Issuu on Google+


YAZAR ve ESERLERİ HAKKINDA Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar, siyasi, imani ve bilimsel konularda pek çok eser vermifltir. Yazar›n evrimcilerin sahtekarl›klar›n›, iddialar›n›n geçersizli¤ini ve Darwinizm'in kanl› ideolojilerle olan karanl›k ba¤lant›lar›n› ortaya koyan çok önemli eserleri mevcuttur. Müstear isim, inkarc› düflünceye karfl› mücadele eden iki Peygamberin hat›ralar›na hürmeten isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluflturulmufltur. Yazar taraf›ndan kitaplar›n kapa¤›nda Resulullah'›n mührünün kullan›lm›fl olmas›n›n sembolik anlam› ise, kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-› Kerim'in Allah'›n son kitab› ve son sözü, Peygamberimizin de hatem-ül enbiya olmas›n› remzetmektedir. Yazar da, yay›nlad›¤› tüm çal›flmalar›nda, Kuran'› ve Resulullah'›n sünnetini kendine rehber edinerek, inkarc› düflünce sistemlerinin tüm temel iddialar›n› tek tek çürütmeyi ve dine karfl› itirazlar›n› tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'›n mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duas› olarak kullan›lm›flt›r. Yazar›n tüm çal›flmalar›ndaki ortak hedef, insanlara Kuran'›n tebli¤ini ulaflt›rmak ve böylelikle onlar› Allah'›n varl›¤›, birli¤i ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düflünmeye sevk etmek ve baz› önemli konular› hat›rlatmakt›r. Harun Yahya'n›n eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, ‹ngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna'ya, ‹spanya'ya ve Brezilya'ya kadar dünyan›n pek çok ülkesinde be¤eniyle okunmaktad›r. ‹ngilizce, Frans›zca, Almanca, ‹talyanca, ‹spanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boflnakça, Uygurca, Endonezyaca gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtd›fl›nda genifl bir okuyucu kitlesi taraf›ndan takip edilmektedir. Dünyan›n dört bir yan›nda ola¤anüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insan›n iman etmesine, pek ço¤unun da iman›nda derinleflmesine vesile olmaktad›r. Kitaplar› okuyan, inceleyen her kifli, bu derin farkl›l›¤›nve faydan›n, eserlerdeki hikmetli, ak›lc›, kolay anlafl›l›r ve samimi üslubun fark›na varmaktad›r. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri tafl›maktad›r. Eserlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyece¤i, samimi, aç›k, ispatl› bir anlat›m vard›r. Kuflkusuz bu özellikler, Allah'›n nasip etti¤i bir hikmet ve anlat›m çarp›c›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Bu gerçekler göz önünde bulunduruldu¤unda insanlar›n görmediklerini görmelerini sa¤layan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmas›n›n teflviki de elbette önemli bir hizmet olmaktad›r. Ne var ki bu de¤erli eserleri tan›tmak yerine, insanlara flüphe veren, karmafla yaratan, hiçbir faydas› olmayan eserlerin savunuculu¤unu yapanlar da vard›r. Bu kifliler müslümanlar›n içinde bulunduklar› durumu, çektikleri eziyetleri düflünmelidirler. Dünyada süregelen zulüm ve kargaflalardan kurtulman›n tek yolunun Kuran ahlak›n›n yaflanmas› ve anlat›lmas› oldu¤unu da unutmamal›d›rlar. Bilmelidirler ki, yazar›n eserleri bu hizmette öncü rol üstlenmifltir ve bu eserler, Allah'›n izniyle, 21. yüzy›lda dünya insanlar›n› Kuran'da tarif edilen huzur ve bar›fla, do¤ruluk ve adalete, güzellik ve mutlulu¤a tafl›maya bir vesile olacakt›r.


GERÇEĞİ BİLMEK

HARUN YAHYA fiubat, 2001


Bu çal›flmada kullan›lan ayetler Ali Bulaç'›n haz›rlad›¤› "Kur'an-› Kerim ve Türkçe Anlam›" isimli mealden al›nm›flt›r.

ISBN 975-8432-59-1

VURAL YAYINCILIK Çatalçeflme Sok. Üretmen Han No: 27/13 Ca¤alo¤lu-‹stanbul Tel: (0 212) 511 42 30

Bask›: SEÇ‹L OFSET 100 Y›l Mahallesi MAS-S‹T Matbaac›lar Sitesi 4. Cadde No: 77 Ba¤c›lar-‹stanbul Tel: (0 212) 629 06 15

w w w. h a r u n y a h y a . o r g w w w. h a r u n y a h y a . c o m w w w. h a r u n y a h y a . n e t


OKUYUCUYA ● Bu kitapta ve di¤er çal›flmalar›m›zda evrim teorisinin çöküflüne özel bir yer ayr›lmas›n›n nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtar› felsefenin temelini oluflturmas›d›r. Yarat›l›fl› ve dolay›s›yla Allah'›n varl›¤›n› inkar eden Darwinizm, 140 y›ld›r pek çok insan›n iman›n› kaybetmesine ya da kuflkuya düflmesine neden olmufltur. Dolay›s›yla bu teorinin bir aldatmaca oldu¤unu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlar›m›za ulaflt›r›labilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucular›m›z belki tek bir kitab›m›z› okuma imkan› bulabilir. Bu nedenle her kitab›m›zda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayr›lmas› uygun görülmüfltür. ● Belirtilmesi gereken bir di¤er husus, bu kitaplar›n içeri¤i ile ilgilidir. Yazar›n tüm kitaplar›nda imani konular, Kuran ayetleri do¤rultusunda anlat›lmakta, insanlar Allah'›n ayetlerini ö¤renmeye ve yaflamaya davet edilmektedir. Allah'›n ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyan›n akl›nda hiçbir flüphe veya soru iflareti b›rakmayacak flekilde aç›klanmaktad›r. Bu anlat›m s›ras›nda kullan›lan samimi, sade ve ak›c› üslup ise kitaplar›n yediden yetmifle herkes taraf›ndan rahatça anlafl›lmas›n› sa¤lamaktad›r. Bu etkili ve yal›n anlat›m sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktad›r. Dini reddetme konusunda kesin bir tav›r sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlat›lan gerçeklerden etkilenmekte ve anlat›lanlar›n do¤rulu¤unu inkar edememektedirler. ● Bu kitap ve yazar›n di¤er eserleri, okuyucular taraf›ndan bizzat okunabilece¤i gibi, karfl›l›kl› bir sohbet ortam› fleklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitaplar› birarada okumalar›, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmalar› aç›s›ndan yararl› olacakt›r. ● Bunun yan›nda, sadece Allah r›zas› için yaz›lm›fl olan bu kitaplar›n tan›nmas›na ve okunmas›na katk›da bulunmak da büyük bir hizmet olacakt›r. Çünkü yazar›n tüm kitaplar›nda ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitaplar›n di¤er insanlar taraf›ndan da okunmas›n›n teflvik edilmesidir. ● Kitaplar›n arkas›na yazar›n di¤er eserlerinin tan›t›mlar›n›n eklenmesinin ise önemli sebepleri vard›r. Bu sayede kitab› eline alan kifli, yukar›da söz etti¤imiz özellikleri tafl›yan ve okumaktan hoflland›¤›n› umdu¤umuz bu kitapla ayn› vas›flara sahip daha birçok eser oldu¤unu görecektir. ‹mani ve siyasi konularda yararlanabilece¤i zengin bir kaynak birikiminin bulundu¤una flahit olacakt›r. ● Bu eserlerde, di¤er baz› eserlerde görülen, yazar›n flahsi kanaatlerine, flüpheli kaynaklara dayal› izahlara, mukaddesata karfl› gereken adaba ve sayg›ya dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, flüpheci ve ye'se sürükleyen anlat›mlara rastlayamazs›n›z.


İ Çİ NDEKİ LER ÖNSÖZ GİRİŞ

8 11

1. GÜN

14

2. GÜN

54

3. GÜN

82

EK BÖLÜM EVRİM YANILGISI

97


Çeflitli eserlerimizde ayr›nt›l› olarak aç›klad›¤›m›z "maddenin ard›ndaki s›r" konusu, genifl bir okuyucu kitlesini etkilemifl ve bu kiflilerin yaflad›klar› hayat boyunca hiç fark›nda olmad›klar› önemli bir gerçe¤i fark etmelerine vesile olmufltur. Bu, yeni bir felsefe ya da bir ideoloji de¤il, her insan›n ister istemez içinde oldu¤u, yaflad›¤›, anlafl›lmas› kolay, bilimin çeflitli alanlar›nda uzun y›llar önce ispatlanm›fl bir gerçektir. Bu gerçe¤i; "Hayat›m›z› meydana getiren herfley ruhumuz taraf›ndan idrak edilen bir alg›lar bütünüdür. Dünyam›z› ve bütün varl›¤›m›z› anlaml› k›lan fleyleri, kiflileri, mekanlar›, olaylar› t›pk› bir rüya gibi, sadece görüntü olarak beynimizde alg›layabiliriz, as›llar› ile muhatap olamay›z" fleklinde özetlemek mümkündür. Samimi ve önyarg›s›z bakan, derin düflünen bir insan kendisine bu konu anlat›ld›¤›nda, bu büyük gerçe¤i kolay bir flekilde, k›sa sürede kavramakta ve hayata geçirmektedir. Ancak, al›flkanl›klar›n, küçüklükten itibaren ö¤retilen bilgilerin oluflturdu¤u önyarg›lar›n ve çevrenin negatif yönde verdi¤i telkinlerin etkisinde kalm›fl olan okuyucular olmas› da muhtemeldir. Bunu düflünerek, bu kitab› çeflitli sorular› olan üç okuyucuyla yap›lan bir sohbet tarz›nda düzenledik. Böylece okuyucular›n anlamakta veya kabul etmekte zorland›¤› aflamalar, günlük hayatta karfl›laflt›¤›m›z çeflitli olaylardan al›nan güncel örneklerle aç›klanm›fl oldu. Okuyucular bu flekilde evde, iflte, okulda, televizyon karfl›s›nda, k›saca hayat›n her aflamas›nda, ö¤rendiklerini daha kolay düflünme ve uygulama imkan› bulacaklard›r. Her okuyucunun akl›na tak›lan olas› sorular› da kapsayan bu konuflmada, her insan için yaflam›n Allah taraf›ndan ruhuna izlettirilen bir alg›-


Önsöz

9

lar bütünü olmas›, yaflad›¤›m›z hayat›n bir nevi rüya gibi yaflanmas›, alg›lardan oluflan bu hayat›n amac› gibi konulardaki sorulara cevaplar verilecek, gerçe¤i ö¤renmek isteyen okuyucular bu konuda arad›klar› cevaplar› bulacaklard›r. Gerçeklere samimi ve önyarg›s›z olarak yaklaflan birçok kiflinin yan›nda, gerçe¤i anlad›klar›, bildikleri halde kabul etmek istemeyen, bu gerçe¤i ö¤renmenin getirece¤i sorumluluklardan kaçan kifliler de olacakt›r. Bu tür görüfle sahip olanlar kitab› okuduklar›nda, gerçeklerden kaçarak, yalanlar ve hayaller üstüne kurulmufl bir dünyada yaflamay› kabullenmenin, akl› bafl›nda bir insan için ne kadar küçük düflürücü bir durum oldu¤unu daha iyi anlayacaklard›r. Unutulmamal›d›r ki güzel olan gerçek oland›r; bu yüzden gerçeklerden korkman›n ve kaçman›n hiçbir anlam› yoktur. ‹nsan›n yepyeni bir bak›fl aç›s›yla, huzurlu ve mutlu bir hayata bafllamak için samimi olarak biraz düflünmesi ve vicdan›na baflvurmas› yeterlidir. Kendini kand›rarak hayallerin peflinden koflan insanlar, gerçeklerden kaçmak yerine, gerçe¤i anlamak ve ö¤renmek için çaba gösterdiklerinde, aldat›c› bir dünyadaki sahte mutluluklar›n yerine, gerçek ve sonsuz bir mutlulu¤a kavuflman›n güzelli¤ini yaflayacaklard›r.


U Y A R I Bu kitapta okuyacağınız konular, hayatın ÇOK ÖNEMLİ bir sırrını içermektedir. Maddesel dünyaya bakış açınızı kökten değiştirecek olan bu konuyu, çok dikkatli bir biçimde ve sindirerek okumalısınız. Burada anlatılacak olanlar yalnızca bir bakış açısı, farklı bir yaklaşım veya herhangi bir felsefi düşünce değil; dine inanan-inanmayan herkesin kabul edeceği, bugün bilimin de kanıtladığı kesin bir gerçektir.


"Maddenin ard›ndaki gerçek" konusu, asl›nda yeni keflfedilmifl, daha önce bilinmeyen bir konu de¤ildir. Bu gerçek, Kuran'da bir k›s›m ayetlerde iflaret edildi¤i gibi baz› ayetlerin daha iyi anlafl›lmas›nda da anahtar rol oynamaktad›r. Tarih boyunca, Allah taraf›ndan gönderilen elçiler, derin düflünen, bilinçli insanlar, bu gerçe¤i toplumlara aç›klam›fllard›r. Yapt›klar› bu aç›klamalardan bir k›sm›na ait metinler günümüze kadar ulaflm›flt›r. Özellikle orjinal metinleri tahrif edilen hak dinlerin dejenerasyona u¤ram›fl farkl› ak›mlar›, bu gerçe¤i mistik bir s›r olarak muhafaza etmek istemifllerdir. Dolay›s›yla Zerdüfltlük, Budizm, Taoizm, Yahudilik, H›ristiyanl›k gibi dinlerin elde kalan metinlerinde de bu gerçe¤i bulmak mümkündür. Eski Yunan felsefecilerinden Pisagor, Elea okulu, özellikle "Ma¤ara ‹desi"yle Eflatun ve onlar› takip eden birçok düflünür bu konuyu bir yönüyle aç›klam›fllard›r. Daha sonraki dönemlerde de bu konu, de¤iflik görüfl ve yorumlar alt›nda, samimi olarak düflünüp gerçe¤in fark›na varm›fl kifliler taraf›ndan anlat›lm›fl ve ö¤retilmifltir. Maddecili¤i yani tek mutlak varl›¤›n madde oldu¤unu iddia eden materyalist felsefeyi savunan görüfl ve zihniyetler taraf›ndan örtülmeye çal›fl›lan bu gerçek, ‹rlandal› bir din adam› ve filozof olan Berkeley taraf›ndan 18. yüzy›lda yeniden gündeme getirilmifl ve kendinden sonraki bütün düflünce dünyas›n› de¤ifltirmifltir. Ancak Darwin'in evrim teorisini ortaya atmas›ndan sonra maddeci görüfle sahip çevreler, özellikle de bunlar›n bir nevi sözcüsü ve içlerinde en atefllisi olan Bertrand Russell, bilimsel bir cevap veremedi¤i Berkeley'i hakaret ve iftirayla gözden düflürmeye çal›flm›flt›r. Ancak Russell, maddeci çevrelerin en güvendikleri düflü-


12

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

nür olmas›na ve bu görüflün en güçlü savunucusu olarak görülmesine ra¤men bu gerçe¤i tamamen gözard› edememifl, Felsefenin Problemleri adl› eserinde durumu flöyle de¤erlendirmifltir: "…Berkeley, herhangi bir mant›ks›zl›¤a düflmeden, maddenin varl›¤›n› reddetmenin mümkün oldu¤unu ve e¤er bizden ba¤›ms›z olarak bir fley mevcut olsa bile duyular›m›z taraf›ndan alg›lanamayaca¤›n›, ispatlama onuruna sahiptir."1 Russell, her ne kadar aksini iddia etse de, yukar›daki ifadeleri ile bu gerçe¤i asl›nda inkar edemedi¤ini, hatta kabul etti¤ini aç›kça ifade etmektedir. 21. yüzy›la girerken, Einstein'dan bafllayarak modern fizik, kuantum fizi¤i, astronomi, psikoloji, anatomi gibi bilim dallar›nda ortaya ç›kan geliflmeler, materyalist dünya görüflüne sahip, eski bilim anlay›fl›n› savunan çevreleri derinden yaralam›flt›r. Fosil araflt›rmalar›, genetik bilimi gibi alanlarda yap›lan çal›flmalarla Evrim teorisi çökmüfl, optik, psikoloji gibi alanlarda yap›lan çal›flmalarla idrak sistemi çözülmüfl, astronomi çal›flmalar›n›n sonunda Big Bang, yani evrenin ve maddenin bir bafllang›c› oldu¤u keflfedilmifl, atom ve atomalt› parçalar›n›n araflt›r›lmas› ise bütün klasik fizi¤i tersine çevirerek, rölativiteyi yani zaman›n izafi bir kavram oldu¤u gerçe¤ini ispatlam›flt›r. Bilim alan›nda Allah'›n varl›¤›n› ve tüm evren üzerindeki sonsuz hakimiyetini say›s›z kere teyit eden bu geliflmeler, taassubun ve önyarg›n›n temsilcisi olan materyalist düflünürleri çaresiz b›rakm›flt›r. Bu çaresizlik günümüzde de devam etmektedir. Televizyonda, okullarda, konferanslarda karfl›m›za ç›kan birçok bilim adam› ve düflünür, d›fl›m›zdaki dünyaya ulaflmam›z›n mümkün olmad›¤›n›, beynimizde hissedilen alg›lardan ibaret bir hayat› yaflad›¤›m›z› bildikleri halde bilmezlikten gelmekte, insanlara bu gerçe¤i anlatmamakta, hatta sanki böyle bir gerçek hiç yokmufl gibi hareket etmektedirler. Ancak gerçekleri görmezlikten gelmek bir çözüm de¤ildir. Nitekim bu kitapta gerçeklerden korkman›n ve kaçman›n ne kadar faydas›z oldu¤u, insan› ne tür zararlara u¤rataca¤› vurgulanmakta ve bu flekilde dav-


Girifl

13

ranan kiflilerin ruh halleri ortaya konmaktad›r. Maddenin ard›ndaki s›rr› ö¤renmek, Allah'›n varl›¤›, s›fatlar›, kader, ruh, cennet, cehennem, sonsuzluk, zamans›zl›k gibi kavramlar›n do¤ru bir flekilde anlafl›lmas›n› da sa¤layacakt›r. Bu sayede okuyucular; "Allah nerede?", "Kader nedir?" "Ölümden sonra ne olacak?" gibi her gün karfl›laflt›klar› sorular›n cevaplar›n› en do¤ru flekilde ö¤renecek ve daha pek çok konuda arad›klar› cevaplar› bu kitapta bulacaklard›r. Bu önemli amaçlardan söz ettikten sonra, kitapta konuflmac› olarak yer alacak kiflileri tan›yal›m. Karfl›l›kl› sohbet havas›nda geçen bu görüflmeye çeflitli çevrelerden kat›lan okuyuculardan ilkinin ad› Sibel, halen bir üniversitede bilgisayar mühendisli��i bölümüne devam ediyor. Sibel Han›m bu konuya çok ilgili oldu¤u için muhatap oldu¤u herfleyin beyin taraf›ndan idrak edilen alg›lardan ibaret oldu¤unu anlam›fl. Ancak bu görüntülerin kayna¤› konusundaki bilgilerini pekifltirmek, en do¤rusunu ö¤renmek istiyor. ‹kinci okuyucunun ad› ise Sabri, ülkemizin tan›nm›fl bir ailesine mensup bir sanayici. Sabri Bey sahip oldu¤u herfleyin bir hayal gibi oldu¤unu, öldükten sonra onlar›n da bir rüya gibi sona erece¤ini ö¤renmifl. Ama tam kavrayamad›¤› baz› konularla ilgili cevaplar› ar›yor. Üçüncü okuyucumuz olan Tolga ise yurt d›fl›nda biyoloji üzerine doktora yapt›ktan sonra bir üniversitemizde asistan olarak çal›flmaya bafllam›fl. Bu konuyu bir arkadafl›ndan duyan Tolga, baz› kitaplar okumufl ama konuyu tam bilmedi¤i için akl›nda birçok soru iflareti var. Bu konunun bilimsel yönü onu çok ilgilendiriyor. Okuyucular›n sorular›n› ise bu konuyu y›llar önce Harun Yahya'n›n eserlerinden ö¤renen, konu hakk›nda derinlemesine bilgi sahibi olan Murat cevapl›yor.


Görme olayına o kadar alışmışız ki, çözülmesi gereken sorular olduğunun farkına varmak büyük bir hayal gücü gerektiriyor. Fakat bunu dikkate alın. Gözlerimize minik tepetaklak olmuş görüntüler veriliyor, ve biz çevremizde bunları sağlam nesneler olarak görüyoruz. Retinaların üzerindeki uyarıların sonucunda nesneler dünyasını algılıyoruz ve bu bir mucizeden farksız aslında. R.L.Gregory22


16

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Bu önemli sohbetin ilk günü, bir hafta sonu flehir d›fl›ndaki yazl›k bir evde bafll›yor.

MURAT: Evet arkadafllar, gönderdi¤iniz mektuplar sayesinde sizi yak›ndan tan›ma imkan› buldum. Mektuplar›n›zda çok isabetli sorular sormufltunuz. Asl›nda bu sorular›n cevaplar› tahmin etmedi¤iniz kadar aç›k ve anlafl›l›r. Sohbetimiz ilerledikçe bunu siz de göreceksiniz. Baz› teknik konular› aç›klamak için yan›mda baz› resimler ve flemalar da getirdim. fiimdi ilk soruyu kim sormak ister? TOLGA: Ben konu hakk›nda fazla bir fley bilmedi¤im için en bafltan bafllamay› teklif ediyorum. Okudu¤um kadar›yla yaflad›¤›m›z hayat›n bir görüntüden ibaret oldu¤u ve bizim d›fl dünya ile hiçbir zaman muhatap olamad›¤›m›z söyleniyor öyle de¤il mi? MURAT: Do¤ru! TOLGA: ‹lk önce bu görüntünün ne demek oldu¤unu anlat›rsan çok sevinirim. MURAT: Tolga, senin uzmanl›k dal›n biyoloji öyle de¤il mi? TOLGA: Evet! MURAT: Bu konuyu anlamak için befl duyumuzun nas›l çal›flt›¤›n› bilmek yeterli. Biz lisede okudu¤umuz biyoloji derslerini hat›rlarken, Tolga sen de bu konuda uzman oldu¤una göre, bize en baflta "görme duyusu" olmak üzere befl duyunun nas›l çal›flt›¤›n› basitçe anlat›r m›s›n? TOLGA: Teknik olarak çok kompleks ve detayl› bir sistem var. Duyu organlar›n› tek tek anlatmaya kalkarsak bu, saatler sürer. Her duyu organ› kendi içinde çok karmafl›k sistemlere sahiptir, mesela sadece iflitme or-


Kitapta yaflam›n›z boyunca muhatap oldu¤unuz, ancak belki de üzerinde düflünmedi¤iniz bir gerçek anlat›lmaktad›r. Bu hayret verici gerçe¤in ilk aflamas› olarak flunu düflünün: Ayn› mekanda oturan her insan asl›nda birbirinden tamamen farkl› görüntülerle muhatapt›r. Küçük karelerde görüldü¤ü gibi her biri çevresini farkl› bir aç›dan görmektedir.


18

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

gan› olan kulak için ciltler dolusu kitap yaz›lm›flt›r ancak bu kompleks sistemi k›saca özetlemek ve bir flema halinde anlatmak mümkün ve bu flema befl duyu için de geçerli. D›flar›dan uyar› dedi¤imiz, yani bizim sinir uçlar›m›z› uyaran ›fl›k, ses, tat, koku, sertlik gibi bir d›fl etki duyu organlar›m›z olan göz, kulak, dil, burun ve deriye ulafl›r. Burada ilk aflama bafllar, sinir uçlar› bu uyar›y› al›p sinirler boyunca yol alabilecek bir elektrik sinyaline çevirirler. ‹kinci aflama olarak bu elektrik sinyalleri beynin bu konuyla ilgili görme, iflitme, koklama veya tatma merkezlerine tafl›n›rlar. Son aflamada beyin bun-

Duyma ifllemi her insan›n çok do¤al karfl›lad›¤› bir ifllem olsa da, alttaki flemada görüldü¤ü gibi asl›nda kompleks bir yap›y› gerektirir. Kulak kepçesine çarpan ses titreflimleri birçok aflamadan geçerek elektrik sinyallerine çevrilir ve sonra sinirler vas›tas›yla beyne ulaflt›r›l›r. Sesler beynimizdeki duyma merkezinde alg›lan›r. Asl›nda beyin sesi geçirmez, yani beynin için, duyma merkezi dedi¤imiz yer tamamen bir sessizlik içindedir. Ama bu sessizli¤in içinde biz, d›flar›n›n tüm gürültüsünü, çevremizdeki tüm konuflmalar› duyar›z.Bu, insanda hayret uyand›ran büyük bir s›rd›r.

iflitme siniri

kulak zar› SES DALGALARI

kemikli kald›raç salyangoz


lens

kan damar› flu imaj

kornea

retina

optik sinir

mercek iris

Yelkenliden göze gelen ›fl›k ›fl›nlar› burada elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve birçok ifllemden geçerek beyne gelir. Yelkenlinin görüntüsü beyinde oluflur.

lar› alg›layarak uygun tepkiyi verir.

MURAT: Teflekkürler Tolga çok güzel anlatt›n. Evet sistem bu flekilde çal›fl›r ancak özellikle idrak aflamas›nda yani hissetti¤imiz fleyin ne oldu¤unu anlama aflamas›nda sistem daha da kompleks bir hale gelir. Mesela biz burada oturuyoruz ve göleti seyrediyoruz, gölete ve çevreye ait görüntü sinyalleri, etraftan gelen çiçek kokular›, duydu¤umuz kufl sesleri, oturdu¤umuz masan›n sertli¤i gibi görüntüyü oluflturan say›s›z ayr›nt›

koku merkezi

Koklama iflleminde de ayn› mant›k görülür. Bir nesneden ya da yiyecekten gelen koku uyar›lar› elektrik sinyaline çevrilir, bir dizi ifllemden geçirildikten sonra beyne ulafl›r ve beyindeki koklama merkezlerinde alg›lan›r.


‹nsan arkadafllar›yla beraber genifl, ayd›nl›k bir ortamda oturup sohbet etti¤ini düflünürken, asl›nda bunlar› bir nevi sinema perdesinden izliyor gibidir. Arkadafllar› da, çevresinde gördü¤ü uçsuz bucaks›z manzara da beynindeki görme merkezinde oluflmaktad›r ve o, hiçbir zaman beyninin d›fl›ndakilerle muhatap de¤ildir.


1. Gün

21

biraraya geliyor, haf›zam›zda sakl› bulunan bilgilerle k›yaslan›yor ve bulundu¤umuz ortam beynin ilgili merkezinde anlaml› bir hale geliyor. Tolga flimdi bize söyler misin, mesela flu karfl›daki a¤ac› gördü¤ümüzde nas›l bir ifllem olur?

TOLGA: Çok basit, a¤aca ait bilgiler, yani a¤ac›n rengi, uzakl›¤›, boyutlar› ›fl›k sayesinde gözüme tafl›n›yor. Gözün iç k›sm›nda bu bilgiler elektrik sinyaline çevrilerek sinirlere iletiliyor, sinirler de bu bilgileri beynin görme merkezine tafl›yorlar. Görme merkezine ulaflan bu sinyalleri de beyin bir a¤aç olarak alg›l›yor.

MURAT: Yani bu a¤aç flu an karfl›nda m› duruyor yoksa beyninin görme merkezinde mi?

Bahçede otururken flöyle bir etraf›n›za bak›n; a¤açlar, yerdeki çimenler, gökyüzündeki günefl, oturdu¤unuz sandalye, kolunuzu yaslad›¤›n›z masa, dokundu¤unuz bardak... Bunlar›n tümü asl›nda duyu organlar›n›z vas›tas›yla tan›d›¤›n›z ve beyninizdeki elektrik sinyallerinin yorumlanmas›yla alg›lad›¤›n›z nesnelerdir.


1. Gün

23

TOLGA: Tabii ki beynimdeki görme merkezinde. SABR‹: Bir dakika. Tamam, a¤ac›n görüntüsü benim beynimde olabilir ama a¤aç da karfl›mda duruyor! Yani gidip o a¤açtan bir meyva kopartabilirim ya da a¤aca yaslan›p gölgesinde oturabilirim, de¤il mi? MURAT: Arkadafllar lütfen acele etmeden konular› s›rayla inceleyelim. Biraz düflünelim; a¤ac› a¤aç yapan herfleyi, yani rengini, dallar›n›, yapraklar›n› beynimizin görme merkezinde alg›lar›z, a¤aca dokundu¤umuzda ya da ondan bir meyva kopard›¤›m›zda hep befl duyumuzun yani görme, iflitme, tat, dokunma ve koklaman›n beynimize ulaflt›rd›¤› görüntüyü, sesi, tad›, kokuyu ve dokunma hissini yaflar›z. Hiçbir zaman alg›lar›m›z d›fl›nda bir fleyle muhatap olamay›z. Yani görme alg›m›z olmazsa göremeyiz, iflitme alg›m›z olmazsa duyamay›z. Asl›nda tüm yaflant›m›z› befl duyumuzla beynimizde alg›lad›¤›m›z fleyler oluflturur. SABR‹: Tamam bunu kabul ediyorum ama bak›n iflte flu nefis kekleri uzan›p al›yorum ve afiyetle yiyorum. Ben bu keki yedi¤ime ve hatta bu kek bana enerji verdi¤ine göre bunun asl› ile muhatap olam›yorum demek do¤ru olur mu? Biz asl› ile muhatap olmad›¤›m›z bir fleyden böyle bir tat alabilir miyiz? MURAT: Asl›nda biraz önce a¤aç örne¤inde bunun cevab›n› vermifltik. Yani kek de, a¤aç da, masa da sizin beyninizin alg› merkezinde. Ama merak etmeyin! Biraz sonra konuflaca¤›m›z örnekler bu konuyu daha da anlafl›l›r hale getirecek! fiimdi k›saca özetleyecek olursak: Dünya hakk›nda bildi¤imiz herfley duyular›m›z›n bize iletti¤i sinyallerden ibarettir. Bu sinyallerin beyne tafl›d›¤› bilgiler d›fl›nda "Acaba bunlar›n asl› nas›l bir fleydir, as›llar› ile bizim gördüklerimiz tamamen ayn› özellikte midir?" gibi sorulara hiçbir zaman cevap veremeyiz; çünkü duyular›m›z› aflarak d›flar› ç›kmam›z mümkün de¤ildir. Bu yüzden ömrümüz boyunca beynimizin içinde, duyu organlar›yla alg›lanan bir dünyay› seyrederiz. Bak›n, ünlü filozof Russell da, Felsefenin Problemleri adl› kitab›nda, bu problemle karfl›lafl›nca orta-


24

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

ya nas›l bir durum ç›kt›¤›n› flöyle vurguluyor: "Daha da ileri gitmeden önce flimdiye kadar keflfettiklerimizi de¤erlendirmek iyi olacak. fiu ana kadar belli oldu ki, duyular›m›z taraf›ndan bilindi¤i farzedilen herhangi bir nesneyi ele ald›¤›m›zda, duyular›m›z›n bize do¤rudan aktard›¤› bilgiler, bizden ba¤›ms›z bir nesne hakk›ndaki gerçek de¤il, biz ve obje aras›ndaki iliflkilere ba¤l› duyu verilerindeki gerçekliktir. Bu yüzden, do¤rudan gördü¤ümüz ve hissetti¤imiz fley, bir 'görünüfl'ten baflka bir fley de¤ildir ve biz bu görünüflün arkada duran bir 'gerçe¤in' belirtisi oldu¤una inan›r›z. Ama e¤er gerçek olan gördü¤ümüz fley de¤ilse, bir gerçeklik oldu¤unu bilmemiz mümkün mü?"3

S‹BEL: Bir örnek verebilir miyim? Benim bilgisayar bölümünde okudu¤umu biliyorsunuz, bu yüzden konuya hiç de yabanc› olmad›¤›m› tahmin etmiflsinizdir. Bu konu benim ilgi alan›ma giriyor. Belki bize biraz geç ulafl›yor ama teknolojinin çok geliflmifl oldu¤u ülkelerde e¤lenceye ve e¤itime yönelik birçok araç yap›l›yor. Bunlar›n büyük bir k›sm›nda insan beyninde üç boyutlu görüntü oluflturan bilgisayar programlar›n›n kullan›ld›¤›n› siz de bilirsiniz. Bugün bütün çocuklar›n bafl›ndan kalkamad›¤› üç boyutlu bilgisayar oyunlar›nda esas amaç, befl duyuyu etkileyerek çocuklara hayali bir ortamda gerçek hayat etkisi vermektir. Nasa'daki astronotlardan mimarlara, mühendislere kadar birçok meslekte e¤itim, simülasyon denilen üç boyutlu görüntülerle yap›l›yor. Bu simülasyonlarla yap›lan uçufl e¤itimindeki bir pilot gerçek hava koflullar›yla bilgisayar›n ona yaflatt›¤› hayali hava koflullar›n› ay›rt edemiyor. Seyretti¤imiz yabanc› bilim kurgu filmlerinin büyük bir k›sm› insan hayat›n›n görüntülerden oluflmas›n› veya beyinde oluflturulan sanal dünyalar› konu olarak kullan›yor. TOLGA: Sibel do¤ru söylüyor! Bilim dünyas›ndaki durum da farkl› de¤il. Befl on sene evvel fazla önem tafl›mayan bu konu, bugün çok önemli bir hale geldi. Bu yönde o kadar yo¤un çal›flmalar var ki hiç olmayan bir


Simülatörler sayesinde uçak kullanmad›¤›m›z halde havada uçak kullan›yor hissine kap›labiliriz. Ya da araba kulland›¤›m›z›, de¤iflik mekanlarda dolaflt›¤›m›z› zannedebiliriz. Fakat 5 duyumuzla hissetti¤imiz bu ifllevleri yerine getirirken biz ne bir arabada ne de bir uçaktay›zd›r. Aksine küçük bir mekanda oturmaktay›zd›r.


Geliflen teknoloji sayesinde simulasyon tekni¤iyle asl›nda kapal› bir odan›n içinde oturan bir kifliye otoyolda araba kulland›¤› hissini vermek mümkün olmaktad›r. Bilgisayardan beyne gönderilen sinyaller sayesinde kifli kendisinin araba kulland›¤›ndan emindir. Hatta araba kullan›rken karfl›s›na ç›kan ani olaylar›n heyecan›n›, endiflesini dahi duyuyordur. Yolda h›zla giderken yüzüne çarpan rüzgar›, güneflin s›cakl›¤›n› hissediyordur.


1. Gün

27

dünyay› bilgisayarda elektrik sinyali olarak oluflturup insanlara bu sinyallerle istenilen görüntüyü yaflatt›rmak gittikçe kolaylafl›yor. ‹nsanlar da buna çok al›flt›lar. Fizik, atom ve biyoloji konular›nda yap›lan yo¤un araflt›rmalar›n büyük bir k›sm›n› da bu konu oluflturuyor.

MURAT: Çok hakl›s›n›z! Teknolojideki geliflmeler insan›n bu konuyu daha çabuk anlamas›n› sa¤layacak yeni örnekler ortaya koyuyor. Ancak flunu da belirtmeliyim ki, samimi ve önyarg›s›z bak›nca bu konuyu kavramak son derece kolay. Bu verdi¤iniz örneklerin hiçbirini bilmesek bile bir fley de¤iflmez, çünkü durum son derece aç›k. Daha önce bu konu üzerinde hiç düflünmemifl ya da bu konudan hiç haberi olmam›fl bir insan›n ö¤rendikleri karfl›s›nda ilk anda biraz tepki göstermesi mümkün. Do¤du¤umuz andan itibaren do¤ru olarak kabul etti¤imiz bir fleyin aç›klamas›n›n asl›nda bizim bildi¤imizden çok daha farkl› oldu¤unu ö¤renmek, baz› insanlarda çeflitli tepkilere yol açabiliyor. Ancak kiflinin as›l amac› do¤ruyu ö¤renmekse, gerçekleri direnmeden kabul etmesi gerekir. Bu yüzden her gün yaflad›¤›m›z örnekler, bu gerçe¤i daha iyi kavramam›z› sa¤layacakt›r. Ayr›ca konunun teknik olarak aç›klanmas› yetmez. Bunun da ötesine gidip bizi ne gibi sonuçlara ulaflt›rd›¤›na bakmam›z gerekiyor. SABR‹: Asl›nda ben flu ana kadar anlatt›klar›n›z› gayet iyi anlad›m. Ama sizin de söyledi¤iniz gibi bu konu bizi nereye ulaflt›racak çok merak ediyorum. ‹nsan›n bir anda böylesine yabanc› oldu¤u bir konuya al›flmas› biraz zor oluyor. MURAT: Bence de hepiniz içinde bulundu¤umuz durumu gayet iyi anlad›n›z, bu zaten öyle anlafl›lmas› zor bir fley de¤il. Bilimsel olarak da kabul edilmifl aç›k bir gerçek. Ancak bu konuda kesin kanaatinizin gelmesi gerekiyor, bu yüzden konuyu bir baflka aç›dan daha inceleyelim. fiimdi Sibel, bize seni çok etkileyen ve unutamad›¤›n bir rüyan› anlat›r m›s›n? S‹BEL: Daha dün akflam bir rüya gördüm ve çok etkilendim: …or-


28

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Gözleriniz kapal› bir flekilde yata¤›n›zda uyurken kendinizi bir anda rengarenk, çeflit çeflit canl› ile dolu bir orman›n içinde bulabilir, vahfli hayvanlardan kaçar, bundan dolay› da büyük korkular yaflayabilirsiniz. Rüyay› o kadar canl› yaflars›n›z ki uykunuzdan uyand›r›l›ncaya dek bunun bir rüya oldu¤una ihtimal dahi vermezsiniz.

manda vahfli hayvanlar›n sald›r›s›na u¤ruyorum. Can havliyle orman›n patika yollar›ndan var gücümle kaçarken aya¤›m çal›lara tak›l›yor, düflüyorum. Aradaki mesafe bu düflme neticesinde daha da k›sal›yor. Ormandaki bir kulübeye giriyorum. Kap›y› kapat›yorum ve içeriden kilitliyorum. Fakat vahfli hayvanlar pencereden girmeye çal›fl›yorlar. Orada elime


1. Gün

29

geçirdi¤im bir demir çubukla ümitsizce kendimi savunmaya, vahfli hayvanlar› kaç›rmaya çal›fl›yorum. Tam bu s›rada d›flar›dan gelen korna sesi ile uyand›m. Derin bir nefes al›p gördü¤üm fleyin bir rüya oldu¤una flükrettim.

MURAT: Yaflad›¤›m›z hayatla uyurken gördü¤ümüz rüyalar aras›nda ne fark var? Belki de bunu hiç düflünmediniz hatta akl›n›za bile gelmedi, ama rüyalar bu konuyu anlamakta bize çok yard›mc› olacak. Bir rüya bizi çok etkilese bile günlük hayat›n içine dald���¤›m›z andan itibaren hem etkisini hem de netli¤ini kaybeder. Biraz önce kan ter içinde bir kabustan uyanan bir insan, befl dakika sonra kahvalt›s›n› yaparken rüyan›n sars›c› etkisinden kurtulmufl durumdad›r. Ya da güzel bir rüya görürken okula gitmesi için uyand›r›lan bir çocuk, rüyadaki mutlulu¤unu yüzünü y›karken çoktan kaybetmifl durumdad›r. Rüyadaki olaylar bazen o kadar etkilidir ki insanlar kimi zaman uyan›nca yaflad›klar›n›n gerçek olup olmad›¤›n› düflünürler. Asl›nda uyand›ktan sonra yaflad›¤›m›z hayatla uyurken gördü¤ümüz rüyalar aras›nda teknik olarak hiçbir fark yoktur. Bir insan rüya s›ras›nda, uyan›kken yapt›¤› fleylerin hepsini yapabilir; konuflur, yemek yer, nefes al›r, koflar, güler, a¤lar, yaralan›r, araba kullan›r. Günlük hayat›n›n bir kopyas› olan rüya ortam›nda herfley zaten bildi¤i ve al›fl›k oldu¤u flekliyle vard›r. Bu yüzden rüyadaki olaylara sanki onlar gerçekmifl gibi tepki verir. Bazen korku dolu bir rüyadan 盤l›k atarak uyan›r bazen de gördü¤ü güzel bir rüyadan hiç uyanmak istemez. SABR‹: Ben de geçen ay gerçe¤e benzer bir rüya görmüfltüm. Rüyamda sürat motoru ile denizin sular›n› yara yara sahilde turlar at›yordum. Komflular deniz kenar›nda toplanm›fl, yeni ald›¤›m tekneyi hayranl›kla seyrediyor ben de onlar› etkilemek için daha çok gaza bas›yordum. Denizin kokusunu, süratten meydana gelen sert rüzgar› ne kadar net hissetti¤imi çok iyi hat›rl›yorum. Motorun gücü yüksek oldu¤u için yer-gök motorun u¤ultusu ile inliyordu. Denizin suyu motor tur att›¤›nda zaman zaman üzerime s›çr›yor, gözlü¤ümün cam›na s›çrayan su damlalar›n› sil-


30

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Rüyada hissett‹klerimizle uyan›nca hissettiklerimiz aras›nda hiçbir fark yoktur. Kalabal›¤›n seslerini duyar›z, yüksek dalgalar›n ortas›ndayken denize düfltü¤ümüzü görür ve onun heyecan›n› t›pk› gerçek hayattaym›fl gibi yaflar›z.

mek mecburiyetinde kal›yordum. Son sürat giderken motorun alt› bir kaya parças›na çarpt› ve tekne batmaya bafllad›. Kendimi denize att›m ve zar zor sahile kadar yüzerek kurtuldum. Uyand›¤›mda ise, rüyan›n etkisiyle kan ter içindeydim, uzun bir süre kay›¤a bile binemedim.


1. Gün

31

MURAT: Rüyada yaflad›¤›m›z olaylar ne kadar gerçekçi de¤il mi? fiimdi rüyalar›n›zdaki ayr›nt›lar› hat›rlamaya çal›fl›n. Örne¤in Sabri Bey, motorla giderken hissetti¤iniz ayr›nt›lar›; sesleri, renkleri, kokular› hatta rüyada yaflad›¤›n›z korku, açl›k, nefle, sevgi gibi duygular› uyan›kken yaflad›¤›n›z hallerinden ay›rt edebilir misiniz? SABR‹: Herhalde edemem. TOLGA: Sizi bilmem ama ben geçen gün gördü¤üm rüyayla gerçek hayat› birbirine kar›flt›rd›m. O akflam erkenden uyumak istedim çünkü ertesi gün ailece Adalar'a yemek yemeye gidecektik. K›z kardeflim de kendi odas›na uyumaya gitti. Yorgun oldu¤um için hemen uykuya dald›m. Rüyamda kardeflimden yeni gömle¤imi y›kamas›n› ve ütülemesini rica ettim. O da hem pantalonumu ütüledi hem de gömle¤imi y›kay›p ütüledi. Bütün safhalar›n› gördü¤üm bu ifllemleri hep yak›ndan takip ediyor, bizzat bafl›nda duruyordum. Aysun, sabah kalkt›¤›mda haz›r olacak flekilde istediklerimi yerine getirmiflti. Sabah uyand›¤›mda gördüklerim rüya m›, gerçek mi tam emin olamad›m. Yani gerçekten kardeflim eflyalar›m› ütülemifl miydi, yoksa bu bir rüya m›yd›? Biraz düflünüp gerçek oldu¤una kanaat getirdim ve gidip k›z kardeflime teflekkür ettim. Kardeflim flafl›r›nca anlad›m ki bunlar›n tümü rüyamdaki bir olayd›. Hemen laf› de¤ifltirdim. MURAT: Evet, çok do¤ru söylüyorsun, bazen rüyalar o kadar gerçek gibi olur ki insan, gerçek hayatla kar›flt›r›r. Ayr›ca flunu tekrar tekrar hat›rlatmak istiyorum: Rüya görürken hissettiklerimizle uyan›nca hissettiklerimiz aras›nda hiçbir fark yoktur. Her iki durumda da ayn› uyar›lara ayn› tepkileri veririz. Yani yemek yiyince tad›n› hisseder ve doyar›z, tehlikeli bir durumda korkup kaçar›z, nefleli bir durumda gülüp e¤leniriz. Zaman zaman ilginç olaylar yaflasak da, hisler hiç de¤iflmez. SABR‹: Evet buna kesinlikle kat›l›yorum. fiu an bile denizde yüzerek kurtulmaya çal›flt›¤›m anda suyun ne kadar so¤uk oldu¤unu hat›rl›yor ve


32

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

hatta hissedebiliyorum.

MURAT: Ancak tüm bunlardan daha da ilginç olan fley, rüyalar›m›zda yaflad›¤›m›z bu olaylar› nas›l gördü¤ümüzdür. Tolga sen söyler misin rüyalar›m›z› nerede görüyoruz? TOLGA: Bu sorunun cevab› çok kolay. Elbetteki rüyalar› da beynimizde görüyoruz. Yani günlük yaflamda nas›l herfleyi beynimizin alg› merkezlerinde yafl›yorsak, rüyada da bu flekilde yafl›yoruz. Teknik olarak bir farkl›l›k yok. MURAT: Buraya kadar anlat›lanlar› dinlediniz. Peki Sabri Bey siz söyleyin, gece gözümüz kapal› oldu¤u halde, karanl›k beynimizin içinde bu kadar net ve renkli bir dünya nas›l olufluyor? Günefl nas›l parl›yor, çiçekler nas›l rengarenk, deniz nas›l masmavi oluyor ve gözümüz kapal›yken bunlar› nas›l görebiliyoruz? Görmek için göze ihtiyac›m›z yok mu? SABR‹: Bu sorulara verebilecek cevab›m yok. Ne demek istedi¤ini anlad›m. Az önce anlatt›¤›m rüya da bunun delili. MURAT: Biz d›flar›dan bir uyar› almasak da, bir baflka deyiflle dünya dedi¤imiz fleye ait uyar›lar yani ›fl›k, renk, boyut gibi özellikler do¤rudan duyu organlar›m›za gelmese bile görüp hissedebiliriz. Bütün bu alg›lama ifllemleri s›ras›nda bir dünyan›n oluflmas› için duyu organlar›n›n d›flar›dan getirdi¤i sinyallere ihtiyac›m›z yok. Çünkü gören göz de¤ildir, ya da duyan kulak de¤ildir. Mesela bütün bu alg›lar suni olarak üretilip do¤rudan beynimizin ilgili merkezlerine ulaflt›r›lsa, hiç olmayan bir keki yer, hiç olmayan bir ülkeye gider, hiç olmayan bir çiçe¤i koklar ve bunlar›n hayal oldu¤unu da anlayamazd›k. SABR‹: Nas›l yani? MURAT: Mesela doydu¤umuz zaman midemiz beynimize bir sinyal yollayarak doldu¤unu bildirir. E¤er biz ayn› sinyali hiç yemek yemeden


T›pk› günlük yaflant›m›z gibi rüyalar›m›z› da beynimizde alg›lar›z. Yani günlük yaflamda nas›l herfleyi beynimizin alg› merkezlerinde yafl›yorsak, rüyada da bu flekilde yafl›yoruz. Teknik olarak rüya ile gerçek hayat aras›nda bir farkl›l›k yoktur.


1 Filmde özel olarak tasarlanan bir simülatörle farkl› boyutlar aras›nda yolculuk yap›lmaktad›r.

2 Filmin kahraman› bu simülatöre girer. Ve bedeni hiç hareket etmemesine ra¤men, kendisini bambaflka bir dünyada bulur.

3 Kahraman›n bedeni 20. yüzy›lda simülatör aletindedir. Ancak o, kendisini 19. yüzy›lda bulur. O herfleyi gerçek zannetmektedir ama asl›nda arabalar, insanlar, kendi k›yafeti, hatta kendi görüntüsü dahi sadece beynine gösterilen görüntülerden ibarettir. Hiçbiri gerçek de¤ildir.

4 Son dönemde sinema filmlerinde bu gerçekle ilgili konular s›k s›k ifllenmektedir. Yukar›da baz› sahnelerini gördü¤ünüz film bunun yüzlerce örne¤inden biridir. Bir simülatöre ba¤lanarak tamamen farkl› bir yaflant›ya geçen, alg›lar dünyas› içinde kendini gerçek dünyada zanneden insanlarla ilgili senaryolar son y›llarda s›k s›k karfl›m›za ç›kmaktad›r. Bu filmler, insan›n asl›nda çok aç›k olan fakat düflünmedi¤i için fark edemedi¤i bu büyük gerçe¤i kolayca kavramas›na yard›mc› olmaktad›r.


1. Gün

35

beyne yollasak yine kendimizi doymufl hissederdik. Biraz önceki örnekte oldu¤u gibi, bir a¤aca bakt›¤›n›z› farz edin. Gözünüzün beyne gönderdi¤i a¤açla ilgili sinyaller vard›r. Bunlar›n ayn›s›n› biz suni olarak üretip ilgili sinirlere ulaflt›rsak, göze ihtiyaç olmadan da yine ayn› a¤ac› görürdünüz.

TOLGA: Asl›nda biraz önce verdi¤imiz sanal dünya örnekleri bu konuyu tam olarak aç›kl›yor. Bak›n ben bu konuyu biraz daha geniflletip birkaç örnek daha vereyim, iyice anlafl›lmas› için. Bildi¤iniz gibi teknolojinin ilerlemesiyle birlikte simülatör denen sistemler pek çok alanda kullan›lmaya baflland›. Tak›lan gözlüklü bir bafll›k ve eldiven ba¤lant›s›yla hayali bir ortam oluflturulabiliyor ve bunlar› kullanan kifli bu ortamlar› aynen gerçek gibi yaflayabiliyor. Simülatörlerde kiflinin eline takt›¤› eldiven, içindeki mekanizman›n etkisiyle parmak uçlar›ndan beynine sinyaller gönderiyor ve bu sinyaller neticesinde kifli örne¤in bir kediye dokundu¤unu zannediyor. Ancak bu mekanizman›n benzeri kafas›na takt›¤› kaskta da bulunuyor. Alg›n›n kusursuz olabilmesi için kasktan kiflinin beynine sinyaller gidiyor ve bu sinyaller neticesinde kedinin görüntüsü de beyinde olufluyor. Bunun yan› s›ra kifliye kedinin sesi de dinletiliyor. Böylece hem görüntü hem ses hem de dokunma hissiyle alg›da mükemmellik elde ediliyor. Ortada tek bir kedi bile yokken, kifli gerçekten bir kediyle karfl› karfl›ya oldu¤uYukar›da bir simülatör aleti görülmektedir. Bafla tak›lan gözlük suni görüntüler gösterirken, eldiven, insana, asl› olmayan maddelere dokundu¤u hissi verir.


36

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

nu zannediyor.

SABR‹: fiimdi anlad›m! S‹BEL: Ben de anlad›m. Düflünsenize, anlatt›¤›m rüyay› görürken birisi rüyama girse ve bana "korkma, bir rüya görüyorsun, bunlar›n hiçbiri gerçek de¤il, flu anda yata¤›nda yat›yorsun, beyninin içindeki fleyleri seyrediyorsun" dese, onu çok sert bir flekilde tersler, bana vakit kaybettirdi¤i için de k›zard›m. Evet flimdi daha iyi anl›yorum, gece gördü¤ümüz rüyadaki görüntülerle, uyan›nca görmeye devam etti¤im görüntüler aras›nda bilimsel olarak da, mant›ksal olarak da bir fark yok. Zaten bilgisayarlarla, simülatörlerle böyle üç boyutlu ve gerçekçi görüntüler yap›p hiç olmayan bir ortam› insanlara yaflatmak art›k s›radan bir olay haline gelmifl durumda. Bu, bana geçen gün seyretti¤im bir filmi de hat›rlatt›. Belki siz de izlemiflsinizdir. Filmin konusu flu an konufltu¤umuz örnekle ayn›yd›. Filmin kahramanlar› bir makinaya ba¤lan›p bilgisayar yard›m›yla çok farkl› mekanlarda, çok farkl› fleyler yaparlarken buluyorlard› kendilerini. Örne¤in, bir spor salonunda Uzakdo¤u sporlar› yapt›klar›n› zannediyorlard›. Ama o s›rada dar bir odada, bir koltukta oturuyor durumdayd›lar. Üstelik filmin bir yerinde bir oyuncu baflroldeki kifliye gördü¤ü fleylerin asl›nda görüntü oldu¤unu, o anda bir bilgisayara ba¤l› oldu¤unu, içinde dolaflt›klar› bütün Yandaki karede görüldü¤ü gibi filmin kahraman› gerekti¤inde insanüstü bir performans sergileyip, havada uçabilmektedir. Bunu son derece gerçekçi bir flekilde yaflamaktad›r. Ancak bu, asl›nda bilgisayar taraf›ndan beyinde yaflat›lan bir hayalden ibarettir. Filmin kahraman› bu heyecan verici olaylar› yaflad›¤›n› zannederken, asl›nda koltu¤unda oturmaktad›r.


Bahsi geçen filmde baflrol oyuncusu üst karede görüldü¤ü gibi asl›nda bir koltukta bilgisayara ba¤l› vaziyette oturmaktad›r. Ancak durum böyle oldu¤u halde kendisini ortadaki karede görüldü¤ü gibi Uzakdo¤u sporlar› yaparken veya alttaki karede görüldü¤ü gibi kurflunlara hedef olmayacak kadar ola¤and›fl› bir h›zla hareket ederken bulmaktad›r. Üstelik herfley öylesine gerçekçidir ki aktör gözünü koltukta açt›¤›nda büyük bir flaflk›nl›k yaflamaktad›r. Bu da bir ortam› insanlara yaflatmak için d›flardaki somut gerçekli¤e ihtiyaç olmad›¤›n›n kan›t›d›r.


38

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

flehrin, insanlar›n, bilgisayar taraf›ndan haz›rlanm›fl görüntüler oldu¤unu anlatmaya çal›fl›yordu. Filmdeki kahraman inanmay›nca bilgisayar bütün görüntüyü donduruyor, o zaman oyuncunun kanaati geliyordu.

TOLGA: Evet, o filmi ben de seyrettim ama hiç bu aç›dan düflünmemifltim. SABR‹: Murat, ben de anlad›m ama bu konuyu biraz daha açar m›s›n? Ne kadar çok örnek verirseniz o kadar iyi anlafl›l›yor! MURAT: Elbette! Bak flimdi senin rüyana dönelim, rüyanda denizde yüzerken suyun so¤uklu¤unu, suyun kald›rma gücünü, a¤z›na kaçan deniz suyunun tuzlu tad›n›, denizin kokusunu, kulaç atarken meydana gelen yorgunlu¤unu, dalgalar›n, mart›lar›n sesini, kulaç atarken sudan ç›kan sesleri, yüzerken suda meydana gelen dalgalanmay›, köpürmeyi ve daha yüzlerce, binlerce detay› topluca hissetmedin mi? SABR‹: Evet. MURAT: Bu kadar çok ve al›fl›k oldu¤un ayr›nt› yüzünden görüntünün gerçek oldu¤una tam ikna oldun de¤il mi? SABR‹: Evet. MURAT: ‹flte dünya hayat› da rüyadaki alg›lar bütünü gibi ve hatta daha da fazla inand›r›c›d›r. Alg›lad›¤›m›z uyar›lar o kadar fazla, detayl› ve nettir ki birçok kifli, aksine ihtimal dahi vermeden, ömrünün sonuna kadar gördü¤ü herfleyin asl›yla muhatap oldu¤unu zannederek yaflar. Ta ki ölünceye kadar... Oysa ayn› fley rüyan için de geçerli. Demin de konufltuk, rüyanda da girdi¤in denizin, oturdu¤un koltu¤un asl›yla muhatap oldu¤unu zannediyorsun. K›sacas› iyi düflünürsen rüyanda yaflad›¤›n fleylerin de, uyan›nca yaflad›¤›n hayat›n da ayn› görüntülerden olufltu¤unu anlars›n.


‹nsan rüyas›nda da yukar›daki karelerde görülen ifllerin hepsini yapar; telefonda konuflur, ofiste çal›fl›r, kayak yapar, gazete okur, seyahat eder, çocu¤uyla oynar. Rüya görmesine ra¤men tüm bunlar son derece gerçekçidir. Ayn› fley dünya hayat› için de geçerlidir. Asl›nda her ikisi de yani rüyada yaflananlar da dünyada yaflananlar da beyinde alg›lanan görüntüler bütünüdür. ‹nsan›n, her an muhatap oldu¤u bu ola¤anüstü gerçe¤i iyice sindirerek düflünmesi gerekir.


40

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

SABR‹: Bunu anl›yorum ama rüyadan uyan›nca dünyaya geri dönüyorum. Yani gerçek dünya, ben rüya görürken oldu¤u yerde duruyor. Bu yüzden alg›lar›n d›fl›ndaki maddi dünyan›n varl›¤› ortada de¤il mi? MURAT: Asl›na bakarsan maddi dünya dedi¤imiz fley, hakk›nda hiçbir bilgimiz olmayan, nas›l bir fleye benzedi¤ini de asla ö¤renemeyece¤imiz bir mekand›r. Alg›lar›m›z d›fl›nda, kendi bafl›na bir maddeyi biz asla göremez ve ona asla dokunamay›z. ‹nsan, gözünü açt›¤› günden itibaren hep alg›larla muhatap olur; okulu, ailesi, oyuncaklar›, yedi¤i yemek, bindi¤i araba, arkadafllar›, karfl›s›ndaki güzel bir manzara, evi, odas›, iflyeri yani hayat›n› oluflturan herfley beyninde seyretti¤i bir filmden ibarettir. ‹nsan duyular›ndan asla s›yr›lamayaca¤› için d›flar›da ne var diye gidip bakmas›, görmesi de mümkün de¤ildir. Bu yüzden asl›nda her insan ömrü boyunca beyninin içindeki dünya görüntüsüyle muhatap olarak yaflar. SABR‹: Ama insanlar aya gidiyor ya da ben uça¤a binip baflka flehre gidebiliyorum, demek ki bir mesafe var! MURAT: Asl›nda mesafe, derinlik, büyüklük gibi kavramlar da görüntünün bir parças›n› oluflturuyor. Basit örneklerle bunu anlamak mümkün. Gece rüyanda ay› ve y›ld›zlar› görebiliyor musun? Ya da anlatt›¤›n rüyada oldu¤u gibi tekneye binip dolaflabiliyor musun? SABR‹: Evet… MURAT: Rüyandaki ay ve y›ld›zlar uyan›k halinde gördü¤ün y›ld›zlarla ayn› mesafede de¤il mi? SABR‹: Evet ama… TOLGA: Ben cevap verebilir miyim? Bunu optik dersinde okumufltuk! Mesafe dedi¤imiz fley bir çeflit üç boyutlu görme fleklidir. Görüntülerde mesafe ve derinlik hissini uyand›ran fley perspektif, gölge ve hareket dedi¤imiz unsurlard›r.


1. Gün

41

Mesafe, büyüklük ve derinlik gibi kavramlar sizi yan›ltmas›n. Çünkü rüyan›zda da bu kavramlar›n varl›¤›yla karfl›lafl›rs›n›z. Nas›l ki gerçek hayat›n›zda gökyüzüne bakt›¤›n›zda ay ve y›ld›zlar› kendinizden belirli bir uzakl›kta görüyorsan›z, rüyan›zda da ayn› flekilde görürsünüz. Ama asl›nda onlar beyninizdeki görme merkezindedir.


42

GERÇE⁄‹ B‹LMEK görme alan›

MURAT: Çok do¤ru! Optik biliminde boflluk (space) alg›s› denilen bu alg› flekli de renk alg›s› gibi çok karmafl›k sistemlere sahiptir ama basit bir dille anlatmak gerekirse flöyle söyleyebiliriz: Asl›nda gözümüze gelen görüntü sadece iki boyutludur. Yani yükseklik ve genifllik ölçülerine sahiptir. Göz merce¤ine gelen görüntülerin boyutlar› ve iki gözün ayn› anda iki farkl› görüntü görmesi derinlik ve mesafe hissini oluflturur. Yani bizim her bir gözümüze düflen görüntü di¤er göze gelen görüntüden aç›, ›fl›k gibi unsurlar aç›s›ndan farkl›d›r. Beyin bu iki farkl› görüntüyü tek bir resim haline getirerek derinlik ve mesafe hissini oluflturur. Hadi bunu daha iyi anlamak için bir deney yapal›m. Tolga sen denek olur musun? TOLGA: Memnuniyetle!

sa¤ bölge

sol bölge optik sinir

optik çaprazoptik kanal

optik radyasyon

Yukar›daki flemada görüldü¤ü gibi asl›nda göz 2 boyutlu bir görüntüyle muhatapt›r. Görme ifllemi s›ras›nda her iki göze düflen görüntü sonradan tek bir resim haline getirilir. Böylece 3 boyutlu bir görüntü elde edilir.

MURAT: Önce sa¤ kolunu iyice ileri uzat ve iflaret parma¤›n› göster. fiimdi gözlerini parma¤›na odaklay›p s›rayla sa¤ ve sol gözlerini kapat›p aç. ‹ki gözüne farkl› iki görüntü geldi¤i için parma¤›n›n hafifçe yer de¤ifltirdi¤ini veya kayd›¤›n› göreceksin. fiimdi gözünü sa¤ iflaret parma¤›nda odaklamaya devam ederken sol iflaret parma¤›n› mümkün oldu¤u kadar gözlerine yaklaflt›r. Yak›nda olan parma¤›n›n çift görüntü oluflturdu¤unu fark edeceksin, bu ise alg› sisteminde uzaktaki parma¤›ndan farkl› bir derinlik olufltu¤unun delilidir. fiimdi bu durumdayken gözlerini s›rayla kapat›p açarsan yak›ndaki parma¤›n daha fazla yer de¤ifltirdi¤ini göreceksin çünkü iki göze düflen görüntülerin fark› artm›flt›r.


Üç boyutlu film izlerken iki farkl› aç›dan özel çekilen görüntü ayn› ekran üzerine yans›t›l›r. Tak›lan gözlük sayesinde beyinde 3 boyutlu görüntü elde edilir. Yani asl›nda seyircilerin karfl›s›nda 3 boyutlu bir görüntü yoktur. Fakat özel bir teknikle bu elde edilir. Benzer flekilde insan›n dünya hayat›nda gördü¤ü görüntülerin 3 boyutlu oluflu da onu yan›ltmaktad›r.

TOLGA: Evet do¤ru söylüyorsun! S‹BEL: Ben de yapt›m…fiimdi akl›ma geldi, üç boyutlu film yaparken de bu teknik kullan›l›yor; iki farkl› aç›dan çekilen görüntü ayn› ekran üzerine yans›t›l›yor. Seyirciler renk filtresi veya polarize filtreli özel gözlükler tak›yorlar. Gözlü¤ün cam›ndaki filtreler iki görüntüden birini yakal›yor, beyin bunlar› birlefltirip üç boyutlu görüntü haline getiriyor öyle de¤il mi? MURAT: Do¤ru! fiimdi baflka bir deney yapal›m. Sibel, tek gözünü kapat›p etraf›na bakar m›s›n? Derinlik alg›lamaya devam ediyorsun de¤il mi? Peki üç boyut gibi keskin bir alg› nas›l oluyor da tek, iki boyutlu bir retinada oluflabiliyor? Bunun cevab›, tek gözle bak›ld›¤›nda etkili olan derinlik unsurlar›nda sakl›d›r. ‹ki boyutlu bir retinada derinlik hissinin oluflmas›, iki boyutlu bir resimde gerçekçi bir derinlik hissi oluflturmaya çal›flan ressam›n kulland›¤› tekni¤e çok benzer. Baz› ressamlar bu derinlik hissini oluflturmada çok


44

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

baflar›l›d›rlar. Derinlik hissini oluflturan baz› önemli unsurlar vard›r, bunlar: nesnelerin üst üste yerleflmesi, atmosfer perspektifi, doku de¤iflimi, do¤rusal perspektif, boyut, yükseklik ve harekettir. Size bunlarla ilgili resimler de getirdim.

MURAT: Üst üste gelen görüntüler derinlik hissinin oluflmas›nda çok önemli bir unsurdur. Sabri Bey deney s›ras› sizde. fiimdi flu iki kalemin birini bir elinize di¤erini de öbür elinize al›n. Gözlerinizin biraz uza¤›nda tutun ama üst üste gelmesinler. fiimdi bir kalemi az›c›k uzaklaflt›r›n ve tek gözünüzü kapat›n. ‹ki gözle bakmay›nca hangisinin daha uzakta oldu¤unu anlamak ne kadar zor de¤il mi? SABR‹: Evet hakl›s›n! MURAT: fiimdi bir gözünüz kapal› olarak iki kalemi birbirine yaklaflt›r›n ve bir tanesini di¤erinin üstüne getirin, flimdi derinlik ve mesafe daha kolay ölçülüyor de¤il mi? SABR‹: Do¤ru! MURAT: Çok ünlü bir Amerikal› psikolog olan James J. Gibson, doku de¤ifliminin derinlik hissinde ne kadar önemli oldu¤unu ilk olarak anlayanlardand›. Dolaflt›¤›m›z yüzey, yol ya da çiçeklerle dolu bir tarla asl›nda bir dokudur. Bize yak›n olan dokular daha detayl›, uzakta kalanlar ise daha silik gözükür. Bu yüzden bir doku üzerine yerlefltirilen nesnelerin mesafesi hakk›nda yarg›da bulunmak daha kolayd›r. S‹BEL: Sen bunu söyleyince dün gördü¤ümüz ayçiçe¤i tarlas› akl›ma geldi, bütün bunlar› birlefltirdi¤imde, tarlan›n bana neden uçsuz bu-


1. Gün

45

caks›z göründü¤ünü daha iyi kavr›yorum.

MURAT: Ayr›ca burada gölge ve ›fl›k unsurlar› da devreye girerek üç boyutlu görüntüyü tamamlar. Mesela ressamlar›n yapt›¤› resimleri hayranl›kla seyretmemizin nedeni, gölge ve perspektif unsurlar›n› kullanarak resme verdikleri derinlik ve gerçekçilik hissidir. Perspektif, uzaktaki fleylerin gören kifliye göre yak›ndaki fleylere oranla daha küçük olarak gözükmesinden kaynaklan›r. Mesela bir manzara resmine bakt›¤›nda uzaktaki a¤açlar küçük, yak›ndaki a¤açlar büyük gözükür ya da arka plandaki da¤ görüntüsü ön planda duran insan görüntüsünden daha küçük çizilir. Do¤rusal perspektifte ise ressamlar paralel çizgileri kullan›rlar. Mesela tren raylar› ufuk çizgisinde birleflerek mesafe ve derinlik hissini oluflturur. S‹BEL: Sonuçta mesafe ve derinlik dedi¤imiz fleyin de beynimizde oluflan bir alg› oldu¤u ortaya ç›kt›!

Yanda ve üstte, ressamlar›n gölge ve perspektif unsurlar›n› kullanarak resme verdikleri derinlik ve gerçekçilik görülmektedir. Bu resimlerin tümü asl›nda düz bir sat›htad›r ama, yap›lan çizim derinlik varm›fl izlenimi uyand›rmaktad›r.


Yukar›daki ve yan sayfadaki resimlere bakt›¤›n›zda her birinde bir derinlik hissi ve mesafe görülür. Örne¤in en üstteki resimde size yak›n ve uzak a¤açlar vard›r. Oysa gerçekte bu iki boyutlu bir resimdir ve tüm a¤açlar asl›nda ayn› sat›hta yer almaktad›r. Ancak perspektif sanat› kullan›larak böyle bir derinlik elde edilmifltir. O halde hayat›m›z boyunca muhatap oldu¤umuz görüntülerin de asl›nda tek bir sat›hta olmas› mümkündür.


1. Gün

47

MURAT: Do¤ru, iflte bu unsurlar›n görüntüde üstün bir ilim ve sanatla kullan›lm›fl olmas› ve say›s›z miktarda ayr›nt›n›n biraraya gelmesi sonucunda, ortaya alg›lar›m›zdan oluflan ama çok gerçekçi ve inand›r›c› bir dünya ç›k›yor.

SABR‹: Yani fley gibi mi? Eskiden siyah-beyaz televizyonlarda karl› görüntüleri seyrederdik ama o kadar etkileyici olmazd›, flimdi sinemaya gidince iyi çekilmifl bir film olursa insan kendini kapt›r›yor sanki gerçekmifl gibi hissediyor. Geçen gün ailece dinozorlar› anlatan üç boyutlu bir filme gittik, filmi seyretmemiz için birer tane üç boyut gözlü¤ü verdiler, ben bile dinozorlar› canl› zannettim, hele çocuklar› hiç ikna edemedim. Sanki canavarlar sahneden ç›k›p üzerimize gelecek gibi oluyordu.

MURAT: Evet Sabri Bey, hakl›s›n›z. Bir görüntüde ayr›nt›lar, yani


48

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Soldaki resimde kifliyle uçaklar aras›nda bir uzakl›k oldu¤u vurgulanm›flt›r. Sa¤da ise elde tutulan bardak uçaklara k›yasla çok yak›n görünmektedir. Gerçekte ise uzaktaki uçaklar da, kad›n›n elindeki bardak da tek bir sat›htad›r. Kiflilerle bu nesneler aras›nda bir uzakl›k yoktur. Her iki görüntü de beyindeki alg› merkezindedir.

›fl›k, gölge, boyutlar ne kadar ayr›nt›l› ifllenirse o görüntü o kadar gerçekçi olur ve duyular›m›z› aldat›r. Böylece biz üçüncü boyut olan derinlik ve mesafe varm›fl gibi hareket ederiz. Halbuki bütün görüntüler bir film karesi gibi tek bir sat›h üzerinde bulunur. Beynimizdeki görme merkezi 1cm3'lük bir hacme sahiptir, yani bir nohuttan bile küçük! Bütün o uzak mesafeler, uzaktaki evler, gökteki y›ld›zlar, ay, günefl, havada uçan uçak, kufllar gibi görüntüler bu küçük mekanda yer al›r. Yani sizin bak›p binlerce kilometre yukar›da dedi¤iniz bir uçakla, elinizi uzat›p tutabildi¤iniz bardak aras›nda teknik olarak bir mesafe yoktur, tümü beyninizdeki alg› merkezinde tek bir sat›h üzerindedir.

SABR‹: Bu konuyu ben de anlad›m. Görüntü, ses, tat gibi, mesafe ve derinlik hissinin de beynin bir özelli¤i oldu¤u konusunda bir flüphem kalmad›. Ancak bu neyi de¤ifltirir, ben onu tam anlayamad›m. Yani herfleyin görüntüsünün beynimde olmas› ne fark eder?


1. Gün

49

MURAT: O zaman flu sorulara cevap verin: Alg›lar d›fl›nda, kendi bafl›na maddi bir dünya ile muhatap oldu¤umuzu neye dayanarak iddia edebiliriz? Herfleyin asl› ile karfl› karfl›ya oldu¤umuz konusunda bir delilimiz var m›? SABR‹: Dur biraz düflüneyim… fiu ana kadar konufltuklar›m›z› göz önünde bulundurursak elimizde bir delil olmad›¤› ortaya ç›k›yor. Ama bu görüntülerin kayna¤› olan somut, mutlak maddi nesneler olmal›, öyle de¤il mi? MURAT: Sabri Bey, sizin mutlak madde dedi¤iniz fley nedir ? SABR‹: ‹flte elle tuttu¤um gözle gördü¤üm, tek bafl›na var olan, bofllukta yer kaplayan, kütlesi ve hacmi olan herfley. MURAT: Mesela flu ileride duran sizin araban›z maddi bir nesne midir?

SABR‹: Evet. MURAT: Arabay› madde yapan özellikler nelerdir? SABR‹: Yap›m›nda kullan›lan metaller, boyalar sonra büyüklü¤ü ve a¤›rl›¤› gibi fleyler. MURAT: O halde demin konufltu¤umuz fleylere geri dönersek, alg›lar›m›z›n bize ulaflt›rd›¤› araba görüntüsünden renk, sertlik, ›fl›k, derinlik gibi sadece alg›yla ortaya ç›kan hisleri kald›r›rsak geriye ne kal›r? Daha do¤rusu flöyle soral›m: Duyu organlar›n›zdan beyninize giden sinirleri kessek veya bir süre durdursak, karfl›n›zda ne kal›r? SABR‹: Hiçbir fley! MURAT: Size burada hemen Bertrand Russell'dan bir al›nt› aktarmak


50

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

fiayet beyne bir bilgisayar ba¤lansa ve bilgisayardan beyne dokunma hissini oluflturacak elektrik sinyalleri gönderilse, gerçekte bir dokunma olay› olmad›¤› halde kifli dokundu¤unu zannedebilir. Simülatör örne¤inden de hat›rlanaca¤› gibi bunu baflarmak mümkündür.

istiyorum. Bu, flu ana kadar konufltuklar›m›z› zihninizde daha da iyi canland›racakt›r. Russell bu konuda flunlar› söylüyor: "…Parmaklar›m›zla masaya bast›¤›m›z zamanki dokunma duyusuna gelince, bu, parmak uçlar›ndaki elektron ve protonlar üzerinde bir elektrik etkisidir. Modern fizi¤e göre, masadaki elektron ve protonlar›n yak›nl›¤›ndan oluflmufltur. E¤er parmak uçlar›m›zdaki ayn› etki, bir baflka yolla ortaya ç›km›fl olsayd›, hiç masa olmamas›na ra¤men ayn› fleyi hissedecektik."4 Yani siz araban›za dokundu¤unuzu düflündü¤ünüzde bu, parmak uçlar›n›zdaki elektron ve protonlar›n beyninize iletti¤i sinyallerdir. Bu konuyu rüyalarla da aç›klamak mümkündür. Sabri Bey, rüyada gördü¤ümüz araba görüntülerinin maddi gerçeklikleri var m›? Kendi araban›z› rüyan›zda görseniz, ayn› fleyi söylemeyecek misiniz?

SABR‹: Elbette ki yok, dolay›s›yla söyledi¤inizi kabul ediyorum. Buradan da anl›yoruz ki, madde denilen fleyin gerçe¤inin ne oldu¤unu tam olarak bilmiyoruz.


1. Gün

51

MURAT: Merak etmeyin Sabri Bey, bunu hiç kimse bilmiyor. Madde denilen herfley sadece birer alg›d›r bizim için. Alg›lar›m›z bize sadece renk, ›fl›k, tat, koku gibi görüntüyü oluflturan hisleri ulaflt›r›r ama bunlardan ayr› olarak madde diye bir fley hakk›nda bir bilgi ulaflt›rmazlar. Bu yüzden biz, d›fl›m›zdaki dünyan›n gerçekte nas›l oldu¤unu hiçbir zaman bilemeyiz. Bilimin ulaflt›¤› sonuç da budur. Herfleyin yaln›zca maddesel varl›klardan olufltu¤unu iddia edenlerin ise bunu ispatlama noktas›nda verecekleri bir cevap yoktur. Bütün ömrümüz boyunca sadece zihnimizdeki görüntüleri gördü¤ümüz ve bütün dünyam›z bu görüntülerden ibaret oldu¤u için madde ad› verilen ve duyular›m›z›n d›fl›ndaki bir mekanda bulunan fleyi tarif etmek, hakk›nda yorum yapmak mümkün de¤ildir. Çünkü bu, do¤ufltan kör bir insan›n renkler hakk›nda yorum yapmas›na benzer bir fleydir. Renkleri hiç görmemifltir ki tarifini yaps›n. Böyle bir tarif yapmaya kalk›flan bir kifli sadece varsay›mda bulunmaktad›r. TOLGA: Murat, flimdi akl›ma geçen gün yaflad›¤›m bir olay geldi. ‹ki arkadafl›mla beraber yazl›k evimizin önünde dolunay› sabit, küçük bir teleskopla seyrediyorduk. Arkadafl›ma "Ay›n dolunay olarak görünüflü çok güzel, bu kadar uzaktan böyle p›r›l p›r›l parlamas› da çok etkileyici, kraterleri, da¤lar› bile belli oluyor. Uzakl›¤› binlerce kilometreymifl, müthifl bir uzakl›k!" derken gözümün alt kapa¤› kafl›nd›. Kafl›maya bafllay›nca ay›n, afla¤› yukar› çeflitli yönlere hareket etti¤ini gördüm. Gözümü teleskoptan ay›rd›m. Bir gözüm kapal› olarak gözümü kafl›maya devam ettim. Yazl›klar da, arkadafl›m da, boydan boya deniz ve yazl›ktaki bütün evler de kafl›man›n flekline göre çeflitli yönlerde hareket ediyordu. Ay gerçekten de binlerce kilometre uzakta olsa, göz kapa¤›n›n kafl›nmas› kadar basit bir ifllemle bu kadar hareket eder miydi? Arkadafl›m, sahil, yazl›ktaki evler, deniz çeflitli uzakl›klarda görünüyordu. Ama hepsi basit bir göz kafl›ma hareketiyle toptan hareketleniyordu. fiimdi daha iyi anl›yorum ki d›flar›da oldu¤unu düflündü¤üm ve uzakta zannetti¤im birfleyi seyretti¤imi sand›¤›mda asl›nda yan›l›yormuflum. Gerçekte ay da, di¤er nesneler de ve hatta kendim de ayn› yerdeymiflim. Bunlar›n hepsi yaln›zca beynimde


Tolga'n›n verdi¤i örnek üzerine düflünülecek olunursa, kifli aya bakt›¤›nda da teleskoba ya da karfl›s›ndaki manzaraya bakt›¤›nda da asl›nda ayn› sat›htaki görüntülere bakmaktad›r. Oysa bunlar insan› farkl› mesafelerdeymifl gibi yan›ltabilmektedir. Bu tür farkl› uzakl›klara bak›p siz de Tolga gibi göz kapa¤›n›z›n alt›n› kafl›yacak olursan›z bakt›¤›n›z fleylerin sabit durmad›¤›n›, hareketlendi¤ini görürsünüz.

oluflan 3 boyutlu bir görüntüymüfl.

MURAT: Çok güzel! fiimdi bir kere daha tekrar edelim. Yolda yürüyen bir insan asl›nda beyninin içindeki yolda yürür, beyninin içindeki arabalar yan›ndan geçer. T›pk› rüyas›nda yürüdü¤ü gibi tenha bir yolda yürürken Tolga'n›n yapt›¤› gibi iki gözümüzün alt kapaklar›n› hafifçe ovuflturmam›z bize bu gerçe¤i daha iyi hat›rlat›r. Yol ve a¤açlar çeflitli yönlere do¤ru hareketlenir. Bu, beynimizin içindeki görüntünün hareketlenmesidir. Seyretti¤imiz televizyonun anteni ile u¤rafl›ld›¤›nda nas›l görüntü hareketlenirse burada da ayn› sistem vard›r. Beynimizin içindeki televizyonun karfl›s›nda oturmufl onu seyreden bir insan konumunday›z, görüntüde ne gösterilirse onu seyrederiz. Yemek yemek, yolda yürümek,


1. Gün

53

okula gitmek, ifl dönüflü arkadafllarla buluflmak; yani bütün hayat›m›z› sanki bir video kasetteki film gibi seyrederiz. Görüntü, ses, koku, tat, dokunma duyusu beyinde hissedilen duyulard›r. Yani d›fl dünyam›z›, iç dünyam›zda yaflar›z. Beynimizin içindeki küçük evimizde bütün hayat›m›z› geçiririz. Oradaki TV'den d›flar›y› seyrederiz. Bütün bunlar› beynimizin içindeki 1 cm3'lük "hücremiz"de yaflar›z. O "hücremiz"den hiç ç›kmadan bir ömür süreriz.

TOLGA: Mesela renk körü olan bir insan›n dünyay› farkl› renklerde görmesi de bu konuya delil olur mu? MURAT: Galiba bu konuyu iyice anlad›n›z. Evet sizin de söyledi¤iniz gibi, insan bir ömür boyu bu görüntüleri seyretti¤i için alg›lar› ona ne ulaflt›r›rsa dünyay› o flekilde alg›lar. Duyu organlar›nda oluflan hasarlar bozuk bir alg›ya yol açar, bu yüzden bir renk körü gerçek rengi anlayamaz. Göz hastalar› dünyay› bulan›k görür. SABR‹: Anl›yorum… MURAT: ‹nsan ömrü boyunca bu görüntülerin d›fl›na ç›kamaz, bu yüzden gördü¤ümüz fleylerin bizim gördü¤ümüz flekilde olduklar›n› iddia etmek, bunlar›n gerçekleriyle muhatap oldu¤unu düflünmek mant›ks›z ve faydas›zd›r. TOLGA: Bir dakika Murat, ben bir fley sormak istiyorum, bu konuyu bilen çok kifli var m›? Daha önce bu konuyu gündeme getiren, anlatan insanlar olmufl mu? MURAT: Demin de söyledi¤im gibi bu gerçe¤i keflfetmifl say›s›z insan var. Sadece düflünce alan›nda de¤il, bilimin; fizik, atom, astronomi gibi konular›nda çal›flan, hepimizin adlar›n› çokça duydu¤umuz ünlü bilim adamlar› da bu konuyu bir flekilde anlay›p kendilerince yorumlam›fllar. Materyalist düflünürler, mesela Marx, Lenin gibi insanlar da bu konuyu o


…Parmaklarımızla masaya bastığımız zamanki dokunma duyusuna gelince, bu parmak uçlarındaki elektron ve protonlar üzerinde bir elektrik etkisidir. Modern fiziğe göre, masadaki elektron ve protonların yakınlığından oluşmuştur. Eğer parmak uçlarımızdaki aynı etki, bir başka yolla ortaya çıkmış olsaydı, hiç masa olmamasına rağmen aynı şeyi hissedecektik. B.Russell5


56

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

dönemde ö¤renmifller ama kendi maddeci görüflleri aç›s›ndan çok tehli-

keli görmüfller. Bu yüzden her ne kadar gerçe¤i bilseler de böyle bir fleyi

kabul etmenin kendi ç›karlar›n› engelleyece¤ini fark edip bu gerçe¤e kar-

fl› önlemler almaya çal›flm›fllar. ‹stersen sana gerekli kaynaklar› vereyim,

sen de bir araflt›rma yap, sonuçlar›n› yar›n konufluruz.


2. Gün

57

Ertesi gün konu bir yemek sofras›nda devam eder…

SABR‹: Arkadafllar bütün gece düflündüm, hala cevaplayamad›¤›m bir soru buldum. Tamam herfley beyinde alg›lan›yor ama d›flar›da da bunlar›n as›llar› aynen benim gördü¤üm flekilde olmal›, e¤er olmasayd› seninle konuflabilir miydik? Benim söylediklerimi nas›l anl›yorsun? Demek ki karfl›mda baflka insanlar var ve onlarla ortak dili konuflup ortak tatlar› al›yoruz. Mesela yemek hepimize ayn› tad› verdi, salatadaki limon hepimiz için ekfliydi, demek ki d›flar›da herkesin yedi¤i ortak bir yemek lezzeti, ortak bir limon tad› var. Veya fabrikaya gitti¤imde iflçiler orada çal›fl›yorlar ve onlar›n iflbölümü ile ürettikleri mallar› biz sat›yoruz. Ben mu-


58

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

hatap olmasam da d›flar›da bu dünya aynen var. Öyle de¤il mi?

MURAT: Sabri Bey bunu sordu¤unuz iyi oldu, böylece dün konufltu¤umuz fleyleri hat›rlama imkan› bulduk. fiimdi bafltan bafllay›p ad›m ad›m gidelim. Birincisi bizim dünya dedi¤imiz bütün görüntü, ses, koku, tat ve her türlü hissin beyinde oldu¤unu dün bilimsel olarak ortaya koymufltuk ve siz de kabul etmifltiniz öyle de¤il mi? SABR‹: Do¤ru! MURAT: O zaman beni nerede görüyorsunuz? SABR‹: Beynimde. MURAT: Peki ya sesimi nerede duyuyorsunuz? SABR‹: Beynimde… MURAT: Bu oda, odadaki eflyalar, Sibel ve Tolga'ya ait ses ve görüntüler nerede olufluyor? SABR‹: Onlar da beynimde ama… MURAT: Yedi¤iniz limonun ekfli tad›n› nerede hissediyorsunuz? SABR‹: Tamam anlad›m o da ve siz de beynimin içindesiniz! MURAT: Ayn› flekilde eviniz, aileniz, iflyeriniz, iflçileriniz, üretti¤iniz mallar, seyretti¤iniz televizyon, gitti¤iniz bir ülke, onlar›n konufltu¤u yabanc› dil ve bunlara ait her türlü bilgi ve bunlar›n aras›nda k›yas yapman›z› sa¤layan haf›za da beyninizde de¤il mi? Bak›n bu önemli gerçekle ilgili Bertrand Russell ve L. Wittgeinstein gibi ünlü filozoflar›n düflünceleri flöyledir: "… örne¤in bir limonun gerçekten var olup olmad›¤› ve nas›l bir süreçle varlaflt›¤› sorulamaz ve ince-


Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız? (Kassas Suresi, 60)

‹nsan do¤du¤u andan ölene dek sürekli olarak bir görüntüler bütünüyle muhatapt›r. Bunun içinde insanlar, mekanlar, ülkeler, flehirler, evler, arabalar, ifl yerleri, sokaklar, caddeler ve bunlara ait milyonlarca ayr›nt› yer al›r. K›sacas› bu görüntülerde herfley kusursuz ve son derece gerçekçidir. Oysa bütün bunlar dünya hayat›n›n geçici süsleri olarak yarat›lm›fl görüntülerinden ibarettir.


60

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

lenemez. Limon, sadece dille anlafl›lan tat, burunla duyulan koku, gözle görülen renk ve biçimden ibarettir ve yaln›z bu nitelikleri bilimsel bir araflt›rman›n ve yarg›n›n konusu olabilir. Bilim, nesnel dünyay› asla bilemez."6

S‹BEL: O halde bir yiyece¤i tatt›¤›m›zda bir baflkas›n›n o yiyecekten ald›¤› tad›n veya bir sesi duydu¤umuzda baflka birisinin duydu¤u sesin bizim alg›lad›klar›m›z ile ayn› oldu¤undan emin olmam›z mümkün de¤ildir. Böyle söyleyebilir miyiz? MURAT: Evet Sibel. Çok do¤ru ifade ettin. Ünlü bilim adam› Lincoln Barnett de bu konuyu tam olarak flöyle ifade ediyor: "Hiç kimse kendisinin k›rm›z›y› ya da do notas›n› duyuflunun baflka bir insan›nki ile ayn› olup olmad›¤›n› bilemez."7 Biz ancak duyu organlar›m›z›n bize iletti¤i kadar›n› bilebiliriz. Çünkü d›fl›m›zdaki somut gerçekli¤e do¤rudan ulaflmam›z mümkün de¤ildir. Onu da yorumlayan beyindir. Asl›na hiçbir koflulda ulaflamay›z. Dolay›s›yla ayn› fleyden söz etti¤imizi düflündü¤ümüzde dahi, asl›nda herkesin beyni farkl› bir fley alg›l›yor olabilir. Bunun sebebi alg›lanan fleyin alg›layana ba¤l› olufludur. ‹flte görüyorsunuz, her an sadece alg›lardan oluflmufl bir görüntüyü seyretti¤imiz, d›fl›m›zdaki nesnelerin as›llar›yla hiçbir flekilde muhatap olamad›¤›m›z konusunda yap›lacak bir itiraz veya getirilecek aksi bir delil yoktur. Bu aflamadan sonra insan›n bunu kabul etmesini engelleyen fleyler samimi flüpheler de¤il, önyarg›, dünyaya ba¤l›l›k, h›rslar gibi kiflisel sorunlard›r. SABR‹: Biraz düflünmem laz›m! S‹BEL: Dünden beri bu konuyu düflünüyorum. Akl›mda hiç flüphe kalmad› ama insan›n al›flmas› biraz zor oluyor; çünkü gördü¤üm fleylerdeki sonsuz say›daki ayr›nt› dikkatimi da¤›t›yor. Murat, bir soru da ben sormak istiyorum. Bu mükemmel görüntüler nereden geliyor? Gerçi cevab›n› tahmin ediyorum ama sen anlat›rsan daha iyi olur.


2. Gün

61

TOLGA: Ben daha önce bir fley eklemek istiyorum. Dün gece Murat'›n anlatt›¤› konularla ilgili çok say›da kitaba bakt›m. Ayr›ca internette de uzun bir vakit geçirdim. Sabaha kadar bu konuyu araflt›rd›m. Asl›nda senin de söyledi¤in gibi Eflatun'dan Muhyiddin Arabi'ye, Immanuel Kant'tan George Berkeley'e kadar düflünürlerin büyük bir k›sm› bu konuyu bir flekilde anlam›fl ve anlatm›fl. Ancak yaflad›klar› dönemin koflullar›

Buraya kadar anlat›lan gerçekler ortaya koymaktad›r ki insan yaflam› boyunca muhatap oldu¤u herfleyi asl›nda beyninde görmektedir. Örne¤in bir gökdelenin 20. kat›ndan pencereyi aç›p d›flar› bakt›¤›n›zda gözünüzün önünde duran tüm flehir, binalar, insanlar, ifl yerleri, arabalar, caddeler, sokaklar, gökyüzü, deniz, burada sayd›¤›m›z ve sayamad›¤›m›z herfley asl›nda yaln›zca ve yaln›zca beyinde alg›lanan bir görüntüden ibarettir.


62

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

ve karfl›t görüfllerin bask›s›, konunun tam olarak anlafl›lmas›n› ve yayg›nlaflmas›n› engellemifl. Bir k›sm› da keflfettikleri fleyi yanl›fl de¤erlendirmifller. Ben bunlar› inceledikten sonra, bu konuyu yabanc› kaynaklarda biyoloji, fizik ve anatomi aç›s›ndan da araflt›rd›m ve herfleyin alg›da anlam kazand›¤› ve beynimizdeki bir görüntüyü seyretti¤imiz konusunda hiç flüphem kalmad›.

MURAT: Tolga, çal›flman için seni kutlar›m. Maddenin bir alg›lar bütünü olmas› gerçe¤ini yar›m anlayanlar; "Bu bir idealizmdir, bilinen eski bir felsefedir." diyerek konuyu geçifltirmeye çal›flmaktad›rlar. Oysa bu, geçifltirilecek bir konu de¤ildir. Bütün insanl›k için ehemmiyeti çok büyük olan fevkalade önemli bir gerçektir. Senin de söyledi¤in gibi bu konu ne düflünce dünyas›nda ne de bilim dünyas›nda yeni bir konu de¤il. Bilimin henüz çok fazla geliflmedi¤i ça¤larda da düflünen baz› bilinçli kifliler bu konuyu ya ilahi kitaplar ve elçilerin yol göstermesiyle ya da tefekkür yoluyla fark etmifllerdir. Biraz önce de baz› düflünürlerden al›nt›lar yapt›k zaten. Felsefenin iki kolundan biri olan idealizm ve ilahi dinlerde rastlad›¤›m›z tasavvuf bu konuyla yak›ndan ilgilenmifltir. Ayr›ca geliflen bilimle beraber fizik, astronomi, atom fizi¤i, psikoloji, biyoloji, t›p gibi bilimler ister istemez bu gerçe¤in teknik yönlerini ortaya ç›karm›flt›r. Bu yüzden bu konunun insana yabanc› gelmesi, bu sayd›¤›m›z konulara uzak olmas›ndan kaynaklanmaktad›r. Halbuki bugün liselerdeki biyoloji derslerinde bile alg›lar›n beyinde oluflmas› konusu etrafl›ca anlat›lmaktad›r. Yani her insan okulda ö¤rendi¤i birkaç biyoloji bilgisiyle bile bu gerçe¤i kavrayabilir. TOLGA: Böyle çok bilinen bir konudan haberdar olmamak inan›lacak gibi de¤il! Bunu düflünmeyi engelleyen insanlar›n amaçlar›n› anlayam›yorum! MURAT: Senin de söyledi¤in gibi, hem bu gerçe¤i keflfeden kiflilerin içinde bulunduklar› koflullar, hem bu kiflilerin büyük bir k›sm›n›n yapt›¤› yanl›fl yorumlar ve en önemlisi insanlar›n bu konuya karfl› olan tepkileri


2. Gün

63

bu konunun bütün dünya taraf›ndan anlafl›lmas›n› engellemifl. Maddeci dünya görüflü bu gerçe¤i saklamak, yalanlamak, engellemek için her türlü çareye baflvurmufltur. Mesela bu konuyu çok iyi anlam›fl bir filozof olan Berkeley, döneminin en büyük düflünürü olmas›na ra¤men bu konudaki çal›flmalar›na karfl›, Frans›z materyalistleri baflta olmak üzere yo¤un bir hakaret ve karalama kampanyas› bafllat›lm›fl, Berkeley deli olmakla bile suçlanm›flt›r ancak yazd›¤› eserler birçok kiflinin gerçe¤i görmesine de vesile olmufltur. Ve bilmelisiniz ki bu gerçe¤i anlamak, yepyeni ve gerçek bir hayata bafllamak ve insan›n hayata bak›fl aç›s›n›n tamamen de¤iflmesi demektir. Bu durumda maddeyi mutlak gerçek zannettiren aldat›c› materyalist düflünceler ortadan kalkar. Gerçek evrenin fark›na var›l›r. Kifli ömrü boyunca, bir alg›dan ibaret olan görüntülerle hem e¤itilir hem de imtihan olur. Sonsuzluk, zamans›zl›k, kader gibi konular›n s›rr› da bu gerçek içinde sakl›d›r.

D›flar›yla muhatap olmadan yapay bir ortam oluflturulabilece¤ine dair en iyi örneklerden biri hipnoz olay›d›r. Telkinle hipnotize edilen bir kifliyi s›ca¤›n so¤uk, tuzlunun tatl› oldu¤una inand›r›labilir kendisinin o an stüdyoda oldu¤u halde deniz kenar›nda tatilde oldu¤unu sanmas›n› sa¤layabilirsiniz.


64

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

S‹BEL: Hem de çok büyük bir gerçek bu. Ama ben hala merak ediyorum. Lütfen bu görüntülerin kayna¤›n› art›k anlat›r m›s›n bize? MURAT: Evet, s›ra Sibel'in sorusunda. ‹leride çok daha detaylar›na girece¤im ama ben bafltan sana bildi¤in gerçe¤i söyleyeyim. Tüm bu görüntüleri bize izleten, alg›lar içinde bir hayat› yaflatan Allah't›r. Bu, apaç›k bir gerçek. Ama Allah'›n sonsuz kudretini, herfleyi yoktan var etti¤ini anlatmadan önce size biraz daha detay vermek istiyorum. S‹BEL: Evet, herfleyi Allah'›n bize izlettirdi¤i benim de çok iyi kavrad›¤›m bir konuydu. Ama dedi¤in gibi sen anlatacaklar›na devam et. Sonra bu konuda benim de söylemek isteyece¤im baz› fleyler olacak. MURAT: fiu anda biliyoruz ki bizim hayat olarak yaflad›¤›m›z herfley, gördü¤ümüz her görüntü, duydu¤umuz her ses beynimizde olufluyor. Bizim dünya dedi¤imiz fley, alg›lardan oluflan üç boyutlu bir görüntüdür. D›flar›s› ile yani maddi dünya ile do¤rudan muhatap oldu¤umuza dair bir bilgi, bir kan›t, bir ispat yok. O halde böyle hayali bir dünyan›n da bize hiçbir faydas› yok. Ömrümüz boyunca bize gösterilen görüntülerden baflka bir fleyle muhatap olam›yoruz. Mesela bak›n televizyonda ünlü bir sunucu var ve gazetecilerle röportaj yap›yor. Tolga, bu durumu sen bize aç›klayabilir misin? TOLGA: Bu sunucu belki fark›nda de¤il ama asl›nda o televizyona ç›kt›¤›nda kalabal›¤a karfl› flov yapm›yor, beyninin içindeki görüntüye flov yap›yor, yani yapt›¤›n› zannediyor. Bas›n toplant›s› yapt›¤›n› zannederken asl›nda beyninin içindeki bas›n mensubu görüntülerine bas›n aç›klamas› yap›yor, yani yapt›¤›n› zannediyor. Mesela bu sunucunun program›n› seyreden kifliler de, her biri ayr› ayr› beyinlerinde sunucuyu görüyorlar. Sunucu da kendi beynindeki salonda kalabal›k bir halk görüntüsünü görüyor. Onlara bir fley anlatmaya niyet ediyor. Halbuki tüm bunlar, içi kapkaranl›k olan beyninin içinde gerçeklefliyor.


2. Gün

65

Halka aç›k bir hipnoz seans›nda tüm izleyiciler hayretle hipnotize edilen kifliyi izlerler. Bunun nedeni bu kiflinin kendisine telkin edilen ortama inanmas› ve ona göre davranmas›d›r. Örne¤in kendisine ünlü bir futbolcu oldu¤u telkini verildi¤inde elindeki yast›¤›n da asl›nda bir top oldu¤u söylendi¤inde bu telkin kifliye öylesine inand›r›c› gelmektedir ki yast›kla bir top gibi oynamaya çal›flmaktad›r.

MURAT: Tolga bu konuyu çok güzel ifade etti. Ancak insan bu flekilde düflünmeye pek al›fl›k de¤ildir. Bu nedenle daha bol örnek üzerinde konuflal›m isterseniz. En sevdi¤iniz programlar hangi kanalda oluyor? Durun di¤er kanallara da bakal›m.

TOLGA: Bak›n burada da bir talk-show var! Daha önce izlemifl miydiniz? Bu programda hep hipnoz gösterisi yap›yorlar. Murat, bu hipnoz da bizim konumuzun içinde de¤il mi?

MURAT: Neredeyse unutuyordum! Elbette, hipnoz bu konunun da-


66

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

ha iyi anlafl›lmas›na yard›mc› olabilir. Ekrandaki hipnozcuya bak›n. Yapt›¤› telkinlerle, seyircilere olmad›k fleyler yapt›r›yor. Bak›n flu çocuk kendini ünlü bir futbolcu, bütün minderleri de top olarak görüyor. fiu bayan her tarafta lekeler görüyor ve elindeki bezle onlar› silmeye çal›fl›yor. Uzun boylu çocuk etraf›nda gördü¤ü herkesi uzaydan gelmifl bir yarat›k zannediyor. ‹flte siz de gördünüz. Rüya gibi, hipnoz esnas›nda da kifliye verilen suni telkinlerle hiç olmayan bir dünya infla edip, hipnoz olmufl kifliyi bu dünyada yaflatmak mümkündür.

S‹BEL: Do¤ru, flimdi bu çocu¤a gidip "bunlar›n hepsi hayal, sana hipnoz yapt›lar, asl›nda ne sen ünlü bir futbolcusun ne de bu tekmeledi¤in fleyler top!" desek çok negatif bir tepkiyle karfl›laflabiliriz. fiu anda kalabal›k bir salondas›n, yüze yak›n kifli senin hipnoz seans›n› izliyor desek, söylediklerimize kesinlikle inand›ramay›z. MURAT: Evet hakl›s›n, flimdi gelelim bugünün konusuna, dün ve bugün, "Herfley alg›lardan olufluyor ve bunlar sonunda gelip beynin ilgili merkezine ulafl›yorlar ve biz de orada alg›lad›¤›m›z bu görüntülere bir anlam veriyoruz" demifltik. Burada üç tane önemli soru var. Birincisi, bütün bu iflleri beyin mi yap›yor? ‹kincisi, bu görüntüyü seyreden yani ben dedi¤imiz fleyin mahiyeti nedir? Üçüncüsü de bu görüntülerin kayna¤› ve bize gösterilmesinin sebebi nedir? TOLGA: Tabii ki bütün bu iflleri beyin yap›yor. Düflünsene, beynimiz olmasayd› ne görüntü kal›rd› ne de his! SABR‹: Do¤ru söyledin. MURAT: Yani sizce bu görüntüleri gören, hisseden, gülen, a¤layan, vicdan, ahlak gibi daha say›s›z manevi de¤ere sahip olan fley beyin midir? Beyin ortalama 1.5 kiloluk bir et parças› de¤il midir? Beynin maddi varl›¤›n›n gördü¤ümüz di¤er nesnelerden bir fark› var m›d›r? Bunlar› bir düflünün. Beyin de kol gibi, bacak gibi bir görüntü de¤il mi?


2. Gün

67

S‹BEL: Hakl›s›n. Bunu hiç düflünmemifltim! SABR‹: Bir dakika sen ne demek istiyorsun! Yani beyin de mi beynin içinde alg›lanan bir görüntü? O zaman biz herfleyi nerede görüyoruz söyler misin? MURAT: fiafl›raca¤›n›z bir konuyla bu sorunu aç›klamaya çal›flaca¤›m. fiimdi anlataca¤›m konuyu belki de ilk defa duyacak olabilirsiniz. Biraz evvel nas›l gördü¤ümüzü ve duydu¤umuzu anlat›rken kula¤›m›za gelen ses dalgalar›n›n sinirlerle bir elektrik sinyali olarak beyne iletildi¤ini ve duyma iflleminin beyinde gerçekleflti¤ini anlatm›flt›m. Ancak tüm bunlardan daha dikkat çekici olan, beynin içinde, tüm bu kusursuz ifllemlerin sonucunda üç boyutlu ve rengarenk görüntüyü gören, sesleri hiçbir kusur olmadan duyan, yüzlerce farkl› tad› birbirinden ay›rt edebilen, düflünebilen, hissedebilen, hesap yapabilen bir varl›¤›n bulunmas›d›r. Beyin

‹nsan›n beyni de karfl›s›ndaki tüm bu görüntüler bütününe dahildir. kasaptan ald›¤›n›z bir beyni düflünün; bunu da elinizde tutar, gözünüzle görür ve duyu organlar›n›zla tan›rs›n›z. Ayn› fley sizin beyniniz için de geçerlidir. Üstelik beyin denilen bu et parças›n›n sevinmesi, üzülmesi, kendisine ulaflan elektrik sinyallerini yorumlamas›, yüzlerce farkl› sesi, kokuyu ve tad› ay›rd etmesi mümkün de¤ildir.


68

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

sadece gözden, kulaktan, burundan, dilden, deriden gelen elektrik sinyallerini kendinde toplar. Ancak beynin içinde bu sinyalleri yorumlayan, yani görüntüyü gören bir baflka varl›k vard›r. Bunlar› beynindeki hücrelerin yapt›¤›n› söyleyemezsin de¤il mi Sibel?

S‹BEL: Tabii ki Murat, hücre dedi¤in fleyin gözü, kula¤› yok ki görsün, iflitsin! MURAT: Evet, iflte flafl›rt›c› olan da budur. Bu varl›k göze ihtiyaç duymadan gören, kula¤a ihtiyaç duymadan duyan, gördüklerini iflittiklerini idrak eden bir varl›kt›r. Bilim adamlar› da bu konuda aç›klamalar yapm›fllard›r bugüne kadar. Örne¤in R.L. Gregory isimli yazar bu konuyla ilgili durumu flöyle aç›klam›flt›r: "Gözlerin beyinde resimler oluflturdu¤unu söylemeye yönelik bir e¤ilim söz konusudur, fakat bundan kaç›nmak gerekir. Beyinde bir resim olufltu¤u söylenirse bunu görmesi için içte bir göz daha olmas› gerekir -fakat bu gözün resmini görebilmek için bir göze daha ihtiyaç olacakt›r,... ve bu da sonsuz bir göz ve resim olmas› anlam›na gelir. Bu mümkün olamaz."8 Gördü¤ünüz gibi, bu yazar asl›nda durumu anlam›fl ve aç›kça ifade etmifltir. Ama materyalist görüflleri nedeniyle "içteki göz"ün kime ait oldu¤unu cevaplayamam›fl ve gerçe¤i bafltan reddetmifltir. Karl Pribram da bilim ve felsefe dünyas›nda, alg›y› hissedenin kim oldu¤u ile ilgili bu önemli aray›fla dikkat çekmifltir: "Yunanl›lardan beri, filozoflar "makinenin içindeki hayalet", "küçük insan›n içindeki küçük insan", vb. üzerine düflünüp durmufllard›. Ben -beyni kullanan varl›k- nerededir? As›l bilmeyi gerçeklefltiren kim?" Assisi'li Aziz Francis'in de söylemifl oldu¤u gibi: "Arad›¤›m›z fley bakan›n ne oldu¤udur."9 fiimdi ben de size tekrar soruyorum, burada benim anlatt›klar›m› dinleyen, gördü¤ü resimlerle, flemalarla ilgili detaylar› soran, akl›na tak›lan konulara cevap arayan bu fluur –beyninizin içindeki hücreler ve alg› merkezleri de¤ilse- kimdir? TOLGA: Nas›l yani, beynimizde bizim söylediklerimizi, sorular›m›z› dinleyen ve yorumlayan bizim bilmedi¤imiz biri mi var?


2. Gün

69

MURAT: Sordu¤un sorunun cevab› çok önemli Tolga. Çünkü bugüne kadar yap›lan incelemeler ve gözlemlerle böyle bir merkeze, varl›¤a rastlanmam›flt›r dedim. O halde insan›n beyninde oluflan bu sesi, müzi¤i, insan konuflmas›n› dinleyen insan›n fluurudur. TOLGA: fiuur mu dediniz? Peki bu fluur beynimizin içinde nerede? MURAT: fiuur derken beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas›, sinir hücrelerinden bahsetmiyorum. Bu fluur, Allah'›n yaratt›¤› ve insana vermifl oldu¤u RUH‘tur. Ruh, görüntüyü seyretmek için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu, Allah'›n bir mucizesidir. S‹BEL: O halde gerçekte gören, duyan, hisseden yaln›zca ruhumuzsa duyu organlar›m›z›n sadece bir araç oldu¤unu söylememiz do¤ru olur mu? MURAT: Elbette, Sibel. Bu, aç›k bir gerçek. S‹BEL: Bu gerçek insan› heyecanland›r›yor. SABR‹: Üstelik hem flafl›rt›yor hem de düflündürüyor. ‹nsan hiçbir fleye gücünün yetmedi¤ini bir kez daha anl›yor ve Allah'›n büyüklü¤üne flahit oluyor. MURAT: Söyledi¤iniz çok do¤ru Sabri Bey. Sizin gibi bu aç›k ve ilmi gerçe¤i ö¤renen her insan›n asl›nda beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran Yüce Allah'› düflünüp O'ndan korkup O'na s›¤›nmas› gerekir. TOLGA: Ben de anl›yorum! Beynimizle de bir alg› olarak muhatap olabildi¤imize göre bunlar› gören, alg›layan, bir tek fley olabilir. O da,


70

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Allah'›n yaratt›¤› ve hepimize verdi¤i ruhumuzdur. Ruhun görüntüden farkl›, özel bir varl›k oldu¤u belli. Bugüne kadar bütün bu özelliklerin beyne ait oldu¤unu nas›l düflündüm bilmiyorum!

MURAT: Ruhun bir özelli¤i ise gördü¤ü görüntüden etkilenmesidir. Görüntüler ruhta doygunluk, ac›, nefle, korku gibi hislerin oluflmas›na yol açar. Yani bu görüntüler ruhu etkileyecek, ruh ise bu görüntülerden etkilenecek flekilde yarat›lm›flt›r. Bu flekilde kendimizi kifliye özel bir dünyada, bir imtihan ortam›nda buluruz. Böylece dünya hayat› dedi¤imiz fleyin ruh taraf›ndan seyredilen özel görüntüler oldu¤u ortaya ç›kar. S‹BEL: Ruh tek bafl›naysa ve sadece görüntüleri alg›layan varl›k durumundaysa bu görüntüleri bize seyrettiren, ruh d›fl›nda üstün bir varl›k vard›r. Ayr›ca bu görüntüleri bize seyrettirmesinde de mutlak bir amaç vard›r. MURAT: Evet Sibel. Asl›nda hiç bu kadar uzatmadan bir seferde anlafl›labilecek bir durum bu. Senin de bildi¤in gibi bize herfleyi seyrettiren, üstün ilim sahibi Allah't›r. Bu görüntüler kesintisiz olarak ruhumuza izlettirilir. Allah bu flekilde hepimizi kendi dünyam›zda yaflatmakta ve imtihan etmektedir. S‹BEL: Bunu bir televizyon yay›n› gibi de düflünebiliriz de¤il mi? Yani Allah, dünya olarak alg›lad›¤›m›z görüntülerin belirli bir hikmet ve ilimle ruh dedi¤imiz


2. Gün

71

varl›k taraf›ndan alg›lanmas›n› sa¤lar. Bu yay›n kesilmedi¤i ve de¤iflmedi¤i sürece, yani Allah bize diledi¤i görüntüleri gösterdi¤i sürece biz hiç fark›na varmadan olaylara tepki veririz, halbuki biz ruh ve ruhun seyrettikleri d›fl›nda bir d›fl dünya ile muhatap de¤ilizdir.

Asl›nda her insan kendi ekran›yla yani kendi ruhuna gösterilen görüntülerle muhatapt›r. Ayn› mekanda bulunsalar da hiçkimse bir baflkas›n›n muhatap oldu¤u görüntüleri bilemez. Her insan kendi "ekran›nda" gösterilen görüntüleri görebilir.


72

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

MURAT: Elbette! Ruhun varl›¤› aç›k bir flekilde ispatland›ktan sonra geriye bu görüntülerin kayna¤› ve sebebi kal›yor. Ayr›ca bütün bu ö¤rendiklerimizden ç›karaca¤›m›z hayati öneme sahip sonuçlar var. Birinci konu, görüntülerin kayna¤› ve mahiyetidir. Art›k biliyoruz ki biz maddi bir varl›kla muhatap de¤iliz ve sadece alg›lardan oluflmufl mükemmel bir dünya seyretmekteyiz. Bu görüntülerin mükemmelli¤i, yarat›l›fl›ndaki sanat, ilim, hikmet gibi unsurlar bize üstün Yarat›c›'y› tan›tmaktad›r. Herfleyi yaratan Allah'tan baflka mutlak varl›k yoktur. Allah'›n varl›¤› d›fl›nda kalanlar bize Allah'›n görüntü olarak gösterdi¤i tecellileridir. Allah bütün gücün, akl›n, ilmin, sanat›n, kudretin, hikmetin sahibidir. Biz görüntüleri, görüntülerin yarat›l›fl›ndaki üstün ilmi, ruhun görüntü karfl›s›ndaki durumunu düflünerek Allah'›n varl›¤›n›n ve s›fatlar›n›n en mükemmel flekilde fark›na var›r›z. E¤er biz bu gerçe¤i bu flekilde bilmezsek, Allah'a iman konusunda büyük eksiklikler yaflar, çok yanl›fl kanaatlere sahip oluruz. S‹BEL: O halde Allah'tan baflka varl›k yoktur. MURAT: Elbette Allah'›n varl›¤› d›fl›nda mutlak anlamda bir varl›k yoktur, olmas› da mümkün de¤ildir. Varl›klar, bizim için sadece ruhun gördü¤ü görüntüler, gece gördü¤ümüz rüyalar gibi bir hayal, bir alg› fleklinde vard›r. Bunun d›fl›nda bir fleyin mutlak olarak var oldu¤unu iddia etmek, onunla muhatap olabildi¤ini söylemek yanl›fl bir inançtan kaynaklanmaktad›r. Ayr›ca, herfley Allah'›n yaratt›¤› bir alg› oldu¤u için, hiçbir varl›¤›n da Allah'tan ba¤›ms›z bir güç ve iradesi yoktur. Baz› insanlar Allah'›n varl›¤›n› anlatmaya çal›fl›rken, "Allah'› göremiyoruz ama radyo dalgalar›n› da göremiyoruz ve radyo dalgalar›n›n var oldu¤unu biliyoruz. O zaman Allah radyo dalgas› gibi vard›r" tarz›nda mant›klar kullan›rlar ki bu çok yanl›flt›r. Bu mant›kla düflünen insan, maddeyi mutlak varl›k kabul etmekte, Allah'› ise (Allah'› tenzih ederim) maddeyi çevreleyen soyut bir varl›k gibi tahayyül etmektedir. Oysa gerçekte Allah mutlak varl›kt›r, di¤er varl›klar O'nun yaratt›¤› tecellilerdir. Allah vard›r, di¤er herfley birer gölge varl›kt›r.


2. Gün

73

SABR‹: Ama biz bu konular› böyle ö¤renmedik! Yani tamam herfleyi Allah yaratm›flt›r, Allah'tan baflka ilah yoktur ve en üstün s›fatlara sahiptir ama dünyada biz tamamen kendi irademiz ve akl›m›zla yaflar›z. Yani insan kendi yolunu kendi çizer. MURAT: Sabri Bey'in ifadesinden de anlafl›laca¤› gibi, Allah hakk›nda, kader hakk›nda birçok yanl›fl inanç yüzünden insanlar›n kafas› kar›flm›fl durumda. Maddenin kendi bafl›na Allah'tan ba¤›ms›z oldu¤una inanan bir insan, elbette ki herfleyi kendi inanc›na göre de¤erlendirecektir. Allah'›n sonsuz gücünü, sonsuz ilmini, mutlak varl›¤›n› kavrayamayanlar, Allah'›n varl›¤› hakk›nda çok yanl›fl görüfllere sahiptirler. O'nu göklerde bir yerde bulunan, dünya ifllerine müdahale etmeyen bir varl›k olarak tasvir ederken yaflad›klar› dünyan›n tek elle tutulur gerçeklik oldu¤una inan›rlar. Hatta az önce de belirtti¤im gibi pervas›zca as›l maddi varl›klar›n kendileri olduklar›n›, (Allah'› tenzih ederim) Allah'›n ise bir hayal, maddi olmayan ruhani bir varl›k oldu¤unu, maddeye de etki etmedi¤ini düflünür ve savunurlar. S‹BEL: Ben de hep böyle düflünüyordum; çünkü bize böyle ö¤rettiler. Ama flimdi ne kadar yan›ld›¤›m› anl›yorum. Bu konu bizim dinimizde nas›l anlat›l›yor? MURAT: Bu konu Kuran'›n birçok yerinde aç›klanm›flt›r. Bir k›s›m ayetlerin anlafl›lmas›nda da anahtar rol oynamaktad›r. Sizin gibi, maddenin bir nevi hayal oldu¤unu anlayan insanlar için art›k herfley aç›k ve anlafl›l›r bir hale gelir. Böyle bir durumda insan, Allah'›n kendisine ne kadar yak›n oldu¤unu bir anda kavrar. Böylece Allah hakk›nda yap›lan yanl›fl yorumlar, insanlar›n sahip oldu¤u yanl›fl inançlar da hemen gün ›fl›¤›na ç›kar. Allah'›n insana yak›nl›¤› konusunu bugüne kadar çok fazla düflünmemifl olabilirsiniz. Ama bu gerçekler düflünüldü¤ünde anlafl›l›yor ki asl›nda hayat›m›z boyunca bize en yak›n olan varl›k, Allah't›r. TOLGA: Hiç bu flekilde düflünmemifltim!


74

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

MURAT: Evet Tolga! Allah sana benden, Sibel'den, Sabri Bey'den hatta senin kendinden bile daha yak›nd›r. Kaf Suresi'nin 16. ayetinde Allah insan için, "Biz ona flahdamar›ndan daha yak›n›z" demektedir. ‹sra Suresi'nin 60. ayetinde ise "Muhakkak Rabbin insanlar› çepeçevre kuflatm›flt›r" fleklinde bu gerçek belirtilmifltir. Ancak bir insan, bedeninin "madde"den ibaret oldu¤unu zannetti¤inde bu önemli gerçe¤i kavrayamaz. Örne¤in "kendi" zannetti¤i yer beyniyse, d›flar›s› olarak kabul etti¤i yer kendisine 20-30 cm. gibi bir uzakl›kta olur. Ama madde diye bir fleyle muhatap olmad›¤›n›, yaln›zca zihnindeki alg›larla karfl› karfl›ya oldu¤unu kavrad›¤›nda art›k d›flar›s›, içerisi, uzak, yak›n gibi kavramlar anlams›zlafl›r. Allah kendisini çepeçevre kuflatm›flt›r ve ona "sonsuz yak›n"d›r. TOLGA: SONSUZ YAKINLIK! Daha önce bunu hiç düflünmemifltim. Çok aç›k, çok net ama ayn› zamanda da bugüne kadar düflünmedi¤im bir gerçek. Gerçekten çok flafl›rt›c›! MURAT: Bak›n bu konuyla ilgili baflka ayetler de var. Bu ayetleri size söylemek istiyorum. Lütfen dinleyin. Hele can bo¤aza gelip dayand›¤›nda, Ki o s›rada siz (sadece) bak›p-durursunuz, Biz ona sizden daha yak›n›z; ancak görmezsiniz. (Vak›a Suresi, 8385) Bir baflka ayette ise bu konudan flöyle söz ediliyor: Kullar›m Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yak›n›m. Bana dua etti¤i zaman dua edenin duas›na cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim ça¤r›ma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irflad (do¤ru yolu bulmufl) olurlar. (Bakara Suresi, 186) TOLGA: Evet, ayetler çok aç›klay›c› oldu. Gerçekten de sonsuz yak›nl›k derken neyi kastetti¤ini flimdi çok daha iyi anlad›m. S‹BEL: Aç›kças› ben de anlad›m ve çok heyecan duydum. Allah her


2. Gün

75

an benimle beraber, her dua etti¤imde duam› iflitiyor, her yapt›¤›m›, her düflündü¤ümü biliyor. Yani bana benden daha yak›n. Bu, gerçekten çok büyük bir gerçek. ‹nsan bugüne kadar bunlar› nas›l düflünemedi¤ini anlayam›yor.

MURAT: Maddenin gerçek mahiyetinin anlafl›lmas› daha baflka önemli gerçekleri de karfl›m›za ç›kar›r. Bu gerçe¤i düflünen insan Allah'tan baflka bir mutlak varl›k olmad›¤›n›, herfleyi Allah'›n yarat›p her an kontrol etti¤ini anlar. Örne¤in Neml Suresi'nin 64. ayetinde Allah, "halk› sürekli yaratmakta olan" oldu¤unu haber vermifltir. Yani herfleyin her an yarat›c›s› Allah't›r. Fat›r Suresi'nin 41. ayetinde bu gerçek, "fiüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti alt›nda) tutuyor. Andolsun, e¤er zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra art›k kimse onlar› tutamaz…" fleklinde aç›klanmaktad›r. Yani kainattaki herfley, her an Allah'›n hakimiyeti alt›ndad›r; O'nun izni ve yaratmas›yla varl›¤›n› sürdürmektedir. TOLGA: fiimdi çok daha iyi anl›yorum. Yani biz herfleyi seyrediyoruz ve Allah'tan baflka güç sahibi yok, demek ki ben bir fley yap›yorum derken o fleyi asl›nda Allah yarat›yor ben ise kendim yap›yormufl gibi hissediyorum de¤il mi? MURAT: Çok do¤ru. Allah taraf›ndan yarat›lan ve ruh taraf›ndan alg›lanan görüntülere müdahale etmek söz konusu de¤ildir. Bize seyrettirilen görüntüde ne varsa onu görürüz. Bu görüntüyü de¤ifltirmek, etki etmek mümkün de¤ildir. Bu aflamada kader konusu da rahatça anlafl›l›r. Allah taraf›ndan yarat›lan bu dünya görüntüsünde ne seyrediyorsak o bizim kaderimizdir. Kendi hayat›m›z olarak alg›lad›¤›m›z belirli olaylar›n ak›fl›n› bir filmi izler gibi seyrederiz. Bizim için takdir edilen kaderde ne varsa onu hisseder, onu alg›lar›z. Bu konu Kuran'da, ‹nsan Suresi'nin 30. ayetinde: "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.", Enfal Suresi'nin 17. ayetinde ise: "... att›¤›n zaman sen atmad›n, ama Allah att›..." fleklinde aç›kça belirtilmifltir. Saffat Suresi'nin 17. ayetinde ise ayn› gerçek: "Oysa


76

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

sizi de, yapmakta olduklar›n›z› da Allah yaratm›flt›r." diye haber verilmifltir. Bu ayetler, insan›n Allah'tan ba¤›ms›z olmad›¤›n› göstermektedir.

S‹BEL: Halbuki çevremizde çok yayg›n olarak "kaderini yendi" veya "kader kurban› oldu" gibi ifadeler duyuyoruz. MURAT: Bu ifadeler bilgisizlikten, kader gerçe¤ini, Allah'›n sonsuz kudretini kavrayamamaktan kaynaklan›yor. Kaderi size en genel manada flöyle tan›mlayabilirim: Kader, Allah'›n geçmifl, gelecek ve flu an› tek bir an olarak bilmesidir. SABR‹: Bunu biraz daha aç›klayabilir misin Murat? Henüz gerçekleflmemifl olaylar›n bilinmesi nas›l olur? MURAT: Sabri Bey, yaflanmam›fl bir olay insan için yaflanmam›flt›r. Allah ise zamana ve mekana ba¤l› de¤ildir, zaten zaman› ve mekan› yaratan Kendisi'dir. Bu nedenle Allah için geçmifl, gelecek ve flu an hepsi birdir ve hepsi olup bitmifltir. S‹BEL: O halde kaderini yenmek diye bir fley olamaz. MURAT: Evet Sibel, çok do¤ru ifade ettin. ‹nsan kadere müdahale edemedi¤i gibi kaderinde olmad›¤› sürece bir ad›m bile atamaz. Mesela insan›n ömrü uzamaz veya k›salmaz. Bu, Allah taraf›ndan Kuran'›n Sebe Suresi'nin 30. ayetinde: "De ki: "Sizin için belirlenmifl bir gün vard›r ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne al›nabilirsiniz" fleklinde belirtilmifltir. Buradan da anlafl›laca¤› gibi tesadüfen bir fley olmaz, kazayla veya flans eseri bir olayla karfl›lafl›lmaz. Herfley Allah taraf›ndan belirlendi¤i flekilde, belirlendi¤i vakitte meydana gelir. Bunu engellemek ya da de¤ifltirmek insanlar›n elinde de¤ildir. Yani insanlar›n böyle bir gücü yoktur. TOLGA: ‹nsanlar ölüm, kaza, hastal›k gibi durumlarda ya da ifller


2. Gün

kendi istedikleri flekilde geliflmeyince bir çeflit isyan duygusu yafl›yorlar. fiimdi bunun ne kadar yanl›fl oldu¤unu daha iyi anl›yorum.

MURAT: Seyretti¤imiz her olay, her an Allah taraf›ndan yarat›ld›¤› için bir hikmet, bir hesap ve bir ilim tafl›r. Hiçbir fley bofl yere yarat›lmaz. Mesela bir ifladam› Ankara'ya gitmek için uça¤a biniyor ama son anda cüzdan›n› havaalan›nda unuttu¤unu hat›rlay›p uçaktan iniyor, o olmadan havalanan uçak düflüyor ve böylece ifladam› ölmüyor. Böyle bir durumda kader gerçe¤ini kavramam›fl bir kifli, bu adam için "Ölümden kurtuldu, kaderini de¤ifltirdi." gibi fleyler söyleyecektir. Asl›nda bu kiflinin yaflad›¤› her an onun kaderinin bir parças›d›r. Uça¤a binmesi, cüzdan› unutmas›, uça¤›n düflmesi ve d›flar›dan bakan bir kiflinin yapt›¤› yorumlar hep kaderinde vard›r, bir de¤ifliklik olmam›flt›r. Kader asl›nda tüm hayata hakim olan bir bütün fleklinde yarat›lm›flt›r. Bu kader ilk yaratma an›nda bellidir. TOLGA: Yani biz dünyaya gelmeden önce yaflayaca¤›m›z her olay bellidir, Allah

Yandaki karelerde görülen kiflinin her hareketi, her an› kendisi daha do¤madan çok önce kaderinde belirlenmifltir. Onun yapt›¤› yaln›zca kaderini izlemektir. Arabaya yaklaflmak için att›¤› her ad›m, kolunu kap›ya uzatmas›, kap›y› tutmas›, açmas›, içeri girmesi, oturmas›, kap›y› kapamas› hepsi kaderinde var olan olaylard›r.

77


78

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

taraf›ndan bilinmektedir mi demek istiyorsun?

MURAT: Evet Tolga. Bak bunu sana yine Kuran'dan bir ayet ile aç›klayaca¤›m. Allah insanlara flöyle söylüyor: "Senin içinde oldu¤un herhangi bir durum, onun hakk›nda Kuran'dan okudu¤un herhangi bir fley ve sizin iflledi¤iniz herhangi bir ifl yoktur ki, ona (iyice) dald›¤›n›zda, biz sizin üzerinizde flahidler durmufl olmayal›m. Yerde ve gökte zerre a¤›rl›¤›nca hiçbir fley Rabbinden uzakta (sakl›) kalmaz. Bunun daha küçü¤ü de, daha büyü¤ü de yoktur ki, apaç›k bir kitapta (kay›tl›) olmas›n." (Yunus Suresi, 61) Bu ayetten de anlafl›ld›¤› gibi, yeryüzünde gerçekleflmifl ve gerçekleflecek olan her olay, henüz bu evren yarat›lmadan Allah kat›nda yaz›lm›flt›r. ‹flte bu nedenle de sen henüz dünyaya gelmeden, hatta senin annen, baban, deden bile dünyada yokken senin bugün burada bizimle bu konuflmay› yapaca¤›n Allah taraf›ndan bilinmektedir. S‹BEL: Ben yine kaderin yanl›fl anlafl›lmas›yla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Benim bir tan›d›¤›m deri kanserine yakalanm›flt›, çok az ömrü kald› deniyordu ama yurt d›fl›nda tedavi gördü ve iyileflti. O s›ralarda böyle yorumlarla daha s›k karfl›lafl›yordum. "Ölümü yendi", "ömrü uzad›" gibi fleyler söylüyorlard›. MURAT: Sizin de anlad›¤›n›z gibi ömrün uzamas› veya k›salmas› söz konusu de¤ildir. Hasta olan kifli kaderinde hasta oldu¤unu, ölüme yak›n oldu¤unu, tedavi oldu¤unu ve iyileflti¤ini görür. Bütün bu olaylar belirli bir s›rada ilerler ama asl›nda tümünün sonucu bafltan bellidir. Bu gerçe¤i ö¤renince, bize karmafl›k gelen ancak çözemedi¤imiz birçok konunun kolayca halloldu¤unu görürüz. Burada en önemli konu, Allah'›n tek mutlak varl›k, tek güç sahibi olmas› ve herfleyi sar›p kuflatmas›d›r. Bu durumda Allah bize flah damar›m›zdan da yak›nd›r. Herfley kontrolü alt›ndad›r, herfley Allah taraf›ndan en güzel flekilde düzenlenip belirlenmifltir. ‹nsan sadece kendi için belirlenmifl kaderi seyreder. Bu ise her türlü maddi veya manevi endifleyi, gelecekle ilgili korkular› yok eder. ‹nsan›n dünyaya yönelik tutku ve h›rslar› önemini yitirir, yaln›zca Allah'›n


2. Gün

79

‹nsan ne ile karfl›lafl›rsa karfl›lafls›n, Allah'›n kendisi için yaratt›¤› kaderi yaflamaktad›r. Bir insan›n hastalanmas› veya kaza geçirmesi de, bunun ard›ndan bir ameliyat geçirip hayati tehlikeyi atlatmas› da, ve ard›ndan yaflad›¤› her türlü olay da kaderinde önceden yaz›l›d›r. Kaza geçirip iyileflen bir insan "kaderini yenmemifltir"; kaderinde kaza geçirip iyileflmek oldu¤u için bu olaylar› yaflam›flt›r.

r›zas› önem kazan›r. Böylece insan, olaylar› gerçek anlam›yla ve do¤ru bir flekilde görüp yorumlar. Herfleyin yarat›c›s› ve mutlak hakimi üstün yarat›c› olan Allah'›n gücünün ve hakimiyetinin fark›na var›r.

TOLGA: Bu anlatt›klar›n çok hassas ve çok önemli konular. Bunu yanl›fl anlayanlar, yanl›fl yorumlayanlar olmufl mu geçmiflte? MURAT: Çok hakl›s›n! Tarihte bu tür sapk›n anlay›fllar olmufl. Mesela baz› ak›mlar konuya tek aç›dan bakm›fl ve "ibadete ne gerek var, zaten herfleyi Allah yap›yor" demifller ve ibadetleri terk etmifllerdir. Baz›lar› ise


80

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

"insan bofluna u¤rafl›yor" diyerek miskin bir davran›fl› benimsemifl, hiçbir fley için çaba göstermez olmufllard›r. Daha da sapk›n bir görüfle sahip olanlar ise kendilerini (Allah'› tenzih ederiz) Allah ile bir görecek derecede ileri gitmifllerdir. Bu tarz sapk›n görüfllere kap›lan kiflilerle ilgili olarak Enam Suresi'nin 148. ayetinde, "fiirk koflanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz flirk koflard›k, ne atalar›m›z ve hiçbir fleyi de haram k›lmazd›k." Onlardan öncekiler de, bizim zorlu-azab›m›z› tad›ncaya kadar böyle yalanlad›lar. De ki: "Sizin yan›n›zda, bize ç›karabilece¤iniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktas›n›z ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz.", denilerek zan üzerine hareket eden bu tarz kiflilerin asl›nda yalanc› olduklar› vurgulanm›flt›r.

S‹BEL: Bu çok önemli bir nokta. Biraz daha detayland›rabilir misin? MURAT: Burada bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Allah dünyada bir imtihan ortam› yaratm›fl ve insanlara elçiler ve kitaplar göndererek onlara do¤ru yolu ve sorumluluklar›n› bildirmifltir. Biz, beden görüntüsüyle ba¤l› oldu¤umuz bu imtihan ortam›nda Allah'›n bize bildirdi¤i flekilde davranmakla yükümlüyüz. Yani biz bu görüntülere verdi¤imiz tepkilerin sorumlulu¤unu tafl›yoruz. Ahirette, bu görüntü ortam›nda yapt›¤›m›z fleylerin karfl›l›¤›n› cennet veya cehennem olarak görece¤iz. S‹BEL: Hem hiçbir fleyi biz yapm›yoruz hem de yap›yoruz öyle mi? MURAT: Sibel konunun iki yönü var; birincisi zahiri yani görünen yönü. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda insan her yapt›¤› fleyden sorumludur. Biz, beden görüntüsüyle bu dünyaya ba¤l›y›z ve ruhumuz bu görüntü dünyas›nda meydana gelen olaylardan etkileniyor. Allah bize böyle bir his veriyor. Yani ac›k›nca beden görüntüsünü yemek görüntüsüyle doyurmak zorunday›z. Beden hastalan›nca, doktor ve ilaç görüntülerine baflvurmal›y›z, yorulunca uyumak ve dinlenmek zorunday›z. Bütün bu olaylar›n ve hislerin yarat›l›fl›nda sonsuz bir ilim ve hikmet vard›r. ‹flte bu nedenle ilk bak›flta bize bu flekilde görünen hayat›n esas anlam›n› anlamak ve gerçe¤i görmek olay›n ikinci, yani bat›ni yönüdür. Bu gerçe¤i keflfeden insan


2. Gün

81

asl›nda Allah'tan ba¤›ms›z hiçbir gücü olmad›¤›n›, sadece zihnindeki dünya ile muhatap oldu¤unu ve tüm gücün Allah'a ait oldu¤unu anlar. Böylece hayata ve dünyaya gerçek de¤erini verir.

TOLGA: Yani bu konuyu bilen bir insan da hastalan›r, doktora gider, ilaç içer ama bunlar› yaparken asl›nda kaderini seyretti¤ini, bu olaydaki hikmeti, hastal›¤› verenin ve iyilefltirenin Allah oldu¤u fark eder ve tepkileri de buna göre olur de¤il mi? MURAT: Tebrikler Tolga. Senin de söyledi¤in bu konu fiuara Suresi'nde flu flekilde bildiriliyor: "Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur. Bana yediren ve içiren O'dur. Hastaland›¤›m zaman bana flifa veren O'dur. Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur. Din (ceza) günü hatalar›m› ba¤›fllayaca¤›n› umdu¤um da O'dur." (fiuara Suresi, 78-82) Bütün gücün Allah'a ait oldu¤unu, Allah'tan baflka dost ve yard›mc› olmad›¤›n› anlayan insan bu sayede, Allah inanc›nda ve ibadetlerinde tam bir samimiyeti yakalar. Bu olay›n fluurunda oldu¤u sürece dünyan›n y›k›c› ve bozucu etkilerinden kurtulmufl olur. ‹laç içer ama iyilefltirenin Allah oldu¤unu bilir, yemek yer ama doyuran›n Allah oldu¤unu bilir yani ayn› hayat› yaflamaya, gerçe¤in fark›nda olarak devam eder. SABR‹: Murat çok güzel, çok do¤ru söylüyorsun ama flimdi beni bu dünyaya ba¤layan evim, iflim, bunca y›ld›r kazand›¤›m mal mülk, ben ölünce ad›m›, soyumu devam ettirecek olan çocuklar›m hakk›nda bir fley söylemedin. E¤er bu söylediklerini kabul edersem bunlar›n as›llar›yla muhatap olmad›¤›m›, yaln›zca zihnimdeki kopyalar›yla muhatap oldu¤umu kabul etmem gerekiyor. MURAT: Sabri Bey, isterseniz bugün biraz bu konufltuklar›m›z üzerinde düflünün ve yar›n yapaca¤›m›z son sohbete mutlaka kat›l›n. Çünkü yar›n anlataca¤›m fleylerin büyük bir k›sm› sizi ve sizin gibi düflünenleri ilgilendiriyor.


Yunanlılardan beri, filozoflar "makinenin içindeki hayalet", "küçük insanın içindeki küçük insan", vb. üzerine düşünüp durmuşlardı. Ben" -beyni kullanan varlıknerededir? Asıl bilmeyi gerçekleştiren kim? Assisi'li Aziz Francis'in de söylemiş olduğu gibi: "Aradığımız şey bakanın ne olduğudur." 10 Karl Pribram10


84

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

SABR‹: Tabii, zevkle kat›l›r›m. Zaten bu kadar aç›k bir gerçe¤i kabul etmemek niyetinde de¤ilim; bu, göz göre göre gerçekten kaçmak olur. Ama tam olarak ö¤renmek istedi¤im birkaç detay daha var.

TOLGA: Herfleyin zihnimde oluflan alg›lar oldu¤u, d›fl dünya ile asla muhatap olamad›¤›m, ruh ve Allah'›n varl›¤› konusunda benim akl›mda bir soru iflareti kalmad› ama umar›m konuyu daha da ilerletebiliriz. Bu arada ben de yeni sorular haz›rlar›m.

S‹BEL: Murat, böyle muhteflem bir gerçek neden baz› insanlar› tedirgin ediyor? Hem de gerçeklere karfl› kula¤›n› t›kaman›n, gözünü kapaman›n bir faydas› olmad›¤› halde!

MURAT: Bunu düflünmek için bir gün vaktin var, yar›n bulufltu¤umuzda san›r›m bütün sorular›n cevab›n› vermifl olacaks›n.


3. Gün

85

3. gün Sabri Bey'in evinde geçer…

SABR‹: Çocuklar belki bana k›z›yorsunuz ama biraz da beni anlamaya çal›fl›n. E¤er iyi niyetli bir insan olmasam bugüne kadar her görüflmeye gelip bu konular› ö¤renmeye çal›fl›r m›yd›m? Ben de gerçekleri ö¤renmek istiyorum ama insan›n yafl› ilerledikçe baz› fleyler daha zor oluyor. MURAT: Sabri Bey öyle söylemeyin, kimse size k›zm›yor. Dün konufltuklar›m›z› hat›rlay›n, bir fleyi anlamak veya anlamamak, kabul etmek veya etmemek sizin kaderinizde. Ve hiç kimsenin bu kaderi de¤ifltirmeye gücü yetmez. ‹flte bunu çok iyi bildi¤imiz için bizim sorumlulu¤umuz gerçekleri size anlatmak. Ama seçim hakk› size aittir. S‹BEL: Murat hakl›. TOLGA: Murat yan›nda bir kitap getirmiflsin, bugün hangi konuyu konuflaca¤›z? MURAT: Bu kitap Kuran. Daha önce size Kuran'dan verdi¤im örnekleri hep ezberden okumufltum bu sefer siz de okuyup kendi gözlerinizle görün diye yan›mda getirdim. Bugün e¤er siz de kabul ederseniz insanlar›n maddesel dünyan›n gerçek mahiyetini bilmeden davran›nca hangi güç durumlarda kald›klar› ve gerçe¤i ö¤renince gösterdikleri tepkilerin sebepleri hakk›nda konuflal›m. S‹BEL: Bunlar ayn› zamanda benim sorular›m›n da cevab›. TOLGA: Anlatacaklar›n› duymak için sab›rs›zlan›yorum. MURAT: fiimdi size Kuran'dan baz› ayetler okuyaca¤›m. Bu ayetler üzerine konuflurken iki gündür konufltu¤umuz bütün konular› bir daha gözden geçirmifl olaca¤›z. fiu ana kadar konufltuklar›m›z hakk›nda e¤er bir tereddüt tafl›yorsan›z bunu da söylemenin tam s›ras›.


86

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

TOLGA: Ben ö¤rendi¤im fleyler karfl›s›nda söyleyecek bir fley bulam›yorum. Hem gözümün önünde duran gerçe¤i ö¤rendim hem de bütün hayata bak›fl›m tersine döndü. ‹nsan düflündükçe bu konuyu hayat›n›n her alan›na yayma imkan› buluyor. Yaflad›¤›m her an benim için önemli, anlaml› bir hale geldi. Herfleyi bir mucize gibi görmeye bafllad›m. Ama çok eksi¤im oldu¤unun da fark›nday›m. S‹BEL: Ben zaten inançl› bir insand›m ama benim inanç olarak gördü¤üm fleyle, gerçekten Allah'a iman etmek, O'nu her yerde görmek, O'nun bütün varl›¤›n›n, gücünün, s›fatlar›n›n fark›na varmak aras›nda çok büyük bir fark var. Ben sadece bafl›ma bir ifl geldi¤inde ya da bir s›nava girece¤im zaman dua ederdim. Ramazan gelince ailece oruç tutard›k, bazen de ölümü hat›rlay›p korku duyard›m ama flimdi Allah'› çok daha fazla anmam ve düflünmem gerekti¤ini anl›yorum. Çevremdeki insanlar›n hemen hemen hepsi bu flekilde yafl›yor, bu flekilde düflünüyor. Ben bir an önce herfleyi ö¤renip aileme, dostlar›ma anlatmak istiyorum. Zaten bir iki gündür bende bir de¤ifliklik oldu¤unun da fark›ndalar. MURAT: Sabri Bey… SABR‹: Ben bu konuda konuflmak istemiyordum ama yine de söyleyeyim. Tamam teknik olarak hiçbir flüphem kalmad› ama bu ö¤rendi¤im fleyleri günlük hayata geçirmekte biraz zorland›m. Yani u¤raflt›¤›m, zihnimi meflgul eden o kadar çok konu var ki bu gerçe¤i akl›mda tutam›yorum. MURAT: ‹sterseniz bu söylediklerinizi akl›n›zda tutun, birazdan konuflal›m. SABR‹: Nas›l istersen. MURAT: Daha önce söyledi¤im gibi, Kuran'da Allah'›n tek güç sahibi oldu¤u, herfleyi sar›p kuflatt›¤› ve herfleyin tek hakimi oldu¤u konusunda çok say›da ayet var. Ben size bunlardan baz›lar›n› okuyaca¤›m. ‹lk


Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir... (En'am Suresi, 104)


88

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

önce Bakara Suresi'nin 255. ayetini okuyorum: "Allah... O'ndan baflka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. ‹zni olmaks›z›n O'nun kat›nda flefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalar›ndakini bilir. (Onlar ise) Diledi¤i kadar›n›n d›fl›nda, O'nun ilminden hiçbir fleyi kavray›p-kuflatamazlar. O'nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplay›p-kuflatm›flt›r. Onlar›n korunmas› O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür." Bu ayet ve bu konudaki di¤er ayetlerde Allah'›n s›fatlar› belirtiliyor ve az önce konufltu¤umuz, halk aras›nda yanl›fl bilinen anlay›fl›n aksine, Allah'›n her an her olay› kontrol etti¤i, her an her yerde oldu¤u ve mutlak varl›¤› belirtiliyor. Bu konuyla ilgili di¤er bir ayette, Bakara Suresi'nin 115. ayetinde de, "Do¤u da Allah'›nd›r, bat› da. Her nereye dönerseniz Allah'›n yüzü (k›blesi) oras›d›r. fiüphesiz ki Allah kuflatand›r, bilendir" deniliyor.

S‹BEL: Bir Müslüman olmama ra¤men bugüne kadar bir kere bile Kuran'› okumad›m. Bu konunun Kuran'da bu kadar aç›k anlat›ld›¤›n› da tahmin etmiyordum. MURAT: ‹nsanlar do¤rular› ö¤renmek için Allah'›n insanlara indirdi¤i Kitab› okumak yerine kulaktan dolma bilgilere itibar ediyorlar. Oysa bu son derece hatal› bir davran›fl. Her insan Kuran'dan sorumludur ve Kuran'› okumak, ayetlerini ö¤renmek ve uygulamakla yükümlüdür. Ama zaten siz bunun önemini art›k anlad›n›z diye düflünüyorum. SABR‹: ‹tiraf etmeliyim ki Sibel gibi ben de bu yafl›ma kadar bir kere bile Kuran okumad›m. Halbuki çok da imkan›m olmufltu. MURAT: Geç kalm›fl de¤ilsiniz. Gerçe¤i ö¤renmenin, hatadan dönmenin yafl› yok. SABR‹: Hakl›s›n.


‹nsan, bu anlat›lanlar do¤rultusunda biraz derin düflünürse, bu hayret verici, ola¤anüstü durumu kendisi de aç›kça fark eder. Yani, dünyadaki bütün olaylar›n bir hayalden ibaret oldu¤unu...

MURAT: Bizi ve herfleyi yaratan Allah, Kuran ve elçileri vas›tas›yla bize do¤ru olan›, güzel olan›, yanl›fl ve kötü olan› aç›kça bildirmifltir. Burada sadece birkaç tanesini okudu¤umuz ayetlerin d›fl›nda, Kuran'da hayat›m›z›n her yönünde bize rehberlik edecek, do¤ru yolu gösterecek ö¤üt-


90

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

ler vard›r. ‹nsan›n en önemli ifli, Yarat›c›s›'ndan gelen bütün ö¤ütleri, emirleri, yasaklar›, mesajlar› en iyi flekilde ö¤renip, anlay›p uygulamaya çal›flmakt›r. Bunun önünde bir mazeret olmaz. Aksi halde Nur Suresi'nin 39. ayetinde: "‹nkar edenler; onlar›n amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su san›r. Nihayet ona ulaflt›¤›nda bir fley bulamaz ve yan›nda Allah'› bulur. (Allah da) Onun hesab›n› tam olarak verir. Allah, hesab› çok seri görendir" fleklinde belirtildi¤i gibi, hayal olan bir hayat› fluursuzca yaflay›p piflman olaca¤› bir sonla karfl›laflmas› pek muhtemel olacakt›r.

SABR‹: Arkadafllar daha fazla tereddüt etmenin manas›z oldu¤unu anl›yorum. Asl›nda üç gündür bu iflin sonuçlar›n› tahmin ediyordum, konufltu¤umuz fleylerde bir aç›k nokta, tek bir hata dahi bulamad›m. Ve sonuçta tereddüt etmekle kendimi kand›rd›¤›m› anlad›m. Evet gerçeklerden korktu¤umu itiraf etmem gerekiyor. Belki sizin kaybedecek fazla bir fleyiniz yok ama ben y›llard›r sahip oldu¤um herfleyi bir anda kaybetmek istemiyordum. Benimkisi mal›n›, mülkünü, çocuklar›n›, ailesini, iflini, bir anda elinden kaç›ran bir insan›n mant›ks›z itirazlar›ndan baflka bir fley de¤ildi ancak kendisini kand›rmaya çal›flan bir insan›n bu tavr› gerçe¤i de¤ifltirmiyor. MURAT: Sabri Bey sizi tebrik ediyorum. ‹nan›n sizin verdi¤iniz tepkiyi veren insan say›s› çok az. Ancak bir fley yanl›fl anlafl›l›yor galiba. Siz hiçbir fley kaybetmifl olmuyorsunuz. Aksine çok büyük bir kazanç içine giriyorsunuz. Çünkü sahip oldu¤unuz herfleyin size Allah taraf›ndan verilmifl nimetler oldu¤unu anl›yorsunuz. Dünyadaki imtihan ortam› içinde Allah'›n sizi bu güzel nimetlerle denedi¤ini, bunlar› cenneti kazanman›z için bir araç olarak size verdi¤ini ö¤reniyorsunuz. Sak›n unutmay›n, herfleyi zihninde yaflad›¤›n› ö¤renen bir insan asl›nda hiçbir fley kaybetmez, aksine olaylar›n gerçek yüzünü anlad›¤› için büyük bir kazanç elde eder. Mesela bir görüntü ile muhatap oldu¤unu, herfleyin Allah taraf›ndan kendisine izlettirildi¤ini kavrayan bir insan bu bilgiye göre hareket edince, sahip oldu¤u fleylere lay›k olduklar› kadar de¤er verir. As›l ra¤bet


3. Gün

91

etmesi gerekenin Rabbimiz oldu¤unu unutmaz. Üstelik herfleyin Allah'tan gelen bir nimet oldu¤unu bildi¤i için kendisine verilen tüm nimetlerden çok daha büyük bir haz duyar. Bu nimetlere durmaks›z›n flükreder. Ama ayn› zamanda hepsinin bir deneme konusu oldu¤unu da bilir ve hiçbirini sahiplenmez, tutkuya, h›rsa kap›lmaz. Böylece Allah'›n istedi¤i gibi bir hayat sürerek ölümden sonra daha güzel bir hayat› seyretmeye bafllar.

SABR‹: Hiç bu aç›dan düflünmemifltim. MURAT: Enam Suresi'nin 70. ayetinde, Allah "Dinlerini bir oyun ve e¤lence (konusu) edinenleri ve dünya hayat› kendilerini ma¤rur k›lanlar› b›rak. Onunla (Kur'an'la) hat›rlat ki, bir nefis, kendi kazand›klar›yla helake düflmesin; (böylesinin) Allah'tan baflka ne bir velisi, ne bir flefaatçisi vard›r; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. ‹flte onlar, kazand›klar› nedeniyle helake u¤rayanlard›r" fleklinde buyurmufltur. Bu ayetten anlafl›laca¤› gibi kibirli, kendini be¤enmifl hatta kendini adeta bir ilah gibi gören baz› kifliler, asl›nda sinema perdesindeki bir görüntü gibi hayal olduklar›n› anlad›klar›nda o gururun yerini büyük bir acizlik ve küçüklük duygusu al›yor. Dünya sevgisi ile gözü dönenler, sahip olduklar› herfleyin bir hayal oldu¤unu görünce dünyan›n, çocuklar›n›n, makamlar›n›n, servetlerinin, çevresinde güç sahibi olarak gördü¤ü arkadafllar›n›n hepsinin Allah'a ait oldu¤unu, Allah'›n hakimiyeti alt›nda oldu¤unu anlay›p derinden sars›l›yorlar. Bu durumda da iki tane seçimleri oluyor. Ya madde ve dünyaya olan tutkular› sona eriyor ve Allah'a yöneliyorlar ya da tam tersine bu gerçe¤i unutmaya çal›fl›p dünyaya daha çok sar›l›yorlar. Ama kendi kendilerini kand›rd›klar›n› bildikleri için de hep huzursuz, gerilimli ve azap dolu bir yaflam sürüyorlar. SABR‹: Ben do¤ru olan› seçiyorum Murat. Tabii ki gerçeklerden kaçman›n faydas› olmad›¤›n› çok iyi anlad›m. Ama bu anlatt›klar›n kalbimi daha da pekifltirdi.


92

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

MURAT: Gerçekten de siz do¤ru olan› seçmifl gözüküyorsunuz. Zaten güzel olan gerçek oland›r. S‹BEL: Murat, gördü¤ü görüntüyü beyninin içinde gördü¤ünü anlamayan veya anlamazl›ktan gelen birçok insan var bildi¤im kadar›yla. Bunlar yazar, bilim adam›, profesör olarak itibar görüyor. Özellikle bu konuyu teknik yönden eksiksiz bilen bu kifliler, bu konuyu anlatm›yorlar ya gizliyorlar ya da bu konuyu bilen bir insan gibi davranm›yorlar. Mesela t›p ve biyoloji alan›nda uzmanlaflm›fl kifliler bile bu konuyu bilmiyor mu? MURAT: Sibel asl›nda bu sorunun cevab›n› biraz önce Sabri Bey verdi. Elbette birçok insan bu konuyu bir flekilde biliyor. E¤er bu konu tek bafl›na görüntülerin beyinde oldu¤uyla s›n›rl› kalsayd› emin ol flu an herkes kabul ediyor olurdu. Ancak d›fl dünya ile muhatap olamad›¤›n›, herfleyi beyninin içinde alg›lad›¤›n› anlayan bir insan hemen ikinci aflamay›, yani bu görüntüleri Allah'›n yaratt›¤›n› ister istemez fark ediyor. Bütün hayat›n› sahip oldu¤u ve arzu etti¤i maddi de¤erlerin üzerine kurmufl bir insan bu durumda gerçekleri anlamazl›ktan gelmeye yöneliyor. Çünkü bu gerçekler ona, Allah'›n ve buna ba¤l› olarak hesap gününün, cennet ve cehennemin varl›¤›n› da hat›rlat›yor. E¤er karfl›m›zdaki fluurlu ve vicdanl› bir insansa hayat›n› bu gerçe¤e göre yeniden düzenliyor. Bu durumda bir sorun ç›km›yor ancak baz› insanlar bu olay› fark edince pani¤e kap›l›p kendilerini kand›rmay› tercih ediyorlar. Bu gerçek onlara korku ve endifle veriyor. Sabri Bey'in de söyledi¤i gibi sanki unutmakla veya gözünü kapatmakla gerçeklerden kurtulacaklar›n› düflünüyorlar. Gerçekleri kavrayamayan insanlar›n durumuna Rum Suresi'nde flu flekilde dikkat çekiliyor: "Onlar, dünya hayat›ndan (yaln›zca) d›flta olan› bilirler. Ahiretten ise gafil olanlard›r". (Rum Suresi, 7) SABR‹: Ben kendimden biliyorum, insan tutkular›na esir oluyor. Yani baz› fleyleri fark ediyorsun ama sahiplendi¤in fleylerin hiçbiri üzerinde bir hakimiyetin olmad›¤›n›, herfleyin seni de yaratm›fl olan Allah'›n kontrolü alt›nda oldu¤unu düflünmek ilk anda biraz de¤iflik oluyor. Bir de kendini çok güçlü, çok zeki, baflar›l› ve mevki sahibi bir ifladam› olarak


De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (En'am Suresi, 12)


94

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

gördü¤ünde "bafl›n göklerde oluyor". Böyle bir insana asl›nda "yaflad›¤›n herfley zihninde, bu paralar›n, fabrikalar›n, iflçilerin, sekreterlerin, mallar›n, evlerin, arabalar›n as›llar›yla muhatap de¤ilsin." dedi¤inde h›rslar› devreye giriyor.

MURAT: Yani, ayette "Kad›nlara, o¤ullara, kantar kantar y›¤›lm›fl alt›n ve gümüfle, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu flehvet insanlara 'süslü ve çekici' k›l›nd›. Bunlar, dünya hayat›n›n meta›d›r. As›l var›lacak güzel yer Allah kat›nda oland›r." (Al-i ‹mran Suresi, 14) fleklinde belirtildi¤i gibi. SABR‹: Evet tam da ayette söylendi¤i gibi. MURAT: Kuran'da fleytan anlat›l›rken onu azd›r›p Allah'a isyan ettiren sebeplerin bafl›nda madde sevgisi ve mutlak varl›k olma h›rs› vurgulanmaktad›r. Bu fleytani tutku insan› büyük bir h›rsla dünyaya ba¤lamak ister. Hayal olmak "hiç"lik olmak, azametli, gururlu insanlar›n asla kabul etmeyecekleri bir gerçektir. Öyle bir gerçek ki reddi mümkün de¤il, yaflanarak ispatlan›yor ancak buna ra¤men dünya h›rs› ve onu kaybetme ihtimali baz› kiflilerin bu apaç›k hakikati düflünmesini engeller. Kuran'da fleytan›n kendini be¤enmiflli¤i ve azg›nl›¤› özellikle vurgulanm›flt›r. Bak›n okuyorum: "Onlar da ‹blis'in d›fl›nda secde ettiler. O secde edenlerden olmad›. (Allah) Dedi ki: Sana emretti¤imde seni secde etmekten al›koyan neydi? (‹blis ) Dedi ki: Ben ondan daha hay›rl›y›m; Beni ateflten yaratt›n onu ise çamurdan yaratt›n." (Araf Suresi, 11-12) S‹BEL: Murat bu önemli gerçekleri bize sab›rla anlatt›¤›n için sana çok teflekkür ediyorum. Bu konu üzerinde çok düflünmüfltüm ve eksik kalan hiçbir detay olmamas›n› istiyorum. Allah'›n izniyle bugün akl›mda hiçbir soru iflareti, hiçbir belirsizlik kalmad›. MURAT: As›l ben bu güzel sohbet için teflekkür ederim. Ancak acele etme Sibel, hala anlatmak istedi¤im birkaç fley daha var. ‹sterseniz gelin biraz televizyonu aç›p seyredelim. Bu konuyla ilgili birkaç örnek daha ç›kabilir karfl›m›za.


3. Gün.

95

TOLGA: Bak›n en sevdi¤im flov program› bafllad›. Televizyonda bir flov program› var, flimdi düflünüyorum da birisi buradaki sunucuya gidip gerçekleri anlatsa, yani bu seyircilerin, onu göklere ç›kartan bu kalabal›¤›n asl›nda beyninde oldu¤unu, alk›fl seslerinin, peflindeki say›s›z gazetecinin, kendi güzelli¤inin, mal›n›n, ailesinin de ayn› flekilde zihninde canlanan görüntüler oldu¤unu, flu an asl›nda Allah'›n huzurunda oldu¤unu, herkesin övdü¤ü zekas›n›n bile kendisine ait olmad›¤›n› söylese ne tepki verirdi merak ediyorum. S‹BEL: Herhalde o kadar hofluna gitmezdi… Bak bu kanalda da ekonomi konusunda aç›k oturum var. Onlar›n durumu daha da zor. Bütün ekonominin, paralar›n, bankalar›n, enflasyonun, müflterilerin, IMF'nin seyrettikleri bir görüntü oldu¤unu onlara nas›l anlat›rs›n bilmiyorum? Ciddi ciddi konufluyorlar, ç›k›p "bunlar sizin zihninizde, bu h›rslardan uzaklafl›n, yaln›zca Allah'›n r›zas›n› arayan bir yaflama yönelin." desen, elinden oyunca¤› al›nm›fl çocuk gibi k›zabilirler… MURAT: Evet hakl›s›n Sibel. Bu insanlar›n en büyük hatas›, gerçekleri unutup dünyaya h›rsla ba¤lanmalar›. Halbuki insanlar Allah'a teslim olsa, O'na güvenip dayansalar, gerçeklerden kaçmay› b›raksalar çok mutlu, huzurlu olur ve güven içinde yaflarlar. Allah, Kendisi'ne yönelen insanlara daima do¤ru yolu gösterir, sorunlar› varsa en güzel çözümleri onlara verir. Bak›n bu konuda bir ayet okumak istiyorum size: …Kim Allah'tan korkup-sak›n›rsa, (Allah) ona bir ç›k›fl yolu gösterir; Ve onu hesaba katmad›¤› bir yönden r›z›kland›r›r. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçeklefltirendir… (Talak Suresi, 2-3) S‹BEL: Çok önemli bir gerçek bu. Yani flu televizyonda izledi¤imiz insanlar dünyevi h›rslar›n› b›rak›p Allah'a yönelirlerse ancak içinde bulunduklar› s›k›nt›l› durumdan kurtulabilirler. MURAT: Evet Sibel. Ayr›ca biraz önce söyledi¤in gibi, bir hayalden baflka bir fley olmayan fleyler sanki varm›fl gibi davranan bu insanlar, için-


96

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

de bulunduklar› durumu fark etseler herhalde çok zor durumda kal›rlar. Bir hayal peflinde ömrünü geçirip en sonunda durumu fark eden bir insan›n piflmanl›¤›n›, küçük düflmüfllü¤ünü tarif etmek mümkün de¤il. Bak›n Kehf Suresi'nde bu kiflilerin durumu nas›l aç›klan›yor: De ki: "Davran›fl (ameller) bak›m›ndan en çok hüsrana u¤rayacak olanlar› size haber vereyim mi? Onlar›n, dünya hayat›ndaki bütün çabalar› bofla gitmiflken, kendilerini gerçekte güzel ifl yapmakta san›yorlar. (Kehf Suresi, 103-104)

SABR‹: Tüm hayat›m› yeniden gözden geçirmem ve kendimi Allah'a teslim etmem gerekti¤ini art›k çok iyi anl›yorum. S‹BEL: Ben de ö¤rendiklerimden sonra eski ben olmayaca¤›m. Murat'›n söyledi¤i gibi yeni bir hayata bafllam›fl durumday›m. Ö¤rendi¤im fleyleri düflünüp hayata geçirece¤im. Allah'tan baflka bir güç sahibi olmad›¤› için öncelikle O'nu tan›makla, O'na yak›n olmakla ve O'nun istedi¤i gibi davranmakla bafllayaca¤›m. Tabii tüm bunlar› yapabilmek için hemen bir Kuran alaca¤›m ve Allah'›n benden istediklerini ö¤renece¤im. TOLGA: Bu durumda demek ki hepimiz ayn› fikirdeyiz. fiu üç gün içinde bütün dünyam, bütün planlar›m de¤iflti. Ben bir ö¤retim görevlisi oldu¤um için üzerimde ayr›ca büyük bir sorumluluk da hissediyorum. Ö¤rendi¤im bu gerçe¤i daha da derinlefltirip bilmeyenlere anlatmak benim için en önemli vicdani sorumluluk haline geldi. MURAT: Arkadafllar, unutmay›n ki birkaç gün içinde çok önemli gerçekler üzerinde konufltuk. Ben size bu gerçekleri anlat›yor gibi gözükmüfl olabilirim. Oysaki ben de sizlerle birlikte dinledim. Hiçbir insan›n konuflma, düflünme gücü yoktur. Allah insan›n kaderinde neyi tespit etmiflse onu konuflur ve onu düflünür. Allah bizlere bu konuflmalarla Kendi kudretini anlatm›fl, hat›rlatm›fl oldu. Bunu anlad›ktan sonra hepimiz O'ndan yard›m dilemeli ve Hz. Süleyman gibi, "Rabbim... bana hoflnut olaca¤›n salih bir amelde bulunmam› ilham et ve beni rahmetinle salih kullar›n aras›na kat" (Neml Suresi, 19) diye dua etmeliyiz.


Darwinizm yani evrim teorisi yarat›l›fl gerçe¤ini reddetmek maksad›yla ortaya at›lm›fl, ancak baflar›l› olamam›fl bilim d›fl› bir safsatadan baflka bir fley de¤ildir. Canl›l›¤›n, cans›z maddelerden tesadüflerle olufltu¤unu iddia eden bu teori, evrenin Allah taraf›ndan yarat›lm›fl oldu¤unun ortaya ç›kmas›yla, asl›nda y›k›lm›fl durumdad›r. Evreni yaratan ve en ince ayr›nt›s›na kadar düzenleyen Allah't›r. O halde canl›lar›n Allah taraf›ndan yarat›lmad›klar›n›, tesadüflerin ürünü olduklar›n› savunan evrim teorisinin de do¤ru olmas› mümkün de¤ildir. Nitekim evrim teorisini inceledi¤imizde, gerçekten bu teorinin bilimsel bulgular taraf›ndan reddedildi¤ini görürüz. Canl›l›kta var olan tasar›m, cans›z dünyadaki tasar›mdan daha da kompleks ve çarp›c›d›r. Örne¤in cans›z dünyada atomlar›n ne kadar hassas dengelerle düzenlendiklerini inceleyebiliriz, dahas› canl› dünyada bu atomlar›n ne denli karmafl›k tasar›mlarla bir araya getirildiklerini, bunlar kullan›larak yap›lan protein, enzim ve hücre gibi yap›lar›n ne denli ola¤anüstü mekanizmalar olduklar›n› gözlemleyebiliriz. ‹flte canl›l›ktaki bu ola¤anüstü tasar›m, 20. yüzy›l›n sonunda Darwinizm'i geçersiz k›lm›fl durumdad›r. Bu konuyu di¤er baz› çal›flmalar›m›zda çok ayr›nt›l› olarak ele ald›k ve almaya devam ediyoruz. Ancak önemi aç›s›ndan burada da özetlemekte yarar vard›r.

Darwin'i Y›kan Zorluklar Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ö¤reti olmas›na karfl›n, kapsaml› olarak 19. yüzy›lda ortaya at›ld›. Teoriyi bilim dünyas›n›n gündemine sokan en önemli geliflme, Charles Darwin'in 1859 y›l›nda yay›nlanan


98

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Türlerin Kökeni adl› kitab›yd›. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farkl› canl› türlerinin Allah taraf›ndan ayr› ayr› yarat›ld›klar›na karfl› ç›k›yordu. Darwin'e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlard› ve zaman içinde küçük de¤iflimlerle farkl›laflm›fllard›. Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanm›yordu; kendisinin de kabul etti¤i gibi sadece bir "mant›k yürütme" idi. Hatta, Darwin'in kitab›ndaki "Teorinin Zorluklar›" bafll›kl› uzun bölümde itiraf etti¤i gibi, teori pek çok önemli soru karfl›s›nda aç›k veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorluklar›n

Charles Darwin

geliflen bilim taraf›ndan afl›laca¤›n›, yeni bilimsel bulgular›n teorisini güçlendirece¤ini umuyordu. Bunu kitab›nda s›k s›k belirtmiflti. Ancak geliflen bilim, Darwin'in umutlar›n›n tam aksine, teorinin temel iddialar›n› birer birer dayanaks›z b›rakm›flt›r. Darwinizm'in bilim karfl›s›ndaki yenilgisi, üç temel bafll›kta incelenebilir: 1) Teori, hayat›n yeryüzünde ilk kez nas›l ortaya ç›kt›¤›n› asla aç›klayamamaktad›r. 2) Teorinin öne sürdü¤ü "evrim mekanizmalar›"n›n, gerçekte evrimlefltirici bir etkiye sahip oldu¤unu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 3) Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktad›r. Bu bölümde, bu üç temel bafll›¤› ana hatlar› ile inceleyece¤iz.

Afl›lamayan ‹lk Basamak: Hayat›n Kökeni Evrim teorisi, tüm canl› türlerinin, bundan yaklafl›k 3.8 milyar y›l önce ilkel dünyada ortaya ç›kan tek bir canl› hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nas›l olup da milyonlarca kompleks canl› türünü oluflturdu¤u ve e¤er gerçekten bu tür bir evrim gerçekleflmiflse neden bunun iz-


Evrim Yan›lg›s›

99

lerinin fosil kay›tlar›nda bulunamad›¤›, teorinin aç›klayamad›¤› sorulard›r. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basama¤› üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nas›l ortaya ç›km›flt›r? Evrim teorisi, yarat›l›fl› reddetti¤i, hiçbir do¤aüstü müdahaleyi kabul etmedi¤i için, o "ilk hücre"nin, hiçbir tasar›m, plan ve düzenleme olmadan, do¤a kanunlar› içinde rastlant›sal olarak meydana geldi¤ini iddia eder. Yani teoriye göre, cans›z madde tesadüfler sonucunda ortaya canl› bir hücre ç›karm›fl olmal›d›r. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlar›na ayk›r› bir iddiad›r.

"Hayat Hayattan Gelir" Darwin, kitab›nda hayat›n kökeni konusundan hiç söz etmemiflti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlay›fl›, canl›lar›n çok basit bir yap›ya sahip olduklar›n› varsay›yordu. Ortaça¤'dan beri inan›lan "spontane jenerasyon" adl› teoriye göre, cans›z maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canl› bir varl›k oluflturabileceklerine inan›l›yordu. Bu dönemde böceklerin yemek art›klar›ndan, farelerin de bu¤daydan olufltu¤u yayg›n bir düflünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yap›lm›flt›. Kirli bir paçavran›n üzerine biraz bu¤day konmufl ve biraz beklendi¤inde bu kar›fl›mdan farelerin oluflaca¤› san›lm›flt›. Etlerin kurtlanmas› da hayat›n cans›z maddelerden türeyebildi¤ine bir delil say›l›yordu. Oysa daha sonra anlafl›lacakt› ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluflmuyorlar, sineklerin getirip b›rakt›klar› gözle görülmeyen larvalardan ç›k›yorlard›.

Louis Pasteur, evrim teorisinin dayana¤› olan "cans›z madde canl›l›k oluflturabilir" iddias›n› yapt›¤› deneylerle geçersiz k›ld›.


100

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Darwin'in Türlerin Kökeni adl› kitab›n› yazd›¤› dönemde ise, bakterilerin cans›z maddeden oluflabildikleri inanc›, bilim dünyas›nda yayg›n bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitab›n›n yay›nlanmas›ndan befl y›l sonra, ünlü Frans›z biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluflturan bu inanc› kesin olarak çürüttü. Pasteur yapt›¤› uzun çal›flma ve deneyler sonucunda vard›¤› sonucu flöyle özetlemiflti: "Cans›z maddelerin hayat oluflturabilece¤i iddias› art›k kesin olarak tarihe gömülmüfltür." 11 Evrim teorisinin savunucular›, Pasteur'ün bulgular›na karfl› uzun süre direndiler. Ancak geliflen bilim, canl› hücresinin karmafl›k yap›s›n› ortaya ç›kard›kça, hayat›n kendili¤inden oluflabilece¤i iddias›n›n geçersizli¤i daha da aç›k hale geldi.

20. Yüzy›ldaki Sonuçsuz Çabalar 20. yüzy›lda hayat›n kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu y›llarda ortaya att›¤› birtak›m tezlerle, canl› hücresinin tesadüfen meydana gelebilece¤ini ispat etmeye çal›flt›. Ancak bu çal›flmalar baflar›s›zl›kla sonuçlanacak ve Oparin flu itiraf› yapmak zorunda kalacakt›: "Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanl›k noktay› oluflturmaktad›r."12 Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayat›n kökeni konusunu çözüme kavuflturacak deneyler yapmaya çal›flt›lar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikal› kimyac› Stanley Miller taraf›ndan 1953 y›l›nda düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde oldu¤unu iddia etti¤i gazlar› bir deney düzene¤inde birlefltirerek ve bu kar›fl›ma enerji ekleyerek, proteinlerin yap›s›nda kullan›lan birkaç organik molekül (aminoasit) sentezledi. O y›llarda evrim ad›na önemli bir aflama gibi tan›t›lan bu deneyin geçerli olmad›¤› ve deneyde kul-

Alexander Oparin'in hayat›n kökenine evrimci bir aç›klama getirmek için yürüttü¤ü çabalar büyük bir fiyaskoyla sonuçland›.


Evrim Yan›lg›s›

101

lan›lan atmosferin gerçek dünya koflullar›ndan çok farkl› oldu¤u, ilerleyen y›llarda ortaya ç›kacakt›.13 Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kulland›¤› atmosfer ortam›n›n gerçekçi olmad›¤›n› itiraf etti.14 Hayat›n kökeni sorununu aç›klamak için 20. yüzy›l boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep baflar›s›zl›kla sonuçland›. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü jeokimyac› Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 y›l›nda yay›nlanan bir makalede bu gerçe¤i flöyle kabul eder: "Bugün, 20. yüzy›l› geride b›rak›rken, hala,

En son evrimci kaynaklar›n da kabul etti¤i gibi, hayat›n kökeni, hala evrim teorisi için büyük bir açmazd›r.

20. yüzy›la girdi¤imizde sahip oldu¤umuz en büyük çözülmemifl problemle karfl› karfl›yay›z: Hayat yeryüzünde nas›l bafllad›? "15

Hayat›n Kompleks Yap›s› Evrim teorisinin hayat›n kökeni konusunda bu denli büyük bir açmaza girmesinin bafll›ca nedeni, en basit san›lan canl› yap›lar›n bile inan›lmaz derecede karmafl›k yap›lara sahip olmas›d›r. Canl› hücresi, insano¤lunun yapt›¤› bütün teknolojik ürünlerden daha karmafl›kt›r. Öyle ki bugün dünyan›n en geliflmifl laboratuvarlar›nda bile cans›z maddeler bir araya getirilerek canl› bir hücre üretilememektedir. Bir hücrenin meydana gelmesi için gereken flartlar, asla rastlant›larla aç›klanamayacak kadar fazlad›r. Hücrenin en temel yap› tafl› olan proteinlerin rastlant›sal olarak sentezlenme ihtimali; 500 aminoasitlik ortalama bir protein için, 10950'de 1'dir. Ancak matematikte 1050'de 1'den küçük olas›l›klar pratik olarak "imkans›z" say›l›rlar. Hücrenin çekirde¤inde yer alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekülü ise, inan›lmaz bir bilgi bankas›d›r. ‹nsan DNA's›n›n içerdi¤i bilginin,


102

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

e¤er ka¤›da dökülmeye kalk›lsa, 500'er sayfadan oluflan 900 ciltlik bir kütüphane oluflturaca¤› hesaplanmaktad›r. Bu noktada çok ilginç bir ikilem daha vard›r: DNA, yaln›z birtak›m özelleflmifl proteinlerin (enzimlerin) yard›m› ile efllenebilir. Ama bu enzimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler do¤rultusunda gerçekleflir. Birbirine ba¤›ml› olduklar›ndan, efllemenin meydana gelebilmesi için ikisinin de ayn› anda var olmalar› gerekir. Bu ise, hayat›n kendili¤inden olufltu¤u senaryosunu ç›kmaza sokmaktad›r. San Diego California Üniversitesi'nden ünlü evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisinin Ekim 1994 tarihli say›s›nda bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: "Son derece kompleks yap›lara sahip olan proteinlerin ve nükleik asitlerin (RNA ve DNA) ayn› yerde ve ayn› zamanda rastlant›sal olarak oluflmalar› afl›r› derecede ihtimal d›fl›d›r. Ama bunlar›n birisi olmadan di¤erini elde etmek de mümkün de¤ildir. Dolay›s›yla insan, yaflam›n kimyasal yollarla ortaya ç›kmas›n›n asla mümkün olmad›¤› sonucuna varmak zorunda kalmaktad›r. "16

Kuflkusuz e¤er hayat›n do¤al etkenlerle ortaya ç›kmas› imkans›z ise, bu durumda hayat›n do¤aüstü bir biçimde "yarat›ld›¤›n›" kabul etmek gerekir. Bu gerçek, en temel amac› yarat›l›fl› reddetmek olan evrim teorisini aç›kça geçersiz k›lmaktad›r.

Evrimin Hayali Mekanizmalar› Darwin'in teorisini geçersiz k›lan ikinci büyük nokta, teorinin "evrim mekanizmalar›" olarak öne sürdü¤ü iki kavram›n da gerçekte hiçbir evrimlefltirici güce sahip olmad›¤›n›n anlafl›lm›fl olmas›d›r. Darwin, ortaya att›¤› evrim iddias›n› tamamen "do¤al seleksiyon" mekanizmas›na ba¤lam›flt›. Bu mekanizmaya verdi¤i önem, kitab›n›n isminden de aç›kça anlafl›l›yordu: Türlerin Kökeni, Do¤al Seleksiyon Yoluyla... Do¤al seleksiyon, do¤al seçme demektir. Do¤adaki yaflam mücadelesi içinde, do¤al flartlara uygun ve güçlü canl›lar›n hayatta kalaca¤› düflüncesine dayan›r. Örne¤in y›rt›c› hayvanlar taraf›ndan tehdit edilen bir geyik sürüsünde, daha h›zl› koflabilen geyikler hayatta kalacakt›r. Böylece geyik sürüsü,


Evrim Yan›lg›s›

103

Evrim teorisini geçersiz k›lan gerçeklerden bir tanesi, canl›l›¤›n inan›lmaz derecedeki kompleks yap›s›d›r. Canl› hücrelerinin çekirde¤inde yer alan DNA molekülü, bunun bir örne¤idir. DNA, dört ayr› molekülün farkl› diziliminden oluflan bir tür bilgi bankas›d›r. Bu bilgi bankas›nda canl›yla ilgili bütün fiziksel özelliklerin flifreleri yer al›r. ‹nsan DNA's› ka¤›da döküldü¤ünde, ortaya yaklafl›k 900 ciltlik bir ansiklopedi ç›kaca¤› hesaplanmaktad›r. Elbette böylesine ola¤anüstü bir bilgi, tesadüf kavram›n› kesin biçimde geçersiz k›lmaktad›r.

h›zl› ve güçlü bireylerden oluflacakt›r. Ama elbette bu mekanizma, geyikleri evrimlefltirmez, onlar› baflka bir canl› türüne, örne¤in atlara dönüfltürmez. Dolay›s›yla do¤al seleksiyon mekanizmas› hiçbir evrimlefltirici güce sahip de¤ildir. Darwin de bu gerçe¤in fark›ndayd› ve Türlerin Kökeni adl› kitab›nda "Faydal› de¤ifliklikler oluflmad›¤› sürece do¤al seleksiyon hiçbir fley yapamaz" demek zorunda kalm›flt›.17

Lamarck'›n Etkisi Peki bu "faydal› de¤ifliklikler" nas›l oluflabilirdi? Darwin, kendi döneminin ilkel bilim anlay›fl› içinde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak cevaplamaya çal›flm›flt›. Darwin'den önce yaflam›fl olan Frans›z biyolog Lamarck'a göre, canl›lar yaflamlar› s›ras›nda geçirdikleri fiziksel de¤ifliklikleri sonraki nesle aktar›yorlar, nesilden nesile biriken bu özellikler sonucunda yeni türler ortaya ç›k›yordu. Örne¤in Lamarck'a göre zürafalar ceylanlardan türemifllerdi, yüksek a¤açlar›n yapraklar›n› yemek için çabalarken nesilden nesile boyunlar› uzam›flt›. Darwin de benzeri örnekler vermifl, örne¤in Türlerin Kökeni adl› kitab›nda, yiyecek bulmak için suya giren baz› ay›lar›n zamanla balinalara dönüfltü-


104

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

¤ünü iddia etmiflti.18 Ama Mendel'in keflfetti¤i ve 20. yüzy›lda geliflen genetik bilimiyle kesinleflen kal›t›m kanunlar›, kazan›lm›fl özelliklerin sonraki nesillere aktar›lmas› efsanesini kesin olarak y›kt›. Böylece do¤al seleksiyon "tek bafl›na" ve dolay›s›yla tümüyle etkisiz bir mekanizma olarak kalm›fl oluyordu.

Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar Darwinistler ise bu duruma bir çözüm bulabilmek için 1930'lar›n sonlar›nda, "Modern Sentetik Teori"yi, ya da daha yayg›n ismiyle Neo-Darwinizm'i ortaya att›lar. Neo-Darwinizm, do¤al seleksiyonun yan›na "faydal› de¤ifliklik sebebi" olarak mutasyonlar›, yani canl›lar›n genlerinde radyasyon gibi d›fl etkiler ya da kopyalama hatalar› sonucunda oluflan bozulmalar› ekledi. Bugün de hala dünyada evrim ad›na geçerlili¤ini koruyan model NeoDarwinizm'dir. Teori, yeryüzünde bulunan milyonlarca canl› türünün, bu canl›lar›n, kulak, göz, akci¤er, kanat gibi say›s›z kompleks organlar›n›n "mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayal› bir süreç sonucunda olufltu¤unu iddia etmektedir. Ama teoriyi çaresiz b›rakan aç›k bir bilimsel gerçek vard›r: Mutasyonlar canl›lar› gelifltirmezler, aksine her zaman için canl›lara bacak

anten gözler

a¤›z

Evrimciler yüzy›l›n bafl›ndan beri sinekleri mutasyona u¤ratarak, faydal› mutasyon örne¤i oluflturmaya çal›flt›lar. Ancak ony›llarca süren bu çabalar›n sonucunda elde edilen tek sonuç, sakat, hastal›kl› ve kusurlu sinekler oldu. Üstte, normal bir meyve sine¤inin kafas› ve solda mutasyona u¤ram›fl di¤er bir meyve sine¤i.


Evrim Yan›lg›s›

105

zarar verirler. Bunun nedeni çok basittir: DNA çok kompleks bir düzene sahiptir. Bu molekül üzerinde oluflan herhangi rastgele bir etki ancak zarar verir. Amerikal› genetikçi B. G. Ranganathan bunu flöyle aç›klar: "Mutasyonlar küçük, rastgele ve zararl›d›rlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu üç özellik, mutasyonlar›n evrimsel bir geliflme meydana getiremeyece¤ini gösterir. Zaten yüksek derecede özelleflmifl bir organizmada meydana gelebilecek rastlant›sal bir de¤iflim, ya etkisiz olacakt›r ya da zararl›. Bir kol saatinde meydana gelecek rastgele bir de¤iflim kol saatini gelifltirmeyecektir. Ona büyük ihtimalle zarar verecek veya en iyi ihtimalle etkisiz olacakt›r. Bir deprem bir flehri gelifltirmez, ona y›k›m getirir."19

Nitekim bugüne kadar hiçbir yararl›, yani genetik bilgiyi gelifltiren mutasyon örne¤i gözlemlenmedi. Tüm mutasyonlar›n zararl› oldu¤u görüldü. Anlafl›ld› ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmas›" olarak gösterdi¤i mutasyonlar, gerçekte canl›lar› sadece tahrip eden, sakat b›rakan bir genetik olayd›r. (‹nsanlarda mutasyonun en s›k görülen etkisi de kanserdir.) Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmas›" olamaz. Do¤al seleksiyon ise, Darwin'in de kabul etti¤i gibi, "tek bafl›na hiçbir fley yapamaz." Bu gerçek bizlere do¤ada hiçbir "evrim mekanizmas›" olmad›¤›n› göstermektedir. Evrim mekanizmas› olmad›¤›na göre de, evrim denen hayali süreç yaflanm›fl olamaz.

Fosil Kay›tlar›: Ara Formlardan Eser Yok Evrim teorisinin iddia etti¤i senaryonun yaflanm›fl olmad›¤›n›n en aç›k göstergesi ise fosil kay›tlar›d›r. Evrim teorisine göre bütün canl›lar birbirlerinden türemifllerdir. Önceden var olan bir canl› türü, zamanla bir di¤erine dönüflmüfl ve bütün türler bu flekilde ortaya ç›km›fllard›r. Teoriye göre bu dönüflüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini kapsam›fl ve kademe kademe ilerlemifltir. Bu durumda, iddia edilen uzun dönüflüm süreci içinde say›s›z "ara türler"in oluflmufl ve yaflam›fl olmalar› gerekir. Örne¤in geçmiflte, bal›k özelliklerini hala tafl›malar›na ra¤men, bir yan-


Evrim teorisi, canl› türlerinin yavafl de¤iflimlerle birbirlerinden evrimlefltiklerini iddia eder. Oysa fosil kay›tlar› bu iddiay› aç›kça yalanlamaktad›r. Örne¤in 530 milyon y›l önce bafllayan Kambriyen devrinde, birbirinden çok farkl› olan onlarca canl› türü bir anda ortaya ç›km›flt›r. Üstteki çizimde tasvir edilen bu canl›lar çok kompleks yap›lara sahiptirler. Jeolojik dilde "Kambriyen Patlamas›" olarak tan›mlanan bu gerçek, yarat›l›fl›n aç›k bir delilidir.


Evrim Yan›lg›s›

107

dan da baz› sürüngen özellikleri kazanm›fl olan yar› bal›k-yar› sürüngen canl›lar yaflam›fl olmal›d›r. Ya da sürüngen özelliklerini tafl›rken, bir yandan da baz› kufl özellikleri kazanm›fl sürüngen-kufllar ortaya ç›km›fl olmal›d›r. Bunlar, bir geçifl sürecinde olduklar› için de, sakat, eksik, kusurlu canl›lar olmal›d›r. Evrimciler geçmiflte yaflam›fl olduklar›na inand›klar› bu teorik yarat›klara "ara-geçifl formu" ad›n› verirler. E¤er gerçekten bu tür canl›lar geçmiflte yaflam›fllarsa bunlar›n say›lar›n›n ve çeflitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olmas› gerekir. Ve bu ucube canl›lar›n kal›nt›lar›na mutlaka fosil kay›tlar›nda rastlanmas› gerekir. Darwin, Türlerin Kökeni'nde bunu flöyle aç›klam›flt›r: "E¤er teorim do¤ruysa, türleri birbirine ba¤layan say›s›z ara-geçifl çeflitleri mutlaka yaflam›fl olmal›d›r... Bunlar›n yaflam›fl olduklar›n›n kan›tlar› da sadece fosil kal›nt›lar› aras›nda bulunabilir."20

Darwin'in Y›k›lan Umutlar› Ancak 19. yüzy›l›n ortas›ndan bu yana dünyan›n dört bir yan›nda hummal› fosil araflt›rmalar› yap›ld›¤› halde bu ara geçifl formlar›na rastlanamam›flt›r. Yap›lan kaz›larda ve araflt›rmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canl›lar›n yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermifltir. Ünlü ‹ngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmas›na karfl›n bu gerçe¤i flöyle itiraf eder: "Sorunumuz fludur: Fosil kay›tlar›n› detayl› olarak inceledi¤imizde, türler ya da s›n›flar seviyesinde olsun, sürekli olarak ayn› gerçekle karfl›lafl›r›z; kademeli evrimle geliflen de¤il, aniden yeryüzünde oluflan gruplar görürüz."21

Yani fosil kay›tlar›nda, tüm canl› türleri, aralar›nda hiçbir geçifl formu olmadan eksiksiz biçimleriyle aniden ortaya ç›kmaktad›rlar. Bu, Darwin'in öngörülerinin tam aksidir. Dahas›, bu canl› türlerinin yarat›ld›klar›n› gösteren çok güçlü bir delildir. Çünkü bir canl› türünün, kendisinden evrimleflti¤i hiçbir atas› olmadan, bir anda ve kusursuz olarak ortaya ç›kmas›n›n tek aç›klamas›, o türün yarat›lm›fl olmas›d›r. Bu gerçek, ünlü evrimci biyolog Douglas Futuyma taraf›ndan da kabul edilir:


108

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

Fosil kay›tlar›, evrim teorisinin önünde çok büyük bir engeldir. Çünkü bu kay›tlar, canl› türlerinin, aralar›nda hiçbir evrimsel geçifl formu bulunmadan, bir anda ve eksiksiz yap›lar›yla ortaya ç›kt›klar›n› göstermektedir. Bu gerçek, türlerin ayr› ayr› yarat›ld›klar›n›n ispat›d›r.

Yarat›l›fl ve evrim, yaflayan canl›lar›n kökeni hakk›nda yap›labilecek yegane iki aç›klamad›r. Canl›lar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya ç›km›fllard›r ya da böyle olmam›flt›r. E¤er böyle olmad›ysa, bir de¤iflim süreci sayesinde kendilerinden önce var olan baz› canl› türlerinden evrimleflerek meydana gelmifl olmal›d›rlar. Ama e¤er eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›km›fllarsa, o halde sonsuz güç sahibi bir ak›l taraf›ndan yarat›lm›fl olmalar› gerekir.22

Fosiller ise, canl›lar›n yeryüzünde eksiksiz ve mükemmel bir biçimde ortaya ç›kt›klar›n› göstermektedir. Yani "türlerin kökeni", Darwin'in sand›¤›n›n aksine, evrim de¤il yarat›l›flt›r.

‹nsan›n Evrimi Masal› Evrim teorisini savunanlar›n en çok gündeme getirdikleri konu, insan›n kökeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugün yaflayan modern insan›n maymunsu birtak›m yarat›klardan geldi¤ini varsayar. 4-5 milyon y›l önce bafllad›¤› varsay›lan bu süreçte, modern insan ile atalar› aras›nda baz› "ara form"lar›n yaflad›¤› iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel "kategori" say›l›r:


109

Evrim Yan›lg›s›

1— Australopithecus 2— Homo habilis 3— Homo erectus 4— Homo sapiens Evrimciler, insanlar›n sözde ilk maymunsu atalar›na "güney maymunu" anlam›na gelen "Australopithecus" ismini verirler. Bu canl›lar gerçekte soyu tükenmifl bir maymun türünden baflka bir fley de¤ildir. Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi ‹ngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomistin Australopithecus örnekleri üzerinde yapt›klar› çok genifl kapsaml› çal›flmalar, bu canl›lar›n sadece soyu tükenmifl bir maymun türüne ait olduklar›n› ve insanlarla hiçbir benzerlik tafl›mad›klar›n› göstermifltir.23 ‹nsan evriminin bir sonraki safhas›n› da evrimciler, "homo" yani insan olarak s›n›fland›r›rlar. ‹ddiaya göre homo serisindeki canl›lar, Australopithecuslar'dan daha geliflmifllerdir. Evrimciler, bu farkl› canl›lara ait fosilleri ard› ard›na dizerek hayali bir evrim flemas› olufltururlar. Bu flema hayalidir, çünkü gerçekte bu farkl› s›n›flar›n aras›nda evrimsel bir iliflki oldu¤u asla ispatlanamam›flt›r. Evrim teorisinin 20. yüzy›ldaki en önemli savunucular›ndan

‹nsan›n evrimi masal›n› destekleyen hiçbir fosil kal›nt›s› yoktur. Aksine, fosil kay›tlar› insanlar ile maymunlar aras›nda afl›lamaz bir s›n›r oldu¤unu göstermektedir. Bu gerçek karfl›s›nda evrimciler, gerçek d›fl› birtak›m çizim ve maketlere umut ba¤lam›fllard›r. Fosil kal›nt›lar›n›n üzerine diledikleri maskeleri geçirir ve hayali yar› maymun-yar› insan yüzler olufltururlar.


110

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens'e uzanan zincir gerçekte kay›pt›r" diyerek bunu kabul eder.24 Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo sapiens" s›ralamas›n› yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atas› oldu¤u izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlar›n son bulgular›, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'n›n farkl› bölgelerinde ayn› dönemlerde yaflad›klar›n› göstermektedir.25 Dahas› Homo erectus s›n›flamas›na ait insanlar›n bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaflam›fllar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile ayn› ortamda yan yana bulunmufllard›r.26 Bu ise elbette bu s›n›flar›n birbirlerinin atalar› olduklar› iddias›n›n geçersizli¤ini aç›kça ortaya koymaktad›r. Harvard Üniversitesi paleontologlar›ndan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmas›na karfl›n, Darwinist teorinin içine girdi¤i bu ç›kmaz› flöyle aç›klar: "E¤er birbiri ile paralel bir biçimde yaflayan üç farkl› hominid (insan›ms›) çizgisi varsa, o halde bizim soy a¤ac›m›za ne oldu? Aç›kt›r ki bunlar›n biri di¤erinden gelmifl olamaz. Dahas›, biri di¤eriyle karfl›laflt›r›ld›¤›nda evrimsel bir geliflme trendi göstermemektedirler."27

K›sacas›, medyada ya da ders kitaplar›nda yer alan hayali birtak›m "yar› maymun, yar› insan" canl›lar›n çizimleriyle, yani s›rf propaganda yoluyla ayakta tutulmaya çal›fl›lan insan›n evrimi senaryosu, hiçbir bilimsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir. Bu konuyu uzun y›llar inceleyen, özellikle Australopithecus fosilleri üzerinde 15 y›l araflt›rma yapan ‹ngiltere'nin en ünlü ve sayg›n bilim adamlar›ndan Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmas›na ra¤men, ortada maymunsu canl›lardan insana uzanan gerçek bir soy a¤ac› olmad›¤› sonucuna varm›flt›r. Zuckerman bir de ilginç bir "bilim skalas›" yapm›flt›r. Bilimsel olarak kabul etti¤i bilgi dallar›ndan, bilim d›fl› olarak kabul etti¤i bilgi dallar›na kadar bir yelpaze oluflturmufltur. Zuckerman'›n bu tablosuna göre en "bilimsel" -yani somut verilere dayanan- bilgi dallar› kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim d›fl›" say›lan k›s›mda ise, Zuckerman'a göre, telepati, alt›nc› his gibi "duyum ötesi alg›lama" kavramlar› ve bir de "insan›n evrimi"


Evrim Yan›lg›s›

111

vard›r! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu flöyle aç›klar: "Objektif gerçekli¤in alan›ndan ç›k›p da, biyolojik bilim olarak varsay›lan bu alanlara—yani duyum ötesi alg›lamaya ve insan›n fosil tarihinin yorumlanmas›na—girdi¤imizde, evrim teorisine inanan bir kimse için herfleyin mümkün oldu¤unu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çeliflkili baz› yarg›lar› ayn› anda kabul etmeleri bile mümkündür."28

‹flte insan›n evrimi masal› da, teorilerine körü körüne inanan birtak›m insanlar›n bulduklar› baz› fosilleri ön yarg›l› bir biçimde yorumlamalar›ndan ibarettir.

Göz ve Kulaktaki Teknoloji Evrim teorisinin kesinlikle aç›klama getiremeyece¤i bir di¤er konu ise göz ve kulaktaki üstün alg›lama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "nas›l görürüz" sorusuna k›saca cevap verelim. Bir cisimden gelen ›fl›nlar gözde retinaya ters olarak düflerler. Bu ›fl›nlar, buradaki hücreler taraf›ndan elektrik sinyallerine dönüfltürülür ve beynin arka k›sm›ndaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulafl›rlar. Bu elektrik sinyalleri bir dizi ifllemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak alg›lan›r. Bu bilgiden sonra flimdi düflünelim: Beyin ›fl›¤a kapal›d›r. Yani beynin içi kapkaranl›kt›r, ›fl›k beynin bulundu¤u yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranl›k, ›fl›¤›n asla ulaflmad›¤›, belki de hiç karfl›laflmad›¤›n›z kadar karanl›k bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanl›kta ›fl›kl›, p›r›l p›r›l bir dünyay› seyretmektesiniz. Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki 21. yüzy›l teknolojisi bile bu netli¤i her türlü imkana ra¤men sa¤layamam›flt›r. Örne¤in flu anda okudu¤unuz kitaba, kitab› tutan ellerinize bak›n, sonra bafl›n›z› kald›r›n ve çevrenize bak›n. Bu gördü¤ünüz netlikte ve kalitedeki bir görüntüyü baflka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyan›n bir numaral› televizyon flirketinin üretti¤i en geliflmifl televizyon ekran› dahi veremez. 100 y›ld›r binlerce mühendis bu netli¤e ulaflmaya çal›flmaktad›r. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, araflt›rmalar yap›lmakta, planlar ve tasar›mlar gelifltirilmektedir. Yine bir TV ekran›na


112

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

bak›n, bir de flu anda elinizde tuttu¤unuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite fark› oldu¤unu göreceksiniz. Üstelik, TV ekran› size iki boyutlu bir görüntü gösterir, oysa siz üç boyutlu, derinlikli bir perspektifi izlemektesiniz. Uzun y›llard›r, onbinlerce mühendis üç boyutlu TV yapmaya, gözün görme kalitesine ulaflmaya çal›flmaktalar. Evet üç boyutlu bir televizyon sistemi yapabildiler ama onu da gözlük takmadan üç boyutlu görmek mümkün de¤il, kald› ki bu suni bir üç boyuttur. Arka taraf daha bulan›k, ön taraf ise ka¤›ttan dekor gibi durur. Hiçbir zaman gözün gördü¤ü kadar net ve kaliteli bir görüntü oluflmaz. Kamerada da, televizyonda da mutlaka görüntü kayb› meydana gelir. ‹flte evrimciler, bu kaliteli ve net görüntüyü oluflturan mekanizman›n tesadüfen olufltu¤unu iddia etmektedirler. fiimdi biri size, odan›zda duran televizyon tesadüfler sonucunda olufltu, atomlar biraraya geldiler ve bu görüntü oluflturan aleti meydana getirdiler dese ne düflünürsünüz? Binlerce kiflinin biraraya gelip yapamad›¤›n› fluursuz atomlar nas›l yaps›n? Gözün gördü¤ünden daha ilkel olan bir görüntüyü oluflturan alet tesadüfen oluflam›yorsa, gözün ve gözün gördü¤ü görüntünün de tesadüfen oluflamayaca¤› çok aç›kt›r. Ayn› durum kulak için de geçerlidir. D›fl kulak, çevredeki sesleri kulak kepçesi vas›tas›yla toplay›p orta kula¤a iletir; orta kulak ald›¤› ses titreflimlerini güçlendirerek iç kula¤a aktar›r; iç kulak da bu titreflimleri elektrik sinyallerine dönüfltürerek beyne gönderir. Aynen görmede oldu¤u gibi duyma ifllemi de beyindeki duyma merkezinde gerçekleflir. Gözdeki durum kulak için de geçerlidir, yani beyin ›fl›k gibi sese de kapal›d›r, ses geçirmez. Dolay›s›yla d›flar›s› ne kadar gürültülü de olsa beynin içi tamamen sessizdir. Buna ra¤men en net sesler beyinde alg›lan›r. Ses geçirmeyen beyninizde bir orkestran›n senfonilerini dinlersiniz, kalabal›k bir ortam›n tüm gürültüsünü duyars›n›z. Ama o anda hassas bir cihazla beyninizin içindeki ses düzeyi ölçülse, burada keskin bir sessizli¤in hakim oldu¤u görülecektir. Net bir görüntü elde edebilmek ümidiyle teknoloji nas›l kullan›l›yor-


Evrim Yan›lg›s›

113

sa, ses için de ayn› çabalar onlarca y›ld›r sürdürülmektedir. Ses kay›t cihazlar›, müzik setleri, birçok elektronik alet, sesi alg›layan müzik sistemleri bu çal›flmalardan baz›lar›d›r. Ancak, tüm teknolojiye, bu teknolojide çal›flan binlerce mühendise ve uzmana ra¤men kula¤›n oluflturdu¤u netlik ve kalitede bir sese ulafl›lamam›flt›r. En büyük müzik sistemi flirketinin üretti¤i en kaliteli müzik setini düflünün. Sesi kaydetti¤inde mutlaka sesin bir k›sm› kaybolur veya az da olsa mutlaka parazit oluflur veya müzik setini açt›¤›n›zda daha müzik bafllamadan bir c›z›rt› mutlaka duyars›n›z. Ancak insan vücudundaki teknolojinin ürünü olan sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kula¤›, hiçbir zaman müzik setinde oldu¤u gibi c›z›rt›l› veya parazitli alg›lamaz; ses ne ise tam ve net bir biçimde onu alg›lar. Bu durum, insan yarat›ld›¤› günden bu yana böyledir. fiimdiye kadar insano¤lunun yapt›¤› hiçbir görüntü ve ses cihaz›, göz ve kulak kadar hassas ve baflar›l› birer alg›lay›c› olamam›flt›r. Ancak görme ve iflitme olay›nda, tüm bunlar›n ötesinde çok daha büyük bir gerçek daha vard›r.

Beynin ‹çinde Gören ve Duyan fiuur Kime Aittir? Beynin içinde, ›fl›l ›fl›l renkli bir dünyay› seyreden, senfonileri, kufllar›n c›v›lt›lar›n› dinleyen, gülü koklayan kimdir? ‹nsan›n gözlerinden, kulaklar›ndan, burnundan gelen uyar›lar, elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya kitaplar›nda bu görüntünün beyinde nas›l olufltu¤una dair birçok detay okursunuz. Ancak, bu konu hakk›ndaki en önemli gerçe¤e hiçbir yerde rastlayamazs›n›z: Beyinde, bu elektrik sinyallerini görüntü, ses, koku ve his olarak alg›layan kimdir? Beynin içinde göze, kula¤a, burna ihtiyaç duymadan tüm bunlar› alg›layan bir fluur bulunmaktad›r. Bu fluur kime aittir? Elbette bu fluur beyni oluflturan sinirler, ya¤ tabakas› ve sinir hücrelerine ait de¤ildir. ‹flte bu yüzden, herfleyin maddeden ibaret oldu¤unu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hiçbir cevap verememektedirler. Çünkü bu fluur, Allah'›n yaratm›fl oldu¤u ruhtur. Ruh, görüntüyü


114

GERÇE⁄‹ B‹LMEK

seyretmek için göze, sesi duymak için kula¤a ihtiyaç duymaz. Bunlar›n da ötesinde düflünmek için beyne ihtiyaç duymaz. Bu aç›k ve ilmi gerçe¤i okuyan her insan›n, beynin içindeki birkaç santimetreküplük, kapkaranl›k mekana tüm kainat› üç boyutlu, renkli, gölgeli ve ›fl›kl› olarak s›¤d›ran Yüce Allah'› düflünüp, O'ndan korkup, O'na s›¤›nmas› gerekir.

Materyalist Bir ‹nanç Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla aç›kça çeliflen bir iddia oldu¤unu göstermektedir. Teorinin hayat›n kökeni hakk›ndaki iddias› bilime ayk›r›d›r, öne sürdü¤ü evrim mekanizmalar›n›n hiçbir evrimlefltirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektirdi¤i ara formlar›n yaflamad›klar›n› göstermektedir. Bu durumda, elbette, evrim teorisinin bilime ayk›r› bir düflünce olarak bir kenara at›lmas› gerekir. Nitekim tarih boyunca dünya merkezli evren modeli gibi pek çok düflünce, bilimin gündeminden ç›kar›lm›flt›r. Ama evrim teorisi ›srarla bilimin gündeminde tutulmaktad›r. Hatta baz› insanlar teorinin elefltirilmesini "bilime sald›r›" olarak göstermeye bile çal›flmaktad›rlar. Peki neden?... Bu durumun nedeni, evrim teorisinin baz› çevreler için, kendisinden asla vazgeçilemeyecek dogmatik bir inan›fl olufludur. Bu çevreler, materyalist felsefeye körü körüne ba¤l›d›rlar ve Darwinizm'i de do¤aya getirilebilecek yegane materyalist aç›klama oldu¤u için benimsemektedirler. Bazen bunu aç›kça itiraf da ederler. Harvard Üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve ayn› zamanda önde gelen bir evrimci olan Richard Lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adam›" oldu¤unu flöyle itiraf etmektedir: "Bizim materyalizme bir inanc›m›z var, 'a priori' (önceden kabul edilmifl, do¤ru varsay›lm›fl) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir aç›klama getirmeye zorlayan fley, bilimin yöntemleri ve kurallar› de¤il. Aksine, materyalizme olan 'a priori' ba¤l›l›¤›m›z nedeniyle, dünyaya materyalist bir aç›klama getiren araflt›rma yöntemlerini ve kavramlar› kurguluyoruz. Materyalizm mutlak do¤ru oldu¤una göre de, ‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmesine izin veremeyiz."29


Evrim Yan›lg›s›

115

Bu sözler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye ba¤l›l›k u¤runa yaflat›lan bir dogma oldu¤unun aç›k ifadeleridir. Bu dogma, maddeden baflka hiçbir varl›k olmad›¤›n› varsayar. Bu nedenle de cans›z, bilinçsiz maddenin, hayat› yaratt›¤›na inan›r. Milyonlarca farkl› canl› türünün; örne¤in kufllar›n, bal›klar›n, zürafalar›n, kaplanlar›n, böceklerin, a¤açlar›n, çiçeklerin, balinalar›n ve insanlar›n maddenin kendi içindeki etkileflimlerle, yani ya¤an ya¤murla, çakan flimflekle, cans›z maddenin içinden olufltu¤unu kabul eder. Gerçekte ise bu, hem akla hem bilime ayk›r› bir kabuldür. Ama Darwinistler, "‹lahi bir aç›klaman›n sahneye girmemesi" için, bu kabulü savunmaya devam etmektedirler. Canl›lar›n kökenine materyalist bir ön yarg› ile bakmayan herkes ise, flu aç›k gerçe¤i görecektir: Tüm canl›lar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yarat›c›'n›n eseridirler. Yarat›c›, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde düzenleyen ve tüm canl›lar› da yarat›p flekillendiren Allah't›r.


NOTLAR 1 Bertrand Russell, Felsefenin Problemleri, 1912, s.5 2 R.L.Gregory, Eye and Brain: The Psychology of Seeing, Oxford University Press Inc. New York, 1990, s.9 3 Bertrand Russell, Felsefenin Problemleri, 1912, s.7 4 Bertrand Russell, Rölativitenin Alfabesi, Onur Yay›nlar›, 1974, s.161-162 5 Bertrand Russell, Rölativitenin Alfabesi, Onur Yay›nlar›, 1974, s.161-162 6 Orhan Hançerlio¤lu, Düflünce Tarihi, Remzi Kitabevi, ‹stanbul: 1987, s.447 7 Lincoln Barnett, Evren ve Einstein, Varl›k Yay›nlar›,Çev: Nail Bezel, s.20 8 R.L.Gregory, Eye and Brain: The Psychology of Seeing, Oxford University Press Inc. New York, 1990, s.9 9 Karl Pribram, David Bohm, Marilyn Ferguson, Fritjof Capra, Holografik Evren I, Çev: Ali Çak›ro¤lu, Kurald›fl› Yay›nlar›, ‹stanbul: 1996, s.37 10 Karl Pribram, David Bohm, Marilyn Ferguson, Fritjof Capra, Holografik Evren I, Çev: Ali Çak›ro¤lu, Kurald›fl› Yay›nlar›, ‹stanbul: 1996, s.37 11 Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evolution and The Origin of Life, New York: Marcel Dekker, 1977. s. 2 12 Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) New York, Dover Publications, 1953 (Reprint), s.196 13 "New Evidence on Evolution of Early Atmosphere and Life", Bulletin of the American Meteorological Society, Cilt 63, Kas›m 1982, s. 1328-1330. 14 Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: Current Status of the Prebiotic Synthesis of Small Molecules, 1986, s. 7 15 Jeffrey Bada, Earth, fiubat 1998, s. 40 16 Leslie E. Orgel, The Origin of Life on Earth, Scientific American, Cilt 271, Ekim 1994, s. 78 17 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189 18 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 184. 19 B. G. Ranganathan, Origins?, Pennsylvania: The Banner Of Truth Trust, 1988. 20 Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 179 21 Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Record", Proceedings of the British Geological Association, Cilt 87, 1976, s. 133 22 Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197 23 Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, ss. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt", Nature, Cilt 258, s. 389 24 J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: Ernst Mayr", Scientific American, Aral›k 1992 25 Alan Walker, Science, Vol. 207, 1980, s. 1103; A. J. Kelso, Physical Antropology, 1st ed., New York: J. B. Lipincott Co., 1970, s. 221; M. D. Leakey, Olduvai Gorge, vol. 3, Cambridge: Cambridge University Press, 1971, s. 272 26 Time, Kas›m 1996 27 S. J. Gould, Natural History, Vol. 85, 1976, s. 30 28 Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, s. 19 29 Richard Lewontin, "The Demon-Haunted World", The New York Review of Books, 9 Ocak, 1997, s. 28.


... Sen yücesin, bize ö¤retti¤inden baflka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herfleyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olans›n. (Bakara Suresi, 32)


GERÇEĞİ BİLMEK