Page 1


OKUYUCUYA

•Bu kitapta ve di¤er çal›flmalar›m›zda evrim teorisinin çöküflüne özel bir yer ayr›lmas›n›n nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtar› felsefenin temelini oluflturmas›d›r. Yarat›l›fl› ve dolay›s›yla Allah'›n varl›¤›n› inkar eden Darwinizm, 150 y›ld›r pek çok insan›n iman›n› kaybetmesine ya da kuflkuya düflmesine neden olmufltur. Dolay›s›yla bu teorinin bir aldatmaca oldu¤unu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlar›m›za ulaflt›r›labilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucular›m›z belki tek bir kitab›m›z› okuma imkan› bulabilir. Bu nedenle her kitab›m›zda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayr›lmas› uygun görülmüfltür.

•Belirtilmesi gereken bir di¤er husus, bu kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Yazar›n tüm kitaplar›nda imani konular Kuran ayetleri do¤rultusunda anlat›lmakta, insanlar Allah'›n ayetlerini ö¤renmeye ve yaflamaya davet edilmektedirler. Allah'›n ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyan›n akl›nda hiçbir flüphe veya soru iflareti b›rakmayacak flekilde aç›klanmaktad›r.

•Bu anlat›m s›ras›nda kullan›lan samimi, sade ve ak›c› üslup ise kitaplar›n yediden yetmifle herkes taraf›ndan rahatça anlafl›lmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu etkili ve yal›n anlat›m sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktad›r. Dini reddetme konusunda kesin bir tav›r sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlat›lan gerçeklerden etkilenmekte ve anlat›lanlar›n do¤rulu¤unu inkar edememektedirler.

•Bu kitap ve yazar›n di¤er eserleri, okuyucular taraf›ndan bizzat okunabilece¤i gibi, karfl›l›kl› bir sohbet ortam› fleklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplar› birarada okumalar›, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmalar› aç›s›ndan yararl› olacakt›r.

•Bunun yan›nda, sadece Allah r›zas› için yaz›lm›fl olan bu kitaplar›n tan›nmas›na ve okunmas›na katk›da bulunmak da büyük bir hizmet olacakt›r. Çünkü yazar›n tüm kitaplar›nda ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitaplar›n di¤er insanlar taraf›ndan da okunmas›n›n teflvik edilmesidir.

•Kitaplar›n arkas›na yazar›n di¤er eserlerinin tan›t›mlar›n›n eklenmesinin ise önemli sebepleri vard›r. Bu sayede kitab› eline alan kifli, yukar›da söz etti¤imiz özellikleri tafl›yan ve okumaktan hoflland›¤›n› umdu¤umuz bu kitapla ayn› vas›flara sahip daha birçok eser oldu¤unu görecektir. ‹mani ve siyasi konularda yararlanabilece¤i zengin bir kaynak birikiminin bulundu¤una flahit olacakt›r.

•Bu eserlerde, di¤er baz› eserlerde görülen, yazar›n flahsi kanaatlerine, flüpheli kaynaklara dayal› izahlara, mukaddesata karfl› gereken adaba ve sayg›ya dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, flüpheci ve ye'se sürükleyen anlat›mlara rastlayamazs›n›z.


YAZAR ve ESERLER‹ HAKKINDA Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 y›l›nda Ankara'da do¤du. ‹lk, orta ve lise ö¤renimini Ankara'da tamamlad›. Daha sonra ‹stanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve ‹stanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde ö¤renim gördü. 1980'li y›llardan bu yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser haz›rlad›. Bunlar›n yan› s›ra, yazar›n evrimcilerin sahtekarl›klar›n›, iddialar›n›n geçersizli¤ini ve Darwinizm'in kanl› ideolojilerle olan karanl›k ba¤lant›lar›n› ortaya koyan çok önemli eserleri bulunmaktad›r. Harun Yahya'n›n eserleri yaklafl›k 30.000 resmin yer ald›¤› toplam 45.000 sayfal›k bir külliyatt›r ve bu külliyat 57 farkl› dile çevrilmifltir. Yazar›n müstear ismi, inkarc› düflünceye karfl› mücadele eden iki peygamberin hat›ralar›na hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluflturulmufltur. Yazar taraf›ndan kitaplar›n kapa¤›nda Resulullah'›n mührünün kullan›lm›fl olmas›n›n sembolik anlam› ise, kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-› Kerim'in Allah'›n son kitab› ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmas›n› remzetmektedir. Yazar da, yay›nlad›¤› tüm çal›flmalar›nda, Kuran'› ve Resulullah'›n sünnetini kendine rehber edinmifltir. Bu suretle, inkarc› düflünce sistemlerinin tüm temel iddialar›n› tek tek çürütmeyi ve dine karfl› yöneltilen itirazlar› tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'›n mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duas› olarak kullan›lm›flt›r. Yazar›n tüm çal›flmalar›ndaki ortak hedef, Kuran'›n tebli¤ini dünyaya ulaflt›rmak, böylelikle insanlar› Allah'›n varl›¤›, birli¤i ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düflünmeye sevk etmek ve inkarc› sistemlerin çürük temellerini ve sapk›n uygulamalar›n› gözler önüne sermektir. Nitekim Harun Yahya'n›n eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, ‹ngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, ‹spanya'dan Brezilya'ya, Malezya'dan ‹talya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyan›n daha pek çok ülkesinde be¤eniyle okunmaktad›r. ‹ngilizce, Frans›zca, Almanca, ‹talyanca, ‹spanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boflnakça, Uygurca, Endonezyaca, Malayca, Bengoli, S›rpça, Bulgarca, Çince,


Kishwahili (Tanzanya'da kullan›l›yor), Hausa (Afrika'da yayg›n olarak kullan›l›yor), Dhivelhi (Mauritus'ta kullan›l›yor), Danimarkaca ve ‹sveçce gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurtd›fl›nda genifl bir okuyucu kitlesi taraf›ndan takip edilmektedir. Dünyan›n dört bir yan›nda ola¤anüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insan›n iman etmesine, pek ço¤unun da iman›nda derinleflmesine vesile olmaktad›r. Kitaplar› okuyan, inceleyen her kifli, bu eserlerdeki hikmetli, özlü, kolay anlafl›l›r ve samimi üslubun, ak›lc› ve ilmi yaklafl›m›n fark›na varmaktad›r. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri tafl›maktad›r. Bu eserleri okuyan ve üzerinde ciddi biçimde düflünen insanlar›n, art›k materyalist felsefeyi, ateizmi ve di¤er sapk›n görüfl ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri mümkün de¤ildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklard›r, çünkü fikri dayanaklar› çürütülmüfltür. Ça¤›m›zdaki tüm inkarc› ak›mlar, Harun Yahya Külliyat› karfl›s›nda fikren ma¤lup olmufllard›r. Kuflkusuz bu özellikler, Kuran'›n hikmet ve anlat›m çarp›c›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Yazar›n kendisi bu eserlerden dolay› bir övünme içinde de¤ildir, yaln›zca Allah'›n hidayetine vesile olmaya niyet etmifltir. Ayr›ca bu eserlerin bas›m›nda ve yay›nlanmas›nda herhangi bir maddi kazançhedeflenmemektedir. Bu gerçekler göz önünde bulunduruldu¤unda, insanlar›n görmediklerini görmelerini sa¤layan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmas›n› teflvik etmenin de, çok önemli bir hizmet oldu¤u ortaya ç›kmaktad›r. Bu de¤erli eserleri tan›tmak yerine, insanlar›n zihinlerini buland›ran, fikri karmafla meydana getiren, kuflku ve tereddütleri da¤›tmada, iman› kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmad›¤› genel tecrübe ile sabit olan kitaplar› yaymak ise, emek ve zaman kayb›na neden olacakt›r. ‹man› kurtarma amac›ndan ziyade, yazar›n›n edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyece¤i aç›kt›r. Bu konuda kuflkusu olanlar varsa, Harun Yahya'n›n eserlerinin tek amac›n›n dinsizli¤i çürütmek ve Kuran ahlak›n› yaymak oldu¤unu, bu hizmetteki etki, baflar› ve samimiyetin aç›kça görüldü¤ünü okuyucular›n genel kanaatinden anlayabilirler. Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaflalar›n, Müslümanlar›n çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizli¤in fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulman›n yolu ise, dinsizli¤in fikren ma¤lup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konmas› ve Kuran ahlak›n›n, insanlar›n kavray›p yaflayabilecekleri flekilde anlat›lmas›d›r. Dünyan›n günden güne daha fazla içine çekilmek istendi¤i zulüm, fesat ve kargafla ortam› dikkate al›nd›¤›nda bu hizmetin elden geldi¤ince h›zl› ve etkili bir biçimde yap›lmas› gerekti¤i aç›kt›r. Aksi halde çokgeç kal›nabilir. Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmifl olan Harun Yahya Külliyat›, Allah'›n izniyle, 21. yüzy›lda dünya insanlar›n› Kuran'da tarif edilen huzur ve bar›fla, do¤ruluk ve adalete, güzellik ve mutlulu¤a tafl›maya bir vesile olacakt›r.


Bu kitapta kullan›lan ayetler, Ali Bulaç'›n haz›rlad›¤› "Kur'an-› Kerim ve Türkçe Anlam›" isimli mealden al›nm›flt›r.

Birinci Bask›: Aral›k, 2001 ‹kinci Bask›: Eylül, 2005 Üçüncü Bask›: Ekim, 2005 Dördüncü Bask›: Mart, 2006 Beflinci Bask›: Temmuz, 2006 Alt›nc› Bask›: Eylül, 2007 Yedinci Bask›: Mart 2008

ARAfiTIRMA YAYINCILIK Talatpafla Mah. Emirgazi Caddesi ‹brahim Elmas ‹flmerkezi A Blok Kat 4 Okmeydan› - ‹stanbul Tel: (0 212) 222 00 88 Bask›: Ertem Matbaas› Nasuh Akar Mahallesi 25. Sokak No: 19 Balgat - Ankara Tel: (0 312) 284 18 14

www.harunyahya.org -www.harunyahya.net


‹ Ç ‹ N D E K ‹ L E R

G‹R‹fi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .33 GAFLET HAL‹ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .47 GAFLETTE OLANLARIN ÖZELL‹KLER‹ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .52 GAFLET‹N NEDENLER‹ . . . . . . . . . . . . . .65 GAFLETTEN KURTULMAK ‹Ç‹N . . . . . .75 GAFLET‹N SONU . . . . . . . . . . . . . . . . . . .101 SONUÇ . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .104 EVR‹M YANILGISI . . . . . . . . . . . . . . . . . .107


10


11

Tek bir proteinin tesadüfen oluflma ihtimali 10950’de bir ihtimaldir ki bu da imkans›za eflittir. Bir tane protein bile tesadüfen oluflamazken, Darwinistler, milyonlarca proteinden oluflan benim gibi bir canl›n›n tesadüfen olufltu¤unu iddia ederler.

www.sevimlicanlilar.com


12

Sizin ‹lahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dıflında ‹lah yoktur. O, ilim bakımından herfleyi kuflatmıfltır. (Taha Suresi, 98)

Bir insan›n burnunda 5-10 milyon civar›nda koku alma hücresi varken, benim burnumda 220 milyon civar›nda koku alma hücresi var. Sahip oldu¤um her özellik, Yüce Allah’›n bana verdi¤i eflsiz birer nimettir.


13

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Art›k ö¤üt al›p-düflünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17) Allah, annemin karn›nda, tek bir ortak ana hücreyi ço¤altarak, benim tüm dokular›m›, organlar›m›, yüzümü, gözlerimi meydana getirdi. Rabbim, yaratt›¤› tüm hücrelerime ne kadar ço¤almalar› gerekti¤ini, ne zaman durmalar› gerekti¤ini ve hangi organlar›m› meydana getirmeleri gerekti¤ini sürekli olarak ilham ediyor.


14

Allah dedi ki: "‹ki ‹lah edinmeyin: O, ancak tek bir ‹lah't›r. Öyleyse Benden, yaln›zca Benden korkun." Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan baflkas›ndan m› korkup-sak›n›yorsunuz? (Nahl Suresi, 51-52) www.sakinunutmayin.com


15

Darwinistler, benim sahip oldu¤um tek bir hücrenin bile aç›klamas›n› yapamazken, benim tüm güzelli¤imin, etraf›mdaki a¤açlar›n, di¤er çiçeklerin, meyvelerin, uçsuz bucaks›z ormanlar›n tesadüfen meydana geldi¤ini iddia ederler. Oysa beni de, etraf›mdaki tüm ihtiflaml› güzellikleri de yaratan, alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’t›r.

www.ulusalbilimlerakademisininyanilgilari.com


16

Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; flu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol... (Meryem Suresi, 65) Darwinistler, annemin bana olan flefkatini, kör tesadüflere ba¤larlar. Ama bilinçsizce geliflen olaylar›n, fedakarl›k, flefkat ve dayan›flma gibi bilinç ve ak›l gerektiren özellikleri nas›l meydana getirdi¤ini hiçbir flekilde aç›klayamazlar.


17

(Bunlar,) '‹çten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. (Kaf Suresi, 8-9)

www.netcevap.org


18

Sahip oldu¤um tek bir DNA'n›n herhangi bir basama¤›ndaki, örne¤in 719 milyon 348 bin 632'nci basamaktaki tek bir harfin yanl›fl kodlanmas› gibi bir hata bile benim için korkunç soruçlara yol açabilir. Buna ra¤men Darwinistler, kusursuz yap›mla benim, rastgele olaylar›n bir sonucu oldu¤umu iddia ederler. Bunun imkans›z oldu¤u apaç›kt›r.

www.darwinizminsonu.com


19

Düflmanlar›m›za karfl› oldukça y›rt›c› olmam›za ra¤men, ailemize karfl› son derece flefkatli ve sevgi doluyuz. E¤er her fley Darwinistlerin söyledi¤i gibi fluursuz olaylar›n sonucunda gelifliyorsa ve onlar›n iddia etti¤i gibi do¤ada yaln›zca bir mücadele hakimse, bu durumda sevgiyi, flefkati ve korumac›l›¤›, yavrular›m›za karfl› özverili davran›fllar› hiçbir flekilde bilmiyor olmam›z gerekirdi. www.masausturesimleri.net


20

Kara memelilerinin en irilerinden olan gergedanlar, bundan 75 milyon y›l önce de ayn› bugünkü gibi güçlü difllere, boynuzlara sahiptiler. Çin’de ortaya ç›kar›lan bu kafatas› fosili dikkatlice incelendi¤inde aradan geçen milyonlarca y›lda gergedanlarda hiçbir de¤ifliklik olmad›¤› görülmektedir.

www.kabatasdevri.com

75 milyon y›ll›k gergedan kafatas› fosili


21

Geyiklerin onlarca türünden biri olan benekli geyi¤e dünyan›n pek çok bölgesinde rastlamak mümkündür. Fosilleflerek bugüne kadar muhafaza olan bu geyik kafatas›, yeryüzünde evrimsel bir geliflim yaflanmad›¤›n›, canl›lar›n yarat›ld›klar› ilk halleriyle bugünkü görünümleri aras›nda hiçbir fark olmad›¤›n› ortaya koymaktad›r.

www.darwinistneleridusunmez.com

78 milyon y›ll›k benekli geyik kafatas› fosili


22

Evrimcilerin iddialar› do¤ru olsayd›, geçmiflte, hem antilop özelli¤i tafl›yan hem de farkl› bir canl› türünün özelliklerine sahip olan pek çok garip canl›n›n olmas› gerekirdi. Ne var ki, say›s›z masalla ve hayali senaryoyla dolu olan evrimci yay›nlarda, bir tane bile ara canl› fosili sergilenmemektedir. Çünkü böyle bir canl› tarihin hiçbir döneminde yaflamam›flt›r. Tüm canl›lar, resimde örne¤i görülen 83 milyon y›ll›k antilop gibi, var olduklar› ilk halleriyle günümüze kadar gelmifllerdir.

83 milyon y›ll›k antilop fosili


23

Mustelidea familyas›na dahil olan sansarlar, milyonlarca y›ld›r de¤iflmeyen yap›lar›yla, evrimin iddialar›n› yalanlayan canl›lardan biridir. Yap›lan jeolojik araflt›rmalar, di¤er tüm bilim dallar› gibi, evrim teorisinin geçersizli¤ini ortaya koyarken, Yarat›l›fl'›n aç›k bir gerçek oldu¤unu gözler önüne sermektedir.

www.evrimcilerinitiraflari.com

23 - 5 milyon y›ll›k sansar kafatas› fosili


24

Kuzey kutup bölgesinde kimi zaman -40 dereceyi bulan so¤ukta yaflayan kutup tilkileri, beslenmek için kimi zaman 1000 kilometrelik yol katederler. Allah’›n güç flartlara dayan›kl› yaratt›¤› kutup tilkisinin fosil kafataslar›, günümüzdeki canl› örneklerine birebir benzemektedir. Bu apaç›k delil, tüm canl›larda oldu¤u gibi tilkilerin de yarat›ld›klar› ilk andaki halleri ile günümüzde de var olduklar›n› göstermektedir.

www.evrimmasali.com

8.2 milyon y›ll›k kutup tilkisi kafatas› fosili


25

Darwinistlerin 150 y›ld›r devam eden ara form fosili aray›fl› büyük bir hüsranla sonuçlanm›flt›r. Günümüzde evrimcilerin delil diye ortaya koyabilecekleri hiçbir bulgu yoktur. Antropolog Jeffrey H. Schwartz fosil kay›tlar›n›n, Darwinizm'in aleyhine oldu¤unu flöyle ifade eder: "Pek çok paleontolog fosil kay›tlar›nda, kay›p halkalar› bulmak yerine, sadece büyük boflluklarla ve bugüne kadar kaydedilmifl fosil türleri aras›nda herhangi bir ara form olmad›¤› gerçe¤iyle yüz yüze geldi." (Schwartz, Jeffrey H., Sudden Origins, 1999, s. 89)

23 - 5 milyon y›ll›k kutup porsu¤u


26

Resimdeki 89 milyon y›ll›k panter kafatas› fosili, bu canl›lar›n on milyonlarca y›ld›r de¤iflmediklerini ortaya koymaktad›r. E¤er Darwinistlerin iddialar› do¤ru olsayd›, fosil kay›tlar›nda henüz tam geliflmemifl bir çok panter fosili bulunmas› gerekirdi. Ancak, kay›tlarda böyle "yar›m" bir pantere hiç rastlanmam›flt›r. Bulunan tüm panter fosilleri, günümüzdeki panterlerin sahip olduklar› özelliklere eksiksiz sahiptir. Bu da, panterlerin evrim geçirmedi¤inin önemli delillerinden biridir. Panterler de, di¤er tüm canl›lar gibi, Yüce Allah'›n eseridir.

89 milyon y›ll›k panter kafatas› fosili


27

Günümüzdeki pandalar›n tafl›d›klar› tüm özelliklere sahip olan, bundan 96 milyon y›l önce yaflam›fl olan pandalar evrimi reddetmektedir. Fosillerle ispatlanan bu gerçek, aç›k ve net olarak ortadad›r. Darwinistlerin ›srarla göz ard› etmeye çal›flmalar›, bu gerçe¤i de¤ifltirmez. Canl›lar evrimsel bir süreç sonucunda ortaya ç›kmam›flt›r. Canl› ve cans›z tüm varl›klar› Allah yaratm›flt›r.

www.harunyahya.net

88 milyon y›ll›k panda kafatas› fosili


28

Fosil kay›tlar› kum tilkilerinin hep kum tilkisi olarak var olduklar›n›, baflka bir canl›dan türemediklerini ispatlam›flt›r. Günümüz kum tilkileriyle her yönden ayn› olan 86 milyon y›ll›k resimdeki kum tilkisi kafatas› fosili, evrimcilerin sadece hayallerini dile getirdiklerinin delilidir. Darwinistlerin iddia ettikleri gibi bir süreç hiçbir zaman yaflanmam›flt›r, evrimci varsay›mlar bilimsel dayanaktan yoksundur. www.evrimbelgeseli.com

86 milyon y›ll›k kum tilkisi kafatas› fosili


29

Darwinistlerin fosiller karfl›s›ndaki çaresizli¤ini gözler önüne seren bulgulardan biri de, resimdeki 65 milyon y›ll›k kuzey do¤u kaplan› kafatas› fosilidir. Evrimciler söz konusu canl›lar›n hayali evrim sürecini delillendirebilecek bir tane dahi bulgu ortaya koyamazken, say›s›z fosil kuzey do¤u kaplanlar›n›n evrim geçirmedi¤ini, yarat›ld›¤›n› ispatlamaktad›r.

www.harunyahya.org

65 milyon y›ll›k kuzey do¤u kaplan› kafatas› fosili


30

Evrimcilerin çok uzun y›llard›r arad›klar› ara geçifl fosilleri hiçbir flekilde bulunamamakta, öte yandan Yarat›l›fl gerçe¤ini ortaya koyan fosillere her gün bir yenisi eklenmektedir. Resimdeki zebra kafatas› fosili de bu örneklerden biridir. Difl ve çene yap›s› günümüz örneklerinden farks›z olan bu fosil, evrim teorisinin büyük bir aldatmacadan ibaret oldu¤unu, tüm canl›lar› Allah'›n yaratt›¤›n› bir kez daha teyit etmektedir.

www.islamterorulanetler.com

75 milyon y›ll›k zebra kafatas› fosili


31

Darwinistlerin açmazda oldu¤u konulardan biri de memelilerin kökenidir. Evrimciler, memelilerin kökenine ve bu s›n›fa dahil canl›lar›n birbirleriyle olan sözde evrimsel akrabal›k iliflkilerine dair hiçbir kan›t gösteremezler. 90 milyon y›ll›k bu kaplan kafatas› fosili de evrim teorisinin ne kadar büyük bir ç›kmaz içinde oldu¤unun delillerinden biridir.

www.bilgilerdunyasi.net

90 milyon y›ll›k kaplan kafatas› fosili


G‹R‹fi

Küçük bir çocu¤un mutlu ve nefleli tav›rlar› insanlar› imrendirir. Çünkü, büyükleri için oldukça önemli olan, üzerinde uzun uzun düflündükleri, ciddi kararlar ald›klar›, tepki gösterdikleri olaylar›n onun için bir anlam› yoktur. Örne¤in, ne ekonomik krizler, ne do¤al afetler, ne dünyada yaflanan savafllar, ne de uygulanan zulümler onun için bir fley ifade etmez. Etraf›nda olup bitenlerden habersiz bir flekilde ac›kmak, susamak ve oyunca¤›n› kaybetmek gibi nedenlerin d›fl›nda hiçbir fleyden huzursuzluk duymadan kendi dünyas›nda yaflar. Huzurunun kaçmas›na neden olan bu sebepler olmad›¤› sürece de fluursuzca uyumaya, oynamaya ve gülmeye devam eder. Ne var ki, birçok insan›n -her ne kadar ilk bak›flta fark edilmese de- fluur olarak bu küçük çocuktan pek fark› yoktur. Bu fluursuzluk, Allah'›n ve ahiretin varl›¤›, kendisinin yarat›l›fl amac›, ölümün mutlaka gerçekleflecek kesin bir gerçek oldu¤u, öldükten sonra her yapt›¤›n›n hesab›n›n Allah'a muhakkak verilecek olmas› gibi en önemli gerçeklerin kavranmas›nda yaflan›r. ‹nsanlar›n büyük bir ço¤unlu¤u, Allah'›n aç›k ayetlerinden, emir ve yasaklar›ndan habersiz bir flekilde, sadece kendi istek ve arzular› do¤rultusunda yaflarlar. Bu insanlar›n, dünya nimetlerine sahip olmak, mutlu olmak, e¤lenmek, nefsani arzular›n› tatmin etmek d›fl›nda baflka bir istekleri yoktur. Sadece dünyan›n çekici süsüne ilgi duyar ve istedikleri fleylere sahip olmak için yaflamlar› boyunca çaba harcarlar. En büyük s›k›nt›y› ise, bu çabalar›n›n bofla ç›kmas› ya da ellerindekini yitirmeleri sonucunda yaflarlar. 33


ADNAN OKTAR

me sahip, siz hiç fark›nda de¤ilken içinde pefl pefle yüzlerce kusursuz ve karmafl›k ifllemin meydana geldi¤i bedeniniz bir gün önceki haliyle karfl›n›zdad›r. Ancak ço¤u insan bu gerçeklerin fluurunda olmadan hareket eder. Sabah kalkt›¤›nda aynaya bakarken genelde yüzünün genel görünümü, bak›m› veya saçlar›n›n flekli d›fl›nda baflka bir fleyi akl›na getirmez. Zihninde genelde ifl, okul ya da gün içinde yapacaklar› d›fl›nda bir düflünce yoktur. Oysa ço¤unlu¤un dikkatinden kaçan gerçek fludur: Yeni bafllayan bir günle tüm insanlara Allah'a yönelmeleri ya da O'na olan yak›nl›klar›n› art›rmalar› için yeni bir f›rsat daha verilmifltir. Belki de bu f›rsat kifliye tan›nm›fl son bir f›rsatt›r. Kim bilir belki de o gün dünyada geçirece¤i son gündür. Ne yaz›k ki, insanlar›n büyük ço¤unlu¤u kendilerine verilen bu f›rsat›n fark›nda de¤ildir. Bu nedenle de genelde zihinlerini, Allah'› de¤il kendilerini ya da çevrelerindeki insanlar› hoflnut etmeyi düflünerek ve bunun planlar›n› yaparak meflgul ederler. Bu durumu bir örnekle aç›klayal›m: Bir bilgi yar›flmas› düflünün. Yar›flmay› kazanana çok büyük miktarda para verilsin. Yar›flma s›ras›nda acaba yar›flmac› nas›l davran›r? Sorular› dinleyip cevaplar›n› düflünmek yerine etraf›na bak›n›p oyalan›r, soruyu soran sunucunun elbisesini, ses tonunu, saç›n› m› elefltirir ya da sorunun cevab›n› düflünmek yerine yar›n ne yapaca¤›n›, ne giyece¤ini mi düflünür? Tam tersi bu kifli büyük bir dikkatle sunucuyu dinler, fluuru tam aç›kt›r. K›s›tl› süresini iyi de¤erlendirmeye çal›fl›r. Cevab› bulmak için konsantre olur. Baflar›l› olabilmek için muhakkak ki konu d›fl›ndaki hiçbir fleyle ilgilenmez. Aksine elindeki f›rsat› en güzel flekilde de¤erlendirmeye çal›fl›r. Ama söz konusu az önce sayd›¤›m›z türden anlams›z davran›fllarda bulunursa, yar›flmac›n›n büyük bir flaflk›nl›k, fluur kapan›kl›¤›, ak›ls›zl›k, k›saca gaflet içinde oldu¤unu düflünürüz. 35


HARUN YAHYA

Ancak ço¤u insan›n içinde bulundu¤u gaflet hali verdi¤imiz bu örnekten çok daha ciddi boyutlardad›r. Bu gaflet hali, insanlar›n, Allah'›n kendilerini kulluk etmeleri için yaratt›¤›n›n bilincinde olmadan, Allah'›n emir ve yasaklar›ndan tamamen uzak bir hayat yaflamalar›d›r. Gaflet tüm insanlar› dikkatli olmad›klar› ve Allah'a gönülden boyun e¤medikleri sürece tehdit eden çok büyük bir tehlikedir. Çünkü gaflette olan ya da gaflete sürüklenen bir kifli Kuran'da belirtilen tüm emir ve yasaklara samimi bir flekilde uymad›¤›n›, ayr›ca her an gaflete kap›labilece¤ini ya da düflünmedi¤i sürece içinde bulundu¤u durumu fark edemez. Dolay›s›yla, bu kitab› eline alan her okuyucu, kendisinin de gaflette olabilece¤ine ihtimal vererek okumal›, kendini "müsta¤ni", yani bu sinsi tehlikeden uzak ve güvende görmemelidir. Çünkü Rabbimiz Kuran'da, "Hay›r; gerçekten insan, azar. Kendini müsta¤ni gördü¤ünden." (Alak Suresi, 6-7) fleklinde buyurmufltur. ‹nsan, ancak müsta¤niyetten kaç›nd›¤› zaman Kuran ayetlerini rehber edinerek kendi durumunu tahlil edebilir, eksiklerini ve hatalar›n› düzelterek, ihmal etti¤i konular› telafi edebilir. Çünkü insan›n sürekli gaflet içinde kalmas›n›n ve gafletin derinli¤inin gün geçtikçe artmas›n›n en büyük sebebi kiflinin kendini eksiksiz ve kusursuz görmesi, halinden memnun olmas›d›r. Bu kitab›n amac›, gafletin Kuran'a göre tan›m›n› yapmak ve insanlar› bu sinsi tehlikeye karfl› uyarmakt›r. Ayn› zamanda, kimi insanlar›n bilinçsizce ve cahilce içine düfltükleri gaflet halini fark etmelerini sa¤layarak, bu durumdan kurtulmalar›na yard›mc› olmak ve müminleri fleytan›n bu sinsi tuza¤›na karfl› her an uyan›k ve dikkatli olmaya davet etmektir. 36


GAFLET HAL‹

Gaflet hali, giriflte de k›saca tan›mlad›¤›m›z gibi, kiflinin, Allah'›n ve ahiretin varl›¤›ndan habersiz olmas› ya da haberi oldu¤u halde bu bilginin gerektirdi¤i bilinç ve sorumlulu¤u, davran›fl fleklini göstermeyerek, kay›ts›z ve umursuz bir tutum içinde bulunmas›d›r. Gaflet hali kimi zaman iman eden bir kimse için k›sa süreli, geçici bir unutkanl›k ya da dalg›nl›k fleklinde olabildi¤i gibi kimi zaman da Allah'a iman etmeyen ya da O'na ortak koflanlarda oldu¤u gibi tüm yaflamlar›n› ve yaflamlar›n›n her ayr›nt›s›n› kaplayacak derecede derin olabilir. Dünya üzerinde pek çok insan, yarat›l›fl amac›n› düflünmeden, nefsinin arzular›yla oyalan›p bofl ve yarars›z ifllerle u¤raflarak fluursuzca yaflam›n› sürdürür. "Gününü gün etme" mant›¤›yla, sadece dünyadaki nimetlerin en iyisine ve en fazlas›na sahip olmay› hedefler. Onun için önemli olan, "dünyaya bir daha m› gelece¤iz" düflüncesiyle bu zaman› en iyi flekilde de¤erlendirmektir. Bu yüzden de yaflad›¤› zaman dilimine sadece, kendince en fazla zevki ve e¤lenceyi s›¤d›rmaya çal›fl›r. Ölece¤ini bilir, ancak öldükten sonra kendisini bekleyen ebedi azaptan habersizdir ya da Allah'›n üstün 37


HARUN YAHYA

gücünü kavrayamad›¤› için bu azab›n fliddetini düflünmez. Oysa bu azab›n fliddeti Kuran'›n pek çok ayetinde tarif edilmektedir. (Detayl› bilgi için bak›n›z, Harun Yahya, Ölüm-K›yamet-Cehennem) Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: ... O zulmedenler, azaba u¤rayacaklar› zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'›n oldu¤unu ve Allah'›n verece¤i azab›n gerçekten fliddetli oldu¤unu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165) Art›k o gün hiç kimse (Allah'›n) verece¤i azab gibi azabland›ramaz. Onun vuraca¤› ba¤› hiç kimse vuramaz. (Fecr Suresi, 25-26) ‹çine at›ld›klar› zaman, kaynay›p-feveran ederken onun korkunç homurtusunu iflitirler. Öfkesinin-fliddetinden neredeyse patlay›p parçalanacak. Her bir grup içine at›ld›¤›nda, bekçileri onlara sorar: "Size bir uyar›c› gelmedi mi?" (Mülk Suresi, 7-8) ... Ç›lg›n atefl olarak cehennem yeter. Ayetlerimize karfl› inkara sapanlar› flüphesiz atefle sokaca¤›z. Derileri yan›p döküldükçe, azab› tadmalar› için onlar› baflka derilerle de¤ifltirece¤iz. Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün oland›r, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 55-56) Gaflet içindeki insanlar›n ço¤u Allah'›n varl›¤›n› bilir, ancak O'na kesin bir bilgiyle iman etmez, teslim olmazlar. Bu nedenle de hayatlar›ndaki her zorlu ve s›k›nt›l› olayda, tevekkülsüzlüklerinden dolay› derin bir ac› ve üzüntü duyarlar. En küçük s›k›nt›lar›n bile, hayatlar›n› alt üst etmeye yetti¤i bu kimseler toplumda karamsar, 38


ADNAN OKTAR

mutsuz ve bunal›m içindeki insan tiplerini olufltururlar. Oldukça bofl ve yarars›z ifllerle geçirdikleri uzun zamanlar› "yo¤unluk", "meflguliyet" olarak nitelendirirler. Bu "bofl yo¤unluklar›" nedeniyle de kendilerini önemli ve yeterli hissederler. Oysa bu yo¤unluk, gaflet içindeki insan›n fluursuzlu¤unu körükleyen bofl bir oyalanmadan baflka bir fley de¤ildir. ‹nkar edenlerin bofl oyalanmalar› ayetlerde flöyle tarif edilmektedir: O inkâr edenler Müslüman olmay› nice kereler dileyecekler. Onlar› b›rak; yesinler, yararlans›nlar ve onlar› (bofl) emel oyalayadursun. ‹lerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 2-3) Gaflet, Allah'› ve ahiret gününü unutmufl insanlar› çepeçevre sarm›fl sinsi bir hastal›k gibidir. Bu, insan›n zihnini uyuflturan, akl›n› örten bir hastal›kt›r. Bu uyuflukluk ve fluursuzluk içinde insan kendisini kuflatan ve bekleyen gerçeklerin fark›na varamaz. Bu nedenle gaflet halindeki insanlar görebilme, duyabilme gibi duyulara sahip olmalar›na ra¤men, gördüklerini ve duyduklar›n› de¤erlendirme, muhakeme etme yetene¤ini kaybetmifllerdir. Çünkü kendilerini saran gaflet ak›llar›n› örtmüfltür. Gaflet içindeki insanlar tüm zamanlar›n› nefislerinin s›n›rs›z isteklerini tatmin etmek için sarf ederler, baflka bir fley düflünmezler. ‹stek ve tutkular›n›, tüm benliklerini adad›klar› birer ilah edinmifllerdir. Onlar›n durumu Kuran'da flöyle bildirilir: Kendi istek ve tutkular›n› (hevas›n›) ilah edineni gördün mü? fiimdi ona karfl› sen mi vekil olacaks›n? Yoksa sen, onlar›n ço¤unu (söz) iflitir ya da akl›n› kullan›r 39


HARUN YAHYA

m› say›yorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hay›r, onlar yol bak›m›ndan daha flaflk›n (ve afla¤›) d›rlar. (Furkan Suresi, 43-44) Gafletin önemli özelliklerinden biri de kiflinin gerçeklerden uzaklafl›p hayal dünyas›nda yaflamas›d›r. Örne¤in gençler, sürekli gelecekle ilgili hayaller kurarlar ve zihinlerini yaln›zca bununla meflgul ederler. Kurulan hayaller sonucunda da sanki bu hayaller gerçekmifl gibi mutluluk duyarlar. ‹leriki yafllarda ise insanlar daha s›n›rl› hayaller kurarak, daha çok hat›ralar›yla zaman geçirir ve bunlarla yaflarlar. Çok k›sa bir zaman içinde yak›nlar›na anlatacak pek çok an› bulabilir ve bunlar› dile getirirken o anki heyecan veya hüznü adeta yeniden duyarlar. Görüldü¤ü gibi gaflet içindeki insanlar›n zihinleri, hayaller ve hat›ralarla yo¤un bir flekilde meflguldür. Ama as›l düflünülmesi gereken ahiret günü, cennet ve cehennem gibi gerçekleri göz ard› ederler. Bu insanlar ne fikirlerinde ne de kalplerinde Allah ile ba¤lant› halinde de¤ildirler. Gafil insan, gerçekleri, hayaller ve hat›ralar aras›nda yaln›zca istenmeyen, puslu ve karanl›k bir kare olarak alg›lar ve gerçekler bir an akl›na geldi¤inde bunlar› düflünmekten vazgeçip hemen kendince toz pembe düfllerine geri döner. Gaflet, gözleri bozuk olan bir insan›n, nesneleri ve insanlar› yaln›zca puslu ya da karmafl›k flekillerden ibaret görmesi gibidir. Bu durumdaki insan, gördükleri hakk›nda detayl› bir bilgiye sahip olamaz. Ancak gözlük takt›¤›nda, görüntü netleflir ve herfleyi en ince ayr›nt›s›na kadar görebilir. Art›k görüntüdeki netlik sayesinde, gözlükler olmad›¤›nda ne kadar az gördü¤ünün, hatta göremedi¤inin tam olarak fark›na varacakt›r. 40


ADNAN OKTAR

Gaflet içindeki bir insan için de benzer -ancak çok daha ciddi ve önemli- bir alg› eksikli¤i söz konusudur. Gaflet içindeyken insan›n Allah'›n varl›¤›n›, üstün izzet ve flerefini gere¤i gibi takdir edebilmesi mümkün de¤ildir. Ancak samimi bir flekilde kalben Allah'a yöneldi¤i, dua etti¤i, tefekkür etti¤i ve Allah'›n s›n›rlar›na riayet etti¤i zaman içinde bulundu¤u gafletin boyutlar›n›n fark›na varacakt›r. Bunun sonucunda ise, gafletin neden oldu¤u kavrama bozuklu¤u Allah'›n izniyle kalkacak, gerçekleri aç›k ve net bir biçimde görüp kavrayacakt›r.

‹nkar edenlerin gaflet hali Allah'›n varl›¤›n› inkar edip, O'nun ad›n›n an›lmas›na dahi tahammül edemeyenlerin içinde bulundu¤u durum, gafletin insan› dünyada sürükleyebilece¤i en son noktaya bir örnektir. Tamamen inkar batakl›¤›na saplanm›fl olan bu insanlar, Allah'›n sevmedi¤i ve k›nad›¤›, kötü, çirkin ve yanl›fl olan pek çok özelli¤i üzerlerinde bar›nd›ran kiflilerdir. ‹nkar eden bu insanlar, isyankar, kibirli, bencil, asabi, yalanc›, riyakar, dengesiz bir yap›da, her türlü kötülü¤ü yapmaya haz›r kiflilerdir. Menfaatleri söz konusu oldu¤unda anne-babalar›n› bile tan›mayan bu insanlar› dünya h›rs› kaplam›flt›r. ‹stediklerini yapmakta hiçbir engel tan›mazlar. Karfl›lar›na ç›kan engelleri aflmak için her türlü sahtekarl›¤›, ahlaks›zl›¤› ve s›n›r tan›mazl›¤› yapmakta bir sak›nca görmezler. Vicdanlar›n› tam olarak örtmüfl olan bu insanlar, merhamet, flefkat ve ac›ma duygular›n› da yitirmifllerdir. Çevrelerine karfl› 41


HARUN YAHYA

her türlü duyarl›l›ktan yoksundurlar. Sadece kendileri için yaflarlar. Zihinlerinde nefislerinin bencil istek ve tutkular›n› tatminden daha önemli bir düflünce yoktur. Gaflet onlar› öyle sarm›flt›r ki, kendileri Allah'› asla anmad›klar› gibi, Allah'›n ad›n›n an›lmas›na bile tahammül edemezler. Bir Kuran ayetinde onlar›n bu durumu flöyle ifade edilir: Sadece Allah an›ld›¤› zaman, ahirete inanmayanlar›n kalbi öfkeyle kabar›r... (Zümer Suresi, 45) Ahireti inkar eden bu insanlar, vicdanlar›n› rahatlatmak ve kendilerini temize ç›karmak için din aleyhinde konuflmalar yaparak di¤er insanlar› da kendileri gibi inkara sürüklemeye çal›fl›rlar. Kendilerini bekleyen sonsuz azaptan habersiz olan bu insanlar yapt›klar› kötülüklerin fluurunda de¤ildirler. Derin gaflet içindeki bu insanlar›n durumu Kuran'da flöyle tarif edilmektedir: Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi yapt›klar›n› süslemifliz, böylece onlar, 'körlük içinde flaflk›nca dolafl›rlar'. ‹flte onlar; en kötü azab onlar›nd›r ve ahirette de en büyük kayba u¤rayanlard›r. (Neml Suresi, 4-5) Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok say›da kifli yaratt›k (haz›rlad›k). Kalbleri vard›r, bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r, bununla görmezler, kulaklar› vard›r, bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179)

42


ADNAN OKTAR

Görüldü¤ü gibi, sonsuz azab›n kendilerini bekledi¤ini görmezlikten gelen inkarc›lar kendilerini saran gaflet nedeniyle, Kuran'da hayvanlardan daha afla¤› bir konumda tarif edilirler. Kuran'›n tarifiyle, "gafil" olan bu insanlar›n, hayvanlar gibi sadece yiyip içmek ve hofllar›na gideni yapmak d›fl›nda baflka bir gayeleri yoktur. Bir baflka ayette de yaln›zca dünyaya odaklanarak yaflamlar›n› sürdüren gaflet içindeki inkarc›lar›n durumu flöyle tarif edilmektedir: Onlar, dünya hayat›ndan (yaln›zca) d›flta olan› (zahir) bilirler. Ahiretten ise gafil olanlard›r. (Rum Suresi, 7) Sadece dünya hayat›n› düflünerek hareket eden bu insanlar, her devirde kutsal kitaplar, peygamberler ve imanl› insanlar vas›tas›yla, k›yamet gününe ve mutlaka hesaba çekilecekleri gerçe¤ine karfl› uyar›l›rlar. Yapt›klar› kötülüklerin suç oldu¤u ve bu suçlar›n karfl›l›ks›z kalmayaca¤›, ceza günü ile muhakkak karfl›laflacaklar› hat›rlat›l›r. E¤er Allah'›n emir ve tavsiyelerini uygulamazlarsa, yeryüzünde bozgunculuk ç›karan, kötülüklerle dolu bir yaflam sürdürürlerse, bu durumda sonsuz cehennem azab›n› tercih etmifl olacaklar› kendilerine anlat›l›r. Bu durumda söz konusu insanlar›n Allah'›n uyar›lar›n› dikkate alarak, bütün hal ve hareketlerini, bunlar›n hesab›n› sorgu gününde verebilecekleri flekilde düzenlemeleri gerekir. Ancak Allah her türlü uyar›ya ra¤men, bu çok aç›k ve net gerçeklere karfl› kimi insanlar›n kay›ts›z kalabildi¤ini Kuran'da flöyle bildirmektedir: ‹nsanlar›n hesaba çekilecekleri (gün) yaklaflt›. Onlar, ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 1)

43


HARUN YAHYA

Müflriklerin gaflet hali ‹nsanlar›n baz›lar› ‹slam'› Kuran'a göre de¤il de çevrelerinden edindikleri kulaktan dolma bilgilerle, büyüklerinden duyduklar›, Kuran ile ilgisi olmayan uygulamalarla yaflarlar. Oysa bu insanlar gerçekte ‹slam'›n özünden çok farkl› bir dini yaflamaktad›rlar. Atalar›ndan, geleneklerden kalma, bat›l bir dini ‹slam ad›na benimsemifllerdir. Bu yüzden, Kuran'› okusalar bile bat›l dinleri ile yorumlad›klar›ndan onu gere¤i gibi anlamazlar. Kuran'da tarif edilen ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetinde örnekleri aktar›lan gerçek imandan, mümin özelliklerinden tamamen uzak ve habersizdirler. Onlar›n bu durumu Kuran'da flöyle bildirilmektedir: Ne zaman onlara: "Allah'›n indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hay›r, biz, atalar›m›z› üzerinde buldu¤umuz fleye uyar›z" derler. (Peki) Ya atalar›n›n akl› bir fleye ermez ve do¤ru yolu da bulamam›fl idiyseler? (Bakara Suresi, 170) Onlara: "Allah'›n indirdi¤ine ve elçiye gelin" denildi¤inde, "Atalar›m›z› üzerinde buldu¤umuz fley bize yeter" derler. (Peki,) Ya atalar› bir fley bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse? (Maide Suresi, 104) Onlara; "Allah'›n indirdiklerine uyun" denildi¤inde, derler ki; "Hay›r, biz atalar›m›z› üzerinde buldu¤umuz fleye uyar›z." fiayet fleytan, onlar› ç›lg›nca yanan ateflin azab›na ça¤›rm›flsa da m› (buna uyacaklar)? (Lokman Suresi, 21) Ayetlerde aç›kça bildirildi¤i gibi, bu insanlar Allah'›n emir ve 44


ADNAN OKTAR

yasaklar›n› Kuran'da emredildi¤i flekilde uygulamazlar. Atalar›n›n izinden giderler. Ayetlerden bu tür kimselerin, do¤ru yoldan sapm›fl, fleytan›n pefline düflmüfl ve cehennem azab›na do¤ru sürüklenen kimseler olduklar› anlafl›lmaktad›r. Bu insanlar atalar›n›n dinini Allah'›n dinine, geleneklerini Allah'›n Kitab› olan Kuran'a tercih ettikleri için büyük bir flirk içindedirler. Ba¤nazl›k ve taassuplar›, enaniyet ve ak›ls›zl›klar› nedeniyle fleytan bu kiflileri dinlerinde yan›ltm›fl, onlar›n do¤ru yollar› üzerine oturmufl ve ‹slam ad›na çarp›k bir din anlay›fl› benimsemelerine neden olmufltur. Müflriklerin yaflad›klar› bu bat›l din, Kuran'da tarif edilenden çok farkl›d›r. Örne¤in, yaln›zca bafllar› s›k›flt›¤›nda ya da son derece çaresiz kald›klar›nda, kimi zaman da dünya hayat›n›n faydalar› ve nefislerinin istekleri için dua ederler. Kuran'da duan›n nas›l tarif edildi¤ini, ne için ve nas›l dua etmeleri gerekti¤ini bildikleri halde gerçek anlam›yla uygulamazlar. fiükretmeyi de tam anlam›yla yapamazlar, yaln›zca, çok büyük ya da çok zor sahip olduklar› bir fley için flükrederler. Kuran'› gere¤i gibi düflünmediklerinden her nefes al›fllar›nda, yaflad›klar› her saniyede flükretmeleri için kendilerine verilen say›s›z nimet oldu¤unu göz ard› ederler. Böylelikle, Allah'›n varl›¤›n› bilmelerine ra¤men, "Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir fleyi ortak koflmay›n..." (Nisa Suresi, 36) ayeti gibi, pek çok Kuran ayetinde Allah'›n, Kendisi'ne flirk koflulmas›n› yasaklayan emirlerine muhalefet ederek flirk koflarlar. O derece gaflet içindedirler ki, herfleyin alenen, eksiksizce ortaya döküldü¤ü, ahiret gününde dahi kendilerini kurtarabilmek için daha önce flirk kofltuklar›n› inkar edecek derecede bir fluursuzluk gösterirler: 45


HARUN YAHYA

Onlar›n tümünü toplayaca¤›m›z gün; sonra flirk koflanlara diyece¤iz ki: "Nerede (o bir fley) san›p da ortak kofltuklar›n›z?" (Bundan) Sonra onlar›n: "Rabbimiz olan Allah'a andolsun ki, biz müflriklerden de¤ildik" demelerinden baflka bir fitneleri olmad› (kalmad›). Bak, kendilerine karfl› nas›l yalan söylediler ve düzmekte olduklar› da kendilerinden kaybolup-uzaklaflt›. (Enam Suresi, 22-24) Müflriklerin bu durumuna karfl› iman edenler flöyle uyar›lm›fllard›r: 'Gönülden kat›ks›z ba¤l›lar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sak›n›n, dosdo¤ru namaz› k›l›n ve müflriklerden olmay›n. (O müflrikler ki,) Kendi dinlerini f›rkalara ay›rm›fl ve kendileri de parça parça olmufllard›r; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktad›r. (Rum Suresi, 31-32) Ayetlerden aç›kça anlafl›ld›¤› gibi, dinlerini f›rkalara ay›rm›fl müflriklerin içinde bulunduklar› sapk›n durumu, övünç ve sevinçle karfl›lamalar›, onlar›n ne derece büyük bir gaflet içinde bulunduklar›n› göstermektedir. Yapt›klar›n›n yanl›fl oldu¤unu bildikleri, do¤rulara flahit olduklar› halde hakka yönelmez, kendi istek ve tutkular› do¤rultusunda yaflamlar›n› sürdürürler.

46


ADNAN OKTAR

fieytan›n iman edenleri gaflete düflürme çabas› fieytan›n en büyük hedeflerinden biri, insanlar› Allah'›n yolundan sapt›rmak ve cehenneme sürüklemektir. Onlar› olmad›k kuruntularla meflgul ederek, ak›llar›n› kar›flt›rmaya ve sa¤l›kl› düflünmelerini engellemeye çal›fl›r. Mümin, akl› aç›k, fluurlu, herfleyi detayl› bir flekilde düflünüp isabetli kararlar veren, örnek davran›fllar sergileyen bir ahlaka sahiptir. Bu özellikler müminin iman›n›n ve Allah korkusunun bir sonucudur. Ancak, fleytan zaman zaman unutkanl›¤›n›, dikkatsizli¤ini ya da bilgisizli¤ini f›rsat bilerek -anl›k da olsa- mümini gaflete sürüklemek ister. Allah, "fieytan sak›n sizi (Allah'›n yolundan) al›koymas›n. Gerçekten o, sizin için aç›kça bir düflmand›r" (Zuhruf Suresi, 62) ayetiyle müminleri bu tehlikeye karfl› uyar›r. "Hiç flüphesiz, fleytan›n hileli düzeni pek zay›ft›r" (Nisa Suresi, 76) ayetiyle de Allah, iman edenler için fleytan›n sinsi planlar›n›n geçersiz oldu¤unu müjdeler. Bunu bilen fleytan, insanlar› sapt›rmaya yemin ederken, -kat›ks›zca, gönülden Allah'a iman eden- ihlasl› kullar›, bunun d›fl›nda tutmaktad›r. Kuran'da fleytan›n bu yeminini içeren sözleri flöyle haber verilmektedir: Dedi ki: "Senin izzetin ad›na andolsun, ben, onlar›n tümünü mutlaka azd›r›p k›flk›rtaca¤›m. Ancak onlardan, muhlis olan kullar›n hariç." (Sad Suresi, 82-83) fieytan müminleri Allah'›n yolundan sapt›ramayaca¤›n› bildi¤i halde yine de vesvese vererek bir an için bile olsa kafalar›n› kar›fl47


HARUN YAHYA

t›rmaya, onlar› gaflete düflürmeye çal›fl›r. Müminlerin daha fazla ecir almalar›n›, Allah Kat›nda daha yüksek dereceler kazanmalar›n› engellemeye çal›fl›r. Örne¤in, hay›r yapacak bir kifliye bunu daha sonra yapabilece¤ini düflündürerek, o hayr› yapmas›na engel olmaya çal›fl›r. Ya da, "Müminlerden, özür olmaks›z›n oturanlar ile, Allah yolunda mallar›yla ve canlar›yla cehd edenler (çaba harcayanlar) eflit de¤ildir. Allah, mallar›yla ve canlar›yla cehd edenleri (çaba harcayanlar) oturanlara göre derece olarak üstün k›lm›flt›r. Tümüne güzelli¤i (cenneti) vaat etmifltir; ancak Allah, cehd edenleri (çaba harcayanlar) oturanlara göre büyük bir ecirle üstün k›lm›flt›r." (Nisa Suresi, 95) ayetinde belirtildi¤i gibi baz› müminleri Allah yolunda mücadeleden al›koyarak, onlar›n daha üstün dereceler kazanmalar›n› engellemek ister. fieytan müminlerin, zorda, hastal›kta ve savafl›n k›z›flt›¤› zamanlarda gösterebilecekleri bir anl›k gevflekli¤i f›rsat bilerek, onlara vesvese vermeye çal›fl›r. Allah insan› flüphesiz, zorlukla da denemektedir. Zorluk, bask› ve s›k›nt›n›n yafland›¤› zamanlarda insanlar›n gösterdikleri tav›rlar çok önemlidir. Nitekim, Peygamberimiz (sav) döneminde sürekli onun yan›nda yer alan ve onunla birlikte savafla ç›kan müminlerden baz›lar›, savafl›n k›z›flt›¤› zor zamanlarda gaflete kap›labilmifllerdir. Bu hatal› davran›fl›n haber verildi¤i ayet flöyledir: Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt taraf›n›zdan gelmifllerdi; gözler kaym›fl, yürekler hançereye gelip dayanm›flt› ve siz Allah hakk›nda (birtak›m) zanlarda bulunuyordunuz. (Ahzab Suresi, 10) 48


ADNAN OKTAR

Allah, bu tür yan›lg›lar nedeniyle anl›k gaflete düflen müminleri, tevbe etmeleri halinde ba¤›fllayaca¤›n› Kuran'da müjdelemifltir. Tevbe, hata yapan mümine tan›nan çok büyük bir imkand›r. Kuran'da savafltan geri kalan üç müminin yaflad›klar› piflmanl›k ve Allah'›n onlar› ba¤›fllamas› flöyle anlat›lmaktad›r: (Savafltan) Geri b›rak›lan üç (kifliyi) de (ba¤›fllad›). Öyle ki, bütün geniflli¤ine ra¤men yeryüzü onlara dar gelmiflti, nefisleri de kendilerine dar (s›k›nt›l›) gelmiflti ve O'nun d›fl›nda (yine) Allah'tan baflka bir s›¤›nacak olmad›¤›n› iyice anlad›lar. Sonra tevbe etsinler diye onlar›n tevbesini kabul etti. fiüphesiz Allah, (yaln›zca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 118) Hata yap›nca, "herfleyi kaybettim", "bu durumu düzeltmem, telafi etmem imkans›z" fleklinde bir ümitsizli¤e kap›lmak da, fleytan›n gaflete düflürmek için verdi¤i vesveselerden biridir. Ancak mümin bu tür düflüncelerin fleytan›n vesvesesi oldu¤unu bilir ve bu vesveselere kulak vermez. Hemen Allah'a yönelir. Tevbe ederek, gaflete düflmekten Allah'a s›¤›n›r. Müminlerin fleytan›n vesveseleri karfl›s›ndaki bu tav›rlar› Kuran'da flöyle bildirilir: (Allah'tan) Sak›nanlara fleytandan bir vesvese eriflti¤inde (önce) iyice düflünürler (Allah'› zikredip-anarlar), sonra hemen bakars›n ki görüp bilmifllerdir. (Araf Suresi, 201) Müminler, kendilerini gaflete sürükleyecek bofl kuruntulardan Allah'a s›¤›narak ve her an Allah'› anarak sak›n›rlar. Ayr›ca Kuran'› 49


HARUN YAHYA

sürekli okuyup, ayetler üzerinde tefekkür ederek ve bol bol dua ederek anl›k da olsa karfl›laflabilecekleri gaflet tehlikesinden Allah'›n izniyle korunurlar.

Gaflet halindeki insanlar›n uyar›lmas› Gaflet içindeki insanlar Allah'›n kendilerine gönderilen peygamberler, elçiler, kitaplar ve uyar›c›lar vas›tas›yla uyar›l›rlar. Allah seçti¤i, üstün bir anlay›fl ve nur verdi¤i elçilerini tarihin her döneminde hak dinden uzaklaflan ve gaflet içinde yaflayan kavimlere uyar›c› olarak gönderir. Peygamberimiz (sav) de gaflet içindeki bir kavme uyar›c› olarak gönderilmifltir: Babalar› uyar›lmam›fl, böylece kendileri de gafil kalm›fl bir kavmi uyarman için (gönderildin). (Yasin Suresi, 6) Gaflet içindeki bu kavmin uyar›lmas› için Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'i seçmifl, ona kavmini uyar›p korkutma ve hak dini tebli¤ etme görevini vermifltir. Peygamberimiz (sav)'e bu görevini bildiren ayetlerden biri flöyledir: ‹fl(in) hükme ba¤lan›p bitece¤i, hasret gününe karfl› onlar› uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanm›yorlar. (Meryem Suresi, 39) Peygamberler ve uyar›c›lar gönderildikleri toplumlara Allah'›n ve ahiretin varl›¤›n›, Rabbimiz'in üstün kudretini anlatm›fl, Allah'›n varl›¤›n›n yerdeki ve göklerdeki delillerini göstermifllerdir. Birçok tebli¤ yöntemi kullanarak insanlar› Allah'a imana ve itaate davet etmifllerdir. Oysa insanlar›n ço¤u, göklerde ve yerdeki say›s›z ha50


ADNAN OKTAR

rika sisteme ve düzene ra¤men Allah'›n kudretini gere¤i gibi takdir edememifl, gaflet içinde Allah'tan yüz çevirmeye devam etmifllerdir. Örne¤in Hz. Musa kavmini, Allah'›n varl›¤›n› ve üstün kudretini gösteren birçok mucizeyle uyarm›flt›r. Fakat kavmi tüm bu mucizelere ra¤men, zulüm ve büyüklenmeleri nedeniyle inkarda diretmifllerdir. Vicdanlar› kabul etti¤i halde inkarda direten ve gafletlerini sürdüren bu tür kimselerin durumu ayetlerde flöyle tarif edilir: Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmifl olarak gelince dediler ki: "Bu, apaç›k olan bir büyüdür." Vicdanlar› kabul etti¤i halde, zulüm ve büyüklenme dolay›s›yla bunlar› inkar ettiler. Art›k sen, bozguncular›n nas›l bir sona u¤rat›ld›klar›na bir bak. (Neml Suresi, 13-14) Allah insanlar› her an çeflitli vesilelerle uyar›r. fiu anda okudu¤unuz bu kitap, imanl› bir kiflinin sözleri, kiflinin kendi vicdan›, bas›nda ç›kan ibret verici bir haber ya da yaz› vas›tas›yla bu uyar›lar insana ulafl›r. ‹nsan›n duydu¤u ve gördü¤ü herfley asl›nda Allah'›n dilemesiyle insanlar›n karfl›s›na ç›kan, Allah'tan geldi¤inin bilincine vararak de¤erlendirdikleri takdirde, onlar› Allah'a yönelten birer uyar›c›d›r. Allah ayetlerinde, türlü vesilelerle uyard›¤›, gerçekleri hat›rlatt›¤› insanlara, kendilerini düzeltmelerini ve do¤ru yolu bulmalar›n› emretmektedir.

51


GAFLETTE OLANLARIN ÖZELL‹KLER‹

Gaflet içinde, Allah'›n ve ahiretin varl›¤›n› göz ard› eden insan, dünyada belli istek, beklenti ve tutkulara odaklanm›flt›r; bunlar›n peflinden adeta büyülenmiflçesine koflar. Dünyada, kendince belirledi¤i makam, mevki, mal-mülk sahibi olmak gibi amaçlar do¤rultusunda çaba sarf eder. Sürekli olarak, kazand›¤› ya da kazanaca¤› parayla yapabilece¤i fleyleri düflünür, bunlar›n hayallerini kurar ve bunlardan bahseder. Bunlarla o kadar meflgul olur ki Allah'›n emir ve yasaklar›n› göz ard› eder, hatta akl›na bile getirmez. Allah'›n ilim ve kudretini hakk›yla kavrayamad›¤› için de O'nun emir ve yasaklar›n› yerine getirmemekte, Rabbimiz'in s›n›rlar›n› aflmakta bir sak›nca görmez. Allah'›n an›lmas› ahirete inanmayanlar›n vicdanlar›n›n sesini yükseltir ve onlara gaflet içinde olduklar›n› hat›rlat›r. Onlar ise, Allah'a karfl› sorumlu olduklar›n› hat›rlamak ve bu sorumluluklar›n› yerine getirmek nefisleriyle çat›flt›¤›ndan, içinde bulunduklar› 52


ADNAN OKTAR

gaflete s›k› s›k›ya sar›lmay› tercih ederler. Bu nedenle, Allah an›ld›¤› zaman, içlerinde büyük bir s›k›nt› duyarlar. Kuran'da, "Sadece Allah an›ld›¤› zaman, ahirete inanmayanlar›n kalbi öfkeyle kabar›r. Oysa O'ndan baflkalar› an›ld›¤›nda hemen sevince kap›l›rlar" (Zümer Suresi, 45) ayetiyle bu kiflilerin durumu haber verilmektedir. fiimdi gaflet içindeki kiflilerin genel özelliklerini inceleyelim:

Allah'› ve ahireti anmazlar, kalpleri dünya h›rs›yla doludur Kuran'da müminlerin ahlak› tarif edilirken dünyadaki hiçbir fleyin onlar› Allah'› anmaktan ve üzerlerine farz k›l›nan ibadetleri yerine getirmekten al›koymad›¤› bildirilir: (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne al›fl-verifl onlar› Allah'› zikretmekten, dosdo¤ru namaz› k›lmaktan ve zekat› vermekten 'tutkuya kapt›r›p al›koymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin ink›laba u¤rayaca¤› (dehfletten allak bullak olaca¤›) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37) Bu ayette bildirildi¤i gibi, müminler hiçbir zaman arzular›n› tutku haline getirip, h›rsla onlar›n peflinden koflmaz, Allah'› anmaktan ve O'nun emirlerini yerine getirmekten yüz çevirmezler. Ne var ki, müminlerin aksine gaflet içindeki insanlar›n kalpleri dünya mal›na sahip olma h›rs›yla doludur. Bu h›rsla, ne durumda olurlarsa olsunlar, hep daha fazlas›n› kazanmak ve daha iyi yaflamak için çal›fl›rlar. Para ile güç ve kiflilik kazanarak, mutlu olabi53


HARUN YAHYA

leceklerini düflünürler. Önce kazanmaya çal›fl›r, sonra da kazand›klar›n› y›¤›p-biriktirmeye bafllarlar. Bu h›rslar›n› meflru ve makul göstermek için de çeflitli bahaneler öne sürerler. Allah'›n r›zas› için kazan›p, harcamaktan kaç›nan, yaln›zca dünyevi arzular›n› tatmin etmeyi düflünerek mal›n› y›¤›p-biriktiren bu insanlar› bekleyen son Kuran'da flöyle haber verilmektedir. Bunlar›n üzerlerinin cehennem ateflinde k›zd›r›laca¤› gün, onlar›n al›nlar›, bö¤ürleri ve s›rtlar› bunlarla da¤lanacak (ve:) "‹flte bu, kendiniz için y›¤›p-saklad›klar›n›zd›r; y›¤›p-saklad›klar›n›z› tad›n" (denilecek). (Tevbe Suresi, 35) Ki o, mal y›¤›p biriktiren ve onu sayd›kça sayand›r. Gerçekten mal›n›n kendisini ebedi k›laca¤›n› san›yor. Hay›r; andolsun o, 'hutame'ye at›lacakt›r. (Hümeze Suresi, 2-4) Mal ve mülk h›rs› nedeniyle kendini bekleyen bu sondan gafil olan insan›n zihnini, para kazanma ve harcama tutkusu sürekli meflgul eder. Para kazan›yorsa, paras›yla elde edebileceklerini düflünür, e¤er kazanam›yorsa da g›pta edip imrendi¤i fleylere sahip olman›n yollar›n› arar. Bu düflüncelerinin sebep oldu¤u gaflet onu, Allah'› anmaktan, 5 vakit namaz›n› k›lmaktan, zekat› vermekten al›koyar. Oysa kalbi yaln›zca Allah'›n r›zas›n› kazanma arzusuyla dolu bir mümin kazand›¤› paray›, elde etti¤i mal ve mülkü yaln›zca Allah'›n verdi¤ini ve bütün bunlar› O'nun r›zas›n› kazanmak için harcamas› gerekti¤ini hiç unutmaz. Sadece Allah'›n r›zas›n› ve rahmetini düflünerek, dine katk›da bulunmak amac›yla ifline sar›l›r. Bu durumda müminin samimi bir çaban›n d›fl›nda h›rs ve tutkuya ka54


ADNAN OKTAR

p›lmas› söz konusu de¤ildir. Bu durumu ise, günün her saatinde Allah'› anmas›na, O'na yönelerek dua etmesine ve herfleyin Rabbimiz'den geldi¤ini bilerek, sahip olduklar›n›n tümünü ancak bir flükür ve zikir vesilesi olarak görmesine sebep olur. Büyük bir mülk sahibi oldu¤u halde mal›n› bir h›rs ve oyalanma konusu yapmayan, onu bir flükür ve zikir vesilesi olarak gören Hz. Süleyman'›n bu örnek tutumu Kuran'da insanlara flöyle bildirilir: Hani ona akflama yak›n, bir aya¤›n› t›rna¤› üstüne diken, öbür üç aya¤›yla topra¤› kaz›yan, ya¤›z atlar sunulmufltu. O da demiflti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolay› tercih ettim." Sonunda bu atlar (kofltular ve toz) perdesinin arkas›na sakland›lar. (Sad Suresi, 31-32) Allah, Hz. Süleyman'a o zamana kadar kimseye vermedi¤i bir güç ve iktidar vermifltir. Süleyman Peygamber de bu imkanlar›n› Allah'›n flan›n› yüceltmek, O'nun dinini anlatmak ve din ahlak›n›n izzet ve flerefini yaymak için kullanm›flt›r. Her zaman mal ve mülkün gerçek sahibi olan Allah'a flükretmifltir. Gaflet içinde Allah'›n r›zas›ndan yüz çevirerek, zenginlik, makam ya da flöhretin mutluluk ve huzur getirece¤ini düflünenler, bu tür sohbetlerin yap›ld›¤› ortamlardan da büyük bir nefsani zevk al›rlar. Kendini övme, baflkalar›n› elefltirme gibi konular üzerinde konuflur, bofl ve faydas›z konuflmalar›n yer ald›¤› televizyon programlar›n› saatlerce izlerler. Hiçbir sonuca var›lamayan, hiçbir fayda sa¤lamayan bu sohbetleri büyük bir zevkle dinlerken, Kuran'› dinlemekten hofllanmaz hatta dinlemeye katlanamazlar. Gaflet 55


HARUN YAHYA

içindeki bu insanlar›n durumu bir ayette flöyle haber verilmektedir: Ki onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kuran'›) dinlemeye katlanamazlard›. (Kehf Suresi, 101) Oysa müminin kalbi dünya nimetlerine sahip olmaktan ya da bu konudaki bofl sohbetlerden dolay› de¤il, ancak Allah'› zikretmekten, Kuran okumaktan ve bulundu¤u ortamda Allah'›n an›lmas›ndan huzur bulur. Çünkü Allah'›n, "Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'›n zikriyle mutmain olanlard›r. Haberiniz olsun; kalpler yaln›zca Allah'›n zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetinde bildirdi¤i gibi, kalpler sadece Allah an›ld›¤›nda rahatlayarak huzur bulur.

Ak›ls›zd›rlar Cahiliye toplumuna göre ak›ls›zl›k, yaln›zca zihinsel özürlü olan ve anormal davran›fllar gösteren insanlar için geçerlidir. Oysa Kuran'a göre bu tan›m daha farkl›d›r. Kuran'a göre Allah'› ve ahiret gününü tan›mayan, Allah'›n r›zas›n›n de¤il, kendi nefsinin ve hevas›n›n istekleri do¤rultusunda yaflayan insanlar akledemeyen kimselerdir. Bu tarife göre düflünüldü¤ünde ise, ak›ls›z kimselerin yaln›zca ak›l hastanesindeki hastalardan ibaret olmad›¤›, toplumun oldukça genifl bir kesiminin bu tan›m›n içinde yer ald›¤› görülür. Ak›l, Allah'›n mümine verdi¤i en büyük nimetlerden biridir. Ak›ll› insan, vicdan›n› sonuna kadar kullanan, Allah'›n ilim ve kudretini gere¤i gibi takdir edebilen, O'na karfl› sayg› dolu bir korku 56


ADNAN OKTAR

duyan, O'nun r›zas›n› kazanmaya, kendini sonsuz azaptan korumaya çal›flan ve ahiretteki sonsuz nimetlere kavuflmak için çaba harcayan insand›r. Bu insanlar Allah'›n yaratt›klar› üzerinde derin derin düflünüp Allah'›n sonsuz gücünü ve büyüklü¤ünü hakk›yla takdir edebilen insanlard›r, yani müminlerdir. Bu yetenekten yoksun ak›ls›z insanlar›n Kuran'da tarif edildi¤i ayet ise flöyledir: Yeryüzünde gezip dolaflm›yorlar m›, böylece onlar›n kendisiyle akledebilecek kalpleri ve iflitebilecek kulaklar› oluversin? Çünkü do¤rusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (Hac Suresi, 46) Bu ak›ls›z insanlar›n en belirgin özelli¤i ise, tutkuyla ba¤land›klar› dünya hayat›n› ahirete tercih etmeleridir. Oysa Kuran'da Allah, dünya hayat›n›n gerçek yönünü tarif ederek bu konuda aldan›fl içinde olan insanlar› akletmeleri için flöyle uyarmaktad›r: Dünya hayat› yaln›zca bir oyun ve bir oyalanmadan baflkas› de¤ildir. Korkup-sak›nmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hay›rl›d›r. Yine de ak›l erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32) Size verilen herfley, yaln›zca dünya hayat›n›n meta› ve süsüdür. Allah Kat›nda olan ise, daha hay›rl› ve daha süreklidir. Yine de, ak›llanmayacak m›s›n›z? (Kasas Suresi, 60) Andolsun, size (bütün durumlar›n›z› kapsayan) zikrinizin içinde bulundu¤u bir Kitap indirdik. Yine de ak›llanmayacak m›s›n›z? (Enbiya Suresi, 10) Allah'›n yeryüzünde yaratt›¤› mükemmel ve düzenli sistemle57


HARUN YAHYA

ri, canl›lar› ve ibret olmak üzere yaratt›¤› fleyleri görebilmek ancak gafletten uzak, akl›n› kullanabilen müminlere has bir özelliktir. fiuuru aç›k, ak›ll› bir mümin etraf›nda gördüklerini dikkatle inceler ve gördüklerinin üzerinde derin derin tefekkür eder. Allah Kuran'da sivrisine¤i, balar›s›n›, örümce¤i ve yaratt›¤› pek çok canl›y› insanlar›n düflünüp akletmeleri için ilmine, kudretine ve sanat›na örnek göstermifltir. Fakat, yapt›klar› ifllerden sahip olduklar› birçok özelli¤e kadar canl›lardaki mükemmelikleri bilip, bunlarla Allah'›n gücünü ve sanat›n› takdir edebilmek ancak ak›l sahibi müminlere has bir özelliktir. Gaflet içindeki ak›ls›z insanlar için ise, bu canl›lar her gün etraflar›nda görmeye al›flt›klar› basit s›radan varl›klard›r. Ar›y›, sadece çiçeklere konan ya da v›z›lt› ç›kartarak uçan bir hayvan olarak, sivrisine¤i de sadece kan emen bir düflman olarak görmek gaflet içinde akledemeyen insanlara has bir özelliktir. Bu insanlar›n Allah Kat›ndaki konumu ise Kuran'da flöyle haber verilmektedir: Gerçek flu ki, Allah Kat›nda, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) ak›l erdirmez olan sa¤›rlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22) Gaflet içindeki insanlar›n durumunda önemli olan di¤er bir nokta ise ak›l ve ak›ls›zl›k aras›nda do¤ru bir ay›r›m yapamad›klar› için kendilerini ak›ll›, ak›ll› insanlar› ise akl›s›z zannetmeleridir. Gafillerin bu çarp›k bak›fl aç›lar› Kuran'da flöyle haber verilmifltir: Ve (yine) kendilerine: "‹nsanlar›n iman etti¤i gibi siz de iman edin" denildi¤inde: "Düflük ak›ll›lar›n iman etti¤i gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten 58


ADNAN OKTAR

as›l düflük-ak›ll›lar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13)

Do¤ru yolda olduklar›n› san›rlar Toplumun genelini örnek alarak, düflündüklerinin ve yapt›klar›n›n do¤rulu¤una kendini inand›rmak gaflet içindeki insanlar›n en belirgin özelliklerindendir. Bu saçma inanca sahip olan insanlar, kendilerince kimseye zarar vermezler, kalpleri iyilikle doludur ve bu nedenle de sahip olduklar›n› hak etmifllerdir. Böyle düflünen insanlar›n büyük bir yan›lg› içinde olduklar›, ancak bunun da fluurunda olmad›klar› ayetlerde flöyle bildirilir: Onlar san›yorlar m› ki, kendilerine verdi¤imiz mal ve çocuklarla Biz onlar›n hay›rlar›na kofluyoruz (veya yard›m ediyoruz)? Hay›r, onlar fluurunda de¤iller. (Müminun Suresi, 55-56) fiuursuz bir flekilde do¤ru yolda olduklar›n› düflünerek, gaflet içinde yaflayan insanlar›, fleytan›n, Allah'›n emir ve yasaklar›n› yerine getirmekten al›koydu¤u Kuran'da flöyle bildirilmifltir: Gerçekten bunlar (bu fleytanlar), onlar› yoldan al›koyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklar›n› san›rlar. (Zuhruf Suresi, 37) Allah do¤ru yolda olduklar›n› düflünenleri Kuran'da flöyle uyarm›flt›r: ... fiu halde kimin do¤ru yolda oldu¤unu Rabbin daha iyi bilir. (‹sra Suresi, 84) 59


HARUN YAHYA

Bu tür insanlar›n ibret verici durumlar›na Kuran'da ba¤ sahibi iki kiflinin k›ssas› örnek verilmifltir. ‹manl› bir insanla gaflet içindeki bir insan aras›nda geçen konuflma Kuran'da flöyle haber verilmektedir: Onlara iki adam›n örne¤ini ver; onlardan birine iki üzüm ba¤› verdik ve ikisini hurmal›klarla donatt›k, ikisinin aras›nda da ekinler bitirmifltik. ‹ki ba¤ da yemifllerini vermifl, ondan (verim bak›m›ndan) hiçbir fleyi noksan b›rakmam›fl ve aralar›nda bir ›rmak f›flk›rtm›flt›k. (‹kisinden) Birinin baflka ürün (veren yer)leri de vard›. Böylelikle onunla konuflurken arkadafl›na dedi ki: "Ben, mal bak›m›ndan senden daha zenginim, insan say›s› bak›m›ndan da daha güçlüyüm." (Kehf Suresi, 32-33) Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) ba¤›na girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olaca¤›n› sanm›yorum" dedi. "K›yamet saatinin kopaca¤›n› da sanm›yorum. Buna ra¤men Rabbime döndürülecek olursam, flüphesiz bundan daha hay›rl› bir sonuç bulaca¤›m." (Kehf Suresi, 35-36) Kendisiyle konuflmakta olan arkadafl› ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli aya¤› tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam k›lan (Allah)› inkar m› ettin?" "Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koflmam." "Ba¤›na girdi¤in zaman, 'Maflaallah, Allah'tan baflka kuvvet yoktur' demen gerekmez miy60


ADNAN OKTAR

di? E¤er beni mal ve çocuk bak›m›ndan senden daha az (güçte) görüyorsan." "Belki Rabbim senin ba¤›ndan daha hay›rl›s›n› bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yak›p-y›kan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir." "Veya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu aray›p-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin." (Kehf Suresi, 37-41) (Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuflat›l›verdi. Art›k o, u¤runda harcad›klar›na karfl› avuçlar›n› (esefle) ovuflturuyordu. O (ba¤›n) çardaklar› y›k›lm›fl durumdayd›, kendisi de flöyle diyordu: "Keflke Rabbime hiç kimseyi ortak koflmasayd›m." Allah'›n d›fl›nda ona yard›m edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yard›m edemedi. ‹flte burada (bu durumda) velayet (yard›mc›l›k, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bak›m›ndan hay›rl›, sonuç bak›m›ndan hay›rl›d›r. (Kehf Suresi, 42-44) Sahip oldu¤u mal ve çocuklara aldanan ve do¤ru yolda oldu¤unu sanan ba¤ sahibinin ifadeleri, onun içinde bulundu¤u gafleti aç›kça göstermektedir. Bütün kibiri ve cehaletiyle, Allah'›n kudretini kavrayamayarak ayette haber verildi¤i üzere, "Buna ra¤men Rabbime döndürülecek olursam, flüphesiz bundan daha hay›rl› bir sonuç bulaca¤›m" diyebilmektedir. Ayr›ca öyle derin bir gaflet içindedir ki, bahçesini kendisinin var etti¤ini ve sonsuza kadar koruyabilece¤ini sanmaktad›r. Bu aldanman›n sonucunda da gaflet içinde yapt›klar›na karfl›l›k olarak y›k›m kendisine ans›z›n gelmifltir. 61


HARUN YAHYA

Gaflet içinde oldu¤u halde do¤ru yolda oldu¤unu düflünen baz› insanlar ise, Allah'›n r›zas›n› gözetmeden, gelenek ve göreneklerinden gelen bir al›flkanl›¤› sürdürmek, gösterifl yapmak, ya da vicdanlar›n› rahatlatmak için kendilerince birtak›m iyiliklerde bulunurlar. Bu iyilikler ise menfaatleriyle kesinlikle çat›flmayan ifllerle s›n›rl›d›r. Oysa gerçek amac› gösterifl ve minnet etmek olan bu tür ifller onlara ahirette bir yarar sa¤lamayabilir. Onlar ise, Allah'›n r›zas› yerine insanlar›n r›zas›n› gözeterek yapt›klar› bu ifllerin karfl›l›¤› olmayabilece¤inden habersiz, kesinlikle do¤ru yolda olduklar›ndan emindirler. Bu insanlar, sahip olduklar› mallar ve çocuklarla, herhangi bir zorluk veya s›k›nt›yla karfl›laflmadan yaflamalar›n›, do¤ru yolda olduklar›n›n bir göstergesi gibi görürler. Oysa, Allah dünyadaki imtihan›n bir gere¤i olarak onlara dünyada süre vermektedir ama onlar›n ahirette bir paylar› yoktur: Kim dünya hayat›n› ve onun çekicili¤ini isterse, onlara yap›p ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikli¤e u¤rat›lmazlar. ‹flte bunlar›n, ahirette kendileri için ateflten baflkas› yoktur. Onlar›n onda (dünyada) bütün iflledikleri bofla ç›km›flt›r ve yapmakta olduklar› fleyler de geçersiz olmufltur. (Hud Suresi, 15-16) ‹nsanlar›n kendilerini kand›rd›klar› bu halleriyle, gaflet içinde ac› bir ölüme ve ebedi bir azaba do¤ru sürüklenmekten baflka bir kazançlar› yoktur: Onlar›n mallar› ve evlatlar› seni imrendirmesin; Allah 62


ADNAN OKTAR

bunlarla, ancak onlar› dünyada azabland›rmak ve canlar›n›n onlar inkâr içindeyken zorluk içinde ç›kmas›n› istiyor. (Tevbe Suresi, 85)

Olaylar karfl›s›nda afl›r› tepki gösterirler, tevekkülsüz ve isyankar davran›rlar Mümin her olay›n Allah'›n kontrolünde oldu¤unu bilir. Olaylar karfl›s›nda tevekküllü hareket eder. Hiçbir olay karfl›s›nda Kuran'a ayk›r› bir tav›r göstermez. Örne¤in zorlu ve s›k›nt›l› olaylar karfl›s›nda, bunlar›n Allah'›n imtihan› oldu¤unun bilinciyle büyük bir sab›r gösterir. Dolay›s›yla gösterdi¤i sab›r ve tevekkülün Allah Kat›nda karfl›l›k görece¤ini bilmenin mutlulu¤unu ve sevincini yaflar. ‹man etmeyen insanlar›n hemen isyankar bir davran›fl gösterece¤i pek çok zorlu¤u son derece sab›rl› ve teslimiyetli karfl›lar. Çünkü, bunlar›n hepsini kendisine veren Allah't›r ve Allah verdiklerinden eksiltmeler yaparak insanlar› imtihan edece¤ini Kuran'da flöyle bildirmektedir: Andolsun, Biz sizi biraz korku, açl›k ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edece¤iz. Sab›r gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155) Mümin, Allah'›n bu müjdesini zorlu olaylar karfl›s›nda hat›rlayarak, sab›rda daha kararl› ve istekli olur. Ayr›ca kendisine verilen mal, mülk, makam, mevki gibi nimetlerin ona, denenmesi için verildi¤inin, karfl›l›¤›nda ise flükretmesi ve bunlar› Allah'›n r›zas› ve istekleri do¤rultusunda kullanmas› gerekti¤inin bilincindedir. Allah 63


HARUN YAHYA

kullar›n› her türlü olayla deneyebilece¤ini Kuran'da flöyle bildirmektedir: Her nefis ölümü tad›c›d›r. Biz sizi, flerle de hay›rla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz, Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35) Gaflet içindeki insan ise, bu gerçeklerden habersizdir ya da bildi¤i halde yüz çevirmifltir. Dolay›s›yla, yaflad›¤› olaylar karfl›s›nda gösterdi¤i tepki müminlerinkinden çok farkl›d›r. Örne¤in, mallar›n› kaybetmek, bunun Allah'›n bir denemesi oldu¤unu bilen müminler taraf›ndan tevekkülle karfl›lan›r. Oysa bu durum, gaflet içindeki insanlarda hem maddi hem de manevi zarara sebep olur. Kaybettikleri fleyler sonucunda moralleri bozulur, bu moral bozuklu¤u daha da büyüyerek kifliyi dengesiz, sinirli bir hale getirir, ruh sa¤l›¤›n› bozar. Çevresi taraf›ndan d›fllanmas›, sahip oldu¤u lükse veda edecek olmas›, durumunu daha da kötülefltirir ve kifliyi kimi zaman intihara kadar sürükler. Görüldü¤ü gibi, gaflet içindeki insanlar günlük hayatlar›nda tevekkülsüz, isyankar ve Allah'›n r›zas›ndan uzak bir hayat yaflarlar.

64


GAFLET‹N NEDENLER‹

Vicdan›n sesine kulak verilmemesi Vicdan, insana Allah'›n ilham›yla sürekli do¤ru olan› gösteren bir yol göstericidir. Kuran'da vicdan›n tarifinin yap›ld›¤› ayetler flöyledir: Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (s›n›r tan›maz günah ve kötülü¤ünü) ve ondan sak›nmay› ilham edene (andolsun). Onu ar›nd›r›p-temizleyen gerçekten felah bulmufltur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette y›k›ma u¤ram›flt›r. (fiems Suresi, 7-10) "Fücur", nefsin istek ve tutkular›n› haram ya da gayrimeflru yollardan da olsa gerçeklefltirmeyi istemesidir. Allah fücura karfl› insan› sürekli ilham›yla uyarmaktad›r. Bu ilham› ise insan, vicdan›n sesi olarak alg›lar. Bu sese daimi olarak tabi olunmas›, insan› kötülüklerden ve günahlardan temizleyip ar›nd›r›r, sonsuz kurtulufl ve mutluluk yurduna götürür. Bu sesi dinlemeyen insan, nefsinin s›n›rs›z arzular›na her ne flekilde olursa olsun ulaflmaya çal›fl›r, 65


HARUN YAHYA

böylece önce derin bir gaflete girer, sonra da büyük bir azaba do¤ru ilerler. Gaflet içindeki insanlar›n, vicdanlar›n›n sesine ra¤men inkarda direnmeleri Kuran'da flöyle bildirilmektedir: Vicdanlar› kabul etti¤i halde, zulüm ve büyüklenme dolay›s›yla bunlar› inkar ettiler... (Neml Suresi, 14) Vicdan›n sesi nefsin s›n›rs›z arzular›na karfl› insan› sürekli uyar›r ve insan› do¤ru yola davet eder. Gafil insan ise bu uyar›y› -nefsinin istekleriyle çak›flt›¤› için- rahat›n› bozacak ve huzurunu kaç›racak endiflesiyle dikkate almaz. Örne¤in Allah 5 vakit namaz› müminlerin üzerine farz k›lm›flt›r ancak nefis kimi zaman bu ibadeti yerine getirmemek için çeflitli bahaneler öne sürer. Vicdan›n› kullanan bir insan bu bahanelere hiçbir flekilde kanmaz. Namaz›n büyük bir titizlikle, hiç aksatmadan, tam vaktinde, büyük bir flevk ve huflu ile yerine getirilmesi gereken bir ibadet oldu¤unu bilir. Her insan›n ahirette namaz ibadetini yerine getirip getirmedi¤i konusunda sorgulanaca¤›ndah hiç kuflku duymadan hareket eder. Peygamberimiz (sav) de pek çok hadis-i flerifinde 5 vakit namaz›n önemine dikkat çekmifltir. Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edilen bir kudsi hadisinde Resulullah flöyle buyurmaktad›r:

“Befl vakit namazlar, gelecek haftaya kadar cüm’a, gelecek seneye kadar ramazan, büyük günahlardan sak›n›l›rsa, aralar›ndaki hatalar için kefarettirler.”(Müslim) (Riyazü’s Salihin, ‹mam› Nevevi, çeviren: Mehmet Emre, Bedir yay›nevi, sf. 698) Resulullah Efendimiz (sav), namaz k›lmaman›n ya da namaz vaktini geçirmenin ne kadar tehlikeli oldu¤unu ise baflka bir mübarek hadis-i fleriflerinde flöyle bildirmifltir: 66


ADNAN OKTAR

Imam-i Sâfi ile Beyhakî'ye göre Peygamberimiz (sav): “Herhangi bir vakit namaz› k›lmaks›z›n vaktini geçirenler yuvas› da¤›lm›fl, mal›n› mülkünü elden kaç›rm›fl gibidirler.” buyuruyor. (Imam Gazali - Mükasefetü´l Kulub - Kalplerin Keflfi) Bu nedenle gafil kifli, vicdan›ndan gelen bu sesi, onun Allah'›n -do¤ru yola, sonsuz mutlulu¤a ça¤›ran- bir ilham› oldu¤unu göz ard› ederek sürekli susturmaya çal›fl›r. Çünkü, bu ses sürekli nefsin, gayrimeflru yollardan istediklerine ulaflmas›na karfl› ç›kmaktad›r. Vicdan›n sesini dinlememekten dolay› düflülen bu gaflet hali ise, nefsin isyanla, günahla, bozulmalarla daha da kötü hale gelerek fücurun (s›n›r tan›maz günah ve kötülü¤ün) artmas›na sebep olur. Gafil insan art›k öyle derin bir fluursuzluk içindedir ki hayat›n› fücurla sürdürmek ister: Ancak insan, önündeki (sonsuz gelece¤i)ni de 'fücurla sürdürmek ister.' "K›yamet günü ne zamanm›fl" diye sorar. Ama göz 'kamafl›p da kayd›¤›,' Ay karard›¤›, Günefl ve Ay birlefltirildi¤i zaman; insan o gün: "Kaç›fl nereye?" der. Hay›r, s›¤›nacak herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda var›l›p karar k›l›nacak yer (müstakar)' yaln›zca Rabbinin Kat›d›r. (K›yamet Suresi, 5-12) Vicdan›n› dinlemeyen insan›n, Allah'›n r›zas›ndan uzak gafil davran›fllar›n›n sonucu ise, elbette büyük bir y›k›m olacakt›r. Bu y›k›m da dünyadaki en büyük ac› ve en büyük iflkencelerle bile k›yaslanamayacak derecede fliddetli ve sonsuz bir azap demektir. Bu azap yeri de flüphesiz atefl çukuru olan cehennemdir.

67


HARUN YAHYA

Kaderin göz ard› edilmesi Kader, Allah'›n tüm varl›klar›n yaflayacaklar› hal ve hadiseleri önceden belirlemifl olmas›d›r. Genifl bir anlat›mla ise, büyük küçük tüm canl›lar›n -küçük bir sinek, büyük bir fil, denizdeki küçük bir bal›k yavrusu ya da dünyan›n herhangi bir yerindeki mikroskobik bir canl›ya kadar- ve uçsuz bucaks›z kainattaki tüm varl›klar›n tüm hallerini, bafllar›na gelecek büyük küçük her olay› Allah'›n takdir etmifl olmas›d›r. ‹nsan›n gözlerini dünyaya açt›¤› andan itibaren sahip oldu¤u hiçbir fiziksel özelli¤in seçimi kendine ait de¤ildir. Anne-babas›n› seçemez, ten rengini, göz rengini, boyunu kendi iste¤ine göre belirleyemez. Aç›kt›r ki, hiçbir fiziksel özelli¤ini seçme gücüne sahip olmayan insan›n yaflayacaklar›n› da kendi iste¤ine göre belirlemesi söz konusu de¤ildir. Kuran'da, "Hiç flüphesiz, Biz herfleyi kader ile yaratt›k." (Kamer Suresi, 49) ayetiyle bu gerçek insanlara haber verilmifltir. Bunun bilincinde olan insan›n yapmas› gereken, sahip oldu¤u herfleyi ve karfl›laflt›¤› her olay› Allah'›n r›zas› ve rahmetine yönelerek Allah'›n istedi¤i flekilde de¤erlendirmektir. Kuran bu de¤erlendirmede tek yol göstericidir. Ne herhangi bir insan -ister büyük güce sahip bir ifladam› ister Afrika k›tas›nda yaflayan bir kabile üyesi olsun- ne de herhangi bir varl›k -ister denizin derinliklerinde yaflayan bir canl›, ister dev bir ormanda yaflayan küçük bir böcek olsun- Allah'›n kendisi için belirledi¤i kaderin d›fl›na ç›kamaz. ‹nsan›n yapt›¤› herfley de kendisi için belirlenmifl olan kader do¤rultusunda gerçekleflmektedir. Bu durum Kuran'da insanlara 68


ADNAN OKTAR

flöyle bildirilmektedir: Senin içinde oldu¤un herhangi bir durum, onun hakk›nda Kuran'dan okudu¤un herhangi bir fley ve sizin iflledi¤iniz herhangi bir ifl yoktur ki, ona (iyice) dald›¤›n›zda, Biz sizin üzerinizde flahitler durmufl olmayal›m. Yerde ve gökte zerre a¤›rl›¤›nca hiçbir fley Rabbinden uzakta (sakl›) kalmaz. Bunun daha küçü¤ü de, daha büyü¤ü de yoktur ki, apaç›k bir kitapta (kay›tl›) olmas›n. (Yunus Suresi, 61) ‹nsan›n yaflad›¤› ve yaflayaca¤› her an›n kaderde belirlenmifl oldu¤u bu ayetlerde bildirilmifltir. Kuran'da bildirilen bu gerçekleri göz ard› eden insan uçsuz bucaks›z evrende, dünya üzerindeki milyarlarca insan›n aras›nda rastlant›lar içinde yaflay›p gitti¤ini san›r. Bu durumda kendini, diledi¤i gibi davranma özgürlü¤üne sahip bafl›bofl bir canl› gibi görür. Böyle bir bak›fl aç›s› da insan›n kendini müstakil ve Allah'tan ba¤›ms›z bir varl›k sanarak derin bir gaflet içine dalmas›na sebep olur.

Ölümün her an gelebilece¤inin unutulmas› ‹nsanlar genelde ölümle hiç beklemedikleri bir anda, hiç beklemedikleri bir yerde karfl›lafl›rlar. Allah bu gerçe¤i, "... Hiç kimse de, hangi yerde ölece¤ini bilmez. Hiç flüphesiz Allah bilendir, haberdârd›r." (Lokman Suresi, 34) ayetiyle bildirilmektedir. Her insan›n ölüm an› henüz do¤mam›flken kaderinde bellidir. fiu anda yaflayanlar›n ve do¤acak olan tüm insanlar›n ne zaman 69


HARUN YAHYA

ölecekleri bellidir. Bu gerçek Kuran'da, "Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Ad› konulmufl ecel, O'nun Kat›ndad›r..." (Enam Suresi, 2) ayetiyle haber verilmektedir. ‹nsan›n kendi ölüm an›n› bilmemesi onu gaflet içinde yaflamaya götüren sebeplerden biridir. Çünkü, ahiretteki azab› bilen ve düflünen bir insan ne zaman ölece¤ini bilse Allah'›n emirlerine karfl› kay›ts›z kalmaz, dünya hayat›na dalarak ahireti ve hesap verece¤ini unutmaz. Ölüm vaktinin bilinmemesi insan›n dünyadaki imtihan›n›n bir s›rr›d›r. Bunun bilincinde olan mümin her an ölecekmifl gibi ahiret yurdu için haz›rl›k yapar. Allah'›n tüm emir ve yasaklar›n› samimi bir flekilde hayat›n›n her an›nda yerine getirir. ‹man etmeyen bir insan ise, Allah r›zas›n›n de¤il, nefsinin istekleri do¤rultusunda yaflar. Ölece¤ini bilir ancak ölümün ahirette ya sonsuz cehennem ya da sonsuz cennet yurdunda bir uyan›fl oldu¤unu kavrayamaz. Ölüm gaflet içindeki insan›n zihninde sadece herfleyinden ve tüm sevdiklerinden uzaklaflarak, ebediyen onlardan ayr›lmak düflüncesinden ibarettir. Bu nedenle de sevdiklerine tutkuyla ba¤lan›r, ölümün konusunun geçmesinden bile rahats›z olur. Ölüm akl›na geldi¤inde ise baflka fleyler düflünerek unutmaya çal›fl›r. Ölümü biraz düflünse bunal›ma girece¤i ve hayat›n›n de¤iflece¤i endiflesine kap›l›r. Ancak, her an hayat›n›n sona erece¤ini düflünmedi¤i, ölüm üstünde tefekkür etmedi¤i için, Allah'›n emir ve yasaklar›n› göz ard› eder ya da erteler. ‹badet etmek için daha vakti oldu¤unu, yafl› ilerleyince yapaca¤›n› düflünür. Oysa ne kadar ömrü kald›¤› konusunda hiçbir fikri yoktur. Ölümün her an gelebilece¤ini düflünmeden sürdürdü¤ü bu gaflet hali içinde Allah'›n emir ve yasaklarn› yerine getirmeye zaman bulamadan, 70


ADNAN OKTAR

ölüm apans›z gelip çatar. Gaflet içindeki bu insanlar›n hep uzak gördükleri ölümle karfl›laflt›klar› an Kuran'da flöyle bildirilir: O inkâr edenler, yüzlerinden ve s›rtlar›ndan atefli püskürtemeyecekleri ve hiç yard›m alamayacaklar› zaman› bir bilselerdi. Hay›r, onlara apans›z gelecek de, böylece onlar› flaflk›na çevirecek; art›k ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek ve ne onlara süre tan›nacak. (Enbiya Suresi, 39-40) Ayetten de aç›kça anlafl›ld›¤› gibi ölüm, mazeretleri dinlememekte ve takdir edilen vakit h›zla yaklaflmaktad›r. Hiçbir fleyin ölümü engellemesi ya da durdurmas› söz konusu de¤ildir. Kuran'da bunun ifade edildi¤i bir ayet flöyledir: De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçt›¤›n›z ölüm, flüphesiz sizinle karfl›lafl›p-buluflacakt›r. Sonra gayb› da, müflahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yapt›klar›n›z› haber verecektir." (Cuma Suresi, 8) ‹nsan her an ölebilir, bu gerçe¤i unutmaya ya da bu gerçekten kaçmaya çal›flmak insan›n gaflette oldu¤unun ya da h›zla gaflet girdab›na do¤ru sürüklendi¤inin göstergesidir. Gafletin insan› sonsuz azap yurduna götürece¤i de kesin bir gerçektir.

Tek bafl›na hesap verilece¤inin düflünülmemesi ‹nsan›n gaflete düfltü¤ü konulardan bir di¤eri de, ahirette Allah'›n huzurunda yaln›z hesaba çekilece¤ini unutmas›d›r. Bir in71


HARUN YAHYA

san›n ölümü ne kadar kalabal›k bir ortamda olursa olsun, ölüm mele¤i ruhunu al›rken dünya ile ve o anda yan›nda olan di¤er kiflilerle ilifli¤i kesilir. Ahirette diriltilip hesap vermeye koflarken mahfler kalabal›¤› içinde de yaln›zd›r. Çünkü, orada kimse kimseyle ilgilenecek durumda de¤ildir. Bu yaln›zl›k dünyadakine de benzemez. Hesaba çekilme an›, dünyada gafil yaflam›fl bir insan için yarat›l›fl›ndan itibaren o zamana kadar içine düfltü¤ü en zor and›r. O anda hissetti¤i yaln›zl›k, yapt›¤› herfleyin bir bir hesab›n› verece¤i, bu anda hiç kimsenin olmad›¤›n› ve Allah'›n huzurunda son derece aciz oldu¤unu anlaman›n verdi¤i bir yaln›zl›kt›r. Bütün gücünden, mal›ndan, ünvan›ndan, mevkiinden, flöhretinden, de¤er verdi¤i, yak›nl›k duydu¤u bütün insanlardan uzaklaflm›fl bir flekilde maddi ve manevi olarak yal›n haldedir. ‹nsanlara Allah'›n huzurunda yaln›z olacaklar› Kuran'da flöyle haber verilmektedir: Ve onlar›n hepsi, k›yamet günü O'na, 'yapayaln›z, tek bafllar›na' geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95) Dünyada yapt›klar›n›n karfl›l›¤›n› hemen görmeyen, kendisine süre verilen gaflet içindeki insanlar ahirette de böyle olaca¤›n› zannederler. Bu düflünceleri sebebiyle Allah'›n r›zas›na uygun olmayan bir davran›fl› yaparken de yanlar›na yandafllar ararlar. Hatta dostlar›na "dünyaya bir kere gelinir", "bofl ver", "günah› boynuma" gibi bat›l sözler söyleyerek, onlar› da Allah'›n emir ve yasaklar›n› göz ard› etmeye ya da ertelemeye teflvik ederler. Bu tür, fluursuzca söylenen sözlerin gaflet halinin bir sonucu oldu¤u aç›kt›r. Çünkü bir insan dünyaya nas›l bir kez geliyorsa, cehenneme de bir kez gidecektir ve sonsuz bir azapla karfl›laflacakt›r. ‹flte bu insanlar Allah'›n Kuran'da bildirdi¤i bu gerçekten gafildirler. Cehen72


ADNAN OKTAR

nemde (Allah'›n dilemesi d›fl›nda) sonsuza kadar kalma ihtimalini hiç düflünmemektedirler. Söz konusu insanlar›n, Allah'›n azab›n› hafife alarak baflkalar›n›n günah›n› üstlenmeleri ise Allah'›n üstün ilim ve kudretini kavramaktan ne kadar uzak olduklar›n›n bir göstergesidir. Nitekim, bir insan›n di¤er bir insan›n günah›n› yüklenmesinin söz konusu olmad›¤› da Kuran'da aç›kça bildirilmifltir: Hiçbir günahkar bir baflka günahkar›n günah›n› yüklenemez. E¤er yükü a¤›r olan kimse (bir baflkas›n›) onu tafl›maya ça¤›rsa, -bu, yak›n- akrabas› da olsa- kendisine ondan hiçbir fley yükletilmez… (Fat›r Suresi, 18) Do¤rusu, hiçbir günahkar, bir baflkas›n›n günah yükünü yüklenmez. (Necm Suresi, 38) Her nefis ahirette kendi yapt›klar›n›n karfl›l›¤›n› görecektir. Art›k etraf›nda, dünyada iken kendisine "günah›n› yüklenirim" diyen kimseler de yoktur. Kendisine yard›mc› olacak ne bir dostu ne de akrabas› vard›r. Hatta art›k de¤er verdi¤i tüm yak›nlar›ndan, dünyada onu gaflete sürükledikleri için nefret etmeye bafllar. Allah ahiretteki bu düflmanl›¤› Kuran'da flöyle haber vermektedir: Muttakiler hariç olmak üzere, o gün, dostlar›n kimi kimine düflmand›r. (Zuhruf Suresi, 67) O gün, bir dost dosttan herhangi bir fleyle yarar sa¤layamaz. Ve onlara yard›m edilmez. (Duhan Suresi, 41) Dünyadaki sahte dostluklar yok olup gitmifl, ahirette yerini düflmanl›¤a b›rakm›flt›r. Çünkü, bu dostluklar Allah'›n r›zas› göz ard› edilerek kurulan ç›kar dostluklar›d›r. Dünyada iken Allah'›n 73


HARUN YAHYA

sevdi¤i, O'na yönelmifl insanlarla de¤il, gaflet içinde inkar eden, Allah'tan yüz çevirmifl samimiyetsiz insanlarla dost olunmufltur. Asl›nda dünyada bile ç›karlar› çat›flt›¤›nda, çok samimi dostlar›n birbirlerine düflman olduklar›n› s›kça görmek mümkündür. Birbirlerini gaflete sürükledikleri ve zarar verdikleri halde ölene kadar bozulmayan dostluklar ise, Kuran'da da bildirildi¤i gibi, Allah'›n huzurunda düflmanl›¤a dönüflür. Bu düflmanl›k, gaflet perdesi gözlerinden kalkan insanlar›n azab›n fark›na varmalar›yla bafllar. Ahirette gözlerinden gaflet perdesi kald›r›lan insanlar›n samimi itiraflar› Kuran'da flöyle bildirilir: Art›k bizim için ne bir flefaatçi var, ne de candan-yak›n bir dost. Bizim bir kere daha (dünyaya dönüflümüz mümkün) olsayd› da iman edenlerden olabilseydik. (fiuara Suresi, 100-102) ‹nkar edenler, hesap günü piflmanl›k içinde sürekli yaln›z kald›klar›n› dile getirirler. Çevrelerinde, dünyadayken kendilerini alaya ald›klar› müminler yoktur. Hafife ald›klar› bu gerçekle karfl›lafl›nca geri dönüp gerçekten iman edenlerden olmay› dilerler. Bu durum ayette flöyle haber verilir: O inkâr edenler Müslüman olmay› nice kereler dileyecekler. (Hicr Suresi, 2) Ancak geri dönüfl yoktur.

74


GAFLETTEN KURTULMAK ‹Ç‹N

Kuran okumak ve ayetler üzerinde düflünmek Gaflet tehlikesine karfl› en etkili çözüm, Allah'›n kullar›na yol gösterici bir nur olarak indirdi¤i Kuran'› okumak ve onun üzerinde düflünmektir. Kuran okumak insan›n Allah'a yak›nlaflarak, Rabbimiz'in üstün ilim ve kudretini kavramas›n› sa¤lar. Ayr›ca insan›n daha önce bilmedi¤i, düflünmedi¤i, düflünüp de cevab›n› bulamad›¤› birçok konuda en aç›k ve en do¤ru bilgiyi verir. Bu nedenle Kuran'› samimi bir niyetle okuyan ve anlayan bir insan, kalbi tatmin bulmufl olarak Allah'a yönelir. Samimi bir flekilde ayetler üzerinde düflünen insan düflünce ve tav›rlar›ndaki yanl›fllar›n fark›na var›r. Bilmedi¤i ya da önemsemedi¤i için yapt›¤› ya da yapmad›¤› fleylerin önemini ve ciddiyetini anlar. Rabbimiz'in üstün ilim ve kudretini kavrar ve Allah'a karfl› duydu¤u korku ve sevgi artar. Allah Kuran'›n indirilifl amac›n› ayetlerinde flöyle haber vermektedir:

75


HARUN YAHYA

‹flte bu (Kuran) uyar›l›p korkutulsunlar, gerçekten O'nun yaln›zca bir tek ilah oldu¤unu bilsinler ve temiz ak›l sahipleri iyice ö¤üt al›p düflünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir bela¤)d›r. (‹brahim Suresi, 52) fiüphesiz, bu Kuran, en do¤ru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir oldu¤unu müjde verir. (‹sra Suresi, 9) Kuran'› dikkatli bir flekilde okuyan ve ayetler üzerinde düflünen insan, samimiyeti ölçüsünde zamanla ayetlerin tecellilerini çevresinde görmeye bafllar; bu da her an Allah'› hat›rlamas›na ve gafletten korunmas›na vesile olur. Örne¤in, Kuran'da tarif edilen inkarc› karakterini, zamanla etraf›ndaki kimi insanlar üzerinde fark etmeye bafllar. Onlar› bekleyen sonsuz azaptan haberdar oldu¤u için de bu örnekler kendisine önemli bir ibret vesilesi olur. Bu flekilde Allah'›n izniyle gafletten sak›n›r ve gaflete karfl› nas›l tedbir almas› gerekti¤ini bilir. Yine insan ayetler üzerinde düflünüp cehennemdeki ac›n›n ve piflmanl›¤›n fliddetini ö¤renir, sonsuz atefl azab›ndan Allah'›n dilemesi d›fl›nda kurtulufl olmayaca¤›n› düflünüp anlar. Ayn› flekilde, cennetteki sonsuz nimetleri, güzellikleri ve güzel yaflam› tefekkür eder, Allah'›n rahmetini ve cennetini kazanman›n flevkini yaflar. Kuran'› okuyan insan dünyada yapt›¤› herfleyin hesab›n› verece¤ini ve yapt›¤› ifllerin sonucunda cennete veya cehenneme girece¤ini anlar. ‹flte bu gerçe¤in bilincine varan insan gafil olmaktan, hakk› unutmaktan veya uygulamamaktan fliddetle kaç›n›r.

76


ADNAN OKTAR

Allah'›n verdi¤i f›rsatlar› de¤erlendirmek Allah, varl›¤›n› hat›rlamalar› ve Kendisi'ne yönelmeleri için insanlara çeflitli flartlar ve ortamlar var eder. S›k›nt› ve zorluklar da bunlardand›r. Kuran'da bir ayette, "Görmüyorlar m› ki, gerçekten onlar her y›l, bir veya iki defa belaya çarpt›r›l›yorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve ö¤üt al›p (ders ç›kar›p) düflünmüyorlar" (Tevbe Suresi, 126) fleklinde buyrulmaktad›r. Bu s›k›nt›l› anlar, insanlar için gaflette olduklar›n› fark etmelerini sa¤layacak büyük birer f›rsatt›r. Çünkü Allah'a isyan halinde olan nefis böyle anlarda acizli¤ini anlar. Bu durumda vicdan› ön plana ç›kan insan, hatalar›n› görür ve onlardan sak›nman›n yollar›n› arar. Bu, insana tan›nan büyük bir f›rsatt›r. Nefsin acz içinde sesini k›st›¤› bu anlarda insan kendini Allah'a daha yak›n hisseder. Ve o anda samimi bir yak›nl›kla Allah'a yönelir. Böyle zamanlarda Allah'›n herfleye güç yetirdi¤ini, herfleyin Allah'tan geldi¤ini, bu bela ve s›k›nt›lar›n da ancak O'nun dilemesiyle sona erece¤ini fark eder. Bu durum tevbe etmek ve Allah'a yönelmek için bir f›rsatt›r. Allah Kuran'da bu samimi ruh haline kavuflan insan› flöyle haber vermektedir: Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki, siz gemide bulundu¤unuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmekteler iken, ona ç›lg›nca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onlar› kuflat›verir; onlar art›k bu (dalgalarla) gerçekten kuflat›ld›klar›n› sanm›fllarken, dinde O'na 'gönülden kat›ks›z ba¤l›lar (muhlisler)' 77


HARUN YAHYA

olarak Allah'a dua etmeye bafllarlar: "And olsun e¤er bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana flükredenlerden olaca¤›z." Ama (Allah) onlar› kurtar›nca, hemen haks›z yere, yeryüzünde taflk›nl›¤a koyulurlar. Ey insanlar, sizin taflk›nl›¤›n›z, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayat›n›n geçici meta›d›r. Sonra dönüflünüz Bizedir, Biz de yapt›klar›n›z› size haber verece¤iz. (Yunus Suresi, 22-23) Gaflet içindeki insan, kendisine Allah'tan baflka yard›m edecek bir güç olmad›¤›n› yaln›zca kendini çok çaresiz hissetti¤i zaman fark edebilmektedir. Ancak s›k›nt›n›n sona ermesinden sonra yine Allah'› unutup eski gafletine dalar. Bu durum Kuran'da flöyle belirtilmifltir: ‹nsana bir zarar dokundu¤unda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zarar›n› üstünden kald›rd›¤›m›z zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç ça¤›rmam›fl gibi döner-gider. ‹flte, ölçüyü tafl›ranlara yapmakta olduklar› böyle süslenmifltir. (Yunus Suresi,12) Örne¤in do¤al bir afet, insana ne kadar aciz oldu¤unu, Allah'›n sonsuz ilim ve kudret sahibi oldu¤unu, herfleyi kuflatt›¤›n›, her an herfleyden haberdar oldu¤unu hat›rlat›r. ‹nsan Allah'tan korkmas› gerekti¤ini, çünkü O'nun herfleye güç yetirdi¤ini, her an Allah'›n azab›yla karfl›laflabilece¤ini anlar. Oysa o insan daha önce Allah'›n emir ve yasaklar›n› göz ard› etmifl ya da sürekli ertelemifltir. Korku içinde oldu¤u anda kiflinin fluuru aç›l›r ve gerçekleri görmeye 78


ADNAN OKTAR

bafllar. Bu tür afetlerin gaflet içindeki insan›n gerçekleri görmesini sa¤layarak, ahiretini kurtaracak çok büyük hat›rlat›c› vazifesi vard›r. Fakat, uyar›lardan ve belalardan gereken dersi almayan ve samimi iman etmeyen kifliyi biraz rahatl›¤a ulaflt›¤›nda gaflet örtüsü tekrar bürür. ‹nsan yine geçici olan dünyaya sar›larak, Allah'›n varl›¤›n›, emir ve yasaklar›n› göz ard› eder ya da unutur. Gafletten kurtulmak için insan›n kendisine tan›nan bu f›rsatlar› de¤erlendirmesi gerekir. Yaflad›¤› s›k›nt›lar›, daha sonra Allah'›n ona verdi¤i rahatl›¤› s›k s›k düflünüp hemen Rabbimiz'e yönelmelidir. Bu tür olaylar›n, Allah'tan birer uyar› olabilece¤ini ve bunun da büyük bir nimet oldu¤unu ak›ldan ç›karmamak gerekir. Allah bu flekilde sonsuz kudretini göstererek insan›n gafletten uzaklaflmas›na bir yol açar. Ancak insan›n, gafletten kurtulmak için kendi bafl›ndan s›k›nt›l› bir olay geçmesini beklemesi do¤ru de¤ildir. Çünkü Allah insan› her an çevresinde meydana gelen olaylarla uyarmaktad›r. Örne¤in yak›nlar›n›n, çevresindekilerin yaflad›¤› zorlu, s›k›nt›l› bir olayla, baflka bir flehirde ya da ülkede yaflanan do¤al afetlerle veya savafllarla da insanlar uyar›lmaktad›rlar. Bu uyar›lar› dikkate alan insan, ayn› olay›n kendi bafl›na gelebilece¤ini, Allah'›n üstün gücü karfl›s›nda insanlar›n ne kadar aciz ve çaresiz olduklar›n› düflünür. Bu da gafletten kurtulup, Allah'a yönelmesine sebep olacakt›r. Nitekim Kuran'da Ad kavminin helak edilifli anlat›larak insanlar flöyle uyar›lmaktad›rlar: Ad (halk›n)a gelince; onlar da, u¤ultu yüklü, azg›n bir kas›rga ile helak edildiler. (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aral›k vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütük79


HARUN YAHYA

leriymifl gibi çarp›l›p yere y›k›ld›¤›n› görürsün. (Hakka Suresi, 6-7) Kuran'da verilen helak ve azap örnekleriyle, insanlar›n baflkalar›n›n bafllar›na gelen belalardan ibret alarak Allah'›n sonsuz ilim ve kudreti üzerinde düflünmeleri istenmektedir. Allah'›n gücünü insanlara hat›rlatacak birçok örnek günlük hayatta sürekli insanlar›n karfl›s›na ç›kar. Fakat insanlar çaresizlik içindeki kimselerin durumlar›n› sadece üzüntüyle karfl›lamakla ve onlara ac›makla yetinirler. Gördüklerinin ayn› zamanda kendilerine bir uyar› oldu¤unun fark›na varmazlar. Oysa insanlar›n acizliklerini ve çaresizliklerini gösteren bu tür durumlar›n tümü, insanlara gaflet perdelerini aralamalar› için yap›lan aç›k birer uyar› ve verilen yeni birer f›rsatt›r. Bu f›rsatlar› de¤erlendirip Allah'a yönelmek insan›n gafletten kurtulmas›na yard›mc› olacakt›r.

Allah'›n herfleyden haberdar oldu¤unu ve herfleyi çepeçevre kuflatt›¤›n› bilmek Allah, "‹nsan, 'kendi bafl›na ve sorumsuz' b›rak›laca¤›n› m› san›yor?" (K›yamet Suresi, 36) ayetiyle insanlara her an Kendi hakimiyeti ve kontrolü alt›nda olduklar›n› aç›kça bildirmifltir. Ancak gaflet içindeki insan bunu düflünmekten ve anlamaktan uzakt›r. Oysa bunu anlamak için birkaç dakika samimi bir flekilde, yaflam›n› sürdürmesi için gereken herfleyi -en ince ayr›nt›s›na kadar- kendisinin yapmak ve kontrol etmek zorunda kald›¤›n› düflünmesi yeterli olacakt›r. Örne¤in flu anda bedenimizin içinde neler olup bitti¤ini bile 80


ADNAN OKTAR

bilmiyor ve bunlarla ilgilenme gere¤i duymuyoruz. Ama tüm organlar›m›z düzenli ve birbirleriyle uyumlu bir biçimde sürekli çal›fl›yor. Kendi bafl›m›za kald›¤›m›za göre ilk olarak yaflam›m›z› sürdürebilmemiz için düzenli bir flekilde oksijen almam›z, düzenli bir flekilde kalbimizin atmas›n›, kan dolafl›m›m›z› sa¤lamam›z, mide asidini dengede tutmam›z, sindirimimizi gerçeklefltirmemiz ve bunun gibi milyonlarca ifllemi kontrolümüz alt›na almam›z gerekir. Vücudumuzun içinde gerçekleflen olaylar› kontrol alt›na ald›¤›m›z› -her ne kadar imkans›z olsa da- düflünelim. Örne¤in uyudu¤umuzda bu iflleri bizim yerimize kim devam ettirecek? Nitekim, uyurken de bütün organlar›m›z›n çal›flmaya devam etmesi gerekmektedir. Sadece kalbimizin birkaç dakika kontrolümüz d›fl›nda kalarak, durmas› bile hayat›m›z›n sona ermesi için yeterlidir; ancak ayn› zamanda uyumam›z gerekti¤i de di¤er önemli bir gerçektir. Kendi bafl›m›za kald›¤›m›zda yapmam›z gerekenler bu kadarla da s›n›rl› de¤ildir. Çünkü yaflamam›z› sa¤layan d›fl etkenleri de, art›k bizim temin etmemiz gerekir. Gayet aç›kt›r ki, kendi bedenimiz bile kontrolümüz alt›nda de¤ilken, bizim d›fl›m›zdaki dünyay› ve evreni içine alan sonsuz say›daki ince ayar ve denge üzerine kurulu olan sisteme müdahale etmemiz sadece hayal gücümüzün geniflli¤ini göstermekten ibaret kalacakt›r. Bunlar› düflünüp de kendi bedeni dahil, hiçbir varl›¤› kontrol etmesinin mümkün olmad›¤›n› kavrayan her insan, kendi bafl›na olmad›¤›n›, herfleyi üstün ilim ve kudret sahibi olan Allah'›n kontrol etti¤ini anlayacakt›r. Kainattaki canl›-cans›z her varl›¤›n Allah'›n yaratmas›yla meydana geldi¤ini ve O'nun kontrolünde oldu¤unu kavrayacakt›r. Bunlar› anlamak, insan›n içinde bulundu¤u 81


HARUN YAHYA

gafletten kurtulmas›n› sa¤layacak ve her an Allah'›n kendini gördü¤ünü düflünerek hareket etmesine sebep olacakt›r. Allah her an insanlar› gözetimi alt›nda tutmakta, onlar› ve iflledikleri fiilleri an ve an yaratmaktad›r. Allah'›n her an insanlar› sar›p kuflatt›¤›, "... Muhakkak Rabbin insanlar› çepeçevre kuflatm›flt›r." (‹sra Suresi, 60) ayetiyle haber verilmifltir. Allah'›n kendisini çepeçevre kuflatt›¤›n›n bilincinde olan mümin, gizli ya da aç›k yapt›¤› veya konufltu¤u herfleyi, içinde bulundu¤u her durumu Allah'›n bildi¤ini bilir. Her ortamda ve her an O'nun yan›nda oldu¤unu da bilir. Bu durum Kuran'da flöyle tarif edilir: Allah'›n göklerde ve yerde olanlar›n tümünü gerçekten bilmekte oldu¤unu görmüyor musun? (Kendi aralar›nda gizli toplant›lar düzenleyip) F›s›ldaflmakta olan üç kifliden dördüncüleri mutlaka O'dur; beflin alt›nc›s› da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yapt›klar›n› k›yamet günü kendilerine haber verecektir. fiüphesiz Allah, herfleyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7) Ayette aç›k olarak tarif edilen bu gerçek, samimi bir biçimde üzerinde düflünüldü¤ünde insan› gafletten kurtarmaya yeter. Gerçekleri idrak etmesine, hem dünyada hem de ahirette güzel bir yaflam sürmesine vesile olur. Çünkü kendisinin sürekli Allah'›n hükmü ve kontrolü alt›nda oldu¤unu bilerek Allah'›n r›zas›n›n d›fl›na ç›kmaktan fliddetle korkup sak›nacakt›r. Yapt›¤› tüm güzel fleyleri ve iyilikleri de Allah'›n gördü¤ünü bilecek ve mükafatland›r›laca¤› gün için sevinç ve nefle duyacakt›r. Herfleyin kendi özel 82


ADNAN OKTAR

imtihan› gere¤i gerçekleflti¤ini kavrad›¤› için herfleyin kendisi için hay›r oldu¤unu bilerek, bu anlarda güzel bir sab›r gösterecektir. Bu sabr› ve güzel davran›fllar› neticesinde ise, Allah'›n izniyle O'nun tüm inananlara vaat etti¤i cennete kavuflacakt›r.

Allah'›n yaratt›klar›n› detaylar›yla bilmek Bilgi gafletten kurtulmay› sa¤layan en önemli etkenlerden biridir. Evreni saran yarat›l›fl delillerini araflt›rmak, görmek ve anlamak insan›n üzerinden gafleti da¤›t›r ve uzaklaflt›r›r. Allah'›n üstün ilim ve kudreti, ancak böyle ciddi bir araflt›rma ve tefekkürle hakk›yla takdir edilebilir. Allah, "Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye gö¤ü, yeri ve ikisi aras›nda bulunanlar› yaratmad›k" (Enbiya Suresi,16) ayetiyle evrenin ve içindeki varl›klar›n özel bir hikmet üzere yarat›ld›¤›n› bildirmektedir. Gerçekte, tüm yarat›lm›fllar Allah'›n varl›¤›n›n aç›k delilleridir. Bu deliller üzerinde detayl› bilgi edinmek, detaylardaki üstün akl›n tecellilerini görmeye sebep olacakt›r. Allah'›n her yaratt›¤›n›n çok mükemmel sistemlerden olufltu¤u, detaylar›n incelenmesiyle kolayl›kla fark edilir. Bu detaylar karfl›s›nda insan, Allah'›n varl›¤›n› kesin olarak kavrayarak, O'nun üstün güç ve kudretinin fark›na var›r, O'nun varl›¤›n› her an hisseder. Gözlerini kör eden ve fluurunu ifllemez hale getiren gaflet perdesini aralamay› ve samimi bir flekilde yapaca¤› derin tefekkürlerle de bu perdeyi tamamen kald›rmay› baflar›r. Örne¤in insan kendi vücudu ve yarat›l›fl› hakk›nda detayl› bilgi edinerek Allah'›n üstün sanat›n› ve ilmini görebilir. Nitekim in83


HARUN YAHYA

san›n yarat›l›fl›, bafll› bafl›na gafleti da¤›tan mucizevi olaylar zincirinden oluflur: Tek bir hücrenin içindeki genetik flifreden ço¤alarak mükemmel sistemlere sahip bir canl›ya dönüflen insan, tek bafl›na Allah'›n varl›¤›n›n, üstün akl›n›n ve gücünün büyük bir delilidir: Birbirinden ayr› yerlerde ve ayr› canl›lar içinde üretilen yumurta ve spermin tam bir uyum içinde birleflerek döllenmesi, tek tip hücrenin ço¤al›p farkl›laflarak kemikleri, kaslar›, organlar›, gözleri, el ve ayaklar›, bunlardaki kompleks sistemleri meydana getirmesi, daha sonra anne karn›ndan ayr›lan bu organizman›n görmesi, konuflmas›, yürümesi, gülmesi, a¤lamas›, duygulara sahip olmas›... Günümüzdeki araflt›rma teknikleri sayesinde art›k evrenin en uzak noktalar›ndan okyanuslar›n en derin yerlerine kadar gözlemler yap›labilmekte, buralardaki tüm varl›klar ve olaylar hakk›nda ayr›nt›l› bilgilere ulaflmak gitgide daha kolay bir hale gelmektedir. ‹flte bu olaylar ve varl›klardaki yarat›l›fl mucizeleri hakk›nda detayl› bilgi sahibi olan, düflünen ve "… Rabbimiz, Sen bunu bofluna yaratmad›n. Sen pek Yücesin, bizi ateflin azab›ndan koru" (Al-i ‹mran Suresi, 191) diyen samimi ve vicdanl› her insan, Allah'›n izniyle gaflet perdesinden kurtulacakt›r. Gafletten kurtulan insan, Allah'›n bu aç›k delilleri karfl›s›nda kesin bir bilgiyle iman ederken, O'nun üstün s›fatlar›n› da tan›r, Allah'a daha çok yak›nlafl›r ve art›k her iflinde O'nun r›zas›n› gözetmeye bafllar.

84


ADNAN OKTAR

Dünyan›n k›sa ve geçici oldu¤unu bilmek Dünya hayat› bir gün aniden yok olacak ve insan ebediyen yaflayaca¤› ahiret yurduna geçecektir. Oysa dünya hayat›n›n geçici ve son derece k›sa oldu¤unu fark edemeyen gaflet içindeki insan, büyük bir tutku ve h›rsla dünyaya ba¤lanm›flt›r ve sadece dünya için yaflamaktad›r. Çocuklu¤undan itibaren sürekli gelece¤e dönük planlar yapar, hayat›n› istekleri do¤rultusunda yönlendirmeye çal›fl›r. Ömrü, bu oyalanmalarla, dünyan›n ne kadar k›sa ve geçici oldu¤unu düflünmeden aniden son bulur. T›pk› gördü¤ü ve uzun sürdü¤ünü sand›¤›, ama asl›nda uyudu¤u sürenin yaln›zca birkaç saniyesini kaplayan rüyan›n sona ermesi gibi... Ahirette, dünya hayat›n›n sadece bir rüya gibi çok k›sa sürdü¤ünü, kesin olarak yan›ld›¤›n› anlar. Ahirette insanlar›n kendi aralar›nda dünya hayat›n›n k›sal›¤›na dair yapt›klar› konuflma Kuran'da flöyle bildirilmektedir: Dedi ki: "Y›l say›s› olarak yeryüzünde ne kadar kald›n›z?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün biraz› kadar kald›k, sayanlara sor." Dedi ki: "Yaln›zca az (bir zaman) kald›n›z, gerçekten bir bilseydiniz" (Müminun Suresi, 112-114) Ayette geçen "bir gün ya da bir günün biraz› kadar" ifadesi çok uzun san›lan ömrün ne kadar k›sa oldu¤unu aç›kça belirtmektedir. Bu, Allah Kat›ndan bildirilmifl aç›k bir gerçek iken insan neyi neye tercih edece¤ini çok iyi düflünmelidir. Sonsuz cenneti mi, yoksa çok k›sa süreli dünyay› m› hedefleyerek hareket edecektir? ‹nsan›n arzular›n› belirlerken üzerinde düflünmesi gereken en önemli

85


HARUN YAHYA

unsur, k›sa ve geçici olan dünya hayat›n›n faydas›n›n da yine k›sa ve geçici olaca¤›d›r. Bu nedenle dünyay›, as›l yurdumuz olan ahirete gitmek için bir bekleme salonu olarak düflünmek gerekir. Bir bekleme salonundaki eflyalar›n ve orada yaflanan olaylar›n insan› ne kadar ilgilendirece¤i aç›kt›r. Hiçbir yolcu, bekleme salonunda uzun bir süre kalacakm›fl gibi oraya yerleflip, bütün planlar›n› bu bekleme salonuna göre yapmaz. Çünkü burada çok k›sa bir süre kalacakt›r. Burada d›flar›y› düflünmeden yaln›zca bekleme salonunu göz önüne alarak ald›¤› kararlar ya da yapt›¤› hareketlerin d›flarda bir faydas› olmayacakt›r. Ayn› flekilde, dünya için yap›lan hiçbir fleyin de ahirette bir faydas› olmayacakt›r. Bu nedenle dünya için yap›lan ifllerin eninde sonunda Kuran'da bildirildi¤i üzere, bir serap gibi yok olaca¤›n› bilmek gerekir. Kuran'da bunun haber verildi¤i ayet flöyledir: ‹nkâr edenler ise, onlar›n amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su san›r. Nihayet ona ulaflt›¤›nda bir fley bulamaz ve yan›nda Allah'› bulur. (Allah da) Onun hesab›n› tam olarak verir. Allah, hesab› çok seri görendir. (Nur Suresi, 39) Ayette aç›kça bildirildi¤i gibi, dünya için yap›lanlar›n hepsi birgün yok olup gidecek ve insan yaln›z Allah r›zas› için yapt›klar›yla Rabbimiz'in huzurunda hesap verecektir. ‹flte o an insan yan›lg›s›n› farkedecek ve cehennem azab› karfl›s›nda sonsuz bir çaresizlik ve piflmanl›k duymaya bafllayacakt›r. Gaflet halinin sona erdi¤i, tüm gerçekleri birer birer fark etti¤i o anda dünya hayat›na geri dönerek, Allah'›n emir ve yasaklar›na uygun bir hayat yaflamak is86


ADNAN OKTAR

teyecektir. Ancak bunun için çok geç kalm›flt›r. Çünkü art›k geri dönüfl yoktur: ‹çinde onlar (flöyle) 盤l›k atarlar: "Rabbimiz, bizi ç›kar, yapt›¤›m›zdan baflka salih bir amelde bulunal›m." Size orda (dünyada), ö¤üt alabilecek olan›n ö¤üt alabilece¤i kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmiflti. Öyleyse (azab›) tad›n; art›k zalimler için bir yard›mc› yoktur. (Fat›r Suresi, 37) Suçlu-günahkarlar›, Rableri huzurunda bafllar› öne e¤ilmifl olarak: "Rabbimiz, gördük ve iflittik; flimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunal›m, art›k biz gerçekten kesin bilgiyle inananlar›z" (diye yalvaracaklar› zaman›) bir görsen. (Secde Suresi,12) ‹nsan›n Allah'›n huzuruna yaln›z bafl›na getirilece¤i bu günle karfl›laflmadan önce dünya hayat›n›n ne kadar k›sa ve geçici oldu¤unu anlamas› ve tefekkür etmesi gerekmektedir. Dünyan›n çok k›sa bir süre sonunda mutlaka sona erece¤i düflüncesi, insan›n bofl ve yarars›z ifllerden yüz çevirmesine, dünya hayat›ndaki k›sa zaman›n› en iyi flekilde de¤erlendirerek, içinde bulundu¤u gafletten kurtulmas›na vesile olacakt›r.

Ölümü düflünmek ‹nsana dünyada belirli bir süre verilmifltir. Bu süre bitti¤inde ölümle mutlaka karfl›laflacakt›r. Kuran'da her insan›n bir gün mutlaka ölümle karfl›laflaca¤› flöyle haber verilir: 87


HARUN YAHYA

De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçt›¤›n›z ölüm, flüphesiz sizinle karfl›lafl›p-buluflacakt›r. Sonra gayb› da, müflahade edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yapt›klar›n›z› haber verecektir." (Cuma Suresi, 8) Ölüm, kendisinden kaçan, korkan ve ölece¤ini hiç düflünmeyen gaflet içindeki insanlar dahil tüm insanlara gelecektir. Ancak gaflet içinde Allah'›n hükümlerini göz ard› eden insanlarla iman eden insanlar›n, ölüm an›nda yaflayacaklar› farkl› olacakt›r. ‹nkar edenler hiç beklemedikleri bir anda ölümle yüz yüze gelince dehflete kap›lacak ve büyük bir korku yaflayacaklard›r. Ayr›ca canlar› büyük bir ac›yla al›nacakt›r. ‹nkar edenlerin, canlar›n›n al›n›fl› Kuran'da flöyle tarif edilmektedir: Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalar›na vura vura canlar›n› ald›klar› zaman nas›l olacak? (Muhammed Suresi, 27) Kuran'da bildirildi¤i gibi, inkar edenlerin canlar› ac› içinde al›nacakt›r. Bu anda, u¤runda h›rs göstererek Allah'›n emir ve yasaklar›n› göz ard› etti¤i herfleyin önemini yitirdi¤ini görecektir. Hayat› boyunca en çok de¤er verdi¤i ailesi, arkadafllar›, akrabalar›, çok sevdi¤i ifli, arabas›, evi, mal›-mülkü hepsi tamamen de¤erini yitirir. Art›k çaresiz ve yaln›z kalm›fl, korkusu daha da artm›flt›r. Bu durumda inkar eden kifli tüm hayat›n› bofla geçirdi¤ini ve Allah'›n r›zas›na yönelik hiçbir fley yapmad›¤›n› fark ederek derin bir piflmanl›k duyar. Korku ve piflmanl›k içinde azaptan kurtulabilmek için çareler arar ve bütün sevdiklerini feda etmek ister. Allah Ku88


ADNAN OKTAR

ran'da inkar eden kiflinin k›yamet gününde içine düfltü¤ü bu durumu flöyle tarif etmektedir: (Böyle bir günde) Hiçbir yak›n dost bir yak›n dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azab›na karfl›l›k olmak üzere, o¤ullar›n› fidye olarak vermek ister; kendi eflini ve kardeflini, ve onu bar›nd›ran afliretini de; yeryüzünde bulunanlar›n tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hay›r; (hiçbiri kabul edilmez). Do¤rusu o (cehennem), cay›r cay›r yanmakta olan atefltir. (Mearic Suresi, 10-15) Ayette aç›kça ifade edildi¤i gibi, insan can›n› verecek kadar çok sevdi¤i yak›nlar›n›, tutkuyla ba¤l› oldu¤u tüm dünya nimetlerini cehennem azab›na karfl›l›k vermek isteyecektir. Ancak kendisine dünyada sahip oldu¤u hiçbir fleyin faydas› olmayacak, ebediyen kalmak üzere cehennem halk› aras›na kat›lmaktan kendisini kurtaramayacakt›r. Gaflet içinde inkarda direnen insanlar›n canlar› ac› içinde al›n›rken, iman edenlerin canlar› ise kolayl›kla al›n›r. Gafletten korunmaya çal›flan, iman etmifl insanlar›n ölüm zaman› geldi¤inde, canlar› melekler taraf›ndan güzel bir flekilde al›narak cennetlere yerlefltirilirler. Kuran'da iman edenlerin canlar›n›n al›n›fl› flöyle tarif edilmektedir: Ki melekler, güzellikle canlar›n› ald›klar›nda: "Selam size" derler. "Yapt›klar›n›za karfl›l›k olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 32) O anda mümin, Allah'›n kendisine verdi¤i nimetleri, dünyada 89


HARUN YAHYA

kalanlara duyurarak onlar› uyarmak ister. Müminlerin bu tavr› Kuran'da flöyle bildirilir: Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keflke benim kavmim de bir bilseydi" dedi. "Rabbimin beni ba¤›fllad›¤›n› ve a¤›rlananlardan k›ld›¤›n›." (Yasin Suresi, 26-27) Can›n›n güzel bir flekilde al›nmas›n› ve cennette ebedi bir hayat sürmeyi arzulayan her insan, gafletten kurtulmad›¤› takdirde ölüm an›nda yaflayacaklar›n› düflünmelidir. Dünyada can› yand›¤› ve ac› duydu¤u anlarda hissettiklerinin kat kat fazlas›n› ölüm an›ndan itibaren ebediyen yaflayaca¤›n› tefekkür etmelidir. Bu azab› düflünüp, her an ölümle kar›flaca¤›n› bilen, korkuyla, gönülden Allah'a yönelen her insan içinde bulundu¤u gafletin fark›na varacakt›r. Dolay›s›yla da Allah'›n emir ve yasaklar›na uyarak, gösterece¤i ciddi çabayla gafletten kurtulacakt›r.

As›l yurdun ahiret oldu¤unu bilmek As›l yurdun ahiret oldu¤unun fluurunda olmayan gaflet içindeki insanlar dünyada sürekli olarak rahat edecekleri daha iyi yerler ve imkanlar ararlar. Örne¤in dar gelirli, evi olmayan biri hep kiradan kurtulaca¤› an› düflünür. Bir evinin olmas› onun en büyük idealidir. Bu u¤urda s›k›nt›ya girer, ömrünün büyük bir k›sm› ev ve di¤er ihtiyaçlar› için taksit ödeyerek geçer. Bir baflkas› apartman dairesinden müstakil eve geçmeyi, bir di¤eri ise, genifl arazili bir çiftli¤e sahip olmay› düflünür. Ama Allah'›n ahirette vaat etti¤i cennet mülklerinin varl›¤›na inanmad›¤› ya da bu ihtimali çok uzak gördü¤ü için bunlara ulaflmakta en ufak bir çaba bile göstermez. 90


ADNAN OKTAR

Oysa müminler, cennete ve oradaki nimetlere kavuflmak için yar›fl›rlar. Allah gaflet içinde dünya nimetlerine sahip olmak için adeta di¤er insanlarla yar›flarak çaba harcayanlar›, Kuran'da flöyle uyarmaktad›r: Rabbinizden olan ma¤firet ve eni göklerle yer kadar olan cennete yar›fl›n; o, muttakiler için haz›rlanm›flt›r. (Al-i ‹mran Suresi, 133) Rabbinizden olan bir ma¤firete ve cennete (kavuflmak için) 'çaba gösterip-yar›fl›n,' ki (o cennet) geniflli¤i gök ile yerin geniflli¤i gibi olup Allah'a ve Resûlüne iman edenler için haz›rlanm›flt›r. ‹flte bu, Allah'›n fazl›d›r ki, onu diledi¤ine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21) Ahiret yurdunun varl›¤›n› kavrayamayan gafil kimselerin ortak özelli¤i, dünyada tatmin bulacaklar› yer ve imkanlara sahip olmakt›r. Bunu büyük bir tutkuyla arzu ederler. Fakat elde ettikleri bütün bu de¤erler onlar›, sand›klar› gibi çok mutlu edip, dertsiz kedersiz yaflamalar›n› sa¤lamaz. Çünkü dünya hayat›nda sahip olunan herfley eskiyip çürüyecek, bozulup yok olacakt›r. Buna kiflinin kendi bedeni de dahildir. Bu nedenle gaflet içindeki insanlar, sevdikleri ve de¤er verdikleri fleylere zarar gelece¤i korkusuyla sürekli tedirgin yaflarlar. Kendilerine çok k›sa bir süreden baflka hiçbir yarar sa¤lamayacak bu de¤erlere karfl› insanlar Kuran'da flöyle uyar›l›rlar: Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayat›, yaln›zca bir meta (k›sa süreli bir yararlanma) d›r. fiüphesiz ahiret, 91


HARUN YAHYA

(as›l) karar k›l›nan yurt odur. (Mümin Suresi, 39) Kad›nlara, o¤ullara, kantar kantar y›¤›lm›fl alt›n ve gümüfle, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu flehvet insanlara 'süslü ve çekici' k›l›nd›. Bunlar, dünya hayat›n›n meta›d›r. As›l var›lacak güzel yer Allah Kat›nda oland›r. (Al-i ‹mran Suresi, 14) Kuran'da insanlara dünya nimetlerinin geçici oldu¤u, as›l nimetlerin ahirette bulundu¤u bu ayetlerle aç›kça bildirilmifltir. Bu dünyan›n geçicili¤inin fark›na varmak, gaflet içinde olan bir insan›n gafletten kurtulmas›na vesile olur. ‹nsan, geçici fayda sa¤layan dünya nimetlerine duydu¤u tutkulu isteklerden ar›n›r, sonsuz güzellikteki cennet nimetlerini ve Allah'›n r›zas›n› kazanmaya yönelir. Allah Kuran'da bu hükmünü flöyle bildirmektedir: Gerçek flu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler. Tahtlar üzerinde bak›p-seyretmektedirler. Nimetin par›lt›l›-sevincini sen onlar›n yüzlerinde tan›rs›n. Onlara mühürlü, kat›ks›z bir flaraptan içirilir. Ki onun sonu misktir. fiu halde yar›flmak isteyenler, bunun için yar›fls›nlar. (Mutaffifin Suresi, 22-26)

Ahiretten geri dönüflün olmad›¤›n› bilmek Gaflet içindeki insan›n kendini kand›rd›¤› konulardan biri de, kendisine bir f›rsat daha tan›naca¤› yan›lg›s›d›r. Hatta bu düflünce baz› çevrelerde reenkarnasyon ad› verilen bat›l bir inan›fl haline bile getirilmifltir. Gafil insan ne kadar hata yaparsa yaps›n, öldükten sonra tekrar dünyaya dönerek, bunlar› telafi etme imkan›na 92


ADNAN OKTAR

sahip olaca¤›n› zanneder. Bu nedenle öldükten sonra Allah'tan son bir umutla geri dönmeyi ister. ‹nkar edenlerin, bu istekleri Kuran'da flöyle bildirilir: Suçlu-günahkarlar›, Rableri huzurunda bafllar› öne e¤ilmifl olarak: "Rabbimiz, gördük ve iflittik; flimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunal›m, art›k biz gerçekten kesin bilgiyle inananlar›z" (diye yalvaracaklar› zaman›) bir görsen. (Secde Suresi, 12) Bu durumun ayetlerde bildirilmesinin bir hikmeti de geri dönüflü olmayan günden önce insanlar›n kaç›n›lmaz olan bu gerçe¤i bilmesi, aksine kuruntulara kap›lmadan Allah'›n hoflnutlu¤unu kazanmaya çal›flmalar›d›r. Ancak Allah'›n bildirip uyard›¤› ahiret azab›n›n fliddetini düflünmeyen buna bir türlü ihtimal vermeyen, kesin bilgiyle inanmayan insan, sonunda mutlaka Allah'›n huzurunda bu gerçekle yüz yüze gelecektir. Bunu ›srarla anlamazl›ktan gelen derin gaflet içindeki insan›n hala kendisine bir f›rsat daha verilece¤ini düflünmesi, asl›nda kendini kand›rmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Azab› hak eden insan, piflmanl›¤›n› ahiret gününde dile getirecektir. Kuran'da cehennem halk›n›n piflmanl›klar›n› içeren konuflmalar bildirilerek insanlar uyar›lmaktad›rlar. Bu ayetlerden biri de flöyledir: Ya da azab› gördü¤ü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme f›rsat›) olsayd› da, ihsan edenlerden olsayd›m" (diyece¤i günden sak›n›n). (Zümer Suresi, 58) 93


HARUN YAHYA

Gafletten kurtulmak ve bu ifadelerin sahibi olmamak için insan›n iyice düflünmesi ve Allah'›n azab›ndan fliddetle korkup sak›nmas› gerekir. Azab› hak eden gafil insanlar›n en büyük yan›lg›lar›, ahiret yurdunu dünya hayat›yla karfl›laflt›rmalar›d›r. Allah'›n sorgusunu, cenneti ve cehennemi, dünyada yaflad›klar› olaylarla k›yaslarlar. Dünyadaki gibi ahirette de herfleyin bir telafisi olaca¤›n› düflünerek kendilerini kand›r›rlar. Örne¤in dünyada s›n›fta kalsa, okuldan at›lsa bile sonradan affedilece¤ini düflünür. Hapisteki bir insan›n da bir gün süresi belirli olan cezas› bitecek, serbest kalacakt›r. Nitekim dünyadaki s›k›nt›lar ömür boyu sürmez, belli bir süre sonra biter. ‹flte gafil kifliler, ahirette de bu tür imkanlar ve f›rsatlar oldu¤u inanc›yla dünyada korkusuzca her türlü s›n›r tan›mazl›¤› yaparlar. Oysa telafilerin yap›laca¤›, f›rsatlar›n de¤erlendirilece¤i yegane mekan dünyad›r. Ahiret ise, karfl›l›klar›n verildi¤i yerdir. Bu nedenle, kiflinin ebediyen sürecek cehennem azab›na neden olan bu gaflet halinden kurtulmas› için, ahiretten geri dönüflün kesin olarak mümkün olmad›¤›n› ve ahirette hiçbir suçu telafi imkan›n›n bulunmad›¤›n› tefekkür etmesi gerekir.

Cehennemin ne kadar azap verici bir mekan oldu¤unu ve orada sonsuza dek kal›naca¤›n› bilmek Gafletteki kifli, ölümü uzak gördü¤ü gibi cennet ve cehennemi de kendinden uzak görür. Oysa ölüm ne kadar kesin ve gerçek ise, cennet ve cehennem de o kadar kesin ve gerçektir. Orada dünyadakinden çok daha net ve gerçek bir ortam vard›r. Ve fluras› çok kesin bir gerçektir ki, dünyadaki herkes mutlaka bu iki 94


ADNAN OKTAR

yerden birine girecek ve ebediyen de orada kalacakt›r. Cehennemi net ve kesin bir gerçek olarak bilip düflünmek ise, insandaki Allah korkusunu ve cennet özlemini art›r›r. Cehennemin nas›l bir azap yurdu oldu¤unu tefekkür etmek için Kuran'da yap›lan cehennem tasvirleri üzerinde dikkatle düflünmek gerekir. Kuran'da cehennemin tasvirinin yap›ld›¤› ayetlerden baz›lar› flöyledir: O gün suçlu-günahkarlar›n (s›k›) buka¤›lara vurulduklar›n› görürsün. Giyimleri katrandand›r, yüzlerini atefl bürümektedir. (‹brahim Suresi, 49-50) ... fiüphesiz Biz zalimlere bir atefl haz›rlam›fl›z, onun duvarlar› kendilerini çepeçevre kuflatm›flt›r. E¤er onlar yard›m isterlerse, kat› bir s›v› gibi yüzleri kavurupyakan bir su ile yard›m edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir. (Kehf Suresi, 29) ... ‹flte o inkâr edenler, onlar için ateflten elbiseler biçilmifltir; bafllar› üstünden de kaynar su dökülür. Bununla kar›nlar› içinde olanlar ve derileri eritilmifl olur. Onlar için demirden kamç›lar vard›r. Ne zaman ordan, sars›c›-üzüntüden ç›kmak isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yak›c› azab› tad›n" (denir). (Hac Suresi, 19-22) Atefl, onlar›n yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri s›yr›lm›fl olarak s›r›tan) diflleriyle kal›verirler. (Müminun Suresi, 104) (Atefl,) Onlar› uzak bir yerden gördü¤ünde, onlar bunun gazabl› öfkesini ve u¤ultusunu iflitirler. Elleri bo95


HARUN YAHYA

yunlar›na ba¤l› olarak, s›k›fl›k bir yerine at›ld›klar› zaman, orada yokoluflu isteyip-ça¤›r›rlar. Bugün bir yok oluflu ça¤›rmay›n, birçok (kere) yok oluflu isteyip-ça¤›r›n. De ki: "Bu mu daha hay›rl›, yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son durakt›r." (Furkan Suresi, 12-15) Dünyada en ufak bir ac›ya dahi tahammül edemeyen insan, bu ac› ve ›zd›rap ortam›n› samimi bir flekilde düflünürse, cehennem azab›n›n -Kuran'da tarif edildi¤i üzere- dünyaki hiçbir ac› ile k›yas kabul etmeyecek derecede dehfletli oldu¤unu görür. Cehennemde ne azab›n sona ermesi ne de ölmek yoktur. Kuran'da cehennem azab›n›n süresiz oldu¤unu bildiren ayetlerden baz›lar› flöyledir: (Orada) Ateflten ç›kmak isterler, ama ondan ç›kacak de¤iller. Onlar için sürekli bir azab vard›r. (Maide Suresi, 37) Hay›r; kim bir kötülük ifller de günah› kendisini kuflat›rsa onlar ateflin halk›d›rlar, orada süresiz kalacaklard›r. (Bakara Suresi, 81) Cehennemde sürekli olarak, büyük bir ac› çekilece¤i, oradan hiçbir flekilde kurtuluflun olmad›¤›, ac›lar›n hiç son bulmayaca¤›, ac›ya karfl› bir ba¤›fl›kl›k ya da al›flkanl›k da olmayaca¤› çok aç›k bir gerçektir. Bunlar› vicdanl› ve samimi bir biçimde tefekkür etmek insan›n Allah korkusunu art›rarak fluurunun aç›lmas›na, gafletten kurtularak Allah'›n r›zas›n› aramas›na vesile olur.

96


ADNAN OKTAR

Sonsuzlu¤u kavramak ‹nsanlar›n bir k›sm› sonsuzluk kavram›n› düflünmek konusunda da genelde tembellik ederler. Sonsuzlu¤un asla bitmeyecek, sonu gelmeyecek, tükenmeyecek bir zaman› ifade etti¤ini, gere¤i gibi düflünüp anlamaya çal›flmazlar. Sonsuzlu¤u, yaln›zca çok uzun y›llar›, as›rlar› ifade eden bir kavram gibi kabul ederler. Oysa "sonsuzluk" çok farkl› bir kavramd›r. Sonsuzluk, bir insan›n ömrü kadar süre de¤ildir. Birkaç insan nesli kadar bir süre de de¤ildir. Sonsuzluk bin y›l de¤il, on bin y›l de¤il, yüz bin y›l de¤il, milyon veya milyar y›l de¤il, hatta trilyon y›l da de¤ildir. Sonsuzluk bunlar›n tamam›n›n d›fl›nda, hiçbir sona ulaflmayan, asla bitip tükenmeyen bir zaman› ifade eder. ‹flte bu gerçe¤i düflünen insan sonsuz yaflam›n› cehennemde geçirme tehlikesini asla göze alamaz. Dünyada bir an bile dayanamad›¤› kadar fliddetli azaplar›, bitip tükenmesi olmayan zamanlar boyunca hissetmeyi tercih edemez. Dolay›s›yla sonsuzlu¤u düflünmek gafil olan insan› uyand›r›r, kendine getirir ve Allah'›n raz› olaca¤› ifller yapma konusunda harekete geçirir. Sonsuz cehennem hayat›ndan korkan imanl› bir insan, ayn› zamanda sonsuz cennet nimetleri içinde yaflama imkan› oldu¤unu da düflünür ve dünyadaki k›sa süren yaflam› bir an bile sonsuz ahiret hayat›na tercih etmez.

Cennetin güzelli¤ini bilmek Cennet, geçici olan dünya hayat›nda yap›lan salih amellerin, Allah'tan korkman›n, Allah'›n r›zas›n› kazanman›n karfl›l›¤›d›r. Allah 97


HARUN YAHYA

Kuran'da insana bu vaadini flöyle bildirmektedir: ‹man edip salih amellerde bulunanlar, Biz onlar› alt›ndan ›rmaklar akan, içinde ebedi kalacaklar› cennetlere sokaca¤›z. Bu, Allah'›n gerçek olan vaadidir. Allah'tan daha do¤ru sözlü kim vard›r? (Nisa Suresi, 122) Cennette sadece güzel bahçelerin yer ald›¤›n› düflünmek son derece yanl›fl bir bak›fl aç›s› olur. Herfleyden önce, insan orada en güzel biçimde yeni bir yarat›l›flla yarat›lm›flt›r ve sonsuz nimetler içerisindedir. Ayr›ca, cennet bütün duyular›n çok daha keskin oldu¤u, herfleyden çok fazla zevk al›nan bir ortamd›r. Dünyada çok k›sa süren zevkler orada sonsuzdur. Allah dünyadaki nimetleri bir örnek olarak yaratm›flt›r. As›llar› ise cennettedir. Oradaki nimetlere kavuflunca, insan dünyadaki nimetlerle benzerliklerini fark edecektir ama art›k bu nimetler çok daha mükemmel ve tükenmez bir haldedir. Bunlar›n yan› s›ra, bedensel kusurlar›n hiçbiri cennette yarat›lmaz. Herkes çok güzeldir. Çok güzel bir flekilde yarat›lm›fl olan insan›n art›k fiziksel yönden eksiklikleri de yoktur. Örne¤in terlemez, kötü kokmaz, tuvalet ihtiyac› olmaz, hastalanmaz. Ac›kt›¤› ya da vücudunun ihtiyac› oldu¤u için de¤il, sadece zevk için yer. Bu nimetler için çal›flmas› gerekmez. Orada arzulad›¤› ve akl›na hayaline gelmeyecek her tür e¤lence, muhteflem bir mimari ve teknoloji, mükemmel ve kusursuz bir düzen vard›r. Dünyada eksik olan ve özlemi duyulan bütün hareket ve tav›rlar cennette tamd›r. Allah'›n emretti¤i güzel ahlak orada tam olarak yaflan›r. Orada g›ybet, iftira, çekifltirme, küfür, yalan, riya, haset, kibir, sadakatsizlik ve kin yoktur. Selam, esenlik ve Allah'›n r›98


ADNAN OKTAR

Gafletten Kurtulmak ‹çin

zas› vard›r. Kuran'da cennetin tarif edildi¤i ayetlerden baz›lar› flöyledir: Adn cennetleri (onlar›nd›r); oraya girerler, orada alt›ndan bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onlar›n elbiseleri ipek(ten)dir. (Fat›r Suresi, 33) Gerçek flu ki, bugün cennet halk›, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meflguliyet içindedirler. Kendileri ve eflleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanm›fllard›r. Orada taptaze-meyveler onlar›n ve istek duyduklar› herfley onlar›nd›r. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vard›r). (Yasin Suresi, 55-58) Nimetlerle donat›lm›fl (naim) cennetlerde. Birbirlerine karfl›, tahtlar üzerinde (otururlar). Kaynaktan (doldurulmufl) kadehlerle çevrelerinde dolafl›l›r. Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vard›r, ne de kendilerinden geçip, ak›llar› çelinir. Ve yanlar›nda bak›fllar›n› yaln›zca efllerine çevirmifl iri gözlü kad›nlar vard›r. Sanki onlar, sakl› bir yumurta gibi (çarp›c› ve pürüzsüz). (Saffat Suresi, 4349) Onlar›n etraf›nda alt›n tepsiler ve testilerle dolafl›l›r; orada nefislerin arzu etti¤i ve gözlerin lezzet (zevk) ald›¤› herfley var. Ve siz orada süresiz kalacaks›n›z. (Zuhruf Suresi, 71) Ayetlerde de tarif edildi¤i gibi cennet, insan›n hayal bile edemeyece¤i güzelliklerin ve nefsin arzu etti¤i herfleyin mükemmel bir flekilde yarat›ld›¤›, sonsuz esenlik yurdudur. Ancak, yine Ku99


HARUN YAHYA

ran'da bildirildi¤i gibi cennet sadece iman edip, salih amellerde bulunanlar için haz›rlanm›flt›r. Bunun aç›kça bildirildi¤i ayetlerden baz›lar› flöyledir: ‹man edip salih amellerde bulunanlar›, alt›ndan ›rmaklar akan, içinde ebedi kalacaklar› cennetlere sokaca¤›z. Onda onlar için tertemiz k›l›nm›fl efller vard›r. Ve onlar›, 'ne s›cak-ne so¤uk, tam karar›nda gölgeli¤e' sokaca¤›z. (Nisa Suresi, 57) ‹man edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalbleri tatmin bulmufl olarak ba¤lananlar', iflte bunlar da cennetin halk›d›rlar. Onda süresiz kalacaklard›r. (Hud Suresi, 23) Kuran ayetlerindeki cennet tasvirlerini bilip tefekkür etmek gafletin da¤›lmas› ve dünya h›rs›n›n yok olmas› aç›s›ndan son derece etkilidir. Samimi bir flekilde yap›lacak ciddi bir tefekkür, cennetin dünyadaki hiçbir mükemmellikle k›yaslanamayaca¤›n› anlamak için yeterlidir. Bunu anlayan insan, cennet arzusu ve özlemiyle oray› hak edebilmek için çal›flmaya bafllayacak, kendisini cennetten uzaklaflt›racak ve ebediyen mahrum b›rakacak olan gaflet halinden ise, bütün gücüyle sak›nacakt›r.

100


GAFLET‹N SONU

Gaflet, Allah Kat›ndan gelen tüm uyar›lara ra¤men, bunda ›srar edenleri dehfletli ve tarifi mümkün olmayan ebedi bir azaba do¤ru h›zla sürükler. Gafil olmakta ›srarc› davranan ve gaflet içinde dünyadan ayr›lan insanlar, Allah'›n yaratt›¤› imtihan dünyas›ndan sonra, ebedi yaflamlar›na art›k cehennem ehli olarak devam edeceklerdir. Kuran'da bildirildi¤i gibi gaflet içindeki insanlar›n göz ve kulaklar› mühürlenmifl, anlay›fllar› al›nm›flt›r. Alg› ve fluur düzeyi olarak hayvan gibidirler. Hatta bu durumu kendi r›zalar›yla kabullendikleri için onlardan daha da afla¤›d›rlar. Allah Kuran'da bu durumdaki insanlar› flöyle tarif etmektedir: Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok say›da kifli yaratt›k (haz›rlad›k). Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179) 101


HARUN YAHYA

Yoksa sen, onlar›n ço¤unu (söz) iflitir ya da akl›n› kullan›r m› say›yorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hay›r, onlar yol bak›m›ndan daha flaflk›n (ve afla¤›) d›rlar. (Furkan suresi, 44) Hayvanlar›n fluuru yoktur. Yukar›daki ayetlerden anlafl›ld›¤› gibi, gaflet içindeki insanlar da adeta hayvanlar›n fluursuzlu¤undad›rlar. Bu fluursuzluk nedeniyle kalpleri kat›laflm›flt›r. Gördükleri, iflittikleri olaylar, kendilerine yap›lan hat›rlatmalar, verilen ö¤ütler onlar› içinde bulunduklar› durumdan ç›karmaz. Her ne ile karfl›lafl›rlarsa karfl›lafls›nlar düflünüp ibret almazlar. Oysa her insan, gerçekleri anlamaktan ve uygulamaktan sorumludur. Ancak, gaflette ›srarc› davrand›¤› takdirde dünyadaki di¤er canl› türlerinden daha ak›ls›z bir duruma düfler ve insana insan vasf› kazand›ran bütün özelliklerini kaybeder. ‹nsanlara Allah'›n varl›¤›n› kavray›p, O'na kulluk etmeleri için verilen alg›lama, hissetme ve kavrama gibi meziyetlerin, gaflette kalmakta ›srarl› ve kararl› olan kimselerde mühürlendi¤i Kuran'da flöyle bildirilmektedir: Onlar, Allah'›n, kalplerini, kulaklar›n› ve gözlerini mühürledi¤i kimselerdir. Gafil olanlar onlar›n ta kendileridir. (Nahl Suresi, 108) Ayette tarif edilen kiflinin alg›lar› tümüyle kapanm›flt›r. Bu durumdaki gafil insan ciddi bir çaba gösterip, Allah'a yönelmedi¤i sürece art›k cehennem ehli olmaktan kurtulamaz. Cehennemdeki fluursuzluk ve flaflk›nl›¤› ise daha da fazlad›r: Kim bunda (dünyada) kör ise, o, ahirette de kördür 102


ADNAN OKTAR

ve yol bak›m›ndan daha 'flaflk›n bir sap›kt›r. (‹sra Suresi, 72) Oradaki azab›n fliddeti ve dehfleti ise bir ayette flöyle tarif edilmifltir: Allah'›n tutuflturulmufl ateflidir. Ki o, yüreklerin üstüne t›rman›p ç›kar. O, onlar›n üzerine kilitlenecektir; (Kendileri de) Dikilip-yükseltilmifl sütunlarda (ba¤lanacaklard›r). (Hümeze Suresi, 6-9) Gaflet içinde yaflayan, bu durumdan kurtulmak için çaba harcamayan, Kuran'dan ve Allah'›n r›zas›ndan habersiz bir flekilde ölen insanlar cehenneme sürüklenirler.

103


SONUÇ

Kitap boyunca anlatt›¤›m›z gibi, gaflete kap›lanlardan olmak, bir insan› helake sürükleyen ana sebeplerden biridir. Gaflet içindeki insan, herfleyin yolunda oldu¤unu ve toz pembe bir hayat yaflad›¤›n› zannedebilir. Herfleyin bilincinde oldu¤unu ve herfleyi do¤ru yapt›¤›n› düflünmesi, bunun en belirgin göstergesidir. Ancak bu gaflet hali, ahiret günü Allah'›n huzurunda sona erecektir: "Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; iflte Biz de senin üzerindeki örtüyü aç›p-kald›rd›k. Art›k bugün görüfl-gücün keskindir." (Kaf Suresi, 22) Art›k insan, gaflet halinin hakim oldu¤u toz pembe dünya hayat›nda sürekli yüz çevirdi¤i, inanmamakta direndi¤i gerçekleri, alenen görmeye bafllayacakt›r. Daha önce kendisine haber verilen ancak hiç dikkate almad›¤› cehennem azab› ile karfl›lafl›r. O gün yok olmay› ya da dünya hayat›na dönüp Allah r›zas›n› kazanacak flekilde yaflamay› ister. Ancak, kendisi için ebediyen cehennem halk› aras›nda olmaktan ve sonsuz bir azaptan baflka, 'var›l›p karar k›l›nacak bir yer' yoktur. Kuran'da k›yamet günü ve hiçbir yere ka104


ADNAN OKTAR

ç›fl olmad›¤›n›n bildirildi¤i ayetler flöyledir: Ama göz 'kamafl›p da kayd›¤›,' Ay karard›¤›, Günefl ve Ay birlefltirildi¤i zaman; insan o gün: "Kaç›fl nereye?" der. Hay›r, s›¤›nacak herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda var›l›p karar k›l›nacak yer (müstakar)' yaln›zca Rabbinin Kat›d›r. (K›yamet Suresi, 7-12) ‹nkar edenlerin büyük bir korku, çaresizlik ve piflmanl›k yaflayaca¤› k›yamet günüyle karfl›laflmadan önce, her insan kendi durumunu samimi bir flekilde gözden geçirmelidir. fiuuru kapatarak, insan› hayvanlardan afla¤› bir canl› türüne dönüfltüren gaflet belas›na karfl›, samimi bir kalple Allah'a yönelmek, sürekli Allah'› anmak ve Rabbimiz'in gönderdi¤i Kitap olan Kuran'a tam tabi olmak gerekir. Gaflette olmad›¤›n› ve gaflete düflme ihtimalinin bulunmad›¤›n› düflünerek kendini müsta¤ni (bu durumdan uzak) görmek büyük bir hatad›r. Çünkü müsta¤niyet insan›n gaflet hastal›¤›na her an yakalanabilece¤inin bir göstergesidir. fieytan hiç durmadan, en küçük f›rsat› bile de¤erlendirmekten kaç›nmayarak, insan› gafletin içine sokmaya ve kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemeye çal›flmaktad›r: ‹nsanlardan kimi, Allah hakk›nda bilgisi olmaks›z›n tart›fl›r durur ve her azg›n-kaypak fleytan›n pefline düfler. Ona yaz›lm›flt›r: "Kim onu veli edinirse, flüphesiz o (fleytan) onu flafl›rt›p-sapt›r›r ve onu ç›lg›n ateflin azab›na yöneltir." (Hac Suresi, 3-4) Gayet aç›kt›r ki gaflet, her insan› hiçbir ortam ve flart gözet105


HARUN YAHYA

meden, fleytan›n ve nefsin telkinleriyle sar›p kuflatmaya çal›flmaktad›r. Ancak gaflet yaln›zca gaflet içinde kalmak isteyenlerin peflini b›rakmaz. Gaflet içinde kalmaya, fleytan›n dostu olmaya raz› olmayan vicdanl› kimseler için ise, kurtulufl yolu her zaman aç›kt›r. Allah gafletten kurtulman›n yollar›n› Kuran'da ayr›nt›l› olarak bildirmifltir. Allah'› sürekli anmak, O'na yönelmek, O'ndan korkup sak›nmak ve her an O'nun r›zas›n› aramak gafleti yok eder, insan› üstün bir fluura, akla ve imana kavuflturur. Bu da -her ne kadar fleytan aksini telkin etmeye çal›flsa da- en güzel, en rahat, en emin ve en kolay yoldur. O halde, samimi bir biçimde Allah'a yönelip dönen bir kimse hiçbir fley için geç kalm›fl de¤ildir. Rabbimiz'in rahmetini umut edebilir. Ayette flöyle buyrulmaktad›r: Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. E¤er siz salih olursan›z, flüphesiz O da, (Kendisi'ne) yönelip dönenleri ba¤›fllay›c›d›r. (‹sra Suresi, 25)

106


EVR‹M YANILGISI

Darwinizm, yani evrim teorisi, yarat›l›fl gerçe¤ini reddetmek amac›yla ortaya at›lm›fl, ancak baflar›l› olamam›fl bilim d›fl› bir safsatadan baflka bir fley de¤ildir. Canl›l›¤›n, cans›z maddelerden tesadüfen olufltu¤unu iddia eden bu teori, evrende ve canl›larda çok mucizevi bir düzen bulundu¤unun bilim taraf›ndan ispat edilmesiyle çürümüfltür. Böylece Allah'›n tüm evreni ve canl›lar› yaratm›fl oldu¤u gerçe¤i, bilim taraf›ndan da kan›tlanm›flt›r. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çap›nda yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarp›t›lmas›na, tarafl› yorumlanmas›na, bilim görüntüsü alt›nda söylenen yalanlara ve yap›lan sahtekarl›klara dayal›d›r. Ancak bu propaganda gerçe¤i gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yan›lg› oldu¤u, son 20-30 y›ld›r bilim dünyas›nda giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yap›lan araflt›rmalar, Darwinist iddialar›n tamamen yanl›fl oldu¤unu ortaya koymufl 107


HARUN YAHYA

ve bu gerçek pek çok bilim adam› taraf›ndan dile getirilmifltir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farkl› alanlardan gelen çok say›da bilim adam›, Darwinizm'in geçersizli¤ini görmekte, canl›lar›n kökenini art›k yarat›l›fl gerçe¤iyle aç›klamaktad›rlar. Evrim teorisinin çöküflünü ve yarat›l›fl›n delillerini di¤er pek çok çal›flmam›zda bütün bilimsel detaylar›yla ele ald›k ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, tafl›d›¤› büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vard›r. Darwin'i Y›kan Zorluklar Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ö¤reti olmas›na karfl›n, kapsaml› olarak 19. yüzy›lda ortaya at›ld›. Teoriyi bilim dünyas›n›n gündemine sokan en önemli geliflme, Charles Darwin'in 1859 y›l›nda yay›nlanan Türlerin Kökeni adl› kitab›yd›. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farkl› canl› türlerini Allah'›n ayr› ayr› yaratt›¤› gerçe¤ine karfl› ç›k›yordu. Darwin'e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlard› ve zaman içinde küçük de¤iflimlerle farkl›laflm›fllard›. Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanm›yordu; kendisinin de kabul etti¤i gibi sadece bir "mant›k yürütme" idi. Hatta Darwin'in kitab›ndaki "Teorinin Zorluklar›" bafll›kl› uzun bölümde itiraf etti¤i gibi, teori pek çok önemli soru karfl›s›nda aç›k veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorluklar›n geliflen bilim taraf›ndan afl›laca¤›n›, yeni bilimsel bulgular›n teorisini güçlendirece¤i108


ADNAN OKTAR

ni umuyordu. Bunu kitab›nda s›k s›k belirtmiflti. Ancak geliflen bilim, Darwin'in umutlar›n›n tam aksine, teorinin temel iddialar›n› birer birer dayanaks›z b›rakm›flt›r. Darwinizm'in bilim karfl›s›ndaki yenilgisi, üç temel bafll›kta incelenebilir: 1) Teori, hayat›n yeryüzünde ilk kez nas›l ortaya ç›kt›¤›n› asla aç›klayamamaktad›r. 2) Teorinin öne sürdü¤ü "evrim mekanizmalar›"n›n, gerçekte evrimlefltirici bir etkiye sahip oldu¤unu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 3) Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktad›r. Bu bölümde, bu üç temel bafll›¤› ana hatlar› ile inceleyece¤iz. Afl›lamayan ‹lk Basamak: Hayat›n Kökeni Evrim teorisi, tüm canl› türlerinin, bundan yaklafl›k 3.8 milyar y›l önce ilkel dünyada ortaya ç›kan tek bir canl› hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nas›l olup da milyonlarca kompleks canl› türünü oluflturdu¤u ve e¤er gerçekten bu tür bir evrim gerçekleflmiflse neden bunun izlerinin fosil kay›tlar›nda bulunamad›¤›, teorinin aç›klayamad›¤› sorulardand›r. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basama¤› üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nas›l ortaya ç›km›flt›r? Evrim teorisi, yarat›l›fl› reddetti¤i, hiçbir do¤aüstü müdahaleyi kabul etmedi¤i için, o "ilk hücre"nin, hiçbir tasar›m, plan ve 109


HARUN YAHYA

düzenleme olmadan, do¤a kanunlar› içinde rastlant›sal olarak meydana geldi¤ini iddia eder. Yani teoriye göre, cans›z madde tesadüfler sonucunda ortaya canl› bir hücre ç›karm›fl olmal›d›r. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlar›na ayk›r› bir iddiad›r.

"Hayat Hayattan Gelir" Darwin, kitab›nda hayat›n kökeni konusundan hiç söz etmemiflti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlay›fl›, canl›lar›n çok basit bir yap›ya sahip olduklar›n› varsay›yordu. Ortaça¤'dan beri inan›lan "spontane jenerasyon" adl› teoriye göre, cans›z maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canl› bir varl›k oluflturabileceklerine inan›l›yordu. Bu dönemde böceklerin yemek art›klar›ndan, farelerin de bu¤daydan olufltu¤u yayg›n bir düflünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yap›lm›flt›. Kirli bir paçavran›n üzerine biraz bu¤day konmufl ve biraz beklendi¤inde bu kar›fl›mdan farelerin oluflaca¤› san›lm›flt›. Etlerin kurtlanmas› da hayat›n cans›z maddelerden türeyebildi¤ine bir delil say›l›yordu. Oysa daha sonra anlafl›lacakt› ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluflmuyorlar, sineklerin getirip b›rakt›klar› gözle görülmeyen larvalardan ç›k›yorlard›. Darwin'in Türlerin Kökeni adl› kitab›n› yazd›¤› dönemde ise, bakterilerin cans›z maddeden oluflabildikleri inanc›, bilim dünyas›nda yayg›n bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitab›n›n yay›nlanmas›ndan befl y›l sonra, ünlü Frans›z biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluflturan bu 110


ADNAN OKTAR

inanc› kesin olarak çürüttü. Pasteur yapt›¤› uzun çal›flma ve deneyler sonucunda vard›¤› sonucu flöyle özetlemiflti: "Cans›z maddelerin hayat oluflturabilece¤i iddias› art›k kesin olarak tarihe gömülmüfltür." (Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, New York: Marcel Dekker, 1977, s. 2)

Evrim teorisinin savunucular›, Pasteur'ün bulgular›na karfl› uzun süre direndiler. Ancak geliflen bilim, canl› hücresinin karmafl›k yap›s›n› ortaya ç›kard›kça, hayat›n kendili¤inden oluflabilece¤i iddias›n›n geçersizli¤i daha da aç›k hale geldi. 20. Yüzy›ldaki Sonuçsuz Çabalar 20. yüzy›lda hayat›n kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu y›llarda ortaya att›¤› birtak›m tezlerle, canl› hücresinin tesadüfen meydana gelebilece¤ini ispat etmeye çal›flt›. Ancak bu çal›flmalar baflar›s›zl›kla sonuçlanacak ve Oparin flu itiraf› yapmak zorunda kalacakt›: "Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanl›k noktay› oluflturmaktad›r." (Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953 (Reprint), s.196)

Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayat›n kökeni konusunu çözüme kavuflturacak deneyler yapmaya çal›flt›lar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikal› kimyac› Stanley Miller taraf›ndan 1953 y›l›nda düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde oldu111


HARUN YAHYA

¤unu iddia etti¤i gazlar› bir deney düzene¤inde birlefltirerek ve bu kar›fl›ma enerji ekleyerek, proteinlerin yap›s›nda kullan›lan birkaç organik molekül (aminoasit) sentezledi. O y›llarda evrim ad›na önemli bir aflama gibi tan›t›lan bu deneyin geçerli olmad›¤› ve deneyde kullan›lan atmosferin gerçek dünya koflullar›ndan çok farkl› oldu¤u, ilerleyen y›llarda ortaya ç›kacakt›. ("New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, c. 63, Kas›m 1982, s. 1328-1330)

Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kulland›¤› atmosfer ortam›n›n gerçekçi olmad›¤›n› itiraf etti. (Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7)

Hayat›n kökeni sorununu aç›klamak için 20. yüzy›l boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep baflar›s›zl›kla sonuçland›. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü jeokimyac› Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 y›l›nda yay›nlanan bir makalede bu gerçe¤i flöyle kabul eder: Bugün, 20. yüzy›l› geride b›rak›rken, hala, 20. yüzy›la girdi¤imizde sahip oldu¤umuz en büyük çözülmemifl problemle karfl› karfl›yay›z: Hayat yeryüzünde nas›l bafllad›? (Jeffrey Bada, Earth, fiubat 1998, s. 40)

Hayat›n Kompleks Yap›s› Evrim teorisinin hayat›n kökeni konusunda bu denli büyük bir açmaza girmesinin bafll›ca nedeni, en basit san›lan canl› yap›lar›n bile inan›lmaz derecede karmafl›k yap›lara sahip olmas›d›r. 112


ADNAN OKTAR

Canl› hücresi, insano¤lunun yapt›¤› bütün teknolojik ürünlerden daha karmafl›kt›r. Öyle ki bugün dünyan›n en geliflmifl laboratuvarlar›nda bile cans›z maddeler biraraya getirilerek canl› bir hücre üretilememektedir. Bir hücrenin meydana gelmesi için gereken flartlar, asla rastlant›larla aç›klanamayacak kadar fazlad›r. Hücrenin en temel yap› tafl› olan proteinlerin rastlant›sal olarak sentezlenme ihtima950 li; 500 aminoasitlik ortalama bir protein için, 10 'de 1'dir. Ancak matematikte 1050'de 1'den küçük olas›l›klar pratik olarak "imkans›z" say›l›r. Hücrenin çekirde¤inde yer alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekülü ise, inan›lmaz bir bilgi bankas›d›r. ‹nsan DNA's›n›n içerdi¤i bilginin, e¤er ka¤›da dökülmeye kalk›lsa, 500'er sayfadan oluflan 900 ciltlik bir kütüphane oluflturaca¤› hesaplanmaktad›r. Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vard›r: DNA, yaln›z birtak›m özelleflmifl proteinlerin (enzimlerin) yard›m› ile efllenebilir. Ama bu enzimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler do¤rultusunda gerçekleflir. Birbirine ba¤›ml› olduklar›ndan, efllemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de ayn› anda var olmalar› gerekir. Bu ise, hayat›n kendili¤inden olufltu¤u senaryosunu ç›kmaza sokmaktad›r. San Diego California Üniversitesi'nden ünlü evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli say›s›nda bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Son derece kompleks yap›lara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) ayn› yerde ve ayn› zamanda rastlant›sal olarak oluflmalar› afl›r› derecede ihtimal d›fl›d›r. Ama bunlar›n birisi olmadan di¤erini elde et113


HARUN YAHYA

mek de mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla insan, yaflam›n kimyasal yollarla ortaya ç›kmas›n›n asla mümkün olmad›¤› sonucuna varmak zorunda kalmaktad›r. (Leslie E. Orgel, The Origin of Life on Earth, Scientific American, c. 271, Ekim 1994, s. 78)

Kuflkusuz e¤er hayat›n do¤al etkenlerle ortaya ç›kmas› imkans›z ise, bu durumda hayat›n do¤aüstü bir biçimde "yarat›ld›¤›n›" kabul etmek gerekir. Bu gerçek, en temel amac› yarat›l›fl› reddetmek olan evrim teorisini aç›kça geçersiz k›lmaktad›r. Evrimin Hayali Mekanizmalar› Darwin'in teorisini geçersiz k›lan ikinci büyük nokta, teorinin "evrim mekanizmalar›" olarak öne sürdü¤ü iki kavram›n da gerçekte hiçbir evrimlefltirici güce sahip olmad›¤›n›n anlafl›lm›fl olmas›d›r. Darwin, ortaya att›¤› evrim iddias›n› tamamen "do¤al seleksiyon" mekanizmas›na ba¤lam›flt›. Bu mekanizmaya verdi¤i önem, kitab›n›n isminden de aç›kça anlafl›l›yordu: Türlerin Kö-

keni, Do¤al Seleksiyon Yoluyla... Do¤al seleksiyon, do¤al seçme demektir. Do¤adaki yaflam mücadelesi içinde, do¤al flartlara uygun ve güçlü canl›lar›n hayatta kalaca¤› düflüncesine dayan›r. Örne¤in y›rt›c› hayvanlar taraf›ndan tehdit edilen bir geyik sürüsünde, daha h›zl› koflabilen geyikler hayatta kalacakt›r. Böylece geyik sürüsü, h›zl› ve güçlü bireylerden oluflacakt›r. Ama elbette bu mekanizma, geyikleri evrimlefltirmez, onlar› baflka bir canl› türüne, örne¤in atlara dönüfltürmez. Dolay›s›yla do¤al seleksiyon mekanizmas› hiçbir evrimlefltiri114


ADNAN OKTAR

ci güce sahip de¤ildir. Darwin de bu gerçe¤in fark›ndayd› ve Türlerin Kökeni adl› kitab›nda "Faydal› de¤ifliklikler oluflmad›¤› sürece do¤al seleksiyon hiçbir fley yapamaz" demek zorunda kalm›flt›. (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189)

Lamarck'›n Etkisi Peki bu "faydal› de¤ifliklikler" nas›l oluflabilirdi? Darwin, kendi döneminin ilkel bilim anlay›fl› içinde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çal›flm›flt›. Darwin'den önce yaflam›fl olan Frans›z biyolog Lamarck'a göre, canl›lar yaflamlar› s›ras›nda geçirdikleri fiziksel de¤ifliklikleri sonraki nesle aktar›yorlar, nesilden nesile biriken bu özellikler sonucunda yeni türler ortaya ç›k›yordu. Örne¤in Lamarck'a göre zürafalar ceylanlardan türemifllerdi, yüksek a¤açlar›n yapraklar›n› yemek için çabalarken nesilden nesile boyunlar› uzam›flt›. Darwin de benzeri örnekler vermifl, örne¤in Türlerin Kökeni adl› kitab›nda, yiyecek bulmak için suya giren baz› ay›lar›n zamanla balinalara dönüfltü¤ünü iddia etmiflti. (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184)

Ama Mendel'in keflfetti¤i ve 20.yüzy›lda geliflen genetik bilimiyle kesinleflen kal›t›m kanunlar›, kazan›lm›fl özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas› efsanesini kesin olarak y›kt›. Böylece do¤al seleksiyon "tek bafl›na" ve dolay›s›yla tümüyle etkisiz bir mekanizma olarak kalm›fl oluyordu. 115


HARUN YAHYA

Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar Darwinistler ise bu duruma bir çözüm bulabilmek için 1930'lar›n sonlar›nda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yayg›n ismiyle neo-Darwinizm'i ortaya att›lar. Neo-Darwinizm, do¤al seleksiyonun yan›na "faydal› de¤ifliklik sebebi" olarak mutasyonlar›, yani canl›lar›n genlerinde radyasyon gibi d›fl etkiler ya da kopyalama hatalar› sonucunda oluflan bozulmalar› ekledi. Bugün de hala dünyada evrim ad›na geçerlili¤ini koruyan model neo-Darwinizm'dir. Teori, yeryüzünde bulunan milyonlarca canl› türünün, bu canl›lar›n, kulak, göz, akci¤er, kanat gibi say›s›z kompleks organlar›n›n "mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayal› bir süreç sonucunda olufltu¤unu iddia etmektedir. Ama teoriyi çaresiz b›rakan aç›k bir bilimsel gerçek vard›r: Mutasyonlar canl›lar› gelifltirmezler, aksine her zaman için canl›lara zarar verirler. Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene sahiptir. Bu molekül üzerinde oluflan herhangi rastgele bir etki ancak zarar verir. Amerikal› genetikçi B. G. Ranganathan bunu flöyle aç›klar: Mutasyonlar küçük, rasgele ve zararl›d›rlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonlar›n evrimsel bir geliflme meydana getiremeyece¤ini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleflmifl bir organizmada meydana gelebilecek rastlant›sal bir de¤iflim, ya etkisiz olacakt›r ya da zararl›. Bir kol saatinde meydana gelecek rasgele bir de¤iflim kol saatini 116


ADNAN OKTAR

gelifltirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacakt›r. Bir deprem bir flehri gelifltirmez, ona y›k›m getirir. (B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988)

Nitekim bugüne kadar hiçbir yararl›, yani genetik bilgiyi gelifltiren mutasyon örne¤i gözlemlenmedi. Tüm mutasyonlar›n zararl› oldu¤u görüldü. Anlafl›ld› ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmas›" olarak gösterdi¤i mutasyonlar, gerçekte canl›lar› sadece tahrip eden, sakat b›rakan genetik olaylard›r. (‹nsanlarda mutasyonun en s›k görülen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmas›" olamaz. Do¤al seleksiyon ise, Darwin'in de kabul etti¤i gibi, "tek bafl›na hiçbir fley yapamaz." Bu gerçek bizlere do¤ada hiçbir "evrim mekanizmas›" olmad›¤›n› göstermektedir. Evrim mekanizmas› olmad›¤›na göre de, evrim denen hayali süreç yaflanm›fl olamaz. Fosil Kay›tlar›: Ara Formlardan Eser Yok Evrim teorisinin iddia etti¤i senaryonun yaflanmam›fl oldu¤unun en aç›k göstergesi ise fosil kay›tlar›d›r. Evrim teorisine göre bütün canl›lar birbirlerinden türemifllerdir. Önceden var olan bir canl› türü, zamanla bir di¤erine dönüflmüfl ve bütün türler bu flekilde ortaya ç›km›fllard›r. Teoriye göre bu dönüflüm yüz milyonlarca y›l süren uzun bir zaman dilimini kapsam›fl ve kademe kademe ilerlemifltir. Bu durumda, iddia edilen uzun dönüflüm süreci içinde say›s›z "ara türler"in oluflmufl ve yaflam›fl olmalar› gerekir. 117


HARUN YAHYA

Örne¤in geçmiflte, bal›k özelliklerini tafl›malar›na ra¤men, bir yandan da baz› sürüngen özellikleri kazanm›fl olan yar› bal›k-yar› sürüngen canl›lar yaflam›fl olmal›d›r. Ya da sürüngen özelliklerini tafl›rken, bir yandan da baz› kufl özellikleri kazanm›fl sürüngen-kufllar ortaya ç›km›fl olmal›d›r. Bunlar, bir geçifl sürecinde olduklar› için de, sakat, eksik, kusurlu canl›lar olmal›d›r. Evrimciler geçmiflte yaflam›fl olduklar›na inand›klar› bu teorik yarat›klara "ara-geçifl formu" ad›n› verirler. E¤er gerçekten bu tür canl›lar geçmiflte yaflam›fllarsa bunlar›n say›lar›n›n ve çeflitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmas› gerekir. Ve bu ucube canl›lar›n kal›nt›lar›na mutlaka fosil kay›tlar›nda rastlanmas› gerekir. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bunu flöyle aç›klam›flt›r: E¤er teorim do¤ruysa, türleri birbirine ba¤layan say›s›z ara-geçifl çeflitleri mutlaka yaflam›fl olmal›d›r... Bunlar›n yaflam›fl olduklar›n›n kan›tlar› da sadece fosil kal›nt›lar› aras›nda bulunabilir. (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179)

Darwin'in Y›k›lan Umutlar› Ancak 19. yüzy›l›n ortas›ndan bu yana dünyan›n dört bir yan›nda hummal› fosil araflt›rmalar› yap›ld›¤› halde bu ara geçifl formlar›na rastlanamam›flt›r. Yap›lan kaz›larda ve araflt›rmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canl›lar›n yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir bi118


ADNAN OKTAR

çimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermifltir. Ünlü ‹ngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmas›na karfl›n bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Sorunumuz fludur: Fosil kay›tlar›n› detayl› olarak inceledi¤imizde, türler ya da s›n›flar seviyesinde olsun, sürekli olarak ayn› gerçekle karfl›lafl›r›z; kademeli evrimle geliflen de¤il, aniden yeryüzünde oluflan gruplar görürüz. (Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, c. 87, 1976, s. 133)

Yani fosil kay›tlar›nda, tüm canl› türleri, aralar›nda hiçbir geçifl formu olmadan eksiksiz biçimleriyle aniden ortaya ç›kmaktad›rlar. Bu, Darwin'in öngörülerinin tam aksidir. Dahas›, bu canl› türlerinin yarat›ld›klar›n› gösteren çok güçlü bir delildir. Çünkü bir canl› türünün, kendisinden evrimleflti¤i hiçbir atas› olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya ç›kmas›n›n tek aç›klamas›, o türün yarat›lm›fl olmas›d›r. Bu gerçek, ünlü evrimci biyolog Douglas Futuyma taraf›ndan da kabul edilir: Yarat›l›fl ve evrim, yaflayan canl›lar›n kökeni hakk›nda yap›labilecek yegane iki aç›klamad›r. Canl›lar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya ç›km›fllard›r ya da böyle olmam›flt›r. E¤er böyle olmad›ysa, bir de¤iflim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan baz› canl› türlerinden evrimleflerek meydana gelmifl olmal›d›rlar. Ama e¤er eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›km›fllarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir ak›l taraf›ndan yarat›lm›fl olmalar› gerekir. (Douglas J. Fu119


HARUN YAHYA

tuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197)

Fosiller ise, canl›lar›n yeryüzünde eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermektedir. Yani "türlerin kökeni", Darwin'in sand›¤›n›n aksine, evrim de¤il yarat›l›flt›r. ‹nsan›n Evrimi Masal› Evrim teorisini savunanlar›n en çok gündeme getirdikleri konu, insan›n kökeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugün yaflayan modern insan›n maymunsu birtak›m yarat›klardan geldi¤ini varsayar. 4-5 milyon y›l önce bafllad›¤› varsay›lan bu süreçte, modern insan ile atalar› aras›nda baz› "ara form"lar›n yaflad›¤› iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel "kategori" say›l›r: 1- Australopithecus 2- Homo habilis 3- Homo erectus 4- Homo sapiens Evrimciler, insanlar›n sözde ilk maymunsu atalar›na "güney maymunu" anlam›na gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canl›lar gerçekte soyu tükenmifl bir maymun türünden baflka bir fley de¤ildir. Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi ‹ngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin Australopithecus örnekleri üzerinde yapt›klar› çok genifl kapsaml› çal›flmalar, bu canl›lar›n sadece soyu tükenmifl bir maymun türüne ait olduklar›n› ve insanlarla hiçbir benzerlik tafl›ma120


ADNAN OKTAR

d›klar›n› göstermifltir. (Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, c. 258, s. 389)

Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhas›n› da, "homo" yani insan olarak s›n›fland›r›rlar. ‹ddiaya göre homo serisindeki canl›lar, Australopithecuslar'dan daha geliflmifllerdir. Evrimciler, bu farkl› canl›lara ait fosilleri ard› ard›na dizerek hayali bir evrim flemas› olufltururlar. Bu flema hayalidir, çünkü gerçekte bu farkl› s›n›flar›n aras›nda evrimsel bir iliflki oldu¤u asla ispatlanamam›flt›r. Evrim teorisinin 20. yüzy›ldaki en önemli savunucular›ndan biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens'e uzanan zincir gerçekte kay›pt›r" diyerek bunu kabul eder. (J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Aral›k 1992)

Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens" s›ralamas›n› yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atas› oldu¤u izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlar›n son bulgular›, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'n›n farkl› bölgelerinde ayn› dönemlerde yaflad›klar›n› göstermektedir. (Alan Walker, Science, c. 207, 1980, s. 1103; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1. bask›, New York: J. B. Lipincott Co., 1970, s. 221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, c. 3, Cambridge: Cambridge University Press, 1971, s. 272)

Dahas› Homo erectus s›n›flamas›na ait insanlar›n bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaflam›fllar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile ayn› ortamda yan yana bulunmufllard›r. (Time, Kas›m 1996) 121


HARUN YAHYA

Bu ise elbette bu s›n›flar›n birbirlerinin atalar› olduklar› iddias›n›n geçersizli¤ini aç›kça ortaya koymaktad›r. Harvard Üniversitesi paleontologlar›ndan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmas›na karfl›n, Darwinist teorinin içine girdi¤i bu ç›kmaz› flöyle aç›klar: E¤er birbiri ile paralel bir biçimde yaflayan üç farkl› hominid (insan›ms›) çizgisi varsa, o halde bizim soy a¤ac›m›za ne oldu? Aç›kt›r ki, bunlar›n biri di¤erinden gelmifl olamaz. Dahas›, biri di¤eriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda evrimsel bir geliflme trendi göstermemektedirler. (S. J. Gould, Natural History, c. 85, 1976, s. 30)

K›sacas›, medyada ya da ders kitaplar›nda yer alan hayali birtak›m "yar› maymun, yar› insan" canl›lar›n çizimleriyle, yani s›rf propaganda yoluyla ayakta tutulmaya çal›fl›lan insan›n evrimi senaryosu, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir. Bu konuyu uzun y›llar inceleyen, özellikle Australopithecus fosilleri üzerinde 15 y›l araflt›rma yapan ‹ngiltere'nin en ünlü ve sayg›n bilim adamlar›ndan Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmas›na ra¤men, ortada maymunsu canl›lardan insana uzanan gerçek bir soy a¤ac› olmad›¤› sonucuna varm›flt›r. Zuckerman bir de ilginç bir "bilim skalas›" yapm›flt›r. Bilimsel olarak kabul etti¤i bilgi dallar›ndan, bilim d›fl› olarak kabul etti¤i bilgi dallar›na kadar bir yelpaze oluflturmufltur. Zuckerman'›n bu tablosuna göre en "bilimsel" -yani somut verilere dayanan- bilgi dallar› kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim d›fl›" say›lan k›s›mda ise, Zuckerman'a gö122


ADNAN OKTAR

re, telepati, alt›nc› his gibi "duyum ötesi alg›lama" kavramlar› ve bir de "insan›n evrimi" vard›r! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu flöyle aç›klar: Objektif gerçekli¤in alan›ndan ç›k›p da, biyolojik bilim olarak varsay›lan bu alanlara -yani duyum ötesi alg›lamaya ve insan›n fosil tarihinin yorumlanmas›na- girdi¤imizde, evrim teorisine inanan bir kimse için herfleyin mümkün oldu¤unu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çeliflkili baz› yarg›lar› ayn› anda kabul etmeleri bile mümkündür. (Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 19)

‹flte insan›n evrimi masal› da, teorilerine körü körüne inanan birtak›m insanlar›n bulduklar› baz› fosilleri ön yarg›l› bir biçimde yorumlamalar›ndan ibarettir. Darwin Formülü! fiimdiye kadar ele ald›¤›m›z tüm teknik delillerin yan›nda, isterseniz evrimcilerin nas›l saçma bir inan›fla sahip olduklar›n› bir de çocuklar›n bile anlayabilece¤i kadar aç›k bir örnekle özetleyelim. Evrim teorisi canl›l›¤›n tesadüfen olufltu¤unu iddia eder. Dolay›s›yla bu iddiaya göre cans›z ve fluursuz atomlar biraraya gelerek önce hücreyi oluflturmufllard›r ve sonras›nda ayn› atomlar bir flekilde di¤er canl›lar› ve insan› meydana getirmifllerdir. fiimdi düflünelim; canl›l›¤›n yap›tafl› olan karbon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri biraraya getirdi¤imizde bir y›¤›n olu123


HARUN YAHYA

flur. Bu atom y›¤›n›, hangi ifllemden geçirilirse geçirilsin, tek bir canl› oluflturamaz. ‹sterseniz bu konuda bir "deney" tasarlayal›m ve evrimcilerin asl›nda savunduklar›, ama yüksek sesle dile getiremedikleri iddiay› onlar ad›na "Darwin Formülü" ad›yla inceleyelim: Evrimciler, çok say›da büyük varilin içine canl›l›¤›n yap›s›nda bulunan fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal flartlarda bulunmayan ancak bu kar›fl›m›n içinde bulunmas›n› gerekli gördükleri malzemeleri de bu varillere eklesinler. Kar›fl›mlar›n içine, istedikleri kadar amino asit, istedikleri kadar da (bir tekinin bile rastlant›sal oluflma ihtimali 10-950 olan) protein doldursunlar. Bu kar›fl›mlara istedikleri oranda ›s› ve nem versinler. Bunlar› istedikleri geliflmifl cihazlarla kar›flt›rs›nlar. Varillerin bafl›na da dünyan›n önde gelen bilim adamlar›n› koysunlar. Bu uzmanlar babadan o¤ula, kuflaktan kufla¤a aktararak nöbetlefle milyarlarca, hatta trilyonlarca sene sürekli varillerin bafl›nda beklesinler. Bir canl›n›n oluflmas› için hangi flartlar›n var olmas› gerekti¤ine inan›l›yorsa hepsini kullanmak serbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yaps›nlar o varillerden kesinlikle bir canl› ç›kartamazlar. Zürafalar›, aslanlar›, ar›lar›, kanaryalar›, bülbülleri, papa¤anlar›, atlar›, yunuslar›, gülleri, orkideleri, zambaklar›, karanfilleri, muzlar›, portakallar›, elmalar›, hurmalar›, domatesleri, kavunlar›, karpuzlar›, incirleri, zeytinleri, üzümleri, fleftalileri, tavus kufllar›n›, sülünleri, renk renk kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canl› türünden hiçbirini oluflturamazlar. De¤il burada birkaç›n› sayd›¤›m›z bu canl› varl›klar›, bunlar›n tek bir hücresini bile 124


ADNAN OKTAR

elde edemezler. K›sacas›, bilinçsiz atomlar biraraya gelerek hücreyi oluflturamazlar. Sonra yeni bir karar vererek bir hücreyi ikiye bölüp, sonra art arda baflka kararlar al›p, elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hücre yap›s›n› bu mikroskop alt›nda izleyen profesörleri oluflturamazlar. Madde, ancak Allah'›n üstün yaratmas›yla hayat bulur. Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen ayk›r› bir safsatad›r. Evrimcilerin ortaya att›¤› iddialar üzerinde biraz bile düflünmek, üstteki örnekte oldu¤u gibi, bu gerçe¤i aç›kça gösterir. Göz ve Kulaktaki Teknoloji Evrim teorisinin kesinlikle aç›klama getiremeyece¤i bir di¤er konu ise göz ve kulaktaki üstün alg›lama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "Nas›l görürüz?" sorusuna k›saca cevap verelim. Bir cisimden gelen ›fl›nlar, gözde retinaya ters olarak düfler. Bu ›fl›nlar, buradaki hücreler taraf›ndan elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve beynin arka k›sm›ndaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulafl›r. Bu elektrik sinyalleri bir dizi ifllemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak alg›lan›r. Bu bilgiden sonra flimdi düflünelim: Beyin ›fl›¤a kapal›d›r. Yani beynin içi kapkaranl›kt›r, ›fl›k beynin bulundu¤u yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranl›k, ›fl›¤›n asla ulaflmad›¤›, belki de hiç karfl›laflmad›¤›n›z kadar karanl›k bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanl›kta ›fl›kl›, p›r›l p›r›l bir dünyay› seyretmektesiniz. 125


HARUN YAHYA

Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki 21. yüzy›l teknolojisi bile her türlü imkana ra¤men bu netli¤i sa¤layamam›flt›r. Örne¤in flu anda okudu¤unuz kitaba, kitab› tutan ellerinize bak›n, sonra bafl›n›z› kald›r›n ve çevrenize bak›n. fiu anda gördü¤ünüz netlik ve kalitedeki bu görüntüyü baflka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyan›n bir numaral› televizyon flirketinin üretti¤i en geliflmifl televizyon ekran› dahi veremez. 100 y›ld›r binlerce mühendis bu netli¤e ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, araflt›rmalar yap›lmakta, planlar ve tasar›mlar gelifltirilmektedir. Yine bir TV ekran›na bak›n, bir de flu anda elinizde tuttu¤unuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite fark› oldu¤unu göreceksiniz. Üstelik, TV ekran› size iki boyutlu bir görüntü gösterir, oysa siz üç boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. Uzun y›llard›r on binlerce mühendis üç boyutlu TV yapmaya, gözün görme kalitesine ulaflmaya çal›flmaktad›rlar. Evet, üç boyutlu bir televizyon sistemi yapabildiler ama onu da gözlük takmadan üç boyutlu görmek mümkün de¤il, kald› ki bu suni bir üç boyuttur. Arka taraf daha bulan›k, ön taraf ise ka¤›ttan dekor gibi durur. Hiçbir zaman gözün gördü¤ü kadar net ve kaliteli bir görüntü oluflmaz. Kamerada da, televizyonda da mutlaka görüntü kayb› meydana gelir. ‹flte evrimciler, bu kaliteli ve net görüntüyü oluflturan mekanizman›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedirler. fiimdi biri size, odan›zda duran televizyon tesadüfler sonucunda olufltu, atomlar biraraya geldi ve bu görüntü oluflturan aleti meydana 126


ADNAN OKTAR

getirdi dese ne düflünürsünüz? Binlerce kiflinin biraraya gelip yapamad›¤›n› fluursuz atomlar nas›l yaps›n? Gözün gördü¤ünden daha ilkel olan bir görüntüyü oluflturan alet tesadüfen oluflam›yorsa, gözün ve gözün gördü¤ü görüntünün de tesadüfen oluflamayaca¤› çok aç›kt›r. Ayn› durum kulak için de geçerlidir. D›fl kulak, çevredeki sesleri kulak kepçesi vas›tas›yla toplay›p orta kula¤a iletir; orta kulak ald›¤› ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula¤a aktar›r; iç kulak da bu titreflimleri elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Aynen görmede oldu¤u gibi duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Gözdeki durum kulak için de geçerlidir, yani beyin, ›fl›k gibi sese de kapal›d›r, ses geçirmez. Dolay›s›yla d›flar›s› ne kadar gürültülü de olsa beynin içi tamamen sessizdir. Buna ra¤men en net sesler beyinde alg›lan›r. Ses geçirmeyen beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z. Ama o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada keskin bir sessizli¤in hakim oldu¤u görülecektir. Net bir görüntü elde edebilmek ümidiyle teknoloji nas›l kullan›l›yorsa, ses için de ayn› çabalar onlarca y›ld›r sürdürülmektedir. Ses kay›t cihazlar›, müzik setleri, birçok elektronik alet, sesi alg›layan müzik sistemleri bu çal›flmalardan baz›lar›d›r. Ancak, tüm teknolojiye, bu teknolojide çal›flan binlerce mühendise ve uzmana ra¤men kula¤›n oluflturdu¤u netlik ve kalitede bir sese ulafl›lamam›flt›r. En büyük müzik sistemi flirketinin üretti¤i en kaliteli müzik setini düflünün. Sesi kaydetti¤inde mutlaka se127


HARUN YAHYA

sin bir k›sm› kaybolur veya az da olsa mutlaka parazit oluflur veya müzik setini açt›¤›n›zda daha müzik bafllamadan bir c›z›rt› mutlaka duyars›n›z. Ancak insan vücudundaki teknolojinin ürünü olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kula¤›, hiçbir zaman müzik setinde oldu¤u gibi c›z›rt›l› veya parazitli alg›lamaz; ses ne ise tam ve net bir biçimde onu alg›lar. Bu durum, insan yarat›ld›¤› günden bu yana böyledir. fiimdiye kadar insano¤lunun yapt›¤› hiçbir görüntü ve ses cihaz›, göz ve kulak kadar hassas ve baflar›l› birer alg›lay›c› olamam›flt›r. Ancak görme ve iflitme olay›nda, tüm bunlar›n ötesinde, çok büyük bir gerçek daha vard›r. Beynin ‹çinde Gören ve Duyan fiuur Kime Aittir? Beynin içinde, ›fl›l ›fl›l renkli bir dünyay› seyreden, senfonileri, kufllar›n c›v›lt›lar›n› dinleyen, gülü koklayan kimdir? ‹nsan›n gözlerinden, kulaklar›ndan, burnundan gelen uyar›lar, elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplar›nda bu görüntünün beyinde nas›l olufltu¤una dair birçok detay okursunuz. Ancak, bu konu hakk›ndaki en önemli gerçe¤e hiçbir yerde rastlayamazs›n›z: Beyinde, bu elektrik sinyallerini görüntü, ses, koku ve his olarak alg›layan kimdir? Beynin içinde göze, kula¤a, burna ihtiyaç duymadan tüm bunlar› alg›layan bir fluur bulunmaktad›r. Bu fluur kime aittir? Elbette bu fluur beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas› ve si128


ADNAN OKTAR

nir hücrelerine ait de¤ildir. ‹flte bu yüzden, herfleyin maddeden ibaret oldu¤unu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hiçbir cevap verememektedirler. Çünkü bu fluur, Allah'›n yaratm›fl oldu¤u ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu aç›k ve ilmi gerçe¤i okuyan her insan›n, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran Yüce Allah'› düflünüp, O'ndan korkup, O'na s›¤›nmas› gerekir. Materyalist Bir ‹nanç Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla aç›kça çeliflen bir iddia oldu¤unu göstermektedir. Teorinin hayat›n kökeni hakk›ndaki iddias› bilime ayk›r›d›r, öne sürdü¤ü evrim mekanizmalar›n›n hiçbir evrimlefltirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdi¤i ara formlar›n yaflamad›klar›n› göstermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ayk›r› bir düflünce olarak bir kenara at›lmas› gerekir. Nitekim tarih boyunca dünya merkezli evren modeli gibi pek çok düflünce, bilimin gündeminden ç›kar›lm›flt›r. Ama evrim teorisi ›srarla bilimin gündeminde tutulmaktad›r. Hatta baz› insanlar teorinin elefltirilmesini "bilime sald›r›" olarak göstermeye bile çal›flmaktad›rlar. Peki neden?.. Bu durumun nedeni, evrim teorisinin baz› çevreler için, kendisinden asla vazgeçilemeyecek dogmatik bir inan›fl olufludur. 129


HARUN YAHYA

Bu çevreler, materyalist felsefeye körü körüne ba¤l›d›rlar ve Darwinizm'i de do¤aya getirilebilecek yegane materyalist aç›klama oldu¤u için benimsemektedirler. Bazen bunu aç›kça itiraf da ederler. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve ayn› zamanda önde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adam›" oldu¤unu flöyle itiraf etmektedir: Bizim materyalizme bir inanc›m›z var, 'a priori' (önceden kabul edilmifl, do¤ru varsay›lm›fl) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir aç›klama getirmeye zorlayan fley, bilimin yöntemleri ve kurallar› de¤il. Aksine, materyalizme olan 'a priori' ba¤l›l›¤›m›z nedeniyle, dünyaya materyalist bir aç›klama getiren araflt›rma yöntemlerini ve kavramlar› kurguluyoruz. Materyalizm mutlak do¤ru oldu¤una göre de, ‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmesine izin veremeyiz. (Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, s. 28)

Bu sözler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye ba¤l›l›k u¤runa yaflat›lan bir dogma oldu¤unun aç›k ifadeleridir. Bu dogma, maddeden baflka hiçbir varl›k olmad›¤›n› varsayar. Bu nedenle de cans›z, bilinçsiz maddenin, hayat› yaratt›¤›na inan›r. Milyonlarca farkl› canl› türünün; örne¤in kufllar›n, bal›klar›n, zürafalar›n, kaplanlar›n, böceklerin, a¤açlar›n, çiçeklerin, balinalar›n ve insanlar›n maddenin kendi içindeki etkileflimlerle, yani ya¤an ya¤murla, çakan flimflekle, cans›z maddenin içinden olufltu¤unu kabul eder. Gerçekte ise bu, hem akla hem bilime ayk›r› bir kabuldür. Ama Darwinistler kendi deyimleriyle "‹lahi bir aç›klama130


ADNAN OKTAR

n›n sahneye girmemesi" için, bu kabulü savunmaya devam etmektedirler. Canl›lar›n kökenine materyalist bir ön yarg› ile bakmayan insanlar ise, flu aç›k gerçe¤i göreceklerdir: Tüm canl›lar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yarat›c›n›n eseridirler. Yarat›c›, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde düzenleyen ve tüm canl›lar› yarat›p flekillendiren Allah't›r. Evrim Teorisi Dünya Tarihinin En Etkili Büyüsüdür Burada flunu da belirtmek gerekir ki, ön yarg›s›z, hiçbir ideolojinin etkisi alt›nda kalmadan, sadece akl›n› ve mant›¤›n› kullanan her insan, bilim ve medeniyetten uzak toplumlar›n hurafelerini and›ran evrim teorisinin inan›lmas› imkans›z bir iddia oldu¤unu kolayl›kla anlayacakt›r. Yukar›da da belirtildi¤i gibi, evrim teorisine inananlar, büyük bir varilin içine birçok atomu, molekülü, cans›z maddeyi dolduran ve bunlar›n kar›fl›m›ndan zaman içinde düflünen, akleden, bulufllar yapan profesörlerin, üniversite ö¤rencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamlar›n›n, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatç›lar›n, bunun yan› s›ra ceylanlar›n, limon a¤açlar›n›n, karanfillerin ç›kaca¤›na inanmaktad›rlar. Üstelik, bu saçma iddiaya inananlar bilim adamlar›, profesörler, kültürlü, e¤itimli insanlard›r. Bu nedenle evrim teorisi için "dünya tarihinin en büyük ve en etkili büyüsü" ifadesini kullanmak yerinde olacakt›r. Çünkü, dünya tarihinde insanlar›n bu derece akl›n› bafl›ndan 131


HARUN YAHYA

alan, ak›l ve mant›kla düflünmelerine imkan tan›mayan, gözlerinin önüne sanki bir perde çekip çok aç›k olan gerçekleri görmelerine engel olan bir baflka inanç veya iddia daha yoktur. Bu, Afrikal› baz› kabilelerin totemlere, Sebe halk›n›n Günefl'e tapmas›ndan, Hz. ‹brahim'in kavminin elleri ile yapt›klar› putlara, Hz. Musa'n›n kavminin alt›ndan yapt›klar› buza¤›ya tapmalar›ndan çok daha vahim ve ak›l almaz bir körlüktür. Gerçekte bu durum, Allah'›n Kuran'da iflaret etti¤i bir ak›ls›zl›kt›r. Allah, baz› insanlar›n anlay›fllar›n›n kapanaca¤›n› ve gerçekleri görmekten aciz duruma düfleceklerini birçok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: fiüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah, onlar›n kalplerini ve kulaklar›n› mühürlemifltir; gözlerinin üzerinde perdeler vard›r. Ve büyük azap onlarad›r. (Bakara Suresi, 6-7) …Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179) Allah Hicr Suresi'nde ise, bu insanlar›n mucizeler görseler bile inanmayacak kadar büyülendiklerini flöyle bildirmektedir: Onlar›n üzerlerine gökyüzünden bir kap› açsak, ordan yukar› yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmifl bir toplulu132


ADNAN OKTAR

¤uz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15) Bu kadar genifl bir kitlenin üzerinde bu büyünün etkili olmas›, insanlar›n gerçeklerden bu kadar uzak tutulmalar› ve 150 y›ld›r bu büyünün bozulmamas› ise, kelimelerle anlat›lamayacak kadar hayret verici bir durumdur. Çünkü, bir veya birkaç insan›n imkans›z senaryolara, saçmal›k ve mant›ks›zl›klarla dolu iddialara inanmalar› anlafl›labilir. Ancak dünyan›n dört bir yan›ndaki insanlar›n, fluursuz ve cans›z atomlar›n ani bir kararla biraraya gelip; ola¤anüstü bir organizasyon, disiplin, ak›l ve fluur gösterip kusursuz bir sistemle iflleyen evreni, canl›l›k için uygun olan her türlü özelli¤e sahip olan Dünya gezegenini ve say›s›z kompleks sistemle donat›lm›fl canl›lar› meydana getirdi¤ine inanmas›n›n, "büyü"den baflka bir aç›klamas› yoktur. Nitekim, Allah Kuran'da, inkarc› felsefenin savunucusu olan baz› kimselerin, yapt›klar› büyülerle insanlar› etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun aras›nda geçen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini anlatt›¤›nda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin büyücüleri" ile insanlar›n topland›¤› bir yerde karfl›laflmas›n› söyler. Hz. Musa, büyücülerle karfl›laflt›¤›nda, büyücülere önce onlar›n marifetlerini sergilemelerini emreder. Bu olay›n anlat›ld›¤› ayet flöyledir: (Musa:) "Siz at›n" dedi. (Asalar›n›) at›verince, insanlar›n gözlerini büyüleyiverdiler, onlar› dehflete düflürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmifl oldular. (Araf Suresi, 116) Görüldü¤ü gibi Firavun'un büyücüleri yapt›klar› "aldatmaca133


HARUN YAHYA

lar"la -Hz. Musa ve ona inananlar d›fl›nda- insanlar›n hepsini büyüleyebilmifllerdir. Ancak, onlar›n att›klar›na karfl›l›k Hz. Musa'n›n ortaya koydu¤u delil, onlar›n bu büyüsünü, Kuran'daki ifadeyle "uydurduklar›n› yutmufl" yani etkisiz k›lm›flt›r: Biz de Musa'ya: "Asan› f›rlat›ver" diye vahyettik. (O da f›rlat›verince) bir de bakt›lar ki, o bütün uydurduklar›n› derleyip-toparlay›p yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onlar›n bütün yapmakta olduklar› geçersiz kald›. Orada yenilmifl oldular ve küçük düflmüfller olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119) Ayetlerde de bildirildi¤i gibi, daha önce insanlar› büyüleyerek etkileyen bu kiflilerin yapt›klar›n›n bir sahtekarl›k oldu¤unun anlafl›lmas› ile, söz konusu insanlar küçük düflmüfllerdir. Günümüzde de bir büyünün etkisiyle, bilimsellik k›l›f› alt›nda son derece saçma iddialara inanan ve bunlar› savunmaya hayatlar›n› adayanlar, e¤er bu iddialardan vazgeçmezlerse gerçekler tam anlam›yla a盤a ç›kt›¤›nda ve "büyü bozuldu¤unda" küçük duruma düfleceklerdir. Nitekim yaklafl›k 60 yafl›na kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gerçekleri gören Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yak›n gelecekte düflece¤i durumu flöyle aç›klamaktad›r: Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uyguland›¤› alanlarda, gelece¤in tarih kitaplar›ndaki en büyük espri malzemelerinden biri olaca¤›na ikna oldum. Gelecek kuflak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hi134


ADNAN OKTAR

potezin inan›lmaz bir safl›kla kabul edilmesini hayretle karfl›layacakt›r. (Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s.43)

Bu gelecek, uzakta de¤ildir aksine çok yak›n bir gelecekte insanlar "tesadüfler"in ilah olamayacaklar›n› anlayacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacas› ve en fliddetli büyüsü olarak tan›mlanacakt›r. Bu fliddetli büyü, büyük bir h›zla dünyan›n dört bir yan›nda insanlar›n üzerinden kalkmaya bafllam›flt›r. Art›k evrim aldatmacas›n›n s›rr›n› ö¤renen birçok insan, bu aldatmacaya nas›l kand›¤›n› hayret ve flaflk›nl›kla düflünmektedir.

135


Dediler ki: "Sen Yücesin, bize ö¤retti¤inden baflka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herfleyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olans›n." (Bakara Suresi, 32)

Sinsi Bir TehlikeGAFLET  

İnsanların bir kısmı, Allah'ın açık ayetlerinden, emir ve yasaklarından habersiz bir şekilde, sadece kendi istek ve arzuları doğrultusunda y...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you