Page 1

GENÇ

GÜZ - 2011

kariyer

www.genckariyer.org

Girişimci parası olan değil; paranın kokusunu alandır S6

Kariyer Rehberi

Kişisel Marka Kişinin Farklılığını Ortaya Çıkarır ve İz Bırakır

S10

Girişimcilik Rehberi Sıfırdan Nasıl Patron Olursunuz?

S36

Akademik Kariyer

Başarıdan Daha Büyük Başarı Yoktur

S39

Eğitim Girişimciliği Öğretmen adaylarına yeni ufuklar


kısa...kısa...

DANIŞMA KURULU Ahmet Turan ALKAN Günseli Özen OCAKOĞLU Baybars ALTUNTAŞ GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ Mücahit BAŞARAN EDİTÖR Elif ALKAYA EDİTÖR YARDIMCILARI Recep TURAN,  Esra KILINÇ REKLAM KOORDİNATÖRÜ Serkan GÜLLÜM PROJE EKİBİ Cansu ALAN, Elbi ÜSTÜNEL, Burçin ERKAL, Dicle ÖNDER, Kasım OCAK, Emine TOPÇU, Akif ONUR, Merve Nur SARUHAN, Elif AKKAYA, Esra HATİPOĞLU, Sümeyye KAVAK, Fatma Zehra ARSLAN, İrem Nur ŞAHİN, Merve ALBAYRAK, Tuğba BECERİK, Fatma İLHANLI, Zehra AYDIN Abdullah BAYANSAL, Hatica ALTUNDAŞ, Kadriye AYDIN, Zeynep KILINÇ, Nurhayat YILDIZ YÖNETİM YERİ Fatih Üniversitesi 34500 Büyükçekmece /İstanbul Tel: 0212 866 33 00 / 4111-4113 Web: http://kariyer.fatih.edu.tr www.genckariyer.org e-mail: genckariyer@fatih.edu.tr UYGULAMA VE TASARIM Rota Yayın Yapım Tanıtım Tic. Ltd. Şti. Prof. N. Mazhar Ökten Sok. No.1 Rota Binası 34360 Şişli-İstanbul Tel: 0212 224 01 44 Faks: 0212 233 72 43 rota@rotayayin.com.tr www.rotaline.com YAZI İŞLERİ Fatma KÖKÇÜ GÖRSEL TASARIM Murat HELVACI BASKI TARİHİ Aralık 2011 BASKI VE CİLT Tor Ofset San. Tic. Ltd. Şti. Akçaburgaz Mahallesi 116. Sokak No: 2 Esenyurt/İstanbul Tel: 0 212 886 34 74 (Pbx) Fax: 0 212 886 34 80 E-Posta: tor@torofset.com.tr

editörden... editörden...

Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, “Uluslararası Genetik Mühendisliği ile Geliştirilmiş Makine (IGEM)” yarışmasında altın madalya kazandı. Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu Tanık Hukuk Topluluğu, bu sene alanıyla ilgili 6 projeyi (Anayasa Toplantısı, Öğrenci Sempozyumu, Farazi

‘Bakış açılarımız hayatımızı belirliyor’ Üç duvar ustasının işe bakışı ile ilgili sık sık söylenen hikayeyi duymuşsunuzdur; ‘Ne yapıyorsun?’ diye sorulduğunda birinci duvar ustası ‘tuğla döşüyorum’ der. İkincisi ‘saatte 9 buçuk dolar kazanıyorum’ diye cevaplar . Üçüncü duvar ustası ise şu cevabı verir; ‘Ben dünyanın en büyük müzesini inşa ediyorum.’ Hikâye bize bu ustaların yıllar sonra ne yaptıklarını söylemese de; üçüncü ustanın vizyonu hakkında çok şey söylüyor aslında. ‘Bakış açılarımız hayatımızı belirliyor.’ Kimine göre işe yaramaz, yapılamaz olarak görülen değersiz fikirler, cesaret sahibi girişimcilerin elinde dünyayı değiştiren fikirlere dönüşüyor. İmkânsızlıklar, olumsuz eleştiriler hatta başarısızlıklar bu kişilerin tutku ile yenilik arayışlarını hiç engellemiyor. Genç Kariyer dergisi olarak sürekli öğrenerek yenilenmenin ‘yaşam tarzı’ haline gelmesi amacıyla çıktığımız bu yolda 7. sayımıza ulaştık. Şimdilerde ise yeni sayı heyecanına ek, tasarımdan içeriğe yenilenmiş bir dergi olmanın da tatlı heyecanını yaşıyoruz. Gündemimiz ise yoksulluk ve işsizliğin önlenmesinde büyük bir rolü olduğu bilinen, son zamanların gözde konusu ‘Girişimcilik.’ Bu sayımızda; henüz üniversite öğrencisiyken, kendi işini kurmuş başarılı girişimcilerin sıra dışı hayat hikâyelerinden, inovatif düşünceye, kişisel markadan, eğitim girişimciliğine kadar bütün boyutlarıyla incelediğimiz girişimcilik konusuyla birlikte, sosyal bilimlerde akademik kariyer, yurtdışında master imkânları, medyada kariyer ve mezun profili gibi keyifle okuyacağınız birçok konuyu bulabilirsiniz. Derginin oluşma aşamasında her zaman destekçimiz olan Mezunlar ve Kariyer Merkezi’nin bütün çalışanlarına, fikirleriyle yenilenmemize katkı sağlayan Mehmet Tuncer Ekicioğlu’na bizleri sabır ve anlayışla karşılayan Rota Yayıncılık Yazı İşleri Sorumlusu Fatma Kökcü’ye, derginin tasarım aşamasında bizlere destek olan Muhammed Üzüm’e ve en büyük ödülü hak eden Genç Kariyer ekibine gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. Bir sonraki sayıda buluşmak üzere ... Sevgiyle kalın... “Mezardaki en zengin adam olmak değil, yatağa yattığımda harika işler yaptık diyebilmektir benim için önemli olan” Steve Jobs.

Elif Alkaya

Dava Yarışması, Eğitim Seminerler, Dosya Çalışmaları, Tanık Dergisi) hayata geçiriyor. Fatih Üniversitesi’nde öğrenim gören yabancı öğrencilerle Türk öğrencileri Kurban Bayramı’nda buluşturan FÜMAM, yeni bir projeye öncülük etti. Proje kapsamında, gönüllü öğrenciler, yabancı öğrencileri Kurban Bayramı arefesinde ve bayramın ilk gününde evlerinde misafir ettiler. Klinik Biyokimya Uzmanları Derneği, 7. Ulusal Kongresi’ne katılan Biyokimya Anabilim Dalı’ndan Dr. Sema Uysal ve arkadaşlarının “Non-Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalığında Demir Parametreleri ile Sitokin Düzeylerinin İncelenmesi” adlı çalışmasını en iyi üçüncü poster ödülüne layık görüldü. 24-26 Ekim 2011 tarihinde gerçekleşen BİOTECH 2011’de toplam 12 temada 36 çağrılı konuşma, 9 öğrenci sunumu, 20 poster sunumu ve 7 çalıştay gerçekleştirildi. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Nihat Ergün, 26 Ekim 2011 Çarşamba günü BIOTECH-2011’in kapanış konuşmasını yaptı. Hollanda’dan altın madalya ile dönen Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi IGEM ekibindeki öğrencilere ödüllerini verdi. “Fatih Üniversitesi, Türk iş dünyasının en önemli CEO’larından Boydak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Memduh Boydak’ı ağırladı. ‘İş Yaşamında Liderlik ve Girişimcilik’ konusunda seminer veren Boydak, sahip oldukları kurumsal değerleri de katılımcılarla paylaştı “Sosyal Sorumluluk Dersi” meyvelerini veriyor. “Fatih Üniversitesi Toplumsal Duyarlılık Merkezi ve Kimse Yok Mu Derneği işbirliği ile Ağrı iline okuma salonu yapılıyor. “11-12 Ekim tarihlerinde Fatih Üniversitesi, ülkenin bilimsel ve ekonomik seviyesinin yükseltilmesine katkıda bulunmak amacıyla Proje Fikirleri Pazarı’nda Üniversite ile sanayicileri bir araya getirdi Fatih Üniversitesi’nin Mühendislik Fakültesi bünyesinde İnşaat Mühendisliği Bölümü açıldı. 2011 - 2012 Eğitim öğretim yılı ‘Akademik Açılış Töreni’ Milli Eğitim Bakanı sayın Ömer Dinçer’in katılımıyla gerçekleşti. Hukuk Fakültesi akademik kadrosuna Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can katıldı.

Genç Kariyer Fatih Üniversitesi Kariyer Merkezi çalışmasıdır. Yazı hakları Kariyer Merkezine aittir.

Güz - 2011

3


İÇİNDEKİLER

Güz - 2011

Eğitim Girişimciliği

Mezun Profili

28

24 Yurtdışı Rehberi

Sıradışı Kariyer

44

Eğitim & Seminer

48

Mezun Profili

82

52 60

Araştırma

Teknoloji Kariyer Merkezi

86

68

92

Fatih Sanat Güz - 2011

5


K

Kariyer Rehberi

işisel marka, kişinin yaşamda sahip olduğu her şeyle; özü, sözü, imajı ile hedef kitlesine, müşterisine, çevresine verdiği mesaj, oluşturduğu algı, benzersiz yanlarını ortaya çıkaran fark, kendine, işine ve ilişkilerine kattığı değerlere dayalı bir kimlik tanımlaması olarak görülüyor. Kişisel marka, kişinin kendine biçtiği değerdir ve başkalarının, yani hedef kitlesinin kişinin değerini anlamasını kolaylaştırır. Kişisel marka günümüze ait bir kavramdır ve kişiyi geleceğe taşır. Kişisel marka, bugün ve gelecek için çalışmaktır. Görünürlük, ulaşılabilirlik hızla artarken, kişiselleşirken ve kolaylaşırken önemi daha da artıyor. Kişisel marka bilinci özellikle içinde bulunduğumuz dönemi de dikkate aldığımızda profesyonel yaşamda çeşitli görev ve amaçlarla yer alan kişinin bıraktığı etki ile iz bırakma ve değer yaratma gücünü artırıyor. Markaların bile kişiye özel davranmasının söz konusu olduğu bugün kişisel marka çok önemlidir. Kişisel farklılıklar öne çıktıkça, kişinin başarı isteği ve azmi oldukça “kişisel marka” çalışmaları önemini artıracak ve ön plana çıkmasını sağlayacak.

HAZIRLAYAN YASEMİN SUNGUR

Kişisel marka, Kişinin Farklılığını Ortaya Çıkarır ve İz Bırakır

Kariyer Koçu Yasemin Sungur kişisel marka olmayı şu şekilde tanımlıyor: “Kişisel marka olmak; istediğiniz kendiniz olmayı başarmak ve bunu sosyal ve profesyonel yaşamınıza aktarmayı başarmak, istediğiniz izi bırakmaktır.” 6

Güz - 2011

“Soru soran cevabını bulana kadar bilgisiz görünür, Soru sormayan ise sonsuza kadar bilgisiz kalır.”

Sosyal medyada her geçen gün kişileri daha görünür hale getiriyor, kişilerin bu farkındalığı ve kendilerini daha görünür yapma istekleri, sosyal medyayı güçlendiriyor. Al Ries ve Jack Trout’un 1980 yılında yayınlanan “Kariyerinizi ve Kendinizi Konumlandırmak” başlığı altında ilk kez ele alınan ‘Kişisel Marka’ kavramı, 1997 yılında Tom Peters bir yazısında ilk kez “Kişisel Marka” adıyla bahsedildi. Geçmişe baktığımızda hangi mesleği yapmış olurlarsa olsunlar birçok ünlü isim görüyoruz. İşinde isim olmuş kişiler, kişisel marka çalışmasını farkında olmadan yapmışlar. Ülkemizde de her şehirde, her sektörde böyle isimler var. Kişisel marka çalışması kişinin farklılığını açıkça ortaya çıkartıyor, görünür yapıyor ve iz bırakmasını sağlıyor. Kişinin kendi kaynaklarını daha iyi kullanma ihtiyacının belirleyicisi olan kişisel marka, insanların kendilerini geliştirmesine ve farklılıklarını ortaya koymasına neden oluyor. Markaların gücü, kişileri de aynı strateji ile düşünmeye yöneltti, pazarlama ve iş planı ile hareket edilmesi kişinin kendini gerçekleştirmesini sağladı ve kişilere örnek oldu.

Kişisel Marka Nasıl Oluşturulur? Profesyonel bir çalışma ile kişisel markalaşma süreci, kişinin kendini keşif çalışması ile başlar. Her oluşum sürecinde olduğu gibi, süresi, kuralları ve yöntemleri vardır. Kişinin kendisini mutlu eden doğal yaşamından uzaklaşmadan ve kendine yabancılaşmadan, değerlerini ortaya çıkarttığı bir süreç olarak tanımlanabilir. Yaşam boyu sürer. Hedefler ve hedef kitle doğrultusunda iletişim kanalları belirlenir. Meslek, uzmanlık alanı, hedefler ve hedef kitle tanımı iletişim kanallarını belirlemek için yön verir. Kişiye sunduğu fayda doğrultusunda iletişim kanalları kullanılır. Bu kişisel web sitesi, blog, sektörel, yerel veya ulusal yayınlarda uzman olarak yer almak olabilir. Kişisel çevre, sosyal çevre ve diğer kurumlarda etkin yer alarak, etkileşim alanı oluşturulur. Kişi öncelikle neye sahip olduğunu ve olmak istediklerini bilmeli, sahip olduklarını tanımıyorsa, tanıtmak konusunda başarılı olamaz. Eğer sahip olduğu şeyin değerini bilmiyorsa, kazancı göremez, fayda elde edemez. Kişi, bilgisini, uzmanlığını, benzersiz yanlarını ne kadar ifade edebiliyorsa, o kadar etkin olabilir. Kişisel marka olmak için “BEN” i iyi tanımak, net tanımlamak ve “BEN”i en anlaşılır ve iz bırakan şekilde sunmak gerekiyor. Kurum/ürün marka çalışması ile benzerlik taşısa da çok farklı değerler taşıyor. Kişi ve hedef kitlesi markanın bileşenlerini oluşturuyor. Kişilik özellikleri, kişinin kendisi ile ilgili inançları ve değerleri BEN’i nasıl tanımlayacağımızı ortaya çıkartıyor. Kişinin görünümü, beceri ve yetkinlikleri, uzmanlık alanları ve bu alanlardaki özgünlüğü, taşıdığı farklılıklar ile anlaşılma ve iz bırakma sağlanıyor. Marka çalışması yapılan şey kişinin kendi ismi. İsim ömrünüz boyunca sizin en çok duyduğunuz ve kullandığınız kelime, süreklilik ve güven sağlanmalı.

Güz - 2011

7


Kariyer Rehberi

Kişisel marka olmak isteyen kişi; • Dürüst ve samimi olmalı, • Güven oluşturmalı, • Tutkulu olmalı, • Uzmanlaşmalı, • Kreatif ve özgün olmalıdır. Sosyal medya giderek yaşamın bütününde bizi daha görünür yapıyor. Kişisel diye düşündüğümüz alanlarımızın bir anda daha ortada olduğunu görüyoruz. Özellikle gençler, internet üzerinde yaptıkları her şeyde sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek eylemde bulunmalılar. Sosyal medya kişisel marka olmanın önemini daha da çok ortaya çıkarttı. “Ne ekerseniz, onu biçersiniz” atasözümüzü ben kişisel marka çalışmasına çok yakıştırıyorum. Kişi hayallerinin gerçekleşmesi için kendisini sürekli nadasa bırakıyor, kaynaklarını kullanmıyor. Oysa iyi ürün almak için, toprağı çok iyi tanımak, çevreyi iyi tanımak, toprağa ve çevreye en uygun tohumlarla ve gecikmeden ekim yapmak ve zamanında harekete geçmek gerekiyor. Kişisel Marka çalışması öncesinde kişi ile ilk karşılaşan sorular: Keşfedin 1. Yaptığınız/yapmak istediğiniz işi kısaca tanımlayın. 2. İşinizi seviyor musunuz? 3. Neyi başarmak istediğinizi ifade edin.

Fatih Üniversitesi’nde 2012’de neler olacak? 4. Fikirlerinizi nasıl hayata geçireceğinizi biliyor musunuz? 5. Kariyeriniz ya da işinizle ilgili olarak, sizi destekleyecek güçlü yönlerinizin en az beş tanesini listeleyin. 6. Kariyer ya da işle ilgili olarak, sizi engelleyebilecek zayıf yönlerinizin en az beş tanesini listeleyin. 7. Uzmanlık konunuz? 8. Benzersiz yanlarınız?

demografik ve karakteristik bağlamlarında tanımlayabilir misiniz? 3. Hedef pazar/kitleniz kimlerden oluşuyor? 4. Kendinizi değerli kılmak ve sunmak konusunda en az 5 en güçlü yanınızı yazar mısınız? 5. Profesyonel iletişim ağınızı geliştirme ve koruma konusunda aktif misiniz?

İletişim kurun 1. Biri size ne yaptığınızı sorduğunda, onların  ilgisini  uyandıracak  bir yanıtınız var mı? 2. Etrafınıza  hangi  mesajları gönderdiğinizi biliyor musunuz? 3. İnsanlar ne dediğinizi kolayca anlayabiliyorlar mı? 4. Marka mesajınız nedir? 5. Hedef pazar/kitlenize neler sunuyorsunuz? 6. Kişisel imajınızda neler öne çıkıyor? 7. Kişisel imajınız değerlerinizi yansıtıyor mu? 8. Kişisel imajınız sektörünüz, mesleğiniz ve hedef pazarınız için uygun mu?

Üretin 1. Kariyer ya da işiniz için bir stratejiniz ya da planınız var mı? 2. Bunun gerçekleşmesi için bir hedef ve zaman planınız var mı? 3. Üretici ve yenilikçi fikirleriniz? 4. Farklılığınızı ortaya çıkaran değerleriniz neler? 5. Kişisel istek kaynaklarınız nelerdir? 6. Toplumsal sorumluluk alanınız neler? Bu sorulara cevap bulduktan sonra sıra kendinizi tanımaya geldi. Kendinizi bir kurumsal şirket markası olarak düşünün. Bunun karşılığında kendinize şu soruları sorun. Kendini nerede görüyorsun?, Kendini nerede ve nasıl görmek istiyorsun?, Şimdi neler yapman gerekiyor? Neden? Nasıl yapacaksın? vb. gibi sorularla kendinizi tanımaya ve keşfetmeye çalışın. Bunu yaptıktan sonra emin olun ki her şey kendiliğinden gelecek.

Tanımlayın 1. Sizi iş arkadaşlarınızdan ya da rakiplerinizden farklı kılan şeyin ne olduğunu kısaca ifade edebilir misiz? 2. Hedef kitle/pazarınızı yer, sektör,

MARTI DERGİSİ;

Kasım OCAK (HUKUK)

“Konuşan bir martıdır, filozoftur, yaşam dersleri verir, gelişime inanır, özgürlüğün temsilcisidir.”

8

Güz - 2011

Fatih Üniversitesi tarafından düzenlenen Kristal Klaket Kısa Film Yarışması, 5.kez genç yönetmenleri ve sinemacıları bir araya getirecek. T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı ve İBB Kültür A.Ş. tarafından desteklenen Kristal Klaket’in başvurularının kabul edilmesi 20 Ocak 2012 Cuma günü son bulacak. Ödül töreni 20 Mart 2012’de yapılacak. Fatih Üniversitesi Mezunlar ve Kariyer Merkezi tarafından 2 – 6 Nisan 2012 tarihleri arasında “Kariyer ve Sektör Fuarı” gerçekleştirilecek. Fuaye alanında gerçekleştirilecek etkinliğe sektörlerinde lider bir çok firma katılacak. Fatih Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin her yıl geleneksel olarak gerçekleştirdiği “Pilav Günü” bu yıl 27 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleşecek. 4. Fatih Üniversitesi Liselerarası Ulusal Sosyal Bilimler Olimpiyatı (USOBO), 5-6 Nisan 2012 tarihlerinde Fatih Üniversitesi Büyükçekmece kampüsünde düzenlenecek. Fatih Üniversitesi’nin bünyesinde bulunan yabancı öğrencilerin katılımıyla bu yıl dördüncüsü gerçekleştirilecek olan Fatih World Cup’ın açılış töreni Nisan 2012’de yapılacak. Fatih Üniversitesi bünyesinde bulunan ve yabancı uyruklu öğrencilerin düzenlediği 7 Kıta 7 Renk Kültür Festivali’nin yedincisi 1-2-3 Mayıs 2012 tarihleri arasında Fatih Üniversitesinde düzenlenecek. Üniversite öğrencilerinin çevre sorunlarına çözüm aradıkları ve bu yılda sekizincisi düzenlenecek olan Üniversite Öğrencileri Çevre Sorunları Kongresi (Çesko) 7-11 Mayıs 2012 tarihleri arasında düzenlenecek. 14. Fatih Üniversitesi Kültür Sanat Festivali 22-24 Mayıs 2012 sürpriz katılımcılarıyla Fatih Üniversitesi Büyükçekmece kampüsünde yapılacak.

İlk sayısını Mart 2010’da çıkaran Martı Dergisi, anlatacak ve paylaşacak şeyleri olan bir ekip tarafından, aylık olarak çıkartılıyor. Paylaşacak ve anlatacak şeyleri olan herkese kapısı açık olan Martı Dergisi genel olarak hayat, sanat, gelecek, İstanbul, kültür, doğa, tarih, yemek, internet ve ilginç başka ne varsa onlardan bahsediyor. Derginin isminin niye Martı olduğunu ise bize yine bir Martı fısıldıyor: “Yaşamın gerçek anlamını anlayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi. Bana bir şans verin, öğrendiklerimi size göstereyim.” Eğer sizde benim gibi düşünüyorsanız hemen iletişime geçin.

Fatih Üniversitesi’nin ilgiyle takip edilen yayınlarından Kariyer Penceresi dergisi birinci yılını kutlayacak. Derginin lansmanı 10 Ocak 2012’de Büyükçekmece kampüsünde yapılacak.

İstanbul ili genelinde lise ve dengi tüm ortaöğretim kurumlarında okuyan öğrenciler arasında düzenlenen İstanbul Bilim Olimpiyatları’nın (İSBO) dördüncüsü 16-17 Haziran 2012 tarihlerinde Fatih Üniversites’inde yapılacak. Fatih Üniversitesi Mezuniyet Töreni 9-10 Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilecek. www.martidergisi.com

Tanık hukuk topluluğunun organize ettiği Liderlik Eğitimleri, alanında otorite kabul edilmiş isimlerin katılımıyla 21 Nisan, 28 Nisan, 5 Mayıs ve 12 Mayıs 2012 tarihlerinde düzenlenecek. Güz - 2011

9


Girişimcilik Rehberi

1

970 yılında üç kuşaktan memur bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Baybars Altuntaş; Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunu. İlk olarak 1991 yılında henüz üniversite 2. sınıf öğrencisi iken ‘Türkiye Franchising Derneği’nin kuruluşunu yaparak ekonomi dünyasında önemli bir gelişmeye imza attı. Ardından, Deulcom International’ı kurdu ve kısa zamanda Deulcom International ‘Eurowards En Hızlı Gelişen 3. Türk Markası’ olarak ekonomi dünyasında yerini aldı.

Patron Sıfırdan Nasıl Olursunuz?

Dünyanın en iyi 150 girişimcisinden biri olarak ABD Başkanlık Girişimcilik Zirvesine katılan ve üniversite 2.sınıf öğrencisiyken Türkiye Franchising Derneğini kuran Baybars Altuntaş, iş yaşamına atıldığı dönemde 400 dolar sermaye ile kendi şirketini kurarak, bugün yaklaşık on milyon dolarlık servetin sahibi oldu. HAZIRLAYANLAR EMİNE TOPÇU (Uluslararası İlişkiler) AKİF ONUR (Bilgisayar Mühendisliği)

MERVE NUR SARUHAN (Uluslararası İlişkiler)

10

Güz - 2011

İzmir Yeni Asır Yayın Grubu tarafından ‘Girişimcilik Gurusu’ ünvanını alan Baybars Altunbaş, 2010 yılında ABD Başkanı Barack Obama’nın davetiyle düzenlenen ve dünyada sadece 150 girişimcinin katılabildiği ‘ABD Başkanlık Girişimcilik Zirvesi’ ne katıldı. Zirvenin değerlendirme konuşmasını CNN International’ın 60 ülkeden 250 katılımcı arasında sadece Baybars Altuntaş’la yapması da Türkiye için önemli bir tanıtım oldu. Yine aynı yıl KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’dan Kıbrıs’ta ‘Yılın Girişimcisi’ ödülünü aldı. ‘Türkiye’de İnnovasyon yaratan 40 Patron’dan biri seçilen Altuntaş, her yıl birçok üniversitede ‘Sıfırdan Nasıl Patron Olursunuz?’ konulu konferansı ile binlerce üniversite öğrencisine hitap ediyor. TRT tarafından hayat hikâyesi belgesel olarak yayınlanan ve şimdilerde ‘Melek Yatırımcılar’ projesi ile Türkiye’de ‘Girişimcilik’ alanında önemli bir gelişmeye daha imza atan, Baybars Altuntaş’ı birde kendisinden dinlemeye ne dersiniz?

Gerçek gİrİşİmcİ; parası olan değİl paranın kokusunu alan kİşİdİr.

Gerçek bir girişimciyi nasıl tarif edersiniz?

Literatüre göre; farzedelim benim anneannemin 100 milyon doları var ve bu parayla gidip bir fabrika kuruyor. Tariflere göre; bu durumda o 90 yaşında başarılı bir girişimci oluyor. Bana göre ise gerçek bir girişimciyi tarif ediyorsak; “Paranın kokusunu alan, radarları da uçan bir sivrisineği bile yakalayacak güçte olan kişidir” diyebiliriz. Yani parası olan değil, paranın kokusunu alan. Her parası olan adam, paranın kokusunu alamayabilir; çünkü siz zengin bir insan olarak doğmuşsanız milyonlarca doların içinde, sizin burnunuz paranın ko-

kusunu almaz. Örneğin çöp evde yaşayan bir adam artık o çöplerin kokusunu duymaz hale gelir. Olayın esprisi burada “Paranın kokusunu parası olmayan adam alır.” Zaten bu arkadaşın üretmiş olduğu iş fikri bir şekilde başarıya ulaşacaktır.

Girişimcilik doğuştan gelen bir özellik midir, yoksa sonradan mı geliştirilir?

Herkesin doğuştan gelen bir sürü özelliği var; biri çok iyi resim yapar, birinin müzik kulağı çok iyidir, ötekinin matematiğe kafası çok yatkındır. Dolayısıyla bir kişi için girişimcilik konusunda radarları çok

iyi çalışıyor diyorsak, bu ya doğuştan gelen bir özellik olacak ya da sonradan radarlarının  iyi  çalışmasını  sağlayacak. D e m e k   k i   g i r i ş i m c i l i k   b i r   n ok ta d a geliştirilebilinir bir özellik, ama doğuştan gelen bir özellik olacak ki geliştirilebilsin. Yani sen, sanata yatkın olan bir insanı alıp KOSGEB’in girişimcilik kursuna götürsen, onu yüz yıl eğitsen de bu arkadaş girişimci olamayabilir. Dolayısı ile bence, bireylerin özellikle  de  üniversite  öğrencilerinin kendilerini tanımaları çok önemli, yani ilk önce “ben neye yatkınım?” sorusuna cevap bulmaları gerekiyor. Çok iyi bir

Güz - 2011

11


Girişimcilik Rehberi duğunuzu biliyoruz, bu nasıl gerçekleşti, bizimle paylaşabilir misiniz?

ressam olabilirim, müzisyen olabilirim ya da başka bir şey ; ‘Bu sayede kazanabilirim diyebilmelidirler. İlla da gidip kendi işini kuracaksın diye bir zorunluluk yok. Bakın benim bunun için kısa ve pratik bir testim var; bu yazıyı okuyan arkadaşlarımız, bunu hemen uygulayabilirler. Kendi kendilerine şunu sorsunlar: ‘Ben genelde bardağın dolu kısmına mı, yoksa boş kısmına mı bakıyorum?’ Eğer bardağın dolu kısmına bakıyorsanız “Girişimci”, boş kısmına bakıyorsanız “Memur” adayısınız arkadaşlar kusura bakmayın.

91 yılında Boğaziçi Üniversitesi 2. erkek yurdunda kalıyordum. Bir Pazar günü Economic Panaroma dergisinde “Franchising nedir?” isimli bir makale okumuştum. Okuduğum bu makalenin sonucunda kendi kendime dedim ki: ‘Adam Amerika’dan geliyor, Taksim’e MC Donalds’ın şubesini açıyor ve önünde kuyruklar oluşuyor. Bizim, Bursa’daki kebapçımız İstanbul’a gelip bir şube açamıyor. Biri “5000 tane şubem var” deyip gurur duyuyor, biri de yazar kasanın arkasına “Başka şubemiz yoktur” yazıp bununla gurur duyuyor. Burada enteresan bir paradigma var diye düşündüm ve bunu çözmem lazım dedim’ kendi kendime. O sıralar İngilizce öğretmenliği 3. sınıf öğrencisiyim, 20’li yaşlardayım yani… Kendi kendime biz nasıl kendi markalarımızı dünyaya açabiliriz diyerek, Alman Franchising Birliği Başkanı’nı Türkiye’ye davet etmeye karar verdim. Allah’tan “Google” falan yok, çünkü girip beni araştırmaya kalksa benim hakkımda hiç bir şey yok o zamanlar. Kabul etti ve Türkiye’de bir basın toplantısı düzenlememi istedi. Türkiye’ye geldiğinde beni havalimanında kot pantolonlu, tişörtlü görünce bozuldu. Ama sonuç itibari ile basın toplantısı yapıldı ve 75 tane gazeteci katıldı. Bizim markaları nasıl dünyaya açarız sorusu kafamı

Bazı insanlar, bir işe pozitif kısmından bakarken, bazıları da negatif bakıp, bu iş olmaz diye başlarlar. Örneğin, benim yakın çevrem: ‘’Ya sana mı kaldı? Sana yedirmezler’’ falan diyorlardı, ben hep bu laflarla büyüdüm. Eee ne oldu? Yedirdiler. Tabi yemesini bilirsen netice itibariyle. Yani ortaya atmış olduğun iş fikrinin doğru olması, bu işte becerikli olman ve tabi topu koşturabilmen gerekir.

Bir girişimcide ‘hırs’ olmalı mıdır?

Girişimcilikte biraz hırs da lazım, yani hırs yoksa, kişi kendi için hedefler ortaya koyamıyorsa, koyduğu hedefe ulaşıp, bir sonraki hedefi yenilemiyorsa, zaten yandı gülüm keten helva… Mesela ben size bir örnek vereyim; Beyoğlu Güzelleştirme Derneği’nin başkanıydım. Bir keresinde Vitali Hakko’da derneğin kurucusu olarak 92 yaşında, 40 derece ateşle genel kurula geldi ve 1 saatlik konuşma yaptı. “Beyoğlu nasıl güzelleşecek?” bunu anlattı ve 3 ay sonra da vefat etti. Yani, bu iş mezara kadar olan bir iş. Yalnız ticari anlamda değil, sosyal anlamda da girişimci olmak gerekiyor. Çünkü bu iki şeritli bir yol. Burada, altını çizmek istediğim bir şey var; girişimcilik genelde tek şeritli bir yol olarak algılanıyor; girişimcilik eşittir para kazanmak gibi, ama sadece para kazanmak değil. Mesela ben Başkan Obama ile görüştüm, para mı kazandım? Hayır, ama neticede 21. yy.ın en önemli girişimcilik zirvesinde, sosyal girişimci olarak Türkiye’nin imza atmasını sağladım.

Belli bir intiba kazandınız, bu size ayrı bir kazanç olarak geri dönecek midir?

İntiba güzel tabi. Ama burada önemli olan, ülken için ne yaptığını düşünmen. Ulusal  çıkarlarımız  doğrultusunda girişimcilerin çok önemli misyonlar üstlen-

12

Güz - 2011

kurcalarken, adam buraya gelip, buradaki ilgiyi görüp, beni de Almanya’ya davet edip bir de orada Türkiye’deki potansiyel ile ilgili olup, konuşma yaptırınca Türkiye Franchising Derneği’ni kurmak, sünnetlikten çıktı farz oldu. Dolayısı ile ben derneğin kuruluşunu üniversite 3. sınıf öğrencisi iken yaptım. Bunun üzerine iş adamları beni aradı; “Biz de bu derneğe kurucu üye olmak istiyoruz” diye. Arayanlardan biri ise, Özer Çiller’di. Eşi ise Boğaziçi üniversitesinde hocaydı, aradan 6 ay geçtikten sonra Tansu Çiller milletvekili ardından Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olunca bizim dernekte Ekonomi Bakanı’nın eşinin başkanlık yaptığı, benimse genel sekreterliğini yaptığım bir dernek oldu. Franchising Derneği’ni bu şekilde kurmuş olduk, şu anda Avrupa Franchising Federasyonu’nun en aktif üyelerinden biri. Mesela biz geçen yıl bu Avrupa Franchise Federasyonu’nu burada topladık. Deseler ki Türkiye Franchising Derneği’ni bir üniversite öğrencisi kurdu, kimse inanmaz…’

Kurmuş olduğunuz bu dernek daha sonradan kuracağınız işiniz için faydalı olmuştur değil mi? Olmaz mı, bir süre sonra ben derslerim var dedim kaçtım, çünkü not ortalamamızın da 2’nin altına düşmemesi lazımdı. Özer Çiller de, ‘Eşimin işi dolayısıyla Ankara’ya

gitmem gerekiyor’ dedi. Böylece yeni yönetim gelmiş oldu, merkez taşındı ve Tarlabaşı Bulvarı’ndaki o küçük yer de bana kaldı. İşte ben Deulcom’u orada kurdum. Turyap’ın kurucusu Azmi Bey’e gittim, ‘Burada seyahat acentelerine eleman yetiştirelim, İngilizce öğretmenliği okuduğum için kendi kendime bir kariyer planı oluşturmaya karar verdim, burada bir eğitim işi yaparsanız ben de kendime şimdiden bir iş bulmuş olurum’ dedim. Azmi bey, ‘Tutmaz bu iş.’ dedi. ‘Neden tutmasın?’ dedim. ‘Ben seyahat acentelerinde liseden beri çalışıyorum, dolayısı ile biliyorum ki eğitimli eleman eksiği var…’ Her neyse tutar tutmaz derken, ‘Senin kaç paran var?’ dedi, ben de ‘400 dolarım var’ dedim. ‘O zaman sen bu parayla ilan ver, bu merkezi de kullanabilirsin’ dedi. Kira yok, bir şey yok. Gazeteye ilan verdim, o hafta 14 bin 400 dolar nakit para topladım, ertesi hafta bir 35 bin dolar daha geldi, ilanı 9 Şubat 1992’de verdim, Mart’ın ortalarında elimde 100 bin dolar nakit param vardı, bir yandan da öğrenciyim. Bu arada Aziz Bey arıyor ‘Nasıl gidiyor işler?’ diyor, ‘İdare eder’ diyorum. Çünkü ne kadar para kazandığımı söylesem, benden kira isteyecek, borçlu çıkacağız. Sonra, bir gün yine aradı ‘İşler nasıl gidiyor’ diye. ‘İyi işte okula koşturuyoruz falan’ dedim, ‘Boş ver şimdi okulu falan araba almışsın’ dedi. Orada şapka düş-

“Bireylerin, özellikle de üniversite öğrencilerinin kendilerini tanımaları çok önemli, ilk önce “ben neye yatkınım?” sorusuna cevap bulmaları gerekiyor.” meleri gerektiğini düşünüyorum, zaten dünyada bu yöne doğru gidiyor. Dikkatinizi çekerim. ‘Obama girişimcileri topladı.’ Obama’nın düzenlediği ve 21. yy.ın en önemli hareketi diye sunmuş olduğu Dünya Girişimcilik Zirvesi, Müslüman dünya ile Amerikalılar’ın arasını iyileştirmek için yapılan bir zirveydi, bu şekilde açıklandı. Dolayısı ile girişimciler artık bir diplomat gibi dünyada faaliyet gösteriyorlar. Amerikalı diplomatlara baktığınızda bulundukları ülkelerde bir zamanlar öğretmenlik, doktorluk gibi meslekler yaptıklarını görürsünüz. Girişimcilere, toplumsal  misyonların  yüklenmesi gerektiğini düşü-

nüyorum. Nitekim ben bunun en güzel örneklerinden birini yaşadım. 26 Nisan’da Başbakan Erdoğan’ın gönderdiği mektubu, Obama’ya verdim ve hatırlarsınız 24 Nisan’da Ermeni problemi dolayısıyla aramız gerilmişti, hatta Türkiye büyükelçiyi çekme kararı almıştı. 24 Nisan’da oylanıp çok kötü bir karar alınan olayda, 26 Nisan’da Erdoğan adına bir girişimci elçi olarak verdiğim mektup ile ibre Türkiye’ye döndü ve konu kapandı. Demek ki girişimciler, toplumlarda bu kadar önemli görevler üstlenebiliyorlar.

Franchising’i Türkiye’ye ilk getiren kişi ol-

Güz - 2011

13


Girişimcilik Rehberi

‘MC Donalds Amerika’dan geliyor, Taksim’e şubesini açıyor, önünde kuyruklar oluşuyor. Bizim, Bursa’daki kebapçımız İstanbul’a gelip bir şube açamıyor. Biri ‘5000 tane şubem var’ deyip gurur duyuyor, biride yazar kasanın arkasına ‘Başka şubemiz yoktur’ yazıp bununla gurur duyuyor. ‘Burada enteresan bir paradigma var’ diye düşündüm ve ‘çözmem lazım’ dedim kendi kendime.

tü kel göründü, arkadaşlar... ‘Gel bakayım hemen buraya, al bu da kira kontratın, 3 aylıkta depozito istiyorum…’ dedi.

Öğrencilere kariyer gelişimleri için yüksek lisans, doktora gibi çalışmalar yapmalarını tavsiye ediyor musunuz?

Bence, girişimcilik ile uğraşırken bir yandan da bu planlamalarını yapabilirler. Bakın ben size en canlı örneğini vereyim: Hacı Boydak, geçen gün gazetede okudum üniversite sınavına hazırlanıyormuş, liseyi de dışarıdan bitirmiş, “Her sabah 6 ile 8 arasında ders çalışıyorum.” diyor. Hacı Boydak neticede Türkiye’nin sayılı girişimcilerinden biri, sıfırdan gelip, Türkiye’nin sayılı girişimcilerinden biri olmuş, şimdi de eğitimine devam ediyor. Dikkatinizi çekerim bitti, demiyor. Ben de aynı şekilde 87 yılında üniversiteye girdim, 100 bin doları aldıktan sonra okulu bırakabilirdim ama bir yandan okuluma devam ettim bir yandan da bu işleri yaptım. Tabi ki girişimcilik olacak ama eğitimin bir şekilde olması gerekiyor. Yani mastır, doktora, profesörlük yollarına bir şekilde devam etsinler. İkisi de beraber yürüyebilir, birinden ödün verilmesine gerek yok.’

Bu işe başlarken ‘acaba olacak mı?’ diye içinizden geçen bir korku ya da şüpheniz oldu mu? ‘Ben, verdiğim küçücük reklam karşılığında 100 bin doları toplayınca zaten bu işin

14

Güz - 2011

Girişimciliğin tamamı bir keyif. Çünkü bir kere sıfırdan bir şey yapıyorsunuz, bu yapmış olduğunuz işe insanlar inanıyor ve sizin kurduğunuz işlerde çalışmaya başlıyorlar..

tutup tutmayacağı belli oldu, ondan sonra da ortaya attığım hemen hemen her şey tuttu. Örneğin; Türkiye’nin hava yollarına ilk hosteslik kurslarını ben açtım, ilk yer hostesliği, ilk reklam, ilk halkla ilişkiler… IATA (Uluslararası Hava Yolları Taşımacılığı Birliği) ’nın dünyadaki ilk eğitim merkezi biz olduk. Ben Miami’ye gittim 15 gün hoca bulamadım, Türkiye’de ise beni 15 gün eğitmenlik kursuna aldılar. Kurs açabilmek için, Türkiye’de ilk IATA öğretim üyesi oldum. Oradakiler ile o kadar iyi bir ilişki geliştirdim ki; San Francisco’da Silikon Vadisi’ne gidip IATA’nın online eğitim programlarını kimin yapacağını IATA’ya ben buldum. Mesela hiç akla gelmez bunlar, koskoca Uluslararası Hava Yolları Taşımacılığı Birliği, 152 ülkenin resmi platformu ve onların bir problemini çözen de neticede bir Türk öğrenci olabiliyor.

Deulcom International’da dil eğitiminin yanı sıra mesleki eğitim programları, sertifika programları gibi farklı programlar düzenlemenizdeki etken, yurt dışındaki olanakları görmeniz oldu diyebilir miyiz?

Tabi öyle oldu. Eskiden Google yoktu, yani yeni bir iş fikrini ancak kendiniz üretip çıkartabiliyordunuz, ama şimdi tıkla, Google milyon tane iş fikri sunar önünüze, onlardan birini üretip geliştirebilirsiniz. Tabi o sırada yurt dışına gitmek oradakilerin ne yaptığına bakmak, oradaki fuarlara katılmak gerekliydi, şimdi öyle değil, işler

girişimciler açısından hem kolay hem zor, yeni fikir üretmeyi destekleyecek enstrüman çok, aynı zamanda bunu görebilecek rakip sayısı da çok, işte zorlukta bu noktada başlıyor.’

Girişimci olmanın zor aynı zamanda güzel yanları da vardır, bunları bizlerle paylaşır mısınız? ‘Bana göre, girişimciliğin tamamı zaten bir keyif. Çünkü bir kere sıfırdan bir şey yapıyorsunuz, bu yapmış olduğunuz işe insanlar inanıyor ve sizin kurduğunuz bu işlerde çalışmaya başlıyorlar, bu çok önemli. Örneğin; benim ilk sekreterim işe başladığında ben çok zevk almıştım, çünkü düşünsenize birileri sizin yaptığınız işe inanmış gelmiş ve burada kariyer yapıyor, sonra sayılar artmaya başladı; hocalar, öğretim üyeleri, şube müdürleri, satış müdürleri falan derken, hani bu gelişmeyi gözlemlemek bir kere büyük bir zevk. Tabi bir de girişimciliğin riskli yanları var. Netice itibari ile sizin dışınızda gelişen olaylardan dolayı. Mesela bir döviz patlıyor, siz de almışsınız, imzalamışsınız döviz senetlerini, dolayısıyla bu tip risklere de giriyorsunuz, bunları da yaşadık. Ama bu tarz olaylarla da nasıl baş edeceğinizi anlamış oluyorsunuz, yani işe nasıl girdiysen, o işten de nasıl çıkacağını öğreniyorsun.

Girişimcilik denince yoğun iş ortamı ile stres beraberinde geliyor, siz bu tempoda

ortamında ailenize zaman ayırabiliyor musunuz? Bize bir gününüzü anlatabilir misiniz?

Zamanımın büyük bir bölümü hava alanlarında geçiyor, eşim bazen bana takılıyor “Kendini kötü hissediyorsan git bir öğle yemeğini hava alanında yiyip öyle gel, şimdi sen kendini rahatsız hissedersin’’ diye… Sabah kalkıyorum, önce i-pad’imi alıyorum, facebook’tan gelen mesajları cevaplaya başlıyorum, o günün duyurularını yapıyorum, sonra yapacaklarım belli zaten. Projeler, konferanslar, seminerler, bu arada da bizim yapmamız gereken işler, hafta içi böyle geçiyor. Hafta sonu ise, mutlaka ailemle beraber oluyorum, çünkü onlar da merak ediyorlar, “Baba ne oldu, ne bitti” diye… Yattığımda içimden ‘Mezara bir gün daha yaklaştık’

derim, çünkü ne yaparsak yapalım ortak bir tane payda var, ister girişimci, ister doktor, ister öğretmen ol, netice de herkes mezara girecek, ortak payda bu. Dolayısıyla ilk düşüncem bu olur, arkasından da aklımdan yarın ki projeleri, programları geçiririm…’

Siz 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz, ya da nerede görmek istersiniz?

Bundan sonraki adım “Melek Yatırımcılar Derneği”ni çok aktif hale getirmek. Ben hem ülkemizde hem dünyada girişimcilerin en önemli sorununun finansman olduğunu biliyorum, yeni iş fikri var, ama bu iş fikrini pratiğe çevirecek girişimci zor çıkıyor ortaya, çünkü finansman yok. Dolayısıyla, girişimci ile finansmanı bir araya getirecek olan sistem “Melek Yatırımcılık” sistemi. O yüzden 6 ay önce arkadaşlar ile

Melek Yatırımcılar Derneği’nin kuruluşunu yaptık. Geçtiğimiz günlerde 1. Genel Kurul toplantısını gerçekleştirdik. Ben Başkan seçildim. Bu geçen 6 ay içinde AmerikaBoston’a gittim, oradan Varşova’ya geçtim, ardından Brüksel’e derken, Melek Yatırımcılar Derneği şu an Türkiye’yi temsilen Dünya Melek Yatırımcılar Birliği’nin aktif üyesi oldu. Eğer bizim sitemize girerseniz ( w w w. m e l e k y a t i r i m c i l a r d e r n e g i . org) oradan Dünya Melek Yatırımcılar Birliği’ne linkte verdik. Ayrıca Avrupa Komisyonu’nun kurmuş olduğu EBAN’da da (European Business Angel Network) federasyon bazında Türkiye’yi yine Melek Yatırımcılar Derneği temsil ediyor. Bu arada zaten Hazine Müsteşarlığı da bir çalışma başlatmıştı. İngiltere, Hollanda, Portekiz, Belçika, İrlanda, İskoçya, sanırım birkaç ülkede daha zaten uygulanan benim de önerdiğim bir “co-investment found” sistemi vardı. Bu sistemi eğer Türkiye’de uygulayabilirsek sanıyorum girişimciler adına çok önemli bir şey yapmış olacağız. Zaten sunumumda da var ve özellikle de bunu vurguluyorum. Türkiye’deki mevcut ekosistem bunu çok rahatlıkla karşılayacak bir sistem. Ayrıca Türkiye’deki girişimcileri destekleyen ekosistemin dünyanın hiçbir yerinde olduğunu sanmıyorum, bunu da açık açık söyleyeyim. 10 bin girişimci KOSGEB, bir projeye 60 saatlik eğitim, sonunda 27 bin lira hibe, ardından 70 bin lira uzun vadeli kredi… Bunları kullanabilen var, kullanamayan var o başka bir mevzu ama genel “policy maker” açısından bakarsak, bu işin politikasını yapanlar girişimciliğe nasıl

Güz - 2011

15


Girişimcilik Rehberi bakıyor dersek, Türkiye’deki kadar hiçbir ülkede girişimcilere ben bu kadar destek verildiğini düşünmüyorum. Nitekim ikinci zirveyi de bizim ülkede yapalım diye öneri getiren tek ülke de Türkiye oldu.’

Peki, 2. zirve önerisinin Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olmasıyla bir ilgisi olabilir mi?

Bence artık gelişmekte olan bir ülke değil Türkiye, gelişmiş bir ülke, yakında eğer AB üyesi olan ülkeler gelişmekte olan ülkeler statüsüne girerse hiç şaşırmayın, olacağına bakın siz…

Kendinizi geliştirmek için özel bir çabanız var mı? Başka bir deyişle bu ateşi nasıl canlı tutuyorsunuz?

Girişimci denince; sürekli fikir üreten biri akla gelir fakat bende öyle değil, ben çok az fikir üretirim. Örneğin, Melek Yatırımcılar Derneği’ni kuralım derim ama onu öyle bir organize ederim ki, topu almamla kalenin içine girmem bir olur ve girdikten sonra da kaleden çıkmam. ‘Ben ekerim 100 yıl sonra meyvesini verir’ cinsi işlerle uğraşmam, çünkü böyle bir şeye ne param, ne vaktim, ne de motivasyonum var. Beni motive eden, ayakta tutan; ekiyorum, suluyorum, hemen meyvelerini alıyorum.

Bu beni motive ediyor. Çıkan meyvenin kalitesi iyi ise, çevrenizdekilerin de ‘Hakikaten iyi olmuş, nasıl yaptın?’ demeleriyle başlayarak, karşılığını almış oluyoruz.’

Bazen de bir girişimde bulunulduğunda meyveler yavaş yavaş alınıyor, ya da işler ters gidiyor. Bu gibi durumlar için tavsiyeleriniz nelerdir? Dünyada tersine giden hiçbir şey yoktur. Öncelikle bu bakış açısını değiştirmeliyiz. Bazı insanlar “Hangi işe el atsak kuruyor” derler. Böyle tersine giden bir şey yoktur, çünkü tersine gidiyor gibi duran bir işte belki de alınması gereken en doğru o’dur… Sen tersine gidiyor gibi algılarsın hâlbuki tersinde değildir. Senin menfaatine olan sonuç “o” sonuçtur. Ama sen bunu pas geçip kendi istemiş olduğun sonucu beklersen, o zaman üzülürsün. Dolayısıyla, olmamışsa olmamıştır. Tamam, belki de ben az işe el attığım için olmamıştır. Çok işe el atsaydım olmayan olacaktı muhakkak.’

Size göre şans nedir?

Aslında ben bu kelimeyi fazla sevmem. İnsanlar kestirme yola çok yatkın, şanssızım der, oturur bir şey olsun diye bekler. Mesela bir pazar günü gittim, Ekonomik Pa-

naroma diye bir dergi aldım, Franchising’e rağbet diye bir haber okudum, bu haberin sonucunda bütün olaylar zincirleme olarak devam etti. Haber sonucunda dernek kuruldu, dernekten buralara geldik. O haberi, o gün binlerce insan okudu, herkes bu haberi pas geçti ama ben bir üniversite öğrencisi olarak fax geçtim. Burada bir radar olayı var, bir kere o çok önemli! Bu şans değil, ama ben o gün o dergiyi 3. raftan çekmiştim, 3. raftan değil de 4. raftan bir dergi çekseydim o dergiyi çekmemiş olurdum, işte bu kısmı açıklamak mümkün değil, aslında kader diyebiliriz. “Sliding Doors”(kapanan, açılan kapılar) diye bir film var, adam metroya binecekken iki saniye fark ile kapı kapanıyor, filmi iki kısımdan çekmişler. Kapı açık olsa içeri girdiği ve metroya giremediği haliyle hayatının nasıl 180 derece değiştiğini, o iki saniyede kapının kapanmasının neleri değiştirdiğini anlatmışlar. Benim dergiyi çekmiş olmam gibi bir şey, başka bir dergi çekseydim muhtemelen şu an bir İngilizce öğretmeni olmuş olurdum… Fatih Üniversitesi Genç Kariyer dergisi olarak bizlere yoğun çalışma temponuzda zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Bazı insanlar “Hangi işe el atsak kuruyor” derler. Dünyada tersine giden hiçbir şey yoktur. Öncelikle bu bakış açısını değiştirmeliyiz.

16

Güz - 2011


Sektör Analizi

“Dünyada En Güvenilir Yer

İSTANBUL Olacak”

‘İnsanlar modern, tekdüze yapılardan sıkıldı ve artık huzur istiyor. Geçmiş mimariye baktığımızda tasavvuf ile iç içe, huzur veren yapılar mevcut. Bu yüzden bu öğeleri bir bir alıp mimaride kullanmamız gerekiyor. Kesinlikle geçmiş ile bağlantımızı koparmamalıyız.’

1993 yılında İstanbul’da kurulan İŞHAD (İş Hayatı Dayanışma Derneği), işadamları arasında paylaşma kültürünü geliştirerek, üyelerinin ulusal ve uluslararası yeni pazarlara açılmasına, dış ticaretlerini geliştirerek, Türkiye’de yatırım ve istihdamın artmasına katkıda bulunmayı amaç edinmiş bir sivil toplum kuruluşudur. Türk sanayici ve işadamlarına büyük destek olan Dernek yıl içerisinde ülke tanıtım toplantıları, iş gezileri, bilgilendirme toplantıları, konferans ve eğitim seminerleri gibi bir çok faaliyetlerde bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde İŞHAD tarafından inşaat sektörünün önde gelen isimlerinin bir araya getirildiği ‘Dünyada En güvenli Yer İstanbul Olacak!’ isimli konferans gerçekleştirildi. Dumankaya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Halit Dumankaya’nın onur konuğu olarak katıldığı ve açılış konuşmasını yaptığı konferansa sektörden pek çok önemli isim iştirak etti. Bizlerde Fatih Üniversitesi öğrencileri ve Kariyer Merkezi olarak konferansa katılarak, hem sektör ile ilgili bilgi edinme şansı bulduk, hem de sektörün duayenleri ile firmaları adına kısa kısa röportaj yapma fırsatını yakaladık. HAZIRLAYAN BURÇİN ERKAL (Biyoloji) Yapı Komitesi yetkilisi: ‘Türk müteahhitleri dünyanın neresine giderlerse gitsinler öncelikli’ İstanbul için yeniden yapılanma mümkün mü?

Kentsel dönüşümle ilgili birçok proje var. Bu konudaki önemli problem imar yetersizliği. Dar alanlarda bir proje ürettiğiniz zaman, fazla konut üretemezseniz yani dikey yükselmeyi yakalayamazsanız o projeyi yapmanız çok zor. Ama bununla ilgili yeni projeler var. 1000 metrekare olunca farklı uygulamalar 2000 metrekare olunca

18

Güz - 2011

farklı uygulamalar deneniyor. Biliyorsunuz Kiptaş’ın Zeytinburnu’nda yaptığı bir proje var. Tabi ki bunlar yeni kanunlar çıkarılınca da çok hızlı bir şekilde artacaktır. Yani İstanbul zaten yeniden yapılandırılmaktadır.

Ekşioğlu İnşaat, Çamlıca’da otel inşa edecek

Türk yatırımcıların yurtdışındaki bağlantıları nasıl?

Devam ettirdiğimiz projeler var. Nijerya başta olmak üzere yurtdışı yatırımlarımız devam ediyor. Türkiye’de özellikle kamu alanında; hastane, okul gibi konut olarak 3 büyük projemiz var.

Dünyada bu sektörde 2 ülke var dersek yanılmış olmayız. Birinci Çin, diğeri Türkiye. Ama nüfusa bakarsak Türkiye aslında birinci. Bu yüzden bağlantılarımız çok iyi. Özellikle sektörde marka olmuş Türk müteahhitleri dünyanın neresine giderlerse gitsinler kendilerine öncelik veriliyor.

Önümüzdeki 5 yıl için projeleriniz nelerdir?

Özellikle İstanbul’da en büyük ihtiyaçlardan biri olan otel inşaatı alanında yakın zamanda Çamlıca’da çalışmalarımız başlayacak.

Türkiye’ de inşaat sektöründeki firmalar arasında sıkı bir rekabet var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Evet bu rekabet mantık sınırlarının dışına çıktığında öldürücü olmaya başlıyor. Bunun bir şekilde hem kanunlarla hem de piyasa dinamikleriyle dengelenmesi gerekiyor. Yoksa vahşi rekabet herkese zarar verir.

Etrafımızda birçok “Ekşioğlu” çalışması var. İnsanların bu konudaki güvenini nasıl kazandınız? İnşaat sektörü ailemizde 80 yıldır devam etmektedir. Eski tecrübelere istinaden yaptıkları dönemlerde her zaman en iyisini yapmaya gayret göstermişler. Örneğin

99 depreminde yıkılan binaların arasında Ekşioğlu çalışması ben hiç duymadım. Üstelik yapıldıkları dönemde depremin ne olduğu bilinmiyordu bile. Devlet olsun, üniversiteler olsun hiçbir kuruluş deprem nedir tam olarak bilmiyordu. Maalesef olduğu zaman anladık. Yani o dönemlerde de ‘Şu demirden biraz tasarruf edeyim’ türü şeyler söz konusu değildi. Hala da söz konusu değil. Yani o konularda ufak tefek hesaplar bizde olmazdı. Hatta iyi bir şeyler yapalım düzgün olsun ki daha iyi fiyattan satalım derlerdi. Bağdat Caddesi’ndeki Türkler’in yaptığı ilk bina, Ekşioğlu’nundur. Irkçılık yapıyorum gibi düşünülmesin, sadece şunu söylemek istiyorum: ‘Eskiden bu sektör belli bir dönem Ermeniler’in kontrolü altındaydı. İlk kez Ekşioğlu, Bağ-

dat Caddesi’nde bir bina yapınca birçok insan tebrik etti.’

Yapı sektöründe gelenek ile yeniyi buluşturma çabalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmiş ile geleceği birbirine kombine etmemiz gerekiyor. Ülkemiz çok büyük bir hazine. Çok güzel ve akıl sır erdiremediğimiz yapılarımız var. Bu yapılardaki inceliği yeni mimariye taşımaya, bağdaştırmaya çalışmalıyız. Neoklasik ve Batik mimari tekrar gündeme geliyor. İnsanlar modern, tekdüze yapılardan sıkıldı ve artık huzur istiyor. Geçmiş mimariye baktığımızda da tasavvuf ile iç içe huzur veren yapılar mevcut. Bu yüzden de bizim bu öğeleri bir

Güz - 2011

19


Sektör Analizi bir alıp mimaride kullanmamız gerekiyor. Kesinlikle geçmiş ile bağlantımızı koparmamalıyız.

Üniversite öğrencilerine yapı sektörü konusunda neler tavsiye edersiniz? Fatih Üniversitesi’nin müteahhidi biziz. Biz ilk orayı yaptığımızda yine deprem söz konusu bile değildi. O bölgenin arazisi kayan bir arazidir. O zamanda oranın hafriyatlarını boşaltıp binaların altını kuvarsla doldurup, yastıklama yapıp, binaları yaptık ve deprem olduğu zaman hiç bir bina yıkılmadı. Sadece duvarlarında çatlaklar oluştu. Yani öğrencilere tavsiyem kurallara uygun hareket etsinler. Diğer bir şey de; dünya çok değişiyor. Şu an konuştuğumuz her şey çöp olacak. İstanbul şu an çok farklı yere gidiyor. Dünyada en güvenli yer İstanbul olacak. Bir Kaddafi’nin parasına el konuldu diye bütün Araplar kendi paralarına da el konulacak zannediyorlar. Eee bu paralar nereye gelecek? Eğer İstanbul emniyetli bir yer olursa, gelecekte dünyanın merkezi olacak. Bugün Amerikalılar’ın birçoğu Arap ülkelerine gidemiyor. Düşünün 200 küsur ülke arasında gidemediğimiz, yasaklanmış bir ülke var mı? Eğer bu konumumuzu kaybetmezsek dünyada her yerde at koşturanlar bizim müteahhitler olacak. Şunu da ekleyeyim Fatih Üniversitesi’nin dizaynı devlet üniversitelerinkinden çok farklı. O gün yapıldığı halde farklıdır. Bakış açısı çok önemli. Bugün hala geçerliliğini koruyor. Kısaca hesap kitap meselelerini iyi yapmak lazım.

Uzunlar İnşaat, stadyum alanında tecrübeli olduğu için tercih ediliyor Peki daha çok stadyum gibi kompleks yapılarla mı ilgili çalışıyorsunuz? Stadyum çok uzmanlık isteyen bir alan. Görüldüğü üzere çokta talep gören bir alan. Dünyada her kulüp stadyum arayışında her ülke yeni organizasyonlar yapmakta. Bu yüzden çok fazla stadyum ihtiyacı oluyor. Yaptığım araştırmalar doğrultusunda biliyorum ki; Katar’da ve Rusya’da çizilen programın gerisinde kalınıyor, stadyumlar daha geç inşa ediliyor. Bizimse bu konudaki repitasyonumuzun çok iyi olmasından ve yapılan bir işi

hızlı bitirmemizden dolayı bize teveccüh gösteriyorlar. Bizde elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Seyrantepe’nin ortalama maliyeti ne kadar? Yaklaşık olarak 250 milyon TL kadar. Buradaki fiyatlar yurt dışına nazaran daha düşük. Yurt dışında yapılan örnek stadyumlara bakıyoruz. Oldukça pahalı maliyetlerle yapılıyor. Böylece aslında Türk müteahhitlerin iyi fiyata çok kaliteli ürün ortaya çıkardıklarını görmek mümkün. İşte buradaki tecrübeyi yurtdışına katma değer olarak götürürsek ülkemize ciddi döviz kazandırırız. Zaten bizim asıl amacımızda bu.

Yaptığınız stadyumlara karşı yapılan yorumlar nasıl? Türk Telekom Arena’dan bahsedecek olursak bizden kaynaklanmayan problemleri saymazsak, genellikle çok beğeniliyor. Zaten o problemlerde halledilmeye çalışılıyor. Biliyorsunuz ki FİFA 2016 UEFA kriterlerine uyan en iyi stadyum Türk Telekom Arena. Bu demek oluyor ki her koltuk sahanın her noktasını en iyi şekilde görebiliyor. Lavabo sayısı olsun, stadyumun en kısa zamanda boşaltılması olsun, bütün sosyal ihtiyaçlara cevap veren en modern stadyum. İnanılmaz bir akustik var. En son maçta desibel rekoru kırıldı. Çok başarılı olduğuna yönelik yorumlar alıyoruz. Sadece Türkiye’den değil yurt dışından gelen misafirlerimizde aynı kanıda olduklarını söylüyorlar.

20

Güz - 2011


Misafir Kalem

S

on zamanlarda ‘Her şeyin yenisi makbul!’ cümlesi çok revaçta. Özellikle de eğitim yıllarında… Öğrenci iken hayata toz pembe bulutlar üzerinde bakarız hepimiz. Zaman geçtikçe, okulun bitmesine az kala bir dönemde hepimizi bir telaş sarar. ‘Okul bittikten sonra ne yapacağım?’ Önceden öğrenciler bazı bölümlerde zorunlu olduğu için staj yapardı. Kimisi gerçekten o stajı yapardı, kimisi de sırf zorunlu diye… Günümüzde zorunlu olmasa da öğrenciler gönüllü stajerlik yapmaya başladı. Bazı kavramların başına yeni kelimesi gelince zaman zaman eski hüviyetinden sıyrıldığı oluyor. Stajyerlik kavramının önüne getirdiğimiz yeni kelimesi belki onu eski hüviyetinden çıkartmıyor ama başka bir hale getirdiği kesin. Bu halin ne olduğunu ya da ‘Yeni Nesil Stajyerlik’ ya da gönüllü stajyerlik kavramından ne anladığımızı açıklayalım.

Eski hal muhal... Eskiden (aslında çok da eski değil) öğrenciler ancak zorunlu stajları olduğunda firmaların kapılarını aşındırırlardı. Bu aşındırmanın sonucunda, duruma göre 20 gün ya da daha fazla staj yapmaya hak kazanılırdı. Hak kazanmak tabirini bilerek kullanıyorum. Zira herkesin staj yapması mümkün olmazdı. Mümkün olanlar ise bir şekilde yapılırdı. Nasıl yapıldığı önemli değildi. Nerede yapıldığı da çok önemli değildi. Ama staj defterinin gün ve gün doldurulması önemliydi. Hem de çok önemliydi. Oysa stajda firmaya sağlanması olası faydalar, stajyerin kendi

yetkinliklerinin farkına varıp, kendisine çeki düzen vermesi gibi konular önemli değildi. Hele ki kişinin kendisi için mezun olduktan sonra çalışabileceği bir sektör seçmesi, firma belirlemesi hiç ama hiç önemli değildi. Oysa staj yapan kişinin beklentileri artık farklı... Eski beklentiler değişti. Staj defteri ne kadar değişmediyse öğrencilerin staj mantığı o kadar değişti.

Ne kadar değişim? Artık üniversitelerin zorunlu tuttuğu stajlar öğrencilere yeterli gelmiyor. Çoğu bölüm de zaten stajı zorunlu tutmuyor. Nihayetinde öğrencilerin temel amacı staj yapmak değil. Öğrencilerin günümüzde ilk hedefleri; nitelikli, kendilerini geliştirebilecekleri ve mezun olduktan sonra çalışabilecekleri sektörü, firmayı seçmiş olmak. Bu hedeflerini gerçekleştirecekleri firmalar son zamanlarda oldukça arttı. Bu firmalar yeni nesil stajyerlere potansiyel aday gözüyle bakmaya başladı. Ve bu manada kendilerine yatırımlar yapıyorlar. İşyerlerinde çalışırken hem sektörü hem de firmayı yakından tanıma imkânı sağlanan stajyerler, kurum içinde verilen eğitimlerle de normal bir çalışanın alması gereken eğitimlerin bir kısmını almış oluyorlar.

Bu stajyer benim! Kurum içinde bir sene, belki biraz daha fazla zaman bulunmuş, kurum içi eğitimlere katılmış ve çalışanlar ile iyi ilişkiler kurmuş bir çalışan o bölüm tarafından firmanın insan kaynaklarına önerilebiliyor. İnsan kaynakları da tecrübesiz aday

aradıkları pozisyonlar için bu stajyerleri öncelikli değerlendiriyorlar. Bu şekilde insan kaynaklarının istihdam kalitesi de artmış oluyor.

Pişmedim ama ham da değilim Henüz istenen özelliklere sahip bir çalışan değilse de stajerler okuldan yeni mezun ve ne yapması gerektiği konusunda kafası karışık biri de değil. Staj yaptığı dönemde çalışmayı istediği sektörü hatta firmayı netleştiren yeni mezunlar, insan kaynakları ile yaptığı görüşmede karasız bir yapı sergilemez. Kararlı bir şekilde ne yapmak istediğini karşısındakine anlatır, iletişime açık bir şekilde soruları cevaplar. Staj sürecinde yapmış olduğu işleri, burada üstlendiği sorumlulukları ve elde ettiği başarıları net bir şekilde, abartmadan, olduğu gibi karşısındakine anlatabilir. Bu şekilde okul haricinde edinmiş olduğu bilgi ve becerilerin, başvurduğu iş için ne kadar uygun olduğunu bir kılavuz gibi görüşmeyi yapana sunar.

Sözün sonu, sözün özü… ‘Staj’ kavramı kulağa çok sıcak ve yeni gelmemesine rağmen yaklaşımlar oldukça yeni. Bu yaklaşımın iki tarafı var. Bunlardan bir tanesi firmalar. Diğeri ise tabii ki öğrenciler. Her iki tarafın da amacı ve beklentisi aynı. Bu amacı gerçekleştirmek için gerekli sorumluluk öğrenciler kadar firma yetkililerine de düşüyor. Yüksek potansiyelli öğrencileri, yüksek performanslı çalışanlar olarak yetiştirmek bizim elimizde. Staj yapan öğrenci mezuniyetten sonraki iş görüşmelerinde kararsız bir yapı sergilemez

StajYerlerİn İlk hedefİ; Çalışacakları Sektörü Belirlemek Günümüzde öğrencilerin temel amacı; stajyerlik döneminde staj yapmak değil, nitelikli, kendilerini geliştirebilecekleri ve mezun olduktan sonra çalışabilecekleri sektörü, firmayı seçmiş olmak… HAZIRLAYAN SERHAT ÜNAL IK İletişim ve Pazarlama Yönetmeni (Kuveyt Türk)

22

Güz - 2011

inin ş i k pan a y j rtık r a a t i r S ‘ ntile eklentile e l k be ki b i ne r s e E t . lı.. def fark i. Staj e de s y i d şt şme i ğ ntığı deği e a d m ar aj kad ilerin st işti.’ eğ nc öğre adar d ok Güz - 2011

23


Mezun Profili

Lider,

problem üreten değil, problemleri çözendir 

T

oprak Holding’in Grup Başkanı olarak görev yapan Selim Bal, eski bir Fatihli. 1983’de, Hatay’ın Altınözü ilçesinde eğitim hayatına başlayan ve 1990 yılında İstanbul’a gelen Selim Bal, liseyi Gaziosmanpaşa İmamHatip Lisesi’nde okudu. 2002 yılında Fatih Üniversitesi Kamu Yönetimi’nden mezun olan Bal, “Anadolu’dan gelmiş bir gençtim; Fatih Üniversitesi benim dünyaya olan bakış açımı değiştirdi. Ciddi bir özgüven kazandırdı. İyi bir çevre ve ciddi ilişkiler sağladı. Bütün bunlar hayatım için çok önemli olan sonuçları beraberinde getirdi” şeklinde konuşuyor.Samimi ve doğal davranışlarıyla, akıllardaki ciddi, sosyal yaşantıdan uzak iş adamı düşüncesini değiştiren Selim Bal’ın mezun olduğu üniversiteye bağlılığı dikkat çekiyor. “Fatih Üniversitesi o günlerde Türkiye’deki gençlik için ‘yeni bir ümit’ti. Biz üniversitemizi ülkemizin dünyaya bakan yüzü olarak görüyorduk. Bu yeni bir ufuktu bizim için. Fatih Üniversitesi idealistti, bu sebeple çok değerliydi. Bu düşünceler ile başladım ve asla pişman olmadım; beklentilerimin karşılığını da fazlasıyla buldum” diyen Selim Bal eğitim hayatını, kariyer geçmişini ve gelecek planlarını tüm detaylarıyla anlattı.

“Meslek Yüksek Okulu bİnasının arkasından her geçtİğİmde oradakİ fİdanları nasıl dİktİğİmİzİ, kaldırımlar İçİn nasıl taş topladığımızı hatırlıyorum.” Okul bana ciddi bir özgüven kazandırdı

Bugün, lider olarak iyi yerlere gelen insanlar problem üreten değil, problemleri çözen insanlardır’ diyen Selim Bal, öğrenim gördüğü Fatih Üniversitesi’nin hayatına bakış açısını değiştirdiğini ve özgüven kazandırdığını söylüyor HAZIRLAYAN ELİF AKKAYA (Coğrafya) İREM NUR ŞAHİN (Uluslararası İlişkiler)

24

Güz - 2011

“Kuşkusuz çok yeni ancak akademik kadrosu ve idari birimleriyle çok özel, idealist bir üniversiteydi. Bu durum bize çok kaliteli bir eğitim altyapısı sağladı. Farklı üniversiteleri de görme şansım da oldu ancak buradaki çalışma temposu ve azmine, öğretim görevlilerinin öğrencilerle olan olumlu ilişkisine başka hiçbir yerde rastlamadım. Yüksek lisans hayatımda da buna şahit oldum. Anadolu’dan gelmiş bir gençtim; Fatih Üniversitesi benim dünyaya olan bakış açımı değiştirdi. Ciddi bir özgüven kazandırdı. İyi bir çevre ve ciddi

ilişkiler sağladı. Bütün bunlar hayatım için çok önemli olan sonuçları beraberinde getirdi.”

Dünyaya bakış açınız ve ufkunuz üniversite tercihinizi belirliyor

Üniversite tercihinin kariyer yolculuğunda önemli bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünyaya bakış açınız ve ufkunuz üniversite tercihinizi belirliyor. Fatih Üniversitesi bu konuda çok güzel bir örnek.

Liderler, problem üreten değil, prob-

lemleri çözen insanlardır.’

“Üniversite hayatım baştan sona bir hatıra aslında. Yurt hayatım, kulüp başkanlığı yaptığım günler… Çok güzel ilişkiler yaşadık, çok güzel insanlarla tanıştık. Şimdi Fatih Üniversitesi’ne baktığımızda muhteşem bir yapı görüyoruz. Bizim zamanımızda kampus içerisinde bir kantin bile yoktu. Kalacak yurdumuz yoktu. Meslek Yüksek Okulu binasının arkasından her geçtiğimde oradaki fidanları nasıl diktiğimizi, kaldırımlar için nasıl taş topladığımızı hatırlıyorum. Çok güzel günlerdi. ‘Fatih Tanıtım Topluluğu’ adında bir kulüp kurmuştuk.

Güz - 2011

25


Mezun Profili Amacımız ilk etapta Türkiye’de daha sonra dünyada üniversitemizi tanıtmaktı. Bunları tamamen safiyane bir ruh ile yaptık. Biz bunları yaparken üniversitemizi ismine yakışır bir şekilde tanıtma şuuruyla yaptık. Eksiklikler karşısında idarecilere, akademisyenlere yüklenmek yerine öğrenci olarak üzerimize düşen sorumlulukla bir işin ucundan tuttuk. Tabi bütün bunlarla beraber çok zor zamanlarda geçirdik. Devletimizin sıkıntılar yaşadığı, ‘Allah bir daha o günleri bu ülkeye yaşatmasın!’ dediğimiz günlerimiz oldu. Burada şunu unutmamak lazım ‘Bugün, lider olarak iyi yerlere gelen insanlar problem üreten değil, problemleri çözen insanlardır.’”

Yeniden öğrenci olsanız ne yapardınız?

üstte gören biri de değilim. Bu piyasada benden çok daha kaliteli insanlar var. Tabi ki kendime göre planlarım da var Bundan seneler sonra ülkemizi temsil edebileceğim iyi bir mevkide olmak isterim.”

Çalışma hayatınızda karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

“Çok büyük bir zorlukla karşılaşmadım. Bazen iyi niyetimin suiistimal edildiği zamanlar oldu. Bazen de maddi kayıplarım ve bunun vermiş olduğu güven bunalımını yaşadım. Ancak çok büyük bir sıkıntı yaşadım diyemem. Eğer yoğun, tempolu bir iş hayatınız varsa ve aileniz, çocuğunuz, eşiniz yeterince anlayışlı değilse problem yaşamanız kaçınılmaz oluyor. Fakat ben o konuda da çok şükür şanslıyım.”

“Dolu dolu bir öğrencilik yaşardım. Çünkü öğrencilik yılları insanın zamanında kıymetini bilmediği, en değerli yıllarıdır. Ders çalışmaktan başka önemli bir sorumluluğun olmadığı yıllar… İdeal neslin iyi yerlerde olması ve sağlam temellere oturması gerekiyor. Bundan dolayı kariyer fırsatlarını çok iyi değerlendirmeye çalışırdım. Öğrencilik yılları, yaptığınız her şeyin size katkı sağladığı bir dönem. Çok okurdum, okudukça zenginleşiyor insan. Ve günde en az bir saat ders çalışmaktan asla kaçınmazdım. Hiç bir dersimi son haftaya, son güne bırakmamaya çalışırdım.”

Stajım iş yaşamımda çok yararı oldu

Okuldayken pek çok etkinlikte yer aldım

“Fatih Üniversitesi benim dünyaya olan bakış açımı değiştirdi. Ciddi bir özgüven kazandırdı. İyi bir çevre ve ciddi ilişkiler sağladı. Bütün bunlar hayatım için çok önemli olan sonuçları beraberinde getirdi.”

“Pek çok faaliyette bulundum. Bir öğrenci kulübünün başkanlığın yaptım. Diğer kulüplerde de aktif çalıştım. Akademisyenlerle medyatik insanlarla programlar organize ettik. Örneğin bir keresinde Beyazıt Öztürk’ü çağırmıştık. Daha sonra bu programdan gelen gelirle kulüp odamızın terasına bir kafe kurduk. Orada çay ve kahve satıp, buradan gelen gelirle, araba kiralayıp organizasyonlar yapıyor, kulüp üyelerine geziler düzenliyorduk. Çok küçük olaylardı belki bunlar ama bizi mutlu etmeye yetiyordu. Türkiye’de bugün yaşam standardı çok yükseldi. Şu an ülkemizin bu durumunun devam etmesi eskiye dönmemesi gerekiyor. Bunun için Fatih Üniversiteli arkadaşlarımızdan çok şey bekliyoruz. Türkiye’nin Fatih Üniversitesi gençliğine çok ihtiyacı var. Fatih gençliği bu beklentiyle, bu amaçla tanışsın; bu görüşle baksın dünyaya.”

26

Güz - 2011

“3.sınıftan itibaren üniversitede ilk önce halkla ilişkiler, ardından yurtlar şube birimlerinde çalıştım. Bu çalışmalar, iş yaşamına başladığımda çok büyük yarar sağladı.”

Öğrencilik döneminde buraları hayal etmemiştim

“Öğrencilik döneminin o karanlığında bugünü tahmin etmek mümkün değildi. Adım adım geldim bu günlere, basamakları teker teker çıktım. O günler zor günlerdi. O dönemde insanlar, Amerika’ya,

Avrupa’ya nasıl gidebileceklerinin hesabını yapıyorlardı. Kamu yönetimi mezunuydum ama formasyon da aldım. Aslında öğretmenlik yapma isteğim yoktu ama gidişat belli değildi, “her an her şey olabilir” diye düşünüyorduk. Şansın başarımı, hayatımı etkilediğini düşünmüyorum. Bir şeyler nasibinizde varsa yaşarsınız diye düşünüyorum. Bununla beraber çalışmakta çok önemli tabi. Ben sadece gayret ettim, iyi yerlerde olmak istedim ve samimi çalıştım. İşimi hakkıyla yapmaya dikkat ettim. Mutlaka bu durumun bana zarar verdiği de olmuştur ama ben çoğunlukla faydasını gördüm. İşinize karşı samimi

olmanız ve birilerine karşı bulunduğunuz pozisyonu kullanmamanız gerçekten çok önemli.”

Toprak Holding’de grup başkanlığı yapıyorum

“Burası lavabo, küvet, duş teknesi, seramik ve sağlık malzemeleri ile otomotiv sektörü için önemli olan demir döküm parçaları üreten bir firma. Ben de bu şirketin grup başkanlığı görevini yürütüyorum. Sabah sekiz dokuz arası beşer onar dakikalık çalışma toplantıları yapıyoruz. Ardından

asistan arkadaşımın hazırlamış olduğu günlük planı inceliyorum. İşle ilgili görüşmelerimiz olacaksa onu öğleden önce halletmeye çalışıyoruz. Günde iki küçük bir büyük toplantı yapıyoruz. Öğleden sonra günlük çalışmalarımızı görüşüyoruz, misafirlerimizi kabul ediyoruz. Akşam toplantımız olmadığı sürece bir günü böylelikle tamamlıyoruz.”

Kariyerinizin geleceği için nasıl planlarınız var?

“Ben öyle çok kariyer planlaması yapan biri değilim. Öncelikle çalışırım, emek veririm, olacakları beklerim. Kendini çok

Eğer hayattan çok köşeli beklentileriniz varsa çok sıkıntı yaşarsınız

Eğer hayattan çok köşeli beklentileriniz varsa, çok sıkıntı yaşarsınız. Hayat köşeyi kabul etmez. Karakterinizden, kişiliğinizden ödül vermeden istediğinizi yapmaya çalışırsanız bir sorun yaşamazsınız. İş bulamamak da, işten ayrılmak da olacaktır hayatınızda. Bilmelisiniz ki bu hayatımızın sonu değil. Bir iş olmuyorsa bir diğeri mutlaka olacaktır. Yeter ki kimseye muhtaç olmayalım. Bunun içinde yapılan işi küçümsememek gerekir. Mesela CEO oldum, hırslanıp başbakan olayım ardından cumhurbaşkanı… Elbette bunun bir sonu var, değil mi? Ancak, çocuklarımız için, neslimiz için iyi yerlerde olmayı istemek farklı tabi. Bunun için ise hırslı olmaya gerek yok. Azimle, samimiyetle çalışırsanız Allah’ın izniyle zaten başarı gelir.”

Hayatımdaki kaldıraç Fatihli olmak oldu

“Kaldıraç olarak Fatih Üniversitesi’ni kazanmış olmamdı diyebilirim. Bu hayatımdaki dönüm noktasıydı. Sonra okulda, kulüplerde yapmış olduğumuz çalışmalar, ardından özel sektörde çalışmam ve TMSF yöneticisinin iş teklifini kabul etmem. Bunların yanı sıra hayatımda birçok başarısızlık da var.”

Neydi bu başarısızlıklar?

“Mezun olduktan sonra bir tekstil firmasında ihracatçı olarak işe başladım. 2 ay sonra oruçluyken kamyondan mal indirmek için beni de görevlendirdiler. Bu olayı yaşadıktan sonra istifa ettim. Patronum bunu duyduğunda çok üzülmüştü. Daha sonra

bir holdingde çalışmaya başladım. Burada idealimin ileride kendi işimi kurmak olduğunu duyan patronum, “Bir daha kimseye ideallerini anlatma!” diyerek beni kapıya koydu. Sonra başka bir firmanın satın alma departmanında başladım. Bir buçuk iki sene kadar orada çalıştıktan sonra işten çıkarmalar başladı, bende işten çıkarıldım. O zaman dış ticaret bölge sorumlusuydum. Ardından kendi işimi kurma maceram oldu. Tam başarılı olacağımızı düşünüyorken bir yere gönderdiğimiz mektuptaki bir yanlışlık bizi başarısız kıldı. ‘Böyle olmayacak en iyisi profesyonel hayata devam edelim’ dedim ve bir firmada işe başladım. Dış ticaret müdürü oldum. Orada güzel ve başarılı bir dönem geçirdim. Sonra bir kablo firmasına geçtim. Burada da kısa bir dönem kaldım ve Toprak Holding’de işe başladım.”

Günde 18 saat yaşıyorum

“Benim bir günüm 6 da başlıyor, 12 de bi-

tiyor diyebilirim. Yani günde on sekiz saat yaşıyorum ben. Bu sebeple aileme, çocuğuma ve eşime karşı vicdan azabı çekmiyorum. Onlara oldukça zaman ayırabiliyorum. Hatta biraz fazla sosyal bir hayatım var bile diyebilirim.”

İşe alımlarda işin ehline verilmesine dikkat ederim “İlk önce Fatih Üniversiteli olup olmadığına bakarım:) Bazı işverenlerin Boğaziçi ve ODTÜ takıntısı vardır. Ben buna bir de başarısını bildiğim için Fatih Üniversitesini ekliyorum. Hakkaniyet önemli. İşin ehline verilmesine dikkat ederim. Yabancı dil bilmeleri, ahlaklı olmaları aranılan özelliklerdendir. İşe başlamak isteyen adayların ne istediğini bilen ne yapmak istediğinin farkında olan bireyler olmaları, pozitif ve güler yüzlü olması çok önemli. Bu özelliklerin, her şeyi çözebilecek karaktere sahip kişilerde var olduğunu düşünüyorum.”

Güz - 2011

27


Girişimcilik Rehberi Eğitim Girişimciliği

T ÖĞRETMEN ADAYLARINA YENİ UFUKLAR

Eğitim Girişimciliği HAZIRLAYAN Yrd. Doç. Dr. İbrahim Hakan Karataş Fatih Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Gerek dünyada gerekse son yıllarda Türkiye’de eğitim sektörü her geçen yıl büyümekte, sektörden beklenen farklı, çeşitli ve esnek talepleri karşılayacak mal ve hizmetlerin üretilmesinde bir boşluk yaşandığı vakıadır.

ürkiye’de en çok talep edilen mesleklerden biridir öğretmenlik. Öğretmenliği bu kadar cazip bir meslek haline getiren yönü, hiç şüphesiz garantili istihdam olanağına sahip olmasıdır. Eğitim fakülteleri dışında fen edebiyat fakültelerinin neredeyse bütün bölümlerinde, iletişim ve ilahiyat fakültelerinde okuyan öğrencilerin çoğu en azından öğretmen olmayı hayal eder. Peki gerçekten öğretmen olmak sanıldığı kadar cazip bir meslek midir? Bu soruyu yanıtlamak için bir mesleğin tercih edilmesinde öncelikle dikkate alınan hususları gözden geçirmek gerekir. Bir mesleği tercihte en önemli belirleyici unsur o mesleğin sağladığı kazançtır. Çalışma şartları, kariyer imkânları, toplumsal itibar gibi hususlar ikinci sırada sayılabilecek nitelikler olarak kabul edilmektedir. Maalesef bir mesleğin gerektirdiği niteliklere sahip olma durumu ise özellikle öğretmenlik mesleği söz konusu olduğunda en son sıralarda dikkate alınan unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu unsurların ayrıntılarını başka bir yazıya konu etmek üzere şimdilik bir kenara bırakalım. Öğretmenliğin de içinde bulunduğu birçok meslek alanının birlikte oluşturduğu eğitim sektöründe yapılacak daha birçok iş tanımı olduğunu pek bilmeyiz. Bu bilgisizliğin kaynağı, eğitim fakültelerindeki eğitim tarzı mıdır, yoksa eğitimin büyük oranda devlet tarafından sunulan bir hizmet olması mıdır? Bu konular da araştırmaya muhtaç hususlardır. Fakat gerek dünyada gerekse son yıllarda Türkiye’de eğitim sektörü her geçen yıl büyümekte ve sektörden beklenen ve farklı, çeşitli ve esnek talepleri karşılayacak mal ve hizmetlerin üretilmesinde bir boşluk yaşandığı vakıadır. Bu taleplerin karşılanması da doğal olarak öncelikle eğitim fakültelerinin sorumluluğundadır. Fakat öğretmen olmayı talep eden ya da öğretmenlik formasyonu almış kişilerin eğitim sektörünü yakından tanımaları ve sektörün farklı iş alanları hakkında bilgi sahibi olmaları onlara yeni ufuklar açacaktır. Eğitim sektörü doğaldır ki sadece sınıfta ders

28

Güz - 2011

anlatan personel ile yürüyen bir sektör değildir. Öğretmenliğin başat konumda olduğunu kabul etmekle birlikte okulun binaları, okulda kullanılan araç gereçler, yazılı, görsel ve işitsel ders materyalleri eğitim sektörünün karşılaması gereken ihtiyaçlarıdır. Diğer taraftan ailelerin ve öğrencilerin eğitim danışmanlığı ihtiyaçları, örgün ve yaygın eğitim kurumlarının yönetimi, eğitimlerinin programlanması, ölçme değerlendirme hizmetleri, özel eğitim taleplerinin karşılanması da yine eğitim sektörünün sorumluluğu içinde sayılmalıdır. Bilgi toplumuna geçişle birlikte artan yaşam boyu öğrenme ihtiyacı ise başlı başına bir sektör olarak gelişmektedir. Artık eğitim düzeyi ne olursa olsun, işi olan, olmayan, emekli olan hasılı tüm yetişkinler yeniden eğitim talebinde bulunuyorlar. Önceleri mektup ve benzeri yollarla yürütülen uzaktan eğitim bilgi iletişim teknolojisindeki gelişmelerle artık zamandan ve mekandan bağımsız bir yaygınlık kazandı. Hemen her sektör ve branşta yeniden eğitim almak isteyen, yeni gelişmelerden haberdar olmak isteyen, kendini başka alanlarda geliştirmek isteyen yetişkinlere sürekli eğitim veren merkezler tüm dünyada olduğu bilgi Türkiye’de de artıyor. Şirketler ve kurumlar personelinin daha verimli, üretken ve daha motive bir biçimde çalışmaya devam etmelerini sağlamak için onları çeşitli eğitim süreçlerine kendileri teşvik ediyorlar. Bu talep, uzman eğitimciler yanında eğitim danışmanı, eğitim yöneticisi, eğitim programcısı, ölçme değerlendirmeci, materyal ve yazılım uzmanı, rehber, yayıncı, bilişim uzmanı, uzaktan eğitim uzmanı, eğitim organizatörü vb alanlarda yoğun bir işgücü ihtiyacını beraberinde getiriyor.

sanların ilgisini çeken Türkiye artık yurt dışından ülkemize eğitim için gelmek isteyenlerin yoğun taleplerini de karşılamak zorunda kalıyor. Devlet üniversite sayısını artırarak bunun alt yapısını hazırlıyor. Fakat aynen ABD ve İngiltere’ye gitmek isteyen öğrencilere sunulan danışmanlık hizmeti gibi farklı ülkelerden Türkiye’ye gelmek isteyen öğrencilere de danışmanlık hizmeti sunacak uzmanların yapacağı çok iş olduğu kanaatindeyim. Çevremizdeki ülkelerin kalkınma hızları ve yaşadıkları gelişmeler dikkate alındığında bu ülkelerin kısa, orta ve uzun vadede ihtiyaç duyduğu her branştan öğretmen, yayıncı, yazılımcı, yönetici, programcı vb. sektörün uzmanlık gerektiren alanlarında çok iş olduğu görülüyor. Elbette bu fırsatı daha iyi değerlendirmek isteyenlerin İngilizce dışında bazı dilleri öğrenmesi de gerekiyor. 61. Hükümet Programı’nda özel üniversitelerin ve özel okulların yaygınlaştırılacağı anlaşılıyor. 1980’lere kadar tek tük olan özel okul sayısı son 30 yılda önemli oranda arttı. Fakat bugün hala yüzde 3 düzeyinde olan özel okulculuğun gelişmesi için yaratıcı, esnek ve kaliteli hizmet sunan kurumlara ihtiyaç olduğu anlaşılıyor. Rekabet ortamı geliştikçe daha fazla dil bilen, alanında yenilik yapabilen, alternatif hizmetler üreten personel arayışı kurumların öncelikli tercihi olacaktır. Bu da sadece öğretmen olmayan öğretmenlerin şansını artıracaktır. Yazılımdan, yayından, organizasyondan anlayan, daha çok dil bilen, iletişimi daha

Fatih Projesi ile eğitim yazılımı ihtiyacı Türkiye’de birkaç yıl içinde zirveye çıkacak. Devamında ise nitelikli ve daha esnek ihtiyaçları karşılayacak çeşitli yazılımlara ve yan ürünlerine olan ihtiyaç devam edecek. Hızla kalkınan ve çevre ülkeler kadar dünyanın dört bir tarafında yaşayan in-

Güz - 2011

29


Eğitim Girişimciliği

güçlü bireyler ister istemez ön plana çıkacaktır. Toplum kalkındıkça dezavantajlı grupların eğitim talebi de artacaktır. Engellilerin eğitime ulaşma imkanı son 10 yılda 10 kat arttığına göre ve bugün hala bu alanda büyük bir personel açığı olduğuna göre özel eğitim alanında uzmanlaşan, o alana yönelik diğer ihtiyaçları karşılayan yatırımcıların topluma sunacakları çok fazla hizmet olduğu açıktır. İşitme, görme, konuşma, zihinsel, ortopedik ve benzeri engelli grupların ihtiyaçları da eğitim talepleri de farklılaşmakta ve bu farklılaşma sektörlerin uzman taleplerini farklılaştırmaktadır. Hükümet son birkaç yıldır üstün zekalılar ile ilgili bir devlet politikası geliştirmeye çalışıyor. Ülkemizde üstün zekalılara özgü eğitim kurumu henüz bir elin parmaklarını geçmiyor. Oysa genel olarak toplumun yüzde 2’si üstün zekalı olarak kabul ediliyor. Bu çocuklar sıradan okullara devam etmekte ve toplum çok büyük bir hazineyi göz göre göre heba ediyor. Bu ihtiyacı da karşılayacak yetişmiş elemanlara acil ihtiyaç olduğu tartışmasız bir gerçektir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada etkili olan sivil toplum kuruluşları son

30

Güz - 2011

20 yıldır Türkiye’de de etkinliklerini artırdı. Çeşitli uzmanlık alanlarında özel çalışma alanları belirleyen sivil toplum kuruluşlarının neredeyse tamamı tüzüklerinde eğitim hizmetlerine de yer veriyor. Fakat eğitim faaliyetlerini ve projelerini gerçekleştirecek teknik ve uzman eleman sıkıntısı yaşamaktalar. Sivil toplum kuruluşları ulusal ve uluslararası fonlarla yürüttükleri projelerle özellikle dezavantajlı grupların eğitimi ve topluma kazandırılması konusunda çalışmalar yapıyorlar. Dolayısıyla sivil toplum kuruluşları da eğitimin çeşitli alanlarında uzmanlaşmış kişilerin istihdam alanı olarak değerlendirebileceği bir sektör olarak kabul ediliyor. Özetlemek gerekirse öğretmenlik mesleğinin toplumsal onurunu yükseltmek ve eğitim fakültelerinin işlevini artırmak, Türkiye’deki gençlerin yarısına yakınının sadece sabit ve istikrarlı geliri gerekçesiyle öğretmen olmak isteklerini alternatif imkanlarla zenginleştirmekten geçiyor. Ama daha önemlisi öğretmen adayı gençlerin hayata daha fazla katkı sağlamaları için eğitim sektörünün nasıl hızla geliştiğini ve gerek farklı istihdam alanları ile ücretli çalışmak isteyenlere gerekse de çok yönlü yatırım imkanları ile girişimcilere ne büyük fırsatlar sunduğunu görmek gerekiyor.

Güz - 2011

31


Girişimcilik Araştırma Rehberi

COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ NEDİR? Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) Dünya üzerinde var olan nesnelere ve meydana gelen olaylara ait bilgileri toplamaya, bunları saklamaya, güncelleştirmeye, analiz yapmaya yarayan yüksek performanslı bilgisayar destekli bir sistem olarak karşımıza çıkıyor.

log haline getirir, arşivler, geri alarak kullanır ve dağıtır.

sinimlerini desteklemek için mevcut kaynakların entegrasyonu ve ilave kaynakların geliştirilmesi sağlar.

Yönetim: Finansal, teknik, entelek-

Eğitim: Bilgi transferi sağlamak ve

Belediyelerde çalışan CBS Uzmanları Alt-

tüel beceri ve kaynakları kullanarak, firmanın misyonunu verimli ve etkin bir şekilde üretiminin optimizasyonuna yansıtır.

performans gelişimini değerlendirmek için eğitim faaliyetlerini analiz eder, tasarlar ve geliştirir.

yapı, Çevre Koruma, Atık Yönetimi, Park ve Bahçeler, Deniz Hizmetleri, Tarihi Çevre Koruma, Projeler, Kentsel Tasarım, Ulaşım Planlama, Trafik, Toplu Ulaşım, Turizm, Şehir Planlama, İmar, Harita, Deprem ve Zemin İnceleme, Kentsel Dönüşüm, Stratejik Planlama, Mesken, Afet Koordinasyon, Su ve Kanalizasyon gibi bölümlerde çalışabiliyorlar. Bu çalışma alanlarının yanı sıra Türkiye’de faaliyet gösteren yirmi tane Coğrafi Bilgi Sistemler firması bulunuyor. Bunlar 2011 yılı itibariyle; Bilgi Gis, NETCAD, EMİ Harita Firması, Sayısal Grafik, Rsgis,

CANSU ALAN ( Coğrafya )

ir araştırmaya göre, dünyada ve Türkiye’de gün geçtikçe gelişen ve ilerleyen bu sistem ABD’de CBS’yi kendi çalışmalarında kullanabilecek derecede bilen 75 bin yeni çalışana ihtiyaç duyulduğunu ortaya çıkardı. Bu sistem Türkiye’de de gençlere yeni iş kapıları açacak. Başta Coğrafya bölümü olmak üzere, Jeodozi ve Fotogrametri gibi birçok bölüm mezunu bu alanda çalışabilecek. Bu bölümlerden mezun kişiler, bölümlerine ait meslekler dışında Coğrafi Bilgi Sistemi Uzmanı olabiliyorlar.

Veri edinme: Mekansal verileri toplar. Koordinasyon: Birimler arası yardımlaşmayı ve iletişimi kurar.

Coğrafi Bilgi Sistemleri uzmanı kimdir? Mekansal teknolojileri kullanarak yeryüzündeki konumsal verileri toplayarak denetimini, birleştirilmesini, işlenmesini, analizini ve sunumunu yapan kişiye Coğrafi Bilgi Sistemleri Uzmanı deniyor.

CBS uzmanı rolleri ve görevleri

Uygulama geliştirme: Müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli araç ve gereçleri tanımlar ve geliştirir.

32

Güz - 2011

CBS Uzmanları; Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Çevre ve Orman Müdürlüğü, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Turizm Şirketleri, Milli Savunma Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, Afet İşleri, Tapu Kadastro, İller Bankası, Karayolları, Çevre Yönetimi, Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü, Doğa Koruma ve Milli Parklar, Özel Çevre Koruma, Devlet Meteroloji İşleri, Enerji İşleri, M.T.A, Devlet Su İşleri, maden işleri, petrol işleri, araştırma ve eğitim, kültür varlıkları ve müzeler, tarımsal araştırmalar, havza araştırması, denizcilik, kıyı emniyeti, TÜRKSAT, Sivil havacılık, haberleşme, eğitim teknolojileri, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri, Mahalli idareler ve belediyelerde görev yapabiliyor.

HAZIRLAYAN

B

si, çevresel uygulamalar, CBS teori ve UA uygulamaları, jeoloji uygulamaları, mekansal veri işleme araçlarını kullanabilme, fotogrametri, uzaktan algılama teori ve uygulamaları, mekansal bilgilerin işlenmesi, teknik ve bilimsel yazı yazabilme, teknolojik gelişmeleri takip etme, topoloji, sunum yapabilme, İngilizce seviyesinin yüksek olması, üretken düşünebilme, büyük resmi görebilme, eğitmenlik yapabilme yeteneği, iletişim kurabilme, grup çalışması yapabilme, kendini geliştirmeye ve öğrenmeye açık olma.

Veri Analizi ve Yorumlaması: Ürün geliştirme, sonuç çıkarma ve karar verme ile ilgili raporlarda bilgilendirme yapmak için veri işler ve bilgi çıkarımlarında bulunur.

Veri Yönetimi: Mekansal verileri kata-

Pazarlama: Müşterilerin gereksinim ve ihtiyaçlarını tanımlar ve bunları etkin bir şekilde organizasyona iletir, ayrıca organizasyonun mekansal teknolojiler alanındaki çözümlerini tanıtır.

Proje yönetimi: İstenilen çıktıların zamanında ve öngörülen bütçe için-

de üretebilmesi için gerekli ilave ve uyarlamaları önerir.

Sistem analizi: Girdiler, çıktılar, süreç, zamanlama ve performans gibi sistem kapasiteleri için gereksinimleri değerlendirir, gerekli ilave ve uyarlamaları önerir.

Sistem Yönetimi: Kullanıcıların gerek-

Görselleştirme: Veri ve bilgileri mekansal teknolojiler ile görselleştirir.

Bu mesleği yapabilmek için şunları bilinmesi gerekiyor: Mekansal teknolojiler arasındaki ilişkileri değerlendirebilme, kartografya bilgisi, bilgisayar programlama bilgi-

ESRİ, proBilgi Yazılım, MapInfo, Ekvator Harita, İki Nokta, Başar Soft, İşlem Gis, AlfaBim, Atlas Harita, DGN Bilgi Sistemleri, Hatgis, Niki İnşaat, Milsoft, Docuart, Mescioğlu Mühendislik’tir. Günümüzde, ABD, Kanada ve İngiltere başta olmak üzere pek çok gelişmiş ülkede CBS, yüksek öğretimde coğrafya öğretim programlarının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu ülkelerde Coğrafya bölümlerinden mezun olan öğrenciler, CBS alanında edinmiş oldukları bilgi ve beceri ile çok çeşitli kurumlarda rahatlıkla iş sahibi olabiliyorlar. CBS yazılım firmalarının önde gelenlerinden biri olan ESRI’nin 2 bin 500 civarında çalışanının büyük bir çoğunluğu Coğrafya veya Bilgi Teknolojileri ile ilgili bölümlerden lisans diploması ile mezun oldular.

Meslek sonrası kariyer basamakları Kamu kurumlarında göreve başlayan CBS uzmanları zamanla içinde bulundukları ekibin koordinatörü veya bölüm şefi olabilirler. Ayrıca belli sınavlara girerekte müdürlüğe kadar terfi edebilirler. Özel sektörde ise bu durum daha çok kişinin kendi becerilerine ve

iş ortamına bağlıdır. Eğer işinde kalifiye olursa ekip koordinatörlüğü yapabilir, hatta şirketlerin bölge temsilciliklerine kadar terfi edebilirler.

KAYNAKÇA Karakuyu, Mehmet 2005, Coğrafya ve Coğrafya Bilgi Sistemleri Arasındaki İlişki, 3.Coğrafya Bilgi Sistemleri Bilişim Günleri Bildirimler kitabı, 341-346 Gaudet, C. H., Annulis,H.m., and Carr, J.C.(2003). Building the geospatial workforce. URISA Journali15, 21-30. Gewin, V.(2004). Mapping Apportunities, Nature , Sayı 427,s.376-377, 22 Ocak 2004, Nature Publishing Group. htttp://www.nature.com/nature/journal/v427/ n6972/full/nj6972-376a.html. Phoenix, M. (2000). Learning with GIS, Arcuser Online, Haziran-Eylül 2000, s.6-24, http://www.esri.com/news/arcuser/0700/ umbrella11.html, http://www.esri.com/news/ arcuser/0700/umbrella11, www.esri.com. Demirci,A., Kocaman,S. (2007). Türkiyede Coğrafya Mezunlarının Cbs İle İlgili Alanlarda İstihdam Edilebilme Durumlarının Değerlendirilmesi, Marmara Coğrafya Dergisi, 16, 65-92. Berdusco, B. J. (2003). Result of a survey of known higher education offerings in GIS and GISci. Basılmamış Yüksek lisans Tezi,Manchester Metropolitan University, 18 Temmuz 2007,http:// www.insitute.redlands.edu/kemp/Berdusco.htm.

Güz - 2011

33


i r e l m e t s i S i g l i B fi a r ğ o C

r o y i ş i l e G e v r o Büyüy

Coğrafi bilgi sistemleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gün geçtikçe büyüyen ve gelişme gösteren bir alan… Üniversite yıllarında Coğrafi Bilgi Sistemleri alanında kendisini geliştiren ve bu alanda seçmeli ders alarak CBS uzmanı ve eğitmeni olan İ. Beril Sani, Türkiye’de coğrafya bölümü öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun mezun olduktan sonra yalnızca öğretmenlik mesleği yapabileceklerini düşündüklerine dikkat çekerek, coğrafi bilgi sistemlerinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gün geçtikçe büyüdüğünü ve gelişme gösterdiğini söyledi. Coğrafi Bilgi Sistemleri konusunda kendinizi geliştirmek isteyenlerin güncel teknolojiyi takip etmesi gerektiğine değinen Beril Sani ile eğitim ve iş hayatı hakkında sohbet ettik.

Eğitim hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?

İ. Beril SANİ

34

Güz - 2011

İlköğretim ve lise yıllarında gezmeye, araştırmaya meraklı bir öğrenciydim. Üniversite bölüm tercihi yaparken dershanedeki öğretmenlerimin de yardımıyla coğrafya bölümünü seçtim. 2005 yılında üniversite giriş sınavında 3. tercihim olan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümünü kazandım. Gelişen teknolojiye meraklıydım ancak üniversite hayatına başlamadan önce Coğrafi Bilgi Sistemleri hakkında pek bir bilgim yoktu. Üniversite eğitimimde Yrd. Doç. Dr.Hüseyin Turoğlu’nun da yönlendirmesiyle Coğrafi Bilgi Sistemleri, Uzaktan Algılama ve Fiziksel Mekan Organizasyonu derslerini kendisinden seçmeli olarak aldım. Avrupa Birliği destekli Erasmus Öğrenci Değişim Programı ile bir eğitim dönemi Finlandiya University of Joensuu’da “Geoinformatics” adı al-

tında ESRI ürünlerinin kullanıldığı Coğrafi Bilgi Sistemleri dersini aldım. Eğitim hayatımda aldığım birikimlerle birlikte kendimi bu alanda geliştirdim. Türkiye’de Coğrafya bölümü öğrencilerinin büyük bir çoğunluğu mezun olduktan sonra yalnızca öğretmenlik mesleği yapabileceklerini düşünüyor. Ancak Coğrafi Bilgi Sistemleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gün geçtikte büyüyen ve gelişme gösteren bir alan haline geldi.

Üniversite hayatınız boyunca aktif miydiniz? Dersleriniz nasıldı? Üniversite eğitimim boyunca İstanbul Üniversitesi Coğrafya Kulübü ve Coğrafya Bölümü akademisyenlerimizin düzenlediği birçok arazi çalışmasına katıldım. Bu arazi çalışmaları sayesinde Türkiye’de birçok yeri gezdim, gördüm ve yerinde öğrendim. Bir Coğrafyacı için en etkili ve kalıcı öğrenme yolunun görerek ve yaşayarak olduğunu düşü-

Araştırma

Coğrafi Bilgi Sistemleri eğitmenliği ve CBS alanındaki diğer projelerin coğrafyacılar için uygun bir tercih olabileceğini düşünüyorum.

nüyorum. Yurtdışı deneyimi olarak Finlandiya University of Joensuu’da Erasmus Öğrenci Değişim Programı ile bir dönem İngilizce eğitim alma imkanım oldu. Lisans eğitimim sırasında çok parlak bir öğrenci değildim, alttan dersimin olduğu zamanlar oldu. Üniversite hayatının sadece ders çalışmak olmadığını düşünenlerdenim. Hem üniversite hayatını yaşamanız hem de derslerinizi takip etmeniz gerekiyor. İkisini birden dengede tuttuğunuzda iş ve sosyal hayatınızda da başarılı olursunuz. Ortalama seviye bir öğrenci olarak kendinizi geliştirdiğiniz takdirde iyi bir işe sahip olabileceğinizi düşünüyorum.

Yabancı dil bu meslek için önemli mi? Hangi alanlarda kullanıyorsunuz? Yabancı dil olarak İngilizce eğitimimi ilk olarak ortaokulda aldım. Lisede İngilizce derslerimiz pek yeterli değildi. Üniversitede de eğitim dilimiz Türkçe’ydi. İngilizceye olan ilgim sayesinde ben sürekli kendimi geliştirdim ve Erasmus öğrenci değişim programı sınavını kazandım. Finlandiya’da İngilizce olarak üniversite eğitimi aldıktan sonra yabancı dilim çok daha iyi seviyelere geldi. “Yabancı dil bu meslek için çok önemli. Bunun en önemli nedenlerinden biri ESRI yazılımının İngilizce olması. Ayrıca yazılımla ilgili bir sorunla karşılaştığınızda Türkçe kaynak sayısı kısıtlıyken, İngilizce bir arama yaptığınızda birçok kaynağa ulaşabiliyorsunuz. ESRI, kendi web sitesinden ücretsiz olarak eğitimler, videolar yayınlıyor. Bunları kavrayabilmek için yabancı dile ihtiyacınız oluyor. Aynı zamanda Coğrafi Bilgi Sistemleri konusunda kendinizi geliştirmek istiyorsanız güncel tekno-

lojiyi takip etmelisiniz. Yabancı dilinizin olması her zaman size katkı sağlayacaktır.”

Mezuniyetten sonra neler yaptınız? İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü’nden 2009 yılında mezun oldum. 2010 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Coğrafya Öğretmenliği anabilim dalında tezsiz yüksek lisans yaptım. Eğitim hayatım bittikten sonra İşlem Coğrafi Bilgi Sistemleri Mühendislik ve Eğitim Ltd. Şti. firmasına başvurdum ve işe alındım.

Bu mesleği seçmek isteyen arkadaşlara neler önerirsiniz? Araştırmacı ve girişimci olmanız gerekiyor, mutlaka arazi çalışmalarına katılın. Coğrafya arazide daha kolay kavranıyor, gördüğünüz bir yeri unut-

muyorsunuz.

Mesleğin zorlukları nelerdir? Her meslek gibi CBS eğitmenliğinin de zorlukları var. Birçok konuda bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Her gün gelişen bir sektör ve her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz. Mesleğe ilk başladığınızda bilmediğiniz çok şey olacak. Burada size düşen, araştırıp öğrenmek ve sizden daha deneyimli insanlardan faydalanmak olacaktır.

Çalışmalarınızı ofis içinde mi yoksa arazide mi yapıyorsunuz? Genellikle işlerimi ofisten yürütüyorum. Konferans, eğitim gibi organizasyonlarda üniversitelere ya da kurumlara da seyahatlerim oluyor. Bir projenin içinde yer aldığınız zaman bir ekiple çalışıyorsunuz ve onlarla uyum içinde olmanız gerekiyor.

Güz - 2011

35


Akademik Kariyer

Ç

ocukluk döneminde belirli bir meslek tercihi olmadığını, lise son sınıfa geldiğinde matematiği beceremiyor olmasından dolayı kendisinde bir aşağılık duygusu oluştuğunu söyleyen Doğu Ergil, “Bu aşağılık duygusunu yenmem lazımdı. Bunun yanında matematik ve fen bilimleri, mühendislik vesaire; benim başarılı olamayacağımı hissettiğim alanlardı. Türkiye o dönemde müthiş bir değişimden geçen sanayileşmemiş bir ülkeydi ve hızla sanayileşmesi gerekiyordu. Bu sebeple ben sanayileşme sonrası toplum nasıl olacak, kentleşme nasıl olacak sorularından doğan bir merakla sosyoloji tahsili görmeye karar verdim. Bu karar lise dönemlerinde ortaya çıktı ve sonrasında hep bağlı kaldım” dedi.

BAŞARIDAN DAHA BÜYÜK

BAŞARI YOKTUR!

Düşünsel, duygusal, bütünsel ve evrensel olması açısından Beethoven’ın müziği, benim sosyoloji anlayışım birbirine çok yakın. HAZIRLAYANLAR ESRA HATİPOĞLU (Sosyoloji) SÜMEYYE KAVAK (Sosyoloji)

FATMA ZEHRA ARSLAN (Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi)

36

Güz - 2011

Meslek seçimine lise yıllarında karar verdiğini belirten Doğu Ergil: “Sosyolog olmayı ben uzun zaman önce zihnime yerleştirmiştim. Dünyaya tekrar gelsem aynı mesleği mi tercih ederdim? Başka alanlarda yeteneğim yine olmasaydı; evet. Bugün ne olmak isterdim? Bir müzisyen olmayı isterdim, mesela Beethoven. Beethoven’ın müziği ve benim sosyoloji anlayışım birbirine yakın; onun müziği düşünsel, duygusal, bütünsel ve evrenseldir. Bir zamanların sosyoloji kitapları günümüzde artık geçersiz sayılmaktadır. Beethoven’ın müziği ise bugün bile hala hayranlıkla dinlediğimiz ve sevdiğimiz bir müziktir” diye konuştu. Okul hayatı basketbolcu olduğunu, eğitimi süresince sporu hayatından eksik etmediğini, sporun kendisine çok önemli şeyler öğrettiğine dikkat çeken Ergil, spordaki “Kurallar içinde mücadele etmek” prensibinin hayatı boyunca kendisini yönlendirdiğini ifade etti. Ergil: “Rakibine saygı duymak, onun bir düşman olmadığını, rakip olduğunu düşünmek ve sadece rakibinle değil aynı zamanda kendinle ve zamanla da yarışıyor olmak… Bu prensipler eğitim hayatımda da etkili oldu” şeklinde konuştu. Öğrencilik yıllarında sosyolog olmaya, askerde iken akademisyen olmaya karar verdiğini belirten Ergil: “Lisansımı tamamladığımda fakültenin merdivenlerinden inerken ne bildiğimi ya da neyi başardığımı değil; neler bilmediğimi, ne kadar eksiklerim olduğunu ve bundan sonra da bunları nasıl telafi edebileceğimi düşünü-

Öğrenciler, eğitim sürecini sıradan yerlerde geçirmemeli ve geleceği en parlak yerleri tercih etmelidir. Ayrıca sürekli olarak kendini geliştirmek ve araştırma yapmak zorundadır.

yordum. Daha net düşünebilmek için askere gittim. Askerlik döneminde dış dünyadan kopuyorsunuz işte o zaman her şey aydınlandı. Ne yaparsam dünyada geçerli bir mesleğim olacak sorusuyla akademisyen olmaya karar verdim; zaten sosyolog olmaya daha öncesinde karar vermiştim. Askerden dönüşte Milli Eğitim sınavına girdim ve Amerika ve Avrupa’da master hakkı kazandım. Amerika’yı seçtim. Yurtdışında master ve doktora yapmak istediğimde kendimce hedeflerim vardı. Amacım; her yerde geçerli olan ve dünya standartları üzerinde bir eğitim alarak bir diploma sahibi olmaktı. Bunun iki türlü katkısı oldu, bizim sosyal bilimlerde yapamadığımız iki şey: “Teori ve Araştırma Teknikleri” şeklinde konuşmasını sürdürdü. Kariyeriniz boyunca kaldıraç ve kırılma anlarınız var mıydı sorumuzu yanıtlayan Ergil şunları söyledi: “Kaldıraç şuydu: Bizim kuşak dünyanın çok önemli üniversitelerinde doktora yapmış bir kuşaktır. Fakat ülkesi hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kuşağız... Dünya sosyal bilimlerine teorik

olarak daha fazla katkı yapabilecek kapasiteye sahipken ülkemiz hakkında bilgisizdik. Bundan dolayı eğitimimin önemli bir bölümünü Türkiye’de yapma kararı aldım ve tezimi Türkiye üzerine yaptım. Türkiye’ye gelip araştırma yaptığımızda anne-babamıza yalvararak elde ettiğimiz bilgiler hep sıradan ve eksik bilgilerdi. Türkiye’nin belli konularla ilgili doğru dürüst istatistiği yoktu. 1970’lerden bahsediyorum. Ülkemizle, tarihiyle, sosyolojisiyle, ekonomisiyle ve siyasetiyle ilgili bugünkü kuşaklara yol gösteren ve onların önünü açan çalışmaları gerçekleştiren kuşak bizim kuşağımızdı. Bu da bizim kuşağın kendi ülkesi için kendini feda ettiğinin bir göstergesidir. Yani kaldıraç şudur; kendi ülkemizde ne olup bitiyor, kendi ülkemiz bunu bilmiyor ve anlatmıyor. Bilim hayatımız hep bunlara eğilmekle, temel sorunları anlamaya çalışmakla, ondan sonra da tabi bir tür misyonerlikle geçti. Diğerlerine yalnızca bunlardan bahsetmek yetmiyor. Anlatacaksınız ki; o kapana kısıldığımız, gelişmemizi engelleyen, kavgaya dönüşmüş olan sorunları hep birlikte aşabilesiniz.”

Güz - 2011

37


Akademik Kariyer Başarı hakkında fikirlerine başvurduğumuz Doğu Ergil, Amerika’dayken “Başarıdan daha başarılı bir şey yoktur” atasözünü çok sevdiğini söyledi. Ortaokul ve lisede vasat bir öğrenci olduğunu, üniversitede ise sunum yaptığında arkadaşlarının ve hocalarının kendisini önemsediklerini ve ciddiye aldıklarını gözlemlediğini anlatan Ergil, bu duyguyu tatmanın çok hoşuna gittiğini belirtti. Üniversite 2.sınıfta yaptığı çalışmaların, tahlillerin önemsendiğini ve üniversiteyi birincilikle bitirdiğini belirten Ergil, “Askerliğimi bile piyade olarak yaptım, orada bile çok başarılıydım. Doktoramı bitirirken de başarılı olmanın verdiği onur vardı üzerimde. Notlarım gayet iyiydi. Ve bir süre sonra başarıya artık alışıyorsunuz. Burada yani bir Amerikan sisteminde sürekli olarak bir şey üretemezseniz, her gün yeni bir şey okumazsanız, yeni bir şey öğrenmemişseniz ve yeni bir şey düşünmemişseniz; yani diğer bir deyişle geçirdiğiniz günün sonunda daha donanımlı hale gelmediyseniz vicdan azabından ölürsünüz. Bir Türk akademisyeni ise devletçi bir yapıda yetiştirilmiştir. Mesela son zamanlarda özel üniversiteler ortaya çıktı. Buna rağmen sistem açıklanması cesaret isteyen bulguların dile getirilmesini her zaman sakıncalı görmüştür; bunu açıklayanları ödüllendirmeyi bir kenara bırakın cezalandırmıştır. Birçok akademisyen de bu nedenle araştırma yapmamıştır. Ve bulguları açıklamamanın bedelini de ödemiştir. Bunun aksini yapan bir avuç insan vardır. Onların ışığını da söndürmek için devlet elinden geleni yapmıştır. Bu yüzden sosyal bilimler Türkiye’de fazla gelişmemiştir, gelişmesi de istenmemiştir” şeklinde konuştu. “Sosyal Bilimler” okumak isteyenlere tavsiyelerde bulunan Ergil: “Öncelikle istiyorlarsa okusunlar. İkincisi eğer refah içinde yaşayacaklarına inanıyorlarsa kesinlikle yapmasınlar. Bu işten para kazanmayacaklar. Bir kere akademik hayat bir geçim kaynağı değildir; “Bir yaşam biçimidir, bir tür misyonerliktir.” Bunun yanında hoca olarak bilgi aktarmak ve bilgi üretmek istiyorsanız bu alanı seçin. Bunun için iyi bir hazırlık dönemi, iyi bir eğitim lazım. Eğitim sürecinizi sıradan yerlerde geçirmemelisiniz. Geleceği en parlak yerleri tercih edin. Sürekli olarak da kendinizi geliştirmeye ve

38

Güz - 2011

seç, bunu seç diyemezsiniz. Dememeniz de lazım...” şeklinde konuştu. Her türlü kitabı okuduğunu ama ayda 1 defa mutlaka bilimsel bir kitap okuduğunu ve şu günlerde tarihi ve sosyal içerikli kitaplara ilgi gösterdiğini söyleyen Ergil, her ay ‘Kitap Kurdu’ diye bir yerin kendisini aradığını ve en son hangi kitabı okuduğunu sorduklarını belirtti. En son Atatürk’ün eşinin o gayri resmi tarihini anlatan “Teyzem Latife” isimli aldığını, son okuduğu kitabın “Atilla ve Hunlar” olduğunu aktaran Ergil, roman okumayı emeklilikten sonrasına bıraktığını belirtti. Fatih Üniversitesi’nde ders vermenin nasıl bir tecrübe olduğu hakkında duygularını bizimle paylaşan Doğu Ergil şunları anlattı: “Şimdi bakın; benim mühim bir istekle girdiğim ve büyük bir gururla çalıştığım “Mekteb-i Mülkiye” -bir Osmanlı kuru-

araştırma yapmaya çalışın. Bilgi edinmek sadece okuyarak olmaz. Halkın içine karışın ve araştırma yapın. Araştırma yapmayan insan hiçbir bilgi üretemez. Sadece bilgi aktarımını gerçekleştirmiş olur. Bunu yapmayacağını ve sadece hoca olacağını söylüyorsa kişi, o sosyal bilimler alanına girmesin. Bu alana daha parlak ve daha iddialı insanların girmesinde yarar vardır” dedi. Doğu Ergil, ‘Sosyal bilimcileri nasıl bir Türkiye bekliyor?’ sorumuzu şu şekilde yanıtladı: “Sadece sosyal bilimcileri değil, hepimizi nasıl bir Türkiye bekliyor? Türkiye hızlı değişen bir ülke, gecikmiş değişiminin hızla gerçekleşmesi için gerçekten vizyon sahiplerine ihtiyaç duyan bir ülke, Türkiye gelişimi çok engellenen bir ülke… Mesela Türkiye 20. yüzyılı heba etti. 21. yüzyılın ilk on yılı geçtikten sonra bile hala temel sorunlarını çözebilmiş değildi. Burada tabii ki sosyal bilimcilere ve onlarla birlikte uygulayıcılara çok ihtiyaç vardı. Bu sebeple bu ülkede sadece iyi sosyal bilimcilerin olması yeterli değil. Onların ürettikleri bilgileri uygulamaya geçirecek profesyonel kadrolar ve bu kadroların önünü açacak

özgürlükçü bir sistem de lazım. Biz ise bu sistemi nasıl kuracağımızı 21. yüzyılın ilk on yılı geçtikten sonra tartışabiliyoruz. Kısaca koskoca bir yüzyılı heba ettik.” Ergil, 21. yüzyılda farklı ve önemli çalışmalara imza atmak isteyen sosyal bilimci adaylarına şu önerilerde bulundu: “İlk olarak dünyada yapılan araştırmaları, yazılan teorik kitapları yakından takip etmeliler. Bununla birlikte, Amerika’nın tekrar keşfi gibi bir yanılgıya düşmesinler. Her şey bugün biliniyor. Mesela, teori ve araştırma yöntemi... Teori bir kasanın nasıl yapıldığını bilmek gibidir. Araştırma yöntemi de onu açacak anahtarı bulmaktır. Bu yüzden bu ikisi olmadan toplumu anlamak mümkün değildir. Akademisyen olmak isteyenlere şunu tavsiye ederim; “Dünyada yazılmış olan kendi alanlarındaki -hangi alanda çalışıyorlarsa- bunun teknik alt yapısını iyi bilsinler, araştırma tekniklerini öğrensinler. Yapılmış olan araştırmaları takip etsinler ve sonrasında da bol bol araştırma yapsınlar.” Çocuklarının kariyer planına müdahale etmediğini ve onları bir alanda yönlendir-

meye çalışmadığını ifade eden Ergil, “Hayatta iki tane kuralım vardır: ‘’bir spor ve bir sanat dalıyla meşgul olacaksın ve bunu kendin seçeceksin’’. Bu ikisini yerine getirmelerinin mecburi olduğunu söyledim ve onlar da kendilerine uygun olanı seçtiler, yapıyorlar. Zorlama yalnızca burada var. Meslek seçiminde bir şey yapamıyorsunuz ki çocuğunuza. Onlar kendileri seçiyorlar. Sizin yapacağınız anne- baba olarak yaptıkları seçimleri desteklemektir. O alanda başarılı olmaları için elinizden gelen desteği sağlamaktır. Ama onlara şunu

mudur- 1856’da kurulmuştur. Modernleşen imparatorlukta hariciyecinin yanında yönetici ve maliyeci yetiştirmek üzerine kurulmuş bir okuldur. Sonraki durağım ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi oldu. Bütün akademik kariyerimi, yurt dışında -Amerika’da ve İsveç’te- görev yaptığım zamanlar hariç orada geçirdim. Ve bu Üniversiteden emekli oldum ve artık yeter dedim… Üniversitede görev yapmayacağım. Çünkü liseyi bitirdiğim yıldan beri üniversitedeyim. Ama sürekli

olarak çıktığım televizyon programlarında, ‘’nereye bağlı’’ yazalım diye soruyorlar. Yazmayın sadece adımı ve unvanımı yazın diyorum. Sonra birisi tuttu ‘’emekli profesör’’ diyelim, deyince; yeter artık dedim. Emekli profesör olur mu ya? Bunların üzerine de, Şerif Ali Bey -sizin rektörünüz, benim çok aziz bir dostumdur- şimdilerde Fatih Üniversitesi’nde bir atılım yapmak istemiş. Herhalde yeni yüzler, yeni isimler aradı... Bana teklif edince kabul ettim. Hem Onunla dostluğumuz olduğu için hem de galiba bir yere bağlanmak isteği...” İstanbul Beşiktaş’ta doğup, büyüyen ve yedi yaşına kadar Beyoğlu- Pera’da yaşayan Doğu Ergil, ilkokul çağında babasının kurmay subay olması dolayısıyla Anadolu’yu karış karış dolaşmış. İlkokulun her sınıfını değişik yerlerde okuyan Doğu Ergil kendisini şöyle tanımlıyor: “Bir kitap düşünün: Bir sayfası İstanbul -özellikle Beyoğlu-, öteki tarafı Anadolu. Bu benim hayatımı hep etkiledi. Ben ikisinde de hiç yabancı hissetmedim kendimi. Bir yanda çok kozmopolit, çok etnik kökenli, çok dinli, çok lisanlı bir dünya şehri… Öbür tarafta yoksul, dünyadan kopuk bir Anadolu… Ama ikisi de bizim ülkemiz. Bunları birbirine mümkün olduğu kadar yaklaştırmak benim hayat gayem oldu. Onları birbirine anlatmak… Ben aradaki bağlaç rolünü kendime biçtim ve şimdiye kadar da bütün yaptıklarım bundan ibaret. Anadolu’da bulunduğum zaman ufkum çok genişledi; dağlar, ovalar vesaire.” Mesela, Üniversite 1. sınıfta kendime bir motosiklet aldım. Bütün çocukluğumun geçtiği yerleri motosikletimle dolaştım. Yani Che Guevara’nın ‘Motosiklet Günlükleri’ vardır ya… Ben de herhalde ondan önce yaptım bu motosiklet turunu. Ve bunları mektuplar halinde yazdım, yayınlayacak bir yer bulursam yayınlamayı düşünüyorum. Öyle bir kitap büyüklüğünde değil bu mektuplarım. Kitap olsa hemen yayınlarlar. Bu arada benim hala iki tane motorum var: biri yazlıkta durur, biri Ankara’da. Dünyayı herhalde dünyanın çevresinin üç- dört katı kadar dolaşmışımdır. Dünyanın neredeyse her yerinde konferanslar verdim ve çalışmalara katıldım. Hala motosikletime atlayıp böyle güzel yerler dolaşmayı istiyorum. Yaz geldiğinde ise küçük teknemle denize açılıp kendi balığımı bile suya dalar kendim çıkarırım. Ben böyle yaşıyorum…”

Güz - 2011

39


Medyada Kariyer

MEDYA DERNEĞİ VE MEDYA SEKTÖRÜNDE

KARİYER

Çağımızda gerçek gazeteciyi, “haber yapıp yayabilen” diğerlerinden ayıran en önemli özellik, profesyonel gazetecinin sergileyeceği mesleki etik tavır olacak.

M

edya Derneği 2010’da kuruldu. Medyada fikir özgürlüğünü, etik ilkeleri, çeşitliliği ve dürüstlüğü savunan bir sivil toplum kuruluşu olarak kurulduğu günden bu yana, daha demokratik bir toplum için medyanın kalite standartlarının yükseltilmesine katkıda bulunacak çalışmalar yürütmeye çalışıyor. Medya Derneği’nin faaliyet alanları; meslek öncesi ve meslek içi eğitim, medya etiği ve basın özgürlüğü olarak sıralanabilir.

Gençleri teşvik etmek

HAZIRLAYAN RANA ŞENOL Medya Derneği ve Proje Direktörü

Medyada çalışmak isteyen ya da sektöre yeni adım atmış gençlerin teknik ve insani açıdan mesleği tam olarak tanıyabilmeleri uzun zaman alabiliyor. Medya Derneği bu süreyi kısaltmak ve kolaylaştırmak amacıyla; staj, kurs, seminer, medya buluşmaları gibi girişimlere önayak olarak, gençlerin sektörü tanımalarına, sektöre uyum sağlamalarına ve doğru tercihler yapmalarına yardımcı olmayı hedefliyor.

Meslek öncesi eğitimin bir parçası olarak staj programı

Bu çağda belli bir alanda uzman olmak, medyada kariyer açısından artık mutlak bir zorunluluk. Çağımızda gerçek gazeteciyi, “haber yapıp yayabilen” diğerlerinden ayıran en önemli özellik, profesyonel gazetecinin sergileyeceği mesleki etik tavır olacak. 40

Güz - 2011

Meslek öncesi eğitim alanında Medya Derneği Staj Programı, medyada kariyer yapmayı planlayan gençlere yardımcı olmak amacıyla düzenlemiş olduğumuz ücretsiz bir program. Öğrencilere, tek bir başvuru ile bir çok kuruluşa ulaşabilecekleri önemli bir fırsat sunuyor. Programın hedefi, gençlerin medya kariyerlerine doğru başlangıçlar yapmalarını sağlamak; deneyimlerini arttırmak ve gelecekteki mesleklerinde isabetli tercihler yapmalarına yardımcı olmak olarak nitelenebilir. Medya Derneği böylelikle sahip olduğu geniş iletişim ağını, geleceğin potansiyel medya çalışanlarının hizmetine sunuyor.

Medya Derneği Staj Programına kimler katılabilir?

İletişim Liseleri ve İletişim Fakülteleri gibi medya sektörüne doğrudan eğitim veren kuruluşların öğrencilerinin yanı sıra üniversitelerin İşletme, İktisat, Bilişim, Hukuk, Ekonomi gibi diğer fakültelerinde eğitim gören ve gelecekte medyada kariyer yapmayı düşünen tüm son sınıf öğrencileri web sitesi üzerinden (www.medyadernegi.org) bu programa başvurabiliyor. Seçim kriterleri arasında sektörde çalışma konusunda istekli olmak ve yazılı ve sözlü olarak kendini güzel ifade edebilme yeteneğine sahip olmak şartı aranıyor. Başvurular Medya Derneği tarafından bir takım somut kriterler esas alınarak değerlendiriliyor; mülâkata değer görülen adaylar ön görüşmeden geçirilip, bu görüşmede başarılı olanlar derneğe üye kurum ve kuruluşların İnsan Kaynakları müdürlerine yönlendiriliyor. Medya Derneği, şirketlerin staj kontenjanları sınırlı  olduğundan;  yönlendirilen öğrencilerin

Güz - 2011

41


Medyada Kariyer

tamamına, yönlendirme yapılan kurumların İnsan Kaynakları birimi tarafından görüşmeye çağrılacağı garantisini veremiyor. Görüşmeye çağırma ve staja başlatma kararı, kurumların ihtiyaçları doğrultusunda kendi İnsan Kaynakları tarafından belirleniyor. Geçen yıl web sitesi üzerinden 116 başvuru alındı. Bunlardan 38’i, derneğe üye kurum ve kuruluşlarda staj yaparak sertifika almaya hak kazandı.

Eğitimi sürekli hale getirmek

Tüm mesleklerde olduğu gibi gazetecilikte de meslek içi eğitimin önemi kuşkusuz çok büyük. Çalışanların kalitesini yükseltmeden medya sektörünün kalitesini yükseltmenin pek de mümkün olamayacağını söylemeye gerek yok. Medya Derneği olarak dünyanın önde gelen medya kuruluşlarından da yardım alarak düzenlediğimiz kurs, çalıştay, panel gibi etkinliklerle çalışanların kalitesini arttırmayı amaçlıyoruz. Bu bağlamda, dernek olarak faaliyete geçtikten çok kısa bir süre sonra, uluslararası gazetecilik örgütü ICFJ ile birlikte Medya Etiği ve Dijital Gazetecilik Etiği konularında iki çevrimiçi eğitim programı gerçekleştirdik. Bu programları takiben İstanbul’da yapılan üç günlük atölye çalışmasında, eğitmenler ve Türkiye’nin de-

42

Güz - 2011

ğişik bölgelerinden gazetecilerle birlikte yeni bir etik kod yazıldı. Çünkü şüphesiz, etik de değişen toplumsal ve mesleki şartlara uyum sağlamak zorunda. Bizim çıkış noktamız ve amacımız, farklı kurumlardan gazetecilerin, çağın gerekleri ve evrensel gazetecilik etik değerlerini de hesaba katarak, kendilerinin yazdığı yeni bir mesleki etik kodu yine kendi kurumlarında yaygınlaştırmalarına vesile olmaktı. Türkiye medyasının en büyük noksanı, mesleğin icrası esnasında etik kuralların yeterince kaale alınmaması. Biz bunu değiştirmeyi; özellikle konuya duyarlı gazetecilerle, Türkiye’de evrensel gazetecilik etiğini öne çıkaran bir gazetecilik modelinin -bir kültür olarak- yer etmesini istiyoruz. Kaliteli bir demokrasi, ancak kaliteli medyanın

Sosyal medya araçlarıyla kolaylaşan ve yaygınlaşan “herkesin haber yapabilme ve haberi yayabilme” gücü; profesyonel olma zorunluluğunu getiriyor.

varlığıyla mümkün olacaktır; o yüzden öncelikle medyayı iyileştirmek zorundayız. Çünkü, sosyal medya araçlarıyla kolaylaşan ve yaygınlaşan “herkesin haber yapabilme ve haberi yayabilme” gücü; gazeteciler açısından, mesleki etik ilkeleri bilen ve o etiğe göre davranan birer profesyonel olma zorunluluğunu getiriyor. Çağımızda gerçek gazeteciyi, “haber yapıp yayabilen” diğerlerinden ayıran en önemli özellik, profesyonel gazetecinin sergileyeceği mesleki etik tavır olacaktır.

Uygulamalı Medya Okulu

Geçtiğimiz İlkbahar’da Fatih Üniversitesi öğrencileri için özel olarak hazırladığımız ‘Uygulamalı Medya Okulu’ eğitim programına toplam 27 öğrenci katıldı; program beş hafta sürdü. Medya sektöründe kariyer yapmayı hedefleyen gençlere yönelik olarak düzenlenen ‘Uygulamalı Medya Okulu’nda öğrenciler Cumartesi günleri Medya Derneğine üye olan bazı kuruluşları ziyaret ederek bu kurumlarda birim yöneticileri tarafından belli eğitimlerden geçirildiler. Böylece medya sektörünü yerinde tanıma imkânına sahip olan 27 öğrenci, son olarak 28 Nisan günü Fatih Üniversitesi Büyükçekmece Kampüsü’nde düzenlenen seminerde gazeteci Hıdır Geviş ile bir araya gelerek sertifikalarını aldılar.

Bu çağda bellİ bİr alanda uzman olmak, medyada karİyer açısından artık mutlak bİr zorunluluk. Kalifiye eleman için Medya Okulu

Medya Derneği olarak İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi işbirliği ile ‘Medya Okulu: Geleneksel Muhabirlikten Yeni Medya Editörlüğüne’ konulu 7 haftalık bir eğitim programı daha düzenledik. Medya Okulu’nun müfredatını, farklı türdeki medya araçlarının çalışma biçimlerinin ve medyadaki editöryel önceliklerin anlaşılmasına yardımcı olacak şekilde planladık ve medyayı profesyonel olarak tanımak isteyen ve sektörde kendini geliştirmek isteyen herkese açtık. 16 Nisan’da başlayan ve 28 Mayıs tarihinde sona eren Medya Okulu 67 mezun verdi. Bunlar arasında farklı alanlarda okuyan öğrencilerin yanı sıra hali hazırda gazete ve televizyonlarda çalışmakta olan ancak medya sektöründe yeni sayılabilecek gençler de vardı. Katılanlar için en büyük kazanım; medyadaki değişimi, haberciliğin temellerini, gazete, televizyon ve internet yayıncılığının işleyişini,

yeni medya araçlarını, basın özgürlüğü ile medya etiği konularını Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinden ve medya yöneticilerinden dinlemek oldu şüphesiz. Medya Okulu’nu önümüzdeki sonbaharda yeniden gerçekleştireceğiz. Bu kez pratik uygulamalar ağırlıkta olacak; öğrenciler derste öğrendiklerini yaşama geçirecek somut işler üretecekler. Kontenjan sınırlı tutulacağından, başvuru ve kayıt sürecini kaçırmamak için bizi twitter.com/MedyaDernegi,  facebook.com/medyadernegi takip etmenizi öneririm. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Medyada kariyer yapabilmek için ülke ve dünya gündemini yakından takip etmek elbette şart, fakat yeterli değil. Medya alanında çalışacak kişinin kendisini sürekli geliştirmesi ve yenilemesi de gerekiyor. Gençlere önerim, her şeyden biraz anlayan entellektüel bireyler olmaları; ama bunun da ötesinde, bir alanda çok iyi uzmanlaşmaya çalışmaları.

Güz - 2011

43


Sıradışı Kariyer

Sıra dışı yaşam der ki;

“Hayatımda kendi paramı kazanıp, burnumun sürtüldüğü ilk yer Amerika olmuştu”

Denemediğini dene, yapamadığını yap

Matematik bölümünden mezun olduktan sonra kendisini bambaşka bir dünyanın içerisinde bulan Selim Çavuş’un hayatı, “Sıra Dışı Yaşam Becerisi” isimli seminere katıldıktan sonra değişmiş. Seminer sonrasında sıra dışı bir yaşam elde ettiğini söyleyen Selim Çavuş, ‘seminere banka müdürlerinden tutun da kolej çalışanlarına kadar geniş bir yelpazeden katılım vardı’ diyor. HAZIRLAYANLAR RECEP TURAN (Biyoloji) EMİNE TOPÇU (Uluslararası İlişkiler) Keops Medya Dijital Pazarlama Ajansı’nın ortaklarından olan Selim Çavuş, Fatih Üniversitesi Matematik bölümü mezunu. 1984 İstanbul doğumlu olan Çavuş, Kadir Has Üniversitesi’nde Yeni Medya alanında yüksek lisans yapıyor. “Düşün Taşın Derneği”nde yönetim kurulu başkanı ve kurucu üyesi olması nedeniyle insanlar tarafından tanındığını söyleyen Selim Çavuş, Türkiye’deki 20’li yaşlardaki genç ve önemli işadamlarının girişimlerini gerçekleştirmek için “Young CEO Club” adında bir girişime imza atıldığına, bu kulübün kuruluş sürecinde yer almasının yanı sıra genel sekreterliğini yaptığına dikkat çekti. Matematik bölümü okuyan Selim Çavuş’un sıra dışı yaşam hikayesini kendi ağzından dinleyelim. Genç Kariyer: Matematik bölümü mezunusunuz daha sonra reklamcılık, medya gibi sözel ve sosyal kabiliyet gerektiren işler yapmanızda kimlerin veya nelerin etkisi oldu? Selim Çavuş: Üniversite sınavına ilk hazırlandığım yılın sonunda bir idealim vardı: “Üniversiteyi İstanbul’da okumak.” Gidebileceğim yerleri tercih etmemem

44

Güz - 2011

için sebeplerim vardı. Mesela Bursa’nın kültürel yapısı, sosyal aktiviteler, network ve iş dünyası ile olan temas İstanbul ile kıyas dahi edilemez. Matematik bölümünü tercih etme sebebime gelince bambaşka sebeplerim vardı. Matematik Mühendisliği okumak istiyordum. Fakat puanım yeterli olmadığı için tercihimi matematikten yana kullandım. O zamanlar Fatih’te aktif öğrenci sayısı 5 bin civarındaydı. Kendime şu soruyu sordum: “Selim, sen bu 5.000 insanın arasından nasıl sıyrılarak bir farklılık oluşturacaksın?” Benim okulda geçireceğim 4 senem vardı. Buranın altını üstüne getirmem lazım, dedim. Çünkü arkadaşlarım ikinci sınıf oldular ve benden daha öndeler diye düşünüyordum. Kariyer Merkezi’yle tanışmam bu vesileyle oldu. İkinci sınıfa geçtiğimde Matematik bölümünün çok stabil olduğunu fark ettim. Buradan mezun olan birisi ya akademisyen ya öğretmen olabilirdi. İnnovative değilseniz, teorem veya kuram bulamıyorsanız hep sabit şeyleri anlatacaksınız. Türev, integral gibi… Tam bu noktada koşullar insana kendini keşfettiriyor. Yeteneklerinizin, ilgi alanlarınızın farkına varmaya başlıyorsunuz. Kendi adıma sosyal çevremle birlikte iyi işler yapabileceğimi keşfettim.

Özel sektöre yönelik işlerde daha başarılı olacağımı fark ettim. Daha hareketli, daha proje odaklı, stabil olmayan ve sonucunda bir başarı elde edebileceğim bir iş. Duydum ki üniversitenin bir birimi var. İş dünyasından sürekli önemli insanları üniversiteye çağıran bir birim. Bu vesileyle Kariyer Merkezi’yle tanıştım.

Hayatımın kırılma noktası “Sıra Dışı Yaşam Becerisi” seminerine katılmamdı O zamanlar gazetede Melih Arat’ın köşesini takip ediyordum. Bana resminden dolayı çok ilginç geliyordu. Melih Arat o zamanlar gözlerini eliyle kapattığı bir fotoğraf kullanıyordu köşesinde. Bir gün yazısının son bölümündeki ilan dikkatimi çekti: “Sıra Dışı Yaşam Becerisi” seminer programına katılmak isteyenler Basın Müzesi’nin telefonunu arasınlar. Aradım ve bu seminere katıldım. Seminere, banka müdürlerinden tutun da kolej çalışanlarına kadar geniş bir yelpazeden katılım vardı. Nereye geldim ben diye düşünmeye başlamıştım. Melih Arat ile tanıştıktan sonra aslında doğru yerde olduğumun farkına vardım. Yeni bir fikir nasıl bulursunuz? Kendinizi nasıl keşfedersiniz? Nasıl değişebilirsiniz? Her hafta bize sorulan bir soru vardı: “Bu hafta sıra

dışı ne yaptın?” Benim ise hayatımda sadece üniversite vardı. Ve sıra dışı olan da Kariyer Merkezi’ydi. Melih Arat ile sohbetimiz esnasında Kariyer Merkezi Müdürü’ne selamını iletmemi istedi. Müdüre selamı iletince, Melih Arat’ı nereden tanıdığımı sordu ve öğrencisi olduğumu söyleyince şok geçirdi. Müdürün bundan sonra bana söylediği ilk cümle: “Sen ilginç bir tipe benziyorsun. İstersen gel burada gönüllü olarak bir şeyler yap” oldu. Hayatımın kırılma noktası bu seminere katılmam ve devamında gelişen olaylardı. Kariyer Merkezi ailesine katıldıktan hemen sonra “Kariyer Günleri” yapılacaktı. Yaptığım ilk ne miydi? Broşür hazırlamak... İlginç fotoğraflarla bir kaç çalışma yapmıştım ve çok beğenildi. Buraya gidip gelmeye devam ettikçe Matematik bölümünde mutlu olamazsam bu tür aktiviteler içerisinde yer alarak ve iş dünyasıyla temas halinde kalarak mutlu olacağımı hissettim.

ğimi belirttim. İşin ucunda sıra dışı bir işi başarmak vardı. Vizeyi alarak Amerika’ya gittim. Hayatımın ikinci kırılma noktasını Amerika’yla tecrübe ettim. Hayatımda kendi paramı kazanıp burnumun sürtüldüğü ilk yer Amerika oldu. Bugün dönüp o günlere baktığımda iyi ki gitmişim diyorum. Şu an akıcı bir şekilde İngilizce konuşabiliyorsam bu becerimi Work&Travel’a borçlu olduğumu söyleyebilirim.

‘Hayatımın ikinci kırılma noktası Amerika oldu’

15 kitap yazmış, 150’ye yakın sunum gerçekleştirmiş ve finansal danışmanlık yapan bir adam Melih Arat. Nasıl bir asistanlık olduğunu sorduğumda ise tüm eğitimlere ücretsiz katılacağımı ve onlara yardımcı olacağımı öğrendim. Arayıp da bulamayacağım bir ortamda buldum kendimi... Yer aldığım seminerlerde benimle tanışmak isteyenler oluyordu. Bir anda ben kimim

Kariyer Günleri’nden sonra Work&Travel’a başvurmaya karar verdim. Henüz hazırlığı yeni bitirmeme rağmen... Buradaki firma Amerikan Konsolosluğu’nun hazırlık öğrencilerine vize vermediği konusunda beni uyarsa da ben şansımı deneyece-

2005 yılında Melih Arat’tan asistanlık teklifi aldım. Aslında tam olarak teklifi ben götürdüm. 12 haftalık eğitimin ardından sizinle çalışmak istiyorum dedim. Daha önce Melih Arat ve ortağı arasında bende farklı bir ışık gördüklerine dair konuşma geçmiş. Hatta bu çocukla iş anlamında bir şeyler yapalım bile demişler. Benim ağzımdan onlarla çalışmak istediğime dair sözcükler dökülünce Melih Arat bana dönüp, ‘Bu dakikadan sonra asistanımsın’ dedi.

demeye başladım. Hem çaktırmamaya hem profesyonel durmaya çalışıyorum. 21 yaşımda Boğaziçi’nde eğitim alıyor olmak beni çok heyecanlandırıyordu. Benim için bulunmaz bir nimetti. Ben de böylelikle Matematikten sonra sosyal işler içinde olmaya karar verdim.

Gençtival Kültür Sanat projesinin kurgusunu yaptık Sonra Avrupa Birliği kapsamında bir proje için İtalya’ya gittik. Oradan döndükten sonra da Avrupa Birliği projelerine destek veriliyor acaba bizde böyle bir proje yapabilir miyiz diye düşündüm. Ve bilgi merkezine gidip Genç Kariyer diye bir dergi çıkardığımızı Kariyer Merkezi’nde çalıştığımı, Melih Arat’ın asistanlığını yaptığımı ve Avrupa birliği destekli bir proje yapmak istediğimi anlattım. Bir hafta sonra beni tekrar çağırdı. Üniversiteli aktif olmak isteyen gençlerle, tamamen sivil, siyasetle ticaretle hiçbir ilişkisi bulunmayan, projeler gerçekleştirmek isteyen bir grup kurulduğunu, benimde istersem bu grupta yer alabileceğimi söylediler. Böylece grubun kurucusu ile tanıştım. Uzun süren beyin fırtınaları, düşünceler, konuşmalar sonrasında 12 gün süren ‘Gençtival Kültür Sanat’

Güz - 2011

45


Sıradışı Kariyer bir soru sordu. ‘Klavyeyi chat yapan, msn kullanan insanlar diye düşünmeyin, içerik üreten insanlar mıyız’ dedi. Sonra ben biraz düşündüm. ‘Dünyanın gelişimi önce tarım, sonra sanayi ve endüstri, daha sonra bilgi toplumu şeklinde gerçekleşti. Yani şu an içinde olduğumuz konum gelecekteki toplumda sivil toplumun ön plana çıkacağı STK diye bir kavramın ön plana çıkacağı bir toplum meydana gelecek. Günümüzde her alanda sivil toplumu görebiliyoruz.’ Selim ÇAVUŞ Düşün Taşın Derneği Başkanı

İsmail ÜNLÜ Düşün Taşın Derneği Kariyer Atölyesi Proje Koordinatörü projesinin bütün kurgusunu yaptık. Benim aklımda hep fikirlerimi arkadaşlarımla paylaşabileceğim, bir şeyler yapabileceğim bir ekip olma düşüncesi vardı. Grubun kurucusu askere gittiğinde ben gruba proje başkanı oldum. Gençtival 1’i bitirdikten sonra projeyi beraber yürüttüğümüz kurum, bize “Gençtivali biraz daha büyütseniz, uluslararası bir hale getirseniz” dedi. Bizde madem öyle dünyada birleşmiş milletler diye bir oluşum var, bizde bunun genç versiyonunu yapalım ve herkes kendi ülkesini temsil etsin, adına da ‘Genç Birleşmiş Milletler’ diyelim dedik. Bu çalışmalar devam ederken, Düşün Taşın ekibini kurma fikri oluşmaya başladı.

‘İlk girişimcilik denemem hazırlık okulu temsilciliği oldu’ Genç Kariyer: Yaşadığınız en sıra dışı olay neydi bizimle paylaşır mısınız? S.Ç.: Hazırlık okulu temsilciliği ile ilgili hikayem çok ilginç. Hazırlık okulu temsilciliği adaylığı diye bir şey gördüm. Ne olduğu hakkında fikrim yoktu ama ben buna başvuracağım dedim. Sekreterle görüştüm, getirmem gereken evrakları söyledi. Sonra ertesi hafta seminere gittim. Seminerde, herkes beni dikkatle dinliyordu. “Ne olduğunu bilmiyorum ama birşeye başvurdum” dedim. Hazırlık okulundaki öğrencileri temsil edeceğimi söylediğimde propagandamın ne olduğunu sordular. Hayatımda ilk kez o zaman kullandım bu kelimeyi. Çünkü siyasi bir oluşumun içerisinde değilseniz propaganda yapmazsınız. Üniversite öğrencisine uzak bir kelimedir propaganda. O

46

Güz - 2011

zaman kafamda bir şey canlandı. Denediğim her şeyden yeni bir kapı açıldığını yeni bir şeyler öğrendiğimi gördüm. İlk siyasi çalışmayı o zaman yapmış oldum. Bu temsilcilikle ilgili Melih Arat: “Sana bir kampanya yapıyoruz. Mikrofon, koltuk ve zar kullanacaksın. Bunların resmini bul ve altına sloganlarını yaz, en alta bölüme de çok küçük olarak ismini yaz. İnsanlar bu sloganlara gelsin” dedi. Eve gittim ne yapacağımı düşündüm. O resimleri buldum, zarın altına söyle yazdım: “Temsilciliğinizi şansa bırakmak istemiyorsanız, oyunuzu bana verin.” İkinci obje mikrofondu. Nasıl ilişkilendireceğimi düşündüm. Mikrofon resmini koydum ve altına “Sizin adınıza birilerinin konuşmasını istiyorsanız, hazırlık okulu öğrenci temsilcisi Selim Çavuş” yazdım. Üçüncü obje koltuktu. Koltuk resmini koydum ve altına “Üniversitede sizin de koltuğunuzun dolmasını istiyorsanız bana oy verin” yazdım. Sonra gidip evraklarımı ve propaganda malzemelerimi verdim. Sekreter şöyle bir baktı ve sen kazanır mısın bilmiyorum ama ben olsam oyumu sana verirdim, çok zekice bir çalışma olmuş dedi. Ancak ben o seçimi kazanamadım. Ve seçim öncesinde bir lobi hazırlamak gerektiğini öğrendim. 21 yaşındaki Selim Çavuş’un ilk marketing denemesi ilk sıra dışı bir şeyler yapma fikri orada başladı. Genç Kariyer: Size göre sosyal gelişimci kimdir? S.Ç.: Proje grubu kurulduktan sonra biraz daha entelektüel çalışmalar yapan bir grup oluşturmam gerektiğini düşündüm. Burada da yine ilham kaynağım Melih Arat’tı. Bir keresinde Türk halkı olarak klavyemi yoksa fare miyiz diye

Gelişimin başlangıç noktası kitap okumaktır Bu düşüncenin üzerine kendi kendime ‘birşeyler üreten, okuyan topluluklar oluştursak’ dedim. Dünyada politikalar üreten think thank kuruluşları vardır. Bunlar; ürettikleri politikalarla, dünyanın, halkın, hükümetlerin gidişatını değiştiren onlara yol gösteren kuruluşlardı. Ve bende buradaki açığı kapatacak bir şey aradım. ‘Düşün Taşın’ derneğinin ismi de buradaki ‘think tank’tan geliyor. Kulüp olarak başladık ve ilk düşüncem dünyada başarılı olmuş insanları ele almaktı. Bu insanlar neler yapmış, hangi ortak özellikler taşıyorlar, bunların araştırmasını yaptık. Bu insanların periyodik olarak kitap okuduklarını, seminerlere gittiklerini, yeni insanlarla tanıştıklarını, okuduklarından aldıkları ilhamla etraflarındaki insanlara bir şeyler aktardıklarını gördük. Biz dedik ki bu işin başlangıç noktası kitap okumaktır. Sıra Dışı Yaşam Becerileri adından bir seminer programı düzenledim. Bu kulübü seminerdeki 8 arkadaşla kurduk. Sabah 6’da toplantı yapardık ama bu kimseye anormal gelmezdi. Çünkü bu kişiler sıra dışı yaşam semineri almıştı. Sıra dışı yaşam diyor ki, yapmadığını yap, denemediğini dene işte böyle insanlarla başlayınca bizim işimizde bu konumlara geldi. 50 hafta boyunca her hafta bir kitap bitir-

dik. Ve özetlerini birbirimize anlattık, yani üniversite 1.-2. sınıf öğrencileri entelektüel birer hal almaya başladı. Devamını İsmail Bey anlatsın. Genç Kariyer: Nasıl tanıştınız? Hangi proje ile bir araya geldiniz? İsmail Ünlü: Ben Eskişehir’de okuyordum ancak her zaman İstanbul’da okumak istedim ve sınava tekrar girip İstanbul Üniversitesi İletişim’i kazandım. İstanbul’a geldiğimde Eskişehir’de yapamadıklarımı yapma hevesi vardı ve bir arayışa girdim. Bir gün Bayrampaşa’da bir AVM’de gezerken afiş gördüm. Afişte kariyer atölyesine çırak aranıyor ve bir de medyadan tanıdığım bir işadamı olan Zeynel Abidin Erdem’in orada seminer vereceği yazıyordu. Oraya gittim, çekinerek içeri girdim. Orada Selim’i ve liseden tanıdığım birkaç arkadaşımı gördüm. Onların çabaları, koşuşturmaları beni çok etkiledi ve aradığım yer burası olabilir, dedim. 4 hafta süren seminere istikrarla katıldım ve ilk sertifikamı orada aldım. Benim ‘Düşün Taşın’la ilk buluşmam böyle gerçekleşti. O zaman yapılan kariyer atölyesinin ilk çalışmasıydı. Şu an Kariyer Atölyesi’nin genel koordinatörüyüm. Yani tanıştığım projenin başına getirildim. ‘Düşün Taşın’ benim için ikinci bir üniversitedir diyebilirim. Düşün Taşın’ın tüzüğünde şöyle bir şey var, üye olan herkesin bir web sayfası olacak. Kişinin adisoyadi.com olacak şekilde bir web uzantısı olması gerekiyor. Herkes yaptıklarını, tecrübelerini burada yayınlamak zorunda. Bu insana inanılmaz bir açıklama yeteneği katıyor. Şu an Düşün Taşın’ı daha da büyütme kararı aldık ve bunun için uğraşıyoruz. Genç Kariyer: Öğrencilere başarılı bir girişimci olma yolunda ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? S.Ç.: Günümüz dünyası için söylenen bir söz var; Zaman Hardworkingten ziyade Networking zamanı. Bunu bir örnekle açıklamak isterim: 13 Haziran tarihinde Ali Sami Yen’de yapılan kitap okuma etkinliğinin sponsorluğunu yapanlardan biri de dünyaca ünlü bir firma olan DHL’di . Mümin Sekman bu projeye 25 bin kitabını hediye etti. Bu proje vesilesiyle Çankaya Köşkü’ne çıktık. Köşke çıkmadan önce 25’e yakın etkinlik yapmıştık, 4’e yakın okula yardım etmiştik. Kitap okumayla başlayan bir iş, aynı anda 18 bin insanın aynı kitabı okuyabileceği bir projeye dönüşü-

yordu. Bu birçok medya kuruluşunda yer aldı. Herhangi bir şekilde bu işlere girmiş olmasam Beyazıt Öztürk beni cep telefonundan aramayacaktı ve programına davet etmeyecekti. Beyaz, program açılışını bizimle yaptı. 13 dakika boyunca biz bu projemizi anlattık. Program başladıktan sonra Beyaz: ‘Bu akşam programımızı mükemmel bir şeyle açacağız’ dedi ve beni davet etti. Bu çalışmalar bana çok farklı kapılar aralıyor. Çünkü Düşün Taşın projemiz her geçen gün büyüyor, Türkiye’nin her yerinde tanınıyor ve takip ediliyor. Öğrencilere de şunu kesinlikle tavsiye ediyorum. İnsanlar sizi mutlaka tanısın bunun için illaki medyaya çıkmanıza gerek yok, bunun için facebook, twitter gibi sosyal ağları kullansınlar.

2012’de 7 bölgede 81 ilde etkinlikler devam edecek 1 kişi ile başlayan kitap okuma günlerimiz oldu. Ama inancımızı hiç kaybetmedim. Çünkü o gün gazeteye tam sayfa manşet olmuştu. Bir arkadaş ben bir yazara mail atacağım belki sesimizi duyururuz dedi ve Nihal Bengisu Karaca yazdı. Biz ufak bir haber yaparlar diye düşündük. Geldiler, anlattık fotoğraf çektiler ve gittiler. O zaman röportaj ne zaman çıkacak diye sormadık. Başka bir gün bize gazeteyi alın diye bir haber geldi. Gazetenin ana sayfasında yarım sayfa manşet olmuşuz. 4. sayfada da tam sayfa biz varız. O an o haber çıkmasaydı belki de bu iş bu konuma gelmeyecekti. Ve beni o haberden sonra ortaokuldaki din kültürü ve ahlak bilgisi hocam aradı. Bir sürü mail aldık ve o an bir ihtiyaca cevap verdiğimizi anladık. Bugüne kadar Düşün Taşın Derneği olarak 120 farklı etkinlik

gerçekleştirdik. Tüyap Kitap Fuarı süresince İETT ile işbirliği içerisinde bir otobüsü “OKUBÜS” olarak giydirdik. Ve otobüslerde geçen zamanın daha iyi değerlendirilmesi mesajını verebilmek için bu otobüs içerisindeki yolculara kitap dağıtıp, onları okumalarını tavsiye ettik. Bu otobüs TÜYAP’a gidene kadar size kitap okutturacak, dedik. İETT bunu medyaya yaydı. Şu an üniversitelerde temsilcilikler oluşturmaya başladık ve Türkiye’nin 7 bölgesinde 2012’de 81 ilde okuma etkinliklerimizi devam ettirmeyi planlıyoruz. Bütün bunlardaki amacımız okumayı yaygın bir hale getirmek. Üniversiteli öğrenciler kitap okumadıkları için kendilerini keşfedemiyorlar. Okumayı sadece bölümdeki derslerinin kitaplarını okumak olarak algılıyorlar. Bir kitapta ya da seminerde hayata dair bir çok şeyi öğrenebilirler. Toyota’da çalışan bir fabrika işçisi yolda geçerken bir Toyota arabanın sileceğinin havada olduğunu görüyor ve hemen indiriyor. Benim çalıştığım firmanın bir eksikliği görünsün istemiyor. Bizde bu bilinçle birbirimizin eksiğini kapatan ve birbirinin gelişimine katkı sağlayan bir ekip olmaya çalıştık. Genç Kariyer: Peki son olarak bir zamanlar Genel Yayın Yönetmenliği yaptığınız bir dergiye röportaj vermek nasıl bir duygu? S.Ç.: Çok garip gerçekten. Ben bu derginin Genel Yayın Yönetmenliği yaptığım zamanlarda, kendi kendime Selim sen burada büyük işler yapmış kişilerin hayatlarını yazıyorsun, bir gün sende öyle şeyler yap ki haber olmaya değsin. Bugün bir şeyler yaptığımı daha iyi anlıyorum ama yapılması gereken daha çok şey var.

Güz - 2011

47


Eğitim & Seminer

Uygulamalı

Medya Okulu

Fatih Üniversitesi ve Medya Derneği işbirliği ile düzenlenen “Uygulamalı Medya Okulu” programı çerçevesinde Zaman Gazetesi, Kanal 7, Samanyolu TV, Sabah Gazetesi ziyaret edilerek, gazetecilerden haberlerin nasıl toplandığa, haberlerin nasıl değerlendirildiğe ve haberin baskı aşamasına kadar neler yaşandığına dair bilgi alındı. HAZIRLAYAN İREM NUR ŞAHİN (Uluslararası İlişkiler) Fatih Üniversitesi ve Medya Derneği işbirliği ile düzenlenen “Uygulamalı Medya Okulu” büyük ilgi gördü. Programa haberciliğin temellerini kavramak, gazete, televizyon ve internet yayıncılığının işleyişini öğrenmek, yeni medya araçlarını tanımak, medyadaki değişimi anlamak ve basın özgürlüğü ile medya etiği konularında bilgilenmek isteyen öğrenciler katıldı. Medya sektörüne ilgi duyan öğrenciler için oldukça büyük bir

48

Güz - 2011

avantaj sağlayan ve katılımcılara yepyeni bir ufuk açan program, Medya Derneğine üye olan kuruluşların ziyaret edilmesiyle gerçekleşti.

Eğitimde İlk Hafta

ramda gazete haberciliğinin diğer habercilik türlerinden ayrılan temel özellikleri ve bir gazetenin basım aşamasındaki süreçleri detaylı bir şekilde öğrencilerle paylaşıldı. İlk oturumda Zaman gazetesi Üretim Yöneticisi Ali Belbağı, gazetenin basım aşamalarındaki

sıralamadan ve bu sıralamanın zamana karşı işleyişinden bahsetti. Daha sonra gazetenin basıldığı yere gidildi ve oturumda sözel olarak dile getirilen aşamalar sırasıyla gösterildi. Daha sonra Zaman gazetesi 1.sayfa editörü Musa Çakmak, haberlerin nasıl toplandığı, toplanan haberlerin nasıl değerlendirildiği ve baskıya gönderilene kadar hangi aşamalardan geçtiğinden bahsetti.

TV Haberciliği Üzerine Doyumsuz Bir Sohbet Eğitimin 2. haftasında öğrencilerimiz Kanal 7 ve Haber 7’yi ziyaret etti. Burada televizyon haberciliğini oluşturan temel unsurlar ve televizyon haberciliğinde görselliğin ve kurgunun önemi öğrencilere sunuldu. İlk oturumda Kanal 7 Haber Müdürü Sami Bayraktar, görsel medya hakkında öğrencilere konferans verdi. Bir gün öncesinin tüm haberlerini aklında tasarlayarak ajansa geldiğini ifade eden Sami Bayraktar, sabahları tüm gazeteleri okuduğunu, ajansları taradığını ve muhabirlerle gündem toplantısı yaptığını söyledi. Televizyon haberciliğinde, haberi en canlı yapan görüntüyü kullanmanın öneminden bahsedildi ayrıca televizyon haberciliği ile gazete haberciliği arasındaki farklara değinildi. Seminerin son kısmında Türkiye’deki televizyon haberci-

liği hakkındaki soruya “Türkiye’de haber yapmanın önüne hırs ve yarış geçmiş. Bilgi arka plana atılıyor yerini tamamen görsellik alıyor. Haberi bir reyting yarışı haline dönüştürüyorlar” şeklinde cevap veren Bayraktar, medyada tarafsızlık konusunda soruyu da şöyle yanıtladı: “Bitaraf olan bertaraf olur. Herkes bir tarafken siz ortada duramazsınız. Tarafsızlık yoktur ancak ahlak ve dürüstlük vardır. Bilerek kötü işler yapmamak vardır. Vicdan, dürüstlük vardır.” Kanal 7’de 2.oturumu haber7.com Genel Yayın Yönetmeni Yaşar İliksiz gerçekleştirdi. ‘Türkiye’de insanları belirli bir yönde göstermek isteyen habercilik sistemi internet haberciliği sayesinde değişti. İnternet haberciliği hızı tamamen katladı’ diyerek sözlerine başlayan Yaşar İliksiz, Türkiye’de özgür basıncılığın zayıflığından şikâyet etti. Ayrıca internet haberciliğinin hukuken tanınmadığını ancak yapılan bir haber yüzünden ceza alabildiklerine değindi. Konuşmasının sonunda basılı haberciliğin yerini internet haberciliğinin alıp alamayacağı yönündeki soruya “Basılı gazetenin

haberi, internet haberine göre bayat haberdir.10 yıl içinde basılı gazetenin değeri gittikçe azalacaktır. Gazetecilik şekil değiştirecek. Kâğıda basılı olmayacak” şeklinde cevap verdi.

“Objektif Bir Gazeteci Nasıl Olunur?” Eğitimin 3. haftasında tüm ekip Sabah gazetesini ziyaret etti. Sabah gazetesi ailesi tarafından çok sıcak ve samimi bir şekilde karşılanan ekip için seminerin yapıldığı alan anlamlı ve oldukça güzeldi. Katılımcı öğrenciler, gazetecilerin olduğu, haberlerin yapıldığı bu mekânda tabiri caizse, bir gazetecinin olay yerinde haberi en yalın haliyle yakalaması gibi, haberciliğe ait nüansları en tarafsız, en objektif yerinde gözlemleyebilme imkânı buldu. Bir başka deyişle teoride anlatılanları pratikte gözlemleme imkânına sahip oldu. Sabah gazetesinde ilk olarak Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Metin Yüksel

Eğitimin ilk haftası Zaman gazetesinde gerçekleştirildi. İlk prog-

Güz - 2011

49


Eğitim & Seminer

“Tasarım” başlığı altında bir gazetenin tasarımının nasıl yapıldığı, tasarımda dikkat ettikleri noktaları ve tasarım konusunda ne tür program kullandıklarından bahsetti. İkinci oturumda ise gazetenin görsel yönetmeni Ömer Bahar ile “Basın Etiği Özgürlüğü” konusunda bir oturum gerçekleştirildi. Bu oturumda konu tüm yönleriyle tartışıldı. Bu güzel tartışmaya Ömer Bahar’la birlikte Sabah gazetesi mensuplarının da katılmasıyla tam bir beyin fırtınası gerçekleşti. Tartışmanın sonucunda Sabah gazetesi çalışanlarının paylaştığı bilgiler ve tecrübeleri doğrultusunda “Objektif bir gazeteci nasıl olurum?” sorusunun karşılığını bulan tüm ekip, gazeteciliği daha iyi anlamış oldu.

Türkiye’de TV Reklamcılığı Eğitimin 4. haftasında ekip, Samanyolu TV’yi ziyaret etti. Fatih Üniversitesi öğrencileri, Samanyolu kanalında güler yüzlü ve samimi kişiler tarafından karşılandı. Kanalda tüm gezi boyunca görülen tüm çalışanların güler yüzlü olduğu dikkat çekti. Buradaki ilk oturumu STV Reklam Sorumlusu Levent Deniz gerçekleştirdi. Kendisi özellikle TV’de yayınlanan reklamlardan ve bu reklamların hazırlanışında dikkat edilen hususlardan bahsetti. Ayrıca Levent Deniz, Türkiye’de ajansların projeksiyon ve medya planlaması yapanlar olarak ikiye ayrıldığında bahsetti ve bu iki kavramı detaylı şekilde açıkladı. Konuşmasının son kısmında TV reklamcılığında reytingin önemli yeri olduğuna değinen Deniz, reytingin yüksekliğinin, reklam bütçesinin fazlalığını belirlediğine dikkat çekti. Reklam söz konusuyken öğrencilerden gelmesi kaçınılmaz soru; bugünlerde programların neden bu kadar çok reklam arası vermesiydi. Bu konu, oturumda olumlu ve olumsuz yönleriyle tartışıldı. Levent Deniz’e reklamın iyisi kötüsü olmaz sözünü hatırlatıldığında ise “Reklamın asıl amacı akılda kalması ve kendini hatırlatmasıdır. Eğer reklamı beğenmediğiniz halde o reklama ait ürün aklınıza geliyorsa reklam amacına ulaşmıştır” diyerek bu sözün doğruluğuna işaret etti.

culuk olduğunu ancak bunun haber geçişlerinde kullanılması gereken bir vasıf olduğundan bahsetti ve sunucunun jest ve mimiklerine hâkim olması gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca ses tonuyla herkesin dikkatini çeken Kemal Gülen, bunun için evde dahi bazı egzersizler yaptığını söyledi. Katılımcılara da hitabetine güvendikleri bir spikeri iyi dinlemeyi, diksiyon hocasıyla yakın temas kurmayı, aynada jest ve mimiklerini görerek çalışmalarını öğütledi. Konuşmanın sonunda Kemal Gülen’e merak edilen yönleri ile ilgili birçok soru soruldu. Bunlardan belki de en ilginci “STV Haber’in diğerlerinden farkı nedir?” sorusuydu. Gülen bu soruya Vizyon farkının olduğunu, muhabirlerine bey ya da hanım şeklinde hitap ettiklerini, magazinsel olmadıklarını anlattı ve “Biz en iyisiyiz demeye hakkımız var” diyerek sözlerini noktaladı.

Mutlu Ama Hüzünlü Son… Eğitimin 5. ve son haftası Taraf Gazete-

si yazarı Hıdır Geviş’in katılımıyla Fatih Üniversitesi Büyükçekmece Kampüsü’nde gerçekleşti. Hıdır Geviş, medyaya genel bir bakışta bulunup, medyanın geçmişten günümüze kadar ki serüveninden kısaca bahsetti ve gelecekte bizi bekleyen medyaya kısaca değindi. Daha sonra “Sosyal medya”, “Multi Medya” “Yeni Teknolojiler ve Medyanın İlişki” ve “Yurttaş Gazetecilik” gibi konu başlıklarında değerleri görüşlerini katılımcılarla paylaştı ve bu konularda gelen soruları cevapladı. Seminerin sonunda Uygulamalı Medya Okulu’na katılan öğrencilerin sertifikalarını Hıdır Geviş verdi. Bu güzel etkinliklere destek veren Medya Derneği başta olmak üzere, gezide katılımcıları en güzel şekilde ağırlayan Zaman Gazetesi, Kanal 7, Haber 7, Sabah Gazetesi, STV Yayın Grubu çalışanlarına, değerli konuşmacılara ve programda yer alan değerli katılımcılara sonsuz teşekkürler sunuyoruz.

STV’ deki 2. oturumda ise “spikerlik” konusunda Kemal Gülen ile görüşüldü. Kemal Gülen katılımcılara bir sunucuda olması gereken ve olmaması gereken vasıfları tüm ayrıntılarıyla açıkladı. Bir sunucuda en az olması gereken özelliğin tiyatro-

50

Güz - 2011

Güz - 2011

51


Yurtdışı Rehberi Girişimcilik Rehberi

Hayaller Ülkesi

GÜNEYKORE’de . . . eğıtim

Güney Kore’deki üniversitelerin çoğu özel üniversite, devlet üniversitelerinin ise dönemlik 3000 dolar gibi bir harcı bulunuyor. Fakat bunun yanında ortalama yüzde 35 yabancı öğrenci indirimi mevcut. Üstelik hemen her üniversitenin yabancı öğrenci kontenjanı var… HAZIRLAYANLAR CANSU ALAN (Coğrafya), ELBİ ÜSTÜNEL (Elektrik Elektronik Mühendisliği)

G

ünümüzde, diğer ülkelerin gölgesinde kalmasına rağmen kendini gün geçtikçe geliştiren ve gidenleri kendine hayran bırakan bir ülke GÜNEY KORE… Öncelikle Güney Kore ve Türkiye arasındaki yıkılmaz bağdan bahsetmek gerekir belki de. Fatih Üniversitesi’ndeki Koreli öğrenciler Kore Savaşı’nda yardıma giden Türk askerleri dolayısıyla Türkiye’yi kardeş ülke olarak gördüklerinden bahsediyorlar. Dünya kupasında Türkiye’yi nasıl desteklediklerini anlatıyorlar. Onlara göre biz kardeş ülkeyiz ve bizi ülkelerinde görmekten memnun olduklarını ifade ediyorlar. Orada eğitim almış insanlarla görüştüğümüzde ise öğrencilerden profesörlere kadar bütün Korelilerin kendilerine çok iyi davrandıklarını ve oradaki her üniversitenin yabancı öğrencilere özellikle de gelişmekte olan ülkelerin öğrencilerine birçok ayrıcalık verdiklerinden bahsediyor. Bizlerde sizin için Kore’deki üniversiteleri tek tek araştırdık. Ama isterseniz öncesinde Kore’deki eğitim hayatı ile ilgili biraz bilgi verelim.Güney Kore’deki üniversitelerin çoğu özel üniversite, devlet üniversitelerinin ise dönemlik 3000 dolar gibi bir harcı bulunuyor. Fakat

52

Güz - 2011

bunun yanında ortalama yüzde 35 yabancı öğrenci indirimi mevcut. Üstelik hemen her üniversitenin yabancı öğrenci kontenjanı var. Normalde bir Kore öğrencisinin ortalama üç sene çalışarak girdiği dünya çapındaki önemli üniversitelere çok rahat başvurabiliyorsunuz. Ülkede Kaist Üniversitesi hariç her üniversitenin Kore Dili bilme zorunluluğu var. Bunun için yapılması gereken önceden gidip Kore dilini öğrenmek. Her üniversitede Korece kursu olanağı bulunuyor. Bir yıl Kore Dili eğitimi görmeniz gerekli, ücretli olarak herhangi bir üniversitenin hazırlık kursuna kayıt olunabiliyor. Kursların yaklaşık 2,5 aylığı 1300 dolar. Üstelik iki dilde Ural-Altay dil ailesinden geldiği için yaklaşık beş ay sonra konuşmaya başlıyorsunuz. Tabi burada ülkenin dilini öğretmek için uyguladığı sistem çok önemli. Güney Kore gerçekten yoğun disiplinli bir sisteme sahip. Bu yönden Güney Kore’de eğitim görmek isteyenler daha çok şansa sahip diyebiliriz. Peki, Güney Kore’ye nasıl gidebiliriz? İlk olarak 3 aylık vizesiz ülkeye giriş yaptıktan sonra kursa yazılıp, buradan aldığın belgeyle her üç ayda bir ülke-

de kalışını uzatabilirsin. Daha sonra ise ülkenin en az 5 – 6 iyi üniversitelerine başvurup, en az ikisinden kabul alabiliyorsunuz. Bir sonraki aşama ise mülakatlar. Her üniversitenin ön kabulden sonra mülakatı oluyor. Korece birkaç basit soru soruluyor ve neden Güney Kore’yi ve o üniversiteyi seçtiğinizi anlatmanız isteniyor. Bu şekilde dünyanın gözde üniversitelerinden birine çok rahat bir şekilde kabul edilebiliyorsunuz. Bunun yanında master ve doktora için ayrıca burs imkânları çok fazla. Yüzde 100’e kadar verilen burslar var. Bunun için gerekli olan TOEFL gibi bir dil sınavından iyi sonuca sahip olmak ve diploma not ortalamanızın yüksek olması. Eğitimde ise master ve doktora dersleri aynı derslikte alınıyor daha sonra tezlerde ayrılıyorlar. Ayrıca Güney Kore’nin diğer bir güzel özelliği ise veri bağlantısı çok geniş ve sağlam olması. Yani hemen hemen her veriye kolayca internet üzerinden ulaşabiliyorsunuz. İnternetin kullanılma olanakları mükemmel bir şekilde genişletilmiş. Ayrıca kütüphanelerde günün yirmi dört saati kullanıma açık. Bu sebeple tezleriniz için kaynakları ve çalışma ortamlarını çok rahat bulabilirsiniz. Staj için ise ayrı bursları var ve çok gelişmiş laboratuarlara sahip. Yine aynı şekilde staj eğitiminizi bu

laboratuarlarda tamamlayabilirsiniz. Erasmus programı çerçevesinde de Fatih Üniversitesi’nin Güney Kore’deki 2 üniversiteyle anlaşması bulunuyor. Güney Kore’deki eğitiminin bir başka yüzü ise, her üniversite görevlisinin kendini öğrenciye sevdirmek zorunda olmasıdır. Bu sebeple devamlı kendilerini yenileme ve geliştirmeye çalışıyorlar. Özellikle yabancı öğrencilere sürekli ilgi gösteriyorlar. Mezun olduktan sonra da her üniversite iyi öğrencilerine maddi olarak destek olup sahip çıkıyor ve dergilerinde tanıtıyorlar. Kampüsler ise gerçekten mimari ve teknolojik olarak göz kamaştırıyor. Kampüs içerisinde diş doktorundan güzellik merkezine kadar bir çok olanak mevcut. Ayrıca Kore’de bayan eğitimine çok önem verildiği için hemen her üniversitede bayanlara özel katlar hatta binalar şeklinde dinlenmeleri için sunulmuş alanlar bulunuyor. Bayanlara özel üniversiteler bile var. Üstelik kesinlikle başörtüsü sorunu yaşanmıyor. Üniversiteye gelen yabancılar içerisinde en çok Araplar yer alıyor. Çok rahat bir şekilde Arapça, Korece ve İngilizcenizi geliştirebiliyorsu-

nuz. Kısacası üniversite Güney Kore’de tam bir cazibe merkezi. Üniversiteyi kazanmak çok zorken ülkenin yüzde 70 - 80’inin üniversite mezunu olmasına şaşmamalı. Şimdi ise size üniversiteler hakkında biraz bilgi verelim. Öncelikle Güney Kore’nin en başarılı ve en çok tercih edilen devlet üniversitesi olan Seoul National Üniversitesi’ni tanıyalım. Seoul National Üniversitesi 1 Mart 1918 Keijo Public Agricultural College (Keijo Ulusal Ziraat Okulu) adıyla kuruldu. 1 Mart 1956 yılında üniversite ismiyle tekrar kuruldu. 2008 yılı itibariyle 372 öğretim üyesi, 229 personel, 15 bin 58 öğrenciye sahipti. Kampüsleri Jeonnong-Dong ve Dongdaemun-gu’da bulunuyor. Seoul National Üniversitesi doğruluk, yaratıcılık ve hizmet anlayışlarını ilke olarak benimsemiş. Seoul Üniversitesi 1918’de kurulduğundan beri yüksek eğitim imkânları sağlıyor. Bir devlet okulu olarak, kendini şehirleşen dünyanın toplumsal, bölgesel, teknolojik sorunlarını belirlemeye yöneltti. Bu nedenle kendini Kore’nin geleceğini ve dünyayı şekillendirecek liderler yetiştir-

meye adadı. Seoul Üniversitesi kalite ve düşünce özgürlüğünde ısrar ediyor. 10 binden fazla kayıtlı öğrencisiyle, Seoul Üniversitesi 7 lisans okulu ve yüksek lisansta neredeyse 90 farklı çalışma alanı içeriyor. 8 okul ve 27 şubede çok çeşitli bölümler sunuyor. Yüksek Lisans okulunda 33 master programı ve 25 doktora programı bulunuyor. Seoul Üniversitesi devlet üniversitesi olduğu için burs imkânları özel üniversitelere göre daha sınırlı. Az imkanı olmasına rağmen yabancı öğrencilere verdiği önemden dolayı her yabancı öğrenciye başvurmaları sonucunda en az yüzde 30 burs imkanı sağlıyorlar. Burslar özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden gelen öğrencilere veriliyor. Yüksek lisans programları için üniversite diploma puanına ve TOEFL sonucuna dikkat ediyorlar. Bunların yanında da önemli bir nokta da ‘personal statement’ dediğimiz ‘neden bu üniversiteyi tercih ediyorsun’ kısmına büyük önem veriyorlar. Ayrıca bazı dersler Korece olduğu için Korece mülakattan geçiriyorlar. Daha ayrıntılı bilgi için; üniversitenin web sitesini ziyaret edilebilir veya snuadmit@ snu.ac.kr adresine mail atılabilir.

Güz - 2011

53


Yurtdışı Rehberi Girişimcilik Rehberi

İsterseniz ikinci olarak da özel üniversiteler arasında önemli bir yere sahip olan Kore Üniversitesi’ne bir göz atalım. Kore Üniversitesi Güney Kore’nin en eski ve en iyi eğitim veren 2. Üniversitesidir. Kampüsü Seoul’da olan üniversite eğitimi ve imkânlarıyla göz kamaştırıyor. Üniversitenin 215’i uluslararası toplam 3 bin 3 fakültesi mevcut. Ayrıca 2 bin 96’sı yabancı toplam 34 bin 354 öğrencisi bulunuyor. Öncelikle Kore Üniversitesini seçecek öğrencilerin 16 yıllık öğrenim hayatını tamamlaması lazım. Üniversite eğitim dili İngilizce olmasına rağmen bazı dersler ulusal özellikte olduğu için Korece yeterlilik isteniyor. Bunun içinde diğer üniversitelerde olduğu gibi mülakat yapılıyor. Özel üniversite olduğu için burs imkânları özellikle yabancı öğrenciler için çok fazla. Burslar için TOEFL (PBT) 577 ve üstü, TOEFL (CBT) 233 ve üstü, TOEFL (iBT) 90 ve üstü, TEPS 700, IELTS 7.0 TOPIK level 6 veya üstü. Ayrıca GPA 4.00 üzerinden 3.57 ve üstü olması gerekiyor. Tabi bu kriterler yüzde 100 burs

54

Güz - 2011

imkanları için gerekli. Bunun yanında yüzde 30, 50 ve 70 burs imkanları sunuyorlar. Şu anda Kore Üniversitesi’nde okuyan yabancı öğrencilerin yüzde 89’u burs alıyor. Bu da bizim için önemli bir ayrıntı olsa gerek. Ayrıntılı bilgiye www. korea.edu adresinden ulaşılabilir. Bu iki göz kamaştırıcı üniversiteden sonra okuyanların heyecanlandığını hissedebiliyoruz. Fakat bununla birlikte aklınıza birçok soru gelebilir. Bunlardan en önemlisi mesafe ve kültür farkı. Şimdi ise Türkiye’den Güney Kore’ye uzanan yolculuğunuz için biraz yardımcı olalım. Öncelikle sizi yaklaşık 11 saatlik uzun bir yol bekliyor ve bu yolculuğun bedeli (gidiş dönüş) ülkemizin hava yollarıyla ortalama 1400–1600 dolar. Ayrıca Malezya veya Dubai aktarmalı yolculuklar 1200–1300 dolar tutarında. Orada eğitimini tamamlamış insanlara tanıştığımızda yurtta kalmak pek önerilmiyor fakat evlerde biraz pahalı. Genel olarak depozitolar 20 bin dolar kiralar ise 1300 dolar civarında. Aylık olarak diğer ihtiyaçlarını ise ortalama 400 dolarla kar-

şılayabilirsin. Bununla birlikte part time çalışma olanakları da bulunuyor. Örneğin İngilizce dersi vererek saati 3–5 dolarlık bir işe sahip olunabiliyor. Bununla birlikte Kore’de yemek ve ulaşım çok uygun fiyatlı. Yemek konusu kültür farkından kaynaklanan en büyük sorun gibi görünüyor. Dil farkına gelirsek de Kore dramalarını ve Korece kurs verilen yerleri öneririm. Biraz da Kore’den bahsedersek 4 mevsimin en güzel şekilde yaşandığı, suç oranlarının çok düşük olduğu, inanılmaz güvenilir ve çok güzel bir ülke. Gezmek isterseniz 63 katlı binasını ve teknomarketlerini unutmayın. Bir de ufak bir dipnot; Güney Kore’den Japonya, Malezya ve Filipinler’e vizesiz gidilebiliyor. Bu yazının hazırlanmasında bizden yardımlarını ve deneyimlerini esirgemeyen Havva Gun Etyemez’e teşekkür ederiz. Eğer Güney Kore’de eğitim hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz Havva Gun Etyemez, havva_gun@hotmail.com adresi aracılığıyla yardımcı olacak.


Yurtdışı Rehberi

OKUL BİTTİ

ŞİMDİ MASTER ZAMANI... Üniversitenizi bitirmek üzeresiniz ve yurtdışında master yapmayı düşünüyorsunuz. Amerika, İngiltere, Avustralya, Kanada, Almanya, Norveç, İsveç gibi bir çok ülke seçeneği ve yüzlerce okul seçeneği olacak. Maalesef bu okulların bir kısmına başvurma şansınız not ortalaması, GMAT skoru, zamanlama veya yüksek maliyetler yüzünden hiç olmayabilir. Yine de başlamanız gereken nokta aslında hangi ülkenin sizin için daha iyi olacağına karar vermek olacak. Ülkeler (İngiltere, Amerika, Kanada, Avustralya, Almanya) ile ilgili ayrıştırıcı özellikleri yani birbirleri arasındaki farkları bu yazıda bir arada bulabileceksiniz. HAZIRLAYAN RAHMİ MESUD YILMAZ Atlas Yurtdışı Eğitim Firması Genel Koordinatörü

Ü

lkeleri master yapmak açısından değerlendirdiğimizde en doğru ülke İngiltere’dir. Bunun iki sebebi var. İlki akademik geleneklerin oluştuğu bir ülke olması, çok eski üniversitelerin bulunması ve bu yüzden de master programları için okullar arasında standartların oturmuş olmasıdır. Diğer bir sebep ise şartlı kabul seçeneği sayesinde TOELF veya IELTS sınav sonuçlarını beklemeden ve üniversiteniz daha bitmemişken başvuru yapıp kabul alabileceğiniz üniversiteleri öğrenebilecek olmanızdır. Buna şartlı kabul denir ve bir başka deyişle okul size İngilizcenizi yeterli seviyeye getirmeniz (ve lisans programını bitirmiş olmanız) durumunda master programına başlayabileceğinize dair bir mektup gönderir. İngiltere’de master programları 12 ay sürer. Bu sürenin 9 ayı ders, 3 ayı tez bölümünden oluşur. 10-20 bin kelime uzunluğundaki tezinizi derslerin bittiği yaz, ya da daha sonraki bir tarihte teslim etmeniz beklenir. İngiltere’de tezsiz master programı olmaz ancak tez yazamayan öğrenci-

56

Güz - 2011

lere Post Graduate diploma (yüksek lisans diploması) verilir İngiltere’de yaklaşık 120 üniversite bulunuyor ve bu üniversitelerin neredeyse tamamı devlet üniversitesidir. Bu üniversitelerin yabancı öğrencilere uyguladıkları ücretler ise yıllık ortalama 8 bin ile 14 bin GBP arasında değişmektedir. Tabi bu aralığın dışında kalan ve yıllık eğitim ücreti 17 bin GBP olan üniversiteler de bulunmaktadır.

İngiltere’deki ucuz master programları Devlet üniversitelerindekine göre çok daha ekonomik olan ve ücreti 3 bin 450 GBP den başlayan master programları da bulunmaktadır. Aslında bu tür ucuz seçenekleri anlamak için hareket noktası olmaya en uygun okul University of Wales’dir, zira Londra’daki bu ucuz programlar için en çok bu üniversitenin adını duyarsınız. University of Wales aslında Londra’ya 148

mil (238 km) mesafede bulunan Cardiff şehrindedir. Yani üstelik Galler’de. Bu şirin üniversite az önce bahsettiğimiz 120 üniversite arasında da 100. sırada yerini almıştır ve örneğin İşletme lisans programının yıllık ücreti 8 bin GBP, 1 yıl süren MBA Bu üniversite Londra şehir merkezindeki işletme okullarından bir tanesi olan London School of Commerce ile anlaşma imzalamıştır ve özetle kendi bünyesinde verdiği özellikle de işletme ve IT yüksek lisans programlarını Londra’da London

School of Commerce aracılığı ile de vermektedir. London School of Commerce bu konsepti ilk uygulayan okullardan bir tanesidir ve Londra’nın merkezinde London Bridge yakınında bir binadan ibarettir. Öğrenciler bu anlaşma sayesinde hiç Cardiff şehrine gitmeden ve eğitim sürecinin tamamını Londra’da geçirerek University of Wales in programına katılmakta ve mezun olduklarında University of Wales in diplomasını almaktadırlar. Bu sayede öğrenciler eğitim hayatlarını Londra’da geçirmenin yanında 10 bin 500 GBP olan MBA programı için 3 bin 500 GBP öderler. Bu ilişki de University of Wales programın sahibi ve diplomayı veren üniversite, London School of Commerce ise programı veren işletme okuludur. Bu tür ilişkileri olan Londra’daki işletme okulları; Kensington College of Business, School of Technology and Management, School of Business and Law, London School of Business and Finance, Oxford House College ve West London College sayılabilir. Bu tür ilişkiler ile diploma veren üniversiteler ara-

sında University of Wales başı çeker ancak diğer üniversiteler; Sunderland University, University of East London, Gloucestershire University, Heriot Watt University olarak sayılabilir. Bu üniversitelerin dışında Fransız Grenoble Business School’un da (ki bu üniversite Avrupa’nın en iyi ilk 50 üniversite arasındadır) programını ve diploması Londra’da benzer bir ilişki ile verilmektedir. Bu konsept içerisinde sadece işletme ve bilişim teknolojileri üzerine lisans ve yüksek lisans programları verilmektedir. Yani örneğin psikoloji veya inşaat mühendisliği eğitimi almak isteyen öğrenciler için bu konsept dahilinde programlar sunulmamaktadır. Bu tür programlara katılan Türk öğrencilerin sayısında ciddi artış bulunmaktadır ve bu tür programlara katılmalı veya katılmamalı diye bir yargı da bulunmak yanlış olur. Önemli olan karar verirken olumlu ve olumsuz yönlerini bilmek ve ne satın aldığınızın farkında olmaktır. Olumlu ve olumsuz yönler genel olarak aşağıdaki gibi sıralanabilir, daha ayrıntılı bilgiyi ATLAS ofislerinden alabilirsiniz.

Özetle olumlu yönler arasında; ekonomik maliyetler, YÖK denkliği, Londra merkezde eğitim, esnek başlama tarihleri ve esnek kabul koşulları yer aşıyor. Olumsuz yönleri arasında ise; kampüs imkanı olmaması, göreceli olarak daha düşük eğitim standartları, EU ve UK öğrencisi olmayışı ve genellikle sıralamalarda orta ve düşük seviyeli üniversite diplomaları bulunuyor. Bu tür seçenekleri bir üniversitenin kampüsüne gidip eğitim almak ile kıyaslamak son derece yanlış olur. Eğer imkan var ise bir üniversitenin kendisinde eğitim almak ideal olanıdır. Eğer maliyetler ve süre açısından daha ekonomik ve esnek bir programa ihtiyaç duyuluyorsa bu seçenek değerlendirmeye alınabilir. Eğer üniversite mezunu bir öğrenci iseniz, İngiltere’de 3 bin 500 GBP’ye bir sertifika programına katılmaktansa bu tür MBA programları hem daha prestijli hem de daha kapsamlı bir içeriğe sahip olacaktır. Ancak eğer Amerika’da bir sertifika programı düşünüyorsanız o zaman tartışmaya açık ve yüz yüze görüşülmesi gereken bir karar süreci içerisindesiniz demektir.

Güz - 2011

57


Yurtdışı Rehberi

Amerika’da şartlı kabul yoktur ama son başvuru tarihleri vardır Amerika’daki biraz iyi üniversitelerde İngiltere’nin aksine şartlı kabul yoktur ve daha da önemlisi Türkiye’deki ALES sınavına benzer GMAT (İşletme bölümleri için) veya GRE (diğer bölümler için) sınavlarından bir tanesine başvurudan önce girilmesi gereklidir. Bir de üniversitelerin son başvuru tarihleri vardır ve bu tarihten sonra başvuru kabul edilmemektedir. Örneğin Amerika’da 14., dünyada 30. sırada bulunan UCLA İşletme master programına kabul edilmek için ortalama; 3,5 not ortalaması 711 GMAT skoru ve TOEFL 100 seviyesinde İngilizce istemektedir ve bu skorları toparlayıp başvuru yapmak için son tarih 17 Mart’tır. Öte yandan aynı eyaletteki Southern States University master programı için not ortalaması kısıtlaması yoktur, okul GMAT skoru istemez, İngilizce ise problem değildir, eksiği olan öğrencileri İngilizce hazırlık programına alırlar. Bir son başvuru tarihi de yoktur. UCLA Amerika’da top okullar arasında iken diğer okulun YÖK denkliği bile yoktur. Bu iki okul arasında yüzlerce üniversite bulunmaktadır ve okulların başvuru koşulları sıralama da aşağıya inildikçe esner. Yani her not ortalaması ve sınav skorları için gidilebilecek program ve üniversite mevcuttur. Önemli olan mevcut skorlar ile mümkün olabilen en iyi okula gidebilmektir. Amerika’da program süreleri, maliyetleri ve tez/ders yükleri ile alakalı da bir standart bulunmamaktadır. Yani tezli ve tezsiz master programları bulunmaktadır. Bazı programlarda tez yerine derste tercih edilebilmektedir. Master programlarının süresinden ziyade kredisi vardır. 30-52 kredi arasında süren programlar bulunmaktadır ve bir öğrencinin master programını kaç kredi alarak bitireceği mezun olduğu bölüm de aldığı derslere bağlı olarak değişir. Örneğin San Diego State University MBA master programı başvuran kişiye bağlı olarak 30 ile 48 kredi arasında değişir. Bundan sonra bu kredilerin ne kadar süre de alınacağı öğrenciye bağlıdır. Her dönem 12 kredi alan öğrenci 48 kredili programı 4 yarıyıl da bitirirken 16 kredi alan bir öğrenci aynı kredi yükünü 3 yarıyıl da tamamlar. Master ücretleri alınan kredi başına ödendiğinden toplam eğitim ücretinden bir değişiklik olmaz. Kredi ücretleri ise 400 USD ile 2 bin

58

Güz - 2011

USD arasında değişir. Yaşam maliyetleri için ise yıllık 15 bin USD’lik bütçe gerekir ve Amerika’da İngiltere’nin aksine çalışma izni sadece kampüs imkanları ile sınırlıdır. Amerika’nın maliyetler açısından çalışma izni olmaması ve 1 yılda master programının bitirilememesine karşı İngiltere karşısında iki önemli avantajı bulunmaktadır. Birincisi master programından sonra en az 12 aylık tam zamanlı çalışma izni verilmektedir. İkincisi ise eğer not ortalaması, TOEFL skoru ve GMAT/GRE skoru yüksek bir öğrenci iseniz üniversite burslarının ve finansal yardımların en yaygın olduğu ülkedir.

Avustralya ve Kanada göçmen ülkesidir Eğitim sistemleri açısından Kanada, Amerika ile hemen hemen aynıdır. Avustralya’nın ise İngiltere’den tek farkı master programlarının 1 değil 1,5 yıl sürmesi ve tez zorunluluğun olmamasıdır. Bunun dışında şartlı kabul imkanları Avustralya’da da aynen bulunmaktadır.

Kanada ve Avustralya’nın ortak özelliği ise ikisinin de göçmen ülkesi olması ve sosyal hayata adaptasyonun çok daha kolay olmasıdır. Avustralya’nın en önemli özelliği ise üniversitelere kolay kabul alınabilmesidir. Örneğin not ortalaması 2,7 olan bir öğrenci dünyada ilk 100’de bulunan bir Avustralya üniversitesine direkt olarak kabul alabilir ve gerekli süre kadar dil eğitimi aldıktan sonra TOEFL sınavına girmeden master programına başlayabilir.

Almanya’daki tek sorun ise Almanca’yı bilmek Almanya’nın en önemli avantajı ödenecek düşük bir harç dışında eğitim ücretinin olmayışıdır. Tek sorun ise Almanca dilinin gerekmesidir. Eğer Almancanız yok ise Almanca hazırlık programı size 1,5 – 2 yıla mal olabilir. Master programları ise genellikle 2 yıl sürer. Almanya’daki İngilizce master programları ise ya giriş koşulları çok ağır y a da ücretleri yüksek programlardır. programının ücreti ise 10 bin 500 GBP’dir.


Araştırma nin gelişip yaygınlaşması için büyük çabalar harcanıyor. Sınav diyoruz ancak gencin çilesi sınava girmekle de bitmiyor; sınava girmiş ve tercih için geçer puanı almış bir öğrenci tercih aşamasında pek çok şeyi göz önünde bulundurmak zorunda kalıyor. Öncelikle tercihine yön veren temel mekanizmalar olan üniversite eğitimi, mesleğin toplumdaki saygınlığı, hemen iş sahibi olunacak mesleği seçme, üniversite geçerliliği, üniversitenin bulunduğu şehir gibi faktörlerden etkilenmek durumunda kalıyor.

Sınav, üniversite, meslek üçgeninde

kariyer yolculuğu...

Meslek seçimi sürecinde esas mesele; bireyin ilgi ve yetenekleri, karakteristik özellikleri doğrultusunda sevdiği bir mesleği seçmesidir. Seçtiği mesleği sadece toplumsal ya da çevresel kaygıları karşılamak ya da saygınlık kazanmak için değil faydalı ve verimli olmak için tercih etmeli. HAZIRLAYANLAR KARİYER MERKEZİ SOSYAL BİLİMLER ÇALIŞMA GRUBU; SÜMEYRA LENGERLİ (Sosyoloji), ELVAN ÖZKAN (Sosyoloji), HATİCE KÜBRA KARADENİZ (Sosyoloji), İMRAN ACAR (Psikoloji), KÜBRA YÜCE (Sosyoloji), ZEHRA PALTACI (Sosyoloji), ZEHRA BAŞDEMİR (Sosyoloji), TUĞBA MERAL (Psikoloji), TUBA EKER (Psikoloji). Uzun bir yolculuk meslek seçimi… Meslek seçimi sınavla belirlenecek kadar basit bir seçim olmadığı için kısa bir dönemi değil, okul öncesi dönemden başlayıp sistemli ve birbiriyle bağlı olan uzun bir süreci kapsayarak meydana geliyor. Meslek gelişim sü-

60

Güz - 2011

reci bir nevi benlik kavramının gelişmesi ve uygulamaya konulmasıyla şekilleniyor. Birçok genç çocukken karşılaştığı ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuna lise yıllarında içine sinen bir cevabı bulmakta zorlanıyor. Üstelik artık büyüdüğünün ve seçim zamanının

giderek yaklaştığının farkındadır. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde zorunlu eğitim yılları devam ederken öğrencilerle ilgili kuruluşları bir araya getirerek gerekli rehberlik eğitimi verildiği biliniyor. Ülkemizde de mesleki danışmanlık hizmetleri-

Peki, aslında doğru meslek hangi durumda seçilmiş oluyor? A. E. Çoban, bir gencin mesleki olgunluğu kendi ilgi, yetenek, değer, kişilik özellikleri ve beklentilerine uygun mesleği seçebilmesi olarak tanımlamış. Meslek seçiminin gençlerin hayatlarına yansımasından, sürecin zorluğundan ve birçok değişkene bağlı olarak şekillendiğinden bahsettik. Peki ya meslekler? Öncelikle her meslek bir tanıma sahip olmalıdır. Bu genel tanımda mesleği hayatta asgari düzeyde gerekli olan özelliklerde belirtilmelidir. Çünkü mesleğin kendine has karakteristiğinde meslek seçimini doğrudan etkiliyor. Derslerine ve önünde onu bekleyen sınava kendini kaptırmış bir gencin kendi başına tüm bu uygunluk değerlendirmelerini yapması, geleceği ile ilgili bir öngörüde bulunması, kendi kişisel özellikleri, ilgi ve yetenekleriyle meslekleri eşleştirmesini beklemek kişiye haksızlık olacaktır. Dikkat edilmesi gereken önemli bir noktada bazı bölümler tek bir meslek alanına hizmet etmezler. Örneğin bir biyoloji mezunu biyolog olabilir, hastanede laborant olabilir, ziraat alanında çalışabilir. Bu durumda gençlerin bu geniş yelpaze arasından en uygun olanını seçmeleri yine meslek alanı, gereklilikleri ve koşullarını iyi bilmeleri ve kendilerini tanımalarıyla mümkün olacak. Meslek seçmenin üniversitede herhangi bir bölüme yerleşmekle bitmediğini artık birçok üniversiteli genç deneyimlemiş durumda. Bu noktada ise danışmalık için devreye kariyer merkezleri giriyor. Devlet ve vakıf üniversiteleri kariyer merkezi açma ve aktif bir şekilde öğrencilerle buluşturmak için kolları sıvamış durumdalar. Kariyer merkezleri mesleki danışmanlık adına neler yapıyor Bir gencin mesleki gelecek planını öğre-

Aile yönlendirmesi Dershane yönlendirmesi Okul yönlendirmesi İlgi duyduğum alan olması Üniversitenin bölümde iyi olması Mezuniyet sonrası iş imkânları Bölümün popülaritesi Bölümün kişiliğimle örtüşmesi Bölümün kalitesi

1. Sınıf (%) Değerler

4. sınıf (%)Değerler

En Düşük

En Yüksek

En Düşük

En Yüksek

36,7 47 55 14,7 15,7 10,3 17,2 9,4 8,5

8,2 11 7,5 39,2 15 25,4 18,5 34,5 34,5

34,3 40,7 54,1 13,8 28,7 14,2 17,5 12,3 12,7

14,2 13,4 7,8 38,1 8,16 19 20,1 28,4 23,9

Tablo 1: Bölüm Tercih Faktörlerinin Sınıflara Göre Oranları nir ve gencin amacına göre neler yapması gerektiği konusunda bilgilendirme yapar. Gençlere meslek hayatında kullanabilecekleri, ilgili meslek dallarına göre düzenlenmiş çeşitli eğitimleri öğrencilerle buluşturur, iş dünyasıyla gençleri tanıştırır, meslek yaşamını; artı ve eksilerini onlara yerinde gösterir. Kariyer planlama merkezlerinin bir diğer faaliyeti de kurum ve kuruluşların talepleri ve öğrencilerden gelen özgeçmişleri bir havuzda toplayıp gerekli danışmanlığı sağlayarak gençlere mesleği yaşamlarında istihdam olanağı sunarlar. Tüm bunlarla beraber kariyer merkezleri yurt içi ve yurt dışı imkânlarını araştırıp bu imkânlardan gençlerin faydalanmasını sağlıyor. İnsanların hayatlarında çok önemli bir yeri olan meslek seçiminin ülkemizde nasıl işlediğini ve kariyer merkezlerinin bu süreçte üslendiği rolleri incelemek amacıyla 2010 yılı içerisinde Fatih Üniversitesi öğrencileri üzerinden bir araştırma yürüttük. Araştırmaya Fatih Üniversitesi Fen-Edebiyat, İktisadi İdari Bilimler ve Mühendislik Fakülteleri’nde birinci ve dördüncü sınıfta okuyan toplam 617 kişi katıldı. Bunların yüzde 42,5’si erkek, yüzde 57,5’si ise bayandı. Ankete katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21.36 olup, öğrencilerin yüzde 24,3’ü burslu okuyor. Araştırmanın birinci bölümünde yaş, bölüm, burslu olup olmama durumu gibi demografik özellikler, öğrencilerin meslek ve

yapmak istedikleri, Holland kişilik tiplerinin yardımıyla değerlendirmeye çalıştığımız karakteristik özelliklerini gibi sorular yer aldı. İkinci bölümde ise katılımcıların kariyer planlama ve okuldaki kariyer merkezinin çalışmalarına bakışlarını öğrenmeye yönelik sorular bulunuyordu. Elde ettiğimiz sonuçlara göre 1. ve 4. sınıflar arasında tercihte etkili olan faktörlerin (Tablo 1) öğrencilere göre önemleri paralellik gösteriyor. Öğrenciler için bölüme ilgi duymaları, bölümün kişiliklerine uygun olduğunu düşünmeleri ve bölümün kalitesi ön plandayken aile, okul ve dershane yönlendirmeleri 2. planda kalıyor. 1. ve 4. sınıflar arasında farklılık görülen madde ise üniversitenin bölümde iyi olması maddesidir. Şu an bulundukları sınıflara göre değerlendirecek olursak öğrenciler yıllara göre bu maddeye daha çok önem verdikleri görülüyor. Katılımcılara, bölümü nasıl tercih ettiklerini sorduğumuzda, 1. sınıfların yüzde 67,7’si, 4. sınıfların yüzde 69,4’ü bölümlerini severek ve isteyerek tercih ettiklerini belirttiler. Şu anda eğitim gördükleri bölümü 1. sınıfların yüzde 28,5’i ve 4. sınıfların yüzde 27,2’si istediği bölümü puanı yetmediği için tercih ettiğini belirttiler. Katılımcılardan mezuniyet sonrası neler yapmak istediklerini sorduk ve soru için

Öğrencilerin bölüm memnuniyetiyle ilgili verdikleri cevaplar ise şu şekildedir; Hiç

memnun Memnun

bölüm seçimlerinde faktörler, değilimetkili olan değilim üniversite ders başarı durumları, 1. sınıf (%) 2,2 5,3 memnuniyetleri, üniversite mezuniyeti 4. sınıf (%) 7,1 4,5sonrası

Memnun

Memnunum

Çok

sunulan uygun sayılırım alternatiflerin kendilerine memnunum olanları seçip, en öncelikli hedeflerine 1 ve31,3 36,4 23,8 rerek sıralama yapmaları istediğimizde ise 27,2 44,4 16

Tablo 2: Bölüm Memnuniyeti

Güz - 2011

61


Araştırma

Soruda bulunan seçenekler Alanımdan farklı bir sektörde çalışmak Aile şirketinde çalışmak Öğretmenlik yapmak Akademisyen olmak Yurtdışında eğitim almak Yurtdışında çalışmak Devlet kurumunda çalışmak Özel sektörde çalışmak Askere gitmek Kendi işimi kurmak Herhangi bir şirkette çalışmak Çalışmayı düşünmüyorum

1. sınıflar (kişi) 19 27 41 39 69 14 23 44 5 26 8 3

lişim ve olgunluk sürecinde gençlerin her basamakta almış oldukları yönlendirmenin önemini görüyoruz. Gençlerin okudukları bölümden memnun olmaları, aile, okul ve dershane gibi faktörlerin yönlendirme ve rehberlikleri, okumakta olduğu bölümün ilgi duydukları alan olması, kişilikleriyle örtüştüğünü düşünmeleri, bölümün popülaritesi ve kalitesi, üniversitenin iyi oluşu gibi faktörlere bağlı olarak değişiyor.

4. sınıflar (kişi) 18 27 46 40 31 9 18 41 16 13 5 1

Tablo 3: Mezuniyet sonrası hedefler tablo 3’deki sonuçları elde ettik. Tabloda bulunan bazı maddeleri incelediğimizde sınıflar arasında benzerlik ya da yakınlık gözlemlenirken, bazılarında değişiklikler oldu. Öğrencilerde ilk yıllarda yurt dışında eğitime daha fazla istek varken, son sınıflarda bu oranda ciddi düşüş mevcut. Ayrıca son sınıflarda kendi işini kurma düşünceleri yarı yarıya azalma gösteriyor. Bölümü tercih ederken gerekli bilgiyi nereden aldıkları yönündeki soruya ise katılımcılar yüzde 47 oranında kendim araştırdım, yüzde 26 oranında ise dershaneden cevabını verdiler. Öğrencilere bölümünün gerektirdiği kişilik özelliklerini taşıyıp taşımadığı hakkındaki düşüncelerinin sorulduğu soruya 1. sınıfların yüzde 43,3’ü taşıdığını, yüzde 47,6’sı ise kısmen taşıdığını söyledi. Bu oran 4. sınıf öğrencilerinde ise yüzde 40,7 taşıdıkları ve yüzde 48,9 kısmen taşıdıkları şeklinde karşımıza çıktı. İkinci bölümle alakalı sorularda ise verilen cevaplar ve değerlendirmeler şu şekilde oldu: 1. sınıfların yüzde 2,4’ü kariyer planlaması hakkında bilgi sahibi iken yüzde 21,6’sı kariyer planlamanın ne olduğunu bilmediklerini söylediler. Yüzde 55,5’i ise kısmen bilgi sahibi olduğunu söyledi. 4. sınıfların ise yüzde 38,7’i kariyer planlaması hakkında bilgi sahibiyken, yüzde 48,1’i kısmen bilgi sahibi ve yüzde 11,9’u bilgi sahibi olmadığını söyledi. Okuldaki kariyer merkezi ile irtibatlarını öğrenmeye yönelik sorduğumuz soruda ise öğrencilerin yüzde 50’nin merkez hakkında yeterli bilgisi olmadığını görüyoruz. Yine öğrencilerin yüzde 40’ının

62

Güz - 2011

kariyer merkezine hiç gitmediğini gördük. Kariyer merkezi değerlendirmesini içeren soruda 1. sınıfların yüzde 85,9’u ve 4. sınıfların yüzde 70,5’i soruyu yanıtlamamayı tercih etti. Öğrenciler “Kariyerinizi planlamaya yönelik ne tür faaliyetlere katılıyorsunuz?” sorusuna verdikleri cevaplardan en yüksek oranlı olanlar sertifika programları ve seminer seçeneği çıktı. 1. sınıf katılımcıların yüzde 36,1’i ve 4. sınıfların yüzde 11,9’u Tablo 4’deki seçeneklerden hiçbirini işaretlemediler. 1. sınıfların yüzde 23,5’i ve 4. sınıfların yüzde 22’si kariyer planlamalarına yönelik en az bir şey yapıyorlar. Tabloda 4. sınıfların biraz daha orantılı dağılım görülüyor. Yapılan bu çalışma sonucunda mesleki ge-

Aktiviteler Sertifika programları KPM ile görüşme yapmak Seminerlere katılmak Gönüllü proje ve araştırmalar Eğitimler Yurtiçi Zorunlu staj Yurtiçi Gönüllü staj Yurtdışı staj Yarı zamanlı çalışma Tam zamanlı çalışma Ne yapacağımı bilmiyorum Diğer

Bu araştırma da bir kez daha göstermiştir ki; meslek seçimi sürecinde bireyin ilgi ve yetenekleri, karakteristik özellikleri doğrultusunda sevdiği bir mesleği seçmesi seçtiği mesleği sadece toplumsal ya da çevresel kaygıları karşılamak ya da saygınlık kazanmak için değil faydalı ve verimli olmak için seçmesi esas meseledir. Ayrıca günümüzde hızla değişen teknolojik ve bilimsel gelişmelere mesleki anlamda takip edip, karşılık verebilecek şekilde donanım kazanması olmazsa olmazdır. Bu yoğun uğraşı içinde ona yardım edecek kanallar okullarda, çevresinde ve üniversitelerde hali hazırda bekliyor. Meslek seçimi için son bir not: ancak kendi farkındalığımızı, çevresel algılarımızı artırarak, vizyonumuzu ve yelpazeyi geniş tutarak, hayat boyu öğrenemeye açık olursak bizim için doğru olan mesleğe bir adım daha yaklaşmış oluruz. Hala süren kari yer yolculuğunda hepimize başarılar diliyoruz…

1. sınıf Kişi 101 54 127 31 54 7 14 7 31 11 146 5

(%)

4. sınıf Kişi

(%)

31,7 16,9 39,8 9,7 16,9 2,2 4,4 2,2 9,7 3,4 45,8 1,6

133 79 139 59 86 81 68 14 52 15 64 8

49,6 29,5 51,9 22 32,1 30,2 25,4 5,2 19,4 5,6 23,9 3

Tablo 4: Kariyer Planlamaya Yönelik Girişimler

Güz - 2011

63


International Perspective

Chansolyka Tep

Razee Hussein Jamal

Experience Of My Life In Fatih University My name is Chansolyka Tep, a junior student in Environmental Engineering department of FATIH University. I’m from Cambodia. As one of the foreigner student here I have the same dream of coming to study abroad back in hometown. I graduated from Turkish High school in Cambodia. It has always been my childhood dream to see other countries and places in the world before having a thought of continue doing the academic life abroad. So it was the last year in high school that I decided to come to Turkey. I found Turkey interesting to me after knowing some history and geography of the country. With recommendations and making a choice I ended up choosing Fatih University. At the end of July in 2008 I left home for the time to the place where I have to live on my own without family members around at the distance of more than 1000 miles away. From there I left with a hundreds though running through my mind, family, friends, and the future and with a highly positive expectation as well. Right now while it has been almost 3 years living in Turkey and studying at Fatih University, I still can give a deep breath of relief and thankful that everything turned out really well. First of all, I like my department and all the professors and everyone whom I got to communicate with. And their tolerance and warmly greeting I’m really appreciated. Second of all, I like how I could bump into other foreigner students in the university. With such a high number in international students I have learn about different cultures and meet people from different races which I believe it hard to find back home. For instance the cultural biodiversity festival called 7 continents 7 colors every

spring semester really do a good deed in understanding and sharing each other cultures and at the same time give lot of fun and wonderful time for students after a cold fall semester that we have been through every year. Last but not least, the activities provided by international student office of Fatih University like picnics and trips as well as the fun sport day at school during weekend have keep me entertained since the time being and I hope for the rest of my stay. In the very near future after I graduate from Fatih University I strongly believe that I will be able to work with many different kind of people and societies. And all the knowledge that I have learned from here will be sufficient to enable me to work in different organizations. I believe every period of time is about gaining experiences and my stay in Turkey was one of the best chances to learn and explore life in a different way. I had never expected to come to Turkey, even Fatih University but I am a satisfied graduated student from Computer Engineering department. From the department itself in the labs and with the teachers, I really learned a lot. In such a department, it’s very important that the students are kept updated and aware of the changes and developments happening in the world, and Fatih university succeeds in that. Apart from what I learned from the lectures I am satisfied with how organized the institution was, and as an engineering student I found very useful the teamwork projects we used to have, where we learned to communicate with different students and share ideas while working together.

Türkiye’deki okul tecrübelerim Benim adım Chansolyka Tep, Çevre Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Kamboçya’dan geldim. Her yabancı öğrenci gibi benimde hayalim, yurt dışında okuyup memleketime hizmet etmektir. Kamboçya’daki Türk Koleji’nde okudum. Yurtdışında akademik hayatıma devam etme düşüncesi, çocukluktan beri hep farklı ülkeleri görme isteğimin devamında oluştu. Kolejde son sınıf öğrencisiyken, Türkiye’de okumaya karar verdim. Türkiye’nin coğrafyasını ve tarihini öğrendikten sonra ufkum açılmakla birlikte burda okuma isteğim daha da arttı. Tavsiyeler ve tercihlerin sonucunda Fatih Üniversitesi’ni seçtim. Böylelikle 2008 yılının Temmuz ayında yeni bir hayata adım atmış oldum, ailemden uzak tek başıma bir hayat. O zaman aklımdan bir sürü değişik düşünceler geçti, örneğin nerdeyse evden binlerce kilometreler uzakta olmam, ailem hatıralarım, sadık dostlarım ve vatanım. Şimdi Fatih Üniversitesi’nde ve Türkiye’de neredeyse üç yılımı dolduruyorken üç seneden beri yaşadıklarım hayatımın en güzel anıları oldu. Burada olmaktan hiç pişmanlık yaşamadım. İlk önce

64

Güz - 2011

üniversitedeki hocalarıma ve arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum, ikincisi de buradaki yabancı arkadaşlarımdan öğrendiğim farklı ama çok da güzel ve muhteşem kültürler. Üniversite hayatımda yaptığımız programlar, geziler, kültürel aktiviteler hep aklımda hayatımın en güzel anıları olarak kalacaklar. Yakın gelecekte üniversitemden aldığım tecrübelerimi ve öğrendiklerimi kullanıp, her hangi bir toplumun içinde yaşayabileceğime inanıyorum. Üniversite bana sadece farklı insanlarla yaşamayı değil aynı zamanda da hayata farklı perspektiften bakmayı öğretti.

Warm Memories of My Life In Fatih University I find myself very lucky that I was an international student of Fatih University. Sınce, we used to attend more organizations and had more facilities. According to me the best part of the University was the organizations and festivals we used to have every year, that was mainly prepared by the students with the help of the academic staff. The spring festival, 7 Colors 7 Continents and Young United Nations organization are those moments I really miss when i go back to my university days and I learned a lot from. I can now say, that I am aware of many different cultures and countries, so much so that it sometimes feels that I have actually visited them, although I haven’t. Therefore, I guess Fatih University’s best advantage was having the chance to know students from different countries, and spending most of my time with them. Everyone was open and eager to learn from each other, and we grew to be like a family as the years passed.

Fatih Üniversitesi’ndeki Sıcak Hatıralarım Fatih Üniversitesi’nin yabancı öğrencisi olarak kendimi şanslı buluyorum. Çünkü üniversitenin bütün faaliyetlerine ve aktivitelerine katılıyordum. Her sene yapmış olduğumuz 7 kıta 7 renk kültürel festivalinde her ülkenin temsilcileri kendi yöresel kıyafetini giyiyor, yemeklerini yapıyor, kültürünü gösteriyor. Bu ülkelerin kültürlerini öğrendikten sonra kendimi tıpkı ta oraları ziyaret etmiş gibi hissediyordum. Bundan dolayı Fatih Üniversitesi’nin avantajları çok farklı. Sanki ailemizin yanındaymış gibi sıcak bir ortamda öğrenim görüyoruz. Türk öğrencilerin de o kültürlere açık ve hoşgörü olduklarını fark ettim. Fatih Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra, Uppsala Üniversitesi’ne kabul edildim, yüksek lisansımı Bilgisayar bölümünde devam ediyorum. Buradaki eğitim sisteminden memnunum ama şunu ifade etmek isterim ki, benim eğitimimin en önemli tabakasını Fatih Üniversitesi oluşturdu. Fatih’te öğrencilerle ve hocalarla daha kolay irtibat kurabiliyorsun, onların önerisi ile yüksek lisansa başladım ve dünyaya daha açık olmayı öğrendim. Bu sebeplerden dolayı Fatih Üniversitesi’ndeki kampüs hayatımı daha çok seviyorum. Umuyorum ki, eğitimimi bitirdiğimde memleketime, Irak’a dönüp, Fatih ve Uppsala Üniversiteleri’nde öğrendiklerimi ve kazanmış olduğum tecrübeleri kullanabileceğim.

After graduating I decided to continue my studying, and got accepted at the Uppsala University Embedded Systems masters program. I have been studying here now for one year, and thanks to the preparation from my undegraduate years at Fatih, I am also very satisfied with the education I receive here. There is a bit of a difference with the education system at Fatih university as the school is bigger and older. But I enjoyed the campus life more at Fat’h university where it was easier to interact with the students and academic staff who also encouraged me continue my studies and be more open to the world. Hopefully, I will go back to my home country Iraq when I have finished my masters and will be able to use all the knowledge and experience I have gained through my studies abroad at Fatih and in Uppsala now.

Güz - 2011

65


International Perspective

Maxim Cassir

Hello Everyone

My name is Max, I’m from Moldova. I am studying in Mathematics Department and doing double major in Economics, it is my second year. Being a student of Fatih University I usually recall my first steps in the way up to now. The story starts 7 years ago when I was a 7th class student of ordinary state school in Moldova. That time I didn’t know too much about Turkey, only the stories about Ottoman Empire. In one usual day at school, escaping from math’s quiz I attended an admitting examination to the Turkish high school. After short dialog with a teacher from this lyceum I was dreaming to study there. As a result I started my education and acquaintance with Turkey. After 3 years of hard working I succeed in learning Turkish language and became silver medalist of 6th International Turkish Olympiad in the speaking category (it was my success in learning my 5th language). During the days of Olympiad a have traveled a lot around Turkey, as well I visited Fatih University and I liked it. The place of the campus, the classes, and the view, everything made this place a University of my dreams. At those moments I was ready to leave my school and come here, but I had two more years to study. Two years ago I graduated from high school, and I steel was full of desire to study in Fatih. I applied SAT examination; send my application with scores and whole summer was waiting for the results. In last days of august I have got an invitation latter from university and few days after I was in Turkey. My dream came true, I started my student life in favorite university, and it was Fatih. As a foreigner student I’m feeling very comfortable, first reason is that I am not alone, there are around 800 students from

78 counties and a specialized office that is dealing with those students. It is very interesting for me to study here because the education is given not only in the lessons, there are around 60 clubs such as Informatics, Robot, Cinema etc. where we can get a lot of knowledge and social experience. Also groups of art study: Theater, Turkish Soft Music and Folklore. I am studying and playing in the Theater, here a can get necessary experience to play on the stage and to develop my Turkish. Also I am a player of two professıonal theater groups,“Fatih Sanat” and “Cihan Sanat”-group of Cihan Radio, one of the most popular radios in Turkey. After one semester spent on the stage, I decided to organize a theater group for foreign students. In collaboration with “Stage Arts Office” we organized everything and gave a symbolical name “Global Fatih”. The group is open for all foreigner students that have any talents in art- Theater, music, and dance. I can say that “Global Fatih” project is unique in its category. There are no similar groups in Turkey. Can you imagine, a group of foreigner student from all around the world is playing on the stage in Turkish language? Let me say “Global team in a world university”… Nowadays we are working with the participant, and in short time you will hear that name again! Once every two years there is a football tournament named “Fatih World Cup”. In this tournament, every country is represented by the best of its citizens and they battle it for the trophy. Last year 16 countries participated and Senegal emerged the champion! Every year International student’s office is organizing a program for intercultural sharing. During this program students represent their countries and cultures for everyone. It is a great event, everyone is having fun, dance, watch the dances of other countries and learn much about different cultures. The name of this great program is “7 kita, 7 renk”.

Herkese Merhaba Benim adım Maxim Cassir, ben Moldova’dan geliyorum. Fatih Üniversitesi’nin Matematik bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim ve aynı zamanda Ekonomi bölümünde “çap” yapıyorum. Fatih Üniversitesi’ne gelene kadar geçen hikâyemin ilginizi çekeceğini düşüyorum. Benim hikâyem 7 sene önce, sıradan bir devlet okulunun 7. sınıf öğrenciyken başladı. O zamanlarda, Osmanlı Devleti haricinde, Türkiye hakkında pek fazla bilgim yoktu. İşte normal bir okul gününde, matematik sınavından kaçıyorken, Moldo-Türk kolejinin giriş sınavına girdim. Bu okulun bir öğretmenin bana 5 dakika okulu anlatmasından sonra, hep orayı hayal ettim. Ve sonucu öğrendiğim zaman çok mutlu olmuştum çünkü kazanmıştım. Okuldaki eğitimimin başlamasıyla beraber Türkiye’yi de tanımaya başladım. 3 yıllık çalışmamdan sonra, Türkçemi ileri seviyeye getirdim ve 6’ncısı düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nda, konuşma kategorisinde dünya ikincisi oldum. Böylelikle 5 dile sahip oldum. Olimpiyat boyunca Türkiye’yi çokça gezdim. Bir gün Fatih Üniversitesi’ni de ziyaret ettim. Kampüsün yeri, manzara, derslikleri yani her şey hoşuma gitti. Bu sefer Fatih Üniversitesi’ni hayal etmeye başladım. O anlarda her şeyi bırakıp buraya okumaya gelmeye karar verdim ama öncesinde lise eğitimimi tamamlamam lazımdı. Ardından iki sene geçti, lisenin son sınıfındaydım ama hala kendi kendime ‘Fatih Üniversitesi’nde okuyacağım!’ diyordum yani kararım kesindi. SAT sınavına girip, sonuçlarımı gönderdim ve bütün yaz Türkiye’den haber bekledim. Nihayet Ağustos’un son günlerinde Fatih Üniversitesi’nden davetiye alıp, 3 gün sonra Türkiye’ye geldim. Sonunda hayallerim gerçekleşti, Fatih’te okumaya başladım. Yabancı uyruklu bir öğrenci olarak kendimi çok rahat hissediyorum, çünkü tek değilim, benim gibi 78 farklı ülkeden, yaklaşık 800 öğrenci var, aynı zamanda da bizim için çalışan, özel bir birim

var. Okulumuzun eğitimi sadece derslerden ibaret değil, öğrencilerin sosyal yönlerinin gelişiminde etkin rol oynayan altmışa yakın kulüp var. Kulüplerin yanı sıra aktif durumda olan tiyatro, geleneksel Türk müziği ve folklor grupları da aktiftir. Bende üniversitenin tiyatro grubunda hem tiyatro eğitimi alıyorum hem de oynanan tiyatrolarda oyunculuk yapıyorum. Aynı zamanda da üniversiteye bağlı, dışarda profesyonel olarak çalışan, ‘Fatih Sanat’ta ve Radyo Cihan’a bağlı olan ‘Cihan Sanat’ ekiplerinde oyunculuk yapıyorum. ‘’Tiyatro Fatih’’ te bir dönem oynadıktan sonra buna benzer ama yabancıların oynayacakları bir grup kurmaya karar verdim. Sahne Sanatları Ofisi’nin desteği ile ‘’Global Fatih’’ ekibini kurduk. Bu ekip tiyatro, müzik ve dans alanlarında kabiliyetli olan yabancı uyruklu öğrenciler için her zaman kapıları açık bir gruptur. Şundan eminim ki Global Fatih projesinin benzeri bir çalışma yoktur. Çünkü Türkiye’de daha önce tamamı yabancılardan oluşan bir tiyatro grubu oluşturulmamıştır. Bu çalışmaya benzersiz deme sebebim dünyanın dört bir yanından gelen yabancı uyruklu öğrencilerin sahnede Türkçe oyun oynamasından dolayıdır. Proje şu anda öğrencilerin eğitimleri aşamasında, yakın zamanda sahnelerdeki yerini alacak… Her yıl yabancılar ofisi ‘Yedi Kıta Yedi Renk’’ programı düzenlemektedir. Bu program sayesinde öğrenciler kültürlerini ve ülkelerini tanıtma fırsatı yakalıyorlar. Bununla beraber iki yılda bir düzenlenen “Fatih World Cup” futbol turnuvasında öğrenciler kendi ülkelerini bu kez sahada temsil etme şansı buluyorlar. Öğrenciler buradan sadece eğitim almış olarak mezun olmaz. Bununla beraber birçok kültürü de tanımış olarak, dünya hakkında fikir sahibi olarak, evrenselliği öğrenmiş olarak mezun olur. Fatih Üniversitesi için dünya içinde bir dünya diyebiliriz. Ben bunları yaşayan ve gören biri olarak bu dünyanın bir parçası olduktan sonra hiç şüphe duymayarak söylüyorum ki: Fatih Üniversitesi ‘’Bir Dünya üniversitesidir…’’ Not: “İyi ki o matematik sınavından kaçmışım…”

All these reasons prove convince me that Fatih University is a world within the world. Hence, the education in Fatih is not only limited to academic excellency but also is a universe of opportunity to learn more about the foreign cultures, people and socialization. As a university Fatih is becoming more and more popular and attractive. It is 15 years old but has created own history and culture. And by learning this thing I can realize that Fatih is really a “World University” and I am proud and happy to be a part of it. P.S. “Fortunately I escaped from the Math exam…”

66

Güz - 2011

Güz - 2011

67


Teknoloji Girişimcilik Rehberi

DEĞİŞİMİN HIZI,

YENİ TEKNOLOJİLER VE YENİ FIRSATLAR

Bugün kullandığınız teknolojik aletlere bir bakın; cep telefonlarına, laptoplara, LED TV’lere, projeksiyon cihazlarına, 3 boyutlu sinemalara, iPhone’a, tablet bilgisayarlara, kablosuz internet ve bluetooth bağlantılarına, USB belleklere ve bunun gibi sayısız araca... Göreceksiniz ki çoğu teknolojik alet bundan 10 yıl önce hayatınızda hiç yoktu, var olanları ise büyük bir değişim geçirmiş durumda.

HAZIRLAYAN DENİZ ERGÜREL Medya Derneği Genel Sekreteri

Facebook kullanıcılarının yarısı günde en az bir kez hesaplarını kontrol ediyor. 200 milyondan fazla kişi ise Facebook hesabına cep telefonundan ulaşıyor. Bir kullanıcının Facebook’ta geçirdiği zaman ise aylık ortalama 16 saati buluyor, bu 2 günlük mesai saatine denk!

D

ün belki de ancak bilim kurgu filmlerinde hayalini kurduğumuz bu teknolojiler, bugün gündelik hayatımızın sıradan bir parçasına dönüşmüş durumda. Yarın nelerin hayatımıza gireceği ise meçhul. Yeni teknolojilerin 50 milyon kullanıcıya ulaşması için geçen zamana baktığımızda karşımıza çok çarpıcı bir tablo çıkıyor. İstatistiklere göre telefon 75, radyo 38, televizyon 13, internet 4, iPhone 3, iPad ise sadece 2 yıl sonunda 50 milyon kullanıcıya ulaşmış. Değişim baş döndürücü bir hıza ulaşmış durumda. Değişimin nasıl bu kadar hızlı gerçekleştiğini anlamaya çalıştığımızda ise karşımıza 3 önemli unsur çıkıyor: 1. Internet 2. Mobil Teknolojiler 3. Sosyal Medya Şimdi bu üç unsuru biraz açalım

Internet Değişimi körükleyen unsurların en önem-

68

Güz - 2011

lilerinden olan internet fikrinin başlangıcı Amerika ve Rusya’nın dünya hakimiyeti için savaştığı 1960’lı yıllara dayanıyor. Rusların 1957 yılında uzaya gönderdiği Sputnik uydusu Amerikalıları paniğe sokmuştu. Rusların uzaya hakim olmasından korkan Amerikalılar, Ruslarla mücadele etmek için askeri teknolojilere daha fazla yatırım yapmaya karar veriyor. O yıllarda Amerika’nın en büyük üniversitelerinden MIT’te çalışan Profesör Licklidier’in, küresel olarak birbirine bağlanmış bir ağ üzerinde herkesin her yerden bilgiye ve programlara ulaşabileceği ‘Galaktik Ağ’ fikri büyük dikkat çekiyor. Bu orijinal fikriyle İleri Savunma Araştırma Projesi’nin (DARPA) bilgisayar araştırma bölümünün başına getirilen Licklidier ve diğer bilim adamları böylece ilk internet temellerini atıyorlar. DARPA bilim adamları 1969 yılında ARPANET adıyla 4 üniversite arasında bir bilgi

ağı oluşturuyorlar. 1971 yılında bu sayı 15’i geçiyor. 1980 yılında ise ülkenin neredeyse tamamındaki üniversiteler ve askeri birimler bir bilgisayar ağıyla birbirine bağlı hale geliyor. 1990’lı yıllara gelindiğinde internet sivil kullanıma da açılıyor. Bankaların ve ticaret merkezlerinin dikkatini çeken Internet’i 1995 yılında 16 milyon insan kullanıyor. 2000 yılında bu sayı 360 milyona yükseliyor. Bugün ise internet kullanıcılarının sayısının 2 milyarı aştığı biliniyor. 2020 yılında bu sayının 5 milyara yükselmesi bekleniyor. Internet bundan 50 yıl önce sadece birkaç bilgisayarın oluşturduğu küçük bir ağ iken bugün uluslararası denizaltı kabloları yardımıyla sayısız bilgisayarın birbirine bağlandığı devasa bir bilgi ağına dönüştü. Yapılan araştırmalara göre bugün internette 1 trilyondan fazla sayfa bulunuyor. Kişi başına düşen internet sayfası ise 150’dir. Newsweek dergisinin yapmış ol-

Güz - 2011

69


Teknoloji duğu bir araştırmaya göre dünyada haftalık ortalama internete girme süresi 2000 yılında 2,7 saat iken 2010 yılında bu süre yaklaşık 6 kat artarak 18 saate yükselmiş durumda. 2000 yılında 12 bin olan blog sayısının 2010 yılında 140 milyonu aştığı dikkat çekiyor. Günlük atılan mail sayısı ise 247 milyar.

Mobil teknolojiler Değişimi hızlandıran ikinci unsur olan mobil teknolojiler aynı zamanda kendi içinde de çok hızlı bir değişim göstererek, bugünkü durumuna geldi. Bu değişimi net bir şekilde anlamak için bilgisayarların ve cep telefonlarının en eski ve en yeni modellerine karşılaştırmalı olarak bakabiliriz. 1946 yılında dünyaya tanıtılan ilk elektronik bilgisayar ENIAC 30 ton ağırlığındaydı. Bu bilgisayarın kapladığı alan yaklaşık 167 metrekareydi ve o dönemki maliyeti yaklaşık 500 bin dolardı. Enflasyona uyarlandığında bu günümüzün 6 milyon dolarına denk bir rakam ediyor. ENIAC uzun menzilli top ve füze hesaplamalarını daha hızlı ve daha isabetli yapmak için Amerikan ordusu tarafından geliştirilmiş bir bilgisayardı. 6 kişilik bir ekip tarafından işletilen ENIAC 1955 yılına kadar aktif olarak kullanıldı. İşletim maliyetlerinin artması ve teknolojinin gelişmesi ile yerini yeni bilgisayar sistemlerine bıraktı. 2010 yılında piyasaya sunulan dünyanın

en ince bilgisayarlarından Apple Macbook Air ise sadece 1 kg ağırlığa sahip. Bu hafif bilgisayarın boyutları 300 mm x 192 mm x 17 mm ve fiyatı 999 dolardan başlıyor. 1973 yılında üretilen dünyanın ilk cep telefonu Motorola DynaTAC 8000X tam 793 gram ağırlığındaydı. Telefon yaklaşık 25 cm uzunluğundaydı ve fiyatı 4 bin dolardan başlıyordu. 2011 yılında dünyanın en küçük telefonu ünvanını alan MODU ise sadece 43 gram ağırlığında, 7,2 cm uzunluğunda ve fiyatı da 200 dolar civarında. Bu bize gösteriyor ki bir zamanlar binalara sığan teknoloji artık cebimize sığıyor. Şimdi cebimize sığan teknoloji ise belki de yakın gelecekte bir kan hücresine sığacak ve bizler belki de vücudumuza takılmış çipler yardımıyla telefon konuşması yapıp, internete girebileceğiz. Mobil teknolojilerin gelişmesi beraberinde mobil internet kullanımını da giderek artırıyor. Morgan Stanley’in yaptığı bir araştırmaya göre 2014 yılında, dünya üzerindeki mobil internet kullanıcılarının sayısı, masa üstü internet kullanıcılarının sayısını geçecek. Bu 7 gün 24 saat internete bağlanmış yepyeni bir nesil anlamına geliyor. Bu yeni nesil içinse telefon artık sadece bir ‘telefon’ değil. Bu yeni nesil, mobil cihazla-

DENİZ ERGÜREL

Medya Derneği Genel Sekreteri

rıyla telefon konuşması yapmanın yanında müzik dinliyor, internete giriyor, oyun oynuyor, e-posta alışverişi yapıyor, banka işlemlerini gerçekleştiriyor veya GPS yardımıyla yön buluyor. iPhone, Android gibi telefonların sunduğu binlerce çeşit farklı farklı uygulamalar ile telefon artık bambaşka bir ‘şey’e dönüşüyor. Mobil teknolojilerin gelişmesi aynı zamanda medyayı da şekillendiriyor. Artık cep telefonu olan, internet erişimi sağlayan herkes, çevresinde olan biteni, tıpkı bir gazeteci gibi dünyaya duyurabiliyor. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da patlak veren olaylar, bir trafik kazası, bir soygun girişimi veya komik olaylar cep telefonlarına kaydedilip anında tüm dünyayla paylaşılabiliyor. 5.3 milyar telefonun mevcut olduğu günümüzde artık herkes bir medya, herkes bir gazeteci potansiyeli taşıyor.

Sosyal medya Dünyadaki değişimi hızlandıran üçüncü önemli unsur ise giderek yaygınlaşan Sosyal Medya araçları. 2004 yılında kurulan Facebook’un kullanıcı sayısı bugün dünya çapında 690 milyona ulaşmış durumda ve piyasa değeri 50 milyar dolardan daha

70

Güz - 2011

İnternet, mobil teknolojiler ve sosyal medya sayesinde dünyamız çok hızlı bir değişimden geçiyor. Bir kaç yıl önce kesinlikle doğru olduğunu sandığımız bir bilgi, bir kaç yıl sonra geçerliliğini yitirebiliyor. Böyle bir zamanda yeni mezun olup kariyerlerine başlayacak genç arkadaşlarımızın da kendilerini bu değişim ortamına iyi hazırlamaları gerekiyor. fazla ediyor. Facebook kullanıcıların yarısı günde en az bir kez hesaplarını kontrol ediyor. 200 milyondan fazla kişi ise Facebook hesabına cep telefonundan ulaşıyor. Bir kullanıcının Facebook’ta geçirdiği zaman ise aylık ortalama 16 saati buluyor, bu 2 günlük mesai saatine denk! Türkiye ise 29 milyon kullanıcı ile dünyada en çok Facebook üyesi olan dördüncü ülke konumunda. Eğer Facebook bir ülke olsaydı kullanıcı sayısıyla Çin ve Hindistan’dan sonra dünyanın üçüncü büyük ülkesi olurdu. 2005 yılında 3 genç tarafından kurulan ve gördüğü ilgi nedeniyle 2006 yılında Google tarafından 1.65 milyar dolara satın alınan YouTube’un 2011 itibariyle 500 milyona yakın kullanıcısı var. Aylık 92 milyar sayfa gösterimine sahip olan YouTube’a dakikada 35 saatlik video yükleniyor. 2006 yılında SMS hizmetine alternatif olarak kurulan Twitter ise bir başka sosyal medya fenomeni haline geldi. 2011 yılında 300 milyon kullanıcıya ulaşan Twitter’ın piyasa değeri 8 milyar dolara yaklaştı. Bunlara ayrıca sayısız blogları,

Wikipedia’yı, Podcast’leri, video konferansları, VoIP uygulamalarını, anlık mesajlaşma programlarını, arkadaşlık platformlarını ve forumları eklediğinizde karşınıza yepyeni bir ‘ekosistem’ çıktığı görülebiliyor. Bu ekosistemde insanlar bugüne dek alışılmış iletişim biçimlerinin dışına çıkıp kendilerini çok daha kolay ifade edebiliyor ve diğerleriyle kolayca etkileşime geçiyor. Evet... İnternet, mobil teknolojiler ve sosyal medya sayesinde dünyamız çok hızlı bir değişimden geçiyor. Bir kaç yıl önce kesinlikle doğru olduğunu sandığımız bir bilgi, bir kaç yıl sonra geçerliliğini yitirebiliyor. Böyle bir zamanda yeni mezun olup kariyerlerine başlayacak genç arkadaşlarımızın da kendilerini bu değişim ortamına iyi hazırlamaları gerekiyor. Değişimlerle gelen belirsizlikler bizleri zaman zaman endişelendirebiliyor ve değişimin hızı bizi ürkütebiliyor. Ama değişimi doğru anlar ve kendimizi iyi hazırlarsak bu durumu her zaman lehimize çevirebiliriz. Bu da yeni teknolojinin bizlere sunduğu imkânları iyi tanımakla mümkün olur. Benim bu noktada genç arkadaşlarıma yapa-

bileceğim bir kaç öneri olabilir: Birincisi; İngilizceyi iyi öğrenin. İngilizceyi iyi biliyorsanız internette bilgiye ulaşmanız da çok kolay olacak. İkincisi; çeşitliliğin ve rekabetin arttığı yerde fark oluşturun. Bunun da en iyi yolu belirli bir alanda uzmanlaşmak ve o belirli alanın en iyisi olmaya çalışmak. Üçüncüsü; internette yazdıklarınıza, paylaştığınız fotoğraflara ve videolara çok dikkat edin. İnternette yazılanlar kaybolmaz. Yarın pişman olabileceğiniz polemiklerden ve paylaşımlardan kaçının. Dördüncüsü; sosyal medyayı iyi tanıyıp bilinçli bir şekilde kullanmaya çalışın. Eğer sosyal medyayı sadece zaman kaybı olarak değerlendirirseniz o zaman gerçekten sosyal medyada zaman kaybedersiniz. Beşincisi; kariyerinizi ilgilendiren teknolojik değişimleri çok yakından takip edin. Bu değişimler iş yapış biçimlerini temelden değiştirebilir. Her yenilik beraberinde yeni tehditler ve yeni fırsatlar getiriyor. Bu ikisinden hangisinin sizin hayatınızı şekillendireceğine karar vermek ise yine sizin elinizde...

Güz - 2011

71


Teknoloji

Elektrik de artık havada, adı ise “WiTricity”

Kablosuz enerji transferi, İngilizce adıyla Wireless Electricity “WiTricity” olarak bilinen sistemin hayatımıza ne şekilde girebileceği ve nasıl bir değişime yol açacağını inceleyeceğiz. HAZIRLAYANLAR SUAT KARAKUŞOĞLU (Bilgisayar Mühendisi) AHMET ERALP KÜÇÜK (Bilgisayar Mühendisi)

H

er şeyin daha kullanışlı daha güzel ve daha konforlusuna giden çağımızda, ürettiği teknolojiden de aldığı destekle sınırları zorlayan insan

72

Güz - 2011

zekası, radikal bir değişimi daha önümüze getirmeyi başardı. Malumunuz etrafımız binlerce teknolojik aletle sarılmış durumda, evet bizzat sarılmakta diyorum. Çünkü

her kullandığımız alet kendisiyle birlikte arkasında sürüklediği kablolarla hayatımıza da adım atıyor. Hatta öyle anlar gelmekteki düğüm düğüm olmuş kabloları

‘Odalarımızdan en uygun hangi şekilde el altından kaldırabiliriz, saklayabiliriz’ bunun hesabını yapmaktayız. Peki ya gerçekten kablolardan kurtulmak için bir çare varsa? Bu yazımızda gerçekten de kablosuz enerji transferinin, İngilizce adıyla Wireless Electricity “WiTricity” olarak bilinen bu nimetin hayatımıza ne şekilde girebileceği ve nasıl bir değişime yol açacağını inceleyeceğiz. Son zamanlarda duyumunu çokça aldığımız WiTricity, bir gece vakti, eşinin şarjı biten telefonunun bir kez daha uykusunu bölmesinden müzdarip Prof. Marin Soljacic tarafından geliştirilmeye başlanmıştır. Etrafımızın bu kadar enerjiyle ve prizle çevrili olmasına rağmen, küçücük bir cihazın kendisine yetecek enerjiyi elde edememesi Prof. Soljacic tarafından ele alınacak ve oluşturulan MIT – IBM işbirliğiyle ilerleyen zamanlarda başarılı çalışmalara imza atılacaktır. Aslında tarihe baktığımızda fikir bundan bir asır öncesinde Nikola Tesla tarafından öne sürülmüş ve 1899 yılında ilk kablosuz enerji aktarımını gerçekleştirip, 40 km mesafeden 200 tane lamba yakmayı başarmıştır. Kendisinden bir asır ilerisine hitap edecek olan buluşu doğal olarak, kullanım alanı bulunamaması ve tehlikeli olarak görülmesinden dolayı destek görememiştir. Elektriğin havadan iletilebilmesi fikri ilk etapta ne kadar güvenli olacağı sorularını beraberinde getirmektedir, ama günümüzde geliştirilen sistemin nasıl işlediği anlaşıldığı takdirde hiçte riski olmayan bir sistem olduğunu anlayabiliriz. Temelinde Ampere’in keşfettiği tek bir prensip yatmaktadır. Bu prensip akımın manyetik dalgaya çevrilebilmesine ve bu şekilde havadan cihaza aktarıldıktan sonrada cihazın bu manyetik dalgayı tekrardan kullanılabilir akıma çevirebilmesine bakmaktadır. Tek maruz kalınan dalga, manyetik dalga olmakta ve bu dalga çeşidi ise zaten her zaman içinde nefes alıp verdiğimiz ve pusulanın yön gösterebilmesine de vesile olan dünyanın çevresinde de bulunmaktadır. Zararsız olan manyetik dalga ile yapılan bu aktarım sayısız çalışmalarla da en verimli şekilde işletilmeye çalışılmakta ve piyasadaki ürünlerde kendine yer bulmaya başlamaktadır. Manyetik dalganın masumiyetiyle aktarılan bu enerji hatta kablolu aktarımdan daha güvenilir olmakta, açıkta kalan kablo-

lar ile çarpılma riskini ortadan kaldırmakta ve aynı zamanda kablonun kullanımının zor olduğu şartlarda da yardımımıza koşmaktadır. Düşünün ki kalp piliyle hayatını sürdüren bir hastanın bataryasının bitmesi halinde tekrardan olması gereken ameliyat riski ortadan kaldırılabiliyor. Öncesinde de bahsettiğimiz üzere kablosuz enerji hususunda yapılan çalışmalar yoğunlukla Amerikan menşeili ve geliştirilmeye devam edilen WiTricity’nin çağımıza damgasını vuracağından şüphemiz yok. Yapılan bu çalışmalar sistemini anlattığımız üzere elektrik akımının manyetik dalgaya çevrilebilmesi prensibinden ilhamını almıştır. Asıl önemli olan soru bu prensibin ne kadar verimle bu aktarımı gerçekleştirebildiğidir. İlk başlarda yapılan çalışmalarda yüzde 10 verimlilikle aktarılması başarılan enerji günümüzde yüzde 90 ve yüzde 95 oranlarına kadar yükseltilebilmiştir. Bununla beraber ilk kullanım alanı olarak cep telefonlarını üzerine koyduğumuzda şarj imkanı sağlayan tabletler geliştirilmiştir. Bu sistemdeki entegre devre sayesinde cep telefonu kullanıcısı sadece telefonunu tablet üzerine bırakmakta ve sistem cihazın şarja gereksinim duyup duymadığına karar verip, optimum şekilde şarj işlemini gerçekleştirmektedir. Sadece küçük aletlerde değil, ticari bağlamda LCD televizyon üreticileri de konuyla ilgilenmiş ve WiTricity’nin bulunduğu alan içerisinde kolaylıkla yerini değiştirebileceğimiz setler

üretmek için kolları sıvamıştır. Potansiyel kullanım alanı olarak notebooklar, robotlar, arabalar ve aklımıza gelebilecek her türlü elektrik ile çalışan sisteme adapte edilmeye çalışılmaktadır. Yine araba örneğine baktığımızda, piyasada kendine yeni yeni yer bulan elektrikli araba konseptinde de, garajınıza çektiğiniz aracın ihtiyacı dahilinde bataryasını şarj edip, sabaha kullanılır hale gelmesi sizce de kulağa hoş gelmiyor mu? Ne kadar bir mesafede işleyeceği konusunda ise WiTricity bize birkaç santimden 10 metrelere varan bir aralıkta enerji sağlayabilecek durumdadır. Buna tabi ki çevre şartları da etki etmektedir. İlk etapta duvarlar, mobilyalar karşımıza çıkmakta ve teknik manyetik alan kaidesine dayandığından, metal olmayan bu etmenlerden etkilenmemektedir, ancak duvarın metal olması halinde WiTricity için bir bariyer teşkil edecektir. Anlatmaya çalıştığımız üzere çok fazla kullanım alanı potansiyeline sahip olan WiTricity önümüzdeki yıllarda kendini çoğu teknolojik aletle bütünleştirmeyi başaracak gibi duruyor. Bilim adamlarının hem verimliliğini hem mesafesini artırmaya çalıştığı bu sistem, belki de kablosuz elektrik ağımıza sızmaya çalışan kaçak elektrik kullanımına kapı olur mu, yoksa ona da bilim adamları bir çare düşünürler mi? Beraber bekleyip göreceğiz.

Güz - 2011

73


İnovasyon

Y

İnovasyon

ve İnovatİf düşünce

Yenilikçi fikirlere sahip, her konuda kendini geliştirme hedefinde olan, zamanının sorunlarına çözüm odaklı ve farklı kişileri bir araya toplama misyonuyla kurulan İnovasyon Kulübü, inovatif düşünceyi dünyaya yaymayı hedefliyor. HAZIRLAYAN AHMET ERALP KÜÇÜK (Bilgisayar Mühendisi)

74

Güz - 2011

enilikçi fikirlere sahip, her konuda kendini geliştirme hedefinde olan, zamanının sorunlarına çözüm odaklı ve farklı kişileri bir araya toplama misyonuyla kurulan İnovasyon Kulübü, yıllarca giderilemeyen üniversite ve sanayi arasında bağlantı eksikliğinin, yenilikçi ve uygulanabilir fikirlere sahip genç beyinler tarafından giderilmesini ve inovasyonu bir yaşam biçimi haline getirip, inovatif düşünceyi bütün dünyaya yaymayı amaçlıyor. Geçen yıl bu misyon ve vizyon ile Prof. Dr. Nader Nada öncülüğünde kurulan İnovasyon Kulübü Fatih Üniversitesi’nde inovasyonu tanıtmak ve ehemmiyetini kavratmak maksadıyla çalışmalarına başladı. Peki, nedir bu inovasyon? Prof. Dr. Nader Nada “İnovasyon ve İnovatif Düşünme” başlıklı röportajında kısaca inovasyonu şöyle tanımlıyor: “Bize şimdiki ve gelecekteki sorunlarımızı çözmemize yardım edecek yeni fikirler sunar. Ayrıca yeni ürünler, servisler, iş modelleri, yeni tür kuruluşlar oluşturmamızı sağlar ve bu ürünleri ve servisleri geliştirmemize olanak tanır.” Bu kısa tanım inovasyonun ne kadar önemli olduğunu açıklıyor. Bununla birlikte, ülkelerin dünü, bugünü ve yarını ifadesi yerine ülkelerin dünü, bugünü ve inovasyonu vardır ifadesini kullanmak yerinde olur. Buna göre, konferanslarda Prof. Dr. Nader Nada ile birlikte üniversite öğrencilerinin günlük yaşantılarında, vize ve final haftalarında çok yardımı olacağını düşünülen ve inovatif düşünmeye yardımcı olacak, mind mapping(zihin haritalama) metotlarıyla ve uygulamalı inovasyon programlarına başlandı. Konferanslara Alexandria Üniversitesi’nden Reverse Engineering (Tersine Mühendislik) uzmanı ve bir girişimci işadamı olan Ahmet Bahget ile “Innovation and Reverse Engineering” konu başlığı altında uygulamalı olarak devam edildi. İnovasyon kişisel gelişim ile başlar mülahazasıyla bir dönem süresince farklı konularda uygulamalı konferanslar gerçekleştiren ve son derece olumlu geri dönüşler alan İnovasyon Kulübü’nün konferanslarına katılım oldukça yüksekti. İnovasyon Kulübü için önemli olan bir diğer konu ise “Fikir Kampları”dır. Bu kampların amacı; iyi fikirlerin iş dünyasında değerlendirilmesi için öğrenciler ve iş dünyası arasında bir köprü kurmak. Bu kapsamda Türkiye’de inovasyon üzerine

çalışmaları bulunan şirketleri ve onların çalışmalarını incelemeyen İnovasyon Kulübü yetkilileri, bu şirketler ile görüşmelere başladı. Yapılan görüşmeler neticesinde bir dönem veya bir yıl süresince devam etmesi planlanan fikir kamplarnda birlikte çalışılacak şirketler, Fatih Üniversitesi’nde inovasyon çalışmaları hakkında konferanslar verecek. Beraber belirlenen plan doğrultusunda fikir kampları başlatılacak ve gerekli görülmesi halinde şirketler fikir kamplarına katılan öğrencilere bazı eğitimler verecek. Elde edilen veriler katılan şirketlerle paylaşılacak ve ödüllendirilecek. Bu sayede, Fikir Kampları sayesinde öğrenciler, öğrenci iken iş dünyasının bir ferdi olma farklılığını hissedecek.

Mind mapping(zihin haritalama) metotlarıyla inovasyon programlarına başlayan İnovasyon Kulübü, konferansın birinde Alexandria Üniversitesi’nden gelen ve Reverse Engineering (Tersine Mühendislik) uzmanı ve bir girişimci işadamı olan Ahmet Bahget ile ağırladı. Bahget, “Innovation and Reverse Engineering” konusunu uygulamalı olarak anlattı Bu kapsamda tekstil alanında inovasyon adına önemli çalışmalara sahip Orka Grup ile Orka Tekstil Genel Müdür Yardımcısı Ülkü Karahanlar’ın katılımıyla gerçekleştirilen ve Damat – Tween’in inovatif ürünlerinin tanıtıldığı “Tekstilde İnovasyon” konferansı sonrasında gelecek yıl için Orka Grup ile gerçekleştirilecek fikir kamplarının ön görüşmeleri yapıldı. Damat – Tween için geliştirilen inovatif fikirleri açıklandı. Üniversite öğrencilerinin Orka Grup’ta staj ve yarı zamanlı çalışmaları

hakkında bilgiler alındı. Bu sayede Fatih Üniversitesi’nden bir öğrenci Orka Grup’ta staj ve yarı zamanlı çalışma şansı elde etti. Kariyer merkezi ile beraber gerçekleştirilen organizasyonda birçok mezun öğrencinin eğitim ve kariyer özgeçmişleri Orka Grup’un özgeçmiş havuzuna aktarıldı. Yine bu bağlamda otomotiv, tekstil, bilişim ve elektronik alanlarında çeşitli inovatif çalışmalara sahip birçok şirketle görüşmeler tamamlandı ve fikir kampları hazırlandı. İnovasyon Kulübü yetkilisi olarak yeni akademik yıl içerisinde gerçekleştireceğimiz konferanslara, eğitimlere ve fikir kamplarına “iyi bir fikir” sahibi olan herkesi davet ediyorum. Sonuç olarak ülkemizde “yerli otomobil” ve ”silikon vadisi” gibi büyük projelerin tartışıldığı ve çalışmaların başlatıldığı günümüzde, çalışma, istikrar ve inovatif fikirlerle mümkün 2023 Vizyon’unda Fatih Üniversitesi’nin daha aktif rol alması için çalışan bizler bir şeyler yapabilmenin mutluluğu içerisindeyiz. Gelecek adına “Ülkesini en çok seven, ülkesini en çok geliştirendir” ilkesiyle kararlılıkla çalışmaktayız. Bu kapsamda Prof. Dr. Nader Nada ile bir röportaj gerçekleştirdik. Sizleri bu güzel röportajla baş başa bırakıyoruz.

Güz - 2011

75


İnovasyon What is innovation, why is it important and why innovative thinking is important?

Innovation is the introduction of new ideas that will help us to solve our current and the future problems. It introduces new products services, businness model, new type of organizations and your process of developing this products and services.

How innovation and innovate thinking may develop?

Innovative th http://www.tamsat.org.tr/as/images/makale/grat/ inovasyon.png inking may develop through education and training. Developing the innovation in culture in any kind of organization. Additionaly helping new generation of scientists and engineers, to think in innovated way. This is the way one can develop. The innovation can be realized in any country.

İnovasyon nedir, neden önemlidir, neden inovatif düşünce?

İnovasyon, bize şimdiki ve gelecekteki sorunlarımızı çözmemize yardım edecek yeni fikirler sunar. Ayrıca yeni ürünler, servisler, iş modelleri, yeni tür kuruluşlar ve bu ürün ve servisleri geliştirmemiz için işlemler oluşturmamızı sağlar

İnovasyon ve inovatif düşünme gelişimi ne şekilde olur?

İnovatif düşünce her tür organizasyonda inovasyon kültürünü geliştirmekle, eğitimle ve alıştırmalarla gelişir. Ve yeni nesil bilim adamları ve mühendislere yenilikçi yollarla düşünmelerine yardım etmek gerekir. Bu şekilde herhangi bir ülkede inovasyonu geliştirebilirsiniz.

İnovasyonun kullanım alanları ne kadar geniştir? Bir sınırı var mıdır? İnovasyonun başarılı olması için neler yapmak gerekiyor?

İnovasyonun kullanım alanı sınırsızdır. Her alanda, kuruluşta veya işte kullanılabilir. Her konuda bununla ilgili bazı eğitici dersler ve rotalar geliştirmeliyiz. Tıp, bilim, mühendislik, hatta sanat alanda bile kullanılabilir. Bu yüzden, bizim insanları eğitmemiz ve her bir kişinin yeni fikirler üretilebilmesi için yol göstermemiz gerekir.

İnovatif bir ürün nasıl oluşturulmalıdır? Ürünü oluştururken hangi koşullar göz önünde bulundurulmalı?

Öncelikle, iş modellerinin yeni ürünleri için birçok fikirler üretmeliyiz. İkinci olarak, yeni teknikler öğrenmeli ve bize bu ürünü geliştirmemize yardım edecek ve yeni fikirler sunacak araçlar bulmalıyız. Örneğin zihin haritası yöntemi yeni fikirler bulmamız için bir araçtır. Ve yüzlerce araç vardır. Öncelikle hangi yolların bize yardımcı olacağı konusunda bilinçlenmeliyiz ve bunu bize yeni fikirler sunması için kullanmalıyız.

Bu koşullara örnekler verebilir misiniz? Siz nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Örneğin, bir insan yeni bir üretim sistemi, makine, bir problemi çözecek bir çözüm veya ülkemizde enerji üretiminin yeni bir yolunu bulmak istiyorsa bu yöntemi kullanabilir. İlk olarak, insanları, az bir maliyetle ve çok verimlilikle nasıl yeni ve yaratıcı çözümler bulabilecekleri hakkında eğitmemiz gerek. Bu yüzden birçok kişiye birçok alanda bazı problemler veriyoruz ve onların fikirlerini dinliyoruz. Örneğin, Toyota, yılda bir milyon yeni fikir topluyor. İkinci olarak, bu fikirlere değer biçiyoruz ve aralarından en iyi çö-

76

Güz - 2011

How wide is the area of usage of innovation? What should we do to make innovation successful?

Innovation is unlimited. It is applicable any field, any organization, any jobs. We should develop some educational courses and short courses for training in each field. For instance; medical, science, art, engineering... etc. It is applicaple to any field. So there is a we need to train people, educate people and create in humanity the way of thinking and culture of innovation in each mind of people.

How can we create a product with innovate thinking? What circumstances should we consider?

First of all we have to develop many ideas to introduce new product of business models and we have to produce many ideas. Then we have to learn the tecniques and use the tools that will help us to produce and introduce all of the ideas. For example, mind map is the tool of creating new ideas. And there are hundreds of tools so we should be aware some of all this tools that will help us to produce the ideas. For example, a person wanted to introduce new production system, a new machine, an idea that will solve a problem, introduce new way of producing, or generating energy in your country. This is big problem. So we have to, first, train people to think, how they can solve this problem; how really we can introduce new and creative solutions, with minimal cost and efficiency so we will give this problem to many people in many fields in order to have different ideas. For example, Toyota, collect 1 million idea per year. So this is the first step. Second, we need to valuate this ideas. Afterwards, select the

İnovasyon Kulübü “yerli otomobil” ve ”silikon vadisi” gibi büyük projelerin tartışıldığı ve çalışmaların başlatıldığı günümüzde, çalışma, istikrar ve inovatif fikirlerle mümkün 2023 Vizyon’unda Fatih Üniversitesi’nin daha aktif rol alması için çalışmalar gerçekleştiriyor

züm veya fikri seçiyoruz. Üçüncü olarak da bu fikri veya projeyi hayata geçiriyoruz. Hayalimizde canlandırıp, planlar hazırlayıp insanlara sunuyoruz. İnovasyonun ekonomiye ve ülkelerin gelişimine olan yardımları sınırsızdır. Buna bir örnek verecek olursak, dünya ekonomisinin %75’i 7 ülkenin elindedir. Ve bu ülkeler en yenilikçi olanlardır. Aynı zamanda dünya çapında yeni ürünlerin ve fikirlerin %50’si de bu 7 ülkeden ortaya konuluyor.

Size göre ülkelerin gelişimi için inovasyonun yeri nedir?

İnovasyon, gelişmiş ülkelerde gerçekten çok öncelikli bir yere sahiptir. Kuruluşlar nasıl yenilikçi olması gerektiğini öğretmek ve insanları cesaretlendirmek için çok paralar harcarlar. Az önce bahsettiğim 7 ülkenin seviyesi, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere göre çok ileridedir. Ayrıca bu ülkelerde üretilen ürünlerin sayısı da çok yüksektir. İnovasyon için yüksek miktarda para harcarlar ama çok daha fazlasını geri kazanırlar. Ve eğitim alanında da araştırmalar ve kalkınmalar yapılabilinmesi için bütçe hazırlarlar. Bu demektir ki bu 7 ülke için inovasyon, çok önemlidir.

Diğer ülkelerdeki üniversiteler için inovasyonun önemi nedir?

İnovasyon, insanları eğitmek için gerçekten önemlidir. Gelişmiş ülkeler, inovasyonu müfredata koyma konusunda üniversiteleri teşvik ediyor. Lisans, yüksek lisans ve doktora alanlarında inovasyonu öneriyorlar. Mesleki sertifikalar sunuyorlar. Bu sayede eğitim konusunda da gelişiyorlar ve insanları inovasyon konusunda çok özel sertifika ve diplomalar sahibi yapıyorlar. İnsanlar kendilerini örgün öğretim ve mesleki öğretim konularında geliştiriyorlar.

Neden üniversitemizde böyle bir kulübün olması gerektiğini hissettiniz?

Çünkü bu geleceğin lider ve müdürlerini yetiştirmek için çok

best visible solutions and ideas. Third step is to take this idea and make it as a project and make it real. To visualize and plan it as a project and then submit this project with money, with sources to really produce this product or service. The effect of innovation is unlimited to the economy and developed countries.

What is the place of innovation at the developement of countries?

The innovation in the developed countries have highly ranked priorities and they spend a lot of money to encourage and educate how organization should be innovated. The level of this 7 countries are very high compared to undeveloped countries. Second, the number of paterns that produced by this country is very high. They spend money, but they gain much more money from this. So it is good for budget, also they encourage the spend on the education in this field and the spend on the research and development. So that means innovation is the first priority of this 7 developed countries.

Considering the development of innovation, what is the level rank of Turkey?

Unfortunately Turkey’s ranking is really not satisfying. Now according to the latest ranking, of the global innovation index, Turkey rank is 76. compared to many countries. And this is really not satisfying level and we need to work hard to increase the level of innovation in country. If you want to achieve your 2023 thousand strategic plan to take economy of your country to top 10 economy. Then the only way to achieve that goal is the innovation.

What is the importance of innovation in other universities of other countries?

Innovation is very important for educating people. So the developed countries are encouraging the universities to add innovation to the curriculum. They offer undergraduate courses, master degree to innovation and PHD to innovation. And they offer proffessional sertificates. This countries develop well their educational curriculum and they have really special sertificates and degrees only for innovation. In universities they began to develop themselves for formal education and professional education.

Why did you think there should be a club like that in our university?

It’s one important step to educate our next generation leaders and managers. All students in this university are going to work and be employeed. Many of them will be manager, engineer or lider, so if they get with chance during their education to do some activities, they are related to innovation. They will have better understanding about what is the innovation, what is the importance of it, how to do innovation and how to apply innovation in each field of life.

What kind of innovation studies should be existed in universities?

I wanted to see professional, sertificated and some courses at other graduade courses, for every field. Not just for engineering but scientists also should have course on innovation. Also next year in Fatih üniversity there is master degree, later on, PHD, and

Güz - 2011

77


İnovasyon

önemli bir adım. Fatih üniversitesinden mezun olacak öğrencilerin hepsi bir işe girecek. Belki müdür, mühendis veya lider olacak. Bu yüzden eğer öğrenim sırasında inovasyona yönelik aktiviteler içinde olurlarsa, yenilikçi düşünceleri daha kolay kavrayabilirler, önemini anlayıp inovasyonu hayatın her alanına yansıtabilirler.

hopefully also we will be able to establish the first innovation center in Turkey. Innovation club in Fatih üniversity is only the starting point.

Size göre inovasyon çalışmaları nasıl olmalıdır?

Next year we will have visitors from industry, we will have innovation competitions, on Fatih university and other universities. We will have visits to some institutes that are interested in innovation.

Ben, her alanda profesyonel ve sertifikalı kurslar görmek istiyorum. Sadece mühendisler değil aynı zamanda bilim adamları da inovasyonla ilgili kurslar almalı. Seneye Fatih üniversitesinde yüksek lisans, daha sonra doktora bölümleri kurmayı planlıyoruz, Ayrıca, İnşallah Türkiye’nin ilk inovasyon merkezini de kuracağız. Fatih üniversitesi İnovasyon kulübü sadece bir başlangıç.

Next year, what kind of activities are going to be done in Fatih University?

What are the advantages of joining this club?

If you want to be prepared for next generation leaders and decision-makers you have to join this club. Also if you want to develop your country, make your country best economy in the world, you should join this club.

Bu aktivitelere katılan arkadaşlar nasıl bir kazanıma sahip olacaklar?

What are the advantages of joining this club?

İnovasyon ile ilgili önerileriniz nelerdir?

What are your suggestions to the students uses innovate thinking?

Eğer bir sonraki neslin liderleri veya karar mercilerinden olmaya hazırlanıyorsanız, bu kulübe katılmalısınız. Ayrıca eğer ülkenizi geliştirmek, dünyadaki en iyi ekonominin ülkenizde olmasını istiyorsanız, bu kulüp sizin için.

İnovasyon hakkında olabildiğince çok okumalılar. Yeni fikirler üretmek için düşünce tekniklerini ve araçlarını iyi öğrenmeliler. Aynı zamanda, çekingen olmamalı ve yeni fikirlerini öne sürmekte tereddüt etmemeliler. İnovatif düşünce ve tekniklerini işlerinde, hayatlarında ve ilgilendikleri her alanda uygulama konusunda en iyisini yapmalılar.

If you want to be prepared for next generation leaders and decision-makers you have to join this club. Also if you want to develop your country, make your country best economy in the world, you should join this club.

They need to read as much as they could about the innovation, they need to learn what are thinking techniques and tools to generate new ideas, also they shouldn’t be shy or hesitated to introduce new ideas. And do their best to apply this innovative thinking and techniques and their life and job and any field that they are interested in.

Who is Prof. Nader Nada? Prof. Nader Nada have his degree of doctor from George Mason university and his MS degree from Minnesota Public university. In 1991, he won achievement prize from America Achievement Academy. Then he worked at NASA for 3 years. Dr. Nada, became a certificated teacher for advanced level learning techniques as mind mapping, fast reading, memory, presentation and communication abilities in Busan world, England and Austraila. Also, he has certificate from CCHE in Canada; America Hermann Brain Dominance Instrument certificate from Hermann International and certificate from Human Sources Development Institute in England. Dr. Nada, is interested in thinking techniques, creativity and innovation, memory and fast thinking methods, advanced level learning techniques, Project and strategical management, information and innovative management subjects. He worked for government organizations more than 10 years. He published 6 books and there are also more than 70 unpublished articles and conferances. In 2002, he joined committee of UAE and in 2006, he was a consultant of Egypt Present of Education.

78

Güz - 2011


Gençlik Çalışmaları

2

aldık. Tartışma toplantılarımız ise farklı insanların neler ve nasıl düşündüğünün anlaşılması ve bu düşüncelere karşı argüman üretilmesi noktasında oldukça verimli geçmekte” dedi.

001 yılının Nisan ayında üniversite genelinde Çevre Mühendisliği’nin anlamı ve önemini vurgulamak ve çeşitli etkinlikler düzenleyerek öğrencilerde çevre bilinci oluşturmak, çevre kirliliğini engellemek ve çevre sorunlarına çözümler bulmak amacıyla Fatih Üniversitesi Çevre Kulübü kuruldu. Üniversite içerisinde yer alan kulüpler arasında önemli bir yere sahip olan Çevre Kulübü’nün çalışmaları ve gelecekteki projeleri hakkında Çevre Kulübü Başkanı Göktuğ Tahıl ve Başkan Yardımcısı Orhan Yılmaz’dan bilgi aldık. Kulübün amaçları içerisinde yer alan “bilinç oluşturmak için kurulduk” maddesine ulaşıp ulaşamadıklarını sorduğumuz Çevre Kulübü Başkanı Göktuğ Tahıl şu cevabı verdi: “Büyük ölçüde evet. 10 yıllık geçmişimiz boyunca farklı bir çevre kulübü olmaya çalıştık. Klasik söylemlerin yerine farklı bir alternatif oluşturmaya çalıştık. Diğer çevre gönüllüsü örgütlerin yaptığının aksine daha gerçekçi sonuçlara ulaşmayı hedefledik. Örneğin; uçurtma şenliği yerine bilimsel bir kongre, sempozyum veya seminer ile öğrencileri bilinçlendirmek öncelikli tercihimiz oldu.”

ÇEVRE SORUNLARI KONGRESİ DİKKAT ÇEKİYOR Her yıl düzenledikleri Üniversite Öğrencileri Çevre Sorunları Kongresi’nin bu yıl basın tarafından oldukça dikkat çektiğini söyleyen Fatih Üniversitesi Çevre Kulübü yetkilileri, kongrenin 5-6 Mayıs 2011 tarihleri arasında gerçekleştiğini belirtti. HAZIRLAYAN ORHAN YILMAZ (Çevre Mühendisliği)

80

Güz - 2011

Her yıl Mayıs ayı içerisinde 2 veya 3 gün süren, 7 yıllık bir geçmişi olan “Üniversite Öğrencileri Çevre Sorunları Kongresi (ÇESKO)”ni gerçekleştirdiklerini ifade eden Göktuğ Tahıl konuşmasını şöyle sürdürdü: Kampüste Dikili Bir Ağacınız olsun! adı altında bir projemiz var. Bu proje kapsamında kampüs alanımız içindeki boş arazileri ağaçlandırdık. Bu projemizi geliştirerek çorak bir araziyi ağaçlandırmayı planlıyoruz. Böylece ot bile bitmeyen bir arazide yemyeşil ağaçların büyüdüğünü görmek ve bunun mutluluğunu yaşatmak istiyoruz. Bununla birlikte tartışma toplantılarımız, seminerlerimiz, teknik gezilerimiz ve eğitimlerimiz oluyor.

Her yıl düzenledikleri Üniversite Öğrencileri 6.Çevre Sorunları Kongresi’nin bu yıl basın tarafından oldukça dikkat çektiğini söyleyen Yılmaz, kongreyi 5-6 Mayıs 2011 tarihleri arasında gerçekleştirdiklerini belirtti. Beylikdüzü Belediyesi ile ortaklaşa düzenlenen kongre, birçok gazete, televizyon ve yerel medyada ÇESKO 6 konu başlığıyla yer aldı. Kongre, Çevre Kulübü’nün etiket aktivitesi haline geldi.

nelmek istiyoruz. Örneğin; 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde bir organizasyonumuz oldu. Bunu da seminer dizisi olarak değerlendirmeyi planlıyoruz. Orada belgeseller, seminerler olacak. Çevre anlayışının düşünsel, bilimsel ve toplumsal yönlerine de değinen bilgilendirici aktiviteler düşünüyoruz. Ayrıca, Sivil Toplum Kuruluşları ile biraz daha toplumu insanları yönetime katmak anlamında, sivil bilinci artıracak projelerimiz olacak diyebilirim.” Çevre ile alakalı pek çok etkinlik düzenleyen kulüp yetkilileri çevresel sorunları  çözüme  kavuşturmuş projelerden yararlanarak, insanlarda yeni fikirler uyandırmaya çalışıyorlar. Çevre Kulübü Başkan Yardımcısı Orhan Yılmaz: “ÇESKO amacı gündemle alakalı, ülkenin içinde bulunduğu çevresel sorunlarla bağlantılı. Kongremiz bu sorunlara alternatif ve gerçekçi bir çözüm ortaya koyabilmektir. Bu konuda da gerek katılımcılardan gerekse akademik camiadan oldukça iyi dönüşler

Bir vakıf üniversitesi olan Fatih Üniversitesi’ndeki eksiklikleri sorduğumuz Göktuğ Tahıl sorumuzu şu şekilde yanıtladı: “Devlet üniversitelerine kıyasla çevresel aktivitelerle uğraşan kişilerin sayısı az. Bunun dışında kampüs hayatı yok gibi. 16.00’dan sonra kampüste kimse yok. Öğrenciler kampüste çok fazla zaman geçirmiyor. Sosyal, kültürel aktiviteler sınırlı. Üniversitemiz bu sorunu bir şekilde halletmeli. Örneğin KLMN Binası’ndaki hava oldukça olumlu, entegre bir yapı var. Öğrencilerin burada zaman geçirmelerini sağlayacak yenilikler yapılmalı. Çevre Kulübü yetkilileri kulübün üniversite gençliğinde çevre bilinci oluşturmak ve arttırmak için kurulduğunu, seçimler esnasında yeni kadroda çevreye önem veren kişilerin tercih edileceğini söyleyerek: “Kulüpteki dinamiği bozmayız. Burada kişilerin bizi orta yolcu gibi görmesini istemiyoruz. Biz farklı işler yapmaya, bir farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Eksiklerimiz olabilir ama düzeltmek için kesinlikle çalışıyoruz. Verilmek istenen mesajı çok net bir şekilde vermek istiyoruz” dedi.

Gelecek sene için tüm üniversiteleri kapsayacak bir öğrenci forumu düzenlemeyi  düşünüyoruz.  Bunun da çok önemli bir etkinlik olacağını düşünüyorum. Ayrıca şu aşamada web sitesi üzerinden, online bir yayın proje düşünüyoruz. Belki ilerde legal prosedürleri düzenlersek basılı yayına da geçebiliriz. Biraz da kültürel, toplumsal olaylara yö-

Güz - 2011

81


Mezun Profili

Gülbahar AYDEMİR

Pilav bahane... Her yıl Fatih Üniversitesi Mezunlar Derneği tarafından düzenlenen ‘Pilav Günü’nde mezunların hepsi işbirliği yapmışcasına öğrencilik döneminde mutlaka staj yapılmasının gerekliliğine ve önemine dikkat çekerek, Fatihli öğrencilere çalışmayı planladıkları alanda okul bitmeden staj yapmalarını önerdiler. HAZIRLAYANLAR: Röportaj: MERVE SARUNAN, EMİNE TOPÇU, MURAT DAİ Düzenleyen ve Yazan: Emine TOPÇU ve MERVE AKOVA, MERVE SARUHAN Fotoğraflar: MUSTAFA DEMİRKOL

Fatih Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin (FÜMED), 15 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleştirdiği pilav gününde üniversite mezunları bir araya geldi. Bu manzara mezun adayı öğrenciler için görülmeye değerdi. Mezunların hepsi mezuniyetlerinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen arkadaştan öte, kardeş gibiydiler. Bizlerde bu günü fırsat bilip mezunlarımıza bazı sorular yönelttik. Belki de bunlardan en önemlisi “Fatih Üniversitesi’nin iş dünyasındaki yeri nedir ve mezunlarına iyi bir referans sağlıyor mu?” sorusu idi. Bu soru karşılığında genellikle olumlu cevaplar almamız bizi daha çok cesaretlendirdi. Mezun olmuş ağabey ve ablalara bizlere hangi tavsiyelerde bulunabileceklerini sorduk. Üniversitemizin mezunlarının çok kültürlü bir yapıya sahip olmasından dolayı, akademik yaşantımızın yanı sıra üniversitemizin bizlere sağladığı kulüp imkânlarının, gerçekleştirilen çeşitli sosyal-sportif-sanatsal aktivitelerin ve düzenlenen kariyer gelişim organizasyonlarının mezuniyetten sonraki yaşamımızda ve iş hayatımızda başarılı olmamızda önemli rol oynadığını belirttiler. Üniversitemizin bu açıdan gerçekten çok iyi bir yerde olduğunu ve bunlardan mutlaka yarar sağlamamız gerektiğini, görüştüğümüz her bir mezunun ayrı ayrı söylemeleri bu konunun ne kadar önemli olduğunu bizlere gösterdi. Ayrıca bütün bir başarının sadece üniversiteye bağlı olmadığını, kişinin kendi isteği ve kapasitesinin de etkili olduğunu belirttiler. Hatta bu konuda öğrencilerin üniversiteden talepte bulunmaları gerektiğini ve Fatih Üniversitesi’nin bu tür gelişimsel ve başarı odaklı organizasyonlara ve fikirlere daima açık olduğunu ve destek verdiğini tecrübeyle yaşadıklarını belirttiler. Eği-

82

Güz - 2011

tim süresince yapılan stajların meslek hayatındaki başarıya büyük ölçüde katkısının olduğunu, tatil aralarını mutlaka iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini belirten mezunlar yönelttiğimiz sorulara ne tür cevaplar vermişler hep birlikte öğrenelim.

Bilgisayar Mühendisliği - 2009 TAV’da Yazılım ve Geliştirme Uzman Yardımcısı

Genç Kariyer: Üniversitede eğitim gördüğünüz sırada mesleğinizle ilgili bir staj yaptınız mı ve bu size ne gibi tecrübeler kazandırdı? Gülbahar AYDEMİR: Evet staj yapmıştım. Mutlaka herkesin iş hayatına atılmadan önce staj yapması gerektiğini düşünüyorum. Staj kişiye, o işi öğrenmesi açısından büyük faydalar sağlıyor. G.K.: Peki şimdi öğrencilik hayatınıza dönebilseniz, bu bölümü tekrar Fatih Üniversitesi’nde okumak ister miydiniz? Tercihiniz aynı olur muydu? G.A.: Tabi ki, isterdim. Fatih Üniversitesi’nde okuduğum için memnunum. G.K.: Bitirmiş olduğunuz bölümü bilinçli bir şekilde, kendi isteğinizle mi tercih etmiştiniz? G.A.: Tabi ki bilinçli olarak yazmıştım. Öğrencilerin dikkat etmesi gereken en önemli şey, okuyacakları bölümü bilinçli seçmeleridir. Bu bölümden mezun olmuş kişilere danışıp, bölüm mezunlarının neler yapabileceğini dinledikten sonra tercih yapmaları daha kolay olacaktır. G.K.: O zaman okurken yapmayı düşündüğünüz meslekle şu anki mesleğiniz paralellik gösteriyor diyebilir miyiz? Okurken bu meslekte çalışacağınızı hayal etmiş miydiniz? G.A.: Evet ben kesinlikle hayal ettiğim mesleği yapıyorum. Zaten eğer o paralelliği göstermiyorsa kişinin işinde başarılı olması biraz zor bir ihtimal. G.K.: Şu an bir Fatih Üniversitesi mezunu olarak, üniversitemizde okumakta olan öğrenci arkadaşlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? G.A.: Kesinlikle okudukları bölüm ile ilgili iş hayatından önce staj yapsınlar. Çok iyi İngilizce öğrenmelerini ve sosyal aktivitelere sıkça katılıp, kendilerini doğru yönde geliştirmelerini tavsiye ediyorum.

Mehmet RABUŞ, Elektrik-Elektronik Mühendisliği - 2009 - Meta Elektrik A.Ş.’de Elektrik-Elektronik Mühendisi

G.K.: Lisans eğitiminiz süresince meslek hayatınıza dair staj da bulundunuz mu? Mehmet RABUŞ: Evet, bulundum. G.K.: Peki, bunun size ne gibi yararları oldu? M.R.: İşin açıkçası bizim sektörde öğrenciler stajı geçiştirme süreci olarak görüyorlar. Yaz tatilleri boş kalmasın diye ama benim tavsiyem bu stajı dört elle, o şirkette kalacak şekilde planlayarak yapmaları yönünde olacaktır. G.K.: Sizce meslek hayatınızdaki başarı akademik başarı ile doğru orantılı mı? M.R.: İşin açıkçası Türkiye şartları doğrultusunda pek paralellik gösterdiği söylenemez. Türkiye’de ARGE’nin gelişmemiş olmasından dolayı teknik eğitimde aldığınız bilgiler yeterli olmuyor, teorik bilgilerle sahada karşılaştığınız işler birbirinden çok farklı oluyor, bundan dolayı sahayı iyi bilmek gerekiyor. Bu yüzden sanayi, üniversite ve öğrenci kolları arasındaki ilişkinin çok sağlam bir şekilde kurulması gerekiyor. G.K.: Peki, sizin bu mesleğe başlangıç süreciniz, yani kariyer yaşamına başlangıcınız nasıl gerçekleşti? M.R.: Ben üniversite 2. sınıftan itibaren özellikle üniversitedeki kulüplere ve Kariyer Merkezine gidip geldim. Üniversitemizin hakikaten çok güzel kulüpleri var, bu kulüpleri değerlendirip diğer üniversitelere duyurmak da biz öğrencilere bağlı. Ben elektrik-elektronik kulübünde aktif rol almaya çalıştım, üniversitemi diğer üniversitelerde temsil etmeye çalıştım. Aynı zamanda Zafer Karaman, Ömer Elvan gibi çok iyi kulüp başkanlığı yapan arkadaşlarımız vardı bu süreç içerisinde. Kişisel gelişim açısından, üniversitemizi başka üniversitelere tanıtmak açısından, aynı zamanda sektörle buluşma açısından bu kulüpler son derece önemli. G.K.: Yani, kısaca mezun olacak arkadaşlara bu gibi tavsiyelerde bulunuyorum diyebilir miyiz? M.R.: Kesinlikle, kulüpleri muhakkak değerlendirsinler. Ayrıca benim maddi olanaklarım yeterli, ben kendi şirketimi kuracağım şeklinde bir düşünceye ilk etapta sahip olmamak lazım. Olabildiğince sektördeki firmalarla diyalog içerisinde olmak, çalışacağınız sektörde tecrübe kazanmak için çok önemlidir. G.K.: Şu an size bir fırsat verilirse üniversite yaşamınıza dair değiştirmek istediğiniz şeyler var mı? M.R.: Tabi ki değiştirmek istediğim şeyler vardır ama yaşamış olduğum olumlu yanlar daha fazla.

Güz - 2011

83


Mezun Profili

Yusuf ADIBELLİ Elektrik-Elektronik Mühendisliği - 2005 - Sabancı Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi

G.K.: Size bir şans daha verilse okuduğunuz bölümü yine tercih eder miydiniz? Y.A. : Evet. G.K.: Peki, aynı bölümü yine burada okumak ister miydiniz? Y.A. : İsterdim. G.K.: Sizce başarı bireye mi yoksa okuduğu üniversitenin şartlarına mı bağlıdır? Y.A. : Her ikisi de, yani üniversite ortamı hazırlamalı ama bireyinde o imkânları kullanabilmesi lazım. G.K.: Aldığınız eğitimin yanı sıra meslek hayatınızdaki başarının başka faktörlere bağlı olduğunu düşünüyor musunuz? ( kulüp, sosyal aktiviteler, vb.) Y.A. : Kesinlikle kulüpler ve sosyal aktiviteler de çok etkili, ben aktif bir şekilde katılıyordum.

Suat ULUSOY M.B.A. 2010 yılı Mezunu İstanbul Büyükşehir Belediye Halkla İlişkiler Sorumlusu

Erhan İPEK Ekonomi - 2004 yılı Mezunu THY Pazarlama, Satış

G.K.: Aynı bölümü tekrar Fatih Üniversitesi’nde okumak ister misiniz? Erhan İPEK: Evet. G.K.: Okurken yapmak istediğiniz meslek ile yaptığınız mesleğiniz paralellik gösteriyor mu? E.İ. : Ben ekonomistim zaten, ekonomist olarak 5 yıl çalıştım. Today’s Zaman’da köşem vardı. Hala CNBC-e’nin anketlere katılan 17 ekonomisti arasındayım. Daha sonra kendi tercihimle pazarlama sektörüne geçtim. G.K.: Şimdi size fırsat verilse öğrencilik yaşamınıza dair neleri değiştirmek istersiniz? E.İ. : (gülerek) Daha çok derslere gelirdim herhalde. Öğrencilere tavsiyem ise; kendilerini üniversiteye bağlayacak bir meşgale bulsunlar. Ben üniversitemizde ekonomi kulübünü kuranlardanım. G.K.: O zaman aldığınız eğitimin yanı sıra sosyal aktivitelere katılımınızın sizin başarınızda etkisi oldu mu? E.İ. : Tabi ki, okuldan çıktığınız zaman kendinizi karadaki balık gibi hissedersiniz aksi takdirde.

Rabia ÇEVİK Endüstri Mühendisi - 2004 yılı Mezunu - İ.B.Ş AB Müdürlüğü

G.K.: Okuduğunuz bölümden memnun musunuz? Geçmişe gidilse, tekrar aynı bölümü okumak ister miydiniz? R.Ç. : Evet çok memnunum, tekrar bu bölümü yine üniversitemde okumak isterdim. G.K.: Şimdi size bir fırsat verilmiş olsa öğrencilik yaşamınıza dair neleri değiştirmek istersiniz? R.Ç. : Daha fazla insan tanımak isterdim. G.K.: Şu an yapmış olduğunuz iş ile bitirmiş olduğunuz bölüm farklı, bunun için okurken ya da daha sonra bir staj eğitimi aldınız mı? R.Ç. : Hayır, işimi çalışırken öğrendim. Zaten okurken bölümde eğitim dili İngilizce olduğu için bu da kolaylık sağladı. Ek olarak gereken terimleri öğrenmeniz gerekiyor. G.K.: Üniversite hayatınıza dair yapamadığınız ama yapmak istediğiniz şeyler nelerdir? Şu anda okumakta olan arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz nelerdir? R.Ç. : Ben tekrar öğrenci olsaydım staj yapmak isterdim. Çünkü bu stajlar size birçok vizyon kazandırıyor.

Aynur AYAZ Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama - 2003 yılı Mezunu Beyaz TV Program sunucusu

G.K.: Şimdi size bir fırsat verilmiş olsa öğrencilik yaşamınıza dair neleri değiştirmek istersiniz? A.A.: Değiştirmek istedikleriniz değişiyor zaten. Bu anlamda çok fazla bir şeyi değiştirmek istemezdim ama cesaret konusunda, ön yargıların kırılması konusunda, Türkiye’nin daha refah, gençlerin daha aktif olmaları için bir şeyler yapar ve onları yönlendirmeye çalışırdım. G.K.: Geçmişe dönme fırsatınız olsa yine Fatih Üniversitesi’ni tercih eder miydiniz? A.A.: Net bir şekilde, ben Fatih aşığıyım, o yüzden ‘evet’ G.K.: Peki, bir mezun olarak hala burada okuyan arkadaşlarımıza ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? A.A.: Mezun olduktan sonra okulun kıymeti olmuyor, okurken onun kıymeti anlaşılmalı. O yüzden buradaki arkadaşların bunun değerini gerçekten bilsinler, ona göre kendilerine yön versinler hayatları boyunca. Her bir Fatihli mezun olduktan sonra bulundukları kariyer alanlarında geriye dönüp size destek oluyor. Ben bunu yaşayanlardan biriyim. Paneller, üniversite oturumları, organizasyonlar ve etkinlikler canlı örneklerindendir. Medya sektöründe 13. yılımdayım, çok hızlı bir şekilde her kademesinde yer aldım, dolayısıyla da artık bulunduğumuz noktada referans oluyoruz.

G.K.: Şu anki mesleğinizle ilgili üniversite yıllarınızda staj yaptınız mı? Suat ULUSOY: Ne yazık ki yapamadım. Aslında şu anda bulunduğum nokta üniversitede hedeflediğim bir nokta değildi. Ben öğretmenlik planlıyordum, sonradan İstanbul Valiliği’nde sokak çocukları projesinde çalışmaya başladıktan sonra özürlüler alanına geçiş yapmayı planladım. Valilikte çalışırken bunu planladım, üniversitede değil. G.K.: Fatih Üniversitesi’nin iş hayatınızda size olumlu yönde katkıları oldu mu? S.U. : Fatih Üniversitesi’nin Türkiye’deki imajı çok olumlu, zaten bunu bilerek ben Fatih Üniversitesinde MBA yapmaya karar vermiştim. G.K.: Şimdi size bir fırsat verilmiş olsa öğrencilik yaşamınıza dair neleri değiştirmek istersiniz? S.U. : Bizim zamanımızda üniversitelerde öğrencilerin maddi sıkıntıları vardı, onlara burs imkânları sağlamak için bir şeyler yapmaya çalışırdım. G.K.: Geçmişe dönme fırsatınız olsa yine Fatih Üniversitesi’ni tercih eder miydiniz? S.U.: Açıkçası bundan sonraki bütün eğitimlerimi Fatih Üniversitesi’nde yapmak isterim, geçmişe yönelikse yine burada yapardım.

84

Güz - 2011

Güz - 2011

85


Kariyer Merkezi

Genç Kariyer dergisinin bağlı bulunduğu birimi zaman zaman anlatması, Kariyer Merkezi’nin Fatih Üniversitesi’ni anlatması gibidir. Olması gereken doğal bir süreçtir. ‘Et ile tırnak’ arasındaki bağlantıyı anlaşılır kılan birlikte bir bütün görünmeleridir. Tırnağa bakarken elin kuvvetini görmek isteyenleri, bizimle birlikte yaklaşık bir eğitim yılında öğrenciye dair yaptıklarımızı anlatan dantelaya bakmaları için davet ediyoruz.

Adım Adım

Kariyer   2010-2011

Fatih Üniversitesinin Kariyer Merkezi 2010-2011 eğitim yılında durmadan çalıştı. Merkez, öğrencilerin pek çok aktivite ve etkinliğe katılmasını sağlarken, kendi bünyesinde düzenlediği programlar ile Fatihliler’in daha çok gelişmesine ve kendini yetiştirmesine yardımcı oldu HAZIRLAYAN SERKAN GÜLLÜM Fatih Üniversitesi Kariyer Danışmanı & İK Uzmanı

86

Güz - 2011

Oryantasyon Okulun açıldığı ilk ayda gerçekleştirilen bölüm bazlı oryantasyon programlarının yanında, biz Kariyer Merkezi, öğrencilerimize kendimizi anlatma derdine düşeriz. Özellikle yeni üniversiteye kayıt yaptırmış öğrencilerimizin ilgisini çekmeyi planlarken, her sene olduğu gibi en az hazırlık sınıfları ve birinci sınıf öğrencileri kadar diğer öğrencilerde bilgi almak için masalarımızın etrafında zaman zaman öbekler oluşturur. Kantinden çıkmayarak dersleri geçmeye çalışan “geleceğin CEO’ları” bazen şöyle masanın etrafından geçerken, okulda bulunan 50 küsur kulüpten biri olduğumuzu yanındaki arkadaşına anlatırken rast gelmek alışılmışlıklardandır. Genç arkadaşlara, okulun imkanlarından yararlanabilmek için öncelikle, farkında olmak gerektiğini anlatırız. Başlangıçta bir heyecan sezinlenir; gözler parıl parıldır, sonrasında kimi ders yoğunluğu kimi de hedefsizlikten kaybeder ışıltısını. Elimizde Cem Yılmaz’ın çipleri olsa, birden versek çoşkuyu – hedefi ve kısa yol planlarını. Birden aydınlanmak isteyen öğrencilere,

yılların verdiği tecrübeyle; koridorlarda tozdan ziyade projelerin kokusunun bulunduğunu bir bir anlatma gayretinde oluruz. Heyhat biz biliyoruz o günleri diyen birçokları, okulun başlamasıyla; baharın verdiği canlılıkla ‘daha çok erken’ diyerek başlatmadığı projelerini – sonrasında geç kaldığını düşünerek hepten boşladığı hayaller olarak – içten içe hatırlar…

Kariyer Gelişim Seminerleri (ALES-KPDS-ÜDS-DGS-AÖF) Yılın başlangıcı hep heyecan içerir. Geçen senelerde yaptıkları hataları ‘bu sene çok sağlam başlayacağım, işimi sıkı tutup zamanında çalışacağım, işlerimi günü gününe yapacağım’ diyen öğrencilere yönelik programlarla başlarız. Bu programların genellikle ilki “Kariyer Gelişim Seminerleri” olur. ‘En iyisini yapacağım, en iyisi olacağım; kendimi devletin vazgeçilmez koltuklarında görmek istiyorum’ diyenlere, bizde buyurun gelin bilmiyorsanız canla başla çalışacağınız sınavları size anlatalım, anlattıralım deriz. İşin uzmanlarından istifade etmek her zaman en iyi sonucu ve-

rir, düşüncesiyle irtibatta bulunduğumuz eğitim firmalarını hem kendi tanıtımlarını yapmaları hem de sınav bilgileri sunmaları adına üniversitemize davet edip seminerler düzenleriz. Geçen sene davet ettiğimiz Karacan Akademi Yetkilileri, 13 Ekim 2010 Çarşamba günü düzenlediğimiz seminerde, gün boyunca çeşitli sınavlardan (ALESKPDS-ÜDS-DGS-AÖF) bahsederek bazıları için yeni bir sayfa açtılar. Gücü kullanmanın aslı, bilgiye sahip olmaktır. Diğer bir reklam ifadesiyle ‘Bilgi Güçtür.’

Kanada’da Eğitim Sistemi, Post Grad ve Burs İmkanları Semineri Yıl boyunca yaptığımız onlarca seminerin birinden bahsederek, Kariyer Merkezi’nin asli işlerinden birini anlatmış olalım. Seminerler kişi için kitap bilgilerin dışında, uzmanların anlatımlarıyla ve akıllara takılan sorulara yetkin cevaplarla süslenmiş zaman kazanma biçimidir. Belki kişi saatlerce okuyarak edineceği bilgiyi, özümsenerek anlatılmış üç-beş cümle ile özetlenmiş olarak karşısında bulacaktır. 16 Ekim

Güz - 2011

87


Kariyer Merkezi

Kariyer ve Sektör Fuar› 2011 tarihinde ‘Kanada Eğitim Merkezi’nin davetli olduğu “Kanada’da Eğitim Sistemi, Post Grad ve Burs İmkanları” seminerinde öğrenciyle buluşturdu. Çoğu öğrencinin yıl hesabı yaptığında 10-11 sene ömürlerinin yarısı gibi gözükürken, programda sunum yapan kişilerin hayatlarından bu kadar zamanı Kanada için ayırdığı ve buradaki yaşadıklarıyla, bunca yıllık tecrübelerin sunumunu yaptıklarını düşündürdü. Kanada’nın müthiş soğuğuna rağmen esprilerin ve anlatımın sıcaklığı akdeniz iklimindeydi.

“Bankada Kampüs Tanıtım” Kuveyt Türk Katılım Bankası Gayrettepe’deki merkez binasında Fatih Üniversitesini ağırladı. Öyle böyle değil tabiri haber diliyle ‘Fatih Üniversiteli gençler, Kuveyt Türk binasını bastı. 125 kişilik alanında uzmanlaşmak isteyen büyük bir grup banka yetkililerini hayrete düşürdü. Yemekhane, tarihinde böyle kalabalık görmedi. Yetkililer, kahvaltının akabinde uygulamaya geçtikleri bankada kampüs programının tanıtımını yaptılar. Öğrencilerin nasıl bir enerji sergilediklerini anlayamayan yetkililer; günü bankanın özel günü olarak hiç akıllarından çıkarmayacaklarını belirttiler. Öğrencilerin motivasyonundan etkilenen banka yetkilileri, Kariyer Merkezine nasıl teşekkür edeceklerini bilemediler ve Fatihli Ruhu’nu bir nebze gördükleri için mutlulukları gözlerinden okundu.’ Kuveyt Türk’ün “Bankada Kampüs” kahvaltı programı; programın tanıtımının yapıldığı, bankanın çalışma ortamını ve çalışanların hangi şartlarda çalıştıklarını, ne tür dona-

88

Güz - 2011

nıma sahip olması gerektiğini, öğrencilerin okulları devam ederken de istifade edebileceği yarı zamanlı çalışma programının anlatıldığı, insan kaynakları uzmanlarıyla muhabbet ettiğimiz içten bir söyleşiydi. Program Kuveyt Türk Genel Merkez’inde 19 Ekim 2010 Salı günü gerçekleşti.

Medya Derneği Başkanı ve Karikatürist Salih Memecan İle Söyleşi Yıllardan beri takip ettiğimiz, çizgisinde kaymalar ve eğrilikler görmediğimiz; bize hep aile ortamında ‘Zeytin ve Limon’un hikayeleri’ ve ‘Bizim City’ ile seslenmiş usta çizer Salih Memecan 20 Ekim 2010

Çarşamba günü okulumuzdaydı ve hayattan bir insan olarak karşımızdaydı. Akademisyen olmasına rağmen sevdiği iş bu olmadığından, sevdiklerinin arkasında ve hayallerinin peşinde geçirdiği yıllarını anlattı. İnsan ya sevdiğini yaşar, ya yaşadığına alışır. Mutluluk ve huzur karşı bir ah çekiş vardır hayatın ramında. Yapamadıklarına ya mazeretler üretir insan, ya kendisiyle kaldığında acaba ‘böyle olsaydı nasıl olurdu’lara cevap arar durur. Salih Memecan, herşeye rağmen sevdiğini yapan mutlu bir insan portresiydi. O gün de tekrar tahtaya binlerce defa çizip usanmadığı, aksine kendisini ve çevresini mutlu eden ‘Zeytin ve Limonu’ çizdi. Ve anlattı: “Ben konuşamıyorum diye karikatürist oldum. Karikatürist oldum diye konuşmalara çağrılıyorum.” Bir karikatür değiştirmişti hayatını, kendi ağzından aktardı; “Amerika’da çizdiğim ‘Bir Türk Öğrencinin Amerika’yı Algılaması’ adlı karikatürle keşfedildim.” Bizlere hayatın sırrını 1-2 saatlik zaman diliminde veremeyeceğinden bahsederken, mutlu olmanın ipucunu vermiş gibiydi; emek harcanan hayaller ve hayallerin peşinde verilen emekler.

‘Halka Açılımın Şirketlere Getireceği Faydalar’ İş Hayatı Dayanışma Derneği’nin 23 Ekim 2010 Cumartesi günü Maslak Sheraton

Salih MEMECAN Medya Derneği Başkanı ve Karikatürist , Prof. Dr. Cevdet MERİÇ Fatih Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı

Hotel’de düzenlediği Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Akgiray’ın ‘Halka Açılımın Şirketlere Getireceği Faydalar’ adlı kahvaltılı söyleşiye Fatih Üniversitesi’ni temsilen Kariyer Merkezi adına birkaç öğrenci katıldı. Şirketlerin üst düzey yetkilileri ve başkanlarının katılımıyla gerçekleşen programda, öğrenciler projelerinin hayata geçirilmesi adına projelerinin tanıtımını yapma ve daha sonrasında detaylı görüşme yapmak için bu kişilerin bir çoğundan sözler aldılar. SPK Başkanı’nı zor duruma sokan, Fatihli bir öğrencinin sorduğu tek bir soru vardı; “Dünyadaki örnekleriyle beraber sermaye piyasalarında hisse senetleri satılan hiçbir üniversite var mı?” Soruyu bildiği kadarıyla olmadığını söyleyerek cevap vermenin yanında, niçin yakın bir zamanda olmasın ki diye konuşmasına devam etti. Yüksek Öğretim Kurumu’nun yakın bir zamanda düzenlemeye koyacağı özel üniversitelerinde olmasıyla bu pekala mümkün olacak gibi görünüyor. Program sayesinde öğrenciler yıllar sonra şirketlerin üst düzey pozisyonlarında yer aldıklarında nerede-nasıl hareket etmeleri gerektiğini sahada öğrenmiş oldular. Böylece güçlü kişisel irtibatlar kurarak emin adımlarla mezuniyeti beklemeden kariyer basamaklarını çıkmaya başladılar.

faydalanabildi. Stajlar; 25 Ekim 2010 ile 31 Aralık 2010 tarihleri arasında Fatih Eğitim Kurumları ve FEM Dersaneleri’nin iş birliğiyle gerçekleştirildi.

Green Card Başvurusu İmkanlardan haberdar olmak isteyen öğrencilerimiz için sunulan bir diğer fırsat, binlerce kişinin Amerika Birleşmiş Milletlerine göçmenlik başvurusu yapmaları için düzenlenen “Green Card” uygulamasını uğraşmadan öğrencilerimizin ayaklarına getirdik. Boğaziçi Eğitim Danışmanlık firması yetkilerinin 26 Ekim 2010 Salı günü stant açarak başvuruları aldığı etkinlikten 80 kişi istifade etti. Belki bir macera, belki bir fırsat olarak görülen başvurular, kurallar ile belirlenen kişiler için bir umut kaynağı olarak gözüküyor.

TÜYAP Kitap Fuarı Kariyer Merkezine bağlı olan Kariyer Kulübü, farklı bir etkinlikle kitapseverleri kitabın merkezinde buluşturdu. 5 Kasım 2010

vakit geçirmenin yanında grup içi bütünleşmeye müthiş katkı sağlamış oldu.

İleri Java ve Oracle Eğitimi Özellikle İlgili alandaki öğrencilerimizin kendi bölümlerini bitirdikten sonra nerelerde olabileceğinin anlatıldığı bir günlük ‘Bilişim Semineri’ ile başlayan bilgilendirme, 3 aylık bir eğitim programıyla sonuçlandırıldı. 4 Kasım 2010’da düzenlenen seminer, hazırlık süreci hakkında bilgilendirme ile başladı ve programda yer almak isteyen öğrencilerle yapılan mülakatlarla devam etti. Mülakatlar bilişim kurumunun yetkilileri tarafından gerçekten alana ilgi duyan öğrencilerin tespit edilmesiyle, gerekli olan programların açılmasını öngörerek yapıldı. Mülakatların sonucunda 2 farklı eğitimin açılmasına karar verilerek, İleri Java ve Oracle eğitimlerinin verilmesi süreci başlatılmış oldu.

Kariyer Merkezi’nin 10. Yılını Kutlandı

Kariyer Merkezi ‹K ‹ftar›

Gönüllü Öğretmenlik Staj Programı Fatih Üniversitesi Fen Fakültesi öğrencileri için erken dönemlerde adaptasyon sürecinin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla; eğitim ve öğretim süresince, hem kamu hem de özel eğitim kurumlarında gönüllü staj programları organize ederek, öğrencilerin kendilerini keşfetme ve tecrübelerini uygulayabilme fırsatı tanıyoruz. Özünde eğitim sorumluluğunu hedef edinen gönüllü öğrencilerimizin öğrenim süreleri içerisinde kazanmış oldukları bilgi ve deneyimlerini pekiştirmek için, alanında tecrübeli öğretmenleri yakından gözlemleyebilme fırsatı verdik. Programda sınıf ortamında almış oldukları teorik bilgileri uygulamaya aktarabilme ve iletişim becerilerini geliştirme amacına hizmet ederek, mesleki tecrübe ve görgülerini artırmalarına yardımcı olduk. İki aylık program, öğrencilerden büyük talep gördü. Ancak talebin küçük bir kısmı olan 55 öğrenci gönüllü öğretmenlik staj programından

Cuma günü Kitap Fuarı’na gezi düzenledik. Her yıl TÜYAP’ta düzenlenen kitap fuarına bu sene Kariyer Kulübü ile katılan öğrencilerimiz ünlü simalarla tanışma fırsatı buldu. Şahsi olarak katılabilecekleri bir etkinliğe 27 kişilik bir grup halinde katılmak, atmosferin vermiş olduğu kitap kokusuyla bütünleştiğinde, Kariyer Kulübü üyelerinin samimiyetini ve topluluk şuuruyla hareket etme bilincini pekiştirip, etkinliği kaliteli

Yıllar geçtikten sonra nereden başladığımıza ve kendimize şöyle bir bakmamıza müsaade eden bir anlamlı programı hayata geçirdik. Bir an bütün günlük koşuşturmacalardan sıyrılıp “Nereden Nereye” dediğimiz vefa programımıza tüm sevdiklerimiz ve Kariyer Merkezine gönül verenleri toplayarak yad ettiğim programa gözlerde tüllenen anıların yansıması damgasını vurdu. “Kariyer Planlama Merkezi”

Güz - 2011

89


Kariyer Merkezi olarak faliyete geçen, 10 yılını tamamlayan ve nice 10’larca yılı geride bırakması temennisiyle iyi dileklerde bulunduğumuz programımız anlamlı bir hatırlanma ve vefa örneği olarak üniversitemizin kayıtlarına geçti. 30 Kasım 2010 Salı gerçekleştirilen kutlama, sunucu Asım Yıldırım’ın o tatlı üslubuyla anlattığı hikayeler, kendimize yılların üstüne koyduğu anıları anlatmak için bir kapı araladı. Emeği ve inancı gözlemlediğimiz, geçmişten günümüze tüm Kariyer Merkezi ekibini bir arada görmek, yapılan işlerin artık zahmetinin- cefasının bittiğini ve elimizde kalanın mutlu anılar olduğunu hissettirdi. Kokteylde anlatılan hikayelerden aslında ömrümüzün pek de boş geçmediğini; tarihe koyduğumuz dikilitaşlarımızın halisane yaptığımız

kezi olarak yurtdışı eğitim konusunda öğrencilerimize danışmanlık yapsak da, tek işi ve uzmanlığı bu olan şirketlerin detaylı bilgiler vermesini amaçladık. Öğrencilerden ve firmalardan aldığımız geri dönüşler ile yaptığımız işte başarılı olmamızın yanında, öğrencilerimiz için yeni menfezler açtığımızı öğrenmiş olmak bizi memnun eden bir diğer mutluluktu. Firma yetkililerinin bize aktardığı kadarıyla, yönetim bazında idari bir birimin organize ettiği, bu işi kulüplerin organizatörlüğünden kurtaran tek üniversite bizdik. Ne diyelim; firmalar memnun, öğrenciler memnun ve de organizatörlüğün yoruculuğu bittikten sonra Kariyer Merkezi olarak biz de memnun olmamızla birlikte, bu işi daha uzun zaman devam ettirme şevkindeyiz.

bakış açıları kazandırdı. Kariyer Kulübünü takip etmelerini ve organizasyonlarından istifade etmelerini bütün öğrencilerimize tekrar hatırlatırız.

Akademisyenlik Okulu Seminerleri Kariyer Merkezinin bir klasiği haline gelen sıralı seminerler; yıllardan beri bir okul hüviyetinde eğitimini gerçekleştiriyor. Program, özellikle son dönemlerde yeni kurulan ve açılan üniversitelere ihtiyaç duyulan akademik personeli yetiştirme sorumluluğunu gözeten bir anlayışla hareket ediyor. Okula ilk geldiği andan itibarWen sadece okul notuyla ilgilenen öğrencilerin, bunun dışında akademisyen

katılımcılar yer aldı. Fatihli öğrencilerin “STK’larla birlikte bizim de söyleyecek sözümüz var” diyerek iştirak ettiği programda kartvizitler havada uçuştu. Bugün olmasa da yakın gelecekte, tanışıklıkların açacağı kapıların tokmaklarına şimdiden dokunmak, başarı basamaklarını gösteren fosforlu yol işaretleri gibi ilgisi olan öğrencilerin istifadesine sunuldu. Mezuniyet törenleri dışında takım elbisesini çok sık kullanmayan bazı öğrenciler, ilk defa kendilerini bir yerlerin CEO’su olmaya yakın hissettikleri belirttiler. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişilerle tanışmak üçgeninden daha fazla istifade edilmesi gerektiğini, programa katılan öğrenciler hassasiyetle vurguladılar.

Eğitim Destek Atölyesi “Fen-Edebiyat fakültesinde okuyan her öğrenci öğretmen mi olmalı? Eğitimi destekleyen enstrümanların arasında neler var ve biz bunlardan nasıl istifade ederiz? Kişi aranan bir öğretmen olmak istiyor ve işin kendisini bulmasını istiyorsa kendisini nasıl yetiştirmeli? Eğitmenin kullandığı materyaller nelerdir? Öğretmenliğin dışında eğitimden nasıl para kazanılır?” gibi onlarca soruya uzmanlar tarafından verilen cevapları merak ediyorsanız, geçen yıl 14 Şubat - 9 Mart 2011tarihleri arasında düzenlenen Eğitim Destek Atölyesi’nin sakın kaçırmayın. Programa sınırlı sayıda öğrenci kontenjanı kabul ediliyor.

7. Yurtdışı Eğitim Günleri İrtibatta bulunduğumuz onlarca yurtdışı eğitim firmasından, öğrencilerimiz için en iyilerini bir araya getirerek akla takılan sorulara uzman cevaplarını bulmaya çalıştık. Geçen yıl 30 Kasım’da düzenlediğimiz etkinlikte, ilk defa Kongre ve Kültür Merkezi binamız fuaye alanında düzenlenmiş olan ilk toplu aktiviteye de ev sahipliği de yapmış olduk. Her ne kadar Kariyer Mer-

90

Güz - 2011

Arkas-Marport Limanı 3 Aralık 2010 Cuma günü dünyaca ünlü bir taşımacılık şirketini ziyaret ettiğimizi birçok öğrencimizle birlikte müşahede etmiş olduk. Ziyarete gitmeden, Kariyer Kulübü’nün ziyaretçilerin kimlik fotokopilerini şirkete fakslamalarıyla ciddi bir kurumu ziyaret edeceğimizi anlamış olduk. Kariyer Kulübü Başkanı Kürşat Altaylı’nın yoğun çabalarıyla gerçekleşen organizasyon müthiş zevkliydi. Kariyer Kulübü üyesi öğrencilerin hazırlıklı olarak şirketi tanıtan insan kaynakları uzmanına sordukları sorular takdire şayan idi. Aynı zamanda sanki şirkete iş başvurusunda canlı mülakat izliyor havasını da solukladık. Yetkili mühendislerin lojistik alanında anlattıkları detay bilgilerle işlerini ne kadar iyi yaptıklarını bize gösterdi ve ayrıca dış ticaret alanında iş yapmak isteyen öğrencilerimize de farklı

olmak için hangi yetkinliklerle donatılması gerektiği, çeşitli üniversitelerdeki akademisyenler de ağırlanarak dile getiriliyor. “ÖYP bursu, MEB bursu, ÜDS, KPDS, ALES, GRE, GMAT, TOEFL, yurtdışı akademik burs imkanları” gibi konuların anlatılmasıyla ve akademisyenlerin kişisel tecrübelerini aktarmalarıyla ayrı bir lezzet sunan bu ‘Halil İbrahim Sofrası’ akademisyenliği düşünen tüm öğrencilerin kaçırmaması gereken bir fırsat olarak yanlarında duruyor. Seminerler; 6 Aralık 2010 ve 30 Ocak 2011 tarihleri arasında gerçekleştirildi.

Egemen Bağış, Gençlik ve AB Süreci 11 Aralık 2010’da Grand Cevahir Hotel’de düzenlenen etkinlikte belediye başkanları başta olmak üzere, bakan düzeyinde

Zorunlu Staj Başvuruları Yazın staj yaparak tecrübe kazanmak isteyen öğrencilerimiz için irtibatta bulunduğumuz şirketlerden staj kontenjanı istiyoruz. 24 Şubat ve 10 Mart 2011 tarihleri arasında yaptığımız yönlendirmelerle, kendi çabalarıyla istedikleri şirketlerde staj ayarlayamamış öğrencilere bir nebze yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Kariyer ve Sektör Fuarı 29-30-31 Mart 2011 tarihleri arasında düzenlendiğimiz Kariyer ve Sektör Fuarı’nda, mezunlarımızın CV’lerini, personel talebinde bulunan firmalara yönlendirerek, çift yönlü kazanç sağlıyoruz. İrtibatta olduğumuz firmalarla, öğrencilerimizin mezun olmadan önce kendilerini tanıtmaları için bir atmosfer oluşturuyoruz. Böylelikle yaz stajı için öğrencilerimiz şirketlere kendileri başvuruda bulunmuş oluyor ve ihtiyaç ölçüsünde şirketlerin yarı zamanlı iş olanaklarında haberdar olmuş oluyorlar. 11. Kariyer ve Sektör Fuarı’nda fuaye alanımıza sığdırabildiğimiz 30’un üstünde firmaya stand açtırmakla, ihtiyacı gözeten bir diğer etkinliğe ev sahipliği yapmış olduk.

E€itim Destek Atölyesi

bu işlerin olduğunu, bize farklı dimağların gösterdiğini anladık. Biz yine “Hey gidi günler” diyeceğiz, ne güzel günlermiş o günler. Tekrar hatırlamak için sadece merkezimizin yirminci yılını beklemeyeceğiz; zaman zaman anılarımızla hemdem olarak kendimize tekrar o güzel günlerin verdiği neşveyi yad edip, garip bir tebessümle anılarımıza dalacağız.

eğitimler almış olsam’ diye düşünürsünüz. Eksiklerini gidermemiş öğrencilerimiz için paket program halinde düzenlemiş olduğumuz seminer programları belirli aralıklarla istifadeye sunuluyor. TKS Grup, Yenibiris.com işbirliği ile 26-27 Şubat 2011 tarihleri arasında düzenleniyor.

İŞHAD Genel Kurulu

Sektörel Mentörlük

Devlet Bakanı Ömer Dinçer’in yanı sıra önemli şirket sahiplerinin ve sorumlularının katılım sağladığı İŞHAD Genel Kurulu toplantısı 8 Ocak 2011’de Grand Cevahir Hotel’de gerçekleştirildi. Binin üstünde şirketi içerisinde barındıran bir derneğin genel kurulunda oy kullanan yöneticilerle birlikte olmak, o havayı soluklamak bir öğrenci için parayla satın alınamayacak bir değerdedir. Kişi aile şirketinde varis olarak bulunuyorsa ya da kendisini üst düzey yöneticiler arasında konumlandırıyorsa, kesinkes bu tür etkinliklerde ‘randevu dahi almakta zorluk çekecekleri’ bu yöneticilerle ve firma sahipleriyle tanışmalılar. “Öz güven derslerde anlatılamaz, tecrübe kitapların içerisindeki kelimelerden koklanamaz” diyorsanız, siz değerli öğrencilerimizi de bir sonraki programa bekleriz.

Kişinin, ulaşmak istediği noktaya giden birisinden nasıl gidileceğini sorması, aklını kullanmasının göstergesidir. Madem bir tecrübe var; ben neden istifade etmeyeyim! Android uygulaması yada İPhone uygulamanızda bir pusula varsa muhtemelen kaybolmazsınız. Madem telefonda icat edilmiş, 118’li numaralar dahi bize yardımcı olabilir. Büyük İskender’in yol göstericisi Aristoteles olduğu bilinirken; ya ‘mentee’ ol ya da ‘mentor’. Bir üçüncüsü zaman ve enerji kaybettirir…25 Şubat ve 7 Mart 2011 tarihleri arasında düzenlendi.

Kariyer Gelişim Programları Muhtemel CV hazırladığınızda, ya da hazır bir CV’yi incelediğinizde eksik olan bir şey gözünüze çarparsa, daha çok zamanınızın olmasını ister ve ‘seminerlere katılsam ve

Uygulamalı Medya Okulu Uygulamalı Medya Okulu, 2 - 28 Nisan 2011 tarihleri arasında düzenlediğimiz ve medya sektöründe çalışmayı düşünen öğrencilerimizden seçtiğimiz ve kontenjan ile sınırlandırdığımız uygulamalı bir eğitim programı. Bu sene Medya Derneği ile yapmış olduğumuz bu etkinlik, Medya Derneği’nin diğer üniversitelerle yaptığı uygulamanın ilki idi. Bizden sonra yapılan bazı programlardan farkımız, öğrencilerimizin çeşitli medya kuruluşlarına giderek, eğitimi uygulamalı olarak yerinde almış olmalarıdır. Böylelikle eğitim; okulun seminer salonlarından çıkarak, basım tesislerine, stüdyolara, yönetim merkezlerine ulaşarak canlı organizmalar haline getirildi. Öğrencilerimizden bazıları aldıkları eğitimin neticesinde Kariyer Merkezi’nin çıkardığı Genç Kariyer dergisine katkıda bulunma şansını da elde etti.

Güz - 2011

91


Girişimcilik Fatih SanatRehberi

Ekonomi mi, tiyatro mu? Tabiki

TİYATRO

Çocukken futbolcu olmayı hayal eden Alper Aykut Yayla, üniversite yıllarında tanıştığı tiyatro sahnelerinde kariyer edinmeyi hedefliyor. 2009’da faaliyete başlayan Fatih Sanat’ın kurucularından olan Yayla, ‘cesaret, sabır, azim ve kararlılıkla kendi geleceğimi kazandım’ diyor. HAZIRLAYANLAR ELBİ ÜSTÜNEL (Elektrik - Elektronik Mühendisliği) CANSU ALAN (Coğrafya)

Ç

ocukluk hayalinde futbolcu olmayı düşleyen Alper Aykut Yayla, Fatih Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünü okurken spor etkinliklerinin dikkatini çektiğini ve ismini yazdırdığını söyledi. O günlerde tiyatro bölümünün de ilgisini çeken Yayla, çocukluk hayali ile tiyatro arasında bir tercih yapmış ve bugün Aydemir Hoca ve Aslınur Güven ile birlikte Fatih Sanat’ı kurarak, tiyatrocu olmuş. 1984 doğumlu Yayla, 7 yaşında ticaret hayatına başladığını ve 9 yaşında kendi tezgahını kurduğunu söyleyerek: “Hayatım boyunca tatil yapmadım özellikle son 2 yıla kadar okul olmadığı zamanlarda babamın dükkanında pazarlamacı olarak çalışmışımdır” şeklinde konuşmasına devam etti. Ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra ailesini ikna ederek tiyatro oyunlarında soluk alan Yayla, 6 aylık süre içinde 45 oyun oyunda rol almış.

92

Güz - 2011

Şu günlerde mezun olduğu bölümden farklı olarak tiyatro oyunlarında sahne alan Alper Aykut Yayla, “Açıksözlülük ve özgüven ile ailemi ikna ettim, cesaret, sabır, azim ve kararlılıkla kendi geleceğimi kazandım” diyor. Çocuklğumda hayalim futbolcu olmaktı Alper Aykut Yayla’nın kampüsten başlayan ve tiyatro sahnelerine doğru kayan kariyer basamaklarını tırmanırken nasıl bir yol izlediğini kendisinden dinleyelim: “Liseyi devlet okulunda, Hacı Hatice Bayraktar Lisesi’nde okudum. Aklımda hiç özel okulda okumak yoktu. Ek tercihlerle son 5 kontenjanıyla girdim. Okula kayıta geldiğimde kayıttakiler bizi bekliyormuş. Çünkü okula en son kayıt olan bendim. 3 yıl üniversiteye hazırlandıktan sonra son öğrenci olarak girmek garipti. İlk sene hazırlık okudum. Çocukluğumdan beri hayalimde futbolcu olmak vardı. Üniversiteye kaza-

nınca okul takımına girerim düşüncesi içindeydim. İlk sene hazırlık yüzünden hiçbir şey anlamadım kulüplere gidemedim. 2. sene oryantasyon programında spor etkinlikleri dikkatimi çekmişti, hemen kaydoldum. İki seçenek arasında kaldım: ya futbol ya tiyatro Kaydımı yaptırırken tiyatro bölümü de gözüme çarptı. Aydemir Gültekin başında duruyordu. Benimde ortaokuldan beri tiyatroya bir hayranlığım var. Lisede tiyatroya gitmeyi planlıyordum ama kısmet olmadı. Burada da kendime iki seçenek sundum ya futbol ya tiyatro. Halı sahaya gittim, uzun uzun baktım futbolcular girip çıkıyor. İçimden ‘Futbola gitsem ne olacak futbolcu olamam yaş ilerliyor ayrıca kiloda aldım. En iyisi tiyatro’ dedim kendi kendime. Böyece tiyatro çalışmalarına katılmaya başladım. İlk günlerde sadece arka sıralara oturup izledim. Oyuncular giriyorlar, çıkıyorlar, eğleniyorlar. Bunlar tam benlikti. Bir iki derken farkettim ki benim bütün günüm tiyatroda geçiyor. İşte o zaman karar vermem gerekiyordu Ekonomiyle olan bağımı iyice koparmıştım. Daha sonra hedefimin ekonomi okumak değil tiyatro olduğunu farkettim. 2. sınıfın başında okulda bir bursluluk sınavı vardı. İşte o zaman karar vermem gerekiyordu. Tiyatroda mı devam etmeliyim, yoksa ekonomi okuyup babamın işini mi devralmalıyım diye düşündüm. Sonra hocalarda yeteneğime ve isteğime destek verince, bu işe daha bir sıkı sarılmaya karar verdim. Sabah 8’de başlayıp akşam 6’ya kadar sadece tiyatro ile uğraşan biri oldum. O günlerde orta düzeyde olsa çalışıp bölümümden mezun olmam gerektiğine karar verdim. Çünkü okulu bırakmayı aileme açıklamam zor olurdu. Her geçen gün sahneye çıkıp, oyunlar sergiledikçe sahne deneyimimiz artmaya başladı ve profesyonelleşmeye başladık. 6 aylık süre içinde 45 oyun oynamışız Fatih Sanat kurulmadan önce 2009 yılında biz üniversiteye bir proje sunduk. Fakat sonra üniversitenin yönetim kadrosu değişti. Bizde reddedilmektense beklemeyi tercih ettik. Bir süre bekledikten sonra Aydemir Hocam, ben ve Aslınur Güven özel tiyatro kurmaya karar verdik. 2009 Temmuz ayında biz Fatih Sanatı kurduk ama hala aklımızda okulda uygulamak istediğimiz proje var. ‘Nasıl kabul ettirebiliriz’ diye düşünüyorduk. Aralık ayına kadar bekledik. Sonra kendi yazdığım ve yönettiğim ilk oyunum Mum Işığı’nı Ümraniye Belediyesi’nde sahneye koyduk. Devamında Gül Devri geldi ve sonra böyle devam etti. 6 aylık süre içinde 45 oyun oynamışız. Bu bizim için çok avantajlıydı. Ve yine kurduğumuz kadroyla yola devam ediyoruz. Ama şimdi işin zor kısmı geliyor. Şimdi bizimle oynayan arkadaşlar mezun olduklarında bizim kadromuza katılmak istiyorlar. Bu da onlar için bizim yaşadığımız zorlukları onlarında yaşaması demek oluyor. Kendi bölümleri de var tiyatroda. Kendi seçimlerini yapacaklar. Biz farklı olanı yapıyoruz, en zor olan yolu

seçtik. Profesyonel bir eğitim almadık zaman içerisinde profesyonelleştik. Ticaret geçmişimin çok köklü olmasının şu anki işime çok faydası var diyebilirim. Fatih Sanat’ın Genel Koordinatörlüğünü yapıyorum, ayrıca kurucusuyum. Özel tiyatroların günümüzdeki durumu belli, ayakta duramıyorlar. Biz bu sıkışıklıkta sanatımızı yapmaya çalışıyoruz. Ben iyi pazarlamacıyımdır, önceden gıda işi yapmışımdır. Bu iş gıda satmaktan çok farklı. Eğer bir suyunuz varsa onu gösterirsin ‘ürünüm bu’ dersin o da alacaksa alır. Tiyatro böyle birşey değil adama oyunumuzu al diyorsun önce bir göreyim diyor. Görmesi içinde oyunu sahnelemeniz gerekiyor. Aslında siz olmayan birşeyi satıyorsunuz. Ama sonrasında bazı şeyler rayına giriyor. Tanınıyorsunuz. Bir ara ayda ortalama 10 gösteri yapmaya başlamıştık. Bu da demek oluyor ki haftada 3 tiyatro. Bu rakam özel bir tiyatro için çok güzel. Çünkü özel tiyatrolar genelde hafta sonları gösteri yaparlar. Biz ayda 10 gösterinin üstüne çıkıyoruz.

Güz - 2011

93


Fatih Sanat

Hayatımın en zor üç ayıydı Temelimde olan ticaret mantığı ve bazı derslerin yararıyla ben sene kaybı yaşamadan okuldan mezun oldum. 2009 yılında diplomayı aldıktan sonra öncelikle ailemi ikna etmem gerekiyordu. Tabi bu hiç kolay olmadı, çok büyük zorluklar yaşadım. Ama bir gün babamı karşıma alıp, ona ne kadar ciddi olduğumdan, bu işi yapmayı ne kadar çok istediğimden, onun işlerinin başındayken mutlu olamayacağımdan, beraber çalışırken koordine olamadığımızdan bahsettim. Onlardan maddi manevi destek istemediğimi sadece bana karşı güleryüzlü olmalarını istedim. Annem benim yanımda olmaya çalışıyordu ama ilerde aç kalıp, işsiz kalacağım düşüncesi vardı. Hayatımın en zor 3 ayıydı. Babam suratıma bakmıyordu ve bunun yanı sıra her mezun olmaya yaklaşan insanlar gibi çeşitli sorular vardı. Kendime güvenim sayesinde sonuna kadar savaştım. Bütün bu dargınlıklardan sonra babam razı oldu. Aramız düzeldi ama hala ‘Nasıl gidiyor, yapabiliyor musun’

94

Güz - 2011

diye soruyor. Yapamam da geri dönerim düşüncesi var. Ama şükür bu sene şehir turları falan bizim işlerimiz de düzeldi. Yaşadığım bu sorunlar genel. Mezun olan her arkadaşın başından bu tarz sıkıntılar geçer. Sabrederek beklemek gerekiyor. Öncelikle hayattan korkmamak gerekiyor. Mezun olunca ne iş yaparım konusu çok düşünülüyor. Ben birazda ticaretle uğraştığım için kendime güvenim vardı. Sonuçta para benim için önemli değil olsaydı buralarda olmazdım. Tek korkum tiyatroyu nasıl devam ettiririm. Hem dekor hem oyun yazma hem pazarlama hem oynama hepsini birden nasıl yaparım endişesi var. Ama ondan da niyetim halis olduğu için beşe bölünsem de yetişmeye çalışıyorum. Bu konuda söyleyeceğim son şey insanların çok düşünüp kafaya takmaması. Çünkü Allah sizi alıp götürüyor, sizin için hayırlı olan yerlere sizi koyuyor. Açıksözlülük ve özgüven ile ailemi ikna ettim, cesaret, sabır, azim ve kararlılıkla kendi geleceğimi kazandım. Ailenin bu konuda

çok büyük önemi var yani onların desteğini alıp ilerlemek önemli. Başlarda babamın bana destek olmaması beni kamçılamıştı. Biri bana yapamazsın dediği zaman o beni daha tetikler. Ayrıca bu hayatta başarısızlıklarda kendi başarısızlığındır. Aslında bunu diyebilmek için bu yolu tercih ettim diyebiliriz. Başarısız olacaksam bile ben yaşamak istiyorum dedim babama. Şu ana dönersek Fatih Sanat’ın piyasadaki yeri ile kalitemiz arasında büyük farklılıklar var. Bizim her türlü alanda oyunlarımız var. Ve çok iyi bir durumda ilerliyoruz. Kadromuz şu an mükemmel ve ayrıca her oyun sonrası kariyerimizi artırmak için birbirimizi eleştiriyoruz ve bunun bize büyük etkisi var. Bunun yanında geleceğe dair çok güzel projelerimiz var. Güzel bir sitcom üstünde çalışıyoruz. Bu durumlar ışığında Fatih Sanat’ın geleceğini parlak görüyoruz. Son olarak tiyatro zor iş ama kişi gerçekten isterse bu sıkıntılara göğüs germeli ve zoru başarmak için yoluna emin adımlarla devam etmelidir.


96

G端z - 2011


GENÇ

GÜZ - 2011

kariyer

www.genckariyer.org

Girişimci parası olan değil; paranın kokusunu alandır S6

Kariyer Rehberi

Kişisel Marka Kişinin Farklılığını Ortaya Çıkarır ve İz Bırakır

S10

Girişimcilik Rehberi Sıfırdan Nasıl Patron Olursunuz?

S36

Akademik Kariyer

Başarıdan Daha Büyük Başarı Yoktur

S39

Eğitim Girişimciliği Öğretmen adaylarına yeni ufuklar


GencKariyer07  

Fatih Üniversitesi Mezunlar ve Kariyer Merkezi GençKariyer Dergisi

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you