Page 1


OKUYUCUYA • Bu kitapta ve di¤er çal›flmalar›m›zda evrim teorisinin çöküflüne özel bir yer ayr›lmas›n›n nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtar› felsefenin temelini oluflturmas›d›r. Yarat›l›fl› ve dolay›s›yla Allah'›n varl›¤›n› inkar eden Darwinizm, 140 y›ld›r pek çok insan›n iman›n› kaybetmesine ya da kuflkuya düflmesine neden olmufltur. Dolay›s›yla bu teorinin bir aldatmaca oldu¤unu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlar›m›za ulaflt›r›labilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucular›m›z belki tek bir kitab›m›z› okuma imkan› bulabilir. Bu nedenle her kitab›m›zda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayr›lmas› uygun görülmüfltür. • Belirtilmesi gereken bir di¤er husus, bu kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Yazar›n tüm kitaplar›nda imani konular, Kuran ayetleri do¤rultusunda anlat›lmakta, insanlar Allah'›n ayetlerini ö¤renmeye ve yaflamaya davet edilmektedir. Allah'›n ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyan›n akl›nda hiçbir flüphe veya soru iflareti b›rakmayacak flekilde aç›klanmaktad›r.

• Bu anlat›m s›ras›nda kullan›lan samimi, sade ve ak›c› üslup ise kitaplar›n yediden

yetmifle herkes taraf›ndan rahatça anlafl›lmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu etkili ve yal›n anlat›m sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktad›r. Dini reddetme konusunda kesin bir tav›r sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlat›lan gerçeklerden etkilenmekte ve anlat›lanlar›n do¤rulu¤unu inkar edememektedirler.

• Bu kitap ve yazar›n di¤er eserleri, okuyucular taraf›ndan bizzat okunabilece¤i gibi, karfl›l›kl› bir sohbet ortam› fleklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplar› birarada okumalar›, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmalar› aç›s›ndan yararl› olacakt›r. • Bunun yan›nda, sadece Allah r›zas› için yaz›lm›fl olan bu kitaplar›n tan›nmas›na ve okunmas›na katk›da bulunmak da büyük bir hizmet olacakt›r. Çünkü yazar›n tüm kitaplar›nda ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitaplar›n di¤er insanlar taraf›ndan da okunmas›n›n teflvik edilmesidir. • Kitaplar›n arkas›na yazar›n di¤er eserlerinin tan›t›mlar›n›n eklenmesinin ise önemli sebepleri vard›r. Bu sayede kitab› eline alan kifli, yukar›da söz etti¤imiz özellikleri tafl›yan ve okumaktan hoflland›¤›n› umdu¤umuz bu kitapla ayn› vas›flara sahip daha birçok eser oldu¤unu görecektir. ‹mani ve siyasi konularda yararlanabilece¤i zengin bir kaynak birikiminin bulundu¤una flahit olacakt›r. • Bu eserlerde, di¤er baz› eserlerde görülen, yazar›n flahsi kanaatlerine, flüpheli kaynaklara dayal› izahlara, mukaddesata karfl› gereken adaba ve sayg›ya dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, flüpheci ve ye'se sürükleyen anlat›mlara rastlayamazs›n›z.


YAZAR ve ESERLER‹ HAKKINDA Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 y›l›nda Ankara'da do¤du. ‹lk, orta ve lise ö¤renimini Ankara'da tamamlad›. Daha sonra ‹stanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve ‹stanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde ö¤renim gördü. 1980'li y›llardan bu yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser haz›rlad›. Bunlar›n yan› s›ra, yazar›n evrimcilerin sahtekarl›klar›n›, iddialar›n›n geçersizli¤ini ve Darwinizm'in kanl› ideolojilerle olan karanl›k ba¤lant›lar›n› ortaya koyan çok önemli eserleri bulunmaktad›r. Harun Yahya'n›n eserleri yaklafl›k 30.000 resmin yer ald›¤› toplam 45.000 sayfal›k bir külliyatt›r ve bu külliyat 57 farkl› dile çevrilmifltir. Yazar›n müstear ismi, inkarc› düflünceye karfl› mücadele eden iki peygamberin hat›ralar›na hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluflturulmufltur. Yazar taraf›ndan kitaplar›n kapa¤›nda Resulullah'›n mührünün kullan›lm›fl olmas›n›n sembolik anlam› ise, kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-› Kerim'in Allah'›n son kitab› ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmas›n› remzetmektedir. Yazar da, yay›nlad›¤› tüm çal›flmalar›nda, Kuran'› ve Resulullah'›n sünnetini kendine rehber edinmifltir. Bu suretle, inkarc› düflünce sistemlerinin tüm temel iddialar›n› tek tek çürütmeyi ve dine karfl› yöneltilen itirazlar› tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'›n mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duas› olarak kullan›lm›flt›r. Yazar›n tüm çal›flmalar›ndaki ortak hedef, Kuran'›n tebli¤ini dünyaya ulaflt›rmak, böylelikle insanlar› Allah'›n varl›¤›, birli¤i ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düflünmeye sevk etmek ve inkarc› sistemlerin çürük temellerini ve sapk›n uygulamalar›n› gözler önüne sermektir. Nitekim Harun Yahya'n›n eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, ‹ngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, ‹spanya'dan Brezilya'ya, Malezya'dan ‹talya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyan›n daha pek çok ülkesinde be¤eniyle okunmaktad›r. ‹ngilizce, Frans›zca, Almanca, ‹talyanca, ‹spanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boflnakça, Uygurca, Endonezyaca, Malayca, Bengoli, S›rpça, Bulgarca, Çince, Kishwahili (Tanzanya'da kullan›l›yor), Hausa (Afrika'da yayg›n olarak kullan›l›yor), Dhivelhi


(Mauritus'ta kullan›l›yor), Danimarkaca ve ‹sveçce gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurtd›fl›nda genifl bir okuyucu kitlesi taraf›ndan takip edilmektedir. Dünyan›n dört bir yan›nda ola¤anüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insan›n iman etmesine, pek ço¤unun da iman›nda derinleflmesine vesile olmaktad›r. Kitaplar› okuyan, inceleyen her kifli, bu eserlerdeki hikmetli, özlü, kolay anlafl›l›r ve samimi üslubun, ak›lc› ve ilmi yaklafl›m›n fark›na varmaktad›r. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri tafl›maktad›r. Bu eserleri okuyan ve üzerinde ciddi biçimde düflünen insanlar›n, art›k materyalist felsefeyi, ateizmi ve di¤er sapk›n görüfl ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri mümkün de¤ildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklard›r, çünkü fikri dayanaklar› çürütülmüfltür. Ça¤›m›zdaki tüm inkarc› ak›mlar, Harun Yahya Külliyat› karfl›s›nda fikren ma¤lup olmufllard›r. Kuflkusuz bu özellikler, Kuran'›n hikmet ve anlat›m çarp›c›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Yazar›n kendisi bu eserlerden dolay› bir övünme içinde de¤ildir, yaln›zca Allah'›n hidayetine vesile olmaya niyet etmifltir. Ayr›ca bu eserlerin bas›m›nda ve yay›nlanmas›nda herhangi bir maddi kazançhedeflenmemektedir. Bu gerçekler göz önünde bulunduruldu¤unda, insanlar›n görmediklerini görmelerini sa¤layan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmas›n› teflvik etmenin de, çok önemli bir hizmet oldu¤u ortaya ç›kmaktad›r. Bu de¤erli eserleri tan›tmak yerine, insanlar›n zihinlerini buland›ran, fikri karmafla meydana getiren, kuflku ve tereddütleri da¤›tmada, iman› kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmad›¤› genel tecrübe ile sabit olan kitaplar› yaymak ise, emek ve zaman kayb›na neden olacakt›r. ‹man› kurtarma amac›ndan ziyade, yazar›n›n edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyece¤i aç›kt›r. Bu konuda kuflkusu olanlar varsa, Harun Yahya'n›n eserlerinin tek amac›n›n dinsizli¤i çürütmek ve Kuran ahlak›n› yaymak oldu¤unu, bu hizmetteki etki, baflar› ve samimiyetin aç›kça görüldü¤ünü okuyucular›n genel kanaatinden anlayabilirler. Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaflalar›n, Müslümanlar›n çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizli¤in fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulman›n yolu ise, dinsizli¤in fikren ma¤lup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konmas› ve Kuran ahlak›n›n, insanlar›n kavray›p yaflayabilecekleri flekilde anlat›lmas›d›r. Dünyan›n günden güne daha fazla içine çekilmek istendi¤i zulüm, fesat ve kargafla ortam› dikkate al›nd›¤›nda bu hizmetin elden geldi¤ince h›zl› ve etkili bir biçimde yap›lmas› gerekti¤i aç›kt›r. Aksi halde çok geç kal›nabilir. Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmifl olan Harun Yahya Külliyat›, Allah'›n izniyle, 21. yüzy›lda dünya insanlar›n› Kuran'da tarif edilen huzur ve bar›fla, do¤ruluk ve adalete, güzellik ve mutlulu¤a tafl›maya bir vesile olacakt›r.


8

Bu kitapta kullan›lan ayetler, Ali Bulaç'›n haz›rlad›¤› "Kur'an-› Kerim ve Türkçe Anlam›" isimli mealden al›nm›flt›r.

Birinci Bask›: Ekim 1999 ‹kinci Bask›: Temmuz 2001 Üçüncü Bask›: A¤ustos 2001 Dördüncü Bask›: Temmuz 2002 Beflinci Bask›: Kas›m 2005 Alt›nc› Bask›: Mart 2006 Yedinci Bask›: Temmuz 2006 Sekizinci Bask›: Ocak 2008 Dokuzuncu Bask›: Mart 2008

ARAfiTIRMA YAYINCILIK Talatpafla Mah. Emirgazi Caddesi ‹brahim Elmas ‹flmerkezi A Blok Kat 4 Okmeydan› - ‹stanbul Tel: (0 212) 222 00 88

Bask›: Entegre Matbaac›l›k Sanayi Cad. No: 17 Yenibosna-‹stanbul Tel: (0 212) 451 70 70

www.harunyahya.org - www.harunyahya.net


9

‹Ç‹NDEK‹LER G‹R‹fi ........................................................................................................33 KURAN’DA SABIR NASIL TAR‹F ED‹L‹YOR? ............................35 K‹MLER GÜZEL B‹R SABIR ‹LE SABREDEB‹L‹R? ......................38 MÜM‹NLER‹N SABRI ..........................................................................41 Müminlerin sabr› tevekküle dayal›d›r ..............................................41 Müminlerin sabr› süreklidir ................................................................43 Müminler Allah r›zas› için sabrederler..............................................44 Müminler gönül r›zas›yla, severek ve isteyerek sabrederler ........45 Müminlerin sabr› kiflilere ya da flartlara göre de¤iflmez ................46 Müminlerin sabr› onlara güzel ahlak›n yolunu açar ......................47 Müminlerin sabr› ak›lc› bir sab›rd›r ..................................................49 Müminler sab›rda s›n›r tan›maz, sab›rda yar›fl›rlar ........................50 Müminler birbirlerine de sabr› tavsiye ederler................................52 MÜM‹NLER NELERE SABREDERLER? ..........................................54 Hayatlar›n›n sonuna kadar vicdanlar›n› kullanmakta sabrederler................................................................................................55 fieytan›n k›flk›rtmalar›na kulak vermemekte sab›r gösterirler ....57 Güzel ahlak› yaflamakta sab›r gösterirler ..........................................59 Allah'tan baflka hiçbir fleyden korkmamakta sab›r gösterirler ....62 Mallar›na herhangi bir zarar geldi¤inde sab›r gösterirler ............63 Açl›k ya da yoksulluk karfl›s›nda da sab›r gösterirler ....................66 Hastaland›klar›nda sab›r gösterirler ..................................................69 Haks›zl›¤a karfl› sab›r gösterirler ........................................................72 ‹nkar edenlerin iftiralar›na ve incitici sözlerine karfl› sabrederler................................................................................................76 Din ahlak›n› tebli¤ etme konusunda sab›r gösterirler ..................79 SABRIN ‹NSANA KAZANDIRDIKLARI ........................................84 SABRIN SIRLARI ..................................................................................94 MÜM‹NLER‹N SABIR DUALARI ....................................................97 SONUÇ ....................................................................................................99 DARWIN‹ZM’‹N ÇÖKÜfiÜ ................................................................102


11

Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleflik) yerini de ve geçici bulundu¤u yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)


12

Gözlerin, bafl bölgesine yerlefltirilmesi ile görme en rahat ve en ideal biçimde gerçekleflir. Örne¤in gözlerimiz bacaklar›m›z›n üzerinde olsayd›, yaln›zca yürüdü¤ümüz bölgeyi görece¤imizden, vücudumuzun üst k›sm› özellikle de bafl›m›z, sürekli olarak bir yerlere çarpaca¤› için sa¤l›¤›m›z tehlikeye girerdi. Ayr›ca gözlerin, bafl bölgesinde bulunmas›, onlar›n sa¤l›kl› ve emniyette olmas›n› sa¤lar. Çünkü boyun küçük ve h›zl› bir refleks hareketiyle, göze zarar verebilecek herhangi bir cisimle temas› engeller.


13

Bal›klar›n pek ço¤unun vücutlar› oldukça dayan›kl› bir deri ile kaplanm›flt›r. Bu deri, alt ve üst olmak üzere iki tabakadan oluflur. Üst deri içerisinde mukus salg›layan bezler bulunmaktad›r. Mukus kaygan ya da yap›flkan bir yap›da olup, bal›¤›n su içerisindeki hareketi s›ras›nda sürtünmeyi en alt düzeye indirmeye yarar. Dolay›s›yla bal›klara daha h›zl› hareket imkan› verir. Ayr›ca kayganl›k özelli¤iyle de bal›¤›n düflmanlar› taraf›ndan yakalanmas›n› zorlaflt›r›r. Mukusun bir baflka özelli¤i ise hayvan› hastal›k yapan organizmalara karfl› korumas›d›r.


14

Yavrusunu korumak isteyen bir anne zebran›n baz› durumlarda kendisini tehlikeye atmas› gerekebilir. Bir sald›r› oldu¤unda kendisini yavrusu ile sald›rganlar aras›nda siper eder. Yavrudan çok daha h›zl› koflabildi¤i halde, özellikle yavrusundan daha yavafl koflar. Böylece y›rt›c› hayvanlar›n yavruya zarar vermesini engellemifl olur. Zebralar›n bu fedakar davran›fllar›n› evrim teorisinin hayali iddialar›yla aç›klamak mümkün de¤ildir.


15

Kiraz, vücudu zehirli maddelerden temizleyen bir meyvedir. Böbrekleri etkili bir biçimde çal›flt›r›r, dolay›s›yla vücutta biriken üre asidi ve ürat tuzlar›n›n d›flar› at›lmas›n› sa¤lar. Bu sayede romatizma, kireçlenme ve damar sertli¤i gibi hastal›klar da önlenmifl olur. Meyve ve sebzelerde yarat›lm›fl olan bu gibi özellikler Allah’›n sonsuz flefkat ve merhametinin delillerindendir. www.Darwinistaldatmacaninincelikleri.com


16

Bilgisayarlar teknolojinin en üstün ürünlerindendir. Bedenimizdeki bütün iflleri idare eden beynimiz ve bilgileri depolayan belle¤imiz ise hiçbir bilgisayarla karfl›laflt›r›lmayacak kadar üstün bir sisteme sahiptir. Bilgisayar, haf›zas›na kaydedilecek bilgiyi bir disk üzerinde saklar ki bu, diskin kapasitesi ile s›n›rl›d›r. Oysa beyin, böyle bir diske sahip olmad›¤› halde bir et parças›n›n içinde milyonlarca görüntüyü ve bilgiyi saklar. Daha da dikkat çekici olan ise flu ana kadar beyinde bir haf›za merkezinin bulunamam›fl olmas›d›r. Beyni yaratan Allah’t›r. www.darwinnedenyanildi.com


17

Yavru fok bal›klar›n›n vücut s›cakl›klar› annelerininkine göre daha yüksektir, bu nedenle enzimleri çal›flmaz ve tüyleri beyaz renkte olur. Bu ayn› zamanda, buz üzerinde kolayca kamufle olmalar›n› sa¤lad›¤› için, onlar› korur. Yavru fok bal›klar› büyüdükçe, çevrenin s›cakl›¤›na ba¤l› olarak da vücut s›cakl›klar› düfler ve renk üzerinde etkili olan enzimler çal›flmaya bafllar. Böylece beyaz renkli olan yavru fok bal›klar›n›n renkleri, büyümeye bafllad›kça koyulafl›r ve siyaha döner.


18

Hücrenin çekirde¤indeki DNA molekülü kromozom adl› özel k›l›flarda paketlenir. Tek hücrede bulunan kromozomlarda paketlenen DNA molekülünün toplam uzunlu¤u 1 metreyi bulur. Kromozomun toplam kal›nl›¤› ise 1 nanometre yani metrenin milyarda biri kadard›r. Yaklafl›k 1 metre uzunlu¤undaki DNA molekülü bu küçücük alana paketlenmifl flekildedir. "fiüphesiz Allah, insanlara karfl› (s›n›rs›z) bir fazl sahibidir. Ancak insanlar›n ço¤u flükretmiyorlar." (Mümin Suresi, 61)


19

Kelebek kanatlar›ndaki mükemmel düzen, bir mucizeyi de beraberinde tafl›r. ABD'de Tufts Üniversitesi'nde yap›lan bir araflt›rma kelebe¤in kanatlar›nda özel bir so¤utma sistemi oldu¤unu ortaya ç›karm›flt›r. Kelebekler so¤ukkanl› canl›lar olduklar› için vücut ›s›lar› devaml› olarak düzenlenmek zorundad›r. Böcek uçarken kanatlarda yüksek derecede ›s› oluflur. Kelebe¤in vücudunda oluflan fazla ›s›, kanatlardaki ince damarlarda kan›n dolaflmas›yla birlikte d›flar› at›l›r.


20

Fosil kayıtları, Darwinistlerin yaklaflık 150 yıldır öne sürdükleri "ara form fosilleri bulunmufl de¤il, ama ileride bulunabilir" argümanının artık geçerli olmadı¤ını göstermektedir. Fosil kayıtları canlılı¤ın kökenini anlamak için yeterince zengindir ve karflımıza somut bir tablo çıkarmaktadır: Farklı canlı türleri, aralarında evrimsel "geçifl formları" olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıkmıfllardır. Bunun ise anlamı açıktır: Canlıları Allah yaratmıfltır.

Dönem: Senozoik zaman, Oligosen dönemi Yafl: 37 - 23 milyon yıl Bölge: Danimarka

Üstte günümüzde yaflayan yengeç


21

Kara sinekler, Simuliidae familyasına dahil olan canlılardır. Bugüne kadar tespit edilmifl yaklaflık 1800 türü vardır. Erkek kara sinekler genellikle nektarla beslenirken, difliler tıpkı sivrisinekler gibi di¤er hayvanların kanlarıyla beslenirler. Ço¤unlukla gri veya siyah renkte olan bu sinekler, kısa bacaklara ve antenlere sahiptirler. Elde edilen tüm kara sinek fosilleri, bu canlıların var oldukları günden itibaren aynı olduklarını, evrim geçirmediklerini göstermektedir. www.kuranahlaki.com Yanda görülen ve günümüzde yaflayan kara sineklerle milyonlarca y›l önce yaflam›fl olanlar t›pat›p ayn›d›r.

Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi Yafl: 45 milyon yıl Bölge: Litvanya


22

Sivrisinek pek çok mucizevi özelli¤e sahip olan bir canlıdır. Canlının gerek larva ve pupa aflaması gerek yetiflkin aflamasında sahip oldu¤u özellikler, di¤er tüm varlıklar gibi sivrisineklerin de Yüce Allah'ın eseri oldu¤unu ortaya koymaktadır. www.altinoran.org

Alltaki resimde görülen amber içindeki sivrisinek fosili 25 milyon yaflındadır ve günümüzdeki (yanda) sivrisineklerle tıpatıp aynıdır. Bu aynılık karflısında Darwinistlerin söyleyebilecekleri tek bir söz dahi yoktur.

Dönem: Senozoik zaman, Oligosen dönemi Yafl: 25 milyon yıl Bölge: Dominik Cumhuriyeti


23

Amber içindeki bal arısı bugünkü bal arılarıyla tıpatıp aynıdır. Bal arıları milyonlarca yıldır aynı vücut mekanizmaları ile, aynı sosyal düzen içinde yaflamlarını sürdürmektedirler. Afla¤›daki amberde görülen ve çok iyi korunmufl olan bu 45 milyon yafl›ndaki ar› da bunun bir delilidir.

Milyonlarca y›ld›r hiçbir de¤iflikli¤e u¤ramam›fl bal ar›s› fosili (yanda ve altta) Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi Yafl: 45 milyon yıl Bölge: Rusya


24

Tüm canl›lar, tarih boyunca ayn› mükemmel özellikleri sergilemifller ve Allah'›n izniyle, tek bir anda ve mükemmel flekilde yarat›ld›klar›n› ispat etmifllerdir. Darwinistler, bu gerçe¤i kabul etseler de etmeseler de, tüm paleontolojik deliller, onlar›n teorilerini y›kmaya devam edecektir. www.yasayanfosiller.com Yanda günümüzdeki hufl a¤ac›n›n yapraklar› görülmektedir.

Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi Yafl: 50 milyon y›l Bölge: Kanada


25

Darwinistler tüm canlıların de¤iflim geçirdikleri iddiasındadırlar. Milyonlarca yıl önceye dayanan fosil örnekleri iflte bu nedenle çok önemlidir. Canlılar de¤iflmemifllerdir. Tek bir yaflayan fosil bile bu gerçe¤i ispat ederken, yeryüzü sayısız yaflayan fosil örne¤i ile doludur. www.unludarwinistyalanlar.com

Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi Yafl: 144-65 milyon yıl Bölge: Lübnan Afla¤›daki keman vatozunun flu anki yapısı ve anatomik özellikleri bundan 130 milyon yıl önce de aynı flekildedir.


26

50 milyon y›ll›k sekoya kozala¤› fosili, bu canl›lar›n milyonlarca y›ll›k dönemde ayn› flekilde varl›klar›n› sürdürdüklerini aç›kça göstermektedir. Bu ve di¤er yaflayan fosil örnekleri flu gerçekleri aç›kça ilan eder: Evrim yaflanmam›flt›r. Darwinistlerin bu konudaki tüm iddialar› bofltur, evrim büyük bir yalana dayanmaktad›r. Evrim delilsizdir.

Günümüz sekoya kozala¤›

Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi Yafl: 50 milyon y›l Bölge: Kanada


27

Tüylü sivrisinek, on milyonlarca y›ld›r de¤iflmeyen yap›s› ve görünümüyle evrimcilerin iddialar›na meydan okuyan say›s›z canl›dan biridir. Ortalama 3 - 12 mm boyutunda olan bu sinekler, ilkbaharda ortaya ç›karlar. Toprak yüzeyine yak›n yaflayan türleri, bitkilere zarar verirler. Bu familyaya dahil olan canl›lar, bilinen en eski sinek türlerindendir.

Günümüz tüylü sivrisine¤i

Dönem: Senozoik zaman, Eosen dönemi Yafl: 50 milyon y›l Bölge: British Columbia, Kanada


28

Kutuplar d›fl›nda dünyan›n her bölgesinde yaflayabilen hamam böcekleri, fosil kay›tlar›nda yüz milyonlarca y›l öncesinden itibaren eksiksiz ve kusursuz yap›lar›yla izlenmektedir. 125 milyon y›ld›r yap›lar›n› muhafaza eden hamam böcekleri, "Biz evrim geçirmedik, yarat›ld›k" demektedirler. ‹deolojik ön yarg›lar›ndan kurtulduklar›nda Darwinistler de bu aç›k gerçe¤i görebileceklerdir.

Yanda günümüzde yaflayan hamam böce¤i görülmektedir. Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi Yafl: 125 milyon y›l Bölge: Liaoning, Çin


29

Mecoptara takımına dahil olan akrep sineklerine, akreplerin i¤nelerini andıran organları nedeniyle bu isim verilmifltir. Resimde görülen 125 milyon yıllık akrep sine¤i fosili, bu canlının aradan geçen milyonlarca yıla ra¤men aynı kaldı¤ını, yani herhangi bir evrimsel süreçten geçmedi¤ini belgelemektedir. Sayısız fosil örne¤inin ortaya koydu¤u bu belgeler karflısında Darwinizm çökmeye mahkum olmufltur. Alttaki fosilleflmifl 125 milyon yafl›ndaki akrep sine¤i ile yanda görülen günümüz akrep sine¤i aras›nda hiçbir fark yoktur. Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi Yafl: 125 milyon yıl Bölge: Liaoning, Çin


30

Resimde görülen 150 milyon y›ll›k at nal› yengeci fosili, söz konusu canl›lar›n yüz milyon y›l› aflk›n zamand›r de¤iflmediklerinin delilidir. Bu delilin gösterdi¤i gerçek çok aç›k ve anlafl›l›rd›r: Tarih boyunca evrim yaflanmam›fl, tüm canl›lar› Yüce Allah yaratm›flt›r. www.yaratilisatlasi.com

150 milyon y›l önce de ayn› özelliklere sahip olarak yaflamakta olan günümüz at nal› yengeci

Dönem: Mezozoik zaman, Jura dönemi Yafl: 150 milyon yıl Bölge: Solnhofen Oluflumu, Almanya


31

Günümüzde Kuzey Amerika'da yaflamakta olan diflbudak a¤acı, orta boylu ve büyük a¤açlar kategorisindedir. Kendisi gibi büyük bir a¤aç olan sekoya bitkisi ile birlikte günümüzden 50 milyon yıl önce de Kuzey Amerika'da (Kanada'da) varlı¤ını sürdürmüfl ve günümüzdeki aynı flekli ile, aynı özelliklerle yaflamıfltır. www. HarunYahya.TV Altta sekoya dal›n›n 50 milyon y›ll›k fosili yanda ise günümüzdeki örne¤i bulunmaktad›r.

Üstte diflbudak a¤acı yapra¤ın›n 50 milyon y›ll›k fosili, yanda ise günümüzdeki örne¤i görülmektedir.


G‹R‹fi Ey iman edenler, sabredin ve sab›rda yar›fl›n... (Al-i ‹mran Suresi, 200)

Allah bir ayette, "… Bu bir Kitap't›r ki, Rabbinin izniyle insanlar› karanl›klardan nura, O güçlü ve övgüye lay›k olan›n yoluna ç›karman için sana indirdik" (‹brahim Suresi, 1) hükmüyle Kuran'›n insanlar› karanl›klardan ayd›nl›klara ç›kar›c› özelli¤i oldu¤unu bildirmifltir. Kuran'da sabretmenin, insanlar› karanl›klardan nura ç›karacak yollardan oldu¤u bildirilir. Ancak Kuran'da bildirilen sab›r, günlük hayatta pek çok insan›n flahit oldu¤u tav›rlardan çok farkl›, çok üstün ve kapsaml› bir ahlak özelli¤idir. Kuran'da ö¤retilen gerçek sab›r, sadece zorluklar karfl›s›nda de¤il, aksine hayat›n her an›nda yaflanan bir ahlak özelli¤idir. Gerçek sab›r, zorluklarda oldu¤u kadar güzel olan herfleyde kararl›l›k ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince devam etmeyi gerektirir. Allah'›n Kuran'da bildirdi¤i sabr›n en çarp›c› örneklerini peygamberlerimizin yaflamlar›nda görmek mümkündür. Çünkü peygamberler Allah'›n dinini anlatmakta, güzel ahlak› yaflamakta güzel bir sab›r göstermifl ve Allah'a sadakatlerinden asla ayr›lmam›fl, sadece Allah'›n r›zas›n› kazanabilmek amac›yla sabretmifllerdir. Sab›r konusundaki en güzel örnek ise hiç kuflkusuz ki mübarek Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir. Peygamberimiz (sav) Müslümanlara da her zaman sab›rl› olmalar›n› emretmifltir. Bir hadis-i flerifinde Peygamberimiz (sav) flöyle 33


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

buyurmaktad›r: Mümin kiflinin durumu ne kadar flaflırtıcıdır. Zira her ifli onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, baflkasına de¤il: Ona memnun olaca¤ı bir fley gelse flükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır. (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve fierhi, Prof. Dr. ‹brahim Canan, 2. cilt, Akça¤ Yayınları, Ankara, 1992, s. 208)

‹flte bu kitab›n amac› insanlara bu üstün ahlak özelli¤ini Kuran'da bildirildi¤i flekliyle tarif etmek ve onlar› gerçek sabr› yaflamaya davet etmektir. Bu amaç do¤rultusunda kitap boyunca halk aras›nda yaflanan sab›r anlay›fl›n›n yanl›fll›¤›, Allah'›n kullar›ndan nas›l bir sab›r istedi¤i, sabretmeleri için onlar› ne tür olaylarla deneyebilece¤i ve Rabbimiz için güzel bir sab›rla sabredenlere nas›l büyük bir karfl›l›k vaat etti¤i anlat›lacakt›r. Tüm bunlar›n yan›nda peygamberlerin, hayatlar›n›n sonuna kadar her konuda nas›l üstün bir sab›r gösterdiklerine dair Kuran'dan örnekler verilecek ve böylece tüm insanlar en do¤ru flekilde ve hiç taviz vermeden hayatlar›n›n sonuna kadar "Rabbimiz için sabretmeye" davet edileceklerdir. Kitab›n bir di¤er amac› da Allah'›n bu davetine karfl›l›k verenlere "... Sab›r gösterenleri müjdele." (Bakara Suresi, 155) ayetiyle bildirilen Allah'›n büyük müjdesini vermektir. Ayr›ca Allah'›n "sabredenlerle beraber" oldu¤unu (Bakara Suresi, 153) bir kez daha hat›rlatarak, sabr›n müminlere pek çok güzelli¤in kap›s›n› açan eflsiz bir anahtar oldu¤unu vurgulamakt›r.

34


KURAN'DA SABIR NASIL TAR‹F ED‹L‹YOR? Ey iman edenler, sab›rla ve namazla yard›m dileyin. Gerçekten Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 153)

Allah insanlar›n yaflayabilecekleri en güzel hayat fleklini, yarat›l›fllar›na en uygun ahlak yap›s›n› belirlemifl ve "Kur'an'dan mü'minler için flifa ve rahmet olan fleyleri indiriyoruz..." (‹sra Suresi, 82) ayetiyle Kuran'da bildirilenlerin müminler için rahmet oldu¤unu belirtmifltir. Allah'›n r›zas›n›, sevgisini ve hoflnutlu¤unu kazanman›n yolu, Kuran'da bildirilen do¤rular› eksiksizce uygulamakt›r. Allah kullar›ndan Kuran ahlak›n› hayatlar›n›n sonuna kadar hiçbir flekilde gevfleklik göstermeden yaflamalar›n› istemifltir. ‹flte müminlerin Allah'›n bu emrini her ne olursa olsun taviz vermeden yerine getirebilmelerinin s›rr› da, iman›n kazand›rd›¤› üstün bir özellik olan "sab›r"da gizlidir. Sabr›n s›rr›n› ö¤renen bir insan Allah'›n kendisinden istedi¤i her tav›rda ve her ibadette süreklilik gösterebilir. Bu s›rra ulaflmak ise son derece kolayd›r; Allah, iman eden kullar›n›n üzerinde "Sabur" (çok sab›rl›) ismini tecelli ettirir ve onlar›n kalplerindeki kararl›l›k duygusunu pekifltirir. 35


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Bir ömür boyu devam eden gerçek sabr›n as›l kayna¤› müminlerin Allah'a olan imanlar›d›r. ‹man eden bir mümin Allah'›n ilminin ve akl›n›n tüm varl›klar› sar›p kuflatt›¤›n›, Allah'›n izni olmaks›z›n tek bir olay›n dahi gerçekleflmedi¤ini ve tüm olaylar›n ard›nda Allah'›n tasarlad›¤› binlerce hay›r ve hikmetin gizli oldu¤unu bilir. Bunun yan›nda Allah'›n iman edenlerin dostu, velisi ve yard›mc›s› oldu¤unu, dolay›s›yla ilk bak›flta farkl› görünse bile asl›nda tüm olaylar›n inananlar›n lehinde geliflti¤ini unutmaz. Allah'›n kendisi için belirledi¤i kadere tereddütsüz teslim olur ve r›za gösterir. Bu nedenle sab›r mümin için zorlanarak yaflanan bir ahlak özelli¤i de¤il, aksine gönül r›zas›yla ve hoflnutlukla yaflanan ve zevk al›nan bir ibadettir. ‹flte Kuran'da Allah'›n insanlara ö¤retti¤i gerçek sab›r ile toplumda yaflanan sab›r anlay›fl›n›n fark› da bu noktada ortaya ç›kar. Toplumun büyük bir kesimi sabr›n gerçek anlam›n›, gerçekten sab›rl› bir insan›n nas›l davranmas› gerekti¤ini, bu özelli¤in Allah Kat›ndaki önemini bilmez. Bu kimseler aras›nda sab›r, daha çok insan›n hayat› boyunca karfl›laflt›¤› zorluk ve s›k›nt›lara gö¤üs germesi, bunlara katlanmas› ve tahammül etmesi olarak alg›lan›r. Bu anlay›fl içerisinde sabr›n, "bir yere kadar dayanma gücü" oldu¤una inan›l›r ve bu do¤rultuda "sabr›n zaman zaman taflmas›", "sabr›n tükenmesi" gibi tav›r bozukluklar› da son derece normal karfl›lan›r. Dahas› bu çarp›k anlay›fla göre, sonunda somut bir ç›kar elde edilemeyecek bir konuda sab›r göstermek de son derece yersizdir. Çünkü böyle bir durumda bu kimselerin kendilerine hiçbir fayda sa¤lamayacak bir konu için s›k›nt›ya katlanm›fl ve bofl yere sab›r göstermifl olduklar›na inan›l›r. Oysa Kuran'da ö¤retilen gerçek sab›r bu tahammül anlay›36


Harun Yahya (Adnan Oktar)

fl›ndan çok farkl›d›r. Öncelikle inananlar, sabr› Allah'›n bir emri olarak yaflarlar ve bu nedenle de hiçbir zaman onlar›n sab›rlar›nda tükenme ya da taflma gibi bir durum söz konusu olmaz. Hayatlar›n›n sonuna kadar bu ibadeti flevk ve heyecan ile yerine getirirler. Bunun yan›nda onlar yaln›zca Allah için sabrettiklerinden dolay› sab›rlar›n›n karfl›l›¤›nda mutlaka somut bir menfaat beklentisi içerisine girmezler. Gösterdikleri üstün ahlak neticesinde Rabbimizin r›zas›n› kazanacaklar›n› bilmek, onlar için alabilecekleri tüm karfl›l›klar›n en güzelidir. Dahas› Kuran'da tavsiye edilen sab›r sadece zorluk ve s›k›nt›lar karfl›s›nda yaflanan bir ahlak özelli¤i de de¤ildir. Gerçek sab›r flartlar her ne olursa olsun, Kuran'›n tüm ayetlerini eksiksizce uygulamada, Allah'›n sak›nmay› emretti¤i tüm tav›rlardan titizlikle sak›nmada ve Kuran ahlak›n› bir ömür süresince hiçbir y›lg›nl›¤a kap›lmadan yaflamakta kararl›l›k göstermektir. Allah Kuran'da haber verdi¤i, "... sürekli olan 'salih davran›fllar' ise, Rabbinin Kat›nda sevap bak›m›ndan daha hay›rl›d›r, umut etmek bak›m›ndan da daha hay›rl›d›r." (Kehf Suresi, 46) ayetiyle "sebat gösterilerek sürdürülen salih davran›fllar"›n makbul oldu¤unu hat›rlatm›fl ve tüm kullar›n› sabretmeye davet etmifltir.

37


K‹MLER GÜZEL B‹R SABIR ‹LE SABREDEB‹L‹R? fiu halde, güzel bir sab›r (göstererek) sabret. (Mearic Suresi, 5)

Sabr›n gerçek anlam›n› bilen ve bu ahlak özelli¤ini Allah'›n be¤enece¤i flekilde yaflayan tek topluluk müminlerdir. Çünkü onlar, Kuran'› rehber edinmifllerdir. Kuran ise sabr›n gerçek manas›n›, Allah Kat›nda nas›l bir sabr›n makbul oldu¤unu aç›klayan tek kaynakt›r. ‹flte bu nedenle de Allah'›n ayette emretti¤i gibi, "güzel bir sab›rla sabreden"ler sadece Kuran'a tabi olan müminlerdir. Müminlerin gösterdi¤i bu sabr›n kayna¤› ise onlar›n "Allah'a olan samimi imanlar› ve teslimiyetleri"dir. Tüm di¤er mümin özellikleri gibi sab›r da ancak iman› kavramakla ortaya ç›kar. Çünkü iman etmek Allah'tan baflka bir ilah olmad›¤›n›, O'nun ilminin tüm varl›klar› kuflatt›¤›n›, Allah'tan baflka kaderi belirleyebilecek bir güç olmad›¤›n›, O dilemedikçe hiç kimsenin hay›r ya da zarar sa¤layamayaca¤›n› kavramak demektir. Müminlerin güzel bir sab›r gösterebilmelerinin bir nedeni de imanlar› sayesinde, Rabbimizin üstünlü¤ünü ve yüceli¤ini takdir edebilmifl olmalar›d›r. Allah'›n sonsuz ak›l ve sonsuz ilim sahibi oldu¤unu bilen bir insan, kendisi için olabilecek en güzel yaflam› da ancak Rabbimizin belirleyebilece¤ini bilir. Allah geçmifle, günümüze ve gelece¤e ait tüm varl›klar›n ve tüm olaylar›n 38


Harun Yahya (Adnan Oktar)

bilgisine sahiptir. ‹nsan ise hem s›n›rl› bir akla sahiptir hem de kendisi için neyin iyi neyin kötü oldu¤unu tespit edebilme konusunda hata yapmaya yatk›n bir varl›kt›r. Ço¤u zaman olumsuz gibi görünen bir olay asl›nda o kifliye pek çok yönden hay›r getirecek olabilir. Ancak insan bu durumdan habersizdir. Allah Kuran'da, "... Olur ki hoflunuza gitmeyen bir fley, sizin için hay›rl›d›r ve olur ki, sevdi¤iniz fley de sizin için bir flerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetiyle kullar›na bu önemli gerçe¤i hat›rlatm›flt›r. ‹flte iman eden bir insan tüm bu ilmin bilgisine yaln›zca Allah'›n sahip oldu¤unu bildi¤i için, Allah'›n karfl›s›na ç›kartt›¤› her olayda mutlaka bir hay›r oldu¤unu bilerek tevekkül eder ve güzel bir sab›rla sabreder. Bir baflka deyiflle, güzel bir sab›rla sabredenlerin bir özelli¤i de "kader gerçe¤ini kavram›fl tevekküllü insanlar olmalar›"d›r. Kuran'da müminlerin sab›rl› ve tevekküllü olduklar›na flöyle dikkat çekilmifltir: Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (Nahl Suresi, 42)

Bunun yan›nda iman edenlerin bir ömür boyu sab›rlar›nda kararl›l›k gösterebilmelerinin bir sebebi de kalplerinde güçlü bir Allah korkusu yafl›yor olmalar›d›r. Müminler, Allah'›n kullar›na sonsuz merhamet eden ve onlar› çok seven oldu¤unu bildikleri gibi, ayn› zamanda azab›n›n da güçlü oldu¤unu bilirler. Allah, Kuran'da Kendisi'ne ibadet etmekten büyüklenip yüz çevirenleri azab›yla uyarm›flt›r. Müminler ise Allah'›n azab›ndan korkup sak›nanlard›r. Bu nedenle de Allah'›n tüm emir ve yasaklar›n› uygulamada büyük bir titizlik ve sab›r gösterirler. Allah korkular› onlar› hayatlar›n›n sonuna kadar Kuran ahlak›39


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

n› hiçbir taviz vermeden yaflamaya yöneltir. Dünya hayat›n›n gerçek yüzünü biliyor olmalar› da iman edenlerin sab›rlar›nda sürekli olmalar›n› sa¤layan sebeplerden biridir. Kuran'da, "Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla (çaba harcayanlarla) sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya ç›kar›ncaya) kadar, deneyece¤iz ve haberlerinizi s›nayaca¤›z (aç›klayaca¤›z)." (Muhammed Suresi, 31) ayetiyle belirtildi¤i gibi, Allah bu dünyada Kendisi'ne ibadet etmekte sab›r gösterenleri, inkar edenlerden ay›rt etmektedir. Bunun sonucunda ise iman edenleri cennetlerdeki eflsiz konaklar›nda a¤›rlayacak, inkar edenleri ise sonsuza kadar hiçbir kaç›fl imkan› bulunmayan cehennemde azapland›racakt›r. Dünya hayat›nda her ne zorlukla karfl›lafl›rlarsa karfl›lafls›nlar, Allah'›n bunu kendilerini denemek için yaratt›¤› gerçe¤ini bilen müminler, gösterdikleri sab›rdan hiçbir flekilde taviz vermezler. Çünkü onlar ölümden sonra hesap günüyle karfl›laflacaklar›n› ve o gün sabredenlerin gösterdikleri güzel ahlak›n karfl›l›¤›n› alacaklar›n› bilirler. ‹flte onlar›n sab›rlar›n›n temelini oluflturan konulardan biri de budur; hesap gününe ve ahirete kesin bir bilgiyle iman etmifl olmalar›. Sab›r gösterdikleri her olay›n hesap gününde karfl›lar›na ç›kaca¤›n› ve Allah'›n sab›r gösterenleri rahmetiyle müjdeledi¤ini bilmelerinden kaynaklanan güç ile sab›rlar›nda kararl›l›k gösterirler. Görüldü¤ü gibi, Kuran'da bildirilen gerçek sabr› yaflayabilenler sadece müminlerdir. Çünkü Allah'a samimi bir iman ile ba¤lan›p teslim olan, Rabbimizin yüceli¤ini takdir edebilen, kadere karfl› tam bir tevekkül gösterebilen, Allah'tan güçlü bir korkuyla korkan, bu dünyan›n gerçek yüzünü kavram›fl olan, ahiretin varl›¤›na kesin bir iman ile iman edenler yaln›zca onlard›r. 40


MÜM‹NLER‹N SABRI Ve sabret. Gerçekten Allah iyilik yapanlar›n ecrini kaybetmez. (Hud Suresi, 115)

Önceki bölümlerde de üzerinde duruldu¤u gibi, müminlerin sabr›n›, toplumun büyük bir kesimi taraf›ndan yaflanan, gelenekleflmifl sab›r anlay›fl›ndan ay›ran çok önemli farkl›l›klar vard›r. Müminler sabr› Allah'a yak›nlaflman›n bir yolu olarak görmekte ve Kuran'da emredilen bir ibadet olarak yaflamaktad›rlar. Nas›l bir sab›rla sabretmeleri gerekti¤ini belirleyen tek rehberleri ise Kuran'd›r. Kuran'da müminlerin yaflad›¤› bu güzel ahlak özelli¤inin detaylar› flöyle belirtilmifltir: Müminlerin sabr› tevekküle dayal›d›r ‹nsanlar›n ço¤u, sabr› ancak zaruri bir durum olufltu¤unda ve yapacak baflka birfley kalmad›¤›na inand›klar› anlarda gösterirler. Ama asl›nda "sab›r" zannettikleri bu tavr›n, sabr›n gerçek anlam›yla hiçbir ba¤lant›s› yoktur. Bu kimseler gö¤üs germek durumunda olduklar› bir zorlu¤a ancak tahammül edebilirler. Tahammül eden bir insan, bafl›na gelen olaylar› Allah'›n bir hikmet üzerine yaratt›¤›n› ve tümünün ard›nda pek çok hay›r gizlenmifl olabilece¤ini düflünmedi¤i için s›k›nt› içerisindedir. Ruh halindeki bu olumsuzluk, memnuniyetsizli¤ini ifade eden flikayetçi konuflmalarla ve s›k›nt›l› yüz ifadeleriyle kendini belli 41


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

eder. Tahammül edilmesi gereken durum sona erene kadar bu kimseler olumsuz bir ruh halinden kurtulamazlar. Müminlerin gösterdi¤i sab›r ise bu tahammül anlay›fl›ndan çok farkl›d›r. Bafllar›na bir zorluk geliyorsa bunu yaratan›n Allah oldu¤unu ve bunun mutlaka kendileri için hay›rlara vesile olaca¤›n› bilirler. Allah'›n kendileri için en güzel kaderi belirledi¤ini bildikleri için karfl›laflt›klar› her olaya gönülden raz› olur ve hoflnutlukla tevekkül ederler. Bir ayette Allah müminler için "Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." (Ankebut Suresi, 59) fleklinde bildirmifltir. Müminler hangi flartlar alt›nda olurlarsa olsunlar, flikayet etmeyi, yak›nmay› kendilerine hiçbir flekilde yak›flt›rmazlar. Bunun yan›nda Kuran'da, "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolayl›k vard›r. Gerçekten güçlükle beraber kolayl›k vard›r." (‹nflirah Suresi, 5-6) ayetleriyle de bildirildi¤i gibi, Allah'›n zorluklar› kolayl›klar›yla birlikte yaratt›¤›n› ve bunun Allah'›n de¤iflmeyen kesin bir kanunu oldu¤unu bilirler. Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadisinde bu gerçe¤i flöyle bildirmifltir: ... Sen, yakini bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalıflmaya muktedir olabilirsen çalıfl; flayet buna muktedir olamazsan, hofluna gitmeyen fleyde sabırda çok hayır var. fiunu da bil ki nusret sabırla birlikte gelir, kurtulufl da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylı¤a asla galebe çalamayacaktır. (Kütübi Sitte, Muhtasarı Tercüme ve fierhi, Prof. Dr. ‹brahim Canan, 16. cilt, Akça¤ Yayınları, Ankara, s.315)

"Allah, hiç kimseye güç yetirece¤inden baflkas›n› yüklemez..." (Bakara Suresi, 286) ayetiyle Allah kullar›na 42


Harun Yahya (Adnan Oktar)

önemli bir gerçe¤i daha hat›rlatm›flt›r. Allah her insan›, ancak üstesinden gelebilece¤i zorluklarla denemektedir. Dolay›s›yla insan bir zorlukla karfl›lafl›yorsa, kesin bir gerçektir ki Allah o kifliye bu duruma sabredebilece¤i gücü de vermifltir. ‹flte Kuran'›n bu ayetlerine iman eden müminler sabr› hiçbir flekilde "bir olaya tahammül etmek" olarak alg›lamazlar. Dünyada iken bu zorluklar›n hiçbir flekilde sonu gelmese bile, bunda bir hay›r oldu¤unu ve Allah'›n sabredenlere ahirette sab›r göstermelerinin karfl›l›¤›n› en güzeliyle verece¤ini de bilirler. Ve bunu bildikleri için de hiçbir zaman s›k›nt›ya kap›lmazlar. Allah'tan gelen bir zorlu¤u giderebilecek olan›n ancak Allah oldu¤unu, yaln›zca Allah'a s›¤›n›p O'ndan yard›m dileyebileceklerini bilerek zorluklar› hafifletmesi için Rabbimize dua ederler: "... Rabbimiz, unuttuklar›m›zdan veya yan›ld›klar›m›zdan dolay› bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yükledi¤in gibi a¤›r yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyece¤imiz fleyi bize tafl›tma. Bizi affet. Bizi ba¤›flla. Bizi esirge, Sen bizim Mevlam›zs›n. Kafirler toplulu¤una karfl› bize yard›m et." (Bakara Suresi, 286)

Müminlerin sabr› süreklidir "... sürekli olan 'salih davran›fllar' ise, Rabbinin Kat›nda sevap bak›m›ndan daha hay›rl›d›r, umut etmek bak›m›ndan da daha hay›rl›d›r." (Kehf Suresi, 46)

Kuran'a dayal› olmayan sab›r anlay›fl›nda insanlar sabr› tutarl› ve dengeli bir ahlak özelli¤i olarak yaflayamazlar. Bir gün sab›r gösterdikleri bir olaya bir baflka gün tahammülsüzlük gös43


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

terebilirler. Müminler ise sabr› Allah'›n bir emri ve dinin bir gere¤i olarak yaflad›klar› için hiçbir zaman bu özelliklerinden taviz vermezler. Müminlerin amac›, tüm hayatlar›n› Allah'›n hoflnut olaca¤› flekilde geçirebilmek ve gösterdikleri güzel ahlak ile Allah'›n r›zas›n› kazanabilmektir. Allah'›n en be¤enece¤i tavr›n ise tüm tav›rlar›nda sab›r ve süreklilik göstermeleri oldu¤u aç›kt›r. Çünkü Allah ayetinde "sürekli olan salih ameller"in daha hay›rl› oldu¤unu bildirmifltir. Bir baflka ayette ise Allah inanan kullar›na flöyle emretmifltir: Sen de sabah akflam O'nun r›zas›n› isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret... (Kehf Suresi, 28)

‹flte müminler de bu ayetin hükmüne uyarak, ara vermeksizin Allah'›n r›zas›n› kazanmak amac›yla sab›r gösterirler. Müminler Allah r›zas› için sabrederler Kuran ahlak›n› yaflamayan kimseler belirli bir süre sab›r gösterdikten sonra bunun sonucunda mutlaka bir karfl›l›k almay› ya da ç›kar elde etmeyi umarlar. Böyle bir durum söz konusu olmad›¤›nda ise kendi ifadeleriyle "sab›rlar› tükenir". Çünkü onlar sadece dünyevi menfaatler için sabrederler. Gösterdikleri güzel ahlak›n Allah'›n hoflnutlu¤unu kazanmalar›n› sa¤layaca¤›n› ve tüm yapt›klar›n›n ahirette karfl›lar›na ç›kaca¤›n› unuturlar. Halbuki Allah zorluklar› sab›r gösterenleri ortaya ç›karmak için yaratmaktad›r. Allah "Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanlar›) belirtip-ay›rdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ay›rdetmeden cennete girece¤inizi mi sand›n›z?" (Al-i ‹mran Suresi, 142) ayetiyle bu s›rr› kullar›na bildirmifltir. Allah'›n r›zas›n› kazanmay› amaçlayarak sab›r gösterenler cennete girecek, dün44


Harun Yahya (Adnan Oktar)

yevi ç›karlar u¤runa sabredenler ise Allah'›n vaat etti¤i bu güzel karfl›l›ktan mahrum kalacaklard›r. ‹flte kendilerine Kuran'› rehber edindikleri için bu gerçe¤in fark›nda olan müminler, hiçbir ç›kar beklentisi içerisine girmeden sadece Allah'›n r›zas›n› kazanmak amac›yla sab›r gösterirler. Kuran'da müminlerin bu özelli¤i flöyle ifade edilmifltir: Ve onlar, Rablerinin yüzünü (hoflnutlu¤unu) isteyerek sabrederler... (Rad Suresi, 22)

Müminler gönül r›zas›yla, severek ve isteyerek sabrederler Müminler sadece zorluklar karfl›s›nda de¤il ayn› zamanda Kuran'›n tüm hükümlerini eksiksiz olarak yerine getirme ve her koflulda en mükemmel ahlak› gösterme konusunda da büyük bir sab›r gösterirler. Onlar›n bu ahlak› hayatlar›n›n her an›nda gösterebilmelerinin bir sebebi de, bunu gönül r›zas›yla ve flevkle yafl›yor olmalar›d›r. Çünkü onlar için Allah'›n emirlerini yerine getirmekten daha önemli bir ifl yoktur. Bu nedenle Kuran'da bildirilen tüm hükümlerde oldu¤u gibi, güzel ahlak› da isteyerek ve severek yaflarlar. Bunun sonucunda Rabbimiz’in sevgisini, rahmetini ve yard›m›n› kazanacaklar›n› bilmek onlar›n bu konuda karfl›laflacaklar› her türlü zorlu¤u kolayl›kla aflmalar›n› ve her olayda sab›r gösterebilmelerini sa¤lar. Allah'›n bir ayette "Rabbin için sabret" ifadesiyle kullar›n› sabra davet etmifl olmas› da, onlar›n her ne olursa olsun bu ahlak› hoflnutlukla yaflamalar›n› sa¤lar. Müminlerin gönül r›zas›yla sab›r göstermelerinin bir baflka nedeni Allah'›n Kuran'da "sabredenleri sevdi¤ini" (Al-i ‹mran Suresi, 146) bildirmifl olmas›d›r. 45


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Yine Kuran'›n bir baflka ayetinde de, "Sabretti¤inize karfl›l›k selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi, 24) hükmüyle sabredenlerin ahirette güzel bir karfl›l›kla mükafatland›r›laca¤› bildirilmifltir. ‹flte tüm bunlar Allah'›n, müminlerin sabr› büyük bir flevk ve istek ile yaflamalar›n› sa¤layan müjdeleridir. Müminlerin sabr› kiflilere ya da flartlara göre de¤iflmez Allah korkusu ve iman› zay›f olan insanlar, kiflilere, ortama ya da flartlara göre tav›rlar›n› de¤ifltirebilirler. Sözgelimi menfaat elde edebilecekleri kiflilere karfl› güzel davran›fllar sergilerken, tan›mad›klar› ya da herhangi bir sebepten dolay› küçük gördükleri insanlara karfl› ters tav›rlarda bulunabilirler. Örne¤in dinden uzak toplumlarda bir ma¤aza sahibinin zengin bir müflteriye abart›l› bir sayg› ve ilgi göstermesi günlük hayatta s›k rastlanan bir olayd›r. Üstelik bu müflteri zorluk ç›karan, "kapris" yapan, karfl›s›ndaki kifliyi "afla¤›layan" bir tav›r gösterse de yapt›¤› bu çirkin davran›fllar anlay›flla karfl›lan›r. Ama ayn› ma¤aza sahibi orta halli oldu¤unu düflündü¤ü bir müflterinin hakl› bir iste¤ine dahi hoflgörü göstermez, bir anda ters bir tavra girer. Bunun d›fl›nda dinden uzak insanlar, flartlar iyi oldu¤unda, karfl›lar›ndaki kimselerden güzel davran›fllar gördüklerinde güzel ahlak gösterip, zor anlarda bambaflka bir karaktere bürünebilirler. Bir arkadafllar› kendilerini e¤lendirdi¤i, iyi imkanlar sundu¤u sürece ona karfl› çok iyi davran›rlar. Ama günün birinde bu kifli zor bir duruma düflüp, onlarla ilgilenemeyince, istedikleri e¤lence ortam›n› oluflturamay›nca bir anda o kifliye karfl› tahammülsüz bir tutum sergileyebilirler. Bu de¤iflkenli¤in sebebi, ahlak anlay›fllar›n› en do¤ru ve en güzel tav›rlar› bildiren 46


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Kuran'a göre de¤il de, kendi cahiliye anlay›fllar›na ve ç›karlar›na göre belirlemifl olmalar›d›r. Müminler ise Allah'›n Kuran'da bildirdi¤i ahlak› yaflarlar. Temeli imana dayal› olan bu ahlak› sadece Allah'›n be¤enisini ve r›zas›n› kazanabilmek amac›yla yaflarlar. Bu yüzden de kiflilere, ortama ya da flartlara göre tav›rlar›nda bir de¤ifliklik olmaz. Ayn› flekilde güzel ahlak›n bir yönü olan sab›rlar› da her ne olursa olsun de¤iflmez. Müminler, di¤er insanlardan farkl› olarak, zorluk ve s›k›nt› anlar›nda da en güzel flekilde sabrederler. Kuran'da onlar›n bu üstün ahlak›na flöyle dikkat çekilmifltir: Yüzlerinizi do¤uya ve bat›ya çevirmeniz iyilik de¤ildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine ra¤men, onu yak›nlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalm›fla, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namaz› dosdo¤ru k›lan, zekat› veren ve ahidlefltiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastal›kta ve savafl›n k›z›flt›¤› zamanlarda sabredenler(in tutum ve davran›fllar›d›r). ‹flte bunlar, do¤ru olanlard›r ve müttaki olanlar da bunlard›r. (Bakara Suresi, 177)

Ayette görüldü¤ü gibi Allah, gerçek iyili¤in bir flart›n›n da zorluk zamanlar›nda sabretmek oldu¤unu bildirmifltir. ‹flte müminler de Allah'›n bu emrine uyarlar ve yaflamlar› boyunca her türlü zorluk karfl›s›nda sebat gösterirler. Müminlerin sabr› onlara güzel ahlak›n yolunu açar Müminler sabr› Allah için yap›lan bir ibadet olarak de¤erlendirdikleri için, sab›r onlara daha pek çok güzel özellik kazand›r›r. Bir ayette flöyle buyrulur: 47


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Sabredenler, do¤ru olanlar, gönülden boyun e¤enler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' ba¤›fllanma dileyenlerdir. (Al-i ‹mran Suresi, 17)

Allah bir baflka ayetinde müminleri, "Onlar, bollukta da, darl›kta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki haklar›n)dan ba¤›fllama ile (vaz)geçenlerdir..." (Al-i ‹mran Suresi, 134) sözleriyle tan›tm›flt›r. Ayette bahsedilen tüm bu özellikler ancak gerçek sab›r anlay›fl›n›n kalbe yerleflmesiyle yaflanabilir. Bir insan›n öfkelendi¤i halde öfkesini yenebilmesi ve bu sükunetli halini uzun süre devam ettirebilmesi ancak sab›r göstermesiyle mümkün olabilir. Yine ayn› flekilde, insan›n darl›k ve yokluk içerisinde oldu¤u halde mal›ndan baflkalar›na verebilmesi de ancak Allah için yaflanan bir sab›rla gerçeklefltirilebilir. Çünkü bu kimse mal›ndan baflkalar›na da vererek belki de kendisini zor bir duruma sokacak, ama Allah r›zas› için bu duruma sab›rla r›za gösterecektir. Bir insan›n hakl› oldu¤u durumda haks›z olan bir kimseyi ba¤›fllayabilmesi de yine ancak sabr›n ona kazand›rd›¤› bir özelliktir. Bunun gibi, Allah'›n Kuran'da bildirdi¤i tüm emirlere uyulmas› ve yasaklardan sak›n›lmas› ancak sab›r ile mümkün olabilmektedir. Mümin hayat›n›n sonuna kadar fedakarl›kta, hoflgörüde, tevazuda, affedicilikte, dürüstlükte, sadakatte, sevgide kararl›l›k gösterir ve sab›rla bu ahlak özelliklerini yaflamaya devam eder. Görüldü¤ü gibi, sab›r ayn› zamanda müminlere Allah'›n raz› olaca¤› güzel bir ahlak›n yolunu açar. Bu ahlak› yaflamalar› ise Allah'›n sonsuz rahmetini ve cennetini kazanmalar›na vesile olur ki, müminler için bundan daha güzel bir kurtulufl yoktur. 48


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Müminlerin sabr› ak›lc› bir sab›rd›r Müminlerin sabr›, karfl›laflt›klar› zorluklar› ortadan kald›rmak ve s›k›nt›lar› gidermek için hiçbir çaba harcamadan sadece beklemek fleklinde de¤ildir. Böyle bir anlay›fl son derece yanl›fl olur. Aksine Allah müminlere ak›llar›n›, vicdanlar›n› ve imkanlar›n› sonuna kadar kullanarak insanlar›n huzurunu ve rahat›n› sa¤layacak her türlü tedbiri almalar›n› da emretmifltir. Bu nedenle müminler bir yandan s›k›nt›lara gönül r›zas›yla sabrederken, bir yandan da tüm güçleriyle s›k›nt› oluflturan konular› ortadan kald›rman›n yollar›n› ararlar. Örne¤in acil olarak yap›lmas› gereken bir iflin yetiflmemesi, sab›r gösteremeyen insanlar›n olumsuz tav›rlar göstermelerine neden olur. Özellikle sonunda büyük bir kazanç sa¤layacakken, bir insan›n hatas› sebebiyle bu kazançtan mahrum kalmak her olayda bir hay›r oldu¤unu kavrayamayan insanlar› büyük bir öfkeye sürükler. ‹man eden insan ise mahrum kald›¤› kazanç ne kadar yüksek olursa olsun tevekkül eder ve yine hoflgörülü bir tav›r gösterir. Ama elbette bundan sonra oluflabilecek benzer bir olay› engellemek için de gereken tüm tedbirleri al›r. Hata yapan kifliyi bu konuda uyar›r, bir daha tekrarlama tehlikesini hissediyorsa bu durumda o kifliden daha faydal› olacak birini o ifle yönlendirebilir veya flartlara ba¤l› olarak daha pek çok ak›lc› tedbir alabilir. Kuran'da ö¤retilen sab›r anlay›fl›n› bilmeyen kimseler sabr›, hiçbir çaba göstermeden, sadece "söylenerek" bekleme fleklinde alg›larlar. Hatta bu flekilde aciz bir tav›r sergilemenin son derece erdemli bir davran›fl oldu¤una da inan›rlar. Oysa Allah Kat›nda makbul olan sab›r akl›n, vicdan›n ve maddi manevi tüm imkanlar›n kullan›larak zorluklar›n ortadan kald›r›lmas›n› teflvik 49


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

eder. Kuran'da müminlerin sab›r ile birlikte gösterdikleri bu çabaya pek çok ayette dikkat çekilmifltir. Bunun bir örne¤ini de hicret eden kimselerin davran›fllar›nda görmek mümkündür. Ayette flöyle buyrulmaktad›r: … sonra hicret edenlerin, ard›ndan cehd edip (çaba harcay›p) sabredenlerin (destekçisidir). fiüphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten ba¤›fllayand›r, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 110)

Bunun yan›nda müminler bir yandan zorluklara karfl› fiili bir mücadele verirken bir yandan dualar›yla da Allah'tan yard›m isteyerek bu çabalar›n› sürdürürler. Kuran'da müminlerin zorluk an›nda Allah'tan sab›r ve yard›m talep ettikleri flöyle bildirilmifltir: Onlar, Calut ve ordusuna karfl› meydana (savafla) ç›kt›klar›nda, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sab›r ya¤d›r, ad›mlar›m›z› sabit k›l (kayd›rma) ve kafirler toplulu¤una karfl› bize yard›m et." (Bakara Suresi, 250)

Görüldü¤ü gibi, müminin sabr› ak›lc› bir sab›rd›r. Allah Kat›’nda güzel bir karfl›l›k görecek olan tav›r da budur.

Müminler sab›rda s›n›r tan›maz, sab›rda yar›fl›rlar Müminler, "Hay›r; gerçekten insan, azar. Kendini müsta¤ni gördü¤ünden." (Alak Suresi, 6-7) ayetleriyle bildirildi¤i gibi, insan›n kendini herhangi bir konuda yeterli görmesinin onu azg›nl›¤a ve büyüklenmeye yöneltece¤ini bilirler. Bu nedenle de en kusursuz flekilde uygulad›klar› konularda bile kendilerini yeterli görmezler. Hayatlar›n›n sonuna kadar hiçbir konuda s›n›r tan›madan kendilerini gelifltirmeye ve daha güzel, daha iyi olan tavra ulaflmaya çal›fl›rlar. 50


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Müminlerin bu samimi çabalar›n›n alt›nda ise Rabbimize olan ba¤l›l›klar›, sevgileri ve Allah korkular› yatmaktad›r. En büyük amaçlar› Rabbimizin sevgisini ve yak›nl›¤›n› kazanmak oldu¤u için, Allah'›n kendilerine emretti¤i gibi tüm Kuran hükümlerini yaflamaya çal›fl›rlar. Ve bu konuda kendilerini hiçbir zaman yeterli görmez, daima daha fazlas›n› uygulayabilmek için çaba harcamaya devam ederler. Zira ne kadar çaba gösterirlerse Allah Kat›nda o kadar ecir kazanacaklar›n› ve Allah'›n rahmetine de o denli kolay kavuflabileceklerini bilirler. Allah bir ayetinde, "Rabbinizden olan ma¤firet ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuflmak için) yar›fl›n; o, muttakiler için haz›rlanm›flt›r." (Al-i ‹mran Suresi,133) sözleriyle müminleri Allah'›n r›zas›n› ve cennetini kazanabilecekleri konularda yar›flmaya ça¤›rm›flt›r. Bu konulardan biri de Allah'›n Kuran'da "Ey iman edenler, sabredin ve sab›rda yar›fl›n..." (Al-i ‹mran Suresi, 200) sözleriyle bildirdi¤i "sab›r"d›r. Müminler kendilerine Rabbimizin sevgisini ve yak›nl›¤›n› kazand›raca¤›n› bildikleri böyle bir konuda, ellerinden gelen en güzel tavr› gösterebilmek için birbirleriyle yar›fl›rlar. Allah'a iman eden bir insan bafl›na ne gelirse gelsin sab›rl›, Rabbimize güvenen tavr›n› de¤ifltirmemekte kararl›l›k gösterir. Örne¤in bir insan›n karfl›s›na dünyadaki imtihan›n gere¤i olarak art arda çok fazla sorun ç›kabilir. Hiç ummad›¤› bir anda evi yanabilir ve bu yüzden uzun bir süre al›fl›k olmad›¤› flekilde, kötü flartlarda yaflamas› gerekebilir. Böyle bir durumda iman eden kifli en ufak bir flikayette bulunmaz, asla "keflke böyle olmasayd›" gibi bir düflünceye kap›lmaz. Süre ne kadar uzarsa uzas›n güzel bir sab›r gösterir. Allah'›n, onun karfl›s›na eninde sonunda bir kolayl›k ç›karaca¤›51


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

na kesin bir kanaati olur ve bunun getirdi¤i iç huzurunu yaflar. Böyle bir durumdayken kendisini daha da zorlayacak baflka bir olayla karfl›laflsa bile bu güzel tavr›n› devam ettirir. K›sacas› ne kadar fliddetli zorluklarla karfl› karfl›ya gelirse gelsin, sab›r gösterme konusunda Allah'›n emretti¤i gibi bir "yar›fl" içinde olur. Müminler birbirlerine de sabr› tavsiye ederler Allah, "Sizden; hayra ça¤›ran, iyili¤i (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sak›nd›ran bir topluluk bulunsun. Kurtulufla erenler iflte bunlard›r." (Al-i ‹mran Suresi,104) ayetiyle müminlerin birbirlerine iyili¤i emredip kötülükten sak›nd›rmalar›n› ve birbirlerini hay›rl› olan davran›fllara yöneltmelerini emretmifltir. Allah'›n bu emri do¤rultusunda müminler hayatlar›n›n sonuna kadar birbirlerini Kuran'›n emirlerine eksiksizce uymaya ça¤›r›r ve Allah'›n yasaklad›¤› konulardan da titizlikle sak›nd›rmaya çal›fl›rlar. ‹nananlar›n Allah'›n bu emrini uygulayarak birbirlerini teflvik ettikleri konulardan biri de sabretmektir. Çünkü müminler, ancak Allah'›n be¤endi¤i ahlak› yaflayanlar›n cennete kavuflabilece¤ini, di¤er insanlar›n ise cehennem azab› ile karfl›l›k göreceklerini bilirler. Bu gerçe¤in fluurunda olduklar› için de kendi adlar›na sonsuz bir kurtuluflu ne kadar istiyorlarsa, di¤er müminlerin cennete girmeye hak kazanmas›n› da o kadar isterler. Bu nedenle de onlar› tüm ibadetlerinde sab›rl› davranmaya ça¤›r›rlar ve bunu da ömürleri boyunca sab›rla uygularlar. Bu konuda Kuran'da verilen bir örnek Peygamberimiz (sav)'in bir ma¤arada yan›ndaki kifliye Allah'› hat›rlatarak, onu zorlu¤a karfl› ümitvar olmaya davet etmesidir: 52


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Siz O'na (peygambere) yard›m etmezseniz, Allah O'na yard›m etmifltir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) ç›karm›fllard›; ikisi ma¤arada olduklar›nda arkadafl›na flöyle diyordu: "Hüzne kap›lma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmiflti… (Tevbe Suresi, 40)

Ayette görüldü¤ü gibi Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), son derece zor koflullar alt›nda, kendisini belki de öldürmeye kalk›flacak insanlardan saklan›rken, yan›ndaki arkadafl›na Allah'›n yard›m›n› hat›rlatm›flt›r. Peygamberimiz (sav)'in bu güzel tutumu kuflkusuz bütün Müslümanlar›n örnek almas› gereken bir davran›flt›r. Her ne flart alt›nda olursa olsun inananlar›n birbirlerine Allah'›n gücünü ve yard›m›n› hat›rlatarak, birbirlerini sab›rl› olmaya yöneltmeleri, üstün bir ahlak›n göstergesidir. Kuran ayetlerinde böyle üstün ahlaka sahip kimseler "Ashab-› Meymene" olarak adland›r›lm›flt›r: Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik. Ancak o, sarp yokufla gö¤üs germedi. Sarp yokuflun ne oldu¤unu sana ö¤reten nedir? Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir; Ya da açl›k gününde doyurmakt›r, Yak›n olan bir yetimi, Veya sürünen bir yoksulu. Sonra iman edenlerden, sabr› birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. ‹flte bunlar, sa¤ yan›n adamlar›d›r (Ashab-› Meymene). (Beled Suresi 10-18)

53


MÜM‹NLER NELERE SABREDERLER? Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar baflka. ‹flte, ba¤›fllanma ve büyük ecir bunlar›nd›r. (Hud Suresi, 11)

Önceki bölümlerde Kuran'da sabr›n nas›l tarif edildi¤ini, iman eden insanlar ile dinden uzak olan insanlar›n sahip olduklar› sab›r anlay›fl›n›n farkl›l›¤›n› tarif ettik. Bu bölümde ise müminlerin nelere sab›r gösterdiklerini, iman etmeyen kiflilerin olaylar karfl›s›ndaki tahammülsüzlükleriyle k›yaslayarak anlataca¤›z. Ancak bu konuyu detayland›rmadan önce önemle üzerinde durulmas› gereken bir nokta vard›r: Allah dünyada diledi¤i zaman diledi¤i kuluna diledi¤i kadar zorluk vererek imtihan eder. Bu, bir anl›k bir deneme de olabilir, uzun süreli bir deneme de olabilir. Bu konuda takdir Allah'›nd›r. Ancak kesin olan bir fley vard›r ki, ahirette oldu¤u gibi dünyada da içinde bulunduklar› flartlar nas›l olursa olsun, en güzel hayat müminlerindir. Allah bu durumu bir ayette flöyle bildirmektedir: Erkek olsun, kad›n olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç flüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaflat›r›z ve onlar›n karfl›l›¤›n›, yapt›klar›n›n en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

Müminler Allah'›n kendilerini denemek için yaratt›¤› zorluklara karfl› sabrederler ve bunun sonucunda da Allah bu zorluk54


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lar› giderir. Kendisi'ne iman edenlerin ifllerini kolaylaflt›r›r ve onlar› yard›m›yla destekler. Kuran'da Allah'›n iman eden kullar›na olan bu yard›m› flöyle bildirilmifltir: … Allah Kendi (dini)ne yard›m edenlere kesin olarak yard›m eder. fiüphesiz Allah, güçlü oland›r, aziz oland›r. (Hac Suresi, 40)

‹lerleyen sayfalarda Allah'›n destekledi¤i müminlerin yaflamlar› boyunca sab›r gösterdikleri konulardan bahsedilecektir. Hayatlar›n›n sonuna kadar vicdanlar›n› kullanmakta sab›r gösterirler Allah insan›n içinde her ne olursa olsun asla flaflmadan ve yan›lmadan do¤ruyu söyleyen bir güç olarak vicdan› yaratm›flt›r. Vicdan, insanlar›, Allah'›n be¤enece¤i flekilde düflünmeye ve Allah'›n raz› olaca¤› flekilde davranmaya ça¤›r›r. Her insan›n içinde do¤ruyu söyleyen vicdan›n›n yan› s›ra bir de onu istek ve tutkular›na yöneltmeye çal›flan nefsi vard›r. Ancak iman edenler yaflamlar› boyunca karfl›lar›na ç›kan tüm olaylarda nefislerine uymama ve vicdanlar›na uyma konusunda kesin bir kararl›l›k gösterirler. Nefislerinin kendilerini ça¤›rd›¤› fley daha çekici görünse ve hofllar›na gitse bile sabreder, do¤ru olan›n vicdanlar›n›n sözü oldu¤unu bildikleri için mutlaka ona uyarlar. Müminler hayatlar› boyunca her an içlerinde bu yarg›lamay› yapar ve en do¤ru olan tavr› seçerler. Bu duruma Peygamber Efendimiz (sav)'in döneminde yaflam›fl olan salih Müslümanlardan örnek vermek mümkündür. Nur Suresi’ndeki örtünmeyle ilgili ayetler Hicretten sonraki dönemde indirilmifltir. Bu dönemdeki Müslüman kad›nlar›n güzel tav›rlar› flöyle anlat›lmaktad›r: 55


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

“fieybe k›z› Safiye anlat›yor ve diyor ki: Biz Hz. Aifle’nin yan›nda iken bir k›s›m han›mlar Kureyflli kad›nlar›n durumunu ve faziletlerini anlatm›fllard›. Bunun üzerine Hz. Aifle buyurdular ki; "muhakkak ki Kureyflli kad›nlar›n üstünlü¤ü vard›r. Ama Allah’a yemin ederim ki, ben Ansar’›n kad›nlar›ndan daha çok Allah’›n Kitab›n› tasdik eden ve Kur’an’a inanan faziletli kimseler görmedim." Nur Suresi’ndeki “bafl örtülerini yakalar›n›n üzerlerine koysunlar” ayet-i kerimesi nazil oldu¤unda kocalar› onlar›n yanlar›na gittiler ve kendilerine Allah (cc)’›n bu konuda inzal buyurdu¤u ayeti okudular. Her bir kifli kar›s›na, k›z›na, bac›s›na ve yak›nlar›na bu ayeti okuyordu. ‹çlerinden hiçbir han›m bafl örtüsünü yakalar› üzerine koymaz olmad›. Allah’›n indirdi¤i kitab›ndaki hükmüne inand›klar›ndan ve tasdik ettiklerinden örtülerine büründüler...” (‹bn-i Kesir, Hadislerle Kuran-› Kerim Tefsiri, cilt:11, syf. 5880)

Peygamberimiz (sav) döneminde mümin kad›nlar Cenab-› Allah’›n tesettür konusundaki emrini iflte böylesine büyük bir flevk ve istekle karfl›lam›fllar, vicdanlar›na uyarak hemen itaat etmifllerdi. Onlardan sonra gelen Müslümanlar da ayn› flevk ve kararl›l›kla bu emri yerine getirmifllerdir. Mümin kad›nlar Yüce Allah’›n tesettür konusundaki emrine titizlik göstererek hem dünyada sayg›n, onurlu, huzurlu ve mutlu bir yaflam sürerler hem de ahirette Allah’tan güzel bir karfl›l›k umarlar. Müslümanlar›n vicdanlar›n› kullanmalar›yla ilgili olarak günlük hayattan baflka bir örnek daha verebiliriz. Sözgelimi kimi zaman insan›n nefsi onu bencilce davranmaya ça¤›r›rken, vicdan› da fedakarca bir tav›r sergilemeye ça¤›rabilir. ‹nsan›n önemli bir ifli varken ya da en yorgun oldu¤u anda daha acil ihtiyaç içerisinde bulunan bir kimseye yard›m etmesi gerekebilir. Yine ayn› flekilde, kendi ihtiyaç duydu¤u bir fleyi daha fazla ihtiyac› olan biriyle paylaflmas›, hatta elindekilerin tamam›n› o kifliye 56


Harun Yahya (Adnan Oktar)

vermesi gerekebilir. Vicdan›na uyan insan hiç tereddüt etmeden güzel olan tavr› gösterir, yani ihtiyaç içindeki kiflilere elinden geldi¤ince yard›m eder. Kuran'da Peygamberimiz (sav) döneminde yaflayan Müslümanlar›n gösterdi¤i bu ahlak›n bir örne¤i flöyle verilmifltir: Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) haz›rlay›p iman› (gönüllerine) yerlefltirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen fleylerden dolay› içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir aç›kl›k (ihtiyaç) olsa bile (kardefllerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkular›ndan' korunmuflsa, iflte onlar, felah (kurtulufl) bulanlard›r. (Haflr Suresi, 9)

‹flte müminlerin Kuran'da örnek verilen bu tavr›, vicdana uyma konusunda gösterdikleri üstün sabr›n bir sonucudur. fieytan›n k›flk›rtmalar›na kulak vermemekte sab›r gösterirler Allah ilk insan›, yani Hz. Adem'i yaratt›¤›nda tüm meleklerden ona secde etmelerini istemifl, ancak bir tek ‹blis Allah'›n bu emrine baflkald›rarak secde etmeyi reddetmifltir. fieytan›n bu flekilde büyüklenmesine karfl›l›k Allah onu cennetten ç›kartm›fl ve din gününe kadar lanetlendi¤ini bildirmifltir. Ancak fleytan insanlar›n diriltilece¤i hesap gününe kadar Allah'tan süre istemifl ve bu vakte kadar insanlar› k›flk›rtarak onlar› dünya hayat›n›n süsleriyle oyalamaya çal›flaca¤›n› söylemifltir. Allah fleytana bu konuda din gününe kadar izin vermifl ancak "muhlis", yani samimi olan kullar› üzerinde hiçbir zorlay›c› gücünün olamayaca¤›n› da belirtmifltir: Dedi ki: "Rabbim, beni k›flk›rtt›¤›n fleye karfl›l›k, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana baflkald›rmay› ve 57


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

dünya tutkular›n›) süsleyip-çekici gösterece¤im ve onlar›n tümünü mutlaka k›flk›rt›p-sapt›raca¤›m. Ancak onlardan muhlis olan kullar›n müstesna." (Allah) Dedi ki: "‹flte bu, Bana göre dosdo¤ru olan yoldur." "fiüphesiz, k›flk›rt›l›p-sapt›r›lm›fllardan sana uyanlar d›fl›nda, senin Benim kullar›m üzerinde zorlay›c› hiçbir gücün yoktur." (Hicr Suresi, 39-42)

Görüldü¤ü gibi fleytan, Hz. Adem'in yarat›l›fl›yla birlikte, insanlara karfl› bir mücadele içerisine girmifl, onlar› k›flk›rtmak ve Allah yolundan sapt›rmak için çaba harcamaya yemin etmifltir. ‹flte insan›n sab›r göstermekle yükümlü oldu¤u konulardan biri de, fleytan›n kurdu¤u bu tuzaklara karfl› sonuna kadar uyan›k olmak ve ondan gelen k›flk›rtmalara hiçbir flekilde ald›r›fl etmemektir. fieytan, din gününe kadar yaflayacak olan tüm insanlara çeflitli kuruntu ve vesveselerle yaklaflmaya çal›fl›r. ‹nsanlar günlük hayat içinde fleytan›n bu etkileriyle s›k s›k karfl›laflabilirler. Çünkü fleytan ummad›klar› yerlerden onlara yaklafl›r; bofl kuruntular, korkular verir, unutkanl›¤a, üflengeçli¤e, hay›rl› iflleri ertelemeye yönelik olarak insanlara telkinde bulunur. Örne¤in bir insan Allah r›zas› için fakirlere yard›m etmenin yollar›n› ararken, fleytan onu fakirlikle korkutabilir. "Sen elindekileri bu ifle harcarsan sonra zor duruma düflersin" gibi telkinlerle bu hayr› engellemeye çal›flabilir. Veya dine, Müslümanlara fayda getirecek bir ifli yapmas›n› unutturmaya çal›flabilir. Ancak unutmamak gerekir ki ayette bildirildi¤i gibi, "… Hiç flüphesiz, fleytan›n hileli-düzeni pek zay›ft›r." (Nisa Suresi, 76) Rabbimize tevekkül etmekte sab›r gösterenler üzerinde fleytan›n hiçbir etkisi olamayacakt›r. Çünkü Allah fleytan›n ancak kendisi gibi inkar eden kimseleri flafl›rt›p sapt›rabilece¤ini bil58


Harun Yahya (Adnan Oktar)

dirmifltir. Kuran'da haber verdi¤i, "E¤er sana fleytandan yana bir k›flk›rtma (vesvese veya i¤va) gelirse, hemen Allah'a s›¤›n. Çünkü O, iflitendir, bilendir." (Araf Suresi, 200) ayetiyle ise iman edenleri fleytan›n k›flk›rtmalar›ndan sak›nmalar› için Kendisi'ne s›¤›nmaya ça¤›rm›flt›r. Allah'›n bu emrine uyan müminler hayatlar›n›n sonuna kadar sab›rla fleytan›n oyunlar›na, hilelerine karfl› mücadele ederler. Onun hiç ara vermeden insanlar› cehenneme sürüklemek için faaliyet gösterdi¤ini asla ak›llar›ndan ç›karmazlar. E¤er hay›r getirecek bir ifli yapmalar› gerekirken içlerinde bir "üflenme" hissederlerse hemen Allah'a s›¤›n›r, bunun fleytan›n bir vesvesesi oldu¤unu bilir ve daha büyük bir flevkle o ifli yapmaya koyulurlar. Bir ayette flöyle buyrulmaktad›r: (Allah'tan) Sak›nanlara fleytandan bir vesvese eriflti¤inde (önce) iyice düflünürler (Allah'› zikredip-anarlar), sonra hemen bakars›n ki görüp bilmifllerdir. (Araf Suresi, 201)

Allah'›n "Ey iman edenler, sab›rla ve namazla yard›m dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 153) tavsiyesine uyarak sab›rla fleytandan sak›nmak için Rabbimizden yard›m diler ve fleytan›n k›flk›rtmalar›ndan yüz çevirirler: Ve de ki: "Rabbim, fleytan›n k›flk›rtmalar›ndan Sana s›¤›n›r›m." "Ve onlar›n benim yan›mda bulunmalar›ndan da Sana s›¤›n›r›m Rabbim." (Müminun Suresi, 97-98)

Güzel ahlak› yaflamakta sab›r gösterirler Allah tüm insanlar› Kuran'a uymak, onda tarif edilen güzel ahlak› yaflamakla sorumlu k›lm›flt›r. Dolay›s›yla insanlar›n hesap 59


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

günü sorgulanacaklar› konulardan biri de, Kuran ahlak›n› yaflay›p yaflamad›klar› olacakt›r. Dünya üzerinde gelmifl geçmifl insanlar›n tümü bu konuda uyar›lm›fl ve Allah'›n hoflnut olaca¤› ahlak› yaflamaya davet edilmifllerdir. Fakat Allah'›n bu ça¤r›s›na uyan kifliler yaln›zca iman sahipleridir. Din ahlak›ndan uzak toplumlarda da Kuran'da tarif edilen güzel ahlak›n baz› yönlerini yaflayan insanlar olabilir. Bu insanlar yeri geldi¤inde fedakar, yumuflak huylu, merhametli, adaletli, yard›msever bir tav›r gösterebilirler. Ancak söz konusu kifliler her ne kadar güzel ahlakl› olduklar›n› iddia etseler de bu ahlakta sab›r gösteremedikleri anlar mutlaka oluflur. Örne¤in acil bir ifl toplant›s›na yetiflmesi gereken bir kimse sabah saati bozuldu¤u için uyuyakalabilir. Ard›ndan uyan›p büyük bir telaflla ifle yetiflmeye çal›fl›rken çok s›k›fl›k bir trafi¤e girebilir. ‹fle geç kald›¤›n› haber vermek için telefon etmek isterken bir türlü telefon hatt›n› düflüremeyebilir. ‹flte tam bu s›rada yan›ndaki arkadafl› kendisine bir soru sordu¤unda, o kifliye karfl› ters bir ses tonuyla cevap verir. Hatta hiç cevap vermeden ters bir bak›flla bakar. Söz edilen bu kifli kendince her zaman yard›msever ve anlay›fll› görünen bir insan oldu¤unu iddia etti¤i halde, böyle bir ortamda art›k "sabr›n›n tükendi¤ini" söyleyerek aksi ve insaniyetsiz bir tav›r gösterir. Kuran ahlak›n› yaflamayan insanlar›n gün içinde baz› olaylar karfl›s›nda zaman zaman gereksiz bir öfkeye kap›l›rlar. Örne¤in sekreteri kendisine çok önemli bir mesaj› iletmeyi unutabilir, çocu¤u evindeki en k›ymetli eflyay› k›rabilir, efli y›llarca sahip olmak istedi¤i yepyeni arabas›yla kaza yapabilir, bir akrabas› çok yo¤un ifli oldu¤u bir dönemde onu ziyaret etmek isteyebilir… Kuflkusuz burada verilen örnek günlük hayatta insanlar›n pek çok kez de¤iflik flekilleriyle karfl›laflabildikleri olaylard›r. Ve 60


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Kuran ahlak›n› yaflamayan insanlar bu tarz durumlar›n tümünde ya da baz›lar›nda son derece çirkin davran›fllar sergilerler. ‹flte tüm bunlar›n sebebi, bu kiflilerin Allah'›n emretti¤i ahlak› yaflamakta sab›r gösterememeleridir. Kuran'›n emretti¤i güzel ahlak› ise ancak sab›r gösterebilen insanlar yaflayabilir. Bu insanlar›n en önemli özelliklerinden biri kiflilere, ortamlara, flartlara göre de¤iflmemeleridir. Örne¤in bir insan genel olarak çabuk öfkelenen bir karaktere sahip olabilir. Ama Allah'›n müminler için buyurdu¤u, "… öfkelerini yenenler ve insanlar (daki haklar›n)dan ba¤›fllama ile (vaz) geçenlerdir…" (Al-i ‹mran Suresi, 134) ayetini ö¤rendi¤i anda, karfl›s›na öfkelendirecek bir olay da ç›ksa ba¤›fllay›c› bir yap› gösterir. Hatta hayat› boyunca üst üste en k›zd›r›c› davran›fllarla da karfl›laflsa bu tutumunu de¤ifltirmez. Her ne olursa olsun iman eden kifli sabreder, güzel söz söylemekten, hoflgörülü olmaktan, öfkesini yenmekten ve Kuran'da emredilen di¤er güzel ahlak özelliklerini göstermekten taviz vermez. Nitekim insan›n ahlak›n› as›l güzel hale getiren de onun bu ahlak›n› yaflamakta gösterdi¤i süreklilik ve sab›rd›r. Müminler yaln›zca ba¤›fllay›c›l›kta de¤il, ihtiyaç içerisindeyken fedakarl›kta bulunmakta, tevazuda, merhamette, yumuflak bafll›l›kta, hoflgörüde, adalette, sevgide, sayg›da, cesarette, irade kullanmakta hayatlar›n›n sonuna kadar süreklilik göstermeye çal›fl›rlar. Çünkü Allah, "Göklerin, yerin ve her ikisi aras›ndakilerin Rabbidir; flu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararl› ol..." (Meryem Suresi, 65) ayetiyle müminlere ibadetlerinde kararl› davranmalar›n› emretmifltir. Allah'›n bir baflka emri de kötülüklere güzellikle cevap vermektir. Nitekim Kuran'da müminlerin gösterdikleri sab›r sayesinde kötülükleri en güzel flekilde uzaklaflt›rd›klar›na da dikkat çekilmifltir: 61


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

‹yilikle kötülük eflit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülü¤ü) uzaklaflt›r; o zaman, (görürsün ki) seninle onun aras›nda düflmanl›k bulunan kimse, sanki s›cak bir dost(un) oluvermifltir. Buna da, sabredenlerden baflkas› kavuflturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan baflkas› da kavuflturulamaz. (Fussilet Suresi, 34-35)

Müminlerin güzel ahlaklar›nda gösterdikleri bu sab›r ve kararl›l›¤›n sonunda ise Allah onlar› yapt›klar›n›n en güzeliyle mükafatland›racak ve cennetine sokacakt›r. Bunu haber veren ayette flöyle buyrulur: Sizin yan›n›zda olan tükenir, Allah'›n Kat›nda olan ise kal›c›d›r. Sabredenlerin karfl›l›¤›n› yapt›klar›n›n en güzeliyle Biz muhakkak verece¤iz. (Nahl Suresi, 96)

Allah'tan baflka hiçbir fleyden korkmamakta sab›r gösterirler Allah'›n gücünü ve büyüklü¤ünü kavrayamam›fl olan insanlar, yeryüzündeki canl› cans›z herfleyden korku duymaya aç›kt›rlar. Kimileri insanlardan korkarken, kimileri de karanl›¤›n, say›lar›n ya da renklerin müstakil bir gücü oldu¤una inanarak korku duyarlar. Müminler ise gücün tek sahibinin Allah oldu¤unu ve O'nun izni olmadan kimsenin kimseye zarar veya yarar sa¤layamayaca¤›n› bilirler. ‹nsanlar›n ya da di¤er varl›klar›n hiçbirinin Allah'tan ba¤›ms›z müstakil güçleri olamayaca¤›n›, her birinin Allah'›n kontrolü ile hayat buldu¤unu unutmazlar. E¤er herhangi bir zorlukla karfl›lafl›rlarsa, bunu ancak Rabbimizin giderebilece¤ine gönülden iman ederler. Bu nedenle de Allah'tan baflka hiç kimseden ve hiçbir fleyden korkmazlar. Allah bir aye62


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tinde müminleri Kendisi'nden baflka hiçbir fleyden korkmamalar› için flöyle uyarm›flt›r: ‹flte bu fleytan, ancak kendi dostlar›n› korkutur. Siz onlardan korkmay›n, e¤er mü'minlerseniz, Benden korkun. (Al-i ‹mran Suresi, 175)

Allah'a olan güçlü imanlar›ndan ve O'na karfl› duyduklar› güvenden dolay› da karfl›lar›na ç›kan korkutucu ve y›ld›r›c› olaylar›n hiçbirinde gevflekli¤e kap›lmazlar. ‹nsanlardan gelebilecek bask›lar ya da k›s›tlamalar onlar› Allah için yaflamak ve O'nun r›zas›n› kazanmak için çaba harcamaktan hiçbir flekilde al›koyamaz. Kuran'da müminlerin bu özellikleri flöyle anlat›lm›flt›r: Onlar, kendilerine insanlar: "Size karfl› insanlar topla(n)d›lar, art›k onlardan korkun" dedikleri halde imanlar› artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (Al-i ‹mran Suresi, 173)

Müminler zorlukla ya da korkunun her ne türüyle karfl›lafl›rlarsa karfl›lafls›nlar Allah'tan baflkas›ndan korkmayan ve imanlar›ndan dönmeyip sab›r gösterenlerdir. Allah gerçekten iman edenlerle iman› zay›f olanlar›n veya iman etmeyenlerin ay›rt edilebilmesi için insanlar› korkuyla imtihan edece¤ini bildirmifltir. ‹manlar›nda sab›r gösterenleri ise flöyle müjdelemifltir: Andolsun, Biz sizi biraz korku, açl›k ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edece¤iz. Sab›r gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Mallar›na herhangi bir zarar geldi¤inde sab›r gösterirler Allah dünya hayat›n› çok çeflitli güzelliklerle süslemifl ve insan› da tüm bunlardan zevk alacak bir yap›da yaratm›flt›r. ‹nsan63


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

dan istenilen ise, kendisine verilen nimetleri en güzel flekilde kullanmas›, ancak hiçbir zaman kendisini bu güzelliklere tutkuyla kapt›rmamas›d›r. Çünkü dünya hayat›nda kazan›lanlar yine bu dünyada kalacak ve insanlar Rabbimizin huzurunda bu nimetleri ne flekilde kulland›klar›na dair hesap vereceklerdir. Tüm bunlar›n Allah'›n kendilerine lütfu oldu¤unu bilerek O'na flükredenler kazançl› ç›kacak, ahireti unutarak bu nimetleri elde etmek için h›rs yapanlar ise hüsrana u¤rayacaklard›r. Allah Kuran'da insanlara verilen bu nimetlerden baz›lar›n› flöyle s›ralam›flt›r: Kad›nlara, o¤ullara, kantar kantar y›¤›lm›fl alt›n ve gümüfle, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu flehvet insanlara 'süslü ve çekici' k›l›nd›. Bunlar, dünya hayat›n›n meta›d›r. As›l var›lacak güzel yer Allah Kat›nda oland›r. (Al-i ‹mran Suresi, 14)

‹flte müminler Allah'›n kendilerine verdi¤i bu nimetleri en güzel flekilde kullan›r, ama hiçbir zaman için bunlara ba¤lanmazlar. Dünyadaki herfley gibi insanlara verilen mal ve mülkün onlar›n denenmesi için yarat›lan imtihan ortam›n›n bir parças› oldu¤unu bilirler. Tüm bunlar›n geçici oldu¤unu ve as›l kaybolmayacak nimetlerin yerinin ahiret oldu¤unu düflünerek dünyaya yönelik bir h›rs yaflamazlar. Müminler dünya mal›na karfl› bir h›rs ya da tutku hissetmedikleri için, bu konuda karfl›lar›na ç›kabilecek olan zorluklarda da kolayl›kla sab›r gösterebilirler. Sahip olduklar› mallar› kaybettiklerinde veya bunlarda bir azalma oldu¤unda üzüntüye ya da s›k›nt›ya düflmezler. Bir insan y›llarca çal›fl›p pek çok mal elde etmifl olabilir. Sonra bir gün hiç beklemedi¤i flekilde elindeki bu mallar› kaybedebilir; do¤al bir afetle evi y›k›labilir, ba¤›, bahçesi bozulabilir. Veya yine ummad›¤› bir flekilde iflleri kötü64


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ye gidip iflas edebilir. Bunlar dünya hayat›nda insanlar›n s›k s›k karfl›laflabildikleri olaylard›r. ‹flte bu tip durumlarla karfl›laflan iman sahibi bir insan, bafl›na gelen her olayda sab›r göstererek Allah'a yönelir. Bunun Allah'›n sab›r göstermesi ve tevekkül etmesi için özel olarak yaratt›¤› bir deneme oldu¤unu bilir. Allah'›n kendisine mutlaka bir kolayl›k verece¤ini, yeni bir yol açaca¤›n›, mutlaka hay›rla sonuçland›raca¤›n› ve ahirette de sabr›n›n karfl›l›¤›n› daha güzeliyle verece¤ini bilmenin sa¤lad›¤› rahatl›¤› yaflar. Dünya hayat›na tutkuyla ba¤lanan insanlar ise y›llarca emek vererek biriktirdikleri mallar›na herhangi bir zarar gelmesi durumunda tevekkül edemez ve isyankar bir tav›r sergilerler. Bu kimseler mal›n gerçek sahibinin Allah oldu¤unu, dilerse onlardan ald›¤›ndan çok daha hay›rl›s›n› kendilerine geri verebilece¤ini unutmufllard›r. Bu nedenle Allah'›n kendilerini denemek için yaratt›¤› bu olayda bir hay›r oldu¤unu göremez ve bu duruma sab›r gösteremezler. ‹flte Allah'›n Kuran'da, "Andolsun, mallar›n›zla ve canlar›n›zla imtihan edileceksiniz..." (Al-i ‹mran Suresi, 186) ayetiyle haber verdi¤i bu durum neticesinde Allah için sab›r gösteren müminler ile dünya hayat›na ve mal h›rs›na kap›l›p ahireti unutanlar aras›ndaki fark ortaya ç›kar. Müminler mallar›na gelen kay›ptan dolay› üzülmezler çünkü onlar maddi manevi sahip olduklar› herfleyi Allah'›n r›zas›n› kazanmak için kullanmaya niyet etmifl ve tüm bunlar› zaten Allah'a adam›fllard›r. Müminlerin Allah'a gösterdikleri bu sadakatin karfl›l›¤› ise Kuran'da flöyle bildirilmifltir: Hiç flüphesiz Allah, mü'minlerden -karfl›l›¤›nda onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlar›n› ve mallar›n› sat›n alm›flt›r. Onlar Allah yolunda savafl›rlar, öldürürler 65


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, ‹ncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? fiu halde yapt›¤›n›z bu al›fl-veriflten dolay› sevinip-müjdelefliniz. ‹flte 'büyük kurtulufl ve mutluluk' budur. (Tevbe Suresi, 111)

Açl›k ya da yoksulluk karfl›s›nda da sab›r gösterirler Önceki bölümlerde belirtti¤imiz gibi, Allah insanlar› dünya hayat›nda korku, mallar›nda ya da yapt›klar› ticarette bir azalma, hastal›k gibi konularla deneyecektir. ‹flte Kuran'da dikkat çekilen bu deneme konular›ndan biri de "açl›k ya da yoksulluk"tur. Ancak bu noktada flunu belirtmek gerekir: Allah her insan için farkl› bir imtihan ortam› yarat›r. Bu nedenle Kuran'da bildirilen bu deneme konular› her insan›n karfl›s›na ayn› flekilde ve ayn› flartlar alt›nda ç›kmayabilir. Zaten imtihan›n s›rr› da burada gizlidir; Allah ayn› konuyu insanlar için çok çeflitli flekillerde yarat›r ve beklemedikleri bir yerden onlar› deneyebilir. Gerçekten iman edip tevekkül edenler, Kuran'da bildirilen bu zorluklar karfl›lar›na her ne flekilde ç›karsa ç›ks›n, haz›rl›kl› olurlar. Onlar› böyle bir duruma karfl› haz›rl›kl› hale getiren ise, imanlar›n›n ve Allah'a olan teslimiyetlerinin gücüdür. ‹nkar edenlerin böyle durumlarda gösterdikleri tav›rlar ise tevekkülden çok uzakt›r. Hayatlar› boyunca dünyada karfl›laflt›klar› say›s›z nimeti kendilerine verenin Allah oldu¤unu unutur ve tüm bunlardan dolay› Rabbimize flükretmezler. Üstelik bu nimetlerden tek bir tanesi bile ellerinden al›nd›¤›nda hemen Allah'a karfl› baflkald›r›p nankörlük ederler. Din ahlak›ndan uzak toplumlarda bunun örneklerine s›kça rastlamak mümkündür. 66


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Zengin bir insan herhangi bir sebeple elindekileri kaybedip yokluk içinde kald›¤›nda, daha önce Allah'›n kendisine verdi¤i pek çok nimetten mahrum kal›r. Bundan önce sahip oldu¤u evlerin, arabalar›n, k›yafetlerin, çeflit çeflit yiyeceklerin, içeceklerin Yüce Allah'tan birer lütuf oldu¤unu düflünmemifl, hepsini kendine ait zannetmifltir. Yokluk içine düfltü¤ünde ise bu yanl›fl zann›ndan dolay› nankör bir tutum sergiler. ‹çine düfltü¤ü durumdan ders al›p yeniden nimet vermesi için Allah'a dua etmez. Tevekkülsüzlü¤ü nedeniyle Allah'›n kendisini denemek için yaratt›¤› bu f›rsat› yine kendi aleyhinde kullanm›fl olur. Oysa tüm bu gerçeklerin fark›nda olup güzel bir sab›r gösterenler, varl›kta da yoklukta da, tok iken de aç iken de kendilerine nimet veren Rabbimizden hoflnut olanlar, mutlaka Allah'›n rahmetiyle karfl›l›k bulacaklard›r. Allah bir ayetinde, "Rabbiniz flöyle buyurmufltu: "Andolsun, e¤er flükrederseniz gerçekten size art›r›r›m ve andolsun, e¤er nankörlük ederseniz, flüphesiz, Benim azab›m pek fliddetlidir." (‹brahim Suresi, 7) sözleriyle flükreden kullar›na nimetlerini art›raca¤›n› müjdelemifltir. Kuran'da açl›k ve yoksullukla imtihan edilen müminlerin durumu flöyle haber verilmifltir: Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali bafl›n›za gelmeden cennete girece¤inizi mi sand›n›z? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayan›lmaz bir zorluk çatt› ve öylesine sars›ld›lar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'›n yard›m› ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. fiüphesiz Allah'›n yard›m› pek yak›nd›r. (Bakara Suresi, 214)

Allah bu kimselerin dayan›lmaz bir zorluk ve yoksullukla karfl›laflt›klar›n› ve Allah'›n yard›m›na s›¤›nd›klar›n› bildirmektedir. 67


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Ancak unutmamak gerekir ki, sabredip böyle bir imtihan› -her ne olursa olsun- güzellikle karfl›layanlara, Allah yard›m›n›n pek yak›nda oldu¤unu da müjdelemifltir. Çünkü Allah kullar›n› bir zorluk ile imtihan ederken onlara mutlaka bir de kolayl›k yarataca¤›n› vaat eder. "Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolayl›k vard›r." (‹nflirah Suresi, 5) ayetiyle haber verilen bu durum, müminlerin en zor anlarda bile Allah'›n verdikleriyle hoflnut olmalar›n› ve sab›r göstermelerini sa¤lar. Bunun en güzel örneklerinden birini Peygamberimiz (sav)'in yan›ndaki salih müminlerin tav›rlar›nda görmek mümkündür. Allah'›n r›zas›n› kazanabilmek amac›yla Allah yolunda susuzluk, yorgunluk ve dayan›lmaz bir açl›k çektiklerinde sabretmifl ve Peygamberimiz (sav)'le birlikte mücadeleye devam etmifllerdir. Dayan›lmayacak kadar s›cak bir yer olan çöl ortam›nda Rabbimiz’in r›zas›n› aramak için bu yorgunlu¤a, bitkinli¤e, açl›¤a ve susuzlu¤a sab›r gösteren müminlerin yaflad›klar› üstün ahlak›n kesin olarak karfl›l›k bulaca¤› bir ayette flöyle bildirilmifltir: Medine halk›na ve çevresindeki bedevilere, Allah'›n elçisinden geri kalmalar›, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yak›flmaz. Bu, gerçekten onlar›n Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayan›lmaz bir açl›k' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayakland›racak' bir yere ayak basmalar› ve düflmana karfl› bir baflar› kazanmalar› karfl›l›¤›nda, mutlaka onlara bununla salih bir amel yaz›lm›fl olmas› nedeniyledir. fiüphesiz Allah, iyilik yapanlar›n ecrini kaybetmez. (Tevbe Suresi,120)

Görüldü¤ü gibi, Allah müminlerin zorluklara karfl› sab›r göstermelerinin mutlaka karfl›l›¤›n›n verilece¤ini, iflledikleri hiçbir hayr›n hesap günü göz ard› edilmeyece¤ini haber vermektedir. Bir baflka ayetinde de Allah Kendisi'ni, "Ki O, kendilerini 68


Harun Yahya (Adnan Oktar)

açl›ktan (kurtar›p) doyuran ve korkudan güvenli¤e kavuflturand›r." (Kureyfl Suresi, 4) hükmüyle tan›tarak müminlere üzerlerindeki rahmetini bildirmifltir. Hastaland›klar›nda sab›r gösterirler Kuran ahlak›n›n yaflanmad›¤› toplumlarda insanlar›n flartlara göre tav›rlar›n› da de¤ifltirmeleri son derece ola¤an karfl›lan›r. Bu kimseler flartlar iyi oldu¤unda, yani maddi manevi her türlü ihtiyaçlar› ve rahatlar› sa¤land›¤›nda güzel bir tav›r gösterebilirler. Ancak rahatlar›na dokunabilecek en küçük bir s›k›nt›yla karfl›laflt›klar› anda bambaflka bir karaktere bürünürler. Bafllar›na gelen s›k›nt›, geçici bir durumdan ibaret olsa bile, buna karfl› sab›r gösteremezler. Bu kimselerin yaflad›¤› tevekkülsüzlü¤ün en net olarak ortaya ç›kt›¤› durumlardan biri de kuflkusuz hastal›klard›r. Oysa ki bir insan›n gerçekten güzel bir ahlaka sahip olup olmad›¤›n› ortaya ç›karabilecek olan ortamlar hastal›k, açl›k, yorgunluk gibi s›k›nt›lar›n yafland›¤› durumlard›r. Dolay›s›yla asl›nda zor anlar insan›n kendini ispatlayabilmesi, Rabbimize olan sadakatini, ba¤l›l›¤›n› ve güvenini ortaya koyabilmesi için çok k›ymetli zamanlard›r. Allah gerçek güzel ahlak›n ve gerçek iyili¤in flartlar›ndan birinin de zorda ve hastal›kta sabrederek, bu anlarda güzel tav›rlar göstermek oldu¤unu bildirmifltir. (Bakara Suresi, 177) Müminlerin hastal›k gibi bir zorluk karfl›s›nda tevekküllü ve sab›rl› davranabilmelerinin en önemli sebebi de Allah'a olan derin ba¤l›l›klar› ve imanlar›d›r. Kuran'da bir ayette Hz. ‹brahim'in bu gerçe¤i "Hastaland›¤›m zaman bana flifa veren O'dur;" (fiuara Suresi, 80) sözleriyle dile getirdi¤i bildirilmifltir. Hz. ‹brahim gibi tüm müminler de Allah'›n hastal›¤› yaratt›69


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

¤› gibi, flifay› da yaratan oldu¤unu bildikleri için hastaland›klar›nda telafla kap›lmazlar. Aksine onlar› y›llarca sa¤l›kl› bir flekilde yaflatan Rabbimize flükrederler. Sa¤l›kl› bir yaflam›n ancak Allah'›n lütfu sayesinde gerçekleflti¤ini gördükleri için de hastaland›klar›nda da flükredici tav›rlar›n› sürdürürler. Hastal›klar›n yan› s›ra kaza, sakatlanma gibi olaylarla karfl›laflt›klar›nda da son derece itidalli ve tevekküllü bir tav›r gösterirler. Bafllar›na gelen zorluklara güzel bir sab›r gösterdikleri için Allah'›n onlar› cennette dünyadaki bedenleri ile k›yaslanmayacak kadar güzel bir suret ile yeniden yaratmas›n› umarlar. Bu nedenle de dünyada bir konuda kayba u¤ram›fl gibi görünseler de asl›nda ahirette büyük bir karfl›l›k alacaklar›n› unutmazlar. ‹man etmeyenler ise dünya hayat›na ba¤l›l›klar›ndan dolay› böyle bir olay karfl›s›nda sab›r gösteremedikleri gibi, bir yandan da büyük bir umutsuzlu¤a ve hüsrana kap›l›rlar. Örne¤in baca¤› ya da kolu sakatlanan bir insan böyle yaflamak yerine ölmeyi tercih etti¤ini söyler, hatta aralar›nda intihar etmeye kalk›flanlar bile olur. Yaflayacaklar› tek hayat›n bu dünyadaki oldu¤unu düflündükleri için, baz› kusur ve eksikliklerle yaflaman›n anlams›z oldu¤unu düflünürler. ‹ntihara kalk›flmasalar bile, son derece ters ve aksi bir karakter gelifltirip, çevrelerindeki insanlar› da s›k›nt› içine sokmaya çal›fl›rlar. Oysa bu insanlar tevekkül etseler de etmeseler de bafllar›na gelen bu olay› geri çevirme imkanlar› yoktur. Tevekkül ettiklerinde sonsuz bir cennet hayat›n› ve yepyeni bir yarat›l›flla yarat›lm›fl kusursuz ve asla bozulmayacak, zarara u¤ramayacak yepyeni bir bedeni kazanmay› umabilirler. Ancak tevekkül etmedikleri için hem dünya hayatlar›n› y›k›m içerisinde geçirirler, hem de ahiret hayatlar›n›. Çünkü bafllar›na gelen olaylar›n Allah'tan oldu¤unu bilme70


Harun Yahya (Adnan Oktar)

meleri ve isyankar bir tav›r göstermelerinden dolay› cehennemde yaflat›lacaklard›r. Kuran ahlak›n› yaflayan bir insan›n tavr› ise bu kiflilerinkinden tamamen ayr›d›r. Bir mümin bir kaza sonucu veya herhangi bir sebeple sakatland›¤›nda, herhangi bir organ›n› kaybetti¤inde asla karakterinde bir de¤ifliklik olmaz. Bunun da Allah'tan gelen bir imtihan oldu¤unu, sonunun mutlaka hay›r oldu¤unu bilerek sabreder. Yine elindeki tüm imkanlarla Allah'›n r›zas›n› kazanmaya çal›fl›r, bunun için yapmas› gereken herfleyi yapar. E¤er fiziksel olarak bir çaba gösterme imkan› olmasa bile, her an insanlara fayda getirecek, onlar› ahirete yöneltecek fikirler gelifltirmeye çal›fl›r. Hastaland›klar› veya sakatland›klar› için Allah'tan yüz çevirenler, nas›l büyük bir yan›lg› içerisine düfltüklerinin fark›nda de¤illerdir. Çünkü Allah'tan baflka flifa verebilecek, onlar› hastal›ktan kurtarabilecek bir güç yoktur. Tüm doktorlar, tüm ilaçlar ve uygulanan tüm tedaviler ancak Allah'›n izni ile flifa verebilmektedir. ‹flte müminler bu gerçe¤in fark›nda olduklar› için hastal›¤› sab›rla karfl›lad›klar› gibi flifay› da sab›rla Allah'tan isterler. Onlar da doktorlar›n, ilaçlar›n ve tedavilerin sundu¤u imkanlardan en iyi flekilde faydalan›r, ama tüm bunlar›n Allah dilerse ifle yarayaca¤›n› da hiçbir zaman unutmazlar. Kuran'da müminlerin hastal›k karfl›s›nda nas›l sab›rla Allah'a s›¤›nd›klar›na örnek olarak Hz. Eyüb'ün durumu anlat›lm›flt›r. Hz. Eyüp, Allah'›n "... Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi" (Sad Suresi, 44) sözleriyle ahlak›ndan övgüyle söz etti¤i bir peygamberdir. Hz. Eyüb'ün sabr› ve Allah'a yönelifli baflka ayetlerde flöyle anlat›lm›flt›r: Eyüp de; hani o Rabbine ça¤r›da bulunmufltu: "fiüphe71


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

siz bu dert (ve hastal›k) beni sar›verdi. Sen merhametlilerin en merhametli olan›s›n." Böylece onun duas›na icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Kat›m›zdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir kat›n› daha verdik. (Enbiya Suresi, 83-84)

Eyüp Peygamberin böyle bir durum karfl›s›nda gösterdi¤i üstün ahlak› Allah'a olan samimi duas›ndan da anlamak mümkündür. Dert ve hastal›k içerisinde oldu¤u halde Allah'›n rahmetinin ve flefkatinin üzerinde oldu¤unu bir an bile unutmadan, Allah'›n herfleye güç yetirece¤ini bilerek, tevekkül ve sab›rla O'na yönelmifltir. Allah böyle bir ahlaka karfl›l›k onun duas›n› kabul etmifl, hastal›¤›n› gidermifl ve üzerindeki rahmetini artt›rm›flt›r. Görüldü¤ü gibi, her konuda oldu¤u gibi zorlukta ve hastal›kta da Allah yine sabredenlerin yard›mc›s›d›r. Bir ayette Allah'›n sabredenlere olan bu deste¤i flöyle ifade edilmifltir: … Sabredin. fiüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Haks›zl›¤a karfl› sab›r gösterirler Kuran ahlak›n› yaflamayan kimseler, gerçek bir adalet gösteremezler. Dünyada iken küçük büyük demeden yapt›klar› her tavr›n ahirette karfl›lar›na ç›kaca¤›n› düflünmedikleri için bu konuda bir titizlik göstermeye gerek duymazlar. Dahas› vicdanlar›yla de¤il, nefisleriyle hareket ettikleri için, ak›lc› de¤il, fevri kararlar al›rlar. Öfkelendiklerinde öfkelerine hemen yenilir ve intikam alma arzusuyla hareket ederler. Ç›karlar›yla çat›flan bir durum söz konusu oldu¤unda, kendi menfaatlerini koruma 72


Harun Yahya (Adnan Oktar)

amac›yla karfl› tarafa haks›zl›k yapmaktan çekinmezler. Gazetelerde, televizyonlarda bu konuyla ilgili haberlere çok s›k rastlan›r. Kendisini iflinden kovan patronuna sald›r›da bulunan, bir iflini engelleyen kifliye kin güderek iftira atan, kendisini terk eden niflanl›s› hakk›nda olmad›k dedikodular yayan, kendisine hakaret eden kifliye daha ciddi bir hakaretle karfl›l›k veren kiflilere her zaman rastlar›z. Bu insanlar kendilerine yap›lan bir kötülü¤e ya da haks›zl›¤a da yine ayn› flekilde, Kuran ahlak›ndan tamamen uzak bir tav›rla karfl›l›k verirler. Hatta kimi zaman çok afl›r› giderek bir ç›karlar›na engel olan, öfke duyduklar› bir insan› öldürmeye bile kalk›flabilirler. Müminler de imtihan›n bir gere¤i olarak hayatlar› boyunca bu tür insanlar›n adaletsiz tav›rlar›yla karfl› karfl›ya kalabilirler. Ancak onlar, yukar›da örnek verdi¤imiz kiflilerde oldu¤u gibi adaletsizli¤e adaletsizlikle, haks›zl›¤a haks›zl›kla karfl›l›k vermezler. Ancak flunu da belirtmek gerekir ki, kendilerine yap›lan haks›zl›klara hiçbir müdahalede bulunmadan seyirci de kalmazlar. Fakat her zaman içlerindeki tevekkülün sa¤lad›¤› itidal ile hareket ederler. Müminlerin bir haks›zl›kla karfl›laflt›klar›nda içlerinde yaflad›klar› sab›r ve tevekkül, tüm olaylar›n Allah'›n kontrolünde oldu¤unu, Allah'›n sonsuz adalet sahibi oldu¤unu bilmelerinden kaynaklanmaktad›r. Zira Allah ahiret günü tüm insanlar›n, tek bir zerre a¤›rl›¤›nca dahi haks›zl›¤a u¤ramadan tüm yapt›klar›n›n karfl›l›¤›n› alacaklar›n› bildirmifltir. Dolay›s›yla dünyada iken hiç düflünmeden haks›zl›kta bulunan, adaletsiz tav›rlar gösteren kimseler ahiret günü yapt›klar›n›n karfl›l›¤›n› mutlaka göreceklerdir. Kuran'da Allah'›n sonsuz adaleti flöyle bildirilmifltir: Biz ise, k›yamet gününe ait duyarl› teraziler koyar›z da art›k, hiçbir nefis hiçbir fleyle haks›zl›¤a u¤ramaz. Bir 73


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz. (Enbiya Suresi, 47) Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haks›z yere 'tecavüz ve haks›zl›kta bulunanlar›n' aleyhinedir. ‹flte bunlara ac›kl› bir azap vard›r. (fiura Suresi, 42) Allah'a dönece¤iniz günden sak›n›n. Sonra herkese kazand›¤› eksiksizce ödenecek ve onlara haks›zl›k yap›lmayacakt›r. (Bakara Suresi, 281)

‹flte Allah'›n bu kanununu bilen müminler, içlerindeki güven duygusuyla haks›zl›klara karfl› da sabrederler. Allah bu sab›rlar›na karfl›l›k, onlara kesin olarak yard›m edece¤ini flöyle vaat etmifltir: "... Allah Kendi (dini)ne yard›m edenlere kesin olarak yard›m eder. fiüphesiz Allah, güçlü oland›r, aziz oland›r." (Hac Suresi, 40)

Kuran'da Hz. Yusuf'un hayat› boyunca pek çok haks›zl›kla karfl› karfl›ya kald›¤›, ancak tevekkülü ve sabr› dolay›s›yla Allah'›n kendisine yard›m etti¤i ve ona güç verdi¤i bildirilmektedir. Hz. Yusuf'un çocukluk y›llar›ndan itibaren bafl›na gelen olaylar hem Hz. Yusuf'un hem de babas› Hz. Yakub'un sab›r konusunda denenmeleri için özel olarak yarat›lm›flt›r. Hz. Yusuf önce kendisini k›skanan kardeflleri taraf›ndan bir kuyunun dibine b›rak›lm›fl, sonra bir kervan taraf›ndan bulunup köle olarak sat›lm›flt›r. Kuran'da babas› Hz. Yakup'un bu olay karfl›s›nda güzel bir sab›r ile sabretti¤inden ve çocuklar›n›n kurdu¤u bu tuza¤a karfl›l›k Allah'tan yard›m istedi¤inden bahsedilmifltir: Ve üzerine yalandan kan (sürülmüfl) olan gömle¤ini getirdiler. "Hay›r" dedi. Nefsiniz, sizi yan›lt›p (böyle) bir ifle sürüklemifl. Bundan sonra (bana düflen) güzel bir sab›rd›r. Sizin bu düzüp-uydurduklar›n›za karfl› (Kendisi'nden) yard›m istenecek olan Allah't›r." (Yusuf Suresi, 18) 74


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Hz. Yusuf tüm bunlar›n ard›ndan da kendisini sat›n alan M›s›rl› bir vezirin kar›s› taraf›ndan iftiraya u¤ram›flt›r. Bu olayda, Hz. Yusuf'un suçsuz oldu¤u çok aç›k bir biçimde anlafl›ld›¤› halde, yine de onu zindana atmaktan vazgeçmemifllerdir. Hz. Yusuf uzun y›llar haks›z yere zindanda kalm›fl, ancak hiçbir zaman için Allah'›n tüm bunlar› özel bir deneme olarak yaratt›¤›n› akl›ndan ç›karmam›flt›r. Allah'a s›¤›nm›fl, O'ndan yard›m dilemifl ve güzel bir sab›rla sabretmifltir. Allah'›n inkar edenlerin tuzaklar›n› kesin olarak bofla ç›karaca¤›n›, iman edenleri mutlaka kurtulufla erdirece¤ini kesinlikle unutmam›fl ve Allah'a tevekkül etmifltir. Allah bu sabr› karfl›l›¤›nda ona hem dünyada hem de ahirette hoflnut olaca¤› nimetler vermifltir: Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime ba¤l› k›lay›m." Onunla konufltu¤unda da (flöyle) dedi: "Sen bugün bizim yan›m›zda (art›k) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir dan›flman-yönetici)sin." (Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde (bir yönetici) k›l. Çünkü ben, (bunlar› iyi) bir koruyucuyum, (yönetim ifllerini de) bilenim. "‹flte böylece Biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (M›s›r'da) diledi¤i yerde konaklad›. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanlar›n ecrini kayba u¤ratmay›z. Ahiretin karfl›l›¤› ise, iman edenler ve takvada bulunanlar için daha hay›rl›d›r. (Yusuf Suresi, 54-57)

Tüm bu olaylar›n ard›ndan Allah Hz. Yusuf'u y›llar sonra kendisine tuzak kuran kardeflleriyle karfl›laflt›rm›flt›r. Hz. Yusuf, u¤rad›¤› haks›zl›klar karfl›s›nda Allah'a olan güvenini ve O'nun kendi üzerindeki rahmetini flöyle dile getirmifltir: "Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. 75


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

"Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeflimdir. Do¤rusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek flu ki, kim sak›n›r ve sabrederse, flüphesiz Allah, iyilikte bulunanlar›n karfl›l›¤›n› bofla ç›karmaz." (Yusuf Suresi, 90)

Kuran'da Hz. Yusuf ile ilgili tüm bu anlat›lanlar müminlerin sabr›n hikmetlerini görebilmeleri aç›s›ndan önemli bir örnek oluflturur. Çünkü Allah'›n Hz. Yusuf'a olan yard›m› asl›nda tüm inananlar için de geçerlidir. Allah müminlere karfl› kurulan tuzaklar› bozan, yap›lan haks›zl›klara kesin olarak karfl›l›k verendir. ‹nkar edenlerin iftiralar›na ve incitici sözlerine karfl› sabrederler Allah müminlerin karfl›laflabilece¤i imtihanlardan birinin de inkar edenlerin inananlar hakk›nda sarf edecekleri s›k›nt› verici konuflmalar oldu¤unu flöyle bildirmifltir: ... sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve flirk koflmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) ifliteceksiniz. E¤er sabreder ve sak›n›rsan›z (bu) emirlere olan azimdendir. (Al-i ‹mran Suresi,186)

Tarih boyunca yaflam›fl olan tüm peygamberler gönderilmifl olduklar› kavimlerin çeflitli iftira ve suçlamalar›yla karfl› karfl›ya kalm›fllard›r. Özellikle de bu kavimlerin inkarc› önde gelenleri bu tarz tav›rlar›n öncülü¤ünü yaparak kavimlerini iman edenlere karfl› k›flk›rtmaya çal›flm›fllard›r. Bunun en önemli sebebi ise kuflkusuz ki hak dinin bu kimselerin haks›z yoldan elde ettikleri birtak›m dünyevi menfaatleri zedeleyebilecek bir ahlak yap›s› sunuyor olmas›d›r. Bu kimseler yaflad›klar› topluluklarda zenginlik, makam ve itibar aç›s›ndan üstün konumda olduklar› için halk› kolayl›kla sömürebilmekte, adaletsizli¤i, haks›zl›¤› in76


Harun Yahya (Adnan Oktar)

sanlara makul gösterebilmektedirler. Kuran ahlak› ise insanlara dürüstlü¤ü, adaleti, yoksul olan›n hakk›n› korumay› emretmektedir. ‹flte dinin bu özelliklerini kendi dünyevi menfaatleri aç›s›ndan bir tehlike olarak gören bu kimseler, din ahlak›n›n yay›lmas›n› isteyen müminleri karalamak ve baflar›s›zl›¤a u¤ratmak istemifllerdir. Bu durumun en aç›k örneklerinden birini ‹srailo¤ullar›n› köle olarak çal›flt›ran ve çeflitli eziyetlere u¤ratan Firavun'un tav›rlar›nda görmek mümkündür. Çok a¤›r flartlar alt›nda çal›flt›r›larak Firavun taraf›ndan sömürülen bu insanlara Allah kurtar›c› olarak Hz. Musa'y› göndermifltir. Hak dinin ‹srailo¤ullar›na karfl› adil, merhametli ve vicdanl› bir tav›r göstermesini emretti¤ini fark eden Firavun, Hz. Musa ve beraberindekileri halk›n gözünde etkisiz hale getirmek istemifltir. Böylece peygamberin anlatt›¤› dine kimsenin itibar etmeyece¤ini ve kendi menfaatlerine yönelen bu tehlikeyi atlatm›fl olaca¤›n› düflünmüfltür. Bir yandan da at›lan iftiralar›n inananlar›n morallerini bozup y›ld›raca¤›n› ve dinin yay›lmas› için gösterdikleri çabadan vazgeçebileceklerini ummufltur. Bu amaçla att›¤› iftiralardan baz›lar› Kuran'da flöyle aktar›lm›flt›r: Andolsun, Biz Musa'y› ayetlerimizle ve apaç›k bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler. (Mümin Suresi, 23-24) Fakat o, 'bütün kiflisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. (Zariyat Suresi, 39)

Firavun ve onun yak›n çevresinin Hz. Musa'ya söyledikleri bu sözler sadece onlara has bir davran›fl de¤ildir. Tarih boyunca Allah'›n, din ahlak›n› anlatmakla görevlendirdi¤i tüm elçilere 77


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

ayn› suçlamalar yap›lm›flt›r. Hepsi de yalanc›l›kla, büyücükle, mecnun ya da flair olmakla, ç›kar sa¤lamaya çal›flmakla itham edilmifllerdir. ‹man edenlerin her dönemde bu tür iftira içerikli sözlerle karfl›laflmalar› ise kesinlikle bir tesadüf de¤il, aksine Allah'›n müminlerin sab›r ve tevekküllerini denemek için yaratt›¤› özel olaylard›r. Kuran'da bunun eskiden beri süregelen bir durum oldu¤u flöyle bildirilir: ‹flte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka: "Büyücü ve cinlenmifl" demifllerdir. (Zariyat Suresi, 52)

Allah Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e ve beraberindeki müminlere de bu yönde çeflitli iftiralar at›ld›¤›n› haber vermifltir: Ve (yine) onlara: "‹nsanlar›n iman etti¤i gibi siz de iman edin" denildi¤inde: "Düflük ak›ll›lar›n iman etti¤i gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten as›l düflük-ak›ll›lar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi, 13) Kavminden, ileri gelen inkarc›lar: "Biz seni yaln›zca bizim gibi bir beflerden baflkas› görmüyoruz; sana, s›¤ görüfllü olan en afla¤›l›klar›m›zdan baflkas›n›n uydu¤unu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlü¤ünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalanc›lar san›yoruz" dedi. (Hud Suresi, 27) ‹çlerinden kendilerine bir uyar›c›n›n gelmesine flaflt›lar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür." (Sad Suresi, 4)

‹nkar edenlerin tüm bu iftiralar›na karfl›l›k Allah'›n elçilerinin ve salih müminlerin tavr› ise güzel bir sab›r göstererek Allah'a s›¤›nmak ve O'ndan yard›m dilemek olmufltur. Bunun bir ör78


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ne¤i Kuran'da flöyle bildirilir: (Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karfl› yard›m›na s›¤›n›lan Rahman (olan Allah)'d›r." (Enbiya Suresi, 112)

Allah, inkar edenlerin peygambere eziyet vermeyi amaçlayan bu tav›rlar›na Kuran'da flöyle yan›t vermifltir: fiu halde sen, ö¤üt verip-hat›rlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun. (Tur Suresi, 29) Kafirlere ve münaf›klara itaat etme, eziyetlerine ald›rma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Ahzab Suresi, 48)

Allah'›n ayette belirtti¤i gibi, müminin üzerine düflen sorumluluk her ne zorlukla karfl›lafl›rsa karfl›lafls›n, Kuran ahlak›n› yaflamaya ve insanlara da bu yönde ö¤üt verip hat›rlatmaya devam etmesidir. Bu nedenle müminler, inkar edenlerin bu tür tav›rlar›na ald›r›fl etmez, tevekkül ve sab›r ile do¤ru bildikleri yolda ilerlerler. Dahas› inkar edenler, bu tav›rlar›yla fark›nda olmadan inananlar›n imanlar›n›n ve din ahlak›na karfl› duyduklar› flevk ve heyecan›n da artmas›na sebep olurlar. Din ahlak›n› tebli¤ etme konusunda sab›r gösterirler Allah peygamberlerin hayatlar› boyunca gösterdikleri sabr› Kuran ayetleriyle bizlere bildirerek, bu üstün ahlak› hayata nas›l geçirilebilece¤imizi göstermifltir. Kuflkusuz bu, inanan ve Allah'a yak›nlaflmakta yol arayanlar için büyük bir nimettir. Kuran'da peygamberlerin yaflamlar› boyunca çevrelerinde bulunan insanlara, içinde yaflad›klar› kavme Allah'›n dinini tebli¤ ettikleri haber verilir. Ancak her peygamber kavmini do¤ruya 79


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

davet etmesine karfl›l›k mutlaka birtak›m düflmanlar kazanm›fl, biraz önce de söz etti¤imiz gibi onlar›n sözlü veya fiili sald›r›lar›na maruz kalm›flt›r. Fakat inkarc›lar›n bu çabalar› Allah'›n elçilerini asla gevflekli¤e sürüklememifl, aksine onlar tüm yaflamlar›n› din ahlak›n› tebli¤ etme konusunda örnek bir sab›r ve kararl›l›k göstererek geçirmifllerdir. Kuran'da yaflam›ndan örnekler verilen bu elçilerden biri de Hz. ‹brahim'dir. ‹brahim Peygamber hayat› boyunca sab›r gerektiren çeflitli olaylarla denenmifltir. Allah'›n karfl›s›na ç›kartt›¤› tüm bu olaylara karfl› o da tevekkül, teslimiyet ve güzel bir sab›r göstermifltir. Peygamberin karfl›laflt›¤› olaylardan biri, tafltan oyduklar› putlara tap›nan kavmini hak dine ve tek bir Allah'a iman etmeye ça¤›rmas› neticesinde kavmi taraf›ndan yak›lmak istenmesi olmufltur. Kuran'da Hz. ‹brahim'in bu imtihan› flöyle anlat›lmaktad›r: "Kendisine ‹brahim denilen bir gencin bunlar› diline dolad›¤›n› iflittik" dediler. Dediler ki: "Öyleyse, onu insanlar›n gözü önüne getirin ki ona (nas›l bir ceza verece¤imize) flahid olsunlar." (Enbiya Suresi, 60-61) Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina infla edin de onu ç›lg›nca yanan ateflin içine at›n." Böylelikle ona bir tuzak haz›rlamak istediler. Oysa Biz, onlar› alçalt›lm›fllar k›ld›k. (‹brahim) Dedi ki: "fiüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir." (Saffat Suresi, 97-99)

Ayetlerde bildirildi¤i gibi, kavmi Hz. ‹brahim'i atefle atmak istemifl ancak Allah, sab›r göstermesi ve tevekkül etmesine karfl›l›k ‹brahim Peygamberi rahmeti alt›na alm›fl ve atefle "so¤uk ve esenlik" olmas›n› emretmifltir: Biz de dedik ki: "Ey atefl, ‹brahim'e karfl› so¤uk ve esen80


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lik ol." Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onlar› daha çok hüsrana u¤rayanlar k›ld›k. (Enbiya Suresi, 69-70)

Kuflkusuz Hz. ‹brahim'in yaflad›¤› bu olay, Allah'›n sabreden ve tevekkül eden kullar›na olan bir yard›m›d›r. Ve Rabbimiz’in samimi Müslümanlara, sabretmelerine karfl›l›k olarak ne kadar büyük nimetler verebilece¤inin de en güzel örneklerinden biridir. Kuran'da bize aktar›lan, Hz. ‹brahim'in sab›r ve tevekkül gösterdi¤i tek olay bu de¤ildir. ‹brahim Peygamber hayat›n›n sonuna kadar insanlara Allah'›n varl›¤›n› anlatm›fl ve onlar› hak dini yaflamaya davet etmifltir. Ancak onlar putlara tapmaktan vazgeçmemifl ve dini kabul etmemifllerdir. Kavminden hiç kimsenin iman› kabul etmemesine ra¤men Hz. ‹brahim dini anlatmaktan vazgeçmemifl ve bu konuda da büyük bir sab›r göstermifltir. Allah'›n emri oldu¤unu bildi¤i böyle bir konuda kararl›l›kla çaba harcamaya ve insanlar› dine ça¤›rmaya devam etmifltir. Din ahlak›n› anlatma konusundaki bu samimiyetini babas›na olan tebli¤inde de görmek mümkündür: Hani babas›na demiflti: "Babac›¤›m, iflitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir fleyden ba¤›ms›zlaflt›rmayan fleylere niye tap›yorsun? "Babac›¤›m, gerçek flu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Art›k bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaflt›ray›m." "Babac›¤›m, fleytana kulluk etme, kuflkusuz fleytan, Rahman (olan Allah)'a baflkald›rand›r." "Babac›¤›m, gerçekten ben, sana Rahman taraf›ndan bir azab›n dokunaca¤›ndan korkuyorum, o zaman fleytan›n velisi olursun." (Babas›) Demiflti ki: "‹brahim, sen benim ilahlar›mdan yüz mü çeviriyorsun? E¤er (bu tutumuna) bir son vermeyecek olur81


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

san, andolsun, seni tafla tutar›m; uzun bir süre benden uzaklafl, (bir yerlere) git." (Meryem Suresi, 42-46)

Allah'›n tebli¤ konusunda sab›r ve azimle çaba harcayan bir elçisi de Hz. Nuh'tur. Hz. Nuh, kavmine Allah'›n hak dinini anlatmak için büyük bir gayret ve kesin bir sab›r göstermifltir. Her seferinde yüz çevirmelerine ra¤men, onlara çok çeflitli ve çok farkl› yollardan yaklaflmay› denemifl ancak kavmi iman etmemifltir. Hz. Nuh'un kavmi, iman etmedi¤i gibi peygamberi y›ld›rmak için onu bask› alt›na al›p faaliyetlerini engellemeye de çal›flm›fllard›r. Hz. Nuh sabr› ve Allah'a olan tevekkülü dolay›s›yla onlar›n bu bask›lar›ndan hiçbir flekilde etkilenmemifltir. Hz. Nuh'un dini anlatma konusunda gösterdi¤i bu üstün sab›r örne¤i Kuran'da flöyle ifade edilmifltir: Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlam›flt›; böylece kulumuz (Nuh)u yalanlad›lar ve: "Delidir" dediler. O 'bask› alt›na al›n›p engellenmiflti.' (Kamer Suresi, 9) Dedi ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum." "Fakat davet etmem, bir kaç›fltan baflkas›n› art›rmad›." "Do¤rusu ben, onlar› ba¤›fllaman için her davet ediflimde, onlar parmaklar›n› kulaklar›na t›kad›lar, örtülerini bafllar›na çektiler ve büyüklük taslad›kça büyüklük gösterip-direttiler.' "Sonra onlar› aç›ktan a盤a davet ettim." "Daha sonra (davam›) onlara aç›kça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaflmak istedim." (Nuh Suresi, 5-9)

Elbette geçmifl peygamberlerin hayatlar›ndan aktar›lan bu örnekler tüm Müslümanlar için ders al›nacak konulard›r. Allah Kuran'da bu k›ssalar› bizlere aktararak, sab›r gösterme konusunda asla y›lmayan bir kararl›l›k gösteren peygamberlerini örnek almam›z› emretmifltir: 82


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Art›k sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi... (Ahkaf Suresi, 35)

‹man eden insanlar için, geçmifl kavimlerde oldu¤u gibi bugün veya gelecekte de benzer durumlarla, dini bilmeyen, inkar eden, kavray›fl yetene¤i k›s›tl› olan insanlarla karfl›laflmak mümkündür. Her dönemde Allah'›n varl›¤›n›, ahireti inkar eden insanlar olabilir. Müslümanlar›n yapmas› gereken asla y›lmadan Allah'›n dinini, yarat›l›fl gerçe¤ini insanlara anlatmakt›r. Müslümanlar›n karfl›s›na "ben ateistim, Allah'›n varl›¤›n› reddediyorum" diyen, kendilerine anlat›lan tüm gerçekleri, bilimsel delilleri anlamazl›ktan gelen insanlar ç›kabilir. Veya içinde yaflad›klar› cahiliye toplumunun olumsuz etkilerinden bir türlü kurtulamayan, kavrama yetene¤i eksik oldu¤u için anlat›lan gerçekleri görmekte zorlanan kifliler de olabilir. Kimi zaman bir insana son derece aç›k olan bir gerçe¤i anlatmak haftalar, aylar, y›llar süren bir çal›flmay› gerektirebilir. Böyle bir durumda, Hz. Nuh gibi her türlü yolu deneyerek, Hz. ‹brahim gibi her türlü tehdidi göze alarak tebli¤ konusunda sab›r göstermek kuflkusuz çok önemli bir ibadettir. Çünkü dini anlatma konusundaki keskin sab›r, din ahlak›ndan uzak pek çok insan›n gerçekleri görmesine ve ahiretlerinin kurtulmas›na vesile olacakt›r. ‹man eden insanlar bu güzel hizmeti hiçbir karfl›l›k beklemeden, yaln›zca karfl›lar›ndaki kiflilerin ahiretlerine faydal› olabilmek niyetiyle ve büyük bir sab›rla yerine getirirler. Elbette Müslümanlar›n bu samimi çabas›, ne kadar engel olmak isteyen olsa da, ne dünyada, ne de ahirette karfl›l›ks›z kalmayacakt›r. Burada yapt›klar› tebli¤e tek bir kifli icabet etmese bile, Allah gösterdikleri sab›rdan dolay› onlara dünyada güzellik ve huzur verecektir. Ve bu insanlar ahirette de büyük bir ecirle karfl›l›k göreceklerdir. 83


SABRIN ‹NSANA KAZANDIRDIKLARI Gerçekten insan, ziyandad›r. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakk› tavsiye edenler ve birbirlerine sabr› tavsiye edenler baflka. (Asr Suresi, 2-3)

Allah'›n Asr Suresi'nde bildirdi¤i gibi, sabr› ve hakk› birbirine tavsiye eden insanlar kazanç içindedirler. Sab›r, insan› pek çok yönden gelifltiren, ona üstün bir ahlak kazand›ran, dinden uzak insanlarla k›yaslanmayacak derecede güzel ve huzurlu bir yaflam sunan bir özelliktir. Ayr›ca iman eden insanlar›n gösterdikleri sabr›n karfl›l›¤›n› ahirette kat kat art›r›lm›fl olarak alacaklar› vaat edilmifltir. Dünyada ve ahirette yaflad›klar› bu güzelliklerin ve üstünlüklerin baz›lar›n› flöyle s›ralamak mümkündür: Sabr›n kazand›rd›¤› büyük bir nimet: Ak›l ‹nsanlar›n ak›lc› davranmalar›n› engelleyen en önemli sebeplerden biri, sab›rs›zl›klar› neticesinde ortaya ç›kan fevri düflünceleri ve fevri tav›rlar›d›r. Ani bir öfke ya da ani bir h›rsa kap›lmak akl› kapat›r ve insan› bir anda hiç düflünmeden hareket etmeye itebilir. Ayn› flekilde korku, al›nganl›k, darg›nl›k gibi tav›rlar da, insan›n mant›kl› ve ak›lc› düflünmesini engelleyebilir. ‹flte Kuran'›n kazand›rd›¤› sab›r anlay›fl›n› yaflamayan kimseler, 84


Harun Yahya (Adnan Oktar)

hayatlar›n›n büyük bölümünde bu tür duygular›na yenik düfler ve ak›lc›l›ktan tamamen uzaklafl›rlar. Müminler ise Allah'›n emrine uyarak sabretmeleri sonucunda, ak›l gibi çok büyük bir nimete kavuflmufl olurlar. Sab›rl› bir insan, bu özelli¤i sayesinde karfl›laflt›¤› olaylar› ani bir heyecan, korku, duygusall›k içerisinde de¤il, sakin ve itidalli bir biçimde de¤erlendirebilme imkan›na sahip olur. Olaylar› derinlemesine ve çok yönlü düflünerek, olabilecek en ak›lc› sonuçlara var›p en faydal› kararlar› alabilir. Daha da önemlisi mümin, sabr› neticesinde Kuran'›n tüm emirlerini en güzel flekilde uygulayabilir. Sab›rl› davrand›¤› için hayat›n›n her aflamas›nda, olaylar› Kuran'daki hat›rlatmalarla de¤erlendirdikten sonra harekete geçme f›rsat›n› yakalar. Kuran'a uyanlar› Allah do¤ru yola ve en mükemmel tav›rlara, en ak›lc› düflüncelere yöneltir. Dolay›s›yla sabreden bir insan, Kuran'› en güzel flekilde uygulamakla bir yandan da Kuran'a uyman›n getirdi¤i üstün akl› kazanm›fl olur. Sab›r, ince düflünebilmeyi ve incelikleri görebilmeyi sa¤lar Sabr›n önemli bir baflka özelli¤i de, insanlara ilk anda göremedikleri detaylar› gösterebilme ve bu yönde ak›l yürütebilme f›rsat› kazand›rmas›d›r. Sab›rs›z insanlar, herfleyin bir an önce halledilmesini hedef edinir ve bunun d›fl›ndaki detaylarla pek ilgilenmezler. Dolay›s›yla belki de kendileri için son derece önemli olan ayr›nt›lar› kaç›r›r ve yanl›fl kararlar al›rlar. Yine ayn› flekilde karfl›lar›ndaki insanlar›n içerisinde bulundu¤u durumu da göremez, onlar›n ihtiyaçlar›n› fark edemez ve bu nedenle de düflüncesiz ve insaniyetsiz tav›rlar sergilerler. 85


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Müminler ise sab›rl› davranabildikleri için, bir konuyu çözüme ulaflt›r›rken gereksiz bir telafla kap›lmazlar. Zira telafl insan›n akl›n› kapatan, do¤ru düflünebilmesini, incelikleri görebilmesini, isabetli kararlar alabilmesini engelleyen en önemli unsurlardan biridir. Sab›rl› insan, telafllanmadan akl›n› kullanarak hareket eder. Bu nedenle de ak›lc› hareket eder ve olaylar›n belki de kimsenin fark etmedi¤i girift noktalar›n› kolayl›kla görür ve bu detaylar do¤rultusunda en do¤ru tav›rlar› gerçeklefltirir. Sab›r, iyilik yapabilmeyi sa¤lar Sab›r, insan›n nefsinin pek çok kötü özelli¤inin üstesinden gelebilmesini ve böylece güzel davran›fllarda bulunabilmesini sa¤lar. Ancak unutmamak gerekir ki, bu, sadece iman edenlere has bir özelliktir. Allah'tan korkmayan ve gösterdi¤i ahlak›n ahirette karfl›l›k bulaca¤›n› unutan kimseler nefislerinin kötü bir özelli¤ini yenmek için çaba sarf etmezler. Karfl›l›¤›nda dünyevi bir menfaat sunulmad›¤› sürece, canlar›n›n istedi¤i gibi davranmamak için bir sebep görmezler. Örne¤in bir kiflinin eflinin annesi hastaland›¤› için onlar›n evine yerleflir ve onun da bu yafll› kifliye bakmas› gerekir. Bu, bir insan için elbette sab›rla yerine getirilmesi gereken bir hay›rd›r. Ancak Kuran'da emredilen sab›r anlay›fl›n› kavrayamayan bir insan buna ancak k›sa süre tahammül gösterebilir. Az bir süre içinde söylenmeye, ard›ndan da "bir bak›mevine verelim, ben bakamayaca¤›m" demeye bafllar. Veya din ahlak›ndan uzak bir insan›n efli kaza geçirip yatalak olur, ciddi bir tedaviye ve bak›ma ihtiyaç duyar. Böyle bir durumda belki çevreden tepki görmemek için veya baflka sebeplerle bir süre bu görevi üstlenir, ama yine bu s›n›rl› bir süre için geçerli olur. Bir süre sonra zorlu¤a, fedakarl›k göstermeye sab86


Harun Yahya (Adnan Oktar)

redemedi¤i için bak›ma muhtaç olan eflini rahatl›kla terk edebilir. Müminler ise Allah'tan içli bir korkuyla korkarlar ve Allah için her yapt›klar›n›n ahirette güzellik ve iyilik olarak karfl›lar›na ç›kaca¤›n› bilirler. Bu nedenle de iyi davran›fllarda bulunma konusunda kararl› bir sab›r gösterir ve ciddi bir çaba harcarlar. Bu sayede nefislerinin tüm kötü yönlerinden ar›n›p bunlar› iyiliklere çevirme imkan›n› elde etmifl olurlar. Sab›r, adaletli davranabilmeyi sa¤lar Allah Kuran'da, "fiüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar aras›nda hükmetti¤inizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel ö¤üt veriyor!.. Do¤rusu Allah, iflitendir, görendir." (Nisa Suresi, 58) ayetiyle müminlere adaleti emretti¤ini bildirmifltir. Müminler, sonuçta kendilerinin ya da bir yak›nlar›n›n ç›karlar›na uygun olmasa bile Allah'›n bu emri dolay›s›yla dürüstlükten ve adaletten kesinlikle taviz vermezler. Onlar›n, bu üstün ahlak› yaflayabilmelerindeki en büyük yard›mc›lar› yine Kuran'a uymakla kazand›klar› bir özellik olan sab›rd›r. Bir insan›n adaleti sa¤layabilmesi için kiflisel düflüncelerine, duygular›na kap›lmamas›, öfkesine yenilmemesi, kin ve intikam gibi hislerle hareket etmemesi gerekmektedir. Bunlar›n oluflaca¤› bir ortamla karfl›laflt›¤›nda ise ciddi bir sab›r gösterebilmesi flartt›r. Allah bu konuyu Kuran'da flöyle bildirmifltir: Ey iman edenler, adil flahidler olarak, Allah için, hakk› ayakta tutun. Bir toplulu¤a olan kininiz, sizi adaletten al›koymas›n. Adalet yap›n. O, takvaya daha yak›nd›r. 87


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Allah'tan korkup-sak›n›n. fiüphesiz Allah, yapmakta olduklar›n›zdan haberi oland›r. (Maide Suresi, 8)

Sab›r, inananlara güvenilir bir karakter kazand›r›r Gelmifl geçmifl tüm elçiler gönderildikleri kavimlere flu sözü söylemifllerdir: Gerçek flu ki, ben size gönderilmifl güvenilir bir elçiyim. (fiuara Suresi, 143)

Elçilerin kendilerini öncelikli olarak bu özellikleriyle tan›tmalar› güvenilir olman›n insanlar için ne kadar önemli bir vas›f oldu¤unu bilmelerinden kaynaklanmaktad›r. Elçilerin bu özelli¤ini di¤er müminlerde de görmek mümkündür. Çünkü Kuran'›n getirdi¤i üstün ahlak ve sab›r anlay›fl›, müminlere güvenilir olman›n gerektirdi¤i tüm özellikleri kazand›r›r. Sab›r gösterebilen insanlar önceki bölümlerde de belirtildi¤i gibi, ayn› zamanda da ak›ll›, do¤ru sözlü, dürüst, adil, itidalli, kinden, öfkeden ve yalandan uzak, dengeli bir karakter gösterirler. Ne zaman ne yapacaklar›, hangi olaylara karfl› nas›l tepkiler verecekleri bellidir. ‹man etmeyen insanlar karfl›laflt›klar› olaylarda hiç beklenmedik, flafl›rt›c›, tedirgin edici tepkiler gösterip, umulmad›k bir karaktere bürünürlerken, müminler asla böyle bir tavra girmezler. Güvenilirliklerinin bir sebebi de budur. En önemlisi de, her konuda sab›r gösterebildikleri için bu güzel özelliklerini sürdürmede de hayatlar›n›n sonuna kadar kararl› davran›rlar. Dünyevi ç›karlar u¤runa Allah'›n hoflnut olaca¤› ahlaktan taviz vermezler. Tüm bu vas›flar› hem birarada hem de süreklilikle yaflamalar›, müminleri insanlar aras›nda en güvenilir kimseler haline getirir.

88


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Sab›r, insana nefleli ve huzurlu bir karakter kazand›r›r Allah'a iman etmeyen insanlar için üzülmek, s›k›lmak veya huzursuz olmak son derece ola¤an olaylard›r. Çünkü bu insanlar, Allah'›n canl› cans›z her varl›¤›n hakimi oldu¤unu, tüm olaylar› bir hikmet üzerine yaratt›¤›n› ve diledi¤i an kullar›n›n dualar›na diledi¤i flekilde cevap verebilece¤ini, herfleyi hakimiyeti alt›nda tuttu¤unu düflünmezler. Bu nedenle de d›fl görünüflte ters giden ya da aksilik gibi görünen bir olay oldu¤unda hemen ümitsizli¤e ve s›k›nt›ya kap›l›rlar. Kuran'da inkar edenlerin bu özelli¤ine flöyle de¤inilmifltir: Biz insanlara bir rahmet tadd›rd›¤›m›z zaman, onunla sevinirler; kendi ellerinin takdim etti¤i dolay›s›yla onlara bir kötülük isabet etti¤inde, hemen umutsuzlu¤a kap›l›rlar. (Rum Suresi, 36)

Müminler ise inkar edenlerin tam tersine Allah'tan hiçbir zaman hiçbir flekilde umutlar›n› kesmezler. Çünkü Allah sonsuz güç sahibidir ve evrendeki herfleyin hakimidir. O, iman edenlerin dostu, Velisi ve yard›mc›s›d›r. Kendisi'ne s›¤›nanlar› koruyan, kollayan ve rahata kavuflturand›r. ‹flte Rabbimizin büyüklü¤ünü ve üzerlerindeki sonsuz rahmetini takdir edebilen müminler, her ne zorlukla ya da aksilik gibi görünen bir olayla karfl›lafl›rsa karfl›lafls›nlar sab›rla ve tevekkülle Allah'a s›¤›n›rlar. Bundan dolay› da en zor anlarda bile neflelerinden, huzurlar›ndan en ufak bir fley kaybetmezler. Dahas› sabrettikleri bu zorluklara karfl›l›k cennette, Rabbimizden güzel bir mükafat göreceklerini bilmekten dolay› da çok yo¤un bir flevk ve heyecan içinde yaflamlar›n› sürdürürler. Dünyada bafllar›na gelen zorluklara sab›r göstermeyenler ise sadece dünya hayat›n› mutsuzlukla geçirmekle kalmazlar. Allah 89


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

onlar›n ahirette de mutsuz olacaklar›na dikkat çekmifltir. Dünyadaki imtihana sab›r gösterebilen üstün ahlakl› insanlarla, sab›r gösteremeyen isyankar inkarc›lar›n ahirette görecekleri karfl›l›k aras›ndaki fark ayetlerde flöyle haber verilmifltir: (K›yametin) Gelece¤i günde, O'nun izni olmaks›z›n, hiç kimse söz söyleyemez. Art›k onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyard›r. Mutsuz olanlar atefltedirler, onlar için orada (kah›rla ve ac›yla) nefes al›p vermeler vard›r. Onlar, Rabbinin dilemesi d›fl›nda gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklard›r. Çünkü Rabbin, gerçekten diledi¤ini yapand›r. Mutlu olanlar da, art›k onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi d›fl›nda gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklard›r. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsand›r. (Hud Suresi, 105-108)

Allah'›n sabredenlere vaat etti¤i güzel hayat Kitap boyunca bahsetti¤imiz gibi müminler, hayatlar› boyunca Allah'›n özel olarak yaratt›¤› pek çok olayla denenirler, ancak bu onlar›n zor ve s›k›nt›l› bir hayat yaflad›klar› anlam›na gelmez. Aksine dünya hayat›nda en güzel hayat› yaflayan kifliler müminlerdir. Çünkü Allah onlar›n kalplerine, sabr›n ve tevekkülün getirdi¤i huzur ve güven duygusunu yerlefltirmifltir. Bu, insanlar›n ne parayla, ne itibarla, ne de dünyan›n herhangi baflka bir imkan›yla elde edemeyecekleri, sadece müminlere has çok büyük bir nimettir. Refah içerisinde gibi görünen nice insanlar, dünyan›n tüm servetini ortaya koysalar da, tüm imkanlar›n› seferber etseler de Allah'›n sabredenlere verdi¤i bu huzur ve güven duygusunu yaflayamazlar. Çünkü Allah yaln›zca müminlerin kalplerine bu hisleri verir: 90


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Mü'minlerin kalplerine, imanlar›na iman kat›p-art›rs›nlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin ordular› Allah'›nd›r: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Fetih Suresi, 4)

‹flte müminler kalplerindeki bu huzur ve güven duygular› nedeniyle her ne zorlukla karfl›lafl›rlarsa karfl›lafls›nlar, hiçbir flekilde üzüntüye, s›k›nt›ya ya da mutsuzlu¤a kap›lmazlar. Onlar›n bu kay›ts›z flarts›z teslimiyetlerine, sabretmelerine ve Rabbimizden gelen her türlü fleyden hoflnut olmalar›na karfl›l›k Allah onlar› dünyada güzel bir hayat ile yaflataca¤›n› bildirmifltir: Erkek olsun, kad›n olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç flüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaflat›r›z ve onlar›n karfl›l›¤›n›, yapt›klar›n›n en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97) ... Kim sak›n›r ve sabrederse, flüphesiz Allah, iyilikte bulunanlar›n karfl›l›¤›n› bofla ç›karmaz. (Yusuf Suresi, 90) (Allah'tan) Sak›nanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendi¤inde, "Hay›r" dediler. Bu dünyada güzel davran›fllarda bulunanlara güzellik vard›r; ahiret yurdu ise daha hay›rl›d›r. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30) De ki: "Ey iman eden kullar›m, Rabbinizden sak›n›n. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vard›r. Allah'›n arz› genifltir. Ancak sabredenlere ecirleri hesaps›zca ödenir." (Zümer Suresi, 10)

Müminlerin sabr›n›n karfl›l›¤›: Cennet Allah'a gönülden ba¤l› olan insanlar, dünya hayat›nda mallar›n›, canlar›n›, k›sacas› sahip olduklar› herfleyi Rabbimize adam›fl 91


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

ve O'nun r›zas›n› kazanabilmek için iyi zamanlarda da, zor anlarda da sabretmifllerdir. Ne karfl›laflt›klar› s›k›nt›lar, ne inkar edenlerin bask›lar›, ne de dünya hayat›nda yaflad›klar› birtak›m zorluklar onlar› Allah'›n dinini yaflamaktan vazgeçirememifltir. Çünkü onlar kesin bir imanla Rabbimize yönelmifl ve hayatlar›n›n sonuna kadar da bu imanlar›nda sab›r ve kararl›l›k göstermifllerdir. Hayatlar›n› böylesine üstün bir sab›rla geçiren müminlere ahirette alabilecekleri en güzel karfl›l›k olarak Rabbimizin sevgisi, hoflnutlu¤u ve r›zas› vard›r: Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kad›nlara içinde ebedi kalmak üzere, alt›ndan ›rmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmifltir. Allah'tan olan hoflnutluk ise en büyüktür. ‹flte büyük kurtulufl ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72) Rableri onlara Kat›ndan bir rahmeti, bir hoflnutlu¤u ve onlar için, kendisinde sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. (Tevbe Suresi, 21) Rableri Kat›nda onlar›n ödülleri, içinde ebedi kal›c›lar olmak üzere alt›ndan ›rmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan raz› olmufltur, kendileri de O'ndan raz› (hoflnut, memnun) kalm›fllard›r. ‹flte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir. (Beyyine Suresi, 8)

Allah'›n sab›rl› kullar›, sonsuz güzellikteki cennette, meleklerin selam sözleriyle ve esenlik dilekleriyle karfl›lanacak ve sonsuza dek oradan asla ayr›lmayacaklard›r. Melekler, bu sonsuz nimetin müminlerin sab›rlar›n›n bir karfl›l›¤› oldu¤unu flöyle haber verir: Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalar›ndan, eflle92


Harun Yahya (Adnan Oktar)

rinden ve soylar›ndan 'salih davran›fllarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kap›dan girip (flöyle derler:) "Sabretti¤inize karfl›l›k selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad Suresi, 23-24)

Allah dünyadaki yaflamlar› boyunca güzel ahlak› yaflamakta, zor zamanlarda tevekkül etmekte, Kendisi'nin hoflnut olaca¤› en güzel davran›fllar› göstermekte büyük bir sebat gösteren bu insanlara karfl›l›klar›n› kat kat olarak verir: ‹flte onlar; sabretmeleri dolay›s›yla ecirleri iki defa verilir... (Kasas Suresi, 54)

Cennete lay›k görülmüfl kullar orada nefislerinin arzu etti¤i herfleyi bulacak ve göz al›c› köflklerde, çarp›c› güzellikteki tahtlar ve döflekler üzerinde konaklayacak, sonsuza kadar peygamberlerle ve salih müminlerle birlikte olacaklard›r. ‹flte bu, Allah'›n sabretmelerine karfl›l›k müminlere vaat etti¤i kesin bir gerçektir. Bu nedenledir ki Allah "Rabbinizden olan ma¤firet ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuflmak için) yar›fl›n; o, muttakiler için haz›rlanm›flt›r." (Al-i ‹mran Suresi, 133) ayetiyle kullar›n› dünya hayat›ndayken Allah'›n r›zas›n› ve cennetini kazanmak için yar›flmaya ça¤›rm›flt›r. Ve baflka ayetlerinde müminleri flöyle müjdelemifltir: ‹flte onlar, sabretmelerine karfl›l›k (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik dile¤i ve selamla karfl›lan›rlar. (Furkan Suresi, 75) "Bugün Ben, gerçekten onlar›n sabretmelerinin karfl›l›¤›n› verdim. fiüphesiz onlar, 'kurtulufla ve mutlulu¤a' erenlerdir." (Müminun Suresi, 111)

93


SABRIN SIRLARI... ... Sabredin. fiüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Kuran insanlara "bilmediklerini ö¤reten" ve onlar› kay›ts›z flarts›z "kurtulufla ulaflt›ran" yegane yol göstericidir. Dünya hayat›n›n ve ahiretin tüm s›rlar›, insanlara bu kitap vas›tas›yla bildirilmifltir. ‹nsan›n ancak Kuran'dan ö¤renebilece¤i s›rlardan biri de "sab›r"d›r. Sab›r sadece güzel ahlak›n bir parças› de¤il, ayn› zamanda da müminleri Allah'›n rahmetine ulaflt›ran önemli bir yoldur. Allah, Kendi r›zas› için bafllar›na gelen zorluklara gö¤üs germe, Kuran ahlak›n› eksiksiz olarak yaflama, Rabbimizin emirlerini yerine getirme konusunda sab›r gösteren kullar›na ummad›klar› yönlerden de nimetler verir. Kuran'da, sab›r gösteren Müslümanlara Allah'›n vermeyi vaat etti¤i nimetler flöyle haber verilmektedir: Sab›r gösterildi¤inde az say›daki topluluklar, Allah'›n izni ile çok say›daki topluluklar› yenebilirler Talut, orduyla birlikte ayr›ld›¤›nda dedi ki: "Do¤rusu Allah sizi bir ›rmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, art›k o benden de¤ildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa Bendendir. Küçük bir k›sm› hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman eden94


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lerle (›rma¤›) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karfl› (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuflacaklar›n› umanlar (flöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir toplulu¤a Allah'›n izniyle galip gelmifltir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249)

Kurulan tuzaklar, sabreden ve sak›nan kimselere hiçbir flekilde zarar veremez Size bir iyilik dokununca tasalan›rlar, size bir kötülük isabet etti¤indeyse buna sevinirler. E¤er siz sabreder ve sak›n›rsan›z, onlar›n 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. fiüphesiz, Allah, yapmakta olduklar›n› kuflatand›r. (Al-i ‹mran Suresi, 120)

Allah, sabredip sak›nan müminlere melekleriyle yard›m edece¤ini vaat etmifltir Evet, e¤er sabrederseniz, sak›n›rsan›z ve onlar da aniden üstünüze çullan›verirlerse, Rabbiniz size meleklerden niflanl› befl bin kifliyle yard›m ulaflt›racakt›r. (Al-i ‹mran Suresi, 125)

Allah sabredenlerin gücünü kat kat art›r›r Ey peygamber, mü'minleri savafla karfl› haz›rlay›p-teflvik et. E¤er içinizde sabreden yirmi (kifli) bulunursa, iki yüz (kifliyi) ma¤lup edebilirler. Ve e¤er içinizden yüz (sab›rl› kifli) bulunursa, kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçe¤i) kavramayan bir topluluktur. fiimdi, 95


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f oldu¤unu bildi. Sizden yüz sab›rl› (kifli) bulunursa, (onlar›n) iki yüzünü bozguna u¤rat›r; e¤er sizden bin (kifli) olursa, Allah'›n izniyle (onlar›n) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 65-66)

Allah, sabredenlere vaat etti¤i sözü kesin olarak yerine getirir Kendisine bereketler k›ld›¤›m›z yerin do¤usuna da, bat›s›na da o hor k›l›n›p-zay›f b›rak›lanlar› (müstaz'aflar›) mirasç›lar k›ld›k. Rabbinin ‹srailo¤ullar›na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolay›s›yla tamamland› (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta olduklar› ve yükselttiklerini (köflklerini, saraylar›n›) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137)

96


MÜM‹NLER‹N SABIR DUALARI Musa kavmine: "Allah'tan yard›m dileyin ve sabredin. Gerçek flu ki, arz Allah'›nd›r; ona kullar›ndan diledi¤ini mirasç› k›lar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. (Araf Suresi,128)

Allah bir ayette, "Kullar›m Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yak›n›m. Bana dua etti¤i zaman dua edenin duas›na cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim ça¤r›ma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irflad (do¤ru yolu bulmufl) olurlar." (Bakara Suresi, 186) diyerek müminleri istedikleri her konuda Kendisine dua etmeye ça¤›rm›flt›r. Çünkü Allah kullar›n› çok seven, çok esirgeyen ve merhamet edendir. Kullar›n›n s›k›nt›ya düfltü¤ü bir konuda onlara kolayl›k sa¤layan ve huzura kavuflturand›r. Kuran'da Allah'›n müminlere olan bu yard›m› flöyle ifade edilmifltir: O'dur ki, sizi karanl›klardan nura ç›karmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir. (Ahzab Suresi, 43)

Sabr›n Kuran ahlak›n› yaflamada ve Allah'›n hükümlerini yerine getirebilmede ne kadar önemli bir yeri oldu¤unu kavrayan müminler ise, her konuda oldu¤u gibi sab›r konusunda da Rabbimizden yard›m dilerler. Sabr›n dünya hayat›nda kar›fl›laflacak97


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

lar› her türlü zorlu¤u açan, do¤ruya yönelten ve en önemlisi de insana Allah'›n sevgisini ve cennetini kazand›ran bir nimet oldu¤unu bilirler. Kuran'da müminlerin, Allah'tan sab›r istediklerini bildiren dualar›na yer verilmifltir. Bu dualarda müminlerin Rabbimizden "üzerlerine sab›r ya¤d›rmas›n›" istedikleri belirtilerek, sabr›n insanlar için ne kadar büyük bir ihtiyaç oldu¤una da dikkat çekilmifltir: "Oysa sen, yaln›zca, bize geldi¤inde Rabbimizin ayetlerine inanmam›zdan baflka bir nedenle bizden intikam alm›yorsun. Rabbimiz, üstümüze sab›r ya¤d›r ve bizi Müslüman olarak öldür." (Araf Suresi,126) "Onlar, Calut ve ordusuna karfl› meydana (savafla) ç›kt›klar›nda, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sab›r ya¤d›r, ad›mlar›m›z› sabit k›l (kayd›rma) ve kafirler toplulu¤una karfl› bize yard›m et." (Bakara Suresi, 250)

Kuran'da yer alan müminlerin sab›r dualar›, ayn› zamanda da, bu konuda Allah'tan ne kadar çok yard›m dilememiz gerekti¤ini bize hat›rlatan bir uyar›d›r. Kitab›n bafl›ndan bu yana üzerinde durdu¤umuz gibi, Allah sabreden ve sab›r ile O'ndan yard›m dileyenlere kesin olarak yard›m edece¤ini, nimetlerini art›raca¤›n› vaat etmifltir. O halde insan›n hayat› boyunca karfl›laflt›¤› her güçlükte, her zorlukta ve s›k›nt›da ihtiyaç duyaca¤› en önemli özelliklerden biri sab›rd›r. Bu özellik kazan›ld›¤›nda, flartlar ne kadar zor olursa olsun, içlerinde yaflad›klar› iman›n flevki ve Allah'›n r›zas›n› kazanman›n heyecan› ile Allah'›n izniyle mutlaka üstün gelir ve mutlaka baflar›l› olurlar. Allah sabr›n bu s›rr›n› müminlere vermifl ve sabretmelerini, sab›r için dua etmelerini ve sab›r göstermede yar›flmalar›n› emretmifltir.

98


SONUÇ

Allah bir ayette inananlar›, "Ki onlar, sözü iflitirler ve en güzeline uyarlar. ‹flte onlar, Allah'›n kendilerini hidayete erdirdi¤i kimselerdir ve onlar, temiz ak›l sahipleridir." (Zümer Suresi, 18) sözleriyle tan›mlam›flt›r. Gerçekten de iman edenler ak›l sahipleri olmalar› dolay›s›yla sözü iflitir ve en güzeline uyarlar. ‹flte biz de kitab›n bafl›ndan bu yana Kuran'dan çeflitli örnekler vererek sabr›n, güzel ahlak›n temelini oluflturan en önemli konulardan biri oldu¤unu ve insana dünyada ve ahirette say›s›z nimetin kap›s›n› açt›¤›n› hat›rlatt›k. Ve bu yolla tüm ak›l sahiplerini sözün en güzeline uymaya davet ettik. Dahas› her ne zorlukla karfl›lafl›rsa karfl›lafls›n Allah'›n r›zas›n› kazanmak için bu ahlak›ndan taviz vermeyen ve Rabbimiz için güzel bir sab›rla sabredenleri dünyada ve ahirette alacaklar› güzel karfl›l›kla müjdeledik. fiimdi ise tüm bu anlat›lanlar›n ard›ndan bir kez daha hat›rlatmakta fayda görüyoruz: Bir insan›n dünyada ve ahirette alabilece¤i en güzel karfl›l›k Allah'›n r›zas›n› kazanabilmek, O'nun rahmetine ve cennetine kavuflabilmektir. Tüm bunlar dünyan›n hiçbir zevki ve hiçbir nimeti ile k›yaslanmayacak güzelliklerdir. Allah'›n sevgisini kazanman›n bir yolu ise dünya hayat›nda yarat›lan her olay›, söylenen her sözü, yap›lan her tavr› Allah'›n hikmet ve hay›rla yaratt›¤›n› bilmek ve Allah'a güvenmektir. 99


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Çünkü Kuran'da Allah'›n Kendisi'ne güvenerek her konuda sab›r gösterenleri sevdi¤i bildirilmifltir: Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savafla girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolay› ne gevfleklik gösterdiler, ne boyun e¤diler. Allah, sabredenleri sever. (Al-i ‹mran Suresi, 146)

‹flte bu nedenledir ki, Allah bir ayette, "Ey iman edenler, sabredin ve sab›rda yar›fl›n, (s›n›rlarda) nöbetleflin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz." (Al-i ‹mran Suresi, 200) sözleriyle müminlerin bu ahlak› kazanmak için yar›fl içerisine girmelerini bildirmifltir. Bir hadisinde Peygamber Efendimiz (sav) sab›rla ilgili olarak flöyle buyurmufltur: Sabır imanın yarısı, yakin de imanın tamıdır. (Hz. ‹bni Mes'ud r.a) Ramuz El-hadis s.217)

Dünya hayat› bu ahlak› yaflayanlar için de, yaflamayanlar için de ayn› h›zla geçip gitmektedir. Altm›fl-yetmifl y›ll›k bir hayat›n içerisinde Allah'›n insanlar› denemek için yaratt›¤› olaylara sab›r yerine tahammülsüzlük gösteren, bunlar› isyanla karfl›layan, güzel ahlak›nda, Allah'›n iman edenlere farz k›ld›¤› 5 vakit namaz, oruç, tesettür, zekat gibi ibadetlerinde süreklilik göstermeyen kifli de bir gün mutlaka ölecek ve cennet ile cehennemi karfl›s›nda bulacakt›r. Kadere teslim olup sabr› tercih edenler, Allah'a olan güvenleri sayesinde dünya hayat›n› en güzel flekilde yaflamalar›n›n yan›nda ahirette de cenneti kazanacaklard›r. Dünya hayat›n› sab›r göstermeden s›k›nt› ve zorluklara flikayet ederek geçirenler ise, dünyada dinsizli¤in karanl›¤› için-

100


Harun Yahya (Adnan Oktar)

de yaflad›klar› gibi ahirette de kendilerini cehennemin karanl›¤› içinde bulacak ve k›sa bir ömür için sonsuz bir hayat› kaybettiklerini anlayacaklard›r. ‹flte bu kitab›n amac› da o gün gelmeden ve insanlar piflmanl›kla "… E¤er dinlemifl olsayd›k ya da ak›l etmifl olsayd›k, flu ç›lg›nca yanan ateflin halk› aras›nda olmayacakt›k" (Mülk Suresi, 10) demeden önce onlar› uyarmak ve insanlar› tüm güzelliklerin yolunu açan sabr› yaflamaya ve bu ahlakta yar›flmaya davet etmektir.

101


DARWIN‹ZM'‹N ÇÖKÜfiÜ

Darwinizm, yani evrim teorisi, yarat›l›fl gerçe¤ini reddetmek amac›yla ortaya at›lm›fl, ancak baflar›l› olamam›fl bilim d›fl› bir safsatadan baflka bir fley de¤ildir. Canl›l›¤›n, cans›z maddelerden tesadüfen olufltu¤unu iddia eden bu teori, evrende ve canl›larda çok mucizevi bir düzen bulundu¤unun bilim taraf›ndan ispat edilmesiyle çürümüfltür. Böylece Allah'›n tüm evreni ve canl›lar› yaratm›fl oldu¤u gerçe¤i, bilim taraf›ndan da kan›tlanm›flt›r. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çap›nda yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarp›t›lmas›na, tarafl› yorumlanmas›na, bilim görüntüsü alt›nda söylenen yalanlara ve yap›lan sahtekarl›klara dayal›d›r. Ancak bu propaganda gerçe¤i gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yan›lg› oldu¤u, son 20-30 y›ld›r bilim dünyas›nda giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yap›lan araflt›rmalar, Darwinist iddialar›n tamamen yanl›fl oldu¤unu ortaya koymufl ve bu gerçek pek çok bilim adam› taraf›ndan dile getirilmifltir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farkl› alanlardan gelen çok say›da bilim adam›, Darwinizm'in geçersizli¤ini görmekte, canl›lar›n kökenini art›k yarat›l›fl gerçe¤iyle aç›klamaktad›rlar. Bugün bilimsel geliflmeler, evreni ve tüm canl›lar› Allah'›n yaratm›fl oldu¤u gerçe¤ini gözler önüne sermektedir. Evrim teorisinin çöküflünü ve yarat›l›fl›n delillerini di¤er pek çok çal›flmam›zda bütün bilimsel detaylar›yla ele ald›k ve alma102


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ya devam ediyoruz. Ancak konuyu, tafl›d›¤› büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vard›r. Darwin'i Y›kan Zorluklar Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ö¤reti olmas›na karfl›n, kapsaml› olarak 19. yüzy›lda ortaya at›ld›. Teoriyi bilim dünyas›n›n gündemine sokan en önemli geliflme, Charles Darwin'in 1859 y›l›nda yay›nlanan Türlerin Kökeni adl› kitab›yd›. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farkl› canl› türlerini Allah'›n ayr› ayr› yaratt›¤› gerçe¤ine karfl› ç›k›yordu. Darwin'e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlard› ve zaman içinde küçük de¤iflimlerle farkl›laflm›fllard›. Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanm›yordu; kendisinin de kabul etti¤i gibi sadece bir "mant›k yürütme" idi. Hatta Darwin'in kitab›ndaki "Teorinin Zorluklar›" bafll›kl› uzun bölümde itiraf etti¤i gibi, teori pek çok önemli soru karfl›s›nda aç›k veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorluklar›n geliflen bilim taraf›ndan afl›laca¤›n›, yeni bilimsel bulgular›n teorisini güçlendirece¤ini umuyordu. Bunu kitab›nda s›k s›k belirtmiflti. Ancak geliflen bilim, Darwin'in umutlar›n›n tam aksine, teorinin temel iddialar›n› birer birer dayanaks›z b›rakm›flt›r. Darwinizm'in bilim karfl›s›ndaki yenilgisi, üç temel bafll›kta incelenebilir: 1) Teori, hayat›n yeryüzünde ilk kez nas›l ortaya ç›kt›¤›n› asla aç›klayamamaktad›r. 2) Teorinin öne sürdü¤ü "evrim mekanizmalar›"n›n, gerçekte evrimlefltirici bir etkiye sahip oldu¤unu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 103


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

3) Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktad›r. Bu bölümde, bu üç temel bafll›¤› ana hatlar› ile inceleyece¤iz. Afl›lamayan ‹lk Basamak: Hayat›n Kökeni Evrim teorisi, tüm canl› türlerinin, bundan yaklafl›k 3.8 milyar y›l önce ilkel dünyada ortaya ç›kan tek bir canl› hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nas›l olup da milyonlarca kompleks canl› türünü oluflturdu¤u ve e¤er gerçekten bu tür bir evrim gerçekleflmiflse neden bunun izlerinin fosil kay›tlar›nda bulunamad›¤›, teorinin aç›klayamad›¤› sorulardand›r. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basama¤› üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nas›l ortaya ç›km›flt›r? Evrim teorisi, yarat›l›fl› reddetti¤i, hiçbir do¤aüstü müdahaleyi kabul etmedi¤i için, o "ilk hücre"nin, hiçbir tasar›m, plan ve düzenleme olmadan, do¤a kanunlar› içinde rastlant›sal olarak meydana geldi¤ini iddia eder. Yani teoriye göre, cans›z madde tesadüfler sonucunda ortaya canl› bir hücre ç›karm›fl olmal›d›r. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlar›na ayk›r› bir iddiad›r. "Hayat Hayattan Gelir" Darwin, kitab›nda hayat›n kökeni konusundan hiç söz etmemiflti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlay›fl›, canl›lar›n çok basit bir yap›ya sahip olduklar›n› varsay›yordu. Ortaça¤'dan beri inan›lan "spontane jenerasyon" adl› teoriye göre, cans›z maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canl› bir varl›k oluflturabileceklerine inan›l›yordu. Bu dönemde böceklerin ye104


Harun Yahya (Adnan Oktar)

mek art›klar›ndan, farelerin de bu¤daydan olufltu¤u yayg›n bir düflünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yap›lm›flt›. Kirli bir paçavran›n üzerine biraz bu¤day konmufl ve biraz beklendi¤inde bu kar›fl›mdan farelerin oluflaca¤› san›lm›flt›. Etlerin kurtlanmas› da hayat›n cans›z maddelerden türeyebildi¤ine bir delil say›l›yordu. Oysa daha sonra anlafl›lacakt› ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluflmuyorlar, sineklerin getirip b›rakt›klar› gözle görülmeyen larvalardan ç›k›yorlard›. Darwin'in Türlerin Kökeni adl› kitab›n› yazd›¤› dönemde ise, bakterilerin cans›z maddeden oluflabildikleri inanc›, bilim dünyas›nda yayg›n bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitab›n›n yay›nlanmas›ndan befl y›l sonra, ünlü Frans›z biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluflturan bu inanc› kesin olarak çürüttü. Pasteur yapt›¤› uzun çal›flma ve deneyler sonucunda vard›¤› sonucu flöyle özetlemiflti: "Cans›z maddelerin hayat oluflturabilece¤i iddias› art›k kesin olarak tarihe gömülmüfltür." (Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, New York: Marcel Dekker, 1977, s. 2)

Evrim teorisinin savunucular›, Pasteur'ün bulgular›na karfl› uzun süre direndiler. Ancak geliflen bilim, canl› hücresinin karmafl›k yap›s›n› ortaya ç›kard›kça, hayat›n kendili¤inden oluflabilece¤i iddias›n›n geçersizli¤i daha da aç›k hale geldi. 20. Yüzy›ldaki Sonuçsuz Çabalar 20. yüzy›lda hayat›n kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu y›llarda ortaya att›¤› birtak›m tezlerle, canl› hücresinin tesadüfen 105


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

meydana gelebilece¤ini ispat etmeye çal›flt›. Ancak bu çal›flmalar baflar›s›zl›kla sonuçlanacak ve Oparin flu itiraf› yapmak zorunda kalacakt›: "Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanl›k noktay› oluflturmaktad›r." (Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953 (Reprint), s.196)

Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayat›n kökeni konusunu çözüme kavuflturacak deneyler yapmaya çal›flt›lar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikal› kimyac› Stanley Miller taraf›ndan 1953 y›l›nda düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde oldu¤unu iddia etti¤i gazlar› bir deney düzene¤inde birlefltirerek ve bu kar›fl›ma enerji ekleyerek, proteinlerin yap›s›nda kullan›lan birkaç organik molekül (aminoasit) sentezledi. O y›llarda evrim ad›na önemli bir aflama gibi tan›t›lan bu deneyin geçerli olmad›¤› ve deneyde kullan›lan atmosferin gerçek dünya koflullar›ndan çok farkl› oldu¤u, ilerleyen y›llarda ortaya ç›kacakt›. ("New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, c. 63, Kas›m 1982, s. 1328-1330) Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kulland›¤› atmosfer ortam›n›n gerçekçi olmad›¤›n› itiraf etti. (Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7) Hayat›n kökeni sorununu aç›klamak için 20. yüzy›l boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep baflar›s›zl›kla sonuçland›. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü jeokimyac› Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 y›l›nda yay›nlanan bir makalede bu gerçe¤i flöyle kabul eder: 106


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Bugün, 20. yüzy›l› geride b›rak›rken, hala, 20. yüzy›la girdi¤imizde sahip oldu¤umuz en büyük çözülmemifl problemle karfl› karfl›yay›z: Hayat yeryüzünde nas›l bafllad›? (Jeffrey Bada, Earth, fiubat 1998, s. 40)

Hayat›n Kompleks Yap›s› Evrim teorisinin hayat›n kökeni konusunda bu denli büyük bir açmaza girmesinin bafll›ca nedeni, en basit san›lan canl› yap›lar›n bile inan›lmaz derecede karmafl›k yap›lara sahip olmas›d›r. Canl› hücresi, insano¤lunun yapt›¤› bütün teknolojik ürünlerden daha karmafl›kt›r. Öyle ki bugün dünyan›n en geliflmifl laboratuvarlar›nda bile cans›z maddeler biraraya getirilerek canl› bir hücre üretilememektedir. Bir hücrenin meydana gelmesi için gereken flartlar, asla rastlant›larla aç›klanamayacak kadar fazlad›r. Hücrenin en temel yap› tafl› olan proteinlerin rastlant›sal olarak sentezlenme ihtimali; 500 aminoasitlik ortalama bir protein için, 10950'de 1'dir. Ancak matematikte 1050'de 1'den küçük olas›l›klar pratik olarak "imkans›z" say›l›r. Hücrenin çekirde¤inde yer alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekülü ise, inan›lmaz bir bilgi bankas›d›r. ‹nsan DNA's›n›n içerdi¤i bilginin, e¤er ka¤›da dökülmeye kalk›lsa, 500'er sayfadan oluflan 900 ciltlik bir kütüphane oluflturaca¤› hesaplanmaktad›r. Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vard›r: DNA, yaln›z birtak›m özelleflmifl proteinlerin (enzimlerin) yard›m› ile efllenebilir. Ama bu enzimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler do¤rultusunda gerçekleflir. Birbirine ba¤›ml› olduklar›ndan, efllemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de ayn› anda var olmalar› gerekir. Bu ise, hayat›n kendili¤inden olufltu¤u senaryo107


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

sunu ç›kmaza sokmaktad›r. San Diego California Üniversitesi'nden ünlü evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli say›s›nda bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Son derece kompleks yap›lara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) ayn› yerde ve ayn› zamanda rastlant›sal olarak oluflmalar› afl›r› derecede ihtimal d›fl›d›r. Ama bunlar›n birisi olmadan di¤erini elde etmek de mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla insan, yaflam›n kimyasal yollarla ortaya ç›kmas›n›n asla mümkün olmad›¤› sonucuna varmak zorunda kalmaktad›r. (Leslie E. Orgel, The Origin of Life on Earth, Scientific American, c. 271, Ekim 1994, s. 78)

Kuflkusuz e¤er hayat›n do¤al etkenlerle ortaya ç›kmas› imkans›z ise, bu durumda hayat›n do¤aüstü bir biçimde "yarat›ld›¤›n›" kabul etmek gerekir. Bu gerçek, en temel amac› yarat›l›fl› reddetmek olan evrim teorisini aç›kça geçersiz k›lmaktad›r. Evrimin Hayali Mekanizmalar› Darwin'in teorisini geçersiz k›lan ikinci büyük nokta, teorinin "evrim mekanizmalar›" olarak öne sürdü¤ü iki kavram›n da gerçekte hiçbir evrimlefltirici güce sahip olmad›¤›n›n anlafl›lm›fl olmas›d›r. Darwin, ortaya att›¤› evrim iddias›n› tamamen "do¤al seleksiyon" mekanizmas›na ba¤lam›flt›. Bu mekanizmaya verdi¤i önem, kitab›n›n isminden de aç›kça anlafl›l›yordu: Türlerin Kökeni, Do¤al Seleksiyon Yoluyla... Do¤al seleksiyon, do¤al seçme demektir. Do¤adaki yaflam mücadelesi içinde, do¤al flartlara uygun ve güçlü canl›lar›n hayatta kalaca¤› düflüncesine dayan›r. Örne¤in y›rt›c› hayvanlar taraf›ndan tehdit edilen bir geyik sürüsünde, daha h›zl› koflabilen geyikler hayatta kalacakt›r. Böylece geyik sürüsü, h›zl› ve 108


Harun Yahya (Adnan Oktar)

güçlü bireylerden oluflacakt›r. Ama elbette bu mekanizma, geyikleri evrimlefltirmez, onlar› baflka bir canl› türüne, örne¤in atlara dönüfltürmez. Dolay›s›yla do¤al seleksiyon mekanizmas› hiçbir evrimlefltirici güce sahip de¤ildir. Darwin de bu gerçe¤in fark›ndayd› ve Türlerin Kökeni adl› kitab›nda "Faydal› de¤ifliklikler oluflmad›¤› sürece do¤al seleksiyon hiçbir fley yapamaz" demek zorunda kalm›flt›. (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189) Lamarck'›n Etkisi Peki bu "faydal› de¤ifliklikler" nas›l oluflabilirdi? Darwin, kendi döneminin ilkel bilim anlay›fl› içinde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çal›flm›flt›. Darwin'den önce yaflam›fl olan Frans›z biyolog Lamarck'a göre, canl›lar yaflamlar› s›ras›nda geçirdikleri fiziksel de¤ifliklikleri sonraki nesle aktar›yorlar, nesilden nesile biriken bu özellikler sonucunda yeni türler ortaya ç›k›yordu. Örne¤in Lamarck'a göre zürafalar ceylanlardan türemifllerdi, yüksek a¤açlar›n yapraklar›n› yemek için çabalarken nesilden nesile boyunlar› uzam›flt›. Darwin de benzeri örnekler vermifl, örne¤in Türlerin Kökeni adl› kitab›nda, yiyecek bulmak için suya giren baz› ay›lar›n zamanla balinalara dönüfltü¤ünü iddia etmiflti. (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184) Ama Mendel'in keflfetti¤i ve 20.yüzy›lda geliflen genetik bilimiyle kesinleflen kal›t›m kanunlar›, kazan›lm›fl özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas› efsanesini kesin olarak y›kt›. Böylece do¤al seleksiyon "tek bafl›na" ve dolay›s›yla tümüyle etkisiz bir 109


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

mekanizma olarak kalm›fl oluyordu. Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar Darwinistler ise bu duruma bir çözüm bulabilmek için 1930'lar›n sonlar›nda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yayg›n ismiyle neo-Darwinizm'i ortaya att›lar. Neo-Darwinizm, do¤al seleksiyonun yan›na "faydal› de¤ifliklik sebebi" olarak mutasyonlar›, yani canl›lar›n genlerinde radyasyon gibi d›fl etkiler ya da kopyalama hatalar› sonucunda oluflan bozulmalar› ekledi. Bugün de hala dünyada evrim ad›na geçerlili¤ini koruyan model neo-Darwinizm'dir. Teori, yeryüzünde bulunan milyonlarca canl› türünün, bu canl›lar›n, kulak, göz, akci¤er, kanat gibi say›s›z kompleks organlar›n›n "mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayal› bir süreç sonucunda olufltu¤unu iddia etmektedir. Ama teoriyi çaresiz b›rakan aç›k bir bilimsel gerçek vard›r: Mutasyonlar canl›lar› gelifltirmezler, aksine her zaman için canl›lara zarar verirler. Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene sahiptir. Bu molekül üzerinde oluflan herhangi rastgele bir etki ancak zarar verir. Amerikal› genetikçi B. G. Ranganathan bunu flöyle aç›klar: Mutasyonlar küçük, rasgele ve zararl›d›rlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonlar›n evrimsel bir geliflme meydana getiremeyece¤ini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleflmifl bir organizmada meydana gelebilecek rastlant›sal bir de¤iflim, ya etkisiz olacakt›r ya da zararl›. Bir kol saatinde meydana gelecek rasgele bir de¤iflim kol saatini gelifltirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi 110


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ihtimalle etkisiz olacakt›r. Bir deprem bir flehri gelifltirmez, ona y›k›m getirir. (B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988.)

Nitekim bugüne kadar hiçbir yararl›, yani genetik bilgiyi gelifltiren mutasyon örne¤i gözlemlenmedi. Tüm mutasyonlar›n zararl› oldu¤u görüldü. Anlafl›ld› ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmas›" olarak gösterdi¤i mutasyonlar, gerçekte canl›lar› sadece tahrip eden, sakat b›rakan genetik olaylard›r. (‹nsanlarda mutasyonun en s›k görülen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmas›" olamaz. Do¤al seleksiyon ise, Darwin'in de kabul etti¤i gibi, "tek bafl›na hiçbir fley yapamaz." Bu gerçek bizlere do¤ada hiçbir "evrim mekanizmas›" olmad›¤›n› göstermektedir. Evrim mekanizmas› olmad›¤›na göre de, evrim denen hayali süreç yaflanm›fl olamaz. Fosil Kay›tlar›: Ara Formlardan Eser Yok Evrim teorisinin iddia etti¤i senaryonun yaflanmam›fl oldu¤unun en aç›k göstergesi ise fosil kay›tlar›d›r. Evrim teorisine göre bütün canl›lar birbirlerinden türemifllerdir. Önceden var olan bir canl› türü, zamanla bir di¤erine dönüflmüfl ve bütün türler bu flekilde ortaya ç›km›fllard›r. Teoriye göre bu dönüflüm yüz milyonlarca y›l süren uzun bir zaman dilimini kapsam›fl ve kademe kademe ilerlemifltir. Bu durumda, iddia edilen uzun dönüflüm süreci içinde say›s›z "ara türler"in oluflmufl ve yaflam›fl olmalar› gerekir. Örne¤in geçmiflte, bal›k özelliklerini tafl›malar›na ra¤men, bir yandan da baz› sürüngen özellikleri kazanm›fl olan yar› bal›kyar› sürüngen canl›lar yaflam›fl olmal›d›r. Ya da sürüngen özel111


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

liklerini tafl›rken, bir yandan da baz› kufl özellikleri kazanm›fl sürüngen-kufllar ortaya ç›km›fl olmal›d›r. Bunlar, bir geçifl sürecinde olduklar› için de, sakat, eksik, kusurlu canl›lar olmal›d›r. Evrimciler geçmiflte yaflam›fl olduklar›na inand›klar› bu teorik yarat›klara "ara-geçifl formu" ad›n› verirler. E¤er gerçekten bu tür canl›lar geçmiflte yaflam›fllarsa bunlar›n say›lar›n›n ve çeflitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmas› gerekir. Ve bu ucube canl›lar›n kal›nt›lar›na mutlaka fosil kay›tlar›nda rastlanmas› gerekir. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bunu flöyle aç›klam›flt›r: E¤er teorim do¤ruysa, türleri birbirine ba¤layan say›s›z ara-geçifl çeflitleri mutlaka yaflam›fl olmal›d›r... Bunlar›n yaflam›fl olduklar›n›n kan›tlar› da sadece fosil kal›nt›lar› aras›nda bulunabilir. (Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179)

Darwin'in Y›k›lan Umutlar› Ancak 19. yüzy›l›n ortas›ndan bu yana dünyan›n dört bir yan›nda hummal› fosil araflt›rmalar› yap›ld›¤› halde bu ara geçifl formlar›na rastlanamam›flt›r. Yap›lan kaz›larda ve araflt›rmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canl›lar›n yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermifltir. Ünlü ‹ngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmas›na karfl›n bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Sorunumuz fludur: Fosil kay›tlar›n› detayl› olarak inceledi¤imizde, türler ya da s›n›flar seviyesinde olsun, sürekli olarak ayn› gerçekle karfl›lafl›r›z; kademeli evrimle geliflen de¤il, aniden yeryüzünde 112


Harun Yahya (Adnan Oktar)

oluflan gruplar görürüz. (Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, c. 87, 1976, s. 133)

Yani fosil kay›tlar›nda, tüm canl› türleri, aralar›nda hiçbir geçifl formu olmadan eksiksiz biçimleriyle aniden ortaya ç›kmaktad›rlar. Bu, Darwin'in öngörülerinin tam aksidir. Dahas›, bu canl› türlerinin yarat›ld›klar›n› gösteren çok güçlü bir delildir. Çünkü bir canl› türünün, kendisinden evrimleflti¤i hiçbir atas› olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya ç›kmas›n›n tek aç›klamas›, o türün yarat›lm›fl olmas›d›r. Bu gerçek, ünlü evrimci biyolog Douglas Futuyma taraf›ndan da kabul edilir: Yarat›l›fl ve evrim, yaflayan canl›lar›n kökeni hakk›nda yap›labilecek yegane iki aç›klamad›r. Canl›lar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya ç›km›fllard›r ya da böyle olmam›flt›r. E¤er böyle olmad›ysa, bir de¤iflim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan baz› canl› türlerinden evrimleflerek meydana gelmifl olmal›d›rlar. Ama e¤er eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›km›fllarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir ak›l taraf›ndan yarat›lm›fl olmalar› gerekir. (Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197)

Fosiller ise, canl›lar›n yeryüzünde eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermektedir. Yani "türlerin kökeni", Darwin'in sand›¤›n›n aksine, evrim de¤il yarat›l›flt›r. ‹nsan›n Evrimi Masal› Evrim teorisini savunanlar›n en çok gündeme getirdikleri konu, insan›n kökeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugün yaflayan modern insan›n maymunsu birtak›m yarat›klar-

113


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

dan geldi¤ini varsayar. 4-5 milyon y›l önce bafllad›¤› varsay›lan bu süreçte, modern insan ile atalar› aras›nda baz› "ara form"lar›n yaflad›¤› iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel "kategori" say›l›r: 1- Australopithecus 2- Homo habilis 3- Homo erectus 4- Homo sapiens Evrimciler, insanlar›n sözde ilk maymunsu atalar›na "güney maymunu" anlam›na gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canl›lar gerçekte soyu tükenmifl bir maymun türünden baflka bir fley de¤ildir. Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi ‹ngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin Australopithecus örnekleri üzerinde yapt›klar› çok genifl kapsaml› çal›flmalar, bu canl›lar›n sadece soyu tükenmifl bir maymun türüne ait olduklar›n› ve insanlarla hiçbir benzerlik tafl›mad›klar›n› göstermifltir. (Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, c. 258, s. 389) Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhas›n› da, "homo" yani insan olarak s›n›fland›r›rlar. ‹ddiaya göre homo serisindeki canl›lar, Australopithecuslar'dan daha geliflmifllerdir. Evrimciler, bu farkl› canl›lara ait fosilleri ard› ard›na dizerek hayali bir evrim flemas› olufltururlar. Bu flema hayalidir, çünkü gerçekte bu farkl› s›n›flar›n aras›nda evrimsel bir iliflki oldu¤u asla ispatlanamam›flt›r. Evrim teorisinin 20. yüzy›ldaki en önemli savunucular›ndan biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens'e uzanan zincir gerçekte kay›pt›r" diyerek bunu kabul eder. (J. Rennie,

114


Harun Yahya (Adnan Oktar)

"Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Aral›k 1992) Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens" s›ralamas›n› yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atas› oldu¤u izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlar›n son bulgular›, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'n›n farkl› bölgelerinde ayn› dönemlerde yaflad›klar›n› göstermektedir. (Alan Walker, Science, c. 207, 1980, s. 1103; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1. bask›, New York: J. B. Lipincott Co., 1970, s. 221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, c. 3, Cambridge: Cambridge University Press, 1971, s. 272) Dahas› Homo erectus s›n›flamas›na ait insanlar›n bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaflam›fllar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile ayn› ortamda yan yana bulunmufllard›r. (Time, Kas›m 1996) Bu ise elbette bu s›n›flar›n birbirlerinin atalar› olduklar› iddias›n›n geçersizli¤ini aç›kça ortaya koymaktad›r. Harvard Üniversitesi paleontologlar›ndan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmas›na karfl›n, Darwinist teorinin içine girdi¤i bu ç›kmaz› flöyle aç›klar: E¤er birbiri ile paralel bir biçimde yaflayan üç farkl› hominid (insan›ms›) çizgisi varsa, o halde bizim soy a¤ac›m›za ne oldu? Aç›kt›r ki, bunlar›n biri di¤erinden gelmifl olamaz. Dahas›, biri di¤eriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda evrimsel bir geliflme trendi göstermemektedirler. (S. J. Gould, Natural History, c. 85, 1976, s. 30)

K›sacas›, medyada ya da ders kitaplar›nda yer alan hayali birtak›m "yar› maymun, yar› insan" canl›lar›n çizimleriyle, yani s›rf propaganda yoluyla ayakta tutulmaya çal›fl›lan insan›n evrimi

115


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

senaryosu, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir. Bu konuyu uzun y›llar inceleyen, özellikle Australopithecus fosilleri üzerinde 15 y›l araflt›rma yapan ‹ngiltere'nin en ünlü ve sayg›n bilim adamlar›ndan Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmas›na ra¤men, ortada maymunsu canl›lardan insana uzanan gerçek bir soy a¤ac› olmad›¤› sonucuna varm›flt›r. Zuckerman bir de ilginç bir "bilim skalas›" yapm›flt›r. Bilimsel olarak kabul etti¤i bilgi dallar›ndan, bilim d›fl› olarak kabul etti¤i bilgi dallar›na kadar bir yelpaze oluflturmufltur. Zuckerman'›n bu tablosuna göre en "bilimsel" -yani somut verilere dayanan- bilgi dallar› kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim d›fl›" say›lan k›s›mda ise, Zuckerman'a göre, telepati, alt›nc› his gibi "duyum ötesi alg›lama" kavramlar› ve bir de "insan›n evrimi" vard›r! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu flöyle aç›klar: Objektif gerçekli¤in alan›ndan ç›k›p da, biyolojik bilim olarak varsay›lan bu alanlara -yani duyum ötesi alg›lamaya ve insan›n fosil tarihinin yorumlanmas›na- girdi¤imizde, evrim teorisine inanan bir kimse için herfleyin mümkün oldu¤unu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çeliflkili baz› yarg›lar› ayn› anda kabul etmeleri bile mümkündür. (Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 19)

‹flte insan›n evrimi masal› da, teorilerine körü körüne inanan birtak›m insanlar›n bulduklar› baz› fosilleri ön yarg›l› bir biçimde yorumlamalar›ndan ibarettir.

116


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Darwin Formülü! fiimdiye kadar ele ald›¤›m›z tüm teknik delillerin yan›nda, isterseniz evrimcilerin nas›l saçma bir inan›fla sahip olduklar›n› bir de çocuklar›n bile anlayabilece¤i kadar aç›k bir örnekle özetleyelim. Evrim teorisi canl›l›¤›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedir. Dolay›s›yla bu iddiaya göre cans›z ve fluursuz atomlar biraraya gelerek önce hücreyi oluflturmufllard›r ve sonras›nda ayn› atomlar bir flekilde di¤er canl›lar› ve insan› meydana getirmifllerdir. fiimdi düflünelim; canl›l›¤›n yap›tafl› olan karbon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri biraraya getirdi¤imizde bir y›¤›n oluflur. Bu atom y›¤›n›, hangi ifllemden geçirilirse geçirilsin, tek bir canl› oluflturamaz. ‹sterseniz bu konuda bir "deney" tasarlayal›m ve evrimcilerin asl›nda savunduklar›, ama yüksek sesle dile getiremedikleri iddiay› onlar ad›na "Darwin Formülü" ad›yla inceleyelim: Evrimciler, çok say›da büyük varilin içine canl›l›¤›n yap›s›nda bulunan fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal flartlarda bulunmayan ancak bu kar›fl›m›n içinde bulunmas›n› gerekli gördükleri malzemeleri de bu varillere eklesinler. Kar›fl›mlar›n içine, istedikleri kadar amino asit, istedikleri kadar da (bir tekinin bile rastlant›sal oluflma ihtimali 10-950 olan) protein doldursunlar. Bu kar›fl›mlara istedikleri oranda ›s› ve nem versinler. Bunlar› istedikleri geliflmifl cihazlarla kar›flt›rs›nlar. Varillerin bafl›na da dünyan›n önde gelen bilim adamlar›n› koysunlar. Bu uzmanlar babadan o¤ula, kuflaktan kufla¤a aktararak nöbetlefle milyarlarca, hatta trilyonlarca sene sürekli varillerin bafl›n-

117


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

da beklesinler. Bir canl›n›n oluflmas› için hangi flartlar›n var olmas› gerekti¤ine inan›l›yorsa hepserbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yaps›nlar o varillerden kesinlikle bir canl› ç›kartamazlar. Zürafalar›, aslanlar›, ar›lar›, kanaryalar›, bülbülleri, papa¤anlar›, atlar›, yunuslar›, gülleri, orkideleri, zambaklar›, karanfilleri, muzlar›, portakallar›, elmalar›, hurmalar›, domatesleri, kavunlar›, karpuzlar›, incirleri, zeytinleri, üzümleri, fleftalileri, tavus kufllar›n›, sülünleri, renk renk kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canl› türünden hiçbirini oluflturamazlar. De¤il burada birkaç›n› sayd›¤›m›z bu canl› varl›klar›, bunlar›n tek bir hücresini bile elde edemezler. K›sacas›, bilinçsiz atomlar biraraya gelerek hücreyi oluflturamazlar. Sonra yeni bir karar vererek bir hücreyi ikiye bölüp, sonra art arda baflka kararlar al›p, elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hücre yap›s›n› bu mikroskop alt›nda izleyen profesörleri oluflturamazlar. Madde, ancak Allah'›n üstün yaratmas›yla hayat bulur. Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen ayk›r› bir safsatad›r. Evrimcilerin ortaya att›¤› iddialar üzerinde biraz bile düflünmek, üstteki örnekte oldu¤u gibi, bu gerçe¤i aç›kça gösterir. Göz ve Kulaktaki Teknoloji Evrim teorisinin kesinlikle aç›klama getiremeyece¤i bir di¤er konu ise göz ve kulaktaki üstün alg›lama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "Nas›l görürüz?" sorusuna k›saca cevap verelim. Bir cisimden gelen ›fl›nlar, gözde retinaya ters olarak düfler. Bu ›fl›nlar, buradaki hücreler taraf›ndan elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve beynin arka k›sm›ndaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulafl›r. Bu elekt118


Harun Yahya (Adnan Oktar)

rik sinyalleri bir dizi ifllemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak alg›lan›r. Bu bilgiden sonra flimdi düflünelim: Beyin ›fl›¤a kapal›d›r. Yani beynin içi kapkaranl›kt›r, ›fl›k beynin bulundu¤u yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranl›k, ›fl›¤›n asla ulaflmad›¤›, belki de hiç karfl›laflmad›¤›n›z kadar karanl›k bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanl›kta ›fl›kl›, p›r›l p›r›l bir dünyay› seyretmektesiniz. Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki 21. yüzy›l teknolojisi bile her türlü imkana ra¤men bu netli¤i sa¤layamam›flt›r. Örne¤in flu anda okudu¤unuz kitaba, kitab› tutan ellerinize bak›n, sonra bafl›n›z› kald›r›n ve çevrenize bak›n. fiu anda gördü¤ünüz netlik ve kalitedeki bu görüntüyü baflka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyan›n bir numaral› televizyon flirketinin üretti¤i en geliflmifl televizyon ekran› dahi veremez. 100 y›ld›r binlerce mühendis bu netli¤e ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, araflt›rmalar yap›lmakta, planlar ve tasar›mlar gelifltirilmektedir. Yine bir TV ekran›na bak›n, bir de flu anda elinizde tuttu¤unuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite fark› oldu¤unu göreceksiniz. Üstelik, TV ekran› size iki boyutlu bir görüntü gösterir, oysa siz üç boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. Uzun y›llard›r on binlerce mühendis üç boyutlu TV yapmaya, gözün görme kalitesine ulaflmaya çal›flmaktad›rlar. Evet, üç boyutlu bir televizyon sistemi yapabildiler ama onu da gözlük takmadan üç boyutlu görmek mümkün de¤il, kald› ki bu suni bir üç boyuttur. Arka taraf daha bulan›k, ön taraf ise ka¤›ttan dekor gibi durur. Hiçbir zaman gözün gördü¤ü kadar net ve kaliteli bir görüntü oluflmaz. Kamerada da, televizyonda da 119


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

mutlaka görüntü kayb› meydana gelir. ‹flte evrimciler, bu kaliteli ve net görüntüyü oluflturan mekanizman›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedirler. fiimdi biri size, odan›zda duran televizyon tesadüfler sonucunda olufltu, atomlar biraraya geldi ve bu görüntü oluflturan aleti meydana getirdi dese ne düflünürsünüz? Binlerce kiflinin biraraya gelip yapamad›¤›n› fluursuz atomlar nas›l yaps›n? Gözün gördü¤ünden daha ilkel olan bir görüntüyü oluflturan alet tesadüfen oluflam›yorsa, gözün ve gözün gördü¤ü görüntünün de tesadüfen oluflamayaca¤› çok aç›kt›r. Ayn› durum kulak için de geçerlidir. D›fl kulak, çevredeki sesleri kulak kepçesi vas›tas›yla toplay›p orta kula¤a iletir; orta kulak ald›¤› ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula¤a aktar›r; iç kulak da bu titreflimleri elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Aynen görmede oldu¤u gibi duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Gözdeki durum kulak için de geçerlidir, yani beyin, ›fl›k gibi sese de kapal›d›r, ses geçirmez. Dolay›s›yla d›flar›s› ne kadar gürültülü de olsa beynin içi tamamen sessizdir. Buna ra¤men en net sesler beyinde alg›lan›r. Ses geçirmeyen beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z. Ama o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada keskin bir sessizli¤in hakim oldu¤u görülecektir. Net bir görüntü elde edebilmek ümidiyle teknoloji nas›l kullan›l›yorsa, ses için de ayn› çabalar onlarca y›ld›r sürdürülmektedir. Ses kay›t cihazlar›, müzik setleri, birçok elektronik alet, sesi alg›layan müzik sistemleri bu çal›flmalardan baz›lar›d›r. Ancak, tüm teknolojiye, bu teknolojide çal›flan binlerce mühendi120


Harun Yahya (Adnan Oktar)

se ve uzmana ra¤men kula¤›n oluflturdu¤u netlik ve kalitede bir sese ulafl›lamam›flt›r. En büyük müzik sistemi flirketinin üretti¤i en kaliteli müzik setini düflünün. Sesi kaydetti¤inde mutlaka sesin bir k›sm› kaybolur veya az da olsa mutlaka parazit oluflur veya müzik setini açt›¤›n›zda daha müzik bafllamadan bir c›z›rt› mutlaka duyars›n›z. Ancak insan vücudundaki teknolojinin ürünü olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kula¤›, hiçbir zaman müzik setinde oldu¤u gibi c›z›rt›l› veya parazitli alg›lamaz; ses ne ise tam ve net bir biçimde onu alg›lar. Bu durum, insan yarat›ld›¤› günden bu yana böyledir. fiimdiye kadar insano¤lunun yapt›¤› hiçbir görüntü ve ses cihaz›, göz ve kulak kadar hassas ve baflar›l› birer alg›lay›c› olamam›flt›r. Ancak görme ve iflitme olay›nda, tüm bunlar›n ötesinde, çok büyük bir gerçek daha vard›r. Beynin ‹çinde Gören ve Duyan fiuur Kime Aittir? Beynin içinde, ›fl›l ›fl›l renkli bir dünyay› seyreden, senfonileri, kufllar›n c›v›lt›lar›n› dinleyen, gülü koklayan kimdir? ‹nsan›n gözlerinden, kulaklar›ndan, burnundan gelen uyar›lar, elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplar›nda bu görüntünün beyinde nas›l olufltu¤una dair birçok detay okursunuz. Ancak, bu konu hakk›ndaki en önemli gerçe¤e hiçbir yerde rastlayamazs›n›z: Beyinde, bu elektrik sinyallerini görüntü, ses, koku ve his olarak alg›layan kimdir? Beynin içinde göze, kula¤a, burna ihtiyaç duymadan tüm bunlar› alg›layan bir fluur bulunmaktad›r. Bu fluur kime aittir? Elbette bu fluur beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas› ve sinir hücrelerine ait de¤ildir. ‹flte bu yüzden, herfleyin maddeden 121


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

ibaret oldu¤unu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hiçbir cevap verememektedirler. Çünkü bu fluur, Allah'›n yaratm›fl oldu¤u ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu aç›k ve ilmi gerçe¤i okuyan her insan›n, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran Yüce Allah'› düflünüp, O'ndan korkup, O'na s›¤›nmas› gerekir. Materyalist Bir ‹nanç Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla aç›kça çeliflen bir iddia oldu¤unu göstermektedir. Teorinin hayat›n kökeni hakk›ndaki iddias› bilime ayk›r›d›r, öne sürdü¤ü evrim mekanizmalar›n›n hiçbir evrimlefltirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdi¤i ara formlar›n yaflamad›klar›n› göstermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ayk›r› bir düflünce olarak bir kenara at›lmas› gerekir. Nitekim tarih boyunca dünya merkezli evren modeli gibi pek çok düflünce, bilimin gündeminden ç›kar›lm›flt›r. Ama evrim teorisi ›srarla bilimin gündeminde tutulmaktad›r. Hatta baz› insanlar teorinin elefltirilmesini "bilime sald›r›" olarak göstermeye bile çal›flmaktad›rlar. Peki neden?.. Bu durumun nedeni, evrim teorisinin baz› çevreler için, kendisinden asla vazgeçilemeyecek dogmatik bir inan›fl olufludur. Bu çevreler, materyalist felsefeye körü körüne ba¤l›d›rlar ve Darwinizm'i de do¤aya getirilebilecek yegane materyalist aç›klama oldu¤u için benimsemektedirler. 122


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Bazen bunu aç›kça itiraf da ederler. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve ayn› zamanda önde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adam›" oldu¤unu flöyle itiraf etmektedir: Bizim materyalizme bir inanc›m›z var, 'a priori' (önceden kabul edilmifl, do¤ru varsay›lm›fl) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir aç›klama getirmeye zorlayan fley, bilimin yöntemleri ve kurallar› de¤il. Aksine, materyalizme olan 'a priori' ba¤l›l›¤›m›z nedeniyle, dünyaya materyalist bir aç›klama getiren araflt›rma yöntemlerini ve kavramlar› kurguluyoruz. Materyalizm mutlak do¤ru oldu¤una göre de, ‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmesine izin veremeyiz. (Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, s. 28)

Bu sözler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye ba¤l›l›k u¤runa yaflat›lan bir dogma oldu¤unun aç›k ifadeleridir. Bu dogma, maddeden baflka hiçbir varl›k olmad›¤›n› varsayar. Bu nedenle de cans›z, bilinçsiz maddenin, hayat› yaratt›¤›na inan›r. Milyonlarca farkl› canl› türünün; örne¤in kufllar›n, bal›klar›n, zürafalar›n, kaplanlar›n, böceklerin, a¤açlar›n, çiçeklerin, balinalar›n ve insanlar›n maddenin kendi içindeki etkileflimlerle, yani ya¤an ya¤murla, çakan flimflekle, cans›z maddenin içinden olufltu¤unu kabul eder. Gerçekte ise bu, hem akla hem bilime ayk›r› bir kabuldür. Ama Darwinistler kendi deyimleriyle "‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmemesi" için, bu kabulü savunmaya devam etmektedirler. Canl›lar›n kökenine materyalist bir ön yarg› ile bakmayan insanlar ise, flu aç›k gerçe¤i göreceklerdir: Tüm canl›lar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yarat›c›n›n eseridirler. Yarat›c›, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde dü123


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

zenleyen ve tüm canl›lar› yarat›p flekillendiren Allah't›r. Evrim Teorisi Dünya Tarihinin En Etkili Büyüsüdür Burada flunu da belirtmek gerekir ki, ön yarg›s›z, hiçbir ideolojinin etkisi alt›nda kalmadan, sadece akl›n› ve mant›¤›n› kullanan her insan, bilim ve medeniyetten uzak toplumlar›n hurafelerini and›ran evrim teorisinin inan›lmas› imkans›z bir iddia oldu¤unu kolayl›kla anlayacakt›r. Yukar›da da belirtildi¤i gibi, evrim teorisine inananlar, büyük bir varilin içine birçok atomu, molekülü, cans›z maddeyi dolduran ve bunlar›n kar›fl›m›ndan zaman içinde düflünen, akleden, bulufllar yapan profesörlerin, üniversite ö¤rencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamlar›n›n, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatç›lar›n, bunun yan› s›ra ceylanlar›n, limon a¤açlar›n›n, karanfillerin ç›kaca¤›na inanmaktad›rlar. Üstelik, bu saçma iddiaya inananlar bilim adamlar›, profesörler, kültürlü, e¤itimli insanlard›r. Bu nedenle evrim teorisi için "dünya tarihinin en büyük ve en etkili büyüsü" ifadesini kullanmak yerinde olacakt›r. Çünkü, dünya tarihinde insanlar›n bu derece akl›n› bafl›ndan alan, ak›l ve mant›kla düflünmelerine imkan tan›mayan, gözlerinin önüne sanki bir perde çekip çok aç›k olan gerçekleri görmelerine engel olan bir baflka inanç veya iddia daha yoktur. Bu, Afrikal› baz› kabilelerin totemlere, Sebe halk›n›n Günefl'e tapmas›ndan, Hz. ‹brahim'in kavminin elleri ile yapt›klar› putlara, Hz. Musa'n›n kavminin alt›ndan yapt›klar› buza¤›ya tapmalar›ndan çok daha vahim ve ak›l almaz bir körlüktür. Gerçekte bu durum, Allah'›n Kuran'da iflaret etti¤i bir ak›ls›zl›kt›r. Allah, 124


Harun Yahya (Adnan Oktar)

baz› insanlar›n anlay›fllar›n›n kapanaca¤›n› ve gerçekleri görmekten aciz duruma düfleceklerini birçok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: fiüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah, onlar›n kalplerini ve kulaklar›n› mühürlemifltir; gözlerinin üzerinde perdeler vard›r. Ve büyük azab onlarad›r. (Bakara Suresi, 6-7) … Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179)

Allah Hicr Suresi'nde ise, bu insanlar›n mucizeler görseler bile inanmayacak kadar büyülendiklerini flöyle bildirmektedir: Onlar›n üzerlerine gökyüzünden bir kap› açsak, ordan yukar› yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmifl bir toplulu¤uz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15)

Bu kadar genifl bir kitlenin üzerinde bu büyünün etkili olmas›, insanlar›n gerçeklerden bu kadar uzak tutulmalar› ve 150 y›ld›r bu büyünün bozulmamas› ise, kelimelerle anlat›lamayacak kadar hayret verici bir durumdur. Çünkü, bir veya birkaç insan›n imkans›z senaryolara, saçmal›k ve mant›ks›zl›klarla dolu iddialara inanmalar› anlafl›labilir. Ancak dünyan›n dört bir yan›ndaki insanlar›n, fluursuz ve cans›z atomlar›n ani bir kararla biraraya gelip; ola¤anüstü bir organizasyon, disiplin, ak›l ve fluur gösterip kusursuz bir sistemle iflleyen evreni, canl›l›k için uygun olan her türlü özelli¤e sahip olan Dünya gezegenini ve say›s›z kompleks sistemle donat›lm›fl canl›lar› meydana getirdi¤ine inanmas›n›n, "büyü"den baflka bir aç›klamas› yoktur. 125


KURAN'DA SABRIN ÖNEM‹

Nitekim, Allah Kuran'da, inkarc› felsefenin savunucusu olan baz› kimselerin, yapt›klar› büyülerle insanlar› etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun aras›nda geçen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini anlatt›¤›nda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin büyücüleri" ile insanlar›n topland›¤› bir yerde karfl›laflmas›n› söyler. Hz. Musa, büyücülerle karfl›laflt›¤›nda, büyücülere önce onlar›n marifetlerini sergilemelerini emreder. Bu olay›n anlat›ld›¤› ayet flöyledir: (Musa:) "Siz at›n" dedi. (Asalar›n›) at›verince, insanlar›n gözlerini büyüleyiverdiler, onlar› dehflete düflürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmifl oldular. (Araf Suresi, 116)

Görüldü¤ü gibi Firavun'un büyücüleri yapt›klar› "aldatmacalar"la -Hz. Musa ve ona inananlar d›fl›nda- insanlar›n hepsini büyüleyebilmifllerdir. Ancak, onlar›n att›klar›na karfl›l›k Hz. Musa'n›n ortaya koydu¤u delil, onlar›n bu büyüsünü, Kuran'daki ifadeyle "uydurduklar›n› yutmufl" yani etkisiz k›lm›flt›r: Biz de Musa'ya: "Asan› f›rlat›ver" diye vahyettik. (O da f›rlat›verince) bir de bakt›lar ki, o bütün uydurduklar›n› derleyip-toparlay›p yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onlar›n bütün yapmakta olduklar› geçersiz kald›. Orada yenilmifl oldular ve küçük düflmüfller olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)

Ayetlerde de bildirildi¤i gibi, daha önce insanlar› büyüleyerek etkileyen bu kiflilerin yapt›klar›n›n bir sahtekarl›k oldu¤unun anlafl›lmas› ile, söz konusu insanlar küçük düflmüfllerdir. Günümüzde de bir büyünün etkisiyle, bilimsellik k›l›f› alt›nda son derece saçma iddialara inanan ve bunlar› savunmaya hayat126


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lar›n› adayanlar, e¤er bu iddialardan vazgeçmezlerse gerçekler tam anlam›yla a盤a ç›kt›¤›nda ve "büyü bozuldu¤unda" küçük duruma düfleceklerdir. Nitekim, yaklafl›k 60 yafl›na kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gerçekleri gören Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yak›n gelecekte düflece¤i durumu flöyle aç›klamaktad›r: Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uyguland›¤› alanlarda, gelece¤in tarih kitaplar›ndaki en büyük espri malzemelerinden biri olaca¤›na ikna oldum. Gelecek kuflak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inan›lmaz bir safl›kla kabul edilmesini hayretle karfl›layacakt›r. (Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s.43)

Bu gelecek, uzakta de¤ildir aksine çok yak›n bir gelecekte insanlar "tesadüfler"in ilah olamayacaklar›n› anlayacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacas› ve en fliddetli büyüsü olarak tan›mlanacakt›r. Bu fliddetli büyü, büyük bir h›zla dünyan›n dört bir yan›nda insanlar›n üzerinden kalkmaya bafllam›flt›r. Art›k evrim aldatmacas›n›n s›rr›n› ö¤renen birçok insan, bu aldatmacaya nas›l kand›¤›n› hayret ve flaflk›nl›kla düflünmektedir.

127


Dediler ki: "Sen Yücesin, bize ö¤retti¤inden baflka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herfleyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olans›n." (Bakara Suresi, 32)

128

Kuran'da Sabrın Önemi  

Allah'ın Kuran'da emrettiği güzel ahlak özelliklerinden biri "sabır"dır. Ancak Allah’ın bildirdiği sabır, günlük hayatta pek çoğumuzun şahit...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you