Page 1

www.hasbahcegazetesi.com

Mayıs 2014

Yıl :1 Sayı : 6

Kentin Kayıp

Çocukları

Milletten idama giden adam: Adnan Menderes Türk Milleti ezanın tekrar aslına uygun olarak okunmaya başladığı gün, yıllar sonra Bilal-i Habeşî’yi dinleyen ve heyecanlanan Medine halkının sevinç ve heyecanını duymuş ve o manevi havayı yaşamıştır. >SAYFA 22

Ak Parti İlçe Başkanı Sami İlhan: Karar veren olun, Siz kendinizi yönetin... Sokakta Yaşayan Çocuklar

Merhamet Eli Uzatılmalı

Yaşadığımız bu devasa metropolün oluşturduğu kaos ortamında ailesini yitirmiş, maddi ve manevi manada yolunu bulamamış, feleğin sillesini yemiş nice insanlar var. Bahanesi ne olursa olsun, bir şekilde sokağa düşmüş, izbelere sığınmış, akrabasıyla bağını çoktan koparmış bu kentin kayıp çocukları.

Kayıp şehrin çocukları her gün söylendiği halde duyulmayan bir kederli şarkı gibi aramızdalar. Gerek halk, gerek sivil toplum kuruluşları, gerek resmi otoriteler tarafından kendilerine bir merhamet eli uzanıncaya kadar da bu hüzünlü şarkı vicdanlarımızı kanatmaya devam edecektir. > SAYFA 4-5

Manisa Soma’da hayatlarını kaybeden madenci kardeşlerimize Allah’tan Rahmet, kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı dileriz.

AK Parti İlçe Başkanı Sami İlhan’la 30 Mart Yerel Seçim sürecinde yaşananları, AK Parti’nin Kağıthane’de almış olduğu sonuçları konuştuk. >SAYFA 28

Yiğitlerin şehri BAYBURT Bayburt; Anadolu Kültür ağacının ilk çekirdeği, ilk beşiği ve ulu çınarın ulu dallarındandır. Ünü Türkiye dışına taşan pek çok devlet, bilim, kültür, gönül ve sanat insanı yetiştiren illerimizdendir. >SAYFA 50


SOMA’DA MEYDANA GELEN MADEN FACiASINDA HAYATINI KAYBEDEN iŞÇiLERiMiZE ALLAH’TAN RAHMET, YARALILARIMIZA ACiL ŞİFALAR DiLiYORUZ

MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN

FAZLI KILIÇ KAĞITHANE BELEDİYE BAŞKANI


Mayıs 2014

3

Yerel Gündem

Herkes kuzusuna sahip çıksın! »Ahmed Akın VARICIER Kağıthane Kaymakamı Ülkemizde son yıllarda artan bir şekilde kendini hissettiren “madde kullanımı” konusunda sağduyulu anne babaların isyanını duymamak mümkün değil. Sokak başlarında, parklarda, olur olmaz yerlerde bazı şeylerin alınıp satıldığını görüyor, işitiyorlar. Bunları satarak çocuklarımızı ve gençlerimizi zehirleyenlerle mücadele etmek, en başta elbette Devletin ve onun polisinin görevidir. Okuldaki öğretmenin, mahalledeki kanaat önderlerinin, komşunun, yakın çevrenin ve tabii ki ailenin de bu mücadelede sorumluluk alması lazımdır. Çocuklarımız ve gençlerimiz neden bu tür insanlara yönelip, bu tür maddeleri denemek ihtiyacı

duyarlar ki? Bir alıcı gözle bakalım bu çocuklara; aileleri ne tür aileler, anne baba ne kadar yavrusunun üzerine titriyor, arkadaşını hiç merak ediyor mu? Derdini, sorununu hiç dinlemiş mi? Dert yanan bazı babalara sordum; “işten güçten vakit bulamıyoruz ” diyenlerin sayısı hiç de az değil. Bu bir mazeret mi? Tabi ki hayır! Bir baba isterse çocuğuna günde on beş dakikasını ayırabilir. Bu süre yeter de artar bile. Sevgili babalar, öncelikle sizlere söylüyorum; bu sorunla mücadelede en temel aktör sizlersiniz. Çocuğunuzu, özellikle ergen yaşa geldiğinde ve onun hemen öncesinde birtakım yanlış hareket ve tutumları nedeniyle hemen

“Anne babadan yoksun çocuklarımız ve gençlerimize toplum olarak kucak açmak zorundayız. Bu, insanlığımızın ve inancımızın gereğidir; günahı da sevabı da hepimizin üzerinedir. ”

yargılamayın; dinleyin, onun kişiliğine saygı duyduğunuzu ve değer verdiğinizi hissettirin. Bunu fark eden çocukta kendine güven duygusu gelişir, ailesine bağlılık pekişir ve iletişime açık hale gelir. Aksi halde, size kapanır ve dışarıya yönelir. Çünkü bu yaşlardaki çocuklarımız, ergenlerimiz emir ve direktiflere ters tepki gösterir ve kendi doğrularına göre hareket ederler. Sonuç olarak; kendisinin ailesi tarafından çıkarsız ve koşulsuz sevildiğini, değer verildiğini idrak eden ergen, kendisini birtakım arayışlara ve olumsuz davranışlara iten akran çevresinden kopmaya başlayacak ve sağlıklı iletişim kurabildiği arkadaş ve akran

Engel Sizsiniz!

ortamına yönelecektir. Şartlara tabi olmayacak, arkadaşını kendisi seçecektir. Aileler, çocuklarının üzerinde baskı oluşturmadan ama kontrolü de elden bırakmadan onlara güvenli ve sağlıklı akran ortamı oluşturmada destek olmalı; spor, sanat, edebiyat gibi kendini ifade edebileceği alanlarda teşvik etmeli, çocuğun bağımsızlaşma sürecine saygı duyarak, bu dönemi sağlıklı bir şekilde yaşamasına katkıda bulunmalıdır. Peki ya anne babadan yoksun çocuklarımız ve gençlerimiz ne olacak? Onlara toplum olarak kucak açmak zorundayız. Bu, insanlığımızın ve inancımızın gereğidir; günahı da sevabı da hepimizin üzerinedir.

Cennet annelerin ayağının altında

İnsanın kalbi engelli olmasın. Zira bizi insan yapan kolumuz bacağımız değil, kalbimizdir. Dünyamızda bulunan 500 Milyon engellinin 10 Milyonu Ülkemizde yaşıyor. Bu da yabana atılır bir rakam değil. Birleşmiş Milletlerin, “Dünya Engelliler Günü” olarak kabul ettiği 03 Aralık, çeşitli etkinliklerle birçok ülkede kutlanmakta. Yurdumuzda da bu vesileyle birçok programlar düzenlenmekte. Türkiye’de her yıl 10-16 Mayıs “Engelliler Haftası” olarak bilinir ve anılır. Günümüzde artık engelliler için birçok atılım ve yenilikler yapılmaya devam ediyor. Ama üzülerek belirtelim ki en büyük sorun erişebilirlik ve ulaşabilirliktir.

% 80’i hala engelliler için uygun değil. Sizlerden ricam bir dakikanızı bizlerin yerine koyup engellerimizi görmeniz. Ülkede o kadar sorun varken, şimdi sırası mı demeden, her gün bir taşın altına elimizi koyarak, bu sorunları hep birlikte çözüme ulaştırabiliriz dedi.

Engelliler haftası münasebetiyle görüş aldığımız Ak Parti Kağıthane Engelliler Komisyonu Başkanı Mesut İncesu, Mimarlarımızın, Mühendislerimizin, Müteahhitlerimiz yaptığı, inşa ettiği binaların hemen hemen

Hasbahçe Gazetesi olarak, Türkiye’nin özel vatandaşları olan engelli vatandaşlarımızın ve yakınlarının Engelliler Haftasını kutlar, geleceğin bugünden daha iyi ve engelsiz olmasını temenni ederiz.

Burada belediyelere çok iş düşüyor diyen İncesu, gelin hep birlikte engelleri ortadan kaldıralım. Bizlere, bu sorunları yaşayan engellilere iş dünyasında fırsat verin. Başarıya ulaşıp birlikte güzel yarınları, Allah fırsat verdikçe yaşayalım dedi.

Kağıthane Belediyesi Gençlik Meclisi “Anneler Günü” kutlama programı ile annelere özel bir akşam düzenledi. Nurtepe Sosyal Tesisleri’nde düzenlenen yemekli programa Kağıthane Kaymakamı A. Akın Varıcıer, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve eşi Fatma Kılıç, Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürü Nail Bölükbaşı, AK Parti Kağıthane Kadın Kolları Başkanı Meryem Karaköse, belediye başkan yardımcıları, birim müdürleri, meclis üyeleri ve Kağıthaneli anneler katıldı. Renkli görüntülere sahne olan programda Aile Fakültesi Annelik Bölümü adına kişiye özel hazırlanan “En İyi Anne” sertifikaları hediye edildi. Gençlik Meclisi üyeleri programa katılan davetlilere sertifikalarını dağıtırken eğlenceli anlar yaşandı.


MANŞET

Dikkat! Çocuğun Çığlığı

Kayıp çocuklar ya da kayıp nesil, son 5060 yıllık çarpık batılılaşmanın ve çarpık kentleşmenin bir sonucudur. Köyden kente plansız, programsız ve başıbozuk göçün getirdiği çarpıklığın da bir bedelidir aynı zamanda. Kimdir bu çocuklar. Sokaklarda ne ararlar? Bu çocuklara baktığımızda; evde dayak yiyen, sonra bu şiddete dayanamayarak sokağa kaçan, burada da suça itilerek yaşayan çocukların olduğunu görmekteyiz. Bu çocuklara sağlık dışı koşullarda çalışan çocukları da eklemek gerekir. Hepsinin ortak özelliği bulundukları yaşın gerektirdiği yaşamı yaşayamamaları ve en çok gereksinmeleri olan ev sıcaklığından, ebeveyn ilgisinden, oyun oynamaktan ve sağlıklı beslenmeden yoksun olmalarıdır. Büyük şehirlere göçen herkes başarılı olamıyor, mutlu ve dengeli bir hayat kuramıyor şüphesiz, kendisinin ve çocuklarının geleceğini garanti altına alamıyor. Hayatın gel-gitleri arasında ne yazık ki kaybedenler de çoğunlukta. Üstelik bu kaybediş eşine, çocuğuna, torununa, hatta yakın akrabasına kadar da yansıyabiliyor. Zaman içinde ölüm, mahpusluk, gurbet, boşanma gibi kader kurgularının da beslediği dramatik hayatlar çıkabiliyor ortaya… Yaşadığımız bu devasa metropolün oluşturduğu kaos ortamında ailesini yitirmiş, maddi ve manevi manada yolunu bulamamış, feleğin sillesini yemiş nice insanlar var. Bahanesi ne olursa olsun, bir şekilde sokağa düşmüş, izbelere sığınmış, akrabasıyla bağını çoktan koparmış “bu kentin kayıp çocukları”… Belki de hayallerini süsleyen nice güzel umutlarını, hayatın üzerlerinde estirdiği nice kasırgalara kurban etmiş umutsuz insanlar. Bir işten, imkândan uzak,

aslında iş yapma becerisini, hayata tutunma aşkını çoktan kaybetmiş bir kimsesizler/sahipsizler ordusu… Sayılarını bilen yok, ihtiyaçlarını bilen yok, kaç tanesi hasta, kaç tanesi sağlıklı, kaçı kötü alışkanlık kurbanı vs. bilen yok. Koca şehrin atar damarlarında o kadar küçük ve kimsesizler ki, esamileri okunmuyor, istatistikleri tutulmuyor… Şairin “verem olmak üretimi düşürür!” deyişindeki çelişki gibi, hayatlarındaki tek sabit adresleri kimsesizler mezarlığı. Kayıp çocuklar ya da kayıp nesil, son 50-60 yıllık çarpık Batılılaşmanın ve çarpık kentleşmenin bir sonucudur. Köyden kente plansız, programsız ve başıbozuk göçün getirdiği çarpıklığın da bir bedelidir aynı zamanda. Geçmişin sayfalarının şöyle bir çevirdiğimizde, tarihimizde böyle bir durumun yaşanmadığını görüyoruz. Evet, kimsesiz çocuklar var olmuştur, ancak bitkilere ve hayvanlara bile şefkat ve merhamet göstermekten çekinmeyen atalarımız, bu kimsesizleri sokağa salmamış, tam tersine bağrına basmıştır. Bu manasıyla kayıp çocuklar/sokak çocukları eskiye değil, Cumhuriyet dönemine özgü bir sorundur. Türk edebiyatında ve Türk sinemasında çokça işlenmiş bir konu olmasına rağmen de maalesef sadra şifa bir çözüme yol açamamıştır. Büyük şehirlerde bir şekilde aidiyetini, kimliğini kaybetmiş gençlerin ve çocukların, yoksulluğun ve yoksunlukların yaşattığı olumsuz duygularla kötü yola düşmelerinin, suça karışmalarının, heba olup gitmelerinin hikâyesidir anlatılan.


Yükseliyor “Sokak yaşantısı olan çocukların topluma kazandırılmaları için yürütülen uygulamaların çocuğun iyi olma halini gerçekleştirme yolunda farklı düzeylerdeki kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde gerçekleştirilmelidir.”

Bu kayıp çocukların her birinin yaşamı; büyük şehirlerin gettolarında, batakhanelerinde, arka sokaklarında yaşanan eksik ve buruk hayatların hikâyesini anlatır. Malını, canını, eşini, çocuğunu şehrin keşmekeşinde yitiren taşra insanının can acıtan, göz yaşartan ve vicdanları sızlatan hikâyeleridir yaşadıkları… Bir sokak köşesinde, bir apartman arasında, trafik ışıklarında, köprü altlarında, üst geçitlerde v.s karşımıza çıkan kentin kayıp çocukları… Kimsiz, kimsesiz, isimsiz sokak çocukları… Şehrin üzerinde kurumuş bir yara kabuğunu andıran ve ahalinin olmadık yerlerde(!) karşısına çıkan bu kayıp çocukların yolu, -acıdırcamilerle, cami cemaatiyle bir türlü

kesişmiyor. Bunu lüks tabir edilen zengin semtler, korunaklı siteler, halkın yeni sığınakları olan AVM’ler takip ediyor. Sokak çocuklarına vebalıymış muamelesi yapılıyor, kimse onlara bir şefkat ve merhamet eli uzatmaya yanaşmıyor. Gittikçe yozlaşan ve kapitalist değerleri benimsemek uğruna merhamet hissini kaybetmeye yüz tutmuş toplumumuzda, insanın içini en çok acıtan ise merhametin ve yardımlaşmanın kalpgahı olması gereken cami ve cemaatin bu muhtaç ve mazlum insanlara arkasını dönmesidir. Bitkiye ve hayvana bile merhamet eden bir medeniyetin mirasçıları olarak bu duruma nasıl geldiğimizi düşünmemiz şarttır. Hala eski camilerin üzerinde yer alan kuş evleri millet olarak merhametimizin ve içine yuvarlandığımız çelişkinin

bir sembolü değil midir? Bu mazlum insanlar kimseyi ilgilendirmediğinden olacak; bir-iki istisna dışında sivil kuruluşların, devlet ve siyaset erkânının da ilgi alanı dışındadır; bu imkân sahibi otoriteler cenahında maalesef ne dertlerini dinleyen var, ne de çözüm arayan… Kayıp şehrin çocukları her gün söylendiği halde duyulmayan bir kederli şarkı gibi aramızdalar. Gerek halk, gerek sivil toplum kuruluşları, gerek resmi otoriteler tarafından kendilerine bir merhamet eli uzanıncaya kadar da bu hüzünlü şarkı vicdanlarımızı kanatmaya devam edecektir…


6

Yerel Gündem “ Evren dışında cumhurbaşkanlarını hep Meclis seçti. Meclisin seçtiği cumhurbaşkanlarının sonuçta halkın iradesini yansıttığı varsayıldı. Varsayıldı da inananı maalesef pek fazla olmadı. ”

Mayıs 2014

Eski Muhtarlara Teşekkür Plaketi

»Ayetullah Coşkun ayetullahcoskun@hasbahcegazetesi.com

Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı Olacak mı? Protokol Cumhurbaşkanı değil, terleyen, koşan, koşturan cumhurbaşkanı istiyoruz… Yerel seçimlerin geride bırakılmasıyla birlikte gözler Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çevrildi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok az bir süre kala Cumhurbaşkanı adayları kimler olacak merak konusu? Herkes Cumhurbaşkanlığı seçimleri için farklı bir teori sunarken Cumhurbaşkanlığı için adaylar belirlenmeye çalışılıyor. Yerel seçimden hemen sonra başlayan iddialar devam ediyor. Siyasilerin birinci gündem maddesi, ilk turu 10 Ağustos’ta yapılacak olan Köşk seçimleri haline geldi. Türkiye yerel seçimleri bitirdi şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlendi. YSK Köşk yarışı için tarihi açıkladı. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 10 Ağustos’ta yapılacak. Birinci turda Cumhurbaşkanı seçilemezse Türkiye bir kez daha sandık başına gidecek ve ikinci turda oy verecek. Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi 24 Ağustos’ta yapılacak. YSK, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili komisyon oluşturdu. Seçimle ilgili düzenlemeleri yapıyor. Yurt dışında 500’den fazla seçmeni olan ülkelerde yaşayan vatandaşlar, Cumhurbaşkanlığı seçimi için 31 Temmuz, 01-03 Ağustos tarihlerinde oy kullanacak. Yurt dışı seçmen çalışmasında oy kullanabilecek ülke

sayısının 60 civarında olduğu öğrenildi. Referandumda yapılan değişiklikle ilk kez Cumhurbaşkanını Meclis değil halk seçecek. Cumhurbaşkanı 5 yıl görev yapacak ve ikinci kez seçilme hakkına sahip olacak. Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği Anayasamızın 101’inci maddesinde düzenlenmiştir. Ancak bu maddedeki TBMM kısmı referandumla değişti. Haliyle artık seçimi TBMM değil halk yapacak. Cumhurbaşkanı Türkiye’de ikinci kez halkın oyuyla seçilecek. Bugüne kadar Evren dışında cumhurbaşkanlarını hep Meclis seçti. Meclisin seçtiği cumhurbaşkanlarının sonuçta halkın iradesini yansıttığı varsayıldı. Varsayıldı da inananı maalesef pek fazla olmadı. Evren, 1982 Anayasası oylamasıyla birlikte halk tarafından seçildi. Karşı propaganda değil, karşı görüş söylemenin yasak olduğu bir seçimle yine bir asker cumhurbaşkanımız oldu. Evren’i halk zorla seçtiği için şimdi ilk kez cumhurbaşkanını gerçekten halk seçecek. Bu bakımdan önemli! Türkiye’nin son 13 yılına kim damgasını vurduysa, son 13 yılda en çok kim çalışmış ve bu ülkeye hizmet etmiş ise, en büyük riskleri kim almış ve en cesur kararları kim vermiş ise ve en önemlisi bu milletin gönül tahtında kim en fazla yer edinmişse o isim cumhurbaşkanlığını hak etmiştir. Bu isim de tartışmasız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Başkan Kılıç eski muhtar Erdur Aşçı, Zeki Uzun ve Necmettin Şen’e görev süreleri boyunca yaptıkları hizmetler için teşekkür plaketi takdim etti. Eski muhtarlara hizmetlerinden dolayı teşekkür eden Başkan Kılıç, “Geçtiğimiz dönem Kağıthane’mizin 19 mahallesinde hizmet veren muhtarlarımız ile birlikte çalıştık. Yeni hizmet dönemimizde 7 muhtarımız değişti. Adaylıktan çekilen

ya da seçimler sonucu görevini yeni dönem çalışma arkadaşlarımıza devreden eski muhtarlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Yeni seçilen bütün muhtarlarımızı da kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” şeklinde konuştu.


8

Yerel Gündem “ Suriye, her geçen gün yeni denklemlerin, menfaat çekişmelerinin, pozisyon kazanma çabalarının odağı haline geliyor. “

»Ahmet ÇAĞAN

Sınırımızdaki Savaş Suriye’de, diktatörlüğe karşı ayaklanan sivillerle, tüm öldürücü araçlarını gözünü kırpmadan kullanan Esed tarafları arasında başlayan çatışmalar üçüncü yılını tamamladı. Dünyaya Arap baharı diye takdim edilen; ama sonuçları itibariyle gerçek bir Arap kışına dönüşen, -Tunus dışında- hiçbir yerde de ülke insanına somut bir netice getirmeyen ayaklanmalar serisi, geçtiği ülkelerin altını üstüne getirdi. 20. yüzyılda oyun kurucular tarafından maharetle çizilen sınırlar, ara ara kaynatılıp karıştırılarak yeni hamlelere uygun vaziyete dönüştürülüyor. Ülkemiz sayıları üç yılda bir milyonu aşan Suriye mültecileriyle, hemen sınırımızın öte yanında kavrulan, herkesin can telaşına düştüğü bir dünyanın varlığını daha derinden fark ediyor. İnsanlar evlerini, topraklarını, işlerini arkalarında bırakarak yalnızca hayatta kalabilmek için bir komşu ülkeye sığınmak zorunda kaldılar. Sebebi olmadığımız ama sonuçlarından mutlaka etkilendiğimiz bir dünya, hem yanı başımızda hem de içimizdedir artık. Başlarda bize çabuk bitecek bir savaş gibi gelen tablo, günler geçip Baas yapısının ne denli ülke kurumlarına egemen olduğu görüldükçe, ellerindeki otoriteyi yitirmemek için kimyasal silahlar dahil her şeyi kullanabilecekleri anlaşılınca, durumun vahameti daha iyi fark edilmeye başlandı. Çatışmanın başında sivillerle Suriye askerleri arasındaki iç savaş, kısa zamanda, bölgede aktif rol almak isteyen devlet ve örgütlerin de katıldığı çok yapılı bir mücadele alanına döndü. Şiilik gayretiyle Hizbullah ve İran, Selefiler adına Ürdün’den Balkan bölgesine kadar geniş bir alandan gelen ve kendilerine mücahit diyen kesimler, birtakım Arap ve Müslüman devletlerce desteklenen Özgür Suriye Ordusu, çatışmada öne çıkan yapılar olarak gözükmekteler. Ülkenin içinde ayrıca kim tarafından koordine edildiği şüpheli IŞİD gibi örgütler de aylık, bazen haftalık olarak farklı saflarda görülmektedir. Türkiye en başından beri, güney sınırında olup bitenlerle ilgili, pragmatik değil vicdanlı ve ilkeli bir tavır ortaya koydu. Herhangi bir mezhebi, fraksiyonu kollamayı düşünmeyen bu ahlaklı tutum, Suriye’de bir an önce kanın durması istikametindeydi. Yüz bin kişiyi aşan vatandaşının kanı hala elinde bulunan Esed yönetiminin, enkaza çevirdiği topraklarda meşru bir idare olarak kalamayacağı gerçeğine dikkati çekmek oldu Türkiye’nin tavrı. Birleşmiş Milletler’deki tüm etkinliğini kullanarak, halkına savaş suçu sayılan gazlarla müdahale eden rejime karşı

Kağıthane’de Yöresel Lezzetler Yarıştı Kağıthane Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen “İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü 38. Turizm Haftası” etkinliklerinde yöresel lezzetler yarıştı.

insanlığı, dünya örgütü şemsiyesi altında müdahale etmeye çağırdı Türkiye. Müdahale artık an meselesi diye düşünülürken, birden Amerika’da rüzgâr tersine döndü, Avrupa’nın da isteksiz bir tavır takınması ve Rusya’nın karşı çıkışı da göz önüne alınarak, müdahaleden vazgeçildi. Gözlemciler, Suriye’de zehirli gazla ölümlerin vuku bulduğunu raporlarında anlatmalarına ve felaketin boyutlarını dikkatlere sunmalarına rağmen, bildiğimiz Batı hiçbirimizi şaşırtmayan refleksleriyle, olup bitenlere yine göz yumdu. Gittikçe tam bir bataklık halini alan Suriye, her geçen gün yeni denklemlerin, menfaat çekişmelerinin, pozisyon kazanma çabalarının odağı haline geliyor. İran, bir taraftan Esed’i destekleyip arkasına Rusya’yı almışken, bölgede Amerika’nın en sadık müttefiki olan Suudi Arabistan, gelişmeleri kaygıyla izleyip kandırıldığını düşünüyor. İran’la olan husumeti çok öncelere varan Suudi’ler, göz göre göre bir Şii blokunun önce Irak’ta Maliki yönetimiyle kurulmuş olmasından tedirgin oldular. Müttefik Amerika’nın gittikçe büyüyen Şiir yapısına karşı pek sesini çıkarmaz tavrı, özellikle ülke topraklarında petrolün yoğun bulunduğu bazı bölgelerde var olan Şiir güçlerini cesaretlendirir endişesi duyuyor Suudi’ler. Mısır’da askeri güçlerin yönetimi devralmasında en önemli destekçi olan Suudi’ler, gittikçe kıstırıldıkları duygusundan kurtulmak için önümüzdeki süreçte her hamleyi yapacağa benziyorlar. Bu arayış dünyada yok sanılan Suudi Arabistan dış politikası denilen yeni bir kavramı da gündemimize sokuyor. Onları, artık geleceğini Amerika’nın tüm menfaatlerini bölgede koruyan ve kollayan bir ülke olmaktan vazgeçip, yeni ittifaklar peşinde, alternatif güçlerle strateji geliştirmeye çalışan bir Suudi ülkesi olarak görürsek hiç şaşırmamalıyız. Süper güçlerin arkasından gelen bölgesel bir güç olan Türkiye’nin elbette etkin bir dış politika takip etmesi, hem aklımızdan hem de gönlümüzden geçmektedir. Bunu yaparken siyaset ölçeğimizin Türkiye’yi doğru tartması fevkalade önemlidir. Mısır’la -velev ki sivil yönetimi devirmiş bir askeri idare iktidarda olsa bile- ipleri koparmaya, Suriye’de daha kaç yıl süreceğini kimsenin bilmediği bir savaşın içine çekilmeye karşı uyanık ve ihtiyatlı olmak zorundayız. Çünkü iç kamuoyunda iktidarın dış siyaset denkleminde hata yapmasını bekleyen nice kokuşmuş ruhlular, çirkin seslerini çıkarmak için tam da böyle bir fırsat bekliyorlar.

Mayıs 2014

Türk mutfağının unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerini ortaya çıkarmak ve bu lezzetlerin yaşatılarak gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla düzenlenen yarışmaya ilgi büyüktü. Ana yemekler, hamur işleri ve tatlı olmak üzere 3 ayrı kategoride düzenlenen yarışma Hasbahçe Mesire Alanı’nda düzenlendi. Yarışmada ana yemekte 8, hamur işinde 4 ve tatlı kategorisinde 4 olmak üzere toplam 16 yarışmacı mücadele etti. Dereceye giren yarışmacılara ödüllerinin takdim edilmesinin ardından konuşan Kağıthane Belediye Başkan Yardımcısı Mevlüt Öztekin, “Bu yıl 38.si düzenlenen

ve Kağıthane Belediyesinin ev sahipliğinde gerçekleşen “Turizm Haftası” kapsamında düzenlenen yemek yarışması etkinliği ile güzel bir gün yaşadık. Geleneksel tatlarımızın unutulmaması ve gelecek kuşaklara aktarılması adına anlamlı olan bu yarışmanın kaybedeni yok. Emekle ve özveriyle yapılan yemekler için tüm yarışmacıları kutluyorum” dedi. Yemek yarışması jüri üyeleri Kağıthane Belediyesi Kadın Meclis Üyesi Nuran Sevinç, Rowena Martınez Ulayan ve Nilgün Tatlı birbirinden lezzetli yemekleri sunum ve lezzet derecelerine göre değerlendirdi. 3 farklı kategoride dereceye giren yarışmacılara ödülleri takdim edilirken, tüm yarışmacılara teşekkür plaketi verildi. Ana yemek dalında Hayriye Eren içli köfte ile birinci, Muhibi Türkçü Kağıt Kebabıyla ikinci, Nejla Tunç Soğan Dolmasıyla üçüncü oldu. Hamur işlerinde Nejla Metinulu Çarşaf Ceviz Böreği ile birinci, Fatma Karahasan Hamsili Ekmek ile ikinci, Gülnur Kurt ise Kastamonu Mantısı ile üçüncü oldu. Tatlılar kategorisinde Esin Kartekin Şekerpare ile birinci, Sema Yeşilyurt Tahinli Kurabiye ile ikinci, Vacide Nişancık Elmalı Tart ile üçüncü oldu.


10

Yerel Gündem

Mayıs 2014

Çocuklarımız bizim Kaymakam Varıcer’den Yeni Muhtarlara Ziyaret geleceğimizdir 23 Nisan etkinlikleri kapsamında, 23-27 Nisan tarihleri arasında Hasbahçe Mesire Alanında “Kağıthane Çocuk Şenlikleri” coşkuyla kutlandı.

Kağıthane Çocuk Şenliği Kaymakamımız A. Akın Varıcıer, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürü Nail Bölükbaşı, Kağıthane İlçe Emniyet Müdürü Mustafa Yolcu, Kağıthane Belediyesi Başkan Yardımcıları Mevlüt Öztekin, Şaban Demirel, Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Sedat Bika ile birlikte çocukların Hasbahçe Mesire Alanından şenlik alanına yürüyüşle başladı. Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürü Nail Bölükbaşı günün anlam ve önemini belirten konuşmasının ardından öğrenciler 23 Nisan için hazırlamış oldukları şiirleri okudular. Dünyada çocuklara armağan edilen ilk bayram olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının öneminden bahseden Kaymakam VARICIER, ”Umutları, heyecanları ve bitmek bilmeyen hayal güçleriyle çocuklarımız bizim

geleceğimizdir. Çalışkan, dürüst ve vicdan sahibi bir neslin yetişmesinde hepimizin omuzlarına düşen sorumluluklar var. Bu anlamlı etkinliğe ev sahipliği yapan başkanımıza çok teşekkür ediyorum ”dedi. Törende konuşan Belediye Başkanı Fazlı KILIÇ ; “Çocuklarımız ve gençlerimiz geleceğin teminatıdır. Hem cumhuriyetin kuruluşunu, ülkenin geleceğini çocuklara emanet ediyoruz hem de çocuklarımızı geleceğe yetiştirmek için her türlü çalışmayı gerçekleştiriyoruz. Sağlık, eğitim, alt yapı çalışmalarını oluşturarak ve güçlendirerek çocuklarımızı en iyi şekilde geleceğe hazırlıyoruz” dedi. Beş gün boyunca şişme oyun grupları ve eğlenceleri, tahta bacak gösterileri, çocuk konserleri, müzikaller ve sahne etkinlikleriyle eğlenen çocuklar, bayramın tadını doyasıya yaşadı.

Kaymakamımız A.Akın VARICIER sırasıyla yeni seçilen Ortabayır Muhtarı Erhan ÖZBAK, Gültepe Muhtarı Bilal DAŞ ve Harmantepe Muhtarı Hüseyin KILIÇ’ı mahalle konaklarında ziyaret etti.

Kaymakamımız A.Akın VARICIER sırasıyla yeni seçilen Ortabayır Muhtarı Erhan ÖZBAK, Gültepe Muhtarı Bilal DAŞ ve Harmantepe Muhtarı Hüseyin KILIÇ’ı mahalle konaklarında ziyaret etti. Muhtarları tebrik eden Kaymakam A.Akın VARICIER muhtarlarımızın mahallelerindeki sorunların çözümünde

yerel yönetimler, kamu kurum ve kuruluşlarının birlik beraberlik içerisinde hareket etmesinin önemli olduğunu, kaymakamlık olarak vatandaşımıza hizmet noktasında muhtarlarımızın yapacakları çalışmalara her zaman destek vereceklerini belirterek muhtarlarımıza başarılar diledi.


12

Şirin Ünal’dan Başkan Fazlı Kılıç’a Ziyaret AK Parti İstanbul Milletvekili Şirin Ünal Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç’ı makamında ziyaret etti.

30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nde Kağıthane Belediye Başkanlığı görevine seçilerek görevine başlayan Başkan Kılıç’ı makamında ziyaret eden Ünal 3. dönem için başarılar diledi. AK Parti’nin yerel seçimlerdeki başarısına değinen Başkan Kılıç, 10 yıllık yönetim tecrübesiyle Kağıthane için hizmet etmeye devam edeceklerini söyledi. Başkan Kılıç, yeni dönemde de ilçe sakinlerinin Kağıthane’nin gelişim ve değişimine tanık olacaklarını ifade etti. İlçe yatırımları hakkında bilgi veren Başkan Kılıç yeni dönem projelerini anlatırken, Kağıthane’nin İstanbul’un tercih edilen ilçelerinden biri olduğunu da sözlerine ekledi. 2014 yerel seçimlerinde AK Parti’nin başarılı sonuçlar elde ettiğini ifade eden Ünal, demokrasinin sandıkta yerini bulduğunu ve milletin yönetime sahip çıktığını söyledi. Yeni dönemde oy oranını arttırarak Kağıthane’ye hizmet etmeye devam eden Başkan Kılıç’ı tebrik eden Ünal, “Seçim sonuçları Kağıthaneliler için hayırlı olsun” dedi.

Siyaset

Saadet Partisi 5. Olağan Kongresini Gerçekleştirdi Saadet Partisinin 5. Olağan Kongresi 04 Mayıs 2014 Pazar günü Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. On binlerce partilinin katıldığı kongre büyük bir heyecan içinde düzenlendi.

Sabahın erken saatlerinde Ankara’ya akın eden on binler kenti adeta Milli Görüş kenti yaptı. Salona sığmayan binlerce kişi ise spor salonun dışında kongreyi takip etti. Saadet Partisi kongreye iki aday ile gitti. Mevcut Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak 700 delegenin desteğiyle yeşil listeyle ve Dr. Fatih Erbakan ise 94 delegenin desteğiyle beyaz liste ile genel başkanlık seçimine gitti. Saadet Partisi Kamalak’la devam dedi 5. Olağan Kongreye Genel Başkan adayı olarak giren Prof. Dr. Mustafa Kamalak, 868 geçerli oyun 656’sını alarak yeniden genel başkanlığa seçildi. Beyaz liste ile seçime giren Dr.Fatih Erbakan ise 212 oy aldı. Sonuçların açıklanmasının ardından yeniden kürsüye gelen Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak biz bu milletin tarihiyiz, aslıyız, inancıyız, umuduyuz. Biz

rakamlara sığmayacak kadar büyük bir davanın mensuplarıyız. Kırılanı onarmak, döküleni toplamak yine bize düşüyor. Bu yüzden en zor şartlarda bile inancımızı, kararlılığımızı asla yitirmedik. Bundan sonra da yitirmeyeceğiz. Bu aziz millete sevgimizden, bu mübarek vatana bağlılığımızdan dolayı, aynı aşk ve aynı heyecanla hizmete devam edeceğiz” şeklinde konuştu. Kongrede delegelere hitaben konuşan Dr. Muhammed Fatih Erbakan “Bu salondan bütün mazlumlara sesleniyoruz, evet kurtulacaksınız. Çünkü Milli Görüş var, Saadet Partisi var. Bu çatının altında yüz binlerce Erbakan var. Bütün bu dertlerin çaresi Türkiye’nin öncülüğünde İslam Birliği’nin kurulmasında ve Hakk’ın üstün tutulduğu yeni bir dünyanın kurulmasındadır. Bunun kurulması için Milli Görüş’ün iktidarı gerekir” dedi.

Mayıs 2014

MHP’nin Yeni İstanbul İl Başkanı belli oldu Seçimlerden sonra siyasi faaliyetlerine ara veren MHP, İstanbul İl Başkanlığına daha önce Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanlığı görevi de yapmış olan ve halen MHP Merkez Yönetim Kurulu üyeliği görevini yürüten İşadamı Mehmet Bülent Karataş’ı getirildi.

30 Mart yerel seçimlerinden sonra MHP Genel Başkan Devlet Bahçeli tarafından İstanbul İl Başkanlığı ve 39 ilçe teşkilatları feshedilmişti. Eski İl başkanı Abdurrahman BAŞKAN, seçimlerdeki başarısızlık sebebiyle İstanbul İl Başkanlığı görevinden istifa etmişti. Mehmet Bülent Karataş İstanbul İl Başkanlığı’na atanmasıyla MYK üyeliği görevini de bırakmış oldu. MHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Bülent Karataş, 39 ilçe teşkilatlarına da yeni atamalar yapılacağını, yeni yönetim kurulu oluşturacaklarını ve daha sonra da MHP Olağan Kongresine gideceklerini dile getirdi.


14

Yerel Gündem

Mayıs 2014

Hasan Balkanas Kimdir?

Haydi Çocuklar Camiye Kağıthane Müftülüğüne bağlı Talatpaşa Ahmet Hatipoğlu Camii “Haydi Çocuklar Camiye” kampanyası başlattı. Vakit namazlarına gelen çocuklara her namazdan sonra puan verilerek, kampanya sonunda en fazla puan toplayan çocuklar değişik hediyelerle ödüllendirilecek. Kağıthane’de bir ilke imza atan Ahmet Hatipoğlu Camii İmamı Ahmet Balkanas ve Cami Müezzini Celalettin Atalay birlikte uyumlu çalışarak 19 Nisan’da üçüncü kampanyayı başlattı. Kampanyaya Talatpaşa Mahallesi ve Kağıthaneliler büyük ilgi gösteriyor. Şuana kadar 182 erkek, 79 kız olmak üzere 261 çocuk ve genç kampanyaya iştirak etmiş bulunuyor. Vakit namazlarına gelen çocuklara her namazdan sonra puan verilerek, kampanya sonunda en fazla puan toplayan çocuklar değişik hediyelerle ödüllendirilecek. “Haydi Çocuklar Kampanyası”nda ilk ikiye giren çocuklar Umre’ye gönderilerek ödüllendirilecek.

Ayrıca kampanyaya katılan tüm çocuklara tablet bilgisayar, bisiklet, küçük altın, saat ve “Sabah Namazına Nasıl Kalkılır” kitabı hediye edilecektir. Kampanya 28 Mayıs 2014 Çarşamba Günü Yatsı Namazında sona erecektir. Ahmet Hatipoğlu Camii İmam-Hatibi Ahmet Balkanas, camimizde normal hizmetlerin dışında da Müezzin Arkadaşımız Celalettin Atalay ile birlikte bazı faaliyetler yapmaya çalışıyoruz. Namaz ile ilgili konferanslar, Mısırlı hafızlarla Kuran Ziyafeti programları, çeşitli yerlere gezi programları, bu sene üçüncüsünü düzenlediğimiz Haydi Çocuklar Camiye kampanyası, haftalık ders (sohbet ve kuran) programları gibi faaliyetlerimiz vardır.

Ahmet Balkanas, “Haydi Çocuklar Camiye” kampanyasında amaçlarının milli ve manevi değerlere sahip çıkan gençliğin temelinin atılmasına katkı sağlamak olduğunu söyledi. Balkanas, geçen sene yaptığımız kampanyada iki kişiyi umreye gönderdiklerini, otuz kişiye de tablet verdiklerini ayrıca kampanyaya katılan herkese “Dinimi Öğreniyorum” kitabı ve saat hediye ettik dedi. Kampanya hakkında bilgi almak isteyen, sponsor olmak veya çocuklara hediye almak isteyen okurlarımız Cami İmam-Hatibiyle irtibata geçebilirler. Hasan BALKANAS Ahmet Hatipoğlu Camii İmamı İrtibat için cep:0535-470-83-67

1967 yılında Adıyaman ili Gerger İlçesinin Çifthisar Köyünde doğdu. ilkokulu köyünden okuduktan sonra bir yıl Siirt’te medresede okudu. 1985 yılında Malatya Yeşilyurt İmam Hatip Lisesini bitirdi. 1986 yılı Haziran ayında İstanbul’un Şile ilçesi Göçe Köyünde İmam-Hatip olarak göreve başladı. Burada beş sene, Kurna Köyünde de dört sene görev yaptı. 1995 Haziran ayından itibaren de Talatpaşa Mahallesi Ahmet Hatipoğlu Camiinde görev yapmaktadır. 1994 yılın da İktisat Fakültesini, 2012 yılında da İlahiyat Yüksek okulunu bitirdi.

Camide çocuk sesi, gürültü değil melek cıvıltısı sayılmalı Çocukluk yıllarında camide azarlanmış kişilerin yetişkin olduğunda camiye karşı sıcaklık hissetmediğini belirten cami imamı Ahmet Balkanas, “Camide kaşları çatık ve kendisine ters davranan biri ile karşılaşan çocuk cami ve din kavramlarını kendi dünyasında kaşları çatık o kişi gibi algılar.” dedi. Yedi yaşından önceki çocukların seslerinin “gürültü” olarak değil, sanki bir “melek” cıvıltısı gibi algılanması gerektiğini, cemaatin bu konuda titiz davranıp çocuklara karşı saygısızlık etmemesi gerektiğini dile getirdi.


SiViL TOPLUM Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın özgürlüğü için yürüyoruz İHH İnsani Yardım Vakfı, Mavi Marmara olayının 4’üncü yılında, 31 Mayıs 2014 Saat: 17.00’da Sultanahmet’ten Sarayburnu’na “Kudüs ve Mescid-i Aksa Yürüyüşü” gerçekleştirecek. İHH İnsani Yardım Vakfı, Mavi Marmara olayının 4’üncü yılında, 31 Mayıs 2014 Saat: 17.00’da Sultanahmet’ten Sarayburnu’na “Kudüs ve Mescid-i Aksa Yürüyüşü” gerçekleştirecek. Gazze Özgürlük Filosu, tek bir insanın bile yardıma muhtaç yaşamak zorunda kalmasını insanlık onuruna aykırı bulduğu için yola çıkmıştır. İsrail’in 31 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirdiği saldırıda şehit olan 9 insani yardım gönüllüsünün ve Mavi Marmara’nın misyonu, İsrail’in unutturma çabalarına rağmen adaletin, barışın, özgürlüğün sembolü olarak tüm dünyayı dolaşmaktadır. Mavi Marmara’nın başlattığı yürüyüş, ezilen halkların özgürlüğü, Kudüs’ü özgürleştirecek büyük yürüyüşün işaret fişeği olmuştur.

dostları ile yürüyoruz. Yürüyoruz çünkü: - Mavi Marmara Kudüs-Filistin mücadelesinin bir parçasıdır. Amacı ablukanın kalkmasıdır. Ablukanın kalkması için sorumluluğumuz devam etmektedir.

Mavi Marmara Şehitlerimizi Rahmetle Anıyoruz... İsrail ise her geçen gün daha büyük maliyetle ve daha da yalnızlaşarak yeni suçlar işlemeye devam etmektedir. Ancak işlediği her insanlık suçu İsrail’i sona yaklaştırmaktadır.

Dördüncü yıldönümünde ve gelinen bu süreçte İHH ve Filo’nun diğer organizatörleri, şehit aileleri, bu gemilere yardım malzemesi verenler ve tüm yolcular, bu misyonun parçası olan siz Filistin

- Barış isteyen halklar İsrail’in karşısındadır. Türkiye halkının tamamı Mavi Marmara’nın tarafında, İsrail’in karşısındadır. Bunun altını bir kez daha çiziyoruz. - Siyonistlere göre İsrail’in amacına uygun tek çözüm “Mavi Marmara’yı tarihten silmek, üzerini örtmek, hafızalardan çıkarmak ve unutturmak”tır. Unutturmayacağız. - Gazze Özgürlük Filosu’nun tüm bileşenleri olarak ve Mavi Marmara’da buluşan tüm cesur, iyi yürekler adına 9 şehidimizi ve 4. yılında hala komada olan Uğur Süleyman Söylemez’i, yeryüzündeki zulme karşı direnen tüm gençleri ve çocukları, şu an dünyadaki tüm kriz bölgelerinde canı pahasına çalışan tüm insani yardım gönüllülerini bir kez daha selamlıyoruz. - Muhtaç olduğumuz birlik, beraberlik ve bütünlük tüm mazlumlara ve mağdurlara umut olacaktır. Bu bağlamda 31 Mayıs 2014 Saat: 17.00’da Sultanahmet Meydanı’nda buluşup Sarayburnu’na Mavi Marmara’nın kalktığı limana yürüyoruz. Kalbi Kudüs ve Mescid-i Aksa için atan herkesi de dünyanın dört bir yanından ve Filistin’den gelecek Filistin dostları ile gerçekleşecek bu yürüyüşe katılmaya davet ediyoruz.


LİDER Kermesine Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş mezarları başında anıldı Büyük İlgi Dernek yararına 01-07 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen kermeste satılan ürünlerin önemli bir kısmı okullarından mezun olan bugünün esnaf ve iş adamlarından tedarik edildi

Mayıs 2010’da İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yardım faaliyetleri kapsamında Afganistan’da yetimhane çalışması hazırlığında bulunan ve geçirdikleri elim bir uçak kazası ile şehit olan Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş kabirleri başında anıldı.

Hayatlarını yardıma muhtaç insanlar yararına vakfeden ve bu yıl şehadetlerinin 4.yıl dönümü olan şehitlerimiz Edirnekapı Şehitliği’nde dualar ile yâd edildi.

Kağıthane İmamHatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği Lider, her yıl olduğu gibi bu yıl da Sanayi Mahallesi Sultan Selim Caddesinde geleneksel kermes etkinliği düzenledi.

Ürünler mezunlardan Bu büyük organizasyonun gerçekleşmesinde başrolü oynayan Lider Genel Sekreteri Celalettin Özoğul gazetemize yapmış olduğu açıklamada: ”Mezun ve mensuplarımız her zaman olduğu gibi

bu projemizde de bizleri mahcup etmedi. Kermese ürün desteği anlamında kapısını çaldığımız mezunlarımız bizi eli boş çevirmedi. Hepsinden Allah razı olsun.” dedi.

Küçük ev aletleri kapış kapış gitti Özoğul ayrıca kermeste giyim, yiyecek ürünleri, küçük ev aletleri gibi ürünlerin büyük ilgi gördüğünü söyledi. LİDER Genel Başkanı Tuncay ÇELİK, kermesimize ilgi gösteren tüm Kağıthanelilere ve kermesimizi ziyarete gelen tüm mezunlarımıza teşekkür ederiz dedi.

Anma törenine çok sayıda İHH çalışanı ile birlikte şehitlerin yakınları da katıldı. Edirnekapı Şehitliği’nde Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan anma programı, şehitler için edilen dualarla son buldu.


SiViL TOPLUM “ Siz ne kadar daha cetvelle çizdiğiniz sınırlara boyun eğeceğimizi zannediyorsunuz? ”

»Sema Gündağ

Zihnimiz, yüreğimiz ve geleceğimiz Tehlike altında (MAKDER) Marmara İlim Fikir ve Kültür Derneği’nin bu ay ki konuğu İlahiyatçı Feyzullah AKYOL ile Kelimeler ve Kavramlar hakkında bir söyleşi gerçekleştirdi.

Küçük Ümmet

Mayıs’ın başında onlarca farklı ülkeden gelen kardeşimizle Taksim’de bir yürüyüş gerçekleştirdik. Toplanılan yere ilk vardığımda gözümü bir müddet o manzaradan alamadım. Kelime-i tevhit bayrağı tutmuş Afrikalılar, Suriyeliler…

Yıllarca empoze edilen ırkçılık yoktu. Ümmet adına toplanıp siyasi parti adına slogan atan yoktu.

Daha sonra yanımıza gelen 6-7 yaşlarındaki Doğu Türkistanlı minikler. Yıllardır hasret kaldığım ümmet tablosunun bir numunesinin içerisindeydim. 90 yıl sonra ilk defa Müminlerin kardeş olduğunu omuz omuza haykırdık. Coşkuya fazla dayanamayıp Suriye bayraklarıyla koşturup slogan atan genç kardeşlerimiz oldu. Turistlerin ve ”yerli yabancıların” garip bakışları arasında yaptığımız haykırışları basın açıklamalarıyla tamamladık.

Orada sadece “İnnemel mü’minine ihvetün” yazılı pankartla kardeşlik denizinde eriyen gençler vardı.

Basın açıklamaları… Her dilden… Türkçe yapıldı, tekbirlerle noktalandı. Kürtçe yapıldı, tekbirlerle noktalandı. İngilizce yapıldı, turistler camlara koştu. Arapça yapıldı doya doya “Amin” denildi.

“İlla da cemaatimin menfaati, illa da cemaatimin menfaati” diyenler hiç yoktu.

O gün yürürken “Allah’ım bu başlangıç olsun. Peygamberimiz (sav)’i yeniden kavuşmamızdan haberdar et, bunun büyük çaplı versiyonunu da bize nasip et.” diye dua ettim. Dualar ve küçük bir ümmetle yaptığımız türlü türlü göndermeler yerlerine ulaşmıştır zannediyorum. “Allahu ekber” diye bağıranların tek bir ağacı dahi incitmeden bitirdiği yürüyüş, medeni geçinenleri utandırmıştır zannediyorum. Birileri bu manzaradan titremiştir zannediyorum. Ve siz! Siz ne kadar daha cetvelle çizdiğiniz sınırlara boyun eğeceğimizi zannediyorsunuz?

Akyol, günümüzde kullandığımız kelimelerin asıllarından mana ve köklerinden uzaklaştırıldığını, medeniyetleri değiştirmenin ve geçmişlerinden uzaklaştırmanın en basit yolu topluma yeni kavramlar sunmak ve var olan kelimelere yeni anlamlar yüklemek olduğunu söyledi. “Kavramlar ve Kelimeler; Kültür, medeniyet ve düşünce sistemleri açısından çok önemlidir. Çünkü onlar, topyekûn bir dünya görüşünün ve bir zihniyetin özlü ifadesidirler. Bundan dolayı, kendi kavramlarını oluşturamamış düşünce ve medeniyetler kalıcı olamazlar.” Kavramlar insan hayatı için çok önemlidir. Toplum mühendis ve mimarları tarafından, bir toplumu asimile edilecekse, başta bu toplumun zihin kodlarıyla oynanmış, kullandığı kavramların içini boşaltmış veya ulusalcılık adı altında yeni kavramlar, sözcükler türetmişlerdir. Cumhuriyetin ilanından sonraki Harf İnkılâbı buna örnek olabilir. Bu zihniyet, toplumun değişiminde en büyük engeli, tarihi süreçte oluşan, ”Din merkezli hayata bakışta” buldu ve bunu açmanın yolunu da, zihniyeti değiştirmede gördü. Yani, kavramlarımız artık, seküler bir zihin algısıyla oluşmaya başladı. Yaşadığımız hayata, kendi kavramlarımızla değil de, bize ait olmayan

zihinle bakma hastalığı, bizi inanç ve hayat çelişkisine düşürdü. Yani, kendimizi “Müslüman” olarak ifade ediyoruz ama yaşadığımız hayat biçimi, hiç de ifademize uygun değil. Gelin kendimizi şöyle bir kaç kavramda sorgulayalım; mesela, “istikbal”, “gelecek” , “yatırım” denildiği zaman, zihnimiz ta nerelere kadar uzanıyor Eğer, ahirete kadar uzanıyorsa, mesele yok. Ama sadece dünyayla sınırlı kalıyorsa, o zaman zihnimiz, yüreğimiz ve geleceğimiz tehlike altında demektir. Feyzullah AKYOL, bu hastalıklı zihin algılamasına, Kuran’dan bir örnek vererek meseleyi kapatmaya çalışalım; “Faiz yiyen kimseler, başka değil, sadece şeytanın dokunarak aklını çeldiği kimse gibi hareket ederler: Çünkü onlar “Alışveriş de faiz gibidir” derler. Oysaki Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.”(Bakara 275) Şimdi, bu zihni anlamaya çalışalım; Bu zihin; kazanca, salt, seküler akılla baktığı için, sadece kâra odaklanmıştır. Yani, zihnindeki kar algılaması “Faizde bir ticarettir” kıyaslamasına götürmüştür. Gerisi mi? Gerisi hiç önemli değildir. Oysa ki Allah; faiz’i (tefeciliği) haram, ticareti ise helal kılmıştır. Evet, hastalık büyük ve yaygın. Nice kurbanlar verdik, bu hastalığa. Ve hala da vermeye devam ediyoruz.


20

Yerel Gündem “ Türk halkının nereye sürüklendiğini yakından incelediğimizde durumun hiçte iç açıcı olmadığını görebiliriz. Dedelerimizin 9.2 çocuk ortalaması bizim jenerasyonda 1.2’dir. “

»Emir Seyyahoğlu

Erkeğin İktidarlık Sorunu Dünyanın en karmaşık aile ilişkilerinin yaşandığı yer Türkiye desem çok abartmış olmam. Üstelik en çok övündüğümüz şeyin aile bağları olduğu gerçeğinin karşısında bunu savunmak biraz cesaret işi. Değişen dünyada Türk halkının nereye sürüklendiğini yakından incelediğimizde durumun hiçte iç açıcı olmadığını görebiliriz. Dedelerimizin 9.2 çocuk ortalaması bizim jenerasyonda 1.2’dir. Boşanma sürekli dikey büyümededir hem de rekor hızında. Kadın mutsuzdur, erkek mutsuzdur. Her iki kesimde ahlaksızlığın pençesindedir. Aile ilişkileri zayıflamıştır. Komşuluk hukuku neredeyse bitmek üzeredir. Kocasını avucunun içinde tutmaya çalışan kadın ve o kadını mutlu etmek için olmadık varyasyonlara giren erkek vardır yenidünyada. Mekanik bir hayat. Ruh iklimimizde asla yeri olmayan karmaşık ve bizi alabildiğince mutsuz eden bir hayat modeli. Dışarıda kalan anne-baba eş-dost kardeş-arkadaş hiç ama hiç önemli değildir. Hesaplı ziyaretler, sembolik gün ve geceler, küçük mutluluk dokunuşları arada bir sabah kahvaltıları, çaylar dedikodular. Eşya övünmeleri, kadın üzerinden yürüyen bir hayat çarkı. Bu örnekleri çoğaltmak ve bu önemli meseleye neşter vurmak çok önemli lakin editörden fırça yemekten bıktım. İş sahası kadının ruhsal ve kadınsı kimliğini ciddi manada yıpratırken işsizlik oranlarında erkek sayısı çoğalmış kadın sayısı azalmıştır. Anne olan kadın, sultan olan kadın, eş olan kadın, yuvanın mihenk taşı olan kadın çetrefilli dünyada kendini aramaktadır ne yaptığını hiç bilmeden ve onu bu sahaya iten erkek, mutlu olacağı kadını aramaktadır dizinin dibini görmeden. Arada kalmışlığın karanlık labirentlerinde çok ciddi buhranlar yaşayan ama yaşadığı şeylere de doğru çözümler üretemeyen bir topluluk haline gelmiştir Türk halkı. Din adamları, eğitmenler, sosyologlar, psikologlar ve devlet bu önemli konuya çözüm üretmeyi bırakın, teşhis koymaktan bile acizdir. Türk halkı bedeni doğulu olan, ruhu batılı normlarla şekillendirilmeye çalışılan bir konumdadır. Hal böyle olunca çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Zina almış başını gitmiştir, boşanmalar, cinayetler, aldatmalar, sapıklıklar, toplu öldürmeler, intiharlar sınırsız bir hal almıştır Bütün bu iktidar çatışmasında yüce Allah ne söylemektedir. Kimi kime niçin emanet etmiştir? Kadın erkek eşit midir? Erkeğin hakları kur’ani manada koruma altında mıdır? Bu soruları çoğaltabiliriz. Hayatımızı doğrudan etkileyen yaşam kalitemizi, sosyal ilişkilerimizi, statümüzü, mutluluğumuzu ve topluma olan sorumluluğumuzu yakından ilgilendiren aile hayatımız neden yerli yerinde değildir? Elbette olmaz. Daha lise çağlarına yeni gelmiş bir kızın başını okşayan baba; kızım ekmeğini eline almalısın, kimseye güvenme, ne olur ne olmaz gibi yersiz yüklemelerle daha körpe yaşlarda

kızını erkeğe düşman hale getirir olmuştur. Anne kızını verirken aman kızım kocana annesine babasına saygılı ol yuvanı bozma demek yerine; ‘kızım sana bir şey derlerse haberim olsun, dayanamazsan çık gel ben sana bakarım’ diyerek kendi kızını gayya kuyusuna doğru çekmektedir. Bir toplumda zina normal hale gelmişse o toplum çökmüştür. Bugün toplumun dinli-dinsiz %70-80 zina yapıyor. Bu toplum ve belamlaşan din adamları zinaya ses çıkarmıyor. Allah’ın helal kıldığı her yönüyle erkeğin lehine olan çok evlilik öcüymüş gibi gösteriliyor. Kuran pozitif ayrımcılığı yaradılışı gereği erkekten yana kullanırken medeni kanun erkeği köleleştirip kadından yana kullanıyor. Peki, ne oluyor kadın mutlu mu? İmkânı artan kadının itirazının artması niye? En ufak bir şeyde kocasını neden terk ediyor kadın. Neden zina çoğalıyor, normalleşiyor, meşrulaşıyor. Neden? Neden? Neden? Allah’ın ayetleri insanların işlerine geldiği şekilde okunuyor. Din insanların arzuladığı şekilde yorumlanıyor. Din adamları TAÇ takmaktan vakit bulup TAŞ yiyebilecekleri hiçbir yoruma girmiyor. Ürküyor, korkuyor, kaçıyor. Vallahi böyle yapanların kaçacak ve yatacak yerleri yok. Yüce Allah: Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. (Nisa 129) Bırakın çok evlilik var mı yok mu tartışmasını. Çok evlilik bal gibide vardır. Erkeğin asla terk etmediği bir şeydir çok evlilik ya da gizli ilişkiyle farklı insanlara yönelme. Bir şekilde erkek kendine verilen yaradılıştan gelen hakkı, ya meşru kullanır (Türk erkekleri hariç) ya da gizlice zinaya yeltenir. İşte burada Allah’ın hükümleri çok açıktır. Başka ayette geçen ikişer, üçer, dörder ayetine girmeye bile gerek görmüyorum. Allah isteseniz de adil olamazsınız diyor. Buradaki önemli nokta Allah’ın kadının ve erkeğin yaradılış formunda olan meyyal yapısını bilmesidir. Birine aşırı meyledipte öbürünü terk etme diyen Allah nasıl olurda başka ayette önünü kesmek ister. Ki ‘eğer adil olmaktan endişe ederseniz bir tanesiyle yetinmeniz sizin için daha hayırlıdır’ ayeti de hiçbir şekilde engelleyici ve hüküm içerikli bir ayet değil iken. Erkeğin hamiyet ruhunu, kadının sığınmacı güdüsünü bir kenara koyup aynileşen ünisex bir toplum üretmek felaketten başka bir sonuç getirmez. Kadını erkekle eşitlemeye çalışmak bir yönüyle kadını erkeğin seviyesine çıkarmak erkeği de kadının seviyesine çekip güçsüzleştirerek hak hukuk anlamında güdükleştirmek bir millet için çöküşün ve yok oluşun kolaylaştırılmasıdır.

Mayıs 2014

Okçuluğun tarihi Hasbahçe’de canlandı “Sadabat Yaz Etkinlikleri” kapsamında Kağıthane Belediyesi geleneksel olarak düzenlediği Okçuluk Yarışması ile Hasbahçe’nin tarihi geleneğini yeniden canlandırdı.

Okçuların yeteneklerini sergilediği etkinliğe Kağıthane Belediyesi geleneksel olarak düzenlediği Okçuluk Yarışması ile Hasbahçe’nin tarihi geleneğini yeniden canlandırdı. Okçuların yeteneklerini sergilediği etkinliğe Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve eşi Fatma Kılıç, 2. Abdulhamit’in torunu Nilhan Osmanoğlu ve eşi, belediye başkan yardımcıları, birim müdürleri ve Kağıthaneliler katıldı. Modern okçuluk gösterileri ile renklenen etkinlikte geleneksel ok atış tekniklerinin teatral olarak canlandırılması beğeni topladı. Asırlar öncesine ait ok atış, savaş ve dövüş teknikleri ile ilgili bilgi aktaran sunumda geleneksel yayların kuruluşu da uygulamalı olarak anlatıldı. Okçuluk

Yarışları’nda ıslık sesi çıkaran oklar, savaş talimleri, kadınların savaşlardaki yeri, geleneksel savaş aleti topuz ve dönemin okçuluk kıyafetleri de tanıtıldı. Açılış konuşmasında Sadabad Yaz Etkinlikleri hakkında bilgi veren Başkan Kılıç, “Ata sporlarına sahip çıktıklarını kaydederek Orta Asya’dan günümüze okçuluk gösterisinin ardından başlayan ok atma yarışlarında kıyasıya bir mücadele yaşandı. İçinde altın bulunan testiyi vurmaya çalışan okçular seyircilere de heyecan dolu anlar yaşattı.” dedi. Eğlenceli anlara sahne olan yarışmada Özgür Göker, içinde altın bulunan testiyi ok ile vurdu. Kupayı almayı hak kazanan Göker, testinin içerisindeki altınların da sahibi oldu.


“yaşanabilir mekanlar inşa ediyoruz”

Şirintepe Mah. Gümüşhane Cad. No: 61-63 Kağıthane / İSTANBUL +90 (212) 282 71 89 +90 (212) 283 67 24 info@kikyapi.com.tr


ONLAR öNDELER Adnan Menderes kimdir ? 1899 yılında Aydın‘ın Koçarlı ilçesi Çakırbeyli köyünde doğdu. İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey ile Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım‘ın oğlu olan Adnan Menderes, bir buçuk yaşında iken annesi Tevfika Hanım’ı ve iki buçuk yaşında babası İbrahim Ethem Bey’i ve beş yaşında kız kardeşi Melike’yi verem hastalığı nedeniyle kaybeder ve babaannesi Fıtnat Hanım tarafından büyütülür. Eğitimine İzmir İttihat ve Terakki İdadisi’nde başlayan Adnan Menderes, Üniversite öncesi eğitimini İzmir Kızılçullu Amerikan Koleji’nde tamamladı. Kolej son sınıf öğrencisi iken 4 Aralık 1916‘da askere alındı, 15 Aralık 1917‘de Zabit Vekili (Asteğmen) rütbesine yükseltildi, Pozantı’da yakalandığı sıtma hastalığı ve aşırı zayıflaması nedeniyle İzmir’deki birliğine geri döner ve 30 Ekim’de terhis olur. Bu sıralarda İzmir işgali yaşanmaktadır. Malta’dan kaçan Ali Paşa’nın Aydın’a geçişine refakat eder. Ali Paşa Adnan Menderes hakkında “Muvazzaf subay olsaydı yetiştirmeye değer bir insan” demiştir. Aydında arkadaşlarıyla Ay Yıldız çetesini kurmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda 6 Ekim 1920‘de yeniden askere alınarak Aydın Askerlik Şubesinde görevlendirildi. 1 Eylül 1921‘de Şube İnzibat Subaylığına atandı. 1 Mart 1922‘de Menderes Bölgesine Komutan Yaveri oldu. Zaferden sonra 1 Eylül 1922‘de Teğmen’liğe yükseltildi. Birinci Kolordu 2. Şube, İstihbarat Şubesinde hizmette bulundu. 1 Ağustos 1923‘te terhis edildi. Adnan Menderes’e Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle Cumhuriyet’in ilanı sonrası İstiklal Madalyası verilmiştir.

Milletten idama giden

Türk Milleti Ezanın tekrar aslına uygun olarak okunmaya başladığı gün, yıllar sonra Bilal-i Habeşî’yi dinleyen ve heyecanlanan Medine halkının sevinç ve heyecanını duymuş ve o manevi havayı yaşamıştır... 12 Ağustos 1930‘da İstanbul‘da Ali Fethi Bey‘in Başkanlığında kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nda politikaya girerek partinin Aydın örgütünü kurdu ve İl Başkanı oldu. Partinin kendini kapatması üzerine siyasi yaşamını CHP‘de sürdürdü. CHP Aydın İl Başkanlığına seçildi. Adnan Menderes‘in siyasi konulardaki kabiliyetini fark eden Atatürk, bir sonraki seçimde milletvekili olmasını sağladı. Böylece Adnan Menderes, 9. Dönem seçimlerinde 33 yaşında TBMM‘ye Aydın Milletvekilliğine seçilerek girmiş, meclisin en genç milletvekillerinden biri olmuştu. Bu arada Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenim görerek 1935 yılında mezun oldu. 10, 11 ve 12. Dönemlerde yine CHP adayı olarak Aydın’dan Milletvekili seçildi. 1945 yılına kadar TBMM‘de komisyon raportörlüğü yapan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümetinin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısını reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte 25 Eylül 1945‘te CHP’den ihraç edildi. Yaşanan ihraçların ardından, Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa

etti. Bu gelişmeler üzerine7 Aralık 1945‘te Demokrat Parti kuruldu. Adnan Menderes, Celal Bayar’dan sonra partinin ikinci adamı konumunda, partinin kurucuları arasındaydı.8. Dönemde DP adayı olarak Kütahya‘dan Milletvekili seçildi. 9. Dönemde İstanbul Milletvekili seçilerek 22 Mayıs 1950‘de 1. (Demokrat Parti o dönem seçimi oylarının %53,5’ini alarak sandıkdan 1. parti olarak çıkmıştı), 9 Mart 1951‘de 2. Menderes Hükümetlerini kurdu. 10. Dönemde yeniden İstanbul Milletvekili seçildi. 17 mayıs 1954‘te 3. Menderes Hükümetini kurdu. 9 Aralık 1955‘te Kabinesini yenilemek

Adnan Menderes’e Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle Cumhuriyet’in ilanı sonrası İstiklal Madalyası verilmiştir.

suretiyle, görevini dönem sonuna kadar sürdürdü. 28 Temmuz 1957‘ye kadar Başbakanlıkla birlikte Milli Müdafaa Bakanlığına da vekalet etti. 11. Dönemde tekrar İstanbul Milletvekili oldu. Beşinci kez Bakanlar Kurulunu kurmaya memur edildi. Türkiye 27 Mayıs 1960 tarihinde cumhuriyet döneminin ilk askeri darbesine tanıklık etti. Ordu içerisinde albaylardan oluşan bir cunta 10 yıllık Demokrat Parti iktidarına son vererek başta Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve diğer hükümet üyeleri, milletvekilleri ve altı yüze yakın Demokrat Partili yöneticiyi tutukladılar. Cunta tutukladığı Demokrat Partilileri Yassıada’da oluşturduğu adına Yüksek Adalet Divanı verdikleri mahkemede anayasayı ihlal suçuyla yargıladılar. Ancak Yassıada’da yaşananlar yargılamanın çok ötesindeydi. Yassıada’ya ayak basar basmaz sanıklar baskı, hakaret, şiddetle karşılaştı.Milli Eğitim Bakanı olarak da görev yapmış Demokrat Partili Rıfkı Salim Burçak adaya çıktığı günü ve karşılaştığı manzarayı daha sonra kaleme aldığı hatıralarında şöyle anlatıyordu: Yassıada’ya çıkışta, genel olarak, bir saldırıya uğramadık. Bazı arkadaşların vapurdan çıkar-


adam: Adnan Menderes Menderesin “ savunma hakkımız kısa kesiliyor” sözlerine “Sizleri buraya tıkan irade böyle istiyor” diyerek karşılık veriyordu. Mahkeme başkanı hemen her sanığa ya hakaret ediyordu ya da ithamlarda bulunuyordu. Hakaretlere dayanamayarak mahkeme başkanına isyan edenler de vardı. Bunlardan biri Tevfik İleri’ydi. Tevfik İleri, “Burada kolaylıkla başımıza oynanıyor. Oynansın, helal olsun, peşinde değiliz. Fakat şeref ve namusumuzla oynanmasın.’ diyordu.

ken de dövülmüş olduklarını sonradan işittim. Bir ara, sıradan azıcık yana kaymış olan Refik Koraltan’ın yanına yaklaşan Yarbay Güryay’ın, elindeki sopa ile Meclis Başkanı’nın böğrüne hırsla dürttüğünü, onu adi ve bayağı bir sözle sıraya soktuğunu ıstırapla gördüm. Soğuk ve rüzgarlı bir gece idi. Akşamdan beri başımızdan geçen bunca olayın tesiri ile Marmara’nın ayazında zangır zangır titriyorduk. Tutuklandıkları andan adaya çıktıkları dakikalara kadar yaşadıkları bu kötü muamele mahkeme kararının açıklandığı 15 Eylül’e kadar sürdü. Hakarete, baskıya dayanamayan 6 kişi mahkeme sürecinde hayatını kaybetti. İntihar teşebbüsünde bulunanlar oldu. Bu şartlarda başlayan Yassıada günleri Yassıada mahkeme sürecinde de devam etti. Tutuklular sayısız mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıyaydılar. Ancak buna rağmen kendilerini savunmalarına bile fırsat verilmiyordu. Mahkeme başkanı Salim Başol,

Adnan Menderes‘in siyasi konulardaki kabiliyetini fark eden Atatürk, bir sonraki seçimde milletvekili olmasını sağladı. Böylece Adnan Menderes, 9. Dönem seçimlerinde 33 yaşında TBMM‘ye Aydın Milletvekilliğine seçilerek girmiştir.

Yassıada’da bu şartlar altında 9 ay boyunca 20’ye yakın davada kendini savunmaya çalışan Demokrat Partililer ile ilgili karar 15 Eylül’de açıklandı. Mahkeme Cumhurbaşkanı Celal Bayar,Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu,Maliye Bakanı Hasan Polatkan, TBMM eski başkanı Refik Koraltan başta olmak üzere 15 sanık hakkında idam kararı verdi. Adnan Menderes idam kararının verildiği gün hastalığı dolayısıyla duruşmaya katılamamıştı. İki gün sonra 17 Eylül sabahı Menderes’in odasına biri profesör iki doktor ve ada komutanı girdi. Doktorlar Menderes’i son kez muayene etti. Bu arada görevli fotoğrafçı da Menderes’in fotoğrafını çekecekti. Ancak Menderes, “Hastayım,kıyafetim düzgün değil. Milletim beni bu halde görmesin diyerek fotoğraf çekilmek istemediğini söyledi. Komutan ise Menderes’e dönerek, “çekilen fotoğraflar eşinize ve çocuklarınıza verilecek” diyerek fotoğrafçıya çekmesi için izin verdi. Menderes’in odasında yaşanan yalnızca bir muayene değildi. Aynı zamanda insanlık dışı olaylar

da yaşanıyordu. Profesör, ‘Prostat muayenesi yapmayı unutmuşuz.’ diyerek birkaç saat sonra asacakları insana işkence yapmayı doktorluğuna ve insanlığına sığdırabiliyordu. Menderes “İstirham ediyorum, yapmayın” diyordu. Odadaki komutan ise Menderes’e “Utanmayın, utanmayın” diye sesleniyordu. Yaşanan bu işkencenin ardından doktor, Menderese, “Efendim sizi hastaneye götüreceğiz” diyecekti. Hastaneden kasıt idam sehpasıydı. Menderes, bir hücumbota bindirilerek Yassıada’dan İmralı adasına götürüldü. Bir gün önce Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan da burada idam edilmişti. Menderes’in bundan haberi yoktu ancak Menderes her şeyi anlamıştı. Artık son yolculuğuna çıkıyordu. Menderes İmralı adasına indikten sonra iki askerin kolları arasında yürümeye başladı. İlk vardığı yer komutanın odası oldu. İdam kararı yüzüne okundu. Menderes’in dilinden “Allah milletimize zeval vermesin” cümlesi döküldü. İdam sehpasına gitmeden önce hoca ile birkaç dakika konuştu. Sonrasında beyaz gömlek giydirildi. İdam sehpasına çıkarıldıktan sonra ailesine ve milletine son sözleri ise şunlar oldu: “Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum...” “Ezanın aslına uygun okunması ile ilgili daha bir çok anıyı okumak isteyenlerin Mustafa Armağan’ın Timaş yayınlarından çıkan Türkçe Ezan ve Menderes adlı kitabını okumalarını tavsiye ederiz.”


24

Aile

» Fzt. Hülya KARAKAŞ Duyu Bütünleme Terapisti

Mayıs 2014

“ Erken dönemde skolyoz belirtilerinin anlaşılması, giysilerle gizlendiği için çok zordur. Özellikle çocukluk döneminde sık görülen eğrilikler, dikkatli anneler sayesinde erken fark edilebilir. ”

Çocuklarda Omurga Eğrilikleri (Skolyoz) Oluşumu Belirtileri ve Tedavisi Skolyozda tanı radyolojik olarak konur. 11 yaş altındaki çocuklarda manyetik rezoans (MR) bütün olarak yapılmaktadır. Hafif derecede skolyozu olan çocuklarımıza günlük yaşamda dikkat etmesi gereken doğru duruşlarlar öğretilir. Özellikle okul çocuklarında oturuş hataları görülebilir. Örneğin sırada her zaman aynı tarafa kaykı-

Omurgamıza arkadan ve önden bakıldığında düz bir hat olarak boyundan bele doğru uzanır. Skolyoz dediğimiz omurga eğriliklerinde bu hat düz olacak şekilde aşağı doğru inmez. Omurgada sırt ve bel bölgesinde sağa ve sola doğru kayma aynı zamanda kendi ekseninde dönme görülebilir. Çok çeşitli oluşum sebepleri var olmakla birlikte genetik yapı ve çocukların gelişimi önemli rol oynar. Erken teşhis konulması, yapılacak tedavinin daha çabuk sonuç vermesini sağlamaktadır. İlerlemiş olan eğriliklerde çocuğun gelişimi ciddi şekilde etkilenmektedir. Skolyoz çok dikkatli gözler tarafından fark edilebilir. Anneler çocuklarına banyo yaptırdıkları sırada ayakta dik pozisyonda dururken arkadan omurgayı gözlemleyip skolyoz belirtileri olup olmadığını kontrol edebilirler. Sırt bölgesinde ağrı var mı? Arkadan gözlendiğinde omuzlar eşit yükseklikte mi? Kürek kemiklerinin herhangi birinde daha fazla çıkıntı var mı? Düz hatta inmesi gereken omurgada sağa ya da sola kayma var mı? Belin

bir tarafında diğer tarafa nazaran daha büyük bir doku kıvrımı var mı? Çocuğunuz yürürken bir bacağı daha kısaymış gibi hissediyor mu sorularından bir tanesi bile evet ise hemen uzmanına başvurulup gerekli tetkikler yaptırılmalıdır. Erken dönemde skolyoz belirtilerinin anlaşılması giysilerle gizlendiği için çok zordur. Özellikle çocukluk döneminde sık görülen eğrilikler dikkatli anneler sayesinde erken fark edilebilir. Kötü gidişli skolyozda eğrilik gittikçe artar ve iç organları da etkileyerek ileride ciddi sorunlara sebep olabilir.

larak oturmak skolyoz artışına sebep olabilmektedir. Erken teşhis edilirse büyük açılı skolyoz egzersiz ve korseleme ile önlenebilir. Eğriliğin şekline ve yönüne göre yapılacak olan germe ve kas kuvvetlendirmeye yönelik skolyoz Egzersizleri çocuğumuza öğretilir ve belli zamanlarda kontrole çağrılır. İleri dereceli olanlarda cerrahi gerektirmektedir.


26

Tarih

Mayıs 2014

“İstanbul mutlak fethedilecektir. O’nu fetheden komutan ne güzel komutan, O’nu fetheden asker ne güzel askerdir.” Hz. Muhammed (S.A.V)

1453 ve yeniden fetih ruhu kilometre uzağa fırlatılabilen 2 ton ağırlığında toplar döktürdü. Ayrıca “Havan topu”nu icad etti.

Yüce Rasülümüzün müjdesi olarak gerçekleşmiş, İstanbul’un Fethi’nin yıldönümünü her yıl aşk ve heyecanla yaşıyoruz. Bu büyük olayı sağlıklı bir şe kilde değerlendirebilmek için, Hicreti, Peygamber Efendimiziin konu ile ilgili müjdesini ve İslam Tarihi’ni çok iyi bilmek gereklidir. Müslüman toplumlar Peygamber Efendimiz’in şu müjdesi ile heyecanlanmışlar ve bu müjdenin muhatabı olmak için harekete geçmişlerdi: “İstanbul mutlak fethedilecektir. O’nu fetheden komutan ne güzel komutan, o’nu fetheden asker ne güzel askerdir.” Sahabe ve Müslümanların içine, şehirler dilberi “İstanbul sevdası” düşmesinin asıl sebebi işte bu müjdedir. Emevîler, Abbasîler, Yıldırım Beyazıt, Musa Çelebi ve II. Murad’ın yaptığı seferler sonuçsuz kalmış ve sıra son kuşatmaya gelmişti. II. Mehmet daha çocuk yaştan itibaren devrinin en seçkin hocalarının elinde yetişmişti. Kalbine “İstanbul Sevdası” daha küçük yaşta düşmüştü. 1451’de babasının ölümü üzerine Padişah oluyor, ilk iş olarak İstanbul’un Fethi’ni programına alıyordu. Çünkü baştan beri Fetih ruhu ile yoğrulmuştu. Bu anlayışla devrinin teknolojisinden faydalanıyor, askerini bu disiplin içinde eğitiyordu. Bizans’ın geçit vermez surlarını yıkabilecek, 1,5

Bu sırada Bizans’ın durumu hiç de iç açıcı değildi. Halk ahlakî ve ekonomik çöküntüden bıkmış, Konstatin’in zulmünden yılmıştı. O kadar ki halk “Hristiyan külahı görmektense, Müslüman sarığı görmek daha iyidir.” diyecek duruma gelmişti. Çünkü o dönemde Osmanlı “Adil bir dünya düzeni” kurmayı başarmış, dünyanın hayranlığını kazanmıştı.

İstanbul’un Fethi, yıkılmaz sanılan Bizans surlarının yıkılabileceğini, “sağlam imanın tekeden bile süt çıkarabileceği” gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Fetih, bir işgal olayı değildir. Kilitli gönüllerin açılması, fetih ile gerçekleşir.

İstanbul’u fethetmekte kararlı olan II. Mehmet tarihin ilk ağır toplarını döktürdü. Karadan ve denizden kuşatılması gereken bu şehir için her türlü tedbiri aldı. “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni.” diyordu. Ölümü göze alacak kadar kararlı alan bir insanın elinden hiçbir şey kurtulamazdı. Öyle de oldu. Fatih, düşmanların hayallerinin bile ulaşamayacağı şeyleri “gerçek” haline getirmişti. Donanmayı bir gecede Dolmabahçe’den Haliç’e indirmeyi başardı. Gemileri gemiden yürüttü. Akşemsettin Hazretleri kısa bir uykuya dalıyor, rüyasında “Ebu Eyyüb el-Ensarî’nin kabri gösteriliyordu. Bu fethin müjdecisiydi. Gece yarısı “Talebesini yeniden çağırıyor, 29 Mayıs sabahı için son hücum emrini veriyordu. Gerçekten bu son hücuma surlar dayanmıyor, İstanbul Osmanlıya teslim oluyordu. Surlara Tevhid Bayrağı’nı dikme şerefi ise ulubatlı

Hasan’ın oluyordu. Fatih, önde hocası Akşemsettin Hazretleri olduğu halde, çoşkulu bir törenle İstanbul’a giriyordu. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatih’i selamlıyor, üzerine çiçekler atarak tebrik ediyorlardı. Başka bir ülkenin tarihinde böyle göz yaşartıcı bir sahneye şahit olabilmek mümkün mü? Çünkü Bizanslılar, Osmanlı’nın zulmetmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Öyle de oldu. Fatih, Bizanslıları dinlerinde serbest bıraktı ve mabedlerine dokunmadı. Millet olarak, genç nesle zafer ve başarılarımızı yeteri kadar anlatabildiğimiz söylenemez. Eğer, Çanakkale, İstanbul, Preveze, Mohaç, Varna gibi zaferlerin birini Batılılar gerçekleştirmiş olsaydı, sırf onun için yüzlerce film yapar, bu başarısını yeni nesle anlata anlata bitiremezdi. Nitekim tarihlerindeki basit direniş örnekleri için bunu uyguluyorlar. Bize düşen ise “Fatih ruhu”nu genç nesle taşımak ve yaşanmaya değer hayatın ne olduğunu göstermek. Zaferlerimizi tanıtalım ki, “gençlerimiz inançları uğrunda fedakarlık yapabilme” zevkini tatsınlar. Kahramanlarımızı tanıtalım ki, her gencimiz “Fatih, Ulubatlı Hasan, Yıldırım, Yavuz, Seyyid Çavuş” olmaya özensin. Fetih bereketiyle, bütün insanlığın yüzü gülsün. Fethin 561. yılını kutluyor, ecdadımızı hayır dualarımızla yad ediyoruz...


RÖPORTAJ

Sami İlhan: Karar veren olu AK Parti İlçe Başkanı Sami İlhan’la 30 Mart Yerel Seçim sürecinde yaşananları, AK Parti’nin Kağıthane’de almış olduğu sonuçları konuştuk… Göreve geldiğinizden bugüne kadar AK Parti oylarında gözle görülür bir yükseliş var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

rakmamış bundan sonra da bırakmayacağına inanıyoruz. Yani yapılan her güzellik, yapılan her hizmet, milletten mutlaka bir karşılık buluyor. Bu seçimlerde de rekor bir karşılık buldu.

Kağıthane’de AK Parti misyonuna uygun, geçmişteki siyasi tecrübe ve birikimlerini en iyi bir şekilde değerlendirebilen oturmuş bir teşkilat yapısı var. Yaklaşık 5,5 yıldır bu görevdeyim. Disiplinle çalışan uyumlu iyi bir yönetim oluşturduk. Genel Merkezimiz, İl Başkanlığımız neyi ön görüyorsa biz bunların hepsini gayet ciddi bir şekilde yerine getirmeye gayret ediyor ve getiriyoruz. Kağıthane AK Parti teşkilatımız, İl Başkanlığınca ve Genel Merkezimizce bir çok yerde çalışmalarıyla, yapmış olduğu icraatlarıyla ve teşkilatlanmasıyla her şeyiyle örnek bir teşkilat olarak gösterilmektedir.

“Kağıthaneli dostlarımıza, sizin vasıtanızla bir kez daha tek tek teşekkür ediyorum. Kağıthaneli vatandaşlarımıza büyük şükran duyuyorum. Allah onlardan razı olsun.”

Bu 5,5 yıl içerisinde girmiş olduğumuz dört seçimden de disiplinli ve gayretli çalışmalar neticesinde de büyük bir başarı elde ettik. Hele hele bu son yerel seçimlerde. Tabi biz bunu yerel seçim diye adlandırıyoruz ama aslında bu 76 milyon insanımızın tabiri caizse kader seçimiydi. Kader seçiminde, şu ana kadar Kağıthane tarihinde hiçbir partinin alamadığı kadar Ak Parti oy aldı. Bundan önce burada belediye başkanlığını kazanmış CHP, RP, FP ve daha sonrasında AK Parti ve Ak Parti’nin 2004-2009 yıllarında kazanmış olduğu belediye başkanlıkları da dahil olmak üzere hiçbir parti şuana kadar yüzde olarak 2014 seçim sonuçları kadar oy almamıştır. AK Parti 2014 seçimlerinde rekor bir oy almıştır. Bu rekor, teşkilat mensuplarımızla, belediye başkanımızla, meclis üyesi adaylarımızla, geçmiş dönem meclis üyelerimizle, kadın ve gençlik teşkilatlarımızla uyumlu ve gayretli bir çalışmanın sonucudur. Millet yaptığımız icraatlarımızı görmüş bir kez daha kadir şinaslığını göstermiştir. Hiçbir zaman yapılanı karşılıksız bı-

Seçim en öncesi başlatılan Hükümeti yıpratma politikalarının asıl amacı çevre ve yolsuzluk iddiaları mıdır? Bu yıpratma çalışması içerisinde bulunan kişiler, gruplar, kesimler veya muhalefet partileri adına ne dersek diyelim… Aslında onlarda öyle bir yolsuzluğun olmadığını biliyorlar. Ama sırf politika olsun diye, sırf siyaset olsun diye bu tür söylemleri ön plana çıkarıyorlar. Sayın başbakanımızın da ifade ettiği gibi “yolsuzlukların olduğu bir ülkede bu kadar yatırım yapılabilir mi? Bu kadar gelişme sağlanabilir mi? 12 yıl gibi bir süre içerisinde Türkiye’nin milli gelirini 230 milyar dolardan 820 milyar dolara çıkarabilir mi?” Çıkarılamaz! Yolsuzluk olan bir ülkede 17 bin km bölünmüş yol yapılamaz. 26 havaalanı sayısı varken 52’ye çıkarılamaz. Hızlı tren yapılamaz. Biz hızlı treni yapmışız, havaalanı sayısını ikiye katlamışız. Milli geliri yükseltmişiz. Havayollarını halkın yolları haline dönüştürmüşüz. Üçüncü Köprü yükseliyor. Oto yollar projemiz devam ediyor. İzmir oto yolu devam ediyor. Marmaray’ı açmışız. Lastikli Araç Tüp Geçidi şuanda başlamış ve inşallah 1-1,5 yıl sonra bitireceğiz. Kendi tankımızı, uçağımızı ve helikopterimizi yapma durumuna gelmişiz. Dolayısıyla kesinlikle yolsuzluk olan bir ülkede bunların hiçbirisi yapılamaz. Yolsuzluk kılıfı altında bu milletin algısı yönetilmeye çalışıldı. Ama millet bunu yutmadı ve gerçekleri gördü.

Millet gerçekleri gördüğü için bir kez daha AK Parti dedi. Bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan dedi.

AK Parti’nin cumhurbaşkanı adayı kim olacak, adayınız belli mi? Cumhurbaşkanı adayımızla ilgili Sayın Başbakanımız ve genel başkanımız Recep Tayyip Erdoğan bir takım istişare çalışmalarını yapıyor. Milletvekillerimizle, il başkanlarımızla, genel merkez delegelerimizle istişarelerini yaptı. Genel merkez delegesi olarak

AK Parti 2014 seçimlerinde rekor bir oy almıştır. Bu rekor teşkilat mensuplarımızla, Belediye Başkanımızla, Meclis üyesi adaylarımızla, geçmiş dönem Meclis üyelerimizle, Kadın ve Gençlik teşkilatlarımızla uyumlu ve gayretli bir çalışmanın sonucudur.


un, Siz kendinizi yönetin... bitmedi. Neticede AK Parti’nin bir Cumhurbaşkanı adayı açıklanacak. Tabi bu Sayın Başbakanımız olabilir, başka birisi olabilir. Ama Ak Parti kimi cumhurbaşkanı adayı olarak gösterirse doğruyu yapmış olacak. Çünkü istişare neticesinde karar veriliyor. İstişareden de doğru bir karar çıkacağını düşünüyorum. Bunun neticesinde teşkilat mensupları olarak bizlere de, Ak Partinin göstereceği adayın birinci turda yüksek bir oyla seçilmesi için çalışmak düşüyor. Teşkilat olarak 30 Mart yerel seçimlerinden hemen sonra cumhurbaşkanı seçim startını hemen verdik. Hazırlıklarımıza başladık ve devam ediyor. İnşallah 10 Ağustos’ta bu millet kendi hür iradesiyle cumhurbaşkanını seçecek. Temennim odur ki ben Milletimize güveniyorum. Ak Parti’nin göstermiş olduğu adayı birinci turda seçecektir.

Ak Parti Teşkilatında yeni projeleriniz var mı? Çalışmalarınız devam ediyor mu?

bizde o istişarelere katıldık. Genel başkanımız ve başbakanımız orda söz almak isteyen her delegeye söz verdi. Hiç sözünü kesmeden sonuna kadar dinledi ve söylenen her sözü not etti. Her fikre değer verdi. Genel merkez delegelerimiz üzerinden bir de anket çalışması yapıldı. Anketin sonucunda ne çıktı onu tam olarak bilemiyorum ama benim orda edindiğim hissiyatım şunu söylüyor. Sayın genel başkanımızı, başbakanımızı genel merkez delegelerimiz cumhurbaşkanı adayımız olarak görmek istiyor. Ama tabi henüz istişareler

Teşkilat olarak bizler her zaman günün şartlarına göre, günün önemine göre çeşitli stratejiler ve projeler geliştiriyoruz. Bunları o gün uygulamaya koyuyoruz. Uygulamanın neticelerini de aldığımızı görüyoruz. Bizim teşkilatımız belli bir disiplin içerisinde belli bir uyum içerisinde çalışıyor. Sonuçta Genel merkezimiz ve İl başkanlığımızdan gelen her talimat Kağıthane teşkilatımızda harfiyen uygulanır ve bu disiplinli çalışmanın neticesinde de karşılığını oy olarak Kağıthane’de çok şükür alıyoruz. Bundan sonra da böyle olacak. Vatandaşın teveccühünü kazanmak için ne yapılması gerekiyorsa onları yapmaya gayret edeceğiz. Geçmiş seçimlerde bizim en önemli projemiz ev sohbetlerimizdi.

Teşkilatımızla yoğun bir şekilde evlerde sohbetler düzenleyerek vatandaşımıza yapmış olduğumuz icraatlarımız anlattık. Bunun karşılığında da seçimleri kazandık. Ev sohbetlerinde yani yüz yüze görüşerek vatandaşlarla istişare ederek Kağıthane’nin geleceğini, ülkenin geleceğini konuşmak çok güzel bir hadise. Çünkü birebir vatandaşı dinliyorsun. Vatandaşın fikride siyasette çok önemlidir. Bu önemli fikirleri birebir alıyoruz ve onların iradeleri doğrultusunda hizmet üretmeye çalışıyoruz ve üretiyoruz. Zaten başarıda buradan gelir. Bundan sonra da vatandaşlarımızın istekleri doğrultusunda projeler üretmeye devam edeceğiz. Hükümetimizin yapması gerekenleri başbakanımız, belediyemizin yapması gerekenleri belediye başkanımız, teşkilatımızın üzerine düşen görevleri de biz gerçekleştireceğiz ve gerçekleştiriyoruz.

Mısır’da yaşanan olaylar, özgürlük hareketleri ve idam kararları için düşüncelerinizi alabilir miyiz? Mısır dost ve kardeş bir ülkemiz. Yaşanan hadiseler gerçekten bizi son derece derinden yaramakta ve son derece üzmektedir. Mısır’da halkın tasvip etmediği ve darbe ile ülkeyi ele geçirmiş gayri resmi iktidarın Mısır halkına uygulamış olduğu zulmü lanetliyorum, kınıyorum. Orda ki idama karar verilen kardeşlerimize o hücre günlerinde sabır diliyorum onlar için dua ediyorum. Allah onların yardımcısı olsun. Mısır’da yaşanan hadiseler geçmişte bizim ülkemizde de yaşandı. Biz o yoldan geçtik. Onların içinde bulunduğu zorlukları çok iyi anlıyoruz. Ama inanıyorum ki sonuçta Mısır halkı galip gelecek. O diktatörlere o darbe ile işbaşına gelenlere, Mısır

halkı sonunda dersini verecektir. Bu uzun bir yolculuktur. Şuan da Mısır’da bir yol kazası meydana gelmiştir. Bu kazada tabi ki ölenler, yaralananlar olmuştur. İnanıyorum ki Mısır halkı yaralarını tekrar saracak, kendi hür iradesiyle seçmiş olduğu cumhurbaşkanına, başbakanına ve milletvekillerine kavuşacaktır. Demokrasi galip gelecektir. Ama zorlu bir süreçtir. Orda ki kardeşlerimize Mısırlı dostlarımıza hem başarı hem de sabır diliyorum.

Hayatınızın önemli bir bölümü siyasette hemhal olarak geçen biri olarak gençlerimize tavsiyeniz nelerdir? Siyaset zaman zaman itibarsızlaştırılmaya çalışılsa bile gerçekten çok önemlidir. Siyasetin ülke yönetiminde ve insan yönetiminde çok büyük bir yeri vardır. Çünkü bizler siyasetin içersinde yer almaz uzak durur isek, sonuçta bu siyasetin almış olduğu kararlar gelir bizi bulur. Biz siyasete bulaşmazsak, siyaset gelir bize bulaşır. Ülkemiz ve milletimiz adına güzel işler, güzel hizmetler olarak ne yapabilirim diyen ve içinde milletine hizmet arzusu, aşkı olan gençlerimizin mutlaka siyasette yer alması gerekir. Siyasette içinden geçen o hizmetleri, arzuları uygulama fırsatı bulur. Bizler milletimiz adına daha iyi hizmetler yapabileceğimizi düşündüğümüz için bugün siyasetin içindeyiz. Ak Parti’li siyasiler olarak halkımıza iyi hizmet ettiğimizi biliyoruz. Bunun ölçüsü nedir derseniz, bunun ölçüsü sandıktır, millettir. Ak Parti siyasi şemsiyesi altında gençlerimizin de özellikle yer almasını istiyoruz ve davet ediyoruz. Değerli gençlerimiz gelin siyasete girin, karar veren olun… Siz karar verin, siz kendinizi yönetin…


MiLLi KAHRAMANLAR

Dillere Destan Bir Şehit Şerife Bacı Anadolu; geçmişinden bugüne millî duyguları yoğun yaşayan insanların ülkesi olmuş, gerek erkeği, gerekse kadınıyla hep aynı duygu ve inancı yüklenmiştir. Erkeği cephede dini, vatanı ve namusu için çarpışırken, analar boş durmamış, bu büyük mücadeleye tepkisiz kalmamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın cepheleri genişledikçe cephane ihtiyacı artıyor, cephelerden Milli Savunma Bakanlığı’na, kumandanların gözyaşları ile yazılmış acı telgraflar çekiliyor, yalvaran dille yazılmış cephane talepleri birbirini kovalıyordu. Bu arada İstanbul’da, düşman işgali altındaki depolardan kaçırılan silâh ve cephane, geceleri motorlarla İnebolu’ya çıkarılıyor, sonra da Kastamonu üzerinden Ankara’ya gönderiliyordu. Şerife Bacı’yı 16 yaşında evlendirmişlerdi. Altı ay sonra da Çanakkale’den kocasının ölüm tezkeresi geldi. Kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu. ‘Bu tazeliğiyle yapayalnız durması yakışık almaz’ diyen köyün yaşlıları, onu sakata ayrılmış bir asker gazisiyle, Topal Yusuf’la evlendirdiler. Üç yıl sonra Şerife Gelin’in bir kızı oldu. Ona Elif adını koydular. Evdeki işlerle birlikte dışarı işlerini de Şerife gelin yapardı. Öküzlerle çift sürmek, merkeple dağdan odun getirmek, orakla ekin biçmek, döven sürmek hepsi onun eline bakıyordu. Kocası Topal Yusuf’un sadece adı vardı. Savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan

bomba bir gözünü kör etmişti… Günlük hizmetini bile Şerife Gelin yapıyordu. Bir akşamüzeri köyde tellal bağırdı. ‘Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu’ya yük taşımaya gidecek!’ O akşam köy bekçisi gelmeyenlerin evlerini tek tek dolaşıp, yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Bunlar arasında Şerife Gelin de vardı. Cuma sabahı şafak vakti, sıra ile cephaneler yüklendi ve yola çıkıldı. Şerife Gelin, köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif’i de yanına almıştı. Kağnısına top mermileri yüklenince, o da yola çıktı. Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Oraya kadar sırtında taşıdığı Elif için top mermilerinin arasında bir yer hazırladı. Tek varlığı olan yün yorganını top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye, kağnının üzerine örttü. Sonra ‘Bismillah’ diyerek öküzleri sürmeye başladı. Kar durmaksızın yağıyor, Şerife Gelin ise öküzleri çekmeye devam ediyordu. Kağnı tekerleri çamurlu yollarda gıcırtıyla ilerliyordu... Karnı açtı, lâkin dert etmiyordu. Biricik Elif’i aklına geldi, onu azıcık da olsa emzirmeyi düşündü. Ama Elif uyuyordu; zaten uyansa da bu soğuk

havada çocuğu emziremezdi. Kendi kendine mırıldandı: ‘Elif uyanmadan Kastamonu’ya varmalıyım, ha gayret!’ Göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Soğuktan donmak üzere olan elleri titriyor, iki de bir üvendireyi düşürüyordu. Kağnıdaki küçük Elif’in ağlaması duyuldu birden. Yavaş giden kağnıyı durdurmadan, düşe kalka telaş içinde arabanın ardına koştu. Yorganı açıp, el yordamıyla kuru otları karıştırdı. Zavallı yavrucak orada, otların arasındaydı. Boğuk boğuk hıçkırıyordu. Soğuk dondurucu bir hal almıştı. Tekrar kağnının önüne geçip, öküzleri çekmeye başladı. Fakat öküzler çok yorulmuştu, kağnı uzun molalardan sonra güçlükle yol alıyordu… Çok üşümüştü, çene kemikleri birbirine vuruyor, bütün azaları titriyordu. Tipi o ka dar artmıştı ki, ilerleyemiyorlardı. Durmanın ölüm olduğunu bildiğinden ilerlemeye çalışıyor, fakat elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. Tatlı bir uykunun etkisine girmişti, bedeninin varlığını hissetmiyordu. Öküzlere kısık bir sesle, son bir defa bağırdı. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü. Sabaha karşı Kastamonu’nun kapısı sayılan kışla önündeki kule nöbetçileri, alaca beyaz karanlıkta belli belirsiz bir kağnı gördüler. Kağnının yanına

ulaşan çavuşlar dehşet içinde ürperdiler. Kağnının arkasındaki genç kadın, arabasındaki kıymetli yükü korumak için, üstüne yorganını örtmüş, kendisi de elinde üvendiresi olduğu halde kollarını açarak yorganın üzerine abanmıştı. Oysa yorgana kendi sarınsaydı donmaktan kurtulacaktı. Cemil Çavuş şehidin üzerindeki karları süpürdü. Sonra birlikte, gözyaşları içinde şehidi kaldırırlarken, buz kesmiş yorganın altından, çığlığı basıp ağlayan bir çocuk sesi yükseldi. Şehit anayı yana çekip, hemen yorganı kaldırdılar. Gözlerine inanamamışlardı. Çullar içine kundaklanıp, otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş olan bebek, çevresindeki sesler üzerine uyanıp meme için ağlamaya başlamıştı. Şehit ana, ölene kadar bedeninin sıcaklığını yavrusuna vererek onu donmaktan kurtarmıştı. Genç kadının kimliği tesbit edilerek Seydiler’in Satı köyüne, bebek ise kışla yakınlarında oturan, emzikli bir kadının evine gönderildi.


32

Eğitim “ Umarım, göreve gelen arkadaşlarımız, bıraktıkları mevzileri dolduran dostlarına “bizim oğlan” nazarı ile bakacak bir rahatlığı tercih etmezler. ”

»İdris Şekerci Eğitim Bir Sen Şube Başkanı

Şimdi Başlıyor Asıl Mücadele! İğneyi kendine batırmak diye ifade ederiz; dışımızdan birisini eleştirdiğimizde, kendimizi unutmamak gerektiğini vurgulamak için. Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) veya sendikalar için zor olanın bu olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Hz. Peygamberin savaş sonrası Medine dönüşünde; “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” sözünü bilmeyenimiz yoktur. Kendimizi veya kendimize ait olanı ya da moda deyimle sosyal taban örtüşmesi ortak paydasında buluştuğumuz yönetim erkini kritik etmenin/ eleştirmenin hem zor hem de bir o kadar önemine göndermedir bu ifade. Hz. Ömer’in “bir hata yaptığım zaman ne yaparsınız” duyarlılığında kaç yönetici var içimizde bilmiyorum. Ya da bu söze, “seni kılıçlarımızla düzeltiriz” diyebilecek sivil irade. Bizim medeniyetimiz, “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltin…” ilkesiyle bu kapının hep açık tutulmasını istemiştir. Sendikacılık yapanlar bilir; bir sendikanın asıl kimliği ya da rengi, sosyal taban itibariyle örtüştüğü siyasi aktörlerin iktidarında belli olur. Eğer dün söylediklerimizi bugün yönetenler “bizden” diyerek terk ediyorsak, burada “ağır görev ihmali” ve “asli kusur” var demektir. Zor olan soru şudur; -Bir sendika yöneticisi olarak biz de bu “asli kusur” dan nasibimizi aldık mı? Yönetenlerin kimliğine ve rengine bakmadan eleştirebiliyor ve muhalefet mis-

Mayıs 2014

Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi Öğrencilerinden Anneler Günü Etkinliği Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç OÇEM’in (Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) düzenlediği Anneler Günü kahvaltı programına katıldı.

yonunu ifa edebiliyor muyuz? Kendi adıma sıklıkla örneklerini yaşadığımız bir durumdur bu. Siyasetin “sizden çektiğimizi falancalardan çekmiyoruz” yakınmalarına defalarca tanık olmuşuzdur. Bizim için asıl olan kimin yaptığı ya da dediği değil, ne yapıldığı ve ne söylendiği önemlidir. Bugün birçok sendikamız üyesi -ya da yöneticisi- arkadaşımız bürokrasiyi tercih ederek, dün hedef tahtasına koyarak eleştirdiklerimizin yerlerine göreve geldiler. Bu perşembenin gelişi çarşambadan belli olur hesabı dün bazılarını geçmişinde bolca örneklerini gördüğümüz “ahbap çavuş ilişkisi” ne gireceğimiz anlamına gelmiyor tabi ki. Biz masanın o tarafını oturan kişiye göre tanımlayacak kadar birileri gibi omurgasızlığı hiçbir zaman kendimize yakıştırmadık yakıştırmayacağız da. Umarım, göreve gelen arkadaşlarımız, bıraktıkları mevzileri dolduran dostlarına “bizim oğlan” nazarı ile bakacak bir rahatlığı tercih etmezler. Emanete sadakatlerini bilmekle beraber İbrahim (a.s) misali kalplerimiz mutmain olsun diyerek hatırlatmak isteriz; Hz. Ömer’i unutanları olursa “kılıçları ile düzeltecek” bizde nice “çelimsizler!” var.

OÇEM; Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi’dir. Bu merkezler özel okullarda olduğu gibi devlet okullarının bir sınıfı da olabilir. Bu sınıflarda üç-dört otistik çocuk, bire bir ya da grup eğitimi almaktadırlar. Eğitim programları çocuğun ihtiyaçlarından yola çıkılarak hazırlanır. Kağıthane Arıcılar İlköğretim Okulunda bulunan İstanbul Özel Eğitim Uygulama Merkezi’nde gerçekleşen programa Kağıthane Kaymakamı A.Akın VARICIER, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç ve Eşi Fatma Kılıç, Kağıthane Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürü Sadık Şişman, down sendromlu öğrenciler, öğrencilerin anneleri ve öğretmenleri katıldı. Kağıthane Belediyesi Sosyal Mağazası’ndan getirilen kıyafetlerin hediye edildiği programda öğ-

renciler hediyelerini sevinçle karşıladı. Düzenlenen kahvaltı programı ile Anneler Günü kutlandı. Tüm annelerin Anneler Günü’nü kutlayan Başkan Kılıç, “Velilerimiz burada hem çocuklarıyla ilgileniyor, hem de çok güzel bir programda yer alıyor. Böylesi güzel bir programı düzenledikleri için kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Eşim Fatma Kılıç ve Sosyal Yardım İşleri Müdürümüz Sadık Şişman’a da çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Sosyal çalışmalarıyla Kağıthane’de her yerde olmaya, destek isteyen her ele uzanmaya çalışıyorlar” şeklinde konuştu. Kaymakamımız A.Akın VARICIER ve Belediye Başkanımız Fazlı Kılıç çocuklarla tek tek ilgilenerek aileleriyle sohbet edip gül takdim etti.


Mayıs 2014

Yaşanabilir Bir Dünya İçin Elele

Eğitim

Tübitak 4006 Bilim Fuarı açıldı

33

Kağıthane’de Trafik Haftası Kutlaması

TÜBİTAK Bilim Fuarları, 2013-2014 EğitimÖğretim yılı için 1 Şubat-20 Mayıs 2014 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Kağıthane Belediyesi, öğrencilerin çevre bilincini desteklemek için “Yaşanabilir Bir Dünya İçin Elele” konulu eğitim semineri düzenledi. Kağıthane Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün düzenlediği eğitim semineri Gültepe Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nde gerçekleşti. Prof. Dr. Orhan Kural sunduğu eğitim seminerinde çevre kirliliği, hazır gıda, savurganlık gibi konular ele alınırken yılbaşı, doğum günü kutlamaları, sevgililer günü ve anneler günü gibi uygulamaların tüketimi arttırdığı ifade edildi. Kural, “Parlak ve göz alıcı ambalajlı hediyeler alınıyor. Süslemeler ve organizasyonların maddi bir karşılığı var. Batının özel gün olarak adlandırdığı ve tüketime yönelik uygulamaların harcamalarıyla Afrika’daki tüm açlar doyurulurdu” dedi. Her gün çöpe atılan ekmeklere değinen Kural, “Ekmek kutsaldır. Annem bana küçükken, tabağında yemek bırakma derdi. Dünyanın en çok ekmek tüketen ve en çok çöpe atan ülkesiyiz. Ben hayatım boyunca tabağımda hiç yemek bırakmadım. Siz de öyle yapın” diyerek öğrencilere öğüt verdi. Seminerde konuşan Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, geri dönüşümü olan ambalaj atıklarının çöp niteliği taşıyan atıklardan ayırt edilerek ayrı toplanması gerektiğini söyledi. Geleceğin teminatı olan öğrencilerin çevre konusunda duyarlı olmasıyla daha temiz bir dünyaya kavuşulacağını ifade eden Başkan Kılıç, çocukların çevre konusunda duyarlı olmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi. Kural, program sonunda gençlerden kötü alışkanlıklarını bırakacaklarına dair söz aldı.

Kağıthane Zuhal Ortaokulunda düzenlenen “TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı” büyük ilgi gördü. Tübitak 4006 Bilim Fuarı Kağıthane Zuhal Ortaokulunda açıldı. Düzenlenen fuarda öğrencilerin projelerini inceleyen Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç bilim fuarının araştırmacı bireylerin yetişmesine katkı sağladığını söyledi. Öğrencilerimizin yeni beceriler geliştirmesine ve birçok konuda bilgi sahibi olmasına katkı sağlayan Bilim Fuarı çocuklarımızın üretkenliklerinin farkına varmalarını da destekliyor. Öğrencilerimiz derslerde öğrendikleri teorik bilgileri ve merak ederek araştırdıkları konuları laboratuarlarda uyguluyorlar şeklinde konuştu. Zuhal Ortaokulu Okul Müdürü Hasan Varıcı, “Okulun imkânlarını kullanarak TÜBİTAK 4006 Bilim Fuarı düzenlendi. Öğrencilerimiz çevrelerinde var olan

malzeme ve kaynakları kullanarak proje geliştirdi. Öğrencilerimizin bazı projeleri yetkililerin ve vatandaşların beğenisini kazandı” dedi. TÜBİTAK Bilim Fuarları ile hedeflenen genel amaçlar: * Bilimin ve bilimsel çalışmaların yeni nesiller tarafından benimsenmesinin teşvik edilmesi, * Bilimin günlük hayatla ilişkilendirilmesi, * Araştırma tekniklerinin, bilimsel raporlamanın ve bilimsel sunum becerilerinin tabana yayılarak genç bireylere kazandırılması, * Gerçek hayattaki soru ve sorunlara çözüm bulunmasında bilimin ve bilimsel çalışmaların öneminin öğrenciler tarafından uygulayarak/yaşayarak öğrenilmesinin sağlanmasıdır.

2013-2014 Eğitim Öğretim Yılı 01-07 Mayıs Trafik Haftası Kutlama Programı, Harmantepe Ortaokulu koordinatörlüğünde Kağıthane Belediyesi Nikah Salonunda düzenlendi. Programa Kaymakamı A.Akın VARICIER, İlçe Milli Eğitim Müdürü Nail BÖLÜKBAŞI ve çok sayıda okul müdürü katıldı. Programda Trafik konulu şiirler okundu, slayt gösterisi, piyes, koro, resim ve afiş sergisi düzenlendi. Program yapılan ikram ile sona erdi. Hasbahçe Gazetesi olarak Trafik bilincinin tam anlamıyla oluştuğu, kazalarının en asgari düzeye indiği bir gelecek dileğiyle trafik haftasını kutlar, kazasız günler dileriz.


SORU/YORUM Üslup »Salim YILMAZ Bütün memleket ağlarken ne İlber hocanın sözleri geliyor aklıma “bu kadar çevresine, şehrine yazmalı ne anlatmalı. Hem söylesahip çıkmayan bir ülke görmedim necek söz çok, hem de söyleyecek bizim kadar” diyor. Mahallemizdeki söz bulamıyor insan. Sorduğu soparka bakınca görüyorum doğru rulara karşılık cevap bulamıyorum söylediğini. Çocukların olan parkın Çocuğuma. Baba nereye gidiyoruz, bir köşesine antenli bir yapı, bir neler oluyor diyor körpecik zihbaşka köşesine elektrik trafosu bir niyle. Kim bu olayların sorumlusu başka köşesine başka bir yapı el diyor? Aklıma Hz. Ömer geliyor; insaf. Fırat’ın kıyısında bir kuzunun ayağı kırılsa, Rabbim benden sorar diYoo idarecilerimize sözüm yordu… Yaşlı bir kadın “lanet olsun yook. İnsanımız bunu istiyor. Ömer’e” deyince. Hz.Ömer, nerden bilsin halife senin durumunu der. O yapılar yapılırken bir maYaşlı kadında bilmeyecekti neden halle sakini çıkıp bu başa geçti diye sorar. böyle olmaz dedi mi? Evet devlet başkanı Sokağımızdaki kaldıHz. Ömer: her şeyi bilebilir mi? rımlar genişletilip yol “Fırat’ın kıyısında Elbette bilir. Bilmedaraltılmaya teşebbir kuzunun ayağı mesi akla ters, ilme büs edilmişti. Sokak ters. Nasıl evet nasıl! kırılsa, Rabbim sakinleri de karşı Devleti bir vücut gibi benden sorar” çıkınca belediye çok görürsek, kalbini güzel bir uygulama Cumhurbaşkanı, beyyaparak muhtarlıkta nini Başbakan, göoylama yapmıştı ve zünü bir Bakan, kulağını bir Bakan, sokak sakinlerinin istediği olmuştu. kolunu bir Bakan, elini bir Bakan, İşte gerçek demokrasi işte takdire elini bir Vali, parmaklarını Muhtar şayan bir uygulama. Mahallenin ve Azalaları olarak düşünürsek bu sahibi orada yaşayandır. Parkına mümkün. Ancaaak vücut ahenk sokağına yoluna sahip çıkma şuuiçerisindeyse yani devlet devlet ise runa ulaşırsa sorun çözülür. Hiçbir bilir. Bu kadar basit. O kadarda baidareci vatandaşın istemediği bir sit mi? Evet bu kadar basit ispatla. şeyi yapmaz. İşte örnek Ömer bin Abdülaziz. İki yılda kırk yıllık iş yapmış. KağıdıAsıl anlatmak istediğim mız bitti, mürekkebimiz azaldı diye üslup. istekte bulunan valisine verdiği cevap: Kağıtların arka yüzünü kullanın Ancak yürek yanarken gözde kalemlerinde ucunu inceltin. Ciddi yaş varken tutamıyor insan kendini. bir tasarruf ve çalışma ile iki yılda Üslup, tarz, şekil çok mu önemli? müthiş bir başarı göstermiş. Hazine Hem de ne kadar önemli. Ürünün dolmuş taşmış. O zaman olduysa ambalajı, yılanı deliğinden çıkaran, şimdi neden olmasın! kesdiren savaşı, kesdiren başı evet bu sır üslup işte. Üzerine ciltler doYa şimdi ne durumdayız? lusu yazı yazılacak kelime. Almanya’da Japonya’da resmi araç sayısı 9-10 bin, bizde sadece kayıtlı olan 100 bin üzerinde diyor insanlar. Görüyoruz işe geldiklerinde tasarruf diyenlerin çocuklarının eşlerinin bile altındaki son model arabaları özel şoförleri… Kılıflar uydurmak kolay.

Büyük lider rahmetli İzzetbegoviç anılarında bir ayeti nakletmiş Peygamberimize ithafen; mealen şöyle: Sen yumuşak huylu olmasaydın etrafındaki insanlar dağılır kimse kalmazdı.” Büyük zayiata sebep olan verilen emri yerine getirmeyen okçulara Hz. Peygamberin

“ Dünyada öfkesini yutmaktan daha lezzetli bir içecek bulamaz insan. Bir parça öfkelerimize hâkim olabilsek, çok şey hallolacak. En çokta öfke yutmak idarecilere yakışır ”

yaklaşımı? Okçulara döndüğünde tek söz söylememiş. Verilen görev sonrasında yüreğine korku düşen Hz.Musaya gelen vahiy ne müthiş “Git sen o firavunu güzel ve hikmetli söz ile uyar” Ne kadar muhtacız bu yaklaşıma ne kadar. Lisedeyken evliya hocamın sözü hep kulaklarımda “kendinize uzun kulaklı dört ayaklı dedirtmeyin!” Ağzına, o canlının adını bile yakıştıramıyordu. Çok kıymetli ağabeyim, hocam Saler Batal beyefendi “dünyada öfkesini yutmaktan daha lezzetli bir içecek bulamaz insan” de-

mekle ne güzel söylemiş insanlığın numunesi. Bir parça öfkelerimize hâkim olabilsek çok şey hallolacak. En çokta öfke yutmak idarecilere yakışır. Basın toplantısında özgürlük istiyorum Etiyopya’ya diye bağıran gazeteciye Obama sana katılıyorum seni seviyorum toplantıyı mahvettin ama olsun burası fikir hürriyeti olan bir ülke demesini beğenmemek mümkün mü? Lütfen sakin olun. Kavga edilmesi düşmanı sevindirir. Dünyaya verdiğimiz resimlere dikkat etmek zorundayız.

MURAT ÇİÇEKÇİLİK “Cumartesi ve Pazar Günleri Açığız”

Darülaceze Cad. İdil Sitesi No:5 D:3 Okmeydanı, Şişli, İstanbul Tel: 0212 221 61 32 / Gsm: 0533 738 06 39 www.muratcicekcilik.com / Servisimiz vardır.


36

Yerel Gündem

Soma Şehitleri için onbir bin hatim İstanbul Müftülüğü Soma’daki elim olayda aramızdan ayrılan kardeşlerimiz için Fatih Camii’inde Kur’an Tilaveti ve mevlit programı düzenledi.

17 Mayıs 2014 Cumartesi günü Öğle namazından sonra İl Müftüsü Prof. Dr. Rahmi YARAN’ın konuşması ile başlayan program İkindi namazına kadar devam etti. İstanbul’un güzide hafızları ve hocaları tarafından Kur’an-ı Kerim tilavet edildi ve ilahiler okundu. Programın sonunda okunan 11.000 hatimin umumi duasını İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi YARAN yaptı. Camiyi dolduran cemaate seslenen İs-

tanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran, Maden kazasında ölenleri şehit olarak niteleyerek, “Şehitlerimize Cenabı Hak’tan rahmet diliyorum. Bedeni ya da gönlü yaralı kardeşlerimize Cenabı Hak’tan acil şifalar niyaz ediyorum. Ailelerine tüm milletimize, âlemi İslama sabırlar niyaz ediyorum. Soma’da meydana gelen bu elim olay sadece Türkiye’nin değil tüm Müslüman âleminin yüreğini yakmıştır.”dedi.

Yalanlarla Dolu Bu Koca Dünya’da, Beni Yalansız Sevdiğin için Teşekkürler ANNE

Hamidiye Mahallesinde hizmet veren Küçük Yağmur Damlaları Anaokulu Anneler Gününde anneleri unutmadı. 11 Mayıs 2014 Pazar sabahı palyaçolar eşliğinde hediyelerle gelen çocuklarını, hiçbir şeyden haberi olmayan anneler kimisi pijamalarıyla, kimisi yarı uykulu bir şekilde karşıladı. Çocuklarını karşılarında gören anneler şaşkınlıktan donakaldılar. Gözyaşlarına hâkim olamayarak hediyelerini alan anneler hayatlarında aldıkları en güzel hediyenin ve en güzel sürprizin bu

olduğunu belirttiler. Kurum müdürü Şükriye Küçük “Annelerin her daim çocuklarını yanlarında hissetmelerini amaçladık ve annelerimizin genellikle en çok vakit geçirdikleri, bize en lezzetli yemekleri hazırladıkları mutfakta kullanabilecekleri mutfak önlüklerini aldık. Önce mutfak önlüklerini boyadık. Nasıl ki annelerin aklı her daim çocuklarında kalıyorsa çocukların da el izlerinin her zaman annelerinde olmasını arzuladık ve çocuklarımıza mutfak önlüklerine el baskısı yaptırdık” dedi.

Mayıs 2014

Eski Meclis Üyelerine Veda 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri Türkiye için olduğu gibi Kağıthane için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Yeni dönemde ise AK Parti ve CHP var.

2009-2014 dönemi Kağıthane Belediyesi meclis üyeleri ile Fazlı Kılıç Kağıthane Belediyesi Nurtepe Sosyal Tesislerinde bir araya geldi. “Sizlerle birlikte yapmış olduğumuz çalışmaların hepimizin hayır hanesine yazılmış olmasını diliyorum” şeklinde konuşan Başkan Kılıç, 2004-2009 yılları arasında iki partili meclisle çalış-

malarımızı sürdürmüştük” diyerek geçmiş dönemde meclis çalışmalarında emeği geçen eski üyelere teşekkür ederek plaketi takdim etti. AK Parti eski meclis üyesi ve eski Başkan Vekili Zikri Torlak 5 yıl boyunca birlikte görev yaptığı eski meclis üyelerine teşekkür ederken Başkan Fazlı Kılıç’a yeni dönemde başarılar diledi.


KULTUR SANAT Bana Mahşeri Anlat

Korkma Ya Ebu Bekir! Biz iki kişi değiliz…

Kutsal Yolculuk Hicret

Gültepe Kültür Merkezi hizmete açıldığı günden itibaren birbirinden güzel etkinlikler siz değerli okuyucularımızı ağırlıyor Kağıthane Belediyesi Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında sahnelenen “Bana Mahşeri Anlat” tiyatro oyunu Kağıthanelilere duygusal anlar yaşattı. Birol Cürgül’ün yönetmenliği ile sahneye taşınan Naile Canat’ın yazdığı “Bana Mahşeri Anlat” oyunu Gültepe Kültür Merkezi’nde tiyatro severlerle buluştu. Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç tiyatro oyununu sahneleyen oyunculara ve salonu dolduran davetlilere teşekkür etti. Başkan Kılıç, “Bana Mahşeri Anlat tiyatro oyununu ile İstiklal Savaşı sırasında vatanı savunan şehit ve gazilerimize minnettarlığımızı bir kez daha dile getiriyoruz” şeklinde konuştu. Tiyatroda; apartman dairesinde çocukları ve torunları ile birlikte yaşayan bir İstiklal Savaşı Gazisinin günümüz dünyasının anlamlandırmaya çalışmasını konu alınıp modern şehir hayatına ayna tutuldu. Çocuklarına ve çevresine yük olmaya başlamış İstiklal Savaşı gazisinin geçmiş ile günümüz arasında kalışı ve gençliğinde sıkı sıkıya sarıldığı değerlerin günümüzde yok sayılışı dramatik bir dille anlatıldı.

Hepimizin bildiği en basit anlatımıyla Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve sahabe efendilerimizin Mekke’den Medine’ye göç etmesidir Hicret. Bu tanım kolayca dile gelir ama kaçımız farkındayız hicretin asıl manasının? Elli beş dereceyi aşan sıcaklıkta, günümüz koşullarında bile zorlayacak güzergâhta inananları bu yolculuğa iten sebeplerin... Ve bu kutsal yolculuğun nasıl bir gönülden bağlanma süreci gerektirdiğinin... Gültepe Kültür Merkezi’nde Kağıthanelilerle buluşan Talha Uğurluel Mekke’den Medine’ye hicret yolculuğunu anlattı. Belgesel hazırlamak amacıyla Hicret yolculuğuna çıkan Tarihçi Talha Uğurluel, Mekke’den Medine’ye yolculuk yaptı. Kutsal Yolculuk Hicret söyleşisinde Mekke’den Medine’ye yolculuğu

da izleyenlerle paylaşan Uğurluel, Mekke, Kâbe, Mescid-i Haram, Hz. Ebubekir’in evi gibi yerler hakkında bilgi verdi. Yolculukları sırasında Osmanlı eserlerine rastladıkları söyleyen Uğurluel, “Çölün ortasında Kanuni Sultan Süleyman’ın eserlerine rastladık.” dedi.

Kağıthanelilere anlatan Uğurluel, her insanın içinde bir hicret var. Efendimiz’in (s.a.v.) hicretinin en büyük özelliği eğer hicret etmeseydi müslümanlık olmazdı, inandığımız değerler olmazdı. Bu açıdan bakmak lazım diyerek çektiği fotoğrafları da davetlilerle paylaştı. Sinevizyon gösterisi eşliğinde yolculukta başına gelenleri anlatan ve Peygamberimizin bulunduğu yerlerin fotoğraflarını

Mehmet Akif Ersoy’da İstiklal Marşımızı yazarken Hicret’ten esinlendiğini ifade eden Uğurluel, “Peygamberimiz mağarada Hz.Ebubekir’e “Korkma ya Ebubekir. Biz iki kişi değiliz. Bizim yanımızda üçüncü var” demiş. Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’mızda yer alan “Korkma” bize aynı zamanda Hicret yolculuğunu da anlatmaktadır” dedi. Başkan Kılıç’ın Uğurluel’e teşekkür plaketi ve çiçek vermesinin ardından program sona erdi.


Serdar Tuncer ile Aşka Dair Şiir ve Muhabbet Sevgi, muhabbet, kabirleri bile birbirine yaklaştırır. Sevgi, karşı cinse duyulan his değil, bir Allah dostuna duyulan muhabbettir...

Gültepe Kültür Merkezi’nde düzenlenen şiir dinletisi programına, Kağıthane Belediye Başkan Yardımcısı Mevlüt Öztekin, Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Sedat Bika, belediye meclis üyeleri, stk temsilcileri ve Kağıthaneliler katıldı.

duyulan his değil, bir Allah dostuna duyulan muhabbet, Peygamber Efendimize duyulan aşk, en nihayetinde Allah’a duyulan sevgidir. Seven sevdiğine benzer” şeklinde konuşan Tuncer “Benim Adım Aşk”, “Kurbanım” şiirlerini de seslendirdi.

Şiir dinletisi Serdar Tuncer’in, aşkın ne anlama geldiğine dair sohbeti ile başladı. Tuncer, aşkın, günümüz dilinde kullanılan manasından çok farklı olduğunu, çok daha güzel ve anlamlı olduğunu ifade etti.

Program sonunda Serdar Tuncer’e çiçek ve lale figürü takdim eden Belediye Başkan Yardımcısı Mevlüt Öztekin; “Serdar Tuncer, şiirleriyle bizlere güzel bir akşam yaşattı. Gültepe Kültür Merkezi’nde her ay çeşitli etkinliklerle Kağıthanelilere hizmet veriyoruz. Vatandaşlarımızın göstermiş olduğu ilgi bizleri de mutlu ediyor” dedi.

“Sevgi, muhabbet, kabirleri bile birbirine yaklaştırır. Sevgi, karşı cinse

Muhafazakâr Düşünce Dergisi çıktı Yeni Türkiye inşa edilirken mutlaka yararlanılması gereken isimleri, esaslı düşünceleriyle birlikte yetkin yazarların katkılarıyla sunuyor Muhafazakar Düşünce. Bu sayıda Ahmet Cevdet Paşa, Necip Fazıl Kısakürek, Erol Güngör, Ali Fuat Başgil, Cemil Meriç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa, Mehmet Akif Ersoy gibi isimlerin Türkiye muhafazakârlığına etkilerini değerlendiriyor. 1946-1980 yılları arasında eser vermiş altı farklı muhafazakâr düşünür/yazar üzerinden Türkiye muhafazakârlığını zihni koordinatlarını çıkarmayı deniyor.

Hayat denenmeden yaşanmıyor Günümüz edebiyatının genç ve güçlü kalemlerinden Şair-Yazar Hüseyin Akın, üç ayda üçüncü deneme kitabını çıkardı. Ülke Edebiyat dizisinden yayımlanan “Hû Dönüşü” deneme kitabının diğer denemelerinden farkı dini meseleleri kuru anlatımdan çıkarıp edebi bir tarzda anlatmayı denemiş olmasıdır. Buyurgan, mat ve kuru din dilinin edebi bir üslupla yeniden teşekkülü elzem. “Hu Dönüşü” bu niyetle yazılmış.


40

Yerel Gündem

Mayıs 2014

İETT Akademi Döner Kavşak Bilmecesi hizmete açıldı Sanayi Mahallesi Sultan Selim Caddesi merkezine yapılan döner kavşak sorun olmaya devam ediyor. İşlevsel olarak bir işe yaramayan bu kavşak yolun kapanmasına ve trafik oluşmasına sebep oluyor.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İETT şoförleri ile Özel Halk Otobüsü şoförlerine teorik ve pratik eğitim verecek olan İETT Akademi’yi hizmete açtı.

Sanayi Mahallesi Merkezinde Esnaftan alışveriş yapmak isteyen müşteriler araçlarını yol kenarına çekmesi ve döner kavşağın geniş olmasından dolayı Tır yoldan geçemediği için trafik felç oldu. Araçlar dakikalarca bekledi ve uzun kuyruklar oluştu.

Sürücüler isyan etti İETT’nin İstanbul’da toplu ulaşımın kalitesini yükseltmek amacıyla sürekli bir eğitim merkezi olma hedefiyle, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle hayata geçirdiği İETT Akademi’de, İETT ile Özel Halk Otobüsleri şoförlerinin teorik ve pratik eğitimleri verilecek. Proje kapsamında, Kağıthane Garajı’nda bulunan Simülasyon Merkezi, İkitelli Garajı’nda bulunan Psikoteknik Değerlendirme Merkezi, Ruh Sağlığı Merkezi ile 6 eğitim salonunu içeren eğitim merkezi, 5 psikolog ve alanında uzman eğitmenler ile hizmet vermeye hazır hale getirildi. Ayrıca, Ayazağa Garajı’nda oluşturulan ileri ve güvenli sürüş pisti ile şoförlere

piste çıkmadan önce teorik eğitimlerin verileceği eğitim salonu da tamamlandı. Ulaşım olmadan hiçbir şeyin olmayacağını dile getiren İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, “Ulaşım ne kadar iyiyse, verimliyse, süratliyse, kaliteliyse, güvenliyse neticede şehir halkı, şehir insanı da kendini o kadar mutlu hisseder.” dedi. İETT Genel Müdürü Dr. Hayri Baraçlı “Açtığımız simülasyon merkezlerinde tüm şoför arkadaşlarımız burada eğitimlerini alacaklar. Bu sayede bizler İstanbul’un 2023 vizyonuna daha hızlı bir şekilde ulaşmasını hedefliyoruz.” diye konuştu.

Haliç’te 47 Tür Balık Bulundu

1990’lı yıllarda hiçbir canlı türünün yaşamadığı, bilim adamlarının dolgu yapılarak yeşil alan haline getirilmesini teklif ettiği Haliç, adeta bir ölüdeniz haline gelmişti. 1997 yılından itibaren hayata geçirilmeye başlanan Çevre Koruma Projesi meyvelerini 1999 yılında vermeye başlamış ve Haliç o tarihten itibaren tekrar canlanmaya başlamıştır.

“Boğazdan Haliç’e Can Suyu Projesi”nin Haliç’te oluşturduğu değişim İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nün yaptığı deniz suyu kalitesi ve biyolojik tür araştırma sonuçlarına göre Haliç’te; Çözünmüş oksijen miktarının her noktada arttığı. Kolibasili oranının birçok noktada 100’ün altına düştüğü ve 47 farklı balık türüne ait yumurta ve lavra bulunduğu tespit edilmiştir.

Araç sahipleri yollarda esir olmak istemiyoruz bu yollara acil

çözüm bulunmalı işimize gücümüze gidemiyoruz bu bir zulümdür diye isyan etti. Yapıldığı günden bu yana döner kavşağın geniş tutulduğunu ve çevre düzenleme projesinin yanlış olduğu konusunda sürekli gazetemize şikâyet gelmektedir. Merkez caminin oradaki döner kavşağın biran evvel kaldırılması, alanın genişletilerek trafiğin rahatlatılması için yetkililerden çözüm bekliyoruz.


42

Yerel Gündem

Ezcümle... » Temel Şardan

Mayıs 2014

EĞİTİM Çayır’a Emanet Kağıthane Milli Eğitim Müdürü Nail Bölükbaşı Merkeze alınırken. İlçemizin yeni Milli Eğitim Müdürlüğüne Fatih Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Muhammed Çayır atandı.

Şimdi Şehirli Olduk Ülkemizin yoğun siyaseti, yoğun iş hayatımız, gereğinden fazla politize olmuş gündelik tartışma ve çekişmelerimizin arasında elimizden kaçıp giden genç nesli çok ama çok ihmal ediyoruz. Doğduğumuz şehirlerin kasabalarında, köylerinde yetişip serpilirken köy ahalisinin veya mahalleli büyüklerimizin oto kontrolü her daim ensemizde idi, komşuluk ilişkileri en üst düzeyde ve hatta akrabalık derecesinde birbirimize değer verir ve büyüklerimize saygıyı, küçüklerimize sevgiyi hiç esirgemezdik. Anadolu İnsanı böyleydi gerçekten. Yaşadığımız mahallelerde zenginlerimiz cömert ve alçak gönüllü, fakir olanlarımız mağrur ve tok gözlü idi. Kimsenin malında ve lüksünde gözü olmazdı. Anadolu’dan Büyükşehirlere, doyduğumuz ve veya doyamadığımız beldelere koşarak geldik, geldik gelmesine de, elde ettiğimiz dünyalıklar ve ulaştığımız konfor ve ‘’Lüks Hayat’’ arayıpta bulamadığımız değerlerimizi erozyona uğrattı. Ayrıldığımız yerlerden çok daha fazlasını elde ettik. Geldiğimiz Modern Şehirlerde, geniş imkânlara ulaştık, teknolojinin ürettiği bütün materyallerden ziyadesiyle istifade ediyoruz. Lakin Kanser hastasına verilen Kemoterapi zehiri gibi topluma zarar veren ve bünyeyi daha da güçsüzleştiren bir zehir misali gençliğimizi elimizden yavaş yavaş alıyor bize dayatılan ve kanıksadığımız bu şehir hayatı... Daha önceleri ülkemizi geçiş yolu olarak kullanan uyuşturucu tacirleri şimdilerde ülkemizi ciddi bir pazar olarak değerlendiriyorlar ve gençlerimizi zehirliyorlar EY AHALİ... Gündemimizde çok konu var biliyorum, bu konu benim ailemi bağlamaz diyebiliriz, bugünlerde uzmanlarımızın ve yetkililerin çokça

dillendirdiği Madde Bağımlılığı 13-14 yaşlarındaki çocuklarımızı tehdit ediyor. Bundan beş-on yıl önce tinerci çocuklarımız (sokak çocukları) vardı, etrafa ve kendilerine azda olsa zarar veriyorlardı. Bu çocuklarımız büyüdüler ve misli ile çoğaldılar şimdilerde tinerci çocuklar uyuşturucu madde hem kullanıyorlar ve bir kısmını kullanarak, ellerine uyuşturucuları tutuşturup sattırıyorlar. Cami önlerinde, sohbetlerimizde, çay ocaklarımızda, esnaf ziyaretlerimizde, ev ziyaretlerimizde, okul ziyaretlerimizde insanlarımız bu bulaşıcı hastalık ‘’ASRIN VEBASI’’ uyuşturucu illetinden endişe ile söz ediyor. Maalesef etrafa zarar veren ve çocuklarımızı bulaşıcı hastalık gibi saran bu illet için hiç kimse konunun çözümü için elini taşın altına koymuyor. Polisiye tedbirlerle meselenin ucundan tutmak suretiyle pansuman tedavisi yapılması kesinlikle yeterli olamaz! Eğitim sistemimiz başıboş ve vasıfsız gençlik üretiyor. Kültürel ve sosyal faaliyetler yeterince kuşatıcı konumda değil. Müslümanca yaşayıp batıca yasal düzenlemeler, kadim medeniyetimize tezat oluşturunca batının düştüğü batağa düşmek kaçınılmaz oluyor.

Hasbahçe Gazetesi olarak ilçe müdürümüz Muhammed Çayır’a yeni görevinde başarılar dileriz.

Muhammed Çayır Kimdir? 1958 Karaman, Ermenek doğumlu. İlkokulu Ermenek’te ortaokul ve lise tahsilini 1977 yılında Konya İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. Konya Selçuk Üniversitesi Matematik bölümünden mezun oldu. 1982 yılında Kağıthane İmam Hatip Lisesi’nde

matematik öğretmeni olarak göreve başladı. Yedi yıl öğretmenlik yaptıktan sonra on yıl memuriyete ara verdi. Bu süre zarfında ticaretle uğraştı. Daha sonra Milli Eğitime geri dönerek çeşitli okullarda müdür yardımcılığı, müdürlük ve ilçe de şube müdürlüğü görevlerinde bulundu. En son İstanbul Fatih Kız Anadolu İmam Hatip Lisesinde müdürlük yaptı. 14 Mayıs 2014 tarihi itibariyle de Kağıthane İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak görev yapmakta. Evli ve üç çocuk babasıdır.

Anneler Günü Kutlama Rekoru Kağıthane’nin Kağıthane Belediyesi’nin düzenlediği Sadabat Parkı’nda bir araya gelen çocuklar, “En Çok Çocukla Anneler Günü Kutlama” rekoru kırdı.

Devletimizin ve yetkililerimizin bu meselenin üzerine her türlü gitmesi, çocuklarımızı bu hastalığa sürükleyen bataklıktan kurutacak tedbirleri behemehâl almalıdır. Ati’mizin teminatı gençlerimizin kurtulması için bu meselenin çözümüne milletçe el atmalı, karanlık görünen ufkumuzun berraklaşması için var gücümüzle mücadele etmeliyiz. Bugün çözüm var! yarın geç kalmadan…

Kağıthane Belediyesi Bilgi Evleri ve Kağıthane Belediyesi Yaz Okulları’ndaki 160 çocuk, Prof. Dr. Orhan Kural’ın komutuyla “Benim Annem Güzel Annem Beni Al Kollarına” şarkısını söyleyerek ellerindeki çiçekleri aynı anda annelerine verdi.

“Dünya Çocuk Rekorları” kategorisinde gerçekleştirilen çocukların bu faaliyeti, Prof. Dr. Orhan Kural başkanlığındaki Rekor, Tescil ve Hakem Heyeti tarafından “En Çok Çocukla Anneler Günü Kutlama” rekoru olarak tescillendi.


44

Yerel Gündem Başkansavunucuları Fazlı KILIÇ, İşçi ve“Sayın işçi hakkı seçimlerin ertesi günü olan nedense Türkiye’yi yasa 31 Mart da görevinin başında boğanKağıthanemizi bu Soma faciasında yönetmeye başını devam kumaedecektir.“ gömmüş bir halde saklanıyor. ”

» Av. H. Ferhat Karagöz

Mayıs 2014

İSKİ Kağıthane Şube Müdürlüğü Hizmetinizde.. Kağıthane ilçesi hizmete doymuyor. İlçeye açılan yeni İSKİ şubesi hizmete girdi.

Ölmek ne garip şey… Soma’da ölmek daha da garip olsa gerek. Sevdiklerine bir parça helal aş kazanmak için girilen toprağın yüzlerce metre altından, hani o yürüyerek bugün de nasıl geçecek sıkılganlığı ile ilerleyip ama nede olsa aldığım bir ekmek de olsa helal olacak düşüncesi aklına vurunca hani o yüzüne vuran tebessümle girdiğin toprağın kara bağrından, cansız bedeninin çıkarılması için binlerce kişinin çalışması… Ne garip… Binler belki de yüz binler milyonların duası ile ummalı bir çalışma görülüyor Soma’da… Devlet erkânı hep birlikte ayakta, işçiler işçi kardeşlerine yardım için koşuşturuyor, sendikalarımızın, siyasi partilerimizin liderleri orada. Herkes ama herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor neden mi? Muhtemel ölü bedenleri tekrar gömeceğimiz toprağın altından yer üstüne çıkarmaya. Bunca insan, siyasiler ve özellikle de 1 Mayıs’ları ille de Taksim meydanda kutlayacağız diyen sendikalarımız ve onlara destek olan kısmi halkımız, hep bir ağızdan birlik olsa ve asıl görevleri olan işçiyi ve işçi haklarını koruma çalışmalarını yerine getirse ve bu tür facialardan zararsız bir biçimde ya da asgari bir zararla kurtulsak daha güzel olmaz mı? Ki 1 Mayıs’ları propaganda amaçlı kara güne çeviren, cadde ve sokakların savaş alanına çevrilmesine sebep olan sözde işçi ve işçi hakkı savunucuları nedense Türkiye’yi yasa boğan bu Soma faciasında başını kuma gömmüş bir halde saklanıyor. Bir de diğer bir husus var üzerine değinmeden geçmeyeceğim, geçemeyeceğim. Bu yazıyı kaleme alışım Soma maden faciasının 4 gün sonrası akşamıdır. Bugün de dahil olmak üzere tüm görsel ve yazılı basının bu faciaya dair haberlerini takip etmeme rağmen üzerinde hiç ama hiç durulmayan, özellikle de görsel basında yer alan çok bilmiş ve hatta her şeyi bildiğini zanneden koltukçularımızın inatla açmadığı gözlerden kaçırdığı bir husus var. Şöyle ki; mesleki örneklendirme ile gidersek; sebebi henüz bilinmeyen bir nedenle silahını eline alan vatandaş kasten ya da taksirle yüzlerce insanın ölümüne sebep oluyor ve nihayetinde yargı karşısına çıkarılıyor. Yargılamayı yapan davanın hâkimi sanık koltuğuna bir kez dahi bakmaksızın niçin bu olay yaşanırken devlet yoktu, devlet görevli-

leri o sırada neredeydi, neden kanunlar yetersiz kaldı denetimler yapılmadı sorularını arda arda soruyor. İşte dostlar burada ki hâkim koltuğunda oturan kişi olaya hâkim gözüyle bakacak olan halkımızdır. Can kaybına sebep olan iş yeri maden ocağı sahibi firma ise sanık koltuğunda oturan işverendir. Lakin halkımızın yerine kendisini koymayı ve zihin bulandırarak halkı yönlendirmeyi kendisine gelenek edinmiş olan satılık medya nedendir bilinmez ama günlerdir maden ocağının sahibi firma hakkında ya da firmanın sahibi hakkında tek bir satır haber yayınlamadı. Neden acaba? Yine birilerinin sokağa dökülmesine hükümet aleyhine eylemler yapmasına çanak tutan ve bundan nemalanan medya örgütleri nereden ve kimlerden talimat alıyor acaba? Maden ocağının işletmecisi Soma Holding kimdir hangi zümreye aittir, sahibi hangi geniş aile mensubudur bence bunların özellikle sorgulanması gerekmektedir. Birde son olarak gözüme takılan ilginç detayı paylaşayım sizinle; faciadan sonra olay yerine ilk giden isimler arasında son günlerin popüler ismi; hani Münevver KARABULUT isimli genç kızın katili Cem Garipoğlu’nun gönüllü olarak avukatlığını üstlenen, hani 2009 yılında Bursa’da yaşanan maden faciasında hayatını yitiren 19 işçinin yakınları tarafından işveren firmaya açılan dava da İŞVEREN firmanın avukatlığını üstlenen, sözde işçi dostu METİN FEYZİOĞLU. Ne garip değil mi? Bursa’da maden faciası oluyor, 19 işçi ölüyor Sayın Feyzioğlu işvereninin avukatlığını üstlenip bu kaza işçilerin ihmalinden dolayı meydana gelmiştir diyor ama şimdi koşar adımlarla Soma’ya gidip madenden sağ kurtulan bir işçi kardeşimizi öperken poz veriyor. Bu tutarsızlık, bu ne çelişki değil mi? Bence değil, çünkü Sayın FEYZİOĞLU’nun kıvrak hareketler sergilediği bu olay onun açısından ne ilktir ne de son olacaktır, zaman bizi muhakkak teyit edecektir. Tüm Türkiye’yi ve hatta Türkiye Dostlarını yasa boğan bu faciada hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet yakınlarına ise başsağlığı ve sabır diliyorum. İnşallah bu son olur ve bir daha bu günleri yaşamayız.

Merkez Mahallesi Cendere Caddesi Gelişim Sokakta faaliyete geçen İSKİ Kağıthane Şube Müdürlüğü, Kağıthanelilerin hizmetinde. İSKİ Şube Müdürlüğü’nün hizmete girmesiyle ilçe halkı, İSKİ ile ilgili tüm işlemlerini artık modern binasında gerçekleştirebilecek. İlçeye bir hizmet tesisini de İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren İSKİ kazandırdı. İSKİ, Merkez Mahallesi’nde şube müdürlüğünü hayata geçirdi. Beş kattan oluşan İSKİ Kağıthane Şube

Müdürlüğü’nde 100 personel görev yapıyor. Şube Müdürlüğünde atık su, kanalizasyon, fatura işlemleri, abonelik ve sözleşme gibi tüm işlemleri hafta içi Saat: 08:00-17:00 arası yapılabiliyor. Vezneler Hafta İçi: Saat:08:00-16.00, Cumartesi günleri Saat:09:00-13.00 arası hizmet vermektedir. İSKİ Kağıthane Şube Müdürlüğü Yeni Adres: Merkez Mah. Cendere Cd. Gelişim Sk. No:12 Kağıthane Tel : (0212) 294 04 79

Kağıthane’ye New York modeli otopark New York, Paris, Londra, Berlin gibi kentlerde uygulanan ve robot teknolojisiyle çalışan “tam otomatik otopark” sistemleri, İstanbul’da da hayata geçirilecek.

İSPARK, ilk etapta Kâğıthane’de 300, Seyrantepe’de 250, Taksim’de 300, Esentepe’de 250, Üsküdar’da 500 ve Beyoğlu’nda 400 olmak üzere 2 bin araç kapasiteli tam otomatik otoparkı devreye sokacak. Dar alanlarda daha çok aracın park etmesine imkân sağlayan sistemle 100 araçlık yerde 250 araç parklanabilecek. Anadolu yakasında 45 bin, Avrupa yakasında ise 80 bin araç kapasiteli otopark yapılacak. Bir diğer proje “ApartPark” sistemi ile de her sokakta apartman görünümünde

katlı otopark kurulacak. Sistem sayesinde manevra alanları ve kat yükseklikleri ortadan kalktığı için kapasite de yaklaşık 2,5 kat artacak. Sürücü tarafından otoparka bırakılan araç, sistem tarafından 90 saniye içinde park edilecek. İstenildiğinde aynı süre içinde teslim alınabilecek.


46

Sağlık

Mayıs 2014

Dişlerimizi Zehir ile mi temizliyoruz? Fırçaya alternatif olarak da hijyenik misvakta kullanılabilir. Diş çürüklerini önlemek için şekerli ve rafine gıdaların mümkün oldukça azaltmak ve işlenmemiş doğal gıdaları yemek yine diş sağlığımız için önemli hususlardır.

Kağıthane’nin yerel gazetesi

Yıl: 1 Sayı:6 Mayıs 2014 25 Kuruş

A. Vahit MAHMAT

Diş macunları içerdiği kimyasal maddeler nedeni ile insan sağlığı için önemli tehdit unsurlarıdır. Özellikle dişini fırçalarken macun yutma riski olan çocuklarımızı bu zehirden uzak tutmalıyız. Diş macunlarında bulunan sodyum florür maddesinin kimyasal bir zehir olduğunu, önceleri fare zehiri olarak kullanıldığını daha önce birçok uzman ağzından duymuştuk. Dişlerini fırçalayan küçük çocukların genelde macunu yutma riski bulunmaktadır. Yüksek dozda flor, kansere ve zeka geriliğine neden olabilir. 5-6 yaş öncesi çocuklara macun kullanımı sakıncalıdır. Diş çürüğünü engellediği gerekçesiyle çocuklar için üretilen diş macunlarında da bu maddeden kullanılıyor. Oysa içerdiği kimyasallar çocuklar için çok tehlikelidir. Bağışıklık sistemini zayıflatmasından, kanserojen özelliklere çocuklarda zekâ geriliğine dahi yol açabilme tehlikesi bulunmaktadır. Enfeksiyonlara karşı direnci düşüreceği gibi, üreme sistemine zarar ve kalıcı dişlerin çıkmasının gecikmesine de neden olabilir. O

nedenle yuttuğuna emin olacağımız yaşa kadar çocuklara macun kullandırtmamalıyız. Bu yaş da 5-6’dır.” Yada alternatif olarak tamamen bitkisel formüller ile üretilen diş macunları kullandırmalıyız. Bu diş macunları içeriğindeki bitki özleri ve kimyasallardan arındırılmış formülleri ile çocuklar için tercih edilebilecek ürünlerdir. Helal Platform geçtiğimiz günlerde helal diş macunları ile ilgili yayınlanan bir haberde “bu diş macunlarını ekmeğinize sürüp yiyebilirsiniz” şeklinde bir ifade kullanmıştı. Yine tamamen bitkisel içeriğe sahip, helal sertifikalı bir diş macunu firması ürünlerine slogan olarak “bu diş macununu yiyebiliyorsunuz” ifadesini kullanmaktadır.

Misvakta Kullanılabilir Bununla birlikte fırçaya alternatif olarak da hijyenik misvakta kullanılabilir. Diş çürüklerini önlemek için şekerli ve rafine gıdaların mümkün oldukça azaltmak ve işlenmemiş doğal gıdaları yemek yine diş sağlığımız için önemli hususlardır. Misvakta silisyum, sapanin, kalsiyum oksalat, kükürt, tanen ve

mineral bulunur. Resulullah (s.a.v.) ümmetine misvak kullanmayı tavsiye etmiştir. Çünkü misvak; • Her şeyden önce iyi bir antiseptiktir. • Ağız kokusunu giderir. • Diş çürümelerini önler. • Diş etlerini güçlendirir. • Sürekli kullanımda diş eti kanamalarını bitirir. • Balgamı bertaraf eder. • Ağız kuruluğunu önleyerek akıcı konuşmayı sağlar. • Misvak yağı eklem ağrılarına karşı faydalıdır. • Misvak tohumu mide kuvvetlendiricidir. • Sürekli kullanımda hem sesi hem de cildi güzelleştirme özelliği vardır. • Bir sünnet-i seniyyeyi ihya ettiğimiz için amellerimiz de sevaplarımızı artırır. • Misvak dişlere olduğu kadar ihtiva ettiği kimyevi maddeler dolayısıyla gözler için de faydalı bir ağaçtır.

İmtiyaz Sahibi Recep Sevinç -------------------Sorumlu Yazı işleri ve Haber Müdürü Ayetullah Coşkun -------------------Hukuk Sorumlusu Av. H. Ferhat Karagöz -------------------Görsel Tasarım Cumali Ünal -------------------Reklam Koordinatörü Zahit Sevinç -------------------Eğitim İdris Şekerci Aile M.Said Demir Spor İsa Gümüş -------------------İnternet A.Nail Yosma -------------------Çeliktepe Mahallesi, Mahmut Şevket Paşa Caddesi No: 11/2 Kağıthane–İST. -------------------www.hasbahcegazetesi.com info@hasbahcegazetesi.com Tel: (212) 279 90 89 Süreli Yerel Yayın Basım Yeri : İhlas Gazetecilik A.Ş. Tel: (212) 454 30 00

Reklam Rezervasyon için

0507 501 51 41


ENGELLERi

DEYİZ

RAM Raporu Olan Zihinsel, İşitme, Bedensel engelli yaygın gelişimsel bozukluk yaşayan bireyler ve öğrenme güçlüğü çeken çocuklar, Kurumumuzdan ÜCRETSİZ olarak Eğitim ve Servis Hizmetlerimizden yararlanabilirler.

R FALİYETLE Rİ

M

PE

NİN RE

EĞ İ

Biliyormuydunuz?

KI

NT Ö

EYİZ MD Tİ

EĞİTİMLERİMİZ

YEMİ

O SP

Z

Ölçme ve Değerlendirme Testleri Bireysel Eğitim Grup Eğitimi Aile Danışmanlık Hizmetleri Uyum ve Davranış Hizmetleri Fizik Tedavi Refleksoloji Sanat Terapisi Uygulamaları Dil Konuşma Terapisi Okul Ziyaretleri Spor Aktiviteleri Folklorik Aktiviteler Gezi Aktiviteleri

İZ

ODİK DİŞ B RİY A

KİBİMİ RE LO

KALDIRIYORUZ

M

HiZMETMERİMİZ

LK

Okul Başarısızlıkları

M

Gecikmiş Konuşma Özel Öğrenme Güçlükleri İletişim, Dil ve Konuşma Bozuklukları Psikolejik Uyum ve Davranış Bozuklukları Zihinsel Engel ve Yetersizlikleri İşitme Engel ve Yetersizlikeri Bedensel Engel ve Yetersizlikleri Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Yaygın Gelişimsel Bozukluklar (Otizm)

IZ

NAT ÇAL R SA IŞ M Ü T L A KÜ

FO

Genetik Anormallikler ve Down Sendromu

Yapıkredi Bankası ve Uğur Dershaneleri Karşısı Kağıthane Merkez

Merkez Mah. Kemerburgaz Cad. Lale Sokak No: 2 Kat:4-5 Kağıthane-İstanbul Tel: 0212 321 61 89 - 0 555 988 29 45 - 0532 570 87 34 www.nartanesiozelegitim.com / nartanesi2001@hotmail.com

IZ IM


48

EKONOMİ

Mayıs 2014

KADİR AKSOY Kimdir? www.kahanmimarlik.com

Kahan Mimarlık Yönetim Kurulu Başkanı Mimar Kadir Aksoy ile Yapı Sektörünü, Kentsel Dönüşümü konuştuk…

Kentsel Dönüşüm devrim niteliğinde bir çalışma ve planlamadır! Kenstsel Dönüşüm ne demektir? Kentsel dönüşüm, Türkiye’nin tamamından başlayıp bir konutunda oturan vatandaşın konutunu yenileme ihtiyacına kadar olan süreçle alakalı birçok şeyi içerisinde barındırıyor. Kentsel dönüşüm aslında projelendirilmiş ve çevreye yeni bir şekillendirme yeni bir düzenleme getiren bir planlama şekli olmakla beraber aynı zaman da kişilerin aklına gelen eski yapıların yıkılıp, yeni yapıların yapılanmasıdır. Bununla alakalı devletin ve yerel belediyelerin insanlara sunduğu imkânlardır. Bur da insan olarak ifade ettiğimiz proje ile alakalı uğraşan mimarların, mühendislerin, teknik kadrolarımızın aynı zamanda da toprak sahipleri ve toprak malikleri anlamındaki kişilerin algıladığı ve bunların yapıcıları taahhüt anlamda yüklenicileri ve müteahhitleri tarafından algılanması gereken birçok boyutu var. Arsa sahibi olarak algılanması gereken 99 depremi geçirmiş ve

o acıyı tatmış bir ülkenin bireyleri olarak 99 depremi sonrası kentsel dönüşüm; daha güvenilir daha sağlıklı daha nitelikli daha dayanıklı binaların içerisinde eskilerini göz ardı ederek, yıkarak yenileyerek, güncelleyerek veya sağlamlaştırarak binaların yapılanması demektir. Bunun yanı sıra arsa malikleri elbette dairelerini yenilerken, daire sahipleri dairelerini yıktırıp tekrar yenilettiği durumda kendilerine madden bir kazanç sağlamış olacak ve farklı sosyal donatılar ve imkânlarda buna eklenmiş olacaktır. Böylelikle daha nitelikli bir yapılara ve yapılaşmaya sahip olunacaktır.

nın yükselerek bir şekillenmesine kentsel dönüşüm ifadesi olarak kullanıyoruz. Çevrenin kurtulması aynı zamanda asfaltın, kaldırımın, ağacın, bahçenin korunması, aynı zamanda sürekli talepte bulunulan yeşil alanların, parkların ihtiyacını karşılanması, sorun olan otopark probleminin çözülmesi noktasında önemli bir adım olan kentsel dönüşümü Kağıthane Belediyesi fazlaca teşvik ettiğini, insanlara engel anlamında değil önünü açıcı, çevrenin yapılaşmasına engel olacak nitelikte değil orda teşvik edici nitelikte rolünün olduğunu görüyor ve şahit oluyoruz.

Kentsel dönüşüm Kağıthane’de layıkıyla yerini buluyor mu?

Arsadaki malik ve müteahhitler tarafından çevrenin yenilenmesi ve yapılanması doğrultusunda verilmesi gereken emeklerin verildiğini, adımların atıldığını görüyoruz.

Türkiye’de çıkmış olan kanunla beraber, yürürlülükte olan kanun neticesinde arsaların yüzde kırkına oturum vermek kaydıyla birlikte arsaların yüzde altmışını sosyal donat alanlara yani yeşil alanlara bırakmakla beraber bina-

Devletin desteği ve kentsel dönüşüm kanunuyla beraber, harç muafiyetleri, yıkım tebligatlarının bu çerçevede müteahhide yansıması ve aynı zamanda bunun dönüşü arsa sahiplerine de yansımaktadır. Buda devletin kentsel dönüşüme

1985 İstanbul doğumlu. Aslen Gümüşhaneli. 1992-1997 Metehan ve Şehit Adem Yavuz İlköğretim Okulundan mezun oldu. 1997-1999 arası orta öğrenimini Kağıthane İmam Hatip lisesinde tamamladı. 2000-2003 yılları arasında Seyrantepe Dr. Sadık Ahmet Y.D.A. lisesini birincilikle bitirdi. 2003-2008 arası lisans eğitimini İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık bölümünü dereceli olarak tamamladı.2006-2010 arası staj ve çalışma hayatını Gül İnşaatta devam etti. 2010 yılında Beşiroğlu İnşaat Mimarlık Mobilya Dekorasyon San. Tic. Ltd. Şti. ni aile şirketi olarak kurdular ve çalışmalarına hız verdiler. Ocak 2012 yılında Kahan Mimarlık ve Tasarım Ofisini kurdu.Mart 2014 yılında Kahan Yapı denetimi kurdu. Yönetici olarak siyaset ile ilgilenmektedir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

yönlendirmesi teşvikidir. Yerel belediyeler bu çerçevede oluşturulmuş yönetmeliklerle paralel olarak hareket edebildikleri için Kağıthane Belediyesini bu anlamda ufuk açıcı engel olmayıcı ve sürecin hızlanması için elinden geleni yapan bir belediye olarak nitelendirebiliriz.

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir? Müteahhitlerimiz 5 daireli 10 daireli veya 20 daireli projeleri yapmak yerine daha nitelikli 50-60 daireli 100-200 daireli projelere yönlenmelidirler. Parça parça yapmaktansa toplu bir şekilde, ada bazında yapılaşmaya gitmelidirler. Böylelikle daha nitelikli, kalite anlamında daha değerli, değer anlamında daha yüksek değerlere ulaşabilecek rayiç değerlere daireleri üretmiş ve satmış olacaklardır. Müteahhitler 8-10 tane ruhsatla, evrakla ve projeyle uğraşmaktansa tek bir çerçeve içersinde bunu çözmesi onların faydasına olacaktır.


DiYAR DiYAR MEMLEKET

Yiğitlerin ve âşıkların şehri BAYBURT

Bayburt; Anadolu Kültür ağacının ilk çekirdeği, ilk beşiği ve ulu çınarın ulu dallarındandır. Ünü Türkiye dışına taşan pek çok devlet, bilim, kültür, gönül ve sanat insanı yetiştiren illerimizdendir.

Aydıntepe Yeraltı Şehri Bayburt’un kuzeybatısında dağlık yöredeki bucak merkezi Aydıntepe’de yer alan kent, tüf içerisinde, yüzeyden 2-2.5 m derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler, tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır. Yaklaşık 2 ile 2.5 m yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir. Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır, ayrıca gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin, galeri odalarını aydınlatmak için de kullanıldığı gözlenmektedir.

Bayburt Kalesi Kent merkezinin kuzeyinde yer alan kalenin yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Yerel prens ve krallıkların savaşımlarında önemli bir rol oynayan kalenin M.S. 58’de yapıldığı tahmin edilmektedir. Roma, Bizans, Arap ve Komnenos egemenliklerinde kalan yapı, pek çok kez onarılmıştır. Kalede Saltuklular döneminde başlatılan ve Erzurum Meliki Tuğrul Şah tarafından tamamlanan (12001230) onarım çalışmaları ile ilgili yazıtlar bulunmaktadır.

>> Ulu Camii

>> Bayburt Evleri

Bayburt kent merkezinde bulunan cami Selçuklu yapısıdır. Dikdörtgen biçimindeki ana mekan, mihrap yönüne dikey sekiz kalın payeyi bağlayan geniş kemerlerle üç nefe bölünmüştür. Bu plan tipi, Selçuklulardan sonra Beylikler döneminde de uygulanmıştır.

Bayburt Evleri; oda, ev, avlu, sofa gibi bölümlerden meydana gelmektedir. Dam diye tabir edilen ahır ve samanlık bölümü olan “Merek” evin tamamlayıcı unsurlarından biridir. Binanın alt iki katı taştan, üst katı ise ahşap ve çamurun karışımı olan harpuştadan ibarettir.

Bayburt, Doğu Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan ErzurumTrabzon tarihi İpek Yolu üzerindedir. Marco Polo ve Türk seyyah Evliya Çelebi bu yoldan geçtiği söylenir. Çoruh nehrinin kıyısında bulunan şehrin tarihi M.Ö. 3000’lere kadar uzanır.

tarafından kurulmuştur. Bayburt, Med, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Saltuklu, Danışmend, Selçuklu, Akkoyunlu, Safevi ve Osmanlıların egemenliğinde kalmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra Erzurum’a, 1927 yılında Gümüşhane’ye bağlı il olmuştur.

Doğu ve güneydoğusunda Erzurum, batısında Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile çevrili Bayburt, Anadolu’nun kuzeydoğusunda Çoruh Nehri kenarında ve denizden 1550 m. yükseklikte kurulmuştur.

Saat Kulesi, Bayburt kent merkezinde valilik konağının yakınında olup, 1924 yılı Cumhuriyet Bayramı’nda açılmıştır. Bayburt taşından, yine Bayburtlu ustalar tarafından yapılan saat kulesi, Çorum Saat Kulesi’nin bir benzeridir. Kuleye takılan 4 adet saat ve makine aksamı Almanya’dan getirilmiştir. Kulenin zeminden yüksekliği 21 m. olup, şerefesine 41 basamaklı bir merdiven yoluyla çıkılmaktadır.

Bayburt’ta Doğu Karadeniz iklimi ile Doğu Anadolu iklimi arasında, karasal özellikleri ağır basan bir geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Bu nedenle yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Bayburt’un tarihi M.Ö. 3000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehir, Azziler

Çoruh Nehri ve kolları, tatlı su ürünleri balıkçılığına oldukça elverişli imkânlar sunmaktadır. Masat, Kopuz, Beşpınar, Ozansu, Yoncalı, Yaz-

yurdu, Kılıçkaya ve Çatıksu dereleri alabalık yönünden; Oruçbeyli, Sakızlı, Saraycık, Danişmend, Eymür, Gökçedere gölleri ise sazan balığı yönünden zengindir. Bayburt’ta bakır işlemeciliği, kilim ve ehram dokumacılığı önemlidir. Özellikle üretilen kilim motifleri Bayburt’a ait ve orijinaldir. Ayrıca, ehram dokumaclığı da yöreye özgü bir dokumadır. Ehramdan yapılan yelek, masa örtüsü, yatak örtüsü, seccade, perde ve kravat gibi eşyalar ilgi çekicidir. Bayburt yöresel yemeklerinde görülen genel özellik, un ve una bağlı yemeklerle, etli yemeklerin sebze ve zeytinyağlı yemeklerden çeşit olarak daha fazla oluşudur. Yörenin yemeklerinin bazıları; tel helvası, tatlı çorba, galaçoş, ekşi lahana, lor dolması, yalancı dolmadır.


Başımız Sağolsun Soma’da meydana gelen elim kazada, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza; Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyoruz.


SPOR Kağıthane Belediyesi Yaz Spor Orhan Saka Kupası Seyrantepe Ofspor’un Okulları kayıtları başladı Kağıthane Kulüpler Birliği tarafından 23 Nisan için düzenlenen Orhan Saka U-13 Futbol Turnuvası final maçında Seyrantepe Ofspor ile Hamidiyespor karşı karşıya geldi.

Normal süresi 1-1 biten maçın ardında penaltı atışlarına geçildi. Penaltılar sonucu rakibine üstünlük sağlayan Seyrantepe Ofspor turnuvanın şampiyonu olurken Hamidiyespor ikinci oldu. Seyrantepe Ofspor, Şampiyonluk kupasını rahmetli Orhan Saka’nın Eşinden ve Kağıthane Kulüpler Birliği Başkanı Hasan Cevahir’in elinden aldı. Hamidiyespor, ikincilik kupasını İASKF

Genel Sekreteri Ali Tanrıyaşükür’ün elinden aldı. Her iki takımın oyuncuları madalyalarını kulüp başkanları ve İASKF yöneticilerinin ellerinden aldılar. Hasbahçe Gazetesi olarak Orhan Saka U-13 Futbol Turnuvası düzenleyen Kağıthane Kulüpler Birliği’ne teşekkür eder. Seyrantepe Ofspor’un şampiyonluğunu kutlarız.

ŞAMPİYON Çeliktepe Ümit Spor İstanbul 2. Amatör Lig 9. Grupta bu sezon oynadığı 13 maçta 13 galibiyet alarak topladığı 39 puanla şampiyonluğunu ilan etti.

Seyrantepe Stadında Şirintepespor’la karşılaşan Çeliktepe Ümit Spor ilk yarısını 1-0 önde bitirdiği karşılaşmanın ikinci yarısında 2 gol daha bularak sahadan 3-0 galibiyetle ayrıldı. Çeliktepe Ümitspor : 3 - Şirintepespor : 0 Stad : Seyrantepe Hakemler : Cüneyt Yıldız, Samet Kurt, Tolga Burhan Sönmez Saha Komiseri : Kemal Meriç Çeliktepe Ümitspor : Behçet Cantürk Başa, Uğur Kara, Samet Karakuş, Aykan Akman, Adnan Menderes Sütçü, Şafak Aydın, Durmuş Taha Büyük, Niyazi Alemdar, Tugay

Yeşilağaç, Turan Yavuz, Çağlar Özel, Yedekler : Orhancan Kasap, Enez Yıldız, Zafer Gözbaşı, Enes Dağ, Talha Gençbay, Tuncay Çelik, İbrahim Murat Teknik Sorumlu : Hakan Esmer Şirintepespor : Mustafa Raşit Bozkır, Murat Turhan, Semih Zeybek, Gökhan Meydan, Ahmet Kırşen, Adem Özmen, Yavuz Selim Akyol, Oğuzhan Aydın, Uğur Bayrak, Mehmet Ali Pala, Onur Odacı Yedekler : Onurcan Delice, Ramadan Süne, Volkan Aksoy, Hüseyin Aydın Teknik Sorumlu : Ahmet Kara

Kağıthane Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün düzenlediği futbol, basketbol, voleybol ve jimnastik kategorilerinde eğitim veren Yaz Spor Okulları kayıtları başladı.

Haziran 2014–Ağustos 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan yaz spor okuluna 2001-2008 yılları arasında doğan çocuklara futbol, 19982008 tarihleri arasında doğan çocuklara basketbol ve voleybol, 2007-2009 yılları arasında doğan çocuklara da jimnastik eğitimi verilecek. Yaz Spor Okulları’nda jimnastik ve futbol kategorisinde lise son sınıf ve üzeri gençlere spor akademilerine hazırlık eğitimi de verilecek. Her yıl yoğun katılımla gerçekleşen spor okullarının

kayıtları ise 11 Haziran 2014 Çarşamba günü sona erecek. Okulların tatil olması ile öğrencilerin boş vakitlerini spor yaparak değerlendirmesi ve sporla iç içe yaşama alışkanlığı kazanması için hizmet veren Yaz Spor Okulları’nın her yıl olduğu gibi bu yılda büyük bir katılım olması bekleniyor. Kurslara katılmak isteyen öğrencilerin 1 adet vesikalık fotoğraf ve sağlık raporu ile Kağıthane Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne başvuruda bulunmaları yeterli.

Ecdadın izinde yürüdüler Yörünge Gençlik Kulübü izcileri Çanakkale 57. Alay Milli Bilinç Kampı’ndaydı. Kağıthane Yörünge İzcilik Gençlik ve Spor Kulübü izcileri her yıl Türkiye İzcilik Federasyonu bünyesinde gerçekleşen Çanakkale 57. Alay Milli Bilinç Kampı’na 12 izci 1 lider ile katıldılar. 21 Nisan’da başlayan kamp, şehitlik ziyareti, 23 Nisan programı, Mevlid-i Şerif ve 57.Alay yürüyüşü gibi faaliyetler

ile 26 Nisan’da sona erdi. Kampın ana teması olan 57. Alay yürüyüşü 25 Nisan Cuma sabahı mehter marşları eşliğinde izcilerin saçlarına kına sürülerek başladı. İzciler saçları kınalı, başlarında enveriye kabalağı ve “dedeciğim ben geldim” yazılı cepkenler giymiş halde “hamur kızartması ile çorba” içtiler. Uzun yürüyüş esnasında yorulup halsiz düşmelerine rağmen pes etmeyen izciler ecdada rahmet okuyarak yürüyüşü tamamladılar.


3. Fevzi Şeker İstanbul Yıldızlar

Serbest Güreş Turnuvası Kağıthane’de Yapıldı Milli Güreşçi Fevzi Şeker ölümünün 3’üncü yıl dönümünde Kağıthane Belediyesi ve Hasbahçe Spor Kulübünün ortaklaşa düzenlediği “3.Fevzi Şeker İstanbul Yıldızlar Serbest Güreş Turnuvası” ile anıldı. Turnuvaya Kağıthane Kaymakamı Ahmed Akın Varıcıer, Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, Hasbahçe Spor Kulübü Başkanı Servet Akgün ve Başkan Vekili Temel Şardan, Kağıthane Güreş Ağası Yusuf Yoldaş, Fevzi Şeker’in yakınları, Avrupa ve Dünya Şampiyonları, Güreş Milli Takım Teknik Direktörü, Oda ve dernek başkanları, muhtarlar, Federasyon başkanları ile 5 farklı federasyon temsilcisi yerel ve ulusal basın ile eski milli güreşçiler katıldı. Yahya Kemal Spor Salonunda gerçekleştirilen müsabakalara İstanbul’dan pek çok spor kulübü ve Bulgaristan’ın Burgaz Güreş takımı da katıldı. Serbest kategorisinde gerçekleştirilen turnuvada genç sporcular kilolarına göre müsabakalar yaptı. Milli Güreşçi Fevzi Şeker İçin Minderde Ter Döktüler Yoğun seyirci desteği olan turnuvaya 11 Takım, 110 sporcuyla katıldı. Birbirlerine üstünlük sağlayabilmek için kıyasıya mücadele eden genç sporcular, minderde zor anlar yaşadı. Serbest güreş kategorisinde gerçekleştirilen turnuvada mindere çıkan sporcular salondakilerin tezahüratları eşliğinde birbirlerine üstünlük sağlayabilmek için kıran kırana güreştiler. Büyük çekişmenin sahne olduğu güreşlerde sporcular göstermiş oldukları başarılardan dolayı tribünlerden büyük alkış aldı. Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, “Milli Sporcu Fevzi Şeker’in adını yaşatmak ve güreşi gelecek nesillere aktarmak için 3 senedir bu turnuvayı düzenliyoruz. İlçemizde güreşe olan ilginin daha da art-

tığını görüyorum. Gençlerimiz bu işi kavramış inşallah gelecekte iyi bir güreşçi olurlar. Ay yıldızımızı uluslararası platforma taşıyan değerlerimiz için bu etkinliği önümüzdeki senelerde daha da büyük bir organizasyon haline getireceğiz” dedi. Kağıthane Kaymakamı Ahmet Akın Varıcıer amaçlarının güreş sporuna mal olmuş kişileri gençlere tanıtmak ve spora ilgiyi çekmek olduğunu belirterek “Gençlerimize, sporcularımıza örnek olacak bir şahsiyetin adını yaşatmak adına organizasyonun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz” şeklinde konuştu. Hasbahçe Spor Kulübü Başkanı Servet Akgün, Üçüncüsünü yaptığımız Fevzi Şeker Turnuvasının uluslararası boyuta taşınarak “Güreşin Hasbahçesi” Kağıthane olmalıdır dedi. Hasbahçe Spor Kulübü Başkan Vekili Temel Şardan, “Yıllardır sabırla, ve büyük bir azimle Kağıthane’de Türk güreşine sporcu kazandırmak için sürdürdüğümüz çalışmalar sonucunda emeklerimizin boşa gitmediğini gösterir başarılı sonuçlar almaya başladık” dedi. 11 takımın, 110 sporcuyla katıldığı müsabakalarda takım klasmanında Kağıthane Hasbahçe Güreş Kulübü birinci, Beşiktaş Güreş Kulübü ikinci, Bağcılar Halk Eğitim Merkezi Güreş Kulübü Üçüncü, Bulgaristan Burgaz Güreş Kulübü dördüncü oldu. Müsabakada en teknik güreşçi Kağıthane Hasbahçe Güreş Kulübünden İbrahim Hakkı Koçak, en centilmen güreşçi Bulgaristan Burgaz Güreş Kulubünden İvan Stefanov seçilmiştir. 10 altın, 10 gümüş ve 20 bronz madalyanın dağıtıldığı turnuvada Kaymakam Ahmed Akın Varıcıer ve Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, bütün sporculara plaket ve madalya takdim etti.


54

Din ve Yaşam “ Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Çalıştırdığınız işçiye teri kurumadan hakkı olan ücretini verin”(İbn Mace) buyurarak işçi haklarına dikkatimizi çekerek işvereni ikaz eder.”

»Muzaffer Coşkun info@ibretli.net

İşveren ve İşçi Hakları Azizi okuyucularım, toplumumuzda çalışan insanları ikiye ayırmaktayız: a) İşveren olarak çalışanlar b) İşçi olarak çalışanlar Bunların her ikisi de çalışmaktadır. İşveren; işin maddi, manevi bütün risklerini düşünerek kârınızararını hesap ederek canla başla gayret eden işveren veya müessese olarak karşımıza çıkar. İşçi ise, böyle geniş bir mesuliyet hissi taşımayan fakat çalıştığı işin fiili mesuliyetini yüklenip, işin ağırlığını taşıyarak çalışan şahıs veya şahıslardır. Tabir-i caizse bir vücut gibi aynen; can-ruh, akıl işveren, beden ve kuvvet işçi adeta. Bunların biri olmazsa, toplumun müesseselerinin yaşaması mümkün değildir. Günümüzde ise belli ideoloji ve muayyen cereyanlar vardır. Bu iki grubu kamplara ayırıp birbirine düşürmektedirler. Bunların bir kısmı sadece işveren tarafını tutar, kapital sahibi yanında yer alır. Diğeri ise işçiden taraf olup daima işçinin hakkını koruyup onun menfaatini gözetir gibi gözükür. İşte bu görüş ve yer almalar birer beşeri sistem olup (işin içinde maneviyat ve mesuliyet hissi olmayınca) ortamda huzursuzluk meydana gelir, kimse hakkına razı olmaz. Öyle ise, akla şöyle bir sual gelir. İlahi bir sistem olan İslam’ın bu hususta görüşü nedir: İslam, ne işvereni nede işçiyi bünyesinden uzak görür. İkisini bir bütün görür ve böyle kabul eder. Yani bedenle ruh-can gibi veya elma ve tadı gibi. Her ikisi de İslami bünyenin uzuvları ve vazgeçilmez unsurlarıdır. Öyle ise şöyle diyebiliriz. İslam hem işverenin yanında hem de işçinin yanındadır. Her ikisinin de hakkını korumak ister. İki tarafında gadre uğramamasını, taraflardan hiç birinin diğerini aldatmamasını arzu eder. İslam’ın kıyamete kadar koyduğu kaide Peygamber (s.a.v.)’in lisanîyle şudur: “Aldatan bizden de-

ğildir”( Müslim, Îmân 164, Fiten 16) Bu hüküm tek taraf için söz konusu olamaz. Her iki taraf birbirine haksızlık edip aldatamaz. İşveren ve işçi bir araya gelip, iyi niyetle, samimiyetle, düşüncelerini ve isteklerini ortaya koyar konuşarak anlaşırlar. Ne işveren çalıştığı işçiyi aldatmayı düşünür. Ne de işçi hak etmediği ücreti talep eder. İslam’da muayyen kesin bir ücret nisbeti yoktur. Ücretler daima geçicidir. Muhitin şartlarına göre değişir. Köyde farklıdır, kentte farklıdır. Kişinin-ailenin geçimini rahat sağlayacak kadar olmalı, sigortası da yatırılmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Çalıştırdığınız işçiye teri kurumadan hakkı olan ücretini verin”(İbn Mace) buyurarak işçi haklarına dikkatimizi çekerek işvereni ikaz eder. İşçi de çalıştığı müesseseyi kendi işiymiş gibi görüp parmağını taşın altına koymalı ki kazancı helal olsun. Atalarımız: Helal rızıkla beslenen çocuk, büyüyünce evliya olur. Haramla beslenen çocuk, büyüyünce eşkıya olur. Şöyle de denilmiştir. “Helal Zâde barıştırır. Haram Zâde dövüştürür.” Rızık hususunda şu da çok manidardır: “Yılana bal yedirseniz o yine zehir kusar. Arıya zehir yedirseniz o size bal yapar.” Tavuğun altına bıldırcın yumurtası koysanız büyür yine ormana uçar. Ördeğin yumurtasını koysanız büyür yine havuza atlar. Yani herkes fıtratına göre hareket eder. • Sonuna kadar ümit, durmadan çalışmak, daima tevekkül ve teennisabır, işte sana başarı. Son Söz: Hakkımız varken aramamakta suçlardan bir suçtur. Selam Hüda’ya tabii olanların üzerine olsun.

Mayıs 2014

Miraç Olayı (Mi’râc-ı Nebî) Bu gece ; “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir bölümünü gösterelim diye, kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren/yolculuk yaptıran Allah’ın şânı yücedir. Gerçekten O, işiten ve görendir.” (İsra, 17/1) ayet-i kerimesinde de belirtildiği üzere âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Ekrem Efendimiz başka bir manevî binitle, göklere çıkmıştır. 25 Mayıs 2014 Pazar gününü Pazartesi gecesine bağlayan gece Miraç kandilidir.

3. A krabaya, yoksula ve yolda kalmışlara hakkını vermek,

Arapça bir kelime olan Miraç, yükselme ve yükseğe çıkma anlamındaki “urûc” kelimesinden türeyen âlet/ gereç ismidir. Miraç,”merdiven, yükselteç, asansör” gibi anlamlara gelir. Mescid-i Aksâ’dan başlayarak göklerin bütün tabakalarından geçip ilâhî huzura kadarki bölüme, Miraç denir. Hz. Muhammed (s.a.v.) göklerden sonra hiçbir insan veya meleğin erişemeyeceği yüce makamlara yükselmiştir. Varlıklar âleminin son noktası olan Sidretü’l-Müntehâ’ya kadar Cebrâil ile, daha sonrasına ise Refref adındaki manevî binitle gitmiştir. Beytü’lMa’mûr kendisine gösterilmiştir. Bundan sonra rabbinin huzuruna çıkan Hz. Muhammed (s.a.v.) bu sırada, nice sırlara, hikmetlere, nûrânî tecellilere mazhar olmuş, burada hiçbir aracı olmadan doğrudan vahiy almıştır.

5. Y oksulluk korkusuyla çocukları öldürmemek,

Miraçta Alınan On iki Emir 1. A llah’tan başkasına kulluk etmemek, 2. Ana-babaya iyi davranmak,

4. Cimri ve israfçı olmamak,

6. Zinaya yaklaşmamak, 7. H aksız yere cana kıymamak ve cinayet dolayısıyla aşırı gitmemek, 8. Y etimin malına güzelce yaklaşmak, 9. Ahdi ve sözü tutmak, 10. Ölçü ve tartıda doğruluk, 11. Hakkında kesin bilgi sahibi olunmayan şeyin ardından gitmemek, 12. Yeryüzünde böbürlenerek yürümemek Hz.Peygamber (s.a.v.) aynı gece, geri dönmüştür. Miraç hediyesi olarak, günde beş vakit namaz, Allah’ın şirk koşma dışındaki günahları dilediklerinden affetmesi ve Bakara Sûresi’nin son iki âyetini getirmiştir. (Müslim, iman, 279) Tüm İslam Âleminin Miraç Kandilini Kutlar, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederiz.


Hasbahçe Gazetesi Sayı: 6  

Hasbahçe Gazetesi Hasbahçe Gazetesi Yıl:1 Sayı:6 Kağıthane'nin Aylık Yerel Gazetesi