Issuu on Google+


TEL: 0.232.444 44 35 FAX: 0.232.436 57 77


MEHMET AKİF ERSOY VE ĠSTĠKLAL MARġININ KABULÜ ÖZEL SAYISI YIL: 2012

İÇİNDEKİLER 1.OKUL MÜDÜRÜMÜZDEN 2.-3.-4. MEHMET AKĠF ERSOY’UN BĠYOGRAFĠSĠ

DERGĠ SAHĠBĠ VE SORUMLUSU

GÖRSEL YÖNETMEN VE TASARIM

7.-8.-9. ĠSTĠKLAL MARġI ĠLE YARIġAN DĠĞER ġĠĠRLER 10. HĠKAYE REHBER ÖĞRETMEN

11. ĠSTĠKLAL MARġININ KABUL EDĠLMESĠ 12. ĠSTĠKLAL MARġI VE MEHMET AKĠF ERSOY HAKKINDA BĠLĠNMEYENLER 13.ĠSTĠKLAL MARġI

YAZI ĠNCELEME KURULU

14.BĠLĠNMEYENLER 15.-16.-17.-18. ġĠĠRLERĠNDEN SEÇMLER 19. FOTOĞRAFLARI

Şubat 2005 tarihli ve 2569 sayılı Tebliğler Dergisinde yayımlanan “İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği”nin 24. Maddesine göre okul müdürlüğünden alınan olurla çıkarılmıştır. Yayınlanan yazılar izinsiz basılamaz ve çoğaltılamaz.

DERGĠ YÖNETIM KURULU

İLETİŞİM BİLGİLERİ ADRES: Egemenlik Mah. 6093 Sokak No:4 Işıkkent Bornova/ İzmir TEL: 0232 436 19 69 FAX: 0232 436 1 9 11 E-POSTA: 964092@meb.k12.tr WEB: www.bornovahgal.k12.tr

KÜNYE

5. MEHMET AKĠF ERSOY’UN GÜZEL SÖZLERĠ

2010-2011 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI HATİCE GÜZELCAN ANADOLU LİSESİ OKUL DERGİSİ


01

OKUL MÜDÜRÜMÜZDEN

Milli Marşımızın yazarı, İstiklal şairimiz Yeni nesillerin onun; vatan sevgisinden, bağımMehmet Akif Ersoy‟un milli mücadeleye verdiği sızlık inancından bilgi ve birikiminden, mücadedestek gönüllerimize taht kurmuştur. le azminden öğrenecekleri ve ders alacakları çok şeyler olduğu bir gerçektir. Fikir ve edebiyat hayatının en müstesna şahsiyetlerinden olan Ersoy, şair ve mütefekkir İstiklal Marşımız şanlı bayrağımızla, Türk kimliğinin yanında, vatanseverliği, mütevazi milletinin kahramanlığıyla bağımsızlık ve hürrihayatı, sağlam karakteri ve samimi duruşuyla yet özgürlüğü ile örtüşmüştür. Bu marşımız milgönüllerde silinmez izler bırakmıştır. letimize mal olmuş büyük bir coşkuyla yıllardır gururla söylüyoruz, duyduğumuz her yerde onu Hayatı boyunca değerli eserler veren Meh- saygıyla heyecanla dinliyoruz. met Akif„in “Çanakkale Şehitlerine ve İstiklal Marşı” gibi ölümsüz şiirleriyle milletin şahlanıBizleri bir araya getiren en önemli değerlerişını, direnişini ve kahramanlığını dile getirerek mizden biri olan “İSTİKLAL MARŞI”mızın moral kazandırmıştır. İçerisinde yaşadığı toplu- kabulünün 91. yıl dönümünde bir arada olmakmu çok iyi tanıması, onların duygu ve anlam tan onurluyuz, gururluyuz. Milli marşımızın dünyasını çok iyi bilmesinden kaynaklanmakta- müstesna yazarı Mehmet Akif Ersoy‟un aziz dır. Bu nedenle onun şiirleri, üzerinden yıllar hatırası önünde saygı ile eğiliyor, rahmetle anıgeçmesine rağmen değerini koruyarak mana ve yoruz. SAYGILARIMLA… ruh dünyamızı zenginleştirmiştir. Mehmet Akif Ersoy gibi milletimize mal olan değerlerin yaşatılması, gelecek kuşaklara tanıtılması tarihi sorumluluğumuzdur.

Hikmet ÖZAY Hatice Güzelcan Anadolu Lisesi Müdürü


BĠYOGRAFĠ

02

Hem nasıl karga?Değil öyle senin bellediğin! Sade bir fuhĢumuz eksikti,evet,Ruslardan... Ġstiklal marĢımızın Ģairi. Türk mil- Onu ikmal ediverdik mi bizimdir meydan.” letinin var olma mücadelesini ta kal- diyerek AvrupalılaĢmayı yanlıĢ anlayanların durumuna endiĢelenir. binin derinlerinde hisseden yüce bir Ģahsiyet. Bir dava adamı. Allaha Onun anlattığı öykülerde gençlerin çıkaracağı çok yürekten iman etmiĢ bir dindar. Mil- dersler,alacağı çok öğütler vardır. Sefahat 1. kitapta “Durmayayım” adlı Ģiirinde ġeyh lete gönülden güvenmiĢ bir duygu Sadi'den bir öykü nakleder.Bu öyküde çölde konakadamı. O bu milletin hürriyeti hak ettiğine Al- lamak isteyen bir kervanın (konak yerine varmadan) neden durmaması gerektiğini zamansız duraklarsa laha inanır gibi inanmıĢtır. “Hakka tabaĢına neler gelebileceğini anlatır.Sadi 'bir maksada pan”Türk milletinin istiklal hakkıdır. Zaten bu milletin gençliği de bekle- varmak istiyorsan yollar tükenmez olsa da yükünü bağla,durmadan yürü,yollarda kalmaktan sakın'der. diği gibi çıkmıĢtır. Der ki: 'Hangi müĢküldür ki himmet olsun asan olmasın? “Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiĢ gerçek. Hangi dehĢettir ki insandan herasan olmasın? ĠĢte çiğnetmedi namusunu. çiğnetmeyecek. “ Vatan mücadelesinde vatanın korunup yüceltilmesin- (Himmet,çaba sarfedilince hangi zorluk kolaylaĢmaz,hangi dehĢetli hal insandan çekinip korkmaz?) de gençlerden çok Ģey bekler bu dönemin büyük Ģairleri devlet adamları.Atatürk büyük nutkunun so- ġiirin sonunda da 'Ey,bütün dünya ve mafiha ayaktayken yatan! nunda gençliğe vazifelerini,zor durumlarda ihtiyacı LeĢ misin davranmıyorsun? Bari Allahtan utan' deniolan kudretin menbaını anlatır.Tevfik Fikret'te bu lir. gençlik Haluk'ta temsil edilmiĢtir.Necip Fazıl'ın da “Meyhane” adlı Ģiirinde içkinin yıktığı ailelere Türk gençliğinden bekledikleri vardır. Mehmet deyinilir gençlik bu illetten uzak durmalıdır. Akif'te de Asım olarak ete kemiğe bürünmüĢtür. “Seyfi Baba” adlı Ģiirinde çok yaĢlı olmasına rağmen Mehmet Akif gençliği hep güçlü kuvvetli hayal çatı aktarırken üĢütüp hastalanan Seyfi Baba'nın ağeder.Genç adam spor yapmalıdır.Ġyi yüzmeli ,iyi zından çalıĢmak gerektiğini Ģu dizelerle anlatır: güreĢçi olmalı vücudunu da güçlü tutmalıdır. “Hadi aktarmıyayım,kim getirir ekmeğimi? Gençlikten ilerleme terakki beklenir. “Terakkinin Oturup kör gibi namerde el açmak iyi mi? Sırrı”eğer Garpta (Batıda)saklı ise gençliğe Ģöyle Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası der: dostunun yüz karası düĢmanının maskarası.” “-Ġnkılabı yolu madem bu yoldur yalınız, Nerdesin hey gidi Berlin !diyerek yollanınız.” Bir an önce geri gelmelerini de ister yalnız.Gidenler için: “Alınız ilmini ENİSE BODUR Garbın,alınız sanatını Veriniz hem de mesainize son süratini.” diye öğütler de verir. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Ancak Avrupa'ya tahsile giden bazı gençler için üzülür Akif:

MEHMET AKĠF ERSOY VE GENÇLĠK

“Al okut ,Avrupa tahsili desinler,gönder, Servetinden bölerek namütenahi para ver; Sonra bir bak ki karga imiĢ beslediğin!


BĠYOGRAFĠ

03

MEHMET AKĠF ERSOYHAYATI Yrd. Doç. Dr. Ekrem AYAN

Ö

zgür ve özgün kiĢiler, sadece kendi sorunlarıyla değil içinde yaĢadıkları toplumun sorunlarıyla yakından ilgilenirler. Toplumun acısı kendi acısı, sevinci kendi sevincidir. Milletin duygu ve düĢüncelerine tercüman olan bu kiĢiler içinden çıktığı toplumla olan bu bağları nedeniyle daha çok sevilmekte, fikir adamı ve yol gösterici olarak benimsenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ġstiklal MarĢı’nın yazarı Mehmet Akif Ersoy da bu önder Ģahsiyetlerden birisidir. Mehmet Akif, milli konular dıĢında sosyal sorumlulukla fukaralığa, yoksulluğa, tembelliğe, kötü alıĢkanlıklara, aile dramlarına da değinmiĢ, manzum eserler yazmıĢtır. Mehmet Akif, 1873 yılı sonunda, Ġstanbul’da Fatih’te Sarıgüzel mahallesinde ailesine ait evde doğmuĢtur. Hicri takvime göre 1290 yılı ġevval ayında olan doğumun miladi takvimde karĢılığı 1873 yılı 22 Kasım-20 Aralık günleri arasına rastlamaktadır. Doğum yeri Ġstanbul olmakla birlikte nüfus kağıdı, daha sonra bir ziyaret için gidilen Bayramiç’te çıkartıldığı için “Bayramiç” olarak kayıtlıdır. Mehmet Akif’in babası Tahir Efendi, oğluna “ebced” hesabıyla doğum yılını gösteren “Ragıyf” )‫(غىف‬adını vermiĢtir. Ev ve mahalle halkı bu ismi anlayamamıĢ ve onu Akif Ģekline dönüĢtürmüĢtür. Fakat Mehmet Akif’in babası onu “Rağıyf” diye çağırmaya devam etmiĢtir.

Suad, Ġbrahim Naim, Emin ve Tahir’dir. Kendisi ve çocukları doğu ve batı dillerinden birini mutlaka bilir ve tercüme ederlerdi. Mehmet Akif babasından, çocukları da Mehmet Akif’ten ders almıĢlardı. Yani babası Akif’in, Akif de çocuklarının hocasıydı aynı zamanda.

E

ğitim Hayatı 1878 yılı ġubat ayı baĢlarında 4 yıl 4 ay 4 günlük olan Mehmet Akif, geleneğe uygun olarak Fatih’te Emir Buhari mahalle mektebine baĢlatıldı. Buraya iki seneye yakın bir süre devam ettikten sonra 1879 yılı sonlarında Fatih Ġbtidaisi’ne (ilkokul) geçmiĢtir. Babası kendisine o yıl Arapça öğretmeye baĢladı. Üç yıllık ilkokulu bitiren Mehmet Akif, 1882 yılında Fatih Merkez RüĢtiyesi’ne (ortaokul) baĢladı. Bu sırada hem babasının Arapça derslerini hem de Fatih Camisinde Farsça dersleri veren Esad Dede’yi takip etmektedir. Türkçe ve Fransızca derslerinde de akranlarından çok ileri olan Mehmet Akif’in dil öğrenme konusunda üstün kabiliyeti olduğu görülüyordu. 1885 yılında üç yıllık ortaokulu bitirince babası meslek seçimini kendisine bırakır. Bunun üzerine 10 gün kadar devam ettiği Mülkiye Mektebi’nden ayrılarak 1889 yılında eğitime baĢlayan Baytarlık Mektebi’ne (veterinerlik) kayıt yaptırır ve 1893 yılında mezun olarak hayata atılır. Mehmet Akif’in eğitim hayatı sırasında karĢılaĢtığı iki felaket vardır. Bunlardan birisi, babasının ölümü ve diğeri ise evlerinin yanmasıdır. Bu iki felaket de 1889 yılında olmuĢtur. Evlerinin yanması üzerine Mehmet Akif’in babasının Prizren’li talebesi Hoca Mustafa Efendi, hocasının yanan evi yerine üç dört odalı bir ev yaptırarak hocasına olan sadakatini ve vefasını gösterir.

M

emuriyet Hayatı 1893 yılında Veterinerlik FakülBabası, Arnavutluk’un Ġpek Kasabası SuĢisa tesini bitiren Mehmet Akif, veKöyünden gelerek Ġstanbul’a yerleĢen Fatih teriner müfettiĢi olarak çalıĢmaMedresesi Hoca Tahir Efendi’dir. Annesi ise ya baĢlamıĢtır. Mehmet Akif, 20 yıl kadar bu Buhara’dan Tokat’a gelmiĢ köklü bir ailenin mesleğini sürdürür ve 1913 yılında kurum mükızı Emine ġerife Hanımdır. Mehmet Akif, dürü Abdullah Efendi’nin haksız yere görevden 1Eylül 1898’de yirmi beĢ yaĢındayken Tophane alınmasına tepkisini göstermek üzere istifa et-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı miĢtir. Vazifesinin merkezi Ġstanbul olmakla Ġsmet Hanımla evlenmiĢtir. Mehmet Akif’in ilk birlikte, dört yıl kadar Rumeli, Anadolu ve Araüçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuĢ, dördün- bistan’ın çeĢitli bölgelerinde görevli olarak docü çocuğu bir buçuk yaĢındayken vefat etmiĢtir. laĢmıĢ, çeĢitli merkezlerde kısa veya uzun süreli Çocuklarının adları sırasıyla; Cemile, Feride, kalmıĢtır. Görevi köylerde hayvan


BĠYOGRAFĠ

04

hastalıklarıyla ilgilenmektir. Bu görevi sayesinde sürekli gezen Ģair, halkı çok yakından tanıma Birinci Dünya SavaĢı’nın Türkiye aleyhine soimkânı bulmuĢtur. nuçlanması, batılı emperyalist ülkelerin Ġslam aleminin bütünlüğünü dağıtmak için birlik ol1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebinde edebi- malarına karıĢlık Müslümanların birbiriyle boyat öğretmeni olarak ders vermeye baĢlar. 1908 ğuĢarak parçalanmaları Mehmet Akif’i çok üzyılında Ġttihad ve Terakki Partisine girer. Aynı müĢtür. Bir ara karamsarlığa kapılan Mehmet yıl hem Sırat-ı Müstakim’de Ģiirler yayınlamaya Akif Osmanlı Cihan Devletinin mağlup olmabaĢlar hem de Ġstanbul Üniversitesinde edebiyat ması için Ģiirler, makaleler yazarak, camilerde derslerine girmek üzere öğretim üyesi olur. vaazlar vererek, halka konuĢmalar yaparak batı 1913 yılında bu görevinden de istifa eder. 1914 emperyalizmine karĢı toplumun mücadele gücüyılında I. Dünya SavaĢı baĢladığında Almanya’- nü artırmaya çalıĢır. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıdaki esir Müslüman askerleri kurtarmak ve fay- ların Ġzmir’e çıkması, ardından Ayvalık’ın alındalı olmak için TeĢkilat-ı Mahsusa’nın seçtiği ması üzerine Mehmet Akif, Ġstanbul’dan derhal heyet içinde Almanya’ya gider. 5 Haziran Balıkesir’e gider ve Zağanos PaĢa Camisinde 1920’de Burdur milletvekili olur ve 21 Mart verdiği vaazla halkı istiklalini korumak için mil1923 tarihine kadar bu görevine devam eder. li mücadeleye teĢvik eder. Bu hareketi yüzünMilletvekilliğinin sona ermesiyle birlikte aileden Darü’l-hikmeti’l-Ġslamiyye azalığından çısiyle birlikte Ġstanbul’a döner. kartılır. ġeyhülislam’ın Anadolu’da baĢlatılan kurtuluĢ mücadelesine karĢı fetva vermesi üzerine Mehmet Akif artık, Ġstanbul’da kalmamaya, Savaş Yılları Mehmet Akif’in doğduğu ve büyüdüğü yıllarda Anadolu’da Mustafa Kemal PaĢa’nın baĢlattığı Osmanlı Ġmparatorluğu 1877’de Rusya ile Milli Mücadele’ye katılmaya karar verir. Kara1895’te Yunanlılarla savaĢa girmiĢtir. deniz’den Ġnebolu yoluyla oğlu Emin ile birlikte Balkan SavaĢlarıyla BalKastamonu’ya oradan da Ankara’ya gelerek kanlar Osmanlı Ġmparator- “Kuva-yı Milliye”’ye katılır. Mehmet Akif, Anluğunun elinden çıkmıĢtır. kara’ya geldikten sonra ülkesini iĢgal eden batılı Ġleriki yıllarda I. Dünya müstevilere karĢı halkı bağımsızlık savaĢına SavaĢı ve KurtuluĢ SavaĢ- katılmak üzere motive ve teĢvik etmek, milli ları neticesinde halk peri- mücadeleye destek vermek için EskiĢehir, BurĢan olmuĢtur. Ġmparatorlu- dur, Sandıklı, Dinar, Antalya, Afyon, Konya ve ğun dağılıĢını, elden çıkıĢı- Kütahya’ya gitmiĢtir. nı gören Mehmet Akif, 30 Ağustos 1922’de Sakarya Meydan Muhabebu durumlar karĢı- resini Türk Ordusunun kazanmasıyla iĢgal kuvsında hiçbir zavetleri Ġstanbul’dan çekilmiĢ, 9 Eylül’de Ġzmir man ümidini yitir- geri alınmıĢ ve Türk ülkesi Anadolu’yu iĢgal memiĢ aksine bu eden Ġngiliz, Fransız, Ġtalyan ve Yunanlılara ateĢli günler onu karĢı verilen mücadelede istiklal savaĢı zaferle güçlendirmiĢ ve sonuçlanmıĢtır. Artık Mehmet Akif’in umutla olgunlaĢtırmıĢtır. beklediği günler artık gelmiĢtir. Memleket kurMehmet Akif’in tulmuĢ, istiklaline kavuĢmuĢtur. Ģiir yazdığı 19081923 yılları idare Mehmet Akif’e, savaĢ yıllarında yapmıĢ olduğu değiĢiklikleri, sa- büyük fedakârlık ve kahramanlıklar nedeniyle vaĢ, bozgun, top- tarih ve fikir adamaları tarafından hiç tereddüt rak kayıpları, iĢgal edilmeden “Ġstiklal SavaĢımızın Manevi Öndeve yeniden dirilme ri” sıfatı verilmiĢtir. yıllarıydı. Mehmet Akif, bu dönemin aktüel olaylarından etkilenir ve etkiler.


05

BĠYOGRAFĠ Mısır

sır’da kaldığı sıkıntı çekmiĢ ve hasta olmuĢtur.

Hayatı ve Hastalığı

Birinci Meclis’in vazifesinin, zaferle son bulması üzerine Ġstanbul’a gelen Mehmet Akif, Abbas Halim PaĢa’nın daveti üzerine 1923 yılında Mısır’a gider. O kıĢı Mısır’da geçirdikten sonra baharda döner. Ertesi yıl Abbas Halim PaĢa’nın davetlisi olarak tekrar Mısır’a giden Mehmet Akif, 1925 yılı sonundaki gidiĢinden sonra on buçuk yıl Kahire’de kalmıĢtır. Mehmet Akif’in Mısır’a yerleĢtiği ilk iki yılda Abbas Halim PaĢa’nın sarayının karĢısında bulunan küçük bir köĢkte misafir olarak kaldığı bilinmektedir. Bundan sonra ailesini yanına getiren Mehmet Akif, Hilvan’ın kenarında, çöl yakınında küçük bir ev tutarak buraya yerleĢmiĢtir. Mızaman zarfında Mehmet Akif, çok fazla maddi

Abbas Halim PaĢa, Mehmet Akif’i geçim derdinden kurtarmayı taahhüt etmiĢ, onun huzur içinde çalıĢmasını ve istediği eserleri yazmasını temin etmek istemiĢti. Mehmet Akif, Mısır’da bulunduğu süre içerisinde Diyanet ĠĢleri BaĢkanlığı tarafından “Kur’an-ı Kerim” tercümesi göreviyle görevlendirilmiĢtir. Altı yedi senesini bu iĢi tamamlamak için çalıĢmıĢtır. Mehmet Akif’in Mısır’daki diğer bir resmi iĢi ise, Mısır Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Türkçe profesörlüğüydü. Haftada iki saat Türk Edebiyatı derslerini anlatan Mehmet Akif, derslerden kalan zamanlarda ise sürekli Kur’an tercümesiyle uğraĢıyordu. Kur’an tercümesini tamamladığı sıralarda siroz hastalığına yakalanan Mehmet Akif, hastalığın önemini birden bire anlayamamıĢ ve bunun hava değiĢimiyle geçeceğini sanarak Lübnan’a gitmiĢtir. Lübnan’da muayenesini yapan doktor, yüksek bir yerde dinlenmesini söyler. Mehmet Akif, Aliye yanında Sukulgarp köyünde bir otele yerleĢir. Burada bir de sıtmaya tutulur. Yurda DönüĢü ve Vefatı Son günlerde hastalığı iyice artan Mehmet Akif Ersoy “Korkuyorum, gurbet ellerde öleceğim. Memleketime gidemeyeceğim. Ġstanbul’u ve dostlarımı çok özledim.”demektedir. Nihayet 1936 yılının Haziran ayında ailesiyle birlikte Ġskenderiye’den bir gemiye biner. Gemi Çanakkale Boğazına geldiğinde Çanakkale’nin tepelerini gören Mehmet Akif çok duygulanır. Bütün anıları gözünde canlanır. 17 Haziran ÇarĢamba günü Ġstanbul’a gelen Mehmet Akif’i rıhtımda, yakınları ile birkaç dostu karĢılar. Abbas Halim PaĢa’nın kızı Emine Abbas Halim Hanımefendinin ısrarı üzerine Mehmet Akif, önce onun Maçka’daki evine misafir olur. Birkaç gün sonra müĢahede için “ġiĢli Sıhhat Yurdu”’na, burada yirmi gün kaldıktan sonra Beyoğlu’nda PaĢa ailesine ait olan Mısır Apartmanında kendisi için hazırlanan bir daire yerleĢir ve emrine bir hastabakıcı verilir. Birkaç hafta sonra Said Halim PaĢa’nın oğlu Halim Bey, Alemdağı’nda kendilerine ait olan Baltacı Çiftliği’nde Mehmet Akif’i rahat ettirecek Ģekilde tedbirler alarak kendisini oraya davet eder. Mehmet Akif bu çiftlikte üç ay kadar kalır. Fakat bitkinliğinin artması ve havaların soğuması üzerine tamamen Mısır Apartmanına yerleĢen Mehmet Akif, 27 Aralık 1936 Pazar günü akĢamı 19.45’te vefat etmiĢtir. Mehmet Akif’in vefatının ilk yıldönümünde herhangi bir anma toplantısı yapılamamıĢtır. Fakat 1938 yılı 27 Aralık tarihinden itibaren her yıl, Türkiye’nin her yerinde çeĢitli vesilelerle anma toplantıları yapılmaktadır. Kendisinin “milletime aittir” dediği “Ġstiklal MarĢı” bütün okullarda her sınıfın ve bütün resmi dairelerin duvarlarını süslemekte, herkes tarafından ezberlenmekte ve her açılıĢ merasiminde söylenmektedir. En önemli eseri olan “Safahat” ise Türkiye’nin en çok basılan ve okunan kitapların baĢında gelmektedir. Türkiye’de hakkında en fazla eser ve makale yazılan, anma toplantıları yapılan Ģair, akademisyen, mütercim ve fikir adamı Akif’tir. 17 Mart 2006 tarihinde Mehmet Akif’in milletvekili olduğu Burdur Ģehrinde Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi kurulmuĢtur. 2011 yılı Mehmet Akif’in vefatının 75. yılı ve Ġstiklal MarĢının kabulünün 90. yılı olması dolayısıyla BaĢbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011 yılı da “Mehmet Akif Ersoy Yılı “ olarak ilan edilmiĢtir.


ARAġTIRMA

06 

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.  Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.  ġehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır. Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.  Ya Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? MahĢerde mi biçarelerin, yoksa felahı?

 ĠnmemiĢtir Kur'an, bunu hakkıyla bilin,Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için. 

24 saatden birini hakka vermeyen insan denilir mi?

MEHMET AKĠF ERSOY'UN SÖYLEDĠĞĠ GÜZEL SÖZLERĠ  Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım. 

Allah bu millete bir daha Ġstiklal MarĢı yazdırtmasın.

Artık ikiyüzlüleri sevmeye baĢladım. Çünkü yaĢadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye baĢladım.

Siz Baytar mısınız ?

Mehmed Akif'in katıldığı paÂtiyi karanlık görerek azmi bırakmak, alçak nelde her soruya ĢaĢırılacak derecede hoĢ bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. cevaplar vermesi üzerine gençlerinden biri, Mehmed Akif'i küçük düĢürmek için:  Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmiĢiz. GelmiĢiz dünyaya milliyet nedir öğ- -Affedersiniz, demiş. Siz baytar mısınız? retmiĢiz. 'Mehmed Akif', hiç istifini bozmadan Ģu ce Budur cihanda en beğendiğim meslek; sövabı verir: zün odun olsun hakikât olsun tek. -Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?  Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaĢam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem… 

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır.


07

ĠSTĠKLAL MARġIMIZ ĠLE YARIġAN ġĠĠRLER

Mehmet Muhsin Efendi

Muhittin Baha Bey Yıllarca altı cephede ateşle kanlara; Türk'ün hilâl-ü dinine düşman olanlara; Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman Yüksek başın eğilmedi bir art cihanlara

Bursa Milletvekili Muhittin Baha Bey Yarışmaya (M) rumuzu ile katılmış, ancak müzakereler esnasında şiirini geri çekmiştir.

Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab. Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab Ey mazi-i havariki bin destan olan; Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan Arslan yürekli ordu; demir giy; silah kuşan! Zira hududu kapladı ateşle kan, duman. Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım - Şitab, Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab! Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah Açtın sema-yi millete pür-nûr bir sabah. Atî bizim... bizim artık vatan, zafer, felah. Ey kahramanlar ordusu; ey yıldırım - Şitab. Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab

Altı bin yıl efendilik yaptın, "Kahraman Türk" idi cihanda adın. Bir ateşten siperdin İslam'a Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın. Ey büyük ünlü milletim ileri! Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri! Düşmanın bir cihansa dostun Hak Hakkın elbette müstakil yaşamak Atıl, ez, vur, senindir istiklâl Ebedî parlasın şu al bayrak... Ey benim şanlı milletim ileri; Ele çiğnetme koş bu ülkeleri!


ĠSTĠKLAL MARġIMIZ ĠLE YARIġAN ġĠĠRLER

08

Ġskender Haki Elemelere kalan ilk altı şiirin şairlerinden biri olan İskender Haki Bey Merzifon İdadisi Hat Muallimi (Merzifon Lisesi Hat Öğretmeni)dir.

Kemalettin Kami "Gurbet Şairi" olarak tanınan Türk Ģair ve siyasetçidir.ġiirleri okul kitaplarına giren, yurt genelinde tanınan bir Ģairdir. VI., VII. ve VIII. dönem TBMM'de milletvekili olarak görev yapmıĢtır.

Ey Müslüman, ey Türk oğlu Açıldı istiklâl yolu Benim bu son günlerimdir, Diyor bize Anadolu. Çek sancağı Türk ordusu Olmaz Türk'ün can korkusu Esarete dayanır mı Türk vatanı, Türk namusu?

Gözyaşına veda et ey güzel Anadolu Hakkını korur elbet Türk'ün bükülmez kolu Cenk ederiz genç koca bugün değil yarın da Yadımız ağladıkça İzmir ezanlarında

Hakk yolunda kan olur dünyalara taşarız Ya şerefle vurulur ya efendi yaşarız Her gün yeni bir hile arkasından satıldık Her gün yeni bir dille yurdumuzdan atıldık Yeter ey Kâbe'mizi elimizden alanlar Alıkoyamaz bizi yolumuzdan yalanlar Hangi alçak el alır el zinciri boynuna Kim Yunan'ı bırakır Türk kızının koynuna

Bu son savaş bize farzdır, Fırsatımız gayet azdır, Muzaffer ol da ey millet Altın ile tarih yazdır. Birleşelim özümüzden, Dönmeyelim sözümüzden, Hem silelim bu lekeyi, Tarihteki yüzümüzden.


09

ĠSTĠKLAL MARġIMIZ ĠLE YARIġAN ġĠĠRLER

A.S YarıĢmaya bu takma isimle Ankara’dan katılmıĢ ve kim olduğu öğrenilmemiĢtir.

Hüseyin Suad Yalçın Hüseyin Cahit Yalçın’ın ağabeyidir. Doktorluğunun yanında şair ve yazardır. Servet-i Fünün Edebiyatına çeşitli eserleriyle katkıda bulunur. Türk'ün evvelce büyük bir pederi Çekti sancağı hilâl-i sehari Kanımızla boyadık bahr ü berri Böyle aldık bu güzel ülkeleri İleri, arş ileri, arş ileri Geri kalsın vatanın kahpeleri Seni ihya için ey nâmı büyük Vatanın uğruna öldük öldük Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük Siper oldu sana dağlar gibi Türk Yürü ey milletin efradı yürü Ak süt emmiş vatan evlâdı yürü Vatan evlâdını kurban edeli Milletin hür yaşamaktır emeli Veremez kimseye bir Çamlıbeli Bağlanır mı acaba Türk'ün eli İleri, arş ileri, arş ileri Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.


HĠKAYE

10

KURTULUġ ġAĠRĠ Kürsüde Hamdullah Suphi vardı.CoĢkuyla okuyordu kurtuluĢ andını.Ve ayakta mebusanlar… Bir tek Mehmet Akif yoktu orada. AlkıĢlar baĢlayınca mahcubiyetinden terk etmiĢti meclisi. Herkesin merak ettiği soru Ģuydu: Mehmet Akif bu siiri nasıl yazmıĢtı? Zifiri karanlık bir Osmanlı gecesiydi. Gökteki tek yıldız gibi parlıyordu Mehmet Akif'in kandili.BakıĢları dalgın elleri titriyordu. Yazmalımıydı bu Ģiiri. Ona yakıĢır mıydı para ödülü için Ģiir yazmak. Ancak Hamdullah Suphi'nin 5 ġubat 1921 günü yazdığı mektupta Ģiiri yazmasını engelleyecek engeller için endiĢe duymamasını bunların halledileceğini okuyunca tam bir kararlılıkla yazmaya baĢladı. Büyük bir sorunu vardı Akif'in. ġiiri yazmak için sadece 2 yaprak kağıdı vardı. Mehmet Akif o sıralarda Taceddin Dergahı'nın bir odasında kalmaktaydı. Kağıdı yetersiz olduğu için Ģiirin bir kısmını duvara yazmıĢtı. Ancak hiçbir zorluk engelleyemedi Mehmet Akif'i. O her Ģeye rağmen yazdı Ġstiklal MarĢımızı. Daha önce çok düĢünmüĢtü. Cepheye gidip vatanı için en önde çarpıĢmayı. O zamanda yapabileceği tek Ģey ölmek olacaktı. Ancak o ölmekten daha önemli Ģeyler yapmalıydı. Kendi göğsündeki vatan sevgisini olabildiğince aĢılamalıydı halka. Her insan onun çeyreği kadar sevseydi vatanını , hiç Ģüphesi olmazdı Mehmet Akif'in. Bu vatan kurtulurdu. ĠĢte bu duygularla yazıldı Ġstiklal MarĢı. Mehmet Akif'i Mehmet Akif yapan mesele MarĢ kabul edilince anlaĢıldı.O zorla kendisine verilen beĢ yüz lirayı ihtiyacı olmasına rağmen Darü'lMesai vakfına bağıĢladı.Ve bu büyük insanın Ģiirine Atatürk'ün de saygı ve beğenisi sonsuzdu bunu Ģu dizelerle dile getirmiĢti ; -Bu marĢın istiklal davamızı anlatıĢı yönünden büyük manası vardır.Benim en beğendiğim parçası da Ģudur: Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Benim bu milletten,daima hatırlamasını istediğim dizeler iĢte bunlardır.

FATMANUR YANIK 10-A


11

ARAġTIRMA ĠSTĠKLAL MARġININ KABUL EDĠLMESĠ

Türkiye’de ilk defa bir milli marĢ yazılması teĢebbüsü, 1920’de Genel Kurmay BaĢkanı Ġsmet Ġnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden Ġsmet Ġnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marĢın yazılmasını, ordu adına teklif etti. YarıĢma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk Ģairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu. YarıĢmaya 724 parça Ģiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marĢ olmaya layık görülmedi. Mehmet Âkif, marĢın mükâfatlı olmasından dolayı müsabakaya katılmamıĢtı.Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi böyle bir marĢın ancak, Safahat nâzımı Ģâir Mehmed Akif tarafından yazılabileceğine inanmıĢ ve 5 ġubat 1337, Milâdî 1921 tarihinde Ģu mektubu kendisine yazmıĢtır. “Pek aziz ve muhterem efendim, İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamaklarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır Zât-i üstadânelerinin matlûb şi‟iri vücûda getirmeleri maksadın husûli için son çâre olarak kalmıştır. Asl endîşenizin icâbettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin Hamdullah SuphiTanrıöver ve tehiç vâsıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar eylerim.” Bu mektubun yazılmasından bir ay bile geçmeden milletin istediği Ġstiklâl MarĢı yazılmıĢ ve kahraman orduya ithaf olunmuĢtu. Mehmet Akif’in Ģiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in Ģiirinin beğenildiği bildirildi Maarif Vekaleti tarafından gönderilen Ġstiklal MarĢı teklifi gündeme alındı. BaĢkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin baĢkanlığındaki toplantıda ele alınan marĢın tab ve tevziine karar verildi MarĢ, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coĢkuyla dinlenen marĢ, sık sık alkıĢlarla kesildi. MarĢın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı Akif’in marĢının oya sunulması kararlaĢtırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” MarĢ teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marĢ, Ġstiklal marĢı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marĢı Safahat’a almadı. Ġstiklal MarĢı’nın kabul edildiği gün 500 lirayı kabul etmeyen Akif’in cebinde arkadaĢından ödünç aldığı 2 lira, sırtında ise yine arkadaĢıyla nöbetleĢe giydikleri bir palto vardı.


BUNLARI BĠLĠYOR MUYDUNUZ?

12

1921 yılında Mehmet Akif Ersoy'un Ġstiklal MarĢı Ģiirinin bestelenmesi için düzenlenen yarıĢmaya 55 eser katılmıĢtır. 55 eserden bugüne 11 beste kalmıĢtır. Kazım Karabekir'in yarıĢmaya katılmayan Türk Yılmaz adlı bestesi de günümüze ulaĢabilmiĢtir. Bu 11 beste beste Rauf Yekta, Ali Rifat Çağatay, Ġsmail Hakkı Aksoy, Halit Lemi Atlı, Ġsmail Zühtü AteĢ, Zati Arca, Ahmet Yekta Madran, Mustafa Sunar, Abdülkadir Töre, Kâzım Uz ve Osman Zeki Üngör'e ait.

Zeki Üngör

Ġstiklâl MarĢı için 500 liralık mükâfat konusunda hakikaten çok hassastı. En büyük endiĢesi, Millî Mücâdele'nin bu destan Ģiirini para için yazdığının zannedilmesiydi. Halbuki Ġstiklâl MarĢı'nı yazdığı günlerde maddî bakımdan fevkalâde sıkıntı çekiyordu. Palto alacak parası bulunmadığından kıĢları ceketle gezdiği, çok soğuk günlerdeyse Meclis'e giderken yakın bir dostunun paltosunu giydiği bilinmektedir.

Mehmet Akif Ersoy

Âkif iki adamı sevmezdi: Avrupa'ya takılıp memleketinin toprağına iğreti basanı, bir de kaĢlarına kadar ġark'a batarak gözü Avrupa'yı görmeyeni. Mithat Cemal'in Âkif'le ilgili Ģu tespiti enteresandır: "Âkif, hayatımın 33 sene sidir. Bu 33 senede o, bir tek defa bayağı olmadı. Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne, denize bakar gibi fe-rahlardım. Sonra 63 senelik hayatını öğrendim; bu ne berrak 63 senedir, siyah ve pis tek bir dakikası yoktur!" Mithat Cemal Kuntay

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım Yırtarım dağları, enginlere sığmaz, taşarım mısralarında Türk milletinin tarihinin bilinen en eski devirlerinden gelen bu değiĢmez karakterine iĢaret vardır. Burada Türklerinde tarihte Ergenekon denilen yerden dağı eritip bulundukları yerden çıkıĢları anlatılır.

Dünyada millî marĢların çoğu, adı duyulmamıĢ veya o milletin edebiyat tarihlerinde önemli yeri olmayan Ģairlerin yazdıklarıdır. Hatta çoğunun edebî değeri zayıftır ve önemi sadece ortaya çıktığı dönemin heyecanlı bir hatırasını taĢımaktan ibarettir. Mehmed Akif ise yalnız Ġstiklâl MarĢı’nın Ģairi olarak değil, hemen bütün Ģiirleriyle zamanında da, günümüzde de en çok tanınan Ģairdir. Safahat’ın bugün, Türkiye’de hiçbir Ģiir kitabının ulaĢamadığı defalarca basımıyla yüz binin çok üzerinde tiraja ulaĢmıĢ olması bunun açık bir delilidir.


13

ĠSTĠKLAL MARġI Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? ġühedâ fıĢkıracak toprağı sıksan, Ģühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Rûhumun senden Ġlahî, Ģudur ancak emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki Ģehâdetleri dinin temeliEbedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taĢım. Her cerîhamdan, Ġlâhî, boĢanıp kanlı yaĢım; FıĢkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'Ģım; O zaman yükselerek arĢa değer belki baĢım!

ĠSTĠKLÂL MARġI -Kahraman OrdumuzaKorkma, sönmez bu Ģafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak! Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu Ģiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal. Ben ezelden beridir hür yaĢadım, hür yaĢarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmıĢ? ġaĢarım! KükremiĢ sel gibiyim, bendimi çiğner, aĢarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taĢarım. Garbın âfâkını sarmıĢsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 'Medeniyet! ' dediğin tek diĢi kalmıĢ canavar? ArkadaĢ, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı! DüĢün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen Ģehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Dalgalan sen de Ģafaklar gibi ey Ģanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaĢamıĢ, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!


BĠLĠNMEYEN YÖNLERĠ

14

S

PORCULUĞU Âkif, gençliğinde deniz yarıĢlarında, yaya koĢularında, atlama müsabakalarında hep birinciliği kazandı. Saatlerce kürek çeker, Boğaz’ı yüzerek geçerdi. O iyi taĢ atardı. Ankara’da bulunduğu zamanlarda tatil günlerini bu gibi idmanlarla geçirirdi. O vakit bile binnisbe daha genç ve daha idmanlı bazı arkadaĢlarına tefevvuk ederdi. Değirmen arkının en geniĢ yerlerinde öyle bir atlayıĢı vardı ki, insan heyecandan bakamazdı

B

ĠR KUSURU Bence Âkif’in ahlakî meziyetleri, insanî vasıfları, Ģiirinden de, malumatından da yüksektir. Âkif’in bir kusuru, bir baĢ belâsı vardı ki, o da sırf “Mefkûresinin adamı olmak”tan ibaretti. ĠĢte onun içindir ki hiçbir yerde barınamamıĢtır. Bunu bir meziyet olarak kabul eden, yahut bu kusurunu hoĢ gören, yahut fikri fikrine uymak itibariyle bu kusurunu nazar-ı itibâra almayan, bu sebeple kendisini himayede bir beis görmeyen bir zâta tesadüf etmeseydi; âkıbeti daha çok hazin olurdu. Çünkü insanlar, hiçbir mefkûre sahibini, hâl-i hayatında takdir edememiĢlerdir

H

AFIZASI Üstad’ın hâfızası Ģâyân-i hayretti. EzberlemiĢ olduğu beyitler, zannetmem ki on binden aĢağı olsun. Herhangi mevzu hakkında bir bahis geçse, Üstad ona dâir birçok beyitler okurdu. Herhangi kasideden bir parça okunsa, altını üstünü tamamlardı. Bütün divanları kimbilir kaç defa tekrar etmiĢti. Yalnız Türk edebiyatında değil, Arabî, Fârisî edebiyatında da böyle idi. Hemen bütün meĢhur kasideler, Ģiirler mahfûzu idi. Herhangi bir kaside, yahut bir rubâi, bir beyit okursanız size onun Ģâirini bile söylerdi. Bunları ne vakit okumuĢ, ne vakit ezberlemiĢ, nasıl ezberlemiĢ... Ġnsan hayretler içinde kalır. Dârülfünûn’da dersine devam edenler Üstad’ın bu müdhiĢ hâfızasını çok iyi bilirler. Üstad ders okuturken eline kitap almazdı. Herhangi bir kasideyi, herhangi bir Ģiiri ezbere tahtaya yazar, yahud yazdırır, sonra onu tahlil ederdi. O münasebetle o mevzua müteallik birçok Ģeyler okurdu. Bir fikri muhtelif Ģâirlerin ne suretle ifâde ettiklerini gösterir, talebesini hayretler içinde bırakırdı. Derste yalnız kendi Ģiirlerini okumaz, kendisinden bahsetmezdi. Onu ayıp telâkki ederdi.

H H

AFIZASI Üstad çok hazırcevaptı. Çok söylemezdi. Fakat sırası gelince de söylememezlik etmezdi. Söylediğinizin hemen cevabını alırdınız. Ya kısa birkaç kelimelik cevap verir, yahud “Fıkra gelsin mi?” der, bir fıkra anlatırdı. Fıkraları o kadar yerli yerinde, o kadar güzel anlatırdı ki meclisdekilerin hepsi dikkat kesilerek dinlerlerdi.

ASSAS OLDUĞU NOKTA Onun müsâmaha etmediği yalnız bir Ģey vardı: O da dîni idi. Büyük Ģâirin gazabına uğramak isteyenler, onun Ģahsına değil, onun eserlerine değil, onun dînine taarruz etmeli idi. O vakit onun aklı, fikri yerinden oynar, artık zabt u rabtı müĢkil bir arslan gibi hasmına saldırmaktan hiç çekinmezdi. ĠĢte Ģiirlerinde onun hücûmuna mâruz kalanlar, onun Ģahsına ve eserlerine değil, onun dînine taarruz edenlerdi.


15

ġĠĠRLERĠNDEN SEÇMELER ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. - Boğamazsın ki! - Hiç olmazsa yanımdan koğarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticânın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?


ġĠĠRLERĠNDEN SEÇMELER ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam, Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak, Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

16 Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi. Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar... Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.


17

ġĠĠRLERĠNDEN SEÇMELER

CENK MARġI Ey sürüden arkaya kalmıĢ yiğit ArkadaĢın gitti haydi sen de git Bak ne diyor ceddi Ģehidin iĢit Haydi git evladım uğurlar ola Haydi git evladım açıktır yolun Zalimlere karĢı bükülmez kolun Bayrağı çek ön safa geçmiĢ bulun Uğurun açık olsun uğurlar ola. EĢele bir yerleri örten karı Ot değil onlar dedenin saçları Dinle Ģehit sesleridir rüzgarı Haydi git evladım uğurlar ola Haydi git evladım açıktır yolun Zalimlere karĢı bükülmez kolun Bayrağı çek on safa geçmiĢ bulun Uğurun açık olsun uğurlar ola Haydi levent asker uğurlar ola Yerleri yırtan sel olup taĢmalı Dağ demeyip taĢ demeyip aĢmalı Sende ki coĢkunluğa er ĢaĢmalı Kahraman askerim uğurlar ola Haydi git evladım açıktır yolun Zalimlere karĢı bükülmez kolun Bayrağı çek ön safa geçmiĢ bulun Haydi levent asker uğurlar ola Haydi git evladım uğurlar ola.

KISSADAN HĠSSE GeçmiĢten adam hisse kaparmıĢ... Ne masal Ģey! BeĢ bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?


ġĠĠRLERĠNDEN SEÇMELER

18 O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun, Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!

Bugün bir yemyeĢil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülĢen, Gezersin hânumânın Ģen, için Ģen, kâinatın Ģen! Hazansız bir zemin isterse, Ģayet ruh-ı serbâzın, Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın. Değil bir kayda, sığmazsın kanatlandın mı eb'ada

Hayatın en muhayyel gayedir âhrara dünyada. Neden öyleyse matemlerle eyyâmın periĢandır, Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruĢandır? Hayır matem senin hakkın değil, matem benim hakkım;

Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım. Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda. Ne hüsrandır ki: ġark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı, Seraba Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı! Hayalimden geçerken Ģimdi, fikrim herc ü merc oldu, Salahaddin-i Eyyubi'lerin, Fatih'lerin yurdu. Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman'ın; Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!

BÜLBÜL

Ne hicrandır ki: en Ģevketli bir mâzi serâb olsun; O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Bütün dünyaya küskündüm, dün akĢam pek bunalmıĢtım:

Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden Yıldırım Hân'ın;

Nihayet bir zaman kırlarda gezmiĢ, köyde kalmıĢtım.

ġenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan'ın!

ġehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıĢtı; Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıĢtı.

Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taĢ taĢ, Sürünsün Ģimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaĢ!

IĢık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiĢ lâl...

Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

YıkılmıĢ hânmânlar yerde iĢkenceyle kıvransın; SerilmiĢ gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Muhitin hali "insaniyet"in timsalidir sandım; Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

DolaĢsın, sonra, Ġslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem... Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

TaĢarken haĢrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sinesinden fıĢkıran memdûd bir feryad. O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coĢturdu: Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi:

Ağaçlar, taĢlar ürpermiĢti, güya Sur-ı mahĢerdi! -Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin. Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?


19

FOTOĞRAFLARI

MEBUSKEN MEHMET AKĠF ġAĠR DOSTLARIYLA

YEMEKTE

EġĠ VE KIZLARI

MEHMET AKĠF’ĠN MISIR’DA KALDIĞI EV

OĞULLARIYLA

HASTA YATAĞINDA SON FOTOĞRAFI

ÇOCUKLARI

MEBUSKEN TORUNUYLA

HĠLVANDA


REKLAM


GENÇ KALEMLER