Issuu on Google+


Yazar ve Eserleri Hakk›nda Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 y›l›nda Ankara'da do¤du. ‹lk, orta ve lise ö¤renimini Ankara'da tamamlad›. Daha sonra ‹stanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve ‹stanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde ö¤renim gördü. 1980'li y›llardan bu yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser haz›rlad›. Bunlar›n yan› s›ra, yazar›n evrimcilerin sahtekarl›klar›n›, iddialar›n›n geçersizli¤ini ve Darwinizm'in kanl› ideolojilerle olan karanl›k ba¤lant›lar›n› ortaya koyan çok önemli eserleri bulunmaktad›r. Harun Yahya'n›n eserleri yaklafl›k 30.000 resmin yer ald›¤› toplam 45.000 sayfal›k bir külliyatt›r ve bu külliyat 60 farkl› dile çevrilmifltir. Yazar›n müstear ismi, inkarc› düflünceye karfl› mücadele eden iki peygamberin hat›ralar›na hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluflturulmufltur. Yazar taraf›ndan kitaplar›n kapa¤›nda Resulullah'›n mührünün kullan›lm›fl olmas›n›n sembolik anlam› ise, kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran› Kerim'in Allah'›n son kitab› ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmas›n› remzetmektedir. Yazar da, yay›nlad›¤› tüm çal›flmalar›nda, Kuran'› ve Resulullah'›n sünnetini kendine rehber edinmifltir. Bu suretle, inkarc› düflünce sistemlerinin tüm temel iddialar›n› tek tek çürütmeyi ve dine karfl› yöneltilen itirazlar› tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'›n mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duas› olarak kullan›lm›flt›r. Yazar›n tüm çal›flmalar›ndaki ortak hedef, Kuran'›n tebli¤ini dünyaya ulaflt›rmak, böylelikle insanlar› Allah'›n varl›¤›, birli¤i ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düflünmeye sevk etmek ve inkarc› sistemlerin çürük temellerini ve sapk›n uygulamalar›n› gözler önüne sermektir. Nitekim Harun Yahya'n›n eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, ‹ngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, ‹spanya'dan Brezil-


ya'ya, Malezya'dan ‹talya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyan›n daha pek çok ülkesinde be¤eniyle okunmaktad›r. ‹ngilizce, Frans›zca, Almanca, ‹talyanca, ‹spanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boflnakça, Uygurca, Endonezyaca, Malayca, Bengoli, S›rpça, Bulgarca, Çince, Kishwahili (Tanzanya'da kullan›l›yor), Hausa (Afrika'da yayg›n olarak kullan›l›yor), Dhivelhi (Mauritus'ta kullan›l›yor), Danimarkaca ve ‹sveçce gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurt d›fl›nda genifl bir okuyucu kitlesi taraf›ndan takip edilmektedir. Dünyan›n dört bir yan›nda ola¤anüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insan›n iman etmesine, pek ço¤unun da iman›nda derinleflmesine vesile olmaktad›r. Kitaplar› okuyan, inceleyen her kifli, bu eserlerdeki hikmetli, özlü, kolay anlafl›l›r ve samimi üslubun, ak›lc› ve ilmi yaklafl›m›n fark›na varmaktad›r. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri tafl›maktad›r. Bu eserleri okuyan ve üzerinde ciddi biçimde düflünen insanlar›n, art›k materyalist felsefeyi, ateizmi ve di¤er sapk›n görüfl ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri mümkün de¤ildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklard›r, çünkü fikri dayanaklar› çürütülmüfltür. Ça¤›m›zdaki tüm inkarc› ak›mlar, Harun Yahya Külliyat› karfl›s›nda fikren ma¤lup olmufllard›r. Kuflkusuz bu özellikler, Kuran'›n hikmet ve anlat›m çarp›c›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Yazar›n kendisi bu eserlerden dolay› bir övünme içinde de¤ildir, yaln›zca Allah'›n hidayetine vesile olmaya niyet etmifltir. Ayr›ca bu eserlerin bas›m›nda ve yay›nlanmas›nda herhangi bir maddi kazanç hedeflenmemektedir. Bu gerçekler göz önünde bulunduruldu¤unda, insanlar›n görmediklerini görmelerini sa¤layan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmas›n› teflvik etmenin de, çok önemli bir hizmet oldu¤u ortaya ç›kmaktad›r. Bu de¤erli eserleri tan›tmak yerine, insanlar›n zihinlerini buland›ran, fikri karmafla meydana getiren, kuflku ve tereddütleri da¤›tmada, iman› kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmad›¤› genel tecrübe ile sabit olan kitaplar› yaymak ise, emek ve zaman kayb›na neden olacakt›r. ‹man› kurtarma amac›ndan ziyade, yazar›n›n edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyece¤i aç›kt›r. Bu konuda kuflkusu olanlar varsa, Harun Yahya'n›n eserlerinin tek amac›n›n dinsizli¤i çürütmek ve Kuran ahlak›n› yaymak oldu¤unu, bu hizmetteki etki, baflar› ve samimiyetin aç›kça görüldü¤ünü okuyucular›n genel kanaatinden anlayabilirler. Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaflalar›n, Müslümanlar›n çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizli¤in fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulman›n yolu ise, dinsizli¤in fikren ma¤lup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konmas› ve Kuran ahlak›n›n, insanlar›n kavray›p yaflayabilecekleri flekilde anlat›lmas›d›r. Dünyan›n günden güne daha fazla içine çekilmek istendi¤i zulüm, fesat ve kargafla ortam› dikkate al›nd›¤›nda bu hizmetin elden geldi¤ince h›zl› ve etkili bir biçimde yap›lmas› gerekti¤i aç›kt›r. Aksi halde çok geç kal›nabilir. Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmifl olan Harun Yahya Külliyat›, Allah'›n izniyle, 21. yüzy›lda dünya insanlar›n› Kuran'da tarif edilen huzur ve bar›fla, do¤ruluk ve adalete, güzellik ve mutlulu¤a tafl›maya bir vesile olacakt›r.


OKUYUCUYA •

Bu kitapta ve di¤er çal›flmalar›m›zda evrim teorisinin çöküflüne özel bir yer ayr›lmas›n›n nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtar› felsefenin temelini oluflturmas›d›r. Yarat›l›fl› ve dolay›s›yla Allah'›n varl›¤›n› inkar eden Darwinizm, 140 y›ld›r pek çok insan›n iman›n› kaybetmesine ya da kuflkuya düflmesine neden olmufltur. Dolay›s›yla bu teorinin bir aldatmaca oldu¤unu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlar›m›za ulaflt›r›labilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucular›m›z belki tek bir kitab›m›z› okuma imkan› bulabilir. Bu nedenle her kitab›m›zda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayr›lmas› uygun görülmüfltür.

Belirtilmesi gereken bir di¤er husus, bu kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Yazar›n tüm kitaplar›nda imani konular, Kuran ayetleri do¤rultusunda anlat›lmakta, insanlar Allah'›n ayetlerini ö¤renmeye ve yaflamaya davet edilmektedir. Allah'›n ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyan›n akl›nda hiçbir flüphe veya soru iflareti b›rakmayacak flekilde aç›klanmaktad›r.

Bu anlat›m s›ras›nda kullan›lan samimi, sade ve ak›c› üslup ise kitaplar›n yediden yetmifle herkes taraf›ndan rahatça anlafl›lmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu etkili ve yal›n anlat›m sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktad›r. Dini reddetme konusunda kesin bir tav›r sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlat›lan gerçeklerden etkilenmekte ve anlat›lanlar›n do¤rulu¤unu inkar edememektedirler.

Bu kitap ve yazar›n di¤er eserleri, okuyucular taraf›ndan bizzat okunabilece¤i gibi, karfl›l›kl› bir sohbet ortam› fleklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplar› birarada okumalar›, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmalar› aç›s›ndan yararl› olacakt›r.

Bunun yan›nda, sadece Allah r›zas› için yaz›lm›fl olan bu kitaplar›n tan›nmas›na ve okunmas›na katk›da bulunmak da büyük bir hizmet olacakt›r. Çünkü yazar›n tüm kitaplar›nda ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitaplar›n di¤er insanlar taraf›ndan da okunmas›n›n teflvik edilmesidir.

Kitaplar›n arkas›na yazar›n di¤er eserlerinin tan›t›mlar›n›n eklenmesinin ise önemli sebepleri vard›r. Bu sayede kitab› eline alan kifli, yukar›da söz etti¤imiz özellikleri tafl›yan ve okumaktan hoflland›¤›n› umdu¤umuz bu kitapla ayn› vas›flara sahip daha birçok eser oldu¤unu görecektir. ‹mani ve siyasi konularda yararlanabilece¤i zengin bir kaynak birikiminin bulundu¤una flahit olacakt›r.

Bu eserlerde, di¤er baz› eserlerde görülen, yazar›n flahsi kanaatlerine, flüpheli kaynaklara dayal› izahlara, mukaddesata karfl› gereken adaba ve sayg›ya dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, flüpheci ve ye'se sürükleyen anlat›mlara rastlayamazs›n›z.

Bu kitapta kullan›lan ayetler Ali Bulaç'›n haz›rlad›¤› "Kur'an-› Kerim ve Türkçe Anlam›" isimli mealden al›nm›flt›r. 1. Bask›: Kas›m, 2002 / 2. Bask›: Ocak 2006 / 3. Bask›: Temmuz 2009

ARAfiTIRMA YAYINCILIK Talatpafla Mah. Emirgazi Caddesi ‹brahim Elmas ‹fl Merkezi A Blok Kat 4 Okmeydan› - ‹stanbul Tel: (0 212) 222 00 88 Bask›: Seçil Ofset / 100. Y›l Mahallesi MAS-S‹T Matbaac›lar Sitesi 4. Cadde No: 77 Ba¤c›lar-‹stanbul Tel: (0 212) 629 06 15

w w w. h a r u n y a h y a . o r g - w w w. h a r u n y a h y a . n e t


‹Ç‹NDEK‹LER Girifl: Tesadüf ‹ddialar›n›n Mant›ks›zl›¤›

9

Tesadüfler ‹lah Olamaz, Tüm Varl›klar›n Yarat›c›s› Allah’t›r

15

Evrendeki Kusursuz Düzen Tesadüf ‹ddialar›n› Yalanlamaktad›r

23

Bitkiler Alemindeki Tüm Güzellikler Allah'›n Yaratmas›d›r

57

Do¤adaki Tüm Canl›lar›n Yarat›c›s› Allah't›r

91

‹nsanlar, Allah'›n Ruhundan Üfledi¤i Ak›l ve ‹rade Sahibi Varl›klard›r

119

Teknoloji ve Sanat Alan›ndaki Çal›flmalar, Birer Tasar›m Örne¤idir

141

Sonuç: Tesadüf Teorisinin Büyüsü Kalkmaktad›r

167

Ek Bölüm: Evrim Yan›lg›s›

173


SARKIT KES‹T‹

ACIBAKLA YAPRA⁄INA DÜfiMÜfi YA⁄MUR DAMLASI

DEN‹ZYILDIZI


f

abah kalkt›¤›n›z andan itibaren karfl›laflt›¤›n›z fleyleri flöyle bir düflünün... Bafl›n›z›n alt›na koydu¤unuz yast›k, üzerinize örttü¤ünüz battaniye, sizi uyand›ran çalar saat,

kalkar kalkmaz, temiz hava girmesi için açt›¤›n›z pencere, dolapta as›l› duran k›yafetleriniz, her sabah kalkt›¤›n›zda bakt›¤›n›z ayna, kahvalt›da kulland›¤›n›z çatal-b›çak, d›flar› ç›karken yan›n›za ald›¤›n›z flemsiye, bindi¤iniz asansör, araban›z›n kap›s›n› açmak üzere kulland›¤›n›z anahtar, yoldaki trafik ›fl›klar›, tabelalar, ifl yerindeki masan›zda duran ka¤›t, kalem ve di¤erleri... Kuflkusuz tüm bunlar pek çok kifli taraf›ndan üzerinde düflünülerek, emek ve vakit harcanarak, belli bir amaç gözetilerek karfl›n›za gelmifltir. Bu konuda hiçbir flüpheniz yoktur. Ve hiç kimse bunlar›n sabah kalkt›¤›n›zda tam olmalar› gereken yerde, tesadüf eseri karfl›n›za ç›kt›¤›n› da iddia etmeyecektir. Örne¤in kimse anahtar›n›z›n tesadüf eseri tam araban›z›n kap›s›n› açacak flekilde yontulmufl oldu¤unu ve cebinize de tesadüfen girdi¤ini söylemeyecektir. Ya da yoldaki tabelalar›n tesadüf eseri bulunduklar› yerlere yerleflip ve yine tesadüf eseri saç›lan boyalarla insanlar için bir anlam tafl›yan yaz›lar›n olufltu¤unu iddia etmeyecektir. Ayn› flekilde masan›zda duran ve flekillendirilmifl bir telden baflka bir fley olmayan ataç›n bile oraya tesadüf eseri, tam ka¤›tla-


10

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

r› birarada tutacak flekilde bükülüp kondu¤unu iddia eden kimse de ç›kmayacakt›r. Çünkü bunlar›n her biri, boyutlar›, flekilleri, ifllevleri ve daha pek çok detaylar›yla birer tasar›m örne¤idir. Sizin rahat›n›z için, ihtiyac›n›z› karfl›layacak flekilde, bilgi kullan›larak bilinçli yöntemlerle üretilmifllerdir. Ve her birinin çevrenizde bulunmas›n›n özel bir sebebi, belli bir amac› vard›r. Peki ya yolda yürürken gördü¤ünüz insanlar, yan›ndan geçti¤iniz a¤açlar, önünüze ç›kan köpek, çat›n›z›n saçaklar›na yuva kuran güvercin, masan›zda duran çiçekler, yukar› bakt›¤›n›zda gördü¤ünüz gökyüzü? Sizce onlar›n varl›¤›n›n sebebi tesadüfler olabilir mi? Kuflkusuz böyle bir ihtimal üzerinde düflünmek bile son derece ak›ld›fl›d›r... Çünkü çevrenizi saran canl› ve cans›z tüm varl›klar, biraz önce sayd›¤›m›z çevrenizdeki insan yap›m› eflyalarla k›yas edilemeyecek, tesadüflere asla ihtimal b›rakmayacak mükemmelliktedir. Bunlar›n her biri üstün bilgi ve ak›l gerektiren bilinçli bir yarat›l›fl›n örnekleridir. Tek bir ataç›n, bir telin tesadüfen düzgünce bükülmesiyle masas›na gelmesini mant›ks›z bulan her insan, insanlar›n, kedilerin, kufllar›n, a¤açlar›n ve tüm evrenin de tesadüfen meydana gelmesinin bunlarla k›yas edilemeyecek kadar imkans›z oldu¤unu elbette ki görebilir. LALE KES‹T‹


Harun Yahya (Adnan Oktar)

11

Ancak günümüzde, bu kadar aç›k bir gerçe¤i göremeyen, daha do¤rusu gördü¤ü halde görmezlikten gelen insanlar bulunmaktad›r. Bu kifliler, a¤açlar›n, kufllar›n, bulutlar›n, evlerin, arabalar›n, sizin, yak›nlar›n›z›n, çevrenizde gördü¤ünüz di¤er insanlar›n ve canl›-cans›z herfleyin, k›sacas› içinde yaflad›¤›n›z kainat›n kör tesadüflerin eseri oldu¤unu iddia ederler. "Materyalist-Darwinist" olarak bilinen bu kimseler tesadüfleri üstün bir ak›l gibi sunan, art arda meydana gelen milyonlarca tesadüfün toplam›n› "yarat›c› bir güç" olarak gösteren bat›l bir fikrin savunucular›d›r. Materyalist-Darwinistlere göre tesadüfler, dünyadaki bütün insanlar›n akl›ndan çok daha büyük bir akla sahiptirler. Yüz binlerce y›ld›r gelip geçmifl ne kadar insan varsa, hepsinin beynini, akl›n›, düflünme kabiliyetini, muhakeme ve haf›za gücünü, fiziksel özelliklerini ve daha yüzlerce binlerce özelli¤ini flekillendiren gücün, "tesadüf" isimli bir "deha" oldu¤unu iddia ederler. Materyalist-Darwinistlere göre bu dehan›n ola¤anüstü olaylar› gerçeklefltirmek için ihtiyac› olan tek fley ise "zaman"d›r. Bu çarp›k mant›¤a göre e¤er tesadüfe zaman verilirse, cans›z ve fluursuz atom y›¤›nlar›n› insanlara, kar›ncalara, atlara, zürafalara, tavus kufllar›na, kelebeklere, incire, zeytine, CAYMAN ADASINDAKI B‹R SÜNGER TÜRÜNÜN KES‹T‹


12

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

DEN‹Z KABUKLARI

portakala, fleftaliye, nara, karpuza, kavuna, domatese, muza, laleye, menekfleye, çile¤e, orkideye, güle ve akl›n›za gelen-gelmeyen milyonlarca canl›ya çevirebilir. Üstelik bunlar›n yan› s›ra gezegenleri, y›ld›zlar›, Günefl'i, bunlar›n dolaflt›¤› yörüngeleri meydana getirebilir. Ayr›ca Darwinizm'e göre bütün ö¤renciler, bürokratlar, doktorlar, mimarlar, ifl adamlar›, mühendisler, bilim adamlar› da tesadüflerin sab›rl› çal›flmalar› sonucunda biraz mineral, biraz su ve güneflin de deste¤iyle zaman içinde meydana gelmifllerdir. Ne ilginçtir ki söz konusu bat›l inanc›n temeli olan bu tesadüf putu, ayn› zamanda, kitaplar›nda, konferanslar›nda, hararetli tart›flmalar›nda kendi "tesadüfi varolufllar›n›" anlatan materyalist-Darwinistleri de oluflturmufltur. ‹flte baz› evrimci-materyalist bilim adamlar›n›n Latince kelimelerle, a¤›r ve anlafl›lmas› özellikle zorlaflt›r›lm›fl bir üslupla anlatt›klar› evrim teorisinin ve materyalist felsefenin özündeki iddia budur. "Kainattaki Kusursuzluk Tesadüf De¤il" olarak isimlendirdi¤imiz bu kitapta, kendilerini tesadüf ç›kmaz›n›n içine sokarak, çevrelerindeki yarat›l›fl delillerini inkar edenlerin, kendilerini ve içinde yaflad›klar› evreni yaratan Allah'›n apaç›k olan varl›¤›n› kabul etmemek için ne tür bir mant›k bozuklu¤u içinde olduklar›na hep beraber flahit olaca¤›z. Ancak konuya geçmeden önce flunu belirtmekte yarar vard›r: Materyalist-Darwinistlerin –bu kitapta inceleyece¤imiz- mant›k


Harun Yahya (Adnan Oktar)

13

bozukluklar› ve çeliflkileri, tarih boyunca yaflam›fl olan tüm putperestler ve inkarc› toplumlarda rastlanan bir kavray›fl eksikli¤idir. Geçmifl toplumlarda da insanlar totemleri, elleri ile yonttuklar› heykelleri ilah olarak kabul etmifller, tafltan topraktan heykellerin yarat›c› olabilece¤ine inanacak kadar fluurlar›n› yitirmifllerdir. AKILLI TASARIM YAN‹ YARATILIfi:

Allah'›n yaratmak için tasar›m yapmaya ihtiyac› yoktur Kitapta yer verilen "tasar›m" ifadesinin de do¤ru anlafl›lmas› oldukça önemlidir. Allah'›n kusursuz bir tasar›m yaratm›fl olmas›, Rabbimiz'in önce plan yapt›¤› daha sonra yaratt›¤› anlam›na gelmez. Bilinmelidir ki, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'›n yaratmak için herhangi bir 'tasar›m' yapmaya ihtiyac› yoktur. Allah'›n tasarlamas› ve yaratmas› ayn› anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'›n, bir fleyin ya da bir iflin olmas›n› diledi¤inde, onun olmas› için yaln›zca "Ol!" demesi yeterlidir. Ayetlerde flöyle buyurulmaktad›r: Bir fleyi diledi¤i zaman, O'nun emri yaln›zca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82) Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratand›r. O, bir iflin olmas›na karar verirse, ona yaln›zca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117) MERCAN KES‹T‹


TAVUS KUfiU TÜYÜ


V

harles Darwin'in 19. yüzy›lda ortaya att›¤› evrim teorisi, insanl›k tarihinde yer alan en inan›lmaz, en ak›l d›fl› iddialardan biridir. Buna ra¤men, 150 y›l boyunca çeflitli bilim

adamlar›ndan profesörlere, doktorlardan araflt›rmac›lara kadar birçok kifli bu teoriye inanm›flt›r. Bu insanlar bilimsel gerçeklerle çeliflmeyi dahi göze alarak, büyük bir kararl›l›kla evrim teorisini savunmaya çal›flm›fllard›r. Oysa bu teori ak›l almaz bir iddia öne sürmektedir. Evrim teorisine göre, tüm insanlar, bitkiler ve hayvanlar kör ve fluursuz tesadüflerin eseridirler. Evrimciler, bundan milyarlarca y›l önce, bilinci, akl›, bilgisi ve hiçbir gücü olmayan cans›z atomlar›n, tesadüfler sonucunda, ilkel çorba olarak adland›rd›klar› okyanuslarda veya su birikintilerinde, belli oranlarda biraraya geldiklerine; daha sonra tesadüfen geliflen olaylar sonucunda, bugün bilim adamlar›n›n en ileri teknoloji ile laboratuarlarda dahi oluflturamad›klar› proteinleri ve hücreyi oluflturduklar›na inan›rlar. Bununla da kalmaz daha da ileri giderek kör tesadüflerin meydana getirdi¤i hücrelerin de yine tesadüfi süreçler sonucunda, bal›klar›, deniz y›ld›zlar›n›, penguenleri, atmacalar›, kedileri, aslanlar›, mart›lar›, kuzular› ve hatta ak›l sahibi insanlar› oluflturduklar›n› söylerler.


16

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Evrimcilerin ne kadar ak›ld›fl› bir iddiada bulunduklar›n› anlamak için bir örnek verelim: Tesadüflerin yarat›c› gücü oldu¤una inanan evrimciler, çok büyük variller alsalar. Bu varillerin içine, bir canl›y› oluflturmak için gerekti¤ini düflündükleri ne kadar madde varsa koysalar. Örne¤in bu varile, canl›l›¤› oluflturan tüm amino asitleri, proteinleri, lipidleri, karbon, fosfor, kalsiyum, karoten gibi elementlerin hepsini koysalar. Daha sonra bu kar›fl›ma d›flar›dan ne etki vermek istiyorlarsa verseler. Örne¤in varili ›s›tsalar, so¤utsalar, üzerine y›ld›r›mlar düflürseler, elektrik verseler. Varile koyduklar› maddeleri istedikleri geliflmifl cihazlarla kar›flt›rsalar. Ayr›ca bu kar›fl›m›n bafl›nda milyarlarca hatta trilyonlarca sene, birbirlerine babadan o¤ula vasiyet ederek nöbet tutsalar. Ve hiçbir fleyi tesadüflere b›rakmadan, kar›fl›m›n her an›n› kontrol ederek, birbirlerine dan›fl›p, dünyan›n en önde gelen biyologlar›ndan, genetikçilerinden, fizikçilerinden, evrim uzmanlar›ndan görüfller alsalar. Bir canl›n›n oluflmas› için hangi flartlar›n var olmas› gerekti¤ine inan›yorlarsa hepsini kullanmakta serbest olsalar... Tüm bu bilinçli ve ciddi çabalara ra¤men bu varilden canl›l›¤a dair bir fley asla ç›karamazlar. Ne yaparlarsa yapsalar yine de RENKL‹ BOYUNLU TAVUS KUfiU TÜYÜ

bu varilin içinden, bu kitap boyunca resimle-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

17

rini görece¤iniz tavus kufllar›n›, serçeleri, tavflanlar›, muhabbet kufllar›n›, atlar›, gergedanlar›, karpuzu, mandalinay›, gülleri, yaseminleri, ›hlamur a¤açlar›n›, kirazlar›, çile¤i, muzlar›, hindistan cevizini, pamu¤u, kestaneyi, m›s›r›, hurmay›, inciri, zeytini, limonu, üzümleri, kay›s›y›, sincaplar›, baykufllar›, kar›ncalar›, balar›lar›n› v.s. ç›karamazlar. Ne ifllem yaparlarsa yaps›nlar bu varilin içindeki atomlar; Einstein, Newton gibi karmafl›k problemler çözen dahi bilim adamlar›n›; Picasso, Michalengelo gibi sanat ve estetik yönünden harikalar meydana getiren sanatç›lar›; Beethoven, Mozart gibi insan ruhuna zevk veren melodiler besteleyen müzisyenleri; bulufllar yapan, kendisini meydana getiren atomlar› mikroskop alt›nda inceleyen bilim adamlar›n›; Humphrey Bogart, Charlton Heston gibi rol yetene¤i olan aktörleri; Britney Spears, Ricky Martin, Michael Jackson gibi sanatç›lar›; dans eden, flark› söyleyen, simetriden, estetikten, renklerin uyumundan zevk alan, araba tasar›m› yapan, kitap yazan, kitap okuyan, ö¤renen, ö¤rendiklerini haf›zas›nda tutan, düflünen, akleden, muhakeme eden, heyecanlanan, sevinen, sevgi, merhamet ve flefkat duyan, özleyen, f›r›ndaki kekin kokusunu duyunca ifltahlanan, ZEBRA POSTU


18

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

19

Darwinistlere göre tesadüflerin ola¤anüstü olaylar› gerçeklefltirmek için ihtiyac› olan tek fley "zaman"d›r. Bu çarp›k Darwinist mant›¤a göre e¤er tesadüfe zaman verilirse, cans›z ve fluursuz atom y›¤›nlar›n› insanlara, kar›ncalara, atlara, zürafalara, tavus kufllar›na, kelebeklere, incire, zeytine, portakala, fleftaliye, nara, karpuza, kavuna, domatese, muza, laleye, menekfleye, çile¤e, orkideye, güle ve akl›n›za gelen-gelmeyen milyonlarca canl›ya çevirebilir.


20

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

yedi¤i yeme¤in tad›ndan zevk alan, komik bir olaya gülen, dostlar› ile neflelenen, bir fikri savunan, müzakere eden insan zekas›n› kesinlikle meydana getiremezler. Bilinçsiz atomlar›, her ne flekilde biraraya getirirseniz getirin, hiçbir zaman bu varl›klardan tek bir tanesini, hatta bunlardan herhangi birinin tek bir hücresini dahi oluflturamazlar. O halde tüm insanl›¤›n bilgi birikimi ve çabas› ile asla meydana gelemeyecek canl›l›¤›, fluursuz atomlar›n, kör tesadüflerin yard›m› ile meydana getirdi¤ini nas›l iddia edebilirler? Aç›kça anlafl›laca¤› gibi bir parça akl› ve vicdan› olan bir insan, tüm canl›lar›n ve insanlar›n, tesadüflerin eseri olmas›n›n mümkün olamayaca¤›n› hemen anlar. Hiçbir ön yarg›ya kap›lmadan, akl› ve vicdan› ile düflünen her insan, tüm bu varl›klar› yaratan›n, üstün bir ak›l, sonsuz bilgi ve benzersiz bir güç sahibi Allah oldu¤unu kesin olarak bilir. Ancak, 20. yüzy›l boyunca büyük bir mucize olarak, insanlar›n bir bölümü bu ak›l almaz senaryoya inanm›fllard›r. Putperest kavimlerin inançlar› ile alay

MERCAN DALININ UÇ DETAYI

PEMBE KUfiTÜYÜ


Harun Yahya (Adnan Oktar)

21

eden, onlar› ilkel gören bu insanlar, profesör, bilim adam›, ö¤retim görevlisi gibi s›fatlar tafl›malar›na ra¤men, tahtadan oyulmufl bir putun insanlar›n yarat›c›s› oldu¤una inananlar kadar ak›llar›n› ve vicdanlar›n› köreltmifller ve bu safsataya inanm›fllard›r. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i flerifinde, böyle bir körlük tafl›yan insanlara flirkin en büyük günah oldu¤unu hat›rlatmaktad›r: "(En büyük günah) Allah seni yaratm›fl iken, O'na ortak koflmand›r." (Kütüb-i Sitte, Muhtasar› Tercüme ve fierhi, Prof. Dr. ‹brahim Canan, 2. cilt, Akça¤ Yay›nlar›, Ankara, s. 130)

Allah Kuran'da, putlara tapan, putlar› hakk›nda yalanlar uydurarak onlar›n herfleye güç yetirdi¤ini zanneden bu insanlar› flöyle uyarmaktad›r: Siz yaln›zca Allah'tan baflka birtak›m putlara tap›yor ve birtak›m yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek flu ki, sizin Allah'tan baflka tapt›klar›n›z, size r›z›k vermeye güç yetiremezler; öyleyse r›zk› Allah'›n Kat›nda aray›n, O'na kulluk edin ve O'na flükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. (Ankebut Suresi, 17) ANEMON

MAV‹ KUfi TÜYÜ


V

anl› ve cans›z tüm varl›klar› içinde bar›nd›ran evren, kusursuz bir tasar›ma, eflsiz sistemlere, canl›lar›n yaflayabilmeleri için gereken tüm flartlar›n varoldu¤u bir ahenk ve

düzene sahiptir. Özellikle 20. ve 21. yüzy›lda elde edilen tüm bulgular evrenin kusursuz bir plan ve tasar›m›n sonucu oldu¤unu ortaya koymufltur. Bilimin gösterdi¤i gerçek fludur: Evreni, üstün bir akla ve sonsuz bir güce sahip olan Yüce Allah yaratm›flt›r. Ne var ki bilimin 20. yüzy›lda kesin delillerle ortaya koydu¤u bu gerçek, Darwinist–materyalist felsefeyi benimsemifl kifliler taraf›ndan görmezlikten gelinmektedir. Daha önce de belirtildi¤i gibi materyalistler evrenin, kaosun, karmaflan›n ve tesadüflerin ürünü oldu¤unu iddia ederler. Ancak, evrenin oluflumundan içinde iflleyen sistemlerin ve bar›nd›rd›¤› varl›klar›n aras›ndaki kusursuz denge ve ahenge kadar incelenen her konu, evrenin kesinlikle tesadüf eseri olamayaca¤›n› ortaya koymaktad›r. ‹ngiliz fizikçi ve matematikçi olan Sir James Jeans evrendeki kusursuz düzeni flu flekilde ifade etmifltir: "Evren hakk›nda yap›lan bilimsel bir araflt›rman›n sonucu tek bir cümleyle özetlenebilir: Evren, matematik bilgisi sonsuz bir varl›k taraf›ndan dizayn edilmifl olarak görülüyor." (Sir James Jeans, The Mysterious Universe, Cambridge University Press, 1932, s. 140)


24

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Evrendeki çok say›da irili ufakl› gezegenin her biri büyük bir düzenin kritik önem tafl›yan parçalar›n› oluflturur. Hiçbirinin ne uzaydaki konumlar›, ne de hareketleri gelifligüzel de¤ildir; tam tersine bildi¤imiz bilmedi¤imiz say›s›z detaylar›yla özel olarak ayarlanm›fl, belli bir amaç üzerine yarat›lm›fllard›r. Nitekim evrendeki dengeleri etkileyen say›s›z kriterden sadece gezegenlerin konumlar›ndaki de¤iflim bile içiçe geçmifl dengeleri altüst etmek, karmaflaya sebep olmak için yeterli olabilecek niteliktedir. Ancak bu dengeler hiçbir zaman flaflmaz ve evrendeki mükemmel düzen de hiçbir aksakl›¤a u¤ramadan devam eder. Bu, üstün güç sahibi olan Allah'›n kusursuz yaratmas›d›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

25


26

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Evrendeki mükemmel düzen, canl›l›¤›n varoluflunun tesadüfi mekanizmalarla meydana geldi¤ini öne süren evrim teorisinin mimar› Charles Darwin'i dahi, evrenin yarat›l›fl›nda tesadüflerin yeri olamayaca¤›n› itiraf etmek durumunda b›rakm›flt›r. Darwin'in bu itiraf› flöyledir: "Bu muazzam ve harikulade evreni, çok geriye ve çok ileriye bakabilme kabiliyeti bulunan insan da dahil olmak üzere, kör tesadüf veya zaruretin eseri olarak görmek çok güç, hatta imkans›zd›r." (Robert B. Downs, Dünyay› De¤ifltiren Kitaplar, Tur Yay›nlar›, ‹stanbul 1980, s. 289)

27


28

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Ay ile Dünya aras›ndaki mesafe Dünya'da hayat›n devam› ve birçok dengenin sa¤lanmas› aç›s›ndan son derece önemlidir. Öyle ki bu mesafedeki küçük de¤ifliklikler bile önemli olumsuzluklar›n meydana gelmesine sebep olabilir. Örne¤in Ay ile Dünya aras›ndaki mesafe; -E¤er biraz daha yak›n olsayd›, Ay Dünya'ya çarpard›. -E¤er biraz daha uzak olsayd› Ay uzayda kaybolur giderdi. -E¤er biraz daha az yak›n olsayd›, Ay'›n Dünya üzerinde meydana getirdi¤i gel-gitler tehlikeli boyutlarda büyürdü. Okyanus dalgalar›, k›talar›n alçak yerlerini kaplard›. Bunun sonucunda ortaya ç›kan sürtünme okyanuslar›n ›s›s›n› art›r›r ve Dünya'da yaflam için gerekli olan hassas ›s› dengesi yok olurdu. -E¤er biraz daha az uzakta olsayd›, gelgit olaylar› azal›rd› ve bu da okyanuslar›n daha hareketsiz olmas›na neden olurdu. Durgun su denizdeki hayat› tehlikeye sokar, bununla birlikte soludu¤umuz havadaki oksijen oran› tehlikeye girerdi. http://www.pathlights.com/ce_encyclopedia/01-ma10.htm#Elemental Forces

Hz. Muhammed (sav): "Azamet ve vakar sahibi Allah'tan baflka ‹lah yoktur. Büyük Arfl'›n sahibi Allah'tan baflka ‹lah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve k›ymetli Arfl'›n Rabbi Allah'tan baflka mabud yoktur." (Sahih-i Müslim, Hadis no, 4909)

29


30

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

31


32

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Evrendeki bütün gök cisimlerinin da¤›l›m›, insan›n yaflam› için tam olmas› gereken yap›dad›r. Örne¤in uzayda büyük boflluklar vard›r. Amerikal› astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) isimli kitab›nda gök cisimleri aras›nda belli uzakl›klar›n olmas›n›n önemini flöyle aç›klar: E¤er y›ld›zlar birbirlerine biraz daha yak›n olsalar, astrofizik çok da farkl› olmazd›. Y›ld›zlarda, nebulalarda ve di¤er gök cisimle-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

rinde süregiden temel fiziksel ifllemlerde hiçbir de¤iflim gerçekleflmezdi. Uzak bir noktadan bak›ld›¤›nda, galaksimizin görünüflü de flimdikiyle ayn› olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzan›p da izledi¤im gökyüzünde çok daha fazla say›da y›ld›z bulunmas› olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzaray› seyredecek olan "ben" olmazd›m... Uzaydaki bu devasa boflluk, bizim varl›¤›m›z›n bir ön flart›d›r. (George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 21)

33


34

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Frans›z Akademisinin bir üyesi olan ünlü Prof. Jean Guitton: "Do¤an›n temel de¤iflmezleri ve yaflam›n ortaya ç›kmas›na neden olan ilk koflullar, flafl›rt›c› bir kesinlikle ayarlanm›flt›r. Evrenin ne denli ak›lalmaz bir incelikle ayarlanm›fl gibi göründü¤ü hakk›nda bir fikir vermek için Yer'den Mars gezegeni üzerinde bir çukura topunu göndermeyi baflarabilen bir golf oyuncusunun becerisini düflünmek yeter!" (Jean Guitton, Tanr› ve Bilim, Simavi Yay›nlar›, 1993, s. 54)

35


36

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

37


38

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

39


40

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

41


42

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

E¤er evrenin kanunlar› sadece maddenin kat› ve gaz haline izin vermifl olsa, hayat mümkün olamayacakt›. Çünkü kat› maddelerde atomlar birbirleri ile çok içiçe ve durgundurlar ve canl› organizmalar›n gerçeklefltirmek zorunda olduklar› dinamik moleküler ifllemlere kesinlikle izin vermezler. Gazlarda ise atomlar hiçbir is-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tikrar göstermeden serbestçe uçuflurlar ve böyle bir yap› içinde canl› organizmalar›n karmafl›k mekanizmalar›n›n ifllemesi mümkün de¤ildir. K›sacas›, hayat için gerekli ifllemlerin gerçeklefltirilmesinde, s›v› bir ortam›n varl›¤› zorunludur. S›v›lar›n en ideali daha do¤rusu tek ideal olan› ise sudur.

43


44

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Dünyada var olan ortam›n yaflam aç›s›ndan uygunlu¤u tesadüflerle asla aç›klanamayacak kadar hayranl›k uyand›r›c› özelliklere sahiptir. Harvard Üniversitesi biyolojik kimya bölümü profesörü Lawrence Henderson bu durumu flöyle dile getirmifltir:


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Çevre, temel özellikleriyle (yani canl›lar› oluflturan çeflitli kimyasallar ve fiziko-kimyasal ifllemler ile hidrosferin fiziksel ve kimyasal özellikleri yönünden) yaflam için olabilecek en uygun çevredir. (Lawrence Henderson, The Fitness of the Environment, Boston: Beacon Press, 1958, önsöz)

45


46

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Allah, dünyadaki suyun miktar›n› da canl›lar›n yaflamas›na en uygun flekilde yaratm›flt›r. 18. yüzy›l ‹ngiliz do¤abilimcisi John Ray bu durumu flu sözlerle ifade etmifltir: "E¤er Dünya üzerinde flimdi oldu¤unun yar›s› kadar deniz olsayd›, o zaman su buhar› miktar› da flimdikinin yar›s› kadar olacakt›, dolay›s›yla biz de kuru topraklar› beslemek için flu an sahip oldu¤umuz nehirlerimizin ancak yar›s›na sahip olacakt›k, çünkü su buhar›n›n miktar›, üzerinden yükseldi¤i yüzeyin geniflli¤iyle


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ba¤lant›l›d›r. Dolay›s›yla Yarat›c›, bunu öyle bir flekilde düzenlemifltir ki, denizler, karalar için gereken su buhar›n› temin etmeye yetecek bir geniflli¤e sahiptir." (John Ray, The Wisdom of God Manifested in the Word of Creation, 1701; Michael Denton, Nature's Destiny, s. 73)

Bütün bunlar› tesadüflerin meydana getirdi¤ini iddia edebilmek için bir insan›n ak›l ve vicdandan tamamen uzaklaflmas› gerekir.

47


48

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

49


50

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Moleküler biyolog Michael Denton: "E¤er ak›flkanl›¤› daha yüksek olsayd›, su, hayat için uygun bir temel olma özelli¤ini kesinlikle yitirirdi. Örne¤in ak›flkanl›¤› s›v› hidrojen kadar yüksek olsayd›, canl›lar›n yap›lar›, tahrip edici etkiler karfl›s›nda çok daha fliddetli hareketlere maruz kalacakt›... Hassas moleküler yap›lar›n su taraf›ndan desteklenmesi mümkün olmayacak, canl› hücresinin son derece hassas olan yap›s› yaflam›n› sürdüremeyecekti... Öte yandan, suyun ak›flkanl›¤› biraz daha az olsayd›, (proteinler, enzimler gibi) makromoleküllerin ve özellikle mi-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tokondri gibi özelleflmifl yap›lar ile küçük organellerin kontrollü hareketleri imkans›z hale gelecekti. Ayn› flekilde hücre bölünmesi de imkans›zlaflacakt›. Hücrenin tüm yaflamsal faaliyetleri fiili olarak donacak ve bizim bildi¤imize benzer bir hücre yaflam› mümkün olmayacakt›. Hücrelerin embriyogenez (anne rahmindeki geliflim) s›ras›ndaki hareket etme ve sürünme yeteneklerine ba¤l› olan daha yüksek organizmalar›n geliflimi ise, suyun ak›flkanl›¤›n›n çok az bile daha düflük olmas› durumunda, kesinlikle gerçekleflemeyecekti." (Michael Denton, Nature's Destiny, s. 33)

51


52

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

53


54

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Yeryüzünde var olan su, bir döngü içinde sürekli olarak yeniden kullan›l›r hale gelerek insanlar›n, bitkilerin ve hayvanlar›n hizmetine sunulur. Ayr›ca yeryüzündeki su Günefl'in ›s›s› sayesinde "ar›nd›r›lm›fl olarak" buharlafl›r. Buhar atmosferde yo¤unlafl›p bulut halini al›r, sonra da ya¤›fl fleklinde Dünya yüzeyine tekrar geri döner. Örne¤in bir y›lda Dünya'n›n ekvator bölgesinden yaklafl›k alt›-yedi yüz milyon ton suyun


Harun Yahya (Adnan Oktar)

buharlafl›p havaya yükseldi¤i, burada kuzey ve güney kutup bölgelerinin yak›nlar›na tafl›nd›¤›, sonra da ya¤mur yoluyla temiz su olarak yeniden denizlere döndü¤ü hesaplanm›flt›r. Bahsetti¤imiz bu dönüflüm olmam›fl olsayd›, yani su buharlafl›p yeryüzüne geri dönece¤ine yok olsayd› hiç kuflkusuz bu durum canl›l›¤›n sona ermesi için yeterli bir sebep olurdu.

55


YA⁄MUR DAMLASI DÜfiMÜfi YAPRAK


e

engiyle, kokusuyla her biri ayr› birer estetik harikas› olan menekfleler, sümbüller, papatyalar, güller; benzersiz tatlara sahip, vitamin deposu meyvelerden kirazlar,

fleftaliler, elmalar, üzümler, çilekler, portakallar; canl›l›¤›n oksijen kayna¤› yeflillikler, çamlar, selviler, kavaklar ve di¤erleri Allah'›n insanlara nimet olarak sundu¤u güzelliklerdendir. Tesadüf iddialar›na en ufak bir ihtimal b›rakmayacak kadar büyük bir esteti¤e ve ola¤anüstü komplekslikteki sistemlere ve benzersiz faydalara sahip olan bitkilerin her biri, sonsuz güç sahibi Allah'›n yarat›fl›ndaki harikalar› göstermektedir. Bu gerçek küçük bir tohum tanesi için de, bu tohum tanesinin içinde sakl› bilgilerle büyüyen metrelerce yükseklikteki bir a¤aç için de geçerlidir. Yere gelince, onu da (yarat›lm›fl bütün) varl›klar için alçaltt›koydu. Onda meyveler ve salk›ml› hurmal›klar var. Yaprakl› taneler ve güzel kokulu bitkiler. fiu halde Rabbiniz'in hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? (Rahman Suresi, 10-13)


58

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Resimlerde gördü¤ünüz bu küçücük tohumlarda, Britannica Ansiklopedisi'ndeki bilgilerin 60 kat›ndan daha fazla bilgi vard›r. Topra¤a b›rak›lan tohumlardaki bilgiler, bir süre sonra bir zambak, bir sö¤üt a¤ac›, bir menekfle veya metrelerce uzunluktaki bir mefle a¤ac›na dönüflür. Her tohumdan farkl› tatlarda, kokularda, renk ve boyutlarda bitkiler ç›kar. Bu kadar ola¤anüstü bilginin bu tohumlara tesadüfen yerleflti¤ini düflünmek, insan akl›yla alay etmektir. Kapkara topra¤›n, minicik bir tohumla birleflerek, bu tohumun içinden rengarenk çiçekleri, mis kokulu, esansl› meyveleri ç›karmas› Yüce Rabbimiz'in yarat›fl›ndaki mucizelerden sadece biridir.

59


60

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Bitkiler, say›lar›n›n artt›¤› bölgelerde bir süre sonra ço¤almay› durdururlar. Evrimcilerin iddialar›n›n tam tersine -güçlü olan›n korunmas›, zay›f olan›n yok olmas› gerekirken- bitkiler yaflamak için mücadele etmeye giriflmezler. Çevrelerindeki bitki örtüsünün yo¤unlu¤unu adeta hisseder ve nüfuslar›n› kontrol alt›nda tutarlar. Bu kontrolü sa¤lamak için de daha az tohum üretmeye bafllarlar. Tehlike ortadan kalk›p üreme ihtiyac› do¤du¤unda ise yeniden ürettikleri tohum miktar›n› art›r›rlar. (Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shattering the Modern Biology of Evolution, s. 16)


Harun Yahya (Adnan Oktar)

61


62

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

63


64

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

65


66

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

"Bitki aleminin tarihinde yüksek seviyeli bitkilerin aç›kça aniden ve birdenbire geliflimleri kadar bana daha ola¤anüstü gelen bir olay yoktur." (Francis Darwin, Charles Darwin'in Hayat› ve Mektuplar›, 1887, sf. 248)


67


68

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Do¤adaki bitki çeflitlili¤i, bitkilerin tesadüflerin eseri olmad›¤›n› gösteren delillerden biridir. Her biri birbirinden estetik, hofl kokulu bitkilerin kusursuz sistemlerini ve ola¤anüstü tasar›m›n› fluursuz atomlar›n tesadüfen oluflturdu¤unu iddia etmek, büyük bir saçmal›kt›r. Bu, bir ma¤azadaki k›yafetlerin, kumafllar›n, ipliklerin tesadüfen biraraya gelinmesiyle kendi kendine olufltu¤unu iddia etmek kadar mant›ks›zd›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

69


70

"...Ancak ben hala önyarg›s›zca, bitki fosili kay›tlar›nda özel bir yarat›l›fl›n oldu¤unu düflünüyorum. E¤er bununla birlikte, bu s›n›fland›rman›n hiyerarflisi için baflka bir aç›klama bulunabilirse, bu evrim teorisinin matem çan› olur. Orkidenin, su mercime¤inin, palmiye a¤ac›n›n ayn› atadan geldi¤ini düflünebilir misiniz? Ve bu faraziye için herhangi bir delile sahip miyiz? Evrimciler buna bir cevap haz›rlamal›d›rlar. Ancak birço¤u sorgulamadan önce çökecektir." (W. R. Bird, Origin of Species Revisited, s. 233)


71


72

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Yeryüzündeki saymakla bitiremeyece¤imiz çeflitlilikteki bitkiler, milyonlarca y›ld›r ne zaman, ne yapmalar› gerekti¤ini tohumlar›nda sakl› program sayesinde bilmekte ve unutmadan, yan›lmadan bu program› uygulamaktad›rlar. Hiçbir zaman bir kiraz çekirde¤inden fleftali a¤ac› ç›kmam›fl, limon a¤ac›na ait bir tohumdan çilek geliflmemifltir. Beyni, gözü, akl› olmayan bir tahta parças›n›n böylesine kusursuz iflleyen bir program› kendi kendisine uyguluyor olmas› elbette ki imkans›zd›r. Milyonlarca y›ld›r kusursuzca devam eden bu sistemin tesadüflerin baflar›s› (!) oldu¤unu düflünmek ise ak›l sahibi herkesin gülünç bulaca¤› bir hayaldir. Bitkileri yaratan Allah't›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

"Bir mefle palamutu ayçiçe¤ine de¤il de mefle a¤ac›na dönüflmesi gerekti¤ini nas›l biliyor?... Yaklafl›k 40 y›l önce biyologlar canl› organizmalarda bilginin önemli bir rol oynad›¤›n› ö¤renmeye bafllad›klar›nda biyoloji bilimi de çok önemli bir mesafe alm›fl oldu. Organizmada ona nas›l ifllev görmesi, nas›l büyümesi, nas›l yaflamas› ve nas›l üremesi gerekti¤ini söyleyen bilginin yerini keflfettik. Bilgi bitkinin içerisinde oldu¤u gibi tohumun içerisinde de mevcuttur. Tavu¤un içerisinde oldu¤u gibi yumurtan›n içerisinde de mevcuttur. Yumurta bilgiyi tavu¤a geçirir, tavuk yumurtaya, bu böyle sürer gider." (Dr. Lee Spetner, Not By Chance, Shattering The Modern Theory of Evolution, sf. 23)

73


74

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Peygamber Efendimiz diyor ki: "Allah güzeldir, güzelli¤i sever..." (‹mam Nenevi, Riyaz'üs-Salihin, Cilt: 3, sf: 163)


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Milyonlarca y›ld›r de¤iflmeyen esans›, birbirinden güzel renkleri, yapra¤›ndaki pürüzsüzlük ve estetik görünümü ile bir gül yapra¤› bile evrimcilerin tesadüf iddialar›n› çürütecek niteliktedir. Y›llarca e¤itim gören uzmanlar gül yapra¤›n›n esans›n› taklit edebilmek için laboratuvarlarda deney ve araflt›rmalar yaparlarken, gül, bir uzmandan daha üstün bir flekilde milyonlarca y›ld›r ayn› benzersiz kokuyu üretmektedir. Gül, kendine özgü kokusu, rengi, yumuflakl›¤› ve estetik görünümüyle Allah'›n benzersiz sanat›n› sergileyen yarat›l›fl harikalar›ndan biridir.

75


76

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

77


78

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Yeryüzündeki tüm bitkiler kendileri için en uygun yap›lara sahiptirler. Örne¤in hindistancevizi tohumlar› uzun süre suda kal›rlar, bu nedenle kabuklar› oldukça kal›nd›r ve kabuklar›n› sudan koruyan özel bir yap›lar› vard›r. Bu sayede suda uzun süre yolculuk edebilirler. Bu yolculuklar› s›ras›nda normalden daha fazla besine ihtiyaç duyarlar ki hindistancevizi tohumunun içinde de tam gerekti¤i kadar besin sakl›d›r. Ayr›ca hindistancevizi tohumu suda aç›lmaz, karaya geldi¤ini anlar ve tam o anda aç›l›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Tüm bunlar›, fluursuz atomlar›n tesadüfen hesaplad›¤›n› iddia etmek mümkün de¤ildir. Bu bitki, Allah'›n üstün yaratmas›n›n tüm evrendeki örneklerinden yaln›zca bir tanesidir.

79


80

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Bitkilerin içinde baz› atomlar biraraya gelerek bileflikler meydana getirirler ve bunun sonucunda birbirinden güzel kokular üretilir. Üstelik bu üretim dünyan›n dört bir yan›nda ayn› flekilde oluflur. Sözkonusu bileflikteki en küçük bir de¤ifliklik, örne¤in bir atomun say›s›ndaki farkl›l›k kokuyu tamamen de¤ifltirebilir veya tamamen ortadan kald›rabilir. Ancak, hiçbir zaman formül bozulmaz, bitkilerdeki koku laboratuvarlar›nda hiç hata yap›lmaz. Bu mükemmellik sayesinde dünyan›n her yerinde ayn› çiçeklerden ayn› kokuyu al›r›z. Koku üretiminde çok ince hesaplar söz konusudur. Bu ifllem s›ras›nda kompleks yap›l› moleküller ortaya ç›kar. Örne¤in güller koku


Harun Yahya (Adnan Oktar)

üretimi için 3 ile 10 aras› miktarda bileflik kullan›rlar, beyaz frezya 10, nilüfer ise 6 bileflik kullanan bitkilerdendir. Bu konuda e¤itim almam›fl insanlar›n formülünü çözmekte zorlanaca¤› hatta çözemeyece¤i kimyasal bileflikler, bitki taraf›ndan ancak mikroskopla görülebilecek bir alanda üretildi¤i gibi, her bitki ayr› bir koku ve kimyasal formül kullan›r. Koku uzmanlar› ise birbirinden farkl›, güzel kokular üretmek için uzun y›llar emek verirler. Bitkilere, ancak kimya mühendislerinin sahip olabilece¤i bu fluuru, akl› ve bilgiyi veren nedir? Koku laboratuvarlar›ndan çok daha baflar›l› olan bitkiler Allah'›n yaratma sanat›n› gözler önüne seren delillerdendir.

81


82

Ünlü evrimci paleontolog Niles Eldredge itiraf ediyor: "Asl›nda tüm biyolojik dünyada gördü¤ümüz düzen için tek alternatif aç›klama özel yarat›l›flt›r." (Niles Eldredge, Time Frames: The Rethinking of Darwinian Evolution and the Theory of Punctuated Equilibria, New York: Simon &Schuster, 1985, s. 29)


83


84


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Hz. Muhammed (sav) diyor ki: "Karpuzdan faydalan›n›z ve ona ta'zim ediniz. Çünkü onun suyu cennetten, tad› da cennet tad›ndand›r... Karpuz cennet (meyvelerin)dendir." [Ölüm-K›yamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, ‹mam fia'rani, Bedir Yay›nevi, s. 313]

85


86

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Muz, çeflitli karbonhidratlar ve önemli ölçüde potasyum içerir. Bu içeri¤i ile hücre ve kas geliflimini sa¤lar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp at›fllar›n›n normale dönmesini sa¤lar. Bu yararlar›n›n yan›s›ra, Allah Kuran'da "Üstüste dizili meyveleri sarkm›fl muz a¤açlar›" (Vak›a Suresi, 29) ayetiyle muzun cennet meyvelerinden oldu¤unu haber vermifltir. Elbette ki di¤er tüm nimetler gibi cennetteki muz da dünyadakinden çok daha kusursuz olacakt›r. Ancak Allah dünyada da bu cennet nimetinin bir benzerini yaratm›fl ve insanlar› bu meyveden faydaland›rm›flt›r.

87


88

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Evrimciler tek bir bezelye tanesi bile meydana getiremezler! Dünyan›n en ünlü bilim adamlar›n› -hatta geçmiflte yaflam›fl tüm bilim adamlar›n›- biraraya toplas›nlar, dünyan›n en geliflmifl ve en yeni teknoloji ile donat›lm›fl laboratuvarlar›n› kullans›nlar, ileri teknolojinin olabilecek tüm imkanlar›n› bunun için seferber etsinler ve bu ifl için y›llarca çaba sarf etsinler… Ne yaparlarsa yaps›nlar, de¤il tek bir bezelye tanesini, bezelyeyi oluflturan tek bir hücreyi dahi oluflturmalar› mümkün de¤ildir. ‹flte bu gerçek evrimcilerin görmezden geldikleri en önemli noktalardan biridir. Herfleyi yoktan yaratan Alemlerin Rabbi olan Allah't›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

89


BENGAL KAPLANININ KÜRKÜ


incaplar, tavflanlar, zebralar, kangurular, papa¤anlar, ceylanlar, tavus kufllar›, kelebekler, balinalar, yunuslar, zürafalar, kaplanlar, kaplumba¤alar, develer, denizy›ld›zlar›, ku¤ular... Her biri kendisi için en uygun mekanlarda, en çok ihtiyaç duyduklar› sistemlerle donanm›fl flekilde bulunur. Kimi keskin gözlerle, güçlü kaslarla, kimi zehire dayan›kl› keselerle, kimi de cezbedici kokularla ihtiyac› olan her sisteme sahip olarak hayata gözlerini açar. Peki henüz görmedikleri bir ortam hakk›nda haz›rl›kl› olmalar› gerekti¤ine dair bilgiyi onlara kim vermifltir? Karada do¤acak bir kedi oksijeni direkt olarak kullanabilece¤i akci¤erlere, suda yaflayacak olan bir bal›ksa oksijeni suda erimifl olarak kullanabilece¤i solungaçlara sahip olmas› gerekti¤ini nereden bilmektedir? Kufllar uçmak için hafif iskelet yap›lar›na, penguenler su tutmayan özel bir ya¤la kapl› tüylere, kartallar binlerce metre yükseklikten av›n› görebilecekleri keskin gözlere, a¤açkakanlar kafalar›n› fliddetli darbelerden koruyacak özel bir süspansiyon sistemine sahip olmalar› gerekti¤ini nas›l düflünmüfllerdir? Örneklerini sayfalarca ço¤altabilece¤imiz bu bilgileri ve buna uygun sistemlerin tasar›m›n› bu canl›lar›n 'gen'lerine kim flifrelemifltir? Yoksa bu hayvanlar›n yaflam›n› yitirerek tecrübe kazanm›fl olan sözde atalar›, gelecek nesilleri düflünerek genlerinde de¤ifliklik yapmaya ve onlara çeflitli organlar hediye etmeye mi karar vermifllerdir? Yoksa kör tesadüfler ve fluursuz atomlar -nas›l olmuflsa olmufl- birbirinden mükemmel tasar›m harikas› canl›lar m› var etmifllerdir? Elbette ki hay›r... Canl›lar› da onlar›n sahip olduklar› mükemmel sistemleri de yaratan, ayn› zamanda tüm evreni canl›l›k için en elveriflli flartlarda var eden alemlerin Rabbi olan Allah't›r.

f


92

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

93


94

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Birçok balina ve yunus, deniz dibindeki karanl›k bölgelerde bir tür do¤al "sonar" kullanarak avlan›r. Özellikle difli balinalar ses dalgalar› arac›l›¤›yla "görebilir". Ses dalgalar›, ayn› görmede oldu¤u gibi, odaklan›r ve bir noktaya gönderilir. Geriye dönen dalgalar, hayvan›n beyninde analiz edilir ve yorumlan›r. Bu yorum, hayvana karfl›s›ndaki cismin biçimini, büyüklü¤ünü, h›z›n› ve konumunu aç›kça belli eder. Bu canl›lardaki sonik sistem inan›lmaz derecede hassast›r. Örne¤in bir yunus suya atlayan bir kiflinin "içini" de alg›layabilir. Ses dalgalar› yön bulman›n yan› s›ra haberleflme için de kullan›l›r. Birbirinden yüzlerce kilometre uzaktaki iki balina ses kullanarak anlaflabilir. Bu hayvanlar›n haberleflmek ve yön bulmak için ç›kartt›klar› sesi nas›l ürettikleri sorusu hala büyük oranda cevaps›zd›r. Ancak bilinenler aras›nda, yunusun vücudundaki çok flafl›rt›c› bir ayr›nt› dikkat çeker: Hayvan›n kafatas› yap›s›, beyni bile tahrip edecek kadar sürekli ve fliddetli bir biçimde yayd›¤› ses bombard›man›ndan korunmak için ses yal›t›ml›d›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

fiimdi tüm bunlar›n üzerinde düflünelim. Deniz memelilerinin sahip olduklar› tüm bu flafl›rt›c› özellikler, evrim teorisinin yegane iki mekanizmas›, yani mutasyon ve do¤al seleksiyon kanal›yla oluflmufl olabilirler mi? Hangi mutasyon bir yunusun bedenine sonar sistemi yerlefltirebilir ve sonra da hayvan›n beynini sonardan korumak için kafatas›n› ses yal›t›ml› hale getirebilir? Elbette fluursuz süreçlerin, tesadüflerin eseri olarak böyle bir sistemin meydana gelmesi mümkün de¤ildir. Tüm bunlar Yüce Allah'›n yarat›fl›n›n delilleridir.

95


96

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

97


98

Bal ar›lar› di¤er bütün canl›lar gibi kendi türlerine özgü davran›fllara sahiptirler. Bu davran›fllar evrimciler aç›s›ndan ç›kmazlarla doludur. Örne¤in evrimciler peteklerin yap›s›, on binlerce ar›n›n ayn› kovanda yaflamas›n› sa¤layan kusursuz iletiflim gibi konulara "içgüdü" kavram›yla aç›kl›k getirmeye çal›fl›rlar. Oysa Charles Darwin, Türlerin Kökeni kitab›nda sordu¤u bir soru ile, kurucusu oldu¤u teorinin içgüdü iddialar› konusunda içine düfltü¤ü çeliflkiyi flöyle vurgulamaktad›r: ...‹çgüdüler Do¤al Seçme'yle kazan›labilir veya de¤iflikli¤e u¤rat›labilir mi? Ar›y›, -büyük matematikçilerin bulufllar›ndan çok önceden- petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyece¤iz? (Charles Darwin, Türlerin Kökeni, s. 186)


Harun Yahya (Adnan Oktar)

99


100

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


101

Kelebeklerin her iki kanad›nda ayn› renk tonu ve ayn› desen, ayn› yerde mevcuttur. Herfleyin tesadüfler sonucunda ortaya ç›kt›¤›n› iddia eden evrim teorisi, kelebek kanatlar›nda oldu¤u gibi do¤ada sergilenen sanat, renk çeflitlili¤i ve simetri gibi örnekler karfl›s›nda tam bir ç›kmaz içindedir. Charles Darwin bu konuda içine düfltü¤ü çeliflkiyi flöyle ifade etmifltir: Parlak renklilik..., parlak difli kelebekler, bu güzelli¤in do¤al seleksiyonun kontrolü alt›nda gerçekleflti¤ini düflünemiyorum. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol.II, s. 305)


102

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Eski bir evrimci profesör olan Gary E. Parker da -di¤er pek çok bilim adam› gibi- paleontoloji ve biyoloji alan›nda yapt›¤› çal›flmalar›n sonunda bilimin evrimi yalanlad›¤› sonucuna varm›fl ve türlerdeki çeflitlilik karfl›s›ndaki samimi düflüncelerini flöyle dile getirmifltir: "Canl›larda ne kadar inan›lmaz bir çeflitlilik var, hem türlerin kendi içinde gösterdi¤i farkl›l›klar hem de muazzam say›daki de¤iflik türler. Ço¤umuz renkte, flekilde, boyutta, özellikte, fonksiyonda gördü¤ümüz bu çeflitlilik karfl›s›nda sayg› dolu bir korku, haflyet hissediyoruz. Neden bu kadar çok çeflit mevcut?" (http://www.icr.org/pubs/imp/imp-008.htm; ›mpact no. 88, Yarat›l›fl, Seleksiyon ve Çeflitlilik, Gary E. Parker, ICR, October 1980)


Harun Yahya (Adnan Oktar)

103


104

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Savanlar›n kuru otlar›nda avlanan bir aslan neredeyse görülmezdir. Çünkü aslan›n renkleri çevre ile kar›fl›r. Ayn› flekilde uzun otlarda bir çitay› ay›rt etmek de çok zordur. Allah, bu canl›lar›n tümünü bulunduklar› ortama uygun kürklere sahip olarak yaratm›flt›r. Böylelikle bu canl›lar, hem avlar›na sezdirmeden yaklaflabilmekte, hem de düflmanlar›ndan korunabilmektedirler.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

105


106

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

107


108

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Hayvanlar aras›nda görülen fedakarl›klar, Darwinizm'in en önemli ç›kmazlar›ndan birini oluflturur. Çünkü Darwinizm do¤ada k›yas›ya bir mücadele oldu¤unu, güçlü olan›n zay›flar› her zaman ezece¤ini öne sürerken, canl›lar bu iddialar› yalanlayan pek çok davran›fl sergilemektedirler: Birbirlerini tehlikelerden korur beslerler, temizler tedavi ederler, birbirlerine yuva haz›rlarlar... Hatta kimi zaman kendi canlar›n› dahi bir di¤eri için feda edebilirler. Bu durum evrimciler aç›s›ndan tam bir ç›kmazd›r. Darwin bu ç›kmaz› flöyle ifade eder: "Birçok içgüdü o kadar harikad›r ki büyük ihtimalle geliflimleri okuyucuya teorimin tamam›n› y›kmak için yeterli bir engel olarak gözükecektir." (Animal Mind, sf. 22, [Charles Darwin, Türlerin Kökeni, 1859])


Harun Yahya (Adnan Oktar)

109


110

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Bir evrimci yay›nda canl›lardaki fedakarl›k örnekleri konusunda yaflanan s›k›nt› flöyle dile getirilir: "Sorun, canl›lar›n niye birbirlerine yard›m ettikleridir. Darwin'in teorisine göre, her canl› kendi varl›¤›n› sürdürmek ve üreyebilmek için bir savafl vermektedir. Baflkalar›na yard›m etmek, o canl›n›n sa¤ kalma olas›l›¤›n› azaltaca¤›na göre, uzun vadede evrimde bu davran›fl›n elenmesi gerekirdi. Oysa canl›lar›n özverili olabilecekleri gözlenmifltir." (Bilim ve Teknik Dergisi, say›: 190, s. 4)


Harun Yahya (Adnan Oktar)

111


112

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Evrim teorisinin kurucusu Charles Darwin, teorisini geçersiz k›lan canl›lardaki mükemmellikleri görmekten duydu¤u s›k›nt›y› flöyle dile getirir: "Gözü düflünmenin beni titretti¤i günleri hat›rl›yorum. Ama flimdi bu flikayetlerimin üstesinden geldim. fiimdi bu yap›n›n küçük önemsiz parçalar› beni genellikle oldukça rahats›z ediyor. Bir tavus kuflunun tüyü ise, ne zaman baksam beni hasta ediyor. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Cilt.II, s. 90 )

113


114

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

115


116

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

117


YABAN‹ TAVUS KUfiU TÜYÜ


Z

erçekte evrim teorisinin tesadüf iddias›n›n mant›ks›zl›¤› tart›flma gerektirmeyecek kadar aç›k ve ortadad›r. Evrimcilerin iddias›, flehrin ortas›ndaki büyük bir gökdelenin, ya¤murun, f›rt›nan›n etkisiyle molozlar›n, tafllar›n

tesadüfen biraraya gelmesi sonucunda ortaya ç›kt›¤›n› iddia etmekle ayn› saçmal›ktad›r. Evrimciler, özetle, cans›z maddenin uzun zaman verildi¤inde canlan›p hücreler oluflturdu¤una, bu hücrelerin kendilerine isabet eden mutasyonlar ve aralar›ndaki "rekabet" sonucunda, Stephen Hawking, Albert Einstein, Frank Sinatra, Mari Curie gibi insanlar›, filleri, kelebekleri, bal›klar›, yaseminleri, limonlar› veya akasya a¤açlar›n› oluflturdu¤una inanmaktad›rlar. Hiçbir bilimsel bulguya dayanmayan bu iddialar›nda karfl›laflt›klar› en büyük zorluklardan biri ise, insan ruhuna ait özellikleri aç›klamakt›r. Cans›z maddelerin ve tesadüflerin nas›l olup da, düflünen, sevinen, gülen, üzülen, heyecanlanan, sanat eserleri meydana getiren, moda oluflturan, beste yapan, sevdi¤i flark› çal›nca coflku duyan, gözlemenin kokusundan zevk alan, yo¤urdun tad›n› seven, özleyen, dost olan, bulufllar keflifler yapan, devlet yöneten, uzaya giden insanlar› oluflturdu¤unu kesinlikle aç›klayamazlar.


120

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

121


122

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

123


124

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Evrimciler tüm varl›klar›n tesadüflerin eseri oldu¤unu iddia etmektedirler. Bu bat›l inanca göre zaman içinde tesadüflerin yard›m› ile "ilkel çorba" ad›n› takt›klar› çamurlu sudan canl›lar türemifl ve geliflerek insanlara dönüflmüfllerdir. ‹nsan bedenindeki estetik ve simetriyi zaman›n yard›m› ile meydana getiren tesadüf isimli hayali güç, bununla da yetinmemifl ve insan zekas›n› ve duygular›n› meydana getirmifltir. Her ne kadar bilimsel terimlerin arkas›na gizlenseler de evrimi savunanlar›n temelde iddia ettikleri, bu çarp›k mant›kt›r.

125


126

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Evrimci bilim yazar› Roger Lewin: "Fiziksel anlamda, insan›n evrimi hakk›ndaki herhangi bir teorinin, güçlü çeneleri ve iri kesici diflleri olan ve bizden dört kat h›zl› koflan maymun benzeri bir atan›n nas›l yavafl yavafl, iki ayakl› bir hayvana dönüfltü¤ünü aç›klamas› gerekir. Bu güçlere akl›, konuflmay› ve ahlak› ekleyin, bunlar›n hepsi evrim teorisine bafl kald›rmaktad›r." (John Peet, The True History Mankind, http://www.mesozoic.demon.co.uk/mankind.htm)


Harun Yahya (Adnan Oktar)

127


128

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

‹nsan, bilinçli, irade sahibi, düflünebilen, konuflabilen, akledebilen, karar verebilen, muhakeme yapabilen bir varl›kt›r. Tüm bu özellikler Allah'›n insan› ruh sahibi k›lmas›n›n bir sonucudur. Ancak evrimcilerin iddialar›na göre ülkeleri için politik, sosyal, ekonomik kararlar alan baflar›l› baflar›s›z, gelmifl geçmifl tüm devlet adamlar› da sözde tesadüflerin yönetti¤i hayali mekanizmalar sonucu var olmufllard›r. Bu iddian›n imkans›zl›¤›n› Darwin de fark etmifl ve kitab›nda flöyle demifltir: "Son iki bölümde, insan›n, vücut yap›s›nda afla¤› bir biçimden türedi¤inin izlerini tafl›d›¤›n› gördük, ama insan zihin gücü bak›m›ndan bütün öbür hayvanlardan öylesine farkl›d›r ki, var›lan bu sonuçta bir yanl›fll›k olabilece¤i ileri sürülebilir." (Charles Darwin, ‹nsan›n Türeyifli, Onur Yay›nlar›, Nisan 1995, s.85)

129


130

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Darwinistler tesadüfleri üstün bir ak›l gibi sunan, ard› ard›na meydana gelen milyonlarca tesadüfün toplam›n› "yarat›c› bir güç" olarak gösteren bat›l bir fikrin savunucular›d›r. Darwinistlere göre tesadüfler, dünyadaki bütün insanlar›n akl›ndan çok daha büyük bir akla sahiptirler. Yüz binlerce y›ld›r gelip geçmifl ne kadar insan varsa, hepsinin beynini, akl›n›, düflünme kabiliyetini, muhakeme ve haf›za gücünü, fiziksel özelliklerini ve daha yüzlerce binlerce özelli¤ini flekillendirenin, 'tesadüf' isimli bu 'deha' oldu¤unu iddia ederler. Darwinistlere göre, dünyan›n en zeki, en bilgili bilim adamlar›n›n üstün teknoloji ile üretemedi¤i hücreyi, tesadüfler fluursuz atomlar› kullanarak üretebilmifllerdir. Dahas› bu tesadüfler Einstein, Pasteur, Galilei, Newton gibi dehalar› da meydana getirebilmifllerdir. Elbette bu iddialar son derece ak›l d›fl›d›r. Tüm varl›klar›n Yarat›c›s› sonsuz kudret sahibi olan Yüce Allah't›r.

131


132

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Evrimcilerin iddias›, zaman ve tesadüf ikilisinin çamurlu suyu; yetenekli, zeki, baflar›l›, estetik zevke ve güzelli¤e sahip, kusursuz bir görme ve duyma kabiliyeti tafl›yan varl›klara dönüfltürdü¤üdür. fiimdi düflünün: Bu sayfalarda resimlerini gördü¤ünüz, yetenekleri ve baflar›lar› ile tan›nan insanlar tesadüf, zaman ve çamurlu su üçlüsünün eseri olabilirler mi? Tesadüfen meydana geldi¤i iddia edilen varl›klar sanattan, estetikten zevk alabilirler mi? Bu varl›klar tesadüflerin eseri olsalar senaryolar yaz›p, beste yap›p, film yönetip, rol yapabilirler mi? Böyle varl›klar Oscar ödülünü kazanabilirler mi? Tesadüflerin meydana getirdi¤i varl›klar›n


Harun Yahya (Adnan Oktar)

hayal gücü olabilir mi, yüzlerce sayfal›k romanlar yazabilirler mi? Elbette ki tüm bu sorular›n tek cevab› vard›r: Hay›r. Tesadüfler, ne kadar zaman verilirse verilsin, çamurlu suyu bir insana dönüfltürüp, sonra da o insana bu özellikleri kazand›ramazlar. Sadece bu sorular›n cevaplar› dahi evrim teorisini çökertmeye yeterlidir. Aç›kt›r ki, tüm bunlar› baflarabilen varl›klar ancak üstün bir ilim ve güç sahibi Allah'›n yarat›fl›n›n eserlerindendirler. Allah onlar› bu yeteneklerle yaratt›¤›, sanatç›l›¤›, rol yapmay› ilham etti¤i, seslerini güzel yaratt›¤› için onlar yetenekli sanatç›lard›r. Bu nedenle baflar›l›d›rlar.

133


134

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

135


136

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Dünya üzerinde yaklafl›k 7 milyar insan yaflamaktad›r. Bu insanlar 7 milyar kusursuz görme sistemine ve yine 7 milyar kusursuz duyma sistemine sahiptir. ‹nsanlar›n sahip oldu¤u görme sistemleri öylesine geliflmifltir ki, bugün en ileri teknoloji ile üretilen hiçbir kamera gözlerin insana sundu¤u görüntü kalitesine ulaflamamaktad›r. Yine insan›n sahip oldu¤u kulaklar, günümüzün ultra modern ses sistemlerini tamamen geride b›rakmaktad›r. Ama Darwinistler, en geliflmifl teknolojinin "boy ölçüflemeyece¤i" bu görme ve duyma sistemlerini kör tesadüflerin infla etti¤ine inanmaktad›rlar. Bu garip iddiaya göre TESADÜF+ÇAMUR+ZAMAN üçlüsü biraraya gelmifl, insan akl›n›n ve tecrübesinin ulaflamad›¤› bir teknolojiyi meydana getirmifllerdir. Üstelik, son derece ak›lc› ve titiz bir çal›flma yapm›fl, bu sistemlerden 7 milyar insan›n her birinde birer çift oluflmas›na olanak vermifllerdir. Kuflkusuz bu iddia aç›kça göstermektedir ki, evrimciler bu üç gücün adeta "ilah" özelli¤ine sahip olduklar›n› düflünmektedir.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

137


138

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Tesadüfen biraraya gelen fluursuz ve cans›z atomlar düflünemezler, fizik kanunlar›n› bilemezler, matematiksel hesaplar yapamazlar, mühendis olup tonlarca suyu tutan dayan›kl› barajlar, devasa gökdelenler infla edemezler, bilgisayar kullanamazlar, piyano çal›p, hofla giden besteler yapamazlar.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

139


KUfi TÜYÜ


[

ergün ifle giderken üzerinden geçti¤imiz köprü, ifl yerimizin bulundu¤u bina, asansörler, çatal ve b›çaklar, ifllemeli masa örtümüz, k›yafetlerimiz, arabam›z, çantam›z, gözlü¤ümüz, gazeteler, televizyon, duvar›m›zdaki tablolar... Bunlar›n her biri, bilinç, ak›l, bilgi ve yetenek sahibi insanlar taraf›ndan tasarlanm›fl, planlanm›fl ve üretilmifllerdir. Ak›l sahibi hiçbir insan bunlar›n evimizin bir köflesinde veya bir caddenin üzerinde kendi kendilerine, do¤a olaylar›n›n etkisiyle tesadüfen olufltu¤unu iddia etmez. Örne¤in üzerinden her gün geçti¤iniz köprüyü infla eden mühendisleri, iflçileri ve teknisyenleri tan›mazs›n›z, ama öyle birilerinin var oldu¤undan çok eminsinizdir. Son model bir araba gördü¤ünüzde, bu araba hoflunuza gider ve bu tasar›m› gerçeklefltirenleri görmeseniz bile baflar›lar›n› takdir edersiniz. Sonuç olarak bir yerde planl› bir yap›, bir eser varsa, bunun bir meydana getireni oldu¤undan her zaman emin oluruz. Ancak, Darwinistler bu konuda önyarg›l›d›rlar. Kimileri, bilim adam› olmalar›na ve do¤ada, günlük hayat›m›zda karfl›laflt›klar›m›zdan çok daha ola¤anüstü tasar›mlar görmelerine ra¤men, bunlar›n tesadüfen olufltuklar›na inan›rlar. Çünkü onlar, yarat›c›m›z olan Yüce Allah’a iman etmemek için kendilerini flartland›rm›fllard›r. Bunlar, Allah’›n bir ayetinde bildirdi¤i gibi “...Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler.” (Araf Suresi, 179)


142

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

143


144

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

DARWIN‹ZM FORMÜLÜ: Zaman + Çamur + Tesadüf = ‹nsan Evrimcilere göre milyonlarca y›l önce yeryüzünde mevcut olan çamurlu sulardan tesadüflerin yard›m› ile insan meydana gelmifltir. ‹nsan beynini, akl›n›, düflünme kabiliyetini, muhakeme ve haf›za gücünü ve daha binlerce maddi manevi özelli¤ini flekillendiren, evrimcilere göre bu üç gücün biraraya gelmesidir. Bu durumda evrimciler, söz konusu 3 gücü “ilah” olarak kabul etmekte ve bu sahte ilah›n zaman içinde teleskopla gökyüzünü inceleyen, fiber optik kablolar üreten, bilgisayar kullanan, geliflmifl teknoloji ile robotlar yapan, hologram görüntüler elde eden, cep telefonu icat eden insan zekas›n› oluflturdu¤una inanmaktad›rlar. Darwinistler, tek kudret sahibi olan Yüce Allah'›n varl›¤›n› kabul etmemek için iflte böylesine büyük bir mant›k hezimeti sergilemektedirler.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

145


146

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Paul Davies (Avustralya'daki Adelaide Üniversitesinden ünlü matematiksel fizik profesörü): E¤er do¤an›n derinliklerinde gerçekleflen ifllerin kompleksli¤i, dünyan›n en zeki beyinleri taraf›ndan bile zor anlafl›l›yorsa, bu ifllerin sadece birer kaza, birer kör tesadüf eseri oldu¤unu nas›l düflünebiliriz? (Paul Davies, Superforce, New York: Simon and Schuster, 1984, s. 243)

147


KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Darwinizm'e göre bütün tasar›mc›lar, mimarlar, mühendisler, bilim adamlar›, fluuru, akl› ve iradesi olmayan tesadüflerin yard›m›yla, çamurlu bir su birikintisinin zaman içinde canl›ya dönüflmesiyle ortaya ç›km›fllard›r. Evrimcilerin bu iddialar›, kum ve çak›l tafllar›yla dolu bir k›y›ya vuran dalgalar›n zaman içinde tesadüfen mimari flaheserler, saraylar oluflturduklar›na inanmaya benzer. Fizik kanunlar›na göre ince hesaplar yaparak tonlarca a¤›rl›¤›ndaki demir kütleleri havada uçuracak, ya da su üstünde yüzdürecek tasar›mlar› yapan ak›l, fluur ve irade sahibi insanlar›n çamurlu sudan, zamanla, tesadüflerin eseri olarak oluflamayacaklar› çok aç›kt›r. Evrimciler ise, evrim teorisinin hipnozu alt›nda bu mant›ks›zl›klar› göremeyecek durumdad›rlar.

149


150

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Darwinizm'e inanmak mant›¤›n, düflünme yetene¤inin, akl›n ve kavray›fl›n tamamen felç olmas› demektir. Normal bir insan›n "tafllar tesadüfen dizilip, bir gökdeleni tüm tesisat› ile birlikte infla etti" demesi mümkün de¤ildir. Ancak Darwinistler bundan daha inan›lmaz olan bir iddiada bulunmakta, arazide biriken çamurun canland›¤›n›, tesadüf ve zaman ikilisinin de yard›m› ile kentler infla eden, ampulü bulan, binlerce kilowatl›k enerji üreterek kurduklar› flehirleri ayd›nlatan, hassas hesaplamalarla köprüler, gökdelenler infla eden ak›l ve bilinç sahibi insanlar› oluflturdu¤unu söylemektedirler.

151


152

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Evrimciler, günümüzden 5 milyar y›l önce baz› atomlar›n tesadüfen biraraya gelerek kusursuz bir plan yapt›klar›na inan›rlar. Evrimcilerin bu ak›ld›fl› ve bilimd›fl› senaryoya göre, cans›z ve fluursuz atomlar rastgele birarada bulunurken rüzgar, f›rt›na, flimflekler, ultraviyole ›fl›nlar› ve depremlerin yard›m›yla her biri kusursuz tasar›m harikalar› olan canl›lar› oluflturmufllard›r. Sayfada gördü¤ünüz mimari eserleri yapan insan›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmek, tafl kütlelerinin rüzgarlar›n etkisiyle zaman içinde kusursuz mimari eserlere dönüfltü¤üne inanmaktan çok daha mant›k d›fl› ve ak›ls›zcad›r.

153


154

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

155

Darwinizm'in amac›, insanlar›n son derece aç›k ve kesin olan yarat›l›fl gerçe¤ini inkar etmelerini sa¤lamakt›r. Bunun için evrimciler, her biri birbirinden kusursuz ve mükemmel sistemler içeren canl›lar›n bir dizi tesadüfün biraraya gelmesi sonucunda olufltu¤unu iddia eder ve buna herkesin inanmas› için çal›fl›rlar. Gözlerinin önüne serilen tüm bilimsel deliller ve apaç›k gerçekler, onlar›n bu inançlar›n› de¤ifltirmemifltir. Söz konusu saplant›l› inanca sahip insanlar günümüz teknolojisinin henüz bir aç›klama getiremedi¤i piramitlerin, zaman içerisinde rastgele geliflmelerle meydana geldi¤i gibi bir iddiay› gülünç bulurlar. Ama bundan daha ciddi bir ak›ls›zl›k sergileyerek, piramitleri meydana getiren insan zekas› ve yetene¤inin “zaman+tesadüf+çamurlu su≈insan” formülüyle olufltu¤unu kan›tlamak için her türlü yola baflvururlar.


156

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Gianfrancesco Wi l h e l m s h ö h e , “ G u e rn i e ro “ i s i m l i t a b l o

Jan Davidsz, “Meyve, denizkabu€u ve mücevher kutusu“ natürm o rd u


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Bir insan bir tablo gördü¤ünde, hemen bu tabloyu yapan yetenekli, tecrübeli, bilgili bir ressam›n varl›¤›n› anlar. Ressam› görmese bile varl›¤›ndan asla flüphe duymaz. Hiç kimse bu tablonun boyalar›n tesadüfen tuval üzerine dökülmesi ile olufltu¤unu iddia etmez. Bu tablolar› be¤enen kifli ise, övgü ve takdirlerini bu tablolara de¤il, bunlar›n mimar›na, ressam›na iletir. Çevremizde gördü¤ümüz tüm güzellikler, onlar›n Yarat›c›s› olan Allah’a aittir. Övgüye ve flükre lay›k olan ise sadece Rabbimiz olan, her yaratt›¤›n› benzersiz yaratan Allah’t›r.

S a l v a t o r C o l a c i c c o , “ ‹ s t a n b u l ’ d a Ye l k e n l i l e r ” a d l › t a b l o

157


G e ro m e , “ H a l › T ü c c a r l a r › ” a d l › t a b l o


‹ki boyutlu, cans›z birer kopya olan tablolardaki görüntülerin dahi tesadüf eseri oluflma ihtimali imkans›zken; üç boyutlu, canl› ve k›yas olmayacak mükemmelikteki as›llar› için kör tesadüflerin etkisi nas›l düflünülebilir?

Mahmudiye Kalyonu, Osmanl›ca Arif imzal›, Hicri 1360 imzal›,


160


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Bu resimlerde görülen yast›klar, kumafllar, perdeler birer tasar›m ürünüdür. Bunlar›n her biri için onlarca tasar›mc› çal›flm›flt›r. Bu resimdeki desenlerin tesadüfen oluflamayaca¤›n› aç›kça görebilen insanlar, her nas›lsa, bu kumafllar›n kayna¤› olan canl›lar›n, bu desenleri tasarlayan insanlar›n tesadüfen olufltu¤una inanabilmektedirler. Bu ak›lalmaz durum, Darwinizm'in baz› insanlar›n akl›n› ve kavray›fl›n› örten bir büyü etkisi yapt›¤›n› gösteren say›s›z delilden biridir.

161


162

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

163


164

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L


Harun Yahya (Adnan Oktar)

165


ALTIN SÜLÜN TÜYÜ


..

ò

nyarg›s›z, hiçbir ideolojinin etkisi alt›nda kalmadan, sadece akl›n› ve mant›¤›n› kullanan her insan, bilim ve medeniyetten uzak toplumlar›n hurafelerini and›ran, zaman, te-

sadüf ve çamurun biraraya gelerek "yarat›c› bir ilah" oluflturdu¤unu iddia eden evrim teorisinin, inan›lmas› imkans›z bir iddia oldu¤unu kolayl›kla anlayacakt›r. Bafltan bu yana belirtildi¤i gibi, evrim teorisine inananlar, dünyan›n ilk dönemlerinden itibaren tesadüflerin ince ince çal›flt›¤›na ve zaman›n da yard›m› ile arazide birikmifl çamur kar›fl›m›ndan düflünen, akleden, bulufllar yapan profesörleri, üniversite ö¤rencilerini, Einstein, Hubble gibi bilim adamlar›n›, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatç›lar›, bunun yan› s›ra ceylanlar›, limon a¤açlar›n›, karanfilleri ç›kard›¤›na inanmaktad›rlar. Üstelik, bu saçma iddiaya inananlar›n bir k›sm› bilim adamlar›, profesörler, kültürlü, e¤itimli insanlard›r. Bu nedenle evrim teorisi için "dünya tarihinin en büyük ve en etkili büyüsü" ifadesini kullanmak yerinde olacakt›r. Çünkü, dünya tarihinde insanlar›n bu derece akl›n› bafl›ndan alan, ak›l ve mant›kla düflünmelerine imkan tan›mayan, gözlerinin önüne sanki bir perde çekip çok aç›k olan gerçekleri görmelerine engel olan bir baflka inanç veya iddia daha yoktur. Bu, Afrikal› baz› kabilelerin totemlere, Sebe halk›n›n Günefl'e tapmas›ndan, Hz. ‹brahim'in kavminin elleri ile yapt›klar› putlara, Hz. Musa'n›n


KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

168

kavminin alt›ndan yapt›klar› buza¤›ya tapmalar› veya H›ristiyanlar›n tafl›d›¤› teslis inanc› kadar vahim hatta daha da ak›l almaz bir körlüktür. Peygamber Efendimiz (sav) böyle insanlar için "Gözü kör olan de¤il basireti kör olan kimse kördür."(Ramüz El-Hadis, s. 362) diye buyurmufllard›r. Bu durum,

Allah'›n Kuran'da da iflaret etti¤i bir ak›ls›zl›kt›r. Allah, baz› insanlar›n anlay›fllar›n›n kapanaca¤›n› ve gerçekleri görmekten aciz duruma düfleceklerini birçok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: fiüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah, onlar›n kalplerini ve kulaklar›n› mühürlemifltir; gözlerinin üzerinde perdeler vard›r. Ve büyük azap onlarad›r. (Bakara Suresi, 6-7) …Kalpleri vard›r bununla kavray›panlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179)

Allah baflka ayetlerinde ise, bu insanlar›n mucizeler görseler bile inanmayacak kadar büyülendiklerini flöyle bildirmektedir: Onlar›n üzerlerine gökyüzünden bir kap› açsak, ordan yukar› yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürülALTIN SÜLÜN TÜYÜ


Harun Yahya (Adnan Oktar)

169

dü, belki biz büyülenmifl bir toplulu¤uz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15)

Bu kadar genifl bir kitlenin üzerinde bu büyünün etkili olmas›, insanlar›n gerçeklerden bu kadar uzak tutulmalar› ve 150 y›ld›r bu büyünün bozulmamas› ise, kelimelerle anlat›lamayacak kadar hayret verici bir durumdur. Çünkü, bir veya birkaç insan›n imkans›z senaryolara, saçmal›k ve mant›ks›zl›klarla dolu iddialara inanmalar› anlafl›labilir. Ancak dünyan›n dört bir yan›ndaki insanlar›n, fluursuz ve cans›z atomlar›n ani bir kararla biraraya gelip; ola¤anüstü bir organizasyon, disiplin, ak›l ve fluur gösterip kusursuz bir sistemle iflleyen evreni, canl›l›k için uygun olan her türlü özelli¤e sahip olan Dünya gezegenini ve say›s›z kompleks sistemle donat›lm›fl canl›lar› meydana getirdi¤ine inanmas›n›n, "büyü"den baflka bir aç›klamas› yoktur. Allah Kuran'da, inkarc› felsefenin savunucusu olan baz› kimselerin, yapt›klar› büyülerle insanlar› etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun aras›nda geçen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini anlatt›¤›nda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin büyücüleri" ile insanlar›n topland›¤› bir yerde karfl›laflmas›n› söyler. Hz. Musa, büyücülerle karfl›laflt›¤›nda, büyücülere önce onlar›n marifetlerini sergilemelerini ALTIN SÜLÜN TÜYÜ


170

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

emreder. Bu olay›n anlat›ld›¤› ayet flöyledir: (Musa:) "Siz at›n" dedi. (Asalar›n›) at›verince, insanlar›n gözlerini büyüleyiverdiler, onlar› dehflete düflürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmifl oldular. (Araf Suresi, 116)

Görüldü¤ü gibi Firavun'un büyücüleri yapt›klar› "aldatmacalar"la - Hz. Musa ve ona inananlar d›fl›nda- insanlar›n hepsini büyüleyebilmifllerdir. Ancak, onlar›n att›klar›na karfl›l›k Hz. Musa'n›n ortaya koydu¤u delil, onlar›n bu büyüsünü, ayetteki ifadeyle "uydurduklar›n› yutmufl" yani etkisiz k›lm›flt›r: Biz de Musa'ya: "Asan› f›rlat›ver" diye vahyettik. (O da f›rlat›verince) bir de bakt›lar ki, o bütün uydurduklar›n› derleyip-toparlay›p yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onlar›n bütün yapmakta olduklar› geçersiz kald›. Orada yenilmifl oldular ve küçük düflmüfller olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)

Ayetlerde de bildirildi¤i gibi, daha önce insanlar› büyüleyerek etkileyen bu kiflilerin yapt›klar›n›n bir sahtekarl›k oldu¤unun anlafl›lmas› ile, söz konusu insanlar küçük düflmüfllerdir. Günümüzde de bir büyünün etkisiyle, bilimsellik k›l›f› alt›nda son derece saçma olan bu iddialara inanan ve bunlar›


Harun Yahya (Adnan Oktar)

savunmaya hayatlar›n› adayanlar, e¤er bu iddialardan vazgeçmezlerse gerçekler tam anlam›yla a盤a ç›kt›¤›nda ve "büyü bozuldu¤unda" küçük duruma düfleceklerdir. Nitekim, yaklafl›k 60 yafl›na kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gerçekleri gören Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yak›n gelecekte düflece¤i durumu flöyle aç›klamaktad›r: Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uyguland›¤› alanlarda, gelece¤in tarih kitaplar›ndaki en büyük espri malzemelerinden biri olaca¤›na ikna oldum. Gelecek kuflak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inan›lmaz bir safl›kla kabul edilmesini hayretle karfl›layacakt›r. (Malcolm Muggride, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s.43)

Bu gelecek, uzakta de¤ildir aksine çok yak›n bir gelecekte insanlar "tesadüfler"in ilah olamayacaklar›n› anlayacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacas› ve en fliddetli büyüsü olarak tan›mlanacakt›r. Bu fliddetli büyü, büyük bir h›zla dünyan›n dört bir yan›nda insanlar›n üzerinden kalkmaya bafllam›flt›r. Art›k evrim aldatmacas›n›n s›rr›n› ö¤renen birçok insan, bu aldatmacaya nas›l kand›¤›n› hayret ve flaflk›nl›kla düflünmektedir.

171


NAUTILUS FOS‹L‹


W

arwinizm, yani evrim teorisi, yarat›l›fl gerçe¤ini reddetmek amac›yla ortaya at›lm›fl, ancak baflar›l› olamam›fl bilim d›fl› bir safsatadan baflka bir fley de¤ildir. Canl›l›¤›n, cans›z maddelerden tesadüfen olufltu¤unu iddia eden bu teori, evrende ve canl›larda çok mucizevi bir düzen bulundu¤unun bilim taraf›ndan ispat edilmesiyle çürümüfltür. Böylece Allah'›n tüm evreni ve canl›lar› yaratm›fl oldu¤u gerçe¤i, bilim taraf›ndan da kan›tlanm›flt›r. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çap›nda yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarp›t›lmas›na, tarafl› yorumlanmas›na, bilim görüntüsü alt›nda söylenen yalanlara ve yap›lan sahtekarl›klara dayal›d›r. Ancak bu propaganda gerçe¤i gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yan›lg› oldu¤u, son 20-30 y›ld›r bilim dünyas›nda giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yap›lan araflt›rmalar, Darwinist iddialar›n tamamen yanl›fl oldu¤unu ortaya koymufl ve bu gerçek pek çok bilim adam› taraf›ndan dile getirilmifltir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farkl› alanlardan gelen çok say›da bilim adam›, Darwinizm'in geçersizli¤ini görmekte, canl›lar›n kökenini art›k "yarat›l›fl gerçe¤iyle" aç›klamaktad›rlar. Evrim teorisinin çöküflünü ve yarat›l›fl›n delillerini di¤er pek çok çal›flmam›zda bütün bilimsel detaylar›yla ele ald›k ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, tafl›d›¤› büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vard›r.


174

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Darwin'i Y›kan Zorluklar Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ö¤reti olmas›na karfl›n, kapsaml› olarak 19. yüzy›lda ortaya at›ld›. Teoriyi bilim dünyas›n›n gündemine sokan en önemli geliflme, Charles Darwin'in 1859 y›l›nda yay›nlanan Türlerin Kökeni adl› kitab›yd›. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farkl› canl› türlerini Allah'›n ayr› ayr› yaratt›¤› gerçe¤ine karfl› ç›k›yordu. Darwin'e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlard› ve zaman içinde küçük de¤iflimlerle farkl›laflm›fllard›. Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanm›yordu; kendisinin de kabul etti¤i gibi sadece bir "mant›k yürütme" idi. Hatta Darwin'in kitab›ndaki "Teorinin Zorluklar›" bafll›kl› uzun bölümde itiraf etti¤i gibi, teori pek çok önemli soru karfl›s›nda aç›k veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorluklar›n geliflen bilim taraf›ndan afl›laca¤›n›, yeni bilimsel bulgular›n teorisini güçlendirece¤ini umuyordu. Bunu kitab›nda s›k s›k belirtmiflti. Ancak geliflen bilim, Darwin'in umutlar›n›n tam aksine, teorinin temel iddialar›n› birer birer dayanaks›z b›rakm›flt›r. Darwinizm'in bilim karfl›s›ndaki yenilgisi, üç temel bafll›kta incelenebilir: 1) Teori, hayat›n yeryüzünde ilk kez nas›l ortaya ç›kt›¤›n› asla aç›klayamamaktad›r. 2) Teorinin öne sürdü¤ü "evrim mekanizmalar›"n›n, gerçekte evrimlefltirici bir etkiye sahip oldu¤unu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 3) Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktad›r. Bu bölümde, bu üç temel bafll›¤› ana hatlar› ile inceleyece¤iz.

Afl›lamayan ‹lk Basamak: Hayat›n Kökeni Evrim teorisi, tüm canl› türlerinin, bundan yaklafl›k 3.8 milyar y›l önce ilkel dünyada ortaya ç›kan tek bir canl› hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nas›l olup da milyonlarca kompleks canl› türünü oluflturdu¤u ve e¤er gerçekten bu tür bir evrim gerçekleflmiflse neden bunun izlerinin fosil kay›tlar›nda bulunamad›¤›, teorinin aç›klayamad›¤› sorulardand›r. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basama¤› üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nas›l ortaya ç›km›flt›r? Evrim teorisi, yarat›l›fl› reddetti¤i, hiçbir do¤aüstü müdahaleyi kabul etmedi¤i için, o "ilk hücre"nin, hiçbir tasar›m, plan ve düzenleme olmadan, do-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Darwin'in hayal ürünü iddialar›n›n peflinde sürüklenen evrimciler bir teslis inanc› tafl›maktad›rlar. Çünkü tesadüf+çamur+zaman üçlüsünün, biraraya geldi¤inde, bütün varl›klar›, insan akl›n› ve tecrübesini oluflturabilecek bir güce sahip oldu¤una inanmaktad›rlar.

175


176

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

¤a kanunlar› içinde rastlant›sal olarak meydana geldi¤ini iddia eder. Yani teoriye göre, cans›z madde tesadüfler sonucunda ortaya canl› bir hücre ç›karm›fl olmal›d›r. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlar›na ayk›r› bir iddiad›r.

"Hayat Hayattan Gelir" Darwin, kitab›nda hayat›n kökeni konusundan hiç söz etmemiflti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlay›fl›, canl›lar›n çok basit bir yap›ya sahip olduklar›n› varsay›yordu. Ortaça¤'dan beri inan›lan "spontane jenerasyon" adl› teoriye göre, cans›z maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canl› bir varl›k oluflturabileceklerine inan›l›yordu. Bu dönemde böceklerin yemek art›klar›ndan, farelerin de bu¤daydan olufltu¤u yayg›n bir düflünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yap›lm›flt›. Kirli bir paçavran›n üzerine biraz bu¤day konmufl ve biraz beklendi¤inde bu kar›fl›mdan farelerin oluflaca¤› san›lm›flt›. Etlerin kurtlanmas› da hayat›n cans›z maddelerden türeyebildi¤ine bir delil say›l›yordu. Oysa daha sonra anlafl›lacakt› ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluflmuyorlar, sineklerin getirip b›rakt›klar› gözle görülmeyen larvalardan ç›k›yorlard›. Darwin'in Türlerin Kökeni adl› kitab›n› yazd›¤› dönemde ise, bakterilerin cans›z maddeden oluflabildikleri inanc›, bilim dünyas›nda yayg›n bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitab›n›n yay›nlanmas›ndan befl y›l sonra, ünlü Frans›z biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluflturan bu inanc› kesin olarak çürüttü. Pasteur yapt›¤› uzun çal›flma ve deneyler sonucunda vard›¤› sonucu flöyle özetlemiflti: Cans›z maddelerin hayat oluflturabilece¤i iddias› art›k kesin olarak tarihe gömülmüfltür.1 Evrim teorisinin savunucular›, Pasteur'ün bulgular›na karfl› uzun süre direndiler. Ancak geliflen bilim, canl› hücresinin karmafl›k yap›s›n› ortaya ç›kard›kça, hayat›n kendili¤inden oluflabilece¤i iddias›n›n geçersizli¤i daha da aç›k hale geldi.

20. Yüzy›ldaki Sonuçsuz Çabalar 20. yüzy›lda hayat›n kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu y›llarda ortaya att›¤› birtak›m


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tezlerle, canl› hücresinin tesadüfen meydana gelebilece¤ini ispat etmeye çal›flt›. Ancak bu çal›flmalar baflar›s›zl›kla sonuçlanacak ve Oparin flu itiraf› yapmak zorunda kalacakt›: Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanl›k noktay› oluflturmaktad›r.2 Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayat›n kökeni konusunu çözüme kavuflturacak deneyler yapmaya çal›flt›lar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikal› kimyac› Stanley Miller taraf›ndan 1953 y›l›nda düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde oldu¤unu iddia etti¤i gazlar› bir deney düzene¤inde birlefltirerek ve bu kar›fl›ma enerji ekleyerek, proteinlerin yap›s›nda kullan›lan birkaç organik molekül (aminoasit) sentezledi. O y›llarda evrim ad›na önemli bir aflama gibi tan›t›lan bu deneyin geçerli olmad›¤› ve deneyde kullan›lan atmosferin gerçek dünya koflullar›ndan çok farkl› oldu¤u, ilerleyen y›llarda ortaya ç›kacakt›.3 Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kulland›¤› atmosfer ortam›n›n gerçekçi olmad›¤›n› itiraf etti.4 Hayat›n kökeni sorununu aç›klamak için 20. yüzy›l boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep baflar›s›zl›kla sonuçland›. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü jeokimyac› Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 y›l›nda yay›nlanan bir makalede bu gerçe¤i flöyle kabul eder: Bugün, 20. yüzy›l› geride b›rak›rken, hala, 20. yüzy›la girdi¤imizde sahip oldu¤umuz en büyük çözülmemifl problemle karfl› karfl›yay›z: Hayat yeryüzünde nas›l bafllad›.5

Evrimcilerin hayat›n kökenine aç›klama getirme çabalar›n›n› bir örne¤i de Miller deneyidir. ‹lk zamanlarda evrim ad›na önemli bir geliflme olarak lanse edilen bu deneyin geçersizli¤i zaman içinde anlafl›lm›fl hatta Miller'›n kendisi de bunu itiraf etmek zorunda kalm›flt›r.

177


178

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Hayat›n Kompleks Yap›s› Evrim teorisinin hayat›n kökeni konusunda bu denli büyük bir açmaza girmesinin bafll›ca nedeni, en basit san›lan canl› yap›lar›n bile inan›lmaz derecede karmafl›k yap›lara sahip olmas›d›r. Canl› hücresi, insano¤lunun yapt›¤› bütün teknolojik ürünlerden daha karmafl›kt›r. Öyle ki bugün dünyan›n en geliflmifl laboratuvarlar›nda bile cans›z maddeler biraraya getirilerek canl› bir hücre üretilememektedir. Bir hücrenin meydana gelmesi için gereken flartlar, asla rastlant›larla aç›klanamayacak kadar fazlad›r. Hücrenin en temel yap› tafl› olan proteinlerin rastlant›sal olarak sentezlenme ihtimali; 500 aminoasitlik ortalama bir protein için, 10950'de 1'dir. Ancak matematikte 1050'de 1'den küçük olas›l›klar pratik olarak "imkans›z" say›l›r. Hücrenin çekirde¤inde yer alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekülü ise, inan›lmaz bir bilgi bankas›d›r. ‹nsan DNA's›n›n içerdi¤i bilginin, e¤er ka¤›da dökülmeye kalk›lsa, 500'er sayfadan oluflan 900 ciltlik bir kütüphane oluflturaca¤› hesaplanmaktad›r. Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vard›r: DNA, yaln›z birtak›m özelleflmifl proteinlerin (enzimlerin) yard›m› ile efllenebilir. Ama bu enzimlerin

Evrimcilerin en büyük yan›lg›lar›ndan biri yukar›da temsili resmi görülen ve ilkel dünya olarak nitelendirdikleri ortamda canl›l›¤›n kendili¤inden oluflabilece¤ini düflünmeleridir. Miller deneyi gibi çal›flmalarla bu iddialar›n› kan›tlamaya çal›flm›fllard›r. Ancak bilimsel bulgular karfl›s›nda yine yenilgiye u¤ram›fllard›r. Çünkü 1970'li y›llarda elde edilen sonuçlar, ilkel dünya olarak nitelendirilen dönemdeki atmosferin yaflam›n oluflmas› için hiçbir flekilde uygun olmad›¤›n› kan›tlam›flt›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

sentezi de ancak DNA'daki bilgiler do¤rultusunda gerçekleflir. Birbirine ba¤›ml› olduklar›ndan, efllemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de ayn› anda var olmalar› gerekir. Bu ise, hayat›n kendili¤inden olufltu¤u senaryosunu ç›kmaza sokmaktad›r. San Diego California Üniversitesi'nden ünlü evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli say›s›nda bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Son derece kompleks yap›lara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) ayn› yerde ve ayn› zamanda rastlant›sal olarak oluflmalar› afl›r› derecede ihtimal d›fl›d›r. Ama bunlar›n birisi olmadan di¤erini elde etmek de mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla insan, yaflam›n kimyasal yollarla ortaya ç›kmas›n›n asla mümkün olmad›¤› sonucuna varmak zorunda kalmaktad›r.6 Kuflkusuz e¤er hayat›n do¤al etkenlerle ortaya ç›kmas› imkans›z ise, bu durumda hayat›n do¤aüstü bir biçimde "yarat›ld›¤›n›" kabul etmek gerekir. Bu gerçek, en temel amac› yarat›l›fl› reddetmek olan evrim teorisini aç›kça geçersiz k›lmaktad›r.

Evrimin Hayali Mekanizmalar› Darwin'in teorisini geçersiz k›lan ikinci büyük nokta, teorinin "evrim mekanizmalar›" olarak öne sürdü¤ü iki kavram›n da gerçekte hiçbir evrimlefltirici güce sahip olmad›¤›n›n anlafl›lm›fl olmas›d›r. Darwin, ortaya att›¤› evrim iddias›n› tamamen "do¤al seleksiyon" mekanizmas›na ba¤lam›flt›. Bu mekanizmaya verdi¤i önem, kitab›n›n isminden de aç›kça anlafl›l›yordu: Türlerin Kökeni, Do¤al Seleksiyon Yoluyla... Do¤al seleksiyon, do¤al seçme demektir. Do¤adaki yaflam mücadelesi içinde, do¤al flartlara uygun ve güçlü canl›lar›n hayatta kalaca¤› düflüncesine dayan›r. Örne¤in y›rt›c› hayvanlar taraf›ndan tehdit edilen bir geyik sürüsünde, daha h›zl› koflabilen geyikler hayatta kalacakt›r. Böylece geyik sürüsü, h›zl› ve güçlü bireylerden oluflacakt›r. Ama elbette bu mekanizma, geyikleri evrimlefltirmez, onlar› baflka bir canl› türüne, örne¤in atlara dönüfltürmez.

179


180

Evrim teorisini geçersiz k›lan gerçeklerden bir tanesi, canl›l›¤›n inan›lmaz derecedeki kompleks yap›s›d›r. Canl› hücrelerinin çekirde¤inde yer alan DNA molekülü, bunun bir örne¤idir. DNA, dört ayr› molekülün farkl› diziliminden oluflan bir tür bilgi bankas›d›r. Bu bilgi bankas›nda canl›yla ilgili bütün fiziksel özelliklerin flifreleri yer al›r. ‹nsan DNA's› ka¤›da döküldü¤ünde, ortaya yaklafl›k 900 ciltlik bir ansiklopedi ç›kaca¤› hesaplanmaktad›r. Elbette böylesine ola¤anüstü bir bilgi, tesadüf kavram›n› kesin biçimde geçersiz k›lmaktad›r.

Dolay›s›yla do¤al seleksiyon mekanizmas› hiçbir evrimlefltirici güce sahip de¤ildir. Darwin de bu gerçe¤in fark›ndayd› ve Türlerin Kökeni adl› kitab›nda "Faydal› de¤ifliklikler oluflmad›¤› sürece do¤al seleksiyon hiçbir fley yapamaz" demek zorunda kalm›flt›.7

Lamarck'›n Etkisi Peki bu "faydal› de¤ifliklikler" nas›l oluflabilirdi? Darwin, kendi döneminin ilkel bilim anlay›fl› içinde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çal›flm›flt›. Darwin'den önce yaflam›fl olan Frans›z biyolog Lamarck'a göre, canl›lar yaflamlar› s›ras›nda geçirdikleri fiziksel de¤ifliklikleri sonraki nesle aktar›yorlar, nesilden nesile biriken bu özellikler sonucunda yeni türler ortaya ç›k›yordu. Örne¤in Lamarck'a göre zürafalar ceylanlardan türemifllerdi, yüksek a¤açlar›n yapraklar›n› yemek için çabalarken nesilden nesile boyunlar› uzam›flt›. Darwin de benzeri örnekler vermifl, örne¤in Türlerin Kökeni adl› kitab›nda, yiyecek bulmak için suya giren baz› ay›lar›n zamanla balinalara dönüfltü¤ünü iddia etmiflti.8 Ama Mendel'in keflfetti¤i ve 20. yüzy›lda geliflen genetik bilimiyle kesinleflen kal›t›m kanunlar›, kazan›lm›fl özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas› efsanesini kesin olarak y›kt›. Böylece do¤al seleksiyon "tek bafl›na" ve dolay›s›yla tümüyle etkisiz bir mekanizma olarak kalm›fl oluyordu.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

181

Lamarck zürafalar›n ceylan benzeri hayvanlardan türediklerine inan›yordu. Ona göre otlara uzanmaya çal›flan bu canl›lar›n zaman içinde boyunlar› uzam›fl ve zürafalara dönüflüvermifllerdi. Mendel'in 1865 y›l›nda keflfetti¤i kal›t›m kanunlar›, yaflam s›ras›nda kazan›lan özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas›n›n mümkün olmad›¤›n› ispatlam›flt›r. Böylece Lamarck'›n zürafa masal› da tarihe kar›flm›flt›r.

Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar Darwinistler ise bu duruma bir çözüm bulabilmek için 1930'lar›n sonlar›nda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yayg›n ismiyle neo-Darwinizm'i ortaya att›lar. Neo-Darwinizm, do¤al seleksiyonun yan›na "faydal› de¤ifliklik sebebi" olarak mutasyonlar›, yani canl›lar›n genlerinde radyasyon gibi d›fl etkiler ya da kopyalama hatalar› sonucunda oluflan bozulmalar› ekledi. Bugün de hala dünyada evrim ad›na geçerlili¤ini koruyan model neoDarwinizm'dir. Teori, yeryüzünde bulunan milyonlarca canl› türünün, bu canl›lar›n, kulak, göz, akci¤er, kanat gibi say›s›z kompleks organlar›n›n "mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayal› bir süreç sonucunda olufltu¤unu iddia etmektedir. Ama teoriyi çaresiz b›rakan aç›k bir bilimsel gerçek vard›r: Mutasyonlar canl›lar› gelifltirmezler, aksine her zaman için canl›lara zarar verirler. Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene sahiptir. Bu molekül üzerinde oluflan herhangi rasgele bir etki ancak zarar verir. Amerikal› genetikçi B. G. Ranganathan bunu flöyle aç›klar:


182

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Mutasyonlar küçük, rasgele ve zararl›d›rlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonlar›n evrimsel bir geliflme meydana getiremeyece¤ini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleflmifl bir organizmada meydana gelebilecek rastlant›sal bir de¤iflim, ya etkisiz olacakt›r ya da zararl›. Bir kol saatinde meydana gelecek rasgele bir de¤iflim kol saatini gelifltirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar vereRastgele mutasyonlar insanlara cek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacakt›r. ve di¤er tüm canl›lara her zaBir deprem bir flehri gelifltirmez, ona y›- man zarar verirler. Resimde muk›m getirir. 9 tasyona u¤rad›¤› için iki bafll› Nitekim bugüne kadar hiçbir yararl›, yani olarak do¤mufl bir buza¤› görügenetik bilgiyi gelifltiren mutasyon örne¤i göz- lüyor. lemlenmedi. Tüm mutasyonlar›n zararl› oldu¤u görüldü. Anlafl›ld› ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmas›" olarak gösterdi¤i mutasyonlar, gerçekte canl›lar› sadece tahrip eden, sakat b›rakan genetik olaylard›r. (‹nsanlarda mutasyonun en s›k görülen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmas›" olamaz. Do¤al seleksiyon ise, Darwin'in de kabul etti¤i gibi, "tek bafl›na hiçbir fley yapamaz." Bu gerçek bizlere do¤ada hiçbir "evrim mekanizmas›" olmad›¤›n› göstermektedir. Evrim mekanizmas› olmad›¤›na göre de, evrim denen hayali süreç yaflanm›fl olamaz.

Fosil Kay›tlar›: Ara Formlardan Eser Yok Evrim teorisinin iddia etti¤i senaryonun yaflanmam›fl oldu¤unun en aç›k göstergesi ise fosil kay›tlar›d›r. Evrim teorisine göre bütün canl›lar birbirlerinden türemifllerdir. Önceden var olan bir canl› türü, zamanla bir di¤erine dönüflmüfl ve bütün türler bu flekilde ortaya ç›km›fllard›r. Teoriye göre bu dönüflüm yüz milyonlarca y›l süren uzun bir zaman dilimini kapsam›fl ve kademe kademe ilerlemifltir. Bu durumda, iddia edilen uzun dönüflüm süreci içinde say›s›z "ara türler"in oluflmufl ve yaflam›fl olmalar› gerekir. Örne¤in geçmiflte, bal›k özelliklerini tafl›malar›na ra¤men, bir yandan da baz› sürüngen özellikleri kazanm›fl olan yar› bal›k-yar› sürüngen canl›lar


Harun Yahya (Adnan Oktar)

yaflam›fl olmal›d›r. Ya da sürüngen özelliklerini tafl›rken, bir yandan da baz› kufl özellikleri kazanm›fl sürüngen-kufllar ortaya ç›km›fl olmal›d›r. Bunlar, bir geçifl sürecinde olduklar› için de, sakat, eksik, kusurlu canl›lar olmal›d›r. Evrimciler geçmiflte yaflam›fl olduklar›na inand›klar› bu teorik yarat›klara "ara-geçifl formu" ad›n› verirler. E¤er gerçekten bu tür canl›lar geçmiflte yaflam›fllarsa bunlar›n say›lar›n›n ve çeflitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmas› gerekir. Ve bu ucube canl›lar›n kal›nt›lar›na mutlaka fosil kay›tlar›nda rastlanmas› gerekir. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bunu flöyle aç›klam›flt›r: E¤er teorim do¤ruysa, türleri birbirine ba¤layan say›s›z ara-geçifl çeflitleri mutlaka yaflam›fl olmal›d›r... Bunlar›n yaflam›fl olduklar›n›n kan›tlar› da sadece fosil kal›nt›lar› aras›nda bulunabilir. 10

Darwin'in Y›k›lan Umutlar› Ancak 19. yüzy›l›n ortas›ndan bu yana dünyan›n dört bir yan›nda hummal› fosil araflt›rmalar› yap›ld›¤› halde bu ara geçifl formlar›na rastlanamam›flt›r. Yap›lan kaz›larda ve araflt›rmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canl›lar›n yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermifltir. Ünlü ‹ngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmas›na karfl›n bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Sorunumuz fludur: Fosil kay›tlar›n› detayl› olarak inceledi¤imizde, türler ya da s›n›flar seviyesinde olsun, sürekli olarak ayn› gerçekle karfl›lafl›r›z; kademeli evrimle geliflen de¤il, aniden yeryüzünde oluflan gruplar görürüz.11 Yani fosil kay›tlar›nda, tüm canl› türleri, aralar›nda hiçbir geçifl formu olmadan eksiksiz biçimleriyle aniden ortaya ç›kmaktad›rlar. Bu, Darwin'in öngörülerinin tam aksidir. Dahas›, bu canl› türlerinin yarat›ld›klar›n› gösteren çok güçlü bir delildir. Çünkü bir canl› türünün, kendisinden evrimleflti¤i hiçbir atas› olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya ç›kmas›n›n tek aç›klamas›, o türün yarat›lm›fl olmas›d›r. Bu gerçek, ünlü evrimci Biyolog Douglas Futuyma taraf›ndan da kabul edilir: Yarat›l›fl ve evrim, yaflayan canl›lar›n kökeni hakk›nda yap›labilecek yegane iki aç›klamad›r. Canl›lar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya ç›km›fllard›r ya da böyle olmam›flt›r. E¤er böyle olmad›ysa, bir de¤iflim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan baz› canl› türlerinden evrimleflerek meydana gelmifl ol-

183


184

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Büyük resimde bir deniz canl›s› olan Nautilus'un 100 milyon y›ll›k fosili görülüyor. Solda ise günümüzde yaflayan Nautilus. Fosil ile günümüzdeki Nautilus (sa¤da hayvan›n kabu¤unun kesiti yer al›yor) karfl›laflt›r›ld›¤›nda her ikisinin de birebir ayn› özelliklere sahip oldu¤u görülmektedir.

mal›d›rlar. Ama e¤er eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›km›fllarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir ak›l taraf›ndan yarat›lm›fl olmalar› gerekir.12 Fosiller ise, canl›lar›n yeryüzünde eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermektedir. Yani "türlerin kökeni", Darwin'in sand›¤›n›n aksine, evrim de¤il yarat›l›flt›r.

‹nsan›n Evrimi Masal› Evrim teorisini savunanlar›n en çok gündeme getirdikleri konu, insan›n kökeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugün yaflayan modern insan›n maymunsu birtak›m yarat›klardan geldi¤ini varsayar. 4-5 milyon y›l önce bafllad›¤› varsay›lan bu süreçte, modern insan ile atalar› aras›nda baz› "ara form"lar›n yaflad›¤› iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel "kategori" say›l›r: 1- Australopithecus 2- Homo habilis 3- Homo erectus 4- Homo sapiens


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Evrimciler, insanlar›n sözde ilk maymunsu atalar›na "güney maymunu" anlam›na gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canl›lar gerçekte soyu tükenmifl bir maymun türünden baflka bir fley de¤ildir. Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi ‹ngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin Australopithecus örnekleri üzerinde yapt›klar› çok genifl kapsaml› çal›flmalar, bu canl›lar›n sadece soyu tükenmifl bir maymun türüne ait olduklar›n› ve insanlarla hiçbir benzerlik tafl›mad›klar›n› göstermifltir.13 Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhas›n› da, "homo" yani insan olarak s›n›fland›r›rlar. ‹ddiaya göre homo serisindeki canl›lar, Australopithecuslar'dan daha geliflmifllerdir. Evrimciler, bu farkl› canl›lara ait fosilleri ard› ard›na dizerek hayali bir evrim flemas› olufltururlar. Bu flema hayalidir, çünkü gerçekte bu farkl› s›n›flar›n aras›nda evrimsel bir iliflki oldu¤u asla ispatlanamam›flt›r. Evrim teorisinin 20. yüzy›ldaki en önemli savunucular›ndan biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens'e uzanan zincir gerçekte kay›pt›r" diyerek bunu kabul eder.14 Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens" s›ralamas›n› yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atas› oldu¤u izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlar›n son bulgular›, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'n›n farkl› bölgelerinde ayn› dönemlerde yaflad›klar›n› göstermektedir.15 Dahas› Homo erectus s›n›flamas›na ait insanlar›n bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaflam›fllar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile ayn› ortamda yan yana bulunmufllard›r.16 Bu ise elbette bu s›n›flar›n birbirlerinin atalar› olduklar› iddias›n›n geçersizli¤ini aç›kça ortaya koymaktad›r. Harvard Üniversitesi paleontologlar›ndan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmas›na karfl›n, Darwinist teorinin içine girdi¤i bu ç›kmaz› flöyle aç›klar: E¤er birbiri ile paralel bir biçimde yaflayan üç farkl› hominid (insan›ms›) çizgisi varsa, o halde bizim soy a¤ac›m›za ne oldu? Aç›kt›r ki, bunlar›n biri di¤erinden gelmifl olamaz. Dahas›, biri di¤eriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda evrimsel bir geliflme trendi göstermemektedirler. 17 K›sacas›, medyada ya da ders kitaplar›nda yer alan hayali birtak›m "yar› maymun, yar› insan" canl›lar›n çizimleriyle, yani s›rf propaganda yoluyla ayakta tutulmaya çal›fl›lan insan›n evrimi senaryosu, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir.

185


186

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

EE T T H H A SS A

Evrim yanl›s› gazete ve dergilerde ç›kan haberlerde yandakine benzer hayali "ilkel" insanlar›n resimleri s›kl›kla kullan›l›r. Bu hayali resimlere dayanarak oluflturulan haberlerdeki tek kaynak, yazan kiflilerin hayal gücüdür. Ancak evrim bilim karfl›s›nda o kadar çok yenilgi alm›flt›r ki art›k bilimsel dergilerde evrimle ilgili haberlere daha az rastlan›r olmufltur.

Bu konuyu uzun y›llar inceleyen, özellikle Australopithecus fosilleri üzerinde 15 y›l araflt›rma yapan ‹ngiltere'nin en ünlü ve sayg›n bilim adamlar›ndan Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmas›na ra¤men, ortada maymunsu canl›lardan insana uzanan gerçek bir soy a¤ac› olmad›¤› sonucuna varm›flt›r. Zuckerman bir de ilginç bir "bilim skalas›" yapm›flt›r. Bilimsel olarak kabul etti¤i bilgi dallar›ndan, bilim d›fl› olarak kabul etti¤i bilgi dallar›na kadar bir yelpaze oluflturmufltur. Zuckerman'›n bu tablosuna göre en "bilimsel" -yani somut verilere dayanan- bilgi dallar› kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim d›fl›" say›lan k›s›mda ise, Zuckerman'a göre, telepati, alt›nc› his gibi "duyum ötesi alg›lama" kavramlar› ve bir de "insan›n evrimi" vard›r! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu flöyle aç›klar: Objektif gerçekli¤in alan›ndan ç›k›p da, biyolojik bilim olarak varsay›lan bu alanlara -yani duyum ötesi alg›lamaya ve insan›n fosil tarihinin yorumlanmas›na- girdi¤imizde, evrim teorisine inanan bir kimse için herfleyin mümkün oldu¤unu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çeliflkili baz› yarg›lar› ayn› anda kabul etmeleri bile mümkündür.18 ‹flte insan›n evrimi masal› da, teorilerine körü körüne inanan birtak›m insanlar›n bulduklar› baz› fosilleri ön yarg›l› bir biçimde yorumlamalar›ndan ibarettir.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Darwin Formülü! fiimdiye kadar ele ald›¤›m›z tüm teknik delillerin yan›nda, isterseniz evrimcilerin nas›l saçma bir inan›fla sahip olduklar›n› bir de çocuklar›n bile anlayabilece¤i kadar aç›k bir örnekle özetleyelim. Evrim teorisi canl›l›¤›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedir. Dolay›s›yla bu iddiaya göre cans›z ve fluursuz atomlar biraraya gelerek önce hücreyi oluflturmufllard›r ve sonras›nda ayn› atomlar bir flekilde di¤er canl›lar› ve insan› meydana getirmifllerdir. fiimdi düflünelim; canl›l›¤›n yap›tafl› olan karbon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri biraraya getirdi¤imizde bir y›¤›n oluflur. Bu atom y›¤›n›, hangi ifllemden geçirilirse geçirilsin, tek bir canl› oluflturamaz. ‹sterseniz bu konuda bir "deney" tasarlayal›m ve evrimcilerin asl›nda savunduklar›, ama yüksek sesle dile getiremedikleri iddiay› onlar ad›na "Darwin Formülü" ad›yla inceleyelim: Evrimciler, çok say›da büyük varilin içine canl›l›¤›n yap›s›nda bulunan fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal flartlarda bulunmayan ancak bu kar›fl›m›n içinde bulunmas›n› gerekli gördükleri malzemeleri de bu varillere eklesinler. Kar›fl›mlar›n içine, istedikleri kadar amino asit, istedikleri kadar da (bir tekinin bile rastlant›sal oluflma ihtimali 10-950 olan) protein doldursunlar. Bu kar›fl›mlara istedikleri oranda ›s› ve nem versinler. Bunlar› istedikleri geliflmifl cihazlarla kar›flt›rs›nlar. Varillerin bafl›na da dünyan›n önde gelen bilim adamlar›n› koysunlar. Bu uzmanlar babadan o¤ula, kuflaktan kufla¤a aktararak nöbetlefle milyarlarca, hatta trilyonlarca sene sürekli varillerin bafl›nda beklesinler. Bir canl›n›n oluflmas› için hangi flartlar›n var olmas› gerekti¤ine inan›l›yorsa hepsini kullanmak serbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yaps›nlar o varillerden kesinlikle bir canl› ç›kartamazlar. Zürafalar›, aslanlar›, ar›lar›, kanaryalar›, bülbülleri, papa¤anlar›, atlar›, yunuslar›, gülleri, orkideleri, zambaklar›, karanfilleri, muzlar›, portakallar›, elmalar›, hurmalar›, domatesleri, kavunlar›, karpuzlar›, incirleri, zeytinleri, üzümleri, fleftalileri, tavus kufllar›n›, sülünleri, renk renk kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canl› türünden hiçbirini oluflturamazlar. De¤il burada birkaç›n› sayd›¤›m›z bu canl› varl›klar›, bunlar›n tek bir hücresini bile elde edemezler. K›sacas›, bilinçsiz atomlar biraraya gelerek hücreyi oluflturamazlar. Sonra yeni bir karar vererek bir hücreyi ikiye bölüp, sonra art arda baflka kararlar al›p, elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hücre yap›s›n› bu mikroskop alt›nda izleyen profesörleri oluflturamazlar. Madde, ancak Allah'›n üstün yaratmas›yla

187


188

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

hayat bulur. Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen ayk›r› bir safsatad›r. Evrimcilerin ortaya att›¤› iddialar üzerinde biraz bile düflünmek, üstteki örnekte oldu¤u gibi, bu gerçe¤i aç›kça gösterir.

Göz ve Kulaktaki Teknoloji Evrim teorisinin kesinlikle aç›klama getiremeyece¤i bir di¤er konu ise göz ve kulaktaki üstün alg›lama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "Nas›l görürüz?" sorusuna k›saca cevap verelim. Bir cisimden gelen ›fl›nlar, gözde retinaya ters olarak düfler. Bu ›fl›nlar, buradaki hücreler taraf›ndan elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve beynin arka k›sm›ndaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulafl›r. Bu elektrik sinyalleri bir dizi ifllemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak alg›lan›r. Bu bilgiden sonra flimdi düflünelim: Beyin ›fl›¤a kapal›d›r. Yani beynin içi kapkaranl›kt›r, ›fl›k beynin bulundu¤u yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranl›k, ›fl›¤›n asla ulaflmad›¤›, belki de hiç karfl›laflmad›¤›n›z kadar karanl›k bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanl›kta ›fl›kl›, p›r›l p›r›l bir dünyay› seyretmektesiniz. Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki 21. yüzy›l teknolojisi bile her türlü imkana ra¤men bu netli¤i sa¤layamam›flt›r. Örne¤in flu anda okudu¤unuz kitaba, kitab› tutan ellerinize bak›n, sonra bafl›n›z› kald›r›n ve çevrenize bak›n. fiu anda gördü¤ünüz netlik ve kalitedeki bu görüntüyü baflka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyan›n bir numaral› televizyon flirketinin üretti¤i en geliflmifl televizyon ekran› dahi veremez. 100 y›ld›r binlerce mühendis bu netli¤e ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, araflt›rmalar yap›lmakta, planlar ve tasar›mlar gelifltirilmektedir. Yine bir TV ekran›na bak›n, bir de flu anda elinizde tuttu¤unuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite fark› oldu¤unu göreceksiniz. Üstelik, TV ekran› size iki boyutlu bir görüntü gösterir, oysa siz üç boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. Uzun y›llard›r on binlerce mühendis üç boyutlu TV yapmaya, gözün görme kalitesine ulaflmaya çal›flmaktad›rlar. Evet, üç boyutlu bir televizyon sistemi yapabildiler ama onu da gözlük takmadan üç boyutlu görmek mümkün de¤il, kald› ki bu suni bir üç boyuttur. Arka taraf daha bulan›k, ön taraf ise ka¤›ttan dekor gibi durur. Hiçbir zaman gözün gördü¤ü kadar net ve kaliteli bir görüntü oluflmaz. Kamerada da, televizyonda da mutlaka görüntü kayb› meydana gelir.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

‹flte evrimciler, bu kaliteli ve net görüntüyü oluflturan mekanizman›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedirler. fiimdi biri size, odan›zda duran televizyon tesadüfler sonucunda olufltu, atomlar biraraya geldi ve bu görüntü oluflturan aleti meydana getirdi dese ne düflünürsünüz? Binlerce kiflinin biraraya gelip yapamad›¤›n› fluursuz atomlar nas›l yaps›n? Gözün gördü¤ünden daha ilkel olan bir görüntüyü oluflturan alet tesadüfen oluflam›yorsa, gözün ve gözün gördü¤ü görüntünün de tesadüfen oluflamayaca¤› çok aç›kt›r. Ayn› durum kulak için de geçerlidir. D›fl kulak, çevredeki sesleri kulak kepçesi vas›tas›yla toplay›p orta kula¤a iletir; orta kulak ald›¤› ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula¤a aktar›r; iç kulak da bu titreflimleri elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Aynen görmede oldu¤u gibi duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Gözdeki durum kulak için de geçerlidir, yani beyin, ›fl›k gibi sese de kapal›d›r, ses geçirmez. Dolay›s›yla d›flar›s› ne kadar gürültülü de olsa beynin içi tamamen sessizdir. Buna ra¤men en net sesler beyinde alg›lan›r. Ses

Gözü ve kula¤›, kamera ve ses kay›t cihazlar› ile k›yaslad›¤›m›zda, bu organlar›m›z›n söz konusu teknoloji ürünlerinden çok daha kompleks, çok daha baflar›l›, çok daha kusursuz tasar›mlar oldu¤unu görürüz.

189


190

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

geçirmeyen beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z. Ama o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada keskin bir sessizli¤in hakim oldu¤u görülecektir. Net bir görüntü elde edebilmek ümidiyle teknoloji nas›l kullan›l›yorsa, ses için de ayn› çabalar onlarca y›ld›r sürdürülmektedir. Ses kay›t cihazlar›, müzik setleri, birçok elektronik alet, sesi alg›layan müzik sistemleri bu çal›flmalardan baz›lar›d›r. Ancak, tüm teknolojiye, bu teknolojide çal›flan binlerce mühendise ve uzmana ra¤men kula¤›n oluflturdu¤u netlik ve kalitede bir sese ulafl›lamam›flt›r. En büyük müzik sistemi flirketinin üretti¤i en kaliteli müzik setini düflünün. Sesi kaydetti¤inde mutlaka sesin bir k›sm› kaybolur veya az da olsa mutlaka parazit oluflur veya müzik setini açt›¤›n›zda daha müzik bafllamadan bir c›z›rt› mutlaka duyars›n›z. Ancak insan vücudundaki teknolojinin ürünü olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kula¤›, hiçbir zaman müzik setinde oldu¤u gibi c›z›rt›l› veya parazitli alg›lamaz; ses ne ise tam ve net bir biçimde onu alg›lar. Bu durum, insan yarat›ld›¤› günden bu yana böyledir. fiimdiye kadar insano¤lunun yapt›¤› hiçbir görüntü ve ses cihaz›, göz ve kulak kadar hassas ve baflar›l› birer alg›lay›c› olamam›flt›r. Ancak görme ve iflitme olay›nda, tüm bunlar›n ötesinde, çok büyük bir gerçek daha vard›r.

Beynin ‹çinde Gören ve Duyan fiuur Kime Aittir? Beynin içinde, ›fl›l ›fl›l renkli bir dünyay› seyreden, senfonileri, kufllar›n c›v›lt›lar›n› dinleyen, gülü koklayan kimdir? ‹nsan›n gözlerinden, kulaklar›ndan, burnundan gelen uyar›lar, elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplar›nda bu görüntünün beyinde nas›l olufltu¤una dair birçok detay okursunuz. Ancak, bu konu hakk›ndaki en önemli gerçe¤e hiçbir yerde rastlayamazs›n›z: Beyinde, bu elektrik sinyallerini görüntü, ses, koku ve his olarak alg›layan kimdir? Beynin içinde göze, kula¤a, burna ihtiyaç duymadan tüm bunlar› alg›layan bir fluur bulunmaktad›r. Bu fluur kime aittir? Elbette bu fluur beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas› ve sinir hücrelerine ait de¤ildir. ‹flte bu yüzden, herfleyin maddeden ibaret oldu¤unu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hiçbir cevap verememektedirler. Çünkü bu fluur, Allah'›n yaratm›fl oldu¤u ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek


Harun Yahya (Adnan Oktar)

için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu aç›k ve ilmi gerçe¤i okuyan her insan›n, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran yüce Allah'› düflünüp, O'ndan korkup, O'na s›¤›nmas› gerekir.

Materyalist Bir ‹nanç Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla aç›kça çeliflen bir iddia oldu¤unu göstermektedir. Teorinin hayat›n kökeni hakk›ndaki iddias› bilime ayk›r›d›r, öne sürdü¤ü evrim mekanizmalar›n›n hiçbir evrimlefltirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdi¤i ara formlar›n yaflamad›klar›n› göstermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ayk›r› bir düflünce olarak bir kenara at›lmas› gerekir. Nitekim tarih boyunca dünya merkezli evren modeli gibi pek çok düflünce, bilimin gündeminden ç›kar›lm›flt›r. Ama evrim teorisi ›srarla bilimin gündeminde tutulmaktad›r. Hatta baz› insanlar teorinin elefltirilmesini "bilime sald›r›" olarak göstermeye bile çal›flmaktad›rlar. Peki neden?.. Bu durumun nedeni, evrim teorisinin baz› çevreler için, kendisinden asla vazgeçilemeyecek dogmatik bir inan›fl olufludur. Bu çevreler, materyalist felsefeye körü körüne ba¤l›d›rlar ve Darwinizm'i de do¤aya getirilebilecek yegane materyalist aç›klama oldu¤u için benimsemektedirler. Bazen bunu aç›kça itiraf da ederler. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve ayn› zamanda önde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adam›" oldu¤unu flöyle itiraf etmektedir: Bizim materyalizme bir inanc›m›z var, 'a priori' (önceden kabul edilmifl, do¤ru varsay›lm›fl) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir aç›klama getirmeye zorlayan fley, bilimin yöntemleri ve kurallar› de¤il. Aksine, materyalizme olan 'a priori' ba¤l›l›¤›m›z nedeniyle, dünyaya materyalist bir aç›klama getiren araflt›rma yöntemlerini ve kavramlar› kurguluyoruz. Materyalizm mutlak do¤ru oldu¤una göre de, ‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmesine izin veremeyiz.19 Bu sözler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye ba¤l›l›k u¤runa yaflat›lan bir dogma oldu¤unun aç›k ifadeleridir. Bu dogma, maddeden baflka hiçbir varl›k olmad›¤›n› varsayar. Bu nedenle de cans›z, bilinçsiz maddenin, hayat› yaratt›¤›na inan›r. Milyonlarca farkl› canl› türünün; örne¤in kufllar›n, bal›kla-

191


192

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

r›n, zürafalar›n, kaplanlar›n, böceklerin, a¤açlar›n, çiçeklerin, balinalar›n ve insanlar›n maddenin kendi içindeki etkileflimlerle, yani ya¤an ya¤murla, çakan flimflekle, cans›z maddenin içinden olufltu¤unu kabul eder. Gerçekte ise Hareket

Düflünme

Dokunma

Konuflma

Görme

Tat alma Koku alma

iflitme

Bütün hayat›m›z› beynimizin içinde yaflar›z. Gördü¤ümüz insanlar, koklad›¤›m›z çiçekler, dinledi¤imiz müzik, tatt›¤›m›z meyveler, elimizde hissetti¤imiz ›slakl›k... Bunlar›n hepsi beynimizde oluflur. Gerçekte ise beynimizde, ne renkler, ne sesler, ne de görüntüler vard›r. Beyinde bulunabilecek tek fley elektrik sinyalleridir. K›sacas› biz, beynimizdeki elektrik sinyallerinin oluflturdu¤u bir dünyada yaflar›z. Bu bir görüfl veya varsay›m de¤il, dünyay› nas›l alg›lad›¤›m›zla ilgili bilimsel bir aç›klamad›r.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

bu, hem akla hem bilime ayk›r› bir kabuldür. Ama Darwinistler kendi deyimleriyle "‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmemesi" için, bu kabulü savunmaya devam etmektedirler. Canl›lar›n kökenine materyalist bir ön yarg› ile bakmayan insanlar ise, flu aç›k gerçe¤i göreceklerdir: Tüm canl›lar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yarat›c›n›n eseridirler. Yarat›c›, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde düzenleyen ve tüm canl›lar› yarat›p flekillendiren Allah't›r.

Evrim Teorisi Dünya Tarihinin En Etkili Büyüsüdür Burada flunu da belirtmek gerekir ki, ön yarg›s›z, hiçbir ideolojinin etkisi alt›nda kalmadan, sadece akl›n› ve mant›¤›n› kullanan her insan, bilim ve medeniyetten uzak toplumlar›n hurafelerini and›ran evrim teorisinin inan›lmas› imkans›z bir iddia oldu¤unu kolayl›kla anlayacakt›r. Yukar›da da belirtildi¤i gibi, evrim teorisine inananlar, büyük bir varilin içine birçok atomu, molekülü, cans›z maddeyi dolduran ve bunlar›n kar›fl›m›ndan zaman içinde düflünen, akleden, bulufllar yapan profesörlerin, üniversite ö¤rencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamlar›n›n, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatç›lar›n, bunun yan› s›ra ceylanlar›n, limon a¤açlar›n›n, karanfillerin ç›kaca¤›na inanmaktad›rlar. Üstelik, bu saçma iddiaya inananlar bilim adamlar›, profesörler, kültürlü, e¤itimli insanlard›r. Bu nedenle evrim teorisi için "dünya tarihinin en büyük ve en etkili büyüsü" ifadesini kullanmak yerinde olacakt›r. Çünkü, dünya tarihinde insanlar›n bu derece akl›n› bafl›ndan alan, ak›l ve mant›kla düflünmelerine imkan tan›mayan, gözlerinin önüne sanki bir perde çekip çok aç›k olan gerçekleri görmelerine engel olan bir baflka inanç veya iddia daha yoktur. Bu, Afrikal› baz› kabilelerin totemlere, Sebe halk›n›n Günefl'e tapmas›ndan, Hz. ‹brahim'in kavminin elleri ile yapt›klar› putlara, Hz. Musa'n›n kavminin alt›ndan yapt›klar› buza¤›ya tapmalar›ndan çok daha vahim ve ak›l almaz bir körlüktür. Gerçekte bu durum, Allah'›n Kuran'da iflaret etti¤i bir ak›ls›zl›kt›r. Allah, baz› insanlar›n anlay›fllar›n›n kapanaca¤›n› ve gerçekleri görmekten aciz duruma düfleceklerini birçok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: fiüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah, onlar›n kalplerini ve kulaklar›n› mühürlemifltir; gözlerinin üzerinde perdeler vard›r. Ve büyük azab onlarad›r. (Bakara Suresi, 6-7) …Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bunun-

193


194

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

la görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179) Allah, Hicr Suresi'nde de, bu insanlar›n mucizeler görseler bile inanmayacak kadar büyülendiklerini flöyle bildirmektedir: Onlar›n üzerlerine gökyüzünden bir kap› açsak, ordan yukar› yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmifl bir toplulu¤uz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15) Bu kadar genifl bir kitlenin üzerinde bu büyünün etkili olmas›, insanlar›n gerçeklerden bu kadar uzak tutulmalar› ve 150 y›ld›r bu büyünün bozulmamas› ise, kelimelerle anlat›lamayacak kadar hayret verici bir durumdur. Çünkü, bir veya birkaç insan›n imkans›z senaryolara, saçmal›k ve mant›ks›zl›klarla dolu iddialara inanmalar› anlafl›labilir. Ancak dünyan›n dört bir yan›ndaki insanlar›n, fluursuz ve cans›z atomlar›n ani bir kararla biraraya gelip; ola¤anüstü bir organizasyon, disiplin, ak›l ve fluur gösterip kusursuz bir sistemle iflleyen evreni, canl›l›k için uygun olan her türlü özelli¤e sahip olan Dünya gezegenini ve say›s›z kompleks sistemle donat›lm›fl canl›lar› meydana getirdi¤ine inanmas›n›n, "büyü"den baflka bir aç›klamas› yoktur. Nitekim, Allah Kuran'da, inkarc› felsefenin savunucusu olan baz› kimselerin, yapt›klar› büyülerle insanlar› etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun aras›nda geçen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini anlatt›¤›nda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin büyücüleri" ile insanlar›n topland›¤› bir yerde karfl›laflmas›n› söyler. Hz. Musa, büyücülerle karfl›laflt›¤›nda, büyücülere önce onlar›n marifetlerini sergilemelerini emreder. Bu olay›n anlat›ld›¤› ayet flöyledir: (Musa:) "Siz at›n" dedi. (Asalar›n›) at›verince, insanlar›n gözlerini büyüleyiverdiler, onlar› dehflete düflürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmifl oldular. (Araf Suresi, 116) Görüldü¤ü gibi Firavun'un büyücüleri yapt›klar› "aldatmacalar"la -Hz. Musa ve ona inananlar d›fl›nda- insanlar›n hepsini büyüleyebilmifllerdir. Ancak, onlar›n att›klar›na karfl›l›k Hz. Musa'n›n ortaya koydu¤u delil, onlar›n bu büyüsünü, ayetteki ifadeyle "uydurduklar›n› yutmufl" yani etkisiz k›lm›flt›r: Biz de Musa'ya: "Asan› f›rlat›ver" diye vahyettik. (O da f›rlat›verince) bir de bakt›lar ki, o bütün uydurduklar›n› derleyip-toparlay›p yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onlar›n bütün yapmakta olduklar› ge-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

çersiz kald›. Orada yenilmifl oldular ve küçük düflmüfller olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119) Ayetlerde de bildirildi¤i gibi, daha önce insanlar› büyüleyerek etkileyen bu kiflilerin yapt›klar›n›n bir sahtekarl›k oldu¤unun anlafl›lmas› ile, söz konusu insanlar küçük düflmüfllerdir. Günümüzde de bir büyünün etkisiyle, bilimsellik k›l›f› alt›nda son derece saçma iddialara inanan ve bunlar› savunmaya hayatlar›n› adayanlar, e¤er bu iddialardan vazgeçmezlerse gerçekler tam anlam›yla a盤a ç›kt›¤›nda ve "büyü bozuldu¤unda" küçük duruma düfleceklerdir. Nitekim, yaklafl›k 60 yafl›na kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gerçekleri gören Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yak›n gelecekte düflece¤i durumu flöyle aç›klamaktad›r: Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uyguland›¤› alanlarda, gelece¤in tarih kitaplar›ndaki en büyük espri malzemelerinden biri olaca¤›na ikna oldum. Gelecek kuflak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inan›lmaz bir safl›kla kabul edilmesini hayretle karfl›layacakt›r.20 Bu gelecek, uzakta de¤ildir aksine çok yak›n bir gelecekte insanlar "tesadüfler"in ilah olamayacaklar›n› anlayacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacas› ve en fliddetli büyüsü olarak tan›mlanacakt›r. Bu fliddetli büyü, büyük bir h›zla dünyan›n dört bir yan›nda insanlar›n üzerinden kalkmaya bafllam›flt›r. Evrim aldatmacas›n›n s›rr›n› ö¤renen birçok insan, bu aldatmacaya nas›l kand›¤›n› hayret ve flaflk›nl›kla düflünmektedir.

1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9. 10. 11. 12. 13. 14. 15. 16. 17. 18. 19. 20.

Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, New York: Marcel Dekker, 1977, s. 2) Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953, s.196 "New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, c. 63, Kas›m 1982, s. 1328-1330 Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7 Jeffrey Bada, Earth, fiubat 1998, s. 40 Leslie E. Orgel, The Origin of Life on Earth, Scientific American, c. 271, Ekim 1994, s. 78 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184 B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179 Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, c. 87, 1976, s. 133 Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197 Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, c. 258, sf. 389 J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Aral›k 1992 Alan Walker, Science, c. 207, 1980, sf. 1103; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1. bask›, New York: J. B. Lipincott Co., 1970, sf. 221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, c. 3, Cambridge: Cambridge University Press, 1971, s. 272 Time, Kas›m 1996 S. J. Gould, Natural History, c. 85, 1976, s. 30 Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 19 Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, s. 28 Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s.43

195


196

KA‹NATTAK‹ KUSURSUZLUK TESADÜF DE⁄‹L

Dediler ki: "Sen Yücesin, bize ö¤retti¤inden baflka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herfleyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olans›n." (Bakara Suresi, 32)


KAİNATTAKİ KUSURSUZLUKTESADÜF DEĞİL