Issuu on Google+


YAZAR ve ESERLER‹ HAKKINDA Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 y›l›nda Ankara'da do¤du. ‹lk, orta ve lise ö¤renimini Ankara'da tamamlad›. Daha sonra ‹stanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve ‹stanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde ö¤renim gördü. 1980'li y›llardan bu yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser haz›rlad›. Bunlar›n yan› s›ra, yazar›n evrimcilerin sahtekarl›klar›n›, iddialar›n›n geçersizli¤ini ve Darwinizm'in kanl› ideolojilerle olan karanl›k ba¤lant›lar›n› ortaya koyan çok önemli eserleri bulunmaktad›r. Harun Yahya'n›n eserleri yaklafl›k 30.000 resmin yer ald›¤› toplam 45.000 sayfal›k bir külliyatt›r ve bu külliyat 57 farkl› dile çevrilmifltir. Yazar›n müstear ismi, inkarc› düflünceye karfl› mücadele eden iki peygamberin hat›ralar›na hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluflturulmufltur. Yazar taraf›ndan kitaplar›n kapa¤›nda Resulullah'›n mührünün kullan›lm›fl olmas›n›n sembolik anlam› ise, kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-› Kerim'in Allah'›n son kitab› ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmas›n› remzetmektedir. Yazar da, yay›nlad›¤› tüm çal›flmalar›nda, Kuran'› ve Resulullah'›n sünnetini kendine rehber edinmifltir. Bu suretle, inkarc› düflünce sistemlerinin tüm temel iddialar›n› tek tek çürütmeyi ve dine karfl› yöneltilen itirazlar› tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'›n mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duas› olarak kullan›lm›flt›r. Yazar›n tüm çal›flmalar›ndaki ortak hedef, Kuran'›n tebli¤ini dünyaya ulaflt›rmak, böylelikle insanlar› Allah'›n varl›¤›, birli¤i ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düflünmeye sevk etmek ve inkarc› sistemlerin çürük temellerini ve sapk›n uygulamalar›n› gözler önüne sermektir. Nitekim Harun Yahya'n›n eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, ‹ngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, ‹spanya'dan Brezilya'ya, Malezya'dan ‹talya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyan›n daha pek çok ülkesinde be¤e-


niyle okunmaktad›r. ‹ngilizce, Frans›zca, Almanca, ‹talyanca, ‹spanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boflnakça, Uygurca, Endonezyaca, Malayca, Bengoli, S›rpça, Bulgarca, Çince, Kishwahili (Tanzanya'da kullan›l›yor), Hausa (Afrika'da yayg›n olarak kullan›l›yor), Dhivelhi (Mauritus'ta kullan›l›yor), Danimarkaca ve ‹sveçce gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurt d›fl›nda genifl bir okuyucu kitlesi taraf›ndan takip edilmektedir. Dünyan›n dört bir yan›nda ola¤anüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insan›n iman etmesine, pek ço¤unun da iman›nda derinleflmesine vesile olmaktad›r. Kitaplar› okuyan, inceleyen her kifli, bu eserlerdeki hikmetli, özlü, kolay anlafl›l›r ve samimi üslubun, ak›lc› ve ilmi yaklafl›m›n fark›na varmaktad›r. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri tafl›maktad›r. Bu eserleri okuyan ve üzerinde ciddi biçimde düflünen insanlar›n, art›k materyalist felsefeyi, ateizmi ve di¤er sapk›n görüfl ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri mümkün de¤ildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklard›r, çünkü fikri dayanaklar› çürütülmüfltür. Ça¤›m›zdaki tüm inkarc› ak›mlar, Harun Yahya Külliyat› karfl›s›nda fikren ma¤lup olmufllard›r. Kuflkusuz bu özellikler, Kuran'›n hikmet ve anlat›m çarp›c›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Yazar›n kendisi bu eserlerden dolay› bir övünme içinde de¤ildir, yaln›zca Allah'›n hidayetine vesile olmaya niyet etmifltir. Ayr›ca bu eserlerin bas›m›nda ve yay›nlanmas›nda herhangi bir maddi kazanç hedeflenmemektedir. Bu gerçekler göz önünde bulunduruldu¤unda, insanlar›n görmediklerini görmelerini sa¤layan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmas›n› teflvik etmenin de, çok önemli bir hizmet oldu¤u ortaya ç›kmaktad›r. Bu de¤erli eserleri tan›tmak yerine, insanlar›n zihinlerini buland›ran, fikri karmafla meydana getiren, kuflku ve tereddütleri da¤›tmada, iman› kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmad›¤› genel tecrübe ile sabit olan kitaplar› yaymak ise, emek ve zaman kayb›na neden olacakt›r. ‹man› kurtarma amac›ndan ziyade, yazar›n›n edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyece¤i aç›kt›r. Bu konuda kuflkusu olanlar varsa, Harun Yahya'n›n eserlerinin tek amac›n›n dinsizli¤i çürütmek ve Kuran ahlak›n› yaymak oldu¤unu, bu hizmetteki etki, baflar› ve samimiyetin aç›kça görüldü¤ünü okuyucular›n genel kanaatinden anlayabilirler. Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaflalar›n, Müslümanlar›n çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizli¤in fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulman›n yolu ise, dinsizli¤in fikren ma¤lup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konmas› ve Kuran ahlak›n›n, insanlar›n kavray›p yaflayabilecekleri flekilde anlat›lmas›d›r. Dünyan›n günden güne daha fazla içine çekilmek istendi¤i zulüm, fesat ve kargafla ortam› dikkate al›nd›¤›nda bu hizmetin elden geldi¤ince h›zl› ve etkili bir biçimde yap›lmas› gerekti¤i aç›kt›r. Aksi halde çok geç kal›nabilir. Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmifl olan Harun Yahya Külliyat›, Allah'›n izniyle, 21. yüzy›lda dünya insanlar›n› Kuran'da tarif edilen huzur ve bar›fla, do¤ruluk ve adalete, güzellik ve mutlulu¤a tafl›maya bir vesile olacakt›r.


Bu kitapta kullan›lan ayetler, Ali Bulaç'›n haz›rlad›¤› "Kur'an-› Kerim ve Türkçe Anlam›" isimli mealden al›nm›flt›r.

Birinci Bask›: fiubat, 2004 ‹kinci Bask›: Kas›m 2007

ARAfiTIRMA YAYINCILIK Talatpafla Mah. Emirgazi Caddesi ‹brahim Elmas ‹flmerkezi A Blok Kat 4 Okmeydan› - ‹stanbul Tel: (0 212) 222 00 88

Bask›: Seçil Ofset 100. Y›l Mahallesi MAS-S‹T Matbaac›lar Sitesi 4. Cadde No: 77 Ba¤c›lar-‹stanbul Tel: (0 212) 629 06 15

w w w. h a r u n y a h y a . o r g - w w w. h a r u n y a h y a . n e t


OKUYUCUYA Bu kitapta ve di¤er çal›flmalar›m›zda evrim teorisinin çöküflüne özel bir yer ayr›lmas›n›n nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtar› felsefenin temelini oluflturmas›d›r. Yarat›l›fl› ve dolay›s›yla Allah'›n varl›¤›n› inkar eden Darwinizm, 140 y›ld›r pek çok insan›n iman›n› kaybetmesine ya da kuflkuya düflmesine neden olmufltur. Dolay›s›yla bu teorinin bir aldatmaca oldu¤unu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlar›m›za ulaflt›r›labilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucular›m›z belki tek bir kitab›m›z› okuma imkan› bulabilir. Bu nedenle her kitab›m›zda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayr›lmas› uygun görülmüfltür.

Belirtilmesi gereken bir di¤er husus, bu kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Yazar›n tüm kitaplar›nda imani konular, Kuran ayetleri do¤rultusunda anlat›lmakta, insanlar Allah'›n ayetlerini ö¤renmeye ve yaflamaya davet edilmektedir. Allah'›n ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyan›n akl›nda hiçbir flüphe veya soru iflareti b›rakmayacak flekilde aç›klanmaktad›r.

Bu anlat›m s›ras›nda kullan›lan samimi, sade ve ak›c› üslup ise kitaplar›n yediden yetmifle herkes taraf›ndan rahatça anlafl›lmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu etkili ve yal›n anlat›m sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktad›r. Dini reddetme konusunda kesin bir tav›r sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlat›lan gerçeklerden etkilenmekte ve anlat›lanlar›n do¤rulu¤unu inkar edememektedirler.

Bu kitap ve yazar›n di¤er eserleri, okuyucular taraf›ndan bizzat okunabilece¤i gibi, karfl›l›kl› bir sohbet ortam› fleklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplar› birarada okumalar›, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmalar› aç›s›ndan yararl› olacakt›r.

Bunun yan›nda, sadece Allah r›zas› için yaz›lm›fl olan bu kitaplar›n tan›nmas›na ve okunmas›na katk›da bulunmak da büyük bir hizmet olacakt›r. Çünkü yazar›n tüm kitaplar›nda ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitaplar›n di¤er insanlar taraf›ndan da okunmas›n›n teflvik edilmesidir.

Kitaplar›n arkas›na yazar›n di¤er eserlerinin tan›t›mlar›n›n eklenmesinin ise önemli sebepleri vard›r. Bu sayede kitab› eline alan kifli, yukar›da söz etti¤imiz özellikleri tafl›yan ve okumaktan hoflland›¤›n› umdu¤umuz bu kitapla ayn› vas›flara sahip daha birçok eser oldu¤unu görecektir. ‹mani ve siyasi konularda yararlanabilece¤i zengin bir kaynak birikiminin bulundu¤una flahit olacakt›r.

Bu eserlerde, di¤er baz› eserlerde görülen, yazar›n flahsi kanaatlerine, flüpheli kaynaklara dayal› izahlara, mukaddesata karfl› gereken adaba ve sayg›ya dikkat edilmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, flüpheci ve ye'se sürükleyen anlat›mlara rastlayamazs›n›z.


ÖNSÖZ. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 10 G‹R‹fi: MADDEN‹N ÖTES‹NDEK‹ B‹L‹NÇ VE MEKAN‹ZM‹N ÇÖKÜfiÜ . . . . . . . . . . . . 14 V Ü C U D U M U Z U K U fi ATA N M ‹ N YAT Ü R FA B R ‹ K A : H Ü C R E . . . . . . . . . . . . . . . . 3 4 H Ü C R E N ‹ N K O M P L E K S YA P I S I TESADÜFLERLE AÇIKLANAMAZ . . . . . . 40 H Ü C R E Z A R I N I N YA P I S I N D A K ‹ Ü S T Ü N TA S A R I M . . . . . . . . . . . . . . . . 6 6 HÜCRE ZARINDAK‹ KOMPLEKS TA fi I M A S ‹ S T E M L E R ‹ . . . . . . . . . . . . . . 9 6 HÜCRE ZARINDAK‹ PROTE‹N KANALLARININ SEÇ‹C‹-GEÇ‹RGENL‹⁄‹ . . . . . . . . . . . . . 130


S‹N‹R HÜCRELER‹NDEK‹ SEÇ‹C‹L‹K . . . . 152 HÜCRELER ARASINDAK‹ B‹LG‹ T R A F ‹ ⁄ ‹ N D E S ‹ N YA L S E Ç ‹ M ‹ . . . . . . . . . 1 7 4 S AV U N M A S ‹ S T E M ‹ HÜCRELER‹NDEK‹ SEÇ‹M . . . . . . . . . . . 196 K A N D A K ‹ H AYAT ‹ S E Ç ‹ M . . . . . . . . . . . 2 1 0 H Ü C R E Z A R I N D A K ‹ TA S A R I M I N Ç O K HÜCREL‹L‹K AÇISINDAN ÖNEM‹ . . . . . . 218 V Ü C U T TA S E Ç ‹ L E N M A D D E L E R ‹ N HASSAS DENGES‹ . . . . . . . . . . . . . . . 228 HÜCRE ZARI EVR‹M TEOR‹S‹N‹N ‹DD‹ALARINI G E Ç E R S ‹ Z K I L M A K TA D I R . . . . . . . . . . . 2 6 0 SONUÇ: ALLAH ‹LM‹YLE HER YER‹ S A R I P K U fi ATA N D I R . . . . . . . . . . . . . . 2 8 6 E V R ‹ M YA N I L G I S I . . . . . . . . . . . . . . . . 2 9 0 SÖZLÜK . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 326 NOTLAR . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 331


vinizde k›sa bir gezintiye ç›kal›m ve yaflam›n›z› kolaylaflt›racak ne kadar çok fleyin, önceden düflünülerek kullan›m›n›za sunulmufl oldu¤unu flöyle bir düflünelim... Daha siz kap›dan ad›m›n›z› atmadan ayaklar›n›z› silmek için yerlefltirilmifl bir paspas, içeri girdi¤inizde paltonuzu veya ceketinizi asaca¤›n›z bir ask›l›k, ayakkab›lar›n›z› koyaca¤›n›z bir ayakkab›l›k karfl›n›zdad›r. Salonda koltuklar, hal›, perde, televizyon gibi estetik ve kullan›m kolayl›¤› düflünülerek yerlefltirilmifl eflyalar; mutfakta buzdolab›, f›r›n, içlerindeki pek çok detay malzemeyle dolu olan dolaplar tam ihtiyac›n›za yönelik flekilde haz›r bulunurlar. Ayn› flekilde çal›flma masas›, lamba, gardrop ve kütüphane... Hepsinin, bulundu¤u yere yerlefltirilifl amac› vard›r. Hiç kimse ne bu eflyalar›n tesadüf eseri olufltu¤unu, ne de bulunduklar› yere kendiliklerinden yerlefltiklerini iddia edemez. Söz konusu eflya ister tuzluk gibi küçük bir malzeme olsun, isterse duvarda as›l› duran dümdüz bir ayna olsun, herkes fikir birli¤iyle bunlar›n birer tasar›m ürünü oldu¤unu ve bulunduklar› yerlere bilinçli flekilde yerlefltirildiklerini kabul edecektir. Üzerinde düflünülerek, ak›l, bilgi kullan›larak, belli bir ihtiyaca yönelik, özel bir amaçla üretildi¤i ve yerlefltirildi¤i aç›k olan bu eflyalar› tesadüflerle aç›klamaya çal›flmak, son derece mant›ks›z olacakt›r. Bu, ak›l sahibi her insan›n onaylayaca¤› aç›k bir gerçektir. Ancak konu canl›lardaki tasar›m olunca, baz› insanlar bu gerçe¤e karfl› ç›karak büyük bir mant›ks›zl›k sergilerler. Bu insanlar, en ileri teknolojiyle, en geliflmifl laboratuvarlarda ve y›llar›n bilgi birikimi ile bile benzeri meydana getirilememifl bir canl› hücresi-

12


Önsöz

nin, kör tesadüflerin milyonlarca sene u¤rafl vermesi sonucunda ortaya ç›kt›¤›n› iddia ederler. Bilimsel hiçbir dayana¤› olmayan bu iddiay› savunmalar›n›n nedeni ise, Darwin'in evrim teorisine körü körüne inanmalar›d›r. Oysaki evrim teorisi, paleontoloji, popülasyon geneti¤i, karfl›laflt›rmal› anatomi veya gözlemsel biyoloji gibi alanlarda çöktü¤ü gibi, yaflam›n kökenini ele alan moleküler biyoloji alan›nda da çökmüfl durumdad›r. Evrim teorisinin "yaflam, rastlant›lar›n ve do¤a kanunlar›n›n ürünüdür" fleklinde özetlenebilecek olan iddias›, daha hücre aflamas›na gelmeden, moleküler seviyede ç›kmaza girmektedir. Kitap boyunca verilen bilgilerle, hücrenin kompleks yap›lar›ndan sadece bir tanesi olan hücre zar›n›n üstün bir ak›l ve tasar›m›n ürünü oldu¤unu görecek ve incecik bir zar›n dahi evrimcilerin tesadüf iddialar›n› tek bafl›na nas›l geçersiz k›ld›¤›na flahit olacaks›n›z.

AKILLI TASARIM yani YARATILIfi Kitapta zaman zaman karfl›n›za Allah'›n yaratmas›ndaki mükemmelli¤i vurgulamak için kulland›¤›m›z "tasar›m" kelimesi ç›kacak. Bu kelimenin hangi maksatla kullan›ld›¤›n›n do¤ru anlafl›lmas› çok önemli. Allah'›n tüm evrende kusursuz bir tasar›m yaratm›fl olmas›, Rabbimiz'in önce plan yapt›¤› daha sonra yaratt›¤› anlam›na gelmez. Bilinmelidir ki, yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah'›n yaratmak için herhangi bir 'tasar›m' yapmaya ihtiyac› yoktur. Allah'›n tasarlamas› ve yaratmas› ayn› anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir. Allah'›n, bir fleyin ya da bir iflin olmas›n› diledi¤inde, onun olmas› için yaln›zca "Ol!" demesi yeterlidir. Ayetlerde flöyle buyurulmaktad›r: Bir fleyi diledi¤i zaman, O'nun emri yaln›zca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82) Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratand›r. O, bir iflin olmas›na karar verirse, ona yaln›zca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

13


ateryalist felsefenin yay›lmas›ndan önce, bilim dünyas›, Allah'›n evreni ve içindeki varl›klar› yoktan yaratt›¤›n› ve her an kudreti alt›nda bulundurdu¤unu kabul ediyordu. Materyalizm ise ilk önce Allah'›n do¤a üzerindeki daimi egemenli¤ini reddetti. "Mekanizm" olarak bilinen görüfl, evrendeki ve do¤adaki tüm sistemlerin kendi kendine iflleyen birer makine gibi oldu¤u iddias›yla ortaya ç›kt›. Mekanizmin 18. yüzy›ldaki önde gelen temsilcilerinden biri de Frans›z Pierre Simon de Laplace't›r. Laplace, Günefl Sistemi'nin hareketini yer çekimi kanunlar›yla aç›klam›fl ve teorisini sorgulayan ‹mparator Napoleon'a verdi¤i cevapta, büyük bir yan›lg›ya düflerek, evrenin iflleyiflinin Allah'›n kontrolünde oldu¤unu inkar etmiflti. 19. yüzy›lda ise bu yan›lg›lar daha da büyüdü: Evrenin ve canl›lar›n sadece iflleyiflinin de¤il, kökeninin de salt do¤a yasalar› ile aç›klanabilece¤i yalan› yayg›nlaflt›. Yani Allah'›n evren ve do¤a üzerindeki hakimiyeti reddedildi¤i gibi, ilk yarat›l›fl da reddedildi. Bu reddediflin öncüsü ise, ortaya att›¤› evrim teorisi ile canl›lar›n do¤a kanunlar›n›n ve rastlant›lar›n eseri olduklar›n› ileri süren Charles Darwin'di. 19. yüzy›lda bir yandan da evrenin sonsuzdan beri var oldu¤unu ve salt do¤a kanunlar› ve

16


17


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

rastlant›larla iflledi¤ini savunan "sonsuz evren modeli" hakim oldu. 20. yüzy›la gelindi¤inde, materyalistler herfleyi kendi teorilerine göre aç›klad›klar›n› san›yorlard›. Oysa 20. yüzy›l hiç ummad›klar› biçimde geliflti. Birbiri ard›na gelen bilimsel bulgular, hem astrofizik hem de biyoloji alanlar›nda, evrenin ve canl›lar›n yarat›ld›¤›n› ispatlad›. Bir yandan Darwinizm'in tezleri bir bir çökerken, di¤er yandan da evrenin yoktan yarat›ld›¤›n› gösteren Big Bang teorisi ve maddesel dünyada büyük bir tasar›m ve "hassas ayar" (fine tuning) bulundu¤unu gösteren bulgular, materyalizm iddialar›n›n as›ls›zl›¤›n› bir kez daha gösterdi. Söz konusu iki önemli konu, yani Darwinizm'in bilimsel çöküflü ile evrenin yoktan yarat›l›fl› ve" hassas ayar›", son 20-30 y›l içinde pek çok bilim adam› veya bilim yazar› taraf›ndan gündeme getirildi. 1970'li y›llarda do¤an "‹nsani ‹lke" (Anthropic Principle) kavram›n› gündeme getiren fizikçiler ve astronomlar, evrenin bir rastlant›lar y›¤›n› olmad›¤›n›, aksine her detayda insan yaflam›n› gözeten ola¤anüstü bir tasar›m ve ayarlama bulundu¤unu gösterdiler. Bu konular› daha önceki çal›flmalar›m›zda biz de detayl› olarak incelemifltik. (Bkz. Harun Yahya, Evrenin Yarat›l›fl›, Araflt›rma Yay›nc›l›k; Harun Yahya, Mucizeler Zinciri, Araflt›rma Yay›nc›l›k) Tüm bunlar, evrenin ve canl›lar›n kökeni ile ilgili konulard›r. Yani 19. yüzy›la egemen olan Darwinizm'e veya "sonsuz evren modeli"ne yönelik birer reddiyedir. Evre-

18


Günümüzde, materyalizmin ve onun sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm'in geçersizliği, bilimsel olarak ortaya konmuş durumdadır. Bilimsel yayınların başlıkları da, evreni Allah'ın yarattığı gerçeğini yansıtmaktadır: Fred Hoyle, The Intelligent Universe (Akıllı Evren); "Science Finds God" (Bilim Allah'ı Buluyor), Newsweek; "Evolution is Dead" (Evrim Öldü), New Scientist...

nin ve canl›lar›n iflleyifli konusundaki materyalist görüfle, yani "mekanizm"e karfl› reddiye ise henüz bu denli aç›k bir flekilde ortaya konmam›flt›r. Oysa bilimsel bulgular, bu reddiyeyi mümkün ve hatta gerekli k›lan çok önemli sonuçlar ortaya koymaktad›r. Evrenin ve canl›lar›n sadece kökeninin de¤il, iflleyiflinin de materyalist bir mant›kla aç›klanmas›n›n mümkün olmad›¤› ortaya ç›kmaktad›r.

Moleküler Biyolojinin Gösterdikleri 20. yüzy›lda evrim teorisine yönelik en büyük darbe moleküler biyolojiden geldi. Bilimadamlar›n›n göre, canl›l›¤›n en temel birimi olan hücre, "indirgenemez kompleks" yap›daki moleküler makinelerle doluydu. Bu makinelerin kökenini Darwinizm'in kör mekanizmalar›yla

19


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

yani do¤al seleksiyon ve mutasyonla aç›klamak ise imkans›zd›. Moleküler biyolojinin, Darwinizm'in iddialar›n› çürüttü¤ü günümüzde bilinmekte ve teoriyi sorgulayan pek çok moleküler biyolog taraf›ndan da kapsaml› olarak aç›klanmaktad›r. Ancak ço¤u kez gözlerden kaçan bir nokta, hücre içindeki "moleküler makinelerin" ve di¤er ola¤anüstülüklerin, sadece kökenlerinin de¤il ayn› zamanda iflleyifllerinin de rastlant›lar ve do¤a kanunlar› ile aç›klanamaz olufludur. Ne demek istedi¤imizi bir örnekle aç›klayal›m. Hücrenin bilgi bankas› olan DNA'y› düflünelim. DNA her hücrenin sahip oldu¤u çok uzun bir molekül zinciridir ve bu zincir üzerinde, o hücrenin -ve hücrenin ait oldu¤u organizman›n- tüm fiziksel ve kimyasal yap›s›n›n bilgisi flifrelenmifl durumdad›r. Ancak hücrenin içinde böyle bir bilgi bankas› bulunmas› tek bafl›na bir fley ifade etmez. Bu bilgi bankas›n›n kullan›lmas› da çok önemlidir. Yani içindeki bilgilerin gerekti¤i flekilde okunmas› ve elde edilen bilgiye göre üretim yap›lmas› gerekmektedir. Hücrede görev yapan ve ad›na "enzim" denen moleküler makinelerin bir k›sm› bununla görevlendirilmifltir. Bunlar, ihtiyaç duyulan proteinlerin üretilmesi için gerekli bilgiyi DNA'n›n uzun zinciri üzerinde "bulur" ve sonra da bunu "okuyabilmek" için helezonik flekilde bir merdiven olan DNA'y› aç›p ikiye ay›r›rlar. DNA'n›n gerekli bölgesindeki bilginin bir kopyas›n› ç›kar›r, bu s›rada gerekli olmayan k›s›mlar› atlayabilmek için DNA'y› bü-

20


Harun Yahya (Adnan Oktar)

kerler. Tüm bu okuma bitti¤inde ise, DNA'y› yeniden kapat›p eski haline getirirler. Tüm bu ola¤anüstü ifllemleri, saniyenin binde biri gibi flafl›rt›c› bir h›zla yaparlar. Vücudunuzdaki her hücrede saniyede ortalama iki bin yeni protein üretilmektedir.1 Enzimlerin yapt›klar› bu ifller -ki DNA kopyalanmas› onlar›n çok say›daki görevinden sadece birisidir- gerçekten çok flafl›rt›c›d›r. Ama bunlar› gözlemleyen

DNA'nın kompleks yapısı, içerdiği hayati ve yüksek kapasitedeki bilgiyle, canlılığın oluşumunu tesadüflerle açıklamak isteyenleri, çaresizliğe sürüklemektedir.

21


Hücrenin içi

Ya¤lar

Protein molekülü

Protein molekülü

Hücre zarını oluşturan moleküller ne kimya, ne fizik ne de biyoloji eğitimi almamış olmalarına rağmen, potasyumu, sodyumu, glikozu, suyu vs. molekül yapılarından tanıyabilecek üstün bir yeteneğe sahiptirler. Hücrenin içine hangi maddenin, ne kadar alınacağına ya da dışarı atılacağına buna göre karar verirler. Süzdükleri hiçbir madde rastgele seçilmez. Eğer hücre içine giriş-çıkışlar tesadüfen yapılıyor olsaydı, bu şuursuz maddeler doğru molekülü bulana kadar bedenimizin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesi mümkün olmazdı. Ancak hücre zarını oluşturan moleküller kendilerini yaratan Allah'ın ilhamıyla hareket eder ve görevlerini kusursuz olarak yerine getirirler.

22

Karbonhidrat ba¤lar›

Hücrenin d›fl›


moleküler biyologlar›n ço¤u, flafl›rmamaya al›flm›fllard›r. Dolay›s›yla enzimlerin böylesine karmafl›k iflleri nas›l baflard›¤›n› onlara soracak olursan›z, büyük olas›l›kla "hücrenin içindeki kimyasal reaksiyonlar, fiziksel etkiler bunu gerektiriyor" diyeceklerdir. Bu iddiaya göre, sodyum ve klorürün yan yana geldiklerinde birleflip sodyum klorür (tuz) haline gelmeleri nas›l do¤al bir fleyse, yani kimyasal etkileflimden ibaretse, enzimlerin iflleri de kimyasal etkileflimden ibarettir. Oysa bu cevap yanl›flt›r. Çünkü hücrenin içindeki ifllemlerin önemli bir bölümü, kimyasal veya fiziksel etkilerden kaynaklanmayan, "bilinçli" hareketlerdir. Bunu en iyi ortaya koyan örneklerin bir k›sm› da, hücrenin çekirde¤inde de¤il -bu kitab›n konusu olan- zar›nda ortaya ç›kar. Hücre zar›, içeride neye ihtiyaç duyuldu¤unu adeta "bilir" ve hücre d›fl›ndaki materyalleri bu ihtiyaca göre kabul veya reddeder. Buradaki ola¤anüstülü¤ü fark edenlerden biri, ‹srailli biyofikizçi Gerald Schroeder'dir. Dünyan›n en önde gelen birkaç üniversitesinden biri olan MIT'de (Massac-

23


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

hussetts Institute of Technology) fizik e¤itimi görmüfl, uzun y›llar biyoloji çal›flm›fl, bilimsel makaleleri pek çok bilim dergisinde yay›nlanm›fl, nükleer çal›flmalarda rol alm›fl olan Schroeder flöyle yazar: Her bir hücrenin girifli, kötü maddeleri d›flar›da b›rak›p, iyi maddeleri içeri alan ve d›flar› ç›kar›lmas› gereken fleyleri, yani at›k ürünleri ve imal edilen yararl› fleyleri d›flar› ç›kartan bir zar taraf›ndan tutulmaktad›r. Ama neyin içeri girip, neyin d›flar› ç›kaca¤›n› kim ya da ne belirlemektedir? Hücreye girifli sa¤layan çok say›daki kap›, ancak aç›lmalar› ve içeri girifle

Hücreye giriş-çıkışlar, ileri teknolojiyle donanmış gügüvenlik sistemlerinden çok daha hassas denetimler so nucu gerçekleşir. Hücre zarı hücre içine aldığı ve hücre dışına bıraktığı maddelerin geçişini -cinsine,

24


Harun Yahya (Adnan Oktar)

izin vermeleri gerekti¤ine dair sinyal ald›klar› zaman bunu yaparlar. Bu kap›lardan baz›lar› zar üzerindeki gerilim farkl›l›klar›ndaki hafif de¤iflimlere göre aç›lmakta ve kapanmaktad›r. Baz›lar› da moleküler bir anahtar gelip bunlar›n kilidini çözünce aç›lmakta ve böylece baflka bir molekülün içeri girmesi sa¤lanmaktad›r. E¤er protein üretiminde ihtiyaç duyulan yap› tafllar›n›n infla edilmesine dair bir ça¤r› varsa bu iflaret içerden gelir; bir sinir hücresinin yan›ndaki bir hücreyi harekete geçirmesi gerekiyorsa gerekli iflaret d›flar›dan gelir. Bir zar kap›s›n›n aç›lmas› iflaretinin verilmesi, çok say›da eylemin biraraya gelmesiyle oluflur...

fayda ve zararına, miktarına, büyüklüğüne vs. gö re- kusursuz bir titizlikle ayarlar. Öyle ki bugün bilim adamları, hücre zarının bu seçici-geçirgen özelliğinden hayranlıkla söz etmektedirler.

25


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Ama bu mesaj tafl›y›c›lar bu akl› nereden edinmektedirler? Biyolojideki temel yap›tafllar› olan karbon, nitrojen, oksijen, hidrojen, sülfür ve fosforun ne zamandan beri kendilerine ait bir düflünceleri var...'Bunlar sadece, molekülleri meydana getirmek için biraraya gelmifl atomlard›r. Peki bu atomlar kap› bekçileri olma cesaretini kendilerinde nas›l bulabiliyorlar?2

26


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Schroeder, bu önemli noktalara de¤indikten sonra, kendisinin de geçti¤i materyalist temelli e¤itimin yan›ld›¤› noktay› flöyle aç›klar: Hücre zar›n›n tasar›m› keskin bir zekan›n ürünüdür… Bana bütün bunlar› do¤an›n yapt›¤› ö¤retilmiflti. Ama bu "kendi iflini gören do¤a" mant›¤›nda ciddi bir sorun var... suyun bulundu¤u ortamlarda bunlar (hücre zar›n› oluflturan li-

Darwinistler, hücrenin tesadüf eseri kendiliğinden oluşabileceği iddiasıyla ortaya çıktılar. Ancak hücrenin yapısı öylesine komplekstir ki, tesadüfen oluşmak bir yana, tüm çabalarına ve gelişmiş imkanlarına rağmen, hücre benzeri bir yapıyı taklit dahi edemezler. Yaptıkları çalışmalarla -beklentilerinin tersine-hücredeki bilinçli tasarımı gözler önüne sererler.

27


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE pitler ve fosfolipitler) tabakalar ve hatta küreler oluflturmak üzere biraraya gelebilirler. Ama bir küre ile bir hücreyi birbirinden ay›ran temel bir fley vard›r: Bilgi. Bu bilgi hücre zar›nda kontrollü geçifli sa¤layan kap›lar› oluflturmak için gerekli olan, protein ve moleküllerin izledi¤i pland›r.3

Görüldü¤ü gibi Schroeder, 18. yüzy›ldan bu yana bilim dünyas›na egemen olan "kendi iflini gören do¤a" mant›¤›n› hatal› bulmaktad›r. Ve Schroeder, hücre zar›n›n salt do¤a kanunlar› ile çal›flt›¤› ve iflledi¤i iddias›n›n -ki materyalist bilimin kesin bir dogmas›d›r bu- yanl›fl oldu¤unu savunmaktad›r. Schroeder'in bu konuda sundu¤u aç›klama ise, yaflam› oluflturan moleküllerin "bilinçli" davrand›klar›d›r: Atomdan insana, her tanecik, her oluflum, içerisinde bilgi ve bilinçli ak›l tafl›maktad›r. Benim bu kitapta yüzleflece¤im bilmece flu olacak: Bu bilinç nerede ortaya ç›kar? Bütün maddeleri meydana getiren temel parçac›klar aras› etkileflimleri yöneten do¤a yasalar› buna dair hiçbir ipucu sunmaz.4

Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir ayr›m vard›r: Maddenin içinde bir bilinç gözlemlenmektedir, ancak bu bilincin maddenin kendisinden kaynaklanmas› mümkün de¤ildir. Bunu en aç›k olarak canl› ve cans›z maddeleri karfl›laflt›rarak görebiliriz. Canl› maddede, örne¤in bir hücrede aç›kça bilinç sergilenirken, cans›z maddede ayn› bilinç yoktur. Oysa hücreyi oluflturan proteinler de, yolda aya¤›m›za gelen bir tafl› oluflturan moleküller de atomlar›n biraraya gelmeleri ile oluflur. Yani malzemeleri temelde ayn›d›r. Ama tafltaki moleküllerde hiçbir bilinçli hareket gözlemlenmezken, hücredeki moleküller-

28


Hücre içinde bilinç ve akıl gerektiren sayısız faaliyet gerçekleşir. Bu faaliyetleri elektron mikroskobu altında inceleyen bir bilim adamı, kendisini meydana getiren trilyonlarca hücrenin bu hayati faaliyetlerini ne takip eder, ne denetler ne de bunlarla ilgili bir talimat verir.

de

flafl›rt›c›

bir bilinç gözlemlenir. (Dahas› do¤adaki cans›z maddelerin canl› organizmalara dönüflebilece¤i -ki bu evrim teorisinin iddias›d›r- hiçbir zaman gözlemlenmemifltir.) Gerald Schroeder de buna dikkat çeker ve organizmalardaki moleküllerde bilincin ortaya ç›kt›¤›n› vurgular: Biyolojik bir hücreninki ile sodyum kloridin kimyas› ayn›d›r, herfley için geçerli olan tek bir kurallar tak›m› vard›r. Ama kurallar› mekanik olarak takip eden sodyum kloridin aksine hayat, bir flekilde akla, bilgiye kavuflmufl ve bu sayede de etraf›ndan enerji almay›, bu enerjinin özünü ç›karmay› ve bu

29


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE enerjiyle de biyolojik hücrenin anlaml› komplekskli¤ini infla edip korumay› baflarm›flt›r... Karbon ve daha birkaç elementin birlefliminden meydana gelen bu düzenlemelerin bu kadar "zekice" davranmas›na olanak tan›yan fleyin ne oldu¤u hala bir s›rd›r.5

Asl›nda burada bir s›r de¤il, kesin bir gerçek vard›r. Maddi dünyada ortaya ç›kan bilinç, maddenin kendisine ait bir özellik de¤il, orada "sergilenen" bir özelliktir. Bunun anlam› ise fludur: Maddi dünyada ortaya ç›kan kusursuz bilinç, Allah'›n varl›¤›n›n delillerini bilimsel yönden göstermektedir. Bedenimizi oluflturan molekül-

Maddesel dünyada ortaya çıkan bilinç, maddenin kendisine ait bir özellik değil, orada "sergilenen" bir özelliktir. Beynimizde algıları yorumlayan, kendisine gelen sinyalleri anlamlı hale getiren beyin hücrelerindeki bilinç de hücrelerin kendisine ait değildir. Hücrede sergilenen akıl ve bilinç bizlere Allah'ın varlığının sayısız delillerinden birini göstermektedir.

30


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ler, Allah'›n ilham› ile kendilerinden beklenemeyecek ak›l gösterileri sergileyerek, asl›nda kendilerini yaratan Yüce Allah'›n sonsuz akl›n› bize bir kez daha göstermektedir. Allah tüm evreni yoktan yaratm›flt›r ve yaratt›¤› evreni, bu evrendeki canl›-cans›z tüm varl›klar› her an kontrolü alt›nda tutmaktad›r. Rabbimiz'in bizlere yol gösterici olarak indirdi¤i Kuran'da, Allah'›n herfleyi sonsuz bilgisiyle kuflatt›¤› flu flekilde bildirilmektedir: Allah, yedi gö¤ü ve yerden de onlar›n benzerini yaratt›. Emir, bunlar›n aras›nda durmadan iner; sizin gerçekten Allah'›n herfleye güç yetirdi¤ini ve gerçekten Allah'›n ilmiyle herfleyi kuflatt›¤›n› bilmeniz, ö¤renmeniz için-. (Talak Suresi, 12) ... O'nun, aln›ndan yakalay›p-denetlemedi¤i hiçbir canl› yoktur... (Hud Suresi, 56)

Evreni Kuflatan Bilinç Allah'a Aittir ‹flte, baz› kan›tlar›n› bu kitapta da inceleyece¤imiz gibi, 18. ve 19. yüzy›llarda mekanizm ve di¤er materyalist anlay›fllarla yola ç›kan bilim dünyas›, bu teoriler u¤runa onca çabadan sonra, evrenin ve canl›lar›n yoktan yarat›ld›¤› ve her an kontrol alt›nda tutulduklar› gerçe¤iyle karfl› karfl›ya gelmifl durumdad›r. Tüm evren, Allah'›n sonsuz ilminin delillerinden oluflmaktad›r. Bilim, do¤an›n detaylar›n› inceledikçe bu

31


Evrendeki her detay bir plan ve düzen dahilindedir. İsterseniz dev teleskoplarla evrendeki sistemleri, isterseniz elektron mikroskobuyla hücredeki kompleks faaliyetleri inceleyin, her yerde kusursuzluk, düzen ve ahenk hakimdir. Özel ve bilinçli olarak yaratılmış olan tüm detaylar, her noktada açıkça Allah'ın varlığını göstermektedir ve bizlere Rabbimiz'in sonsuz ilmini tanıtmaktadır.

bilginin farkl› yans›malar›n› ortaya ç›karmaktad›r. Bu bilgiyi maddeye indirgemek (yani maddenin kendi ürünü veya özelli¤i gibi göstermek) için iki yüzy›ld›r yürütülen çaba baflar›s›zl›kla sonuçlanm›flt›r. Darwin, Laplace, Freud ya da Engels; tüm materyalistlerin yan›lm›fl oldu¤u ortaya ç›kmaktad›r. Bu kitapta bir hücrenin içinde yaflanan olaylar›n, bundan 30-40 y›l önce hayal bile edilemeyecek kadar kompleks, planl› ve "ak›lc›" oldu¤unu inceleyece¤iz. Hiç unutmamam›z gereken bir gerçek, sözünü edece¤imiz moleküllerin hiçbirinde, yapt›klar› "ak›lc›" iflleri planlayacak ve yürütecek bir ak›l olmad›¤›d›r. Ortada, bu moleküller üzerinde sergilenen benzersiz bir ak›l vard›r, ama bu akl›n kayna-

32


¤› maddenin kendisine ait de¤ildir. Ayn› üstün ak›l, Big Bang'in ard›ndan oluflan ola¤anüstü hassas dengelerde, dev y›ld›zlar›n içindeki nükleer reaksiyonlarda veya elementlerin yaflam için en ideal olan yap›lar›nda da ortaya ç›kmaktad›r. Schroeder'in dedi¤i gibi, "tek bir bilinç, evrensel bir hikmet, evreni kuflatm›fl durumdad›r".6 Evreni kuflatan bu bilinç, Yüce Allah'›n sonsuz ilmi ve akl›d›r. Bir Kuran ayetinde bildirildi¤i gibi: Sizin ilah›n›z yaln›zca Allah't›r ki, O'nun d›fl›nda ilah yoktur. O, ilim bak›m›ndan herfleyi kuflatm›flt›r. (Taha Suresi, 98)

33


nsan vücudunu oluflturan 100 trilyon kadar hücre, hiç durmadan ve yorulup ara vermeden say›s›z faaliyet gerçeklefltirir. Organlar›n ve dokular›n, görevlerini yapabilmeleri, insan›n günlük yaflant›s›n› sürdürebilmesi, bu hücrelerin her birinin görevini eksiksiz yerine getirmesi ve tam bir uyum içinde çal›flmas› ile mümkündür. Her canl›n›n yaflayabilmesi için enerjiye ve dolay›s›yla besine ihtiyac› oldu¤u gibi, hücre de say›s›z ifllevini gerçeklefltirebilmek için çeflitli besin maddelerine ihtiyaç duyar. Nas›l ki bir fabrikada üretim s›ras›nda kullan›lacak hammaddeler içeriye al›n›r, gerekti¤inde depolan›r ve üretimden sonraki at›klar ise fabrika d›fl›na gönderilir veya imha edilirse, hücrede de çok karmafl›k bir üretim, depolama ve ar›tma sistemi ifller. Hücre içine al›nan hammaddeler, çeflitli organik moleküller, mineraller veya metallerdir. Bunlar hücre içinde çeflitli moleküllerin üretimi için kullan›l›rken, at›klar hücre d›fl›na gönderilir ya da hücre içinde imha edilirler. Bu arada t›pk› fabrikan›n, üretimini gerçeklefltirmesi için elektrik ve di¤er enerji türlerine ihtiyaç duymas› gibi, hücre de bünyesindeki enerji üretimi sayesinde faaliyetlerini gerçeklefltirir. Di¤er taraftan fabrikaya al›nacak hammaddelerin teknik özelliklerinin flartnamelere göre belirlenmesi gibi, hüc-

36


Harun Yahya (Adnan Oktar)

re de içine alaca¤› maddeler için özel ön koflullar gözetir. Hücre içine giren maddeler gelifligüzel içeri al›nmaz. Bu maddeler daha evvelden tan›n›yormufl gibi, hücre zar›nda kimlik tespitine tabi tutulurlar. Yaln›zca içeri girmesinde hiçbir sak›nca görülmeyen maddeler için her zaman aç›k tutulan kap›lar vard›r. Hücre içine al›nmas› sak›ncal› olma ihtimali olan di¤er maddeler içinse, parmak izi kontrolünü and›r›r bir titizlikle eleme yap›l›r. Hücre giriflinde bu malzemelerin do¤rulu¤unun test edilmesi, onaylanmas› hayati derecede önem tafl›r. Çünkü bu denli s›k› tutulan güvenlik tedbiri sayesinde, hücreye d›flar›dan girebilecek herhangi bir virüs , bakteri ya da zehirli maddenin zarar verme riski önlenmifl olur. Bu önemli sorumluluk incecik bir zar taraf›ndan üstlenilmifltir. Vücudumuzu oluflturan trilyonlarca hücrenin her biri bu bilinçle hareket eder ve her hücre zar› da kendisine

Hücre içine giren maddeler gelişigüzel içeri alınmazlar. Bu maddeler retina taraması ile güvenlik kontrolünü andırır bir titizlikle, kimlik tespitine tabi tutulurlar. Hücreye girecek maddelerin doğruluğunun test edilmesi, onaylanması hayati derecede önem taşır. Çünkü bu sıkı güvenlik sistemi sayesinde, hücreye dışarıdan girebilecek herhangi bir virüs, bakteri ya da zehirli maddenin zarar verme riski önlenmiş olur.

37


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

düflen ifl bölümünde bu hassas seçim mekanizmas›n› yürütür. ‹nsan›n ise de¤il böyle bir seçme ifllemi yapmas›, vücudunda böyle ola¤anüstü bir ifllemin yap›ld›¤›n› bile fark etmesi söz konusu olmaz. ‹nsan›n gösteremedi¤i bir bilincin hücre zar›nda ortaya ç›kmas›, daha önce de aç›klad›¤›m›z gibi, bu bilincin asl›nda hücreden de¤il, onu yaratan Allah'›n ilminden kaynak buldu¤unu göstermektedir. Her bir hücre Allah'›n emriyle bizim için görevlerini kusursuzca yerine getirmektedir. Hücre zar›n›n eksiksizce yerine getirdi¤i bilinç ve ak›l gerektiren bu görevlerin hiçbirini insan›n belirlemesi, kendi ak›l ve iradesiyle yerine getirmesi ya da takip etmesi mümkün de¤ildir. ‹nsan vücudundaki hücrelerin say›s› Samanyolu Galaksisi'ndeki y›ld›zlar›n say›s›n›n üç kat› gibi astronomik bir rakamd›r. Bu görevin tüm hücreler için her an her saniye, gece-gündüz ve hiç hatas›z yap›lmas› gerekti¤i düflünülürse, incecik hücre zarlar›n›n ne denli zor bir görevi gerçeklefltirdi¤i daha iyi anlafl›lacakt›r. Burada önemli bir noktay› hat›rlatmakta fayda vard›r: Kitap boyunca kullanaca¤›m›z kelimeler hep ak›l, bilinç, öngörü sahibi bir insan›n faaliyetlerinden bahsedilirken kullan›lan kelimelerdir. Ancak söz konusu fiiller, bilinçsiz atomlardan oluflan ya¤ ve protein tabakas›n›n yani hücre zar›n›n yapt›klar›n› tarif etmek için kullan›lmaktad›r. Elbette ki bu fiilleri fluursuz atomlardan oluflan incecik bir zar›n kendi kendine görev edinmesi ve bu görevleri kusursuzca yerine getirmesi mümkün de¤ildir. Ak›l ve vicdan sahibi herkesin takdir edece¤i gibi Allah hücre zar› örne¤iyle insanlara canl›l›k üzerindeki

38


Harun Yahya (Adnan Oktar)

sonsuz hakimiyetini göstermektedir. Hücrede gördü¤ümüz ak›l, Allah'›n sonsuz akl›n›n bir tecellisidir. Bir Kuran ayetinde bildirildi¤i gibi, "Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'›nd›r. Allah, herfleyi kuflatand›r." (Nisa Suresi, 126) Kald› ki hücre zar›, hücrenin kompleks yap›lar›ndan sadece biridir. Hücre zar›n›n yap›s› ve önemi ile ilgili detaylara girmeden evvel, hücrenin indirgenemez kompleks yap›s› hakk›nda k›sa bir bilgi verelim. (Detayl› bilgi için bkz. Harun Yahya, Hücredeki Mucize, Araflt›rma Yay›nc›l›k) Hücre zarı, binanın çevresini saran ve onu en sıkı güvenlik önlemleriyle koruyan bir duvar gibidir. Hücre zarı, içeri kabul edeceği veya hücre dışına taşıyacağı maddeleri seçerken sabit ve mekanik bir eleme yapmaz. Aksine şartlara göre değişen son derece kompleks bir seçim gerçekleştirir.

39


ek çok bilim adam› hücrenin kompleks yap›s›n›, gerçeklefltirdi¤i bilgi ve plan gerektiren ifllemleri tarif edebilmek için birtak›m benzetmelere baflvurur. Kimileri hücreyi özel olarak tasarlanm›fl uzay gemileriyle, kimileri en geliflmifl flehir merkezleriyle, kimileri ise en teknolojik ortamdan bile daha ileri düzeydeki laboratuvar ortamlar›yla karfl›laflt›r›rlar. Ancak her defas›nda bu benzetmelerin ard›ndan, hücrenin tüm anlat›lanlardan çok daha kompleks oldu¤unu ifade ederler. Cambridge Üniversitesi'nde zooloji profesörü olan W. Thorpe hücrenin kompleksli¤inden flöyle söz eder: Son 10-15 y›l içinde hayat›n kökenini aç›klamak için yay›nlanan birbirinin kopyas› tüm spekülasyonlar ve tart›flmalar, çok basit bir mant›k yürütüldü¤ünü, bunlar›n pek bir a¤›rl›k tafl›mad›¤›n› gösterdi. Bu problem hiçbir zaman olmad›¤› kadar çözümden uzakt›r... Tek bir hücrenin bile kökeni bundan pek kolay olmayan bir problemdir. Herhangi bir hücre çeflidi bile, insano¤lu taraf›ndan tasarlanabilen herhangi bir makineden hayal edilemeyecek kadar karmafl›k bir "mekanizmaya" sahiptir. Bu bulmacalar›n herhangi birinin nas›l çözüldü¤ü hakk›nda elimizde gerçek bir ipucu bulunmamaktad›r...7

Darwinistlerin, hayat›n bafllang›c› ile ilgili olarak yapt›klar› aç›klamalara bakt›¤›m›zda, tesadüfen oluflmufl sözde ilkel bir hücrenin, zaman içerisinde yine tesadüflerin et-

42


Evrim teorisi hayatın sözde "basit" bir hücreden aşama aşama geliştiğini varsayar. Fakat günümüzde bilim "basit hücre" diye bir şey olmadığını ortaya koymaktadır. Öyle ki bilim adamları hücre üzerindeki "silya" denilen ince tüycükler hakkında bile onlarca kitap yazmış, bunlar üzerinde yıllarca çalışmışlardır.

kisiyle bugünkü özelliklerini kazand›¤›ndan bahsettiklerini görürüz. Ancak bu mant›ks›z iddialar›n›n kaç›n›lmaz bir sonucu olarak büyük çeliflkilere düflerler. Örne¤in hücrenin öyle özellikleri vard›r ki, bu özelliklere sahip olmadan bir hücrenin canl› kalmas› mümkün de¤ildir. Üstelik hücre, bu kompleks özelliklerin tesadüfen evrimleflmesini bekleyemez. Dolay›s›yla hücrenin ne evrimcilerin hayalindeki gibi ilkel olmas›, ne de aflama aflama evrimleflmesi mümkün de¤ildir. Nitekim hücrenin oluflumunda böyle bir geliflim sü-

43


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

recinin olmad›¤› bugün evrimcilerin de kabul etmek durumunda kald›klar› bir gerçektir. Evrimci biyolog Hoimar von Ditfurth bunu flöyle itiraf etmektedir: Geri dönüp bakt›¤›m›zda, neredeyse ›st›rapla aranan o geçifl biçimlerini bir türlü bulamam›fl olmam›za flafl›rmamam›z gerekti¤ini anl›yoruz. Çünkü büyük olas›l›kla böyle bir ara aflama hiç var olmad›. Bugünkü bilgilerimiz, evrimin genel ilkesinin burada gerçekleflmedi¤ini; ilkel hücrenin gelifle gelifle nihayet çekirdekli, organl› hücreye dönüflmesi gibi bir durumun söz konusu olmad›¤›n› göstermektedir.8

Ancak bütün elemanlar› ve özellikleriyle eksiksizce var oldu¤u takdirde hücrenin canl›l›¤›ndan ve ifllevlerini yerine getirebilmesinden söz edilebilir. ‹ngiltere Kraliyet Kimya Derne¤i'nin bir üyesi olan kimyac› Prof. David Rosevear, hücrenin bir bütün olarak var oldu¤unda ifllev görece¤inden flöyle bahsetmektedir: Moleküler biyolojinin ilerlemesiyle birlikte, Oparin ve Haldane zaman›ndan beri, hücre art›k basit olarak görülmüyor. Canl› hücre zar›, belli bilefliklerin hücrenin içine al›nmas›n› veya hücreden d›flar› ç›kmalar›n› sa¤lar. Hücre zar› basit bir yar›-geçirgen zar de¤ildir. Hücrelerin içinde tüm canl›n›n yap›s› ve fonksiyonlar› ile ilgili bilginin sakland›¤› nükleik asitler bulunmaktad›r. Ayr›ca hücrede proteinleri üreten ribozomlar bulunur. Bu proteinler nükleik asitlerin kompleks mekanizmas›n›n yap›lmas›nda kullan›l›r ve çok say›daki çeflidi ile her birinin özel bir ifllevi vard›r. Hücrede ayr›ca enerji (ATP) üreten mitokondri bulunmaktad›r. Bu parçalar›n her birinin kompleksli¤i muazzamd›r... Bu parçalar tek bafllar›na var olamazlar, hücre de bunlardan birinin eksikli¤inde var olamaz... Bu nedenle hücrenin, en bafl›ndan itibaren, flafl›rt›c› derecede kompleks olan ve birbirlerine ba¤›ml› tüm parçalar› ile birlik-

44


45


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

te var olmas› gerekir. Parçalar›n milyonlarca y›l içinde aflama aflama biraraya gelmesi ile oluflmas› -evrimleflmesi- mümkün de¤ildir.9

Hücrenin varl›¤›n› devam ettirebilmesi için sahip olmas› gereken özelliklerden bir tanesi de hücrenin "tehlikeyi ay›rt edebilme" özelli¤idir. Böyle bir yetene¤e sahip olmayan hücrenin var oldu¤unu farz etsek bile, canl›l›¤›n› sürdürmesi mümkün de¤ildir.

Hücre zarının seçici-geçirgen özelliği hayati derecede önem taşır. Vücudun sürekli ihtiyaç duyduğu su molekülleri hücre zarından kolayca geçerken, hormonlar ancak hücre zarı üzerindeki alıcılar tarafından tanındıkları takdirde içeri alınırlar. Hücre içine alınan maddelerin seçiminde ince bir plan ve düzen vardır. Bu düzen övülmeye en layık olan üstün ilim sahibi Rabbimiz'e aittir.

46


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Bir evrimci kaynakta bu zorunluluktan flöyle söz edilir: Canl› sistemler, varolufllar›n›n ilk saniyesinden itibaren do¤al çevre ve ortamlar›n›n çeflitli özelliklerini birbirlerinden ay›rt edebilmelerini sa¤layan bir beceriyle donanm›fl olmal›yd›lar. Canl›lar, madde özümseme süreçlerini ayakta tutmalar› için kaç›n›lmaz olan yetene¤i, ba¤›ml› olduklar› çevre etmenlerini tan›y›p ayr›msayabilme, bir anlamda bunlar› ö¤renebilme ve fark edebilme yetene¤ini tafl›d›klar› ölçüde ve tafl›d›klar› sürece hayatta kalabilmifl, yaflayabilme becerisini gösterebilmifllerdir. Bu çevre etmenlerini (söz gelimi fleker ve protein gibi enerji sa¤lay›c› büyük molekülleri) kendileri için yarars›z, hatta tehlikeli ve zararl› olanlardan herhangi bir biçimde ay›rt ederek, onlar› seçebilmek kaç›n›lmaz bir zorunluluktu, çünkü söz gelimi bu zararl› etmenler "zehir" etkisi yap›p hücrenin madde özümseme süreçlerini bloke etmekte, bu süreçleri ray›ndan ç›karmaktayd›lar.10

Görüldü¤ü gibi bir hücre ancak kendisi için zararl› ile yararl›y› ay›rt etme yetene¤ine sahip oldu¤u sürece varl›¤›n› sürdürebilir. Bu yetenek ile ilgili olarak flunu hat›rlatmakta yarar vard›r: Yukar›daki sat›rlarda kullan›lan üsluba dikkat edilecek olursa hücrelerin seçme, fark etme, ay›rt etme, ö¤renme, ay›klama gibi yeteneklerinden bahsedildi¤ini görürüz. Düflünme, akletme ve bilinç sahibi olmay› gerektiren bu eylemleri fluursuz hücrelerin tesadüflerin etkisiyle kazanmalar›n› bekleyen Darwinistler, bu mant›k d›fl› durumu kas›tl› olarak dikkate almazlar. Tesadüflerin tüm çeliflkileri bir flekilde çözümledi¤ine inan›rlar. Tesadüfü, her kap›y› açan, her zorlu¤u aflan, herfleyi en ince ayr›nt›s›yla planlayan muazzam bir güç zannederler. Bu, kuflkusuz bat›l bir inançt›r.

47


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hücredeki üstün ak›l karfl›s›nda evrimcileri ç›kmazda b›rakan pek çok konu vard›r. Örne¤in fluursuz atomlar tesadüfi birleflimlerle nas›l olup da son derece fluurlu ifllevlere sahip hücreyi meydana getirmifllerdir? Evrimciler, hücrenin do¤ada zaten kendili¤inden gerçekleflen kimyasal reaksiyonlar sayesinde ortaya ç›kt›¤›n› iddia ederler. Oysa hücredeki her detay bir plan ve düzen dahilindedir; bu düzende tesadüfi etkilerin yeri yoktur. Her detay üstün bir bilincin varl›¤›n› göstermektedir. Bu konuyu detayl› olarak inceleyen ünlü ‹ngiliz bilim adam› Fred Hoyle'un afla¤›daki aç›klamas›, son derece ayd›nlat›c›d›r: E¤er gerçekten maddenin içinde, onu yaflama do¤ru iten bir iç-prensip olsayd›, bunun bir laboratuvarda kolayl›kla gösterilebilmesi gerekirdi. Örne¤in bir araflt›rmac›, ilkel çorbay› temsil eden bir yüzme havuzunu deney için kullanabilirdi. Böyle bir havuzu istedi¤iniz her türlü cans›z kimyasalla doldurun. Ona istedi¤iniz her türlü gaz› pompalay›n ya da üzerine istedi¤iniz her türlü radyasyonu verin. Bu deneyi bir y›l boyunca sürdürün ve (hayat için gerekli olan) 2000 enzimden kaç tanesinin sentezlendi¤ini kontrol edin. Ben size cevab› flimdiden vereyim ve böylece bu deneyle zaman›n›z› harcamay›n: Kesinlikle hiçbir fley bulamazs›n›z, belki oluflacak birkaç amino asit ve di¤er basit kimyasal maddeler d›fl›nda.11

Evrimciler taraf›ndan en "ilkel" hücreler olarak kabul edilen bakteriler bile, burada bahsetti¤imiz fluurlu özelliklere sahiplerdir. Kendisi için zararl› olanla yararl› olan› ay›rt etme özellikleriyle hiçbir zaman basit olarak isimlendirilemezler.

48


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Evrimci bir yazar, bu konuda flu itiraf› yapmaktad›r: ‹lkel hücrelerin, türlerin kökeni için bafllang›ç noktas› oldu¤u konusundaki yayg›n fikir gerçekten de hatal›d›r. Bu hücreler hakk›nda ifllevsel olarak ilkel olan hiçbir fley yoktur. Bu hücreler günümüzdeki suretleri gibi ayn› biyokimyasal ekipman› içermekteydiler. Peki daha sonraki hücreler nas›l ortaya ç›km›flt›? Bu soruya verilecek tek anlaml› cevap, nas›l oldu¤unu bilmedi¤imizdir.12

CANLILI⁄IN KÖKEN‹NDE TESADÜFLERE YER YOKTUR... Canl›l›¤› oluflturan tüm amino asitler, proteinler, lipitler, karbon, fosfor, kalsiyum, karoten gibi elementlerin hepsi bir kazana konsa; sonra bu kazan ›s›t›lsa, so¤utulsa, y›ld›r›mlara maruz kalsa, elektrik verilse ve istenen her türlü teknolojik cihazla kar›flt›r›lsa, istenen her türlü ifllem uygulansa, bu kar›fl›mdan tek bir canl› hücresi dahi ç›kmaz. Milyarlarca hatta trilyonlarca sene, babadan o¤ula vasiyet edilerek bu deney devam ettirilse yine de fluursuz atomlar, bilinçli bir tasar›m ürünü olan hücreyi meydana getiremezler.

49


Işık mikroskobu Elektron mikroskobu İlkel mikroskop

Araflt›rmac› yazar Howard Peth de basit hücre diye bir kavram›n olmad›¤›n› flöyle dile getirir: Eskiden hücrenin bir çekirdek ve sitoplazma 'denizi' içindeki di¤er parçalardan meydana geldi¤i düflünülmekteydi. Fakat hücre içinde büyük alanlar bofltu. fiimdi ise bir hücrenin gerçekten 'kovan gibi oldu¤u' yani hücrenin ve onu bar›nd›ran bedenin hayat› için gerekli olan önemli ifllevsel birimlerle dolu oldu¤u bilinmektedir. Evrim teorisi hayat›n 'basit' bir hücreden geliflti¤ini varsayar, fakat günümüzde bilim basit hücre diye bir fley olmad›¤›n› göstermektedir.13

50


Tarayıcı elektron mikroskobu

İyon mikroskobu

20. yüzyıla kadar, ilkel bilim anlayışı ile canlıların çok basit bir yapıya sahip oldukları varsayılıyor ve cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerine inanılıyordu. 20 ve 21. yüzyıllar ise bilim tarihinde dönüm noktası olan gelişmelere sahne oldu. Yine bu yüzyıllarda geliştirilen mikroskoplar sayesinde hücrenin kompleks yapısı keşfedildi; canlılığın kökeninde tesadüflerin yeri olmadığı anlaşıldı.

Hiç flüphesiz bilim ad›na ortaya ç›kan Darwinistler, bilimin, iddialar›n› geçersiz k›laca¤›n› tahmin etmiyorlard›. Elektron mikroskobunun, genetik biliminin olmad›¤› 1800'lerde, hücrenin kompleks yap›s› hakk›nda kimse bilgi sahibi de¤ildi. Dolay›s›yla cehaletin verdi¤i imkanlarla yaflam›n rastlant›lar›n eseri oldu¤u iddias› bir süre için insanlar› yan›ltabildi. Ancak günümüzde bilim ve teknoloji hücrenin son derece kompleks bir tasar›ma sahip oldu¤unu göstermifltir. Hücrenin bu yap›s› öylesine komplekstir ki, bilim adamlar› tüm çabalara ve geliflmifl imkanlar›na ra¤men, hücre gibi bir yap›y› elde edememifllerdir. Bilinç ve ak›l sahibi insanlar taraf›ndan -her türlü imkan ve teknolojiye ra¤men- suni olarak yap›lamayan hücrenin, tesadüf eseri oluflmas›n› beklemenin anlams›zl›¤› aç›kça ortadad›r. Evrimciler bu çeliflki karfl›s›nda zaman kavram›na s›¤›narak, milyonlarca sene içerisinde bunun mümkün olabilece¤ini savunurlar. Ancak ne kadar za-

51


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

man verilirse verilsin, gelifligüzel etkilerin neticesinde belli bir düzen tafl›yan, ak›ll›, fluurlu hareketler sergileyen, bilgi sahibi bir yap› meydana gelmesini beklemek hayal kurmaktan farks›zd›r. Zaman›n ne bilinçli bir tasar›m yapma ne de farkl› tesadüfleri "deneme yan›lma" yoluyla eleyerek, "flu oldu, bu olmad›" gibi bir karara varma yetisi yoktur. Avustralya Bilim Akademisi'nde görev yapm›fl olan biyolog Prof. Michael Pitman de zaman›n, evrimcilerin beklentilerinin tam tersi etkilere sebep olaca¤›n› flöyle aç›klamaktad›r: Zaman›n hiçbir faydas› yoktur. Canl› bir sistemin d›fl›ndaki biyomoleküller zamanla çözülmeye e¤ilimlidirler, yap›lanmaya de¤il. Biyomoleküllerin tümü ço¤unlukla birkaç gün dayanacaklard›r. Zaman kompleks sistemleri ayr›flt›r›r. E¤er büyük bir kelime (bir protein) ya da bir paragraf tesadüfen meydana gelmifl olsa, zaman onu bozmak için iflleyecektir.14

Hücrenin ‹çindeki Kesintisiz Faaliyet Canl› bir hücre tüm bilim adamlar›n› hayranl›k içinde b›rakan bir tasar›m harikas›d›r. Elektron mikroskobu ile incelendi¤inde hücrenin içinde ar› kovan›ndaki faaliyetleri and›ran çok hareketli bir yap› oldu¤u görülebilir. T›pk› yüzlerce ar›n›n ölüp, onlar›n yerine yenilerinin gelmesiyle kovandaki yaflam›n devam etmesi gibi, vücutta da her gün milyonlarcas› ölen hücrelerin yerlerine yenileri gelir. Ve milyarlarca hücre insan›n vücudunu yaflatmak için birlikte ve uyum içinde hareket ederler. ‹nsan vücudundaki bu görünmez yap›lar› bir flehir merkezine benzetmek mümkündür. 100 trilyon hücrenin

52


BİR YERDE TASARIM VARSA, ONU TASARLAYAN DA VARDIR... Yol kenarında inşa edilmiş bir bina kompleksi düşünün... Önünden geçerken bu bina için "tesadüf eseri ne kadar da mükemmel olmuş" der misiniz? Elbette ki böyle mantıksız bir şey aklınıza dahi gelmez. Aksine gördükleriniz, binanın bir mimar tarafından ne kadar titizlikle çizildiğini, mühendisler tarafından ne kadar kusursuz planlandığını, tasarımcıların kullanım kolaylığına yönelik ne kadar çok detayı düşündüklerini aklınıza getirebilir. Akıl ve mantık sahibi bir kimse, aynı şekilde hücredeki kompleks tasarım için de onu yaratan Rabbimiz'in ilmini, aklını, gücünü düşünüp, takdir edecektir.

her biri, etraf› duvarla çevrelenmifl bir flehir gibi tüm ihtiyaçlar›n› karfl›lar, enerji üretir, haberleflme, nakliye ve güvenlik birimleri bar›nd›r›r. Santral birimleri hücrenin enerjisini, fabrikalar proteinleri ve hayati önem tafl›yan kimyasallar› üretirler. Kompleks nakliye sistemleri ise bu kimyasallar› hücrenin içerisinde bir noktadan di¤er bir noktaya ve gerekti¤inde hücrenin ötesine tafl›rlar. Barikatlardaki nöbetçiler de ihraç ve ithal piyasas›n› denetlerler ve muhtemel tehlike iflaretlerini almak için d›fl dünyay› gözlerler. Disiplinli biyolojik ordular istilac›larla savaflabilmek için haz›r bir durumda beklerken, "merkezileflmifl genetik hükümet" de düzeni sa¤lar.15

53


Hücre içinde şehir merkezlerine benzer bir şekilde hücrenin enerjisini sağlayan santral birimleri, protein ve hayati önem taşıyan kimyasalları üreten fabrikalar, bu kimyasallları hücre içine ve dışına taşıyan kompleks nakliye sistemleri, sınırda güvenliği sağlayan nöbetçiler bulunur. Birkaç kelimeyle ifade ettiğimiz hücredeki kompleks yapı, bir şehir merkezinden çok daha kusursuz bir düzenle çalışır.

54


55


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hücre içi ulafl›m sistemi de oldukça komplekstir. Hücreler kendi içlerinde birçok bölüme ayr›lm›flt›r ve aralar›nda büyük bir uyum içinde iflleyen bir ifl bölümü mevcuttur. Bu bölümlerin bir k›sm› besin depolarken, bir k›sm› enzim ve protein üretir ve birbirleri aras›nda geçifl sa¤larlar. Örne¤in hücre içinde baz› besinler, kullan›ma geçmek üzere moleküler kamyonlara yüklenirler. Her bir kamyon varaca¤› noktan›n kilidini açacak bir anahtara sahiptir. Böylece bir k›s›m proteinler de, yükleme limanlar› gibi hareket ederek, kamyonlar› açar ve içindekileri var›fl kompart›man›na boflalt›rlar.16 Daha kapsaml› incelendi¤inde ise, hücre içindeki moleküllerin muazzam bir h›zda hareket ettikleri görülür. Buradaki organize ve koordine ifllemler, tariflerin çok ötesinde kompleks boyutlardad›r. Amerikal› astronom ve yazar Carl Sagan -her ne kadar koyu bir ateist oldu¤u için hücrenin kökenini rastlant›larla aç›klamak için çabalasa dahücredeki faaliyetlerden flöyle söz eder: Canl› hücresi detayl› ve kompleks bir mimari harikad›r. Mikroskoptan bak›ld›¤›nda neredeyse ç›lg›na dönmüfl faaliyetler görülür. Daha derin seviyede moleküllerin muazzam bir h›zda sentezlendi¤i bilinmektedir.17

Leigh Üniversitesi'nden ünlü biyokimya profesörü -ve günümüzde Darwinizm'i elefltiren en önde gelen isimlerden biri olan- Michael Behe ise, hücredeki herfleyin görünenden çok daha kompleks yap›lar içerdi¤ini flöyle dile getirmifltir: Ben Darwin'in evrim mekanizmas›n›n, mikroskop alt›nda görülenleri aç›klamad›¤› inanc›nday›m. Hücreler rastgele evrimleflemeyecek kadar karmafl›k bir yap›ya sahip, onla-

56


Çıplak gözle görmenin mümkün olmadığı böylesine küçük sinir hücrelerinde çok büyük şehir merkezlerinden daha üstün bir sistemin saklı olması, derin düşünen, akıl sahibi kimseler için Allah'ın sonsuz ilminin delillerinden sadece bir tanesidir.

r› üretecek bir zekan›n olmas› gerekir... Darwin teorisi en büyük güçlü¤ü hücrenin geliflimini aç›klamaya çal›fl›rken yafl›yor. Birçok hücresel sistem benim deyimimle ak›l almaz derecede komplekstir. Bu demektir ki sistemin çal›flmadan önce birkaç bileflime ihtiyac› vard›r... Böyle bir sistem Darwin'in yöntemiyle uygun bir flekilde biraraya getirilemezdi, yani fonksiyonlar›n› parça parça gelifltirerek.18

Hücredeki indirgenemez komplekslik, sistemin çal›flmas› için ayn› anda pek çok unsurun kusursuzca var olmas› koflulunu öngörür. Bu durumda tesadüflerin sistemin tüm parçalar›n› bilinçli bir flekilde, ak›l, bilgi ve düzen gerektiren görevlerini yapar flekilde bir kerede var etmesi gerekmektedir. Ancak bütünü oluflturacak olan parçalar›n da son derece kompleks yap›da olduklar› düflü-

57


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

nülürse, bu durumda basitten komplekse do¤ru aflamalar›n olamayaca¤›n›n göz ard› edilmemesi de gerekir. Çünkü bu parçalar›n varl›¤›ndan, ancak tümü birarada oldu¤unda söz etmemiz mümkündür. Hayat›n temel yap›s› olan hücrenin oldukça kompleks bir yap›da olmas›, evrimcilerin hala hayat›n tesadüfen nas›l bafllam›fl olabilece¤i sorusuna bir cevap verememifl olmalar›na bafll›ca sebeptir. Çünkü buradaki komplekslik tesadüflerle aç›klanamayacak kadar üst düzeydedir. Michael Behe evrimci bilim adamlar›n›n yaflad›¤› bu çaresizli¤i, evrimci James Shapiro'nun bir ifadesine at›fta bulunarak flöyle aç›klar: Herfleyden önemlisi hayat›n temel yap›s› olan hücre oldukça karmafl›kt›r. Fakat bilim hala hayat›n nas›l bafllad›¤› sorusuna Gözdeki retina hücreleri çok özel bir şekilde ışığa duyarlı olarak yaratılmışlardır. Fotonlar retinadaki bu hücrelere çarptıklarında, adeta birbiri ardına dizilmiş domino taşlarını harekete geçirirler. Bu durum çeşitli proteinlerin şekil değiştirmesine ve aralarında bazı birleşmelerin gerçekleşmesine sebep olur. Pek çok kimyasal reaksiyon zincirinin ardından, "elektrik uyarıları" oluşur. Sinirler bu uyarıları beyne aktarır ve orada "görme" dediğimiz işlem yaşanır. Tüm detaylarıyla gördüğümüz bu renkli dünya, retina hücrelerinin kusursuz tasarımına bağlı olarak, Rabbimiz'in bizlere verdiği büyük bir nimettir.

retina

koni çubuk hücresi hücresi

58


Harun Yahya (Adnan Oktar)

bir cevap veremedi mi? Hay›r. Chicago Üniversitesi Biyokimya bölümünden James Shapiro'nun yazd›¤› gibi, "Darwin'in mekanizmas›n› biyokimya dal›nda aç›klayan kesin deliller flimdiye kadar bulunamam›flt›r, var olanlar ise birkaç umutsuz spekülasyondan baflkas› de¤ildir." Birkaç bilim adam› hücreyi Darwin d›fl› yöntemlerle aç›klamay› önermifllerdir. Bunun yerine, ben fluna inan›yorum ki tüm bu sistemler bir ak›l taraf›ndan dizayn edilmifl ve düzenlenmifltir.19

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) fizik ve biyoloji alanlar›nda çal›flmalar yapan Prof. Gerald L. Schroeder ise hücredeki kompleksli¤i flöyle bir örnekle tarif etmektedir: Vücudun içine ve sonra da hücrenin içine girmek, harikalar dünyas›na seyahat etmek gibidir. D›fl zar›yla çevrelenen hücrenin ifllevleri d›flar›dan ayr›lm›flt›r. Herhangi bir yap›ya d›flar›dan bakt›¤›m›zda özü hakk›nda çok basitlefltirilmifl bir bak›fl aç›s›na sahip oluruz. Fakat düflünceden harekete geçti¤imizde, milyonlarca hücrenin ve milyarlarca atomun belirli bir emre göre hareket ederek bu ola¤an becerileri gerçeklefltirdi¤ini görürüz. D›flar›dan bak›ld›¤›nda herfley çok basit görünür. Bir arabay› çal›flt›rmak için anahtar› çevirmeniz yeterlidir. Veya bilgisayar› çal›flt›rmak için aç›l›fl dü¤mesine basars›n›z. Fakat motoru atefllemek ya da ekran› ayd›nlatmak için milyarlarca atomu tam do¤ru biçimde harekete geçirmek amac›yla devreleri tasarlamak ve bileflenleri icat etmek say›s›z saat gerektirmifltir.20

‹flte Darwin ve onu izleyen evrimci biyologlar da çok uzun bir süre hücreye "d›flar›dan" bakm›fllar, bu nedenle de onu basit bir yap› olarak görmüfl ve kökeninin rastlant›larla aç›klanabilece¤ini sanm›fllard›r. Oysa 20. yüzy›l›n ikinci yar›s›nda hücrenin ola¤anüstü kompleksli¤i gide-

59


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

rek daha fazla a盤a ç›kt›¤›nda, evrimcileri flaflk›nl›k ve çaresizlik kaplam›flt›r. Günümüzde sadece hücrenin kökeninin "ileride bir gün evrimsel mekanizmalarla aç›klanaca¤›n›" ümid edebilmektedirler. Ellerinde kan›t de¤il, sadece c›l›z bir umut vard›r. Umudun tek kayna¤› da, bu konudaki dogmatizmleridir. Hücrede ortaya ç›kan komplekslik, burada bir "bilinçli tasar›m", yani yarat›l›fl oldu¤unu aç›kça kan›tlamaktad›r. Ancak hücrede bunun da ötesinde, flafl›rt›c› bir bilinç sergilenmektedir. Gerçekte kuflkusuz hücreler düflünme, ö¤renme, karar alma, plan Hazır bir tasarıma dışarıdan baktığımızda herşey çok kolay görünür. Örneğin bir arabanın motorunu çalıştırmak için anahtarı çevirmeniz yeterlidir. Fakat motoru ateşlemek için binlerce parça tasarlanmış, belli bir plan dahilinde biraraya getirilmiştir. Bunu gerçekleştirmek için çok sayıda kişi emek ve zaman harcamış, aklını, bilgisini ve tecrübesini kullanmıştır. Biz ise vücudumuzdaki sistemleri çalıştırmak için düğmeye dahi basmayız. Gerek hücre, gerek organ, gerekse sistem seviyesinde vücudumuz, bizim hiçbir müdahalemiz olmadan görevini kusursuzca yapar. Tüm bunlar Rabbimiz'in Rahman ve Rahim sıfatlarının bir tecellisidir.

60


Harun Yahya (Adnan Oktar)

yapma gibi bilince ait özelliklerden yoksundurlar. Böyle bir ç›kar›m yapacak ne beyinleri, ne gözleri, ne de bir sinir sistemleri vard›r. Ancak hücrelerin gerçeklefltirdi¤i ifllere bakt›¤›m›zda en bilinçli kifliden daha öngörülü, daha ak›lc› ve tedbirli, daha dikkatli ve titiz çal›flmalar yapt›klar›n› görürüz. Hücrede sergilenen bu üstün ak›l "herfleyi yaratm›fl, ona bir düzen vermifl, belli bir ölçüyle takdir etmifl" (Furkan Suresi, 2) olan Rabbimiz'e aittir.

Hücre Zar› Olmadan Hücreden Söz Etmek Mümkün De¤ildir Hücre zar›n›n yap›s›n› ve seçici-geçirgen özelli¤ini incelemeden evvel evrimcilerin bu konu ile ilgili bak›fl aç›lar›na de¤inmekte fayda vard›r. Evrimcilerin, ilk hücrenin kendi kendine, tesadüfi süreçler sonucu olufltu¤u iddias›n›n ne kadar gerçek d›fl› ve bilimsellikten uzak oldu¤unu çeflitli kitaplar›m›zda detayl› olarak aç›klad›k. (Detayl› bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayat›n Gerçek Kökeni, Araflt›rma Yay›nc›l›k; Harun Yahya, Evrim Aldatmacas›, Vural Yay›nc›l›k) Ancak her türlü imkans›zl›-

61


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

¤› göz ard› ederek ilk hücrenin baz› organellerinin kendili¤inden olufltu¤unu varsayal›m. Bu durumda evrimciler aç›s›ndan daha da zor bir durum oluflmaktad›r. Çünkü söz konusu ilk hücre aday›n›n, evrimcilerin "ilkel ortam" ad›n› verdikleri hayali bir ortamda, oldukça zararl› oldu¤u bilinen atmosfer koflullar›ndan korunabilmek için tesadüfen bir hücre zar› kazanm›fl olmas› gereklidir. Her ne kadar tesadüfen olufltu¤u iddia edilen bir canl›n›n yaflayabilmek için, tesadüfen tedbir ald›¤›n› iddia etmek akla uygun bir iddia olmasa da, biz yine ileri aflamalardaki mant›ks›zl›klar› vurgulamak aç›s›ndan bu senaryonun da gerçekleflti¤ini varsayal›m ve masaldan farks›z bu beklentileri devam ettirelim: Tesadüfen oluflan sözde ilk hücre, atmosferin zararl› etkilerine karfl› koyamayarak yok olmufltur. Sonra tesadüf eseri yeni hücreler oluflur, fakat bunlar da yaflamlar›n› sürdürememifllerdir. Sonra oluflan hücreler ise atalar›n›n bafllar›na gelenlerden "ders alarak", bu ilkel atmosfere korunmas›z ç›kmamak gerekti¤i "sonucuna var›rlar." Ve tesadüflerin yard›m› ile kendilerini bu çetin koflullardan koruyacak bir "d›fl kabuk" edinirler. Yani bir bak›ma deneme yan›lma yoluyla kendilerine tam olmas› gereken özellikte bir zar edinirler. fiimdi düflünün: Bu planl› hareketi fluursuz, akl›, beyni olmayan bir hücrenin kendi kendine düflünmesi ya da tesadüflerin böylesine isabetli bir çözüm getirmeleri mümkün müdür? Hücrenin d›fl ortamdaki zararl› maddelerin hücreye giriflini engelleyecek, gerekli maddeleri kabul ederek hücrenin beslenmesini düzenleyecek bilinçte bir zara sahip olmas›n›, tesadüfi etkiler olarak aç›klamak en baflta bilime

62


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ters düfler. Bu özellikler olmadan bir hücrenin varl›¤›n› k›sa bir süre dahi sürdürmesi mümkün de¤ilken, en ufak bir hatan›n hayati bir anlam tafl›d›¤› bir durumda tesadüften söz etmek ne derece mant›kl›d›r? Üstelik bu kusursuzluk yaln›zca ilk var olan hücrede de¤il, bundan sonraki tüm hücrelerde de ayn› flekilde devam etmelidir. Evrimci aç›klamalara bakt›¤›m›zda ise, ilk hücre ile ilgili olarak varsay›mlara dayal› izahlardan baflka birfleyle karfl›laflmay›z. Evrimci biyolog Hoimar Von Ditfurth hücre zar› için flöyle bir aç›klama yapmaktad›r: … bu ilk hücrelerin tümü de d›fl kabuk olarak bir yüzey zar›yDüz endoplazmik retikulum Mitokondriyel k›vr›mlar

Hücre zar› Mitokondriyon Çekirdek gözenekleri Çekirdekçik

Çekirdek k›l›f›

Kromatin

Ribozomlar

Golgi kompleksi

Sentriyoller Tanecikli endoplazmik retikulum

Lizozomlar

Hücre seçici-geçirgen bir zara sahip olmadan, hücrenin diğer organellerinden söz etmek mümkün değildir. Çünkü dış ortamdaki zararlı maddelerin hücreye girişini engelleyecek, gerekli maddeleri kabul ederek hücrenin beslenmesini düzenleyecek bilinçte bir zara sahip olması gereklidir.

63


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

la çevrilmifllerdir ve bu anlamda hemen tümünün paylaflt›¤› ortak bir özellikten bile söz edebiliriz. Çünkü çevrenin kimyasal süreçlerinden bir ölçüde ba¤›ms›z bir madde özümsemesi gerçeklefltirebilmenin koflulu, organik sistemi onu çevreleyen ortam ve koflullardan nispeten ba¤›ms›z k›larak, sistem ile d›fl etkiler aras›nda bir s›n›r koymakt›r. Bu bak›mdan hemen tüm ilk hücrelerin böyle bir s›n›r koyucu d›fl zarla örtülmüfl olduklar›n› varsaymam›z gerekiyor.21

Ditfurth'un bu aç›klamalar›n›n ne kadar ak›l d›fl› oldu¤u aç›kt›r. Tesadüfen meydana geldi¤ine inan›lan bir hücrenin kendine bir k›l›f edinmeyi "akletmesi" ve bunu hemen baflar›yla uygulamas› mümkün de¤ildir. Böyle bir olay ancak fantastik bilimkurgu filmlerinde gerçekleflebiHücre zarı sodyum, potasyum gibi maddelerin birbirlerinden farklı olduklarını anlar ve bu maddelerin geçiş hızı, miktarı için farklı yöntemler uygular. Kimi maddelerin geçişine ise izin vermez. Hücre zarının bu seçici-geçirgen özelliğinin evrimci varsayımlardaki gibi aşama aşama gelişmesi söz konusu değildir. Çünkü hücre zarı bugünkü özelliklerine sahip olmadığında, hücrenin, canlılığını koruması mümkün değildir. Potasyum

Sodyum

HÜCRE DIfiI

Fosfor

HÜCRE ‹Ç‹

64


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lir. Tesadüfen meydana geldi¤i iddia edilen çok say›da hücrenin her birinin ayn› akl› göstermifl oldu¤unu iddia etmek ise, en fantastik filmlerde bile rastlanmayacak tarzda, ak›l d›fl› bir iddiad›r. Sonuç olarak hücrenin varl›¤› zar›n›n da varl›¤›n› gerektirir. Ve bu zar›n hücrenin kendi karar› ile veya tesadüflerle meydana gelmifl olmas› mümkün de¤ildir. New York Üniversitesi T›p Merkezi'nden Prof. Gerald Weissman da canl›l›ktan bahsetmek için, hücre zar›n›n zorunlulu¤una bir sözünde dikkat çekmifltir: Bafllang›çta, hücre zar›n›n olmas› zorunludur! Pürin , pirimidin ve amino asitleri kendi kendine ço¤alabilen makro-moleküller fleklinde organize eden flimflek her neyse, onu çevreleyen bir zar›n tasar›m›yla sa¤lanan organizasyon s›rr› olmaks›z›n hücreleri oluflturamazd›.22

Hücre zar› olmadan canl›l›ktan söz etmenin mümkün olmad›¤› bilim adamlar›n›n hemfikir oldu¤u bir gerçektir. Ancak burada unutulmamas› gereken hücre zar›n›n bugünkü kompleks yap›s› ve "seçici-geçirgen" özelli¤i ile var olmas› gereklili¤idir. Bu özelli¤in evrimci varsay›mlardaki gibi aflama aflama geliflmesi ise söz konusu de¤ildir. Çünkü hücre zar› bugünkü özelliklerine sahip olmad›¤›nda, hücrenin canl›l›¤›n› korumas› mümkün de¤ildir. Bunun için hücre zar›n›n d›fl ortam› tan›mas›, hücrenin ihtiyaçlar›n› saptamas›, hücreye girecek maddelerin zararl› olup olmad›¤›n› ay›rt edebilmesi ve bu seçimlerde hiçbir hata yapmamas› gerekmektedir. Kimyasal reaksiyonlar›n, fizik kanunlar›n›n ve tesadüflerin, fluursuz ya¤ ve proteinlerden oluflan bu incecik zara, böyle fluurlu bir seçicilik kazand›rmayaca¤› aç›kt›r.

65


ücre zar›, hücreyi saran, ince ve elastik bir yap›d›r. Birkaç molekül, di¤er bir deyiflle 7,5-10 nanometre (metrenin milyarda biri) kal›nl›¤›ndad›r. Bir ka¤›t kal›nl›¤› elde etmeniz için, 10 binden fazla hücre zar›n› üst üste y›¤man›z gerekirdi. En temel bilgilere sahip bir kimse için hücre zar›, hücreyi d›fl çevresinden koruyan bir s›n›rd›r. Ancak hücre zar› bilim adamlar›n›n henüz 20. yüzy›l›n sonlar›nda keflfetti¤i pek çok kompleks özelli¤e ve göreve sahiptir. Bu görevlerden, ünlü mikrobiyolog Prof. Michael Denton bir kitab›nda flöyle bahsetmektedir: Hücre, karbon temelli yaflam›n yap› tafl› olarak ifllev yapmak için tam ve ideal bir uygunlu¤a sahiptir. Hücreler herhangi bir talimat› yerine getirme, çeflitli flekiller alma, inan›lmaz çeflitlilikte çok hücreli canl› oluflturma ve tüm canl› dünyas›n› meydana getirme yetene¤ine sahiptirler. Elde edilen delillere göre hücre zar›, hücrenin içeri¤ini birarada tutmak, daha büyük canl›larda hareket etmek ve seçici olarak birbirlerine ba¤lanmak için özel ve ideal bir yap›ya sahiptir. Hücre zar› ayn› zamanda yüklü parçac›klara karfl› seçici-geçirgenlik göstermesi, sinir iletiminin temelini oluflturan elektriksel özellikleri aç›s›ndan da uygundur. Hücrenin bilinen özellikleri yeterince hayranl›k vericidir, fakat yine de daha ö¤renilmesi gereken çok fazla fley vard›r. Hücrenin güçlü hesaplama yetene¤i gösterdi¤i ve hatta ak›ll› davranabilece¤i olas›l›¤› dikkate al›nmaktad›r.23

68


Hücre çekirde¤i

Golgi kompleksi

Hücre çekirde¤i

Mikrovillüs

Çekirdekçik

Hücre iskeleti Sentriyoller

Ribozomlar

Mitokondri

Düz endoplazmik retikulum

Tanecikli endoplazmik retikulum Lizozom Golgi kompleksi

Hücre zar›

Sentriyoller

Düz endoplazmik retikulum

Mitokondriyon

Hücre içinde birçok organeli saran iç zarlarla birlikte, hücrenin zarı, bir evin içindeki odaları çevreleyen dış duvara benzetilebilir. Ancak hücre zarı hücreyi dış ortamdan ayırmakla birlikte, tamamıyla aşılmaz bir duvar değildir. Tam tersine uygun maddelerin hücreye giriş-çıkışına izin veren aşırı derecede duyarlı bir kontrol mekanizması şeklinde çalışır. Belirli maddelerin hücreye girmesine ve çıkmasına izin verirken, diğerlerini engeller.

69


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hücre zarlar›, hücreleri birarada tutmada, örne¤in çok hücreli canl›larda hücrelerin di¤er hücreler ile birleflerek dokular› oluflturmas›nda son derece önemlidir. Hücre içinde birçok organeli saran iç zarlarla birlikte, hücrenin zar›, bir evin içindeki odalar› saran d›fl duvara benzetilebilir. Ancak hücre zar› hücreyi d›fl ortamdan ay›rmakla birlikte, tamam›yla afl›lmaz bir duvar de¤ildir. Tam tersine uygun maddelerin hücreye girifl-ç›k›fl›na izin veren afl›r› derecede duyarl› bir kontrol mekanizmas› fleklinde çal›fl›r. Belirli maddelerin hücreye girmesine ve ç›kmas›na izin verirken, di¤erlerini engeller. Örne¤in besin maddelerini hücre içine al›rken, at›klar› d›flar› yollar. Bunlar›n yan› s›ra kimyasal ve elektriksel mesajlar gönderir ve hücrenin protein üretmesi ya da bölünmesi için sinyaller yollar. Bu bak›mdan hücre zar› hücrenin hayati derecede önem tafl›yan parçalar›ndan biridir.

70


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Hücrenin Güvenlik fieridi: Hücre Zar› Hücre zar› hücreyi d›fl ortamdan ay›ran ve hücrenin ihtiyaçlar›n›, hücrenin içine en uygun biçimde alan ve hücre d›fl›na ç›kar›lmas› gereken molekülleri de vakit kaybetmeden hücre d›fl›na ç›karan mükemmel bir güvenlik fleridi gibidir. Hücre zar›n›, binan›n çevresini saran ve en s›k› güvenlik önlemleriyle koruyan bir duvar gibi düflünebiliriz. Tüm kap›larda binan›n içindekileri tan›yan ve d›flar›dan gelenleri ay›rt edebilen özel koruma görevlileri bulunur. Giren ç›kan herfley burada kontrolden geçer. Sadece binaya girmesi gerekenler içeri al›n›r ve ç›kmas› gerekenlerin ç›k›fl›na izin verilir. Kap›larda kimlik kart› denetimi, hassas dedektörlerle tarama gibi ifllemler yap›l›r. Bir binan›n korunmas› için özel olarak tasarlanan bir güvenlik sisteminin, onHücre zarında -tıpkı güvenlik sistemi ile korunan binalarda olduğu gibi- kapılardaki özel koruma görevlileri giren çıkan herşeyi kontrolden geçirirler. Hücre zarı kapılarında bu binalardaki gibi kimlik kartı denetimi, hassas dedektörlerle tarama gibi işlemler yapılır. Bir binanın korunması için özel olarak tasarlanan bir güvenlik sistemi, onlarca kişinin çabası ve bilgisayar programları yardımıyla yapılmaktadır. Trilyonlarca hücrede, zarın böylesine önemli bir görevi her an yapıyor olması, Allah'ın insanlar üzerindeki koruması ve rahmetinin örneklerindendir.

71


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

larca kiflinin çabas› ve bilgisayar programlar› yard›m›yla yap›ld›¤› düflünülürse, söz konusu seçim ve eleme ifllemini yapan hücre zar›n›n önemi daha iyi anlafl›lacakt›r. Hücre zar›ndaki eleme sabit ve mekanik bir seçme de¤ildir, aksine flartlara göre de¤iflen son derece kompleks bir seçimdir. Bu seçim mekanizmas›ndan, evrimci biyolog Hoimar Von Ditfurth, büyük bir hayranl›kla bahseder: ... Karfl›m›zda, deyimi yerindeyse, gözenekli bir a¤dan ya da filtreden çok daha becerikli bir tür molekül s›n›r çiti bulunmaktad›r. Bildi¤imiz gibi mekanik elekler, kum ele¤inden gözlemleyebilece¤imiz gibi, yar› çaplar› belli bir de¤erin s›n›r›n› aflan maddi tanecikleri, elekten geçirmezler. Çap› büyükler elekte tak›l›r kal›r, küçükler alta geçerler. Gelgelelim maddeyi tanecik büyüklü¤ü olarak sadece iki s›n›fa ay›ran, bu s›n›r›n alt›ndaki küçükler ve üstünde kalan büyükler aras›nda hiçbir fark gözetmeyen böyle bir "tasnif"in hücrenin en ufak bir ifline dahi yaramayaca¤› aflikard›r. Çünkü hücre büyüyüp geliflebilmek için çok çeflitlilikteki moleküllere ihtiyaç duydu¤u gibi, gene var olabilmek için "d›flta" b›rakmak zorunda kald›¤› moleküllerin kimileri, içeriye ald›klar›ndan daha büyük, daha küçük, hatta onlar kadar büyük olabilir. ‹flte mekanik olmayan, biyolojik bir s›n›r zar›, bu yöndeki bir ay›klama ve seçme ifllemini kusursuz yerine getirebilir. Bu zar, parçac›klar› büyüklüklerine göre de¤il, türlerine göre tasnif edip s›ralar; baflka deyiflle, niceliksel de¤il niteliksel k›staslara göre eler. ‹flte bu alabildi¤ine hayranl›k uyand›r›c›, ak›llara durgunluk verici bir yetenektir...24

72


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Gözle göremedi¤imiz böylesine ince bir yap›n›n son derece fluurlu bir seçim mekanizmas›na sahip olmas›, üzerinde düflünülmesi gereken önemli bir konudur. Çünkü herhangi bir hatan›n, unutman›n ya da gecikmenin hayati sonuçlar do¤urdu¤u bu sistemin, bir ömür boyu tüm hücrelerde kusursuzca çal›flmas› kör tesadüflerle aç›klanamaz. ‹leriki bölümlerde detayl› olarak de¤inece¤imiz hücrenin bu seçim mekanizmas›, ak›l ve bilinç gerektiren bir görevi gerçeklefltirmektedir. fiuursuz hücrelerin kendi kendilerine böyle bir sorumluluk hissetmesi, vücut için neyin faydal› neyin zararl› oldu¤una karar vermesi ve bu görevi kusursuzca yerine getirmesi kuflkusuz mümkün de¤ildir. Aç›k bir fluurla de¤erlendiren herkes, evrenin her noktas›nda oldu¤u gibi hücrenin zar›nda da Allah'›n sonsuz ilmini ve hakimiyetini görecektir.

Hücre zarı gözenekli bir ağ ya da bir filtre gibi mekanik bir eleme yapmaz. Çünkü bu tür bir elemede sadece boyut önem taşır, elenen maddelerin fayda veya zararı ise göz ardı edilir. Halbuki hücre zarı seçici-geçirgen özelliği ile maddelerin niteliğine göre bir seçim, eleme yapar. Böylece hücreye zarar veren maddeler dışarıda bırakılırken, faydalı olanlar büyüklüklerine bakılmaksızın çeşitli metotlarla hücre içine alınır.

73


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hücre Zar›n›n Özel Yap›s› Hücre zar›n›n birbirinden önemli görevlerini gerçeklefltirmesini mümkün k›lan, kendine has yap›s›d›r. Hücreyi çevreleyen zar; ya¤, protein ve karbonhidratlardan meydana gelmifltir. Hücre zar›n› oluflturan ya¤ tabakas›n›n son derece önemli bir görevi vard›r. Çünkü hücre, suyun içinde çal›flmas› gereken bir saat gibidir. Hücrenin hayatta kalmas›, hücre zar›n›n hem içeriden hem de d›flar›dan su geçirmemesine ba¤l›d›r. Ayn› zamanda %70'i su olan hücreye, ihtiyaç duyulan suyun da sürekli olarak girip ç›kmas› gereklidir. Do¤ada tam bu amaca yönelik tasarlanm›fl bir ucu suyu seven (hidrofilik), di¤er ucu ise suyu iten (hidrofobik) iki kuyru¤a sahip bir molekül (fosfolipit molekül) bulunur. Hücre zar›n›n yap›s›n›n büyük ço¤unlu¤unu oluflturan ya¤ tabakas› iflte bu özel moleküllerden -fosfolipit moleküllerden- oluflur. Fosfat ucu suyu seven, dolay›s›yla suyu tutan niteliktedir. Ya¤ olan ucu ise su-sevmez özelliktedir. Bu yap› Suyu seven hidrofilik k›s›m

oluflurken su-sever fosfat gruplar› kendilerini suya do¤ru

Suyu iten hidrofobik k›s›m

çevirir,

su-sevmez

hidrokarbon zincir ise, su itici özelli¤e

Hücre zarının yapısını oluşturan fosfolipit moleküllerin su tutucu fosfat kısımları, hücrenin dış yüzüne bakacak şekilde dizilirler. Bu diziliş son derece önemlidir. Çünkü eğer fosfat bölümü içte olsaydı, su-itici olan lipit kısımlar suyu iterdi. Böylece su hücreye giremez, hücrede kimyasal tepkimeler gerçekleşemez ve bütün canlılık tehlikeye girerdi.

74


Harun Yahya (Adnan Oktar)

sahip oldu¤undan kendisini sudan uzaklaflt›r›r. Bunun sonucunda fosfolipit moleküller, su tutucu fosfat k›s›mlar› hücrenin iç ve d›fl yüzünde d›fla bakacak flekilde dizilerek hücre zar›n› olufltururlar. Di¤er bir ifadeyle fosfolipitler kuyruk kuyru¤a ba¤lan›rlar ve çift katl› bir zar olufltururlar. Su-sever bafllar› hücre içindeki su esasl› sitoplazmaya ve d›flar›daki su esasl› hücreler aras› s›v›ya dönüktür. Hücre zar›n›n su-sever iç ve d›fl yüzeyleri aras›nda s›k›flanlar ise su-sevmez kuyruklard›r. Bu dizilifl son derece önemlidir. Çünkü hücrenin temel ihtiyaçlar›ndan biri olan suyun geçiflini mümkün k›lan, fosfolipitlerin fosfat bölümünün d›flta olmas›d›r. E¤er fosfat bölümü içte olsayd›, su-itici olan lipit k›s›mlar suyu iterdi. Bu durumda hücre zar›yla yak›n temas kuramayan

Hava

Misel

Su Tek katl› fosfolipit tabakada moleküllerin dizilimi Su

Fosfolipitler suda misel oluşturular. (Misel: Yağ moleküllerinin, çözünmediği bir sıvı madde içerisinde oluşturduğu küçük partiküllerdir.) Suyla ba¤lant›da olan suseven (hidrofilik) k›s›m Hücrenin iç k›sm›nda kalan su-sevmeyen (hidrofobik) kuyruk

Su

Çift katmanl› fosfolipit tabakada moleküllerin dizilimi

Hücre zarının bu dizilişi son derece önemlidir. Çünkü hücrenin temel ihtiyaçlarından biri olan suyun geçişini mümkün kılan, fosfolipitlerin fosfat bölümünün dışta olmasıdır.

75


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

su hücreye giremez, böylece hücrede kimyasal tepkimeler gerçekleflemez ve bütün canl›l›k tehlikeye girerdi.25 Fosfolipitler su- sevmez yap›lar› nedeniyle fleker, amino asit ve su içinde çözünür olan di¤er organik asitler gibi hücre içeriklerine karfl› da geçirgen de¤ildir. Bu, ileriki bölümlerde detayl› olarak de¤inece¤imiz gibi, vücut fonksiyonlar›n›n dolay›s›yla canl›l›¤›n devam› için son derece önemlidir. Fosfolipit molekülleri, hücre zar›ndaki dizilimleri aç›s›ndan yeri doldurulamaz bir öneme sahiptir. Hücre biyolo¤u John Trinkaus da bu molekülün kendisine özel yap›s› hakk›nda flu yorumu yapar: Suyun kendisi çok güçlü kutupsal bir molekül oldu¤u için, hücre zar›ndaki lipitlerin kutupsal fosfat grubu kaç›n›lmaz olarak zar›n d›fl ve sitoplazma taraf›ndaki yüzeyine çekilir. Ve yine ayn› flekilde kaç›n›lmaz olarak kutupsal olmayan ya¤ asidi k›s›mlar› hücre zar›n›n iç taraf›nda s›k›fl›rlar... Sadece fosfolipitler bu özel kimyasal yap›lar› nedeniyle, su içeren ortamlarda do¤al ve kendili¤inden çift katl› bir zar olufltururlar...26

Görüldü¤ü gibi herfley olmas› gerekti¤i flekilde ve olmas› gerekti¤i yerde bulunmaktad›r. Hücre zar›n›n fosfolipit yap›s›n› oluflturan moleküller hücre zar›n›n inflas›nda yer almalar› gerekti¤ini nereden bilmektedirler? Burada amaca yönelik en ideal molekül yap›s›n›n bulundu¤u bir gerçektir. Üstelik bilinen hiçbir madde bu özel yap›n›n yerini alamamaktad›r. Geçirgen olmamas›, ak›flkan olmas› hücreyi saran herhangi bir zar sisteminde mutlaka bulunmas› gereken özelliklerdir. Fakat bu özelliklerin birarada bulundu¤u tek yap› çift katl› lipit zard›r. Hücrenin var olmas› asl›nda büyük ölçüde lipit çift katl› zar›n sahip oldu¤u biyokimyasal ve biyofiziksel özelliklere ba¤l›d›r.

76


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Lipitlerin ve fosfolipitlerin su bulundu¤unda yan yana gelip tabakalar hatta küreler oluflturabildikleri do¤rudur. Fakat zarda sergilenen flafl›rt›c› bilgi, hücreyi küreden ay›r›r. Bu bilgi hücre zar› boyunca kontrollü tafl›maya izin veren proteinler ve di¤er moleküller için gerekli olan pland›r. Proteinler hücre metabolizmas›n›n ürünleridir. Onlar hücrenin ifllev yapmas›n› sa¤larken, hücreler de onlar› üretmek için gereklidir. Canl›l›ktan söz edebilmek için hem proteinlerin hem de onlar› kodlayan bilginin ve üreten organellerin ayn› anda ortaya ç›kmas› gerekmektedir ki, bunun rastlant›larla gerçekleflmesi imkans›zd›r. Dolay›s›yla burada evrimcilerin aç›klayamayaca¤› bir durum söz konusudur.27 Canl›l›¤›n kökeninde tesadüflerin yeri olamayaca¤›n› gösteren bu durum, evrim-

‹ntegral protein Oligosakkarit

Glikolipit

Hidrofobik alfa heliksi

‹ntegral protein

Fosfolipit Kolesterol

Hücre zarı boyunca kontrollü taşımaya izin veren proteinler bulunur. Bu proteinler hücre metabolizmasının ürünleridir. Onlar hücrenin işlev yapmasını sağlarken, hücreler de onları üretmek için gereklidir. Dolayısıyla canlılıktan söz edebilmek için hem proteinlerin hem de onları kodlayan bilginin ve üreten organellerin aynı anda ortaya çıkması gerekmektedir.

77


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

cilerin de kabul etmek durumunda kald›klar› bir gerçektir. Von Ditfurth flu itirafta bulunur: ... canl› yap›lar›n salt rastlant› sonucu ortaya ç›kmalar›n›n istatistik yönden olanaks›zl›¤›, çok sevilen ve bilimin günümüzdeki geliflmifllik dura¤›nda oldukça aktüel olan bir örnektir. Gerçekten de biyolojik ifllevler yerine getiren tek bir protein molekülünün kuruluflunun o ola¤anüstü özgünlüklerine bak›nca, bunu, hepsi do¤ru ve gerekli bir s›ra içinde, do¤ru anda, do¤ru yerde ve do¤ru elektriksel ve mekanik özelliklerle birbirine rastlam›fl olmalar› gereken birçok atomun, tek tek rastlant› sonucunda buluflmalar›yla aç›klamak mümkün de¤il gibi görünmektedir.28

Tüm lipit çeflitlerinin karbon ve hidrojen atomlar›ndan oluflan uzun hidrofobik zincirleri bulunur ve bunlar su içinde ya çözünür de¤ildirler ya da çok az çözünürdürler. Birçok lipit çeflitinin suda çözünür olmamas› biyolojik aç›dan büyük önem tafl›r. Çözünür olmayan bileflenler olmasayd›, hücrenin bölümlere ayr›lmas› ve hücre yap›lar›n›n kal›c› olmas› mümkün olmazd›. Bu da yaflam için uygun olmazd›. Benzer flekilde e¤er su evrensel bir eriten olsayd›, hayat için yine uygun bir ortam olmazd›, çünkü hiçbir flekilde hücrenin bölmelere ayr›lmas› ya da kararl› yap›lar oluflturmas› mümkün olamazd› ve tüm hücre bileflenleri eriyip giderdi. Hücrede bulunan lipitlerin ço¤undaki hidrokarbon zinciri uzunlu¤u, genellikle 16 ila 18 karbon atomu kadard›r. Bu zincir uzunlu¤u birkaç nedenden dolay› en ideal de¤erdedir. 18 karbondan daha uzun zincirler biyolojik kullan›m aç›s›ndan hiç çözünür de¤ildir, su içinde hiçbir flekilde hareket edemezler. 16 karbondan daha az

78


Harun Yahya (Adnan Oktar)

olanlar da çok fazla çözünürdür. Bu uzunluktaki zincirlerden oluflan lipitler de ya s›v›d›rlar ya da canl›lardaki metabolizma süreçlerinin gerçekleflti¤i s›cakl›klarda s›v›ya yak›n haldedirler. E¤er bu uzunluktaki zincirler çevre koflullar›na ait s›cakl›klarda kat› olsalard›, bunlardan oluflan yap›lar hiçbir flekilde hücre içinde ifllev yapacak esnekli¤e sahip olmazlard›. Ayr›ca bu zincirler s›v› halindeyken, sudan daha az ak›flkan olduklar› için canl›lar› y›k›c› güçlere karfl› koruma özelli¤ine sahiptir.29

HÜCRE ZARINI OLUfiTURAN FOSFOL‹P‹T MOLEKÜLÜ B‹R YARATILIfi MUC‹ZES‹D‹R (CH3)3

Çeflitli gruplar (kolin)

Fosfolipit

Fosfat gruplu bafl k›s›m

Yüklü kutupsal bafl k›s›m

Yüksüz kutupsal kuyruk

Ya¤ asidi kuyru¤u

‹ki katl› fosfolipit zar Doymufl ya¤ asidi

Doymam›fl ya¤ asidi

(b) Bofllukdoldurma modeli: Bu modelde, doymam›fl ya¤ asidinin çok özel k›vr›lm›fl flekli görülmektedir.

(a) Fosfatidilkolinin yap›sal formülü: Burada görülen özel fosfolipit, fosfatidilkolindir. Fosfolipitler hücre zar›n›n temel yap› tafllar›d›r.

79

{

Ya¤l› k›s›m

(c) Hücre zar›: Hücre zar›n›n fosfolipit yap›s›n› oluflturan moleküller, tam olmalar› gerekti¤i flekilde ve yerde bulunurlar. Fosfolipit moleküllerin hücre için en ideal molekül yap›s›nda olmas› ve bilinen hiçbir maddenin bu özel yap›n›n yerini alamamas›, kuflkusuz bilinçli bir yarat›l›fl›n delilidir.


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Ya¤lar›n suyu iten (hidrofobik) yap›s› hücreye, kararl› yap›lar, s›n›rlar ve bölmeler kazand›r›r. Bu yap› hücrenin canl›l›¤›n› korumas› aç›s›ndan çok kullan›fll›d›r. Çünkü bu yap› sayesinde hücrede, suyla ba¤lant›s› olmayan mikro-ortamlar oluflur. Bu tür suyu iten (hidrofobik) mikro-ortamlar hücre yaflam› için hayati önem tafl›r. Bunun sebebi hücrenin canl›l›¤›n› korumas› için gerekli birçok faaliyetin, ancak suyun dahil edilmedi¤i ortamlarda meydana gelmesidir. Sonuç olarak söyleyebiliriz ki, lipitlerin hidrofobik (suyu iten) özellikleri olmasayd›, karbon temelli yaflam mümkün olmazd›. Bu özellik, yaflam için belirlenmifl pek çok özel tasar›mdan biridir.

Hücre Zar›n›n Ak›flkan Olmas› Neden Önemlidir? Lipit çift katl› zar›n en önemli özelliklerinden biri kat› de¤il s›v› olufludur. Bu kusursuz s›v› karakteri nedeniyle, düzensiz ve hareketli sitoplazman›n etraf›n› sürekli saracak özelli¤e sahiptir. Böylece zarda yer alan protein molekülleri, hücrenin yüzeyi boyunca yer de¤ifltirebilirler. Bu moleküllerin zar› boylamas›na kat etmesi sayesinde -detaylar›na ileriki bölümlerde de¤inece¤imiz- baz› özel maddelerin zardan serbestçe geçifli mümkün olur. Hücre zar›nda bulunan kolesterol molekülleri, zar›n ak›flkanl›¤›n› belirleyen lipitlerdir. Bu moleküller çift katl› lipit zar içinde erimifl durumda bulunurlar. Ana görevleri, hücre zar›n›n ak›flkanl›¤›n› sa¤layarak, vücut s›v›lar›ndaki suda eriyen maddelere karfl› geçirgenli¤i art›rmakt›r.

80


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Glikoprotein

Glikolipit Karbonhidrat zinciri Zar›n d›fl yüzeyi

Zar›n iç yüzeyi

Su-seven (hidrofilik) bölgeler

Su-sevmeyen (hidrofobik) bölge Protein molekülü

Kolesterol

Çift katl› fosfolipit tabaka

Hücrenin hayatta kalabilmesi için hücre zarının akışkan özelliğe sahip olması zorunludur. Hücre zarı akışkanlığını yitirirse, zarda bulunan proteinler işlevlerini yerine getiremezler ve zar geçirgenliğini yitirir.

Hücrenin hayatta kalabilmesi için hücre zar›n›n bu ak›flkanl›k özelli¤ine sahip olmas› zorunludur. Hücre d›fl› s›v›lar›nda ›s› düflüklü¤ü olmas›, hücre zar›n›n sertleflmesine ve ak›flkanl›¤›n› yitirmesine yol açar. Bu da hücre zar›nda bulunan proteinlerin ifllevlerini engeller. Ünlü mikrobiyolog Michael Denton Nature's Destiny (Do¤an›n Kaderi) adl› kitab›nda hücre zar›n›n bu yap›s›n›n gereklili¤ine flöyle dikkat çekmifltir: Hücre içinde büyük ölçüde lipitlerden oluflan en önemli yap›lardan biri de hücre zar›d›r. Bir hücrenin, bileflenlerine ve özellikle flekerler ve amino asitlere karfl› bir ölçüde geçirgen olmayan s›n›rlay›c› bir zar› olmaks›z›n nas›l hayatta kalabilece¤ini düflünmek zordur. Bu zar hücre içeri¤inin çevredeki s›v›lara kar›fl›p yay›lmas›n› önler. Bu tür bir zar›n ayn› zamanda

81


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

hücre ve çevresi aras›nda sürekli bir bariyer fleklinde kalabilecek esnekli¤e sahip olmas› gerekir. Önde gelen biyologlardan birinin ifade etti¤i gibi hücre zar›n›n, hücre yüzeyinin sürekli de¤iflen faaliyetleri s›ras›nda hücre ve çevresi aras›nda sürekli bir bariyeri muhafaza etmek için "iki boyutlu bir s›v›" olarak davranmas› ve sitoplazman›n yüzeyinde her yönde akabilmesi gereklidir.30

Sonuç olarak lipit çift katl› zar ayn› zamanda ileri derecede s›v› özelli¤e sahiptir ve zeytinya¤› gibi ak›flkanl›k gösterir. Hücre zar› her türlü kusursuz özelli¤ine sahip olsa ama bir tek bu ak›flkanl›k özelli¤i eksik olsayd›, bir hücrenin canl›l›¤›n› sürdürmesi mümkün olmazd›. Canl›l›¤›n devam› için her biri son derece önem tafl›yan bu özellikler, Allah'›n yaratmas›ndaki incelikleri ve dengeleri bizlere göstermektedir. Bu yarat›l›fl delillerini gören insan, Allah'›n varl›¤›n› kavramal›, yaflam›n› O'na borçlu oldu¤unu bilmeli ve O'na flükretmelidir.

Hücreye Girifl-Ç›k›fllar Hücreye Zarar Vermeden Nas›l Olmaktad›r? Hücre zar›n›n ya¤dan oluflan lipit yap›s› hücrenin içindeki suyun ve çözeltilerin d›flar› s›zmas›na engel olur. Böyle bir durumda akla "hücredeki at›klar hücrenin d›fl›na nas›l ç›kar?" sorusu gelmektedir. S›z›nt›n›n olmad›¤› bir yap›da, hücre delinmeden, fliflip patlamadan, at›klar ve hücre ürünleri hücreden nas›l d›flar› tafl›nacakt›r? Ayn› flekilde besin maddeleri içeri nas›l girecektir? Lipit çift katl› zar, glikoz, üre, iyonlar gibi suda eriyen maddeler için ana engeli oluflturur. Zar yap›s›ndaki lipitler ayn› zamanda suyun ve suda eriyik maddelerin bir

82


Harun Yahya (Adnan Oktar)

hücre bölmesinden di¤erine serbestçe gitmesini de engeller. Ancak oksijen, nitrojen ve di¤er küçük moleküller lipitlerde kolayl›kla çözülürler ve hücre zar›ndan kolayl›kla ileri geri hareket ederler. Karbondioksit ve alkol gibi ya¤da eriyen maddeler de zar›n bu bölümlerinden kolayca geçebilirler. Su molekülü her ne kadar ya¤da çözünür olmasa da, küçük boyutu ve elektrik yükü nedeniyle, hücre zar›ndan kolayl›kla geçer. Fizikçi ve biyolog Prof. Gerald L. Schroeder hücre zar›ndaki bu özel yap›n›n önemini flöyle tarif etmektedir: ‹leri derecede esnek olmalar›na ra¤men fosfolipit moleküller aras›ndaki ba¤lar›n sa¤laml›¤› yap›y› muhafaza eder. Derinizi s›k›flt›r›n. K›r›lmaz ya da çatlamaz. B›rakt›¤›n›zda ilk haline geri döner. Hücre zar›na çok sivri bir i¤ne ucu bat›r›n ve sonra i¤neyi çekin. Hücre zar› bofllu¤u hemen doldurur ve ifline devam eder. Küçük yüksüz kutupsal moleküller

‹yonlar

Su-sevmeyen (hidrofobik) moleküller

Büyük yüksüz kutupsal moleküller

Hidrokarbon Glikoz

Hücre zarı oksijene, yağlara ve elektrik yüklü olmayan küçük moleküllere karşı geçirgendir. İyon veya protein gibi elektrik yüklü olan veya kutupsal olan büyük moleküllere karşı ise geçirgen değildir. Yağdan bir tabakanın -hücre zarının- böylesine hassas işleyen bir seçim mekanizmasına sahip olması, Allah'ın hücre zarında tecelli eden sonsuz ilminden sadece bir örnektir.

83


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hücre zar›nda hem su-sever hem de su-sevmez tabakalar› oldu¤u için çok az molekül net bir izin olmaks›z›n hücrenin içine girip ç›kabilir... Bu tür bir hücre zar›, hücrenin ölmesine de neden olabilir. Fakat do¤ada zeka vard›r ve bir flekilde ak›lla doludur... Hücre zar›n›n tasar›m› kesinlikle mükemmeldir.31

Yazar›n yukar›daki sat›rlarda hayranl›kla bahsetti¤i ak›l ve tasar›m, yaratt›¤› herfleyde üstün ilmini tecelli ettiren Rabbimiz'e aittir. Hücreye girifl-ç›k›fllar esnas›nda hücre zar›n›n yap›s› bozulmamas›, zar›n çatlamadan, delinmeden sürekli olarak içerisine birtak›m maddeler almas› ya da bunlar› hücrenin d›fl›na ç›karmas› son derece mucizevi bir özelliktir. Ç›plak gözle görmenin mümkün olmad›¤› bu küçük boyutta yaflananlar, "... O, bilmeksizin bir yaprak dahi düflmez..." (Enam Suresi, 59), "... Yerde ve gökte zerre a¤›rl›¤›nca hiçbir fley Rabbinden uzakta (sakl›) kalmaz..." (Yunus Suresi, 61) ayetleri ile bildirildi¤i gibi Rabbimiz'in izniyle gerçekleflmektedir.

zar proteini

Hücre Zar› Proteinleri Temel olarak hücre zar› bir çift lipit tabakas› ve bunun içinde yüzen çok say›da protein molekülünden oluflur. Zar›n içindeki proteinler, zar›n yukar›da bahsetti¤imiz ak›flkan yap›s› sayesinde, güvenlik fleridindeki görevliler gibi hareket ederler. Hücre zarında bulunan proteinler, tanıma, taşıma, hücre içine alma gibi çeşitli görevleri yerine getirirler. Tek bir hata hücrenin ölmesine, dolayısıyla ait olduğu organın ya da bedenin zarar görmesine yol açabilir. Şuursuz atomların biraraya gelmesiyle oluşan proteinlerin, akıl ve öngörü gerektiren görevleri kendi kendilerine üstlenmeleri elbette ki mümkün değildir. Bu görevler onlara Allah'ın ilhamıdır.

84


(a) HÜCRE

Hücre zar›

Karbonhidrat ba¤lar›

Çift katl› fosfolipit tabakadan oluflan hücre zar›

{ (b) Hücre zar›n›n içinden geçen zar proteini (c) Zardan geçen sarmal k›s›mlar›n büyütülmüfl hali

1972 yılında California Üniversitesi'nden S. Jonathan Singer ve Garth Nicolson hücre zarındaki proteinlerin ve lipitlerin ilişkilerini tarif etmek için bir model öne sürdüler. Bu kişiler proteinleri "lipit denizinde yüzen buz dağlarına" benzettiler ve bu proteinlerden bir kısmının "uçlarının" hücre zarının üstünde ya da altında kalacak şekilde katlandığını, proteinin orta kısmının ise hücre zarı içinde gömülü olduğunu söylediler. Bu tür üç bölümden oluşan proteinlerin biyolojik süreçlerde önemli roller oynadıkları bilinmektedir. Bunlardan biri, hücreye moleküllerin taşınmasıdır. Hücre zarının iç ya da dış yüzeyindeki proteinler, Singer ve Nicolson'un sıvı-mozaik modelinden sonra detaylı olarak incelenmiş, böylece hücre zarındaki tasarımın canlılık açısından önemi anlaşılmıştır.

85


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Protein ve fleker gibi büyük moleküller hücre zar›ndan yard›m olmaks›z›n geçemezler. Hücre zar›ndaki proteinler bu maddelerin hücreden içeri, d›flar› tafl›nmas›nda görev al›rlar. Hücre zar› lipitleri, ne kadar küçük olurlarsa olsunlar, elektrik yüklü moleküllere karfl› geçirgen de¤ildir. Çünkü fosfolipit molekülleri elektrik yükü tafl›yan bir kutup bafl› ile kutupsal olmayan ya¤ asidi iki kuyruktan oluflur. Lipit k›s›mlar suda oldu¤u gibi iyonlar› ve di¤er kutup maddelerini de iterler. Bu nedenle birçok madde, hücreye ancak hücre zar›nda bulunan özel protein molekülleri arac›l›¤›yla girip ç›karlar. Gerald L. Schroeder'in sordu¤u gibi, "Peki neyin içeri girece¤ine ya da d›flar› ç›kaca¤›na kim ya da ne karar verir?"32 Ya¤ moleküllerinden oluflmufl hücre zar›, d›flar›dan bak›ld›¤›nda bilyelerden oluflmufl bir topa benzeyebilir. Bu küreyi saran duvar›n içine girildi¤inde, görünüm olarak patates ve çubuk benzeri nesnelere rastlan›r. Bunlar hücre zar› faaliyetlerini yerine getiren protein molekülleridir. Bu protein molekülleri, hücre zar›n›n d›fl›nda kalan ve hücre içine al›nmas› gereken maddelere kimlik tespiti yaparak, onlar› içeriye kabul etme ve özelliklerine göre farkl› yöntemlerle tafl›ma gibi görevleri yerine getirirler. Proteinler son derece kritik bir sorumluluk üstlenirler. Hücre zar›ndaki girifl-ç›k›fl denetimini, önemli bir binan›n giriflinde, ileri teknolojiyle uygulanan güvenlik denetimlerine benzetebiliriz. Böyle bir yere girilece¤i zaman önce kiflinin üstü aran›r, yan›nda getirdi¤i paket ya da çantalar› X›fl›nl› tarama cihaz›ndan geçirilerek incelenir, gerekirse op-

86


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tik okuyucularla veya parmak izi kontrolüyle kimlik tespiti yap›l›r ve sonunda bir sak›nca olmad›¤› anlafl›l›rsa bu kifli içeri al›n›r. Bu görevi yerine getiren güvenlik görevlilerinin hata yapmamas› ve al›nm›fl her tedbiri harfiyen uygulamalar› son derece önemlidir. Tek bir hata, kötü niyetli kiflilerin binan›n güvenli¤ini tehdit etmesine neden olabilir. Fakat tüm bu kontroller s›ras›nda e¤itimli personel, mühendislerce gelifltirilmifl teknolojik donan›m kullan›l›r. Uygulanan güvenlik sistemindeki hiçbir detay tesadüflerle aç›klanamaz, çünkü her aflamada bilinçli bir yöntem izlenir.

Hücre zar›na gömülmüfl proteinler

Hücre zarındaki giriş-çıkış denetimi, önemli bir binanın girişinde, ileri teknolojiyle uygulanan güvenlik denetimleri gibidir. Hücre zarının bu görevini hata yapmadan titizlikle uygulaması, hücrenin canlılığını koruması açısından son derece önemlidir. Binalarda giriş-çıkışların eğitimli personel tarafından denetlendiği, güvenlik sistemleri için mühendislerce geliştirilmiş teknolojik donanım kullanıldığı düşünülürse, hücre zarının ne denli üstün bir görevi olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Çift katl› lipit tabakan›n ikiye ayr›lm›fl kesiti

87


88


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Hücre zar›nda bulunan, tan›ma, tafl›ma, alma görevlerini yerine getiren proteinler de canl›n›n hayati sorumlulu¤unu üstlendiklerini bilircesine, son derece bilinçli bir plan izlerler. Çünkü tek bir hata hücrenin ölmesine, dolay›s›yla parças› oldu¤u organ›n ya da bedenin zarar görmesine yol açacakt›r. Peki bu titizli¤i ve uzmanl›¤› protein moleküllerinin kendilerinin belirlemesi, planlar› ortaklafla yapmalar›, tüm hücrelerdeki proteinlerin bu plandan haberdar olup bunu benimsemeleri mümkün müdür? Gösterilen ak›l ve öngörünün, fluursuz atomlardan oluflan proteinlerin kendisine ait olmas› elbette ki mümkün de¤ildir. Proteinleri yaratan, onlar› emriyle görevlerine sad›k, ak›lc› yöntemler izleyen moleküller k›lan Yüce Allah'a aittir. Konular›nda son derece uzmanlaflm›fl olan hücre zar› proteinleri üç grupta incelenebilir:

Tafl›y›c› proteinler: Hücre zar›nda yerleflmifl olan bir k›s›m proteinler tafl›y›c› olarak davran›rlar. Tafl›y›c› proteinler hücre içine nelerin girip ç›kt›¤›n› düzenlemeye yard›mc› olurlar. Bu proteinlerin de iki özel k›sm› bulunur: Hücre zar› malzemesine ba¤lanan ya¤-dostu k›s›m ve hücre zar›ndan tafl›nmas› gereken maddelere ba¤lanan di¤er k›s›m. Tafl›y›c› protein tafl›nacak maddeye ba¤lanarak, rotas›n› de¤ifltirir ve yükünü hücre zar› boyunca tafl›r. Tafl›y›c› proteinler belirli moleküllere yap›fl›rlar ve sadece bunlar› hücre içine getirirler. Bu görevlerini yerine getirirken flekillerinde bir de¤ifliklik olur ve bazen maddeleri hücre zar›ndan geçirmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Hücre zar›n›n kendisinde delikler yoktur. Bu yüzden lipit

89


Bir tehlike anında vücudunuzda olağanüstü hal ilan edilir ve böbrek üstü bezinizden adrenalin hormonu salgılanır. Kana karışan adrenalin molekülleri her organ için farklı bir anlam taşır; damara gittiği zaman damarı genişleten bu molekül, kalbe gittiği zaman kalp hücrelerinin kasılmalarını hızlandırır. Adrenalin molekülleri kas hücrelerine ulaştığı zaman da kasların daha güçlü bir şekilde kasılabilmelerini sağlar. Karaciğere gittiğinde ise, burada bulunan hücrelere, kana daha çok şeker karıştırmalarını emreder. Böylece kasların ihtiyacı olacak ekstra yakıt sağlanmış olur. Adrenalin hormonunun vücut içindeki bu faaliyeti büyük bir akıl, bilgi ve yetenek gerektirmektedir. Tüm bunlar, vücudumuzdaki her molekülü Allah'ın yarattığını ve hayatımız boyunca her an O'nun gücü, iradesi, kontrolü ile faaliyet gösterdiklerinin açık ve kesin delilleridir. kalp hücresi Adrenalin bezi Adrenalin molekülleri

Adrenalin

Böbrek

Ünlü fizikçi ve biyolog Prof. Gerald L. karaci¤er hücresi Schroeder: ... doğada zeka vardır ve bir şekilde akılla doludur. Binlerce alıcı ve taşıyıcı molekül görevini yapan özel proteinler duvarı delip geçerler ve nelerin geçip geçmeyeceğine karar verirler. Kas hücrelerinin ve özellikle kalpteki kas hücrelerinin bir kasın enerji üretimini büyük ölçüde artıran uyarıcı adrenalin hormonunun geçişi için tasarlanmış çok sayıda alıcısı vardır. Tehlike hissedildiğinde kana çok miktarda adrenalin salgılanır. Adrenalin kas hücrelerince alındığında kalp atışı büyük ölçüde artar, oksijen yüklü bu kan da kol ve bacaklardaki enerjiye aç olan hücrelere taşınır. Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God: How Science Reveals the Ultimate Truth, The Free Press, New York, 2001, s. 64.

90


Harun Yahya (Adnan Oktar)

çift katl› tabakadan oluflan hücre zar›ndan direkt olarak geçemeyen su, protein, nükleik asit ve baz› küçük moleküller, bu "tafl›y›c›" proteinler yoluyla hücre içine girerler. Tafl›y›c› proteinlerin üç boyutlu amino asit dizilimleri nedeniyle, küçük bir dar geçit yapmalar› kolay olur. Böylece bu bofllu¤a s›¤an belirli büyüklükteki maddelerin bu kanaldan geçmesi mümkün olur. Ancak sadece büyüklük burada geçifl için yeterli de¤ildir; hücre zar› sadece hücrenin ihtiyac› olan, içeri al›nmas› gereken maddeleri alarak seçici-geçirgen bir özellik sergiler.

Tan›y›c› proteinler: Bu proteinler ise moleküler bayraklar ve iflaret direkleri gibi görev yaparlar. Tan›y›c› proteinlerin ço¤unlukla flekerden oluflmufl çubuk benzeri uzant›lar›, hücre zar›ndan d›flar› uzan›rlar. Bunlar hücrelerin birbirlerini tan›malar›n› ve ba¤lant›ya geçmelerini sa¤larlar. Örne¤in akyuvar hücreleri bu proteinler sayesinde vücut hücrelerini, d›flar›dan gelen yabanc›lardan ay›rt edebilirler. Ba¤›fl›kl›k sisteminde T

hücresi

gibi

hücreler bir hücrenin vücuda ait

Hücre d›fl›

olup olmad›¤›n› Hücre zar›

Antijen tan›t›c› makrofaj

Hücre içi

söylemek için tan›y›c› proteinler kullan›rlar. Nakil

Bağışıklık sisteminde T hücresi gibi hücreler bir hücrenin vücuda ait olup olmadığını söylemek için tanıyıcı proteinler kullanırlar. Böylece T hücresi vücuda giren yabancı maddeleri tespit eder ve gerekli tedbirlerin alınması için haber verir.

91

yap›lan organlarda da yanl›fl tan›y›c› proteinler ol-


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

du¤u için vücut ba¤›fl›kl›k sistemi, bask›lanmad›kça bu dokular› reddeder. Sperm hücresinin yumurta hücresini tan›mas›na da tan›y›c› proteinler imkan sa¤lar. Hücre zar›nda yer alan tan›y›c› proteinler, virüslerin ve bakterilerin de hedefi halindedir. Çünkü toksinler hücreleri öldürmek için tan›y›c› proteinlere ba¤lan›rlar. Normal koflullarda hücreler aras›nda meydana gelen ba¤lant›lar, tan›y›c› proteinler sayesinde hücrenin büyümesini düzenler. Ancak örne¤in kanser hücresinde az say›da tan›y›c› protein vard›r, bu nedenle ba¤›fl›kl›k sistemi kanser hücrelerini yok edilmesi gereken hücreler olarak tan›mlayamaz.33

Kanal proteinleri: Hücre zar›ndaki bir k›s›m proteinler de zar boyunca kanallar olufltururlar. Bu proteinlerin iki özel k›sm› vard›r: Hücre zar›ndaki malzemeye ba¤lanan ya¤-dostu k›s›m ve kanal›n iç k›sm›nda oluflan su-dostu bölüm. Bu sayede suda çözünür olan maddelerin hücre içine ve d›fl›na hareketi için bir yol oluflur. Kap› fleklinde görev yapan ve hücre içine girip ç›kan moleküllerin hareketini denetleyen bu proteinler, bu yap›lar› sayesinde hücre zar›nda her zaman aç›k baz› boflluklar olufltururlar. Protein kanallar›n›n, protein moleküllerinin iç k›sm›nda yer alan su yollar› olduklar› kabul edilmektedir. Hücre içine al›nacak bir k›s›m maddeler, bu kanallardan hücre zar›n›n bir taraf›ndan di¤erine kolayca geçifl yapabilirler. Protein kanallar› iki önemli özellikleri ile ay›rt edilirler: Genellikle belirli maddelere karfl› seçici-geçirgendirler ve kanallar›n ço¤u kap›larla aç›l›p kapan›r. (Bu kap›lar›n özelliklerine ileriki bölümlerde de¤inece¤iz.)

92


Enzim

Hücrenin kimlik belirleyicisi

Şekillerde mavi ile gösterilen farklı hücre zarı proteinlerinin çok sayıda önemli görevleri vardır: Bazı proteinler, belli maddelerin arasından geçerek hücreye girişçıkış yaptıkları "kanallar" oluştururlar. "Enzimler" kimyasal reaksiyonların hızlandırılmasına yardımcı olurlar. Bazı proteinler özel kimyasalların bağlandığı "alıcı kısımlar" olarak işlev görürler. Bu bağlanma hücrede hormonun sentezlenmesi gibi belli bir fonksiyonun başlamasını harekete geçirir. Hücrenin "kimlik belirleyicileri" vücuttaki diğer hücrelerin yabancı istilacılar olup olmadığına dair bilgi alan proteinlerdir. Bazı proteinler yapısal görevler üstlenirken, bazıları da diğer hücrelerin birbirine yapışması için "bağlantı noktaları" olarak işlev görürler. Bir kısım protein ise hücre iskeletinin bir yere demirlenmesinde önem taşırlar.

Alıcı kısım

Hücre yapışması

İnsan vücudundaki her protein, her hücre özel bir görev için yaratılmış, özel niteliklerle donatılmış ve görev yapması gereken yere yine özel olarak yerleştirilmiştir. Kısacası insan yaratılmıştır ve bedenindeki her ayrıntı da bu yaratılışın bir delilidir.

Taşıma kanalı

Hücre iskeletinin bağlanması

94


ücre zarının %2-10'unu karbonhidratlar oluşturur. Fakat hücre zarında bulunan karbonhidratlar, hemen hemen her zaman proteinler ya da lipitlerle birleşik olarak -glikoproteinler veya glikolipitler şeklinde- bulunurlar. Bu moleküllerin "gliko" bölümleri çoğu zaman hücre yüzeyinden dışa doğru asılarak çıkıntı yapar. Hücrenin dış yüzeyine tutunan karbonhidrat uçların önemli işlevleri vardır: - Çoğu negatif yüklü oldukları için hücrenin dış yüzeyinin negatif yüklü olmasına neden olurlar. Diğer negatif yüklü maddeleri iterler. - Bazı hücrelerin glikokaliksini diğer hücrelerin glikokaliksinine bağlanır, böylece hücreler birbirine tutunKarbonhidrat bağları muş olur. Protein - Karbonhidzinciri ratların çoğu insülin gibi hormonların bağlanması için alıcı görevi yapar. Daha sonra bir dizi hücHücre zarı protere içi enzimin haininin kutupsal olmayan kısmı rekete geçmesine Küresel protein Fosfolipit Kolesterol neden olurlar.

H

- Bazıları bağışıklık reaksiyonlarına girerler. Görüldüğü gibi en küçük gibi görünen detayın bile, bizim şu anda sağlıklı bir şekilde oturup okuduklarımızı anlıyor, üzerinde düşünüyor olmamızda çok önemli bir etkisi vardır. Vücudumuzdaki herşey belli bir amaca hizmet eder ve biz hissetmeden çalışan sistemler sayesinde, hayatımızı büyük bir konfor içinde yaşarız. Dolayısıyla tüm bu detaylar üzerinde düşünmek, Allah'ın varlığının delillerini görmek ve Rabbimiz'i daha iyi takdir edebilmek açısından büyük bir nimettir. Nitekim Allah bir ayetinde şöyle bildirir: ... Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerekkorkar'... (Fatır Suresi, 28)

95


erhangi bir sebeple kana kar›flan bir madde, hücre zar›na geldi¤i zaman hemen hücre içine giremez. Büyüklü¤üne, kimyasal özelliklerine, faydal› veya zararl› olufluna göre farkl› flekillerde karfl›lan›r. T›pk› bir ülkenin kap›s›ndaki gümrük kontrolleri gibi hücreye girifl yapacak bir madde de s���k› bir kontrole tabi tutulur. Gelen, yabanc› bir madde ise kimlik tespiti yap›l›r ve güvenli¤i tehdit etti¤ine karar verilirse s›n›r d›fl› b›rak›l›r. Fakat kimi maddelerin girifl-ç›k›fl› -bir ülkenin kendi vatandafllar›na uygulad›¤› kolayl›k gibi- kolaylaflt›r›lm›flt›r. Bu maddeler, ciddi önlemlere tabi tutulmadan rahatl›kla hücreye girip ç›karlar. Hatta kimi maddelerin t›pk› özel pasaport sahibi vatandafllar gibi- hücreye özel girifl yetkisi vard›r. K›sacas› hücre zar›na gelen maddeler kimliklerine göre çeflitli uygulamalarla karfl›lafl›rlar. Bir maddenin hücre zar›ndan geçebilmesi -hücre zar›n›n maddesi ile "kar›flabilmesi"- için ya¤da çözünebilir olmas› gerekir. Nas›l ki s›v› ya¤› su ile kar›flt›rmay› ne kadar denersek deneyelim baflaramazsak, benzer flekilde ya¤da çözünmeyen bir madde de hücre zar›na kar›flamaz. Ya¤da çözünemeyen maddelerin geçifli için ise özel bir yöntem uygulan›r. Bu moleküllerin geçiflinde hücre zar›nda bulunan proteinler rol oynar. Böylece

98


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ya¤ içinde çözünür olmayan birçok madde, bu sorunun üstesinden gelinerek hücre içine al›n›r. Kimi moleküller de hücre zar›ndan içeri girerken, büyüklüklerinden dolay› zardan tek bafllar›na geçemezler. Bu durumda kanal proteinleri ve tafl›y›c› proteinler zardan geçmesine izin verdikleri molekül ve iyonlar›n hücre içine tafl›nmas›na yard›mc› olurlar. Hücre zar› proteinlerinin hangi maddeleri tafl›yacaklar› bellidir ve tafl›yacaklar› maddenin seçiminde son derece titiz davran›rlar. Örne¤in flekeri tafl›yan sistem, amino asiti tafl›maz. Tafl›y›c› protein, iki molekülü, biçimlerinden ve atom say›lar›ndan ay›rt eder. Örne¤in ayn› atom say›s›n› ve kimyasal gruplar› tafl›yan iki molekülden birisinin molekül biçiminde en ufak bir geometrik de¤ifliklik olsa, tafl›y›c› sistem bunu ay›rt eder ve o molekülü tafl›maz.34

Hücre zar›

Protein

Amino asitler

Hücre zarındaki proteinlerin yapı taşı amino asitlerdir. Şuursuz atomların biraraya gelmesiyle oluşan amino asitlerin, akıl gösteren, karar alıp bunu uygulayabilen yapılar inşa etmeleri tesadüflerle açıklanamaz. Üstelik bu atom yığınları, farklı dizilimlerdeki atom yığınlarını tanıyarak, bunların şeker mi, metal mi yoksa bir hormon mu olduğunu bilmekte ve buna göre hücre zarından geçişlerine izin vermektedirler.

99


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

fiimdi flöyle bir düflünelim... Bir tafl›y›c› ya da kanal proteinin bir baflka molekülün kimyasal formülünü bilmesi, onu, atom say›lar›ndan ay›rt etmesi nas›l mümkün olabilir? Ak›l ve fluurdan yoksun bir protein hücrenin faydas›na olacak bu sorumlulu¤u kendi kendine nas›l edinmifltir? Bu proteinlerin kendi kendilerine ifl bölümü yap›p hücreye faydal› molekülleri tan›malar›, onlar› hücre içine almak için tafl›ma görevi edinmeleri ya da tesadüf eseri bu sorumluluklar›n› eksiksiz olarak yerine getirmeleri elbetteki mümkün de¤ildir. Akl› ve vicdan› aç›k herkes, tüm bu detaylarda Allah'›n gücünün ve sonsuz ilmininin tecelli etti¤ini takdir edecektir. Önceki bölümde anlatt›¤›m›z hücre zar›n›n özel çift katl› lipit yap›s› sayesinde, hücre içi ve d›fl› s›v›lar birbirleriyle kar›flmaz. Hücrenin d›fl›ndaki s›v›larda sodyum miktar› fazla, potasyum miktar› ise azd›r. Bu durumun tam tersi de hücre içi s›v›s› için geçerlidir. Ayn› flekilde hücre d›fl› s›v›da klorür iyonu fazla olmas›na karfl›l›k, hücre içi s›v› çok az miktarda klorür içerir. Ayr›ca hücre içi s›v›da fosfatlar ve proteinler hücre d›fl› s›v›dan dikkat çekici flekilde daha yo¤undur. Bunun gibi birçok farkl›l›k hücrenin yaflam› için çok önemlidir. Tüm bu dengeler hücre zar›ndaki tafl›ma mekanizmalar›n› flekillendiren unsurlard›r. Hücre zar›ndan madde al›fl verifli, hücrenin enerji kullan›p kullanmamas›na göre bafll›ca iki flekilde olur:

100


Harun Yahya (Adnan Oktar)

1. Pasif Tafl›ma Bir maddenin hücreye girerken karfl›laflt›¤› ilk engel hücre zar›d›r. Söz konusu maddenin tafl›nmas›nda e¤er hücre enerji harcam›yorsa bu tafl›maya pasif tafl›ma denir. Bu tür bir tafl›ma flekli çok yo¤un ortamdan, az yo¤un ortama do¤ru hareketin gerçekleflmesiyle olur. Bu tafl›ma biçiminin bafll›ca flekilleri, difüzyon ve ozmos'tur.

Difüzyon: Moleküllerin çok yo¤un ortamdan az yo¤un ortama do¤ru yay›lmas›na, genel ifade olarak difüzyon denir. Bir baflka ifadeyle, madde moleküllerinin zardaki moleküller aras› boflluktan ya da tafl›y›c› bir proteine ba¤lanarak molekül hareketleriyle geçifli anlam›na gelmektedir. Moleküller, bulunduklar› ortamdan çeflitli yönlere do¤ru hareket ederler. Bu hareket maddenin kat›, s›v› ve gaz olufluSu ve permanganat parçac›klar›n kar›fl›m›

Su

Sağ üstte sulu karın kafesli moleküler yapısı görülmektedir."

Potasyum permanganat kristalleri

SUDA DİFÜZYON: Eğer potasyum permanganatı suya koyacak olursanız, mor rengi zaman içerisinde yayılır. Bunun sebebi, su moleküllerinin permanganat parçacıklarına çarparak onları itmesidir. Aynı şekilde, bir fincan suya konan çay poşeti, zamanla suyun tamamına yayılıp rengini ve lezzetini verecektir.

101


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Moleküller, hiç bitmeyen bir hareketliliğe sahiplerdir. Ancak moleküllerin hareketleri gelişigüzel değildir. Sıvılarda birbirlerinin üzerinden kayan, gazlarda birbirlerinden uzaklaşan, katılarda ise birbirlerine sıkıca yaklaşan moleküller bu düzeni asla bozmazlar.

na göre de¤iflir. Gaz molekülleri s›v› ve kat› haldeki moleküllere göre daha hareketlidir. Moleküller s›f›r derecenin üzerindeki s›cakl›klarda hareket halindedirler ve bir baflka nesneye çarpt›klar›nda hareket kuvvetlerini aktar›rlar. Bu nedenle yo¤un suyun içine mürekkep damlatt›¤›m›zda, hem su hem de mürekkep daha az yo¤un hale gelir. Çünkü hareket halindeki tüm moleküller birbirlerini "iterek" gidebilecekleri en uzak yere gitmek isterler. Aralar› aç›ld›kça da, daha az yo¤un hale gelirler; böylece difüzyon gerçekleflir.35 Vücut s›v›lar›nda da, bütün molekül ve iyonlar sürekli hareket halindedirler ve bu moleküller çeflitli yönlerde saniyede milyarlarca s›çrama yaparlar.

102


Harun Yahya (Adnan Oktar)

- Basit difüzyon: Basit difüzyon, molekül veya iyonlar›n, zardaki moleküller aras› boflluklardan veya kanallardan tafl›y›c› bir proteine ba¤lanmaks›z›n kinetik -hareketten do¤an- enerji ile zar› geçmesi anlam›na gelir. Bu boflluklardan su, üre ve suda erimifl maddeler geçer. Pek çok madde için kapsaml› Kutupsal, iyonlaflm›fl, suseven (hidrofilik) maddeler

kontroller yap›l›rken, su hiçbir denetime tabi tutulmadan hücre içine al›n›r. Çünkü suyun görevi, vücut aç›s›ndan hayati derecede

Su-sevmeyen (hidrofobik), kutupsal olmayan maddeler

Yukarıdaki resimde molekül ve iyonların, zardaki moleküller arası boşluklardan ve kanallardan, taşıyıcı bir proteine bağlanmadan "basit difüzyon"la geçişleri görülmektedir.

önemlidir ve hücrelere suyun devaml› girip ç›kmas› gerekir. Bu nedenle bunun engelsiz ve enerji harcamadan gerçekleflmesi gerekir. Su, hücre zar› ya¤lar›nda hemen hemen hiç erimedi¤i halde, hücre zar›nda

bulunan protein kanallar› arac›l›¤› ile rahatl›kla geçer. Bu moleküllerin hücre zar›ndan geçifl h›zlar› flafl›rt›c›d›r. E¤er suyun girifl-ç›k›fl› için de, pek çok madde için oldu¤u gibi enerji gerekseydi, vücudumuza ald›¤›m›z enerji miktar› bunun için yeterli olmayacakt›. Çünkü örne¤in kan›m›zda bulunan 25 trilyon alyuvar›n bir tanesinin zar›ndan her iki yönde saniyede geçifl yapan suyun toplam miktar› alyuvar hacminin yaklafl›k 100 kat›d›r.36 Bu girifl- ç›k›fl› vücudun bütün hücreleriyle çarp›p, dakikaya, saate, güne ve y›la çevirirsek, bir insan›n ömrü boyunca ihtiyaç duyaca¤› enerjiyi rakamlarla ifade etmekte zorlan›r›z.

103


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Burada akla flöyle bir soru gelmektedir. Neden sadece su için böylesine kolay bir geçifl izni var? Di¤er maddelerin girifl-ç›k›fl› s›k› denetlemeler fleklinde yap›l›rken, hayati öneme sahip suyun geçifli için neden bir önleme gerek duyulmamaktad›r? Kuflkusuz hücre zar›nda bilinçli bir seçim mekanizmas› bulunmaktad›r. Hücrenin hayatta kalmas› için son derece bilinçli kararlar alan, bunlar› büyük bir titizlikle uygulayan moleküllerin varl›¤› söz konusudur.

Hücre d›fl› ortam Al›c› protein

Kanal proteini (her zaman aç›k)

Hücre iskeletinin ba¤lant›lar›

Kap›l› kanal proteini (kapal› konumda)

Çift katmanl› lipit tabaka

Fosfolipit

Sitoplazma

Hücre d›fl› s›v› Konsantrasyon e¤imi

‹ntegral protein Çift katmanl› fosfolipit tabaka

Ya¤da çözünür madde Ya¤da çözünmeyen madde

Sitosol

104

Glikoprotein Tafl›y›c› protein

Kolesterol

Hücre zarında çeşitli moleküller için birçok geçiş yolu bulunur, ancak su hücre zarına çok hızlı ve kolay geçiş yapar. Su, hücre zarı yağlarında hemen hemen hiç erimediği halde, hücre zarında bulunan protein kanalları aracılığı ile rahatlıkla geçer. Suyun kolaylaştırılmış geçişle hücreye girmesi, vücudun suya ihtiyacının fazla olması sebebiyle son derece hikmetlidir ve bilinçli yaratılışın sayısız delilinden biridir.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Vücudunuzun her hücresinde her an hayatta kalman›z için su hücre zar›ndan büyük bir süratle tafl›n›r ve siz tüm bu olup bitenlerden haberdar olmazs›n›z. Bir an için vücudunuzdaki hücrelere tafl›nacak suyun girifl-ç›k›fl kontrolünün sizin denetiminize verildi¤ini düflünün. Suyun önemini bilmenize ra¤men böyle bir görevi de¤il bir ömür boyu, k›sa bir süre için bile gerçeklefltirmeniz mümkün olmazd›. Üstelik hücreye su girifl-ç›k›fl›, vücudunuzda olup biten say›s›z ifllemden sadece biridir. Vücut içinde milyonlarca detayda hiç durmadan iflleyen üstün akl›n fluursuz atomlara ait oldu¤unu düflünmek mümkün de¤ildir. Bu üstün yarat›l›fl, bizi yoktan var eden Allah'a aittir. Ve bedenimiz içinde çal›flmas› gereken say›s›z sistemden biri olan hücre içine su al›nma süreci de, bizlere Rabbimiz'e muhtaç oldu¤umuzu hat›rlatan milyonlarca detaydan sadece biridir. Di¤er taraftan oksijen (O2), karbondioksit (CO2), azot, alkol gibi maddelerin de ya¤da çözünürlükleri yüksektir. Böylece bütün bu maddeler hücre zar›n›n ya¤ tabakas›ndan hiçbir enerji harcamadan kolayl›kla geçerler. Her an al›nmas›na ihtiyaç duydu¤umuz oksijenin ve sürekli at›lmas›na ihtiyaç duydu¤umuz karbondioksitin hücreye girifl-ç›k›fllar›, sodyum (Na+) ve potasyum (K+) gibi maddelerde oldu¤u gibi enerji gerektirseydi, yine rakamlarla ifade etmekte zorlanaca¤›m›z bir enerji almam›z gerekecekti. Halbuki büyük miktarlarda oksijen, hücre zar› hiç yokmufl gibi hücrenin içine girer. Hücrenin yo¤un olarak ihtiyaç duydu¤u maddelerin enerji harcanmadan hücre içine al›nmas› Allah'›n insanlar üzerindeki rahmetinin göstergelerinden sadece biridir.

105


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

D›flar›daki maddelerin hücre içine geçifl h›z›n›, geçecek madde miktar›, bu maddelerin moleküllerinin hareket h›z› ve zardaki boflluklar›n say›s› etkiler. Ancak, vücut acil durumlarda hücre molekülleri aras›ndaki boflluklar› geniflleten özel bir hormon salg›layarak da bu geçifli kolaylaflt›rabilir. ‹htiyac› kadar suyu hücrelerine alabilir ve üreyi d›flar› ç›karabilir. Normal koflullarda enerji harcanarak hücreye girip ç›kan sodyum (Na+) ve potasyum (K+) iyonlar›, acil bir durumda kolaylaflt›r›lm›fl bir geçiflle hücre içine al›nabilir. Örne¤in elinizi bilmeden atefle de¤dirdi¤inizde, sinir hücreleri aras›nda h›zl› bir iletiflim gerçekleflir. Bunun için asetilkolin denen bir madde salg›lan›r ve hücre zar›nda 0,6 nanometre çap›nda eksi yüklü bir kanal aç›l›r. Böylece büyük moleküller ve art› yüklü iyonlar, hücreye rahatl›kla girip ç›kar. Hücre d›fl›ndaki kap› aç›l›nca sodyum içeri girer, içerideki kap› aç›l›nca potasyum d›flar› ç›kar ve içeriye girene kadar hücre d›fl›ndaki hücreler aras› s›v›da bekler. Böylece uyar› sinirden sinire iletilmifl olur. Atefle dokunmayla beyne giden uyar›, ayn› yolla geri gelir ve ateflten elimizi ayn› saniye içinde geri çekeriz.37 fiöyle bir düflünün flayet elinizi yak›c› bir s›caktan birkaç saniye daha geç çekecek olsayd›n›z, vücudunuzda nas›l bir hasar oluflurdu? Ancak Allah vücudumuzun en küçük parças›nda kurdu¤u bu düzene, istisnai durumlarda uygulanacak tedbirleri de eklemifltir. Kendilerine verilen görevi eksiksiz uygulayan hücreler de, hiçbir kar›fl›kl›¤a sebep olmadan, ak›l, öngörü ve bilinç gerektiren bu görevleri Allah'›n dilemesiyle yerine getirirler. Bizim ise olup bitenlerden haberimiz dahi olmaz.

106


Elinizi ateşe değdirdiğinizde, asetilkolin denen bir madde salgılanır ve hücre zarında eksi yüklü bir kanal açılır. Hücreye rahatlıkla girip çıkan iyonlar, uyarının sinirden sinire daha hızlı iletilmesini sağlar ve ateşten elinizi aynı saniye içinde geri çekersiniz.

Asetilkolin alfa alt-birimlerinin birleflimi

Kap› Asetilkolin al›c›s›n›n yap›s›

Aç›k

Kapal›

Na+ Al›c›n›n fonksiyonlar›

107

Na+


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

- Kolaylaflt›r›lm›fl difüzyon: Kolaylaflt›r›lm›fl difüzyonda ise molekül ve iyonlar›n geçiflinde tafl›y›c› proteinler rol oynar. Kolaylaflt›r›lm›fl difüzyona ayn› zamanda tafl›y›c› arac›l›¤› ile difüzyon da denir. Tafl›y›c› protein, molekül ya da iyonlar›n hücre zar›n› geçmelerine yard›mc› olur, onlara kimyasal olarak ba¤lan›r ve hücre zar›ndan bu flekilde geçifllerini sa¤lar. Tafl›nacak madde (1)

(2)

(3)

ba¤land›¤›nda,

tafl›y›c› proteinde flekil de¤iflikli¤i olur; içte kapal› olan hücre kanal›n›n ucu aç›l›r ve molekül bura-

Kolaylaştırılmış difüzyon bir taşıyıcı aracılığı ile gerçekleşir: (1) Taşınacak madde taşıyıcı proteine bağlanınca, taşıyıcı proteinde şekil değişikliği olur ve içte kapalı olan hücre kanalının ucu açılır. (2) Molekül buradan içeri girmeye başlar. (3) Proteine zayıf bağlandığı için hücre içine yakın bir yere geldiğinde, ısıdan kaynaklanan hareketle protein, molekülden ayrılır ve molekül hücre içine girer.

dan içeri girmeye bafllar. Proteine zay›f ba¤land›¤› için hücre içine yak›n bir yere geldi¤inde, termal -›s›dan kaynaklanan-

hareketle

protein, molekülden ayr›l›r ve molekül hücre içine girer. Bu mekanizma ile moleküllerin tafl›nma h›z›, tafl›y›c› protein molekülünün flekil de¤iflikli¤i kadard›r. Bu yöntemle tafl›nan maddenin her iki yöne do¤ru geçifli mümkün olur. Glikoz ve amino asitlerin ço¤u, zardan kolaylaflt›r›lm›fl difüzyonla geçerler.38

108


HÜCRE ZARINDAK‹ ÇEfi‹TL‹ GEÇ‹fi YÖNTEMLER‹ B‹L‹NÇL‹ YARATILIfiIN B‹R DEL‹L‹D‹R... Yüksek konsantrasyon

Düflük konsantrasyon Ya¤ tabakadan difüzyon: O2 ve CO2 gibi ya¤da çözünür moleküller hücre zar›ndan serbestçe geçerler. Kanallar aras›ndan difüzyon: Baz› kutupsal ve elektrik yüklü moleküller, zar›n üzerinde köprü oluflturan protein kanallar›ndan geçerler. Su bunun tipik bir örne¤idir. Kolaylaflt›r›lm›fl tafl›ma: Baz› moleküller bir proteine ba¤lan›rlar. Bu, molekülün protein fleklinde bir de¤iflikli¤e u¤ramas›na sebep olur. Böylece molekülün hücre zar›ndan geçmesi mümkün olur. Glikozun hücrelere girifli de bu yöntemle olur.

Yukarıdaki şekilde hücre zarından "basit difüzyon" ve "kolaylaşmış difüzyon" yöntemleri ile geçiş görülmektedir. Hücre içine girecek madde eğer yağda eriyorsa çift katlı lipit tabakanın boşluklarından, erimiyorsa bazı taşıyıcı proteinlerin su dolu kanallarından hücre içine geçiş yapar. Görüldüğü gibi hücre zarının tasarımı, hücre içine alınması gereken maddelerin geçişine en uygun şekildedir.

Ozmos: Suyun difüzyonuna ozmos denir. Di¤er bir deyiflle ozmos, s›v› moleküllerin yar›-geçirgen zardan, çok yo¤un ortamdan az yo¤un ortama do¤ru geçiflidir. Canl›larda, kapal› ortam, hücre zar›yla s›n›rland›r›lm›fl olan sitoplazmad›r. Sitoplazma içerisinde organik asitler, flekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur. Sitoplazma ve d›fl ortam›n yo¤unluk fark›na göre her iki ortam aras›nda su geçifli olur ve s›v› konsantrasyonu dengeye ulaflana kadar da bu geçifl devam eder.

109


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Su moleküllerinin büyük miktar› düzenli olarak hücre zar›ndan basit difüzyonla geçifl yapar. Hücrenin zar›ndan sürekli ak›fl olmas›n›n vücut içinde çok önemli fonksiyonlar› vard›r. Örne¤in bu sistem, ince ba¤›rsakta suyun emilimi ve sal›nmas›nda büyük önem tafl›r.39 Ayr›ca alyuvarlar›n zar›ndan da her iki yönde su düzenli olarak süzülür. Her iki yönde geçifl yapan suyun miktar› son derece hassas ayarlanm›flt›r. Suyun girifli ve ç›k›fl› eflit olur. Bundan dolay› hücrenin hacmi sabit kal›r. Ancak baz› koflullarda, zar›n iki taraf› aras›nda konsantrasyon fark› oluflur. Bu koflullarda, suyun hareket yönüne ba¤l› olarak hücre flifler ya da büzülür. Örne¤in bir hücrenin içinde protein gibi büyük molekül varsa, suyun hücre içine do¤ru süzülmesi ç›k›fl›ndan daha h›zl› olur ve hücre flifler. Hücre zar› bir balon gibi hareket eder ve e¤er hücreye çok fazla su girifli olursa, hücrenin ölümüne sebep olacak flekilde hücre çatlayabilir. Bu ne-

Ozmotik bas›nç Glikoz

Su

Seçici-geçirgen zar

Suyun difüzyonu (ozmos) Bas›nç azalt›lm›fl su hareketi

Ozmos, sıvı moleküllerin yarı-geçirgen zardan, çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğru geçişidir. Hücre zarı, hücre içi sıvı (sitoplazma) ile hücre dışı ortam arasında bir sınır oluşturur. Bu iki ortamın yoğunluk farklarına göre hücre zarından su geçişi olur ve sıvı konsantrasyonu dengeye ulaşana kadar da bu geçiş devam eder.

110


Harun Yahya (Adnan Oktar) ‹zotonik (Ozmotik bas›nçlar› eflit)

Hipotonik (Ozmotik bas›nc›, hücreninkinden düflük)

Hipertonik (Ozmotik bas›nc›, hücreninkinden yüksek)

Alyuvarların zarından su düzenli olarak geçiş yapar. Eğer alyuvara çok fazla su girişi olursa, hücrenin ölümüne sebep olacak şekilde hücre çatlayabilir, yeteri kadar su girişi olmazsa hücre büzülür ve esnekliğini kaybeder. Normal koşullarda her iki yönde geçiş yapan suyun miktarı öyle hassas ayarlanmıştır ki, hücrenin hacmi sabit kalır.

denle hücreler, hücreye çok fazla su girmesini ya da hücreden d›flar› çok fazla su pompalanmas›n› önleyen bir mekanizmayla yarat›lm›flt›r. Bu mekanizma sayesinde hücrede çatlamayacak sa¤lam bir d›fl kabuk oluflur. Büyük moleküller hücrenin d›fl›nda oldu¤u zaman ise, hücre su giriflinden daha h›zl› olarak su kaybeder. Bu durumda hücrede büzüflme olur ve hücrenin canl› kalmas›n› sa¤layan kimyasal reaksiyonlar sebebiyle su ihtiyac› do¤ar.40 Görüldü¤ü gibi hücreye suyun girifl-ç›k›fl›nda dahi çok hassas bir denge söz konusudur. Bu sistem Yüce Allah'›n rahmetiyle bizim hiçbir denetimimize ihtiyaç olmadan kusursuzca ifller.

2. Aktif Tafl›ma Hücre zar›na maddelerin girifli yukar›daki yöntemler d›fl›nda baflka yollarla da gerçekleflir. Maddenin hücre zar›ndan geçifli hücrenin enerji kullanmas›yla gerçeklefli-

111


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

yorsa bu olaya aktif tafl›ma denir. Aktif tafl›mada madde az yo¤un ortamdan çok yo¤un ortama do¤ru tafl›n›r. Bu tafl›ma için gerekli enerji solunumla sa¤lanan ATP'den (hücresel enerji molekülü) karfl›lan›r. Glikoz, baz› amino asitler ile sodyum (Na+) ve potasyum (K+) iyonlar›n›n hücre d›fl›na ve içine tafl›nmas› için enerjiye ihtiyaç vard›r. Bu geçifller zardaki enzimler yard›m› ile yap›l›r ve bu tafl›mada hareketten kaynaklanan kinetik enerjinin yan› s›ra, ek bir enerji kayna¤›na da gereksinim duyulur. Önceden de belirtti¤imiz gibi difüzyonla geçiflte madde yo¤unluk durumuna göre hareket eder. Fakat bir madde yo¤unluk durumuna karfl› bir hareket yapacaksa, enerji harcan›r ve aktif tafl›ma gerçekleflir. Pasif tafl›ma yer çekimi nedeniyle suyun tepeden afla¤›ya do¤ru ak›fl›na benzetilebilir. Aktif tafl›ma ise suyun tepenin yukar›s›na do¤ru, yer çekimine karfl› güç sarf ederek ç›kart›lmas›

112


Harun Yahya (Adnan Oktar)

olarak düflünülebilir. Ya da bu tip bir tafl›ma flekli, merdiven ç›karken yük tafl›yan, kuyudan tulumbayla su çeken bir kimsenin enerjiye ihtiyaç duymas›na da benzetilebilir. Dolay›s›yla hücre zar›ndan bu tür bir geçifl yap›lmas› için enzimlerle birlikte enerjiye ihtiyaç vard›r. Sodyum, potasyum, kalsiyum, karbon, demir, nitrojen, iyot, ürat iyonlar›, çeflitli amino asit ve flekerler için de aktif tafl›ma gereklidir. Günlük hayatta beynimizden gelen emirle d›fl ve iç organlar›m›zdaki, her türlü fonksiyonun yap›lmas›, hücrede baz› kontrol mekanizmalar›n›n ifllemesi, hücre reaksiyonlar›n›n olabilmesi için potasyum (K+), magnezyum (Mg++), fosfat ve sülfat hücrenin iç k›sm›nda fazla

Hücre d›fl› s›v›s› ‹yon

‹ntegral protein

Konsantrasyon e¤imi Sitozol

Resimde iyonların hücre içine alınması için enerji harcanarak gerçekleşen aktif taşıma görülmektedir. Hücre zarından geçiş yapacak maddelerin büyüklüklerine, elektrik yüklerine, hücre için önemlerine göre farklı geçiş yöntemleri uygulanır. Bu yöntemlerin her birinde belli bir amaca yönelik planlı hareketler izlenir. Şuursuz atomlardan oluşan hücre zarının kendisine böyle bir amaç edinmesi, hangi maddenin hücre için gerekli olduğunu bilmesi, evrimcilerin iddia ettiği gibi tesadüflerle açıklanamaz. Tüm bunlar Allah'ın insanın yaşamını sürdürmesi için kurduğu düzenin parçalarıdır.

113


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

olmal›d›r. Ayn› zamanda hücrenin d›fl k›sm›nda ise sodyum (Na+), kalsiyum (Ca++) ve bikarbonat fazla olmal›d›r. Bu maddeler hücre zar›ndan aktif tafl›ma ile de¤il de, su, üre, oksijen, karbondioksit gibi enerjisiz, rahat bir flekilde girip ç›ksalard› ne olurdu? Bu durumda hücre içinde ve d›fl›nda iyonlar eflit olur, adale kas›lmas› olmad›¤› için kaslar›m›zla hiçbir ifl yapamazd›k, a¤z›m›za giren bir lokmay› hissedemezdik, tükürük salg›s› salg›lanamazd›, mide haz›m için hidroklorik asit salg›layamazd›, yemek borusu kas›larak besinleri mideye gönderemezdi, mide besinleri hazmedilecek hale getiremezdi. Besinler onikiparmak ba¤›rsa¤›na geçemez, pankreas, enzimlerini salg›layamaz, besinlerin kanda emilmesi mümkün olmaz, tansiyon ayarlanamaz, kan pompalanamaz, beyin çal›flmazd›; k›sacas› hiçbir vücut fonksiyonu ifllemezdi. Di¤er bir deyiflle, hayat olmazd›; dolay›s›yla tüm organlar›n fonksiyonlar›n› yerine getirebiliyor olmalar›, hücre düzeyindeki bu düzende gizlidir.41 Sadece birkaç›n› belirtti¤imiz bu örneklerden de görüldü¤ü gibi, bu derece detayl› planlar› ak›l ve fluurdan yoksun atomlar›n kendi kendilerine düflünmeleri mümkün de¤ildir. Hücre zar›n› oluflturan ya¤ ve protein molekülleri, sodyum ve potasyum iyonlar›n›n hücre içinde fazla olmas› gerekti¤ini bilemezler. O halde bu maddelerin geçiflinin k›s›tlanmas› gerekti¤ini onlara kim söylemektedir? Bu hassas ayar› hiçbir hataya düflmeksizin nas›l yapmaktad›rlar? ‹flte tüm bu sorular bizi Allah'›n yaratma sanat› ve ilmi üzerinde bir kez daha düflünmeye yöneltmektedir. Vücudumuzdaki milyarlarca hücrenin her birinin sahip oldu¤u bu kusursuz sistem, sonsuz ak›l sahibi olan Allah'›n yaratmas›yla var olmufltur.

114


115


BAS‹T D‹FÜZYON Yo¤un konsantrasyon alan›ndaki moleküller, gelifligüzel daha s›k çarp›fl›rlar.

Yo¤un konsantrasyon alan›

Hücre zar›

Düflük konsantrasyon alan› H2O, C2, CO2 ve Etanol gibi küçük moleküller taraf›ndan kullan›l›r.

Çarp›flmalar molekülleri düflük konsantrasyon alanlar›na yönlendirir.

KOLAYLAfiTIRILMIfi D‹FÜZYON Hücre zar›ndaki gözenek benzeri protein kanallar›ndaki tafl›y›c› moleküller, baz› molekülleri konsantrasyon e¤imine göre hücre zar›ndan geçirir.

Hücre zar› Baz› çözünür maddeler çift katl› ya¤ tabakadan direkt olarak geçemezler. Baz› kanallar arac›l›¤›yla geçiflleri mümkün olur. Hücrenin ATP'si bu ifllemi kolaylaflt›rmak için kullan›lmaz.

Çözünen moleküller

AKT‹F TAfiIMA

1. Çözünen moleküller, hücre zar›ndaki aç›lm›fl tafl›y›c› proteinin ba¤lanma noktas›na ba¤lan›rlar.

Tafl›y›c› protein Ba¤lanma bölgesi

2. ATP tafl›y›c› proteine fosfat aktar›r.

3. Fosforalize olmufl tafl›y›c› protein, aç›l›p çözünür molekülü hücre içine b›rakacak flekilde biçim de¤ifltirir. 4. Fosfat orijinal flekline dönerek tafl›y›c› proteinden ayr›l›r. Bundan sonra baflka bir çözünür molekülün tafl›nmas› için uygun durumdad›r.

116


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Endositoz: Büyük Moleküllerin Hücre ‹çine Al›nmas› Bir hücrenin canl› kalmas› ve büyümesi için çevresindeki s›v›dan, besin ve baz› maddeleri hücre içine almas› gerekir. Hücre zar›nda büyük parçac›klar›n hücre içine al›nmas› için "endositoz" denilen özel bir yöntem kullan›l›r. Bu yöntemin bafll›ca flekilleri, fagositoz ve pinositozdur. - Fagositoz: Bu yöntemde bakteri, virüs ile hücre ya da doku y›k›m› sonucu oluflan parçalar hücre içine al›n›r. Fagositozda d›flar›dan al›nan maddeler hücreye ve dokuHücre d›fl› ortam

ENDOS‹TOZ

Sitoplazma

Hücrenin canlı kalması ve büyümesi için çevresindeki sıvıdan, besin ve bazı maddeleri hücre içine alması gerekir. Hücre zarında büyük parçacıkların hücre içine alınması için uygulanan bu özel yöntem, Allah'ın insanın yaşamına vesile kıldığı sayısız detaydan biridir.

lara zararl› maddelerdir. Bakteri, virüs, hücre parçalar›, ölü dokular ve büyük zararl› parçalar bu yolla hücre içine al›n›r ve burada "lizozom" ad› verilen parçalay›c› maddeler taraf›ndan parçalan›rlar. Hücreye faydal› k›s›mlar al›nd›ktan sonra, kalan zararl› maddeler boflalt›m sisteminden at›lacak hale getirilerek hücreden d›flar› at›l›r. Örne¤in vücudunuzun bir yerini çarpt›¤›n›zda morar›r ve o bölgedeki ölü dokular bu metotla al›n›p yok edilir. Ya da mikrobik bir hastal›¤a yakaland›¤›n›zda yine

117


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

hücreler bu yöntemle mikroplar› al›p bünyelerinde yok ederler. Bu nedenle fagositoz, ba¤›fl›kl›k sistemimizin en önemli yöntemlerinden biridir. Çünkü enfeksiyona karfl› çabuk ve ço¤unlukla da kesin bir koruma sa¤lar. Yaln›zca belirli hücreler fagositoz yapabilir; bunlardan en önemlileri doku makrofajlar› ve baz› akyuvarlard›r. Makrofajlar savunma sisteminin "temizlikçi hücreler"i olarak bilinirler ve düflman› adeta yutarak yok ederler. Ayn› zamanda makrofajlar, küçük boyutlar›na ra¤men (10-15 mikrometre), bu yutabilme özellikleri

Sitoplazma

Çekirdek

Hücre zar›

Çekirdek 2 μm

Kofulla eriyip kaynaflan lizozom

Koful

Hücre zarından doğrudan geçemeyen büyük maddeler, küçük keseler içinde hücreye alınırlar. Şekilde bir akyuvarın bakteriyi hücre içine alması ve bakterinin lizozom tarafından parçalanışı görülmektedir. Pinositoz denilen bu yöntem sırasında kullanılan keseler çok küçüktür, hatta çapları genellikle 100-200 nanometre arasındadır. Ancak elektron mikroskobu ile görmenin mümkün olduğu bir boyutta, böylesine önemli bir görevin kusursuzca gerçekleşmesi, Rabbimiz'in üstün yaratışının delillerinden sadece bir tanesidir.

118


Harun Yahya (Adnan Oktar)

sayesinde, büyük molekülleri hücre içine alarak sindirme özelli¤ine de sahiptir. Makrofajlar, adeta saçma atan bir tüfek gibi birçok hedefe birden yönelebilir ve ayn› anda pek çok düflman› yok edebilirler. Antikorlar ise vücuda giren yabanc› hücreler için üretilen protein yap›l› silahlard›r ve tek bir hedefe yönelirler. Bakterilerin üzeri kendilerine özgü antikorlarla kapl›d›r. Bu antikorlar bakteriyi beraberlerinde sürükleyerek fagosit üzerindeki al›c›lara ba¤lan›rlar. Ba¤lant› noktas›ndaki zar bir saniyeden daha k›sa bir sürede içe do¤ru çökerek parçac›¤› tümüyle çevreler. Giderek daha fazla say›da al›c› ba¤lan›r. Tüm bu olaylar fermuar›n kapanmas›na benzer biçimde h›zla gerçekleflir ve zar kapanarak adeta bir cep oluflturur. Daha sonra hücre içi s›v›s›ndaki proteinler, bu cebi çevreler ve üst bölümüne yak›n k›s›mda kas›larak cebi hücre içine çekerler, sonra da hücre içinde serbest b›rak›rlar. Hemen hemen tüm hücreler, hücre içine faydal› ve gerekli olan maddeleri al›rken, fagosit hücreler zararl› maddelerle mücadele etme sorumlulu¤unu nereden edinmifllerdir? Di¤er hücrelerden farkl› olarak fagositoz (yutma) yöntemi uygulamay› nereden akletmifllerdir? Yuttuklar› maddeleri hücre içinde parçalayacak lizozomlar› nas›l elde etmifllerdir? Bu parçalay›c› madde -lizozom- hücrenin kendisini de¤il de hücre içine al›nan zararl› maddeleri yok etmesi gerekti¤ini nereden bilmektedir? Bir maddenin zararl› oldu¤una kim, nas›l karar vermektedir? K›sacas› bir hücre düflman›n› tan›ma, yok etme bilincini nereden elde etmektedir? Biz vücudumuzdaki

119


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

bir morluk ya da bir enfeksiyonun iyileflmesini hiçbir fley yapmadan izlerken, hücreler son derece ak›lc› yöntemlerle bizi karfl› karfl›ya oldu¤umuz tehlikelerden korurlar. Hücrelerin böylesine önemli bir sorumlulu¤u kendi kendilerine edinmeleri, sonra da bunu titizlikle ve büyük bir ustal›kla uygulamalar› kuflkusuz mümkün de¤ildir. Ak›lc› düflünen hiç kimse bu hücrelerin bilinç ve ak›l sahibi oldu¤unu iddia etmeyecektir. Karfl› karfl›ya oldu¤umuz bu mucizevi yarat›l›fl bizleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz'e aitir. Allah her bir hücreyi yaratm›fl ve onlara görevlerini de ö¤retmifltir. Bu kusursuz iflleyen sistem sayesinde her hücre kendine verilen görevi yerine getirmektedir. - Pinositoz: Hücre zar›ndan do¤rudan geçemeyecek kadar büyük maddelerin hücreye al›nma flekillerinden biri de pinositozdur. Bu yöntemle hücre d›fl›ndaki büyük moleküller küçük keseler içinde hücre içerisine al›n›rlar. Hücre zar›na dokunan bu büyük proteinler, reaksiyon bafllatarak, hücre yüzey gerilimini de¤iflikli¤e u¤rat›rlar. Böylece hücre zar›, proteini içine alacak flekilde içe k›vr›l›r. Zar›n keseyle ba¤lant›l› k›sm›, zardan ayr›larak sitoplazmaya kar›fl›r. Bu sayede hücreye faydal›, fakat basit ve aktif tafl›mayla giremeyen maddeler, hücre içine al›nm›fl olurlar. fiimdi bu esnada gerçekleflenlere biraz daha detayl› de¤inelim. Büyük moleküller hücre içine girebilmek için, zar›n yüzeyinde bulunan özel bir al›c› proteine ba¤lan›rlar. Bu al›c›lar hücre zar›n›n d›fl yüzeyini saran, çöküntü fleklindeki keselerde yo¤unlaflm›fl olarak bulunurlar. Protein molekülleri söz konusu al›c›lara ba¤land›klar› zaman

120


Harun Yahya (Adnan Oktar)

hücre zar›n›n yüzey özellikleri, kesenin hücre içine do¤ru çökmesine neden olacak biçimde de¤iflir. Bu keselerin hücre içine bakan bölümünde lifli ve büzülebilir proteinler bir a¤ olufltururlar. Bu proteinler, al›c›ya tutunan proteinlerin etraf›n›n sar›lmas›n› sa¤larlar. Hemen ard›ndan, zar›n hücre içine al›nan k›sm›, hücre yüzeyinden koparak bir kese fleklinde hücre sitoplazmas›na kat›l›r. Bu ifllemde hücre d›fl›ndaki s›v›da kalsiyum iyonunun bulunmas› gereklidir. Çünkü kalsiyum, oluflan kesenin hücre zar›ndan kopmas›n› sa¤layan proteinlerin büzülmesini sa¤lar. Pinositoz, ço¤u hücre zar›nda sürekli görülür, ancak baz› hücrelerde çok h›zl› gerçekleflebilir. Örne¤in makrofajlarda dakikada toplam hücre zar›n›n %3'ü keseler halinde hücre içine al›nabilir. Pinositoz s›ras›nda kullan›lan bu keseler çok küçüktür, hatta çaplar› genellikle 100-200 nanometre aras›ndad›r. Bu nedenle ancak elektron mikroskobunda görülebilirler.

121


(2)

(1)

0.2 μm Clathrin kapl› oyuk LDL-ferritin

LDL-ferritin

(3)

Şekillerde LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) parçacıklarının endositoz yöntemiyle hücre içine alınışı görülmektedir. LDL parçaları demir içeren ferritin proteini ile kovalent bağ kurmakta, sonra hücre (4) zarı bir kese oluşturarak bu parçacıklar hücre içine alınmaktadır. Ferritin içindeki her küçük demir parçası elektron mikroskobu altında küçük bir nokta olarak görülmektedir.

Her iki yöntemle -fagositoz ve pinositoz- oluflturulan keselerin hücre içinde belirmesinin hemen ard›ndan, bir ya da daha fazla lizozom bu kese ile birleflir ve içindeki birtak›m enzimleri bu kesenin içine aktar›rlar. Böylece, kesenin içindeki maddelerin parçaland›¤› bir sindirim cebi oluflur. Sindirme ifllemi sonucunda amino asit, glikoz, fosfat gibi küçük moleküller oluflur ve bunlar hücre içi s›v›s›na da¤›l›rlar. Bu nedenle lizozomlara hücrenin sindirim organ› ad› verilebilir.

122


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Pinositoz, çok büyük moleküllerin hücre içine girebilmesinin bafll›ca yoludur, örne¤in proteinlerin ço¤u bu yolla hücre içine al›n›r. Ancak hücre zar›n›n bu tür bir kese haline gelebilmesi için gerekli olan de¤iflikliklerin nas›l sa¤land›¤› henüz bir s›rd›r. Hücreye faydal› maddelerin hücre içine al›nmas› için her türlü yöntem ve detay kusursuzca tasarlanm›flt›r. Di¤er yöntemlerle hücre içine al›namayan büyük moleküller için çok özel bir yöntem uygulan›r. Peki büyük moleküllerin hücreye giriflini sa¤layan bu sistem nas›l var olmufltur? Büyük moleküller kendilerini kese yard›m›yla tafl›yacak al›c›lara ba¤lanmalar› gerekti¤ini nereden bilmektedirler? Hücre zar›ndaki al›c›lar içeri al›nmas› gereken büyük molekülleri nereden tan›maktad›rlar? Büyük moleküllerin ba¤lanabilecekleri al›c›lar›n bulunmas›, hücre zar›n› hücre içine bir kese gibi k›v›racak, sonra bu keseyi hücre zar›ndan ay›racak, daha sonra molekülleri kesenin d›fl›na serbest b›rakacak özel proteinlerin mevcut bulunmas› tesadüflerle aç›klanabilecek bir durum de¤ildir. Unutulmamal›d›r ki burada bilinçli hareketlerinden söz edilen varl›klar fluursuz atomlar›n biraraya gelmesiyle oluflan moleküllerdir. Her biri öngörü, koordinasyon gerektiren bu aflamalar›n, kör ve fluursuz moleküller taraf›ndan baflar›lmas› kuflkusuz mümkün de¤ildir. Üstelik böyle bir sistemin yine fluursuz ve kör tesadüflerle, ak›l ve bilince sahip olmas› mümkün olmayan atomlar›n karar vermesiyle oluflamayaca¤› son derece aç›kt›r. Vücudumuzdaki milyarlarca hücrenin her birinin incecik zar›nda görülen bu bilinçli tasar›m, yarat›l›fl gerçe¤ini tas-

123


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

EKZOS‹TOZ

Hücre zarından geçemeyecek kadar büyük besinler, hücre dışına "ekzositoz" yöntemiyle atılır. Ancak atılacak maddenin önce hücreye faydalı mı faydasız mı olduğunun tespit edilmesi gereklidir. Bir hücrenin böylesine önemli bir kararı alacak ne şuuru ne de aklı vardır. Bu akıl bizi yaratan Allah'a aittir. Hücrede meydana gelen tüm olaylar, üstün ilim sahibi Rabbimiz'in yarattığı kusursuz sistem sayesinde gerçekleşmektedir.

dik etmektedir. Tarih boyunca insanlar bu kusursuz sistemden habersiz yaflam›fllard›r. Henüz 20. yüzy›lda keflfedilen bu gerçekler, elbette insan› yaratan sonsuz kudret sahibi Rabbimiz'in varl›¤›n›n kesin delillerindendir.

Ekzositoz: Büyük Moleküllerin Hücre D›fl›na At›lmas› Hücre zar›ndan geçemeyecek kadar büyük besinlerin hücre d›fl›na at›lmas› olay›na "ekzositoz" ad› verilir. Ekzositoz s›ras›nda, hücre d›flar› at›lacak maddeyi kese içine al›r ve bu keseyi hücre zar›n›n yüzeyine tafl›r. Kesenin zar› ile hücrenin zar› eriyip birbirine kar›fl›rlar. Bu esnada kesenin içindeki maddeler hücre d›fl›na sal›nm›fl olur. Yukar›da anlat›lan hücre içi sindirimden sonra kalan maddeler de, endositozun tam tersi olan bu yöntemle hücre d›fl›na at›l›rlar.

124


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Görüldü¤ü gibi hücre zar›nda gerçekleflen bu madde al›flverifli yöntemleri ak›lc› ve öngörülü aflamalar içerir. Öncelikle içeri al›nacak ya da d›flar› at›lacak bir maddenin hücreye faydal› ya da faydas›z oldu¤unun tespit edilmesi gereklidir. Söz konusu maddeler hücre içine bu özel yöntemlerle al›nd›ktan sonra, bu maddenin faydal› parçalar›ndan istifade etmeyi kim akletmektedir? Bunlar› kullan›labilir hale getirecek enzimleri kullanmay›, bunlar› üretmeyi hücre nereden bilmektedir? Yarars›z bir maddeyi ya da molekülün faydas›z k›s›mlar›n› hücre içinde kim, nas›l tan›maktad›r? Bu at›klar› hücre d›fl›na atacak özel yöntemi kim tasarlam›flt›r? Hücre içinde adeta bir moleküler biyolog veya bir kimyager gibi çal›flarak hücrenin canl›l›¤›n› korumas› için kararlar al›p uygulayan kimdir? Bu sorular›n cevab› elbette, fluursuz atomlardan meydana gelen moleküller de¤ildir. Bir hücrenin böylesine önemli kararlar› alacak, ne fluuru ne de akl› vard›r. Ancak ortada çok büyük bir ak›l görülmektedir. Bu üstün ak›l bizi yaratan Rabbimiz'in tecellilerinden biridir. Allah'›n herfleyi "kuflatt›¤›", Kuran'da flöyle bildirilir: "Sizin ilah›n›z yaln›zca Allah't›r ki, O'nun d›fl›nda ilah yoktur. O, ilim bak›m›ndan herfleyi kuflatm›flt›r." (Taha Suresi, 98)

125


ilim adamları su mole-

nur. Su molekülle-

küllerinin hücre zarın-

rinin aquaporin-

daki bir kısım protein-

ler arasından ha-

lerden saniyenin milyarda biri

reketi esnasın-

kadar bir zamanda geçtiğini bel-

da, sadece su-

gelediler. Science dergisinin 19

yun geçişi sağ-

Nisan 2002 sayısında da yer ve-

lanır; hücreler

rildiği üzere, aquaporin denilen

arasında bulu-

bir grup protein, hücre zarında

nan iyonların

geçiş kanalları oluşturuyorlar.

geçişi

İnsanlarda birçoğu böbrekte, be-

olmaz. Çünkü eğer su dışında

yinde ve gözdeki lenste olmak

iyonlar da girecek olsalardı, hüc-

üzere 10 çeşit aquaporin bulu-

re zarının iç ve dış tarafları ara-

B

mümkün

sında elektrik potansiyeli şeklin-

fiimdi siz, içmekte oldu¤unuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? E¤er dilemifl olsayd›k onu tuzlu k›lard›k; flükretmeniz gerekmez mi? (Vak›a Suresi, 68-70)

126


de saklı duran enerji kaybedilir-

Vücudumuzun %70'i su ol-

di. Ancak suyun hücre içine alını-

duğu için, sağlıklı kalabilmek

şı, vücut mekanizmasının en sağ-

için her gün çok fazla suya ihti-

lıklı olacağı şekilde gerçekleşir.

yaç duyarız. Vücudumuzda her

Aquaporinlerin yapısı üze-

işlem su içerisinde gerçekleşir.

rindeki yoğun çalışmalara rağ-

Besin maddelerini, hormonları,

men, bu kanalların işleyişi hala

antikorları ve oksijeni kan yolu

anlaşılamamıştır. Araştırmanın

ya da lenf sisteminden taşıyan

önde gelen isimlerinden Illinois

çözücü madde sudur. Su aynı

Üniversitesi'nde fizik profesörü

zamanda vücudumuzdaki atık-

Klaus Shulten Swanlund'e göre

ların dışarı gönderilmesi için de

bu çalışma, "hala suyun kanal-

gereklidir. Eğer vücuda yeterin-

dan nasıl geçtiğini ve iyonların ile-

ce su alınmazsa, vücut kirli suyu

tilmesini nasıl önlediğini açıklaya-

tekrar çevirmek zorunda kalır

madı... Bugün mümkün olan kris-

ve metabolizma faaliyetleri ve-

talografik metotlar, böylesine an-

rimli çalışmaz hale gelir. Vücu-

lık detayları yakalayamıyor."

1

Klaus Schulten Swanlund

dun su saklayabileceği herhangi bir imkan olmadığı için, susuz

suyun hücre içine alınışındaki

kalındığında vücut

düzenin önemini ise şöyle vur-

suyu az kullanır

gulamaktadır:

ve suyun kay-

Su moleküllerinin kesinlikle

bedilebilece-

zıt yönlerde olması, bir yandan

ği tüm işlev-

hızlı bir akış sağlarken protonları

ler azaltılır.

iletmelerini önlüyor... Eğer bu kanallar iyonları sızdırsaydı, hücre duvarlarının elektrik potansiyelleri ortadan kalkardı, bu da hücre metabolizmasının tümünün bozulmasına sebep olurdu.2

127


Toksik maddeler atılmak yerine dokularda, yağda, eklemlerde ve kaslarda depolanır.

Beyin Beynin %90 kadarı sudur. Beyin vücut ağırlığının sadece

Bu bakımdan su vücudun

50'de birini oluştursa da, vücut-

dokuları ve hücreleri için temel

taki kanın 20'de birini kullanır.

bir bileşendir. Su olmadan in-

Su dikkatin sağlanması için

san vücudu yalnız birkaç gün

önemli bir faktördür. Düşük su

yaşayabilir. Hiçbir besin eksikli-

seviyelerinde beyindeki enerji

ğinin bu kadar ciddi etkileri ol-

üretimi azalır. Depresyon, baş

maz. Vücut suyunun %3 kadarı-

ağrısı, hafıza kaybı ve kronik

nı yitirmek dahi ciddi sağlık so-

yorgunluk sendromu, su kaybı-

runlarına yol açar, %15 oranın-

nın sıklıkla görülen göstergele-

da su kaybı ise ölümle sonuçla-

ridir.

nabilir.

Kalp

Suyun Akci¤erlerdeki Rolü

Kalbin %75'i ve kanın %85'i sudan oluşur. İyi su alımı sayesinde kalp-damar sisteminin ve-

Akciğer dokuları oksijen

rimliliği artar. Su tüketimi artı-

alıp karbondioksit ile hidrojen

rılarak damar sertliği, yüksek

verirken su ile nemlendirilirler.

tansiyon ve kolesterol gibi has-

Alerji ve astım belirtileri yete-

talıklar en aza indirilebilir.

rince su içmemenin göstergesi

Böbrekler

olabilir.

Böbrekler sürekli kanı filtre

Vücut S›cakl›¤›

eder, atıkları biriktirir ve bunla-

Su vücudun serinleticisidir,

rı idrar yoluyla dışarı yollar. Ye-

terleme ile vücut sıcaklığını dü-

terli su bulunmadığında böb-

zenler. Eğer vücut sıcaklığı dü-

reklerin, kirli suyu tekrar dö-

zenleyecek yeterli su olmazsa,

nüştürerek kullanması gerekir.

ısı bitkinliği meydana gelebilir.

128


Sindirim Sistemi

ta kalmak için suya muhtaç ol-

Yiyecekleri doğru şekilde

duğu görülmektedir. Ancak su-

sindirebilmek için suya ihtiyaç

yun bedene girişi kadar, suyun

vardır. Su besin maddelerini

hücrelere dağılımı da çok büyük

kan yoluyla hücrelere taşır. Su

önem taşır. Eğer vücuda alınan

alımını artırmak mide sorunla-

su, hücrelere giriş yapamayacak

rını azaltır. Kronik su kaybı ise

olsaydı, yukarıda bahsettiğimiz

kilo alımı, kasların zayıflaması

hücrelerden oluşan dokular, or-

ile sonuçlanabilir.

ganlar ölür ve yaşam yine mümkün olmazdı. Fakat hücre

Eklemler

zarındaki mükemmel tasarım

Kemiklerin %22'si sudur,

sayesinde su hücreye kolaylıkla

kasların da %75'i sudan oluşur.

giriş yapar. Bu, Allah'ın insanlar

Eklemlerin çevresindeki bağ

üzerindeki rahmetinin bir sonu-

dokusunun esnekliğini koruma-

cudur. İnsan daha öneminin far-

sı ve kolaylıkla hareket etmesi

kına varmadan, bu sistem ken-

için çok fazla suya ihtiyacı var-

disi için kusursuzca çalışır şekil-

dır. Su eklemleri yağlar ve ko-

de hazır bulundurulur. Üstelik

laylıkla hareket etmesine im-

trilyonlarca hücrenin her birin-

kan verir.

de...

S›rt Sırttaki omurga hareket etmek için suyun hidrolik özelliklerine dayanır. Belkemiği disklerinde tutulan su üst beden ağırlığının yüzde 75'ini destekler. Suyun vücut açısından gerekliliğine çok genel olarak değindiğimiz halde, insanın hayat-

1-http://unisci.com/stories/20022/0419022.htm; Klaus Schulten Swanlund, Peter Nollert, Larry J. W. Miercke, Joseph O'Connell, International Science News, 19 Nisan 2002. 2-http://unisci.com/stories/20022/0419022.htm; Klaus Schulten Swanlund, Peter Nollert, Larry J. W. Miercke, Joseph O'Connell, International Science News, 19 Nisan 2002.

129


roteinler hücre içinde serbestçe yüzmezler; aksine hücre içindeki hareketleri son derece kontrollüdür. Bir evin odalar›nda oldu¤u gibi hücrenin de bölmeleri vard›r. Hücre bölmelerinin duvarlar› da "kap›" ve kimyasal "al›c›"larla donanm›flt›r. E¤er do¤ru "kimlik etiketine" sahip bir protein yaklafl›rsa, al›c› kap›y› açar ve proteinin aradan geçmesine izin verir. E¤er yanl›fl etiketli bir protein gelirse, kap› kapal› kal›r. Bu geçiflin gerçekleflmesi için kap›, al›c› ve etiketin ayn› anda bulunmas› gerekir. Bu ifllemlerin en net görüldü¤ü yer ise vücudun en büyük iç organ› olan ve karbonhidrat, protein gibi kandaki hayati besinlerin seviyesini kontrol eden karaci¤erdir. E¤er karaci¤er hücrelerinin zarlar›nda kap›, al›c› ve etiket ayn› anda bulunmasa, karaci¤er dolay›s›yla vücut canl›l›¤›n› sürdüremezdi. Üstelik bu, canl›l›k için gerekli olan koflullardan sadece bir tanesidir. Önceki bölümlerde hücre zar›ndaki proteinlerden bir k›sm›n›n kanallar fleklinde görev edindiklerinden bahsetmifltik. Maddelerin bu kanallardan geçifli kanal›n çap›, flekli ve iç yüzeyindeki elektriksel yük gibi özelliklere göre farkl›l›k gösterir. Oklahoma Üniversitesi'nden biyokimyager Phillip Klebba, Ulusal Bilimler Akademisi'nin deste¤iyle yürüttü¤ü deneyler sonucunda, hücre zar› proteinlerinin hücreye girifli düzenleyen d›fl kap›lar-geçitler fleklinde dav-

132


Harun Yahya (Adnan Oktar)

rand›klar›n› ve bu girifl kap›lar›n›n hücrenin büyümesi için ihtiyaç duydu¤u maddeleri tan›d›¤›n› ortaya koymufltur. Ayr›ca bu kap›lar›n hücrelerin içine malzeme almas›na izin verdikten sonra kapand›klar›n›, böylece hücrenin gereksiz ve zehirli maddelerin giriflini önlerken, ihtiyaç duydu¤u molekülleri ald›¤›n› tespit etmifltir. Science dergisinin 23 May›s 1997 tarihli say›s›nda da yay›nlanan bu tespitlere göre, hücre zar› proteinleri dura¤an, pasif boflluklar oluflturmazlar; aksine ortam› hissedebilen dinamik varl›klar gibi hareket ederler ve hücrenin büyümesi için gerekli olan maddeleri al›rlar.42 K›sacas› protein kanallar›n›n kap›lar›, kanallardan nelerin geçece¤ine dair kontrolü sa¤lar. Bilim adamlar›n›n bu konu ile ilgili aç›klamalar›na bakt›¤›m›zda fluurlu bir sistemden bahsediyormufl gibi, "seçmek, hissetmek, alg›-

2- Kapal› durumdaki kanal

3- Aç›k durumdaki kanal

1- Etkisiz durumdaki kanal

Etkisiz durumdaki hücre zarı kanalı (1) zar ��evresindeki elektrik yükü değişiminden dolayı kutupsallaşır (2). Daha sonra iyonların kanaldan geçişine izin verecek şekilde açılır (3). İyonların bu kanal yollarında hareket etmesi, hücrenin fonksiyonlarını ve canlılığını sürdürebilmesi açısından büyük önem taşır.

133


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

lamak, izin vermek, tan›mak" gibi bilinçli varl›klara ait filler kullan›rlar. Kuflkusuz sistemi oluflturan parçalar, -atomlar, amino asitler, proteinler,...- hangi büyüklükte ve fonksiyonda olurlarsa olsunlar hep fluursuzdur. Ancak ortaya ç›kan mekanizma ya da sistem fluurlu faaliyetlerden oluflur. Karfl›m›za ç›kan bu üstün bilinç, herfleyin Yarat›c›s› olan ve her yeri sar›p kuflatan Yüce Rabbimiz'e aittir.

‹yon Kanallar›n›n Hassas Seçimi Hücre zar› pek çok madde için oldu¤u gibi iyonlar için de seçici-geçirgendir. (‹yonlar elektron kaybettikleri veya ald›klar› için elektrik yükü tafl›yan atomlar ya da moleküllerdir.) Hücre zar› fosfolipit yap›s›ndan ötürü, hücre d›fl›ndaki s›v›da bulunan iyonlar› iter. Dolay›s›yla iyonlar, hücrelere ancak hücre zar›ndaki özel proteinler yoluyla girip ç›kabilir. Ancak iyonlar bu protein kanallar›ndan rastgele geçemezler. Söz konusu kanallar hangi iyonlar›n geçece¤i konusunda da son derece seçici davran›rlar. ‹yonlar genellikle elektrik yüklerini dengelemek için hareket halindedir. Normal koflullarda herhangi bir çözeltide pozitif yüklü iyon say›s› kadar, negatif yüklü iyon bulunur. Bu yük dengesi bozulmad›¤› müddetçe, "potansiyel fark" oluflmaz. (Potansiyel fark: Elektriksel olarak iki uç aras›ndaki gerilim fark›.) E¤er bu denge bozulursa, çözeltideki + ve – yüklü iyonlar nötr olmak için hareket edecektir. Hücre zar›ndan iyonlar›n geçifli de bu mekanizma ile gerçekleflir. Hücre içi s›v›s›, d›flar›daki s›v›dan farkl› içerikte oldu¤u için, iyonlar bu s›v›lar aras›nda denge kurmak için geçifl yaparlar. ‹yonlar›n geçifl yapt›klar› kanallar, hücre zar›nda s›v› göze-

134


135


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

nekler halini al›rlar. Böylece baz› iyonlar›n, özellikle sodyum, potasyum, kalsiyum ve klorun hücre içine girip ç›kmas›na olanak verirler. ‹yon kanallar›n›n en önemli özelliklerinden biri, farkl› iyonlar› seçebilmeleridir. Elbette ki bir atomun bir baflka atomu tan›yarak, geçifl yapmas›na izin vermesi ola¤anüstü bir durumdur. fiuursuz atomlar›n kendi kendilerine böyle bir görev edindiklerini, bu görevlerinde hiçbir hata yapmadan adeta bilinçli kap› görevlileri gibi çal›flt›klar›n› düflünmek mümkün de¤ildir. Atomlar›n biraraya gelip tesadüf eseri böylesine hayati bir görevi, kusursuzca meydana getirdiklerini savunmak da ak›l d›fl›d›r. Ak›l ve vicdan› aç›k herkes buradaki düzenin Allah'›n eseri oldu¤unu, Allah'›n herfley üzerinde tek Hakim oldu¤unu takdir edecektir. Kuran'da "... Karada ve denizde olanlar›n tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düflmez; yerin karanl›klar›ndaki bir tane, yafl ve kuru d›flta olmamak üzere hepsi (ve herfley) apaSinir hücresi

İyon kanallarındaki geçişler -tanıma, seçme gibi işlemlere rağmen- son derece hızlı gerçekleşir. Hatta iyonlar o kadar hızlı taşınmaktadır ki, mesajlar sinir hücreleri vasıtasıyla vücudun herhangi bir yerine saniyenin birkaç binde biri kadar hızla iletilmektedir.

Uyar› ileten moleküller Zar kanallar›

136


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ç›k bir kitaptad›r." ayetiyle bildirildi¤i gibi, Allah herfleyin bilgisine sahiptir. (Enam Suresi, 59) Yap›lan araflt›rmalarda iyon kanallar›n›n her zaman aç›k olmad›klar›, kap› ya da flalter gibi çal›flarak, sadece bir iyon çeflidinin geçifline izin verdikleri ortaya ç›km›flt›r. Johns Hopkins Üniversitesi'nde Biyomedikal Mühendislik alan›nda profesör olan Eric Young iyon kanallar›n›n seçicili¤inden flöyle bahsetmektedir: ‹yon kanallar›n›n en çarp›c› özelli¤i farkl› iyonlar› seçebiliyor olmalar›d›r. ‹çinden geçebilen iyonlara göre kanallar potasyum, sodyum, kalsiyum ya da klorid kanallar› olarak s›n›fland›r›l›r. Ço¤u zaman kanallar kimyasal aç›dan neredeyse birbirlerinin ayn› olan iyonlar› seçebilirler (örne¤in sodyum ve potasyum gibi)... fiu an farkl› kanal çeflitlerinin seçicili¤inden sorumlu olan protein moleküllerinin parçalar› bilinmektedir, fakat seçicili¤i aç›klayabilen detayl› bir teori bilinmemektedir. ‹yon seçicili¤inin baz› yönleri yük ve boyut ile aç›klanabilir. Fakat bunlar›n her ikisi de sodyum, potasyum ve kalsiyum kanallar›n›n göreceli seçicili¤ini aç›klayamaz. Örne¤in sodyum iyonu (Na+), potasyum iyonundan (K+) küçüktür ve ayn› yüke sahiptir, fakat potasyum kanallar› 10 ile 100 aras›ndaki bir faktör ile sodyumu ay›rt edebilir.43

Yukar›daki al›nt›da da vurguland›¤› gibi iyon kanallar›ndaki seçim mekanizmas› çok kompleks bir sisteme sahiptir. Kanal› oluflturan fluursuz moleküllerin, atomlar›n kimyasal yap›lar›n› tan›malar›, sodyum iyonunu (Na+), potasyum iyonunundan (K+) ay›rt edebilmeleri bugün bilim adamlar›n› da soru iflaretleri içinde b›rakmaktad›r. Bu kanallar özel flartlar alt›nda aç›l›p kapanabilme-

137


Hücre d›fl› s›v›s›

Potasyum kap›s› kapal›

Hücre zar› Sodyum kap›s› kapal›

Sinir hücresi bir uyarı almadığında sodyum (Na+) ve potasyum (K+) kapıları kapalı konumdadır.

Dinlenme potansiyeli

Sodyum kap›lar›

Hareket potansiyeli oluştuğunda sodyum (Na+) kapıları açılır ve sodyum (Na+) iyonları içeri girer.

Sodyum kap›s› aç›l›yor

Sodyum (Na+) kapıları kapanıp, potasyum (K+) kapıları açıldığında, potasyum (K+) iyonları dışarı çıkmaya başlar.

Potasyum kap›lar›

Potasyum kap›s› aç›l›yor

Sodyum (Na+) ve potasyum (K+) kapıları kapalı konumdalar, fakat aynı zamanda yeni bir uyarıyla açılmaya hazır durumdalar. Sodyum-potasyum pompas›

Sodyum iyonları hücre zarından içeri doğru girdiklerinde hücre içi artı yüklü hale gelir. Hücre zarında artı yükle aktif hale gelen kanallar çalışmaya başlar. Böylece potasyum iyonları hücre dışına akar ve hücre içindeki artı yük azalır. Hücrelerimizdeki bu düzen sayesinde çevremizi algılar ve vücudumuzu bu algılar doğrultusunda hareket ettiririz. Biz bilsek de bilmesek de, sağlıklı bir şekilde yaşamımızı sürdürmemiz için, hücre zarındaki bu sistem aralıksız olarak devam eder. Vücumuzdaki bu gizli düzen unutmaz, yorulmaz ya da şaşırmaz. Çünkü bu düzeni yaratan ve onu tüm hücrelerimizde devam ettiren Rahman ve Rahim olan Allah'tır.

138


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lerini sa¤layan etkileyici bir kontrol mekanizmas›na sahiptir. Örne¤in baz› kanallar hücre zar› çevresinde elektrik yükündeki de¤iflimler sonucu aç›l›rken, di¤erleri kimyasal ileticilere ve hormonlara tepki vererek aç›l›rlar. Burada belirtilmesi gereken bir di¤er önemli nokta da, mesajlar›n iletilmesindeki h›zd›r. Tan›ma, seçme gibi ifllemlere ra¤men, iyonlar›n kanallardan geçifli son derece h›zl› gerçekleflir. Seçim s›ras›nda herhangi bir gecikme ya da yavafllama olmaz. Hatta iyonlar o kadar h›zl› tafl›nmaktad›r ki, mesajlar vücudun herhangi bir yerine saniyenin birkaç binde biri kadar h›zla iletilmektedir. Örne¤in bir sinir hücresinde, hareket potansiyeli çok yüksektir ve bir milisaniyede (saniyenin binde biri) milyonlarca iyon ak›fl› gerçekleflir.44 ‹yon kanallar›ndan girifl-ç›k›fllar›n 24 saat boyunca vücudumuzun her noktas›nda gerçekleflti¤ini düflünülürse, vücudumuzdaki hareketlili¤in boyutu daha iyi anlafl›labilir. Hayatta kalmam›z için burada birkaç›na de¤inebildi¤imiz say›s›z koflul mevcuttur ve tüm bu koflullar vücudumuzda bizim için her an haz›r olarak bulundurulur. Hatta biz daha do¤madan, tek bir hücre halindeyken genlerimizde bu sistemlerin bilgisi kodlu olarak bulunur. ‹nsan›n ise böyle bir düzenin ne tasar›m›nda, ne inflas›nda ne de çal›flmas›nda katk›s› vard›r. Kuran'da Allah'›n insanlar üzerindeki rahmeti "... Size her istedi¤iniz fleyi verdi. E¤er Allah'›n nimetini saymaya kalk›fl›rsan›z, onu say›p-bitirmeye güç yetiremezsiniz..." ayetiyle bildirilmektedir. (‹brahim Suresi, 34)

139


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

‹yon Kanallar›ndaki Elektrik Üretimi ‹yonlar›n kanal yollar›nda hareket etmesi, hücrenin fonksiyonlar›n› ve canl›l›¤›n› sürdürebilmesi –dolay›s›yla insan›n yaflam›- aç›s›ndan büyük önem tafl›r. Çünkü iyonlar hücreye bu kanallar aras›ndan girifl-ç›k›fl yaparken, küçük elektrik ak›mlar› olufltururlar. Bu da vücudumuzu duyarl› hale getiren sinir hücrelerinin çal›flmas›n› ve hücreler aras› iletiflimin gerçekleflmesini sa¤larlar. Vücudumuzdaki tüm yaflamsal faaliyetler de bu elektriksel sinyaller arac›l›¤›yla tafl›nan bilgiler do¤rultusunda düzenlenir. Bu proteinler olmadan hücre zarlar› elektriksel olarak uykuda olacakt›r ki, bu da vücuttaki sinyalleflmenin durmas› anlam›na gelir. Bu bak›mdan hücre zar›nda "iyon kanallar›"n› oluflturan proteinler vücudun elektriksel faaliyetleri aç›s›ndan en önemlileridir. ‹yon kanal› aç›ld›¤›nda, pozitif yüklü sodyum iyonlar› hücreye ani girifl yaparlar; bu hareket sinir ve kaslarda itici güç oluflturan elektriksel olaylar› bafllat›r. Bu bak›mdan özellikle sodyum kanallar› temel bir öneme sahiptir. Kalsiyumun özel kanallar arac›l›¤›yla hücreye girifli ise, hücreler aras›nda sinirsel iletkenlerin ve hormonlar›n salg›lanmas›na sebep olur.45 ‹yon

Yandaki şemada iyonların hücre zarındaki kanaldan geçişi görülmektedir. Bu iyon geçişi vücudun elektriksel faaliyetleri açısından son derece önemlidir. Hücre zarındaki bu özel tasarım çok üstün bir aklın varlığını gösterir. Bu akıl, vücudumuzdaki her noktada tecelli eden Rabbimiz'e aittir ve O'nun sonsuz ilmini yansıtmaktadır. Hücre zar›

140

‹yon kanal›


Harun Yahya (Adnan Oktar)

‹yon kanallar›nda iyonlar›n hareketi çok h›zl› ve seçici olarak meydana gelir. Örne¤in bir hücre zar› sodyumu seçen bir kanal açarak, sodyumun hücre içine al›nmas›n› sa¤lar ve hücre içi voltaj› (elektrikte gerilim) art› de¤ere yükseltir. Potasyumu seçen bir kanal açt›¤›nda ise, potasyumun hücre d›fl›na ç›kmas›na izin verir ve voltaj› eksi de¤ere indirir. Böylece voltaj sürekli olarak h›zl› bir biçimde de¤iflir. Hücrelerdeki elektriksel sinyalleflme de temelde bu flekilde gerçekleflir. Hücresel elektrik biyolojide çok önemli bir konudur. Fosfat bileflikleri, amino asitler ya da iyonlar hücre zar›ndan tafl›n›rken, bunlar›n hareketi elektrik ak›m›, dolay›s›yla hücre zar› boyunca bir voltaj fark› meydana getirir. Buradaki voltaja "hücre zar› potansiyeli" ad› verilir. Hücre zar›nda oluflan bu elektrik potansiyeli, hücrede enerjinin depolanmas› için kullan›larak, elektrik birikimi dengelenir. Hücre zar› boyunca iyonlar›n ak›fl›nda bir de¤ifliklik oldu¤unda ise, hücre zar› bu potansiyelini bozar. Bu durum sodyum kanallar›n›n aç›lmas›n› sa¤lar. Sodyum kanallar›n›n boyutlar› 0,3-0,5 nanometre (milimetrenin milyonda biri) kadard›r. Aç›lan kanal sodyum iyonlar›n› içeri çekerken, hücre zar› potansiyelinde yüklü bir de¤iflim olur ve hücre elektriksel olarak aktif hale gelir. Dinlenme halindeki sinir ve kas hücrelerinde ise sodyum kanallar› s›k›ca kapal›d›r. Hücre zar›ndaki potansiyelin düflmesi hücre içindeki yükün d›flar›ya k›yasla biraz daha eksi de¤ere gelmesi- durumunda ise sodyum kanallar› aç›l›r. Bu tür kanallara "voltaj-kap›l› kanallar" da denir.

141


Voltaj-Kap›l› ‹yon Kanallar› ‹yon kanallar›n›n kap›lar fleklinde hareket etmesi hücre zar›n›n elektriksel durumuna ba¤l›d›r. Örne¤in, hücre zar›n›n iç taraf›nda kuvvetli bir negatif yük oldu¤u zaman, sodyum kap›lar›n›n d›fl taraf› s›k›ca kapal›d›r. Zar›n iç taraf› negatif yükünü kaybetti¤i zaman, bu kap›lar aniden aç›l›r ve çok büyük miktarda sodyum hücre içine girer. Potasyum kap›lar› ise hücre zar›n›n iç taraf› pozitif yüklendi¤i zaman aç›l›r. Kap›lar›n aç›l›p kapanma hareketini, güvenlik görevlisi kontrolünde aç›lan kap›lara benzetebiliriz. Nas›l ki güvenlik görevlisi sadece o binada çal›flan kimseleri görüp tan›d›¤›nda ya da kimlik kartlar›na bakt›¤›nda kap›n›n aç›lmas›na izin veriyorsa, iyon kanallar› da ilgili iyonlar› tan›d›klar›nda kap›lar›n› açarlar. Ancak hücre zar›nda her bir aç›p kapama olay›, saniyenin birkaç mil-

142


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

yonda birinde gerçekleflir. Bu son derece k›sa bir zaman dilimidir. E¤er bu süre daha uzun olsayd›, bu durumda vücudumuzdaki tüm faaliyetler yavafllayacak, çevremizi alg›lamam›z, bu alg›lara verdi¤imiz tepkiler de gecikecekti. Bu yavafllat›lm›fl yaflam flekli ile hücrelerimizin -dolay›s›yla bizim- hayatta kalmas› ise mümkün olmayacakt›. Bu bak›mdan hücredeki kompleks sistemler kadar bu sistemlerin iflleyifl h›z› da hayati öneme sahiptir. Vücudumuzdaki tüm sistemler kusursuzca çal›flsa, bir tek hücre zar›ndan girifl-ç›k›fllar olmas› gerekenden yavafl olsa, vücudumuzdaki düzen bozulacakt›. Dolay›s›yla vücudumuzdaki her detay evrim teorisinin aflama aflama geliflim iddialar›n› yalanlayan birer delil teflkil etmektedir. ‹yon kanallar›nda voltajla meydana gelen de¤iflimleri ilk kez ölçen bilim adamlar› çok flafl›rt›c› bir sonuçla kar-

Hücre d›fl› s›v›s›

(a)

Hücre içi s›v›s›

(b)

Yukarıdaki şemada hücre zarındaki voltaj-kapılı iyon kanalları görülmektedir. (a) Normal durumda voltaj-kapılı sodyum kanalı kapalıdır. (b) Elektrik akımı belli bir sınıra ulaştığında, voltaj kapısı açılır ve sodyumun hücre içine geçişine izin verilir. Belli bir süre sonra kapılar tekrar etkisiz hale gelir ve kanallar kapanır.

144


Harun Yahya (Adnan Oktar)

fl›laflt›lar. Nature dergisinin 16 Aral›k 2000 tarihli say›s›nda voltaj alg›lay›c›s›ndaki amino asitlerin daha evvel zannedildi¤i gibi basit dönüflüm hareketleri yapmad›klar›, aksine kilit içinde dönen anahtarlar gibi hareket ettikleri aç›kland›. Illinois Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Paul Selvin yapt›klar› çal›flman›n sonuçlar›ndan flöyle bahsetmektedir: Sinir hücresinin zarlar› içinde sodyum ve potasyum iyonlar›n›n ak›fl›n› düzenleyen özel boflluklar ya da kanallar var. Bu kanallar, zar üzerindeki voltaja ba¤l› olarak kap›lar gibi aç›l›p kapan›yor ve bu nedenle sinir iletilerinin üretimini ve yay›m›n› kontrol ediyorlar. Bu araflt›rmada iyon kanallar›n›n voltaj de¤iflimini nas›l hissetti¤ini ve kanallardaki voltaj alg›lay›c›lar› içindeki amino asitlerin bunlar aç›l›p kapand›¤›nda nas›l hareket etti¤ini bulmaya çal›flt›k... Bize göre amino asitler hücre zar›nda yar›k benzeri katlamalar oluflturuyor. Döngü hareketi hücrenin içindeki yüklerin, hücre d›fl›ndaki yüklere kimyasal olarak giriflini de¤ifltiriyor. Böylece küçük bir hareket de¤iflimi büyük bir etki oluflturabiliyor.46

California Üniversitesi'nden Francisco Bezanilla ise iyon kanal›ndaki voltaj-kap›lar›n›n kompleks yap›s›ndan flöyle söz etmektedir: ‹yon kanal› içindeki belirli amino asitleri iflaretledik ve sonra zar üzerindeki voltaj›n fonksiyonuna göre mesafedeki de¤iflimi ölçtük... fiafl›rt›c› biçimde bu amino asitlerin baz›lar› ayr›l›yor, di¤erleri ise daha yak›nlafl›yordu, hatta bir k›sm› hiç hareket etmiyordu. Bu hareketler basit dönüflüm hareketleri ile hücre zar› içinde pompan›n yukar› afla¤› hareketi gibi aç›klanamaz. Bu kilidin dönmesi gibi bir döngü hareketi ve verilere tam olarak uyuyor.47

145


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Yukar›daki al›nt›larda da ifade edildi¤i gibi hücre zar›ndaki iyon kanallar›nda gerçekleflen bu olaylar basit birer mekanizma de¤ildir. Burada detaylar›na girmedi¤imiz, hatta son derece yüzeysel olarak de¤indi¤imiz hücreye girifl-ç›k›fllar, herfleyin bir bütün olarak yarat›ld›¤›n› göstermektedir. Çünkü bu sitem ancak tüm parçalar› birarada kusursuz olarak çal›flt›¤›nda vücut için faydal›d›r. Aksinde ise yaflam mümkün de¤ildir. Voltaj-kap›l› potasyum kanallar›, hücre zar›ndaki sinyalleflmenin bir parças›d›r. Sinyalleflme proteinlerinin hücre zar›ndan saniyede milyonlarca iyon geçiren boflluklar› vard›r. Bu boflluklar iyon geçiflini ola¤anüstü bir

1- Kanal kapal› Voltaj-kap›l› sodyum kanal›

2- Kanal aç›l›yor ve sodyum (Na+) hücre içine giriyor

Hücrenin d›fl k›sm›

3- Kanal tekrar kapan›yor

Na+

Hücrenin iç k›sm› Voltaja duyarl› bölge

Na+ Voltaj-kap›s› Kanal› etkisizlefltirici parçac›k Kanal› etkisizlefltirici parçac›k

Voltaj-kapılı sodyum kanalının yapı ve fonksiyonları: Bilim adamları yakın bir tarihte voltaj algılayıcısındaki amino asitlerin -daha evvel zannedildiği gibi- basit dönüşüm hareketleri yapmadıklarını, aksine kilit içinde dönen anahtarlar gibi hareket ettiklerini keşfettiler. Bilim adamlarının daha işlevlerini tespit etmekte zorlandıkları hücre zarının kompleks yapısı, moleküler seviyede de tesadüflere yer olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

146


147


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

seçicilik ve h›zla gerçeklefltirirler. Kap›lar›nda da voltaj de¤iflikli¤ini tespit eden bir alg›lama mekanizmas› vard›r. Bu mekanizma herhangi bir voltaj de¤iflikli¤i hissetti¤inde, kap›lar milisaniye kadar k›sa bir sürede aç›l›r ya da kapan›rlar. Harvard T›p Okulu Nörobiyoloji Bölümü'nden Gary Yellen'e göre "Bu uzmanlaflm›fl sinyalleflen moleküllerin mimari yap›lar› ve ifllevsel bileflenleri giderek daha fazla aç›kl›k kazanmaktad›r, fakat hala baz› önemli ba¤lant›lar›n ortaya ç›kart›lmas› gereklidir."48 Bilim adamlar›n›n daha ifllevlerini tespit etmekte zorland›klar› hücre zar›n›n kompleks yap›s›, moleküler seviyede de tesadüflere yer olmad›¤›n› aç›kça ortaya koymaktad›r. Gözle görülmeyen boyutlarda, müthifl bir h›z, mükemmel bir düzen ve kusursuzluk hakimdir. Bu düzeni oluflturan parçalara bakt›¤›m›zda ise, karfl›m›za fluursuz atomlar ç›kar. Bu atomlar›n rastgele biraraya gelmesiyle böylesine hayranl›k uyand›ran bir sitemin kendili¤inden ortaya ç›kamayaca¤›n›, aç›k bir fluurla de¤erlendiren herkes kabul edecektir. Ancak körü körüne Darwinizm'e ba¤l› kalan evrimcilere göre, bu kompleks düzen tesadüflerin eseridir. Kuflkusuz tasar›m görüp "amaçs›z" demek, düzen görüp "rastlant›" demek göz göre göre gerçekleri inkar etmekten baflka bir fley de¤ildir. Nitekim hücre zar›n›n yap›s› hakk›ndaki yüzeysel birkaç bilgi bile evrim hayali kuranlara tek bafl›na yeterli cevab› vermektedir: "Tesadüf iddialar› mant›ks›zd›r, ak›l d›fl› ve imkans›zd›r..."

Sodyum-Potasyum Pompas›: Tüm bunlar›n yan› s›ra iyonlar› tafl›mak için enerji gerektiren protein "pompa"lar› kullan›l›r. En iyi bilinen

148


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Su molekülleri ile birleflmifl potasyum iyonu

Kapal›

Aç›k

‹yonlar›n ba¤land›¤› bölge

Etkisizlefltirici parçac›k

(b) Kanalda kap› oluflumu

(a) Kanallar›n iyon seçicili¤i

Şekillerde voltaj-kapılı iyon kanalHücre larının potasyum iyonunu nasıl zar› seçtiği görülmektedir. (a) 1- Kanalın girişindeki eksi yükler, artı yükleri çeker. 2- Kanalın çapı, geçecek Etkisizlefltirici parçac›k iyonların miktarını kısıtlar. 3İyonlar seçildikten sonra su mole(c) Kanal›n etkisiz hale gelmesi küllerinden ayrılırlar. (b) Zarın elektriksel durumu değiştiğinde, kanalın yapısında da değişim olur ve kanalın kapısı açılır. (c) İyon geçişi gerçekleştikten sonra, kanalı etkisizleştirici parçacık tarafından tekrar kapatılır.

pompalama sistemlerinden birisi sodyum-potasyum pompas›d›r. Hücre zar›nda kanal oluflturan protein, hücrenin toplam enerji üretiminin üçte birini yak›t olarak kullan›r. Bu protein gece gündüz hiç durmaks›z›n hücre d›fl›na sodyum iyonlar›n› pompalarken, bunlar›n yerine potasyum iyonlar›n› içeri çeker. Her "pompalama" ifllemi s›ras›nda hücrenin d›fl›na 3 sodyum (Na+) gönderilir ve hücre içine 2 potasyum (K+) al›n›r.49 Böylece bu pompa sayesinde hücre içinde sodyum (Na+) ve potasyum (K+) iyonlar›na ba¤l› farkl› yo¤unluk durumlar› oluflur. Vücuttaki bütün hücrelerde bulunan bu pompalar, hücre içinde iyon yo¤unlu¤unu sa¤lamak ve hücre hacmini kontrol etmek için kullan›l›r.

149


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Tafl›y›c› proteinin hücrenin içine do¤ru ç›k›nt› oluflturan taraf›nda, sodyum iyonlar›n›n ba¤lanmas› için üç al›c› bölge mevcuttur. D›fl taraf›nda ise potasyum iyonlar› için iki al›c› bölge vard›r. Tafl›y›c› proteinin iç taraf›na üç sodyum ba¤land›¤› zaman, proteinin ATP-az (ATP içindeki bir enzim) fonksiyonu aktifleflir. Bu enzim yüksek enerji tafl›yan ATP'yi (Adenozin trifosfat: Canl›lar›n do¤rudan kulland›¤› hücresel enerji) parçalar ve onu ADP'ye (Adenozin difosfat: ATP'den fosfat grubunun ayr›lmas›yla oluflan bileflen) dönüfltürür. Enerjinin serbest kalmas›yla birlikte, tafl›y›c› protein molekülünde bir flekil de¤iflikli¤i meydana gelir ve sodyum iyonlar›n›n d›flar›ya ç›kmas›na, potasyum iyonlar›n›n da içeriye girmesine neden olan bir "pompalama" olay› gerçekleflir. Yukar›da genel hatlar›yla tarif etmeye çal›flt›¤›m›z iyon pompalama sistemi, pek çok bilim adam›n›n üzerine y›llar›n› harcad›¤›, hakk›nda ciltlerce kitap yazd›¤›, hücre zar›nda gerçekleflen kompleks ifllemlerden sadece biridir. Elektron mikroskobu alt›nda ortaya ç›kan tüm bu detaylar elbette ki çok hikmetlidir. Allah insan› bu sistemlerin her birinin çal›flmas›na muhtaç olarak yaratm›flt›r. Ça¤›m›zda ortaya ç›kan bu bilgiler, Allah'›n her yeri sar›p kuflatan sonsuz ilmini takdir edebilmemiz aç›s›ndan önemli birer f›rsatt›r. Bir Kuran ayetinde flöyle bildirilir: ... Rabbim, ilim bak›m›ndan herfleyi kuflatm›flt›r. Yine de ö¤üt al›p-düflünmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 80)

150


Hava bofllu¤u boyunca uzanan hücreler

Hava bofllu¤u

Normal hücreler ve klor iyonu çıkışı

Hava bofllu¤u

Kistik fibrozu olan bir kişinin hücreleri ve klor iyonu çıkışındaki bozukluk

Kistik Fibroz hastalığı, hücre aralarındaki lifli bağ dokunun çoğalması sonucu, akciğerlerdeki hava yollarının tıkanması ile sonuçlanan ölümcül bir hastalıktır. Bu salgı aynı zamanda karaciğer ve pankreastaki kanalların da tıkanmasına sebebiyet verebilmektedir. Bu hastalığın şu anda bilinen bir tedavisi yoktur. Araştırmacı Paul Quinton bu hastalığa sebebiyet veren şeyin, hücre zarındaki bir proteinin hatalı çalışması olduğunu tespit etmiştir.

Sağlıklı kişilerde sodyum iyonları, hücre zarındaki kanalın içerisine sodyum-potasyum pompasıyla taşınarak girer ve klor iyonları da pasif bir kanaldan geçerek onları izler. Bu şekilde hem sodyum hem de klor iyonları hücre zarından kolaylıkla geçerler. Kistik fibroz hastalarında ise, potasyum pompası sodyum iyonlarını kanalların içerisine taşımasına rağmen, klor iyonları hücre zarından içeri giremez. Yani bu kişilerde pasif klor kanalları işlevlerini yerine getirmemektedir. (Sandra S. Gottfried, Biology Today, Mosby-Year Book Inc., ABD, 1993, s. 70.) Görüldüğü gibi hücre zarında gerçekleşen giriş-çıkışlardan sadece bir tanesindeki aksama dahi ölümcül bir hastalığa sebebiyet verebilmektedir. Sağlıklı yaşamımızı sürdürmemiz için ise sayısız şartın biraraya gelmesi gerekmektedir.

151


öron ad› verilen sinir hücreleri, di¤er hücrelerden farkl› olarak dendrit ve akson denilen bölümlere sahiptir. Dendrit çok say›da k›sa uzant›dan oluflur ve hücrenin kökleri gibidir. Dendritlerin dallanm›fl yap›s› di¤er nöronlardan ve al›c› hücrelerinden uyar›lar›n al›nmas› ve hücrenin gövdesine iletilmesinde etkilidir. Aksonlar ise hücrenin gövdesinden ç›kan uzun, tek bir parçadan oluflan, uyar›lar›n gönderildi¤i ince liflerdir ve beyne mesajlar›n tafl›nmas›nda görev al›rlar. Sinir hücreleri iflte bu uzun zincirlerden oluflan, yo¤un bir flebeke gibidir. Hücre gövdesi Dendrit

Hücre çekirde¤i Hücre gövdesi Akson Miyelin k›l›f

Ranvier dü¤ümü

Dendritler

Solda bir sinir hücresinin (nöronun) genel yapısı görülmektedir. Sinir hücrelerinin bu yapısı, sinir uyarılarının iletilmesi açısından özel bir tasarımdır. Bu yapıları sayesinde çevremizde olup bitenleri algılar, istediğimiz gibi hareket ederiz.

154


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Her hücre zar› etraf›nda bir elektrik yüküne sahiptir. Her nöron da enerjisini boflaltmaya haz›r minik bir biyolojik pile benzer. ‹yonlar her sinir hücresinin içinde ve d›fl›nda bulunan elektrikle yüklü moleküllerdir. Bu durum, hücre zar› boyunca bir elektrik yükü fark› oluflturur. ‹nsanlardaki nöronlar›n uyar› göndermesi için ortalama eksi 50 milivolt (bir milivolt, voltun binde biri kadard›r) yüke ihtiyaç vard›r.50 Bu noktada sinir uyar›s› aksondan iletilir. Her sinir uyar›s›ndan sonra hücre zar›ndan potasyum iyonlar› ak›fl› gerçekleflir. Nöron, her sinir uyar›s›ndan sonra tekrar flarj olmal›d›r. Bunu yapmak için, nöron potansiyel de¤erine ulaflana kadar ortamdan iyonlar› geri al›r. Bir nöronun uyar›y› göndermesi bir saniyenin binde biri kadar bir süre al›r. Bu nedenle saniyede en fazla 1000 sinir uyar›s› göndermek mümkündür. Fakat genel olarak 1 saniyede, 300-400 kadar uyar› gerçekleflir. Sinir hücreleri insanlarda uzunluk olarak farkl›l›k gösterir.51 Sinir hücrelerinde uyar›lar›n iletilmesi saniyede üç ila yüz metre aras›nda de¤iflir.52

Miyelin k›l›f

Bir bo¤umdan di¤erine atlayarak ilerleyen uyar›lar, iletimin h›z›n› art›r›r.

Akson

Miyelinle kaplı bir akson boğumunda toplanan elektrik akımı, birinden diğerine atlayarak-devam eder. Böylece uyarılar sinir hücreleri boyunca ilerler. Bu sistemin her detayı bizim dış dünyayı algılamamız, gerektiği şekilde tepki vermemiz ve vücudumuzun tüm yaşamsal fonksiyonlarının gerçekleşmesi için beyinle koordinasyonunu sağlamak üzere özel olarak tasarlanmıştır.

155


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Downstate T›p Merkezi'nde bir nörofizikçi olan Prof. Peter Suckling, hücre zar›ndan büyük bir hayranl›kla söz etmektedir: "Bu ince hücre zar› birçok baflka yal›t›m maddesinden çok daha iyi flekilde elektrik gerilimini muhafaza eder. Bu yal›t›m gücü yüksektir. Güçlü olmas› gerekir ve ayn› zamanda çok incedir."53 Sinir hücrelerinin, hücre zar›nda üretilen elektrik sayesinde sinyalleflebilmeleri, bir yerden bir yere bilgi gönderebilmeleri, vücut fonksiyonlar›n›n sa¤l›kl› flekilde çal›flmas›n› sa¤lamalar› üzerinde düflünülmesi gereken bir durumdur. Üstelik hücrede üretilen bu elektriksel mesajlar gitmesi gereken yere ulafl›r ve karfl›daki hücre için bir anlam ifade eder. Her hücre kendisine ulaflan mesaj›n ne anlama geldi¤ini bilir ve buna göre bir faaliyete bafllar. Burada anlat›lan olay çok kapsaml› düflünülmesi gereken, mucizevi bir olayd›r. Hücreler aras›nda böyle kusursuz iflleyen bir sistem olmasa bir canl›n›n yaflamsal faaliyetlerini sürdürmesi mümkün olmaz. O halde böylesine bilinç ve ak›l gerektiren kusursuz sistem nas›l var olmufltur? fiuursuz atom ve molekül y›¤›nlar›n›n karar alarak hücreleri oluflturduklar›n› daha sonra tesadüfen hücreler aras›nda böyle bir sistemin kendili¤inden var oldu¤unu öne sürmek elbette mümkün de¤ildir. Böylesine fluurlu bir sistemin varl›¤› bizlere canl›lardaki bilinçli tasar›m›n varl›¤›n› kan›tlar. Bilim adamlar›n› hayranl›k içinde b›rakan bu mikro boyutlardaki muhteflem tasar›m, herfleyin Yarat›c›s› Rabbimiz'e aittir. Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Art›k ö¤üt al›pdüflünmez misiniz? (Nahl Suresi, 17)

156


Uyar›

nöron boyunca ilerleyen hareket potansiyeli bölgesi

tekrar kutupsallaflma bölgesi

Hareket potansiyeli, akson zarında bulunan voltaj-kapılı sodyum ve potasyum kanallarının faaliyetleriyle oluşur. Bu kanallar dinlenme durumunda çoğunlukla kapalıdır ve hücre zarı potansiyeli biraz daha eksi değer alınca açılır. Potasyum kanalları bir milisaniye gibi bir sürede açılırken, bu süre sodyum kanallarında çok daha kısadır. Tüm bu işlemleri tespit ve takip etmemiz ise, ancak 20. yüzyılın teknolojisi ile mümkün olmuştur.

Dinlenme Halindeki Nöron Bir sinir hücresi uyar› iletmiyorken dinlenme halindedir. Fakat bu, nöronun tamam›yla hareketsiz oldu¤u anlam›na gelmez. Her an komflu sinir hücrelerinden gelecek uyar›lar› iletmeye haz›r olmal›d›r. Dinlenme halindeki bir nöronun her zaman kutuplaflm›fl olmas› gerekir. Bu da içerideki s›v›n›n d›flar›ya k›yasla negatif yüklü olmas› anlam›na gelir. Bir sinir hücresinin, zar› boyunca

157


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

afla¤› yukar› 70 milivolt de¤erinde bir elektrik potansiyeli vard›r. Buna zar potansiyeli ya da dinlenme potansiyeli denir. Bu az bir miktar gibi görünse de, bu küçük hücrenin bir el feneri pilinin 1/20'si kadar voltaj üretti¤i anlam›na gelir ve akson zar› boyunca elektriksel faaliyet için bir potansiyel oluflturur.Peki bu dinlenme potansiyeli nas›l oluflur ve nas›l muhafaza edilir? Aksonun d›fl›nda sodyum (Na+) ve klor (Cl-) iyonlar› vard›r, içinde ise yüklü proteinler ve potasyum (K+) iyonlar› bulunur. Hücre zar› ve d›fl› aras›ndaki elektriksel dengesizlik, zar boyunca dinlenme potansiyelini oluflturur. Yüklü iyonlar›n oluflturdu¤u bu dengesizlik ise hücre zar›n›n farkl› iyonlara karfl› seçici-geçirgen olmas›yla sa¤lan›r. Sodyum, potasyum ve klor iyonlar› hücre zar›ndan geçse de, büyük yüklü proteinlerin içeriye girmesi ve elektriksel potansiyel oluflturmas› s›n›rland›r›lm›flt›r. Fakat seçici-geçirgenlik tek çözüm olamaz, çünkü hücre içindeki potasyum iyonlar› (K+) her zaman sodyum iyonlar›ndan (Na+) say›ca fazlad›r, ayr›ca hücre zar› d›fl›ndaki sodyum iyonlar› (Na+) da her zaman potasyum iyonlar›ndan (K+) fazlad›r. Gerekli iyon dengesinin sa¤lanmas› için sinir hücresindeki yo¤unluk durumlar›n›n tersine dönmesi gerekir. Hücre bunu, iflleyifline önceki bölümlerde de¤indi¤imiz bir tür iyon pompas› kullanarak yapar. Sodyum-potasyum pompas›, hücre zar›nda bir kanal oluflturan büyük bir protein molekülüdür. Bu pompa enerjisini ATP'den (Adenozin trifosfat: Canl›lar›n do¤rudan kulland›¤› hücresel enerji molekülü) al›r ve sodyum (Na+) iyonlar›n› d›flar› atarken potasyum (K+) iyonlar›n› içeri al›r. Böylece hücre

158


Harun Yahya (Adnan Oktar)

içi ve d›fl›ndaki do¤ru iyon oran›n› muhafaza eder. Hücre zar› yüzeyinin her mikrometre karesinde 100–200 aras›nda sodyum-potasyum pompas› bulunur. Her biri saniyede 200 sodyum iyonunu d›flar› atarken, 130 potasyum iyonunu içeri al›r.

Hareket Potansiyeli ve Uyar›n›n Tafl›nmas› Bir nöron bir baflka nöron veya ortam taraf›ndan teflvik edildi¤inde uyar› bafllar. Bunun hemen ard›ndan uyar›, akson boyunca hareket eder ve hücre zar› potansiyelinin aniden tersine dönmesine neden olur. Çünkü nöron zar›nda iyonlar›n geçmesini sa¤layan binlerce protein kanal› ya da kap›s› bulunur. Bu kap›lar genellikle kapal›d›r. Uyar› olmas› durumunda sodyum kanallar› aç›l›r ve art› yüklü sodyum iyonlar› içeri akar. Bu nedenle hücre zar›n›n içi geçici olarak d›flar›dan daha fazla art› yüke sahip olur ve dinlenme potansiyeli tersine çevrilir. Bu, hücre zar› potansiyelini +50 milivolt de¤erine yükseltir. Bu yüklerin tersine çevrilmesine "hareket potansiyeli" denir. Hareket potansiyeli s›ras›nda potasyum kap›lar› aç›l›r ve art› yüklü potasyum iyonlar› d›flar› akar. Bu durum dinlenme potansiyelini tekrar dengeler, böylece nöronun içi tekrar eksi yüklü, d›fl› ise art› yüklü olur. Tüm bu süreci tek bir sinir iletisi tetikler. Bu nedenle uyar›lar›n iletilmesini domino tafllar›na benzetebiliriz. Her domino tafl› düfltükçe yan›ndakinin de düflmesini sa¤lar. Sonra uyar› geçtikçe domino tafllar› kendilerini tekrar düzeltir ve aya¤a kalkarlar, böylece bir sonraki hareket potansiyeline haz›rlan›rlar.

159


(a) D‹NLENME POTANS‹YEL‹ Akson

Elektrotlar

Soyum-potasyum pompas›, konsantrasyon e¤iminin tersine Na+

K+ iyon kap›lar›, aç›ld›klar›nda K+ iyonlar›-

iyonlar›n› hücre d›fl›na, K+ iyonlar›n› hücre içine tafl›r. Bu ifllem için ATP gereklidir. Na+ iyon kap›lar›, Na+ iyonlar›n›n hücre içine h›zla hareket etmesini sa¤layan voltajla aktif olan kap›lard›r. ‹yonlar bir hareket potansiyeli esnas›nda, konsantrasyon e¤imi do¤rultusunda emilirler. Na+ iyon kap›lar› dinlenme po-

n›n hücre d›fl›na emilmelerini sa¤layan voltajla aktif olan kap›lard›r. K+ iyon kap›lar› dinlenme potansiyeli esnas›nda kapal›d›r.

Eksi yükle yüklü olan protein iyonlar›, nöronun iç k›sm›na eksi yük verdikleri için, emilmeleri mümkün olmaz.

tansiyeli esnas›nda kapal›d›r.

SORUMLULUK SAHİBİ HÜCRELERİNİZDE OLUP BİTENLERİN NE KADARINDAN HABERDARSINIZ? ek çok kişi kitap boyunca anlatılan bilgileri -eğer ilgi ya da uzmanlık alanı değilse- öğrenme ihtiyacı hissetmez. Çünkü bu bilgileri bilip bilmemiz, bilsek de bunları unutmamız ya da hatalı hatırlamamız hayatımızda önemli bir eksikliğe, değişikliğe sebep olmaz. Ancak hücrelerimizin bunları bilmek, hatasız uygulamak gibi vazgeçilmez öneme sahip sorumlulukları vardır. Tüm bu faaliyetlerini bize hissettirmeden, aralıksız olarak sürdüren hücreler, şaşırmadan, yanılmadan, unutmadan, dinlenmeden onlarca sene bu görevlerine sadık kalırlar. Saniyeden kısa sürelerde açılıp kapanan kapılarla taşınan uyarılar, aslında dev bir tasarımın gözle görülmeyen parçalarını oluştururlar. Yediğiniz elmanın tadını almanız, gülün kokusunu duymanız, annenizin sesini tanımanız, bir telefon numarası hatırlamanız, televizyon kumandasının düğmesine basabilmeniz, sorulan bir soruya cevap verebilmeniz, merdivenden hızlı adımlarla inebilmeniz, kısacası hayatınızda düşünmeden yaptığınız şeyler bu sistem sayesinde işler. Bizim üzerimizdeki sorumluluk ise biz daha ihtiyacını bilmezken bu sistemi vücudumuzda var eden Rabbimiz'e karşı şükredici olmaktır.

P

160


(b) HAREKET POTANS‹YEL‹: Aflama 1: Kutupsall›¤›n bozulmas› Na+ iyonlar› içeri do¤ru h›zla hareket eder.

Na+ iyon kap›lar› etkiye tepki olarak aç›l›r. Na+ kutupsall›¤› bozarak hücre içine do¤ru h›zla hareket eder. Aksonun iç k›sm› -70 mV'dan +30 mV'a ç›kar.

(c) HAREKET POTANS‹YEL‹: Aflama 2: Yeniden kutupsallaflma K+ iyonlar› d›flar› do¤ru h›zla hareket eder. K+ iyon kap›lar› bir süre sonra aç›l›yor ve K+ iyonlar› hücre d›fl›na do¤ru h›zla hareket eder. Böylece hücre yeniden kutupsallaflarak, -70 mV'un alt›na düfler.

Sodyum-potasyum pompas› Na+ iyonlar›n› hücre d›fl›na geri pompalarken, K+ iyonlar›n› hücre içine al›r. Böylece tekrar dinlenme potansiyelini elde eder. Bu ifllem için ATP gereklidir.

- Hareket potansiyelinin başında tüm sodyum kanalları ve potasyum kanallarının çoğu kapalıdır. - Aksonun yakınından gelen veya bir uyarı taşıyan elektrik akımı aksonun hücre zarı potansiyelinin daha az eksi değer almasına neden olur. - Bu sodyum kanallarının bir kısmını açar ve sodyum iyonları hücre içine akar. - Artı yüklerin bu şekilde girmesine rağmen, hücre zarı potansiyeli hala eksi yüklüdür. Bu nedenle sodyum kanalları açılır ve daha fazla sodyum iyonu içeri girer. - Bu noktada aksonun başına tam tersi gelir: Sodyum kanalları sırayla kapanmaya başlar ve sodyumun içeri girişi durur. - Buna karşın aksonun potasyum kanalları açılmaya başlar ve potasyum iyonları dışarı kaçar. - Sonuçta hücre içinde artı yükün azaltılmasıyla hücre zarı potansiyeli ilk seviyesine geri döner.

161


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Sinaps Yollar› ‹nsandaki sinir sistemi milyarlarca sinir hücresinden oluflan kompleks bir a¤d›r. Bu sinir hücreleri birbirleriyle ve vücuttaki di¤er hücrelerle sinaps ad› verilen bölgeler sayesinde iletiflim kurarlar. Sinapslar komflu sinir hücrelerinin birbirlerine çok yaklaflt›klar› fakat tam olarak de¤medikleri küçük bölümlerdir. Birbirlerine temas etmedikleri için, sinyaller bir hücreden di¤erine direkt olarak geçmez, sinir ileticiler (neurotransmitters) denilen kimyasal arac›larla boflluklardan tafl›n›rlar. ‹lk hücreye bir uyar› geldi¤inde bu, o hücrenin hücreleraras› bofllu¤a baz› sinir ileticiler salg›lamas›na neden olur. Bunun üzerine sinir iletici moleküller bu bofllukta difüzyona u¤rarlar, yani daha az yo¤un bir ortama do¤ru geçifl yaparlar ve ikinci hücredeki al›c› protein moleküllerine ba¤lan›rlar. Sinir ileticilerinin ve al›c› moleküllerin çok fazla türü olmas›ndan dolay›, bu sinaps nakil ifllemi h›zl› (saniyenin binde biri) ya da yavafl (saniyenin yüzde biri) flekilde olabilir. Kimyasallar ikinci hücreyi ya harekete geçirir ya da durdurur. Bu yüzden sinapslar sinir sisteminde bilgiyi de¤ifltirerek ya da iflleme koyarak hizmet verirler, bu özelliklerinden dolay› beyindeki sinaps fonksiyonu ö¤renme ve haf›za ile ba¤lant›l›d›r. Nöronlar, sinaps denilen ba¤lant›lar yoluyla mesajlar al›p iletirken, bu noktalarda kimyasal sinyal al›flverifli yaparlar. Beynimizdeki sinir hücrelerinin yüz trilyon ba¤lant› noktas› vard›r. Bu ba¤lant› noktalar›nda büyük bir moleküler trafik sürekli devam eder. Bu trafi¤in ne zaman durmas› ya da akmas› gerekti¤ini söyleyen, iyon olarak bilinen elektriksel yük tafl›yan kimyasallar ve ayn› zamanda büyük ve küçük farkl› protein çeflitleridir.

162


VÜCUDUMUZDAK‹ OLA⁄ANÜSTÜ FAAL‹YETLER ÜZER‹NDE DÜfiÜNMEK, RABB‹M‹Z'‹ GERE⁄‹ G‹B‹ Kas Hareketi ve Asetilkolin Kanalları: Bir kas, bağlı olduğu motor sinir uyarıldığında kasılır. Bu motor sinirine ait aksondaki sinir iletisi, terminallere ulaşınca, asetilkolin adındaki sinir ileticisinin salgılanmasını sağlar. Bu madde sinir ve kas hücreleri arasındaki sinaps denilen boşlukta yayılır ve kas hücresinin zarındaki kompleks proteinlere -asetilkolin alıcılarına- bağlanır. Bu bağlanma her alıcının içindeki iyon kanalının açılmasına, böylece akımın, kas hücresi zarı boyunca devam etmesine neden olur. Bu akım kas hücresinde elektriksel hareketlenmeye neden olur ki, bu da kasın kasılmasıyla sonuçlanır. Kitabın sayfalarını kolayca çevirebilmeniz, bir yandan çayınızı yudumlamanız, parmaklarınızla müziğe ritm tutmanız, koltukta oturabileceğiniz şekilde kaslarınızın gerilmesi, geri plandaki bu sistemlerin kusursuz çalışması sayesinde mümkün olur. Kas hareketini sağlayan bu olaylar zincirini durdurmanın bir yolu, asetilkolin alıcılarını bloke edecek bir madde kullanmaktır. Bu yöntem felce neden olan bazı zehirli canlılar tarafından da kullanılır. Örneğin kara dul örümceğinin zehiri, asetilkolin püskürmesine sebep olur. Görüldüğü gibi yaşamımızı rahatça sürdürebiliyor olmamız, istediğimizi dilediğimiz zaman yapabilmemiz, çevremizde olup bitenleri algılayıp bunlara yerli yerinde tepkiler verebilmemiz, Allah'ın vücudumuzda yarattığı bu özel sistem sayesinde kusursuzca işlemektedir. Kaldı ki asetilkolin kanalları vücudumuzdaki kompleks düzenin sadece küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Ancak vücudumuzdaki her detay Yüce Rabbimiz'in ilmiyle çok önemli bir göreve sahip olarak yaratılmışlardır.

163


Sinaptik kese

Kapal› kanal

Al›c›

Potasyum iyonlar›

Sinir iletici moleküller

Hedef hücre

164


Sinapslar elektro-kimyasal mesajları iletmek için biyolojik anahtarlar gibi çalışırlar. Her sinaps iki bölümden oluşur: İletken nöronun ucundaki yumru biçimli kısım ve hedef hücrenin zarındaki alıcı bölge. Sinaptik boşluk 1 inç'in (2.54 cm) milyarda biri kadardır ve iki hücrenin zarlarını birbirinden ayırır. Sinapsin ampul şeklindeki uç kısmında sinaptik keseler denilen çok küçük küreler yer alır. Bunların her biri binlerce uyarı ileten molekülleri tutar. Sinir uyarısı uç kısma ulaştığında, keseler zarla birleşir ve içlerindekileri sinaptik boşluğa bırakırlar. Sinir ileticileri hedef hücredeki alıcılarla birleşirler; bu, belli alıcı kanallarının açılarak sodyum iyonlarının hedef hücreye doğru hızla hareket etmelerini sağlar. Bu iyon akışı hedef hücrenin zarının bir bölgesini harekete geçirir ve hedef hücrede bir elektriksel dürtü oluşur. Sinir hücrelerimiz arasındaki son derece yüzeysel olarak tarif edilen bu moleküler trafik, sürekli ve yoğun olarak devam eder. Bu trafiğin ne zaman durması ya da hareket etmesi gerektiğini söyleyenler ise, iyonlar ve bir kısım proteinlerdir. Şuursuz moleküllerin kendi kendilerine düzenlenip vücudumuzdaki sinir sistemini kurmaları, sonra bunu mükemmel şekilde organize etmeleri elbette ki mümkün değildir. Moleküller, bir tasarım dahilinde ve bir amaca hizmet etmek üzere biraraya gelmişlerdir. Vücudumuzu kuşatan bu sistem, Allah'ın sonsuz hakimiyetini sergileyen örneklerden biridir.

Akson

Sinaptik keseler

Sinir uyar›s›n›n yönü Sinapsin ucu

Sinaptik boflluk

Soldaki büyütülmüfl k›s›m

Al›c›lar

Hedef hücreler

Aç›k kanal

Sodyum iyonlar›

Al›c›

165


N

ature dergisinin 17 Ocak 2002 tarihli sayısında X ışınlı kristalografi tekniği kullanılarak elde edilen klorid iyon kanalının üç boyutlu görüntülerine yer verildi. Howard Hughes Tıp Enstitüsü araştırmacısı, Rockefeller Üniversitesi'nden Roderick MacKinnon ve ekibi, klorid iyonlarının hücre zarından en verimli şekilde geçmeleri için tasarlanmış protein mimarisini ortaya çıkardılar.1 Roderick MacKinnon karşılaştığı kompleks yapı hakkında şunları ifade etmiştir: Bu karmaşık bir yapı. Bilim adamları klorid iyon kanalının birçok yönünü ortaya çıkarırken mükemmel bir iş yaptılar... anyon [eksi yüklü atom] seçiciliğinin fiziksel prensiplerini anlamak için atom yapısını bilmek gerekir. Bu yapı ne kadar karmaşık olsa da, doğada klorid gibi bir anyonu hücre zarı içinde dengede tutmak için proteinin nasıl düzenlendiğini gösteren yalın bir mesajdır.2 Elektrik yüklü iyonlar canlılar tarafından çeşitli sinyalleşme, kalp ritminin kontrolü, sinir uyarılarının oluşturulması ve hormonların salgılanması için kullanılır. Daha evvel de belirttiğimiz gibi hücreler, hücrenin içi ve dışı arasında elektrik yükü farklılığı oluşturarak sinyal göndermek için iyonları kullanırlar. İyonlar yüklü olduklarında yağdan oluşan bir zar yerine, suyun içinde olmayı tercih ederler. Bir iyonu diğerinden ayırt edebilen iyon kanalları da bu soruna adeta çözüm sunarlar. Yanda klorid kanalının yapısı ve vücudumuzun hücrelere tuz alımını nasıl düzenlediği görülmektedir. Kanalda yeşil ve mavi olarak gösterilen iki eşit alt-birim görülmektedir. Her alt-birim kendi iyon boşluğunu oluşturmaktadır. Kırmızı küreler klor iyonlarının iki geçiş yolunu göstermektedir.

166


İnsanlarda dokuz farklı klorid iyon kanalı bulunmaktadır ve bunlar böbreklerde tuzun alımından, kas kasılmalarına kadar farklı görevlere sahiplerdir. Klorid iyon kanalı, potasyum iyon kanalından tamamıyla farklı bir yapıya sahitir. Potasyum iyon kanalı su dolu, piramit şeklinde bir boşluğu olan büyük tek bir boşluk iken, klorid kanalının iki boşluğu vardır ve her biri ortada dar bir büzülmeye sahip kum saati şeklindedir. Bilim adamları aynı zamanda kanalı oluşturan protein alt ünitelerinin her iki kanal çeşidinde tamamıyla farklı şekilde düzenlendiğini gördüler. Potasyum kanalında dört protein alt ünitesi bir tek boşluğu oluşturur. Klorid iyon kanalında ise her bir protein alt ünitesinin kendi boşluğu bulunur ve alt ünitenin iki yarısı iki-katlı dönüş simetrisi olarak bilinen zıt yönlere sahiptir. Bu yapının bilinmesinin bilim adamlarına hücrenin içinde doğru iyon konsantrasyonunu korumak için kanalın nasıl açılıp kapandığının anlaşılmasında yardım edeceği düşünülmektedir. Görüldüğü gibi bilim adamları yüksek teknoloji imkanlarına rağmen, kendi bedenlerinin bir parçası olan hücre zarında olup biten kompleks işlemleri tam olarak çözebilmiş değildirler. Nitekim klorid iyon kanallarını araştıran R. MacKinnon, hücre kapısı olarak bilinen bu yapıların daha yeni anlaşılmaya başlandığını, iyon kanalının kapı olarak nasıl işlev gördüğünü anlamak için deneyler yapmaya devam etmeleri gerektiğini ifade etmiştir.3 Hücre zarı klorid iyonunu hücre içine almak için özel bir tasarıma sahiptir. Hücre zarı her türlü engele rağmen istisnai çözümler sunarak, ihtiyacı olan iyonu içine alabilmektedir. Elbette ki sunulan bu çözüm akıl ve bilinçten yoksun moleküllere ait olamaz. Buradaki düzen Allah'ın hücrelerimizde yarattığı kompleks sistemin bir parçasıdır.

1. R. Dutzler, E.B. Campbell, M. Cardene, B.T. Chait & R. Mackinnon, "X-ray structure of a ClC chloride channel at 3.0 A reveals the molecular basis of anion selectivity", Nature, no. 415, 17 Ocak 2002, ss. 287-294. 2. http://www.hhmi.org/news/mackinnon5.html; “Images Reveal How Body Regulates Salt Uptake in Cells”, Howard Hughes Medical Institute News. 3. http://www.hhmi.org/news/mackinnon5.html; “Images Reveal How Body Regulates Salt Uptake in Cells”, Howard Hughes Medical Institute News.

167


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Beyin Hücrelerinin Seçicili¤i: "Kan-Beyin Bariyeri" Beyinde kandaki gerekli besin maddelerini içeri alan, fakat sinir hücrelerinin çal›flmas›n› engelleyebilecek maddeleri d›flar›da tutan özel nöbetçiler bulunur. Bunlar beyindeki sinir dokular› ile kan aras›nda bir engel oluflturarak, kandaki maddelerin beyne giriflini önlerler. Bu bariyeri beyindeki kan damarlar›n› adeta bir astar gibi kaplayan endotelyum hücreleri oluflturur. Kan ve beyin hücreleri aras›nda bir bariyer bulunmas›n›n önemi, sinir hücrelerinin kararl› bir kimyasal ortama ihtiyaç duymas›ndan ileri gelir. E¤er bu tür bir engel olmasayd›, glikoz, amino asit, hormon ya da di¤er bileflenlerin yo¤unlu¤unu art›racak besinler tüketti¤imizde ya da egzersiz yapt›¤›m›zda, sinirsel faaliyetler kontrolden ç›kacak ve hatta nöbetler yaflayacakt›k. Beynin içindeki say›s›z k›lcal damar, beyne besin maddeleri getirirken, at›klar› da d›flar› tafl›r. Beyindeki endotelyum hücrelerinde, kandaki maddelerin hücre zar›ndan geçerek sinir dokular›na ulaflmas›na engel olan özel ba¤lant› noktalar› bulunur. Bu nedenle endotelyum hücreleri kan ve beyin aras›nda hemen hemen hiç geçirgen de¤ildir. Fakat beynin oksijen, glikoz ve amino asitleri içeren maddelere de ihtiyac› vard›r. E¤er bariyer hiçbir fleyi geçirmeyecek olsayd›, beyin besinlerden yoksun kalacak ve ölecekti. Fakat "kan-beyin bariyeri" istenmeyen maddeleri d›flar›da tutan, ayn› zamanda beyne, hayati molekülleri tafl›yan özel mekanizmalara sahiptir. Genel olarak ya¤da çözünen moleküller kan-beyin bariyerinden hemen geçebilirler. Bunlar›n aras›nda nikotin,

168


Yukarıdaki resimde alkol moleküllerinin beyin hücrelerinin zarlarından emilimi görülmektedir. Alkol molekülleri sinir uyarılarının geçişini engelleyerek, beyin hücrelerini birer birer kapamaktadır.

etanol ve eroin vard›r. Fakat ya¤da çözünür olmayan yüklü moleküller özel tafl›ma sistemlerine ihtiyaç duyarlarsa beyne ya çok yavafl girerler ya da hiç giremezler. Bunlar proteinler gibi büyük moleküller veya sodyum gibi küçük moleküller olabilir. Beynin esas ihtiyaç duydu¤u ana enerji kayna¤› olan glikoz ve kendisinin üretemedi¤i amino asitler ya¤da çözünür de¤ildir. Dolay›s›yla bu maddeler kendilerine has tafl›y›c›lar arac›l›¤›yla hücre zar›ndan içeri al›n›r. ‹nsan beyni günde 120 gramdan fazla glikoz kullan›r. Fakat 2 gramdan fazlas›n› depolayamad›¤› için, bariyer boyunca sürekli glikoz tedarik edilmesi gerekir. Tam bu ihtiyaca yönelik olarak her endotelyum hücresinde kandan büyük miktarlarda glikoz almas›n› sa¤layan çok say›da tafl›y›c› bulunur. Glikoz tafl›ma sistemi, vücu-

169


Harun Yahya (Adnan Oktar)

dun en yo¤un çal›flan tafl›ma sistemidir. Bu flekerin yaln›z çok az bir k›sm› hücrenin kendisi taraf›ndan kullan›l›r geriye kalan› ise beyne transfer edilir. Fakat tafl›y›c› moleküllerin yap›s› bilim adamlar› için hala bir s›rd›r. Tafl›y›c›lar büyük olas›l›kla hücre zar›nda glikozun geçmesine izin verecek flekilde kanallar açabilen bir ya da daha fazla protein molekülüdür, fakat yap›lar› hala araflt›r›lmaktad›r. Amino asitlerin tafl›y›c› sistemleri ise çok daha komplekstir. Çünkü 20 amino asitin her birinin farkl› moleküler yap›s› bulunur. Bunlar kimyasal özelliklerine göre de dört farkl› gruba ayr›labilirler: büyük nötr, küçük nötr, bazik ve asidik. Her kategorinin kendi tafl›ma sistemi bulunur. Glikoz tafl›y›c›lar›nda oldu¤u gibi büyük nötr amino asit tafl›y›c›lar› bariyerin her iki taraf›nda da yer al›r, böylece amino asitler beyinden içeri girer ve ç›kar. Küçük nötr amino asitler ise beyin hücreleri taraf›ndan sentezlenebilir, bu nedenle onlar› beyne tafl›yacak tafl›ma sistemlerine ihtiyaç yoktur. Kan-beyin bariyeri fikri ilk kez, 19. yüzy›l sonlar›nda Alman bakteriyolog Paul Ehrlich'in araflt›rmalar› ile ortaya at›lm›flt›. Ancak bu görüflün ispatlanmas› 1950'lerde elektron mikroskobunun gelifltirilmesi sayesinde mümkün olmufltur. Beyindeki k›lcal damarlar, görünüm itibariyle vücudun di¤er bölgelerindeki damarlara benzese de, farkl› özelliklere sahiptir. Öncelikle beyindeki k›lcal damar hücreleri aras›ndaki ba¤lar afl›r› derecede s›k›d›r. Hücre zarlar› ba¤lant› noktalar›nda adeta bir fermuar gibi kaynaflm›fllard›r. Fakat vücudun di¤er yerlerindeki k›lcal damarlarda endotelyum hücreleri aras›ndaki birle-

171


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

flimler bofllukludur. ‹kinci olarak, beyindeki k›lcal damar hücrelerinde, hücre zar›ndan s›v›lar› ve çözeltileri tafl›maya yard›mc› olan çok az pinositoz kesesi vard›r. Beyin d›fl›ndaki hücrelerde ise bu keseler çok yayg›nd›r.

Bariyerin önemi Kan-beyin bariyerinin önemini, bu bariyer olmad›¤›nda ortaya ç›kan hastal›klardan anlayabiliriz. Tümörler, beyindeki doku bozukluklar› ve felç gibi ödem oluflturan, s›v›lar›n ve proteinlerin beyinde birikmesiyle oluflan fliflmeler nedeniyle meydana gelen di¤er hastal›klarda bu bariyer çöker. Endotelyum hücrelerinin duvarlar›nda daha fazla kese olufltu¤u için s›z›nt› yapmaya bafllar ya da hücrelerin aras›ndaki s›k› ba¤lar aralan›r. Bariyere zarar gelmesi beyin dokular›nda s›v› birikmesine ve kurflun zehirlenmesine yol açar. Araflt›rmalara göre metal önce endotelyum hücrelerine sonra da astrositlere girer. Kandaki kurflunun bariyeri bozmas›ndan sonra beyin di¤er maddelerin sald›r›s›na daha aç›k hale gelir. Kan-beyin bariyeri art›k pasif de¤il, kan ve beyin aras›nda dinamik bir yap› olarak görülmektedir. Fakat bu bariyerin ve tafl›ma sistemlerinin nas›l korundu¤u hakk›ndaki bilgiler hala yetersizdir.54 Vücudumuzun her noktas› canl›l›k için özel olarak tasarlanm›flt›r. Kitap boyunca say›l› örne¤ine de¤indi¤imiz bu tasar›mlar, bilim adamlar›n› onlarca y›ld›r meflgul etmekte ve araflt›ranlar› kendine hayran b›rakan mekanizmalar içermektedir. ‹nsan›n hayatta kalmas› için sadece beyin ve kan hücreleri aras›nda yer alan bu bariyer, ne-

172


Harun Yahya (Adnan Oktar)

den bir baflka organ›n hücreleri aras›nda de¤il de, tam olmas› gereken yerde, beyindedir? Hücreler ait olduklar› organ›n -beyinin- sabit bir ortama ihtiyaç duydu¤unu, dolay›s›yla hücreye girifl-ç›k›fllar›n daha kontrollü olmas› gerekti¤ini nereden bilmektedirler? Kuflkusuz hücreler bunu kendi kendilerine akledip, bir bariyer edinme karar› almalar›, bunu zarlar›nda infla etmeleri mümkün de¤ildir. Bunun tesadüf eseri olmas› ise kesinlikle mümkün de¤ildir. Çünkü beyin hücrelerindeki bariyerin hayati bir amac› vard›r ve bu amaca yönelik kompleks bir tasar›m söz konusudur. Dolay›s›yla bu noktada da canl›l›¤›n kökenini tesadüfi mekanizmalarla aç›klamaya çal›flan evrimciler yine çaresizdir. Çünkü vücudumuzdaki tüm kompleks sistemler var olsa, sadece beyin hücrelerindeki bu bariyer olmasa, canl›l›¤›n devam› yine mümkün olmazd›. O halde bu bariyerin en baflta -tüm sistemlerle birlikte- var olmas› gereklidir. Evrim teorisinin iddialar›n›n temelini oluflturan aflama aflama geliflim de, bu örnekte görüldü¤ü gibi yine geçersizdir. Sonuç olarak insan için önceden al›nm›fl bu tedbir, planlanm›fl bir tasar›m›n göstergesi olarak Allah'›n varl›¤›n›n say›s›z delillerinden biridir. fiimdi onlara sor: Yarat›l›fl bak›m›ndan onlar m› daha zorlu, yoksa Bizim yaratt›klar›m›z m›? Do¤rusu Biz onlar›, c›v›k-yap›flkan bir çamurdan yaratt›k. Hay›r, sen (bu muhteflem yarat›fla ve onlar›n inkar›na) flafl›rd›n kald›n; onlar ise alay edip duruyorlar. (Saffat Suresi, 11-12)

173


ücudumuzun içerisinde her an yüzlerce mesaj bir taraftan di¤er tarafa adeta koflarcas›na ilerler. Hücreler, bütün bu bilgi trafi¤i içerisinde do¤ru seçimleri yapabilmek ve kendilerini ilgilendiren bilgileri aradan alabilmek için son derece kompleks tan›y›c› sistemler ile donat›lm›fllard›r. Bilgilere ait flifreler, zincirleme bir kimyasal dönüflüm sonucu tercüme edilir. Bu mesajlar› tafl›yan "kimyasal mesajc›lar", farkl› organlar›n kendi aralar›nda ba¤lant› halinde olmalar›n› sa¤layan s›v›lard›r.55 Bu ba¤lant› sayesinde canl›lar d›fl çevrede karfl›laflt›klar› ani de¤iflimler ya da sald›r›lar karfl›s›nda bir bütün olarak davran›rlar. Di¤er bir deyiflle ortak bir hareket içerisinde olurlar. Fizyoloji alan›nda Nobel ödülü sahibi Frans›z biyolog Andre Lwoff her organizman›n sadece, mevcut olan karmafl›k bilgi sayesinde yaflayabilece¤ini belirtmifltir: Bir organizma birbiriyle ba¤lant›l› yap›lar›n ve fonksiyonlar›n oluflturdu¤u bir sistemdir. Hücrelerden oluflur ve hücreler de kusursuzca ifl birli¤i yapan moleküllerden yap›lm›flt›r. Her molekül di¤erlerinin ne yapt›¤›n› bilmelidir. Mesajlar› alabilmeli ve onlara göre hareket edebilmelidir. 56

Hücrelerin mesaj gönderme-alma, sinyalleri tan›ma, flifreleri çözme gibi ifllemleri aksatmadan yapabilmeleri, asl›nda organizmalar›n bir bütün olarak hareket edebil-

176


Harun Yahya (Adnan Oktar)

me kabiliyetini de ortaya koyar. fiuursuz, gözü, dili, akl› olmayan moleküllerin ve bunlardan meydana gelen hücrelerin birbirleriyle tam bir dayan›flma ve ifl birli¤i içerisinde çal›flmalar›, birbirinden ba¤›ms›z parçalar›n adeta bir bütünmüfl gibi hareket etmeleri ve ortak bir amaç tafl›malar›, kuflkusuz tesadüflerle aç›klanmas› imkans›z bir durumdur. Milyonlarca hücrenin aralar›nda sürekli ola-

100 trilyon hücrenin kendi aralarındaki ve her bir hücrenin kendi içindeki haberleşme sisteminin, saniyelerle ölçülecek kadar kısa bir zaman için devre dışı kalması ve hücresel mesajların yerine ulaşamaması ölümle sonuçlanabilir. Günümüzdeki haberleşme sistemleri en ileri teknolojiye sahip elektronik ve mekanik aygıtlar kullanılarak kurulmuştur. Oysa hücre içi haberleşme sistemleri, insanoğlunun sırlarını henüz çözemediği kadar ileri bir teknolojiye sahiptir.

177


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

rak de¤ifl tokufl yapt›klar› mesajlarla gerçekleflen bu büyük uyum, fluurlu bir yarat›l›fl›n göstergesidir.

Hormonlarla Sa¤lanan ‹letiflim Hücreler aras›nda kurulu haberleflme sistemi birçok aç›dan insanlar›n kulland›klar› haberleflme sistemlerine benzer. Örne¤in hücrelerin zarlar› üzerinde kendilerine ulaflan mesajlar› alg›lamalar›n› sa¤layan "antenler" bulunmaktad›r. Bu antenlerin hemen alt›nda ise hücreye ulaflan mesaj›n kodunu çözen "santraller" bulunur. Sözü edilen antenler, kal›nl›¤› milimetrenin yüzbinde biri kadar olan ve hücreyi çepeçevre saran hücre zar›nda yer al›rlar. Tirozin kinaz al›c›s› olarak isimlendirilen bu al›c›; anten, gövde ve kuyruk olmak üzere üç temel bölümden meydana gelir. Antenin hücre zar›n›n d›fl›nda kalan parças›n›n flekli, uydu yay›nlar›n› toplamakta kullan›lan çanak antene benTirozin kinaz al›c›s›n›n yap›s›

Hücre zar›

Şekilde hücre dışında kalan çanak anteni benzeri kısımlar, görev olarak da benzerlik taşırlar. Farklı hormonların Anten (tiro- taşıdığı mesajlar, farklı antenler tarazin kinaz) fından yorumlanır; tıpkı çanak antenlerin farklı yayın dalgalarını toplaması gibi. Vücudumuzdaki sistemler birbiri içine geçmiş, ortak bir amaç doğrultusunda hareket eden yapılardır. Hormonun ve bundaki bilgiyi yorumlayaGövde cak alıcının tesadüf eseri birbirine uyumlu olması, sonra bu bilgi doğrultusunda hücrenin faaliyetlerine yön vermesi elbette ki mümkün değildir. Kuyruk Bu, herşeye hakim olan, herşeyden haberdar olan Rabbimiz'in varlığının delillerinden biridir.

178


Harun Yahya (Adnan Oktar)

zer. Her çanak antenin belirli bir uydunun yay›n›n› almaya ayarl› olmas› gibi, de¤iflik hormon moleküllerinin tafl›d›¤› mesajlar da farkl› antenler taraf›ndan yorumlan›r. Di¤er hücrelerden gelen mesajlar -hormonlar- hücre zar›ndaki antenlere temas eder. Ancak her anten yaln›zca tek bir mesaj› alg›layacak flekilde tasarlanm›flt›r. Bu, çok özel bir tasar›md›r. Böylece gönderilen mesaj yanl›fll›kla bir baflka hücreyi harekete geçirmez. Hormon ve anten birbirlerine öylesine uygun yarat›lm›flt›r ki, bu benzerlik hemen hemen bütün biyoloji kaynaklar›nda anahtar-kilit uyumuna benzetilir. Yaln›zca do¤ru anahtar kilidi açabilir, yani yaln›zca do¤ru hücre gönderilen mesajla muhatap olur; di¤er hücreler için bu mesajlar hiçbir fley ifade etmez. Hormon, hücreye ulaflt›¤› andan itibaren hücre içinde bir sistem devreye girer. Hücreye gelen mesaj çok özel haberleflme sistemleri taraf›ndan hücrenin DNA's›na ulaflt›r›l›r ve hücrenin bu mesaj do¤rultusunda hareket etmesi sa¤lan›r. Hücrenin antenlerine gelen bir mesaj›n, büyük bir h›zla hücrenin çekirde¤ine iletilmesi, üstelik bu haberleflme s›ras›nda çok üstün bir teknoloji kullan›lm›fl olmas›, gözle görülmeyecek kadar küçük bir bilgisayar›n icat edilmesinden bile daha büyük bir mucizedir. Çünkü hücre protein, molekül gibi fluursuz varl›klar›n oluflturdu¤u bir organizmad›r ve vücudumuzda her birinin içinde çok ileri bir haberleflme sistemi olan 100 trilyon hücre bulunmaktad›r. (Detayl› bilgi için bkz. Harun Yahya, Hormon Mucizesi, Araflt›rma Yay›nc›l›k.)

179


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

‹ç salg› bezlerinin özel hücreleri taraf›ndan salg›lanan hormonlar, kan ile birlikte tüm vücuda yay›l›rlar. Vücut s›v›s›na salg›lanan bu hormonlar, vücudun di¤er hücreleri üzerinde kontrol sa¤layan kimyasal maddelerdir. Di¤er hücrelerin varl›¤›ndan dahi habersiz hormonlar›n, onlar› etkilemeyi kendi kendilerine görev edinmeleri ve bunun

Steroit hormonu

Hücre zar›

Hormon Hormon al›c›s›

Hormon al›c› kompleksi

Çekirdek

Hareket halindeki DNA (genler)

Ribozomlardaki mRNA protein sentezini yönlendirir.

180

Steroit hormonu alıcı bir molekülün yardımı olmadan hücre zarından geçer ve hücre içindeki bir alıcı moleküle bağlanır. Hormon alıcı kompleksi hücre çekirdeğine girer ve orada protein üretmek için DNA üzerine etki eder. Bu proteinler de büyüme ve gelişim ile ilgili fizyolojik süreçleri kontrol eder. Vücudumuzdaki tüm sistemler birbirine bağımlı olarak yaratılmıştır. Örneğin protein üretimi olmadan vücudun faaliyetlerini sürdürmesi mümkün değildir. Ancak protein üretimi olması için hücrenin tüm birimlerinin çalışması, faaliyetlerine yön veren bilgi paketçiklerinin -hormonlarınolması, bu hormonların ilgili hücreye gitmesini söyleyen hipofiz bezinin ve daha pek çok koşulun sağlanması gerekmektedir. Bütün bu muazzam dengelerin zaman içinde, tesadüflerle oluştuğunu iddia etmek ise bilimsel gerçeklerle ve akılla çelişmektedir.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

için ortak karar almalar› imkans›zd›r. Yerine getirilmesi üstün bir ak›l, bilgi ve fluur gerektiren bu görevleri, küçücük moleküllerin belirlemesi mümkün de¤ildir. Hormon denen s›v›lar›n, vücudun böyle bir ihtiyac› olaca¤›n› bilmeleri ve bu tespit do¤rultusunda ilgili hücrelere etki edecek bir sistem kurmalar› da imkans›zd›r. Onlar sadece, kurulmufl olan mükemmel sistem içinde kendileri için belirlenmifl görevi eksiksiz ve kusursuz bir flekilde yerine getirirler. Kendilerine bu görevi veren ve onlar› bu sistemin bir parças› olarak yaratan Allah'a boyun e¤mifllerdir. Biraz önce belirtti¤imiz gibi insan vücudundaki hücrelerle hormonlar aras›nda büyük bir uyum söz konusudur. Hücreler hormonlar›n kendilerine tafl›d›klar› mesajlar›n ne anlama geldi¤ini hemen anlarlar. Örne¤in büyüme hormonu geldi¤inde, bütün hücreler hemen onu tan›r ve gerekeni yaparlar. Büyüme kaç yafl›nda bafllayacak, kaç yafl›nda duracak, nas›l bir h›zla olacak, hangi bölümler ne oranda büyüyecek gibi detaylar son derece sistematik olarak ifllerler. Bu bak›mdan büyüme hormonlar›n› üreten hücrelerin ne zaman ne miktarda hormon üretmeleri gerekti¤ini bilmeleri, gerekti¤inde üretime bafllay›p gerekti¤inde durmalar›, bu flekilde di¤er hücreleri yönlendirmeleri aç›kça ak›l ürünüdür. Evrenin her noktas›nda oldu¤u gibi insan bedeninde de üstün ak›l sahibi olan Yüce Allah'›n sanat› ve ilmi gözler önüne serilmektedir. Bu konuyla ilgili en çarp›c› noktalardan biri de, hormonlar›n kan yoluyla bütün hücrelere ulaflt›klar› halde, sadece hedef hücreler üzerinde etki uyand›rmalar›d›r. Hormon, hücreler aras›nda ilerlerken, ulaflmay› amaçlad›¤› hücre, kendi üzerinde bulunan özel al›c›lar› sayesinde bu hormonu ta-

181


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

n›r. Hormonlar ve sinirler arac›l›¤›yla iletilenlerin yan› s›ra belli bir miktardaki kimyasal mesajc› da, hücre d›fl›ndaki s›v› içerisinde faaliyet göstererek, komflu hücreleri etkiler. Bir mesaj›n deflifre edilmesini sa¤lamak için kimyasal mesajc›lar al›c›lara ba¤lan›rlar. Bunlar aras›nda en yayg›n olanlar hücre zar› al›c›lar›d›r. Hormon al›c›lar›n›n hemen hemen hepsi büyük proteinlerdir ve uyar›lacak olan her hücrenin genellikle 2.000 ile 100.000 al›c›s› vard›r.57 Ancak hücredeki al›c› say›lar› sabit de¤ildir. Hedef hücredeki al›c› say›s› günden güne hatta dakikadan dakikaya bile de¤iflebilir. Çünkü bir hormonun hedef hücrenin al›c›s›na ba¤lanmas› s›ras›nda, genellikle ya al›c› molekülün bir parças› aktifli¤ini kaybeder veya moleküllerin yap›m›n›n azalmas›na sebep olur. Bu durum da aktif al›c› say›s›n›n azalmas›na yol açarak, hedef dokunun hormona karfl› duyarl›l›¤›n› azalt›r. Bu yüzden di¤er zamanlarda al›c›lar ya tekrar aktif hale getirilirler ya da hücrenin protein

Birçok peptit hormon için al›c›lar, büyüme-faktörleri ve hormonlardan elde edilen amino asitler Steroit hormonlar› ve al›c›lar›

Çekirdek

Hücre zar› Hormon

Hücre içi s›v›s›

Özel steroit hormon al›c›s›

Tiroit hormon al›c›s›

182

Bir canlının yaşamını devam ettirebilmesi için tüm sistem ve organların aynı anda var olmaları gerekmektedir. Sadece hormonlar var olsa, ancak onları algılayacak alıcılar olmasa sistem işlemez. Alıcılar olsa hormonlar olmasa, bu sistem yine çalışmaz. Hormonlar ve hormonu tanıyan alıcılar olsa fakat hücre hormonun taşıdığı bilgiyi nasıl kullanacağını bilmese vücudumuzdaki sistem yine işlemeyecektir. Birbiri içine geçmiş bu hassas dengeler tek bir gerçeği göstermektedir: İnsan tek bir seferde, kusursuz bir şekilde yaratılmıştır.


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

oluflturan mekanizmalar› taraf›ndan yeni al›c›lar üretilir. Görüldü¤ü gibi her aflamada gerçekleflenler, hep belli bir amaca yöneliktir. Amaç tafl›yan olaylar›n tesadüf eseri olufltu¤unu öne sürmek ise kendi içinde bir çeliflkidir. Bu durum evrimcileri açmazda b›rakan konulardan sadece biridir. Ayr›ca hücreler ço¤unlukla, ayn› mesajc› için farkl› al›c›lar tafl›rlar. Bu al›c›lar da genellikle bir tek hormon için özeldir. Bu düzen sayesinde, al›c›lardan hangisinin uyar›lmas› gerekli ise, o al›c› uyar›l›r ve etkilenmesi gereken doku etkilenir.58 Sadece belirli flekildeki anahtar›n açt›¤› bir kilit gibi, her bir al›c› da yaln›z do¤ru flekildeki molekül (ligand) ona ba¤land›¤›nda ifllev yapar. Farkl› hormonlar taraf›ndan uyar›lan bu al›c›lar, birleflmeleri gereken mesajc›lar› hiç hata yapmadan seçerler ve anahtar-kilit uyumunu gerçeklefltiriler. Ancak burada do¤ru anahtar ve kilitin eflleflmesi için deneme yan›lma söz konusu de¤ildir. Bu seçimlerdeki tek bir hatan›n ölümcül etkilere sebep olabildi¤i düflünülürse, vücudumuzdaki kurulu düzenin mükemmelli¤i daha iyi anlafl›lacakt›r. Bir Kuran ayetinde Rabbimiz'in bu düzeni flöyle bildirilmektedir: ... herfleyi yaratm›fl, ona bir düzen vermifl, belli bir ölçüyle takdir etmifltir. (Furkan Suresi, 2)

Hormonlar›n al›c›lar üzerindeki etkisi Bir hormon hücre zar›ndaki hedef al›c›lar›n› aktif hale getirerek etki gösterir. Hormonlar zardaki al›c›lara ba¤land›klar›nda, al›c›n›n protein yap›s›nda bir de¤iflikli¤e neden olurlar. Baz› hormonlar›n, hücre zar›ndaki iyon kanallar›n› benzer flekilde açma veya kapama etkileri vard›r. Örne¤in

184


zellikle beyindeki sinir hücreleri ve göz hücreleri sürat ve kapasite açısından insanoğlunun bildiği en hızlı bilgi transferi kapasitesine sahiptir. Söz konusu hücrelerde, hızlı ve kusursuz bilgi transferini mümkün kılan sistem, günümüzün en son teknolojilerinden biri olarak pek çok alanda kullanılan modüler sistemdir. Sinir hücrelerinin haberleşme hızı, bazı proteinlerin "çok sayıda bağlantı modülüne" sahip olmasıyla mümkün olmaktadır. Bağlantı modülleri proteine birçok haberleşme unsurunu aynı anda koordine etme imkanı sağlar. Bu sistem sayesinde, proteinler haberci protein gruplarını sürekli olarak birarada tutabilmekte ve son derece hızlı bir iletişim kurabilmektedirler. Örneğin elinizdeki bu kitabı okumanız, önemli ölçüde, göz hücrelerinizdeki hızlı haberleşme sisteminden kaynaklanmaktadır. Böylesi bir sürat olmasaydı, belki de bu satırlara baktığınız anda birkaç sayfa önce okuduklarınızı algılıyor olacaktınız. Hücrelerdeki modüler sistemlere en yakın örnek olarak halen yapımı devam eden Uluslararası Uzay İstasyonu'nu verebiliriz. Bu istasyon, insanlık tarihinin en büyük mühendislik başarılarından birisi olarak kabul edilmektedir ve modüler sisteme göre yapılmaktadır. Hiç kimse bu uzay istasyonunun atomların, moleküllerin, rüzgarların, yıldırımların, Güneş enerjisinin biraraya gelmesiyle tesadüfen ortaya çıktığını iddia edemez. Çünkü bu uzay aracı, dünyanın değişik ülkelerinden birçok bilim adamının uzun yıllara dayanan bilgi birikimlerinin ve çok detaylı mühendislik hesaplarının sonucunda blinçli olarak inşa edilmektedir. Aynı durum hücreler için de geçerlidir. Hiçbir tesadüfi etki akıl ve bilinç gerektiren böylesine üstün bir teknolojiyi var edemez. Bu durumda şu soruları sormamız gerekir: Hücrenin içinde görev yapan ve bilim adamlarının tam olarak sırlarını çözemedikleri haberleşme sistemini kim kurmuştur? 100 trilyon hücrenin farklı ihtiyaçlarına anında cevap verecek haberleşme ağı nasıl inşa edilmiştir? Ve haberleşmedeki olağanüstü hızı sağlayan tasarım harikası modüler sistemi kim tasarlamıştır? Haberci proteinleri de, bunlardan oluşan harika iletişim sistemlerini de, "herşeyi yaratan" (Enam Suresi, 101) ve "her işi evirip düzene koyan" (Secde Suresi, 5) Allah yaratmış ve kusursuz bir tasarımla düzenlemiştir.

185


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

sodyum, potasyum kanallar›n› etkilediklerinde, bu kanallar›n aç›l›p kapanmalar› sa¤larlar. Böylece bu iyonlar kas hücrelerinin hücre zar› potansiyellerini de¤ifltirirler ve baz›lar›nda uyar›lmaya, baz›lar›nda ise durdurma etkisine yol açalar.

Sinyal iletimindeki h›z Hormonlardaki kompleks sistemin yan› s›ra bu sistemin iflleyifl h›z› da hayranl›k vericidir. Haberci molekü-

BİLİM ADAMLARINI HAYRANLIK İÇİNDE BIRAKAN HÜCRELER ARASI İLETİŞİM Mesajcı ile alıcının uyum içinde olması, mesajın yolunu kaybetmeden alıcıyı bulması, mesajın alıcı için bir anlam ifade etmesi ve hücrenin gelen mesajı hemen uygulamaya geçirmesi kuşkusuz çok büyük bir mucizedir. Hücre d›fl› s›v›s›

a) Hormon G proteini

Hücre zar›

Al›c›

Hücre içi s›v›s›

Hücre d›fl› s›v›

GDP

Adenilat siklaz

b) Hormon G proteini

Hücre zar›

Hücre içi s›v›s›

Al›c›

GTP

Adenilat siklaz

186

G proteininin rolü: (a) Bir hormon hücre zarı üzerindeki bir alıcıya bağlanır. Hormon-alıcı kompleksi bir G proteinine bağlanır. (b) G proteini üzerindeki GDP'nin yerini GTP alır. G proteini şekil olarak değişikliğe uğrar ve proteinin adenilat siklazla bağlanmasını mümkün kılar. Adenilat siklaz aktif hale getirilir ve ATP'nin AMP'ye dönüşümünü sağlar. Bunun ardından bir dizi zincirleme reaksiyon meydana gelir ve bu reaksiyonlar hücre içinde birtakım değişimlere yol açar. Mesajın iletilmesiyle birlikte G proteini kapatılır ve tepkisi sona erer.


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lün hücreye ulaflmas›, hücre zar›ndaki antene ba¤lanmas›, hormon ile anten aras›nda oluflan ba¤›n kimyasal reaksiyon bafllatmas›, tafl›nan mesaj›n antene aktar›lmas›, al›nan mesaj›n hücre çekirde¤ine iletilmesi son derece h›zl› gerçekleflir. Birçok hormon gerekli h›z› elde etmek için hücre içinde "ikinci haberciler" oluflturur. Örne¤in G protein sisteminde hormon gibi bir "birinci haberci", hücre yüzeyine ulaflt›¤›nda bir al›c›ya ba¤lan›r ve sonra hücre zar› içinde bulunan bir G proteinine sinyal gönderir. Türüne göre aktif hale gelen G proteini, bir dizi enzimin ya etkisini art›r›r ya da önler. Adenilat siklaz bunun bir örne¤idir. Bu enzimi uyarmak, ikinci bir haberci olan periyodikAMP'nin üretilmesine neden olur. Sonra bir dizi zincirleme tepki meydana gelir ve hücre içindeki belirli proteinlerin flekilleri de¤iflir. Bu durum di¤er hücresel tepkilere yol açar. ‹lk habercinin seviyesi düfltü¤ünde ise, G proteini "kapat›l›r" ve tepkisi sona erer. Hücrenin bu derece kompleks bir sinyal sistemi kullanmas›n›n nedeni mesaj iletiminin verimlili¤inin ve h›z›n›n art›r›lmas›d›r. Tek bir mesajc› molekülün gelmesi bir dizi tepkimeyi tetikler ve orijinal mesaj kuvvetlenerek devam eder. Ayr›ca bir sinyalin G proteinine ulaflmas› ile hücre tepkisinin oluflmas› aras›nda geçen zaman sadece saniyenin küçük bir parças› kadard›r. Örne¤in, ›fl›¤a duyarl› göz hücreleri ›fl›¤a ait tek bir fotona G proteini içeren sistem yoluyla saniyenin yüzde biri kadar zamanda tepki verir. Buna karfl›n, di¤er hücrelerin çevreden gelen sinyallere tepki vermesi 30 saniye kadar zaman alabilir.

187


K

emiklerin biçimlenmesi için bir dizi kompleks işlemin kusursuz bir koordinasyon içinde gerçekleşmesi gerekir. Osteoblast , osteosit ve osteoklast olarak

bilinen kemik hücrelerinin, hassas kemik yapısını oluşturmaları ve dengeli olarak biçimlenmeleri için birbirleriyle iletişim kurmaları gerekir. Bu da kemik hücreleri arasındaki yoğun bir koordinasyonu gerektirir. Hücreler arası iletişim, hücreler arasındaki "bağlantı boşluğu" (gap junction) denilen kanallar yoluyla gerçekleşir. Boru şeklindeki bu kanallar, hücreler arasında bir boru sistemi oluştururlar. Komşu hücreler arasında etkileşime girerek, hücre zarlarını köprü gibi birleştirirler ve bu hücrelerin sitoplazmasıyla doğrudan bağlantıya geçerler. Böylece maddelerin hücreden hücreye direkt olarak geçmesini sağlarlar. Ayrıca bu kanallar, maddelerin moleküler boyutlarını esas alarak bir seçim yaparlar; küçük moleküllerin hareketine izin verirken, proteinlerin ve nükleik asitlerin hareketini önlerler. Bu kanallar kemik hücrelerine ait sinyallerin hızla iletilmeleri için mükemmel bir yoldur. Görüldüğü gibi her hücre çeşidi için iletişim ayrı bir öneme sahiptir. Orantılı, simetrik bir kemik yapısının olması, kemiklerin dizilişinin hareket kabiliyetini en verimli kılacak şekilde olması kompleks bir iletişimin sonucunda ortaya çıkar. Unutulmamalıdır ki, iletişimde bulunmak için bir dile, bu dili anlayan ve bu doğrultuda hareket eden bir bilince ihtiyaç vardır. Böyle bir sistemin kendiliğinden hücreler arasında oluşması ve büyük bir

188


uyum içinde işlemesi mümkün değildir. Hücrelerin sahip olduğu bu kompleks sistemleri Allah yaratmış ve her bir hücreye kendi görevini ilham etmiştir.

1. http://herkules.oulu.fi/isbn9514259351/html/i245454.html; Dr. Joanna Ilvesaro, Finlandiya, Oulu Üniversitesi.

Ba¤lant› bofllu¤u (gap-junction) kanal›

Ba¤lant›

NH3+

Hücre içi s›v›s› Hücreler aras› boflluk

Ba¤lant› alt birimi

COO-

Şekillerde hücrelerin bir doku meydana getirmek üzere nasıl birbirlerine bağlandıkları görülmektedir. Burada şöyle bir soru akla gelmektedir. Hücreler bir dokunun, bir organın inşa edilmesi için hangi plan doğrultusunda biraraya geleceklerini nereden bilmektedirler. Örneğin kemik hücreleri yerine göre uyluk kemiğini, yerine göre göğüs kafesini, yerine göre küçük parmak kemiklerini oluşturmaktadırlar. Bu hücreler vücudun hangi bölgesinde olduklarını nereden bilmekte, göz için göz çukuru açmayı, beyni korumak için kafatası olarak biraraya gelmeyi nereden akletmektedirler? Akıl ve şuurdan yoksun hücrelerin vücudumuza böylesine hakimiyetlerinin olması, üstün bir akıl gerektiren planlar yapabilmeleri mümkün değildir. Hiç kuşkusuz vücudumuzdaki her detay Allah'ın eşsiz yaratışını bizlere sergilemektedir.

189


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Mesajc› ile al›c›n›n uyum içinde olmas›, birbirleri ile bir iletiflim sa¤lamalar› ve bunun sayesinde flu an sa¤l›kl› olabilmemiz kuflkusuz çok büyük bir mucizedir. Senelerce e¤itim görmüfl çok say›da kimyager ve biyolog, ak›l ve fluur sahibi varl›klar olarak hücre içi faaliyetlere güç yetiremezken, ç›plak gözle görmenin mümkün olmad›¤› bir boyutta, fluursuz, e¤itimsiz hücrelerin bunu baflarmas›, tesadüf iddialar›n› çürüten önemli gerçeklerdir. Nitekim hormonlardaki kompleks sistemin varl›¤› karfl›s›nda evrimciler de çaresizliklerini kabul etmek durumunda kalm›fllard›r. Evrimci yazar Von Ditfurth hücre düzeyinde gördü¤ü mükemmelli¤i, hücreler aras› iletiflim a¤› aç›s›ndan flöyle ifade etmektedir: Bugün bilinen ayr›nt›lar›n çoklu¤u, herhangi bir t›p ö¤rencisinin bafledemeyece¤i bir alan oluflturdu¤u halde, söz konusu iliflki a¤›n›n gözenekleri modern fizyoloji araflt›rmas›na kendilerini flöyle k›y›s›ndan buca¤›ndan olsun do¤ru dürüst açm›fl bile de¤illerdir. Bütün bilgilerimize ra¤men yolun henüz bafl›nda oldu¤umuzu söylerken, burada sözünü etti¤imiz bu "iç ortam›" düzenleyen a¤ flebekesinin mekanizmalar›n›n s›v› özellikli oldu¤unu da unutmamam›z gerekmektedir...59

Burada son derece yüzeysel olarak de¤indi¤imiz hücreler aras› iletiflim asl›nda üzerine ciltlerce kitap yaz›lan, bilim adamlar›n› onlarca y›ld›r meflgul eden bir kompleksli¤e sahiptir. Dolay›s›yla bilim adamlar›n›n, hücrelerin ve moleküllerin kendi aralar›ndaki iletiflim flekilleri ve özel lisan›n kurallar› hakk›nda elde ettikleri bilgiler çok fazla olmas›na karfl›n yine de son derece yüzeyseldir. Elbette ki bu durumun bize düflündürmesi gereken pek

190


Harun Yahya (Adnan Oktar)

çok konu vard›r: Öncelikle burada sözü edilen hücreler nas›l kendi kendilerine karar al›p bu kararlar› uygulamaktad›rlar? Üstelik de hiç görmedikleri, bilmedikleri hücrelerin korunmas›n› üstlenecek kadar sorumluluk sahibi, en ufak bir detay› atlamayacak kadar dikkatli, tehlikeyi tan›yabilecek kadar öngörülü olarak... Ölçme ve zamanlama konusunda böylesine bir hassasiyeti nereden kazanm›fllard›r? Tüm bunlar›n yan› s›ra çevrelerindeki hücreleri, bilmeleri gerekenlerden haberdar etmeleri, onlar› uyarmalar›, harekete geçirmeleri, yard›m istemeleri ve buna karfl›l›k di¤er hücrelerin de anlat›lmak isteneni tam olarak anlay›p uygulamalar› nas›l mümkün olmaktad›r? Hücrelerin, tüm bu özellikleri kendi kendilerine, kör tesadüflerin etkisiyle kazand›¤›n› iddia etmenin akla ve mant›¤a ayk›r›l›¤› aç›kt›r. Ayr›ca hücreye gelen mesajlar› getirenler de, mesajlar› alan ve de¤erlendirenler de proteinlerdir. Hücrenin içine girifl ç›k›fllar› kontrol eden kap›lar ve pompa sistemleri de proteinlerdir. Kimyasal reaksiyonlar› h›zland›ranlar yine proteinlerdir. Vücutta herhangi bir protein ihtiyac› oldu¤unda yine protein olan baz› haberciler, nereye baflvurmalar› gerekti¤ini bilerek, tüm vücutta ilgili yeri bulabilmekte, ihtiyaç mesaj›n› do¤ru yere do¤ru flekilde iletebilmektedirler. Bu iletiflimi sa¤layan protein kendisine göre karanl›k bir dehliz olan vücudun içinde kaybolmadan, tafl›d›¤› mesaj› kaybetmeden ya da herhangi bir parças›na zarar vermeden oraya ulaflt›rmaktad›r. Yani her bir parçada çok büyük bir görev bilinci bulunmaktad›r.

191 191


Bir proteini (milimetrenin milyonda biri) insan boyutunda düşünürsek, proteinin içinde bulunuğu hücre bir şehir kadar olurdu. Vücudumuzda 100 trilyon hücre olduğunu göz önünde bulundurursak, bu durumda proteinin hakim olduğu alan da 100 trilyon şehri kaplardı. Şöyle bir düşünelim: Size bir proteinin yaptıklarının sorumluluğu verilmiş olsa, böylesine geniş bir alan üzerinde hakimiyetiniz nasıl olurdu? Her bir şehre giriş-çıkışları kontrol etmeniz, şehirler içindeki faaliyetleri hızlandırmanız, haberleşmeyi kusursuzca sağlamanız, şehirlerdeki ihtiyaçları tespit edip bunların hemen karşılanmasını sağlamanız, en ufak bir saldırıda o yeri tespit edip hiç vakit kaybetmeden oraya gitmeniz ve müdahelede bulunmanız gerekecekti. Sayfalarca anlatabileceğimiz bu görevleri yapanların şuursuz atom yığınları olduğunu düşünürseniz, buradaki olağanüstülük daha da iyi görülecektir. Akıl ve şuur sahibi bir insan olarak bile, bu görevlerin üstesinden gelmeniz imkansızdır. Ancak proteinler Allah'ın kurduğu düzen sayesinde bu zor ve hayati görevleri her an yerine getirirler.

Milimetrenin milyonda biri büyüklü¤ündeki protein

192


193


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hücre çekirde¤ine gelen mesaj, bir dizi kompleks ifllemden sonra proteine dönüflür. Protein talebinin, vücuttaki 100 trilyon hücreden do¤ru hücrelere ulaflmas›, mesaj› alan hücrenin kendisinden ne istendi¤ini anlayarak hemen ifle koyulmas› ve kusursuz bir sonuç elde etmesi insanda hayranl›k uyand›ran olaylard›r. Çünkü burada söz edilen bilinç, ak›l, bilgi ve irade sahibi insanlar›n oluflturdu¤u bir topluluk de¤il, fosfor, karbon, ya¤ gibi maddelerden oluflmufl fluursuz ve gözle dahi görülemeyecek kadar küçük varl›klard›r. Bu moleküllerin haber verme, anlama ve tespit etme gibi yeteneklere kendiliklerinden sahip olmalar›na imkan yoktur. Bütün moleküller gibi, Allah'›n onlara verdi¤i özel flekil ve ilham ile hareket ederek böyle fluurlu davran›fllar gösterirler. Nitekim tesadüf iddias›yla ortaya ç›kanlar proteinlerin molekül yap›s›n›, DNA sarmallar›n›, kromozomlar› ak›l ve vicdanla samimi olarak de¤erlendirecek olurlarsa, tesadüf denen bafl›bozuk olaylar›n böyle mükemmel bir yap›y› oluflturamayacaklar›n› kendileri de göreceklerdir. Ve umulur ki milyonlarca insan› adeta hipnoza sokarak aldatan bu safsatadan kurtulup, Allah'›n yarat›fl›ndaki harikalar› takdir etmeye bafllayacaklard›r: Rabbin, diledi¤ini yarat›r ve seçer; seçim onlara ait de¤ildir. Allah, onlar›n ortak kofltuklar›ndan münezzehtir, yücedir. Rabbin onlar›n gö¤üslerinin saklad›klar›n› ve a盤a vurduklar›n› bilir. O, Allah't›r, Kendisi'nden baflka ilah yoktur. ‹lkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. (Kasas Suresi, 68-70)

194


Bir otomobilin, fabrikada üretildikten sonra tüketiciye ulaşmadan önce, taşıma, perakende satış ve ruhsatlandırma gibi aşamalardan geçmesi gerekir. Hücrelerin de benzer bir şekilde ürettikleri proteinleri ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırmaları kompleks bir işlemdir. Bir memelinin vücudunda ortalama olarak ayda bir yenilenmesi gereken bir milyar protein molekülü bulunur. Rockefeller Üniversitesi'nden araştırmacı Günter Blobel ve arkadaşları, bu protein dağılım sisteminin önemli bir kısmını analiz ettiler ve her proteinin ucunda, proteini belirli yerlere yönlendiren bir tür moleküler posta kodu bulunduğunu Günter Blobel ortaya çıkardılar. Zarların yüzeyinde bulunan özel alıcılar, bu sinyalleri okurlar ve ancak doğru proteinlerin hücre zarından geçişine ya da yerleşmesine izin verirler. Yeni üretilen proteinlerden bir kısmı hücre dışında kullanılmak üzere, hücre zarının denetiminde hücrenin dışına çıkarılırlar. Bu arada, yine hücre zarının denetiminde dışarıdan hücreye giriş yapan proteinler de, yoğun protein trafiğinin önemli bir parçasını oluştururlar. Kısacası, hücrenin gözle görülmeyen boyutlarının içinde olağanüstü bir hareketlilik vardır. Böylesine küçük bir mekanda, her biri önemli görevlere sahip çok sayıda parçanın büyük bir düzen ve uyum içinde, ulaşmaları gereken yere gidebilmeleri hayranlık uyandıran bir durumdur. "Ribozom" denilen fabrikada üretilen her proteinin veya diğer hücrelerden gelen her proteinin kullanılacağı yer bellidir. Peki üretilen proteinler nereye gitmeleri gerektiğini nasıl bilirler? Hücrenin dışındaki hedef hücrelere, yollarını kaybetmeden nasıl ulaşırlar? Sıkı denetimlerin söz konusu olduğu hücre zarının içinden nasıl geçerler? Hücrenin hayranlık uyandıran yoğunluktaki trafiği hiçbir hataya sebep vermeden nasıl işler? Kuşkusuz hücrenin içine alınacak ya da belli bir hedef üzere hücre dışına çıkacak proteinler de, bunlara geçiş izni veren hücre zarı da, mükemmel tasarımlarıyla Allah'ın varlığının delillerinden sadece bir tanesidir.

195


ikro düflmanlar›m›z, vücudun kendisine ait olmay›p, bir yolla vücuda giren, dolay›s›yla vücuttaki savunma ordusunu harekete geçiren mikro canl›lard›r. Kuflkusuz vücuda giren her yabanc› madde, hemen düflman muamelesi görmez. Yemek yerken, ilaç al›rken, su içerken de vücudumuza yabanc› özelli¤i olan maddeler girer. Ancak vücudumuz bunlarla bir savafla girmez. Yabanc› bir maddenin, savunma hücreleri taraf›ndan düflman olarak alg›lanmas› için baz› flartlar›n oluflmas› gerekmektedir: Molekül büyüklü¤ü, vücuttan at›lma h›z›, vücuda girifl flekli gibi...60 T hücreleri virüslere ve di¤er mikroplara karfl› ba¤›fl›kl›k sisteminde esas rolü oynamaktad›r. T hücreleri, düflman uyar›s›n› ald›ktan sonra kemik ili¤i içerisinde harekete bafllarlar. Olgunlaflmam›fl olanlar› timusa göç eder ve daha uzman bir hale gelirler. T hücreleri faydal› olabilmek için, al›c›lar› vas›tas› ile mikroplarla ilgili antijenlere eklenmek zorundad›r. Ba¤›fl›kl›k sisteminde T hücresi gibi hücreler bir hücrenin vücuda ait olup olmad›¤›n› söylemek için tan›y›c› proteinler kullan›rlar. Tan›y›c› proteinler ise moleküler bayraklar ve iflaret direkleri gibi görev yaparlar. Bunlar hücrelerin birbirlerini tan›malar›n› ve ba¤lant›ya geçme-

198


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lerini sa¤larlar. Bu proteinlerin ço¤unlukla flekerden oluflmufl olan çubuk benzeri uzant›lar› (fieker içeren protein molekülleri glikoproteinler olarak bilinir.) hücre zar›ndan d›fl alana uzan›r. Tan›y›c› proteinler ayn› türlere ait sperm hücresinin yumurta hücrelerini tan›mas›na imkan sa¤lar; virüslerin ve bakterilerin geçebilecekleri do¤ru hücreleri belirlemelerini sa¤lar ve bir hücrenin di¤erine tutunmas› için alanlar oluflturur. Toksinler hücreleri öldürmek için tan›y›c› proteinlere ba¤lan›rlar. Nakil yap›lan organlarda yanl›fl tan›y›c› proteinler oldu¤u için vücut, ba¤›fl›kl›k sistemi bask›lanmad›kça bu dokular› reddeder.

Antijen-tanıtıcı hücrelerin görevleri, antijeni (düşmanı) T hücAntijenin relerine sunmaktır. peptit kısmı Bu çok önemli bir sorumluluktur. Çünkü antijen-tanıtıcı hücreler T hücrelerinin vüPeptit-tanıtıcı bölge cudu savunacağını bilmekte ve yakaladığı düşmanı, istihbarat sağlayabilmeleri için T hücrelerine vermektedir. Hücrenin tesadüf eseri böylesine bir görevi üstlenmesi ve vücudu savunmak üzere bir sisteme hizmet etmesi imkansızdır. Bu görevleri hücrelere ilham eden Yüce Allah'tır. Antijen-tanıtıcı hücre (makrofaj)

199


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Tan›y›c› proteinlerin bulunmamas› kanserin oluflmas›nda önemli rol oynar. Normal olarak tan›y›c› proteinler sayesinde hücreler aras›nda meydana gelen ba¤lant›lar, hücrenin büyümesini düzenler. Kanser hücreleri ise tümör ya da metastaz (kanser hücrelerinin vücuda yay›lmas›) oluflturmak için bu denetimleri yan›lt›r. Kanser hücreleri ayn› zamanda di¤er tür hücrelerde görünen tan›y›c› proteinleri de üretebilir ve bu sahte proteinleri metastaza yard›mc› olacak flekilde kullan›r. Ayn› zamanda kanser hücrelerinin kendilerine has çok az tan›y›c› proteini vard›r, böylelikle ba¤›fl›kl›k sistemi bunlar› yok edilmesi gereken hücreler olarak tan›mlayamaz. Kanser araflt›rmalar›n›n temel hedefi, kanser hücrelerine has tan›y›c› proteinleri belirlemek ve bunlar›n say›s›n› art›rmakt›r. Bu sayede ba¤›fl›kl›k sistemi tümörün yabanc› oldu¤unu tespit edebilir ve onu yok edebilir. Kanser hücrelerinin tan›y›c› proteinlerinin yap›s›n› bilmek, ayn› zamanda bu proteinler ve belirli kanser hücreleri için özel ilaçlar›n üretilmesini de mümkün k›labilir.

Ba¤›fl›kl›k Sistemindeki Hücreler Aras› Bilgi Al›flverifli Hücreler aras› bilgi al›flveriflinin en çarp›c› örneklerinden birini de vücudun ba¤›fl›kl›k sisteminde görmek mümkündür. Örne¤in yara gibi bir doku bozuklu¤u söz konusu oldu¤unda, ba¤›fl›kl›k sistemine ait reaksiyonlar bafllar. Makrofaj adl› savunma hücreleri, bu yaradan nüfuz eden mikroplara karfl› sald›r›da bulunabilmek için

200


Endositoz Makrofaj antijeni sunuyor Üzerinde keseleri antijenleri tafl›yan bakteri MHC proteini

B hücresi antijeni sunuyor Endositoz keseleri

Antijen

MHC antijen kompleksi Antijen peptitleri Al›c›

Yard›mc› T hücresi

Yard›mc› T hücresi

Lenfokinler

Lenfokinler

ekilde bir bakterinin savunma sistemi hücreleri tarafından nasıl etkisiz hale getirildiği görülmektedir. Hücreler arası iletişim, üzerinde ciltlerce kitap yazılan, bilim adamlarını onlarca senedir

meşgul eden bir kompleksliğe sahiptir. Hücreler ve moleküller arasındaki iletişim için özel bir lisanın olması, bunun bir molekül ya da hücre için anlam ifade etmesi ve bu doğrultuda vücutta hayati önlemler alınması, gerekliyse düşmanla mücadele başlatılması, Darwinistlerin tesadüfi evrim mekanizmaları ile açıklanamaz. Darwinist bilim adamları Allah'ın ilhamı ile hücrede tecelli eden akıl ve bilinç karşısında çaresizdirler.

201


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

mümkün olan en k›sa zamanda yer tespiti yaparlar. Vücudun, her gün karfl› karfl›ya kald›¤› say›s›z tehlikeye karfl› koymas› bu sayede mümkün olur. Bir hücrenin yer tespiti yapmas›, sonra tehlike oluflturan durumu analiz etmesi, sonra da burada önlem almak üzere gerekli yerlere mesajlar göndermesi son derece fluurlu bir davran›flt›r. Ancak ak›l sahibi hiç kimse bunlar› hücrenin kendisinin akletti¤ini iddia etmeyecektir. Bu hayati sistemin tesadüfen vücudumuzda var oldu¤unu söylemek ise ak›l ve mant›¤a ayk›r›d›r. Buradaki bir di¤er önemli husus da makrofajlar›n ço¤unun böyle bir sald›r› ile ilk kez karfl›laflm›fl olmalar›d›r. Herhangi bir e¤itime tabi olmam›fl hücrelerin hiç bilgi sahibi olmad›klar› ortamlar karfl›s›nda durum tespiti yapmalar› ve neyin tehlike olup neyin olmad›¤›n› ay›rt etmeleri flüphesiz tesadüf eseri oluflamaz. Bu mükemmel sistem Rahman ve Rahim olan Rabbimiz'in büyük bir nimeti, ayn› zamanda sonsuz ilminin bir örne¤idir. (Detayl› bilgi için bkz. Harun Yahya, Savunma Sistemindeki Mucize, Vural Yay›nc›l›k)

Plasentan›n besin maddelerini seçimi Bir sperm taraf›ndan döllenen yumurta hücresi ya da "zigot" ikiye, dörde ve sonra sekize bölünerek h›zla büyümeye bafllar. Bunun için yüklü miktarda besine ihtiyaç duyar. Besin maddelerini anneden alabilmek için, embriyo hücrelerinden bir k›sm› plasentay› olufltururlar. Plasenta anneyle bebek aras›ndaki besin, oksijen ve di¤er maddelerin al›flveriflini sa¤layan yap›d›r. Plasenta yeni hücre gruplar›n›n yani dokular›n oluflmas› için gerekli

202


Harun Yahya (Adnan Oktar)

olan besinleri ve oksijeni özenle seçer ve bunlar› bebe¤e tafl›rken, at›k maddeleri ay›rarak onlar› da annenin vücuduna gönderir. Plasenta hücrelerinin bebe¤in ne zaman, neye ihtiyac› oldu¤unu anlamas›, bu ihtiyaca göre gereken önlemleri almas›, gerekli maddeleri seçip gereksiz maddeleri bebekten uzaklaflt›rmas› ve bunu hiç durmaks›z›n gecegündüz yapmas› ola¤anüstü bir olayd›r. Böyle büyük bir sorumlulu¤u en genifl t›p bilgisine sahip bir doktorun dahi yerine getirmesi mümkün de¤ildir. Ancak evrenin her noktas›nda oldu¤u gibi, Allah plasenta hücrelerini de üs-

Aort Sa¤ kulakç›k

Cenine giden Ceninden kan gelen kan

Alt ana toplar damar Göbe¤e ba¤l› damar

Anneden gelen kan

Sol kulakç›k Kapakç›klar aras›ndaki delik Sol kar›nc›k Karaci¤er

‹liyum atardamar› Anneye giden kan

Göbe¤e ba¤l› atardamarlar

Plasentaya ait villüsler Villüs

"Plasenta" son derece özel bir tasarıma sahiptir. Cenin annenin dokularıyla bağlantı içindedir ve anneden gelen kanın içindeki maddelerle beslenmektedir. Ancak besinlerle birlikte anne kanındaki savunma hücrelerinin embriyoya ulaşmaması da çok önemlidir. Nitekim plasentanın yapısında tam ihtiyaca yönelik tıpa görevi gören hücreler bulunmaktadır. Bu hücrelerin arasında bulunan ince boşluklar embriyonun ihtiyacı olan besin maddelerinin geçmesine izin verir. Ama savunma hücreleri daha büyük oldukları için bu aralıklardan geçmeyi başaramazlar. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için vücudumuzda bulunması gereken saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok sistem vardır. Her biri kusursuzca tasarlanmış olan tüm bu detaylar, üstün akıl ve ilim sahibi Rabbimiz'in insanlar üzerindeki rahmetidir.

203


nnenin bağışıklık sistemi kendi içindeki yabancı dokuyu cenini- reddetmez. Rahmin içi annenin vücuduna ait olsa da, henüz doğmamış olan bebek, annenin vücudu için yabancı bir maddedir. Nasıl ki organ nakli olan hastalar için yabancı doku büyük bir tehditse, ceninin de annenin savunma sistemi tarafından "yabancı" olarak tanınması ve tehdit unsuru olarak görülmesi gerekir. Çünkü gelişmekte olan cenin genlerinin yarısını annesinden, yarısını babasından alır ve babadan gelen her türlü bileşenin annenin vücudunda "antijen" yani saldırgan olarak kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla bu durumun cenini yok etmek üzere savunma sistemini harekete geçirmesi beklenir. Ancak istisnai olarak, vücut cenine savaş açmaz; çünkü annenin kanındaki savunma sistemi elemanlarının bebeğin kanına geçmesine izin verilmez. Bu nedenle söz konusu elemanlar bebeği yabancı bir doku olarak görüp, onu yok edemezler. Annenin savunma sisteminin bebeğe saldırıp onu yok etmemesi son derece şaşırtıcıdır. Gelişmekte olan cenin gerçekten de annenin vücudunda yabancı bir madde gibidir. Vücutta devriye gezen savunma hücreleri, yabancı maddeleri yok etmek üzere harekete geçmeden önce bunlarla "tanışırlar". Hücreler yabancı maddeleri tanımak için MHC (major histocompatibility complex) denilen molekülleri hücre zarlarında sergileyerek kullanırlar. Cenin hücrelerinde MHC moleküllerine rastlanmadığı için annenin savunma hücreleri tarafından tanınmazlar. Fakat bu hücrelerde MHC moleküllerinin hiç bulunmaması, doğal öldürücü hücrelerin anormalliği fark etmesine ve bu hücreleri yok etmesine yol açabilir. Bunun için de, cenin hücreleri "klasik olmayan" bir tür molekülü hücre zarlarında taşırlar: HLA G (insan lökosit antijeni G) Dolayısıyla annenin savunma sistemi ceninin HLA G'sini yabancı olarak algılamaz ve doğal öldürücüler de onu görmezden gelirler. Fakat yine de bu tek başına yeterli değildir. Bu yöntemlerden başka kimyasal sinyaller de kullanılır. Plasenta, bir dizi kimyasal sinyal üreterek, annenin savunma sistemine etki eder. İşte bu sebepten dolayı anne hamilelik döneminde enfeksiyonlara karşı da daha savunmasız olur. Kuşkusuz ceninin annenin savunma hücreleri tarafından düşman olarak tanınmayacak bir sistemle yaratılmış olması çok büyük bir mucizedir. Eğer bu istisna vücuda giren bir başka madde için yapılmış olsaydı, vücut hayati tehlikelerle karşı karşıya olurdu. Diğer taraftan eğer cenin için bu istisnai sistem olmasaydı, kuşkusuz canlılığın devamı mümkün olmazdı. "O Allah ki, Yaratan'dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir..." (Haşr Suresi, 24) ayetiyle haber verildiği gibi, her detay Rabbimiz'in yaratma sanatındaki kusursuzluğu ortaya koymaktadır. (Bea Perks, Andrew Coulton, "The Great Escape", New Scientist, vol. 171, no. 2308, 15 Eylül 2001.)

204


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tün bir yetenekle donatarak örneksiz yaratma gücünü bizlere göstermifltir. Rahmin içi, cenini koruyan amniyon s›v›s› ile kapl›d›r. Amniyon s›v›s› olmadan bir bebe¤in anne karn›nda geliflmesi mümkün de¤ildir. Bu s›v› sayesinde, hem anne ve çocuk birbirlerinden faydalan›rlar hem de korunmufl olurlar. 12 haftal›k oldu¤unda ceninin kendi kan dolafl›m sistemi geliflmifltir. Ancak oksijen ve besinlerin al›m›, karbondioksit ve at›klar›n gönderilmesi için halen annesine ba¤›ml›d›r. ‹ki dolafl›m sistemi aras›ndaki de¤ifl tokufl kanlar kar›flmadan gerçekleflmelidir, yoksa sonuç ölümcül olabilir. Plasenta anne ve cenine ait iki dolafl›m sistemini kusursuzca ay›r›r. Gazlar, besin maddeleri ve at›klar anne ve ceninin kanlar› aras›nda de¤ifl tokufl edilir. Fakat amniyon s›v›s› ve ayr› dolafl›m sisteminden oluflan bu fiziksel bariyerler bebe¤in hayatta kalmas› için yeterli de¤ildir. Bunlar ancak k›smen baflar›l› olabilir.61 "Plasenta"n›n yap›s›na daha yak›ndan bak›ld›¤›nda, bu duvar› oluflturan trofoblast hücrelerinin kan için özel olarak tasarlanm›fl bir bariyer oluflturduklar› görülür. Embriyo, annenin dokular›yla çok yak›n bir ba¤lant› içindedir. Bir yandan anneden gelen kan›n içindeki maddelerle beslenirken, bir yandan da annenin savunma hücrelerinin tehtidi alt›ndad›r. Çünkü embriyo annenin vücudunda düflman kabul edilebilecek yabanc› bir madde gibidir. Dolay›s›yla besinlerle birlikte anne kan›ndaki savunma hücrelerinin embriyoya ulaflmamas› son derece önemlidir. Ancak plasenta, annenin kan›nda bulunan savunma hücrelerinin embriyonun taraf›na geçmesini en-

205


206


Harun Yahya (Adnan Oktar)

gelleyen özel bir tasar›ma sahiptir. Annenin kan›ndan al›nan oksijen, besin maddeleri ve mineraller bu ince aral›klardan geçerek embriyoya ulafl›r. Ama savunma hücreleri daha büyük olduklar› için bu aral›klardan geçmeyi baflaramazlar. Peki plasenta hücreleri, bebe¤in annenin kan›ndaki bu maddelere ihtiyac› oldu¤unu nereden bilmektedir? Annenin kan›ndan bu maddeleri nas›l seçip ay›rt etmektedir? Bebe¤in savunma hücrelerinden korunmas› gerekti¤ini nereden bilmekte ve nas›l olup da bunlar›n geçifline engel olacak bir yap› oluflturmaktad›r? Aç›kt›r ki annenin karn›ndaki bebek özel olarak korunmaktad›r. Allah'›n ilham›yla plasenta hücreleri de bu görevi üstlenmifllerdir.

Hayat kurtarmak için ölmeyi seçen makrofajlar Herhangi bir yerinizi kesti¤inizde sizi istilac› bakterilerden korumak için, akyuvar hücreleri kendilerini feda ederler. Kendilerini yok eden bu makrofajlar, h›zla ve çok fazla miktarlarda alarm verici kimyasallar salg›layarak, savunma sistemine destek ça¤r›s›nda bulunurlar. Ba¤›fl›kl›k sistemi uzmanlar› makrofajlar›n sald›rganlar› nas›l tan›d›¤›n› y›llard›r araflt›rmaktad›r. New York Üniversitesi T›p Okulu'ndan Arturo Zychlinsky ve çal›flma arkadafllar› bunun s›rr›n›n bakteri hücrelerinin zar›nda bulunan lipoproteinler oldu¤unu söylemektedirler. Arturo Zychlinksy, makrofajlar› bakteri lipoproteinleriyle karfl›laflt›rd›¤›nda, savunma hücrelerinin zarlar›nda bu lipoproteinleri tan›yan "ölüm al›c›lar›" oldu¤unu keflfetti. Bunlar

207


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

bir al›c›ya ba¤land›klar›nda hücre içinde an›nda bir intihar talimat› verilir ve programlanm›fl hücre ölümü gerçekleflir. Bu al›c›lar hücre kendini yok etmeden önce çeflitli ara sinyaller verir. Bu ölüm al›c›s› h›zla intihara gider ve bakteri yerleflmeden önce enfeksiyonu h›zland›r›r.62 ‹ntihar eden hücrelerin art›klar› ise derhal çevredeki di¤er hücreler taraf›ndan yok edilir. Daha da hayranl›k verici olan ise, ölü hücrelerin hepsinin di¤er hücreler taraf›ndan temizlenmemesidir. Gözün lens k›sm›, deri, t›rnak gibi dokular da ölü hücrelerden oluflur, ama bunlar beden için gerekli oldu¤u için yok edilmezler. Baz› ölü hücreler özellikle b›rak›l›r, çünkü bunlar›n vücuttaki görevleri hala bitmemifltir. Hücrelerin, hangi ölü hücreleri yok ederek hangilerini b›rakacaklar›na karar vermeleri ve bu karara vücuttaki trilyonlarca hücrenin uyum göstermesi, üzerinde düflünülmesi gereken çok önemli bir konudur. Bir hücreye böylesine hayati bir karar› verecek ve uygulayacak fluuru kazand›ran nedir? Bu sorunun cevab›, tüm hücrelerin, canl›n›n yaflam›n› sürdürebilmesi için en ideal flekilde programlanm›fl olmas›d›r. Bu program›n sahibi ise hiç kuflkusuz canl›l›¤›n her detay›nda eflsiz yarat›fl›n› ve sonsuz ilmini gördü¤ümüz Rabbimiz'dir.

Ölü Hücrelerin ve Zararl› Maddelerin Seçilip At›lmas› Hücrelerin çok iyi temizlenmesi -faydas› olmayan hatta zarar› olan proteinlerin seçilmesi, ay›rt edilmesi ve temizlenmesi- gereklidir. Örne¤in, hücrelerin, bölünmeyi durdurmalar› gerekti¤inde, bu büyümeyi tetikleyen prote-

208


Harun Yahya (Adnan Oktar)

inleri yok etmeleri gerekir. E¤er bunu yapmazlarsa, kontrolsüz hücre bölünmesi kansere yol açar. Bu, do¤ru proteinlerin do¤ru zamanda temizlenmesini gerektirir. Bu süreç, ceninin geliflme sürecinden savunma sisteminin mikroplara karfl› yapaca¤› savunmaya kadar her alanda çok önemlidir. Ayr›ca neredeyse vücudun her yerinde protein bozulmas› gerçekleflir ki, bu bozuk proteinlerin de temizlenmesi gerekir. Biyologlar, kaza geçiren proteinlerde belirli ay›rt edici flekle sahip cepler olufltu¤unu tespit ettiler. On y›ldan fazla bir süredir de, proteinlerin parçalanmas›n›n hücrenin yaflam döngüsünde hayati bir rol oynad›¤› bilinmektedir. Bir hücre herhangi bir proteini yok etmeye karar verdi¤inde, bunu ubikutin denilen küçük bir molekül ile etiketler. Hücre mekanizmas› daha sonra bu etiketlenen proteini yede¤e al›r ve parçalara ay›r›r. Yanl›fl proteinlerin etiketlenmesini önlemek için ubikutini do¤ru hedefe kadar götürerek efllik eder. Bu etiket yap›flt›r›ld›ktan sonra hedef yok edilir: Art›k geriye dönüfl yoktur. Do¤ru proteinlerin do¤ru zamanda yok edildi¤inden emin olmak için hücreler farkl› enzimler kullan›r.63 Bir proteinin bozuk bir yap›ya sahip oldu¤una ya da hücreye zararl› yönleri oldu¤una kim, nas›l karar vermektedir? Bu proteinlerin temizlenmesi emrini veren bilinç kime aittir? Bu karara uymad›¤›nda hücre için tehlikeli sonuçlar do¤urabilece¤i nas›l bilinmektedir? Hücre hiçbir hata olmamas› için proteinleri etiketlemeyi nereden akletmektedir? Tüm bu sorular›n cevab› olan üstün ak›l ve bilinç gökleri ve yeri yaratan Rabbimiz'e aittir.

209


an›n hayati özelliklerinden biri, içinde bar›nd›rd›¤› proteinlerdir. Vücudun her noktas›na ulaflabilen damar sistemi sayesinde, kan›n içindeki proteinler de vücutta ihtiyaç duyulan her bölgeye ulaflma imkan›na sahip olur. Örne¤in hemoglobin ad›ndaki protein, kandaki oksijeni dokulara tafl›rken, transferin isimli protein ise kanda bulunan demiri tafl›r. ‹mmunoglobülinler bakteri ve virüslere karfl› vücudu savunan proteinlerdir. Fibrinojen ve trombin kan›n p›ht›laflmas›n› sa¤lar. ‹nsülin, vücuttaki fleker metabolizmas›n› düzenleyen bir protein çeflididir. Hepsi birbirinden önemli olan bu proteinler kan vas›tas›yla ilgili dokulara ulaflt›r›l›r. Di¤er taraftan kandaki tafl›y›c› proteinlerden biri olan albumin, kolesterol gibi ya¤lar›, hormonlar›, zehirli safra kesesi maddesini ve penisilin gibi ilaçlar› kendine ba¤lar. Daha sonra kanla birlikte vücutta gezerek, toplad›¤› zehirleri zarars›z hale getirilmesi için karaci¤erde b›rak›r; besin maddelerini ve hormonlar› ise gerekli olduklar› yerlere götürür. Albumin gibi atomlardan oluflmufl, hiçbir bilgisi ya da fluuru olmayan bir molekül nas›l olur da, ya¤lar›, zehirleri, ilaçlar›, besin maddelerini birbirinden ay›rt edebilir? Dahas›, nas›l olur da karaci¤eri, safray›, mideyi tan›y›p, tafl›d›¤› maddeleri flafl›rmadan, yan›lma-

212


Harun Yahya (Adnan Oktar)

dan, hiç hata yapmadan her seferinde do¤ru yere ve ihtiyaç oran›nda b›rakabilir? Kanda tafl›nan zehirli maddeleri, ilaç ve besin maddelerini mikroskopta görseniz –t›p e¤itimi almad›ysan›z- bunlar› birbirinden ay›ramazs›n›z. Hangi organa hangisinin ne kadar miktarda b›rak›lmas› gerekti¤ini ise kesinlikle tespit edemezsiniz. Pek çok insan›n, özel bir e¤itim almad›kça bilemeyecekleri bu bilgileri, fluursuz atomlar›n birlefliminden oluflan albumin molekülü bilmekte ve ilk insandan bu yana bütün insanlar›n vücudunda görevini kusursuzca yerine getirmektedir. Kuflkusuz bir "atom toplulu¤u"nun böyle bir fluur gösterebilmesi, Allah'›n sonsuz kudreti ve ilmi ile mümkün olmaktad›r.

Kan hücreleri, eğitimli kimyagerlerden, biyologlardan çok daha kusursuz bir şekilde analiz yapar ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu maddeleri, büyük bir titizlikle vücudun her noktasına ulaştırırlar. Şuursuz kan hücrelerinin hayati önem taşıyan böyle bir kararı kendilerinin alması kuşkusuz mümkün değildir. Bu karar onlara Yüce Rabbimiz'in ilhamıdır.

213


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hemoglobinin oksijen seçimi Kandaki alyuvar hücrelerinde bulunan hemoglobin adl› proteinin en önemli özelli¤i, oksijen atomlar›n› yakalama yetene¤idir. Hemoglobin, kandaki milyonlarca molekül içinden özellikle oksijen moleküllerini seçer ve onlar› yakalar. Ancak buradaki yakalama s›radan bir durum de¤ildir. Çünkü oksijen molekülüne ba¤lanan bir molekül okside olur ve ifllev göremez hale gelir. Bu nedenle hemoglobin, çok özel bir yetenekle oksijen molekülüne hiç dokunmadan, onu sanki bir mafla ile tutar gibi yakalar. Hemoglobinin bu yetene¤i özel tasar›m›n›n bir sonucudur. Hemoglobin dört farkl› proteinin birleflmesinden meydana gelir ve bu dört proteinde demir atomu tafl›yan özel bölümler vard›r. Demir atomlar›n› tafl›yan bölümler "heme gruplar›" olarak adland›r›l›r. ‹flte bu heme gruplar›ndaki demir atomu, hemoglobinde oksijenin tutuldu¤u özel maflalard›r. Her heme grubu bir oksijen tutabilir.64 Heme gruplar›n›n temas etmeden, demiri bir mafla gibi kullanarak oksijeni yakalay›p, dokulara götürüp b›rak-

Resimde görülen hemoglobin molekülü bilim adamlarının hayranlıkla bahsettiği vücuda oksijen taşımak için tasarlanmış çok özel bir yapıya sahiptir: "... oksijen taşıyan bir molekülü en baştan tasarlamak istesek, kaçınılmaz olarak hemoglobine çok benzeyen bir molekülü... tercih etmek durumunda kalırız... deliller hemoglobinin bizim gibi metabolizma olarak aktif hava soluyan canlılar için en ideal ve tek solunum pigmenti olduğu olasılığını desteklemektedir... Hemoglobin sisteminin işlevindeki kusursuzluk en basit şekliyle hayret vericidir ve bu hassas ustalığı tanıyan herkes için hayranlık kaynağıdır." (Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, 1998, s. 202)

214


Porfirin

Fe+2

Porfirin

Heme O2

Hemoglobin molekülü oksijeni hücrelere taşırken ona tam olarak bağlanmaz, oksijeni tıpkı bir maşa ile tutar gibi bir ucundan yakalar. Çünkü oksijen, bağlandığı molekülleri adeta zehirleyerek tüm işlevlerini yitirmesine neden olur. Hemoglobin, oksijenin bu tehlikesini ortadan kaldırabilmek için çok özel bir yöntem uygulamaktadır. Ancak bir molekülün, ne tehlikeyi fark edecek şuuru, ne de tedbir alacak aklı vardır. Tüm bu detaylar bizlere Rabbimiz'in üstün ilmini sergilemektedir.

malar› için molekülün içinde özel katlanmalar ve aç›lar da mevcuttur. Söz konusu özel ba¤lanma s›ras›nda bu aç›lar belirli oranlarda de¤iflir.65 ‹lk heme grubu, oksijeni yakalad›ktan sonra hemoglobinin yap›s›nda de¤ifliklikler olur ve bu di¤er heme gruplar›n›n oksijeni yakalamas›n› katlamal› olarak kolaylaflt›r›r.66 Bu yakalama iflleminde hemoglobin e¤er oksijenle do¤rudan birleflirse yani okside olursa "methemoglobinemia" olarak an›lan bir hastal›k meydana gelir.67 Bu hastal›k cildin rengini kaybederek maviye do¤ru dönmesine, nefes darl›¤›na ve mukus zarlar›n›n zay›flamas›na neden olur. Ancak hemoglobin molekülünün özel tasar›m› sayesinde, bu moleküller vücudumuzdaki yaklafl›k 100 trilyon hücreye günde 600 litre oksijeni düzenli olarak tafl›r-

215


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

lar.68 Hemoglobinin oksijenden zarar görece¤ini bilerek, kendisine tedbir almas›, yap›s›nda özel bir düzenleme yapmas› ve bunu vücudun tüm hücrelerine tafl›mas› gerekti¤ini biliyor olmas› imkans›zd›r. Söz konusu molekül, fluursuz atom y›¤›n›ndan baflka bir fley de¤ildir. Ancak herfleyin bilgisine sahip, herfleyin Yarat›c›s› olan Rabbimiz hemoglobin molekülünü oksijenin olumsuz etkilerinden korunacak flekilde yaratm›fl, bize yarat›l›fltaki incelikleri göstermifltir. Dünyaca ünlü mikrobiyolog Michael Denton, Nature's Destiny (Do¤an›n Kaderi) isimli kitab›nda hemoglobinlerin kusursuz tasar›mlar›ndan flöyle söz eder: Yüksek metabolik seviyesi olan organizmalar için etkin bir oksijen tafl›ma sistemi gerekir. Bu nedenle hemoglobin gibi özelliklere sahip bir molekül, organizma için son derece önemlidir. Hemoglobinin yerine baflka alternatifler olabilir mi? Bilinen oksijen tafl›yan sistemlerin hiçbiri hemoglobinin oksijen tafl›madaki etkinli¤ine yaklaflamam›fllard›r bile. Ernest Baldwin "Memelilerin hemoglobinleri bu aç›dan en baflar›l› solunum proteinleridir" yorumunu yapar… Deliller flunu göstermektedir; hemoglobin hava soluyan organizmalar için en ideal flekilde tasarlanm›fl proteinlerdir.69

M. Denton'unda yukar›daki sat›rlarda ifade etti¤i gibi, hemoglobinin bu tafl›ma flekli olabilecek en ideal tafl›ma fleklidir. Bir molekül y›¤›n›n›n vücut gibi karanl›k, kendi boyutlar› ile k›yasland›¤›nda ise son derece büyük bir yerin içinde, oksijen molekülünü di¤er moleküllerden ay›rt etmesi, ona en uygun flekilde ba¤lanabilmesi, Yüce Allah'›n sonsuz ilminin delillerinden birini ortaya koymaktad›r.

216


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Hücrelerin seçici olarak birbirlerine yap›flmalar›, hücrenin en önemli özelliklerinden biridir. Konunun uzmanlar›ndan biyolog John P. Trinkaus'a göre, "hücrelerin birbirleriyle yap›flmalar› çok hücrelili¤in temelidir. Birden fazla hücreden oluflan tüm canl›lar›n yap›s› ve ifllevleri hücrelerinin birbirlerine ve hücre d›fl› maddelere s›k›ca yap›flmalar›na ba¤l›d›r."70 Hücrelerin çevrelerindeki hücrelere seçici olarak yap›flmalar› da hücre zar›n›n sahip oldu¤u özelliklere ba¤l›d›r. Bu bak›mdan çift katl› fosfolipit hücre zar›, hücrenin ak›flkanl›k, yo¤unluk, elektriksel faaliyetler gibi yaflam› mümkün k›lan özelliklerine en uygun yap›d›r. Hücre zar›ndaki yap›s›ndaki mükemmeli¤in yan› s›ra zarda gerçekleflen olaylar›n fluur ve ak›l gerektirmesi de son derece düflündürücüdür. fiuursuz moleküllerin biraraya gelmesi ile oluflan bir hücre zar›, bir baflka hücreyi nas›l tan›r, bir organ oluflturmak için ona yap›flmas› gerekti¤ini nereden bilir ve bunu nas›l yapabilir? Hücrenin bu özelli¤i de Rabimiz'in canl›lar üzerindeki hakimiyetinin örneklerindendir.

217 217


Hücre, Yap›flmas› Gereken Hücreyi Nas›l Seçer? Tipik bir hücrenin yüzeyi, düz de¤il pürüzlüdür. Ço¤u hücre, yüzeylerindeki filopod olarak adland›r›lan mikro-ç›k›nt›lar yoluyla birbirlerine temas ederler. Bunlar›n uzunlu¤u ço¤u zaman 0,1 mikron kadard›r ve bir mikron karelik alan›n yüzde biri kadar›n› kaplarlar. Bu mikro-ç›k›nt›lar› insan›n parmaklar› gibi kullanan hücre, bulundu¤u ortam› keflfeder ve yak›n çevresindeki di¤er hücrelerin yüzeylerini "hisseder". Bir baflka hücreye yap›flma, mikro-ç›k›nt›lar›n üzerinde bulunan özel moleküller sayesinde gerçekleflir. Çiftler halindeki yap›flma molekülleri, birbirlerini tamamlayan yüzeyleriyle ba¤lan›rlar. Proteinlerin, maddeleri tan›mak için kulland›klar› anahtar-kilit tan›ma prensibini uygularlar. ‹ki yap›flma molekülü aras›ndaki ba¤a "yak›nl›k" (affinity) ba¤› denir. ‹ki hücre aras›ndaki her yak›nl›k ba¤›n›n kuvveti, iki yap›flkan molekülü birbirine ba¤layan çeflitli zay›f kimyasal ba¤lar›n toplam›ndan oluflur. Hücrelerin d›fl yüzeyleri negatif yüklüdür, bu nedenle hücreler birbirlerini elektrostatik olarak iterler. Bu koflullar alt›nda hücrelerin birbirine temas etmesi imkans›z gibi görünür. Ancak hücre zar›n›n özel tasar›m› sayesinde hücreler birbirine temas etme imkan› bulur. Hücre za-

220


Harun Yahya (Adnan Oktar)

r›ndaki bu mikro-ç›k›nt›larda, temas alan›n›n azalmas›yla birlikte, buradaki itici gücün etkisi de azal›r ve art›k engelleyici olmaktan ç›kar. Mikro-ç›k›nt›lar yoluyla hücrelerin yap›flmas›, hücrenin yön bulmas›nda da önemli rol oynar. Örne¤in geliflmekte olan embriyo bedeninde göç eden hücreler, yollar›n› bu mekanizma sayesinde bulurlar. Bu hücreler görevlendirildikleri yere ulaflana kadar bir dizi hücreye s›ras›yla yap›fl›rlar; böylece di¤er hücreleri iterek yollar›n› açm›fl olurlar. Do¤ru temas gerçekleflene kadar birçok yöne bu ç›k›nt›lar›n› uzatmaya devam ederler. E¤er hücre bu ç›k›nt›lar› uzatma imkan›na sahip olmasayd›, karanl›kta bir kiflinin ellerini kullanmadan yön bulmaya çal›flmas› gibi hücrenin yön bulmas› da imkans›z olacakt›. Ancak Allah burada da ilmindeki zenginli¤i, yaratt›¤› varl›klardaki tasar›m mükemmeli¤ini bir kez daha göstermektedir. Hücreler aras› yak›nl›k ba¤›n›n kurulabilmesi için, yap›flma moleküllerinin birbirini tamamlayan iki yüzeyi araFilopod

Hücrelerin birbirine yapışması, yön bulmaları filopod denen mikro-çıkınKuyruk tılar sayesinde olur. Bir hücrenin bir başka hücreyi tanıması, ona yapışmak üzere seçim yapabilmesi mucizevi bir olaydır. Örneğin bir böbrek hücresi böbrek oluşturmak üzere diğer böbrek hücreleri ile biraraya gelmek, birbirine yapışmak durumundadır. Ancak bir böbrek hücresi hiçbir zaman gidip de kan hücresine ya da Elektron mikrografi¤i ile karaciğer hücresine yapışmaz. Peki görüntülenmifl bir fibroplast gözü beyni olmayan bu küçük yapı kiminle biraraya gelirse böbrek olacağını nereden bilmekte, dahası böbrek gibi hayati bir organın parçası olma bilince nereden sahip olmaktadır? Allah'ın hücrede tecelli eden ilmindeki bu detaylar, binlerce cilt kitapta da anlatılsa bitmeyecektir.

221


s›ndaki mesafenin bir nanometreden az olmas› ve ayn› hizada olmalar› gerekir. Bu flartlar›n gerçekleflmesi son derece zordur. Ancak hücre zar›ndaki yak›nl›k ba¤lar› gerekti¤i kadar yak›nlaflamasa da

yap›flma

mümkün

gerçekleflebilir.

k›lan

ba¤lar

Bunu

aras›ndaki

güçtür. Bu ba¤lar ortalama 40 nanogram a¤›rl›¤› (Bir gram 1 milyar nanogramd›r.) kald›rmaya yetecek güçtedir. E¤er hücreler aras› yak›nl›k ba¤lar› bu derece kuvvetli olmasalard›, hücrenin bir baflka hücreye yap›flmas› son derece zorlaflacakt›. Pek çok hücre tek bir ç›k›nt› yoluyla çevresindeki hücrelerle ba¤lant› kurabilir; iki yak›nl›k ba¤› sayesinde de kal›c› bir ba¤ oluflturabilir. Bu yap›flma sisteminde yak›nl›k ba¤lar›n›n kuvveti birkaç kat daha zay›f olsayd›, hücrenin hücreye ba¤lanmas› mümkün olmazd›. Ayr›ca proteinler kararl› olmaz ya da enzimler ilgili maddelere ba¤lanamazd›. Bu yaflamsal faailiyetler aç››sndan son derece önemlidir. Bu ba¤lar›n daha kuvvetli olmas› durumunda ise, ba¤ olufltuktan sonra hücrelerin birbirlerinden

ayr›lmalar›

çok

zor

olurdu.

Görüldü¤ü gibi hücrenin bir baflka hücreye yap›flabilmesi için son derece

222


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

hassas bir denge söz konusudur. Bu dengenin tesadüf eseri tam olmas› gerekti¤i flekilde olmas› ise imkans›zd›r.

Hücrenin Hayati Yeteneklerinden Bir Di¤eri: Emekleme Hücrelerin hayati özelliklerinden bir di¤eri de "emekleme" yetenekleridir. E¤er hücreler emekleyemeseydi, canl›l›k için yaflam mümkün olmazd›. Emekleme s›ras›nda hücre lamellae ad›nda pervane benzeri uzant›lar ç›kart›r. Bunlar alttaki yüzey ile geçici flekilde ba¤lant› sa¤lar ve ileri do¤ru kayarak hücrenin gövdesini arkalar›ndan sürüklerler. Bu süreç hücrenin fleklinin sürekli de¤iflmesi ile mümkün olur. Bu da hücrenin içindeki malzemenin (sitoplazma) d›flar› uzayan ç›k›nt›lara dönüflebilece¤i flekilde oldukça a¤dal› ve yap›flkan bir madde özelli¤ine sahip olmas›n› gerektirir. Fakat hücrenin içi, ayn› zamanda sert bir yap› iskelesi oluflturacak gibi sa¤lam yap›sal unsurlara da sahip olmal›d›r. Aç›kça görünmektedir ki, hücrenin emekleme yetene¤i belli koflullar›n sa¤lanmas›na ba¤l›d›r. Sitoplazma, yap›s› de¤iflebilecek ve kenarlar›ndan uzayacak flekilde tam olmas› gereken ak›flkanl›kta olmal›d›r. E¤er sitoplazma fazla koyu olursa, hücre içeri¤i hareketsiz kal›rd›. Ayr›ca hücrenin yap›flabilmesi için daha evvel de belirtti¤imiz gibi zay›f kimyasal ba¤lar›n yeterli kuvvette olmas› gerekir. Bu ba¤lar› koparabilmesi de hücre sitoplazmas›n›n yeterli çekim kuvvetini üretebilmesine ba¤l›d›r. Görüldü¤ü gibi hücrenin hareketi hassas dengelere ba¤l›d›r. Bu de¤erler -çekim kuvveti, kimyasal ba¤lar›n kuvveti, ak›flkanl›k derecesi- ol-

224


Harun Yahya (Adnan Oktar)

duklar›ndan biraz daha farkl› olsalard›, hücrenin emeklemesi, ne olursa olsun mümkün olmazd›.71 Burada unutulmamas› gereken; hücrenin emekleme yetene¤inin vücudun tüm geliflme aflamalar›nda hayati bir rol oynad›¤›d›r. De¤inilmesi gereken bir baflka yön de hücre emeklemesinin ve yap›flmas›n›n ayn› zamanda hücrenin boyutlar›na ba¤l› olmas›d›r. E¤er hücrelerin boyutu olduklar›ndan on kat daha küçük olsayd›, bu durumda emekleme imkans›z olacakt›. Çünkü hücre içindeki sistemlerin, hücreden bin kat kadar küçük bir hacme paketlenmesi çok zor olurdu. Ayr›ca hücrenin yüzey alan› yüz kat kadar az olaca¤› için, hücre yüzeyindeki yap›flma moleküllerinin say›s› azal›rd›. Ayn› zamanda bu kadar küçük hücrelerin 0 dakika

8 dakika

20 dakika

28 dakika

34 dakika

50 μm

Yukarıdaki mikro-grafiklerde bir fibroplast hücresinin cam üzerindeki hareketi görülmektedir. Şu an bu kitabı okuyabiliyor olmanızın sebeplerinden biri, hücrelerinizdeki bu emekleme yeteneğidir. Eğer hücreleriniz belirli hedeflere doğru hareket edemeselerdi, hücrelerin bir organı birleştirmek üzere biraraya gelmeleri mümkün olmaz, dolayısıyla yaşamak imkansız olurdu. Hücrelerin emekleyebilmesini sağlayan hücre içindeki sıvının yoğunluğu, hücre zarının esnekliği gibi pek çok detay çok yönlü olarak tasarlanmıştır. Bir parçanın hem kendi içinde kompleks bir yapısının olması, hem de bir bütünü oluşturmak üzere tasarlanmış olması buradaki mükemmelliği kat kat artırmaktadır. Bu, derin düşünebilen kimseler için, Allah'ın detaylarda tecelli eden ilminden bir örnektir.

225


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

yollar›n› hissedebilmeleri için kompleks ç›k›nt›lar oluflturmas› da son derece zor olurdu. Böyle bir durumda hücrenin hayati özellikleri olan yap›flma ve emekleme yeteneklerine sahip olmas› mümkün olmazd›. Connecticut Üniversitesi'nde Moleküler ve Hücre Biyolojisi bölümünden Dr. Juliet Lee, Nature dergisinin 22 Temmuz say›s›nda yay›nlad›¤› çal›flmalar›n›n ard›ndan hücrenin hareket kabiliyeti ile ilgili flunlar› ifade etmifltir: Ço¤u insan birçok hücrenin sabit olmad›¤›n›n fark›nda de¤il, ama hücreler bir yerden bir baflka yere gidebiliyorlar... E¤er hücreler hareket edemeseydi, hiçbirimiz var olmazd›k. Embriyolar geliflmezdi, yaralar hiçbir zaman iyileflmezdi... Hücreler gerildi¤inde, -ileri giderlerken arkalar› tak›ld›¤›nda gerilmeleri gibi-, kalsiyum kanallar› daha fazla kalsiyum iyonunu içine almak için iki yandan aç›l›r. Bu hücrenin hareketlili¤ini art›r›r ki, arka k›s›m tak›ld›¤› yerden çekilir ve yeniden ileriye hareket edebilir... hücrelerin kalsiyum uyar›lar›n› göstermelerini önledi¤imizde, hücrelerin tak›ld›klar›n›, böylece ileri hareket için gerekli olan arka k›s›mlar›n› art›k çekemediklerini bulduk... Hücrenin arkas› geri gider gitmez, gerilme serbest b›rak›l›r, kalsiyum kanallar› kapan›r ve kalsiyum düzeyi yeniden düfler.72

Hücrenin seçici olarak yap›flma ve emekleme yetenekleri, hücrenin sitoplazma özelliklerine ve hücre zar›n›n yap›s›na da ba¤l›d›r. Sitoplazman›n emekleme ve seçici yap›flma için son derece uygun plastik ve hareketli yap›s› vard›r. Hücrenin emekleme ve yap›flma yetenekleri, sitoplazma tam olmas› gereken özel yap›ya sahip oldu¤unda mümkün olur. Canl›l›¤›n temel bileflenleri olan DNA, pro-

226


Şu anda bedeninizi oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücre, yumurta hücresi ile sperm hücresinin birleşimiyle ortaya çıkan, tek bir hücreden çoğalarak meydana gelmiştir. Tek hücreden başlayarak, mükemmel bir sistemle çalışan bedeninizin inşa edilmesi Allah'ın yaratış harikalarından sadece biridir. insan bedeni bugün parçalarının dahi taklidi mümkün olmayan mükemmellikte kompleks bir tasarıma sahiptir.

tein, fleker ve lipitler de en ideal yap›ya sahiptirler ve hücrenin faaliyetlerini sürdürebilmesi, kendini ço¤altmas› için bu maddelerin tam do¤ru oranda bulunmalar› gerekir. Ancak bu sayede hücreler emekleme ve seçici olarak birbirlerine yap›flma yeteklerine sahip olurlar ve dolay›s›yla daha büyük canl›lar›n oluflmas›na imkan verirler. K›sacas› evrimcilerin iddia etti¤i gibi, hücrenin yap›s›nda tesadüflere, aflama aflama oluflumlara yer yoktur. Tam tersine hücre tüm parçalar›, tüm özellikleri ile bir bütündür ve canl›l›¤›n oluflumu için çok özel bir tasar›ma sahiptir. Ünlü ‹ngiliz matematikçi ve astronom Sir Fred Hoyle tesadüf iddialar›n›n imkans›zl›¤›n› flöyle ifade etmifltir: Canl› hücrenin sadece biyo-polimer yap›s›n›n de¤il, iflletim program›n›n da dünya üzerinde ilkel bir çorbadan tesadüf eseri oluflabilece¤i (iddias›), aç›kça ileri derecede saçmal›kt›r. 73

227


ücre kendi içine alaca¤› malzemelerin seçiminde ola¤anüstü hassast›r. Hücre ancak önüne gelen bir maddenin kendisine faydal› m› zararl› m› olaca¤›n› tespit ettikten sonra bu maddeyi içerisine al›r. Ancak burada sorulmas› gereken soru, bu seçimi kimin yapt›¤›d›r. Cevab› tesadüf gibi ak›l ve mant›k d›fl› bir aç›klamaya s›¤d›rmaya çal›flmak ise kuflkusuz gerçeklerden kaç›flt›r. Bir y›¤›n toz metali önünüze koysalar, hangisinin demir ya da bir baflka faydal› metal oldu¤unu anlaman›z ne derece mümkün olurdu? Üstelik bu ayr›m› aral›ks›z bir flekilde h›zla yapt›¤›n›z› ve en ufak bir hatada hayati sonuçlarla karfl›laflaca¤›n›z› düflünürseniz, hücrede sergilenen bu yetene¤in önemi daha da iyi anlafl›lacakt›r. Örne¤in beyin, ihtiyaç durumunda ba¤›rsa¤a demir emmesi ya da fosfor eksikli¤i durumunda fosfor emmesi emrini verir ve ba¤›rsa¤› oluflturan hücreler hemen demir ya da fosforu emerler. Ayn› durum tersi için de geçerlidir. Bu gibi metallerin fazlal›¤› durumunda da, beyinden gelen atma emri üzerine demir hücreden d›flar› at›l›r. Benzer flekilde böbre¤i oluflturan hücreler de kandaki kalsiyum fazlal›¤›n›n miktar›n› tespit edip buna göre fazlas›n› hücre d›fl›na atarlar. Peki fluursuz atom ve moleküllerin biraraya gelmesiyle oluflan hücreler nas›l olup da mineralleri tan›ma ve vücuttaki miktar› ihti-

230


Harun Yahya (Adnan Oktar)

yaca göre ayarlama yetene¤ine sahiptirler? Öte yandan beyin hücrelerinin, ihtiyaç olan maddelerin emilmesi için emir vermesi de bafll› bafl›na tesadüf iddialar›n› yalanlayan bir konudur. Bu hücreler sorumluluklar›n› bilmekte, emirler vermekte ve bu emirler, özel haberci s›v›lar arac›l›¤›yla örne¤in ba¤›rsak hücrelerine ulaflt›r›lmaktad›r. Buradaki hücreler de emri anlamakta ve kusursuz bir flekilde görevlerini yapmaktad›rlar. Yani önlerine gelen demir atomunu

Sindirim yolu üzerindeki çeper hücreleri Böbrek hücresi

Karaci¤er hücreleri K›rm›z› kan hücreleri

Besinlerle vücudumuza giren vitamin ve minerallerin her biri farklı organlar tarafından değerlendirilir. Örneğin kırmızı kan hücreleri, diğer hücrelere oksijen taşınması için gerekli olan demiri, vücuda giren o metal yığını içerisinden seçip alır. Karaciğer hücresi, böbrek hücresi vs. her birinin seçtikleri maddeler ise ihtiyaca yönelik olarak farklıdır. Hücrelerinizde kusursuzca işleyen bu seçim mekanizması Allah'ın insanlar üzerindeki rahmetinin açık bir göstergesidir.

231


Harun Yahya (Adnan Oktar)

tan›makta, "bu demir" diyerek seçip içlerine almaktad›rlar. Peki bu hücrelerin böylesine fluurlu bir hareket içinde olmalar› nas›l mümkün olmaktad›r? Ait olduklar› bedenin canl›l›¤› için seferber olacak yüksek sorumluluk bilincini nereden kazanm›fllard›r? Böylesine organize hareketleri hücrelerin kendi kendine edindi¤ini kabul etmek ancak bir mant›k hezimetidir. Elektron mikroskobu yard›m› olmaks›z›n gözle görmenin mümkün olmad›¤› hücreleri kusursuzluk içinde var eden ve bir düzen içinde yaratan Allah't›r. Rabbimiz'in benzersiz yarat›fl› ve sonsuz ilmi, canl›l›¤›n her detay›nda hiç kimsenin gizleyemeyece¤i kadar aç›kt›r.

Hücre içi metal-mineral dengesi Mineraller, yaflam için gerekli olan tüm inorganik elementler ya da moleküllerdir. Vücudumuz normal hücre fonksiyonlar› ve hücre yap›s›n›n devam›n› sa¤layabilmek için 15 minerale ihtiyaç duyar. Vücudumuzun en çok ihtiyaç duydu¤u mineraller kalsiyum, magnezyum ve fosfordur. Bunlar›n yan› s›ra daha az miktarlarda olmak üzere krom, demir, selenyum, çinko, bak›r, flor, iyot, manganez, molibden, klor, potasyum ve sodyum gibi mineraller de vücudumuzun gereksinimleri aras›ndad›r. Mineraller kemiklerin, difllerin, yumuflak dokular›n, kaslar›n, kan ve sinir hücrelerinin parças›n› oluflturmalar› bak›m›ndan, vücut için son derece önem tafl›rlar. Ayr›ca mineraller kas tepkileri vermeye, sinir uyar›lar›n›n iletilmesine, sindirime, metabolizman›n çal›flmas›na ve hormon üretimine de yard›m ederler.74

233


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

‹nsan›n beslenmesi ile ba¤lant›l› olarak inorganik besin maddeleri aras›nda su, sodyum, potasyum, klorid, kalsiyum, fosfat, sülfat, magnezyum, demir, bak›r, çinko, manganez bulunur. Ancak vücutta olmas› gereken minerallerden herhangi birinin miktar›n›n azl›¤›, mineralle ba¤lant›l› bir ifllevin yerine getirilememesine neden olur. Metaller, biyolojik sistemlerde önemli bir rol oynamakla beraber, birikmeleri durumunda toksik özellikler tafl›rlar. Bu nedenle söz konusu metallerin zengin kimyas›n› kullanabilmek amac›yla hücrelere belirli metallerin al›nmas›, hücre içine tafl›nmas›, saklanmas› ve zehirlerinden ar›nd›r›larak ihraç edilmesi titizlikle gerçeklefltirilir. Do¤ru metallerin gerekli oldu¤unda kolayl›kla temin edilmesi, ayn› zamanda potansiyel olarak zehirli olan bu maddelerin birikmesinin önlenmesi son derece önemlidir. Hastal›klar›n birço¤u metal iyon dengesinin bozulmas›ndan kaynaklan›r. Örne¤in anemi , hemekromatoz, Menkes hastal›¤›, Wilson hastal›¤› ve Alzheimer, Friedreich ataksisi ve Parkinson gibi sinirsel rahats›zl›klar bunlar›n aras›ndad›r. Ayn› zamanda mikrobakteriyel enfeksiyonlar›n kolayl›kla oluflmas› da metal iyon tafl›mas›ndaki bozukluklardan meydana gelir. Metal dengesinin denetimi, belirli metallerin tan›nmas› ve tafl›nmas› için kullan›lan proteinler arac›l›¤›yla sa¤lan›r. Metal dengesini düzenleyen bu proteinler, hücre ortam›nda daha yüksek oranda bulunan pek çok metal aras›ndan do¤ru olan metali ay›rt edebilirler, eksilen ya da biriken metali tespit edebilirler.75 Tüm mineraller vücutta flafl›rt›c› derecede

234


VÜCUDUMUZUN HER BİR NOKTASINDA GERÇEKLEŞEN KUSURSUZ SEÇİMLER HER YERİ SARIP KUŞATAN ALLAH'A AİTTİR... yot maddesi, bedende öncelikle tiroit hormonlarının üretilmesinde kullanılır. Bu hormonlar vücudun metabolizma dengesinde, bedenimizdeki tüm biyokimyasal işlemlerin düzenliliğinde ve devamlılığında çok önemli rol oynarlar. Bu yüzden iyot eksikliği direkt olarak tiroit bezini, dolayısıyla vücut hücrelerinin çalışma temposunu etkiler. Besinlerden ve sudan yeterince iyot alınamaması durumunda ise, guatr olarak bilinen rahatsızlık ortaya çıkar. Bu hastalık genel olarak beslenmedeki iyot yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkar. Ancak tiroit hücreleri iyotu tanımasalar ya da tanıdıkları halde onu vücuda giren besinlerden toplayamasalardı, bu rahatsızlık herkesin karşı karşıya olacağı bir durum olurdu. Ancak insan -Allah'ın rahmetiyleiyotu seçip ayırabilen, sonra bunu, vücut metabolizmasının dengeli çalışması için kullanılabilen bir sistemle yaratılmıştır.

İ

farkl› görevlere ve etkilere sahiptir. Vücuttaki hücreler de her türlü minerali tan›r ve ihtiyac› olan mineralin hücre zar›ndan geçifline izin verirler. Üstelik bunu yaparken bu minerallerden gerekti¤i miktarda al›nmas›n› da takip ederler. Örne¤in vücudun iyot ihtiyac› varsa, onu bir tek tiroit bezi tan›r ve kobalt, fosfor gibi pek çok metal aras›ndan sadece iyotu hücre içine al›r. Ya da hücre içinde bulunan ve kendisine gerekli olan iyotu yanl›fll›kla hücre d›fl›na atmaz. Son derece yüksek bir fluur sergileyerek insan› hayranl›k içinde b›rakan bir seçim ve denetim uygular. ‹nsan›n ise tüm bu olup bitenlerden haberi olmaz. Kald› ki kendi denetimine b›rak›lacak olsa, insan›n bu sistemi de¤il ömür boyu, k›sa bir süre için dahi denetlemesi mümkün de¤ildir. Üstelik hiçbir hata yapmadan, süratle, hassas dengeleri koruyarak yapmas› ve bu sistemi vücudundaki milyonlarca hücre için takip etmesi gerekti¤i düflünülürse, bunda baflar›l› olamayaca¤› çok aç›kt›r. ‹lerleyen sayfalarda vücudun ihtiyac› olan minerallerin listesi yer almaktad›r. Bu mineraller vücutta miligram düzeyinde (baz›lar› daha da az miktarlarda) bulunmas›na ra¤men, vücut sa¤l›¤› aç›s›ndan son derece büyük önem ta-

235


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

fl›rlar. Ancak bu maddelerin, tam olmalar› gerekti¤i miktarlarda -fazla ya da eksik olmamalar› kofluluyla- bulunmalar› da flartt›r. Bu önemli görevi yine hücre zar› üstlenmifltir:

Kalsiyum Sa¤l›kl› vücut yap›s› için gerekli olan minerallerden biri kalsiyumdur. Bu mineral büyük oranda vücudumuzdaki kemiklerde bulunur. Eksikli¤i yüksek oranlara vard›¤›nda ise difl ve s›rtta a¤r›lar, kemiklerde zay›flama, çatlama ve kolay k›r›lma görülür. Vücuttaki kalsiyum miktar› sadece kemikler için önemli de¤ildir. Ayn› zamanda vücuttaki bütün fonksiyonlarda görev al›r. Özellikle vücuttaki demirin kullan›m› ve al›nan g›dalar›n hücre zar›ndan geçebilmesi için gerekli olan bir mineraldir. Hücrelerin ifllevlerini yerine getirebilmesi, sinir iletilerinin aktar›lmas›, kas geliflimi ve kas›lmas›, kan p›ht›laflmas›, hamilelik s›ras›nda bebe¤in kemik geliflimi için önemlidir. Ayr›ca bebe¤i kurflun zehirlenmesinden korur, böbrek tafllar›n› önler, kanser, kalp krizi risklerini azalt›r, enerji sa¤lar, çeflitli enzimleri harekete geçirir, ya¤lar› vücut taraf›ndan kullan›m için parçalar, cildin sa¤l›kl› kalmas›na yard›m eder. Ünlü mikrobiyolog Michael Denton, kalsiyumun vücut aç›s›ndan önemine Nature's Destiny (Do¤an›n Kaderi) adl› kitab›nda flöyle de¤inmektedir: Biyolojik sistemlerde kimyasal bilginin yüksek h›zda iletilmesi gerekiyorsa, kalsiyum yüksek oranda kullan›l›r. Kaslar›n kas›lmas› için tetiklenmesi, sinir uyar›lar›n›n sinaps boyunca iletilmesi, hormon salg›lanmas›, döllenme sonras› de¤ifliklikler vb. faaliyetler say›labilir. Williams'›n yaz›s›nda belirtti¤i gibi

236


Harun Yahya (Adnan Oktar)

"Biyolojinin kullanabildi¤i metal iyonlar› içinde sadece kalsiyum yüksek konsantrasyonda bulunabilir, h›zla difüzyona u¤rayabilir, kuvvetle ba¤lan›p ayr›labilir." "Hücrenin c›vas›" s›fat›yla yapt›¤› görev ile ba¤lant›l› olarak, kalsiyum iyonunun kimyasal özellikleri proteinler ile özel iliflkiler kurmaya tam uygundur... ‹kincisi kalsiyum iyonlar›n›n özellikle proteinlerdeki amino asitler taraf›ndan hemen sa¤lanan oksijen atomlar›na yak›n olmas›d›r. Proteinler moleküler düzensizlikleri ve kolayl›kla eriflilebilir oksijen atomlar› nedeniyle kalsiyum ba¤lanma sahalar› için ideal bir moleküler ortam sa¤larlar.76

Bak›r Bak›r vücudumuzun koruyucu ve yafllanmay› önleyen metalidir. Doku yenilenmesini ve deri onar›m›n› harekete geçirmesi bak›m›ndan tedavi süreçlerinde büyük önem tafl›r. Ayr›ca kemik oluflumu, saç ve cilt rengi, hemoglobin ve alyuvar oluflumu gibi pek çok alanda etkileri vard›r. Vücuttaki bak›r›n ço¤u, proteinlere ba¤lan›r ve antioksidan etkiler, enerji üretimi, doku yenilemesi gibi biyolojik faaliyetlerde önemli rol oynar. Yüksek bak›r al›m› çinko emilimini azalt›r, yüksek çinko al›m› ise bak›r al›m›n› azalt›r. Bu nedenle bu metaller aras›nda hassas bir denge söz konusu olmal›d›r. Yap›lan araflt›rmalar bak›r eksikli¤inin plazmadaki kolesterol ve LDL-kolesterol (kötü kolesterol) seviyesini art›rd›¤›n› bu arada HDL-kolesterol (iyi kolesterol) seviyesini düflürdü¤ünü dolay›s›yla kalp hastal›klar› riskini art›rd›¤›n›

237


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

göstermektedir.77 Bak›r metabolizmas›nda düzensizlikler as›l olarak iki genetik hastal›¤a yol açar. Bunlar Wilson ve Menkes hastal›klar›d›r. Her iki hastal›k da bak›r tafl›yan proteinlerde bozulma olmas› nedeniyle meydana gelir. Bak›r iyonlar›n›n hücre zar›ndan geçmesine imkan veren özel kanallar bozulmaya u¤rar. Bu da karaci¤er ve beyinde bak›r seviyesinin düflmesine ve ba¤›rsaklar ile böbreklerde bak›r miktar›n›n artmas›na yol açar. Bu durum geri zekal›l›k ve üç yafl öncesi ölümle sonuçlanan Menkes hastal›¤›na sebep olur. Ayr›ca bak›r›n vücuttaki eksikli¤i yaralar›n geç iyileflmesi, bacak ülserleri ve a¤›z lezyonlar›, egzama, akne, t›rnaklarda çizgiler, büyüme gerili¤i, zay›f tat alg›lamas›, kronik ba¤›fl›kl›k bozuklu¤u ve s›k s›k bulafl›c› hastal›¤a yakalanma fleklinde kendini gösterir.78

François Despartes (1661-1746)

238


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Demir Demir hem bir mineral hem de insan vücudu taraf›ndan kullan›lan önemli bir besin maddesidir. Demir sa¤l›kl› bir ba¤›fl›kl›k sistemi, enerji üretimi ve büyüme için gereklidir. Demirin vücut içindeki bir baflka önemi de hemoglobin üretimini kolaylaflt›rmak ve alyuvarlara yeteri kadar oksijen tafl›nmas›n› sa¤lamakt›r. 70 kilogram a¤›rl›¤›ndaki bir insanda 3,7 gram demir vard›r. Ve vücuttaki demirin üçte ikisi hemoglobinin yap›s› içinde yer al›r.79 Di¤er flekilleri ise daha az miktarda olmak üzere karaci¤erde ve kemik ili¤inde bulunur. Vücudun tüm hücrelerinin mitokondrilerinde demir içeren elektron tafl›y›c›lar› bulunur. Bunlar hücrelerde görülen oksidasyonun ço¤u için gereklidir. Bu nedenle demir hem dokulara oksijen tafl›nmas›, hem de doku hücrelerindeki oksidasyon sistemlerinin çal›flmas› için mutlak önem tafl›maktad›r. Demir yoklu¤unda hayat birkaç saniye içinde sona ermektedir. Demir eksikli¤i genellikle besin noksanl›¤›ndan, çabuk büyümeden ve fliddetli kanamalardan kaynaklan›r. Demir eksikli¤inin belirtisi ise genellikle kans›zl›kt›r. Ayr›cayorgunluk, fiziksel ifl yapamama gibi sonuçlar da do¤urur. Demir ayn› zamanda çok zehirli olabilir. Bu nedenle demirin vücutta saklanmas›n›n çok kontrollü olmas› gerekir. Demir kimyasal olarak çok aktiftir ve yap›lar›na zararl› sonuçlar do¤urarak çeflitli türlerde birçok proteine ba¤lan›r. Hücre zarlar›nda, oksidasyon reaksiyonlar›nda katalizör görevi görür. Her zaman ba¤lanm›fl halde bulunduklar› için, vücuttan d›flar› at›lmaz. Demirin vücuttan kaybolmas› sadece kanama, hücrelerin yenilenmesi ve geliflmekte olan ceni-

239


ne aktar›m gibi ifllemler ile ortaya ç›kar.80 Demir hayati bir mikro-besindir. Hemoglobinin ayr›lmaz bir parças› olarak, kanda oksijen ve karbondioksidin tafl›nmas› için gereklidir. Mikrobiyolog Michael Denton demirin önemine flöyle dikkat çekmifltir: Tüm metaller içinde demirden daha çok hayati önem tafl›yan› yoktur… insan kan›ndaki hemoglobinde bulunan oksijen ile hassas iliflkisi sayesinde sessiz biçimde, en ileri derecede reaktif olan, en de¤erli enerji kayna¤› olan bu atomu tafl›yabilen demirdir. Demir atomu olmaks›z›n evrende karbona ba¤l› yaflam olmas› mümkün olmazd›… hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz, oksijenin reaktifli¤ini yat›flt›racak metal oluflmaz ve oksidasyona dayanan bir metabolizma meydana gelmezdi. Hayat ve demir ile kan›n k›rm›z› rengiyle uzaktaki bir y›ld›z›n ölümü aras›ndaki bu gizemli ve yak›n iliflki sadece metallerin biyoloji aç›s›ndan önemli oldu¤unu göstermekle kalmaz, ayn› zamanda evrenin biyolojik yönden önemini vurgular... hiçbir metal atomunun hemedeki demirin özelliklerini tam olarak taklit edemeyece¤i anlafl›lmaktad›r. Demir ile yak›ndan ba¤lant›l› hiçbir geçiflli metal atomu hemoglobinde demirin yerini alamaz, çünkü bunlar›n hiçbiri tam do¤ru boyuta sahip de¤ildir ve oksijen ile ba¤lant›l› ayn› hassas de¤iflimleri geçirmelerine imkan veren tam olarak ayn› kimyasal özelliklere sahip de¤ildirler.81

240


241


Magnezyum

Fosfor

Enzim faaliyetlerinde ve

Fosfor önemli bir mine-

özellikle enerji üretiminde

raldir. ‹nsan vücudu fosfora

hayati bir katalizördür. Kal-

kemik ve difl oluflumu, hüc-

siyum ve potasyum al›m›na

re büyümesi ve onar›m›,

yard›mc› olur. Kemik oluflu-

enerji üretimi, kalp kas›n›n

munda, karbonhidrat ve mi-

kas›lmas›, sinir ve kas hare-

neral metabolizmas›nda rol

ketleri, böbrek ifllevleri aç›-

oynar. Magnezyum eksikli¤i

s›ndan ihtiyaç duyar. Fosfor

sinir ve kas uyar›lar›n›n ile-

ayr›ca vitaminlerin kullan›-

tilmesini engeller. Ayr›ca si-

m› ile besinlerin enerjiye

nirlilik, ak›l kar›fl›kl›¤›, uy-

dönüfltürülmesinde

kusuzluk, huzursuzluk, kö-

d›mc› olarak vücuda yarar

tü sindirim, h›zl› kalp çarp-

sa¤lar. Fosfat (Fosforun %85

mas›, bay›lma, hipertansi-

kadar› kemikte fosfat for-

yon, ani kalp durmas›, as-

munda depolan›r.) hücre içi

t›m, kronik yorgunluk, kro-

s›v›lar›n ana anyonudur.

nik a¤r› sendromlar› gibi ra-

Fosfatlar dönüfltürülebilir

hats›zl›klara sebep olur.

olmalar›ndan ötürü, birçok

yar-

koenzim sisteminin ve me-

Manganez

tabolizma fonksiyonlar›n›n

Manganez, vücutta en-

ifllemesi için gerekli bileflik-

zim faaliyetleri, üreme ve

lerle birleflme yetene¤ine

büyüme, cinsel hormon üre-

sahiptir. Fosfatlar›n birçok

timi, doku solumas› ile B1, E

önemli reaksiyonlar› özel-

vitaminleri, ya¤ ve karbon-

likle ATP, ADP ve fosfokre-

hidrat metabolizmalar›n›n

atinin ifllevleri ile iliflkilidir.

çal›flmalar›nda etkilidir.


damar› üretimi,

Potasyum Sa¤l›kl› sinir sistemi ve

retina ›fl›k al›m›,

düzenli kalp ritmi için

üreme fonksiyon-

önemli bir mineraldir. Kalp

lar›, doku esnekli¤i

krizlerinin

gibi vücut fonksiyonlar›nda

önlenmesine

yard›m eder, kas kas›lmala-

etkilidir.

r›n›n düzenlenmesini sa¤lar, sodyum ile birlikte vü-

Sodyum

cudun su dengesini kontrol

Sinir uyar›lar›n›n ileti-

eder. Hücreler içindeki kim-

mi, hücre s›v› seviyesinin

yasal tepkimeler için önem-

korunmas›, hücre zarlar›na

lidir ve kan bas›nc›n›n dü-

besin tafl›nmas›, düz kas ka-

zenlenmesinde,

elektro-

s›lmalar› gibi yönlerden vü-

kimyasal uyar›lar›n iletil-

cut aç›s›ndan önem tafl›r.

mesinde yard›mc› olur. Ay-

Sodyum eksikli¤i ve su ek-

n› zamanda besin maddele-

sikli¤i dünya üzerinde en

rinin hücre zarlar›ndan ge-

yayg›n ve en ciddi yetersiz-

çiflini düzenler. Potasyum

liklerdir. Vücuttan uzun sü-

fonksiyonu yafl ile birlikte

reli su kayb›nda, dolafl›m

azal›r. Bu dolafl›m bozuk-

sistemindeki s›v›lar› mey-

luklar›na ve zay›fl›¤a yol

dana getiren sodyum da

açar.

kaybedilir. Bu s›v›lar kalbi, damarlar›, atar damarlar› ve

Selenyum

k›lcal damarlar› besler. Bun-

Selenyum, antioksidan-

lar›n ciddi derecede kaybe-

d›r; DNA ve protein sentezi,

dilmesi ise dolafl›m siste-

ba¤›fl›kl›k tepkileri, hücre

minde floka neden olur.

zar› bütünlü¤ü, pankreas fonksiyonlar›, retina kan


Vücuttaki Önemli Eser Elementler: Vücutta çok az miktar-

lizman›n normal h›zda de-

da bulunan baz› element-

vam› için gereklidir. Tiroit

lere "eser element" denir.

salg›s›n›n yoklu¤u, genel-

Bunlar›n besinlerdeki mik-

likle metabolizma h›z›n›n

tar› da çok azd›r. Ancak iç-

normalin %40-50'si kadar

lerinden birinin yoklu¤un-

düflmesine, tiroit salg›s›-

da çeflitli belirtiler, rahat-

n›n afl›r› fazlal›¤› ise meta-

s›zl›klar ortaya ç›kar. En

bolizma h›z›n›n normalin

önemlilerinden üçü iyot,

%60-100'ü kadar artmas›-

çinko ve flordur.

na yol açar. Ayr›ca tiroit hormonunun embriyonun

‹yot

gelifliminde çeflitli rolleri

En iyi bilinen eser ele-

oldu¤u için, hamilelik s›-

ment iyottur. Bu element

ras›nda iyot eksikli¤i bir-

tiroit hormonunun oluflu-

çok do¤um kusurlar›na

mu ve fonksiyonu ile ilifl-

neden olabilir.

kilidir. Tüm vücutta orta-

‹yot

eksikli¤i

guatr

lama 14 mg kadar bulunur.

hastal›¤›na neden olur. Ti-

‹yotun vücuttaki tek kulla-

roit bezinin büyümesi ile

n›m› tiroit hormonlar›n›n -

sonuçlanan guatr, geri ze-

tiroksin ve triiodotironin-

kal›l›k, büyük dil ve bazen

üretilmesi içindir. Bu iki ti-

sa¤›rl›k, konuflamama ve

roit hormonu vücudun

topall›k ile sonuçlanabilir.

tüm hücrelerinde metabo-

Günlük olarak 0,10-0,15 mg iyot al›m› yeterli say›l›rken, günde 0,05 mg'in


alt›nda al›m› ise iyot ek-

çal›flmas›

aç›s›ndan

sikli¤ine yol açar. Son de-

önem tafl›r.

da

rece az miktardaki iyot in-

Flor

san›n sa¤l›kl› yaflamas›, vücut fonksiyonlar›n› tam

Metabolizma için ge-

olarak yerine getirebilme-

rekli bir element gibi gö-

si aç›s›ndan çok büyük

zükmese de, difllerin olu-

önem tafl›r.

flumu s›ras›nda vücutta bulunan az miktardaki

Çinko

florürün

daha

sonraki

Çinko vücuttaki 80 en-

yafllarda difl çürümelerini

zimden fazlas›n›n bilefle-

önleme yönünden önemi

nidir. Çinko ayn› zaman-

vard›r. Flor diflleri kuvvet-

da bir sinir ileticisidir. Dü-

lendirmez ancak bilinme-

flük çinko seviyesi sinir

yen bir flekilde çürümeyi

hareketlerinin yavafllat›l-

bask›lar. Florun difl mine-

mas›n› azalt›r ve anormal

lerindeki kristaller içinde

davran›fllara

açar.

bulundu¤u ve difl çürü-

Bundan baflka yan›klar›n

melerine neden olan bak-

ve yaralar›n iyileflmesi,

teri enzimlerinin faaliyeti

karbonhidrat

sindirimi,

için gerekli olan birçok

prostat bezinin fonskiyo-

eser elementle birleflti¤i

nu, üreme organlar›n›n

kabul edilmektedir. Böyle-

büyümesi ve geliflmesi, B1

ce flor karfl›s›nda enzimler

vitamini ile fosfor ve

etkisiz kal›r ve difl çürü-

yol

protein metabolizmalar›n›n

meleri engellenir.


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Vücutta Vitaminlerin Seçilimi Vitaminler, vücudun normal metabolizmas› için az miktarlarda gerekli olan ve vücudun hücrelerinde üretilemeyen organik bilefliklerdir. Vitaminler besinlerimizde bulunmad›¤› zaman, metabolizmada bozukluklara yol açabilirler. Vitaminler vücudun sa¤l›kl› geliflimi, sindirim fonksiyonlar›, enfeksiyonlara karfl› ba¤›fl›kl›k kazanmas› aç›s›ndan oldukça gereklidir. Ayr›ca vücudumuzun karbonhidrat, ya¤ ve proteini kullanmas›n› da sa¤larlar. Vitaminler vücutta "yak›lmaz", yani vitaminlerden direkt enerji (kalori) al›nmaz. Vücut, her vitaminden gerekli olan miktar›n kan dolafl›m›nda sürekli mevcut olmas›n› sa¤lar. Suda çözünen vitaminlerin fazlas› vücut s›v›lar› ile at›l›rken, ya¤da çözünen vitaminlerin fazlas› ise ya¤ dokusunda depolan›r. Depoland›klar› için ya¤da çözünen vitaminlerin afl›r› dozu zararl› olabilir. Özellikle vitamin A ve D'nin tüketiminde dikkatli olmak gerekir. Vitaminler bütün hücrelerde az miktarda depolan›r. Baz› vitaminler ise büyük ölçüde karaci¤erde depolan›r. Örne¤in karaci¤erde depolanan A vitamini hiç vitamin almayan bir kifliye 5-10 ay kadar yetebilir ve karaci¤erin D vitamini deposu d›flar›dan hiç D vitamini almayan bir kifli için genellikle 2-4 ay kadar yeterlidir. Suda çözünen vitaminlerin vücutta depolanma oran› nispeten düflüktür. Bu, özellikle B vitaminlerinin birço¤u için geçerlidir. B kompleks vitaminleri eksik alan bir kiflide bu eksikli¤in belirtileri bazen birkaç günde ortaya ç›kar. B12 vitamini bunun d›fl›ndad›r, çünkü B12'nin karaci¤erdeki deposu kifliye bir y›l veya daha uzun süre yete-

246


bilir. Suda çözünen bir baflka vitamin olan C vitamininin yoklu¤u birkaç haftada belirtilerin ortaya ç›kmas›na yol açabilir. C vitamini eksikli¤inden kaynaklanan skorbüt hastal›¤› ise 20-30 hafta içinde ölümle sonuçlanabilir. Herkes taraf›ndan bilinen 13 vitamin vard›r. Bunlar›n dördü -vitamin A, D, E ve K- (ya¤da çözünen vitaminler) vücudun ya¤ dokusunda depolan›rlar. Di¤er dokuz vitamin ise suda çözünür ve pek ço¤u vücutta depolanmaz. Suda çözünen vitaminler, vitamin C ve sekiz B vitamini çeflididir: Tiyamin (B1), riboflavin (B2), niasin (B3), pantotenik asit (B5), piridoksin (B6), kobalamin (B12), biotin ve folik asit (folacin).

247


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

A Vitamini Göz problemlerini ve körlü¤ü önler. Ba¤›fl›kl›k sistemini kuvvetlendirerek cilt sorunlar›n› engeller. Ayr›ca sindirim sisteminde oluflan ülserleri tedavi eder; so¤uk alg›nl›¤›na ve böbreklerde, mesanede, akci¤erlerde ve mukus zarlar›nda enfeksiyonlara karfl› vücudu korur. A vitamini dokular›n bak›m ve onar›m›, yeni hücrelerin geliflmesi, kemiklerin ve difllerin oluflumu için de son derece önemlidir. Bunlardan baflka A vitamini antioksidan olarak faaliyet yaparak hücreleri kansere ve di¤er hastal›klara karfl› korur, yafllanma sürecini yavafllat›r, ya¤ depolanmas›na yard›mc› olur. A vitamininin vücut aç›s›ndan di¤er bir önemi, proteinlerin A vitamini olmadan kullan›lamamas›d›r. A vitamini eksikli¤inde derinin pullanmas›, akne gibi cilt sorunlar›, iskelet gelifliminin duraklamas›n› içeren büyüme eksikli¤i, kornea ile ilgili sorunlar ve körlük görülebilir. Ayr›ca A vitamini eksikli¤inde vücut enfeksiyona daha aç›k hale gelir. Bu nedenle A vitaminine "anti-enfeksiyon" vitamini denilmektedir.

B2 Vitamini (Riboflavin) Göz yorgunlu¤u, kataraktlar›n önlenmesi ve tedavisi için B2 vitamini gereklidir; karbonhidrat, ya¤ ve protein metabolizmas›na yard›mc› olur. Ayr›ca deri dokular›n›n, t›rnaklar›n ve saçlar›n oksijen kullan›m›na destek verir, kepekleri giderir. Bunlar›n yan› s›ra demir ve B6 vitamini al›m›na yard›mc› olur, eksikli¤i ise hamilelikte bebe¤in geliflimine zarar verebilir.

248


249


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

B12 Vitamini Anemi hastal›¤›n› önlemek için gereklidir, alyuvar üretiminde folik asitin düzenlenmesine yard›m eder ve demir kullan›m›na yard›mc› olur. Do¤ru sindirim, besinlerin al›nmas›, protein sentezi, karbonhidrat ve ya¤ metabolizmas› için gereklidir. Vücut 5 y›ll›k B12 vitamini depolayabilir, fakat bu vitamin özellikle hayvansal dokularda bulunur. Sinir tahribat›n› önler, do¤urganl›¤› sa¤lar, hücre oluflumunu ve uzun yaflamas›n› sa¤lar, sinir uçlar›n›n normal geliflimini kolaylaflt›r›r, haf›zan›n güçlenmesine ve ö¤renmeye yard›m eder. Bu vitaminin eksikli¤inde yürüme bozuklu¤u, kronik yorgunluk, depresyon, sindirim bozukluklar›, bafl dönmesi, uyku hali, karaci¤er büyümesi, göz bozukluklar›, halüsinasyonlar, bafl a¤r›lar›, dil enfeksiyonu, huzursuzluk, zor nefes alma, haf›za kayb›, sinirsel bozulmalar, kalp çarp›nt›s›, kans›zl›k, kulaklarda ç›nlama, omurilik y›pranmas› gibi rahats›zl›klar görülebilir. Vitamin B12 eksikli¤i ço¤u kez kal›n sinir liflerinin miyelin kayb›d›r. Bunun bir sonucu olarak birçok insanda d›fl duyu kayb› fazlad›r ve fliddetli vakalarda felç olmas› bile olas›d›r. B12 vitamini, bir hidrojen al›c›s› olarak koenzim görevi yapar ve çeflitli metabolizma faaliyetleri yürütür. En önemli ifllevi belki de gen kopyalanmas›nda koenzim olarak fonksiyon göstermesidir. Bu sayede B12 vitaminin iki önemli görevi oldu¤u söylenebilir: büyümeyi ve eritrositlerin oluflumunu h›zland›rma.

250


Harun Yahya (Adnan Oktar)

C Vitamini (Askorbik Asit) C vitamini yabanc› zararl› maddelerin zehirlerinden vücudu ar›nd›rman›n yan› s›ra temizleyici bir vitamindir. Do¤al olarak üretilen kortizonun daha iyi çal›flmas›n› sa¤layarak bir antihistamin olarak hareket edebilir. C vitamini kemik ili¤i içinde hemoglobine ve alyuvar üretimine katk›da bulunur, ba¤lant› dokusunda kolajen oluflturulmas›na yard›mc› olur, ba¤›rsaklarda demir emilimini art›r›r ve yaralar›n iyileflmesinde yard›mc› olur. Vücut C vitaminini kendisi üretemez. Bu nedenle besinlerle d›flar›dan al›nmas› gerekir. C vitamini eksikli¤i yaralar›n yavafl iyileflmesi, kanama, ödem, afl›r› derecede zay›fl›k, deri alt›nda kanama, enfeksiyonlara aç›kl›k, so¤uk al-

251


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

g›nl›¤› ve bronflit enfeksiyonlar›, eklem a¤r›lar›, enerji eksikli¤i, sindirimde bozukluk, iyileflme süresinin gecikmesi, kolayl›kla vücutta çürümeler oluflmas› ve difl kayb› ile sonuçlanabilir. Anti-stres hormon üretimini sa¤lar, kanserin önlenmesine yard›mc› olur, enfeksiyonlara karfl› korur, ba¤›fl›kl›¤› kuvvetlendirir, demir al›m›n› art›r›r, kolestrol seviyelerini ve yüksek tansiyonu düflürebilir, kan p›ht›laflmas› ve çürümeye karfl› insan vücudunu korur. Askorbik asit olmadan vücudun hemen hemen bütün dokular›nda yap›lan kollajen lifleri kusurlu ve zay›ft›r. Bu nedenle C vitamini deri alt› dokusu, k›k›rdak, kemik ve difllerde liflerin büyümesi ve dayan›kl›l›¤› için gereklidir. C vitamini eksikli¤inde yaralarda iyileflme h›z› düfler. Bu durum hücrelerde kollajen liflerin birikiminin eksikli¤i ve hücre içi ba¤lay›c› maddelerin yetersizli¤inden kaynaklan›r. Sonuçta genellikle birkaç günde iyileflebilen bir yaran›n iyileflmesi için aylar›n geçmesi gerekir. Ayr›ca, C vitamini yoklu¤u kemik büyümesini duraklat›r. Büyüyen hücrelerin aras›nda yeni kollajen birikimi bulunmad›¤›ndan kemikleflme eksik kal›r ve kemikler büyüme noktalar›ndan kolayl›kla k›r›labilirler. Askorbik asit eksikli¤i bulunanlarda kemikleflmesi tamamlanan kemiklerde yeni kemik matriksi oluflturulamaz. Bunun sonucunda k›r›lan kemik iyileflmez. Eski dönemlerde özellikle uzun süre karaya ç›kmayan ve dolay›s›yla taze sebze-meyve tüketemeyen denizcilerde C vitamini eksikli¤inden kaynaklanan skorbüt hastal›¤›na s›k rastlanmaktayd›. Bu hastal›kta endotel

252


Havers kanal›ndaki k›lcal damar

Süngerimsi kemikteki k›rm›z› ilik Havers kanal›

Yo¤un kemik

Yukar›daki resimde görülen kemik k›r›lmas›nda, k›r›k ön kol kemi¤i deriyi zedelemektedir.

Sar› kemik ili¤i

C vitamini eksikliği kemik büyümesini duraklatır. Büyüyen hücrelerin arasında yeni kollajen birikimi bulunmadığınYo¤un kemik dan kemikleşme yetersiz kalır ve kemikler büyüme noktalarından kolaylıkla kırılabilirler. Yediğimiz meyve ve sebzelerden aldığımız C vitamini, vücudumuza girdiğinde 60-70 kg taşıyabilen sağlam kemiklerimizin inşasında kullanılır. Kemik hücrelerinin kemikler için gerekli vitamini bilmesi, kimyasal analiz yaparak bu vitamini tanıması, sonra da en verimli şekilde kullanması hiçbir tesadüfi olayla açıklanamaz. Şuursuz bir hücrenin onlarca mineral, vitamin arasından sadece kendisine faydalı olanları ayıklaması, Allah'ın bedenimizde yarattığı sayısız mükemmellikten sadece biridir.

hücreler, birbirlerine uygun flekilde yap›flmad›klar›ndan, damar çeperinde bulunan kollajen lifler yetersiz kal›r. Bunun sonucunda kan damarlar›n›n çeperleri afl›r› derecede duyarl› hale gelir ve k›lcal damarlar kolayca y›rt›labilir. Bütün vücutta pek çok iç kanama görülür. Derinin alt›ndaki bu kanamalar bazen bütün vücudu kaplar ve fliddetli C vitamini eksikli¤inde ön kol derisinde k›rm›z› lekeler ortaya ç›kabilir. ‹leri derecede skorbüt hastal›¤›nda bazen kas hücreleri ayr›l›r, difller sallan›r ve a¤›zda enfeksiyon geliflir.

253


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

D Vitamini Kalsiyum ve fosforun sindirim yollar›nda kullan›m› ve emilimi ile özellikle çocuklarda büyüme için gerekli bir vitamindir. Kas zay›fl›¤›na karfl› vücudu korur, kalp at›fl›n›n düzenlenmesinde etkilidir, ba¤›fl›kl›k sistemini kuvvetlendirir, tiroit fonksiyonlar› ve normal kan p›ht›laflmas› için gereklidir. D vitamini sindirim sisteminden kalsiyum emilimini art›r›r ve kemiklerde kalsiyum birikimine yard›m eder. D vitamini kalsiyum emilimini ve kalsiyumun aktif tafl›nmas›n› h›zland›rarak art›r›r. Özellikle ba¤›rsak dokular›ndaki epitel hücrelerde kalsiyum emilimine yard›m eden, kalsiyum-ba¤lay›c› proteinlerin oluflumunu art›r›r.

E Vitamini Kanser ve atardamar hastal›klar›n›n önlenmesi için önemli bir antioksidand›r. Sekiz farkl› fakat birbirleriyle ba¤lant›l› molekül ailesinden oluflur. Kan dolafl›m›n› güçlendirir, normal kan p›ht›laflmas›n› güçlendirir. Dokular›n onar›m› için gereklidir, baz› yaralar etraf›nda iz oluflma ihtimalini azalt›r. Kan bas›nc›n› azalt›r, katarakt› önler, atletik performans› gelifltirir, bacaklardaki kramplar› açar, k›lcal damar duvarlar›n› güçlendirirken sa¤l›kl› sinirler ve kaslar oluflturur. Ayr›ca sa¤l›kl› bir deri ve cilt için gereklidir. Anemi ve prematür (erken-do¤um) bebeklerde oluflan göz bozukluluklar›na karfl› vücudu korur, yafllanmay› geciktirir ve yafll›l›k lekelerini önleyebilir. Birbiriyle ilgili birçok bileflik, E vitamini etkisi gösterir. Hemen hemen tüm vitaminler gibi E vitamini eksikli-

254


Harun Yahya (Adnan Oktar)

¤i de normal büyümeyi engeller ve bazen böbrek hücrelerinin bozulmas›na neden olur. E vitamini yoklu¤unda hücrelerde doymam›fl ya¤ asitleri azal›r ve mitokondriler, lizozomlar ve hatta hücre zar› gibi organellerde anormal yap›sal ve ifllevsel de¤ifliklikler görülür.

Folik Asit Beynin g›das› olarak de¤erlendirilir, enerji üretimi, büyümenin h›zland›r›lmas› ve alyuvarlar›n üretimi için gereklidir. Hücrelerin do¤ru olarak bölünmesi ve kopyalanmas› aç›s›ndan da önemlidir. Düflük folik asit durumunda, hücre bölünmesinde kontrol zay›flar, bu da kanser riskini art›r›r. Protein metabolizmas›yla iliflkilidir. Depresyon, sinir bozuklu¤una karfl› koruyucudur. Hamilelik s›ras›nda embriyonun ve sinir hücrelerinin oluflumunun düzenlenmesine yard›m eder, prematür bebek do¤umlar›n› önlemeye yard›mc› olur. Folik asitin vücuttaki en önemli görevi DNA sentezinde gerekli olan pürinlerin ve timinin sentezi say›labilir.

B3 Vitamini (Niasin) B3 vitamini as›l olarak kan dolafl›m›n›n ve derinin sa¤l›kl› olmas› için gereklidir. Ayr›ca bu vitamin sinir sisteminin, karbonhidrat, ya¤ ve protein metabolizmalar›n›n sa¤l›kl› olarak çal›flmas›nda, kolestrolün düflürülmesinde ve haf›zan›n kuvvetlendirilmesinde de etkilidir.

255


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

B1 Vitamini (Tiyamin) Vücutta önemli faaliyetlerde bulunur: Kan dolafl›m›n› güçlendirir, kan oluflumuna yard›m eder, karbonhidrat metabolizmas›n›n düzenli çal›flmas›nda etkilidir. Ayr›ca hidroklorik asit üretimine destek verir, alg›lama faaliyetleri ile beyin fonksiyonlar›n› gelifltirir ve iyi sindirim için önemlidir. Ayn› zamanda bu vitaminin yafllanmadan kaynaklanan vücut y›pranmalar›na karfl› da antioksidan etkisi yapt›¤› bilinmektedir. ‹nsanlarda B1 vitamini eksikli¤i sindirim bozukluklar›na, deride ve gözlerde yanma hissine, a¤›z köflelerinde çatlamaya, bafl a¤r›lar› ve zihinsel depresyona, unutkanl›¤a yol açar. Merkezi sinir sistemi enerjisinin hemen hemen tamam› karbonhidrat metabolizmas›na ba¤›ml›d›r. Tiyamin eksikli¤inde, merkezi sinir sisteminin nöron hücrelerinde kromatoliz ve fliflmeye s›k rastlan›r. Kötü beslenen nöron hücreleri için karakteristik olan bu de¤ifliklikler, merkezi sinir sisteminin çeflitli bölümleri aras›ndaki iletiflimi bozabilir. Ayr›ca tiyamin eksikli¤i sinir liflerinin miyelin k›l›flar›n›nda dejenerasyonuna yol açabilir. Bu durum s›kl›kla sinirlerin afl›r› hassasiyet kazanmas›na sebep olur. Beyincikten omurgaya giden yollarda ise felç etkisi oluflturan dejenerasyonlar görülebilir. Bazen felç etkisi olmasa da, kaslar ileri derecede güçsüz kal›rlar. Tiyamin eksikli¤i kalp kas›n› da zay›flat›r. Öyle ki fliddetli bir eksiklikte kiflide kalp yetmezli¤i geliflir. Tiyamin eksikli¤inde sindirimle ilgili hastal›klar da ortaya ç›kar.

256


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Piridoksin Piridoksin hücrelerde amino asit ve protein metabolizmas›yla ilgili birçok kimyasal reaksiyonlar için koenzim olarak görev yapar. En önemli rolü, amino asitlerin sentezinde koenzim görevidir. Sonuç olarak, piridoksin metabolizmas› özellikle protein metabolizmas›n›n birçok noktas›nda kilit rol oynar. Ayn› zamanda baz› amino asitlerin hücre zarlar›nda tafl›nmas›nda da görev yapt›¤› bilinmektedir.

Pantotenik Asit Pantotenik asit vücutta pek çok metabolizmada rol alan koenzim A (KoA) ile ba¤lan›r. Bu maddenin yoklu-

257


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

¤u karbonhidrat ve ya¤ metabolizmalar›n›n çal›flmas›n› bozabilir. Metabolizma aç›s›ndan di¤er vitaminler kadar gereklidir.

K Vitamini K vitamini karaci¤erde kan p›ht›laflmas› için önemli olan protrombin, faktör VII, faktör IX ve faktör X'un oluflumu için gereklidir. Bu nedenle K vitamini eksikli¤inde kan›n p›ht›laflmas› gecikir. K vitamini kal›n ba¤›rsakta bakteriler taraf›ndan sentezlenir. Bununla birlikte kal›n ba¤›rsak bakterileri büyük miktarda antibiyotiklerin al›nmas›yla bozulmaya u¤rarsa, K vitamini eksikli¤i geliflir.

K›rm›z› kan hücresi

Trombosit

Hasar gören deride kolajen

a) Trombosit t›kac›

b) Trombosit hareketi Trombosit t›kac›

Bir yerimiz kesilip kanamaya başladığında, pıhtılaşma mekanizmasının en önemli elemanlarından bir tanesi olan trombositler devreye girer. Çeşitli enzim ve proteinlerin etkisiyle meydana gelen ilk tıkaç, hayati derecede önem taşır. Çünkü kan eğer pıhtılaşarak bu akışı durdurmazsa, bizim bunu durdurmak için yapabileceğimiz bir şey yoktur. Kanın normal süresinde pıhtılaşması ise esasen K vitaminine bağlıdır. Bir yerimizi kestiğimizde kan durmuyorsa beden K vitamininden yoksun demektir. K vitamini vücutta olsa, ancak kan hücreleri bu vitamini tanımasa ya da hücre içine alacak seçimi yapamasa, pıhtılaşma sistemi işlemeyecektir. Gözle görülmeyen bir seviyede, sayısız detayın bu sistemi kusursuzca işletecek mükemmellikte olması, değil tesadüflerin bilinç sahibi insanların çabasıyla dahi mümkün olmaz. Çünkü bu düzen "kusursuzca var eden" Allah'a aittir. (Haşr Suresi, 24)

c) Trombositlerin biraraya toplanmalar›

258


259


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Hayat›n Bafllang›c› Hakk›ndaki Evrim Masallar› Evrimcilerin, ilk canl› hücresinin kökenini anlatan senaryolar›na göre, canl›l›k "ilkel bir çorba"da, yani organik baz› moleküllerin birarada bulundu¤u s›v› bir ortamda bafllam›flt›. Birçok evrimci bu ilkel çorban›n, okyanuslar veya göller oldu¤unu öne sürmektedir. Söz konusu senaryoda, ilkel çorban›n içindeki basit organik moleküller, amino asitleri oluflturmufllar, daha sonra bunlar proteinleri oluflturarak kendi kendini kopyalayabilen moleküllere dönüflmüfllerdir. Yaklafl›k 100 y›ld›r savunulan ve farkl› versiyonlarla tekrar edilen bu "kimyasal evrim" hikayesinin hiçbir kan›t› yoktur. Hiçbir zaman böyle bir süreç gözlemlenmemifltir. Dahas›, en basit yap› tafllar› olan amino asitlerin oluflumuna atmosferin genel yap›s›n›n uygun olmad›¤›, proteinlerin rastlant›sal oluflumunun ise matematiksel olarak imkans›z oldu¤u bilinmektedir. Ama, yarat›l›fl› kabul etmek istemeyen evrimciler halen "kimyasal evrim"e inanmaya devam etmektedirler. Evrimcilerin hiçbir bilimsel dayana¤› olmayan bu senaryosuna göre, ilkel hücrenin temelini oluflturan ilk molekülleri içine alarak koruyabilecek bir zar›n, yani hücre zar›n›n da, di¤er hücre organelleri ve molekülleri ile efl zamanl› olarak tesadüfen oluflmas› gerekmektedir. Evrimcilerin bu konudaki tarafl› yorumlar›na bir örnek olarak ünlü evrimci biyolog Hoimar Von Ditfurth'un ifadelerine bakabiliriz: ... hücrenin bir yanda kendisini d›fl dünyaya kapama ama öte

262


Harun Yahya (Adnan Oktar)

yanda gene bu dünyaya aç›k tutma zorunlulu¤u bulunmaktad›r... D›fla hem aç›k hem kapal› bir s›n›r oluflturabilmenin yolu, alabildi¤ine "uzmanlaflm›fl", üstün yeteneklerle donanm›fl bir ba¤lant› oluflturabilmekten geçer. Seçici, ay›klay›c› ifllevleri çok iyi yerine getirebilen bir ba¤lant› olmal›d›r bu. Hücre için gerekli maddeler ve enerji miktar› hücreye kolayl›kla ulaflabilmeli, ama ayn› zamanda cans›z d›fl dünyan›n istikrars›zl›klar›, dalgalanmalar›, hücre içindeki biyokimyasal süreçleri hiçbir flekilde etkilememeli, bunlar› bast›r›p bozacak boyutlara ulaflmamal›d›r. Baflka deyiflle: Hücre, d›fl dünyan›n ve do¤al çevrenin de¤iflik ve çeflitli özelliklerini herhangi bir yoldan ay›rt edebilecek ve onlar› seçebilecek durumda olmal›d›r. D›fl dünyan›n etmenleri, ister do¤rudan madde, isterse de enerji biçiminde olsunlar, hücrenin ayakta kalmas› için gerekli olan ihtiyaçlar listesinde yer almad›klar› sürece, d›flta b›rak›labilmelidirler... Gerçekten de hücrenin (daha do¤rusu evrimin) burada çözmek üzere önüne koymufl oldu¤u görev, paradoks bir iliflkiyi tan›mlamaktad›r. Ama bu görev halledilmeden de bildi¤imiz kimyasal ve fiziksel nedenlerden ötürü, hayat diye bir fleyin var olmas› söz konusu olamazd›. Eh, bugün hayatta HÜCRE ZARININ SEÇİCİ-GEÇİRGEN ÖZELLİĞİ, HİÇBİR TESADÜFİ SÜREÇLE AÇIKLANAMAZ. BU ÖZELLİK SONSUZ AKIL VE İLİM SAHİBİ RABBİMİZ'İN HER VARLIKTA TECELLİ EDEN KUSURSUZ SANATIDIR. Hücre zarının dış ortamı tanıması, hücrenin ihtiyaçlarını saptaması, hücreye girecek maddelerin zararlı olup olmadığını ayırt edebilmesi ve bu seçimlerde hiçbir hata yapmaması canlılık açısından bir zorunluluktur. Kimyasal reaksiyonların, fizik kanunlarının tesadüf eseri, şuursuz yağ ve proteinlerden oluşan bu incecik zara, böyle şuurlu bir seçicilik kazandırmayacağı açıktır.

Hücre zar›

263


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

oldu¤umuza ve ifl buralara kadar vard›¤›na göre, demek ki evrim bu çeliflik durumun da içinden ç›kmay› becermifltir... Evrimin burada baflvurdu¤u çözüm ya da daha do¤rusu uzlaflma yolu, yar›-geçirgen diye çevirebilece¤imiz "semipermeable" zar›, hücre kabu¤u olarak gelifltirmek olmufltur. Gerçi yar›-geçirgen teriminin, incecik hücre zar›n›n o flafl›rt›c› yetenek ve becerilerini yans›tmakta oldukça zay›f kald›¤›n› da buradan söylemeden edemiyoruz...82

Ünlü evrimci bir yandan hücre zar›ndaki kompleks,

HÜCREDEKİ KOMPLEKS TASARIMIN KÖR TESADÜFLER SONUCU OLUŞTUĞUNU İSPAT ETME ÇABALARI, BOŞ BİR UĞRAŞIDAN, VAKİT KAYBINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR...

Tesadüf iddialarını bilimsel yaklaşımın temeli kabul ederek, bilimin rotasını yanlış yönde belirleyen bilim adamları, bilimin insanlığa getireceği nice faydaların gecikmesine, bilgi, vakit ve maddi imkanların ise boş amaçlar uğruna harcanmasına sebep olmuşlardır. Yıllarca milli servetleri akıtarak "evrendeki mükemmel düzen tesadüfen oluşabilir mi?" sorusuna yanıt aramış, fakat her defasında tesadüf iddialarının imkansızlığını pekiştirecek yeni bir delil elde ederek Allah'ın yaratma sanatındaki harikalıklara daha yakından şahit olmuşlardır.

264


Harun Yahya (Adnan Oktar)

fluurlu seçim mekanizmas›ndan bahsederken, bir yandan da zorlama evrim aç›klamalar› yapmaktad›r. Hiçbir bilimsel delil öne sürmeden, "Eh, bugün hayatta oldu¤umuza ve ifl buralara kadar vard›¤›na göre, demek ki evrim bu çeliflik durumun da içinden ç›kmay› becermifltir..." gibi dogmatik bir yaklafl›m sergilemektedir. Buradaki ifadeler evrimcilerin bilim anlay›fllar› aç›s›ndan da bir örnek teflkil etmektedir. Çünkü evrimciler bilimsel bulgular do¤rultusunda sonuç ç›karmak yerine, evrimi tart›fl›lmaz bir dogma kabul ederek yorumlarda bulunmaktad›rlar. E¤er Ditfurth'un söylediklerini daha aç›k bir dille yazmak istersek, "eh, bugün hayatta oldu¤umuza ve evrim teorisi d›fl›nda da hiçbir aç›klamay› kabul etmeyece¤imizi bafltan belirlemifl oldu¤umuza göre" gibi bir cümle kurmam›z gerekir. Bir kez daha ortaya ç›kmaktad›r ki, evrim teorisinin tek dayana¤›, -bilimsel deliller de¤il- bu teoriye felsefi nedenlerden dolay› duyulan inançt›r. Evrimciler hücre zar› ile ilgili yapt›klar› deneylerde de hücre zar›n›n tesadüf eseri oluflabilece¤i hayalini tafl›maktad›rlar. Bilimsel verilerle uyuflmayan geçersiz deneylere ra¤men, yine de evrimci yorumlar yapmaktan çekinmemektedirler. Bu amaçla yap›lan deneylerden birinde, Charles Apel adl› üniversite mezunu bir ö¤renci taraf›ndan yönlendirilen Santa Cruz Califonia Üniversitesi'nden bir grup araflt›rmac› laboratuvar ortam›nda, tatl› su içinde, zar yap›l› kabarc›klar elde ettiler ve bu yap›lar›n, hayat›n tatl› sularda kendili¤inden bafllad›¤›na bir delil oluflturdu¤unu öne sürdüler.83 Ancak bu iddialar bilim d›fl›d›r ve evrimcilerin ön yarg›lar› ile öne sürdükleri

265


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

tarafl› yorumlardan baflka bir fley de¤ildir. ‹lerleyen sayfalarda bunun nedenlerini daha detayl› aç›klayaca¤›z.

Laboratuvarda Üretilen Zar, Hücre Zar› Gibi Kompleks Bir Yap› De¤ildir Bugüne kadar evrimciler hayat›n okyanuslarda, yani tuzlu suda olufltu¤unu öne sürüyorlard›. Ne var ki, tuzlu sularda yap›lan deneylerde bu zar oluflmuyordu. Söz konusu deneyde ise, tatl› su kullan›ld› ve zar›ms› bir yap›s› olan kesecikler elde edildi. Öncelikle, bu keseciklerin laboratuvarda elde edilmifl olmas›n›n, DNA'n›n, hücrenin, hücre içindeki organellerin ve proteinlerin bir su birikintisinde, kendili¤inden olufltu¤u tezine bir destek sa¤lamayaca¤› aç›kt›r. Bunun nedenlerini k›saca flöyle özetleyebiliriz: 1. Laboratuvarda elde edilen zar, hücre zar›n›n özelliklerine sahip de¤ildir. Elbette kimyasal ve fiziksel etkiler baz› molekülleri (hidrofobik veya hidrofilik olmalar›na göre) su içinde yan yana getirebilir. Ama bu zar›n hücre zar›yla benzerli¤i yoktur. Çünkü hücre zar›n›n hayati olan yönü, -kitap boyunca çok detayl› inceledi¤imiz gibihücrenin içi ile d›fl› aras›nda seçici bir geçirgenlik yürütmesi, buna imkan sa¤layan kompleks kap› sistemlerine sahip olmas›d›r. Evrimciler ise, hücre zar›n› ve DNA gibi molekülleri özellikle basit yap›lar gibi göstermektedirler. Böylece bu yap›lar›n tesadüfen olufltu¤unu öne sürebileceklerini düflünürler. Bu nedenle laboratuvarda oluflturduklar› son derece basit bir zar› da, bu çok kompleks yap›lar›n ilk

266


Harun Yahya (Adnan Oktar)

aflamas› gibi göstermeye çal›flmaktad›rlar. Oysa, laboratuvarda elde edilen zar›n, hücre zar›na evrimleflmesi, hücre zar›n›n sahip oldu¤u özellikleri zaman içinde, tesadüfler sonucunda elde etmesi imkans›zd›r. Bu imkans›zl›¤› görebilmek için, hücre zar›n›n sahip oldu¤u özelliklerden sadece birkaç›n› düflünmek bile yeterlidir. - 1 mm'nin yüz binde biri kal›nl›¤›ndaki hücre zar›, organellerdeki ifllemlerin ve hücrenin yaflam›n›n devam edebilmesi için hücrenin d›fl›ndaki ortamda bulunan say›s›z kimyasal maddenin içinden, hücrenin ihtiyaç duyduklar›n› tan›r ve yaln›zca onlar› içeri al›r. Yani ola¤anüstü bir tan›ma yetene¤i vard›r. - Son derece ekonomiktir; hücrenin ihtiyaç duydu¤u

267


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

miktardan fazlas›n› kesinlikle içeri almaz. - Bu kadarla da kalmaz; bir yandan da hücrenin içindeki zararl› art›klar› an›nda tespit eder ve hiç zaman kaybetmeden d›flar› atar. - Hücre zar›ndan içeriye ve d›flar›ya bazen çok büyük moleküllerin transferi gerçekleflir. Böyle bir durumda, hücre zar› hiçbir zarara u¤ramadan bu geçifli sa¤lar. Hücre, kendi zar›ndan kesecikler oluflturur. Bu kesecikler sayesinde depolama ve ulaflt›rma iflleri yap›l›r. Örne¤in pinositoz denilen ifllemde hücre zar› bir miktar içeri gömülür, oluflan çukurun içine hücre d›fl›nda bulunan moleküller girer. Bu çukur içeri do¤ru iyice çekilerek hücre içine al›n›r ve bir kesecik oluflturulur. Bir anlamda hücre ihtiyac› olan maddeleri yutar. - Ekzositoz denilen ifllemde ise hücre, kendi içinde bir kesecik oluflturur. Art›k maddelerle doldurdu¤u bu keseci¤i hücre zar›ndan d›flar› atar. Böylece keseci¤in tafl›d›¤› maddeler d›fl ortama b›rak›lm›fl olur. Ya¤ moleküllerinden oluflan hücre zar›n›n bu ifllemlerin hepsini yapabilmesi için, hücre içindeki bütün faaliyetleri ve geliflmeleri bilmesi, gerekli veya fazla olan maddelerin listesini ç›karmas›, stoklar› kontrol alt›nda tutup, üstün bir haf›za ve karar verme yetene¤ine sahip olmas› gerekir. Ayr›ca, zarar görmeden büyük moleküllerin nas›l transfer edilece¤i ile ilgili yöntem gelifltirmesi ve kendisini buna göre dizayn etmesi de gerekir. Tesadüflerin, fluursuz molekülleri bu flekilde kusursuzca organize etmeleri, ola¤anüstü kompleks bir sistem kurmalar› ise imkans›zd›r. Bilinç ve bilgi sahibi bilim adamlar› dahi, milyonlarca dolarl›k yat›r›mlarla ve son derece ileri bir

268


269


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

teknoloji ile, hiçbir fonksiyonu olmayan, sadece içindeki molekülleri bir k›l›f gibi sarma özelli¤ine sahip olan bir zar üretebilmektedirler. Bilim adamlar›n›n baflaramad›¤›n›, fluursuz moleküllerin ve tesadüflerin baflard›¤›n› iddia etmek ise son derece mant›ks›zd›r. 2. Evrimcilerin kesinlikle aç›klama getiremedikleri konu, sadece hücre zar›n›n oluflumu de¤ildir. Evrimciler, ilkel çorbada ilk olarak sözde ilkel hücre zar›n›n olufltu¤unu, ard›ndan da bu zar›n içindeki moleküllerin, kendi kendini kopyalayabilen son derece kompleks moleküllere dönüfltü¤ünü iddia etmektedirler. Ancak bunun nas›l gerçekleflti¤ine dair tek bir aç›klamalar› dahi bulunmaEvrimciler Darwin'in vasiyetlerine sadık kalarak canlılığın sözde ilkel bir hücreden kendi kendine geliştiğini ileri sürmeye devam ettiler. İlk hücrenin ise "ilkel çorba" olarak tarif ettikleri ortamda, bir su karmaşası içinden tesadüfen çıktığını varsaydılar. Bu dogmatik inançla uzun yıllar canlı bir hücre oluşturabilmek için sayısız deneyler yaptılar. Ancak tüm çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü canlı bir hücrenin "tesadüfen" oluşması bir yana dursun, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarında bile hücrenin meydana getirilmesi mümkün olmadı.

270


Harun Yahya (Adnan Oktar)

maktad›r. Hatta önde gelen evrimciler dahi böyle bir evrimin mümkün olmad›¤›n› itiraf etmektedirler. Bunlardan biri olan California Salk Enstitüsü'nden evrimci biyokimyac› Dr. Leslie Orgel, flöyle demektedir: ‹lkel çorbay› elde etmek kolayd›r. Bizim bir sonraki aflamada, organik moleküllerden oluflan, içinde amino asitleri ve nükleotidleri oluflturan organik maddeleri içeren ilkel çorban›n nas›l olup da kendi kendini kopyalayabilen organizmalara evrimleflti¤ini aç›klamam›z gerekir. Baz› önerilerde bulunanlar olsa da, itiraf etmeliyim ki, bu evrimsel süreci tekrar oluflturmak için yap›lan giriflimler, hiçbir flekilde kesin sonuç vermemektedir.84

Hücreyi oluflturan yap›lar›n ve organellerin her biri tek bafl›na son derece kompleks özelliklere ve dizayna sahiptir. Bunlardan herhangi birinin tesadüfen oluflmas› ihtimali s›f›rd›r. Nitekim, bilim adamlar›n›n on y›llard›r süren çal›flmalar› baflar›s›zl›kla sonuçlanmakta, hücrenin en küçük bir parças› dahi laboratuvarda taklit edilerek infla edilememektedir.

Evrimcilerin, Hücre Zar›n› Sabun Köpü¤ü Gibi Basit Bir Yap› Olarak Gösterme Çabas› "Hücre zar› üretildi" yan›lg›s›na neden olan bir baflka çal›flma ise, NASA'n›n AMES Araflt›rma Merkezi'nde bir grup araflt›rmac›n›n yapt›¤› deneydir. NASA'da gerçeklefltirilen araflt›rman›n sonucuna göre, bu yap›lar›n "tüm canl›larda bulunan zarl› yap›lar›n özelliklerine sahip" olduklar› iddia edilmifltir. Ancak deneyin içeri¤i incelendi-

271


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

¤inde, oluflan yap›lar›n canl› hücrenin zar› ile hiçbir flekilde ayn› özelliklere sahip olmad›¤› görülmektedir. Deney sonunda ortaya ç›kan mikroskobik balonlar›n, benzersiz bir tasar›m ürünü olan hücre zar›yla, fiziki olarak çok farkl› yap›lar oldu¤u hemen fark edilmektedir. Öncelikle, üretilen balonlar tek tabakadan oluflan ya¤ yap›s›ndad›r. Oysa her canl› hücrenin zar›, ortak bir tasar›m ürünü olarak hep çift katmandan oluflan lipit yap›s›nda olur. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nin PNAS adl› yay›n organ›nda yay›nlanan, 30 Ocak 2001 tarihli makalenin orijinalinde üretilen kimyasal yap›lar "tek katmandan oluflan sabun köpükleri" olarak tan›mlanm›fllarDarwinistler, hücre zarının tesadüf eseri kendiliğinden oluşabilecek bir yapı olduğu iddiasıyla ortaya çıktılar. Ancak hücrenin zarı öylesine komplekstir ki, tesadüfen oluşmak bir yana, tüm çabalarına ve gelişmiş teknolojik imkanlarına rağmen, seçici-geçirgen hücre zarı benzeri bir yapıyı taklit dahi edememektedirler. Dolayısıyla bilim adamlarının yaptıkları tüm çalışmalar, bir yandan tesadüf iddilarını geçersiz kılarken, bir yandan da hücredeki bilinçli tasarımı gözler önüne sermektedir.

272


Harun Yahya (Adnan Oktar)

d›r.85 "Amfifilik" (iki farkl› ortam› da seven) özelliklerinden dolay› bu flekilde tarif edilen deney ürünlerinin, canl› olduklar›na dair bir iddiada dahi bulunulamam›flt›r. Çünkü hücrenin canl›l›¤›n› sa¤layan fonksiyonlar› ve organelleri, hücreyi yak›ndan tan›yan her biyolo¤un bildi¤i gibi, ola¤anüstü derecede komplekstir ve insanlar taraf›ndan üretilmeleri bir yana taklit edilmeleri dahi henüz mümkün de¤ildir. Nitekim bu deney sayesinde de, hücre zar›n›n eflsiz yap›s› bir kez daha gözler önüne serilmifltir. Hücre zar›n›n, çift tabakadan oluflan lipit özelli¤inin, onlarca bilim adam›n›n bilgisi ve çabas›yla dahi taklit edilemedi¤i ortaya ç›km›flt›r. Yak›n bir zamana kadar Federal Alman Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nde profesör ve Bilgi Teknolojisi Bölüm Baflkan› olan Prof. Werner Gitt hücredeki tasar›m karfl›s›nda flunlar› ifade etmifltir: Biyolojik enerji dönüflüm sistemi öylesine hayranl›k verici ve ak›ll›ca tasarlanm›flt›r ki, enerji mühendisleri bunu sadece büyülenmifl biçimde seyrederler. fiimdiye dek hiç kimse bu ileri derecede minyatür ve son derece verimli mekanizmay› taklit edememifltir.86

Bir molekül zincirine "canl›larda bulunan zarl› yap›lar›n özelliklerine sahip" denebilmesi için, öncelikle hücrenin seçici-geçirgen fonksiyonlar›n› yerine getiriyor olmas› flartt›r. Ancak laboratuvar koflullar› alt›nda büyük bir bütçe harcanarak, insan gücü ve bilgisi kullan›larak elde edilen sonuç yaln›zca "keseci¤e benzer balon" yap›lard›r. Evrimciler, kökenini hiçbir flekilde aç›klayamad›klar› hücrenin tasar›m› karfl›s›nda, bu kompleksli¤i gündemden ç›karmak ve hücreyi elden geldi¤ince "basit" göstermek çabas›ndad›rlar. Ama bu çabalar sonuçsuzdur. W. H. Thor-

273


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

pe, tan›nm›fl bir evrimci olmas›na ra¤men, "canl› hücrelerinin en basitinin sahip oldu¤u mekanizma bile, insano¤lunun flimdiye kadar yapt›¤›, hatta hayal etti¤i bütün makinelerden çok daha komplekstir" diyerek hücrenin basit olmad›¤›n› itiraf etmek zorunda kalm›flt›r.87 Hücre zar›n›n görevi sadece hücreyi sar›p kuflatmak de¤ildir. Benzersiz hayati fonksiyonlar›yla hücreye canl› özelli¤i kazand›ran bu zar, sahip oldu¤u üstün yetenek, haf›za ve sergiledi¤i ak›l yüzünden hücrenin beyni

274


Harun Yahya (Adnan Oktar)

olarak kabul edilir. Önceki bölümlerde detayl› de¤indi¤imiz gibi bu zar çift tarafl›, hem içe hem d›fla do¤ru dönük ya¤ moleküllerinden oluflan bir duvara benzer. Bu ya¤ parçac›klar›n›n aras›nda hücreye girifli ve ç›k›fl› sa¤layan kap›lar ve zar›n d›fl ortam› tan›mas›n› sa¤layan alg›lay›c›lar vard›r. Bu kap›lar ve alg›lay›c›lar protein moleküllerinden yap›lm›flt›r. Hücre duvar›n›n içinde yer al›rlar ve hücreye yap›lan tüm girifl ve ç›k›fllar› titiz bir biçimde denetlerler.

275


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Evrimciler, canl› yap›lar›n tesadüfen olufltu¤unu iddia edebilmek için, canl›l›¤› önce basit göstermek durumundad›rlar. Oysa canl›l›k bilimin gösterdi¤i veriler ›fl›¤›nda son derece komplekstir; basitlikle hiç ilgisi yoktur. Yapt›klar› deneyler canl›l›¤›n, de¤il tesadüfen oluflmas›, bilinçli olarak ve en üstün teknoloji kullan›larak bile taklit edilemeyece¤ini ortaya koymaktad›r. NASA laboratuvarlar›nda yap›lan bu deney de dahil olmak üzere, bilimsel bulgular, hayat› bir tesadüf ürünü sayan evrim teorisini yalanlamakta ve yarat›l›fl› do¤rulamaktad›r: Küçük bir hücreden insana kadar, var olan tüm canl›lar›, sonsuz bir güç, ak›l ve bilgi sahibi olan Yüce Allah yaratm›flt›r. Allah bir ayetinde flöyle bildirir: De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan baflka tapt›klar›n›z, yerden neyi yaratm›fllar, bana gösterin?.. (Ahkaf Suresi, 4)

Canl›l›¤›n Kökenini Aç›klayamayan Evrimciler, Çözümü Uzaydan Beklemektedirler Hücre zar›n› yapay olarak elde edemeyen evrimci bilim adamlar›, çareyi uzaya baflvurmakta görmüfllerdir. Bir k›s›m evrimciler hücre zar›n›n yap›s›n› oluflturan çift katl› bilefliklerin kayna¤›n› aç›klamak için "dünya d›fl›ndan maddelerin geldi¤i" görüflünü ortaya atm›fllard›r.88 Bafllang›çta gök tafl› gibi karbon içerikli meteorlar›n uzun hidrokarbon zincirlerinden oluflan bilefliklere sahip olduklar› tespit edilmiflti. Söz konusu iddialar›n sahipleri bunun iddialar›na bir delil olabilece¤ini düflünmüfllerdi.

276


Ancak daha sonra yap›lan analizler sonucunda bu bilefliklerin dünya ile temas neticesinde olufltu¤u ortaya ç›km›flt›r. Yak›n zamanda yap›lan laboratuvar deneyleri de yeryüzündeki amfifilik maddelerin dünya kaynakl› oldu¤u görüflüne destek vermektedir.89 Evrimci araflt›rmac›lar bu bilefliklerin ilk hücre zar› bileflenleri olabilece¤ini ve do¤ru bileflenler ortaya ç›kt›¤›nda çift katl› zarlar›n kendili¤inden bir anda oluflabilece¤ini iddia ederler. Sözde ilkel zarlar olufltuktan sonra

277


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

da, bunlar›n fosfolipitlerden oluflan çift katl› zarlara dönüfltü¤ünü farz ederler. Biyolojik zarlar›n kökeni hakk›nda ortaya at›lan bu evrimci modeller abart›l› flekilde basitlefltirilmifl anlat›mlar içermektedir. Evrimci araflt›rmac›lar, sözde ilk hücrelere ait ilkel hücre zarlar›n›n oktanoik ve nonanoik asitlerle kar›flm›fl aromatik hidrokarbonlardan olufltu¤unu iddia ederler. Fakat bu görüfller yan›lt›c›d›r. Çünkü oktanoik ve nonanoik asitler yaln›zca oldukça yüksek yo¤unlukta bulunduklar›nda çift katl› tabakalar oluflturabilirler.90 Fakat bu, evrimcilerin varsayd›¤› ilkel ortam senaryolar› ile ba¤daflmayan bir durumdur. Kald› ki, oktanoik ve nonanoik asitlerin çift katl› zarlar› oluflturabilmeleri için güç çevre koflullar›na gerek vard›r. Her iki bileflik sadece belirli pH seviyelerinde çift katl› zarlar oluflturabilirler.91 E¤er çözeltinin pH seviyesi nötr de¤erlerden saparsa oktanoik ve nonanoik çift katl› zarlar karars›z olur. Çözeltinin s›cakl›¤› da çift katl› tabakan›n kararl› olmas› için büyük önem tafl›r.92 Bunlardan baflka oktanoik ve nonanoik çift katl› tabakan›n kararl›l›¤›, do¤ru moleküler yap›daki maddelerin varl›¤›na da ba¤l›d›r. Örne¤in nonanol maddesinin belirli bir aflamada dahil edilmesi durumunda, nonanoik asit çift katl› zar› kararl› hale getirir.93 Çift katl› zar›n oluflumu için ihtiyaç duyulan bu kat› gereklilikler, meteorlar ya da kuyruklu y›ld›zlar yoluyla yeryüzüne geldi¤i iddia edilen amfifilik bilefliklerin ilk hücre zar›n› oluflturdu¤u yönündeki beklentileri bir hayal k›lmaktad›r. Nonanoik asitten çift katl› zarlar›n oluflumu (ya da herhangi bir amfifil ile tek hidrokarbon zincirinden

278


Harun Yahya (Adnan Oktar)

oluflan çift katl› zarlar) da¤›n tepesine do¤ru akan bir nehir kadar imkans›zd›r. Bunun nedeni çeflitli koflullar›n ayn› anda bulunmas› gereklili¤idir. E¤er çift katl› bir yap› oluflursa, çevre koflullar›ndaki çok küçük de¤ifliklikler onlar›n kararl›l›klar›n› yitirmelerine ve biyolojik aç›dan hiçbir önemi olmayan misellere (çözeltide da¤›lm›fl en küçük molekül kümesi) dönmelerine neden olabilir. Kald› ki ilk fosfolipit ortaya ç›kt›ktan sonra, hücre zar› sistemleri mutlaka kendili¤inden biraraya gelmezler. Baz› fosfolipitler laboratuvar koflullar› alt›nda yaln›z araflt›rmac›lar›n müdahalesi ve denetimi ile çift katl› tek bir zardan oluflan yap›lar meydana getirirler. Bu flekilde oluflturulduklar›nda çift katl› tekli zar y›¤›nlar› lipozom ad› verilen içi bofl küresel yap›lar fleklinde düzenlenirler. Lipozomlar ise sadece k›sa bir süre varl›klar›n› devam ettirirler. Bunlar›n kararl›l›¤› geçicidir ve zamanla eriyerek birleflirler.94 Örne¤in insanlardaki alyuvar hücreleri 37° C (normal insan vücut ›s›s›) üzerinde tutuldu¤unda bozulmaya u¤-

ISI

Jölemsi yo¤unluk

S›v›ms› yo¤unluk

Hücre zarının fosfolipit yapısı birkaç derecelik ısı değişikliğinde dahi hemen değişime uğrar. Bu değişim bir kısım hücreler için bozulma anlamına gelir. Hücrenin canlılığının devamı için, ısı, sayısız koşuldan sadece bir tanesidir. Canlılık için böylesine hassas ayarların söz konusu olduğu düşünülürse, tesadüf iddialarının mantıksızlığı daha da net görülecektir.

279


rarlar. Hücre zar›ndaki fosfolipit bileflimin de¤iflmesi sonucunda da hastal›kl› dokular meydana gelir. 1980'li ve 90'l› y›llarda Milli Sa¤l›k Enstitüsü'nde (NIH) araflt›rmac› olan Prof. Norman Gershfeld, hücre zarlar›n›n oluflmas› ve yap›lar›n› korumalar›n›n sadece belirli koflullar alt›nda mümkün oldu¤unu, söz konusu fiziksel ve kimyasal koflullar›n son derece hassasiyetle ayarlanmas› gerekti¤ini keflfetmifltir.95 Dünyan›n ilk olufltu¤u dönemlerde faaliyet gösteren kimyasal ve fiziksel süreçlerin, hücre zar›n›n kararl› yap›s›n› oluflturabilmesi mümkün de¤ildir. Tesadüfi etkiler "do¤ru" fosfolipit bileflimi olufltursalar bile, s›cakl›k ya da hücre zar› bileflimindeki herhangi bir dalgalanma bu zar yap›s›n› bozacakt›r. Bu yap›n›n kaybedilmesiyle de ilk hücre ortadan kaybolacakt›r. Görüldü¤ü gibi hücre zar› yap›s›n›n hassasiyeti, hayat›n bafllang›c› hakk›nda ortaya at›lan senaryolar› geçersiz k›lmakta ve canl›l›¤›n her aflamas›nda Allah'›n yarat›fl delilleri gözler önüne serilmektedir. Biyolojik zarlar›n oluflmas› ve korunmas› için ihtiyaç duyulan mutlak koflullar, bu yap›lar›n do¤al süreçlerle meydana gelme-

280


281


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

sinin imkans›z oldu¤u sonucunu vermektedir. Hiçbir bilim adam› ilk hücreyi cans›z maddelerden üretebilecek herhangi bir yol bulmufl de¤ildir. Hayat›n kökeni hakk›nda araflt›rmalar› olan Johannes Gutenberg Üniversitesi Biyokimya Enstitüsü Baflkan› Prof. Dr. Klaus Dose de bu sorunu flöyle ifade etmifltir: Yaflam›n kökeni konusunda kimyasal ve moleküler evrim alanlar›nda otuz y›l› aflk›n bir süredir yürütülen tüm deneyler, yaflam›n kökeni sorununa cevap bulmaktansa, sorunun ne kadar büyük oldu¤unun kavranmas›na neden oldu. fiu anda bu konudaki bütün teoriler ve deneyler ya bir ç›kmaz sokak içinde bitiyorlar ya da bilgisizlik itiraflar›yla sonuçlan›yorlar. Yeni düflünce ve deneysel hareket tarzlar› denenmelidir... Bilim adamlar› aras›nda detayl› evrimsel aflamalara iliflkin oldukça büyük anlaflmazl›klar ç›km›flt›r. Problem, prebiyotik (yaflam öncesi) moleküllerden progenotlara geçifli sa¤layan temel evrimsel süreçlerin delillerle ispatlanmam›fl olmalar› ve bu süreçlerin olufltu¤u çevresel koflullar›n bilinmemesidir. Dahas›, tüm canl› hücrelerin oluflumuna neden olan genetik bilginin nerede oldu¤unu, ilk kopyalanabilir polinükleotidlerin (çoklu nükleik asitler, ilk DNA) nas›l evrimleflti¤ini ya da modern hücreler içerisindeki afl›r› derece karmafl›kl›ktaki yap›sal ifllev iliflkilerinin nas›l olufltu¤unu gerçekte bilmiyoruz... Öyle görünüyor ki bu alan art›k bir açmaza, varsay›mlar›n deneyler ya da gözlemlerle temellendirilmifl olgular üzerinde bask›n olduklar› bir konuma ulaflm›flt›r.96

"Dünya koflullar› elveriflsizse, ilk hücre uzaydan gelmifltir" iddias› da hiçbir anlam tafl›mamaktad›r. Çünkü, ilk hücrenin kendi kendine, rastgele koflullarda oluflumunu imkans›z k›lan as›l nokta hücrenin sahip oldu¤u ola-

282


Harun Yahya (Adnan Oktar)

¤anüstü kompleks yap› ve üstün organizasyondur. Uzay›n baflka neresine gidilirse gidilsin, bir hücrenin tesadüfen oluflmas›n› imkans›z k›lan fiziksel, kimyasal ve matematiksel gerçekler de¤iflmeyecektir. Tafllar›n tesadüfen birbirine eklenip 10 katl› bir bina oluflturmalar› Dünya üzerinde ne kadar imkans›zsa, bir baflka gezegenin üzerinde de o kadar imkans›zd›r. Hücrenin rastlant›sal oluflumu senaryosu da, evrendeki her gezegen üzerinde ayn› derecede imkans›zd›r.

Hücre, kompleks yap›lara sahip birçok organelin biraraya gelmesinden oluflur: Hücre zar›, belli bilefliklerin hücrenin içine al›nmas›n› veya hücreden d›flar› ç›kmalar›n› sa¤lar. Hücre için zararl› olan maddeleri tan›r ve içeri almaz. Hücrelerin içinde canl› ile ilgili tüm bilginin sakland›¤› nükleik asitler (DNA ve RNA) bulunmaktad›r. Bu

283


284


yap›lar, çok büyük bir kütüphane ile k›yaslanamayacak kadar bilgi içermektedirler. Ayr›ca hücrede protein üreten ribozomlar bulunur. Ribozomlar protein üretimi için, her biri farkl› bir göreve sahip yüzlerce protein kullan›rlar. Her bir parçan›n kompleksli¤i ise ola¤anüstüdür. Bu parçalar›n hiçbiri tek bafl›na var olamaz, bunlardan birinin eksikli¤inde ise hücre meydana gelemez. Bu nedenle hücrenin, en bafl›ndan itibaren tüm organelleri ve parçalar› ile birlikte var olmas› gerekir. Evrim teorisinin iddia etti¤i gibi, küçük parçalar›n milyonlarca y›l içinde aflama aflama biraraya gelmesi ise imkans›zd›r. Görüldü¤ü gibi, ilk hücrenin oluflumunu imkans›z k›lan tek nokta Dünya'n›n ilk halindeki koflullar›n yetersizli¤i de¤il, hücrenin son derece kompleks bir yap›ya sahip olmas› ve böyle bir yap›n›n tesadüfler sonucunda oluflmas›n›n imkans›z olufludur. Dolay›s›yla, dünyada gerçekleflemeyen bir imkans›zl›¤›n, uzayda gerçekleflmesi için hiçbir neden yoktur.

285


ek çok kiflinin kendi vücudunda olup bitenler hakk›nda bilgisi son derece azd›r. Hastalan›p tedavi görmesi gerekinceye kadar, ne kadar çok fleyin kendisi için önceden düflünülmüfl oldu¤unun fark›nda olmadan yaflam›n› sürdürür. Bir gün bir rahats›zl›k hissedene kadar, bedenindeki hiçbir fleyin takibini yapmas›, çal›fl›p çal›flmad›¤›ndan endifle etmesi gerekmez. Hücre zar›, insan›n yaflam›n› sürdürebilmesi için yarat›lm›fl say›s›z detaydan sadece bir tanesidir. Ancak insan bu incecik ya¤ tabakas›n›n hiç yorulmadan, yan›lmadan çal›flmas›na muhtaçt›r. Çünkü hücre zar›n›n eksiksizce yerine getirdi¤i ustal›k isteyen görevlerin hiçbirini insan›n belirleyip yerine getirmesi, hatta bu görevlerin sadece takibini yapmas› dahi mümkün de¤ildir. Hiç kimse 100 trilyon hücresinin ayn› anda ihtiyaçlar›n› gidermeyi, bu hücrelere hangi maddelerin, ne zaman, ne miktarda girifl-ç›k›fl yapmas› gerekti¤ini belirlemeyi baflaramaz. Allah bu incecik ya¤ tabakas›ndan oluflan hücre zar›n›, insan daha öneminin fluuruna varmadan, her hücresinde var ederek kendisine canl›l›k vermifltir. Hücre zar› mevcut tasar›m›na sahip olmasayd›, hücrenin varl›¤›ndan dolay›s›yla da canl›l›ktan söz etmemiz mümkün olmazd›. Ak›l ve bilinç sahibi olmas›na ra¤men, insan›n yapamad›¤› bu görevi tesadüflerin yapmas›n› beklemek, üstelik bunun kusursuzca, bir ömür boyu, bir

288


Harun Yahya (Adnan Oktar)

biyologdan, bir kimyagerden çok daha profesyonel çal›flmas›n› beklemek ne derece akla uygundur? Elbette ki böyle bir mant›ks›zl›¤›, ak›lc› düflünen hiç kimse kabul etmeyecektir. Dolay›s›yla tesadüflerin mucizeler yaratmas›n› bekleyen evrimcilere -vicdan ve ak›llar›na baflvurarak, her türlü ön yarg›dan, toplum bask›s›ndan, yan›lm›fl olman›n verdi¤i piflmanl›k ve utanma duygular›ndan uzaklaflarak- kendilerine flu sorular› sormalar›n› öneriyoruz: fiuur, ak›l ve haf›zadan yoksun ya¤ ve protein hücreleri seçim yapabilir mi? Bir maddenin faydal› ya da zararl› olup olmad›¤›n› ay›rt edebilir mi? Bu maddeden nas›l faydalanaca¤›n› bilebilir mi? Faydas›zsa, kendisine zarar vermeden bu maddeyi nas›l yok edece¤ini düflünebilir mi? Birbiri ile koordinasyon içinde ve bir amaç do¤rultusunda hareket edebilir mi? Birbiri ile haberleflerek yard›mlaflabilir mi? Plan yap›p tedbir alabilir mi?... Say›s›n› çokça art›rabilece¤imiz bu sorular›n hiçbirini, hücre zar›n›n kendisinden beklemek mümkün de¤ildir. Burada kimsenin reddedemeyece¤i bir ak›l ve tasar›m mükemmelli¤i görülmektedir. Allah'›n varl›¤›n›n delillerini görmezden gelmek isteyenler ise, gerçeklerden ne kadar kaçarlarsa kaçs›nlar, bir ömür boyu kendi bedenlerinin her hücresinde, Allah'›n gücü, ilmi, sanat› ile kuflat›lm›fl olarak yaflayacaklard›r. Kuran'da Allah flu flekilde bildirmektedir: Sizi yaratan O'dur; buna ra¤men sizden kiminiz kafirdir, kiminiz mü'min, Allah, yapt›klar›n›z› görendir. Gökleri ve yeri hak olmak üzere yaratt› ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yapt›. Dönüfl O'nad›r. (Te¤abün Suresi, 2-3)

289


arwinizm, yani evrim teorisi, yarat›l›fl gerçe¤ini reddetmek amac›yla ortaya at›lm›fl, ancak baflar›l› olamam›fl bilim d›fl› bir safsatadan baflka bir fley de¤ildir. Canl›l›¤›n, cans›z maddelerden tesadüfen olufltu¤unu iddia eden bu teori, evrende ve canl›larda çok mucizevi bir düzen bulundu¤unun bilim taraf›ndan ispat edilmesiyle çürümüfltür. Böylece Allah'›n tüm evreni ve canl›lar› yaratm›fl oldu¤u gerçe¤i, bilim taraf›ndan da kan›tlanm›flt›r. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çap›nda yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarp›t›lmas›na, tarafl› yorumlanmas›na, bilim görüntüsü alt›nda söylenen yalanlara ve yap›lan sahtekarl›klara dayal›d›r. Ancak bu propaganda gerçe¤i gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yan›lg› oldu¤u, son 20-30 y›ld›r bilim dünyas›nda giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yap›lan araflt›rmalar, Darwinist iddialar›n tamamen yanl›fl oldu¤unu ortaya koymufl ve bu gerçek pek çok bilim adam› taraf›ndan dile getirilmifltir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farkl› alanlardan gelen çok say›da bilim adam›, Darwinizm'in geçersizli¤ini

292


Harun Yahya (Adnan Oktar)

görmekte, canl›lar›n kökenini art›k "yarat›l›fl gerçe¤iyle" aç›klamaktad›rlar. Evrim teorisinin çöküflünü ve yarat›l›fl›n delillerini di¤er pek çok çal›flmam›zda bütün bilimsel detaylar›yla ele ald›k ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, tafl›d›¤› büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vard›r.

Darwin'i Y›kan Zorluklar Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ö¤reti olmas›na karfl›n, kapsaml› olarak 19. yüzy›lda ortaya at›ld›. Teoriyi bilim dünyas›n›n gündemine sokan en önemli geliflme, Charles Darwin'in 1859 y›l›nda yay›nlanan Türlerin Kökeni adl› kitab›yd›. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farkl› canl› türlerini Allah'›n ayr› ayr› yaratt›¤› gerçe¤ine karfl› ç›k›yordu. Darwin'e göre, tüm

293


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

türler ortak bir atadan geliyorlard› ve zaman içinde küçük de¤iflimlerle farkl›laflm›fllard›. Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanm›yordu; kendisinin de kabul etti¤i gibi sadece bir "mant›k yürütme" idi. Hatta Darwin'in, kitab›ndaki "Teorinin Zorluklar›" bafll›kl› uzun bölümde itiraf etti¤i gibi teori pek çok önemli soru karfl›s›nda aç›k veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorluklar›n geliflen bilim taraf›ndan afl›laca¤›n›, yeni bilimsel bulgular›n teorisini güçlendirece¤ini umuyordu. Bunu kitab›nda s›k s›k belirtmiflti. Ancak geliflen bilim, Darwin'in umutlar›n›n tam aksine, teorinin temel iddialar›n› birer birer dayanaks›z b›rakm›flt›r. Darwinizm'in bilim karfl›s›ndaki yenilgisi, üç temel bafll›kta incelenebilir: 1) Teori, hayat›n yeryüzünde ilk kez nas›l ortaya ç›kt›¤›n› asla aç›klayamamaktad›r. 2) Teorinin öne sürdü¤ü "evrim mekanizmalar›"n›n, gerçekte evrimlefltirici bir etkiye sahip oldu¤unu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 3) Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktad›r. Bu bölümde, bu üç temel bafll›¤› ana hatlar› ile inceleyece¤iz.

Afl›lamayan ‹lk Basamak: Hayat›n Kökeni Evrim teorisi, tüm canl› türlerinin, bundan yaklafl›k 3.8 milyar y›l önce ilkel dünyada ortaya ç›kan tek bir can-

294


Harun Yahya (Adnan Oktar)

l› hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Ancak tek bir hücrenin nas›l olup da milyonlarca kompleks canl› türünü oluflturdu¤u ve e¤er gerçekten bu tür bir evrim gerçekleflmiflse neden bunun izlerinin fosil kay›tlar›nda bulunamad›¤›, teorinin aç›klayamad›¤› sorulardand›r. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basama¤› üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nas›l ortaya ç›km›flt›r? Evrim teorisi, yarat›l›fl› reddetti¤i, hiçbir do¤aüstü müdahaleyi kabul etmedi¤i için, o "ilk hücre"nin, hiçbir tasar›m, plan ve düzenleme olmadan, do¤a kanunlar› içinde rastlant›sal olarak meydana geldi¤ini iddia eder. Yani teoriye göre, cans›z madde tesadüfler sonucunda ortaya canl› bir hücre ç›karm›fl olmal›d›r. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlar›na ayk›r› bir iddiad›r.

Cans›z Maddeler Hayat Oluflturamaz Darwin, kitab›nda hayat›n kökeni konusundan hiç söz etmemiflti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlay›fl›, canl›lar›n çok basit bir yap›ya sahip olduklar›n› varsay›yordu. Ortaça¤'dan beri inan›lan "spontane jenerasyon" adl› teoriye göre, cans›z maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canl› bir varl›k oluflturabileceklerine inan›l›yordu. Bu dönemde böceklerin yemek art›klar›ndan, farelerin de bu¤daydan olufltu¤u yayg›n bir düflünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yap›lm›flt›. Kirli bir paçavran›n üzerine biraz bu¤day konmufl ve biraz beklendi¤inde bu kar›fl›mdan farelerin oluflaca¤› san›lm›flt›.

295


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Etlerin kurtlanmas› da hayat›n cans›z maddelerden türeyebildi¤ine bir delil say›l›yordu. Oysa daha sonra anlafl›lacakt› ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluflmuyorlar, sineklerin getirip b›rakt›klar› gözle görülmeyen larvalardan ç›k›yorlard›. Darwin'in Türlerin Kökeni adl› kitab›n› yazd›¤› dönemde ise, bakterilerin cans›z maddeden oluflabildikleri inanc›, bilim dünyas›nda yayg›n bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitab›n›n yay›nlanmas›ndan befl y›l sonra, ünlü Frans›z biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluflturan bu inanc› kesin olarak çürüttü. Pasteur yapt›¤› uzun çal›flma ve deneyler sonucunda vard›¤› sonucu flöyle özetlemiflti: "Cans›z maddelerin hayat oluflturabilece¤i iddias› art›k kesin olarak tarihe gömülmüfltür.97 Evrim teorisinin savunucular›, Pasteur'ün bulgular›na karfl› uzun süre direndiler. Ancak geliflen bilim, canl› hücresinin karmafl›k yap›s›n› ortaya ç›kard›kça, hayat›n kendili¤inden oluflabilece¤i iddias›n›n geçersizli¤i daha da aç›k hale geldi.

20. Yüzy›ldaki Sonuçsuz Çabalar 20. yüzy›lda hayat›n kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu y›llarda ortaya att›¤› birtak›m tezlerle, canl› hücresinin tesadüfen meydana gelebilece¤ini ispat etmeye çal›flt›. Ancak bu çal›flmalar baflar›s›zl›kla sonuçlanacak ve Oparin flu itiraf› yapmak zorunda kalacakt›: "Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine

296


Darwin'in dönemindeki ilkel bilim anlayışı ve teknoloji hücrenin tesadüf eseri oluşabilecek kadar basit olduğu yanılgısına sebep oldu. Halbuki bugün gelinen bilim ve teknoloji seviyesi, hücrenin son derece kompleks bir yapıya sahip olduğunu ve Darwin'in cehaletiyle öne sürdüğü bu iddialarının geçersizliğini ortaya koymuştur.

297


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

alan en karanl›k noktay› oluflturmaktad›r."98 Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayat›n kökeni konusunu çözüme kavuflturacak deneyler yapmaya çal›flt›lar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikal› kimyac› Stanley Miller taraf›ndan 1953 y›l›nda düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde oldu¤unu iddia etti¤i gazlar› bir deney düzene¤inde birlefltirerek ve bu kar›fl›ma enerji ekleyerek, proteinlerin yap›s›nda kullan›lan birkaç organik molekül (amino asit) sentezledi. O y›llarda evrim ad›na önemli bir aflama gibi tan›t›lan bu deneyin geçerli olmad›¤› ve deneyde kullan›lan atmosferin gerçek dünya koflullar›ndan çok farkl› oldu¤u, ilerleyen y›llarda ortaya ç›kacakt›.99 Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kulland›¤› atmosfer ortam›n›n gerçekçi olmad›¤›n› itiraf etti.100 Hayat›n kökeni sorununu aç›klamak için 20. yüzy›l boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep baflar›s›zl›kla sonuçland›. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü biyokimyac› Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde


Harun Yahya (Adnan Oktar)

1998 y›l›nda yay›nlanan bir makalede bu gerçe¤i flöyle kabul eder: Bugün, 20. yüzy›l› geride b›rak›rken, hala, 20. yüzy›la girdi¤imizde sahip oldu¤umuz en büyük çözülmemifl problemle karfl› karfl›yay›z: Hayat yeryüzünde nas›l bafllad›?101

Canl›lar›n Kompleks Yap›s› Evrim teorisinin hayat›n kökeni konusunda bu denli büyük bir açmaza girmesinin bafll›ca nedeni, en basit san›lan canl› yap›lar›n bile inan›lmaz derecede karmafl›k yap›lara sahip olmas›d›r. Canl› hücresi, insano¤lunun yapt›¤› bütün teknolojik ürünlerden daha karmafl›kt›r. Öyle ki bugün dünyan›n en geliflmifl laboratuvarlar›nda Bugün tarafsız bilim adamlarının ifade ettiği gibi hayat tesadüfi bir şekilde oluşamayacak kadar ileri derecede komplekstir. En küçük bir canlının bile birlikte çalışan milyarlarca parçası vardır ve canlının temel fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için, bu parçalara mutlak bir gereksinimi vardır.


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

bile cans›z maddeler biraraya getirilerek canl› bir hücre üretilememektedir. Bir hücrenin meydana gelmesi için gereken flartlar, asla rastlant›larla aç›klanamayacak kadar fazlad›r. Hücrenin en temel yap› tafl› olan proteinlerin rastlant›sal olarak sentezlenme ihtimali; 500 amino asitlik ortalama bir protein için, 10950'de 1'dir. Ancak matematikte 1050'de 1'den küçük olas›l›klar pratik olarak "imkans›z" say›l›r. Hücrenin çekirde¤inde yer alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekülü ise, inan›lmaz bir bilgi bankas›d›r. ‹nsan DNA's›n›n içerdi¤i bilginin, e¤er ka¤›da dökülmeye kalk›lsa, 500'er sayfadan oluflan 900 ciltlik bir kütüphane oluflturaca¤› hesaplanmaktad›r. Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vard›r: DNA, yaln›z birtak›m özelleflmifl proteinlerin (enzimlerin) yard›m› ile efllenebilir. Ama bu enzimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler do¤rultusunda gerçekleflir. Birbirine ba¤›ml› olduklar›ndan, efllemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de ayn› anda var olmalar› gerekir. Bu ise, hayat›n kendili¤inden olufltu¤u senaryosunu ç›kmaza sokmaktad›r. San Diego California Üniversitesi'nden ünlü evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli say›s›nda bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Son derece kompleks yap›lara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) ayn› yerde ve ayn› zamanda rastlant›sal olarak oluflmalar› afl›r› derecede ihtimal d›fl›d›r. Ama bunlar›n birisi olmadan di¤erini elde etmek de mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla insan, yaflam›n kimyasal yollarla ortaya ç›kmas›n›n asla mümkün olmad›¤› sonucuna varmak zorunda kalmaktad›r.102

300


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Kuflkusuz e¤er hayat›n do¤al etkenlerle ortaya ç›kmas› imkans›z ise, bu durumda hayat›n do¤aüstü bir biçimde "yarat›ld›¤›n›" kabul etmek gerekir. Bu gerçek, en temel amac› yarat›l›fl› reddetmek olan evrim teorisini aç›kça geçersiz k›lmaktad›r.

Evrimin Hayali Mekanizmalar› Darwin'in teorisini geçersiz k›lan ikinci büyük nokta, teorinin "evrim mekanizmalar›" olarak öne sürdü¤ü iki kavram›n da gerçekte hiçbir evrimlefltirici güce sahip olmad›¤›n›n anlafl›lm›fl olmas›d›r. Darwin, ortaya att›¤› evrim iddias›n› tamamen "do¤al seleksiyon" mekanizmas›na ba¤lam›flt›. Bu mekanizmaya verdi¤i önem, kitab›n›n isminden de aç›kça anlafl›l›yordu: Türlerin Kökeni, Do¤al Seleksiyon Yoluyla... Do¤al seleksiyon, do¤al seçme demektir. Do¤adaki yaflam mücadelesi içinde, do¤al flartlara uygun ve güçlü canl›lar›n hayatta kalaca¤› düflüncesine dayan›r. Örne¤in y›rt›c› hayvanlar taraf›ndan tehdit edilen bir geyik sürüsünde, daha h›zl› koflabilen geyikler hayatta kalacakt›r. Böylece geyik sürüsü, h›zl› ve güçlü bireylerden oluflacakt›r. Ama elbette bu mekanizma, geyikleri evrimlefltirmez, onlar› baflka bir canl› türüne, örne¤in atlara dönüfltürmez. Dolay›s›yla do¤al seleksiyon mekanizmas› hiçbir evrimlefltirici güce sahip de¤ildir. Darwin de bu gerçe¤in fark›ndayd› ve Türlerin Kökeni adl› kitab›nda "Faydal› de¤ifliklikler oluflmad›¤› sürece do¤al seleksiyon hiçbir fley yapamaz" demek zorunda kalm›flt›.103

301


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Lamarck'›n Etkisi Peki bu "faydal› de¤ifliklikler" nas›l oluflabilirdi? Darwin, kendi döneminin ilkel bilim anlay›fl› içinde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çal›flm›flt›. Darwin'den önce yaflam›fl olan Frans›z biyolog Lamarck'a göre, canl›lar yaflamlar› s›ras›nda geçirdikleri fiziksel de¤ifliklikleri sonraki nesle aktar›yorlar, nesilden nesile biriken bu özellikler sonucunda yeni türler ortaya ç›k›yordu. Örne¤in Lamarck'a göre zürafalar ceylanlardan türemifllerdi, yüksek a¤açlar›n yapraklar›n› yemek için çabalarken nesilden nesile boyunlar› uzam›flt›. Darwin de benzeri örnekler vermifl, örne¤in Türlerin Kökeni adl› kitab›nda, yiyecek bulmak için suya giren baz› ay›lar›n zamanla balinalara dönüfltü¤ünü iddia etmiflti.104 Ama Mendel'in keflfetti¤i ve 20.yüzy›lda geliflen genetik bilimiyle kesinleflen kal›t›m kanunlar›, kazan›lm›fl özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas› efsanesini kesin olarak y›kt›. Böylece do¤al seleksiyon "tek bafl›na" ve dolay›s›yla tümüyle etkisiz bir mekanizma olarak kalm›fl oluyordu.

Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar Darwinistler ise bu duruma bir çözüm bulabilmek için 1930'lar›n sonlar›nda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yayg›n ismiyle neo-Darwinizm'i ortaya att›lar. Neo-Darwinizm, do¤al seleksiyonun yan›na "faydal› de¤ifliklik sebebi" olarak mutasyonlar›, yani canl›lar›n genlerinde radyasyon gibi d›fl etkiler ya da kopyalama hatalar› sonucunda oluflan bozulmalar› ekledi.

302


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Bugün de hala dünyada evrim ad›na geçerlili¤ini koruyan

model

neo-Darwi-

nizm'dir. Teori, yeryüzünde bulunan milyonlarca canl› türünün, bu canl›lar›n, kulak, göz, akci¤er, kanat gibi say›s›z kompleks organlar›n›n "mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayal› bir süreç sonucunda olufltu¤unu iddia etmektedir. Ama teoriyi çaresiz b›rakan aç›k bir bilimsel gerçek vard›r: Mutasyonlar canl›lar› gelifltirmezler, aksine her zaman için canl›lara zarar verirler. Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene sahiptir. Bu molekül üzerinde oluflan herhangi rastgele bir etki ancak zarar verir. Amerikal› genetikçi B. G. Ranganathan bunu flöyle aç›klar: Mutasyonlar küçük, rastgele ve zararl›d›rlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonlar›n evrim-

303


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

sel bir geliflme meydana getiremeyece¤ini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleflmifl bir organizmada meydana gelebilecek rastlant›sal bir de¤iflim, ya etkisiz olacakt›r ya da zararl›. Bir kol saatinde meydana gelecek rastgele bir de¤iflim kol saatini gelifltirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacakt›r. Bir deprem bir flehri gelifltirmez, ona y›k›m getirir.105

Nitekim bugüne kadar hiçbir yararl›, yani genetik bilgiyi gelifltiren mutasyon örne¤i gözlemlenmedi. Tüm mutasyonlar›n zararl› oldu¤u görüldü. Anlafl›ld› ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmas›" olarak gösterdi¤i mutasyonlar, gerçekte canl›lar› sadece tahrip eden, sakat b›rakan genetik olaylard›r. (‹nsanlarda mutasyonun en s›k görülen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmas›" olamaz. Do¤al seleksiyon ise, Darwin'in de kabul etti¤i gibi, "tek bafl›na hiçbir fley yapamaz." Bu gerçek bizlere do¤ada hiçbir "evrim mekanizmas›" olmad›¤›n› göstermektedir. Evrim mekanizmas› olmad›¤›na göre de, evrim denen hayali süreç yaflanm›fl olamaz.

Fosil Kay›tlar›: Ara Formlardan Eser Yok Evrim teorisinin iddia etti¤i senaryonun yaflanmam›fl oldu¤unun en aç›k göstergesi ise fosil kay›tlar›d›r. Evrim teorisine göre bütün canl›lar birbirlerinden türemifllerdir. Önceden var olan bir canl› türü, zamanla bir di¤erine dönüflmüfl ve bütün türler bu flekilde ortaya ç›km›fllard›r. Teoriye göre bu dönü-


Harun Yahya (Adnan Oktar)

flüm yüz milyonlarca y›l süren uzun bir zaman dilimini kapsam›fl ve kademe kademe ilerlemifltir. Bu durumda, iddia edilen uzun dönüflüm süreci içinde say›s›z "ara türler"in oluflmufl ve yaflam›fl olmalar› gerekir. Örne¤in geçmiflte, bal›k özelliklerini tafl›malar›na ra¤men, bir yandan da baz› sürüngen özellikleri kazanm›fl olan yar› bal›k-yar› sürüngen canl›lar yaflam›fl olmal›d›r. Ya da sürüngen özelliklerini tafl›rken, bir yandan da baz› kufl özellikleri kazanm›fl

E T H SA M İ Z Çİ


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

sürüngen-kufllar ortaya ç›km›fl olmal›d›r. Bunlar, bir geçifl sürecinde olduklar› için de, sakat, eksik, kusurlu canl›lar olmal›d›r. Evrimciler geçmiflte yaflam›fl olduklar›na inand›klar› bu teorik yarat›klara "ara-geçifl formu" ad›n› verirler. E¤er gerçekten bu tür canl›lar geçmiflte yaflam›fllarsa bunlar›n say›lar›n›n ve çeflitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmas› gerekir. Ve bu ucube canl›lar›n kal›nt›lar›na mutlaka fosil kay›tlar›nda rastlanmas› gerekir. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bunu flöyle aç›klam›flt›r: E¤er teorim do¤ruysa, türleri birbirine ba¤layan say›s›z arageçifl çeflitleri mutlaka yaflam›fl olmal›d›r... Bunlar›n yaflam›fl olduklar›n›n kan›tlar› da sadece fosil kal›nt›lar› aras›nda bulunabilir.106

Darwin'in Y›k›lan Umutlar› Ancak 19. yüzy›l›n ortas›ndan bu yana dünyan›n dört bir yan›nda hummal› fosil araflt›rmalar› yap›ld›¤› halde bu ara geçifl formlar›na rastlanamam›flt›r. Yap›lan kaz›larda ve araflt›rmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canl›lar›n yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermifltir. Ünlü ‹ngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmas›na karfl›n bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: Sorunumuz fludur: Fosil kay›tlar›n› detayl› olarak inceledi¤imizde, türler ya da s›n›flar seviyesinde olsun, sürekli olarak

306


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ayn› gerçekle karfl›lafl›r›z; kademeli evrimle geliflen de¤il, aniden yeryüzünde oluflan gruplar görürüz.107

Yani fosil kay›tlar›nda, tüm canl› türleri, aralar›nda hiçbir geçifl formu olmadan eksiksiz biçimleriyle aniden ortaya ç›kmaktad›rlar. Bu, Darwin'in öngörülerinin tam aksidir. Dahas›, bu canl› türlerinin yarat›ld›klar›n› gösteren çok güçlü bir delil-

Graeophonus: Karbonifer dönemine (354-292 milyon yıl öncesine) ait akrep fosili

dir. Çünkü bir canl› türünün, kendisinden evrimleflti¤i hiçbir atas› olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya ç›kmas›n›n tek aç›klamas›, o türün yarat›lm›fl olmas›d›r. Bu gerçek, ünlü evrimci biyolog Douglas Futuyma taraf›ndan da kabul edilir: Yarat›l›fl ve evrim, yaflayan canl›lar›n kökeni hakk›nda yap›labilecek yegane iki aç›klamad›r. Canl›lar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya ç›km›fllard›r ya da böyle olmam›flt›r. E¤er böyle olmad›ysa, bir de¤iflim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan baz› canl› türlerinden evrimleflerek meydana gelmifl olmal›d›rlar. Ama e¤er eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›km›fllarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir ak›l taraf›ndan yarat›lm›fl olmalar› gerekir.108

Kambriyen dönemine (545-495 milyon yıl öncesine) ait trilobit fosili

Fosiller ise, canl›lar›n yeryüzünde eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›kMezozoik döneme (251.4-65.5 milyon yıl öncesine) ait kurbağa fosili

307


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

t›klar›n› göstermektedir. Yani "türlerin kökeni", Darwin'in sand›¤›n›n aksine, evrim de¤il yarat›l›flt›r.

‹nsan›n Evrimi Masal› Evrim teorisini savunanlar›n en çok gündeme getirdikleri konu, insan›n kökeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugün yaflayan modern insan›n maymunsu birtak›m yarat›klardan geldi¤ini varsayar. 4-5 milyon y›l önce bafllad›¤› varsay›lan bu süreçte, modern insan ile atalar› aras›nda baz› "ara form"lar›n yaflad›¤› iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel "kategori" say›l›r: 1- Australopithecus 2- Homo habilis 3- Homo erectus 4- Homo sapiens Evrimciler, insanlar›n sözde ilk maymunsu atalar›na "güney maymunu" anlam›na gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canl›lar gerçekte soyu tükenmifl bir maymun türünden baflka bir fley de¤ildir. Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi ‹ngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin Australopithecus örnekleri üzerinde yapt›klar› çok genifl kapsaml› çal›flmalar, bu canl›lar›n sadece soyu tükenmifl bir maymun türüne ait olduklar›n› ve insanlarla hiçbir benzerlik tafl›mad›klar›n› göstermifltir.109 Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhas›n› da, "homo"

yani insan olarak s›n›fland›r›rlar. ‹ddiaya göre

308


Harun Yahya (Adnan Oktar)

homo serisindeki canl›lar, Australopithecuslar'dan daha geliflmifllerdir. Evrimciler, bu farkl› canl›lara ait fosilleri ard› ard›na dizerek hayali bir evrim flemas› olufltururlar. Bu flema hayalidir, çünkü gerçekte bu farkl› s›n›flar›n aras›nda evrimsel bir iliflki oldu¤u asla ispatlanamam›flt›r. Evrim teorisinin 20. yüzy›ldaki en önemli savunucular›ndan biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens'e uzanan zincir gerçekte kay›pt›r" diyerek bunu kabul eder.110 Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens" s›ralamas›n› yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atas› oldu¤u izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlar›n son bulgular›, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'n›n farkl› bölgelerinde ayn› dönemlerde yaflad›klar›n› göstermektedir.111 Dahas› Homo erectus s›n›flamas›na ait insanlar›n bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaflam›fllar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile ayn› ortamda yan yana bulunmufllard›r.112 Bu ise elbette bu s›n›flar›n birbirlerinin atalar› olduklar› iddias›n›n geçersizli¤ini aç›kça ortaya koymaktad›r. Harvard Üniversitesi paleontologlar›ndan Stephen Jay Gould, kendisi

309


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

de bir evrimci olmas›na karfl›n, Darwinist teorinin içine girdi¤i bu ç›kmaz› flöyle aç›klar: E¤er birbiri ile paralel bir biçimde yaflayan üç farkl› hominid (insan›ms›) çizgisi varsa, o halde bizim soy a¤ac›m›za ne oldu? Aç›kt›r ki, bunlar›n biri di¤erinden gelmifl olamaz. Dahas›, biri di¤eriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda evrimsel bir geliflme trendi göstermemektedirler.113

K›sacas›, medyada ya da ders kitaplar›nda yer alan hayali birtak›m "yar› maymun, yar› insan" canl›lar›n çizimleriyle, yani s›rf propaganda yoluyla ayakta tutulmaya çal›fl›lan insan›n evrimi senaryosu, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir. Bu konuyu uzun y›llar inceleyen, özellikle Australopithecus fosilleri üzerinde 15 y›l araflt›rma yapan ‹ngiltere'nin en ünlü ve sayg›n bilim adamlar›ndan Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmas›na ra¤men, ortada maymunsu canl›lardan insana uzanan gerçek bir soy a¤ac› olmad›¤› sonucuna varm›flt›r. Zuckerman bir de ilginç bir "bilim skalas›" yapm›flt›r. Bilimsel olarak kabul etti¤i bilgi dallar›ndan, bilim d›fl› olarak kabul etti¤i bilgi dallar›na kadar bir yelpaze oluflturmufltur. Zuckerman'›n bu tabEvrimci yayınların arşivleri, sözde evrim delili olarak sundukları fosil haberlerinin düzeltmeleri ile doludur. Lucy adlı fosil de zamanında evrimci medyanın malzemesi olmuş, sonra evrime delil oluşturmadığı anlaşılarak terk edilmiştir.

310


Harun Yahya (Adnan Oktar)

losuna göre en "bilimsel" -yani somut verilere dayananbilgi dallar› kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim d›fl›" say›lan k›s›mda ise, Zuckerman'a göre, telepati, alt›nc› his gibi "duyum ötesi alg›lama" kavramlar› ve bir de "insan›n evrimi" vard›r! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu flöyle aç›klar: Objektif gerçekli¤in alan›ndan ç›k›p da, biyolojik bilim olarak varsay›lan bu alanlara -yani duyum ötesi alg›lamaya ve insan›n fosil tarihinin yorumlanmas›na- girdi¤imizde, evrim teorisine inanan bir kimse için herfleyin mümkün oldu¤unu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çeliflkili baz› yarg›lar› ayn› anda kabul etmeleri bile mümkündür.114

‹flte insan›n evrimi masal› da, teorilerine körü körüne inanan birtak›m insanlar›n bulduklar› baz› fosilleri ön yarg›l› bir biçimde yorumlamalar›ndan ibarettir.

Darwin Formülü! fiimdiye kadar ele ald›¤›m›z tüm teknik delillerin yan›nda, isterseniz evrimcilerin nas›l saçma bir inan›fla sahip olduklar›n› bir de çocuklar›n bile anlayabilece¤i kadar aç›k bir örnekle özetleyelim. Evrim teorisi canl›l›¤›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedir. Dolay›s›yla bu iddiaya göre cans›z ve fluursuz atomlar biraraya gelerek önce hücreyi oluflturmufllard›r ve sonras›nda ayn› atomlar bir flekilde di¤er canl›lar› ve insan› meydana getirmifllerdir. fiimdi düflünelim; can-

311


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

l›l›¤›n yap› tafl› olan karbon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri biraraya getirdi¤imizde bir y›¤›n oluflur. Bu atom y›¤›n›, hangi ifllemden geçirilirse geçirilsin, tek bir canl› oluflturamaz. ‹sterseniz bu konuda bir "deney" tasarlayal›m ve evrimcilerin asl›nda savunduklar›, ama yüksek sesle dile getiremedikleri iddiay› onlar ad›na "Darwin Formülü" ad›yla inceleyelim: Evrimciler, çok say›da büyük varilin içine canl›l›¤›n yap›s›nda bulunan fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal flartlarda bulunmayan ancak bu kar›fl›m›n içinde bulunmas›n› gerekli gördükleri malzemeleri de bu varillere eklesinler. Kar›fl›mlar›n içine, istedikleri kadar amino asit, istedikleri kadar da (bir tekinin bile rastlant›sal oluflma ihtimali 10-950 olan) protein doldursunlar. Bu kar›fl›mlara istedikleri oranda ›s› ve nem versinler. Bunlar› istedikleri geliflmifl cihazlarla kar›flt›rs›nlar. Varillerin bafl›na da dünyan›n önde gelen bilim adamlar›n› koysunlar. Bu uzmanlar babadan o¤ula, kuflaktan kufla¤a aktararak nöbetlefle milyarlarca, hatta trilyonlarca sene sürekli varillerin bafl›nda beklesinler. Bir canl›n›n oluflmas› için hangi flartlar›n var olmas› gerekti¤ine inan›l›yorsa hepsini kullanmak serbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yaps›nlar o varillerden kesinlikle bir canl› ç›kartamazlar. Zürafalar›, aslanlar›, ar›lar›, kanaryalar›, bülbülleri, papa¤anlar›, atlar›, yunuslar›, gülleri, orkideleri, zambaklar›, karanfilleri, muzlar›, portakallar›, elmalar›, hurmalar›, domatesleri, kavunlar›, karpuzlar›, incirleri, zeytinleri, üzümleri, fleftalileri, tavus kufllar›n›, sülünleri, renk renk

312


Harun Yahya (Adnan Oktar)

kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canl› türünden hiçbirini oluflturamazlar. De¤il burada birkaç›n› sayd›¤›m›z bu canl› varl›klar›, bunlar›n tek bir hücresini bile elde edemezler. K›sacas›, bilinçsiz atomlar biraraya

gelerek

hücreyi

oluflturamazlar. Sonra yeni bir karar vererek bir hücreyi ikiye bölüp, sonra art arda baflka kararlar al›p, elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hücre yap›s›n› bu mikroskop alt›nda izleyen profesörleri oluflturamazlar. Madde, ancak Allah'›n üstün yaratmas›yla hayat bulur. Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen ayk›r› bir safsatad›r. Evrimcilerin ortaya att›¤› iddialar üzerinde biraz bile düflünmek, üstteki örnekte oldu¤u gibi, bu gerçe¤i aç›kça gösterir.

313


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Göz ve Kulaktaki Teknoloji Evrim teorisinin kesinlikle aç›klama getiremeyece¤i bir di¤er konu ise göz ve kulaktaki üstün alg›lama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "Nas›l görürüz?" sorusuna k›saca cevap verelim. Bir cisimden gelen ›fl›nlar, gözde retinaya ters olarak düfler. Bu ›fl›nlar, buradaki hücreler taraf›ndan elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve beynin arka k›sm›ndaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulafl›r. Bu elektrik sinyalleri bir dizi ifllemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak alg›lan›r. Bu bilgiden sonra flimdi düflünelim: Beyin ›fl›¤a kapal›d›r. Yani beynin içi kapkaranl›kt›r, ›fl›k beynin bulundu¤u yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranl›k, ›fl›¤›n asla ulaflmad›¤›, belki de hiç karfl›laflmad›¤›n›z kadar karanl›k bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanl›kta ›fl›kl›, p›r›l p›r›l bir dünyay› seyretmektesiniz. Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki 21. yüzy›l teknolojisi bile her türlü imkana ra¤men bu netli¤i sa¤layamam›flt›r. Örne¤in flu anda okudu¤unuz kitaba, kitab› tutan ellerinize bak›n, sonra bafl›n›z› kald›r›n ve çevrenize bak›n. fiu anda gördü¤ünüz netlik ve kalitedeki bu görüntüyü baflka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyan›n bir numaral› televizyon flirketinin üretti¤i en geliflmifl televizyon ekran› dahi veremez. 100 y›ld›r binlerce mühendis bu netli¤e ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta,

314


Harun Yahya (Adnan Oktar)

araflt›rmalar yap›lmakta, planlar ve tasar›mlar gelifltirilmektedir. Yine bir TV ekran›na bak›n, bir de flu anda elinizde tuttu¤unuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite fark› oldu¤unu göreceksiniz. Üstelik, TV ekran› size iki boyutlu bir görüntü gösterir, oysa siz üç boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. Uzun y›llard›r on binlerce mühendis üç boyutlu TV yapmaya, gözün görme kalitesine ulaflmaya çal›flmaktad›rlar. Evet, üç boyutlu bir televizyon sistemi yapabildiler ama onu da gözlük takmadan üç boyutlu görmek mümkün de¤il, kald› ki bu suni bir üç boyuttur. Arka taraf daha bulan›k, ön taraf ise ka¤›ttan dekor gibi durur. Hiçbir zaman gözün gördü¤ü kadar net ve kaliteli bir görüntü oluflmaz. Kamerada da, televizyonda da mutlaka görüntü kayb› meydana gelir. Hayatımız boyunca beynimizin içinde oluşan görüntüleri, bir televizyon ekranından izler gibi izleriz. Kapkaranlık, ışığın girmediği, rengin olmadığı bir ortamda, çiçeklerin canlı renklerini, güneşin aydınlığını, en üstün teknolojiye sahip televizyonla kıyas edilmeyecek mükemmelikte seyrederiz. Sayısız detaydan oluşan bu görüntü zenginliğinden zevk alan ise insanın ruhudur.

315


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

‹flte evrimciler, bu kaliteli ve net görüntüyü oluflturan mekanizman›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedirler. fiimdi biri size, odan›zda duran televizyon tesadüfler sonucunda olufltu, atomlar biraraya geldi ve bu görüntü oluflturan aleti meydana getirdi dese ne düflünürsünüz? Binlerce kiflinin biraraya gelip yapamad›¤›n› fluursuz atomlar nas›l yaps›n? Gözün gördü¤ünden daha ilkel olan bir görüntüyü oluflturan alet tesadüfen oluflam›yorsa, gözün ve gözün gördü¤ü görüntünün de tesadüfen oluflamayaca¤› çok aç›kt›r. Ayn› durum kulak için de geçerlidir. D›fl kulak, çevredeki sesleri kulak kepçesi vas›tas›yla toplay›p orta kula¤a iletir; orta kulak ald›¤› ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula¤a aktar›r; iç kulak da bu titreflimleri elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Aynen görmede oldu¤u gibi duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Gözdeki durum kulak için de geçerlidir, yani beyin, ›fl›k gibi sese de kapal›d›r, ses geçirmez. Dolay›s›yla d›flar›s› ne kadar gürültülü de olsa beynin içi tamamen sessizdir. Buna ra¤men en net sesler beyinde alg›lan›r. Ses geçirmeyen beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z. Ama o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada keskin bir sessizli¤in hakim oldu¤u görülecektir. Net bir görüntü elde edebilmek ümidiyle teknoloji nas›l kullan›l›yorsa, ses için de ayn› çabalar onlarca y›ld›r sürdürülmektedir. Ses kay›t cihazlar›, müzik setleri, bir-

316


Harun Yahya (Adnan Oktar)

çok elektronik alet, sesi alg›layan müzik sistemleri bu çal›flmalardan baz›lar›d›r. Ancak, tüm teknolojiye, bu teknolojide çal›flan binlerce mühendise ve uzmana ra¤men kula¤›n oluflturdu¤u netlik ve kalitede bir sese ulafl›lamam›flt›r. En büyük müzik sistemi flirketinin üretti¤i en kaliteli müzik setini düflünün. Sesi kaydetti¤inde mutlaka sesin bir k›sm› kaybolur veya az da olsa

Dinlediğiniz orkestra müziğinin birbirinden güzel melodilerini, aslında kafatasınızın içindeki derin sessizlikte algılarsınız. Tüm dinledikleriniz sesin hiç girmediği bir ortamda, beyniniz tarafından sizin için yeniden yorumlanır.

mutlaka parazit oluflur veya müzik setini açt›¤›n›zda daha müzik bafllamadan bir c›z›rt› mutlaka duyars›n›z. Ancak insan vücudundaki

teknolojinin ürünü olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kula¤›, hiçbir zaman müzik setinde oldu¤u gibi c›z›rt›l› veya parazitli alg›lamaz; ses ne ise tam ve net bir biçimde onu alg›lar. Bu durum, insan yarat›ld›¤› günden bu yana böyledir. fiimdiye kadar insano¤lunun yapt›¤› hiçbir görüntü ve ses cihaz›, göz ve kulak kadar hassas ve baflar›l› birer alg›lay›c› olamam›flt›r. Ancak görme ve iflitme olay›nda, tüm bunlar›n ötesinde, çok büyük bir gerçek daha vard›r.

317


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Beynin ‹çinde Gören ve Duyan fiuur Kime Aittir? Beynin içinde, ›fl›l ›fl›l renkli bir dünyay› seyreden, senfonileri, kufllar›n c›v›lt›lar›n› dinleyen, gülü koklayan kimdir? ‹nsan›n gözlerinden, kulaklar›ndan, burnundan gelen uyar›lar, elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplar›nda bu görüntünün beyinde nas›l olufltu¤una dair birçok detay okursunuz. Ancak, bu konu hakk›ndaki en önemli gerçe¤e hiçbir yerde rastlayamazs›n›z: Beyinde, bu elektrik sinyallerini görüntü, ses, koku ve his olarak alg›layan kimdir? Beynin içinde göze, kula¤a, burna ihtiyaç duymadan tüm bunlar› alg›layan bir fluur bulunmaktad›r. Bu fluur kime aittir? Elbette bu fluur beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas› ve sinir hücrelerine ait de¤ildir. ‹flte bu yüzden, herfleyin maddeden ibaret oldu¤unu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hiçbir cevap verememektedirler. Çünkü bu fluur, Allah'›n yaratm›fl oldu¤u ruhtur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu aç›k ve ilmi gerçe¤i okuyan her insan›n, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran Yüce Allah'› düflünüp, O'ndan korkup, O'na s›¤›nmas› gerekir.

318


Harun Yahya (Adnan Oktar)

Materyalist Bir ‹nanç Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla aç›kça çeliflen bir iddia oldu¤unu göstermektedir. Teorinin hayat›n kökeni hakk›ndaki iddias› bilime ayk›r›d›r, öne sürdü¤ü evrim mekanizmalar›n›n hiçbir evrimlefltirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdi¤i ara formlar›n yaflamad›klar›n› göstermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ayk›r› bir düflünce olarak bir kenara at›lmas› gerekir. Nitekim tarih boyunca dünya merkezli evren modeli gibi pek çok düflünce, bilimin gündeminden ç›kar›lm›flt›r. Ama evrim teorisi ›srarla bilimin gündeminde tutulmaktad›r. Hatta baz› insanlar teorinin elefltirilmesini "bilime sald›r›" olarak göstermeye bile çal›flmaktad›rlar. Peki neden?.. Bu durumun nedeni, evrim teorisinin baz› çevreler için, kendisinden asla vazgeçilemeyecek dogmatik bir inan›fl olufludur. Bu çevreler, materyalist felsefeye körü körüne ba¤l›d›rlar ve Darwinizm'i de do¤aya getirilebilecek yegane materyalist aç›klama oldu¤u için benimsemektedirler. Bazen bunu aç›kça itiraf da ederler. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve ayn› zamanda önde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adam›" oldu¤unu flöyle itiraf etmektedir: Bizim materyalizme bir inanc›m›z var, 'a priori' (önceden kabul edilmifl, do¤ru varsay›lm›fl) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir aç›klama getirmeye zorlayan fley, bilimin yöntemleri ve kurallar› de¤il. Aksine, materyalizme olan 'a priori' ba¤l›l›¤›m›z nedeniyle, dünyaya materyalist bir aç›klama ge-

319


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

tiren araflt›rma yöntemlerini ve kavramlar› kurguluyoruz. Materyalizm mutlak do¤ru oldu¤una göre de, ‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmesine izin veremeyiz.115

Bu sözler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye ba¤l›l›k u¤runa yaflat›lan bir dogma oldu¤unun aç›k ifadeleridir. Bu dogma, maddeden baflka hiçbir varl›k olmad›¤›n› varsayar. Bu nedenle de cans›z, bilinçsiz maddenin, hayat› yaratt›¤›na inan›r. Milyonlarca farkl› canl› türünün; örne¤in kufllar›n, bal›klar›n, zürafalar›n, kaplanlar›n, böceklerin, a¤açlar›n, çiçeklerin, balinalar›n ve insanlar›n maddenin kendi içindeki etkileflimlerle, yani ya¤an ya¤murla, çakan flimflekle, cans›z maddenin içinden olufltu¤unu kabul eder. Gerçekte ise bu, hem akla hem bilime ayk›r› bir kabuldür. Ama Darwinistler kendi deyimleriyle "‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmemesi" için, bu kabulü savunmaya devam etmektedirler. Canl›lar›n kökenine materyalist bir ön yarg› ile bakmayan insanlar ise, flu aç›k gerçe¤i göreceklerdir: Tüm canl›lar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yarat›c›'n›n eseridirler. Yarat›c›, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde düzenleyen ve tüm canl›lar› yarat›p flekillendiren Allah't›r.

Evrim Teorisi Dünya Tarihinin En Etkili Büyüsüdür Burada flunu da belirtmek gerekir ki, ön yarg›s›z, hiçbir ideolojinin etkisi alt›nda kalmadan, sadece akl›n› ve mant›¤›n› kullanan her insan, bilim ve medeniyetten uzak toplumlar›n hurafelerini and›ran evrim teorisinin inan›lmas›

320


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

imkans›z bir iddia oldu¤unu kolayl›kla anlayacakt›r. Yukar›da da belirtildi¤i gibi, evrim teorisine inananlar, büyük bir varilin içine birçok atomu, molekülü, cans›z maddeyi dolduran ve bunlar›n kar›fl›m›ndan zaman içinde düflünen, akleden, bulufllar yapan profesörlerin, üniversite ö¤rencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamlar›n›n, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatç›lar›n, bunun yan› s›ra ceylanlar›n, limon a¤açlar›n›n, karanfillerin ç›kaca¤›na inanmaktad›rlar. Üstelik, bu saçma iddiaya inananlar bilim adamlar›, profesörler, kültürlü, e¤itimli insanlard›r. Bu nedenle evrim teorisi için "dünya tarihinin en büyük ve en etkili büyüsü" ifadesini kullanmak yerinde olacakt›r. Çünkü, dünya tarihinde insanlar›n bu derece akl›n› bafl›ndan alan, ak›l ve mant›kla düflünmelerine imkan tan›mayan, gözlerinin önüne sanki bir perde çekip çok aç›k olan gerçekleri görmelerine engel olan bir baflka inanç veya iddia daha yoktur. Bu, eski M›s›rl›lar›n sapk›n inan›fllar› sonucu ortaya ç›kard›klar›

322


Harun Yahya (Adnan Oktar)

sözde Günefl Tanr›s› Ra'ya, Afrikal› baz› kabilelerin totemlere, Sebe halk›n›n Günefl'e tapmas›ndan, Hz. ‹brahim'in kavminin elleri ile yapt›klar› putlara, Hz. Musa'n›n kavminin alt›ndan yapt›klar› buza¤›ya tapmalar›ndan çok daha vahim ve ak›l almaz bir körlüktür. Gerçekte bu durum, Allah'›n Kuran'da iflaret etti¤i bir ak›ls›zl›kt›r. Allah, baz› insanlar›n anlay›fllar›n›n kapanaca¤›n› ve gerçekleri görmekten aciz duruma düfleceklerini birçok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden baz›lar› flöyledir: fiüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allah, onlar›n kalplerini ve kulaklar›n› mühürlemifltir; gözlerinin üzerinde perdeler vard›r. Ve büyük azab onlarad›r. (Bakara Suresi, 6-7) … Kalpleri vard›r bununla kavray›p-anlamazlar, gözleri vard›r bununla görmezler, kulaklar› vard›r bununla iflitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha afla¤›l›kt›rlar. ‹flte bunlar gafil olanlard›r. (Araf Suresi, 179)

Allah, Hicr Suresi'nde ise, bu insanlar›n mucizeler görseler bile inanmayacak kadar büyülendiklerini flöyle bildirmektedir: Onlar›n üzerlerine gökyüzünden bir kap› açsak, ordan yukar› yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmifl bir toplulu¤uz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15)

Bu kadar genifl bir kitlenin üzerinde bu büyünün etkili olmas›, insanlar›n gerçeklerden bu kadar uzak tutulmalar› ve 150 y›ld›r bu büyünün bozulmamas› ise, kelimelerle anlat›lamayacak kadar hayret verici bir durumdur. Çünkü, bir veya birkaç insan›n imkans›z senaryolara, saçmal›k

323


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

ve mant›ks›zl›klarla dolu iddialara inanmalar› anlafl›labilir. Ancak dünyan›n dört bir yan›ndaki insanlar›n, fluursuz ve cans›z atomlar›n ani bir kararla biraraya gelip; ola¤anüstü bir organizasyon, disiplin, ak›l ve fluur gösterip kusursuz bir sistemle iflleyen evreni, canl›l›k için uygun olan her türlü özelli¤e sahip olan Dünya gezegenini ve say›s›z kompleks sistemle donat›lm›fl canl›lar› meydana getirdi¤ine inanmas›n›n, "büyü"den baflka bir aç›klamas› yoktur. Nitekim, Allah Kuran'da, inkarc› felsefenin savunucusu olan baz› kimselerin, yapt›klar› büyülerle insanlar› etkilediklerini Hz. Musa ve Firavun aras›nda geçen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Firavun'a hak dini anlatt›¤›nda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin büyücüleri" ile insanlar›n topland›¤› bir yerde karfl›laflmas›n› söyler. Hz. Musa, büyücülerle karfl›laflt›¤›nda, büyücülere önce onlar›n marifetlerini sergilemelerini emreder. Bu olay›n bidirildi¤i ayetler flöyledir: (Musa:) "Siz at›n" dedi. (Asalar›n›) at›verince, insanlar›n gözlerini büyüleyiverdiler, onlar› dehflete düflürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmifl oldular. (Araf Suresi, 116)

Görüldü¤ü gibi Firavun'un büyücüleri yapt›klar› "aldatmacalar"la - Hz. Musa ve ona inananlar d›fl›nda- insanlar›n hepsini büyüleyebilmifllerdir. Ancak, onlar›n att›klar›na karfl›l›k Hz. Musa'n›n ortaya koydu¤u delil, onlar›n bu büyüsünü, ayetteki ifadeyle "uydurduklar›n› yutmufl" yani etkisiz k›lm›flt›r: Biz de Musa'ya: "Asan› f›rlat›ver" diye vahyettik. (O da f›rlat›verince) bir de bakt›lar ki, o bütün uydurduk-

324


Harun Yahya (Adnan Oktar)

lar›n› derleyip-toparlay›p yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onlar›n bütün yapmakta olduklar› geçersiz kald›. Orada yenilmifl oldular ve küçük düflmüfller olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)

Ayetlerde de bildirildi¤i gibi, daha önce insanlar› büyüleyerek etkileyen bu kiflilerin yapt›klar›n›n bir sahtekarl›k oldu¤unun anlafl›lmas› ile, söz konusu insanlar küçük düflmüfllerdir. Günümüzde de bir büyünün etkisiyle, bilimsellik k›l›f› alt›nda son derece saçma iddialara inanan ve bunlar› savunmaya hayatlar›n› adayanlar, e¤er bu iddialardan vazgeçmezlerse gerçekler tam anlam›yla a盤a ç›kt›¤›nda ve "büyü bozuldu¤unda" küçük duruma düfleceklerdir. Nitekim, yaklafl›k 60 yafl›na kadar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gerçekleri gören Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yak›n gelecekte düflece¤i durumu flöyle aç›klamaktad›r: Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uyguland›¤› alanlarda, gelece¤in tarih kitaplar›ndaki en büyük espri malzemelerinden biri olaca¤›na ikna oldum. Gelecek kuflak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inan›lmaz bir safl›kla kabul edilmesini hayretle karfl›layacakt›r.116

Bu gelecek, uzakta de¤ildir aksine çok yak›n bir gelecekte insanlar "tesadüfler"in ilah olamayacaklar›n› anlayacaklar ve evrim teorisi dünya tarihinin en büyük aldatmacas› ve en fliddetli büyüsü olarak tan›mlanacakt›r. Bu fliddetli büyü, büyük bir h›zla dünyan›n dört bir yan›nda insanlar›n üzerinden kalkmaya bafllam›flt›r. Evrim aldatmacas›n›n s›rr›n› ö¤renen birçok insan, bu aldatmacaya nas›l kand›¤›n› hayret ve flaflk›nl›kla düflünmektedir.

325


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

SÖZLÜK Adenozin trifosfat (ATP): Canl›lar›n do¤rudan kulland›¤› hücresel enerji molekülü, biyolojik enerji. ATP molekülü, canl›lardaki en önemli moleküllerden biridir ve kaslarda bol miktarda bulunur. Görevi de biyokimyasal reaksiyonlara güç sa¤lamak için acil bir enerji kayna¤› olmakt›r. Al›c› (reseptör): Çeflitli uyar›lar› alabilen ve duyu organlar›n›n yap›s›nda bulunan özelleflmifl hücre, hücre gruplar› veya sinir uçlar›d›r. Alzheimer hastal›¤›: Günlük yaflam aktivitelerinin sürdürülmesini engelleyen ilerleyici, kronik bir beyin hastal›¤›d›r. Bellek kayb›, günlük yaflam›n gereksinimleriyle bafla ç›kabilme yetene¤inde azalma, alg›lamada, toplumsal davran›fllar›n düzenlenmesinde ve duygusal tepkilerin kontrolünde bozulma s›k karfl›lafl›lan belirtilerdir. Amfifilik: Bir ucu polar (hidrofilik: suyu seven), bir ucu polar olmayan (hidrofobik: suyu sevmeyen) molekülleri tarif etmek için kullan›lan "her ikisini de seven" anlam›na gelir. Amin oasit: Proteinlerin yap› tafl›d›r. Bir amino asit, amino grubu (NH2) ile bir karboksil grubu (COOH) tafl›yan bilefliklerdir. Çok say›da amino asit peptit ba¤lar› ile ba¤lanarak proteinleri oluflturur. Anemi: Kans›zl›k. Antihistamin: Histaminin vücuttaki etkilerini ortadan kald›ran anlam›na gelir. Histamin ise vücuttaki dokular›n ço¤unda bulunan ve salg›land›¤›nda baz› etkileri olan kimyasal bir maddedir. Histaminin en önemli etkileri damarlarda geniflleme, damar geçirgenli¤inin artmas› ve damar d›fl›na s›v› ç›kmas›, kafl›nt›, ciltte k›zar›kl›k olarak say›labilir. Bunun d›fl›nda alt solunum yollar›nda, kalpte, mide ba¤›rsak sisteminde ve merkezi sinir sisteminde de etkileri vard›r. Antijen: Canl› vücuduna d›flar›dan giren ve antikor oluflmas›n› sa¤layan yabanc› madde. Antikor: Vücuda giren yabanc› maddeleri (antijen) yok etmek için vücudun üretti¤i savunma maddesidir. Anyon: Negatif yüklü iyon. Aromatik yap›: ‹çinde benzer halkas› veya benzer halkalar›n› esas alan

326


Harun Yahya (Adnan Oktar)

hidrokarbon türevlerinin bulundu¤u kimyasal yap›. Aromatik yap›n›n özellikleri k›saca: 1) Çok iyi çözücülük, 2) ‹yi ›s› istikrar›, 3) Kimyasal reaksiyonlara çabuk girme e¤ilimi, 4) Yüksek özgül a¤›rl›k olarak özetlenebilir. Asetilkolin: Merkezi sinir sisteminde bir tür sinir ileticisidir. Astrosit: Merkezi sinir siteminde bulunan destek hücreleridir. Glia da denilen bu hücreler, sinir hücrelerinin beslenmesinde ve kimyasal ifllemlerinde çok önemli yard›mlarda bulunur. Bakteri: Monera aleminde yer alan zarla çevrili, belirgin bir çekirde¤i ve organelleri bulunmayan prokaryotik yap›daki tek hücreli canl›d›r. Cytokines: T hücrelerinin antijenlere sald›r›rken salg›lad›¤› protein. Depolarizasyon: Kutuplaflman›n ortadan kalkmas›; uyar› sonucu harekete sevk edilen sinir veya kas lifinde elektrik yükü kaybedilmesi. Endotel: Damarlar›n iç k›sm›ndaki hücrelerin ad›d›r. Endotelyum hücresi: Bir tür iç deri hücresidir. Enzim: Hücre içinde üretilen ve bütün hayat fonskiyonlar›n› bafllatan, h›zland›ran, katalizör proteinlerdir. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleflme sürecini h›zland›r›rlar. Eritrosit: Çekirdek içeren k›rm›z› kan hücreleri. Fosfokreatin: (Keratin fosfat) Yüksek enerji ba¤› içeren ve kaslarda depolanm›fl durumda bulunan kimyasal bilefliktir. Kreatin fosfat›n yüksek enerjili fosfat ba¤lar›nda, ATP'den daha fazla enerji vard›r. Friedreich ataksisi: Sinir sistemine yavafl yavafl zarar vererek erken ölüme neden olan bir tür nörolojik bozukluk. Glikokaliksin: Hücrelerin d›fl yüzeyini kaplayan gevflek bir karbonhidrat örtüsüdür. Glikolipit: Genellikle hücre zarlar›nda bulunan, lipitlerin fleker moleküllerine kovalent ba¤larla ba¤lanmas› ile meydana gelen bileflik lipittir. Glikoprotein (veya G proteini): fieker içeren protein molekülleri glikoproteinler olarak bilinir. Glikoprotein: fieker içeren protein molekülleridir. Glikoz: (Heksoz) C6H12O6 molekül yap›s›ndaki karbonhidrat. Haemochromatosis: Vücudun, yiyeceklerden normalden daha fazla mik-

327


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

tarda demir emmesine neden olan yayg›n kal›tsal bir bozukluktur. Vücutta afl›r› demir olmas›, karaci¤er, kalp ve pankreas gibi organlarda hasara sebep olur. Hemoglobin: Alyuvarlarda O2 ve CO2 tafl›yan, demir içeren protein. Hormon: Vücudun bir k›sm›nda oluflturulan sonra da difüzyonla ya da kan dolafl›m›yla di¤er k›s›mlar›ndaki hücrelere tafl›narak onlar›n çal›flmalar›n› düzenleyen özel maddelerdir. ‹ndirgenemez komplekslik: Canl›lardaki pek çok sistem ve organ›n yap›s› basite indirgenemez. Bu sistem ve organlar ancak tüm detaylar› ve parçalar› ile birlikte var olduklar› sürece ifllev görürler. ‹nsülin: Pankreas›n üretti¤i kan flekerini azaltan hormondur. ‹yon: Elektron kazanm›fl ya da kaybetmifl, elektrik yüklü atom. Karbon temelli yaflam: Karbon atomu, Dünya üzerindeki yaflam›n temelidir, çünkü bütün temel organik moleküller (amino asitler, proteinler, nükleik asitler gibi) karbon atomunun di¤er baz› atomlarla çeflitli flekillerde birleflmesiyle oluflur. Karbon; hidrojen, oksijen ve azot gibi di¤er atomlarla birleflerek vücudumuzdaki farkl› türlerdeki proteinleri meydana getirir. Karbonun yerini tutabilecek baflka bir element yoktur; çünkü baflka hiçbir element, karbon gibi s›n›rs›z türde ba¤ yapma özelli¤ine sahip de¤ildir. Katalizör: Kimyasal tepkimeye kat›lmadan tepkimenin h›z›n› art›ran madde. Koenzim: Enzimlerin aktivite göstermek için ihtiyaç duyduklar› kompleks organik moleküllerdir. Kollajen: Ba¤ dokusunun ana proteini. Kortizon: Günlük t›bbi uygulamada oldukça s›k kullan›lan ilaçlardan birisidir. Hayati önem tafl›yan, ama do¤ru miktarda do¤ru flekilde kullan›lmad›¤›nda yaflam› tehdit eden bir ilaçt›r. Kromatoliz: Bir nöronun aks›nda kesik ya da incinme olufltuktan sonra nöronda oluflan mikroskopik de¤iflikliklerdir. Lökosit: Akyuvar, fagositoz yapan, antikor üreten, renksiz kan hücresi. Makrofaj: Vücudun "temizlikçi hücreleri"dir. Makrofajlar düflman› fagositoz (yutma) yoluyla hücre içine alarak yok ederler. Matriks: Hücreler aras›nda bulunan madde. Metastaz: Organizman›n herhangi bir noktas›nda bulunan bir hastal›¤›n, or-

328


Harun Yahya (Adnan Oktar)

ganizman›n baflka bir yerine s›çramas›; kanser hücrelerinin vücudun bir k›sm›ndan baflka bir k›sm›na geçmesi. Mikron: Milimetrenin binde biri. Misel: Ya¤ moleküllerinin, çözünmedi¤i bir s›v› madde içerisine b›rak›ld›¤› zaman oluflturdu¤u küçük partiküller. Modüler sistem: Tak›l›p sökülebilen, ihtiyaca göre kullan›m alan› de¤ifltirilebilen, kullan›c› isteklerine göre flekillendirilebilen sistem anlam›na gelir. Modüler sistem tasar›mlar hem kullan›m, hem de gelifltirme aç›s›ndan son derece esnektir. Nanometre: Metrenin milyarda biri, 10-9 m. Nonanoik asit: Dokuz karbon atomundan oluflan do¤rusal bir karbon zinciri. Nonanol: Dokuz karbonlu alkol. Oksidasyon: Elektronlar›n bir atom ya da molekülden ayr›lmas›n› sa¤layan kimyasal tepkime. Oksijenasyon: Oksijenlefltirme. Oksijenasyon, oksijenin akci¤erlerden kana ne kadar iyi ulaflt›¤›n› ifade eder. Oktanoik asit: Sekiz karbon atomundan oluflan do¤rusal bir karbon zinciri. Osteoblast: Kemiklerin yenilenmesini sa¤layan kemik yap›c› hücrelerdir. Osteoblast hücreleri proteini mineralle sertlefltirerek sürekli olarak kemiklerin yenilenmesini sa¤larlar. Osteoklast: Kan ve kemik dokular› aras›nda besin al›flverifli sa¤lay›p, kemik içindeki at›klar›n d›flar›ya ç›kar›lmas›nda rol al›r. Osteoklastlar›n bir di¤er görevi de kemi¤in iç yüzeyinde, kemik ili¤i bofllu¤unda ve gözenekli kemik dokusundaki bofllukta y›k›ma yol açarak, kemi¤in biçiminin ve boyunun de¤iflmesini ve giderek eriflkin boyutlara varmas›n› sa¤lamaktad›r. Osteosit: Bir çeflit kemik hücresi. Parkinson hastal›¤›: Yafll›l›k döneminde ortaya ç›kan, hareketlerde yavafllama, ellerde ve ayaklarda titreme, kaslarda sertlik ve denge dozuklu¤u gibi belirtilerle kendini gösteren sinirsel bir rahats›zl›kt›r. PH: Bir s›v›n›n asit veya bazl›k derecesini gösteren de¤er. Pirimidin: (yani sitozin ile timin) Hücre DNA's›nda kullan›lan bir nükleik asittir, genetik bilgiyi tafl›r.

329


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

Potansiyel fark: Elektriksel olarak iki uç aras›ndaki gerilim fark›. Protein: Yap›s›nda karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi elementleri bulunduran temel moleküllerdir. Amino asitlerin peptit ba¤lar›yla birleflmesinden oluflur. Belli bir s›rada dizilmifl bir veya birkaç amino asit zincirinden oluflan büyük moleküllerdir. Proteinler vücudumuzdaki hücrelerin, dokular›n ve organlar›n oluflmas›, ifllevlerini görebilmesi ve bunu uyum içinde yapmalar› için gereklidir. Pürin: (yani adenin ve guanin) Hücre DNA's›nda kullan›lan bir nükleik asittir, genetik bilgiyi tafl›r. Sitoplazma: Organik ve inorganik maddeler bulunduran, çekirdek ile hücre zar› aras›n› dolduran s›v›. Sito "hücre", plazma "s›v›s›" anlamlar›na gelir. Skorbüt: C vitamini eksikli¤inden kaynaklanan yaralar›n geç iyileflmesi hastal›¤›. T hücresi: Virüs ve di¤er mikroplarla savaflan, antikor yapan hücrelere yard›m eden hücrelerdir. Timosit: Timusdan elde edilen bir lenfosit. Tirozin kinaz: Baz› hücre içi sinyal iletim yollar›n› aktif hale getiren bir al›c› (reseptör) proteindir. Bu al›c›lar daha çok insülin ve büyüme hormonlar› taraf›ndan kullan›l›r. Wilson hastal›¤›: Vücudun bak›r mineralini atmas›n› engelleyen kal›tsal bir bozukluktur. Vücutta biriken afl›r› bak›r karaci¤er ve sinir sistemi dahil, belli yap›larda hasara yol açmaktad›r. Ölümcül olabilen bu hastal›¤›n tedavisi yoktur, ancak denetlenebilir. Menkes hastal›¤›: Geri zekal›l›k ve üç yafl öncesi ölümle sonuçlanan genetik bir hastal›kt›r. Bu hastal›k karaci¤er ve beyinde bak›r seviyesinin düflmesi ve ba¤›rsaklar ile böbreklerde bak›r miktar›n›n artmas›na yol açar. Virüs: Sadece içine girdi¤i bir baflka hücre içinde yeniden üreyebilen ve hücresel yap›s› olmayan canl›d›r. Virüsler bir protein k›l›f› içindeki nükleik asitlerden ibarettir. Baz›lar›n›nsa basit bir zar› vard›r. Virüsler ço¤almak için, içine girdikleri hücrenin sentezleme yetene¤inden yararlan›rlar.

330


NOTLAR 1. Gerald L. Schroeder, Tanr›'n›n Sakl› Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yay›nlar›, ‹stanbul, 2003, s. 68. 2. Gerald L. Schroeder, Tanr›'n›n Sakl› Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yay›nlar›, ‹stanbul, 2003, ss. 68-69. 3. Gerald L. Schroeder, Tanr›'n›n Sakl› Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yay›nlar›, ‹stanbul, 2003, ss. 70-71. 4. Gerald L. Schroeder, Tanr›'n›n Sakl› Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yay›nlar›, ‹stanbul, 2003, s. 11. 5. Gerald L. Schroeder, Tanr›'n›n Sakl› Yüzü, çev. Ahmet Ergenç, Gelenek Yay›nlar›, ‹stanbul, 2003, s. 65. 6. Gerald Schroeder, The Hidden Face of God, Touchstone, New York, 2001, s. xi. 7. W. Thorpe, "Reductionism in Biology," Studies in the Philosophy of Biology,1974, ss. 116-117. 8. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 3. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 2, ‹stanbul, 1997, ss. 22-23. 9. http://www.icr.org/pubs/imp/imp-313.htm; Dr. David Rosevear, "The Myth of Chemical Evolution", Impact, no. 313, Temmuz 1999. 10. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 2. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 3, ‹stanbul, 1997, s. 39. 11. Fred Hoyle, The Intelligent Universe, Holt, Rinehard & Winston, New York, 1983, s. 256. 12. David E. Green and Robert F. Goldberger, Molecular Insights into the Living Process, Academic Press, New York, 1967, s. 403. 13. Howard Peth, Blind Faith: Evolution Exposed, Amazing Facts, Inc., 1990, s. 77. 14. Michael Pitman, Adam and Evolution, 1984, s. 233. 15. Peter Gwynne, Sharon Begley, Mary Hager, "The Secrets of the Human Cell", Newsweek, 20 A¤ustos 1979, s. 48. 16. Michael J. Behe, "Darwin Under the Microscope", The New York Times, 29 Ekim 1996. 17. Carl Sagan, "Life" in Encyclopedia Britannica: Macropaedia, 1974, ss. 893-894. 18. Michael J. Behe, "Darwin Under the Microscope", The New York Times, 29 Ekim 1996. 19. Michael J. Behe, "Darwin Under the Microscope", The New York Times, 29 Ekim 1996. 20. Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God: How Science Reveals the Ultimate Truth, The Free Press, New York, 2001, s. 60. 21. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 3. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 2, ‹stanbul, 1997, s. 28. 22. http://www.nigms.nih.gov/news/science_ed/surface.html

331


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

23. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, s. 209. 24. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 2. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 3, ‹stanbul, 1997, ss. 37-38. 25. Arthur C. Guyton, John E. Hall, Medical Physiology, 10. bask›, Saunders W.B. Co., 2000. 26. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, ss. 215-216. 27. Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God: How Science Reveals the Ultimate Truth, The Free Press, New York, 2001, s. 65. 28. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 3. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 1, ‹stanbul, 1996, s. 124. 29. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, s. 213. 30. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, s. 215. 31. Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God: How Science Reveals the Ultimate Truth, The Free Press, New York, 2001, s. 64. 32. Gerald L. Schroeder, The Hidden Face of God: How Science Reveals the Ultimate Truth, The Free Press, New York, 2001, s. 62. 33. www.acs.ohio-state.edu/units/cancer/handbook/cell.pdf 34. Prof. Dr. Ahmet Noyan, Yaflamda ve Hekimlikte Fizyoloji, 10. Bask›, Meteksan A.fi., Mart 1998, s. 16. 35. http://fog.ccsf.org/~mmalacho/physio/oll/Lesson4/substmv.html 36. Arthur C. Guyton, John E. Hall, Medical Physiology (T›bbi Fizyoloji), Nobel T›p Kitap Evleri, ‹stanbul, 1996, s. 45. 37. Arthur C. Guyton, John E. Hall, Medical Physiology, 10. bask›, Saunders W.B. Co., 2000. 38. Arthur C. Guyton, John E. Hall, Medical Physiology (T›bbi Fizyoloji), Nobel T›p Kitap Evleri, ‹stanbul, 1996, ss. 46-48. 39. http://arbl.cvmbs.colostate.edu/hbooks/cmb/cells/pmemb/osmosis.html 40. http://biology.arizona.edu/sciconn/lessons/mccandless/reading.html 41. Arthur C. Guyton, John E. Hall, Medical Physiology, 10. bask›, Saunders W.B. Co., 2000. 42. http://www.nsf.gov/od/lpa/news/press/pr9740.htm; National Science Foundation Press Release. 43 http://www.bme.jhu.edu/courses/580.439/notes/Notes_channels.pdf 44. http://www.nature.com/cgi-taf/DynaPage.taf?file=/nature/journal/v419/ n6902/full/nature00978_r.html 45. Wray, D., "Ion Channels: Molecular Machines par Excellence", Science Spectra, 2000, no. 23, ss. 64-71. 46. A. Cha, G.E. Snyder, P. R. Selvin, F. Bezanilla, "Atomic scale movement of the voltage-sensing region in a potassium channel measured via spectroscopy", Nature, no. 402, 16 Aral›k 1999 ss. 809-813; http://www.hhmi.org/news/mackinnon4.html.

332


Harun Yahya (Adnan Oktar)

47. A. Cha, G.E. Snyder, P. R. Selvin, F. Bezanilla, "Atomic scale movement of the voltage-sensing region in a potassium channel measured via spectroscopy", Nature, no. 402, 16 Aral›k 1999 ss. 809-813; http://www.hhmi.org/news/mackinnon4.html. 48. Gary Yellen, "The voltage-gated potassium channels and their relatives", Nature, no. 419, 5 Eylül 2002, ss. 35-42. 49. http://www.abe.msstate.edu/classes/abe4323/2002/cells/cells_ques.html 50. http://www.noteaccess.com/APPROACHES/ArtEd/ChildDev/1cNeurons.htm; [Coon, Dennis. Introduction to Psychology, Exploration and Application. St. Paul: West Publishing Company, 1989.] 51. http://www.noteaccess.com/APPROACHES/ArtEd/ChildDev/1cNeurons.htm; [Coon, Dennis. Introduction to Psychology, Exploration and Application. St. Paul: West Publishing Company, 1989.] 52. http://www.remarkablemedicine.com/Medicine/bodyelectricity.html 53. http://www.remarkablemedicine.com/Medicine/bodyelectricity.html 54. N. Ramlakhan, J. Altman, "Breaching the blood-brain barrier", New Scientist, vol. 128, no. 1744, 24 Kas›m 1990. 55. Christiane Sinding, "Hücrelerin Kulland›¤› Lisan›n Dil Bilgisi Kurallar›", Science Et Vie, Eylül 1993. 56. A. Lwoff, Z. Virus, Organismus Angewandte Chemie, no. 78, 1966, ss. 689-724. 57. Arthur C. Guyton, John E. Hall, Medical Physiology (T›bbi Fizyoloji), Nobel T›p Kitap Evleri, ‹stanbul, 1996, ss. 928-929. 58. Christiane Sinding, "Hücrelerin Kulland›¤› Lisan›n Dil Bilgisi Kurallar›", Science Et Vie, Eylül 1993. 59. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 2. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 3, ‹stanbul, 1997, ss. 72-73. 60. C.A. Janeway, Jr., "How the Immune System Recognizes Invaders", Scientific American, no. 269(3), Eylül 1993, ss. 72-79. 61. Bea Perks, Andrew Coulton, "The Great Escape", New Scientist, vol. 171, no. 2308, 15 Eylül 2001. 62. Andy Coghlan, "Secrets of the suicidal blood cell", New Scientist, vol. 167, no. 2248, 22 Temmuz 2000, s. 15. 63. Reto Kohler, "Chuck it out", New Scientist, vol. 166, no. 2242, 10 Temmuz 2000, s. 28. 64. Helena Curtis, N. Sue Barnes, Biology, Worth Publishers, Inc, New York, 1989, s. 51. 65. Prof. Dr. Engin Gözükara, Biyokimya, Nobel T›p Kitap Evleri, 1997, 3. bask›, cilt 1, s. 176. 66. Albert L. Lehninger, David L. Nelson, Michael M. Cox, Principles of Biochemistry, 2. bask›, Worth Publishers, New York, s. 189. 67. http://www.britannica.com/bcom/eb/article/7/0,5716,53637+1+52330,00.html?

333


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

query=methemoglobinemia 68. Albert L. Lehninger, David L. Nelson, Michael M. Cox, Principles of Biochemistry, 2. bask›, Worth Publishers, New York, s. 188. 69. Michael Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, ss. 201-202. 70. J. P. Trinkaus, Cells into Organs, Prentice-Hall, Englewood Cliffs, NJ, 1984, s. 69. 71. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, s. 221. 72. http://www.unc.edu/news/newsserv/research/jul99/jacobson072199.htm 73. Fred Hoyle, "The Big Bang in Astronomy", New Scientist, vol. 9, 1981, ss. 521, 527. 74. http://www.essense-of-life.com/info/Minerals.htm 75. http://www.chem.utoronto.ca/people/academic/zambled.html 76. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, s. 206. 77. http://www.skinbiology.com/copperhealth.html; [Klevay, Inman, Johnson, et al, Metabolism, 1984, ss. 1112-1118.; Klevay, Med Hypothesis, 1987, ss. 111-119.; Klevay, Med Hypothesis, 1987, ss. 111-119]. 78. http://neuro-www.mgh.harvard.edu/forum_2/TouretteSyndromeF/1.12.005.20 PMZINCDEFICIEN.html; William J. Walsh, Mart 1995 79. http://www-medlib.med.utah.edu/NetBiochem/hi8.htm 80. http://www.mostproject.org/ISTD1.htm 81. Michael J. Denton, Nature's Destiny, The Free Press, New York, 1998, ss. 198, 201. 82. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlar›n Sessiz Gecesi, 2. bask›, Alan Yay›nc›l›k, cilt 3, ‹stanbul, 1997, ss. 36-37. 83. http://astrobiology.arc.nasa.gov/news/expandnews.cfm?id=1368; Daily inScight, Academic Press, 17 Nisan 2002. 84. Leslie E. Orgel, "Darwinism at the very beginning of life", New Scientist, 15 Nisan 1982, s. 150. 85. Jason P. Dworkin, David W. Deamer, Scott A. Sandford, Louis J. Allamandola, "Self-assembling amphiphilic molecules: Synthesis in simulated interstellar/precometary ices", Proceedings of the National Academy of Sciences, no. 93(3), ABD, 30 Ocak 2001, ss. 815–819. 86. Werner Gitt, In the Beginning Was Information, CLV, Bielefeld, Germany, 1997, s. 236. 87. W. Thorpe, "Reductionism in Biology," Studies in the Philosophy of Biology,1974, ss. 116-117. 88. David W. Deamer, Elizabeth H. Mahon, Giovanni Bosco, "Self-Assembling and Function of Primitive Membrane Structures", Early Life on Earth: Nobel Symposium, ed. Stefan Bengtson, no. 84, Columbia University Press, New York, 1994, ss. 107-123; David W. Deamer, "Membrane Compartments in Prebiotic Evolution," The Molecular Origins of Life: Assembling the Pieces of the Puzzle, ed. André Brock, Cambridge University Press, Cambridge, 1998, ss. 189-205. 89. Jason P. Dworkin, David W. Deamer, Scott A. Sandford, Louis J. Allamandola,

334


Harun Yahya (Adnan Oktar)

"Self-assembling amphiphilic molecules: Synthesis in simulated interstellar/precometary ices", Proceedings of the National Academy of Sciences, no. 93(3), ABD, 30 Ocak 2001, ss. 815–819; Ron Cowen, "Life's Housing May Come from Space," Science News, vol. 159, no. 5, 3 fiubat 2001, s. 68. 90. David W. Deamer, Elizabeth H. Mahon, Giovanni Bosco, "Self-Assembling and Function of Primitive Membrane Structures", Early Life on Earth: Nobel Symposium, ed. Stefan Bengtson, no. 84, Columbia University Press, New York, 1994, ss. 107-123. 91. David W. Deamer, Elizabeth H. Mahon, Giovanni Bosco, "Self-Assembling and Function of Primitive Membrane Structures", Early Life on Earth: Nobel Symposium, ed. Stefan Bengtson, no. 84, Columbia University Press, New York, 1994, ss. 107-123. 92. William R. Hargreaves, David W. Deamer, "Liposomes from Ionic, Single-Chain Amphiphiles," Biochemistry, no. 17, 1978, ss. 3759-3768. 93. Charles L. Apel et al., "Self-Assembled Vesicles of Monocarboxylic Acids and Alcohols: Conditions for Stability and for the Encapsulation of Biopolymers," Biochimica et Biophysica Acta, 2001. 94. Barry L. Lentz et al., "Spontaneous Fusion of Phosphatidylcholine Small Unilamellar Vesicles in the Fluid Phase," Biochemistry, no. 26, 1987, ss. 5389-5397. 95. N. L. Gershfeld, "The Critical Unilamellar Lipid State: A Perspective for Membrane Bilayer Assembly", Biochimica et Biophysica Acta, no. 988,1989, ss. 335-350. 96. Klaus Dose, "The Origin Of Life: More Questions Than Answers", Interdisciplinary Science Reviews, vol. 13, no.4, 1988, ss. 348-349. 97. Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, Marcel Dekker, New York, 1977, s. 2. 98. Alexander I. Oparin, Origin of Life, Dover Publications, New York, 1956, s.196. 99. "New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, vol. 63, Kas›m 1982, ss. 1328-1330. 100. Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7. 101. Jeffrey Bada, Earth, fiubat 1998, s. 40. 102. Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on Earth", Scientific American, vol. 271, Ekim 1994, s. 78. 103. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189. 104. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184. 105. B. G. Ranganathan, Origins?, The Banner Of Truth Trust, Pennsylvania, 1988. 106. Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179. 107. Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, vol. 87, 1976, s. 133.

335


HÜCRE ZARINDAK‹ MUC‹ZE

108. Douglas J. Futuyma, Science on Trial, Pantheon Books, New York, 1983. s. 197. 109. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, Toplinger Publications, New York, 1970, s. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, vol. 258, s. 389. 110. J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Aral›k 1992. 111. Alan Walker, Science, vol. 207, 1980, s. 1103; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1. bask›, J. B. Lipincott Co., New York, 1970, s. 221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, vol. 3, Cambridge University Press, Cambridge, 1971, s. 272. 112. Time, Kas›m 1996. 113. S. J. Gould, Natural History, vol. 85, 1976, s. 30. 114. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, Toplinger Publications, New York, 1970, s. 19. 115. Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak 1997, s. 28. 116. Malcolm Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s. 43.

Sen yücesin, bize ö¤retti¤inden baflka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herfleyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olans›n. (Bakara Suresi, 32)

336


HÜCRE ZARINDAKİMUCİZE