'in bilim adamlar›nca ortaya ç›kar›lan bir di¤er önemli özelli¤i de, astronomiyle olan ba¤lant›s›d›r. Elde edilen bulgular, bu yap›t› infla edenlerin mühendislik bilgilerinin yan› s›ra, astronomi bilgilerinin de geliflmifl oldu¤unu göstermektedir.

121


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Bir grup araflt›rmac›, o dönemin koflullar›n› canland›rarak mavi tafllar› Stonehenge'e kadar tafl›maya çal›flm›fllard›r. Bunun için a¤açtan kald›raçlar kullanm›fllar, üç sandal› birbirine ba¤layarak benzer büyüklükteki tafllar›n s›¤abilece¤i bir sal meydana getirmifller, a¤açtan s›r›klar› kullanarak sal› nehir yukar› tafl›maya çal›flm›fllar, daha sonra da kabaca haz›rlanm›fl tekerlekler üzerinde tafllar› tepeye do¤ru ç›karmaya u¤raflm›fllard›r. Ancak tüm bu u¤rafl›lar› sonuçsuz kalm›flt›r. Bu, mavi tafllar›n Stonehenge'in oldu¤u yere nas›l tafl›nd›¤›n› anlayabilmek için yap›lan denemelerden sadece biridir. Daha pek çok deneme yap›lm›fl ve dönemin insanlar›n›n nas›l bir nakliye imkan› kulland›¤› anlafl›lmaya çal›fl›lm›flt›r. Ancak evrimci ön yarg›lar›n ›fl›¤›nda yap›lan bu araflt›rmalar neticeye ulaflmaktan hep uzak kalm›fllard›r. Çünkü tüm bu denemeler, Stonehenge'in yap›ld›¤› dönemde yaflayanlar›n sadece tafl ve a¤aç gibi kaba malzemeler kulland›klar› ve geri bir medeniyete sahip olduklar› yan›lg›s› ›fl›¤›nda yap›lmaktad›r. Burada üzerinde durulmas› gereken bir husus daha vard›r. Söz konusu denemeler yap›l›rken gemi tersanelerinde yap›lan çeflitli modellerden yararlan›lmakta, geliflmifl fabrikalarda üretilen halatlar kullan›lmakta, detayl› hesaplar ve planlamalar yap›lmaktad›r. Yani günümüz teknolojisinin imkanlar›ndan faydalan›lmaktad›r. Buna ra¤men sonuç elde edilememektedir. Bundan yaklafl›k 5000 y›l önce yaflayan insanlar ise, tonlarca a¤›rl›¤›ndaki bu tafllar› tafl›m›fllar, co¤rafi konumlar›n› hesaplayarak bir çember haline getirmifllerdir. Tüm bunlar› tafl baltalar, kütükten yap›lm›fl sallar, a¤açtan infla edilmifl kald›raçlarla yapmad›klar› aç›kt›r. Stonehenge ve di¤er pek çok megalit, belki de bizim dahi tahmin edemeyece¤imiz bir teknoloji kullan›larak infla edilmifltir.

122


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Tiahuanaco fiehrindeki Hayret Verici Kal›nt›lar Bolivya And da¤lar› üzerinde, Bolivya ile Peru aras›nda, deniz seviyesinden yaklafl›k 4 bin metre yükseklikte bulunan tarihi Tiahuanaco flehri, görenleri hayrete düflüren pek çok kal›nt› ile doludur. Bu bölge Güney Amerika'n›n arkeolojik harikalar›ndan biri olarak kabul edilmektedir. Tiahuanaco'da bulunan en flafl›rt›c› kal›nt›lardan biri, ekinokslar›, mevsimleri, ay›n her saatteki durumunu ve hareketlerini gösteren bir takvimdir. Bu takvim, söz konusu bölgede yaflayan insanlar›n çok ileri bir medeniyet seviyesine sahip olduklar›n› gösteren delillerdendir. Tiahuanaco'daki di¤er flafl›rt›c› eserler ise, baz›lar› 100 ton a¤›rl›¤›n› bulan tafl bloklardan oluflan yap›tlard›r. Reader's Digest Tiahuanaco flehrindeki an›tlar ve tafl kal›nt›lar hakk›nda, "... Günümüzün en iyi mühendisleri, hala kendilerine bu kadar büyük kaya kütlelerini kesip tafl›yarak bir flehir imar edip edemeyeceklerini sormaktad›rlar. Devasa bloklar sanki bir metal kal›p kullan›larak kesilmifl gibi..." yorumunu yapmaktad›r. (Simone Waisbard, in The World’s Last Mysteries, (2nd edition) p. 138, Reader’s Digest, 1978) Tiahuanaco flehrindeki tafl yap›tlardan bir örnek. Buradaki tonlarca a¤›rl›¤›ndaki tafllar›n, çelik halatlar ve vinç benzeri inflaat makineleri kullan›lmadan tafl›nmas› mümkün de¤ildir.

123


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Örne¤in bu flehirde duvarlar 100 ton a¤›rl›¤›ndaki kumtafl› bloklar› üzerine 60 tonluk baflka bloklar konularak infla edilmifltir. Bu duvarlar›n yap›lmas› için büyük ustal›k isteyen tafl iflçili¤i kullan›lm›flt›r. Büyük kare tafllar, pürüzsüz oluklarla birlefltirilmifllerdir. 10 ton a¤›rl›¤›ndaki tafl bloklarda, 2.5 metre uzunlu¤unda delikler aç›lm›flt›r. Kal›nt›lar›n çeflitli yerlerinde 1.80 metre uzunlu¤unda ve yar›m metre geniflli¤inde su kanallar› vard›r. Bu kanallar, günümüzde dahi efline az rastlan›r bir düzgünlüktedir. Bu insanlar›n, -evrimci yalanlarda öne sürüldü¤ü gibi- teknolojik imkanlar› olmadan bu eserleri meydana getirmifl olmalar› mümkün de¤ildir. Zira evrimcilerin öne sürdü¤ü sözde ilkel koflullarda, bu eserlerden tek bir tanesinin dahi oluflturulmas› için bir insan›n ömründen daha uzun bir süre gereklidir. Bu durumda Tiahunaco'nun meydana getirilmesi yüzlerce y›l sürerdi, ki bu da evrimci tezlerin do¤ru olmad›¤›n› göstermektedir. Tiahuanaco'da en dikkat çekici yap›tlardan biri de Günefl Kap›s›'d›r. Yekpare tafltan meydana getirilen bu eser, 3 metre yüksekli¤inde ve 5 metre geniflli¤indedir. A¤›rl›¤›n›n yaklafl›k 10 ton oldu¤u tahmin edilmektedir. Kap›n›n üzeri çeflitli çizimlerle süslenmifltir. Bu bölgede yaflayanlar›n Günefl Kap›s›'n›, nas›l bir yöntem kullanarak infla ettikleri hala aç›klanamamaktad›r. Böyle görkemli bir kap›n›n inflas›nda nas›l bir teknoloji kullan›lm›flt›r? 10 ton a¤›rl›¤›nda kayalar, tafl ocaklar›ndan nas›l ç›kar›lm›fllar, nereden hangi tekniklerle tafl›nm›fllard›r? Bütün bu ifller yap›l›rken, evrimcilerin iddia etti¤i gibi, basit araçlar ve gereçler kullan›lmad›¤› aç›kt›r. Tiahuanaco'nun kurulmufl oldu¤u bölgenin co¤rafi koflullar› düflünüldü¤ünde, herfley çok daha flafl›rt›c› bir hal almaktad›r. fiehir, normal yerleflim alanlar›ndan kilometrelerce uzakta ve yaklafl›k 4 bin metre yükseklikte kurulmufltur. fiehrin bulundu¤u yüksek platoda, atmosfer ba-

124


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

s›nc›n›n deniz seviyesinden neredeyse yar› yar›ya düflmesi, oksijen oran›n›n da çok azalmas› nedeniyle, insan gücü gerektiren iflleri yapmak çok daha zor hale gelmektedir. Tüm bu bilgiler, dünyan›n pek çok bölgesinde oldu¤u gibi burada da geçmiflte çok ileri medeniyetlerin yaflad›¤›n› dolay›s›yla da insanl›k tarihinin ileri do¤ru evrimleflti¤i iddias›n›n geçersiz oldu¤unu göstermektedir.

A¤›rl›¤›n›n yaklafl›k 10 ton oldu¤u tahmin edilen Günefl Kap›s›'n›n, evrimcilerin iddia etti¤i gibi teknolojik imkanlar› olmayan bir toplum taraf›ndan infla edilmifl olmas› imkans›zd›r. Bu yap›tlar, evrimcilerin insanl›k tarihinin ileri do¤ru evrimleflti¤i iddias›n› geçersiz k›lmaktad›r.

125


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Aşağıda soldaki resimlerde görülen taş işçiliği bundan 11 bin yıl önce yaşamış olan insanlara aittir. Bu detaylı şekiller, kendilerini işleyen ustaların sanat zevkini göstermektedir. Ama daha da önemlisi bu sanatçıların o dönemde çeşitli metal aletler kullanarak bu taşları yontmuş olmalarıdır. Bir insanın eline başka bir taş alıp, taşı taşa sürterek resimlerde görülen işlemeleri yapması mümkün değildir. Bu ince işçilik ancak eğe, levye, rende gibi günümüzde de taş işlemeciliğinde kullanılan metall aletler yardımıyla yapılabilir. Alt sağdaki resim de günümüzde taş işlemeciliği yapan bir kişiyi göstermektedir. 11 bin yıl önce yaşamış olan sanatçılar da ancak benzer yöntemler kullanarak bu sanat eserlerini meydana getirmiş olabilirler.

126


Peru'da Cuzco şehri yakınlarında bulunan antik Sacsahuamán şehrinde, İnkalar tarafından inşa edilmiş bir duvar bulunmaktadır. Duvar özellikle, farklı büyüklük ve şekilde taş bloklar kullanılarak oluşturulmuştur. Bu taş bloklar tonlarca ağırlığındadır ve bunlar yan yana o kadar düzenli yerleştirilmişlerdir ki bugün bile blokların arasına bir parça kağıt sokmak mümkün değildir. Üstelik duvarların hiçbir noktasında sıva veya çimento gibi kaynaştırma maddesi bulunmamaktadır. Bloklar, büyük bir ustalıkla biraraya getirilmiştir. Bu derece büyük taş blokların, birbirlerine monte olabilecek şekilde nasıl kesilip biçimlendirildikleri, günümüz teknolojisiyle dahi anlaşılamamıştır. Daha da şaşırtıcı olan ise, bu duvarın inşasında kullanılan diğerlerinden daha büyük bir taş bloktur. 5 katlı bir ev büyüklüğünde ve yaklaşık 20.000 ton ağırlığında olan bu taş bloğu, Sacsahuamán'ın kurucularının nasıl hareket ettirmeyi başardıkları halen anlaşılamamıştır. Günümüzün modern makineleriyle böyle şaşırtıcı bir ağırlığı kaldırmak mümkün değildir. Bugün dünyanın en büyük vinci bile bu derece ağır bir yükü kaldırmakta zorlanacaktır. Bu da bize, İnkalar döneminde muhtemelen bugün tahmin bile edemediğimiz ileri bir teknolojinin kullanılmış olabileceğini göstermektedir.

127


On binlerce tonluk taşların kullanılmasıyla meydana getirilen yapılar, günümüzde halen şaşkınlık uyandırmaktadır. Böylesine dev taşlar kullanarak inşaat yapmak için, çelik halatlar kullanan vinçler gibi gelişmiş inşaat makinelerine ihtiyaç vardır. Evrimcilerin iddia ettiği gibi ahşap kütükler, iri halatlar, çabuk kırılabilen bakırdan malzemelerle bu taşların ocaklardan çıkarılması, ne taşınması, yerleştirilmesi, işlenmesi mümkün değildir. Ortadaki küçük resimde, Ramses'in dev heykelinin baş kısmının ancak çelik halatlı büyük vinçlerle taşınabildiği görülmektedir.

Luksor'daki s›ra sütunlar, III. Amenhotep taraf›ndan yapt›r›lm›fl, Tutankhamon taraf›ndan dekore ettirilmifltir.

128


Baalbek Jüpiter Tap›na¤›

Jüpiter Tapınağı olarak adlandırılan bu yapının inşasında da dev taş bloklar kullanılmıştır. Küçük resimde kırmızıyla işaretli olan blok taş, istinat duvarında kullanılan üç büyük bloktan biridir. Bu üç blok taşın her birinin yüksekliği yaklaşık 4.5 metre, genişliği yaklaşık 3.5 metre ve uzunluğu da yaklaşık 19 metredir. Üç taşın ortalama ağırlığı 800 ton civarındadır. Bu derece büyük bir ağırlığın madenden çıkarılıp taşınması, kullanılan inşaat makinelerinin gelişmişliğinin bir göstergesidir.

129


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Geçmiş medeniyetlerden günümüze kalan şaşırtıcı izlerden biri de obelisklerdir. Ortalama 20 metre uzunluğunda, tonlarca ağırlıkta olan bu dikili taşların, ocaklardan çıkarılmaları, taşınmaları, üzerlerinin işlenmesi ve bulundukları yerlere yerleştirilmeleri için ileri bir teknolojinin kullanılmış olması gereklidir. Bilinen en büyük obelisklerden biri, MÖ 1400'lü yıllarda Karnak (Mısır)'a dikilmiş olandır. 29.5 metre yükseliğinde, 1.62 metre genişliğinde ve 325 ton ağırlığındadır. Bu irilikte ve ağırlıktaki taşın, tek blok halinde, ocaktan çıkarılması da bulunduğu yere taşınmasıı da ustalık, teknik bilgi ve alt yapı gerektirir. Bunun için bakır ve bronz gibi kolay eğilip bükülen, çabuk kırılan aletlerin kullanılamayacağı, demir ve çelikten yapılmış aletlerin kullanılması gerektiği açıktır. Bu Resimde obeliskin tepe noktas›nda bulunda evrimcilerin, söz konusu dönemde he- du¤u varsay›lan k›s›m, bu dikili tafllar›n nüz demirin kullanılmadığı, pek çok meta- paratoner olarak kullan›lm›fl olabilece¤ine iflaret etmektedir. lin bilinmediği iddiasını yalanlamaktadır. Resimde Asuvan yak›nlar›ndaki granit oca¤›nda bitirilemeden kalm›fl olan obelisk görülmektedir. Di¤erlerinin iki kat› olan bu obelisk, 41.75 metre uzunlu¤unda ve yaklafl›k 1168 tondur. Böylesine dev bir yap›n›n, ocaktan ç›kar›l›p tafl›nmas› için geliflmifl teknoloji kullan›lmas› gereklidir.

130


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Puma Punku'daki piramit kalıntısını meydana getiren taşların büyüklüğü, görenleri şaşkınlığa düşürmektedir. Piramitin en alt basamaklarını oluşturan bloklardan biri 60x50 metre genişliğinde ve yaklaşık 447 ton ağırlığındadır. Kullanılan diğer taşların da ağırlıkları 100-200 ton arasında değişmektedir. Bu dev taşların, evrimcilerin öne sürdüğü gibi, kütükler üzerinde kalın iplerle çekilerek taşındığı iddia etmek mantıklı bir yorum değildir. Evrimci arkeolojinin Puma Punku'daki açıklayamadığı bulgulardan biri de, pek çok blok taşın birleşme noktasında bulunan izlerdir. Bu izler, metal mengene izini andırmaktadır. Uzun bir süre, T şeklindeki bu izlerin sıcak kalıpların taş blokların üzerine konularak yapıldığı düşünülmüştür. Ancak daha sonra elektron mikroskobuyla yapılan incelemeler, erimiş metal izlerini ortaya çıkarmıştır. Spektrografik incelemeler ise bu izlerin, % 2.05 arsenik, % 95.15 bakır, % 0.26 demir, % 0.84 silikon ve % 1.70 nikel alaşımından oluşan bir malzemenin izleri olduğunu göstermiştir. Tüm bunlar, geçmiş toplumların inşaatlarında gelişmiş araç gereçler kullandıklarının delilidir. (Graham Hancock, Heaven's Mirror, Three River Press, New York, 1998, s. 304)

Puma Punku'da s›kça rast- Ollantaytambo'daki blok tafllar- Kamboçya, Angkor Wat'taki tafl da görülen metal mengene izi yap›lardaki metal mengene izi lanan metal mengene izi

131


Antik M›s›r, insano¤lunun binlerce y›l önce kurdu¤u sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden bir tanesidir. Eski M›s›rl›lar, ilkel bir toplumun devam› olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler. Putperest sapk›n bir dine mensup olan M›s›rl›lar aras›nda Hz. Nuh döneminden, Hz. ‹brahim döneminden gelen sanat bilgisine sahip olan ustalar vard›. Bu Musevi ustalar, geçmifl peygamberler döneminden ö¤rendikleri bilgileri kullan›yorlard›. Günümüzde dünyan›n pek çok bölgesinde, M›s›rl›lar›n ulaflm›fl oldu¤u medeniyet seviyesine ulafl›lamam›flt›r. Örne¤in bugün Afrika'n›n çeflitli bölgelerinde, Güney Amerika'n›n baz› yörelerinde, Asya'n›n çeflitli topraklar›nda M›s›r da dahil olmak üzere pek çok bölgede, medeniyet seviyesinden çok geri bir yaflam sürülmektedir. T›p, anatomi baflta olmak üzere flehir planlamac›l›¤›nda, mimaride, güzel sanatlarda, tekstilde çok baflar›l› olan M›s›r medeniyeti, bugün büyük bir takdirle ve hayretle bilim adamlar› taraf›ndan incelenmektedir.

T›bb›n Kökeni Antik M›s›r'da Eski M›s›r'da t›bb›n ulaflt›¤› geliflmifllik düzeyi oldukça flafl›rt›c›d›r. Kaz›larda ele geçen bulgular, arkeologlar›n yan› s›ra birçok ta-

132


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

rihçiyi de hayrete düflürmüfltür. Çünkü hiçbir tarihçi MÖ. 3000'lerde yaflam›fl eski bir medeniyetten böylesine geliflmifl bir teknoloji beklemiyordu. Bugün X-›fl›nlar› kullan›larak, mumyalar üzerinde yap›lan incelemeler sonucunda Antik M›s›r'da beyin ameliyatlar›n›n yap›lm›fl oldu¤u anlafl›lm›flt›r.34 Üstelik bu ameliyatlar oldukça profesyonel yöntemler kullan›larak gerçeklefltirilmifltir. Cerrahi operasyon geçirmifl mumyalar›n kafataslar› incelendi¤inde, ameliyat yerlerinin düzgünce kesilmifl oldu¤u görülmektedir. Hatta bu insanlar›n ameliyattan sonra hayatta kald›klar›n› ispatlayan, kaynam›fl kafatas› kemiklerine rastlanm›flt›r.35 Di¤er bir örnek ise baz› ilaçlarla ilgilidir. 19. yüzy›lda oldukça h›zl› bir ilerleme kaydeden deneysel bilim sonucunda t›p alan›nda da büyük geliflmeler oldu. Antibiyoti¤in keflfi de bu yüzy›ldaki geliflmelerden biridir. Asl›nda bunlara "keflfedildi" demek hata olur, çünkü bu tekniklerin büyük bir bölümü Antik M›s›r'da zaten kullan›l›yordu.36 M›s›rl›lar›n t›p ve anatomide ne kadar ileride olduklar›n› gösteren en önemli eserlerden biri de, kuflkusuz geride b›rakt›klar› mumyalard›r. M›s›rl›lar mumyalama konusunda yüzlerce farkl› teknik kullanm›fllard›r. Cans›z bedenin binlerce y›l bozulmadan saklanabilmesine olanak

M›s›rl›lar›n mumyalama teknikleri, oldukça geliflmifl t›p bilgisine sahip olduklar›n› gösteren örneklerden biridir.

133


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATA��� DEVR‹

sa¤layan mumyalama ifllemi, asl›nda oldukça karmafl›k bir ifllemdir. Bu konuda M›s›rl›lar›n kulland›¤› teknik özetle flu flekildedir: ‹lk önce ölünün iç organlar› d›flar› ç›kar›l›r, burundan beyin al›n›r, vücut sterilize edilir ve beden natron denilen bir madde ile sar›l›p 40 gün bekletilirdi. (Natron; sodyum karbonat, sodyum bikarbonat ve sodyum kloridle, sodyum sülfat›n kar›fl›m›ndan oluflan bir maddedir.) Daha sonra bu madde vücuttan ç›kar›l›r, kol ve bacaklar gibi vücudun eklemli yerleri çamur ya da kumla sar›l›r, sonra beden reçineye bat›r›lm›fl ketenle, kokulu bir çeflit sar› sak›zla ve tarç›nla sar›l›rd›. Bir çeflit merhemin vücuda sürülmesinden sonra da ince bir keten tülle örtülürdü.37 M›s›rl›lar mumyalama tekniklerini sadece insanlarda de¤il, farkl› hayvanlarda da denemifllerdir. Antik M›s›r'da t›bb›n oldukça geliflmifl oldu¤u, ele geçen arkeolojik buluntulardan ve özellikle mumyalama tekniklerinden aç›kça anlafl›lmaktad›r. Ayr›ca unutmamak gerekir ki, vücudun fleklini bozmadan, ölünün tüm iç organlar›n› ç›kartarak mumyalamalar›, bu ifli yapan insanlar›n, her organ›n yerini bilecek bir anatomi bilgisine sahip olduklar›n› göstermektedir. Mumyalaman›n d›fl›nda M›s›rl›lar taraf›ndan 5000 y›l önce kullan›lm›fl olan birçok t›bbi teknik ve alet de yap›lan araflt›rmalarda gün ›fl›¤›na ç›kar›lm›flt›r. Bu konuyla ilgili pek çok detay s›ralayabiliriz: -M›s›r'da t›pla ilgilenen rahipler, tap›naklarda çeflitli hastal›klar› tedavi ediyorlard›. M›s›rl› doktorlar, günümüzdeki gibi farkl› alanlarda uzmanlaflm›fllard›. Her doktorun kendine ait bir branfl› vard›. Göz doktorlar›ndan, diflçilere kadar her konuda ihtisaslaflm›fl hekimler hizmet veriyordu. -M›s›r'da doktorlar, devlet denetimindeydiler. E¤er hastas› iyileflmezse, yahut ölürse devlet bu hatan›n sebeplerini soruflturur ve doktorun kulland›¤› yöntemin kurallara uygun olup olmad›¤›n› ö¤renirdi. Tedavi s›ras›nda bir ihmalkarl›k yap›lm›flsa, bu durum tespit edilir ve doktora kanunlar çerçevesinde ceza verilirdi.

134


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

-Tap›naklar›n her biri, ilaçlar›n haz›rland›¤› ve depoland›¤› tam teçhizatl› bir laboratuvara sahipti. -Bilinen ilk eczac›l›k uygulamalar›, bandaj ve kompres kullan›m› örneklerine M›s›r'da rastlanm›flt›r. Smith Papirüsü'nde, keten bezinden yap›lan yap›flkan bantlar›n yaralar› kapamada ne flekilde kullan›ld›¤›ndan bahsedilmektedir. Keten bez, bunun d›fl›nda bandaj için de uygun bir malzemeydi. -Arkeolojik bulgulardan, M›s›r'daki t›bbi uygulamalar›n tamam›na ait detayl› bir tablo ele geçmifltir. Bununla beraber, her biri kendi alan›nda ihtisaslaflm›fl 100'den fazla doktorun ismi ve ünvan› da bulunmufltur. -Ayr›ca Kom Ombo'daki bir baflka tap›nak duvar›ndaki rölyefin içine oyuk aç›lm›fl ve buraya cerrahi aletlerin kutusu yerlefltirilmifltir. Bu kutunun içinde büyük metal bir makas, cerrahi b›çaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler mevcuttu. -Teknikler çok say›da ve çok çeflitliydi. K›r›klar, çatlaklar tam olarak oturtuluyor, k›r›k tahtalar› kullan›l›yor ve yaralar dikiflle kapat›l›yordu. Mumyalar›n ço¤unda çok baflar›l› bir biçimde tedavi edilmifl k›r›klara rastlamak mümkündür. -Mumyalarda herhangi bir cerrahi dikifl izine rastlanmamas›na ra¤men yara dikilmesi ile ilgili Smith Papirüsü'nde (bu papirüsün tamam› t›pla ilgilidir) on üç referans mevcuttur. Bu, M›s›rl›lar›n estetik yara dikimini de baflarm›fl olduklar›na iflaret etmektedir. Yara dikiminde keten iplik kullan›l›yordu. ‹¤neler ise muhtemelen bak›rdand›. -M›s›rl› doktorlar, steril yaralar ile enfeksiyonlu yaralar› ay›rt edebiliyorlard›. Enfeksiyonlu yaralar›n temizlenmesinde keçi ya¤›, köknar ya¤› ve ezilmifl bezelyeden oluflan bir kar›fl›m kullan›yorlard›. -Penisilin ve antibiyoti¤in bulunuflu oldukça yenidir. Fakat Eski M›s›rl›lar bu tür tedavilerin ilk organik versiyonlar›n› kullan›yorlard›. Ayr›ca, M›s›rl›lar antibiyoti¤in farkl› çeflitlerini biliyorlard›.

135


Belli türdeki hastal›klara uygun reçeteleri yaz›yorlard›.38 Görüldü¤ü gibi M›s›r medeniyeti t›p konusunda oldukça önemli ad›mlar atm›fl, tedavi yöntemleri gelifltirmifl, uzman doktorlar yetifltirmifltir. Yap›lan kaz›larda, t›p alan›nda sa¤lanan bu önemli baflar›lar›n yan› s›ra, M›s›rl›lar›n flehir planlamac›l›¤› ve mimari gibi konularla da çok ilgili olduklar› ortaya ç›km›flt›r.

M›s›r Firavunu Tutankhamun'un cesedi, içiçe geçen iki tabut içinde muhafaza ediliyordu.

Smith papirüsü - Bu papirüste, Antik M›s›rl›lar›n, ketenden yap›lm›fl yara ve sarg› bantlar› kulland›klar› anlat›lmaktad›r.

136


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Eski M›s›r'da Geliflmifl Metalurji Metalurji en genel anlam›yla, gerekli hammaddeler kullan›larak metal ve al›afl›mlar›n›n üretilmesi, saflaflt›r›lmas›, flekillendirilmesi ve korunmas›n› içeren bilim ve teknoloji dal›d›r. Eski M›s›r medeniyeti incelendi¤inde, bundan yaklafl›k 3000 - 3500 y›l önce, M›s›rl›lar›n baflta alt›n, bak›r, demir olmak üzere çeflitli maden ve metallerin ç›kar›lmas› ve ifllenmesi konusunda uzman olduklar› görülmektedir. Metalurjinin geliflmifl olmas›, Antik M›s›rl›lar›n, cevherlerin bulunmas›, ç›kar›lmas›, ifllenmesi alanlar›nda ileri bir teknolojiye ve ayn› zamanda geliflmifl bir kimya bilgisine sahip olduklar› anlam›na da gelmektedir. Yap›lan arkeolojik çal›flmalar MÖ 3400 y›llar›nda M›s›rl›lar›n bak›r cevherleri hakk›nda detayl› çal›flmalar yapt›klar›n› ve metal alafl›mlar› meydana getirdiklerini ortaya koymufltur. Dördüncü Hanedanl›k döneminde (MÖ 2900 y›llar›), madenlerin araflt›rma ve iflletmesinin en yüksek düzey yetkililer taraf›ndan takip edildi¤i ve Firavunlar›n o¤ullar› taraf›ndan denetlendi¤i bilinmektedir. Bak›r›n yan› s›ra, eski M›s›rl›lar›n s›kça kulland›klar› madenler ve metaller aras›nda demir de vard›. Bronzun üretimi için tin, camlar›n renklendirilmesinde de kobalt kullan›l›yordu. M›s›r'da bulunmayan metaller ise baflta ‹ran olmak üzere di¤er bölgelerden getirtiliyordu. Antik M›s›rl›lar›n en çok kulland›klar› ve de¤er verdikleri maden ise alt›nd›. M›s›r'da ve Antik M›s›r'›n s›n›rlar› içinde olan bugünkü Sudan'›n belli bölgelerinde, eski M›s›rl›lara ait oldu¤u tahmin edilen yüzlerce alt›n maden yata¤› bulunmufltur. Apollinopolis yak›nlar›ndaki bir alt›n madeninin plan›n›n bulundu¤u MÖ 14. yüzy›la ait bir papirüs, eski M›s›rl›lar›n alt›n madenleri konusundaki profesyonelliklerini ortaya koymufltur. Papirüste yer alan bilgilere göre, maden çevresinde say›s› 1300'den fazla evin yaln›zca madende çal›flanlar›n konaklamas› için infla edildi¤i anlat›lmaktad›r. Antik M›s›r'da

137


alt›n ifllemecili¤i ve mücevher sanat›n›n önemi, bu bilgilerden anlafl›lmaktad›r. Nitekim arkeolojik kaz›larda bulunan, yüzlerce alt›ndan yap›lm›fl, kullan›m ve süs eflyas› da, eski M›s›rl›lar›n alt›n madencili¤i ve ifllemecili¤i konusundaki uzmanl›klar›n›n bir göstergesidir. Tüm bu bilgiler eski M›s›rl›lar›n maden yataklar›n› tespit edebilecek, bu yataklardan madeni ç›karabilecek, ç›kan madeni iflleyebilecek, ayr›flt›rabilecek ve yeni metaller oluflturabilecek bilimsel bilgiye ve teknolojiye sahip olduklar›n› göstermektedir. (1,2) Alt›n, gümüfl ve yar› de¤erli tafllardan yap›lm›fl çok ince ifllemeli kral›n gö¤üs z›rhlar›.

2

1

3

4

(4) Sert alt›ndan yap›lma, uzun uçlu küçük ibrik, sa¤laml›¤›n› ve

(3) ‹nce ifllemeli sandalet

parlakl›¤›n› halen korumaktad›r.

138


5

(5) Tutankhamun mumyas›n›n boynunda bulunan bu kolyenin üzerinde çok ince alt›n iflçili¤i vard›r. Bunun yan› s›ra firavunun mumyas›nda, 150 tane mücevher ve kolye daha bulunmaktayd›.

(6) Kal›n alt›n varakla kaplanm›fl ve gümüfl varakl› bir k›za¤›n

6

üzerine yerlefltirilmifl tahta muhafaza.

7

Mücevherlerdeki ince işçilik, profesyonel altın işleme malzemelerinin kullanıldığını göstermektedir. Gerekli araç gereç olmadan bu derece ince işlemecilik yapılamaz. Mısırlıların altın işçiliğinin kalitesinin ve inceliğinin, günümüz işlemeceliğinden hiçbir farkı yoktur. (7) Tanis'te bulunan alt›n, lacivert tafl› ve turkuazdan yap›lm›fl gö¤üs z›rh›.

139


fiehir Planlamac›l›¤› ve Alt Yap›n›n Eski M›s›r'daki Önemi M›s›r'›n kuru bir iklime sahip olmas›, bugün bize bu medeniyetten geriye pek çok ipucu b›rakm›flt›r. Arkeolog Arthur Evans, MÖ 1600'de donanmas›yla denizlere hükmeden bir hükümdar yaflad›¤›n› ve bu dönemde genel refah›n bir hayli yüksek oldu¤unu, esteti¤in öneminin oldukça artt›¤›n›, giyim kuflam›n bir zevk ve incelik haline dönüfltü¤ünü saptam›flt›. Evans, buldu¤u fleylerin tümünü "modern" s›fat›yla nitelendiriyordu. Yine modern olarak tan›mlad›¤› saray büyüklü¤ündeki bir binada, yeralt› su yollar›, lüks y›kanma yerleri, havaland›rma tertibat›,

Antik M›s›rl›lar›n geliflmifl medeniyetinin en önemli göstergelerinden biri de hiç flüphesiz mimari ve mühendislik bilgileriydi.

140


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

kanalizasyon flebekesi ve süprüntü kuyular› bulmufltu. Bunlar›n günümüz flehir planlamac›l›¤›ndan hiçbir fark› yoktu. Kuflkusuz böyle bir plan ve bina yap›s›, geliflmifl bir mimari ve mühendislik bilgisini gerektirir. Yer alt›ndan yol yap›ld›¤›nda stati¤in ölçülmesi, nerelere kirifller konmas› gerekti¤inin saptanmas›, ne kadar derine inilece¤inin ve ne kadar uzunlukta yol al›naca¤›n›n belirlenmesi, havaland›rman›n nerede, nas›l etkili olaca¤›n›n hesaplanmas›, temiz ve kirli sular›n birbirine kar›flmadan nakledilebilmesi gibi birçok detay›n ince ince düflünülmesi ve en önemlisi de bunlar›n yap›m›nda hiçbir hatan›n meydana gelmemesi gerekir. Tüm bu teknikleri M›s›rl›lar biliyorlard›. Elimize ulaflan bilgiler bu gerçe¤i aç›kça kan›tlamaktad›r. MÖ 3000'lerde M›s›rl›lar›n kulland›klar› mimari teknikleri ve altyap› sorununa yaklafl›mlar›, son derece profesyonel ve sorunlar› çözmeye yöneliktir. Kurak bir ülke olan M›s›r için suyun önemi çok büyüktür. Nitekim bu konuda da kal›c› çözümler bulmufllard›r. Alt yap›yla ilgili olarak, M›s›rl›lar›n gelifltirdikleri en önemli projelerden birisi suyu korumak için infla ettikleri depolard›r. K›z›ldeniz'e var›ld›¤› zaman Fayyum vahas›ndaki batakl›kta, büyük bir su deposunun varl›¤› keflfedilmifltir. Bugünkü Kahire'nin seksen kilometre güneyindeki Moris Gölü, M›s›rl›lar taraf›ndan, Nil'in suyunu bir kanal arac›l›¤›yla depolamak amac›yla yap›lm›flt›r. Bu su haznesinin yak›nlar›na ise ev ve mabetler infla edilmifltir.39 Antik M›s›r'da hayat›n belli bir bölgede süreklili¤ini sa¤layabilmek için suni göletler infla edilmifltir. Bu sayede Nil'in suyu bu göletlerde biriktirilerek M›s›r çöllerinde ileri bir medeniyet infla edilebilmifltir. M›s›rl›lar›n t›bbi bilgileri, flehir planlamas›, mühendislik bilgileri ve uygulamalar› son derece ileri bir medeniyete sahip oldukla-

141


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

r›n› gösteren önemli delillerden birkaç›d›r. Bu bilgi ve uygulamalar, evrimcilerin iddia etti¤i, "toplumlar›n ilkelden medeniye do¤ru ilerledikleri" tezini bir kez daha yerle bir etmektedir. Günümüzden yaklafl›k 5000 y›l önce yaflayan bir toplum, günümüzdeki çeflitli toplumlardan, hatta günümüzde bu topraklarda yaflayan baz› topluluklardan dahi daha ileri bir medeniyet seviyesine sahiptir ve bu durumun evrimle aç›klanabilmesi mümkün de¤ildir. Kuflkusuz, M›s›rl›lar›n bu yüksek medeniyeti yaflad›¤› dönemde, dünyan›n farkl› bölgelerinde daha geri medeniyetler, daha ilkel koflullarda yaflayan insanlar da var olmufltur. Ancak bunlar›n hiçbiri, ne daha az insan özelliklerine sahiptir, ne de sözde maymunsu özelliklere. Antik M›s›rl›lar da, Antik M›s›rl›larla ayn› dönemde ilkel koflullarda yaflayan insanlar da, bundan yüz binlerce y›l önce var olmufl insan topluluklar› da, günümüz insan› da tüm özellikleriyle hep insan olarak var olmufllard›r. Kimi toplumlar›n daha ileri kimilerinin ise daha geri koflullarda yaflam›fl olmalar›, Darwinistlerin iddia ettikleri gibi, onlar›n asla hayvanlardan meydana gelen bir tür oldu¤unu veya birinin di¤erinden evrimleflti¤ini göstermez. Bu bilime, akla ve mant›¤a ayk›r› bir yorumdur.

Antik M›s›rl›lar›n Tekstildeki Baflar›lar› Eski M›s›r'da keten kumafl› dokumas› yap›l›rd›. MÖ 2500'den kalan kumafl parçalar›ndan anlafl›ld›¤›na göre, o dönemde gerek iplik bükümü, gerekse dokuma tarz› bak›m›ndan çok kaliteli kumafllar üretilmifltir. Fakat her fleyden önemlisi bu kumafllar›n dokumas›ndaki detaylard›r. Günümüzde teknoloji yard›m›yla donat›lm›fl makinelerde üretilebilen ince iplikleri M›s›rl›lar, MÖ 2500 tarihlerinde üretmifl ve keten iplikten dokunmufl kumafllar›, mumyalama iflle-

142


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

minde kullanm›fllard›r. Bu kumafllardaki ince dokuma, antik M›s›rla ilgilenen bilim adamlar›n› hayrete düflürmüfltür. Büyüteçle say›labilen dokumalardaki ipliklerin inceli¤i, bugün makine ile dokunan ipek kumafllar ayar›ndad›r.40 Günümüzde dahi bu kumafllar›n kalitesi meflhurdur ve M›s›r keteni günümüzdeki ününü MÖ 2000'lerde yaflam›fl olan Antik M›s›r halk›ndan alm›flt›r.41

Antik M›s›r dönemine ait, keten üzerine yap›lm›fl resimlerden örnekler.

143


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Matematikte ‹leri Seviye M›s›r'da rakamlar çok eski zamanlardan itibaren kullan›l›yordu. MÖ 2000 y›l›na ait birtak›m aritmetik problemlerini aç›klayan papirüsler ele geçmifltir. Bu dokümanlar, Kahun, Berlin ve Rhind papirüsleri diye bilinmektedir. Bu belgelerde, ölçülerin ne gibi esaslara göre yap›laca¤› örneklerle belirtilmifltir. M›s›rl›lar, Pisagor Teoremi'ni, ölçüleri 3-4-5 olan bir üçgenin dik üçgen oldu¤unu biliyor ve bundan infla ölçümlerinde faydalan›yorlard›.42 Ayr›ca M›s›rl›lar, y›ld›zlarla gezegenler aras›ndaki ayr›m› da biliyorlard›. Astronomi ile ilgili çal›fl-

Rhind papirüsü

malar›na görülmesi çok zor olan y›ld›zlar› da eklemifllerdi. Di¤er taraftan M›s›rl›lar›n hayat›, Nil'in yükselme ve alçalmas›na ba¤l› oldu¤undan, bu durumu daima ölçmeleri ve kontrol etmeleri gerekliydi. Hükümdar, Nil'in yükselme ve alçalmas›n› kaydettirmek için, bir "Nilometre" yapt›rm›fl ve bu iflle u¤raflmak üzere memurlar tayin etmiflti.43

S›rlarla Dolu ‹nfla Teknolojisi Antik M›s›r'da infla edilen ve günümüzde hala büyük bir hayranl›kla izlenen en önemli eserler gizemli piramitlerdir. Bu piramitlerin en ihtiflaml›s› olan "Büyük Piramit" flimdiye kadar dünya üzerinde infla edilmifl en büyük tafl yap› olarak kabul edilir. Bu piramitin nas›l infla edildi¤i konusunda Herodot zaman›ndan itibaren bir-

144


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

çok tarihçi ve arkeolog, çeflitli teoriler ortaya atm›flt›r. Kimileri bu piramitin yap›m› s›ras›nda kölelerin çal›flt›r›ld›¤›n› ve rampa tekni¤inden basamakl› piramite kadar birçok yöntemin kullan›ld›¤›n› savunmufltur. Bu yöntemlerin karfl›m›za ç›kan manzaras› flöyledir: -Bu piramidi kölelerin infla etmifl olma ihtimali durumunda, çal›flan köle say›s›n›n 240.000 gibi ola¤anüstü bir rakam olmas› gerekirdi. -E¤er infla tekni¤i olarak rampa yöntemi kullan›lm›fl olsayd›, piramitin yap›m› bittikten sonra bu rampan›n y›k›lmas› için yaklafl›k 8 y›l gerekirdi. M›s›r bilimcisi Garde-Hansen'e göre bu, oldukça saçma bir teoriydi. Çünkü bu rampan›n y›k›lmas›ndan sonra geride kalan dev moloz art›klar›n› bir yerlerde görmemiz gerekirdi. Ama böyle bir delile hiçbir yerde rastlanmam›flt›r.44 Garde-Hansen, di¤er teorisyenlerin önemsemedi¤i baz› yönleri ele alm›fl ve flunlar› söylemifltir: Piramidi ziyaret etti¤inizde flafl›rt›c› görüntüleri gözünüzün önüne getirmeye çal›fl›n: 5000 y›l önceki tafl oca¤› iflçisi, günde, piramitlerin inflas›nda kullan›lan 330 tafl blok üretiyor. Suyun bast›rd›¤› mevsimde, günde 4000 blok Nil nehrinin üzerinde tafl›n›yor ve Giza platosuna gelindi¤inde bu tafllar platodan yukar›ya tafl›narak, piramidin infla edilece¤i bölgeye ulaflt›r›l›yor. E¤er bu flartlar alt›nda tafl›ma ifllemi gerçeklefliyor olsayd›, dakikada 6.67 blok tafl›nmas› gerekirdi. Bu sonuç, sunulan teorinin geçersizli¤i için yeterli bir rakamd›r.45

-Tüm bunlar›n yan›nda, piramidin bir yüzeyinin alan›n›n yaklafl›k olarak 2.5 hektar oldu¤u düflünülürse, her bir yüzeyin yaklafl›k olarak 115.000 kaplama tafl›yla kaplanm›fl olmas› gerekir. Bu tafllar da öylesine itinayla yerlefltirilmifltir ki, tafllar aras›nda b›rak›lan mesafe bir ka¤›d›n geçmesine olanak vermeyecek derecede dard›r.46 Tüm bunlar piramitlerin yap›mlar›yla ilgili s›rlar›n günümüz bilim ve teknolojisiyle dahi çözülemedi¤ini gösteren bilgilerden baz›lar›d›r.

145


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Gize'deki piramitlerle ilgili yap›lan baz› matematiksel araflt›rmalar, eski M›s›rl›lar›n çok geliflmifl bir matematik ve geometri bilgileri oldu¤unu göstermektedir. Bu hesaplamalara göre, piramitleri planlayanlar›n matematik ve geometri bilgisi d›fl›nda, dünyan›n ölçüleri, çevresi, ekseni ve bu eksenin e¤imi gibi bilgilere de sahip olmalar› gereklidir. MÖ yaklafl›k 2500'lü y›llarda inflas›na bafllanan piramitlerle ilgili bu bilgiler, büyük matematik bilginleri Pisagor, Arflimet ve Öklid'den dahi 2000 y›l önce bu piramitlerin infla edildi¤i göz önünde bulundurulursa, çok daha çarp›c› bir hal almaktad›r: - Piramitin aç›lar› Nil deltas›n› iki eflit yar›ya böler. - Gize'nin üç piramiti aralar›nda, bir Pisagor üçgeni oluflturacak biçimde düzenlenmifllerdir. Bu üçgenin kenarlar›n›n birbirlerine oranlar› 3:4:5'tir. - Piramitin yüksekli¤iyle çevresi aras›ndaki oran bir dairenin yar› çap›yla çevresi aras›ndaki orana eflittir. - Piramit dev bir günefl saatidir. Ekim ortas›yla Mart bafl› aras›nda düflürdü¤ü gölgeler mevsimleri ve y›l›n uzunlu¤unu gösterir. Piramiti çevreleyen tafl levhalar›n uzunlu¤u, bir günün gölge uzunlu¤una eflittir. - Piramitin dikdörtgen biçimindeki taban›n›n normal kenar uzunlu¤u 365,342 M›s›r endazesine (dönemin ölçü birimi) denk gelir. Bu say›

146


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

günümüzde de kullan›lan günefl y›l›n›n günlerinin say›s›na oldukça yak›nd›r. (Günümüzde günefl y›l›n›n gün say›s› 365,224 olarak hesaplanmaktad›r.) - Büyük Piramitle dünyan›n merkezi aras›ndaki uzakl›k, Kuzey Kutbuyla piramitin aras›ndaki uzakl›¤a eflittir. - Piramitin taban›n›n yüzeyi, an›t›n›n yar›s›n›n iki kat›na bölündü¤ünde, pi say›s› elde edilir. - Piramitin dört yüzünün toplam yüzölçümü piramitin yüksekli¤inin karesine eflittir.47

147


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Piramitler Tekrar ‹nfla Edilmek ‹stense... 1978'de Amerika'daki, Indiana Limestone Institute of America Inc. (dünyada kireçtafl› ocaklar› konusunda en büyük ve en uzman kurulufl), bugün Büyük Piramit gibi bir piramit infla edilmek istense, insan gücü ve materyallerin ne olmas› gerekti¤i hakk›nda bir araflt›rma yapm›flt›r. Sonuç oldukça düflündürücüdür; flirket yetkilileri, piramitlerin inflas›ndaki zorlu¤u flöyle aç›klamaktad›rlar: E¤er mümkün olan gücü maksimuma ç›kartsak, bu da bugünkü üretimi üç kat›na ç›kartmak anlam›na gelir ki, bu kadar kireçtafl›n› ocaktan ç›karmak ve transfer etmek ancak 27 y›l sürer. Üstelik tüm bu çal›flmalar Amerika'n›n üstün teknolojisiyle yani hidrolik çekiçler, elektronik kristal bafll› testereler kullan›larak yap›labilir. Bu büyük çaba, sadece kireçtafl›n› madenden ç›karmak ve onu tafl›mak için kullan›lacakt›r. Ve buna, Büyük Piramit'in inflas› için gerekli olan laboratuvar testleri ve bunun gibi ön çal›flmalar dahil de¤ildir.48

Keops Piramiti ortalama 2.5 milyon tafl bloktan oluflmaktad›r. Günde on blo¤un üst üste konuldu¤u varsay›l›rsa -ki bu iflçilerin ola¤anüstü bir çaba göstermelerini gerektirecektir- 2.5 milyon tafl›n 664 y›lda yerlerine konuldu¤u ortaya ç›kar. Oysa, söz konusu piramitin ortalama 20-30 y›l içinde yap›lm›fl oldu¤u düflünülmektedir. Bu basit hesap dahi, M›s›r piramitlerinin yap›m›nda tahmin edilenden farkl› ve üstün bir teknolojinin kullan›ld›¤›n› ortaya koymaktad›r.

148


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Peki Antik M›s›r'da bu dev piramitler nas›l infla edilmifltir? Kayal›k taraçalar hangi güçle, hangi makinelerle, hangi teknikle düzlefltirilmifltir? Kaya mezarlar› hangi imkanlarla kaz›lm›flt›r? ‹nflaat s›ras›nda ayd›nlatma nas›l sa¤lanm›flt›r? (Piramitlerin ve mezarlar›n duvarlar›nda ve tavanlar›nda, herhangi bir kararma ve is izine rastlanmam›flt›r.) Tafl bloklar tafl ocaklar›ndan nas›l ç›kar›lm›fl, farkl› flekillerdeki tafllar›n kenarlar› nas›l düzlefltirilmifltir? Tonlarca a¤›rl›¤›ndaki bu tafllar nas›l tafl›nm›fl ve birbirlerine santimetrenin binde biri gibi bir yak›nl›kta nas›l birlefltirilmifltir? Bu sorular daha da art›r›labilir. Peki bu sorular evrimcilerin insanl›k tarihi yan›lg›s›yla ak›lc› ve mant›kl› bir flekilde cevaplanabilir mi? Elbette hay›r. Antik M›s›r'da, sanat›yla, t›bb›yla, mimarisi ve kültürüyle dev bir medeniyet kurulmufltur. M›s›rl›lar›n geride b›rakt›klar› eserler, kulland›klar› tedavi yöntemleri, sahip olduklar› bilgi birikiminin ve tecrübenin en önemli delillerindendir. Bugün baz› bilim adamlar›, tarihin evrimi iddias›na göre piramitleri yapmas› oldukça zor olan M›s›rl›lar›n eserlerinin, uzayl›lar taraf›ndan yap›ld›¤›n› dahi iddia edebilmektedirler.

Geçmifl toplumlar›n dev tafl bloklar kullanarak infla ettikleri binalar, günümüzün modern inflaat makinelerine benzer makinelerin o dönemlerde de kullan›lm›fl oldu¤una iflaret etmektedir. Alt›ndan yap›lm›fl olan bu süs eflyas›n›n da inflaat makinelerine olan benzerli¤i dikkat çekicidir. Bu parça, 1920'lerde Panama'da bulunmufltur. Kolye ucu olarak kullan›ld›¤› tahmin edilmektedir. Bu ve benzeri bulgular, evrimcilerin geçmifl toplumlar›n tamamen ilkel olduklar› yönündeki iddialar›n› yalanmaktad›r. Tarih boyunca teknolojide ilerleme ve bilgi birikimi oldu¤u aç›kt›r, ancak bu geçmiflte hayvani koflullarda yafland›¤› anlam›na gelmemektedir. Geçmifl toplumlar da ihtiyaçlar›na uygun keflifler yapm›fllar, cihazlar gelifltirmifller, makineler kullanm›fllard›r.

Dönemin muhtemel vinç modeli

Günümüz vinç modeli

149


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Elbetteki "piramitleri uzayl›lar infla ettiler" iddias›, demagoji ile bile bir aç›klama yapamad›klar›nda evrimcilerin s›¤›nd›klar› son derece ak›l ve mant›k d›fl› bir iddiad›r. Her fleyden önce buna dair en ufak bir bilgi veya delil dahi bulunmamaktad›r. Evrimciler tesadüflerle veya hayali evrimsel süreçle aç›klama yapamayacaklar›n› anlad›klar› zaman hemen "uzayl›lara" s›¤›nmaktad›rlar. Nitekim canl›l›¤›n yap› tafl›n› oluflturan ilk proteinin ve hücrenin çekirde¤indeki DNA'n›n, tesadüfen cans›z maddelerden meydana gelemeyecek kadar kompleks ve ola¤anüstü bir yap›ya sahip oldu¤unu anlad›klar›nda flöyle gülünç bir iddiada bulunmufllard›r: "‹lk canl› organizmay› dünyaya uzayl›lar getirip b›rakt›lar." Baz› evrimci bilim adamlar› taraf›ndan savunulan bu iddian›n saçmal›¤› elbette ki evrimcilerin içine düfltükleri çaresizli¤in göstergelerindendir. M›s›r'da kurulan medeniyet ve tarih boyunca kurulan di¤er tüm medeniyetlerin her biri ak›l ve irade sahibi insanlar taraf›ndan kurulmufltur. Üstelik bunlar çok eski dönemlere ait medeniyetlerdir. Bugün M›s›r'›n MÖ 3000 y›l›ndaki eserlerini inceleyerek hayranl›¤›m›z› dile getiriyoruz ve bilim adamlar› ve konuyla ilgili uzmanlar bu eserlerin nas›l meydana getirilmifl olabilece¤ini tart›fl›p araflt›r›yorlar. Ancak flu nokta çok önemlidir; M›s›r'da bugün izlerine rastlanan 5000 y›l önceki medeniyet, elbette ki binlerce y›l›n tecrübe ve bilgi birikimi ile oluflmufltur. Yani bu medeniyetin kökleri daha da öncesine dayanmaktad›r. Dolay›s›yla evrimcilerin ve tarihin evrimine inananlar›n iddia ettikleri gibi ilk ça¤larda ilkel ve konuflma yetene¤inden yoksun, sadece hayvan avlayarak geçimini sa¤layabilen, yar› hayvan insanlar yoktu. ‹nsan ilk yarat›ld›¤› günden bu yana, günümüz insan›n›n sahip oldu¤u zeka, estetik anlay›fl›, kavray›fl, bilinç ve ahlak gibi tüm insani özelliklere sahipti.

150


Tutankhamun döneminden bir kesit. Eser Kahire'deki M›s›r Müzesi'nde sergileniyor.

151


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Pek çok medeniyetin geride bıraktığı izlerde, hava ulaşımının bilinenden çok daha eski dönemlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mayaların kalıntılarında, Mısır piramitlerindeki resimlerde, Sümer yazıtlarında bu durum açıkça görülmektedir. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla bundan binlerce yıl önce de insanlar, planörler, uçaklar, helikopterler benzeri araçları yapmakta ve kullanmaktaydılar.

MÖ 200 y›l›na ait

ARKADAN GÖRÜNÜfi

oldu¤u tahmin edilen ahflap planör modeli.

YANDAN GÖRÜNÜfi ÜSTTEN GÖRÜNÜfi

152


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Kuran-ı Kerim ayetlerinde de geçmiş dönemlerde hava ulaşım aletlerinin kullanılıyor olabileceğine işaret edilmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir: Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)... (Sebe Suresi, 12)

Bu ayet-i kerimede ulaşılması oldukça uzak olan mesafelere, Hz. Süleyman döneminde kısa sürede ulaşılabildiğine dikkat çekiliyor olması muhtemeldir. Bu ulaşım, günümüzdeki uçak teknolojisine benzer bir teknoloji kullanılarak, rüzgarla hareket eden vasıtalar meydana getirilmesiyle gerçekleşmiş olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Geçmiş

medeniyetlerinin

hava

ulaşımını

kullandıklarına işaret eden delillerden biri, Mısır'da bulunan planör modelidir. 1898 yılında arkeologlar tarafından bulunan bu planör

153


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

modelinin MÖ 200 yıllarında yapılmış olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bundan yaklaşık 2200 yıl öncesine ait bir planör modelinin ortaya çıkarılması elbette olağanüstü bir durumdur. Bu, evrimci tarih anlayışını temelden sarsan arkeolojik bir buluştur. Söz konusu modelin teknik özellikleri incelendiğinde ortaya çok daha ilginç bir manzara çıkmaktadır. Bu ahşap model, günümüzün en ileri teknolojisiyle yapılan Concorde uçaklarda olduğu gibi, hızdan minimum kayıpla maksimum yük taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu durum, Antik Mısırlıların çok iyi aerodinamik bilgisine sahip olduklarını da göstermektedir.

154


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

155


Dendera'daki Hathor Tapınağı'nda bulunan bazı duvar resimleri, Antik Mısırla ilgili oldukça ilginç bir bilgiyi gün yüzüne çıkarmıştır. Resimde yer alan figürler, Antik Mısırlıların elektriği bildiği ve kullandığı ihtimalini gündeme getirmiştir. Söz konusu resim dikkatlice incelendiğinde, tıpkı günümüzdeki gibi yüksek voltaj yalıtımının o günlerde de kullanıldığı görülür: Ampul görünümündeki şekil dikdörgen bir sütun (bu sütun izolatör olarak kullanıldığı tahmin edilen ve ced sütunu olarak adlandırılan bir sütundur) tarafından desteklenmektedir. ResimDendera'daki Hathor Tap›na¤›'n›n duvarlar›nda bulunan bu resimlerde görülen figürlerin günümüzde kullan›lan ampullerle olan benzerli¤i bilim adamlar›n› hayrete düflürmüfltür.

156


M›s›r hiyerogliflerinde s›kça rastlanan ced sütunu, bir tür elektrik malzemesini sembolize ediyor olabilir. Ced sütunu, jenaratör görevi görüyor ve bu flekilde ayd›nlatma sa¤lan›yor olabilir.

deki şeklin günümüz elektrik lambalarıyla olan bu şaşırtıcı benzerliği, çok dikkat çekicidir. Tunsten ışığının kaşifi olan Dr. Colin Fink, Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl öncesinden, zıt kutupla bakıra elektrik kaplamayı bildiklerini söylemektedir. Bu kaplama, kendisinin 1933 yılında sülfürü kullanarak denediği bir yöntemdir.49 Resimde tarif edilen bu sistemin ışık yayıp yaymadığı, bilim adamları tarafından denenmiştir. Avusturyalı elektrik mühendisi Walter Garn, kabartmada yer alan resmi çok detaylı olarak incelemiş, resimdeki ampulü, yılanlı teli, duyu, ced sütunu olarak kullanılan izolatörün aynısını yapmıştır. Ve ortaya çıkan sistem etrafı aydınlatmış, yani ışık yaymıştır.50 Mısır'da elektriğin kullanılmış olabileceğini gösteren delillerden biri de piramitlerin iç duvarlarında hiç is izinin bulunmamasıdır. Eğer evrimci arkeologların iddia ettiği gibi, aydınlatma için meşale ve benzeri malzemeler kullanılmış olsaydı duvarlarda mutlaka is olması gerekirdi. Ancak piramitlerin en içteki dehlizlerinde dahi böyle bir is izi yoktur. Gerekli aydınlatma sağlanmadan, inşaatın devam etmesi, daha da önemlisi duvarlardaki gösterişli resimlerin yapılabilmesi mümkün değildir. Bu da Mısır'da elektriğin kullanılmış olma ihtimalini güçlendirmektedir.

157


Darwinist bilim adamlar› insanl›k tarihinin sözde evrimini anlat›rlarken, çok önemli bir konuda daha aciz kalmaktad›rlar. Bu da insanl›¤›n üniversiteler, hastaneler, fabrikalar, devletler kurmas›na, besteler yapmas›na, olimpiyatlar düzenlemesine, uzaya gitmesine vesile olan, k›saca insan› insan yapan en önemli özelliklerinden biri olan "ak›ld›r." Evrimciler insan aklının, sözde yaflayan en yakın akrabası flempanzelerle ayrıldıktan sonra yaflanan süreçte evrimleflerek bugünkü halini aldı¤ını iddia ederler. Aklın sözde evriminde var oldu¤unu iddia ettikleri sıçramaları ise beyinde meydana gelen rastlantısal de¤iflimlere ve alet yapımı yetene¤inin gelifltirici etkisine dayandırırlar. Bu iddialarını televizyon belgesellerinde, dergi ve gazete yaz›lar›nda sık sık karflımıza çıkarır ve önce tafltan bıçak, sonra da mızrak yapmayı ö¤renen maymun adamların hikayesini anlatırlar. Ancak bu propaganda geçersizdir. ‹nsanlara aktarılan senaryolar bilimsel gösterilmeye çalıflılmalarına karflın tamamen bilim dıflıdır ve tek kaynakları Darwinist ön yargılardır. Ve kuflkusuz en önemlisi, insan aklının maddeye indirgenemez olufludur. Bu gerçek materyalizmin geçersizli¤ini belgeleyerek aklın evrimi iddialarını temelinden yıkmaktadır.

158


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Gerçekte aklın evrimle ortaya çıktı¤ını iddia eden evrimciler, ilkel bir akıl seviyesine sahip olmanın neye benzedi¤ini kiflisel olarak tecrübe etme ve sözde evrimsel süreçteki flartları tekrarlama imkanına sahip de¤ildirler. Evrimci yay›nlar›yla bilinen Nature dergisinin editörü Henry Gee, bir evrimci olmasına karflın bu tür iddiaların bilim dıflı oldu¤unu açıkça kabul etmektedir: Mesela, insanın evriminin, vücudun duruflu, beyin hacmi ile atefl, alet kullanımı gibi teknolojik baflarılar ve lisanın ortaya çıkmasını sa¤layan el-göz koordinasyonundaki geliflmelere ba¤lı olarak geliflti¤i söylenir. Ancak bu gibi senaryolar subjektiftir. Deneylerle asla test edilemezler, öyleyse bilimsel de¤ildirler. Genelde kullanımda olmaları, bilimsel testlere de¤il, sahiplerinin iddia ve otoritesine dayanır.51

Bu tür senaryolar bilim dıflı olmalarının yanı sıra mantıksal açıdan da tutarsızdırlar. Evrimciler sözde evrimle ortaya çıkan akıl sayesinde alet kullanımının ortaya çıkıp geliflti¤ini; alet kullanımı sayesinde de aklın geliflti¤ini savunmaktadırlar. Oysa böyle bir geliflim ancak insan aklı zaten mevcutken mümkündür. Bu anlatıma göre ilk olarak teknolojinin mi yoksa aklın mı sözde evrimle ortaya çıktı¤ı sorusu cevapsızdır. Darwinizm'in en etkili elefltirmenlerinden Phillip Johnson bu konuda flunları yazar: Aklın ürünü olan bir teori, teoriyi üreten aklı uygun bir flekilde asla açıklayamaz. Mutlak do¤ruyu keflfeden üstün bilimsel aklın hika-

Phillip Johnson

yesi ancak ve ancak aklı verilmifl bir yetenek olarak kabul ederseniz tatmin edicidir. Aklı kendi icatlarının bir ürünü olarak açıklamaya çalıfltı¤ımız anda, çıkıflı olmayan aynalı bir koridora girmiflizdir.52

159


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Darwinistlerin insan akl›n› aç›klamakta aciz kalmalar›, insanl›¤›n kültürel ve sosyal tarihi hakk›nda öne sürdükleri iddialar›n da geçersiz oldu¤unu gözler önüne serer. Nitekim buraya kadar inceledi¤imiz bütün bilgiler ve bulgular da Darwinist bilim adamlar›n›n, "tarihin evrimi" iddias›n› tam anlam›yla geçersiz k›lmaktad›r. ‹nsanl›k tarihi, eski dönemlerde yaflayanlar›n -evrimcilerin iddialar›n›n aksine- tahmin edilenden çok daha üstün bir teknoloji ve medeniyete sahip olduklar›n› gösteren yüzlerce delil ve bulguyla doludur. Bunlardan biri de Sümer medeniyetidir. Sümerlerin geriye b›rakt›¤› eserler, insano¤lunun binlerce y›l önce sahip oldu¤u bilgi birikiminin delillerindendir.

‹leri Bir Medeniyet: Sümerler Mezopotamya, Yunancada "nehirler aras›nda" anlam›na gelir. Bu bölge, dünyadaki en verimli topraklardan biridir ve bu özelli¤iyle büyük medeniyetlerin geliflti¤i bir bölge olmufltur. Bu topraklar›n güneyinde bulunan ve bugün Kuveyt ve Kuzey Suudi Arabistan olarak bilinen bölgeden ç›kan bir grup insan, di¤er topluluklardan farkl› bir dil konufluyor, flehirlerde oturuyor, hukuki düzene dayal› bir monarfli ile yönetiliyor ve yaz›y› kullan›yorlard›. Bu toplum Sümerlerdi. MÖ 3000'den itibaren büyük flehir devletleri kurarak gittikçe genifllemifl, genifl kitleleri kontrol alt›na alm›fllard›.53 Sümerler ilerleyen tarihlerde, Akad toplumu taraf›ndan yenilgiye u¤rat›larak kontrol alt›na al›nm›fllard›r. Ancak Akadlar, Sümerlerin kültürünü, dinini, sanat›n›, hukukunu, yaz›s›n›, devlet yap›s›-

160


MÖ 2000'lerde Antik Yak›n Do¤u halklar›n›n yay›lmas›

Sümerlerin kültürel alanlar›

Sümerler MÖ 3000'den itibaren büyük flehir devletleri kurarak sürekli genifllemifl ve genifl kitleleri kontrol alt›na alm›fllard›.

n› ve edebiyat›n› benimseyerek, Mezopotamya uygarl›¤›n›n devam etmesini sa¤lam›fllard›r. Sümerler döneminde teknolojiden sanata, hukuktan edebiyata kadar tüm alanlarda önemli geliflmeler yaflanm›flt›r. Sümerlerin geliflmifl ticaretleri ve güçlü bir ekonomileri vard›. Tunç metalurjisi, tekerlekli araçlar, tekneler, heykeller ve an›tsal yap›lar bu dönemdeki h›zl› geliflimin günümüze ulaflan kan›tlar›ndan birkaç›d›r. Ayr›ca Sümerlerin, günümüze kadar ulaflamam›fl olan birçok el sanat›na da sahip oldu¤u bilinmektedir. Mezopotamya kentleri için önemli bir d›fl sat›m mal› olan yün dokumalar›n dokunup boyanmas› da, geliflmifl yan sanatlara örnek olarak verilebilir.54 Sümerlerin toplumsal alanda da geliflmifl bir yap›lanmas› vard›. Sümer devleti monarflik bir yap›ya sahipti. ‹ktidarda bulunan

161


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Geçmifl toplumlar›n infla etmifl olduklar› köklü medeniyetler, Darwinistlerin sözde "ilkelden medeniye do¤ru ilerleme" tezinin gerçe¤i yans›tmad›¤›n› göstermektedir. Sümer medeniyeti de bu durumun örneklerinden biridir. Afla¤›daki resimde görülen Asur arabas›n›n herhangi bir çekici güç olmadan gitmesi dikkat çekicidir. Askerlerin giydikleri z›rhl› giysiler, o dönemde z›rh sanat›n›n ne kadar geliflti¤ini gösteriyor. K›yafetler, tamamen z›rhla kaplanm›flt›r ve bu sayede kiflilerin hem rahat hareket etmeleri mümkün olmakta hem de vücutlar› bafltan sona korunmaktad›r. Araban›n, güç savafl flartlar›na ve darbeye dayan›kl› oldu¤u görülmektedir. Ayr›ca araban›n uç k›sm›ndan, kale kap›s› k›rmada da kullan›ld›¤› anlafl›lmaktad›r. Bu anlamda kullan›lan malzeme ve araban›n gücü dikkat çekicidir. (MÖ 2000-MÖ 612)

162


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

rahip-kral, devleti bir dizi bürokratlar yard›m›yla yönetiyordu. Yard›mc›lar›, hasattan sonra, ürünleri halk aras›nda paylaflt›r›r, topraklar› gezip gözlem yaparlard›. Sümerlerin sahip oldu¤u yönetim sisteminin temelini bürokrasi oluflturmaktayd›. Her bölgedeki rahip, orada yaflayan halk›n sorumlulu¤unu üstüne al›r ve özellikle büyük flehirlerde g›da paylafl›m›n›n dikkatli bir flekilde yap›lmas›n› sa¤lard›. Rahiplerin bu çal›flmalar› kaydedilerek saklan›rd›. Günümüzden yaklafl›k 5000 y›l önce yaflam›fl olan Sümerlerin sosyal, sanatsal, bilimsel ve ekonomik alandaki yaflant›lar›, evrimcilerin öne sürdükleri sözde "ilkelden geliflmifle do¤ru ilerleyen insan" modeliyle tamamen çeliflmektedir. Sümerlerin infla etmifl oldu¤u büyük medeniyet hem kendi devrinde son derece ileridir, hem de günümüzde dahi pek çok toplumla k›yasland›¤›nda oldukça geliflmifl bir medeniyettir. Evrimcilerin iddialar›yla, sözde maymunsuluktan bir müddet önce kurtulmufl, h›r›lt›lar ç›karmaktan konuflmaya geçeli k›sa bir süre olmufl, daha yeni sosyalleflmeye bafllam›fl, hayvan yetifltirmeyi, tar›mla u¤raflmay› yeni ö¤renmifl insanlar›n nas›l olup da bu derece geliflmifl bir kültür infla ettikleri aç›klanamaz. Aç›kça görülmektedir ki, tarihin her döneminde insan zihniyle, yetenekleriyle, zevkleriyle, sosyal iliflkileriyle insan olarak var olmufltur. Evrimcilerin çeflitli yay›n organlar›nda s›kça gündeme getirdikleri, atefl bafl›nda oturan, ma¤aralara s›¤›nm›fl, kaba tafltan aletler yaparak günlerini geçiren yar› maymun-yar› insan çizimleri ise hayal ürünü olmaktan öteye gitmeyen, tarihsel, arkeolojik ve bilimsel bulgularla hiçbir flekilde uyuflmayan hikayelerden ibarettir.

163


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Sümerler ve Bilim Sümerler, matematikte say› sistemini uygulam›fllard›r. Günümüzde kullan›lan 10 say›s›na dayal› matematik sistemi yerine, 60 say›s›na dayal› bir matematik sistemi kullanm›fllard›r. 60 say›s›, halen baz› hesaplamalarda önemli bir yer tutar, bir saatin 60 dakikadan, bir dakikan›n 60 saniyeden oluflmas› ya da dairede 360 derece olmas› gibi... Bu nedenledir ki, geometri ve cebirin de ilk formüllerini ortaya koyan Sümerlerin matematik bilgileri, günümüz matemati¤inin temeli olarak kabul edilir. Ayr›ca Sümerler, astronomide oldukça ileri bir düzeye ulaflm›fl, ay, y›l, gün hesaplar›n› günümüzle neredeyse ayn› flekilde yapm›fllard›r. 12 aydan oluflan bir takvime sahip olan Sümerlerin takvimini, Antik M›s›rl›lar, Yunanl›lar ve baz› Semitik toplumlar da kullanm›flt›r. Bu takvime göre, bir y›l k›fl ve yaz olmak üzere iki mevsimden oluflmaktayd›. Yaz mevsimi ilkbahardaki gün dönümünde, k›fl mevsimi ise sonbahardaki gün dönümünde bafll›yordu. Sümerler, "Ziggurat" ad›n› verdikleri kulelerde uzay› da incelemifllerdir.55 Günefl ve Ay tutulmalar›n› önceden saptayabildikleri, çeflitli kay›tlarda aç›kça görülmektedir. Sümerlerin bir di¤er astronomik bulgusu da, pek çok tak›my›ld›z›n haritas›n› ç›karm›fl olmalar›d›r. Günefl ve Ay'›n yan› s›ra, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn'ün de hareketlerini takip edip kaydetmifllerdir. Bundan 5000 y›l önce Sümerlerin uzayla ilgili yapt›klar› bilimsel saptamalar, bugün uzay araçlar›ndan gönderilen görüntülerle do¤rulanmaktad›r. Sümerler 12 aydan oluflan bir takvime sahiplerdi. Ayr›ca pek çok tak›my›ld›z›n haritas›n› ç›karm›fllard› ve Merkür, Venüs, Jüpiter gibi gezegenlerin hareketlerini de takip edebiliyorlard›. Sümerlerin tespitlerinin do¤rulu¤u, günümüzdeki bulgularla da do¤rulanmaktad›r.

164


MARS GÜNEfi

MERKÜR VENÜS

X GEZEGEN

DÜNYA AY

X

VENÜS JUP‹TER

DÜNYA AY

GÜNEfi

MERKÜR PLÜTON

MARS SATÜRN

ASTRO‹D KUfiA⁄I

NEPTÜN URANÜS

JUP‹TER

SATÜRN

URANÜS NEPTÜN PLÜTON

Afla¤›daki resimde Sümerlerin Günefl Sistemi çizimleri görülmektedir. Buna göre Günefl ortada yer almakta ve gezegenler de Günefl'in etraf›nda dönmektedirler.

165

Sümerler yapt›klar› gözlemlere dayanarak Günefl Sistemimiz'de 12 gezegen oldu¤unu düflünüyorlard›. Sümerlerin elde etti¤i bu say›ya Günefl ve Ay da dahildi. Sümerlerin 12. gezegen ya da baz› kaynaklarda Nibiru olarak adland›rd›klar› bu gezegen, yak›n zamanda pek çok bilim adam› taraf›ndan varl›¤› kabul edilen ve Gezegen X olarak adland›r›lan 10. gezegendir.


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Hiç flüphesiz bu durum, tarihin evrimi iddialar›yla tamamen çeliflmektedir. Ortada, günümüzün dev teleskoplar›, geliflmifl bilgisayarlar›, her türlü teknik alt yap›ya sahip gözlem merkezleri sayesinde ancak yeni elde edilmifl bilgileri, bundan 5000 y›l önce keflfetmifl bir topluluk vard›r. Bu durumda evrimci bilim adamlar›n›n yapmas› gereken, ön yarg›lar›n› bir kenara b›rakarak, bilimsel ve tarihsel bulgular›n onlara gösterdi¤i gerçe¤e göre hareket etmektir. Ve bu gerçek, Darwinistlerin iddia etti¤i gibi, medeniyetlerin sürekli ilkelden geliflmifle do¤ru ilerledi¤i, toplumlar›n ve kültürlerin evrim geçirdi¤i tezinin bilimsel ve tarihsel bir geçerlili¤i olmad›¤›n› göstermektedir. Medeniyetler kuran, besteler yapan, sanat eserleri meydana getiren, görkemli yap›lar infla eden, uzayla ilgili araflt›rmalar yap›p önemli veriler elde eden, bilimsel geliflmelere imza atan, teknolojik bulufllar ortaya koyan insan›n tarihini sözde evrimsel bir süreçle aç›klamaya çal›flman›n temelinde yatan neden, birtak›m ideolojik

kayg›lard›r.

Bilim

adamlar›na yak›flan tav›r ise ideolojik kayg›lara göre de¤il, deneylere, bulgulara, gözlemlere k›saca bilimsel verilerin ortaya koydu¤u delillere göre davranmakt›r.

166


Ziggurat

167


1850 y›l›nda arkeolog John Layard'›n elde etmifl oldu¤u bir bulgu, "Merce¤i asl›nda ilk olarak kim kulland›?" sorusunu gündeme getirmifltir. John Layard, flimdiki Irak topraklar›nda yapt›¤› kaz›da, günümüzden 3000 y›l öncesine ait mercek görünümünde bir parça bulmufltur. Halen ‹ngiliz Müzesi'nin arflivinde yer alan bu parça, bilim dünyas›nda bilinen ilk merce¤in Asurlular döneminde kullan›ld›¤›n› göstermifltir. Roma Üniversitesi'nden Prof. Giovvani Pettinato da, bilim tarihinin belirlenmesi konusunda önemli bir bulufl olarak nitelendirdi¤i bu parçan›n, Asurlular›n kapsaml› astronomi bilgisinin kayna¤›n› da aç›klad›¤›n› söylemektedir. Asurlular, Satürn gezegenini ve bu gezegenin etraf›ndaki halkalar› tespit etmifl bir toplumdu.56

Günümüzden yaklafl›k 3000 y›l öncesine ait, mercek görünümündeki parça , "bilim tarihinin belirlenmesi konusunda önemli bir bulufl" olarak nitelendirilmektedir. Bilim tarihi insan›n, ilk ortaya ç›kt›¤› andan itibaren zihniyle, yetenekleriyle, zevkleriyle insan olarak var oldu¤unu göstermektedir.

168


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Bu merce¤in hangi amaçla kullan›lm›fl oldu¤u elbette tart›fl›labilir bir konudur, ancak aç›k bir gerçek vard›r, o da geçmifl toplumlar›n hepsinin evrimci bilim adamlar›n›n öne sürdü¤ü gibi basit bir hayat yaflamad›klar›d›r. Geçmiflteki toplumlar da, bilimi ve teknolojiyi kullanm›fl, köklü medeniyetler infla etmifl, geliflmifl bir yaflam sürmüfllerdir. Nas›l bir yaflam sürdüklerine dair günümüze son derece k›s›tl› bilgi ulaflm›flt›r. Ama ulaflan bilgilerin hemen hepsi bu toplumlar›n evrim geçirmedi¤ini aç›kça göstermektedir.

169


1938 y›l›nda Alman arkeolog Wilhelm Konig taraf›ndan bulunan vazo görünümündeki bir parça, "Ba¤dat Pili" olarak adland›r›lmaktad›r. Peki yaklafl›k 2000 y›ll›k bir geçmifli oldu¤u hesaplanan bu parçan›n pil olarak kullan›ld›¤› sonucuna nas›l var›lm›flt›r? Zira, e¤er bu parçan›n pil olarak kullan›ld›¤› do¤ruysa –ki yap›lan araflt›rmalar do¤ru oldu¤unu göstermektedir- medeniyetin sürekli ileri gitti¤i, geçmiflteki toplumlar›n ise geri koflullarda yaflad›¤›na dair tüm teoriler yerle bir olmaktad›r. A¤›z k›sm› asfaltla kapat›lm›fl olan bu toprak kab›n iç k›sm›nda bak›r bir flerit bulunmakta, bu da bir tüp içinde durmaktad›r. Alt k›sm›ndan bak›r bir diskle kapal› olan bu tüp, daha çok asfalt›n kullan›ld›¤› bir ortam içindedir. K›sa bir demir çubuk üst taraftaki asfalt kapak arac›l›¤›yla tutturulmufl ve bak›r tüpün içine do¤ru sallan›r pozisyondad›r. Ancak hiçbir noktayla temas etmemektedir. Kab›n asitli bir s›v›yla doldurulmas› durumunda ise, ak›m üreten bir pil elde edilmifl olunur. ‹flte bu, elektrokimyasal reaksiyon olarak bilinen olayd›r ve günümüzde kullan›lan pillerin iflleyifl mekanizmas›ndan hiçbir fark› yoktur. Ba¤dat piliyle yap›lan denemelerde 1.5-2 volt aras›nda enerji elde edilmifltir.

170


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Bu durumda önemli bir soru daha gündeme gelmektedir: Bundan 2000 y›l önce pil, ne için kullan›lmaktad›r? Ortada bir pil oldu¤una göre, pille kullan›lan birçok da cihaz ve alet olmas› gerekti¤i aç›kt›r. Ve bu durum, bundan 2000 y›l önce yaflayan insanlar›n bilinen ve tahmin edilenden çok daha geliflmifl yaflam standartlar›na sahip olduklar›n› bir kez daha göstermektedir.

Resimde görülen, 2000 y›l öncesine ait "Ba¤dat pili" olarak adland›r›lan bu parçayla ilgili araflt›rmalar, bunun ak›m üreten bir pil olarak kullan›ld›¤›n› kan›tlamaktad›r.

asfalt döküm

bak›r silindir

demir çubuk Elektrolit solüsyon

171


Evrimci yay›nlar›n hemen hepsinde ortak bir nokta vardır. Bu yay›nlarda bir canlıya ait biyolojik yapı veya özelli¤in niçin evrimleflmifl olabilece¤ine dair hayali senaryolara yer verilir. Dikkat çekici olansa, evrimcilerin hayal gücüyle ��rettikleri hikayelerin bilimsel gerçeklermifl gibi anlatılmasıdır. Oysa bu yay›nlarda anlatılanlar "Darwinist masallar"dan baflka bir fley de¤ildir. Evrimciler kendi zihinlerinde kurguladıkları senaryoları, topluma sözde bilimsel kanıt gibi sunmaya çalıflmaktadırlar. Oysa bu anlatımlar tümüyle aldatıcıdır. Darwinist masallar, herhangi bilimsel bir de¤er taflımazlar; evrimci iddialar için de asla kanıt oluflturmazlar. Evrimci literatürde s›kça rastlan›lan hikayelerden biri de, sözde maymunsu varl›klar›n insana dönüflmesi ve ilk bafllarda sözde ilkel olan insan›n da belirli bir süreç içerisinde sosyalleflerek geliflmesidir. Hiçbir bilimsel kan›t› olmamas›na ra¤men, yar› dik yürüdü¤ü, h›r›lt›lar ç›kard›¤› varsay›lan "ma¤ara adamlar›"n›n ailesiyle birlikte gezerken ya da ellerindeki kaba aletlerle avlan›rken veya bir atefl bafl›nda otururlarken resmedildi¤i sözde ilkel insan canland›rmalar› da bu hikayenin en bilinen parçalar›d›r. "‹nanın ve böyle oldu¤unu hayal edin" anlamına gelen bu canland›rmalar, evrimcilerin, insanlar› somut gerçeklerle de¤il de hayali masallarla iknaya çal›flt›klar›n›n en önemli göstergelerindendir. Çünkü bunlar bilimsel kan›tlara de¤il, sahibinin kabullerine ve ön yarg›lar›na dayal› hikayelerdir.

172


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Evrimciler bu hikayeleri anlatmanın yanlıfllı¤ını bile bile bunları profesyonel literatürde tutmakta, topluma bilimsel gerçekler gibi sunmakta bir sakınca görmemektedirler. Ancak evrimcilerin s›k s›k anlatt›¤› bu senaryolar evrim teorisine hiçbir bilimsel destek oluflturmamaktadır. Çünkü insanın maymunsu atalardan türedi¤i iddiasını destekleyen bir tek bilimsel bulgu dahi bulunmamaktadır. Ayn› flekilde, toplumlar›n ilkelden geliflmifle do¤ru evrimleflti¤ini gösteren hiçbir arkeolojik ve tarihsel bulgu da yoktur. ‹nsan var oldu¤u ilk günden beri insand›r ve her dönemde farkl› medeniyetler, kültürler infla etmifltir. Bu medeniyetlerden biri de, geride b›rakt›¤› izlerle büyük hayranl›k uyand›ran Maya medeniyetidir. Tarihi kaynaklarda, bu bölgede yaflayan toplumlara gelen, uzun boylu, beyaz k›yafetli bir kifliden bahsedilmektedir. Yaz›tlarda yer alan bilgiye göre, k›sa bir dönem için, tek ‹lah inanc›n›n yay›ld›¤› ve bilimde, sanatta geliflme kaydedildi¤i belirtilmektedir.

Baz› evrimci bilim adamlar›, Mayalar›n metal eflya kullanmad›klar›n› iddia ederler. Ancak, Maya kal›nt›lar›ndaki tafllar›n üzerinde yer alan detayl› tafl ifllemecili¤inin nas›l yap›ld›¤›n› aç›klayamazlar. Yo¤un nemli bir ortam olan Amazon ormanlar›n›n yüksek bölgelerinde, metal eflyalar çok k›sa sürede okside olup çürürler. Dolay›s›yla günümüze Mayalar›n kulland›klar› metal eflyalar›n izleri kalmam›fl olabilir. Ama kalan tafl yap›lar, metalin bilindi¤ini ve kullan›ld›¤›n› göstermektedir. Çünkü bu derece ince ve detayl› ifllemenin sadece tafl aletlerle yap›lmas› mümkün de¤ildir.

Eski Maya kentlerinden Uxmal'deki bir bina kal›nt›s›

173


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

El Mirador, Guetamela, Klasik öncesi döneme ait Maya kentinin rekonstrüksiyonu.

174


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

175


Kral Hanab Pakal döneminde infla edilmifl olan tap›nak

Matematik Uzman› Mayalar MÖ 1000 y›llar›nda Orta Amerika'da, di¤er medeniyetlerden oldukça uzakta yaflayan Mayalar, t›pk› M›s›r, Yunan veya Mezopotamya'daki uygarl›klar gibi geliflmifl bir medeniyet oluflturmufllard›r. Mayalar›n en önemli özelli¤i ise, astronomi ve matematik alan›ndaki çal›flmalar› ve oldukça karmafl›k yaz› dilleriyle bilime öncülük etmifl olmalar›d›r. Mayalar›n zaman, astronomi ve matematik alanlar›ndaki bilgileri, kendi dönemlerinin Bat› dünyas›n›n bilgisinden bin y›l ilerideydi. Mesela Dünya'n›n bir y›ll›k dönüflü hakk›ndaki hesaplar›, bilgisayar icat edilmeden önce yap›lan hesaplardan daha kesin ve hatas›zd›. Matematikte s›f›r kavram›, Avrupal› matematikçilerin keflfetmesinden bin y›l önce Mayalar taraf›ndan kullan›l›yordu. Matematikte kendi ça¤dafllar›ndan çok daha geliflmifl rakamlar ve iflaretler kullanm›fllard›.

176


Tafl üzerindeki detayl› iflleme, Mayalar›n tafl iflçili¤i için gerekli teknik alt yap›ya sahip olduklar›n› göstermektedir. Çelik e¤eler, levyeler ve benzeri aletler olmadan bu iflçili¤in yap›lmas› neredeyse imkans›zd›r.

Cichen Itza'daki Savaflç›lar Tap›na¤›

Rosalila yap›t›n›n Bat› binas›n›n üst k›sm›

177


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Maya Takvimi Mayalar›n kulland›¤› takvim de, ileri medeniyetlerini gösteren delillerden biridir. Mayalar taraf›ndan kullan›lan "Haab takvimi" 365 günden oluflmaktad›r. Ayr›ca Mayalar, bir y›l›n 365 günden biraz daha uzun oldu¤unu da hesaplam›fllard›r. Mayalar›n yapt›klar› hesaplamalara göre bir y›l 365.242036 günden oluflmaktad›r. Günümüzde kullan›lan Gregoryen takvimi ise 365.2425 günden oluflmaktad›r.57 Görüldü¤ü gibi iki rakam aras›nda çok küçük bir fark bulunmaktad›r. Bu da, Mayalar›n matematik ve astronomi konusundaki uzmanl›klar›n› gözler önüne seren bir baflka delildir.

178


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Maya takvimi, günümüzde kullan›lan 365 günlük Gregoryen takvimiyle neredeyse ayn›d›r. Mayalar, bir y›l›n 365 günden biraz daha uzun oldu¤unu hesaplam›fllard›. (Yan sayfada altta). Azteklerin tafla oyduklar› takvimleri

görülmektedir.

(Sa¤da)

Mayalar›n Astronomi Bilgileri Mayalardan günümüze gelen ve Kodeks olarak isimlendirilen üç kitapta, Mayalar›n yaflant›lar›na ve astronomi ilimlerine dair önemli bilgiler bulunmaktad›r. Madrid Kodeksi, Paris Kodeksi ve Dresden Kodeksi olarak adland›r›lan bu üç kitaptan, Dresden Kodeksi Mayalar›n astronomi hakk›nda ne kadar çok bilgiye sahip olduklar›n› göstermesi aç›s›ndan çok önemlidir. Mayalar oldukça karmafl›k bir yaz› stiline sahiptirler ve bugüne kadar Maya yaz›s›n›n %5%30'luk k›sm› çözülebilmifltir. Bu bile, Mayalar›n ne kadar ileri bir bilim seviyesine sahip olduklar›n› göstermek için yeterli olmufltur. Örne¤in Dresden Kodeksi'nin 11. sayfas›nda Venüs gezegenine dair bilgiler bulunur. Mayalar bir Venüs y›l›n› 583.92 gün olarak hesaplam›fllar ve bu rakam› yuvarlayarak 584 gün olarak kabul etmifllerdir. Bununla birlikte binlerce y›ll›k Venüs devrelerini çizimleriyle ortaya koymufllard›r. Ayn› kodekste iki sayfa Mars'a, dört sayfa Jüpiter ve uydular›na ait bilgilere, sekiz sayfa da Ay'a, Merkür'e, Satürn'e ayr›lm›flt›r. Bu sayfalarda, sözü edilen gezegenlerin Günefl et-

179


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

raf›ndaki dönüflleri, Günefl'le birlikte hareketleri, gezegenlerin birbirleriyle iliflkileri, Dünya'yla iliflkileri gibi oldukça karmafl›k hesaplamalarla belirlenen bilgileri aç›klam›fllard›r. Mayal›lar›n astronomi bilgisi, Venüs yörüngesinin her 6000 y›lda bir gün geri al›nmas›n›n gerekli oldu¤unu tespit edecek kadar mükemmeldir. Böyle bir bilgi birikimini nas›l edindikleriyse, günümüzde halen astrologlar, astro-fizikçiler ve arkeologlar taraf›ndan tart›fl›lmaktad›r. Günümüzde böyle karmafl›k hesaplar bilgisayar teknolojiVenüs yörüngesinin her 6000 y›lda bir gün geri al›nmas›n›n gerekli oldu¤unu tespit edecek kadar mükemmel bir astronomi bilgisi, geçmiflte yaflam›fl insanlar›n nas›l bir medeniyete sahip olduklar›n› göstermesi bak›m›ndan önemli bir örnektir.

Maya medeniyetine ait yan sayfadaki resim, Maya yöneticilerinden Pakal'›n mezar›n›n kapa¤›nda yer almaktad›r. Pakal'›n üzerinde oturdu¤u araç bir tür motorsikleti and›rmaktad›r. Bu, Mayalar döneminde kullan›lan, o devre ait motorlu bir araç olabilir.

180


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

sinin yard›m›yla yap›labilmektedir. Bugünün bilim adamlar› uzay hakk›nda bilgilerini, her türlü teknolojik ve elektronik cihazla donat›lm›fl gözlem merkezlerinde ve üslerde edinmektedirler. Mayalar ise bundan 2000 y›l önce günümüz teknolojisiyle ulafl›lan bilgi ve hesaplamalara sahiptirler. Bu durum bir kez daha, toplumlar›n sürekli olarak sözde ilkellikten medeniyete do¤ru ilerledikleri tezini geçersiz k›lmaktad›r. Tarihte yaflam›fl pek çok toplum, günümüz toplumlar› kadar hatta baz›lar›ndan çok daha ileri bir medeniyet seviyesine sahiptir. Ve günümüzde de geçmiflte yaflam›fl toplumlar›n seviyesine dahi ulaflamam›fl gerilikte yaflayan birçok toplum bulunmaktad›r. K›saca, medeniyet kimi zaman ileri, kimi zaman geri gitmekte, kimi zaman da hem ileri hem geri medeniyetler ayn› dönem içerisinde yaflayabilmektedir.

181


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Eski Maya fiehri Tikal'deki Yol A¤› Tikal, en eski Maya flehirlerinden biridir. MÖ 8. yüzy›lda kurulmufltur. Vahfli bir orman arazisinin içine kurulmufl olan Tikal flehrinde yap›lan arkeolojik kaz›larda flimdiye kadar, evler, saraylar, piramitler, tap›naklar, toplant› alanlar› ortaya ç›kar›lm›flt›r. Tüm bu alanlar›n birbirleriyle yollar arac›l›¤›yla ba¤lant›l› oldu¤u görülmüfltür. Hatta uçaktan çekilen baz› radar foto¤raflar›nda, komple bir kanalizasyon sisteminin yan› s›ra flehrin her alan›n› kapsayan bir de sulama sistemi oldu¤u anlafl›lm›flt›r. Ne deniz ne de nehir kenar›nda bulunan Tikal'de sulaman›n gerçekleflebilmesi için yaklafl›k on tane de dev su deposu kullan›ld›¤› a盤a ç›kar›lm›flt›r. Tikal'den ormana do¤ru uzanan befl ana cadde vard›r. Bunlar arDarwinistler hiçbir bilimsel delilleri olmamas›na ra¤men, insan›n geçmiflte ilkel bir canl› oldu¤unu, ilkel bir flekilde yaflad›¤›n› ve zaman içinde zeka seviyesinin geliflti¤ini öne sürerler. Arkeolojik bulgular ise bu iddialar›n geçersizli¤ini ortaya koymaktad›r. Örne¤in eski Maya flehirlerinden biri olan Tikal'de yap›lan kaz›larda mühendislik ve planlama harikas› eserler ortaya ç›kar›lm›flt›r. Hava foto¤raflar› Maya flehirlerinin genifl bir yol a¤›yla birbirlerine ba¤l› olduklar›n› göstermektedir. Tüm bunlar tarihin her döneminde ileri medeniyetlerin var oldu¤unu göstermektedir.

182


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

keologlar taraf›ndan merasim yollar› ya da seramoni caddeleri olarak adland›r›lmaktad›r. Havadan çekilmifl olan foto¤raflar ise, Maya flehirlerinin genifl bir yol a¤›yla birbirlerine ba¤l› olduklar›n› göstermektedir. Yaklafl›k toplam 300 km uzunlu¤undaki bu yollar, detayl› bir mühendislik çal›flmas› yap›ld›¤›n› ortaya koyar niteliktedir. Tüm yollar, k›r›lm›fl kayalardan yap›lm›fl ve üzerleri aç›k renk dayan›kl› bir tabakayla kaplanm›flt›r. Cetvelle çizilmifl gibi düzgün bir hatta sahip olan bu yollar›n nas›l infla edilmifl oldu¤u, yollar infla edilirken Mayalar›n yönlerini nas›l belirlemifl olduklar›, hangi araç ve gereçlerden yararlanm›fl olduklar› cevaplanmas› gereken önemli sorulard›r. Evrimci anlay›flla bu sorulara ak›lc› ve mant›kl› cevaplar verilmesi mümkün de¤ildir. Çünkü mühendislik harikas›, kilometrelerce uzunluktaki yollar söz konusudur. Gayet aç›kt›r ki, bu yollar ince hesaplamalar›n, ölçümlerin, yön tayininin, gerekli araç ve gereçlerin kullan›m›n›n eseridir.

Mayalar›n Kulland›¤› Diflli Çarklar Mayalar›n yaflam›fl olduklar› bölgelerde yap›lan araflt›rmalar, diflli çark mekanizmas›na sahip aletler yapt›klar›n› göstermektedir. Mayalar›n önemli kentlerinden biri olan Copan'da çekilmifl olan arka sayfadaki foto¤raf, bu durumun delillerinden biridir. Diflli çark mekanizmas›n› kullanan bir toplumun makine mühendisli¤i bilgisine sahip olmas›, kuvvet ve hareketin etkileflimlerini bilmesi flartt›r. Bu bilgilere sahip olmayan birinin diflli çark mekanizmas›n› meydana getirmesi mümkün de¤ildir. Örne¤in sizden, bu resimdekine benzer bir mekanizma oluflturman›z› isteseler, gereken e¤itimi almadan bu mekanizmay› meydana getirmeniz ve kusursuz ifllemesini sa¤laman›z olanaks›zd›r. Oysa Mayalar bunu baflarm›flt›r. Bu da Mayalar›n bilgi se-

Tikal flehri

183


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Copan’da bulunan Maya diflli çarklar›

viyesinin önemli bir göstergesi, evrimcilerin iddia etti¤i gibi "geçmiflte yaflayanlar›n geri" olmad›klar›n›n ispat›d›r. Buraya kadar ele al›nan bilgiler bize geçmiflte yaflam›fl olan toplumlar›n ileri medeniyet seviyelerinden birkaç küçük örnek sunmaktad›r. Bu örnekler, oldukça önemli bir gerçe¤i göstermektedir: Y›llard›r evrimci zihniyetle telkin edilen, geçmiflte yaflam›fl toplumlar›n geri, ilkel ve basit bir yaflamlar› oldu¤u tezi do¤ru de¤ildir. Tarihin her döneminde farkl› medeniyet seviyelerinde, farkl› kültürlere sahip toplumlar yaflam›flt›r. Ancak hiçbiri di¤erinden evrimleflmemifltir. Bundan 1000 y›l önce baz› geri medeniyetlerin yaflam›fl olmas›, tarihin evrimleflti¤ini, toplumlar›n ilkelden geliflmifle do¤ru ilerledi¤ini gösteren bir durum de¤ildir. Çünkü bundan bin y›l önce bu geri toplumlarla beraber, bilim ve teknolojide ilerlemifl, köklü medeniyetler infla etmifl, son derece ileri toplumlar da yaflam›flt›r. Toplumlar›n ilerlemesinde, kültürlerin birbirlerinden olan etkileflimleri, nesillerin birbirlerine aktard›klar› bilgi birikimi, kuflkusuz önemli bir rol oynar. Ama bu bir evrimleflme de¤ildir. Kuran-› Kerim'de de geçmiflte yaflam›fl toplumlardan örnekler verilirken, bunlar›n baz›lar›n›n ileri bir medeniyet infla etmifl olduklar› haber verilir:

184


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Onlar, yeryüzünde gezip-dolaflm›yorlar m› ki, böylece kendilerinden öncekilerin nas›l bir sona u¤rad›klar›n› bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bak›m›ndan kendilerinden daha üstün idiler... (Mümin Suresi, 21) Yeryüzünde gezip dolaflm›yorlar m› ki, kendilerinden öncekilerin nas›l bir sona u¤rad›klar›n› bir görsünler. Onlar, kendilerinden (say›ca) daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bak›m›ndan daha üstündüler. Fakat kazand›klar› fleyler, (azaba karfl›) onlara hiçbir fley sa¤layamad›. (Mümin Suresi, 82) (Halk›) Zulmediyorken y›k›ma u¤ratt›¤›m›z nice ülkeler vard›r ki, flimdi onlar›n altlar› üstlerine gelmifl ›p›ss›z durmakta, kullan›lamaz durumdaki kuyular› (terk edilmifl bulunmakta), yüksek saraylar› (ç›n ç›n ötmektedir). (Hac Suresi, 45)

Kuran'da haber verilen bu gerçekler, arkeolojik bulgularla da desteklenmektedir. Yeryüzündeki pek çok arkeolojik bulgu ve geçmifl toplumlar›n yaflama alanlar› incelendi¤inde, gerçekten de, bu toplumlar›n ço¤unlu¤unun günümüzdeki baz› toplumlardan dahi ileri bir seviyede yaflad›klar›, inflaat teknolojisinde, astronomide, matematikte, t›pta çok büyük aflamalar kaydettikleri görülür. Bu da Darwinistlerin, tarihin ve toplumlar›n evrimi masal›n› bir kez daha geçersiz k›lmaktad›r.

185


186


187


Peru'nun Liman flehrinde yer alan Nazca çizgileri, bilim adamlar›n›n aç›klayamad›klar› bulgulardan biridir. 1939 y›l›nda New York Üniversitesi'nden Dr. Paul Kosok'un söz konusu bölgeyi havadan incelemesiyle ortaya ç›kan bu çizgiler oldukça flafl›rt›c›d›r. Kilometreler boyunca uzanan bu çizgiler, kimi zaman bir havaalan›n›, kimi zaman çeflitli kufllar›, kimi zaman maymunlar›, kimi zaman da örümcekleri and›rmaktad›r. Çizgilerin Peru'nun bu çorak çöl arazisinde kim taraf›ndan, ne amaçla ve nas›l çizilmifl olabilece¤i hala meçhuldur. Çeflitli bilim adamlar› bu konuda farkl› tezler ortaya atm›fl, ancak bu tezlerden hiçbiri henüz do¤rulanmam›flt›r. Öte yandan, kilometrelerce uzanan, belli flekiller oluflturan bu çizgileri yapan insanlar›n, baz› bilim adamlar› taraf›ndan öne sürüldü¤ü gibi, ilkel bir yaflamlar› olmad›¤› da aç›kt›r. Bu insanlar, ancak belli bir yükseklikten görülebilen ve ne oldu¤u anlafl›bilen flekilleri kusursuz bir düzen içerisinde meydana getirmifllerdir. Elbette bu, üzerinde düflünülmesi gereken flafl›rt›c› bir durumdur.

2

1

188


45 metre uzunlu¤unda örümcek resmi (1) ve insan figürü (2), Büyük sinekkuflu resmi (3),145 metre uzunlu¤unda. Uzunlu¤u 58 metre geniflli¤i 93 metre olan büyük maymun resmi (4), kertenkele (5), köpek figürü (6)

3

4

5

6

189


Elbette tarihsel süreç içerisinde her alanda büyük ilerlemeler kaydedilmifl, bilim ve teknolojide büyük geliflmeler sa¤lanm›flt›r. Fakat bu de¤iflimleri evrimcilerin ve materyalistlerin iddia etti¤i gibi bir "evrim" süreci olarak tan›mlamak ak›lc› ve bilimsel bir yaklafl›m de¤ildir. Kültür ve tecrübe birikimi sayesinde teknoloji ve bilim gibi alanlarda sürekli bir geliflim söz konusudur. Ancak burada önemli olan nokta fludur; günümüz insan› ile binlerce y›l önce yaflayan bir kifli aras›nda, nas›l fiziksel özellikler aç›s›ndan bir fark yoksa, zeka ve yetenek aç›s›ndan da bir fark yoktur. 20. yüzy›ldaki insanlar›n beyin kapasitesi ve zekas› daha çok geliflti¤i için daha ileri bir uygarl›¤a sahip olduklar› düflüncesi, evrim teorisinin telkinleri sonucunda oluflturulmufl yanl›fl bir bak›fl aç›s›d›r.

190


191


Tarihin evrimi hikayesini anlat›rken evrimcilerin karfl›lar›na ç›kan pek çok önemli sorun vard›r. Bunlardan biri, insan bilincinin nas›l ortaya ç›kt›¤›, di¤eri de konuflman›n ilk olarak nas›l meydana geldi¤idir. Bu iki konu, insan› di¤er canl›lardan ay›ran önemli özelliklerdir. Bizler konuflurken düflüncelerimizi dil sayesinde düzenli kalıplar ve karflı tarafın anlayaca¤ı flekilde anlamlı ifadelerle aktarırız. Tüm bunlar son derece özelleflmifl kas hareketleri ve söz dizimi gerektirdi¤i halde biz bunları dikkate bile almayız. Biz sadece konuflmayı "dileriz". 100'e yakın kasın uyumlu flekilde kasılıp gevfleyerek sesler, heceler ve kelimeler çıkarması ve özne, yüklem, zamir gibi ögelerin uygun sırada dizilmesiyle karflı tarafın anlayaca¤ı cümleler ortaya çıkar. Bu kadar kompleks aflamalara dayalı bir yetene¤i kullanmak için bizim 'dilemek' dıflında neredeyse hiçbir fley yapmıyor oluflumuz, konuflmanın biyolojik yapılarla sınırlı bir yetenek olmadı¤ını açıkça göstermektedir. ‹nsanın konuflma becerisi, evrim sürecinin hayali gereklilikleriyle veya hayali mekanizmalarıyla açıklanamayan son derece kompleks bir yetenektir. Evrimciler, uzun çalıflmalarına ra¤men, son derece kompleks bir yetenek olan konuflmanın, basit hayvansı iletiflim flekillerinden evrimleflti¤i yönündeki iddialarına kanıt göstermede tamamen baflarısız olmufllardır. Pennsylvania Üniversitesi'nden David Premack'in, "‹nsan dili, evrim teorisi için bir utançtır"58 fleklindeki sözleri bu baflarısızlı¤ı net bir flekilde ortaya koymaktadır. Ünlü dilbilimci Derek Bickerton, 'utancın' sebeplerini flöyle özetlemifltir:

192


Yeryüzünde birbirinden farkl› diller konuflan pek çok farkl› ›rk vard›r ve mevcut tüm diller son derece komplekstirler. Bu kompleksli¤in kademeli olarak nas›l kazan›lm›fl olabilece¤i evrimcilerce hayal dahi edilememektedir.

Konuflma insan öncesi bir nesilden gelmifl olabilir mi? Hayır. Hayvan iletiflimi yapılarına benzeflmekte midir? Hayır... Hiçbir maymun, yo¤un e¤itime ra¤men, dilbilgisi kurallarının köklerine vakıf olamamıfltır. Kelimeler nasıl ortaya çıktı, sözlerin dizilifli nasıl ortaya çıktı? Bu problemler konuflmanın evriminin kalbinde yatmaktadır.59

Yeryüzünde mevcut tüm diller komplekstir ve bu kompleksli¤in kademeli olarak nasıl kazanılmıfl olabilece¤i evrimcilerce hayal dahi edilememektedir. Evrimci biyolog Richard Dawkins'e göre, en

193


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

ilkel olarak bilinen kabile dilleri de dahil olmak üzere, dünya üzerindeki her dil yüksek derecede komplekstir: Bu konuda en açık örnek konuflmadır. Hiç kimse nasıl baflladı¤ını bilmemektedir... Anlambilim, yani kelimeler ve anlamlarının kökeni de eflit derecede belirsizdir... Dünya üzerindeki binlerce dilin hepsi de çok komplekstir. Bunun kademeli olarak geliflti¤ini düflünmeye e¤ilimliyim, fakat böyle olması gerekti¤i tam olarak açık de¤ildir. Bazıları, belli bir yer ve belli bir zamanda tek bir zeka tarafından icat edildi¤ini ve aniden baflladı¤ını düflünür.60

W. K. Wilkins ve J. Wakefield adlı iki evrimci beyin arafltırmacısı ise bu konuda flunları söylemektedirler: Dil evriminin geçifl aflamalarıyla ilgili delil yoktur. Buna ra¤men, alternatif fikirleri kabul etmemiz zordur. E¤er türe özgü bazı özellikler parçalara ayrılmıfl bir flekilde evrimleflmiyorsa, bu durumu açıklamak için iki yol gözüküyor. Ya henüz keflfedemedi¤imiz bir güç, belki de ‹lahi bir müdahaleyle, olması gerekti¤i gibi yerlefltirilmifltir. Ya da türlerin gelifliminde nispeten ani bir de¤iflikli¤in, belki de bir tür spontane ve yaygın mutasyonun sonucudur... Ama böyle tesadüfi bir mutasyonun rastlantısal do¤ası, bu iddiayı flüpheli bir hale getiriyor. Daha önce belirtildi¤i gibi (Pinker and Bloom, 1990), dil gibi kompleks ve görünüfle göre görevlerine bu kadar ideal bir flekilde uygun bir sisteme yol açacak mutasyonun ihtimali yok denecek kadar düflüktür.61

Dilbilimci Noam Chomsky de konuflma yetene¤inin kompleksli¤i karfl›s›nda düflüncelerini flu flekilde ifade eder: Konuflmanın oluflumu ile ilgili olarak buraya kadar hiçbir fley söylemedim. Sebebi ise, söylenebilecek çok az fley olması. Dıflarıdan görünen birkaç husus dıflında, konuflmak büyük ölçüde bir sırdır.62

Evrimci ön yargılara saplanıp kalmayan birisi için ise konuflma becerisinin kayna¤ı çok açıktır. Bu yetene¤i insana veren Yüce

194


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Allah'tır. Allah insanlara konuflmayı ilham eder ve onları konuflturur. Bu gerçek bir Kuran ayetinde flöyle haber verilir: ... Dediler ki: "Her fleye nutku verip-konuflturan Allah, bizi konuflturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz." (Fussilet Suresi, 21)

Evrimciler, dilin dayandı¤ı biyolojik yapıların kompleksli¤ini açıklayamadıkları gibi, dili mümkün kılan bilincin kökenini de açıklayamamaktadırlar. Maddeye hiçbir flekilde indirgenemeyen insan bilinci ve dildeki komplekslik, dili üstün bir akl›n yaratt›¤›n› göstermektedir. Bu üstün akl›n sahibi Rabbimiz olan Yüce Allah'tır.

195


arihin ve toplumun evrimleflti¤i aldatmacas›n› öne sürenlerin bir di¤er yan›lg›lar› da, toplumlar›n en önemli de¤eri olan dinin de evrim geçirdi¤i iddias›d›r. Bu iddia, 19. yüzy›lda ortaya at›lm›fl, materyalistler ve ateistler taraf›ndan hararetle savunulmufl, ancak bu iddiay› destekleyen hiçbir arkeolojik bulgu elde edilemedi¤i için, bir spekülasyon olarak kalmıfltır. ‹nsanlı¤ın daha eski ça¤larda sözde "ilkel", yani çok-tanrılı ve kabilesel dinlere inandı¤ı, tek Allah'a inanma ve tüm insanlı¤a hitap etme esasına dayalı hak dinin -ki bu din, ilk insan olan Hz. Adem'den bu yana Rabbimiz'in insanlı¤a vahy etti¤i Hak Din'dirsonradan ortaya çıktı¤ı iddiasının hiçbir dayana¤ı yoktur. Ne var ki

196


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

baz› evrimciler, bu iddiayı sanki kanıtlanmıfl tarihsel bir gerçekmifl gibi göstermeye çal›flmakta, ancak bu tutumlar›yla büyük bir hata yapmaktad›rlar. Darwin'in biyolojik evrim teorisi nas›l bir aldatmaca ise, ondan ilham al›narak gelifltirilen dinlerin evrimi teorisi de bir aldatmacad›r.

Dinlerin Evrimi Yan›lg›s› Nas›l Geliflti? Günümüzden yaklafl›k bir buçuk as›r önce, Charles Darwin'in Türlerin Kökeni adl› kitab›n›n henüz ilk bask›s›n›n yap›ld›¤› dönemde, evrim kavram› materyalist ve ateist çevrelerden destek almaya bafllam›flt›. Ça¤›n baz› düflünürleri, insan›n çevresinde olup biten herfleyin evrimle aç›klanabilece¤ini san›yorlard›. Bu yan›lg›ya göre herfley, sözde ilkelden ve basitten bafll›yor, daha sonra geliflerek en mükemmel olana ilerliyordu. Bu yan›lg› pek çok alana uygulanmaya çal›fl›ld›. Örne¤in ekonomi alan›nda Marksizm, evrimsel bir ilerlemenin kaç›n›lmaz oldu¤unu ve sonunda tüm milletlerin komünizmi kabul edece¤i iddias›n› öne sürüyordu. Bunun sadece bir hayalden ibaret oldu¤u ve Marksizm'in öne sürdü¤ü iddialar›n gerçekleri yans›tmad›¤› zaman içerisinde yaflanan tecrübelerle kan›tland›. Psikoloji alan›nda Freud, insan›n evrimsel olarak ileri bir tür oldu¤unu, ancak psikolojik olarak hala sözde ilkel atalar›n›n sahip oldu¤u güdülerle hareket etti¤ini söylüyordu. Bu büyük yan›lg›, yap›lan psikoloji araflt›rmalar›yla bilimsel olarak tamamen çü-

Charles Darwin

197


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

rütüldü. Freudizm'in temel varsay›mlar›n›n hemen hiçbir bilimsel dayana¤› olmad›¤› ortaya ç›kt›. Ayn› flekilde sosyoloji, antropoloji, tarih gibi bilim dallar›nda da evrim teorisinin etkisi olmufl, ancak son yüzy›lda elde edilen bilgiler ve bulgular bu etkinin ne derece yanl›fl oldu¤unu göstermifltir. Tüm bu evrimsel teorilerin ortak noktas› ise Allah inanc›na karfl› olmalar›yd›. Dinlerin evrimi yan›lg›s› da bu amaçla ve bu felsefi temeller üzerinde ortaya at›ld›. Bu yan›lg›n›n önde gelen savunucular›ndan Herbert Spencer'›n gerçek d›fl› iddialar›na göre, insanl›¤›n ilk dönemlerinde hiçbir dini inanç yoktu. Sözde ilk dinler ise ölülere tap›nmayla bafllam›flt›. Dinlerin evrimi aldatmacas›n› savunan baflka antropologlar daha farkl› hikayeler öne sürdüler. Kimisine göre dinin kayna¤› animizme (do¤aya canl›l›k atfetme, onda ruh oldu¤una inanma), kimilerine göre ise totemizme (sembol olarak seçilen bir insan, grup ya da eflyaya tapma yan›lg›s›) dayan›yordu. Bir di¤er antropolog olan E. B. Taylor'a göre, tarih içinde s›rayla animizm (tabiata canl›l›k atfetme), manizm (atalar kültü), politeizm (çok tanr›c›l›k) ve son olarak da monoteizm (tek tanr›c›l›k) geliyordu.

198


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

Oysa 19. yüzy›l›n ateist antropologlar› taraf›ndan masa bafl›nda yaz›lan senaryolarla ortaya at›lan ve sonra da sürekli gündemde tutulan bu teori, bir aldatmacadan baflka bir fley de¤ildi. Arkeolojik ve tarihsel bulgular›n da gösterdi¤i gibi, söz konusu kiflilerin öne sürdüklerinin aksine, tarihin ilk gününden beri Allah'›n, peygamberleri arac›l›¤›yla insanlara vahyetti¤i hak din var olmufltur. Ancak hemen her dönemde hak dinle birlikte, bat›l ve sapk›n inan›fllar da var olagelmifltir. Günümüzde de, Allah'›n Bir ve Tek oldu¤una iman eden, Rabbimiz'in indirdi¤i dine uyan insanlar oldu¤u gibi, tafltan, tahtadan yap›lm›fl putlara, birtak›m ruhlara, fleytana, çeflitli hayvanlara, atalar›na, Günefl'e, Ay'a, y›ld›zlara tapma yan›lg›s›na düflen insanlar da vard›r. Üstelik bunlar›n önemli bir k›sm› da, geri de¤il tam tersine son derece geliflmifl koflullarda yaflayan kimselerdir. Öte yandan, tarih boyunca Allah'›n indirdi¤i hak dinlerin emirlerini, uygulamalar›n› ve ahlaki de¤erlerini bozmaya çal›flan insanlar da olmufltur. Kuran'da, baz› insanlar›n birtak›m bat›l inan›fl ve uygulamalar› dine dahil etmeye çal›flt›klar›, dolay›s›yla kendilerine gönderilen hak dini de¤ifltirip bozduklar› haber verilmifltir: Art›k vay hallerine; kitab› kendi elleriyle yaz›p, sonra az bir de¤er karfl›l›¤›nda satmak için "Bu Allah Kat›ndand›r" diyenlere. Art›k vay, elleriyle yazd›klar›ndan dolay› onlara; vay kazanmakta olduklar›na. (Bakara Suresi, 79)

Bu durum Allah'›n varl›¤›na ve birli¤ine inanan ve Rabbimiz'in bildirdi¤i hükümlere uyan baz› insanlar›n, zaman geçtikçe hak dinden uzaklaflma ve sapk›n inan›fllara, bat›l uygulamalara yönelmelerine neden olmufltur. Böylece, birtak›m sapk›n inan›fllar ve bat›l uygulamalar ortaya ç›km›flt›r. Di¤er bir deyiflle, baz› kimselerin öne sürdü¤ü gibi "dinlerin evrimi" diye bir süreç asla yaflanmam›fl, ancak hak dinin belli dönemlerde insanlar taraf›ndan bozulmas›yla sapk›n dinler ortaya ç›km›flt›r.

199


Hak Dinin Tahrif Edilmesi 20. yüzy›lda dinlerin kökeni hakk›nda ciddi araflt›rmalar yap›lmaya baflland›. Bu sayede dinlerin evrimi iddialar›n›n hiçbir bilimsel de¤eri olmayan, hayal ürünü senaryolar oldu¤u çok geçmeden ortaya ç›kt›. Andrew Lang, Wilhelm Schmidt gibi antropologlar›n önderli¤inde dünya üzerindeki dinlerin incelenmesi ile ortaya ç›kan sonuçlar, dinlerin evrim geçirmediklerini, aksine zaman zaman tahrif edildiklerini gösterdi. Schmidt'in önderli¤inde yay›nlanan ve dinlerin kökeni konusunu ele alan Anthropos isimli dergide bu bilgiler çok ayr›nt›l› olarak incelendi. Özellikle 1900-1935 y›llar› aras›nda yap›lan çal›flmalarda dinlerin evrimi iddialar›n›n tamamen yanl›fl olduklar›n›n anlafl›lmas›, birçok antropolo¤un evrimci fikirlerini terk etmesine yol açt›. Ancak tüm bu bilimsel ve tarihsel gerçeklere ra¤men, baz› radikal ateistler bu çökmüfl senaryoyu savunmaya devam ettiler.

Mezopotamya ve M›s›r'da Elde Edilen Arkeolojik Bulgular Mezopotamya ovas› tarihsel kaynaklarda "uygarl›klar›n befli¤i" olarak nitelendirilir. Mezopotamya ovas›na çok da uzakta olmayan bir yerde ise Antik M›s›r medeniyeti bulunmaktad›r. Bu uygarl›klarla ilgili yap›lan arkeolojik çal›flmalarda dikkat çeken hususlardan biri, bu topluluklar›n dini inançlar›na dair elde edilen bulgulard›. Elde edilen yaz›tlarda say›s›z sahte ilahlar›n yapt›klar› ifller anlat›l›yordu. Daha çok bulgu ele geçtikçe ve araflt›rmac›lar bunlar› çözmekte daha baflar›l› yöntemler buldukça bu uygarl›klar›n inançlar›yla ilgili baz› detaylar ortaya ç›kmaya bafllad›. Dik-

200


kati çeken en önemli nokta ise bu kavimlerin inand›¤› bat›l ilahlar›n hepsinin üstünde tek bir ‹lah inanc›n›n bulunuyor olmas›yd›. Elde edilen tarihi kay›tlar ve bulgular, tarih boyunca hak dinin var oldu¤unu göstermekteydi. ‹lerleyen sayfalarda inceleyece¤imiz Mezopotamya, M›s›r, Hint, Avrupa medeniyetlerinin yan› s›ra Aztek, ‹nka, Mayalar gibi Amerika medeniyetlerinin de tek ‹lah inanc›n› bildiklerini, kendilerine hak dini tebli¤ eden uyar›c›lar›n geldi¤ini gösteren deliller elde edilmifltir. Çok tanr›l› inanc›n içinde tek Tanr› inanc›n›n gizli oldu¤unu bulan araflt›rmac›lardan ilki, Oxford Üniversitesi'nden Stephan Langdon'du. Langdon, 1931 y›l›nda elde etti¤i bulgular› bilim dünyas›na duyururken, elde etti¤i bilgilerin çok beklenmedik oldu¤unu söylüyordu, çünkü bu bulgular›n daha önceki evrimci aç›klamalarla tamamen çeliflmekte oldu¤unun fark›ndayd›. Langdon bulgular›n› flöyle aç›kl›yordu: Benim görüflüme göre insan›n en eski tarihi, tek tanr› inanc›ndan çok say›da (sözde) tanr›n›n ve kötü ruhlar›n varl›¤›n›n inanc›na do¤ru çok çabuk bir bozulmay› gösteriyor…63

Langdon 5 y›l sonra, The Scotsman adl› dergide ise flunlar› yaz›yordu: … Tüm deliller, kesinlikle bafllang›çta bir "tek Tanr›" inanc›n›n bulundu¤unu gösteriyor. Semitik kökenli halklar›n arkeolojik ve edebi kal›nt›lar› da en es-

Yandaki resimde, Sümerlerin sahte ilahlar›ndan biri olan "flimflek tanr›s›" görülmektedir. Bu sahte ilahlar, hak olan tek ‹lah inanc›n›n zaman içinde insanlar taraf›ndan bozulmas›yla ortaya ç›km›flt›r.

201


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

ki zamanlarda bile bir "tek Tanr›" inanc›n›n var oldu¤unu gösteriyor. Yahudi dininin ve di¤er Semitik kökenli dinlerin, totemistik, putlara dayanan bir kökeni oldu¤u teorisinin tamamen geçersiz oldu¤u bugün anlafl›lm›fl durumda.64

Günümüzde Tell-Esmar olarak isimlendirilen MÖ 3000 y›l›na ait bir Sümer flehrinde yap›lan kaz›larda da Langdon'un söylediklerini tamamen do¤rulayacak bulgular elde edildi. Kaz› çal›flmalar›n› yöneten Henry Frankfort resmi raporunda flöyle diyordu: Kaz›lar›m›z, tüm de¤erli bulgulara ek olarak Babil dinleri hakk›nda çok önemli baz› gerçekleri daha ortaya ç›kard›. Bir sosyal sistem içinde dinsel de¤erlerin nas›l yerlefltirilmifl oldu¤una ilk defa flahit oluyoruz. Bir tap›nak ve bu tap›nakta ibadet etmekte olan kiflilerin evlerinin kal›nt›lar› bulundu. Bu sebeple tek bafl›na bir anlam ifade etmeyen bulgular› bir bütün olarak de¤erlendirebilmekteyiz. Örne¤in, mühürlerin üzerindeki resimlerde genel olarak ilahlara yap›lan tap›nmalar resmediliyor. Ancak bu resimlerin tümünde bu tap›nakta sadece tek bir Tanr› inanc›n›n oldu¤u görülmekte. Bu sebeple, en eski zamandaki Sümer-Akad inanç sistemi içinde, bu tek ‹lah'›n de¤iflik s›fatlar›n›n ayr› ilahlar olarak görülmedi¤i anlafl›l›yor.65

Frankfort'un bulgular› çok önemli bir gerçe¤i gösteriyordu: Bat›l, çok tanr›l› inanç sisteminin ortaya ç›k›fl flekli. Birden çok ilaha tap›nma sapk›nl›¤›, dinlerin evrimi teorisinin iddia etti¤i Sümer tabletlerinin tercüme edilmesiyle ortaya ç›kan gerçek, Babil inanç sistemi içindeki çok say›daki sahte ilah›n, insanlar›n zaman içerisinde tek bir ‹lah›n s›fatlar›n› yanl›fl yorumlamalar›ndan meydana geldi¤idir.

202


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

gibi insanlar›n do¤a güçlerini temsil eden baz› kötü ruhlara tap›nmalar›yla ortaya ç›kmam›flt›. Bir ve tek olan ‹lah'›n farkl› s›fatlar› çeflitli insanlar taraf›ndan zaman içinde de¤iflik yorumlanm›fllar ve bir ‹lah inanc›nda bozulmalar meydana gelmiflti. Tek bir ‹lah'›n de¤iflik s›fatlar›, zaman içinde birçok ilah inanc›na dönüflmüfltü. Langdon'un Sümer tabletlerinin tercümelerini yay›nlamas›ndan bir süre önce, Friedrich Delitzch isimli araflt›rmac› da benzer bir keflifte bulunmufltu. Bu araflt›rmac›, Babil inanç sistemi içindeki çok say›daki ilah›n, gerçekte o dönemde Marduk olarak adland›r›lan tek bir ‹lah›n farkl› özelliklerinden türedi¤ini ortaya ç›karm›flt›. Yap›lan araflt›rmalar, Marduk inanc›n›n da hak olan tek ‹lah inanc›n›n zaman içinde bozulmas›yla türedi¤ini gösteriyordu. Marduk olarak adland›r›lan tek ‹lah'›n çeflitli isimleri vard›. Bunlardan baz›lar› "Ninib", yani "Güç Sahibi", "Nergal" yani "Savafl Tanr›s›", "Bel" yani "Tek ‹lah", "Nebo" yani "Mesaj Getiren ‹lah", "Sin" yani "Geceyi Ayd›nlatan", "Shamash" yani "Adalet Tanr›s›", "Addu" yani "Ya¤mur Tanr›s›"yd›. Zaman içinde Marduk'un bu özellikleri, sanki Marduk'tan ba¤›ms›z güçlermifl gibi de¤iflik tanr›lara dönüfltürülmüfltü. Ayn› flekilde Günefl tanr›s›, Ay tanr›s› gibi birçok bat›l ilahlar hayal gücünün etkisiyle üretilmifllerdi. Görüldü¤ü gibi, hem Marduk inanc› hem de bu sahte ilah›n di¤er isimleri, bu inanc›n asl›nda Allah inanc›n›n zaman içinde baz› insanlar taraf›ndan bozulmas›yla ortaya ç›kt›¤›n› göstermektedir. Babil inanç sisteminde Marduk olarak adland›r›lan sahte ilah.

203


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Benzer bir bozulman›n izlerini Antik M›s›r'da da görmek mümkündür. Araflt›rmac›lar Antik M›s›r'›n bafllang›çta tek Tanr›l› bir inanç sistemine sahip oldu¤unu, daha sonra bu tek Tanr›l› inanc›n baz› kimseler taraf›ndan tahrif edilerek Günefl'e tapan "Sabiilik"e dönüfltü¤ünü bulmufllard›. Antropolog Le Page Renouf bu konuda flunlar› söyler: M›s›r dininin oluflumu, çok say›da tanr›n›n elenerek tek Tanr›ya dönüflmesiyle olmam›flt›. Aksine, M›s›r dininin tek Tanr› inanc›na yak›n oldu¤u zamanlar bu uygarl›¤›n flahit olunan en eski zamanlar›na M›s›r Kral› Akheneton tek Tanr›'ya inand›¤›n› aç›klam›fl ve tüm putlar› k›rd›rm›flt›r. Allah'a olan inanc›n› flu flekilde dile getirmifltir: Tanrı uludur, birdir, tektir. Ondan baflkası yoktur. Bir tanedir, O'dur her varlı¤ı yaratan. Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh... Ta bafllangıçta vardı Tanrı, Tek varlıktı O. Hiçbir fley yokken O vardı. Herfleyi O yarattı...

Antropologlar›n yapt›klar› araflt›rmalar, çok tanr›l› bat›l inan›fllar›n tek Tanr›l› tevhid inanc›n› tafl›yan dinlerin zaman içinde tahrif edilmesiyle ortaya ç›kt›¤›n› göstermektedir. Bu da evrimcilerin iddia etti¤i gibi dinlerin evrimi diye bir sürecin yaflanmad›¤›n›n aç›k delillerindendir.

204


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

denk geliyordu. M›s›r dininin son aflamalar› ise tüm M›s›r dininin en çok bozulmufl hali olmufltur.66

Antropolog Sir Flinders Petrie de, çok tanr›l› bat›l inan›fllar›n tek Tanr›l› tevhid inanc›n› tafl›yan dinlerin zaman içinde tahrif edilmesiyle ortaya ç›kt›¤›n› söylemektedir. Üstelik bu bozulma süreci, sadece geçmiflte yaflam›fl topluluklarda de¤il, günümüzde de gözlemlenmektedir. Petrie flöyle demektedir: Eski zamanlardaki dinlerde birçok s›n›fta tanr›ya rastlan›r. Ancak günümüzdeki pek çok kültürde de böyle bir yaklafl›m sergilenir. Örne¤in bir Hindu, say›lar› gittikçe artmakta olan tanr› ve tanr›çalar aras›nda yaflamaktan zevk duyar... Di¤erleri ise tanr›lara bile tapmazlar, animistik ruhlara, fleytanlara tap›n›rlar...

205


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

E¤er ruhlara tapmak tek bir ‹lah'a tapmaya uzanan bir evrim sürecinin ilk basama¤› olsayd›, bu durumda çok tanr›l›l›¤›n gittikçe tek tanr›l›l›¤a evrimleflmesinin kan›tlar›n› görmemiz gerekirdi... Bunun tam aksine tek görebildi¤imiz, tek Tanr› inanc›n›n her zaman ilk basamak oldu¤udur... Çok tanr› inanc›n› ilk oluflumuna kadar izleyebildi¤imiz her yerde, bunun tek Tanr› inanc›n›n bir çeflitlemesi oldu¤unu görüyoruz...67

Hindistan'da Bat›l Çok Tanr›l› ‹nanc›n Kökeni Hint kültürü, Ortado¤u kültürleri kadar eski olmasa da, dünyan›n eski medeniyetlerden birisi say›lmaktad›r. Hindistan'daki bat›l inan›fllarda tap›lan sözde ilahlar neredeyse say›s›zd›r. Bu bat›l dinleri inceleyen araflt›rmac›lardan bir tanesi ise Andrew Lang'dir. Lang, uzun araflt›rmalar› sonucunda, çok tanr›l› dinlerin Ortado¤u'da ç›k›fl sürecinin bir benzerinin Hindistan'da da yaflanm›fl oldu¤unu ortaya koymufltur. Edward McCrady de, Hintlilerin Veda isimli kitaplar›n› incelerken, Hint kültürünün erken dönemlerinde tanr›lar›n, tek bir üstün ‹lah'›n de¤iflik özellikleri olarak yorumland›klar›n› yazar.68 Veda kitab›ndaki ilahilerde de, aç›k olarak tek Tanr›l› tevhid inan›fl›n›n bozuluflunun izlerini görmek müm-

Bat›l Hindu dini pek çok sahte ilaha sahiptir. Ancak yap›lan araflt›rmalarda Hint kültürünün erken dönemlerinde tek bir ‹lah inanc›n›n hakim oldu¤u anlafl›lm›flt›r.

206


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

kündür. Konuyu inceleyen araflt›rmac›lardan Max Müller, bafllang›çta tek ‹lah inanc›n›n bulundu¤unu kabul etmektedir: Veda'da tek Tanr› inanc›n›n çok tanr› inanc›ndan daha önce oldu¤unu görüyoruz. Çok uzun bir zaman geçtikten sonra bile say›s›z tanr›lar aras›nda tek bir sonsuz Tanr› inan›fl›, gö¤ü bir sis gibi sarm›fl olan putperest anlay›fl›n aras›ndan, mavi gö¤ün belirivermesi gibi ortaya ç›k›yor.69

Bundan da bir kez daha anlafl›lmaktad›r ki, dinlerin evrimi de¤il, hak dine insanlar taraf›ndan birtak›m bat›l inan›fllar eklenerek veya baz› emirler ve yasaklar göz ard› edilerek dini inançlar›n zaman içinde bozulmas› söz konusudur.

Avrupa Tarihinde Dinlerin Tahrif Edilmesi Tarihi Avrupa toplumlar›n›n inan›fllar›nda da benzer bir bozulman›n izini görmek mümkündür. Örne¤in Eski Yunan'›n bat›l inançlar› üzerine araflt›rmalar yapm›fl olan Axel W. Persson, Tarih Öncesi Yunan isimli eserinde flöyle der: ‹lk bafltan beri var olan tek Tanr› inanc›, daha sonra Yunan dinsel mitlerinde gördü¤ümüz say›s›z önemli önemsiz tanr›sal kifliliklere dönüflmüfltür. Benim görüflüme göre bu birçok ilah›n varl›¤›, tek ve bir olan bir Tanr›'y› tan›mlayan de¤iflik isimlerin zamanla de¤iflik yorumlanmas›na ba¤l›d›r.70

Ayn› tahrifat›n izlerini ‹talya'da da takip etmek mümkündür. Arkeolog Rosenzweig, erken Etrüsk dönemine rastgelen "Iguvine Tabletleri" üzerinde yapt›¤› incelemelerde "ilahlar ilk olarak s›fatlar›n, de¤iflik özellikler olarak yorumlanmas›ndan ortaya ç›kmaktad›r" demektedir.71 K›sacas› yaklafl›k bir yüzy›ld›r ele geçirilen tüm antropolojik ve arkeolojik bulgular, tarih boyunca toplumlarda önce tek Tanr› inanc›n›n var oldu¤unu, ancak bunun zamanla bozuldu¤unu göster-

207


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

Örne¤in Eski Yunan'›n bat›l inançlar› üzerine araflt›rmalar yapm›fl olan Axel W. Persson, Tarih Öncesi Yunan isimli eserinde; "‹lk bafltan beri var olan tek Tanr› inanc›, daha sonra Yunan dinsel mitlerinde gördü¤ümüz say›s›z önemli önemsiz tanr›sal kifliliklere dönüflmüfltür." der.

mektedir. Bafllang›çta herfleyi yoktan var eden, herfleyi gören ve bilen, tüm alemlerin sahibi olan Allah'a inanan toplumlar, zamanla Rabbimiz'in s›fatlar›n› ayr› ayr› ilahlar olarak düflünme yan›lg›s›na düflmüfl ve birden fazla bat›l ilaha tap›nmaya bafllam›fllard›r. Hak ve gerçek olan din, bir ve tek ilah olan Allah'a ibadet edilen dindir. Çok tanr›l› dinler ise, Rabbimiz'in Hz. Adem'den beri insanlara vahy etti¤i hak dinin insan eliyle bozulmas› sonucunda ortaya ç›km›fllard›r.

Allah'›n Vahy Etti¤i Hak Din Yeryüzünün farkl› co¤rafyalar›nda yaflayan veya yaflam›fl olan toplumlar›n dini de¤erlerine ve kültürlerine bakt›¤›m›zda, çok fazla ortak inanç içerdiklerini görürüz. Aralar›nda kültürel bir al›flverifl ya-

208


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

flanmas›n›n mümkün olmad›¤› toplumlar›n dinlerinde, melek, cin ve fleytan gibi insanla ayn› boyutta yaflamayan varl›klardan, ahiret inanc›na, insan›n çamurdan yarat›lmas›ndan, yap›lan ibadetlere kadar birçok ortak yön bulunmaktad›r. Örne¤in Nuh Tufan› ile ilgili bilgiler, Sümer kay›tlar›ndan Galler inan›fllar›na, Çin yaz›tlar›ndan antik Litvanya inan›fllar›na kadar pek çok farkl› kültürde bulunmaktad›r. Bu gerçek ise, din ahlak›n› bir ve tek olan Yüce bir ‹lah'›n, yani alemlerin Rabbi olan Allah'›n vahy etti¤ini gösteren delillerden biridir. Dünyan›n dört bir yan›ndaki farkl› kültürler, ayn› yüce makamdan gelen, efli ve benzeri olmayan tek bir ‹lah'›n varl›¤›n› haber veren dinlerle e¤itilmifllerdir. Rabbimiz, tarihin her döneminde seçkin ve üstün k›ld›¤› baz› kullar› arac›l›¤›yla, Kendisi'ni insanlara tan›tm›fl ve insanlar için seçti¤i dini bildirmifltir. Yüce Allah'›n son vahyi olan Kuran'da, "her topluluk için bir hidayet önderi oldu¤u" (Rad Suresi, 7) haber verilmifltir. Baflka ayetlerde ise, Allah'›n her topluma bir uyar›c› gönderdi¤i flu flekilde bildirilmektedir: Kendisi için bir uyar›c› olmaks›z›n, Biz hiçbir ülkeyi y›k›ma u¤ratm›fl de¤iliz. Hat›rlatma (yap›lm›flt›r); Biz zulmedici de¤iliz. (fiuara Suresi, 208-209)

Bu mübarek elçiler, toplumlar›na hep bir ve tek olan Allah'a iman ve kulluk etmeleri gerekti¤ini ö¤retmifller, iyili¤i emredip kötülükten sak›nd›rm›fllard›r. ‹nsanlar› kurtulufla ulaflt›racak olan da Rabbimiz Kat›nda seçkin ve kutlu olan bu elçilere ve onlar›n miras b›rakt›klar› ‹lahi kitaplara uymakt›r. Rabbimiz'in alemlere rahmet olarak gönderdi¤i, son peygamber olan Hz. Muhammed (sav) ve ‹lahi kitaplar›n sonucusu olan ve sonsuza kadar Yüce Allah'›n korudu¤u Kuran-› Kerim de insanl›¤›n en do¤ru yol göstericisidir.

209


Zamans›zl›k Gerçe¤ini Göz Ard› Etmemek Kitap boyunca inceledi¤imiz tarihsel ve arkeolojik bulgular›n da aç›kça gösterdi¤i gibi Darwinistlerin tarihin ve toplumlar›n evrimi iddias› bir safsatadan ibarettir. Bilimsel hiçbir dayana¤› olmayan bu iddialar›n gündemde tutulmas›n›n temelinde ise materyalizmi ayakta tutma kayg›s› vard›r. Bilindi¤i gibi materyalistler yarat›l›fl gerçe¤ini reddetme yan›lg›s› içindedirler. Maddenin sonsuzdan beri var oldu¤unu ve sonsuza kadar da mutlak bir varl›k olarak kalaca¤›n› zannederler. Di¤er bir deyiflle kendilerince maddeyi ilahlaflt›r›rlar. (Allah'› tenzih ederiz.) Oysa art›k bugün bilimin ulaflt›¤› son nokta, "evrenin yoktan var edildi¤i" yani yarat›ld›¤› gerçe¤ini teyid

210


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

etmekte, materyalizmi ve materyalist görüfle dayal› tüm teori ve felsefeleri yalanlamaktad›r. Buna ra¤men materyalistler, maddenin mutlak de¤il, yarat›lm›fl oldu¤u gerçe¤ini bilimle çat›flmak pahas›na da olsa kabul edemezler. Oysa ön yarg›lar›ndan ve dogmalar›ndan bir an için uzaklaflsalar onlar da apaç›k olan gerçekleri görebilecekler, materyalist telkinlerin üzerlerinde yapt›¤› büyü etkisinden kurtulabileceklerdir. Bunun için al›flageldikleri bak›fl aç›s›n› bir kenara b›rak›p, ideolojik taassuplardan kendilerini ar›nd›rarak samimi düflünmeleri yeterli olacakt›r. ‹lk olarak düflünülmesi gereken konulardan biri de zaman kavram›n›n as›l niteli¤i olmal›d›r. Zira materyalistler maddenin yan› s›ra, zaman›n da mutlak oldu¤unu san›rlar. Ve bu yan›lg› pek çok gerçe¤i görmelerine engel olur. Modern bilim, maddenin oldu¤u gibi, maddenin bir türevi olan zaman›n da maddeyle birlikte yokluktan var edildi¤ini ve zaman›n da bir bafllang›c› oldu¤unu ispatlam›flt›r. Ayn› zamanda, zaman›n izafi (göreceli) bir kavram oldu¤u, materyalistlerin yüzy›llard›r zannettikleri gibi de¤iflmez ve sabit olmad›¤›, de¤iflken bir alg› biçimi oldu¤u da bu yüzy›lda ortaya ç›km›flt›r.

Zaman Kavram›n›n Asl› Zaman dedi¤imiz alg›, asl›nda bir an› bir baflka anla k›yaslama yöntemidir. Bunu bir örnekle aç›klayabiliriz. Bir cisme vurdu¤umuzda bundan belirli bir ses ç›kar. Ayn› cisme tekrar vurdu¤umuzda yine bir ses ç›kar. Kifli, birinci ses ile ikinci ses aras›nda bir süre oldu¤unu düflünür ve bu süreye "zaman" der. Oysa ikinci sesi duydu¤u anda, birinci ses sadece zihnindeki bir hayalden ibarettir. Sadece haf›zas›nda var olan bir bilgidir. Kifli, haf›zas›nda olan›, yaflamakta oldu¤u anla k›yaslayarak zaman alg›s›n› elde eder. E¤er bu

211


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

k›yas olmasa, zaman alg›s› da olmayacakt›r. Ünlü fizikçi Julian Barbour, zaman›n tarifini flöyle yapmaktad›r: Zaman eflyalar›n pozisyonlar›n› de¤ifltirme ölçüsünden baflka bir fley de¤il. Bir sarka�� sallan›r, saatin kollar› ilerler.72

K›sacas› zaman, beyinde saklanan birtak›m hayaller aras›nda k›yas yap›lmas›yla var olmaktad›r. E¤er bir insan›n haf›zas› olmasa, beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolay›s›yla zaman alg›s› da oluflmaz. Bir insan›n "Ben otuz yafl›nday›m" demesinin nedeni, beyninde söz konusu otuz y›la ait baz› bilgilerin biriktirilmifl olmas›d›r. E¤er haf›zas› olmasa, ard›nda böyle bir zaman dilimi oldu¤unu düflünmeyecek, sadece yaflad›¤› tek bir "an" ile muhatap olacakt›r.

"Geçmifl" Kavram› Haf›zam›zdaki Bilgilerden ‹barettir Biz, bize verilen telkinden dolay›, geçmifl, flu an ve gelecek gibi bölümlere ayr›lm›fl zaman dilimlerini yaflad›¤›m›z› zannederiz. Oysa, "geçmifl" gibi bir kavrama sahip olmam›z›n tek nedeni, -daha önce de belirtti¤imiz gibi- haf›zam›za baz› olaylar›n verilmesidir. Örne¤in, ilkokula kaydoldu¤umuz an haf›zam›zda bulunan bir bilgidir ve biz bu nedenle bunu geçmifl bir olay olarak alg›lar›z. Gelecekle ilgili olaylar ise haf›zam›zda bulunmaz. Bu nedenle biz henüz haberdar olmad›¤›m›z bu olaylar› "yaflanacak", "gelecekte meydana gelecek" olaylar olarak kabul ederiz. Oysa geçmifl nas›l bizim için yaflanm›fl, tecrübe edilmifl, görülmüfl olaylar ise, gelecek de ayn› flekilde yaflanm›flt›r. Ancak bu olaylar bizim haf›zam›za verilmedi¤i için biz bunlar› bilemeyiz. E¤er Allah, gelecekle ilgili olaylar› da haf›zam›za vermifl olsayd›, o zaman gelecek de bizim için geçmifl olurdu. Örne¤in, 30 yafl›ndaki

212


Zaman, beyinde saklanan birtak›m hayaller aras›nda k›yas yap›lmas›yla var olmaktad›r. E¤er bir insan›n haf›zas› olmasa, beyni bu tür yorumlar yapmaz ve dolay›s›yla zaman alg›s› da oluflmaz. ‹nsan e¤er haf›zas› olmasa, geçmiflinde bir zaman dilimi oldu¤unu düflünmeyecek, sadece yaflad›¤› tek bir "an" ile muhatap olacakt›r.

bir insan›n haf›zas›nda 30 y›ll›k hat›ralar, olaylar bulunur ve bu nedenle bu insan 30 y›ll›k bir geçmifli oldu¤unu düflünür. E¤er bu insan›n haf›zas›na 30 ile 70 yafl aras›ndaki gelece¤ine dair olaylar da verilecek olsa, o zaman 30 yafl›ndaki bu insan için hem 30 y›l› hem de 30 ile 70 yafl› aras›ndaki "gelece¤i" geçmifli haline gelir. Çünkü, bu durumda geçmifli de gelece¤i de haf›zas›nda mevcut bulunacak, her ikisi de onun için yaflanm›fl, görülmüfl, tecrübe edilmifl olaylar olacakt›r. Ancak Allah, bize olaylar› belli bir s›ra içinde, küçükten büyü¤e do¤ru akacak flekilde, sanki geçmiflten gelece¤e akan bir zaman varm›fl gibi alg›latt›¤› için, bize gelece¤imizle ilgili olaylar› bildirmez, bunlar›n bilgisini haf›zam›za vermez. Gelecek bizim haf›za-

213


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

m›zda yoktur, ancak Allah'›n sonsuz h›fz›nda, tüm insanlar›n geçmiflleri ve gelecekleri bulunmaktad›r. Bu, daha önce de belirtildi¤i gibi, bir insan›n hayat›n›, zaten mevcut olan bir filmden izlemesi gibidir. Film, zaten çekilmifl ve bitmifltir. Ancak, bu filmi ileri sarma imkan› bulunmayan insan, kareleri teker teker seyrettikçe hayat›n› görür. Henüz seyretmedi¤i karelerin ise gelece¤i oldu¤unu zannederek yan›l›r.

Dünya Tarihi de Göreceli Bir Kavramd›r Tüm bu gerçekler toplumsal yaflam ve tarih için de geçerlidir. Toplumlar›n, dolay›s›yla dünyan›n tarihini de kendimizin s›n›rl› oldu¤u zaman ve mekan kavramlar› içinde alg›lay›p de¤erlendiririz. Bu göreceli alg›m›za göre, dünya tarihini dönemlere ay›r›r, inceleriz. Biz 5 duyumuzla hisseder ve yaflar›z. Befl duyumuzun izin verdi¤i fleyleri alg›lar, bunun d›fl›na hiçbir zaman ç›kamay›z. ‹çinde yaflad›¤›m›z zaman› ve mekan› da böyle alg›lar›z. Beynimiz 5 duyuyla bir varl›¤› tespit edemiyorsa, o varl›k için "yok oldu" deriz. Buna ba¤l› olarak haf›zam›z hangi olay› ya da görüntüyü veya alg›y› muhafaza ederse o bizim için vard›r yani diridir, neyi de unutursa art›k o bizim için yoktur. Di¤er bir deyiflle haf›zam›zda olmayan varl›klar ve olaylar bizim için ölmüfltür, geçmifltir, yok olmufltur. Fakat bu, yaln›zca insanlar için geçerli bir durumdur; çünkü yaln›zca insanlar›n haf›zas› s›n›rl›d›r. Allah'›n haf›zas› ise her fleyin üstündedir, s›n›rs›z ve sonsuzdur. Ancak burada flunu da belirtmek gerekir: "Allah'›n haf›zas›" kavram›n›n kullan›lmas› yaln›zca konuyu aç›klayabilmek amaçl›d›r, yoksa iki haf›za aras›nda herhangi bir k›yas ya da benzetme yap›lmas› asla mümkün de¤ildir. Allah, her fleyi yoktan var eden ve her fleyi en ince ayr›nt›s›na kadar bilendir. Allah'›n haf›zas› sonsuzdur, o halde onda var olan hiçbir fley yok olmaz. Di¤er bir deyiflle Allah'›n yaratt›¤› hiçbir canl› ölüp kay-

214


2. Dünya Savafl›n›n bafllang›c› ve bitifli, uzaya ç›kmak için haz›rlanan roketin ateflleme dü¤mesine ilk bas›ld›¤› an, M›s›rl› ustalar›n piramitleri infla etmek için ilk tafl› yerlefltirdikleri vakit, Stonehenge'i oluflturan tonluk tafllar›n yerlefltirilifl zaman› Allah Kat›nda birarada mevcuttur.

215


KABATAfi DEVR‹

TAR‹H‹ B‹R YALAN:

bolmaz, hiçbir çiçek solup yok olmaz, hiçbir içecek bitmez, hiçbir süre geçmez, hiçbir yiyecek tükenmez... Allah Kat›nda evren ilk toz bulutu oldu¤u haliyle durmakta, Stonehenge'in tafllar› tafl›nmakta, M›s›r piramitleri infla edilmekte, Sümerler gökyüzünü incelemekte, Neandertaller yaflamlar›n› devam ettirmekte, Lascaux Ma¤aras›ndaki sanatç› resmini yapmakta, Çatalhöyük'te günlük yaflam sürmekte, II. Dünya Savafl› devam etmekte, k›saca tarih boyunca yaflanm›fl her an Allah Kat›nda oldu¤u gibi durmaktad›r. Ayn› flekilde bundan binlerce y›l sonra yaflayacak olan toplumlar da Allah Kat›nda medeniyetlerini infla etmekte, düzenlerini kurmakta, günlük hayatlar›n› devam ettirmektedir. Her varl›¤›n ve olay›n yarat›ld›¤› anda asl›nda onun için sonsuzluk da bafllam›flt›r. Örne¤in bir çiçek yarat›ld›¤›nda asl›nda bir daha yok olmamak üzere yarat›lm›flt›r. Bu varl›¤›n ya da nesnenin insan›n görüntüsünden ç›kmas›, insan›n haf›zas›ndan silinmesi onun yok olmas›, ölmesi anlam›na gelmez. Önemli olan Allah'›n haf›zas›ndaki, Allah'›n Kat›ndaki halidir. Ve Allah'›n haf›zas›nda bu canl›n›n var oluflu da, yaflam› boyunca geçirdi¤i anlar da, ölümü de mevcuttur.

Samimi Düflünmek Kuflkusuz tüm bunlar, bir insan›n yaflam›nda ki en büyük ilimlerden biridir. Üstelik bunlar kesinlikle bir felsefe ya da bir düflünce biçimi de¤il, reddedilmesi mümkün olmayan bilimsel sonuçlard›r. Zaman kavram›n›n as›l mahiyetini, sonsuzluk kavram›yla ilgili bu gerçekleri ço¤u insan ilk kez duyuyor, ilk kez düflünüyor olabilir. Önemli olan fludur; Allah Kuran'da yaln›zca "içten Allah'a yönelen" (Kaf Suresi, 8) kimselerin ö¤üt alabilece¤ini haber vermektedir. Yani samimi kalple Allah'tan yard›m dileyen, O'nun sonsuz

216


Adnan Oktar

217


218


HARUN YAHYA

Adnan Oktar

kudretini takdir etmeye çal›flan, Rabbimiz'in büyüklü¤ünü kavramak için çaba gösteren insanlar burada anlat›lan gerçeklerden de ö¤üt alacak ve bu gerçekleri kavramaya bafllayacaklard›r. Bir insan hayat› boyunca materyalist telkinlerin etkisi alt›nda kalm›fl olabilir. Bu telkinler nedeniyle gerçekleri samimi olarak düflünme f›rsat› bulamam›fl olabilir. Ancak bu durum tüm hayat›n› yan›lg›lar içinde devam ettirmesini gerektirmez. Yap›lmas› gereken, do¤ruyu gören bir insan›n, vicdan›n›n ve akl›n›n sesine uyarak yanl›fl olanda ›srar etmemesidir. Her insan›n, Kuran-› Kerim'de bildirildi¤i gibi, vicdan›yla do¤ruyu gördü¤ü halde bundan kaç›nan bir kifli olmaktan sak›nmas› gerekir: Vicdanlar› kabul etti¤i halde, zulüm ve büyüklenme dolay›s›yla bunlar› inkar ettiler. Art›k sen, bozguncular›n nas›l bir sona u¤rat›ld›klar›na bir bak. (Neml Suresi, 14)

Do¤ruyu gören ve tasdik edenler ise Allah'›n izniyle hem dünyada hem de ahirette kurtulufla kavuflanlar olacakt›r: Do¤ruyu getiren ve do¤rulayanlara gelince; iflte onlar muttaki (takva sahibi) olanlard›r. (Zümer Suresi, 33)

219


arwinizm, yani evrim teorisi, yarat›l›fl gerçe¤ini reddetmek amac›yla ortaya at›lm›fl, ancak baflar›l› olamam›fl bilim d›fl› bir safsatadan baflka bir fley de¤ildir. Canl›l›¤›n, cans›z maddelerden tesadüfen olufltu¤unu iddia eden bu teori, evrende ve canl›larda yarat›l›fl delillerinin aç›kça görüldü¤ünün bilim taraf›ndan ispat edilmesiyle çürümüfltür. Böylece Allah'›n tüm evreni ve canl›lar› yaratm›fl oldu¤u gerçe¤i, bilim taraf›ndan da kan›tlanm›flt›r. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çap›nda yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarp›t›lmas›na, tarafl› yorumlanmas›na, bilim görüntüsü alt›nda söylenen yalanlara

220


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

ve yap›lan sahtekarl›klara dayal›d›r. Ancak bu propaganda gerçe¤i gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yan›lg› oldu¤u, son 20-30 y›ld›r bilim dünyas›nda giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yap›lan araflt›rmalar, Darwinist iddialar›n tamamen yanl›fl oldu¤unu ortaya koymufl ve bu gerçek pek çok bilim adam› taraf›ndan dile getirilmifltir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farkl› alanlardan gelen çok say›da bilim adam›, Darwinizm'in geçersizli¤ini görmekte, canl›lar›n kökenini art›k "yarat›l›fl gerçe¤iyle" aç›klamaktad›rlar. Evrim teorisinin çöküflünü ve yarat›l›fl›n delillerini di¤er pek çok çal›flmam›zda bütün bilimsel detaylar›yla ele ald›k ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, tafl›d›¤› büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vard›r.

Darwin'i Y›kan Zorluklar Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ö¤reti olmas›na karfl›n, kapsaml› olarak 19. yüzy›lda ortaya at›ld›. Teoriyi bilim dünyas›n›n gündemine sokan en önemli geliflme, Charles Darwin'in 1859 y›l›nda yay›nlanan Türlerin Kökeni adl› kitab›yd›. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farkl› canl› türlerini Allah'›n ayr› ayr› yaratt›¤› gerçe¤ine karfl› ç›k›yordu. Darwin'e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlard› ve zaman içinde küçük de¤iflimlerle farkl›laflm›fllard›. Charles Darwin

Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel

221


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

bulguya dayanm›yordu; kendisinin de kabul etti¤i gibi sadece bir "mant›k yürütme" idi. Hatta Darwin'in kitab›ndaki "Teorinin Zorluklar›" bafll›kl› uzun bölümde itiraf etti¤i gibi, teori pek çok önemli soru karfl›s›nda aç›k veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorluklar›n geliflen bilim taraf›ndan afl›laca¤›n›, yeni bilimsel bulgular›n teorisini güçlendirece¤ini umuyordu. Bunu kitab›nda s›k s›k belirtmiflti. Ancak geliflen bilim, Darwin'in umutlar›n›n tam aksine, teorinin temel iddialar›n› birer birer dayanaks›z b›rakm›flt›r. Darwinizm'in bilim karfl›s›ndaki yenilgisi, üç temel bafll›kta incelenebilir: 1) Teori, hayat›n yeryüzünde ilk kez nas›l ortaya ç›kt›¤›n› asla aç›klayamamaktad›r. 2) Teorinin öne sürdü¤ü "evrim mekanizmalar›"n›n, gerçekte evrimlefltirici bir etkiye sahip oldu¤unu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 3) Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktad›r. Bu bölümde, bu üç temel bafll›¤› ana hatlar› ile inceleyece¤iz.

222


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Afl›lamayan ‹lk Basamak: Hayat›n Kökeni Evrim teorisi, tüm canl› türlerinin, bundan yaklafl›k 3.8 milyar y›l önce ilkel dünyada ortaya ç›kan tek bir canl› hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nas›l olup da milyonlarca kompleks canl› türünü oluflturdu¤u ve e¤er gerçekten bu tür bir evrim gerçekleflmiflse neden bunun izlerinin fosil kay›tlar›nda bulunamad›¤›, teorinin aç›klayamad›¤› sorulardand›r. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basama¤› üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nas›l ortaya ç›km›flt›r? Evrim teorisi, yarat›l›fl› reddetti¤i, hiçbir do¤aüstü müdahaleyi kabul etmedi¤i için, o "ilk hücre"nin, hiçbir tasar›m, plan ve düzenleme olmadan, do¤a kanunlar› içinde rastlant›sal olarak meydana geldi¤ini iddia eder. Yani teoriye göre, cans›z madde tesadüfler sonucunda ortaya canl› bir hücre ç›karm›fl olmal›d›r. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlar›na ayk›r› bir iddiad›r.

"Hayat Hayattan Gelir" Darwin, kitab›nda hayat›n kökeni konusundan hiç söz etmemiflti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlay›fl›, canl›lar›n çok basit bir yap›ya sahip olduklar›n› varsay›yordu. Ortaça¤'dan beri inan›lan "spontane jenerasyon" adl› teoriye göre, cans›z maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canl› bir varl›k oluflturabileceklerine inan›l›yordu. Bu dönemde böceklerin yemek art›klar›ndan, farelerin de bu¤daydan olufltu¤u yayg›n bir düflünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yap›lm›flt›. Kirli bir paçavran›n üzerine biraz bu¤day konmufl ve biraz beklendi¤inde bu kar›fl›mdan farelerin oluflaca¤› san›lm›flt›.

223


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Etlerin kurtlanmas› da hayat›n cans›z maddelerden türeyebildi¤ine bir delil say›l›yordu. Oysa daha sonra anlafl›lacakt› ki, etlerin

üzerindeki

kurtlar kendiliklerinden oluflmuyorlar, sineklerin getirip b›rakt›klar› gözle görülmeyen larvalardan ç›k›yorlard›. Darwin, hücrenin içi su dolu bir baloncuk oldu¤u-

Darwin'in Türle-

nu san›yordu. Oysa geliflen bilim, hücrenin bilim

rin Kökeni adl› kitab›n›

adamlar›n› hayrete düflürecek komplekslikte bir yap›ya sahip oldu¤unu gözler önüne serdi.

yazd›¤› dönemde ise, bakterilerin

cans›z

maddeden oluflabildikleri inanc›, bilim dünyas›nda yayg›n bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitab›n›n yay›nlanmas›ndan befl y›l sonra, ünlü Frans›z biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluflturan bu inanc› kesin olarak çürüttü. Pasteur yapt›¤› uzun çal›flma ve deneyler sonucunda vard›¤› sonucu flöyle özetlemiflti: Cans›z maddelerin hayat oluflturabilece¤i iddias› art›k kesin olarak tarihe gömülmüfltür. 73

Evrim teorisinin savunucular›, Pasteur'ün bulgular›na karfl› uzun süre direndiler. Ancak geliflen bilim, canl› hücresinin karmafl›k yap›s›n› ortaya ç›kard›kça, hayat›n kendili¤inden oluflabilece¤i iddias›n›n geçersizli¤i daha da aç›k hale geldi.

224


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

20. Yüzy›ldaki Sonuçsuz Çabalar 20. yüzy›lda hayat›n kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu y›llarda ortaya att›¤› birtak›m tezlerle, canl› hücresinin tesadüfen meydana gelebilece¤ini ispat etmeye çal›flt›. Ancak bu çal›flmalar baflar›s›zl›kla sonuçlanacak ve Oparin flu itiraf› yapmak zorunda kalacakt›: Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanl›k noktay› oluflturmaktad›r.74

Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayat›n kökeni konusunu çözüme kavuflturacak deneyler yapmaya çal›flt›lar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikal› kimyac› Stanley Miller taraf›ndan 1953 y›l›nda düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde oldu¤unu iddia etti¤i gazlar› bir deney düzene¤inde birlefltirerek ve bu kar›fl›ma enerji ekleyerek, proteinlerin yap›s›nda kullan›lan birkaç organik molekül (aminoasit) sentezledi. O y›llarda evrim ad›na önemli bir aflama gibi tan›t›lan bu deneyin geçerli olmad›¤› ve deneyde kullan›lan atmosferin gerçek dünya koflullar›ndan çok farkl› oldu¤u, ilerleyen y›llarda ortaya ç›kacakt›.75 Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kulland›¤› atmosfer ortam›n›n gerçekçi olmad›¤›n› itiraf etti.76 Hayat›n kökeni sorununu aç›klamak için 20. yüzy›l boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep baflar›s›zl›kla sonuçland›. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü jeokimyac› Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 y›l›nda yay›nlanan bir makalede bu gerçe¤i flöyle kabul eder: Bugün, 20. yüzy›l› geride b›rak›rken, hala, 20. yüzy›la girdi¤imizde sahip oldu¤umuz en büyük çözülmemifl problemle karfl› karfl›yay›z: Hayat yeryüzünde nas›l bafllad›.77

225


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Hayat›n Kompleks Yap›s› Evrim teorisinin hayat›n kökeni konusunda bu denli büyük bir açmaza girmesinin bafll›ca nedeni, en basit san›lan canl› yap›lar›n bile inan›lmaz derecede karmafl›k yap›lara sahip olmas›d›r. Canl› hücresi, insano¤lunun yapt›¤› bütün teknolojik ürünlerden daha karmafl›kt›r. Öyle ki bugün dünyan›n en geliflmifl laboratuvarlar›nda bile cans›z maddeler biraraya getirilerek canl› bir hücre üretilememektedir. Bir hücrenin meydana gelmesi için gereken flartlar, asla rastlant›larla aç›klanamayacak kadar fazlad›r. Hücrenin en temel yap› tafl› olan proteinlerin rastlant›sal olarak sentezlenme ihtimali; 500 aminoasitlik ortalama bir protein için, 10950'de 1'dir. Ancak matematikte 1050'de 1'den küçük olas›l›klar pratik olarak "imkans›z" say›l›r. Hücrenin çekirde¤inde yer alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekülü ise, inan›lmaz bir bilgi bankas›d›r. ‹nsan DNA's›n›n içerdi¤i bilginin, e¤er ka¤›da dökülmeye kalk›lsa, 500'er sayfadan oluflan 900 ciltlik bir kütüphane oluflturaca¤› hesaplanmaktad›r. Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vard›r: DNA, yaln›z birtak›m özelleflmifl proteinlerin (enzimlerin) yard›m› ile efllenebilir. Ama bu enzimlerin sentezi

226


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

de ancak DNA'daki bilgiler do¤rultusunda gerçekleflir. Birbirine ba¤›ml› olduklar›ndan, efllemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de ayn› anda var olmalar› gerekir. Bu ise, hayat›n kendili¤inden olufltu¤u senaryosunu ç›kmaza sokmaktad›r. San Diego California Üniversitesi'nden ünlü evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli say›s›nda bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Son derece kompleks yap›lara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) ayn› yerde ve ayn› zamanda rastlant›sal olarak oluflmalar› afl›r› derecede ihtimal d›fl›d›r. Ama bunlar›n birisi olmadan di¤erini elde etmek de mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla insan, yaflam›n kimyasal yollarla ortaya ç›kmas›n›n asla mümkün olmad›¤› sonucuna varmak zorunda kalmaktad›r.78

Kuflkusuz e¤er hayat›n do¤al etkenlerle ortaya ç›kmas› imkans›z ise, bu durumda hayat›n do¤aüstü bir biçimde "yarat›ld›¤›n›" kabul etmek gerekir. Bu gerçek, en temel amac› yarat›l›fl› reddetmek olan evrim teorisini aç›kça geçersiz k›lmaktad›r.

Evrimin Hayali Mekanizmalar› Darwin'in teorisini geçersiz k›lan ikinci büyük nokta, teorinin "evrim mekanizmalar›" olarak öne sürdü¤ü iki kavram›n da gerçekte hiçbir evrimlefltirici güce sahip olmad›¤›n›n anlafl›lm›fl olmas›d›r. Darwin, ortaya att›¤› evrim iddias›n› tamamen "do¤al seleksiyon" mekanizmas›na ba¤lam›flt›. Bu mekanizmaya verdi¤i önem, kitab›n›n isminden de aç›kça anlafl›l›yordu: Türlerin Kökeni, Do¤al Seleksiyon Yoluyla... Do¤al seleksiyon, do¤al seçme demektir. Do¤adaki yaflam mücadelesi içinde, do¤al flartlara uygun ve güçlü canl›lar›n hayatta kalaca¤› düflüncesine dayan›r. Örne¤in y›rt›c› hayvanlar taraf›ndan

227


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

tehdit edilen bir geyik sürüsünde, daha h›zl› koflabilen geyikler hayatta kalacakt›r. Böylece geyik sürüsü, h›zl› ve güçlü bireylerden oluflacakt›r. Ama elbette bu mekanizma, geyikleri evrimlefltirmez, onlar› baflka bir canl› türüne, örne¤in atlara dönüfltürmez. Dolay›s›yla do¤al seleksiyon mekanizmas› hiçbir evrimlefltirici güce sahip de¤ildir. Darwin de bu gerçe¤in fark›ndayd› ve Türlerin Kökeni adl› kitab›nda "Faydal› de¤ifliklikler oluflmad›¤› sürece do¤al seleksiyon hiçbir fley yapamaz" demek zorunda kalm›flt›.79

Lamarck'›n Etkisi Peki bu "faydal› de¤ifliklikler" nas›l oluflabilirdi? Darwin, kendi döneminin ilkel bilim anlay›fl› içinde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çal›flm›flt›. Darwin'den önce yaflam›fl olan Frans›z biyolog Lamarck'a göre, canl›lar yaflamlar› s›ras›nda geçirdikleri fiziksel de¤ifliklikleri sonraki nesle aktar›yorlar, nesilden nesile biriken bu özellikler sonucunda yeni türler ortaya ç›k›yordu. Örne¤in Lamarck'a göre zürafalar ceylanlardan türemifllerdi, yüksek a¤açlar›n yapraklar›n› yemek için çabalarken nesilden nesile boyunlar› uzam›flt›. Darwin de benzeri örnekler vermifl, örne¤in Türlerin Kökeni adl› kitab›nda, yiyecek bulmak için suya giren baz› ay›lar›n zamanla balinalara dönüfltü¤ünü iddia etmiflti.80 Ama Mendel'in keflfetti¤i ve 20. yüzy›lda geliflen genetik bilimiyle kesinleflen kal›t›m kanunlar›, kazan›lm›fl özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas› efsaneGregor Mendel

228


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

sini kesin olarak y›kt›. Böylece do¤al seleksiyon "tek bafl›na" ve dolay›s›yla tümüyle etkisiz bir mekanizma olarak kalm›fl oluyordu.

Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar Darwinistler ise bu duruma bir çözüm bulabilmek için 1930'lar›n sonlar›nda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yayg›n ismiyle neo-Darwinizm'i ortaya att›lar. Neo-Darwinizm, do¤al seleksiyonun yan›na "faydal› de¤ifliklik sebebi" olarak mutasyonlar›, yani canl›lar›n genlerinde radyasyon gibi d›fl etkiler ya da kopyalama hatalar› sonucunda oluflan bozulmalar› ekledi. Bugün de hala dünyada evrim ad›na geçerlili¤ini koruyan model neo-Darwinizm'dir. Teori, yeryüzünde bulunan milyonlarca canl› türünün, bu canl›lar›n, kulak, göz, akci¤er, kanat gibi say›s›z kompleks organlar›n›n "mutasyonlara", yani genetik bo-

‹ki kafal› inek

zukluklara dayal› bir süreç sonucunda olufltu¤unu iddia etmektedir. Ama teoriyi çaresiz b›rakan aç›k bir bilimsel gerçek vard›r: Mutasyonlar canl›lar› gelifltirmezler, aksine her zaman için canl›lara zarar verirler. Bunun nedeni çok basit-

Resimde mutasyona u¤rayan canl›larda oluflan anormallik-

tir: DNA çok kompleks bir

lerden bir örnek görül-

düzene sahiptir. Bu molekül

mektedir.

üzerinde oluflan herhangi rasgele bir etki ancak zarar verir.

229


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Amerikal› genetikçi B. G. Ranganathan bunu flöyle aç›klar: Mutasyonlar küçük, rasgele ve zararl›d›rlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonlar›n evrimsel bir geliflme meydana getiremeyece¤ini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleflmifl bir organizmada meydana gelebilecek rastlant›sal bir de¤iflim, ya etkisiz olacakt›r ya da zararl›. Bir kol saatinde meydana gelecek rasgele bir de¤iflim kol saatini gelifltirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacakt›r. Bir deprem bir flehri gelifltirmez, ona y›k›m getirir.81

Nitekim bugüne kadar hiçbir yararl›, yani genetik bilgiyi gelifltiren mutasyon örne¤i gözlemlenmedi. Tüm mutasyonlar›n zararl› oldu¤u görüldü. Anlafl›ld› ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmas›" olarak gösterdi¤i mutasyonlar, gerçekte canl›lar› sadece tahrip eden, sakat b›rakan genetik olaylard›r. (‹nsanlarda mutasyonun en s›k görülen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmas›" olamaz. Do¤al seleksiyon ise, Darwin'in de kabul etti¤i gibi, "tek bafl›na hiçbir fley yapamaz." Bu gerçek bizlere do¤ada hiçbir "evrim mekanizmas›" olmad›¤›n› göstermektedir. Evrim mekanizmas› olmad›¤›na göre de, evrim denen hayali süreç yaflanm›fl olamaz.

Fosil Kay›tlar›: Ara Formlardan Eser Yok Evrim teorisinin iddia etti¤i senaryonun yaflanmam›fl oldu¤unun en aç›k göstergesi ise fosil kay›tlar›d›r. Evrim teorisine göre bütün canl›lar birbirlerinden türemifllerdir. Önceden var olan bir canl› türü, zamanla bir di¤erine dönüflmüfl ve bütün türler bu flekilde ortaya ç›km›fllard›r. Teoriye göre bu dönüflüm yüz milyonlarca y›l süren uzun bir zaman dilimini kapsam›fl ve kademe kademe ilerlemifltir.

230


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Bu durumda, iddia edilen uzun dönüflüm süreci içinde say›s›z "ara türler"in oluflmufl ve yaflam›fl olmalar› gerekir. Örne¤in geçmiflte, bal›k özelliklerini tafl›malar›na ra¤men, bir yandan da baz› sürüngen özellikleri kazanm›fl olan yar› bal›k-yar› sürüngen canl›lar yaflam›fl olmal›d›r. Ya da sürüngen özelliklerini tafl›rken, bir yandan da baz› kufl özellikleri kazanm›fl sürüngen-kufllar ortaya ç›km›fl olmal›d›r. Bunlar, bir geçifl sürecinde olduklar› için de, sakat, eksik, kusurlu canl›lar olmal›d›r. Evrimciler geçmiflte yaflam›fl olduklar›na inand›klar› bu teorik yarat›klara "ara-geçifl formu" ad›n› verirler. E¤er gerçekten bu tür canl›lar geçmiflte yaflam›fllarsa bunlar›n say›lar›n›n ve çeflitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmas› gerekir. Ve bu ucube canl›lar›n kal›nt›lar›na mutlaka fosil kay›tlar›nda rastlan-

Yaflayan fosiller, canl›lar›n milyonlarca y›ld›r hiçbir de¤iflim geçirmediklerini, yani canl›lar›n evrimleflmediklerini ispatlayan delillerden biridir. Solda günümüzde yaflayan yusufçuk sa¤da ise 140 milyon y›ll›k yusufçuk fosili görülmektedir.

231


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

mas› gerekir. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bunu flöyle aç›klam›flt›r: E¤er teorim do¤ruysa, türleri birbirine ba¤layan say›s›z ara-geçifl çeflitleri mutlaka yaflam›fl olmal›d›r... Bunlar›n yaflam›fl olduklar›n›n kan›tlar› da sadece fosil kal›nt›lar› aras›nda bulunabilir.82

Darwin'in Y›k›lan Umutlar› Ancak 19. yüzy›l›n ortas›ndan bu yana dünyan›n dört bir yan›nda hummal› fosil araflt›rmalar› yap›ld›¤› halde bu ara geçifl formlar›na rastlanamam›flt›r. Yap›lan kaz›larda ve araflt›rmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canl›lar›n yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermifltir. Ünlü ‹ngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmas›na karfl›n bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Sorunumuz fludur: Fosil kay›tlar›n› detayl› olarak inceledi¤imizde, türler ya da s›n›flar seviyesinde olsun, sürekli olarak ayn› gerçekle karfl›lafl›r›z; kademeli evrimle geliflen de¤il, aniden yeryüzünde oluflan gruplar görürüz.83

Yani fosil kay›tlar›nda, tüm canl› türleri, aralar›nda hiçbir geçifl formu olmadan eksiksiz biçimleriyle aniden ortaya ç›kmaktad›rlar. Bu, Darwin'in öngörülerinin tam aksidir. Dahas›, bu canl› türlerinin yarat›ld›klar›n› gösteren çok güçlü bir delildir. Çünkü bir canl› türünün, kendisinden evrimleflti¤i hiçbir atas› olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya ç›kmas›n›n tek aç›klamas›, o türün yarat›lm›fl olmas›d›r. Bu gerçek, ünlü evrimci biyolog Douglas Futuyma taraf›ndan da kabul edilir: Yarat›l›fl ve evrim, yaflayan canl›lar›n kökeni hakk›nda yap›labilecek yegane iki aç›klamad›r. Canl›lar dünya üzerinde ya tamamen mükem-

232


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

mel ve eksiksiz bir biçimde ortaya ç›km›fllard›r ya da böyle olmam›flt›r. E¤er böyle olmad›ysa, bir de¤iflim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan baz› canl› türlerinden evrimleflerek meydana gelmifl olmal›d›rlar. Ama e¤er eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›km›fllarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir ak›l taraf›ndan yarat›lm›fl olmalar› gerekir.84

Fosiller ise, canl›lar›n yeryüzünde eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermektedir. Yani "türlerin kökeni", Darwin'in sand›¤›n›n aksine, evrim de¤il yarat›l›flt›r.

‹nsan›n Evrimi Masal› Evrim teorisini savunanlar›n en çok gündeme getirdikleri konu, insan›n kökeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugün yaflayan modern insan›n maymunsu birtak›m yarat›klardan geldi¤ini varsayar. 4-5 milyon y›l önce bafllad›¤› varsay›lan bu süreçte, modern insan ile atalar› aras›nda baz› "ara form"lar›n yaflad›¤› iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel "kate-

233


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

gori" say›l›r: 1- Australopithecus 2- Homo habilis 3- Homo erectus 4- Homo sapiens Evrimciler, insanlar›n sözde ilk maymunsu atalar›na "güney maymunu" anlam›na gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canl›lar gerçekte soyu tükenmifl bir maymun türünden baflka bir fley de¤ildir. Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi ‹ngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin Australopithecus örnekleri üzerinde yapt›klar› çok genifl kapsaml› çal›flmalar, bu canl›lar›n sadece soyu tükenmifl bir maymun türüne ait olduklar›n› ve insanlarla hiçbir benzerlik tafl›mad›klar›n› göstermifltir.85 Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhas›n› da, "homo" yani insan olarak s›n›fland›r›rlar. ‹ddiaya göre homo serisindeki canl›lar, Australopithecuslar'dan daha geliflmifllerdir. Evrimciler, bu farkl› canl›lara ait fosilleri ard› ard›na dizerek hayali bir evrim flemas› olufltururlar. Bu flema hayalidir, çünkü gerçekte bu farkl› s›n›flar›n aras›nda evrimsel bir iliflki oldu¤u asla ispatlanamam›flt›r. Evrim teorisinin 20. yüzy›ldaki en önemli savunucular›ndan biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens'e uzanan zincir gerçekte kay›pt›r" diyerek bunu kabul eder.86 Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens" s›ralamas›n› yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atas› oldu¤u izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlar›n son bulgular›, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'n›n farkl› bölgelerinde ayn› dönemlerde yaflad›klar›n› göstermektedir.87 Dahas› Homo erectus s›n›flamas›na ait insanlar›n bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaflam›fllar, Homo sapiens neandertalensis ve

234


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Evrimciler, soyu tükenmifl maymunlar› ve baz› insan ›rklar›n› kullanarak, hayali bir evrim a¤ac› oluflturmaya çal›flmaktad›rlar. Ancak, bilimsel deliller buna olanak tan›mamaktad›r.

Homo sapiens sapiens (modern insan) ile ayn› ortamda yan yana bulunmufllard›r.88 Bu ise elbette bu s›n›flar›n birbirlerinin atalar› olduklar› iddias›n›n geçersizli¤ini aç›kça ortaya koymaktad›r. Harvard Üniversitesi paleontologlar›ndan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmas›na karfl›n, Darwinist teorinin içine girdi¤i bu ç›kmaz› flöyle aç›klar: E¤er birbiri ile paralel bir biçimde yaflayan üç farkl› hominid (insan›ms›) çizgisi varsa, o halde bizim soy a¤ac›m›za ne oldu? Aç›kt›r ki, bunlar›n biri di¤erinden gelmifl olamaz. Dahas›, biri di¤eriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda evrimsel bir geliflme trendi göstermemektedirler.89

235


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

K›sacas›, medyada ya da ders kitaplar›nda yer alan hayali birtak›m "yar› maymun, yar› insan" canl›lar›n çizimleriyle, yani s›rf propaganda yoluyla ayakta tutulmaya çal›fl›lan insan›n evrimi senaryosu, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir. Bu konuyu uzun y›llar inceleyen, özellikle Australopithecus fosilleri üzerinde 15 y›l araflt›rma yapan ‹ngiltere'nin en ünlü ve sayg›n bilim adamlar›ndan Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmas›na ra¤men, ortada maymunsu canl›lardan insana uzanan gerçek bir soy a¤ac› olmad›¤› sonucuna varm›flt›r. Zuckerman bir de ilginç bir "bilim skalas›" yapm›flt›r. Bilimsel olarak kabul etti¤i bilgi dallar›ndan, bilim d›fl› olarak kabul etti¤i bilgi dallar›na kadar bir yelpaze oluflturmufltur. Zuckerman'›n bu tablosuna göre en "bilimsel" -yani somut verilere dayanan- bilgi dallar› kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim d›fl›" say›lan k›s›mda ise, Zuckerman'a göre, telepati, alt›nc› his gibi "duyum ötesi alg›lama" kavramlar› ve bir de "insan›n evrimi" vard›r! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu flöyle aç›klar: Objektif gerçekli¤in alan›ndan ç›k›p da, biyolojik bilim olarak varsay›lan bu alanlara -yani duyum ötesi alg›lamaya ve insan›n fosil tarihinin yorumlanmas›na- girdi¤imizde, evrim teorisine inanan bir kimse için herfleyin mümkün oldu¤unu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çeliflkili baz› yarg›lar› ayn› anda kabul etmeleri bile mümkündür.90

‹flte insan›n evrimi masal› da, teorilerine körü körüne inanan birtak›m insanlar›n bulduklar› baz› fosilleri ön yarg›l› bir biçimde yorumlamalar›ndan ibarettir.

236


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Darwin Formülü! fiimdiye kadar ele ald›¤›m›z tüm teknik delillerin yan›nda, isterseniz evrimcilerin nas›l saçma bir inan›fla sahip olduklar›n› bir de çocuklar›n bile anlayabilece¤i kadar aç›k bir örnekle özetleyelim. Evrim teorisi canl›l›¤›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedir. Dolay›s›yla bu iddiaya göre cans›z ve fluursuz atomlar biraraya gelerek önce hücreyi oluflturmufllard›r ve sonras›nda ayn› atomlar bir flekilde di¤er canl›lar› ve insan› meydana getirmifllerdir. fiimdi düflünelim; canl›l›¤›n yap›tafl› olan karbon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri biraraya getirdi¤imizde bir y›¤›n oluflur. Bu atom y›¤›n›, hangi ifllemden geçirilirse geçirilsin, tek bir canl› oluflturamaz. ‹sterseniz bu konuda bir "deney" tasarlayal›m ve evrimcilerin asl›nda savunduklar›, ama yüksek sesle dile getiremedikleri iddiay› onlar ad›na "Darwin Formülü" ad›yla inceleyelim: Evrimciler, çok say›da büyük varilin içine canl›l›¤›n yap›s›nda bulunan fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal flartlarda bulunmayan ancak bu kar›fl›m›n içinde bulunmas›n› gerekli gördükleri malzemeleri de bu varillere eklesinler. Kar›fl›mlar›n içine, istedikleri kadar amino asit, istedikleri kadar da (bir tekinin bile rastlant›sal oluflma ihtimali 10-950 olan) protein doldursunlar. Bu kar›fl›mlara istedikleri oranda ›s› ve nem versinler. Bunlar› istedikleri geliflmifl cihazlarla kar›flt›rs›nlar. Varillerin bafl›na da dünyan›n önde gelen bilim adamlar›n› koysunlar. Bu uzmanlar babadan o¤ula, kuflaktan kufla¤a aktararak nöbetlefle milyarlarca, hatta trilyonlarca sene sürekli varillerin bafl›nda beklesinler. Bir canl›n›n oluflmas› için hangi flartlar›n var olmas› gerekti¤ine inan›l›yorsa hepsini kullanmak serbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yaps›nlar o varillerden kesinlikle bir canl› ç›kartamazlar. Zürafalar›, aslanlar›, ar›lar›, kanaryalar›, bülbülleri, papa¤anlar›, atlar›, yunuslar›, gülleri, orkideleri, zambaklar›, karanfilleri, muzlar›, portakallar›, elmalar›, hurmalar›, domatesle-

237


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

ri, kavunlar›, karpuzlar›, incirleri, zeytinleri, üzümleri, fleftalileri, tavus kufllar›n›, sülünleri, renk renk kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canl› türünden hiçbirini oluflturamazlar. De¤il burada birkaç›n› sayd›¤›m›z bu canl› varl›klar›, bunlar›n tek bir hücresini bile elde edemezler. K›sacas›, bilinçsiz atomlar biraraya gelerek hücreyi oluflturamazlar. Sonra yeni bir karar vererek bir hücreyi ikiye bölüp, sonra art arda baflka kararlar al›p, elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hücre yap›s›n› bu mikroskop alt›nda izleyen profesörleri oluflturamazlar. Madde, ancak Allah'›n üstün yaratmas›yla hayat bulur. Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen ayk›r› bir safsatad›r. Evrimcilerin ortaya att›¤› iddialar üzerinde biraz bile düflünmek, üstteki örnekte oldu¤u gibi, bu gerçe¤i aç›kça gösterir.

Göz ve Kulaktaki Teknoloji Evrim teorisinin kesinlikle aç›klama getiremeyece¤i bir di¤er konu ise göz ve kulaktaki üstün alg›lama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "Nas›l görürüz?" sorusuna k›saca cevap verelim. Bir cisimden gelen ›fl›nlar, gözde retinaya ters olarak düfler. Bu ›fl›nlar, buradaki hücreler taraf›ndan elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve beynin arka k›sm›ndaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulafl›r. Bu elektrik sinyalleri bir dizi ifllemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak alg›lan›r. Bu bilgiden sonra flimdi düflünelim: Beyin ›fl›¤a kapal›d›r. Yani beynin içi kapkaranl›kt›r, ›fl›k beynin bulundu¤u yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranl›k, ›fl›¤›n asla ulaflmad›¤›, belki de hiç karfl›laflmad›¤›n›z kadar karanl›k bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanl›kta ›fl›kl›, p›r›l p›r›l bir dünyay› seyretmektesiniz. Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki 21. yüzy›l teknolojisi bile her türlü imkana ra¤men bu netli¤i sa¤layamam›flt›r.

238


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

Örne¤in flu anda okudu¤unuz kitaba, kitab› tutan ellerinize bak›n, sonra bafl›n›z› kald›r›n ve çevrenize bak›n. fiu anda gördü¤ünüz netlik ve kalitedeki bu görüntüyü baflka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyan›n bir numaral› televizyon flirketinin üretti¤i en geliflmifl televizyon ekran› dahi veremez. 100 y›ld›r binlerce mühendis bu netli¤e ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, araflt›rmalar yap›lmakta, planlar ve tasar›mlar gelifltirilmektedir. Yine bir TV ekran›na bak›n, bir de flu anda elinizde tuttu¤unuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite fark› oldu¤unu göreceksiniz. Üstelik, TV ekran› size iki boyutlu bir görüntü gösterir, oysa siz üç boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. Uzun y›llard›r on binlerce mühendis üç boyutlu TV yapmaya, gözün görme kalitesine ulaflmaya çal›flmaktad›rlar. Evet, üç boyutlu bir televizyon sistemi yapabildiler ama onu da gözlük takmadan üç boyutlu görmek mümkün de¤il, kald› ki bu suni bir üç boyuttur. Arka taraf daha bulan›k, ön taraf ise ka¤›ttan dekor gibi durur. Hiçbir zaman gözün gördü¤ü kadar net ve kaliteli bir görüntü oluflmaz. Kamerada da, televizyonda da mutlaka görüntü kayb› meydana gelir.

239


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

‹flte evrimciler, bu kaliteli ve net görüntüyü oluflturan mekanizman›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedirler. fiimdi biri size, odan›zda duran televizyon tesadüfler sonucunda olufltu, atomlar biraraya geldi ve bu görüntü oluflturan aleti meydana getirdi dese ne düflünürsünüz? Binlerce kiflinin biraraya gelip yapamad›¤›n› fluursuz atomlar nas›l yaps›n? Gözün gördü¤ünden daha ilkel olan bir görüntüyü oluflturan alet tesadüfen oluflam›yorsa, gözün ve gözün gördü¤ü görüntünün de tesadüfen oluflamayaca¤› çok aç›kt›r. Ayn› durum kulak için de geçerlidir. D›fl kulak, çevredeki sesleri kulak kepçesi vas›tas›yla toplay›p orta kula¤a iletir; orta kulak ald›¤› ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula¤a aktar›r; iç kulak da bu titreflimleri elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Aynen görmede oldu¤u gibi duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Gözdeki durum kulak için de geçerlidir, yani beyin, ›fl›k gibi sese de kapal›d›r, ses geçirmez. Dolay›s›yla d›flar›s› ne kadar gürültülü de olsa beynin içi tamamen sessizdir. Buna ra¤men en net sesler beyinde alg›lan›r. Ses geçirmeyen beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z. Ama o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada keskin bir sessizli¤in hakim oldu¤u görülecektir. Net bir görüntü elde edebilmek ümidiyle teknoloji nas›l kullan›l›yorsa, ses için de ayn› çabalar onlarca y›ld›r sürdürülmektedir. Ses kay›t cihazlar›, müzik setleri, birçok elektronik alet, sesi alg›layan müzik sistemleri bu çal›flmalardan baz›lar›d›r. Ancak, tüm teknolojiye, bu teknolojide çal›flan binlerce mühendise ve uzmana ra¤men kula¤›n oluflturdu¤u netlik ve kalitede bir sese ulafl›lamam›flt›r. En büyük müzik sistemi flirketinin üretti¤i en kaliteli müzik setini düflünün. Sesi kaydetti¤inde mutlaka sesin bir k›sm› kaybolur veya az da olsa mutlaka parazit oluflur veya müzik setini açt›¤›n›zda daha müzik bafllamadan bir c›z›rt› mutlaka duyars›n›z. Ancak in-

240


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

san vücudundaki teknolojinin ürünü olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kula¤›, hiçbir zaman müzik setinde oldu¤u gibi c›z›rt›l› veya parazitli alg›lamaz; ses ne ise tam ve net bir biçimde onu alg›lar. Bu durum, insan yarat›ld›¤› günden bu yana böyledir. fiimdiye kadar insano¤lunun yapt›¤› hiçbir görüntü ve ses cihaz›, göz ve kulak kadar hassas ve baflar›l› birer alg›lay›c› olamam›flt›r. Ancak görme ve iflitme olay›nda, tüm bunlar›n ötesinde, çok büyük bir gerçek daha vard›r.

Beynin ‹çinde Gören ve Duyan fiuur Kime Aittir? Beynin içinde, ›fl›l ›fl›l renkli bir dünyay› seyreden, senfonileri, kufllar›n c›v›lt›lar›n› dinleyen, gülü koklayan kimdir? ‹nsan›n gözlerinden, kulaklar›ndan, burnundan gelen uyar›lar, elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplar›nda bu görüntünün beyinde nas›l olufltu¤una dair birçok detay okursunuz. Ancak, bu konu hakk›ndaki en önemli gerçe¤e hiçbir yerde rastlayamazs›n›z: Beyinde, bu elektrik sinyallerini görüntü, ses, koku ve his olarak alg›layan kimdir? Beynin içinde göze, kula¤a, burna ihtiyaç duymadan tüm bunlar› alg›layan bir fluur bulunmaktad›r. Bu fluur kime aittir? Elbette bu fluur beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas› ve sinir hücrelerine ait de¤ildir. ‹flte bu yüzden, herfleyin maddeden ibaret oldu¤unu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hiçbir cevap verememektedirler. Çünkü bu fluur, Allah'›n yaratm›fl oldu¤u ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu aç›k ve ilmi gerçe¤i okuyan her insan›n, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran yüce Allah'› düflünüp, O'ndan korkup, O'na s›¤›nmas› gerekir.

241


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

Materyalist Bir ‹nanç Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla aç›kça çeliflen bir iddia oldu¤unu göstermektedir. Teorinin hayat›n kökeni hakk›ndaki iddias› bilime ayk›r›d›r, öne sürdü¤ü evrim mekanizmalar›n›n hiçbir evrimlefltirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdi¤i ara formlar›n yaflamad›klar›n› göstermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ayk›r› bir düflünce olarak bir kenara at›lmas› gerekir. Nitekim tarih boyunca dünya merkezli evren modeli gibi pek çok düflünce, bilimin gündeminden ç›kar›lm›flt›r. Ama evrim teorisi ›srarla bilimin gündeminde tutulmaktad›r. Hatta baz› insanlar teorinin elefltirilmesini "bilime sald›r›" olarak göstermeye bile çal›flmaktad›rlar. Peki neden?.. Bu durumun nedeni, evrim teorisinin baz› çevreler için, kendisinden asla vazgeçilemeyecek dogmatik bir inan›fl olufludur. Bu çevreler, materyalist felsefeye körü körüne ba¤l›d›rlar ve Darwinizm'i de do¤aya getirilebilecek yegane materyalist aç›klama oldu¤u için benimsemektedirler. Bazen bunu aç›kça itiraf da ederler. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve ayn› zamanda önde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adam›" oldu¤unu flöyle itiraf etmektedir: Bizim materyalizme bir inanc›m›z var, 'a priori' (önceden kabul edilmifl, do¤ru varsay›lm›fl) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir aç›klama getirmeye zorlayan fley, bilimin yöntemleri ve kurallar› de¤il. Aksine, materyalizme olan 'a priori' ba¤l›l›¤›m›z nedeniyle, dünyaya materyalist bir aç›klama getiren araflt›rma yöntemlerini ve kavramlar› kurguluyoruz. Materyalizm mutlak do¤ru oldu¤una göre de, ‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmesine izin veremeyiz.91

Bu sözler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye ba¤l›l›k u¤runa yaflat›lan bir dogma oldu¤unun aç›k ifadeleridir. Bu dogma, maddeden baflka hiçbir varl›k olmad›¤›n› varsayar. Bu nedenle de cans›z,

242


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

bilinçsiz maddenin, hayat› yaratt›¤›na inan›r. Milyonlarca farkl› canl› türünün; örne¤in kufllar›n, bal›klar›n, zürafalar›n, kaplanlar›n, böceklerin, a¤açlar›n, çiçeklerin, balinalar›n ve insanlar›n maddenin kendi içindeki etkileflimlerle, yani ya¤an ya¤murla, çakan flimflekle, cans›z maddenin içinden olufltu¤unu kabul eder. Gerçekte ise bu, hem akla hem bilime ayk›r› bir kabuldür. Ama Darwinistler kendi deyimleriyle "‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmemesi" için, bu kabulü savunmaya devam etmektedirler. Canl›lar›n kökenine materyalist bir ön yarg› ile bakmayan insanlar ise, flu aç›k gerçe¤i göreceklerdir: Tüm canl›lar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yarat›c›n›n eseridirler. Yarat›c›, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde düzenleyen ve tüm canl›lar› yarat›p flekillendiren Allah't›r.

Evrim Teorisi Dünya Tarihinin En Etkili Büyüsüdür Burada flunu da belirtmek gerekir ki, ön yarg›s›z, hiçbir ideolojinin etkisi alt›nda kalmadan, sadece akl›n› ve mant›¤›n› kullanan her insan, bilim ve medeniyetten uzak toplumlar›n hurafelerini and›ran evrim teorisinin inan›lmas› imkans›z bir iddia oldu¤unu kolayl›kla anlayacakt›r. Yukar›da da belirtildi¤i gibi, evrim teorisine inananlar, büyük bir varilin içine birçok atomu, molekülü, cans›z maddeyi dolduran ve bunlar›n kar›fl›m›ndan zaman içinde düflünen, akleden, bulufllar yapan profesörlerin, üniversite ö¤rencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamlar›n›n, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatç›lar›n, bunun yan› s›ra ceylanlar›n, limon a¤açlar›n›n, karanfillerin ç›kaca¤›na inanmaktad›rlar. Üstelik, bu saçma iddiaya inananlar bilim adamlar›, profesörler, kültürlü, e¤itimli insanlard›r. Bu nedenle evrim teorisi için "dünya tarihinin en büyük ve en etkili büyüsü" ifa-

243


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

desini kullanmak yerinde olacakt›r. Çünkü, dünya tarihinde insanlar›n bu derece akl›n› bafl›ndan alan, ak›l ve mant›kla düflünmelerine imkan tan›mayan, gözlerinin önüne sanki bir perde çekip çok aç›k olan gerçekleri görmelerine engel olan bir baflka inanç veya iddia daha yoktur. Bu, eski M›s›rl›lar›n Günefl Tanr›s› Ra'ya, Afrikal› baz› kabilelerin totemlere, Sebe halk›n›n Günefl'e tapmas›ndan, Hz. ‹brahim'in kavminin elleri ile yapt›klar› putlara, Hz. Musa'n›n kavminin alt›ndan yapt›klar› buza¤›ya tapmalar›ndan çok daha vahim ve ak›l almaz bir körlüktür. Gerçekte bu durum, Allah'›n Kuran'da iflaret etti¤i bir ak›ls›zl›kt›r. Allah, baz› insanlar›n anlay›fllar›n›n kapanaca¤›n› ve gerçekleri görmekten aciz duruma düfleceklerini birçok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: fiüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah, onlar›n kalplerini ve kulaklar›n› mühürlemifltir; gözlerinin üzerinde perdeler vard›r. Ve büyük azab onlarad›r. (Bakara Suresi, 6-7) …Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179)

Allah, Hicr Suresi'nde, bu insanlar›n mucizeler görseler bile inanmayacak kadar büyülendiklerini flöyle bildirmektedir: Onlar›n üzerlerine gökyüzünden bir kap› açsak, ordan yukar› yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmifl bir toplulu¤uz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15)

Bu kadar genifl bir kitlenin üzerinde bu büyünün etkili olmas›, insanlar›n gerçeklerden bu kadar uzak tutulmalar› ve 150 y›ld›r bu büyünün bozulmamas› ise, kelimelerle anlat›lamayacak kadar hayret verici bir durumdur. Çünkü, bir veya birkaç insan›n imkans›z senaryolara, saçmal›k ve mant›ks›zl›klarla dolu iddialara inanmalar› anlafl›labilir. Ancak dünyan›n dört bir yan›ndaki insanlar›n, fluursuz

244


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

ve cans›z atomlar›n ani bir kararla biraraya gelip; ola¤anüstü bir organizasyon, disiplin, ak›l ve fluur gösterip kusursuz bir sistemle iflleyen evreni, canl›l›k için uygun olan her türlü özelli¤e sahip olan Dünya gezegenini ve say›s›z kompleks sistemle donat›lm›fl canl›lar› meydana getirdi¤ine inanmas›n›n, "büyü"den baflka bir aç›klamas› yoktur. Nitekim, Allah Kuran'da, inkarc› felsefenin savunucusu olan baz› kimselerin, yapt›klar› büyülerle insanlar› etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun aras›nda geçen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini anlatt›¤›nda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin büyücüleri" ile insanlar›n topland›¤› bir yerde karfl›laflmas›n› söyler. Hz. Musa, büyücülerle karfl›laflt›¤›nda, büyücülere önce onlar›n marifetlerini sergilemelerini emreder. Bu olay›n anlat›ld›¤› ayet flöyledir: (Musa:) "Siz at›n" dedi. (Asalar›n›) at›verince, insanlar›n gözlerini büyüleyiverdiler, onlar› dehflete düflürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmifl oldular. (Araf Suresi, 116)

Görüldü¤ü gibi Firavun'un büyücüleri yapt›klar› "aldatmacalar"la -Hz. Musa ve ona inananlar d›fl›nda- insanlar›n hepsini büyüleyebilmifllerdir. Ancak, onlar›n att›klar›na karfl›l›k Hz. Musa'n›n ortaya koydu¤u delil, onlar›n bu büyüsünü, ayetteki ifadeyle "uydurduklar›n› yutmufl" yani etkisiz k›lm›flt›r: Biz de Musa'ya: "Asan› f›rlat›ver" diye vahyettik. (O da f›rlat›verince) bir de bakt›lar ki, o bütün uydurduklar›n› derleyip-toparlay›p yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onlar›n bütün yapmakta olduklar› geçersiz kald›. Orada yenilmifl oldular ve küçük düflmüfller olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)

Ayetlerde de bildirildi¤i gibi, daha önce insanlar› büyüleyerek etkileyen bu kiflilerin yapt›klar›n›n bir sahtekarl›k oldu¤unun anlafl›lmas› ile, söz konusu insanlar küçük düflmüfllerdir. Günümüzde de bir büyünün etkisiyle, bilimsellik k›l›f› alt›nda son derece saçma

245


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

KABATAfi DEVR‹

iddialara inanan ve bunlar› savunmaya hayatlar›n› adayanlar, e¤er bu iddialardan vazgeçmezlerse gerçekler tam anlam›yla a盤a ç›kt›¤›nda ve "büyü bozuldu¤unda" küçük duruma düfleceklerdir. Nitekim, yaklafl›k 60 yafl›na kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gerçekleri gören Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yak›n gelecekte düflece¤i durumu flöyle aç›klamaktad›r: Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uyguland›¤› alanlarda, gelece¤in tarih kitaplar›ndaki en büyük espri malzemelerinden biri olaca¤›na ikna oldum. Gelecek kuflak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inan›lmaz bir safl›kla kabul edilmesini hayretle karfl›layacakt›r.92

Bu gelecek, uzakta de¤ildir aksine çok yak›n bir gelecekte insanlar "tesadüfler"in ilah olamayacaklar›n› anlayacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacas› ve en fliddetli büyüsü olarak tan›mlanacakt›r. Bu fliddetli büyü, büyük bir h›zla dünyan›n dört bir yan›nda insanlar›n üzerinden kalkmaya bafllam›flt›r. Evrim aldatmacas›n›n s›rr›n› ö¤renen birçok insan, bu aldatmacaya nas›l kand›¤›n› hayret ve flaflk›nl›kla düflünmektedir.

246


Adnan Oktar

HARUN YAHYA

247


TAR‹H‹ B‹R YALAN:

NOTLAR: 1. L.S.B.Leakey, ‹nsan›n Atalar›, Türk Tarih Kurumu Yay›nlar›: Ankara, 1988, sf.8 2. Abram Kardiner, Posthumous Essays by Branislau Malinowski isimli yaz›n›n özeti, Scientific American, June 1918, sf.58 3. Melville Herskovits, Man and His Works, Knopf: NY, 1950, sf. 467 4. Melville Herskovits, Man and His Works, Knopf: NY, 1950, sf.476 5. Edward A.Freeman, Race and Language, The Colonial Press, New York: 1900 6. Ahmad Thomson, Making History, Ta-ha Publishers Ltd, London, 1997, sf.4 7. Roger Lewin, The Origin of Modern Humans, W.H. Freeman and Company, New York, 1993, sf. 148 8. BBC News, 22 fiubat 200 9. Roger Lewin, The Origin of Modern Humans, W.H. Freeman and Company, New York, 1993, sf. 193 10. Roger Lewin, The Origin of Modern Humans, W.H. Freeman and Company, New York, 1993, sf. 193 11. BBC News, 10 January 2002 12. National Geographic, A¤ustos 2001, sf. 156 13. BBC News, 9 A¤ustos 200 14. http://www.goldenageproject.org.uk/ 108catalhuyuk.html 15. Fenomen, 15 Eylül 1997, sf. 45 16. Robbin Dennell, "The World's Oldest Spears", Nature 385, Feb. 27, 1997, sf. 767 17. Robbin Dennell, "The World's Oldest Spears", Nature 385, Feb. 27, 1997, sf. 767 18. Robbin Dennell, "The World's Oldest Spears", Nature 385, Feb. 27, 1997, sf. 767 19. Robbin Dennell, "The World's Oldest Spears", Nature 385, Feb. 27, 1997, sf. 767 20. Tafl Devrinde Yaflam, Terra X Belgeseli, TRT 21. Bilim ve Teknik, Eylül 2000 22. New Scientist, 11 Nisan 2001 23. Glynn Isaac, Barbara Isaac, The Archaeology of Human Origins, Cambridge University Press: Cambridge, 1989, sf.71; C.B.M Mc Burney, Haua Fteah, Cambridge University Press: Cambridge, 1967, sf.90 24. Vadim N.Stpanchuk, "Prolom II, A Middle Palaeolithic Cave Site in the Eastern Crimea with Non-Utilitarian Bone Artefacts", Proceedings of the Prehistoric Society 59, 1993, sf. 17-37, sf. 3334.) 25. Paul Mellars, The Neandertal Legacy, Princeton: University Press, 1996, sf. 17 ve Vadim N. Stpanchuk, "Prolom II, A Middle Palaeolithic Cave Site in the Eastern Crimea with Non-Utilitarian Bone Artefacts", Proceedings of the Prehistoric Society 59, 1993, sf. 17-37, sf. 17) 26. Neandertals Lived Harmoniously, The AAAS Science News Service, 3 April 1997 27. Ruth Henke, "Aufrecht aus den Baumen", Focus, Cilt 39, 1996, s. 178 28. Chi, Nisan 2005, sf. 46 29. John Baines ve Jaromir Malek, Eski M›s›r Medeniyeti, ‹letiflim Yay›nlar›, ‹stanbul, 1986, Girifl Bölümü 30. William Howells, Getting Here: The Story of Human Evolution, Compass Press, Washington, DC.,1993, sf 229 31. http://www.boop.org/jan/justso/elephant.htm 32. Stephen Jay Gould, Introduction, in Björn Kurtén, Dance of the Tiger: A Novel of the Ice Age (New York: Random House, 1980), xviixviii 33. Gould S.J., "The Return of the Hopeful Monster," in "The Panda's Thumb: More Reflections in Natural History," [1980], Penguin: London , 1990, reprint, sf.158 34. Moustafa Gadalla, Historical Deception: The Untold Story of Ancient Egypt, Basted Publishing, Erie, Pa.USA, 1996, sf.295 35. Interview with Dr.Zaki Hawass, Director of the Pyramids, http://www.pbs.org/wgbh/nova/pyramid/excavation/hawass.html 36. Moustafa Gadalla, Historical Deception: The Untold Story of Ancient Egypt, Basted Publishing, Erie, Pa.USA, 1996, sf.296 37.www.trms.ga.net/~jtucker/lessons/ss/ancegypt.html 38. Afet ‹nan, Eski M›s›r Tarihi ve Medeniyet, Türk Tarih Kurumu Bas›mevi, Ankara: 1956, sf.318 39. Afet ‹nan, Eski M›s›r Tarihi ve Medeniyet, Türk Tarih Kurumu Bas›mevi, Ankara: 1956, sf.87 40. Prof.Dr.Afet ‹nan, Eski M›s›r Tarihi ve Medeniyeti, Türk Tarih Kurumu Yay›nlar›, Ankara, 1956, sf.201 41. J.H.Breasted, Ancient Times, 1916, sf.64 42. Moustafa Gadalla, Historical Deception, The Untold Story of Ancient Egypt, Bastet Publishing, Erie, Pa. USA, 1996, sf.311 43. John Baines, Jaromir Baines, Eski M›s›r, ‹letiflim Yay›nlar›, ‹stanbul: 1986, sf.69 44. Moustafa Gadalla, sf.115 45. Moustafa Gadalla, sf.116 46. Moustafa Gadalla, sf.116 47. Sfenks'in Gözleri, ‹nk›lap Kitabevi, ‹stanbul, 1989, sf. 152 48. Nova Productions, Who Built the Pyramids, www.pbs.org 49. http://www.pip.com.au/~paceman/ ANCIENT%20ELECTRICITY.html 50. Yüce Tanr›'n›n ‹zinde, Cep Kitaplar›, ‹stanbul, Nisan 1995, sf. 186 51. Henry Gee, In Search of Deep Time: Beyond the Fossil Record to a New History of Life, The Free Press, A Division of Simon & Schuster, Inc., 1999, sf. 5 52. Phillip E. Johnson, Reason in the Balance: The Case Against Naturalism in

KABATAfi DEVR‹

Science, Law & Education (Downers Grove, Illinois: InterVarsity Press,1995), sf. 62 53. Temel Britannica, Cilt 16, Ana Yay›nc›l›k, ‹stanbul: Haziran 1993, sf.203 54. Georges Contenau, Everday Life in Babylon and Assyr›a, Edward Arnold Publishers, London, 1964 55. S.N.Kramer, Tarih Sümer'de Bafllar, Türk Tarih Kurumu Yay›nlar›, Ankara: 1990, sf. 224-231 56. http://news.bbc.co.uk/1/low/sci/tech/ 380186.stm 57. http://webexhibits.org/calendars/calendar-mayan.html 58. Swisher III, Roger Lewin, Java Man, Abacus, London, 2002, sf. 205 59. Derek Bickerton, "Babel's Cornerstone," New Scientist (vol. 156, October 4, 1997), sf. 42 60. Richard Dawkins, Unweaving the Rainbow Boston, HoughtonMiflin Co., 1998, sf. 294 61. Wilkins, W.K. & Wakefield, J., Brain evolution and neurolinguistic preconditions. Behavioral and Brain Sciences 18 (1): 161-226 62. Noam Chomsky, Powers and Prospects, sf.16 63. Stephen H. Langdon, "Semitic Mytology of All Races", Vol. V, Archaeol. Instit. Amer., 1931, s. xviii 64. Stephen H. Langdon, The Scotsman, 18 Kas›m 1936 65. H. Frankfort, Third Preliminary Report on Excavations at Tell Asmar (Eshnunna): Quoted by P.J. Wiseman in New Discoveries in Babylonia about Genesis, Marshall, Morgan and Scott, sf. 24. 66. P. Le Renouf, "Lectures on the Origin and Growth of Religion" as illustrated by the Religion of Ancient Egypt, Williams and Norgate, London, 1897, s. 90 67. Sir Flinders Petrie, The Religion of Ancient Egypt, Constable, London, 1908, sf. 3-4 68. Edward McCrady, Genesis and Pagaan Cosmogonies, Trans. Vict. Instit. 72 (1940), sf.55 69. Max Muller, History of Sanskrit Literature: Quoted by Samuel Zwemer, sf. 87 70. Axel Persson, The Religion of Greece in Prehistoric Times, University of California Press, 1942, sf. 124 71. Book review, American Journal of Archaeology, 43 (1939): sf. 170-171 72. Tim Folger, "Buradan Sonsuzlu¤a", Discover, Aral›k 2000, sf. 54 73. Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, New York: Marcel Dekker, 1977, s. 2 74. Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953 (Reprint), sf.196 75. "New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, c. 63, Kas›m 1982, sf. 1328-1330 76. Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, sf. 7 77. Jeffrey Bada, Earth, fiubat 1998, sf. 40 78. Leslie E. Orgel, The Origin of Life on Earth, Scientific American, c. 271, Ekim 1994, sf. 78 79. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189 80. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, sf. 184 81. B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988. 82. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, sf. 179 83. Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, c. 87, 1976, sf. 133 84. Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. sf. 197 85. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, sf. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, c. 258, sf. 389 86. J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Aral›k 1992 87. Alan Walker, Science, c. 207, 1980, sf. 1103; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1. bask›, New York: J. B. Lipincott Co., 1970, sf. 221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, c. 3, Cambridge: Cambridge University Press, 1971, sf. 272 88. Time, Kas›m 1996 89. S. J. Gould, Natural History, c. 85, 1976, sf.30 90. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, sf.19 91. Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, sf. 28 92 Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, sf.43

248


TARİHİ BİR YALANKABATAŞ DEVRİ