Page 1

SAYFA

6

Bütün Ankara’y›z y›k›lmay›z Ankara’da düzenlenen mitingde farkl› mahallelerde bar›nma hakk› mücadelesi verenler bulufltu

SAYFA

7

fiifre boykot, hedef istifa ÖSYM flifreyi itiraf etse de hükümet soka¤a ç›kan liselileri tehdit ediyor

SAYFA

9

2023: AKP’nin çiftli¤i AKP’nin seçim beyannamesi güvencesizlefltirme ve kent ya¤mas›n› hedefliyor

SAYFA

13

Mücadeleye yaz›lan tarih Türkiye ve dünyada iflçi s›n›f›n›n bedel ödeyerek yazd›¤› 1 May›s’›n tarihi

22 Nisan 2011 • 1 TL

Y›l 6 • Say› 130

YSK’dan veto karar›  YSK’n›n BDP taraf›ndan desteklenen 7 ba¤›ms›z aday› veto ederek Kürt halk›n›n siyasi iradesinin önüne seçimlerde de bir engel koymufl oldu. Bu kararda AKP’nin pay› büyük  S. 4

Davet bekliyorlar  Libya’da bir aydan fazlad›r devam eden emperyalist iflgalde kara harekat›n›n yap›lmas› gündeme geldi. Emperyalistler iflgali sürdürmek için her türlü f›rsat› de¤erlendiriyor  S. 5

Meclisin ka-der’i  KA-DER’in 275 kad›n vekil talebiyle yürüttü¤ü kampanya erkek egemeli¤i ile mücadeleyi gündemine alm›yor, kad›nlar›n temsil sorununa çözüm üretmiyor  S. 10

M›s›r devrimi kimin? ‹lknur Birol / Sayfa 2

Ferda Koç / Sayfa 4

Halk›n bahar›

Ucuz Hesap

Tufan Sertlek / Sayfa 9

Kar h›rs›

Ümit Ezgi Özdemir / Sayfa 10

Söyleyecek çok sözümüz...

 M›s›rl› sosyalist gazeteci Ayman Abdel Moati ile M›s›r devrimi ve halk hareketinin taleplerini konufltuk  S. 11


2

MEDYA 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

Halk›n bahar›... lkenin bütün ezilen kesimlerinden yükselen itirazların AKP’nin temsil ettiği sistemle hesaplaşmak üzere yol almaya başladığı ve bir zamanlar daha kolaylıkla maniple edilen halk kesimlerinin karşılaştıkları mağduriyet karşısında isyana daha kolay kalktığı görülüyor. Sokak doğasına, emeğine, kentine, geleceğine sahip çıkan köylülerin, işçilerin, üniversitelilerin, liselilerin, gazetecilerin, aydınların, Kürtlerin sesleriyle doluyor. Sokak, kaybedilmiş ve gasp edilmiş tüm hakları geri almak için ayağa kalkmaya başlayan halkın sesiyle doluyor. Otuz yıldır sokaktan, mücadeleden, hak istemekten her yol ile uzaklaştırılan halk batıda sokağın büyüsü ile tanışıyor, Kürt coğrafyasında ise her yeri kaplıyor. Bütün dünyada olduğu gibi kapitalizmin insanın doğasına aykırı olan kurallarının ancak yine insanın meşru, militan ve devrimci seferberliği karşısında ortadan kaldırılabileceği görülüyor. İlknur Artık demokrasi ve hukuk Birol adına söz söyleyenler eğer karlarını etkiliyorsa, eğer iktiHalkevleri darları etkileniyorsa kendi Genel Başkanı yazdıkları kuralları dahi işletmiyorlar. AKP ülkenin her bir parçasında yoksulluk ve yoksunlukla boğuşan halka her gün yalan söylüyor. Gücü yettiğine her yerden aklı zorlayacak bir pervasızlıkla saldırıyor. YSK aracılığı ile Kürtlere çelme takmaya çalışılıp, hemen ardından tepkilere bakarak geri adım atılmak isteniyor. Kürt sorununda rejimin aklının komplolara yatkın bir akıl olduğu aşikar. Ancak gerek Ortadoğu’daki, gerek bölgedeki gelişmeler göstermektedir ki; artık sorun öteleyerek bir adım atılma imkanı kalmamıştır. AKP’nin gerici ve piyasacı kimliği ile Kürt sorununa çözüm bulması mümkün değildir, kendi dillerinden bu konuda AKP “projesiz”dir. Elindeki tek proje, sistemle el sıkışmış bir Kürt temsiliyeti yaratmaktır. Bunda da başarılı olamayacakları bellidir. Ne yaparlarsa yapsınlar karşılarında tepeden tırnağa haklı bir halk var. Bu halk hem haklı, hem yoksul, hem militan. Bu halk batıda olmadığı kadar politik. Geçici ve geçiştirici her siyasi atakta kimliğine, örgütüne, temsilcisine ve iradesine sarılarak cevap vermekte maharetli. Ezilenler ‘biat et’ diyenlere inat isyan ediyorlar. Piyasaya emanet edilmeye çalışılan bütün hayatlar kentlerin meydanlarında yeniden var olmaya, birbirlerini bulmaya başladılar. Dereler Ankara’ya akarken, liseli gençler ülkenin tüm meydanlarında kaybettikleri geleceklerine yeniden ellerini uzattılar. Kendi gibileri buldular. Güvencesiz işçiler işlerini, sağlıkçılar hastaneleri, öğretmenler ve veliler okulları, evleri yıkılanlar evlerini ve aslında hep birlikte yok edilmek istenen onurumuzu, insanlığımızı koruyoruz. Yan yana geliyoruz, büyüyoruz. Cesaretimiz katlanıyor, yok edilen güvenimiz yeniden canlanıyor, örgütleniyoruz. Biliyoruz ki; sermaye sınıfının iktidarı hayatı güvencesizleştirilenlerin, toprağı işgal edilenlerin, onurları ayaklar altına alınmak istenenlerin sahici birlikteliği ile yerle bir olacaktır. İçinden geçilen süreçte emekçilerin sokakta birleşen, giderek yaygınlaşan eylemlerin müjdelediği, emeğin ve yoksulların baharıdır. Ezilen halkların, kadınların ve gençlerin baharıdır. Kapitalizmin dişlilerine emanet edilen emeğimizin kurtuluşuna gidişin baharıdır. Bu bahar kadınların çalınan emeklerine, katledilen bedenlerine sahip çıktığı tüm kız kardeşleriyle birlikte piyasanın ve gericiliğin üstüne yürüdüğü bir bahar olacaktır. Bu bahar güvencesiz çalıştırılan milyonların sınıf kardeşliği duygusuyla yan yana geldiği, değiştiği ve değiştirdiği büyük yolculuğuna merhaba dediği bir bahar olacaktır. Bu bahar ‘sen yoksun’ diyenlere inat her yerden ‘ben varım’ diyen Kürt halkının baharıdır. Bu bahar sermaye iktidarının çirkin yüzünün her yerden yoksul emekçi halkların tokadını yediği bir bahardır. Eşitlik, adalet, özgürlük isteyen insanlığın biricik kılavuzu ile ilerleyenlerin gördüğü ve gideceği köy bellidir. Halklar, kadınlar, emekçiler özgür olacak. Haklarını kaybedenler, haklarını kazanmaya, sokaklara düşecekler. Sokaklar tank paleti, polis gazı ve iktidarın faşist yüzü karşısında ezilenlerin ve emeğin gücüyle aydınlanacak. Bu bahar haklarını kazanmak için yola düşüp devrimin yolunda ilerleyenlerin baharı olacak. Bu bahar marşların en güzellerinden birinin en gür sesle ülkenin her meydanında söylendiği bir bahar olacaktır. Günlerin bugün getirdiği baskı zulum ve kandır. Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez. Hep birlikte 1 Mayıs’a !

Ü

Sendika.Org 10 yaşında S

endika.Org, yayın hayatına başlayışının 10’uncu yıldönümünü 16 Nisan’da İstanbul Tabip Odası’nda düzenlediği bir etkinlikle kutladı. Aralarında Sendika.Org'un yazar ve okurları ile sendikacı ve gazeteci dostlarının da bulunduğu çok sayıda davetlinin katıldığı etkinlikte sitenin 10 yıllık öyküsü ve yeni dönem planları paylaşıldı. Etkinlik 10. yıl için hazırlanan bir kısa film gösterimiyle başladı. Kısa filmin ardından site emektarlarından Önder Özdemir bir sunum yaparak Sendika.Org’un 10 yılını anlattı. On yıl içinde yüzlerce yazar ve muhabirin kaleminden binlerce makale, çeviri ve söyleşinin; on binlerce haberin yayımlandığı site, her ay bir milyondan fazla sayfanın görüntülendiği bir iletişim platformuna dönüşmüş durumda. Sunumda Sendika.Org’un çark ve @ işaretinin bileşiminden oluşan yeni logo çalışması da konuklarla paylaşıldı. SEND‹KA.ORG SEÇK‹LER‹ Özdemir’in ardından Sendika.Org editörlerinden Hakan Demir, 10 yılın seçkilerinden oluşan "Sendika.Org yazıları", "Sendika.Org çevirileri" ve "Sendika.Org söyleşileri" kitaplarını tanıttı. 1 Mayıs öncesinde kitapçılara dağıtılacak olan ve Sendika.Org iletişim adreslerinden (bilgi@sendika.org, kitap@sendika.org) dağıtımına başlanan kitaplar, 10 yılın iz bırakan, arşiv niteliği taşıyan ve referans haline gelen yazılarını bir araya getiriyor. Toplumsal Hareket Sendikacılığı tartışmalarından güvencesiz işçiler örgütlenmesine ilişkin temel

Emek hareketinin internetteki adresi Sendika.Org yayın hayatına başlayışının 10. yıldönümünü okurları, yazarları ve tüm dostlarıyla birlikte kutladı metinlere, Vedat Türkali’nin Tayyip Erdoğan’a mektubundan liberal solla polemiklere, Venezüella devrimi liderleri ile yapılan röportajlardan Türkiye üzerine Marksist klasik metinlerin çevirilerine, yayımlandığı dönemde büyük ilgi toplamış çok sayıda metnin yer aldığı seçkiler toplumsal muhalefetin 2001’den 2011’e 10 yılının panoramasını da özetliyor. MISIRDAN SELAM Etkinliğin bir de uluslararası konuğu vardı. Arap ve Ortadoğu

dünyasının uluslararası yayını Jadaliyya (Diyalektik) yazarı Mısırlı blogger Ayman Abdel Moati, Mısır isyanı ve Mısır işçi hareketi üzerine bir konuşma yaptı. Soru cevap bölümünde davetlilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan Moati, emekçilerin Ortadoğu’da siyaset sahnesine çıkmakta olduğunu ve internet yayıncılığının bu çabalara önemli bir destek sunduğunu belirtti. Söyleşinin ardından etkinlik kokteylle son buldu. Etkinlikte ayrıca İşçi Filmleri Festivali için

hazırlanmış fotoğraf, afiş ve grafikler sergilendi. ON YILIN ARDINDAN Sendika.Org geride kalan on yıl içinde emek hareketinin, solun ve toplumsal muhalefetin geniş kesimlerini içeren, düşünsel üretim adına harekete geçiren ve besleyen bir site olmayı başardı. Teknik altyapısından yazınsal üretimine kadar bütünüyle gönüllü emekle ve öz finansmana dayalı sıfıra yakın bir bütçeyle var olan Sendika.Org, emek hareketi ve sol içinde ano-

nim bir karakter kazandı. Profesöründen lisans öğrencisine, sendika uzmanından yalnızca “ekmeğinin derdinde” olan örgütsüz işçisine sayısız yazarı, gönüllü çevirmenleri, gönüllü muhabirleri ve kolektif editörlüğü ile günlük ortalama 15 bini aşkın kişinin ziyaret ettiği ve 55 bin sayfanın görüntülendiği bir başvuru kaynağına dönüşerek gerek basın dünyası gerek akademi açısından bir referans kaynak olarak kabul edildi. İngilizce sayfası ile Türkiye toplumsal muhalefetinin gündemini dünyaya taşımaya çalıştı. On yılda binlerce telif makale, binin üzerinde çeviri, yüz elliyi aşkın söyleşi ve on binlerce haber yayımladı. Latinbilgi.net, 5deniz.net ve Sendika.Tv gibi kardeş sitelerle yayın alanını zenginleştirdi. Kimi zaman sempozyumları, işçi eylemlerini canlı yayınla okuruna aktaran bir televizyona dönüştü, teknolojinin olanaklarını işçi sınıfı mücadelesi için seferber etti. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin örgütlenmesini yürüten temel kurumlardan biri oldu. Forum sayfaları, işçiler için pratik bilgiler içeren kılavuz metinleri, internet üzerinden hukuki destek hattı ile kimi zaman emekçilerin gündelik sorunlarında bir destek, kimi zaman da grevlerin, direnişlerin ve dayanışma kampanyalarının örgütlenmesine katılan bir platform oldu. Bugün hala yarı amatör bir ruhla, özgücünün, akçesiz üretimin ve gönüllü emeğin paha biçilmezliğine inancıyla, her zaman daha fazlasını ve daha iyisini yapması gerektiğinin bilinciyle yoluna devam ediyor.

Halkın Sesi’nde beş yılın 1 Mayıs’ı Halkın Sesi elinizde bulunan 130. sayısıyla altıncı yılına giriyor. Gazetemizin yeni yaşını, 1 Mayıs öncesine denk gelen yıldönümü kapaklarıyla kutlamak, hem Halkın Sesi hem de 1 Mayıs’ın yakın tarihinde kısa bir gezinti yapmak istedik

E

linizde tuttuğunuz gazetemizin 130’uncu sayısı ile beraber yayın hayatında altıncı yılımıza giriyoruz. Halkın Sesi, 20 Nisan 2006’da yayın hayatına başladı. İlk sayımız mücadelenin gündemini de yansıtır bir biçimde 1 Mayıs’a çağrı yapan bir manşetle çıktı. Beş yıl boyunca her yıldönümü sayımız 1 Mayıs öncesi çıkartılan gazeteler oldu. Her bir kapağımız o yılın 1 Mayıs’ına dair güncel politik tartışmaları yansıtan manşetlerle çıktı. Beş yılın 1 Mayıs kapaklarına baktığımızda adım adım Taksim’e giden yolu görmek, halkın hak mücadelelerinin 1 Mayıs coşkusuyla güçlenen sesini duymak mümkün. Geriye dönüp bu beş yıllık

süreci anımsadığımızda, sınıf mücadelesinin yeni dinamiklerini açığa çıkarmada ve ona militan bir politik çizgi oluşturmada kayda değer başarılar elde eden bir muhalefetin parçası olarak ilerlediğimizi görmenin gururunu taşıyoruz. Solun tüm zayıflığına ve eksiklerine rağmen 1 Mayıs 2010’a kadar Taksim hedefinde sembolize olan bir kararlılığı ortaya koyduğunu, bu kararlılığın içi boş bir inat olmayıp enerjisini güvencesiz işçilerin ve yoksul halkın hak mücadelelerinden alan bir devrimci irade olduğunu görüyoruz. 5 yıl önce kapağımıza taşırken sınırlı sayıda militanın seslendir-

diği sloganların, şimdi militan ve kitlesel eylemlerde geniş kitlelerin dilinde meydanları inlettiğini duyuyoruz. 5 yıl önce haberini yapmak için ilaç niyetine bir emekçi eylemi ararken, şimdi sayısını 12’den 16’ya çıkardığımız sayfalarımızda eylem haberlerini koyacak yer bulamıyoruz. Hak mücadelelerinin gazetesi Halkın Sesi 6. yılına girerken, hakları için mücadele eden halkın sesi meydanlardan taşıyor. Emekçilere yasaklanan 1 Mayıs meydanlarının etrafına örülü surları yumruklarıyla döve döve yıkanlar hak ettikleri yasaksız bir 1 Mayıs’a hazırlanırken, Halkın Sesi yeni bir raund’u fısıldıyor.

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Tomtom Mahallesi Örtmealt› Sokak No: 6/3 BEYO⁄LU/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer Taflbask› Matbaac›l›k Yay. ve Amb. San. Tic. Ltd. fiti. Bask› Tesisleri Kocaeli /‹ZM‹T (0262 335 45 29) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

5 N‹SAN 2007, YIL 1, SAYI 26 Halk›n Sesi 1 May›s’a giderken D‹SK’in 2007 1 May›s’›n› Taksim’de kutlama ça¤r›s›n› kapa¤›na tafl›d›. Bu manfletten üç y›l sonra Taksim yasa¤› iflçi s›n›f› taraf›ndan tarihe gömüldü

17 N‹SAN 2008, YIL 2, SAYI 53 Gazetemiz ikinci y›l›na geride b›rak›rken 1 May›s mitinglerinin içeri¤inin hak mücadeleleri ekseninde flekilenece¤ine iflaret etti. Spotunda Taksim karar›ndan geri ad›m at›lmad›¤›n› anlatt›

16 N‹SAN 2009, YIL 3, SAYI 78 Halk›n Sesi üçüncü y›l›n› geride b›rak›rken AKP hükümetinin piyasac›, ›rkç›-faflist politikalar›na karfl› halk› 1 May›s’ta meydan okumaya ça¤›r›yordu. “Meydan bizim” Taksim kararl›¤›na iflaret ediyordu.

16 N‹SAN 2010, YIL 4, SAYI 104 Taksim emekçinin kararl›l›¤›yla aç›lm›fl tüm Türkiye yüz binlerin buluflaca¤› Taksim 1 May›s’›na haz›rlan›rken 1 May›s coflkusu tarihsel anlam›yla beraber gazetemizin manfletine yans›yordu.


3

GÜNDEM 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

‘Üniversite artık daha güçlü’ T T ürkiye’nin pek çok üniversitesinde örgütlü Kolektifler, Ankara’da düzenlenen 1. Genel Kurul’da birleşti. Türkiye’nin dört bir yanında paralı eğitime, gericiliğe, faşizme karşı eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim ve demokratik üniversite için mücadele eden Öğrenci Kolektifleri birleşme kararı aldı. 1,5 yıldır merkezileşme ve kurumsallaşma tartışmalarını yürüten Kolektifler, “Üniversite artık daha güçlü” diyerek bir araya geldi. 16 Nisan sabahında 40’a yakın üniversiteden 800 kişi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde buluştu. Fakülteye illerin taleplerinin ve sözlerinin yer aldığı pankartlar asılırken, 5 yıldan bu yana düzenli çıkan Üniversiteli gazetesi arşivi ile eski eylem ve etkinliklerin afişleri de sergilendi. AYAZMA VE LÜBNAN’DAN DAYANIfiMA Ozan Gündoğdu yaptığı açılış konuşmasında AKP’nin üniversiteye dönük saldırısının arttığı bir dönemde kurumsal, bütünsel ve hızlı hareket edebilen güçlü bir harekete ihtiyaç doğduğunu söyledi. Geçtiğimiz dönem ile birlikte Kolektifler’in toplumda umut olduğunu ifade eden Gündoğdu, neoliberalizme, piyasalaştırmaya, gericileştirmeye, faşizme ve AKP’ye karşı üniversitenin ve ülkenin isyana ihtiyacı olduğunu vurguladı. Açılış konuşmasının ardından tüm illerin temsilcileri, selamlama

ürkiye’nin pek çok üniversitesinde örgütlü Öğrenci Kolektifleri, Ankara’da düzenlenen ilk genel kurulunda birleşti. Öğrencilerin mücadelesi artık daha kurumsal ve güçlü

konuşmalarını gerçekleştirdi. Eğitim Sen MYK üyesi Serpil Açıl Özer ve KESK MYK üyesi Hamide Yiğit, Kıbrıs Baraka Kültür Merkezi mesajıyla dayanışma içinde olduklarını ilettiler. En anlamlı mesaj ise, Kolektiflerin yumurtaladığı Ali Ağaoğlu tarafından mağdur edilen Ayazma halkından geldi. Etkinliğe telefonla bağlanarak teşekkürlerini ileten mahalleliler

A

nkara’daki pek çok üniversitede aynı gün içerisinde gerçekleştirilen ülkücü faşist saldırılar nedeniyle 3 öğrenci yaralandı, 10 öğrenci gözaltına alındı 1 Mayıs’ın yaklaştığı dönemlerde ülkücü faşistler yine üniversitelerde eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim isteyenlere saldırdı. Üniversitelerde yükselen muhalefeti bastırmak için başlayan saldırılardan ilki 14 Nisan günü Ankara Üniversitesi Dışkapı Kampüsü’nde gerçekleşti. Daha önce de pusu kurarak devrimci bir üniversitelinin

yoğun alkış aldı. Bir diğer davetli Lübnan Komünist Gençlik ve Öğrenci Örgütü Merkez Komite üyesi Nassım Arabi gençliğin, neoliberalizme ve emperyalizme karşı dayanışma gerekliliğini ifade etti. Konuşmaların ardından verilen yemek arasında müzik dinletisi ve halaylar etkinliği renklendirdi. Gençlik Mücadelesi Tarihi başlıklı ikinci oturumda Dev-Genç

döneminden Oktay Etiman, Öğrenci Dernekleri sürecinden Arzu Çerkezoğlu ve Öğrenci Koordinasyonu deneyiminden Metin Kalyoncugil, kendi dönemlerindeki gençlik hareketlerinin farklı pratiklerini üniversitelilerle paylaştı. YGS eylemi nedeniyle ilk oturumda söz alamayan liseliler de kürsüdeydi. Genç Umut adına Eda Ceylan, şifre skandalıyla yükselen

Ankara’da taşlar bağlı... kolunun kırılmasına neden olan faşistler yine pusu kurarak devrimci öğrencilere saldırmak istedi ancak pek çok üniversitelinin arkadaşlarını almak için okula gitmesinin ardından faşistler kapının önünden uzaklaşmak zorunda kaldı. Sabah saatlerinde Dışkapı

Kampüsü’nde bu şekilde bir gerginlik yaşanırken Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi’nde de (DTCF) 150 kişilik faşist grup kampüse zorla girmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Okulun kapılarını kırmak isteyen faşistler, okul içinde kalan arkadaşlarını almak üzere giden 350 üniversitelinin gelmesinin

ardından fakülte önünü terk etti. Okul kapısındaki ve önündeki öğrencilerin buluşmasının ardından ise polis saldırısı geldi. Çıkan çatışmada 2 üniversiteli gözaltına alındı. Üniversiteliler, polisin geri çekilmesinin ardından Kızılay’a yürüyüş gerçekleştirdi. Yüksel Caddesi’nde

“parasız eğitim, sınavsız üniversite” mücadelesinden söz etti.

YEN‹ B‹R ÖRGÜT fiEKL‹ Üçüncü oturumda, Ali Emre Mazlumoğlu Kolektifler’in yeni yapısını tanıttı. Her üniversitelinin dahil olabileceği Türkiye Üniversiteliler Meclisi, Kolektif birim temsilcilerinden oluşan Türkiye Birim Koordinasyonu ve merkezi çalışmaların daha hızlı bir işleyişe sahip olmasını amaçlayan Kolektif Yürütme Kurulu’nu tanıtan Mazlumoğlu, merkezi birimler ile il ve yerel örgütlenmelerini de sundu. Sunumun ardından Kolektif Yürütme Kurulu’nun seçimi yapıldı. Son bölümdeki gündem tartışmasında ise 1 Mayıs’ta tüm illerde üniversiteli kortejlerinin oluşturulması kararı alınırken, seçim döneminde neoliberal gerici saldırıya karşı çözümün sokakta verilecek hak mücadelesinden geçtiği vurgulandı. Genel Kurul, Üniversiteli Kadın Kolektifi ve Öğrenci Kolektifleri’nin manifestosunun okunması ile son buldu. Genel kurulun ardından binlerce üniversiteli Kolektif Şenliği’nde buluştu. ODTÜ Vişnelik Tesisleri’nde gerçekleşen şenlikte, Marsis ve Redd, şarkılarıyla 3 saat boyunca üniversitelileri coşturdu. Grup elemanları yaptıkları konuşmalarda da AKP’nin ileri demokrasi örneklerine ve baskılarına karşı mücadele edenleri ve HES’lere karşı direnenleri selamladılar.

basın açıklaması yapan öğrencilerin dağılmasının ardından polis, 8 üniversiteliyi de Kızılay’ın farklı noktalarındaki kafelerden gözaltına aldı. Polis cafe ve sokaklarda terör estirmekle yetinmeyerek 15 Nisan günü sabah saatlerinde aralarında Halkevleri Kültür Sekreteri Serhad Savaş’ın da bulunduğu yedi kişinin evine baskın yaparak gözaltına aldı. Gözaltına alınan isimler ‘yaralama’ suçlamasıyla çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldılar.

‘Sırayı Bozacağız’ S

DP ve TÖP üyelerinin tutuklu bulunduğu ikinci Devrimci Karargah davası 13 Nisan günü Beşiktaş’ta bulunan Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davada mahkeme heyetinin aldığı tartışmalı karar hem mahkeme salonunu hem de Adliye önündeki destek eylemini karıştırdı. 14’ü tutuklu 22 sanığın yargılandığı Devrimci Karargah Davası’nın 13 Nisan günü görülen duruşmasında hakim, SDP ve TÖP üyelerinin dosyalarını ve davada yargılanan diğer sanık eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın dosyasını 1. Ergenekon Davası ile birleştirdi. Davaların birleştirilmesi sebebiyle tutuklu bulunan sanıkların tutukluluk süresi 4 ay daha uzamış oldu. Sanık avukatları ve sanıklar karara itiraz etti. Sanıkların tamamı savunmalarında 1980 döneminin işkencecisi Hanefi Avcı ile birlikte yargılanmaktan utandıklarını söylemişti. Sanık avukatları, davaların birleştirilmesi talebini hukuki ve bilimsel olarak yanlış olduğunu; davanın emniyetin bir komplosu olduğunu söyledi. Hiçbir sanığın ifadesine başvurulmadan hukuksuz bir şekilde alınan birleştirme kararının ardından sanıklar “Yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm” sloganı atarak kararı protesto etti. Sanık avukatları ise cübbelerini çıkararak kararı dinlemediklerini söyledi. Dava sürerken ÖDP, ESP, EMEP, TKP genel başkanları, Sıra Kimde İnisiyatifi üyeleri, Ertuğrul Kürkçü, Ferhat Tunç, CHP milletvekilleri Malik Özdemir ile Ali İhsan Köktürk, Yönetmen Çayan Demirel, 78'liler Girişimi sözcüsü Celalettin Can ve Osman Kavala'nın da aralarında bulunduğu yüzlerce kişi yargılanan devrimcilere destek için adliye önündeydi. Birleştirme kararı, Adliye önünde bekleyenler tarafından da uzun süre protesto edildi. Davanın ardından adliye önünde bekleyenler devrimcileri uğurlamak istedi ve polisin saldırısıyla karşılaştı. Polisle eylemciler arasında bir süre arbede yaşandı. Arbedenin ardından eylemciler Beşiktaş Barbaros Meydanı’nda bir basın açıklaması yaparak davaların birleştirilmesini ve polisin saldırısını protesto etti.

Art›k farkl› bir dönemin bafllang›c›nday›z KP için işler iyi gitmiyor. Hem de hiç iyi gitmiyor. Genel seçimler için uygulamaya konulan planların neredeyse hepsi tersine döndü, AKP’yi vurmaya başladı. Aslında ilk önemli seçim yatırımı, içlerinde askeri kanat sorumlusunun da bulunduğu Hizbullah üyelerinin tahliyeleri oldu. Hizbullah dışında farklı tahliyeler de olmasına rağmen bu süreç doğal olarak AKP’nin İslami teröre doğrudan desteği olarak not edildi. AKP’nin asıl önemli operasyonu Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın Ergenekon’a dahil edilmesi idi. Kuşkusuz bundan beklenen, seçim öncesinde tüm basın-yayın organlarına ve üyelerine “AKP karşıtlığı”nın neleri göze almayı gerektirdiğini “bir kez daha” uygulamalı olarak göstermekti. Böylece gücü karşı tarafı yıldıracak, kendi destekçilerini hayran bırakacaktı; “Bize uzak olan yanar.” Ancak bu girişim şimdilik ters tepti (AKP tek başına iktidar olursa kesinlikle etkili olur) ve Zekeriya Öz’ün maaşına zam işine son verilmesine yol açtı. AKP’nin parlak prenslerinden biri “şimdilik” kızağa çekildi. Arapların, Müslümanların, Ortadoğu ve Afrika’nın popüler desteğini ülke içinde oya dönüştürmeyi planlayan Tayyip’in bu cinfikirliliği de şimdilik istediği sonuçları vermedi. Mısır’da tökezledi, Cezayir’de devreye bile giremedi, Libya’da çuvalladı. Suriye’de bataklığa gömüleceğini bildiği için bulaşmıyor bile. Fransızlara fırça atarak, ucuz mal satan işportacı çığırtkanlığı rolünü benimsemiş durumda. Ancak buradaki cinfikirliliği sadece ülke içindeki seçmene yönelmesi değil, asıl hedef Avrupa’daki Türk seçmen. Enerji alanının AKP için değerli ve önemli olduğu zaten biliniyor. Sermayeye nükleer ile büyük ölçekli, HES’ler ile orta ölçekli karlar vaat eden AKP, ciddi darbe yemiş durum-

A

da. Japonya felaketi nükleeri şimdiye kadar hiç olmadığı kadar tartışmalı hale getirdi. Tayyip’in cehaleti (tüpgaz kullanmıyormuşuz), en gerici tarikat şeyhinin bile ikna sınırlarını zorlayan nitelikte. Bu iki konuda gelişen halk tepkisi ise şirketlerin proje mühendislerinin bile bu topraklara girmesini yasaklar hale geldi. Üniversite sınavında kurulan tezgahın açığa çıkması ise AKP için 1 miyon 700 bin evde aynı anda patlayan tüpgaz etkisi gösterdi. Oysa tezgah bu kadar açık olmasa sadece şaibe yaratılsa bu durum AKP’ye ve doğal olarak Fethullah’a ve onun dershanelerine çok yarayacaktı; “bize yakın olan ısınır.” Ancak şantiyedeki mühendis yani Ali Demir aynı Zekeriya Öz gibi eline verilen planı iyi uygulayamamıştı. Akademik kariyerinde bilim hırsızlığı yaptığı açığa çıkan (yabancı bilim insanlarının makalelerini sadece Türkçeye çevirip kendi imzası ile yayımlayan) Ali Demir bu işlerin adamı olduğunu anlaşıldığı üzere üstlerine daha önce kanıtlamış. Ancak iş yine müteahhitlere düştü. Aynı Kayseri Belediyesi’nde olduğu gibi Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan kendi karizmalarını çizdirmek pahasına elemanlarının arkasına dizildiler. Üstelik Tayyip’inki tüpgazın gaz kaçırması türünden. Ne diyor Tayyip? Sokağa çıkan liselilere karşı o da 5-10 bin liseliyi sokağa çıkarırmış. Bu konuda karşıt güç olarak sokağa çıkacak olanlar sadece bu kopyadan çıkarı olanlardır yani sadece kopya çekenler bu tepkilere karşı çıkabilir. Alın size bir itiraf daha. Siyasi iktidarın seçim öncesi uygulamaya koyduğu en önemli “siyasi” proje ise hiç kuşkusuz BDP adaylarının seçime girmesini engelleme tezgahı idi. Bu satırlardan da defalarca yazıldığı üzere AKP’nin, devletin “eski kadroları” ile üzerinde uzlaştığı Kürt sorununu “yok etme” planının en önemli ayağının Kürtlerin

siyasi temsilinin engellenmesi, engellenemiyorsa zayıflatılması zaten açığa çıkmış bir durumdu. KCK operasyonunun da asıl amacı buydu, bağımsız adaylara uygulanmaya çalışılan vetonun da. BDP’nin adayları bir bütün olarak engellenemiyorsa, en azından BDP’nin Meclis’te grup kurması engellensin. Ancak bu tezgah da ters tepmiş durumda. Aynı gün sokağa dökülen on binlerce insan, devletin gücünün de fitnesinin de engellenebileceğine ilişkin verilmiş en iyi cevap aslında. Üniversite sınavındaki şifrenin açığa çıkmasıyla hemen “tatmin oldum” açıklaması yapan Abdullah Gül, bu kez işi yatıştırmak için tekrar devrede. “İleri demokrasi” başlığını seçim beyannamesinin ilk 5 başlığından biri (diğerleri; Büyük ekonomi, Güçlü toplum, Yaşanabilir çevre ve yaşanabilir şehirler, Lider Ülke imiş) yapan AKP, kime “ileri demokrasi” kime “geri demokrasi” istediğinin en nadide örneğini sundu. AKP’nin olağan seçim hazırlıkları da “ekstra planları” gibi iyi çalışılmamış. Başta Kürt illeri olmak üzere belirlenen adaylar eskisine göre zayıflamış durumda. Alışıldığı üzere spor camiasından bu kez Yerlikaya’nın yerine Şükür transfer edilmiş ancak geçen sefer sözde soldan devşirilen Ertuğrul Günay’ın yerine kimse bulunamamış. Öne çıkarılan neredeyse hiçbir kadın aday yokken türbanlı bir aday da Antalya’da 13. sıraya konmuş. Bu konuda da büyük ihtimalle yanlışlık yapılmış; yanlışlık 13. sıraya konması değil, türbanlı oluşunun gözden kaçması. Geçen seçimde çok önceden belirlenen “Sen Türkiye’sin Büyük Düşün”, “Yola Devam” sloganlarının yerinde yeller esiyor. Ancak kimse AKP’nin kolayca başarısızlığa teslim olacağını sanmasın. 8 yıllık iktidar alışkanlığı bile tek başına her şeyi denemesinin yolunu açacaktır. Hele hele iktidarlarını kaybetme/zayıflatma riski bu ekibi ve

bunlara bağlı çıkar gruplarını en azgın, en saldırgan çetelere dönüştürebilecektir. AKP, en önemli kozu olan “alternatifsizliği” ve kendisine bağlı çıkar organizasyonları yapmayı şimdilik çok daha önemli buluyor. AKP, hala ABD ve tekelci sermaye için en güçlü alternatif. AKP hala toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan sağ seçmen için en güçlü alternatif. Çıkar organizasyonları kurmak ise AKP’nin uzmanlık alanı. Ordunun profesyonelleşmesi adı altında 50 bin paralı asker alımı ve dolayısıyla onların tüm ilişkileri AKP’ye çalışacak. 2007 yılındaki genel seçimler öncesinde karayolları genel müdürlüğü, köy hizmetleri ve belediyelerde çalışan 280 bin geçici işçiyi, sürekli işçi kadrosuna alan AKP, bu kez de kamuda çalışan 270 bin sözleşmeli (4/b) personelin, devlet memurluğuna geçirileceği sözünü verdi. Nimet Çubukçu, ağustos ayında yapılacağını açıkladığı öğretmen atamalarının tarihini 1 Haziran olarak değiştirdi, kopya iddiasıyla iptal edilen KPSS sonuçları esas alınarak 30 bin kadroya atama yapılacak. Esnaflar, köylüler de unutulmayacak elbette. AKP’nin en büyük yalanlarından birini ise yine Tayyip faş etmiş durumda. Ekonomi tıkırında, halkın refah düzeyi ve alım gücü arttı diye mangalda kül bırakmayan Tayyip, yeni dönem vaadi olarak “sosyal destek ve hizmet alanında, sağlık, istihdam ve eğitim hizmetleriyle birlikte Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) modeli çerçevesinde hane odaklı bir sisteme geçileceğini” anlatmakla meşgul. Madem refah düzeyi arttı, herkes zenginleşti, buna ne gerek var? CHP ise tüm seçim yatırımını tam da bunun üzerine, yani ekonomik çıkarlar üzerine kurmuş durumda. Aile sigortasıyla yoksul kitleye, gençlere yönelik projesiyle işsizlere, orman niteliğini kaybetmiş yerlerdeki

evleri bedelsiz vermeyle mülk sahibi olmak isteyenlere, bedelsiz askerlikle parasızlara, taşeronu kaldırma vaadiyle güvencesizlere, emeklilere vaadiyle dışlanmışlara seçim propagandası yapıyor. Ve CHP’liler projelerinin AKP tarafından çalındığı/çalınacağı konusunda da feryat, figanlar. Oysa kendilerinin bu taleplerin büyük kısmını soldan çaldıkları konusunda hiçbir itirafları yok. Soldan çalmaya bile cesaret edemeyecekleri ise sol siyasal hedefleri, siyasal programıdır. Sol yıllarca yoksullaştırmaya, proleterleştirmeye, mülksüzleşmeye, güvencesizleştirmeye karşı mücadele ederken aynı CHP kadroları kulaklarını tıkıyordu. Şimdi bu sorunlara sahip çıkıp üstelik bu sorunları “sağa dayanarak” çözme vaadinde bulunuyorlar. Sağcı kadrolarla, sağcı zihniyetle ezilen, yoksullaştırılan, geleceksizleştirilen halkın talepleri yerine getirilemez. CHP’nin genlerinde hiçbir gerçek değişiklik yaşanmamıştır. Kuru vaatlerin, boş propagandanın arkasında aynı elitist, aynı sistem içi tezgah anlayışı devam etmektedir. Bir önceki seçimdeki İlhan Kesici gitmiş yerine Mehmet Haberal gelmiştir, Yaşar Nuri Öztürk gitmiş yerine Eski İstanbul Müftüsü İhsan Özkes, Fethullah Gülen'i öven Muhammet Çakmak, Humeyni’nin takipçisi olmakla övünen Türkiye’deki Şiilerin lideri Selahattin Özgündüz’ün yeğeni Ali Özgündüz, orta ölçekli sermayenin şoven sözcüsü Sinan Aygün geldi. Bayram Meral’in yerine Süleyman Çelebi, Arif Sağ’ın yerine Sabahat Akkiraz. İstanbul’daki Kürt oylarını bölsün diye Sezgin Tanrıkulu, göçmenlerden numunelik Bahri Sipahi. Enver Aysever bile dışarı, İlhan Cihaner YSK kontenjanından zorla içeri. Ayrıca dikkat çekmekte yarar var; CHP’nin bugün için sözde CHP’lileştirdiği sağcılar, önümüzdeki Meclis döneminde olası bir “ihtiyaç” durumunda merkez sağın potansiyel

birleştiricileri ve temsilcileri olacaklardır. Ülkemizde sosyal demokrasi, işçi sınıfının ve sosyalizm mücadelesinin içinden türememiş, onunla doğrudan etkileşim içinde gelişmemiştir. Rejimin kendi evladı olarak sol muhalefeti, halk muhalefetini kontrol etme göreviyle donanmıştır. Şimdi de soyunmaya çalıştığı misyon farklı değildir. Soldan gelen talepleri sahiplenmek, sola yönelecek hoşnutsuzluğun adresi olmak. Ancak bu dönem, son 10-15 yılın biriktirdiği dışlanmışlığın, yoksulluğun, ezilmişliğin artık dışa vurulmaya başladığının örneklerini ortaya koyuyor. Üstelik bu durum sadece seçim döneminin siyasal duyarlılığıyla açıklanamaz. Ulaşım hakkı mücadelesine verilen destek, gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık için gösterilen dayanışma, üniversite sınavındaki tezgaha karşı geliştirilen yaygın gösteriler, HES mühendislerini köylerine sokmayan köylüler, Akkuyu’yu insan çemberiyle çevreleyen nükleer karşıtları, barınma hakkına sahip çıkacağını gösterenler, halkın sağlık hakkının bir parçası olduğunu kanıtlayan sağlık emekçileri, taşerona direnen işçiler, işten atılma pahasına sendikasına üye olanlar/sahip çıkanlar, eğitim hakkı mücadelesine aktif destek olanlar, 40 yıl sonra bile devrimci tarihine sahip çıkanlar… Artık farklı bir dönemin başlangıcındayız. Aslında bunun ilk işareti geçen yıl 1 Mayıs’ta Taksim’de görülmüştü. Şimdi önümüzde yine ve yeni bir 1 Mayıs var. Bu kez Türkiye’nin her yeri 1 Mayıs alanı. Artık her ilin en büyük meydanı işçi sınıfı mücadelesi için “zapt edilecek” bir hedef. Artık sadece Taksim’e çıkacak insanların sayısı değil sayacağımız, tüm ülkede kaç kişinin 1 Mayıs alanlarına aktığına bakacağız. Haydi 1 Mayıs’a…


4

GÜNDEM 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

Ucuz hesap “18 Nisan Darbesi” başdöndürücü bir hızla gelişiyor. YSK’nın “karar düzeltme” için evrak istediği gün, polis, Bismil’de göstericilere ateş açtı; birini öldürdü, ikisini ağır yaraladı. Ne oluyor? “YSK’nın kararından AKP iktidarını sorumlu tutmamalıymışız!”. Hadi bakalım AKP’yi sorumlu tutmayalım: “İhbarcı” AKP’li; kararı veren kurum öteden beri şaibeli; “imam ordusu”nun, karara “boyun eğdirmek” için kudurmuşçasına saldırma emri aldığı besbelli… Üç gündür Türkiye’nin altı üstüne geliyor; 20 Nisan itibariyle Başbakan’dan ses yok! Meclis Başkanı konuşuyor; AKP Genel Başkan Yardımcısı konuşuyor ama Başbakan Alex’e Türk ismi bulmakla meşgul! Gerçi hakkını yemeyelim; Başbakan konuya ilişkin gerçekte konuşmuştu! “Darbe günü”nün sabahı Tayyip Erdoğan, partisinin milletvekili adaylarını tanıtmak Ferda için düzenlenen ve çok sayıda Koç TV kanalının canlı yayınladığı toplantıda “Kürt meselesi artık ferdakoc@ yoktur” dedi ve sırra kadem hotmail.com bastı… Tıpkı daha önce 1 Nisan 2006’da “Kadın da çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz her türlü mücadeleyi yapacak” deyip uçağa atlayıp çekip gittiği gibi. Bu konuşmanın ardından çocuklar öldürülmüş, süreç bugün 2000 Kürt politikacısının hapse tıkıldığı “KCK operasyonu”na ilerlemişti. Anlaşılan Başbakan, “TBMM’de bir Kürt Meselesi olmayacak; çünkü meclise sokmayacağız” demek istemiş! Operasyonun AKP operasyonu olduğundan kuşku yok. Asıl soru, AKP’nin bu operasyonu neden yaptığı… Tam seçim üstü; BDP’nin bir öncekinden daha başarılı bir seçim kampanyası yürüteceği hissedilirken Kürt sorununda “gerilimi tırmandırma”nın AKP’den çok BDP’ye yarayacağı besbelliyken iktidarın bu “operasyona” girişmesi “akıl dışı” gibi görünüyor. Ama biraz tarih hatırlayıp, biraz da bugüne bakarsak şu anda “akıldışı” gibi görünenin bir “kural” olduğunu görebiliriz. Erdoğan’ın, 2007 genel seçimlerinin öncesinde kadınları ve çocukları hedef göstererek başlattığı şiddet kampanyasından yukarda söz etmiştik. Ardından 2009 yerel seçimlerinde Kürt sorununda çözüm beklentilerini tırmandıra tırmandıra Diyarbakır’a gelmiş ve “Tek bayrak, tek dil, tek devlet” deyivermişti. Seçimin ardından KCK operasyonları geldi. Referandum öncesinde yine beklenti katsayısını yükseltip bir başka KCK operasyonu dalgasını patlatılıverdi. AKP’nin neredeyse bundan önceki her seçimde, her oylamada Kürt halkının Özgürlük Hareketi’nin etrafında kenetlenmesine hizmet eden bir saldırgan çizgi tutturduğunu görüyoruz. Neden acaba? Sorunun yanıtı AKP’nin önümüzdeki seçimlerdeki seçim stratejisinde bulunabilir. Çoktandır bilindiği gibi, AKP, “Anadolu Gericiliği”ni bayrağı altında birleştirme politikasını güdüyor. Bu politikanın başarısız olduğu da söylenemez. ANAP, DYP ve SP tabanı büyük ölçüde AKP’ye kaydı. Geçtiğimiz referandumda, MHP tabanından AKP’ye doğru gerçekleşen büyük oy kaymasıyla AKP (boykot oylarını hesaba kattığımızda) % 48 dolayında oy sağladı. AKP’nin, referandumda “Evet”e kayan MHP oylarını “tutmayı” öncelikli bir hedef olarak belirlediği de biliniyor. AKP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik saldırganlığının, bu politikayla örtüştüğü ise açık. Diğer yandan, Kürt Özgürlük Hareketiyle AKP arasında tırmanan gerilim, AKP’nin Kürt seçmen tabanını zayıflatsa ve BDP’nin bağımsız adaylarına güç kazandırsa da, bu saflaşmanın bölgeden çıkarılacak AKP milletvekillerinin sayısı üzerinde büyük bir etkisi olmayacak. BDP bağımsız adaylarını seçtirebilmek için aday sayısını sınırlamak zorunda. Buna karşılık bölgede BDP’nin dışında milletvekilliği kazanabilecek tek parti AKP. AKP’nin salt BDP’nin boş bıraktığı milletvekilliği kontenjanlarını doldurması halinde dahi kazanacağı milletvekili sayısı, alacağı oy oranının her durumda çok üstünde olacak. Kısacası “Kürt Özgürlük Hareketine saldırmak”, Batı’da, MHP tabanında prim yapan, ama Doğu’da “maliyeti olmayan” bir seçim taktiği. AKP’nin “seçim öncesi Kürt gerilimi” siyaseti, “veto” darbesinin akibeti ne olursa olsun artık “rutin” bir oyun. Irkçılığın ve %10 barajının gölgesinde oynanan bu bıktırıcı, süfli, kanlı oyun, aynı zamanda AKP iktidarının kırılganlığının da bir kanıtı.

‘Dilimi yasaklarsan kendimi savunamam’

K

ürt halkının yasal demokratik alandaki siyasi temsilcilerinin yargılandığı KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) ana davasının son duruşması 19 Nisan’da Diyarbakır’da görüldü. 12’si belediye başkanı, 104’ü tutuklu olmak üzere 152 sanığın yargılandığı duruşmada sanıklar isim yoklamasına yine “Ez li virim (buradayım)” şeklinde yanıt verdi. Avukatların reddi hakim talebinin reddedildiği duruşmada yine Kürtçe ve Zazaca savunmalar “Türkçe dışında bir dilde” olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi. Kürtçe konuşan sanıkların mikrofonları ise kapatıldı. Avukatlar mahkeme heyetini “Kürtçeye karşı direnç” içerisinde olmakla suçlayarak davadan çekildiklerini açıkladılar.

Kürtler nereye gitsin? A

KP iktidarının Kürt hareketine yasaldemokratik alanda nefes aldırmama siyaseti, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) BDP tarafından desteklenen 7 bağımsız adayı veto etmesi ile ülke gündeminin tepesine oturan bir çatışma ortamını tetikledi. Tüm itirazlara rağmen hükümetin sıkı sıkıya koruduğu yüzde 10 seçim barajı nedeniyle seçimlere bağımsız adaylarla katılan BDP, YSK’nın bu kararıyla 20 milletvekili dahi çıkaramayarak Meclis’te grup kuramama olaslılığıyla yüz yüze geldi. Oysa seçim barajının kaldırılması halinde BDP’nin 40 milletvekilliği kazanması işten bile değil. AKP, YSK’nın kararının iktidarın inisiyatifi dışında geliştiğini öne sürse de, Tayyip Erdoğan’ın bir açıklama yapmaması ve partinin etkili isimlerinin karara doğrudan ya da dolaylı olarak onay veren açıklamaları inkar edilemeyecek gerçeği ortaya koyuyordu. Bu karar AKP’nin Kürt hareketini tasfiyeye ve MHP tabanını cezbetmeye dayalı faşist siyaseti ile önemli bir örtüşme içindeydi.

AKP’N‹N ‹fi‹ VETOSUZ ZORDU Bloğun aday listesi açıklandığında, BDP’nin Doğu’da ulusal ittifak Batı’da solla ittifak siyasetinde iddialı bir bileşim açığa çıkardığı görülmüştü. Kürt illerinde Altan Tan gibi İslami referanslarla tanınan isimlerive Şerafettin Elçi gibi “Barzanici” olarak bilinen adaylar da bileşime dahil edilmişti. Buna AKP’nin Kürt illerinde daha düşük profilli ve çoğu Kürt kimliğiyle tanınmayan isimleri aday göstermesi de eklenince bloğun 30’un

BDP’nin destekledi¤i ba¤›ms›z adaylardan 7’sinin YSK taraf›ndan veto edilmesi ve ard›ndan yaflanan olaylarda AKP’nin sorumlulu¤u var

Bismil’deki gösterilere polisin atefl açmas› sonucu lise ö¤rencisi ‹brahim Oruç yaflam›n› yitirdi. Oruç, ölmeden yerde polisler taraf›ndan tekmelendi. Diyarbak›r’da polis gözalt›na ald›¤› eylemcileri AKP ‹l Binas›’na götürdü. üzerinde milletvekili çıkarabileceği tahminleri yapılıyordu. Ancak YSK, Tayyip Erdoğan’ın bu şaşırtıcı listeyi hazırlarkenki rahatlığına komplocu da olsa bir açıklama getiren bir hamleyle, Kürtleri boykot seçeneğiyle yüz yüze getiren veto kararını açıkladı. 18 Nisan’da, bloğun aday gösterdiği 7 bağımsız milletvekili adayı veto edildi. YSK’nın 12 Eylül sonrası ilk kez bu kadar ismi veto etme gerekçesi ise adayların sabıka kayıtlarının bulunmasıydı. Veto edilen adaylar arasında halen milletvekilliği yapan kişilerin bulunması, YSK’nın gerekçesinin inandırıcı bulunmamasına yol açtı.

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, veto kararı karşısında “Ortada büyük bir siyasi komplo olduğu açık ve AKP’nin neden zayıf adaylar gösterdiği anlaşıldı. Bu sadece AKP’nin değil devletin komplosudur” dedi. Selahattin Demirtaş’ın çözüm için yaptığı “Meclisi olağanüstü toplayıp seçimleri erteleme” önerisi ise CHP dışında olumlu karşılık bulmadı. MHP, YSK kararının hukuki olduğunu öne sürerken AKP kurmayları meclisin toplanamayacağını öne sürdü. Hükümet veto kararları karşısında daha önce siyasi davalarla ilgili kullandığı “Yargının işi, biz karışmayız”

Daha sağcı ve biatçı A

KP’nin aday listesinde aralarında 6’sı eski ve 2’si de halen görevlerine devam eden bakanların da olduğu 333 milletvekilinden 167’si aday gösterilmedi. Tayyip Erdoğan, liste açıklanmadan önce milletvekillerine, “aday gösterilmezseniz kırılmayın” demişti. Bununla birlikte AKP’nin bazı ağır toplarının liste dışı kalacağı ve partide büyük bir değişim yaşanacağı iddiaları gerçekleşmedi ancak AKP’nin profilini çeşitlendiren çok sayıda vekil listede yer almadı. Bunun yerine listede sağ kimliğe sahip adaylara daha fazla yer verildi.

Ç‹Z‹LENLER Bakan Aliye Kavaf ile eski bakanlar Kürşad Tüzmen ve Osman Pepe, Dengir Mir Mehmet Fırat ve Kevin Costner’ın açılımı desteklediği iddiası yalanlanan Edibe Sözen, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül ve AKP’nin Alevi açılımının ‘mimarlarından’ Reha Çamuroğlu aday gösterilmeyen vekiller arasında. AKP Üskül ve Çamuroğlu’nu almayarak liberal ve sol geçmişe sahip isimlere daha fazla ihtiyacı olmadığını göstermiş oldu. Daha önce hazırlanan Torba Yasa nedeniyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın istifasını isteyen görme engelli vekil Lokman Ayva da aday listesinde yer almadı. Anayasa değişikliği sürecinde adı fireciye çıkan 7 isimden 4’ü de aday gösterilmedi. AKP, CHP’nin güçlü olduğu İzmir’de Ertuğrul Günay ve Binali Yıldırım’ı listeye yerleştirirken Antalya’da ise Vecdi Gönül ve eski belediye başkanı Menderes Türel’i aday gösterdi. Ağır toplarının bir bölümünde ise yer değişikliği yapıldı. Bülent Arınç Manisa’dan Bursa’ya, Beşir Atalay Ankara’dan Kırıkkale’ye, Zafer Çağlayan Ankara’dan Mersin’e, Faruk Çelik Bursa’dan Urfa’ya kaydırıldı. AKP’nin önemli isimlerinden Erdoğan’ın başdanışmanı Nabi Avcı, Eskişehir’den ve danışmanlarından Yalçın Akdoğan Ankara’dan listeye girdi. Danışmanlarla birlikte Erdoğan’a yakın olan iki isim, Başbakanlık

Kutalm›fl Türkefl

Salim Uslu Başmüşavirliği’nden Emrullah İşler ve Erol Kaya da aday gösterildi. İstanbul eski valisi ve Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’ndan milletvekili olmak için istifa eden Muammer Güler Mardin’den, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden istifa eden Oğuz Kaan Köksal da Kırıkkale’den aday oldu.

AKP’N‹N KÜRTLER‹ Aday tanıtımı toplantısında “Kürt sorunu yoktur” diyen Erdoğan’ın Kürt illerinde göze çarpan adayları Diyarbakır’dan Mehdi Eker ve Galip Ensarioğlu ile Adıyaman’dan Mehmet Metiner. Metiner, medyada AKP’ye en çok destek veren adayların başında geliyordu. Erdoğan, Dengir Fırat, İhsan Arslan, Abdurrahman Kurt ve Haşim Haşimi gibi isimleri aday göstermeyerek fazla tanınmayan isimlerin olmasını “tek tek adayları değil bölgenin tümünü ele almak gerektiği” iddiasıyla savunuyor. Ancak AKP’nin aday tercihi, Kürt sorununda gelinen noktada bir kadro değişikliğinin de ötesinde politika değişikliğine işaret ediyor. AKP’nin, “Kürt açılımı” adını verdiği “Kürt hareketini tasfiye” sürecinde Kürt kimliğini öne çıkaran ancak devlete ve AKP’ye bağlılığı esas alan Ensarioğlu ve Metiner gibi kadrolara iş düştüğü anlaşılıyor. Kürt halkının bağımsız siyasal iradesini tasfiye etmek isteyen AKP için, artık işbirlikçi Kürtlerin önemi daha büyük. Referandumda boykotun güçlü olduğu illerde çok sayıda milletvekili liste dışı kaldı. Urfa’dan 1. sıradan aday olan bakan Faruk Çelik’in Erdoğan’ın “ithal aday yok” iddiasının aksine bölgeden olmaması da Şanlıurfa’da tepkilere yol açtı. AKP, en ciddi krizi de Urfa’da yaşadı. Aday gösterilmeyen Urfa vekillerinden

Mehmet Metiner Zülfikar İzol ile İbrahim Tatlıses bağımsız aday oldu. Urfalı vekil Çağla Aktemur Özyavuz da aday gösterilmemesinin ardından AKP’den istifa etti. Bir grup İslamcı kadının örgütlediği “Başörtülü vekil” kampanyası AKP tarafından beklendiği gibi dikkate alınmadı. Ancak türbanlı aday gösterilmeyeceği düşünülürken 14 milletvekili çıkaran Antalya’dan 13. sıradan bir aday listede yer aldı. Referandumda MHP tabanını eksenine çeken ve genel seçimde de bu desteği korumak isteyen AKP, Alpaslan Türkeş’in oğlu Ahmet Kutalmış Türkeş’e listesinde yer verdi.

‹fi‹N SIRRI B‹ATTA AKP bunun yanında hükümete veya başbakana daha önce herhangi bir şekilde yardımı dokunanlara listelerde önemli bir yer açtı. Köşesinden AKP’ye sınırsız destek sunan Şamil Tayyar, Erdoğan’ın yakın arkadaşı Hasan Karabela’nın oğlu Yunus Karabela, Hak-İş eski başkanı Salim Uslu ve Haberal’a cezaevinde kalabilir raporu veren doktorun eşi Pelin Gündeş Bakır bu doğrultuda değerlendirilebilecek isimler. Bu adaylar, AKP’nin aday listesindeki düşük profille birlikte değerlendirildiğinde AKP’nin meclisteki yeni grubunu belirlerken, Erdoğan’a biat kriterinin esas alındığını gösteriyor. Başta liberal ve sol geçmişe sahip olanlar olmak üzere siyasetin farklı alanlarını temsil eden birçok adayın üstü çizildi. Zeki Ergezen, Osman Pepe, Zülfikar İzol gibi bazı eski Milli Görüşçüler liste dışı bırakılsa da, bu gelenekten gelen çok sayıda isim listede yer alıyor. Buna karşın AKP, listesinde daha fazla sağ kadroları aday gösterdi ve heterojen bir yapıya sahip yeni bir meclis grubu oluşturmak yolunda adaylar belirledi.

söyleminin bir benzerine başvurarak “YSK’nin kararı bizimle alakalı değil” şeklinde inandırıcılıktan uzak açıklamalar yaptı.

POL‹S HALKA ATEfi AÇTI Bağımsız adayların veto edilmesiyle sandıktaki sınırlı katılım kanalı da budanan halk sokağa çıkmakta gecikmedi. Kararın ertesi günü on binlerce kişi İstanbul, Van, Diyarbakır, Hakkari başta olmak üzere birçok ilde sokaklara döküldü. Milletvekili Sebahat Tuncel, İstanbul’daki eylemde “YSK bu kararı alarak bizlere Diyarbakır’da İstanbul’da

Ankara’da siyaset yapmayın mı demek istiyor. Bizlere dağı mı gösteriyor” diyerek, ülkenin yeniden çatışma ortamına itildiği yönündeki kaygılarını dile getirdi. Emri hükümetten alan polis ise, eylemlere vahşice saldırarak kan döktü. İstanbul’un göbeğinde Aksaray’da 25 bin kişilik kitleyi dağıtmak için tüm ilçeyi gözyaşartıcı gaza boğan polis, Kürt illerinde ise silaha sarıldı, Bismil’de bir kişiyi öldürdü, yaralıları ve sakatları dahi tekmeledi. Başbakan sokaklarda kan dökülürken dahi açıklama yapmadı. Dengeleri sağlama ve sakin kalınması çağrısı yapma görevi yine Gül’e düştü. Ancak Bismil’de halka ateş açılması üzerine Gül ile Selahattin Demirtaş görüşmesi iptal edildi ve toparlanması daha zor bir durum açığa çıktı.

YSK GER‹ ADIM ATTI AMA Kürt halkının sokaklara dökülerek siyasi temsil hakkına sahip çıkması sonucu YSK iki gün içinde kısmi geri adım attı. YSK Başkanı Ali Em’in vekillerin gerekli belgeleri getirmeleri halinde durumun tekrar değerlendirebileceğini söylemesi üzerine bağımsız adaylar mahkemelerden “memnu haklarına” dair yeterlilik belgelerini alarak kurula teslim etti. Abdullah Gül’ün yukarıdan seslenerek YSK sorun çıkarmasın şeklindeki açıklamasının sonuç üzerinde nasıl bir etki yaratacağı belli değil. Ancak KCK sonuç alınana kadar eylemlere devam çağrısı yaptı. İktidar içinden bir iradenin tetiklediği ve yine iktidarının toparlamaya çalıştığı bu çatışmanın, hem Kürt hareketi hem de AKP açısından sandıktan çıkacak milletvekili sayısından daha büyük sonuçları olacak.

CHP kimin için var? CHP, milletvekili aday listesi haz›r. Önümüzdeki meclis döneminde “neoliberal program› uygulamaya ben de alternatifim” diyerek, yeterli say›daki liberal ve sa¤c› gelenekten gelen adaylarla çal›flmaya bafllad› bile. Listedeki isimler, raporlar ve h›zla süren çal›flmalarla ifade edilen iktidar program›n› somutluyor. K›l›çdaro¤lu’nun listesi, sendikac› adaylar›n önüne patronlar› koyuyor. Listede, sol isimlerden daha çok sa¤ isim bulunmas› dikkat çekiyor. CHP’nin son parti meclisi seçiminde a盤a ç›kan yeni bir CHP’li ekip görüntüsü, aday listesi ile güncellendi. Önder Sav ve Deniz Baykal’›n ekiplerinde yer alan isimler listede yer almad›. Öyle ki, meclisteki 101 CHP’li milletvekilinin 78’i liste d›fl›nda kald›. “CHP varsa herkes için var” diyen K›l›çdaro¤lu, mecliste eski D‹SK Genel Baflkan› Süleyman Çelebi’yi ‹stanbul 3. bölgede 3. s›radan aday gösterdi. Çelebi’nin önündeki 2. s›radaki aday ise tekstil patronu Umut Oran. DP genel baflkanl›¤› gündeme gelmifl Süheyl Batum, Eski DYP’li, sermayedar Turhan Tayan’›n

yan›nda emekli müftü ‹hsan Özkefl ve ‹lahiyatç› Muhammet Çakmak, listenin en ilgi çekici isimlerinden. Ergenekon davas› san›klar›ndan, milliyetçi görüflleri ile bilinen Mehmet Haberal beklendi¤i gibi MHP’nin de¤il, CHP’nin aday listesinde yer ald›. CHP’nin sa¤ isimlerle merkez sa¤dan; sol söylemle, küskün sol oylardan kazanmay› amaçlad›¤› görülüyor. ‹smini listede göremeyen aday adaylar›ndan en sürpriz isim Eski Erzincan Cumhuriyet Baflsavc›s› ‹lhan Cihaner oldu. Adayl›¤›na kesin gözüyle bak›lan Cihaner’in liste d›fl›nda kalmas›yla büyük tepki gören K›l›çdaro¤lu’nun imdad›na Yüksek Seçim Kurulu (YSK) yetiflti. YSK’n›n Denizli’de kontenjan kullan›lmas› gerekti¤i yönündeki karar› üzerine Cihaner Denizli’de 2. s›radan aday olarak gösterilebildi. ‘CHP varsa herkes için var’ slogan›yla seçim propagandas› yapan CHP’nin aday listesinde, sivri ve radikal görüflte oldu¤u düflünülenler d›fllan›rken, pek çok alandan ve görüflten adaylar alt alta yaz›l›yor. Ancak genel olarak adaylar sosyal soslu bir neoliberal iktidar hedefinde birlefliyor.


5

DÜNYA 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

İşgalciler yine davet bekliyor L

ibya’da bir aydan fazladır devam eden emperyalist işgalde kara harekâtının yapılması gündeme geldi. 16 Şubat’ta başlayan iç savaşta Kaddafi’nin sivil halka yönelik saldırılarını bahane eden ve işgal için ülke içinden oluşturdukları silahlı “isyancı” grupları kullanan emperyalistler, saldırıyı “uçuşa yasak hava sahası” kılıfına sokmuşlardı. Uçuşa yasak hava sahası kapsamında Kaddafi’ye bağlı birimlerin yanı sıra “korumak için” seferber oldukları sivil halkı da bombalayan işgalciler, saldırıların karadan yürütülmeyeceğini öne sürmüşlerdi. Kara harekâtının gündemde olmadığı iddia edilse de işgalcilerin yalanı çok geçmeden ortaya çıktı. Nisan başında saldırıların kontrolünü alan NATO’nun yanı sıra işgalden sonra kurulan ve işgale meşruluk kazandırma görevi yürüten “uluslararası Libya temas grubu” gibi örgütlenmelerin de zemin hazırlamasıyla kara harekâtı gündeme getirildi. Önceden Libya’da rejimi değiştirmek gibi bir niyetlerinin olmadığını söyleyen emperyalistler, daha sonra “Kaddafi’yi durdurmamız bu koşullarda imkânsız” demeye başladı ve kara propagandaya başvuraraktopyekûn işgali meşru kılma çabalarına giriştiler. 14-15 Nisan’da Almanya’da yapılan NATO toplantıları öncesinde bir araya gelen Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy ve İngiltere Başbakanı David Cameron’un açıklamaları saldırıların şiddetleneceğinin işaretini verdi. BM’nin Libya’ya yönelik saldırıların temeli olan 1973 sayılı kararın güçlü bir şekilde uygulanabilmesi için saldırıların şiddetinin artması gerektiğini savunan Sarkozy ve Cameron, kara harekâtının çalışmalarına başladılar. Bilindiği gibi Libya’daki hava

Yalan, isyanı bastıramadı S

uriye’de yönetim karşıtı eylemler devam ederken, 2000 yılından bu yana ülkeyi yöneten Beşar Esad köşeye sıkışıyor. Güney ülkesi Deraa’da patlak veren, daha sonra ülkede pek çok kente sıçrayan eylemlerde baskıların son bulması ve insanca yaşam için sokaklara çıkan halkın mücadelesi de tüm oyalama çabalarına ve baskılara karşın sürüyor. 18 Mart’tan bu yana artarak süren eylemlerde halkın temel taleplerinden biri olan 48 yıllık olağanüstü hal durumunun kaldırılması, eylemler karşısında çaresiz kalan yönetim tarafından kabul edilmek zorunda kaldı. Daha önce yapılan açıklamalarda halkın talepleri görmezden gelinmeye çalışılmış ve eylemler provokasyon olarak nitelendirilmişti. Suriye kolluk kuvvetlerinin her gün onlarca eylemciyi katletmesine rağmen her geçen gün daha da büyüyerek devam eden eylemler ülkedeki rejimi tehdit eder hale gelince de daha önce isyanların yaşandığı ülkelerde olduğu gibi hükümet değiştirilmişti. Naci Utri’nin başbakanı olduğu hükümetin istifa etmesinden sonra da Suriye halkının eylemleri devam etmiş ve taleplerin derhal yerine getirilmesi istenmişti. Eski Tarım Bakanı Adil Sefer’in kurduğu hükümetin göreve başladığı gün (16 Nisan) konuşma yapan Beşar Esad, 48 yıldır süren OHAL’in kaldırılması dahil olmak üzere bir takım “reform”ların yapılmasının zorunlu hale geldiğini açıkladı. Suriye’de dökülen her damla kana üzüldüğünü iddia eden Beşar Esad’ın açıklamaları hiç şüphesiz halk isyanının baskı ve reform sözleriyle bastırılmaya çalışılması yolunda atılan bir adım. Kaldırılması düşünülen OHAL yasasında yer alan maddelerin yeni çıkarılacak olan “terörle mücadele yasası” kapsamında takla attırılarak devem ettirileceği ifade ediliyor. Göstermelik olarak hükümeti değiştiren Esad’ın OHAL’i kaldırarak baskıyı azaltmayı değil, tam tersine arttırmayı planladığı da aynı konuşmasında gün yüzüne çıktı. Yasanın kaldırılmasıyla eylemlere gerek kalmayacağını savunan Esad, yine de eyleme devam edecek olan kişilere müsamaha gösterilmeyeceğini söyleyerek Suriye’de önümüzdeki günlerde de halkın baskı altında tutulacağının işaretini verdi. Eylemlerin komplo olduğu konusundaki açıklamalarını sürdüren Esad, “Bu komploya karşı iç mücadeleyi güçlendirmeliyiz” diyerek eylemcilere karşı kendi yandaşlarını sokağa çıkmaya çağırdı. Esad’ın açıklamalarına ve baskıya rağmen, bir grup üniversitelinin hükümet karşıtı yazılamalar yaparken tutuklanması ve işkence görmesiyle başlayan hükümet karşıtı gösteriler de tüm kararlılığıyla devam ediyor.

7

iklim 5 kıta

operasyonlarının başlaması için de en önden koşan lider, ülkesinde büyük oy kaybı yaşayan Sarkozy olmuştu. Y‹NE TALEP BEKLEN‹YOR İngiltere Başbakanı Cameron, NATO toplantılarının ardından, 18 Nisan’da yaptığı açıklamada kara harekâtının sonuçlarını kestiremedikleri için bu tür bir operasyondan uzak durduklarını söyledi. Ancak kara operasyonu söylentisinin son günlerde bu kadar çok dillendirilir olmasının boşa olmadığı bir gün sonra yapılan açıklamayla anlaşıldı. 19 Nisan’da hem AB’den hem de BM’den yapılan açıklamalar Libya’ya kara operasyonunun ufukta olduğunu gösterdi. Daha önce talep gelmesi halinde Libya’ya müdahale edebileceklerini açıklayan ve çok geçmeden de saldırılara başlayan emperyalistler yine benzer bir açıklama yaptı ve “talep gelmesi durumunda ‘insani yardımların korunması için’ Libya’ya karadan girebileceklerini” açıkladılar. Aynı gün açıklama yapan İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’nin söyledikleri de Libya’ya karadan müdahalenin başlangıç adımlarının atıldığını ortaya koydu. Hague “Libyalı isyancılara strateji ve savaş taktikleri vermek üzere rütbeli subayların Bingazi’ye gideceğini açıkladı. Bu eğitimlerin Kaddafi’ye karşı ayaklanan halka değil, emperyalistler tarafından kurulan işbirlikçi isyancılara verileceği su götürmez bir gerçek. Silah yardımlarının artması ve “isyancı”lara verilecek eğitim desteğiyle iç savaşın körüklenmesi ve işgale zemin hazırlanması da muhtemel. İngiltere’nin ardından Fransa’nın da “isyancılarla çalışmak için” Libya’ya küçük bir lejyon grubunu göndereceğini açıklaması da Libya’da kara harekatının fiilen başladığını işaret ediyor.

Fidel Castro son görevini de b›rakt›

K

üba lideri Fidel Castro, 1965 yılından bu yana yürüttüğü Parti Merkez Komite Genel Sekreterliği görevini bıraktı ve partide bir sorumluluk istemediğini belirtti. Efsane lider, son kez katıldığı 6. Komünist Parti Kongresi’nde, üst düzey siyasi görevlerin de 5 yıllık iki dönemle sınırlandırılması gerektiğini söyledi ve hükümetin sistematik olarak gençleştirilmesi sözünü verdi. 84 yaşındaki Fidel Castro, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle tüm görevlerini kardeşi Raul Castro’ya devretmişti.

İşgale bayrak sallıyorlar Libya’da CIA taraf›ndan kurulan ve desteklenen gruplar, emperyalistlerin iflgal f›rsat›n› yakalamas› için içeriden faaliyet yürütüyorlar. Daha önce emperyalistlerin “Talep gelirse Libya’ya müdahale ederiz” aç›klamas›n›n hemen ard›ndan sokaklara

dökülen ve iflgalcilerden yard›m “talep eden” iflbirlikçi “isyanc›lar”›n iflgalicilerin kara harekât› için talep bekledi¤ini aç›klamas›ndan sonra da isyan›n bafllad›¤› Bingazi kentinde sokaklara ç›karak yard›m “talep etmeye” bafllad›lar.

Filistin’in oğlu unutulmayacak İ

srail’in 2008 yılının sonunda Gazze’ye düzenlediği “dökme kurşun operasyonu” sonrasında Filistin’de kalan ve Filistinlilerle birlikte İsrail siyonizmine karşı mücadele eden İtalyan barış gönüllüsü Vittorio Arrigoni, 15 Nisan’da Gazze’de öldürüldü. Vittorio’nun CIA destekli İslamcı gruplardan Selefi tarafından katledildiği öğrenildi. 2008 yılında İsrail’in Filistin’e yönelik insanlık dışı uygulamalarına karşı mücadele etmek için giden ve o yılın sonunda başlayan “dökme kurşun operasyonu”nda yaralanarak tedavi gören Vittorio, kısa bir süre önce kaçırılmıştı. Vittorio’yu kaçıran Selefi grubu internette bir video yayımlayarak,

üst düzey yöneticilerinin Hamas tarafından serbest bırakılmaması durumunda İtalyalı barış gönüllüsünü öldüreceklerini açıklamışlardı. Videonun internete konulmasından kısa bir süre sonra Arrigoni’nin Gazze’deki bir evde asılı halde bulunduğu haberi

geldi. Yaklaşık üç yıldan bu yana Gazze’de yaşayan Arrigoni, Filistinlilerle birlikte İsrail’e karşı pek çok eylem düzenlemiş ve İsrail ordusu tarafından pek çok kez gözaltına alınarak darp edilmişti. Arrigoni’nin ölüm

haberini alan binlerce Gazzeli de sokaklara dökülerek, Vittorio’nun katillerinin Filistin düşmanı, işbirlikçi olduğunu haykırdı. ‘V‹TTOR‹O KALPLER‹M‹ZDE’ Olayın Filistin halkına karşı işlenmiş

iğrenç bir suç olduğunu dile getiren Filistinliler, Arrigoni’nin cenazesini İtalya’ya uğurlarken “Vittorio kalplerimizde” ve “Filistin’in oğlu asla unutulmayacak” şeklinde sloganlar attılar. Gazzelilere “Çav Bella”yı öğreten adam olarak bilinen ve İsrail’in inşa ettiği utanç duvarına karşı onlarca eylem gerçekleştiren Arrigoni’nin arkadaşları da şaşkınlıklarını dile getirdi ve Vittorio’nun Filistinliler tarafından değil, bir İsrail topçu saldırısında öleceğini düşündüğünü aktardılar. Vittorio Arrigoni’nin cenazesi binlerce Filistinli’nin uğurlamasıyla önce Mısır’a oradan da İtalya’ya gönderilerek defnedildi.

Mübarek sorguda

M

ısır’da 43 yıl süren iktidarının ardından 11 Şubat’ta halk isyanıyla devrilen eski devlet başkanı Hüsnü Mübarek ve oğulları gözaltına alındı ve sorgulanmaya başlandı. Savcılığın 15 gün sürmesini öngördüğü sorgulamada, yolsuzluk ve isyan sırasında Mısırlıların ölüm emrini vermesiyle ilgili sorular sorulduğu ifade ediliyor. Mısır’ın devrik lideri gözaltına alınmak istenirken fenalaşıp hastaneye kaldırıldı ancak sağlık durumunun sorgulanmaya müsait olduğu anlaşıldı. Mübarek, oğulları ve eski istihbarat müdürü Ömer Süleyman’ın suçlu bulunmaları halinde idama varan cezalara çarptırılabileceği açıklandı.

Allende’ye yeni otopsi

Ş

ili’de 1973 yılında yaşanan askeri faşist darbeyle ilgili açılan davalar kapsamında, darbe sırasında başkanlık sarayında ölü olarak bulunan ve o günden bu yana bazı kesimler tarafından intihar ettiğine inanılan sosyalist devlet başkanı Salvador Allende’nin ölümü de yeniden araştırılacak. Geçtiğimiz ay açılan soruşturmada 726 insan hakkı ihlalinin yanı sıra Allende’nin nasıl öldüğü konusunda da araştırma yapılmasına karar verilmişti. Allende ölmeden önce yaptığı konuşmada çarpışacağını açıklamıştı.

Salih silaha sarıldı Salih’in istifası talebiyle sokakta direnen halka yönelik şiddet silah kullunmaya dek vardı

Y

emen'de halk, Suudi Arabistan’ın ve körfez ülkelerinin arabulucuğunu reddederek, Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih’e istifa etmesi için 2 hafta süre verdi. 14 Nisan’dan beri gün gün artan saldırılar karşısında direnen muhaliflerin Salih’e verdiği süre bitiyor. Salih’in istifası için başkent Sanaa'dan, Damar’a, Taiz, Aden, İbb, El Hudeyde’ye birçok şehirde sokağa çıkan yüzbinlerce kişiye yönelik saldırılar gerçekleştirirken, zamanın daraldığını gören BM toplandı. Ancak toplantıdan herhangi bir karar çıkarılamadı. YÜZLERCE YARALI VAR Ülkenin dört bir yanında yapılan eylemlerde, gaz bombalarıyla

başlayıp halkın üzerine ateş açmaya kadar giden devlet şiddeti nedeniyle, Sanaa’da en az 4 kişi öldü 30’dan fazla kişi yaralandı. Taiz’de yüzlerce eylemci Salih’in askerlerinin üzerlerine ateş atması sonucu yaralandı. Sivil kıyafetli polislerin de halkın üzerine ateş açtığı bildiriliyor. Nüfusun yarısının silahlı olduğu Yemen’de, eylemcilere asker ve güvenlik birimleri dışından da ateş edenler var. İstifa etmemekte direten ve geçiş süreci öneren Salih, gösterilerde erkeklerle bir araya gelen kadınlara da saldırdı. İslam’da kadın ve erkeğin yan yana olmasının uygun olmadığını söyleyerek eylemci kadınları eleştiren Salih’e kadınlar meydanlarda yanıt verdi.

Che’yi yakalayana tutuklama

E

rnesto Che Guevara’nın katledilmesinde de önemli rol oynayan eski general Gary Prado Salmon hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Salmon iki yıl önce Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales’e yönelik bir komplo girişiminde rol aldığı için mahkemeye çağrıldı. Mahkemeye katılmayan Salmon hakkında bu yüzden tutuklama kararı çıkarıldığı açıklandı. Salmon’un aynı dava kapsamında Bolivya’da CIA bağlantılı bir kontrgerilla örgütü kurma girişiminden de arandığı ifade edildi.


6

İNSANCA YAŞAM 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

‘Biz bütün Ankara’yız, yıkılmayız’ K

entsel dönüşüm projelerine karşı Ankara’nın pek çok mahallesinde direnenler Barınma Hakkı Mitingi’nde meydana çıktı. Dikmen Vadisi, Mamak, Kartaltepe, Yenimahalle, Mehmet Akif Ersoy, Polatlı, Yakup Abdal ve Altındağ’dan kentsel dönüşümlere karşı barınma hakkına sahip çıkan yoksullar 17 Nisan’da buluştu. Kolej’den Sakarya Meydanı’na doğru yürüyen 1500 kişi, “Barınma hakkımız söke söke alırız”, “Rant için değil, halk için kentsel dönüşüm”, “Evimizi yıkanı biz de yıkarız” sloganlarıyla Ankara sokaklarını inletti. Yürüyüş esnasında barınma mücadelesi veren 7’den 70’e herkesin öfkesi Ankaralılardan da destek gördü. ‘MAZLÛMUN ÂHI, ‹ND‹R‹R fiÂHI’ Barınma Mitingi’nde ilk sözü, ortak metni okumak üzere Mamak Belediye Meclisi üyesi Yusuf Sağlık aldı. Rantçılığını ve yağmacılığını halk üzerinden eksik etmeyen belediye başkanları nedeniyle bir araya geldiklerini söyleyen Sağlık, 60 yıldır topraklarından kopup kentlere geldiklerini, kentleri yarattıklarını, ürettiklerini, alınteri döktüklerini belirtti. Sağlık, aynı sistemin kent politikaları nedeniyle şimdi işgalci, yağmacı, suçlu ilan edildiklerini dile getirdi. Yağmacı iş adamları ve müteahhitlerin, rantçı belediye başkanlarının devrinde olduklarını hatırlatan Sağlık, “Tayyip Erdoğan TOKİ Kurultayı’nda ‘kentsel dönüşümlerde başarısız olduk’ diyor. O başarısızlığınız

Ankara’da düzenlenen Barınma Hakkı Mitingi farklı mahallelerde kentsel dönüşüme karşı mücadele eden binleri birleştirdi. Mitinge katılanlar belediyelere ‘Biz bütün Ankara’yız, kolaysa gelip yıkın’ mesajı yolladı

Eyleme kat›lanlar›n tafl›d›¤› bar›nma hakk› dövizleri Sakarya Meydan›’n› boydan boya turuncuya boyad›. nedeniyle on binlerce kişi mağdur edildi, evsiz ve işsiz kaldı” dedi. Farklı siyasi partilerden belediyelerce mağdur edildiklerini ifade eden Sağlık, halkın barınma hakkına programında yer vermeyen hiçbir partinin mahallelerine gelmemesi yönünde çağrı yaptı. “İmar yolsuzluklarına, kentsel dönüşüm yağmalarına, kentlerin beton yığınlarına dönüştürülmesine, yeşil alanlarımızın yok edilmesine karşı mücadelemizi

Arızlı’da çatıya çıkaran karar O

turdukları hibe konutların valilik kararıyla bürokratlara lojman olarak tahsis edilmesine karşı yaklaşık iki yıldır mücadele eden Arızlı halkı evlerinden çıkarılma tehlikesiyle yüz yüze. Valiliğin hiçbir yasal dayanağı olmadığı halde zorunlu hale getirdiği konut aidatlarını ödemeyen depremzedeler, önce icralık olmuş ardından da İl Özel İdaresi’yle mahkemelik olmuştu. Bu davanın 14 Nisan günü Kocaeli Adliyesi 1.İcra Hukuk Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında mahkeme depremzedeler aleyhinde karar verdi. Kararla depremzedelerin evleri boşaltması gerekiyor. Bu kararın ardından depremzedeler, 16 Nisan günü siteye girişi engelleyerek barikatlar kurdu. Depremzedelerden 3 kadın ellerinde benzin dolu bidonlarla bir binanın çatısına çıkarak 4 gün içerisinde valilik tarafından kendilerine çözüm bulunmasını, aksi takdirde çatıda kendilerini yakacaklarını söyledi. Üçüncü günün sonunda site sakinlerinden Recep Uğur bir basın açıklaması yaptı ardından kendini ateşe verdi. Vücudunun çeşitli bölgelerinde ağır yanıklar oluşan Uğur, Derince Araştırma Hastanesi'nin Yanık Ünitesi'nde orta derecede yanık teşhisiyle tedavi altına alındı.

sürdüreceğiz” diyen Sağlık, “Mazlûmun âhı, indirir şâhı” sözüyle konuşmasını sonlandırdı. ‘B‹Z BÜTÜN ANKARA’YIZ’ Sağlık’ın ortak metni okumasının ardından mahalle temsilcileri kısa konuşmalar yaptı. Kartaltepe Mahallesi’nden Zübeyde Güzel “Evimizi de canımızı da alın kolaysa! Hiçbir yere gitmiyoruz!” diye haykırırken, Mamak’tan Zeynep Onat farklı mahallelerde aynı

mücadeleyi sürdürdüklerine ve dayanışmanın önemine dikkat çekti. Diğer mahallelerden farklı olarak CHP’li Yenimahalle Belediyesi’nin kentsel dönüşüm projesinin mağdurları olan Mehmet Akif Ersoy Mahallesi’nden Mahmut Aydoğan “Rantın dini, imanı, partisi yok. Projeyi AKP başlattı, CHP sürdürüyor. Ses araçları geliyor, tehditler savuruyor. Bugün gördük ki biz bütün Ankara’yız. Gel de yık hadi!” sözleriyle meydan okudu.

Kentsel dönüşümün son mağdurlarından Polatlılılar adına Polat Kurutepe de Türkiye’de ilk defa tapulu mülklerin de projeye dahil edildiğini, rant çabasının imarlı, ruhsatlı, tapulu konutları bile kapsamaya çalıştığını vurguladı. Altındağ’daki projeye karşı direnen, Gökçek’i protesto eden ve çamurlarda sürüklenerek gözaltına alınan, Abdi İpekçi Parkı’nda tek başına 1700 imza toplayan Yaşar Yaradılmış da söz aldı. “Odunla, kömürle,

makarnayla halkı kendilerine kul yapmaya çalışıyorlar” diyen Yaradılmış, mahallelerine ve evlerine sahip çıkacaklarını ifade etti. ‘KEFENLER CEB‹M‹ZDE’ Son olarak Dikmen Vadisi Barınma Hakkı Bürosu’ndan Tarık Çalışkan kürsüye çıktı. Melih Gökçek’e sarf ettiği ve yargılandığı sözleri tekrarlayan Çalışkan, “Tabutları hazırladık. Kefen de cebimizde. Ama kimin gireceği belli değil” dedi.

Haklarını alana kadar bir karış toprak bile vermeyeceklerini söyleyen Çalışkan, “Örgütlü toplum yenilmez toplumdur. Örgütsüz toplumun ise mezarlıktaki kefenlerden farkı yoktur. Örgütlü duracağız ve kazanacağız” dedi. Mahallelilerin, mahkemenin aleyhte karar verdiği Arızlılı depremzedelerle dayanışma içerisinde olduklarını söylemelerinin ardından miting son buldu.

Batıkent’te çamur eziyeti 1500 dilekçeyi valiliğe iletti. İl Milli Eğitim ve İl Sağlık müdürlüklerine de posta ile dilekçeleri yollayan veliler bir de basın açıklaması gerçekleştirdi. Öğrenci velisi Nurhan Koç’un yaptığı açıklamada aylardır başvurular yaptıkları, ancak sorumlu mercilerin hiçbir çalışma başlatmadığı belirtildi. Öğrencilerin tehlike dolu yollarda okula gittiklerini ifade eden Koç, sorunun çözülmemesi halinde öğrenciler, veliler ve mahalle sakinleri olarak kendi yollarını kendilerinin yapacağını da duyurdu.

A

nkara Batıkent’te bulunan Prof.Dr. Mehmet Sağlam İlköğretim Okulu’nda okuyan öğrenciler, okul yakınında yapılan “Atlantis City” adlı lüks konutlar nedeniyle yolsuz kaldı. İlköğretim öğrencilerin kullandığı yola inşaat hafriyatının dökülmesi ve yoldan ağır iş makinelerinin geçmesi sonucunda öğrenciler çamur deryasının içinden geçerek okula ulaşmak zorunda bırakıldı. Ağır iş makinelerinin geçtiği yol, makinelere daha fazla dayanamayarak çöktü. Yol çökünce kanalizasyon hattı da delindi ve pis sular yola akmaya başladı. Bu durum okula giden öğrencilerin sağlığını tehdit etmeye başladı. Çöken kanalizasyon hattını yıkıldığı şekilde bırakan Ankara Büyükşehir Belediyesi yeni bir kanalizasyon çalışması başlattı ancak bu çalışma başka bir tehlike daha yarattı. KAfi YAPALIM DERKEN GÖZ ÇIKARTIYORLARDI Yeni kanalizasyon çalışmasına başlayan belediye hemen bir ihale açtı ve ihale taşeron bir şirkete verildi. Mart ayında bitirileceği söylenen çalışma belediye ile taşeron şirket arasında çıkan anlaşmazlıktan dolayı yarım kaldı.

Aç›k kanalizasyon, çamur içindeki yollar, inflaat halindeki alan nedeniyle ö¤renciler okul yolunda binbir tehlike ile karfl›lafl›yorlard› Öğrencileri, sağlıksız koşullardan kurtarmak için yapılan çalışma öğrencilerin hayatını daha fazla tehlikeye attı. Çocuklarının çamur içinde okula gitmesini istemeyen veliler 4 Nisan’da çocuklarının eğitim ve sağlık hakkına sahip çıkarak bir mücadele başlattı. Batıkent Eğitim Hakkı Meclisi’yle beraber okul önünde imza toplayan veliler, imzalarını Ankara Valiliği’ne, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne verdiler.

“İlla bir öğrencinin başına bir şey mi gelmesi gerekli?” diye soran veliler bu yolu devletin yapması gerektiğini, yapılmadığı takdirde kendilerinin yapacaklarını, gerekli mercilere iletmek üzere 7 Nisan günü Ankara Valiliği önünde eylem yaptılar. Eylemde veliler “Eğitim hakkımız, sağlığımız, canımız tehlikede. Okulumuza yol istiyoruz” pankartı açarak valilik yetkililerine seslendi. Veliler arasından iki temsilci Batıkent’te toplanan

ÜÇ GÜNDE YAPILIYORMUfi Eğitim Hakkı Meclisi’nin eyleminin ardından aylardır tamamlanamayan inşaat üç gün içinde yapıldı ve bitirildi. Valilik önünde gerçekleştirilen eylemin ardından Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar öğrencilerin geçtiği yolda Eğitim Hakkı Meclisi üyeleriyle birlikte inceleme yaptı. İncelemenin ardından hızlı bir şekilde çalışmalara başlayan belediye işçileri yolu bir günde kullanılabilir hale getirirken açık olan kanalizasyon kapatıldı. Yapımı süren kanalizasyon çalışması ise hızlandırıldı.

Nükleere insan zinciri N

Mersin ile Gülnar aras›ndaki 159 km’lik yol boyunca binlerce insan dev bir zincir oluflturdu

ükleer ısrarından vazgeçmeyen AKP hükümeti, Mersin Akkuyu’da kurulacak nükleer santralin temelini mayıs ayında atmayı planlıyor. Bölge halkının nükleer santrale karşı eylemleri ise güçlenerek artıyor. Mersin’de yapılan kitlesel yürüyüş ve basın açıklamalarının ardından 17 Nisan günü Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un çağrısıyla on binlerce insan Mersin ile Gülnar ilçesi arasındaki 30 noktada toplanarak 159 km uzunluğunda bir insan zinciri oluşturdu. Eylemde sık sık “Nükleer santral istemiyoruz”, “Tayyip Mersin’e Fransız kalma” sloganları atıldı. Eylem, oldukça uzun insan zincirinin başarıyla oluşturulmasının ardından Mersin Nükleer Karşıtı Platformu Dönem Sözcüsü Sebahat Aslan tarafından yapılan basın açıklamasıyla sona erdi.

Türkiye’de ve dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan 159 km’lik insan zinciri eyleminin ardından platform bileşenleri bir değerlendirme toplantısı yaptı. Toplantı sonrası eylemi basına değerlendiren Sebahat Aslan "Mersin'de çok coşkulu ve kardeşçe, bütün renklerimizle nükleer santrallere ve nükleer silahlara 'hayır' dedik. Eylemimiz çok başarılıydı” sözleriyle bir değerlendirme yaptı. Aslan eylemin başarılı olmasını örgütlenme sürecine bağlayarak eylem için tek tek bütün iş yerlerine, apartmanlara, şehir merkezinde bulunan her tarafa afişler astıklarını 62 bin el ilanı dağıttıklarını belirtti. Bunun yanında demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin temsilcilerinin ziyaret edildiğini söyleyen Aslan 'Kardeşle el ele tutuşma' sloganı çok etkili oldu” dedi. Eylemin başarısının her kesime seslenmiş olmasına bağladı.

Traktör kasasında miting Adana’da Yamanl› köyüne 500 metre uzakl›kta Enerji-SA taraf›ndan yap›lmak istenen termik santrale karfl› köylüler ilk mitinglerini gerçeklefltirdi. Adana’n›n Tufanbeyli ilçesinde Yamanl›, Yeflilova ve Kayarc›k köyleri aras›nda yap›lmas› planlanan termik santrale karfl› 16 Nisan günü Yamanl› köyü muhtarl›¤› önünde bir miting düzenlendi. Traktör kasas›n›n platform olarak kullan›ld›¤› mitinge 4 köyden ve Adana’dan kat›l›m oldu. Ziraat Mühendisleri Odas› Adana fiubesi, Adana Tabip Odas›, Adana Çevre ve Tüketici Koruma Derne¤i (ÇETKO), Güzelim Köyü Derne¤i ve Adana Halkevi’nin destekledi¤i mitingde yap›lan konuflmalara ortak ve birlik içinde mücadele edilmesi mesaj› damgas›n› vurdu. Mitingde konuflan ÇETKO üyesi avukat ‹smail Hakk› Ata termik santrale karfl› aç›lan lisans iptal davas›n›n kazan›ld›¤›n› ve yap›m›na devam edilmesinin hukuksuz oldu¤unu ancak hukuk karan›n› uygulatman›n ve kazanman›n yolunun birlik ve beraberlikten geçti¤ini, termik santrale karfl› mücadelede geç kal›nmamas› gerekti¤ini vurgulad›. Yamanl› köyü muhtar› Ceylan› Kurtman da yapt›¤› konuflmada “Birlik ve beraberlik içerisinde hareket edersek köyümüze bu termik santrali kurdurmay›z” dedi.


7

İNSANCA YAŞAM 22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Şifre boykot, hedef istifa S

den çok defa söyledi. Bu sözlerin ardından YGS’de şifre nedeniyle sokaklara çıkan liselileri oldukça tartışmalı sözlerle tehdit etti. Erdoğan “Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin genci koyarız” dedi.

ehven: ‘Dalgınlık veya unutkanlık sonucunda oluşan yanlışlıkla’

(TDK – Güncel Türkçe Sözlük)

ÖSYM Başkanı Ali Demir, 13 Nisan günü, sınava giren 1 milyon 700 bin adaya gönderdiği ‘ikna mektubu’nda soru kitapçıklarında şifre olduğunu itiraf ederken kullandığı ifade sehvendi. ‘Şifreleme kitapçıkta yanlışlık belki de dalgınlıkla yapılmıştı.’ Aynı mektupta Demir, aba altından sopa gösterdi, şifre konusunu gündeme getirenleri “kamuoyunu karamsarlığa sürükleyenler” olarak tanımlayarak haklarında gerekli inceleme ve yasal işlemlerin başlatılacağını belirtti. ŞİFRE BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ Ali Demir imzasıyla sınava giren öğrencilerin e-mail adreslerine yollanan sanal mektupta Demir ilk günden itibaren sergilediği çelişkili tavır ve açıklamalarına devam etti. Önce varlığını reddettiği, ardından sadece basına dağıtılan ve master kitapçıktan türetilen kitapçıkta varlığını kabul ettiği şifrenin, sınava giren adaylara verilen bazı soru kitapçıklarında da bulunduğunu söyledi. Fakat Demir diğer açıklamalarında olduğu üzere doğru cevabı ortaya çıkaran şifrenin adaylar tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, yaptıkları incelemenin de bunu doğruladığını yineledi. Demir’in şifreyi reddeden açıklamasının ardından ona destek açıklaması yapan cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı ve AKP’li isimler, şifre itirafına ve ‘sehven’ yapıldığı yolundaki en hafifinden ortada kopya olmasa da vahim bir hata olduğunu itiraf eden açıklamaya rağmen Demir’in arkasında durmaya devam etti. 1 Milyon 700 bin kişi için hayati önemi olan sınavda hata yaptığını kabul eden Demir’i koltuğunda oturtmaya devam etti.

ÖSYM başkanı sınavda şifreleme olduğunu itiraf etti fakat koltuğunda oturmaya devam ediyor. Hükümet ise kopya şüphesinin peşinden gitmek yerine sokağa çıkan liselileri tehdit ediyor Hükümetin her yanlışı, hatası ve zorbalığı sonrası ısıttığı senaryo bir kez daha gündeme geldi. İddiaya göre şifreye isyan edenlerin amacı hükümeti yıpratmaktı. “Görünmez bir el devrede: Üniversiteliler olmadı, şimdi liselileri sokağa çekmek istiyorlar” (Zaman gazetesi, 18 Nisan) iddiaları gündeme taşındı. Oysa hükümet tarafından göreve getirilen bir isim

açıkça hata yapmıştı. Hatasını kamuoyu önünde kabul ediyordu ve bu hataya rağmen Hükümet hiçbir biçimde ‘sınavda hata olduğunu kabul etmiyor’ ısrarla olayın üstünü kapatmaya çalışıyordu. Sınavda bir sorun görmediğini söyleyen hükümet yetkilileri hatayla geleceği etkilenebilecek yüz binlerce gencin itiraz etmeye, öfkelenmeye hakkı olmadığını da düşünüyordu.

Ali Demir’le, mektup arkadaşı olun Ö¤renci Seçme ve Yerlefltirme Merkezi (ÖSYM) Baflkan› Prof. Dr. Ali Demir, YGS’de flifre iddialar›yla ilgili yaflanan tart›flmalar üzerine s›nava giren ö¤rencilerin e-posta adreslerine mektup gönderdi. Demir mektupta flifre iddialar›n› kabul etti fakat ö¤rencilere s›nav›n hakkaniyetli yap›ld›¤› konusunda ikna olma ça¤r›s› yapt›. Hatas›n› kabul etti¤i halde koltu¤unda oturmaya devam eden Demir’in mektup manevras›na Halkevleri E¤itim Hakk› Meclisi’nden karfl›l›k geldi. Ali Demir’e bir mektup yollayarak kendisini istifaya ça¤›ran E¤itim Hakk›

NE KADROLAŞMADAN NE ZORBALIKTAN TAVİZ VAR AKP, milyonlarca öğrencinin hayatını kabusa çeviren ‘hata’ya rağmen kadrolaşma politikasından taviz vermedi, Ali Demir’e arka çıktı. Bu tavır şifre skandalının ortaya çıkmasıyla başlayan eylemlerin hız kazanmasını sağladı. Ama Başbakan iktidarını seçim öncesi zor duruma düşüren bu liselilere pabuç bırakma niyetinde değildi.

Buna cüret edenlere başbakanın yanıtı hazırdı. Erdoğan, 18 Nisan günü Ankara Arena Spor Salonu’nda düzenlenen AK Parti Milletvekili Adayları Tanıtım Toplantısına katıldı. Erdoğan, toplantıda yaptığı konuşmanın önemli bir bölümünü YGS’de şifre skandalına ayırdı. Erdoğan, sık sık, sınavda hiçbir usulsüzlük olmadığını vurguladı. Öğrencilerin ikinci sınav için hazırlanması ve bu konuyu kapatmasını da bir-

Meclisi, Demir’in 1 milyon 700 bin mektubuna karfl›l›k, ona 1 Milyon 700 bin mektup yollamak için kollar› s›vad›. Meclis, önümüzdeki günlerde mahallelerde açaca¤› standlarda ve kap› kap› dolaflarak veliler ve ö¤rencilerden Ali Demir’i istifaya ça¤›ran mektuplar toplayacak. Bu mektuplar› kitlesel eylemlerle ÖSYM’ye postalayacak. Halkevleri E¤itim Hakk› Meclisi’nden fiahin Yafl›k gazetemize yapt›¤› aç›klamada YGS’ye giren tüm ö¤rencileri ve ailelerini Demir’le mektup arkadafl› olmaya ça¤›rd›klar›n› söyledi.

BOYKOTLA OKULLAR BOMBOŞ İlk günden beri hiçbir inandırıcı dayanak göstermeden şifre ve kopya durumu olmadığını savunan AKP’nin bu tavrı liselilerin isyanını perçinledi. Şifre skandalının ortaya çıktığı ilk hafta paylaşım sitelerinde ilan edilen ve farklı liseli grupların çabasıyla örgütlenen okul boykotu kararlaştırıldığı üzere 15 Nisan Cuma günü ülke çapında gerçekleştirildi. Liseliler okullara gitmek yerine kentlerin işlek meydanlarına aktı. Liselilerin sesleri gür, talepleri netti: “Ali Demir istifa etsin, cemaat liselerden elini çeksin, YGS kaldırılsın” İstanbul, Adana, Afyon, Adana, Kayseri, Mersin, Diyarbakır, Artvin gibi onlarca şehirde liseliler, Ali Demir’i istifaya çağırdı. Eylemlerde atılan “Türkiye uyuma öğrencine sahip çık” sloganlarıyla öğretmeninden velisine tüm ülke halkının YGS’de mağdur edilen yüz binlerce liseliye destek vermesi çağrısı yapıldı. Onlarca kentte alkış ve ıslık sesleri liselilere destek için yükseldi. Eylemlere Eğitim Sen’li öğretmenler, veliler ve üniversite öğrencileri de destek verdi. LİSELİYE SINAVDAN BARİKAT Başbakanın karşılarına çıkarmakla tehdit ettiği 5-10 bin genç ne anlama geliyor bilinmez fakat eylem günü okullarda liselileri engellemeye çalışanlar vardı. İstanbul’da Eyüp Refhan Tümer Lisesi, İstanbul Kartal'da Hacı Hatice Bayraktar Lisesi’nde okul yönetimi öğrencilerin eyleme gitmesini önlemek için okulun giriş çıkış kapılarını kilitleyerek öğrencileri adeta hapsetti. Çoğu okulda boykotu kırmak için 15 Nisan gününe sınavlar koyuldu. Fakat geleceğine sahip çıkan liselilerin alanlarda buluşmasını kimse engelleyemedi. Eğitim Sen’li öğretmenler, öğrencilerine destek vererek boykot eylemlerine katıldı. Eğitim-Sen, YGS’deki şifrelemeden sorumlu olanların cezalandırılması ve sınava dayalı eğitim sisteminin değiştirilmesi talebiyle 22 Nisan’a kadar sürecek bir imza kampanyası başlattı.

Fırsatçı Hes’çiye yumurta

R

ize Fındıklı’da idare mahkemesinin Arılı Vadisi hakkındaki SİT kararını kaldırmasını fırsat bilen HES’çi şirket, köylüler tarafından suçüstü yakalandı. Mahkeme kararını fırsat bilen HES’çi Sarmaşık şirketi yetkilileri çalışmalarını planlamak için 13 Nisan sabahı Arılı’da bulunan Yaylacılar köyüne gitti. Köyde dolaşan yabancı aracı fark eden Yaylacılar halkı, ‘davetsiz misafir’leri önce durdurdu sonra köyden uzaklaştırdı. Sarmaşık şirketi yetkililerinin Yaylacılar ziyareti, köylülerin haber vermesiyle Fındıklı’daki HES karşıtları tarafından da öğrenildi. Yaklaşık 60 kişi Vadinin başlangıç noktası olan ilçe girişinde toplanarak Yaylacılar köyünden dönen HES’çi şirket yetkilerini yumurtalarla protesto etti. Fındıklı’da halk, 2009 yılında da HES’çi şirket yetkililerini araçlarını yumurtalayarak protesto etmişti.

Değerler eğitiminde ilk halka: Kutlu doğum E

ğitimde muhafazakarlaşmanın müfredata yansıması olan “değerler eğitimi” Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir süredir üzerinde çalışma yürüttüğü konulardan birisiydi. Değerler eğitimi vererek öğrencilere manevi bilinç kazandırmayı hedefleyen bakanlık bu bağlamda tüm okullara Kutlu Doğum Haftası’nda uygulanması için çeşitli etkinlikler önerdi. Kutlu Doğum haftası İslam

Çözülen Y AKP’nin flifresi

Konuk Yazar İLHAN YİĞİT E¤itim Sen Ankara 2 No’lu fiube üyesi

GS skandalının bir kez daha açığa çıkardığı şey; piyasacı, eşitsiz ve adil olmayan eğitim sistemi ve onun doğurduğu sonuçlardan biri olan sınav sisteminin iflas ettiğidir. Eğitimin bir hak olmaktan çıkarılarak parası olanın yararlandığı bir hizmete dönüştürülmesine AKP iktidarıyla birlikte cemaatçi okul ve dershanelere soruların sızdırılması sorunu eklendi. Zaten kendisi bir sorun olan sınav sistemi milyonlarca öğrenci ve bu sayının iki misline varan velilerin hem ekonomik olarak hem de psiko-sosyolojik olarak bir kabus gibi üzerine çökmüş dururken bir de sınav sorularının doğrudan ya da şifreleme yöntemiyle iktidar yandaşlarına verilmesi, eğitim sisteminin skandallarla dolu ibretlik noktada olduğunu bize açıkça göstermektedir. Bu süreç önce polis okulları sınavları, MEB’de açık ilköğretim ve açık lise daha sonraları ise KPSS’de, sınavda çıkacak soruların başta cemaatler olmak üzere çeşitli iktidar yandaşı kişi ve gruplara önceden kopya olarak verilmesi ile başladı. Sınavlarda soruların kopya olarak verilmesi kamuoyuna yansıyınca önce inkâra başvuruldu. İşin kendisi ortaya dökülünce ise asla sonuçlanmayacak göstermelik bir soruşturma açılarak olayın üstü örtülmeye çalışıldı.

inancında peygamberin doğduğu hafta olarak anılıyor. Bu hafta içerisinde dua okuma, toplu mevlitler gibi kitlesel etkinlikler düzenleniyor. Geçen yıl bakanlık belirli gün ve haftalar listesinden yararlanılarak öğretmenler kurulu kararı ile MEB çizelgesinde yer almayan günlerin de kutlanabileceği belirtmişti. Öneri olarak sıralanan özel günler arasında Kutlu Doğum Haftası’na da yer verilmişti.

Son sınavdaki şifre skandalı ile sınav odaklı eğitim sisteminin çöküşü, hükümetin eğitim kurumlarına kadrolaşması artık üzerini hiçbir şeyin örtemeyeceği kadar aleni bir hale geldi. Tüm öğrenci, veli ve öğretmenlerin tepkisini çekti. KPSS, YGS, LYS, OKS v.d. uygulamalar, eğitim sisteminin bir ‘sınav mezarlığına’ dönüştüğünün göstergesi. Bu sınav cenderesinde çocuklarımız bunalımın eşiğine sürüklenirken, velilerimize de, gelirlerinin büyük bir bölümünü sınav tüccarlarına yedirme zorunluluğu dayatılıyor. Üstelik ticarethaneye dönüşen eğitim kurumları ve dershanelere yedirilen bunca birikimin boşuna olduğu, yandaş adayların her halükarda emek ve bedel ödeyenlerin önüne geçirildiği gerçeği açığa çıktı. KPSS hırsızları belli olmasına rağmen skandalın üstü örtüldü. Sembolik bir ‘sınav yenileme’, asıl mağdurları bir kez daha mağdur etmekten, sorumluları kayırmaktan ve hatta bu hırsızlığı daha da kurumsallaştıran adımlar için bir fırsata çevirmekten öteye gitmedi. Önce KPSS sınav sorularını cemaatçilere sızdır, sonra kurumun başına aynı cematten bir başkanı getirerek ciğeri kediye emanet et. Ancak Türkiye’de olacak şeyler. Ali Demir’in atanmasının nasıl bir çözüm olduğu ortaya çıktı;

Bakanlığın 7 Nisan 2011 tarihli, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu imzalı genelgesinde bu yıl sene başında uygulanan ahlaki, sosyal ve manevi değerlerin öğrencilere kazandırılması için başlatılan ‘Değerler Eğitimi’ hatırlatılarak şöyle denildi: “4-12. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi programında merhamet duygusu ile ilgili kazanımlara yer verilmiştir... Öğrencilerimize, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in

kişiye özel şifre, kişilere özel sınav salonu ile organize işler… Skandalın üzerinden AKP’nin cumhurbaşkanı ile bakanlarının ‘tatmin olduk’ açıklamaları ve son olarak AKP hükümetinin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın tehdit eden açıklaması bu ülkenin değer yaratan halklarını, alın teri döken gençlerini ve hakkını arayan tüm halk kesimini yok saymaktır. Bu ülkede ne zamandır hükümet, sorunu çözmek yerine sorunu olanları korkutma, sindirme, yok sayma yoluna gidiyor? Ne demek ‘tatmin olduk’, bu tezgah, zaten sizin tezgahınız. Bu ülkenin gençleri, öğretmenleri, velileri tatmin olmadı. Bilim insanları, hukukçuları tatmin olmadı. Yalnızca AKP’nin ve ilişkili olduğu cemaatin tatmin olduğu bu rezalete bir son verilmelidir. Bir sınavın bilimsel kriterleri bellidir: Geçerlilik, güvenirlilik ve standart uygulanabilirlik ilkeleri, evrensel kriterlerdir. Akademisyenlerin ve bilim çevrelerinin de ortaya koyduğu tüm gerekçelerle açıkça görülüyor ki, YGS’nin ne geçerliliği, ne de güvenirliliği vardır. Bizce de geçerliliği ve güvenirliliği olmayan bu sınav, standart uygulanabilirlik ilkesine de aykırı bir şekilde işletilmiştir. Kişiye özel poşetli soru kitapçığı ve cevap kağıdının gönderilmesi, kişilere göre sınav yerinin ayarlanması ve şeffaf olmayan bir sistemle sınav gözetmenlerinin belirlen-

temel insani özelliklerinden olan ‘merhamet duygusu’nun güzelliğini yaşatmanın yollarını kazandırmalıyız... Diyanet İşleri Başkanlığı’nca kutlanan ‘Kutlu Doğum Haftası’nda bu yıl merhamet temasının öne çıkarılması kararlaştırılmıştır. Haftanın önemi dikkate alınarak sevgi, saygı ve merhamet duygusunu ön plana çıkaran ve ekte yer alan etkinliklere örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yer verilmesi için gereğini rica ederim.”

mesi, yine şeffaf olmayan bir yöntemle sınav sonuçlarının ilanı tüm bu ve benzeri sınavların standart uygulanabilirliğini, geçerlilik ve güvenirliliği de ortadan kaldırmıştır. Esasen tüm sınavların kaldırılarak kişilerin ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkaran ve herkesi bu doğrultuda bir kuruma yerleştiren bir model oluşturulmalı. Eğitimin temel bir insan hakkı olduğu ön kabulünden hareketle öğrenciler, üniversitelere, güzel sanatlara, vb. eğitim kurumlarına yerleştirilmelidir. İlkesel ve uygulanabilir bir doğru olan bu durumu savunmanın yanısıra bugün acil olarak çözülmesi gereken YGS şifre skandalına ilişkin öncelikle 27 Mart’ta yapılan YGS derhal iptal edilmelidir. Ama yalnızca iptal yeterli değildir. Gençlerimizin sürüklendiği umutsuzluk, güvensizlik ve telafisi mümkün olmayan hayal kırıklığının tüm sorumluları hesap vermelidir. ÖSYM Başkanı ve Milli Eğitim Bakanı istifa etmelidir. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, AKP’nin sorumsuzca demeç veren bakanları, halkı, hakkını arayan öğrencileri, onların velilerini ve öğretmenleri hatta bu mağduriyete hassasiyetle yaklaşan herkesi tehdit etmek bu ülkenin halkından, gençlerimizden, velilerimizden özür dilemelidir. Sorumlular açığa çıkarılmalı gerekli müeyyideler uygulanmalıdır.

‘Anadolu yürüyüşünde biz yokuz’

K

imi yayınlarda, tartışma gruplarında ve sosyal paylaşım sitelerinde Derelerin Kardeşliği Platformu’nun “Büyük Anadolu Yürüyüşü”ne katılacağı yönündeki haberlere platformdan yanıt geldi: “Bu haberler asılsızdır” Türkiye Su Meclisi, Doğa-Der gibi çeşitli örgütlerin çağrıcısı olduğu yürüyüşle ilgili 19 Nisan günü yazılı bir basın açıklaması yapan Derelerin Kardeşliği Platformu 'Büyük Anadolu Yürüyüşü'ne katıldıkları yönündeki haberleri yalanladı. Platform açıklamasında, doğanın ve yaşamın yağmalanmasına karşı yürütülen mücadelelerin ortaklaşma zeminlerinin çoğaltılması için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Fakat ilkeleri, yönelimleri ve tarafı tartışılır olan hiçbir yapıyla da ortak faaliyet ya da birliktelikler içerisinde bulunmayacaklarını ifade etti.


8

EMEK 22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Her patrona bir jandarma lazım M

as-Daf işçileri, hem Düzce’deki fabrikanın önünde hem de şirketin İstanbul Ataşehir’de bulunan genel merkezi önünde direnişteler. Halkın Sesi, MasDaf işçilerini Ataşehir’deki direniş çadırında ziyaret etti. Mas-Daf işçilerinin öyküsü, Türkiye’deki sınıf mücadelesinin geleceği açısından örnek teşkil ediyor. 120 işçisinin tamamı sendikalı olan bir fabrikada patron, işten çıkarmaları jandarma eşliğinde yapabiliyor. Çünkü işten çıkarma öncesinde bir konuşmayla ikna edebildiği işçilerin artık ikna olmayacağını ve direnişe geçeceğini biliyor. Her şey, 5 Nisan sabahı servislerin gelmemesiyle başlamış. İşçilerden Salih Satılmış, ‘herhalde arıza yapmıştır’ diyerek kendi imkânlarıyla fabrikaya ulaştıklarını söylüyor. Gerisini Salih’ten dinliyoruz: “Fabrikaya geldik. Kartımızı bastık. İçeri girdik. Üstümüzü değiştirdik ve tezgâhın başına geçtik. Tezgahın başındayken güvenlik görevlisi bize ‘İşten çıkarıldınız’ dedi. Biz, yazılı bir şey olmadığı için ciddiye almadık. Tam çalışmaya başladık ki jandarma geldi. Jandarma yüzbaşısı, patronun ekonomik sıkıntılardan dolayı fabrikadaki tüm işçilerin işine son verdiğini elindeki bir kağıttan okudu.” İşçilerin tepkisi üzerine jandarm,a işçileri gözaltına aldı ve akşama kadar karakolda bekletti. Patronun, jandarmayla ortaklaşa gerçekleştirdiği işten çıkarma saldırısının hemen ardından işçiler fabrika önünde direnişe geçti. İşçilerden 15’i seslerini duyurmak ve kendi deyimleriyle “Mas-Daf’ın rezilliğini herkese göstermek için” 13 Nisan’da şirketin İstanbul’-

A

Artık patronlar işçi çıkardıkları zaman direnişle karşılaşacaklarını kabul ediyor. İşten çıkarmaları kolluk gücü söylüyor. Kavga netleşiyor

Yukarıdan öyle mi görünüyor Düzce 1. Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Baflkan› Selim Yirmibeflo¤lu’na göre iflçiler Düzce’nin ad›n›n kötü an›lmas›na yol aç›yor. Düzce’deki direnifl daki genel merkezinin önünde direniş çadırı açtı. İşçilerin tamamı, Birleşik Metal-İş üyesi oldukları için işten çıkarıldığını biliyor. İşçiler daha önce toplu iş sözleşmesi taleplerini kabul etmeyen ve işçi çıkararak sendikanın örgütlüğünü kırmak isteyen patrona karşı bir direniş daha gerçekleştirmişti. O direniş, Mas-Daf personel müdürünün arabasını direnişteki işçilerin üzerine sürmesiyle işçilerin hafızasında. İşçiler, Mas-Daf patronunun ‘işyerine sendika girerse fab-

sürerken Yirmibeflo¤lu 10 Nisan günü Öncü Haber adl› bir yerel gazeteye çeflitli aç›klamalarda bulundu. OSB’deki direnifl sebebiyle yat›r›mc›lar›n tedirgin oldu¤unu belirten

rikayı kapatırım’ dediğini ve 100 işçinin patronun fabrikanın makinelerini kaçırma ihtimaline karşı Düzce’deki fabrikanın önünde nöbet tuttuğunu söylüyor. Kendilerinin de Mas-Daf’ın yaptığı hukuksuzluğu, işçi ve sendika düşmanlığını herkese göstermek için şirketin genel merkezi önüne geldiklerini belirtiyor. Hidrofor, su pompası ve genleşme tankı üreten Mas-Daf fabrikası, Düzce’nin Beyköy Beldesi yakınlarındaki 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunuyor.

Yirmibeflo¤lu, iflçilere ve sendikaya “Düzce’nin ad› kötü an›lmas›n” ça¤r›s›nda bulundu. MasDaf’taki 120 iflçinin tamam› Birleflik Metal-‹fl üyesi.

İşçilerle sohbetimiz sürerken arabalarıyla yoldan geçenlerin korna çalarak işçilere destek verdiğine çok sık tanık olduk. Bir Ataşehirli kadın işçilerle konuşuyor: “Kusura bakmayın iki gündür hep geleceğim ama bir türlü gelemedim. Ne yiyorsunuz, yiyecek ihtiyacınız var mı?” İşçiler, Ataşehirlilerden yoğun destek gördüklerini belirtiyor. Ataşehirliler, işçilere battaniye yiyecek ve yakacak sağlıyor. Tabii Birleşik Metal-İş de işçilerin ihtiyaçlarını karşılıyor.

İşçiler, sabah akşam Ataşehir merkezde Migros durağının yakınındaki çadırlarında direnişlerini sürdürüyor. Çadırda kalmadıkları zaman Birleşik Metal-İş’in Genel Merkezi’nde kalıyorlar. İşçiler, çalışma koşulları ve düşük ücret sebebiyle sendikalı olmaya karar vermişler. Günde 8-10 saat çalışan işçiler asgari ücret alıyor. İşçilerden Fırat, ilk direniş sürecinde OSB yöneticisi bir kadının kendilerine “Ben sizin asgari ücretle çalışmanızdan mutluluk duyuyorum” dediğini söylüyor.

Düzce’deki direniş sürerken aynı kadının gelip “burada asgari ücrete iş bulduğunuza şükretmelisiniz ya yan taraftaki ameleler gibi çalışsaydınız” dediğini ifade eden işçilerin yanıtı hazır: “Bize de o arkadaşlara verilen 1.300 lirayı verin biz de çalışırız ama biz çalışmazsak o arkadaşlar burada nasıl hidrofor yapar?” İşçiler, sendikalı olduktan sonra sendikadan istifa etmeleri için çok fazla tehdide ve baskıya maruz kaldıklarını söylüyor. Patron, işten çıkardığı işçilerin yerine başka işçiler almaya çalışmış ama direniş, patronun jandarmayla giriştiği çabaların hepsini boşa çıkarmış. İşçiler, 5 Nisan’dan önce 10 yeni işçi adı altında Düzce’de mafyaya tetikçilik yapan, hapçılık yapan kişilerin işe aldındığını ve bu kişilerin kavga çıkarma girişimlerinin sonuçsuz kaldığını da söylüyor. ‘BİZDEN BAŞKA HER YERE PARA VERİYORLAR’ İşçiler, Mas-Daf’ın yerel basına da para yedirdiğini ve yerel basının Mas-Daf direnişini haber yapmamak için özel çaba sarf ettiğini özellikle belirtiyor. İşçilerden Salih, Mas-Daf direnişini şu sözlerle özetliyor: “Mas-Daf patronu, bize ücret vermemek için bize vereceği ücretin 10 katı fazla parayı başka kişilere yediriyor.” Düzce’deki fabrikanın önünde 100 işçi genel merkezin önünde de 10 işçi direnişlerini kararlı bir şekilde sürdürüyor. Daha şimdiden Mas-Daf yetkilileri kendi bürolarında pencereye çıkmaz olmuşlar. Çünkü her pencereye çıktıklarında şu pankartı görüyorlar: “120 işçi sendikalı olduk işten atıldık, işimizi istiyoruz”.

KTÖS: Kıbrıs’a Umut olduk K

İşçiler CHP’nin kapısında Konak Belediyesi temizlik iflçileri ile Buca Belediyesi park ve bahçe iflçisi Bat›gül Tunç’un ifllerine geri dönmek için verdikleri mücadele sürüyor. CHP ‹zmir il binas›na, CHP Konak ilçe binas›na ve CHP’li Konak Belediyesi’ne giden iflçiler, yetkililerden taleplerine karfl›l›k bulamad›. CHP ‹zmir ‹l Bafllan› Tacettin Bay›r görüflmeyi kabul etmedi. CHP Konak ‹lçe Baflkan› Aytekin Tunus, iflçilerin dövizlerini kald›rmalar›n› gerekti¤ini ifade etti. Konak Belediye Baflkan› Hakan Tartan ise direniflteki iflçilerin karmafla yaratt›¤›n› ifade etti. Tartan, iflçilerin hazirandaki ihaleyi belediyenin kazanmas› durumunda ifle geri al›nacaklar›n› iddia etti.

ıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası’nın (KTÖS) 38’inci Genel Kurulu 10 Nisan günü gerçekleştirildi. Genel kuruldaki seçimlere Baraka Kültür Merkezi’nin de içinde bulunduğu sosyalist, bağımsızlıkçı çevrelerin oluşturduğu ‘Sendikam Onurumdur’ grubu ile AKP’yle işbirliği içerisindeki sosyal-liberal CTP güdümlü, ‘Mesleğimiz ve Sendikamız Onurumuzdur’ grupları katıldı. KTÖS üyelerinin çoğunluğunun katıldığı seçimde 30 delegeyi de ‘Sendikam Onurumdur’ grubu aldı. Sonuçların Kıbrıs’taki muhalefet açısından anlamı ve KTÖS’ün verdiği mücadele üzerine KTÖS Eğitim Sekreter Yardımcısı Besim Baysal ile konuştuk. Baysal, KTÖS’ün, seçimleri kazandıktan sonra sendikalı öğretmenler dışında birçok Kıbrıslıdan tebrik telefonu aldıklarını söylüyor. KTÖS seçimlerini kazanmalarını Kıbrıs muhalefetinde sosyalist ve bağımsızlıkçı çizginin yeniden yükselişi olarak yorumlayan Baysal, bu yükselişte ‘Toplumsal Var Oluş Mitinglerinin’ önemli yer tuttuğunu belirtiyor. ‘UMUT OLDUK’ Baysal, KTÖS’ün yaptığı çıkışla birlikte Toplumsal Var Oluş Mitingleri ve son olarak Meclis kapısına dayandıkları

eylemin, Kıbrıs halkında büyük umut yarattığını söyledi. Baysal, AB’ye giriş ve ücretlerin yükseleceği gibi vaatlerle özellikle sol duyarlılığa oynayarak seçimleri kazanan CTP’nin AKP ile birlikte hareket ederek neoliberal programı dayatmasının halkta büyük bir umutsuzluk yarattığını belirtti. Toplumsal Var Oluş Mitinglerinin, CTP’nin işbirlikçi çizgisini boşa çıkardığını belirten Baysal, aynı çizginin KTÖS seçimlerinde de etkili olduğunu ifade etti. Baysal, CTP için şunları söyledi: “Sol bir söylemle iktidara geldiler. Sosyal güvenlik yasası ve emeklilik yasasıyla ücretleri düşürmeye başladılar.

Bizim ‘Göç Yasası’ dediğimiz, Kıbrıs’taki üretimi bitirerek Türkiye’den gelecek paraya muhtaç bırakma planı; yani elektriğin, telefonun özelleştirilmesi, Merkez Bankası’nın Türkiye’ye devri gibi planları uygulamaya başladılar. Sol söylemle başa gelen CTP’nin bu uygulamaları karşısında Kıbrıs halkı umutsuzluğa kapıldı.” CTP’nin “AKP’yi eleştirmeyelim” şeklindeki hassasiyetlerinin Kıbrıs’taki eylemler ve Recep Tayyip Erdoğan’ın sert ifadelerinden sonra halk nezdinde tepki gördüğünü belirten Baysal, KTÖS’ün çıkışının tam da CTP’nin hegemonya kurmaya çalıştığı bir

döneme denk geldiğinin de altını çizdi. Son aylarda yükselen sosyalist ve bağımsızlıkçı muhalefetin etkilerinin ilk başta Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası’nın (KTOEÖS) genel kurulunda ortaya çıktığını belirten Baysal, KTOEÖS’te de bağımsızlıkçı ve sosyalist çizginin mart ayında seçimleri kazandığını hatırlattı. 2001’den bu yana, Türkiye’nin Kıbrıs’ın iradesini yok etme girişimlerine ve Kıbrıs’taki hükümetlerin neoliberal programlarına karşı mücadele veren KTÖS, Toplumsal Var Oluş Mitinglerinin örgütlenmesinde önemli rol oynadı. Mitinglerin öncesinde de “Ankara elini üzerimizden çek, paranı da paketlerini de istemiyoruz. Biz kendimizi yönetiriz” sloganıyla birçok eylem yapan KTÖS, başta Denktaş çizgisinde olan çevrelerden ve Volkan gazetesinden tehditler almış. Baysal, KTÖS’ün çıkışının, “AKP ile anlaşmak lazım” diyen anlayışı ağır bir yenilgiye uğrattığını belirterek bu tepkinin ilerleyen günlerde diğer sendikalara da yansıyacağını söyledi. Baysal, Kıbrıs’taki hareketin politik etkisini tarif ederken de iddialı: “Kıbrıs’ta AKP, emperyalizmin taşeronluğunu yapıyor. Kıbrıs halkı belki sayı olarak az ancak Kıbrıslıların ‘Biz kendimizi yönetiriz’ çıkışı tüm Ortadoğu’ya örnek olabilir.”

Taşeron zehirlenmesi T

MMOB, TTB, İstanbul Barosu, DİSK, KESK ve Türk-İş'e bağlı sendikalar, iş kazası ve meslek hastalıklarının tarafı olan işçiler ve aileleri, konuyla ilgili dernekler ve aydınlar tarafından İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi oluşturuldu. Meclis üyeleri, 2 işçinin karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu hayatını kaybettiği ve 1 işçinin yaralandığı Nurtepe Hacı Ethem İlköğretim Okulu’na giderek inceleme yaptı. Yaptıkları inceleme ile ilgili bir rapor yayımlayan Meclis,

kazanın olduğu işyerinde sigortasız ve güvencesiz olarak çalışan işçilere dikkat çekti. Ölümlere yol açan çalışma düzeninde bir değişiklik yapılmadığını vurgulayan ekip, koşullar hakkında bilgi verdi. Uyarı levhaları, işçilerin inşaatta çalışmaya elverişli ayakkabıları ve baretleri olmadığını, yerlere serdikleri şiltelerde uyuduklarını gözlemleyen meclis, sorumlu hiçbir kurumun denetim yapmadığını ifade etti. Meclis, ölen taşeron işçilerin çalıştığı Şira Elektrik’in AKP Ağrı Milletvekili Cemal

Kaya’nın yeğeni Şakir Bakar’a ait olduğunu ve TOKİ’den en çok ihale alan şirketler arasında olduğunu belirtti. Raporda “Hayatını kaybeden işçilerin ailelerine prim günü, sigorta süresi gibi şartlar aranmaksızın insanca yaşamaya yetecek aylık bağlanmalıdır. Yapılacak harcamalar ihaleyi yapan kamu kurumunun yetkilileri ve müteahhit firma yetkililerinden tahsil edilmelidir. Yine olayda sorumluluklarını yerine getirmeyen her düzeydeki yetkililer cezalandırılmalıdır” deniyor.

Hava-İş TEC’e grev kararı astı

H

ava-İş, 12 Nisan’da, İstanbul’daki Sabiha Gökçen Havalanı’nda faaliyet gösteren TEC, işyerine grev kararını astı. Hava-İş, hem toplu iş sözleşmesi sürecindeki anlaşmazlık hem de TEC’in sendikalı işçilere yönelik işten çıkarma saldırılarına karşı grev kararı aldığını bildirdi. Sendikanın grev kararı aldığı şirkette, 235 işçi çalışıyor. Çalışanların 185’i Hava-İş sendikasına üye. Grev, kararın asılmasından itibaren 60 gün içinde başlayacak.

İşçiler üniversiteyi uyardı

G

aziantep Üniversitesi’nde çalışan 32 işçi sendikalı oldukları için işten çıkarıldı. 31 Mart’ta işten çıkarılan işçiler için üyesi oldukları Koop-İş 8 Nisan’da bir basın açıklaması yaptı. Koop-İş, üniversite yönetimini birlikte imzaladıkları toplu iş sözleşmesine ve Yüksek Hakem Kurulu Kararları’na uymaya çağırdı. Koop-İş, yönetimin tutumunun üniversiteyi cezalar ve tazminatlar ödemek zorunda bırakacağını ifade etti.

Gerze’den özür ve düzeltme

H

alkın Sesi’nin 129. sayısında ve daha önceki sayılarda Gerze’deki çevre mücadelesine ilişkin haberlerde üst üste yazım yanlışları yapılmıştır. Son olarak yazarımız Mahmut Hamsici’nin köşesinde Gerze yerine Gebze yazılmış, ilgili haber de “Yeşil Gerze Çevre Platformu”nun adı yanlışlıkla “Yeşil Gerze Koruma Platformu” olarak yazılmıştır. Düzeltir, tüm Gerzelilerden ve okurlarımızdan özür dileriz.


9

EMEK 22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

2023: AKP’nin çiftliği B

aşbakan Recep Tayyip Erdoğan 16 Nisan günü AKP’nin seçim beyannamesini açıkladı. Beyannamede ilk sırayı yeni anayasa alırken, 2023 hedefinde güvencesizleştirmeye, kentlerin ve doğanın yağmalanmasına dayandığı anlaşılan bir ekonomik büyüme iddiası yer alıyor. Beyannamede, 2023 yılında gayri safi milli hâsılanın 2 trilyon 64 milyar dolar olacağı, ihracat hedefinin 500 milyar dolar olacağı, işsizliğin yüzde 5’e indirileceği gibi vaatler yer alıyor. AKP, 2023 için ‘işsizlikle mücadele önceliğimizdir’ diyor, hatta her işsize birer iş ve meslek danışmanı belirlemekten söz ediyor. Oysa beyannamede, sıcak para girişine dayanan ve işsizlik yaratan ekonomik büyüme modelinde bir değişiklik yer almıyor. AKP İŞSİZLİĞİ NASIL AZALTACAK? AKP’nin işsizliği nasıl azaltacağı, 2010 yılında hazırladığı Ulusal İstihdam Stratejisi’nde netlik kazanmıştı. Ulusal İstihdam Strateji’sinde kıdem tazminatının budanması hatta yok edilmesi, esnek ve kuralsız çalıştırmanın yaygınlaştırılması, bölgesel asgari ücret uygulamasıyla özellikle Kürt illerini sermaye için ucuz emek gücü ‘cennetine’ çevirmek ve işsizleri kısa dönemlik güvencesiz çalışana çevirecek olan Özel İstihdam Büroları’nın kurulması gibi projeler yer alıyor. Başbakan Erdoğan da, AKP’nin seçim beyannamesini açıklarken eski projelerden vazgeçileceğini söylemedi. AKP, uzaktan ya da part time çalışma gibi güvencesiz çalıştırma biçimlerini Torba Yasa’yla birlikte gündeme getirmiş ancak emekçilerin tepkileri sebebiyle bu projeleri 12 Haziran seçimlerinden sonraya ertelemişti. AKP’nin istihdam politikasının emekçiler nezdinde netleşmesini sağlayan bir diğer gelişme de güvencesiz çalıştırma biçimi olan

A

KP, 2011 seçim beyannamesini açıkladı. 2023 yılını önüne koyan beyannamede güvencesizleştirme, kentin ve doğanın yağmalanması var ama AKP bunlara işsizliği azaltmak diyor

4/C konusunda yaşandı. Anayasa Mahkemesi 4/C’nin iptali yönündeki başvuruyu reddederek güvencesizliğe anayasal bir destek sağladı. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine bakılırsa AKP, işsizliği azaltabilir. Çünkü TÜİK her ay hazırladığı istihdam verilerinde bir ay içinde bir saat çalışanı dahi iş sahibi olarak görüyor. YOKSULLAR HATIRLANIR DA TOKİ UNTULUR MU? AKP’nin 2023 hedefleri arasında ‘yoksulluğu bitirmek’ de var. Yeni evlenecek yoksul çiftler için yuva teşvik programının hayata

geçirilmesi düşünülüyor. Yoksul çiftleri borçlandırmak isteyen AKP, çiftleri kira öder gibi ‘ev sahibi’ yapma iddiasında. Yoksulluğu, toplu konut yaparak bitireceğini öne süren ancak aslolarak inşaat sektöründeki canlılığı korumayı hedefleyen AKP, 2023’e kadar TOKİ’nin 1 milyon konut yapacağını ancak bu konutların sadece 100 binini yoksullara vereceğini duyurdu. YAĞMA EKONOMİSİ Bu konutların bir kısmı yoksul mahalleler yıkılarak, bir kısmı da doğanın talan edilmesiyle açılacak arazilere yapılacak.

Başta uluslararası inşaat şirketleri olmak üzere gayrimenkul sektörünün de ağzını sulandıran tüp geçit, 3’üncü boğaz köprüsü, asma köprüler, limanlar ve havalimanları gibi projeler de AKP’nin 2023 hedefleri arasında. Yapıldıktan bir yıl sonra tamir edilmesi gereken ‘duble yollar’ da beyannamede unutulmamış. Beyannamede İstanbul başta olmak üzere Ankara ve İzmir kent merkezinin dışındaki alanların yağmalanmasına özellikle gayret gösterilmiş. İstanbul’un ormanlarının ve su kaynaklarının bulunduğu kuzey bölümü, 3’üncü köprü projesi ve beraberinde böl-

genin yapılaşmaya açılmasıyla tamamen yağmalanacak. Bu yağma, kamuoyunda ‘İstanbul’a iki yeni İstanbul yapılacak’ sözleriyle yansımıştı. AKP, Haydarpaşaport, Galataport gibi projeler düşündüğü İstanbul’un yanı sıra Ankara ve İzmir’i de beyannamesinde gördü. İzmir’in en büyük ticaret ve sanayi olanağı olan İzmir Limanı’nı kentin 80 kilometre kuzeyindeki Çandarlı’ya taşımayı düşünen AKP, bu bölgeleri de ranta açacak. Limanın kuzeye taşınması İzmir’in sanayi ve ticaret merkezi olma özelliğini yitirmesine de yol açacak.

Türkiye’de 6 milyon 370 bin kişi işsiz

Nurol savaşa ortak

Libya operasyonuyla birlikte ABD, İngiltere, Kanada ve İtalya’ya savaş malzemesi sağlayan şirketlerin hisse senetleri üç günde yüzde 6 oranında yükseldi. En büyük artışı İngiliz BAE Systems şirketi gerçekleştirdi.

BAE Sistems’in bir de Türkiyeli ortağı var. FNSS Savunma Sistemleri A.Ş’nin hisselerinin yüzde 49’u BAE’deyken yüzde 51’i Nurol Holding’e ait. Nurol, Gama İnşaat’la birlikte yürüttüğü Marmaray projesinde 1 lira zam isteyen

işçileri işten çıkarmış, işlerine geri dönmek için direnişe geçen işçilere para vermemek için elinden geleni yapmıştı. Nurol’un adı, yıkılan Ali Sami Yen Stadı’nın yerine yapılacak alışveriş merkezi ihalesinde de gündeme gelmişti.

DİSK Araştırma Enstitüsü (DİSK-Ar) Ocak ayı geniş tanımlı işsizlik oranını yüzde 19 olarak hesapladı. DİSKAr hesaplamasına, son üç ay içinde umutsuzluk ve değişik nedenlerle iş aramak için başvuruda bulunmayanları da dahil etti. Geniş tanımlı işsiz sayısı 5 milyon 203 bin olarak hesaplandı. Bu sayı Ankara’nın nüfusundan 426 bin kişi daha fazla. Geniş tanımlı işsizlik oranına 1 saat bile çalışsa işsiz sayılmayan, eksik zamanlı istihdam edilen gizli işsizler de eklenince işsizlik oranı yüzde 23 oldu. DİSK-Ar, gizli işsizlerle birlikte işsiz sayısını 6 milyon 370 bin kişi olarak hesapladı. DİSK-Ar ayrıca işsiz sayısının kriz öncesi dönemden daha fazla olduğunu saptadı. 2011 Ocak ayındaki işsiz

sayısının 2008 Ocak ayındaki sayıdan 735 bin üzerinde olduğunu belirtti. Türkiye İstatistik Kurumu, 2011 Ocak ayı için işsiz sayısını 3 milyon 44 bin olarak hesaplamıştı. Raporun sonuç bölümünde şu görüşlere yer verildi: “Türkiye'de çalışma koşullarının giderek ağırlaşması, düzenli bir gelir getiren, güvenceli işlerde yaşanan azalış, yaygınlaşan taşeron uygulamaları ve düşük ücretler nedeni ile çalışma yaşamı bir cehenneme dönüştü. Hükümetin yapısal bir sorun olarak gördüğü işsizlik sorunu, aslında yapısal uyum politikalarının ve rekabet ideolojisinin yarattığı bir sonuçtur. Dolayısıyla esnekliğin ve güvencesizliğin yaygınlaşması ile işsizlik daha da kanayan bir yara haline gelecektir."

BAT direnifli anlaflmayla sona erdi Samsun’un 19 May›s ilçesinde Tekel’in özellefltirilmesinden sonra British American Tobacco’nun (BAT) sat›n ald›¤› sigara fabrikas›nda iflten ç›kar›lan iflçilerin direnifli Tek G›da-‹fl’le BAT iflvereninin yapt›¤› anlaflmayla sonuçland›. BAT iflvereni iflçilerin ifle iade edilmesini reddetse de iflçilere ödenecek k›dem tazminat›n›n miktar›nda istedi¤i rakam›n üstünde bir para vermek zorunda kald›. Tek G›da-‹fl ile BAT aras›nda yap›lan anlaflmaya göre iflveren, emeklilere 20 bin, emeklili¤ine 1 y›l kalana 42 bin, 2 y›l kalana 44 bin, 4 y›l kalana 48 bin, 10 y›l kalana 70 bin, 10 sene

ve üstü kalana ise 82 bin lira verdi. ‹flveren ayr›ca iflyerinde sendikal› olmak isteyen iflçilere bir zorluk ç›kart›lmayaca¤›n›n garantisini verdi. Fabrikada 318 sendikal›, 162 sendikas›z, 100 de memur olmak üzere 580 BAT iflçisi, 400 civar›nda da tafleron iflçi vard›. BAT, direnifl sürerken iflçilere ilk baflta 16 bin lira, ard›ndan 32 bin lira teklif etmifl iflçiler bu miktarlar› kabul etmemifllerdi. Direniflin bu flekilde sonland›r›lmas›ndan baz› iflçiler memnun olmad›. Direnifle destek veren iflçilerin tepkisinin direniflteki iflçilerden daha fazla olmas› dikkat çekti. Uzlaflma

teklifinden yana olan iflçiler, sendikan›n kendilerine mahkemeye gidildi¤inde de ancak 4 maafl tutar›nda tazminat kazanabileceklerini aç›klad›¤›n›, borçlar›n› ödemek ve yaflamak için verilecek tazminatlara ihtiyaçlar› oldu¤unu, bu yüzden sunulan teklifi kabul etmek zorunda kald›klar›n› belirttiler. ‹fle iade talebiyle 31 Mart’ta bafllayan direnifl k›dem tazminatlar›n›n art›r›lmas›yla 19 Nisan’da son buldu. BAT’›n iflten ç›kard›¤› 120 iflçinin fabrikay› iflgal ederek bafllatt›klar› direnifl boyunca, iflçilerin yak›nlar› ile

Samsun emek ve demokrasi güçleri fabrikan›n d›fl›nda sabahlad›. Polis, 12 Nisan’da fabrikan›n içindeki iflçileri sald›rarak d›flar› ç›kard›. 14 Nisan günü de fabrika önünde direnifle geçen iflçilere sald›rarak ç›kar›lan iflçilerin yerine al›nan iflçileri fabrika içine soktu. 120 iflçinin direnifli 550 iflçinin çal›flt›¤› fabrikada BAT yetkililerinin üretimi durdurmas›na neden olmufltu. Fabrikadaki iflçilerin büyük k›sm› kapat›lan Tokat ve ‹zmir Tire’deki fabrikalardan gelen iflçilerdi.

Kâr h›rs› oğu kez, neden? diye sormaktan kendisini alamaz insan. Değer mi, diye kederlenir… Değer mi üç kuruş daha fazla kazanacağım diye insan hayatını tehlikeye atmaya… Ankara OSTİM’de Şubat ayında meydana gelen patlama sonucu 16 işçi hayatını kaybetmişti. Taraf gazetesinin haberine gore 1 Nisan günü bir firma çalışanı savcılığa giderek meydana gelen olaydan dolayı vicdan azabı çektiğini ve suç duyurusunda bulunmak istediğini bildirmiş. İhbarda bulunan işçi, firmanın tüplere kaçak olarak doğalgaz doldurduğunu ve olaydan sonra depodaki tüplerden durumun anlaşılmaması için de boş bir araziye giderek bütün tüpleri boşalttıklarını söylemiş. Diğer yandan bugünlerde pek çok evde Tarım Bakanlığı’nın yaptığı bir çalışmada pek çok tanınmış firmanın ürününde zararlı madde bulunduğunu tespit etmesine rağmen bunları açıklamamasının nedeni üzerinde konuşmalar yapılıyor. Bu devletin vatandaşına karşı bir sorumluluğu yok mu, diye öfkeleniyor, göz göre göre Tufan çocuklarımızı zehirliyorlar Sertlek elimizden bir şey gelmiyor, Dev Sağlık-İş diye yüreğimiz sıkışıyor. Genel Sekreteri Bu işi yapan patronlara beddua etmekten, devletin vurdumduymazlığına lanet okumaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Çünkü patron aç gözlüdür, devlet işini iyi yapmamaktadır. Patron biraz tok gözlü, biraz Allah’tan korkan biri olsa, devlet biraz işini iyi yapsa bu sorunların hiçbiri yaşanmaz belki de… Oysa mesele sadece daha çok para kazanma hırsıyla ilgili ya da devletin memurlarının işlerini daha iyi yapmasıyla ilgili değildir. Mesele kapitalist bir işletmenin ayakta kalmasıyla ilgilidir. Eğer öyle yapmazsa varlığını sürdüremez. Çünkü kapitalizm serbest girişime dayanır ve serbest girişim rekabetle sınanır. Rekabet ise her zaman büyük balığın küçük balığı yuttuğu bir kovalamacadan ibarettir. Böyle olunca yanında 30 işçi çalıştıran bir işletme sahibine sigortalı işçi çalıştır, çalıştırdığın sigortalı işçinin sigortasını asgari ücretten gösterme ya da OSTİM’deki patrona tüplere niye kurallara uygun gaz doldurmuyorsun demenin hiçbir manası yoktur. Çünkü kapitalizm için asıl olan sermaye birikiminin gerçekleşmesi ve devamlılığının sürmesidir. Bunun için ne gerekiyorsa yapılır. Çok üzerine giderseniz “Ne yani işletmeleri kapatalım da millet işsiz mi kalsın?” diye tehdit ederler. Kapitalist devlet ise bu süreçte sermaye birikim sürecinin devamlılığını sağlamakla görevlidir. Devlet tek tek şu veya bu patronun para kazanmasıyla ilgilenmez, bir bütün olarak sistemin bekasıyla ilgilenir. Bu yüzden hiçbir zaman etkili bir denetim uygulamaz, bu yüzden sermaye sınıfının devletin koyduğu yasa ve kuralları göz göre göre çiğnemesine göz yumar, yummak zorunda kalır. Sadece Türkiye’de değil dünyanın bütün ülkelerinde sermaye birikim sürecine en etkili katkı sunan işletmeler moda deyimiyle KOBİ’lerdir. KOBİ’ler adı üzerinde küçük ve orta ölçekli oldukları için kapitalist rekabetin en çok zorladığı firmalardır ve ayakta kalmak için mutlaka “kural dışı” hareket etmek zorundadırlar. Türkiye’deki üretim ve istihdamın yüzde 80 kadarının bu tür firmalar tarafından karşılandığını düşündüğümüzde sistemin devamlılığı açısından bu firmaların ayakta kalmasının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Öyleyse ne olacak? Memleketin selameti için her şeye göz mü yumacağız? Bırakalım patronlar sigortasız işçi çalıştırsın, bırakalım istediği zaman sevsin istediği zaman dövsün, bırakalım şirketler her türlü zararlı gıda maddesini istedikleri gibi pazarlayıp satabilsinler… Aksini söylersek Allah korusun memleketin gayri safi milli hasılası çöker, millet işinden olur, vs. Bu bakış açısı sermaye sınıfına ve onun hükümetlerine aittir. Oysa işçi sınıfının bakış açısı bunun tam tersini görür. Üretim ve istihdam için üretim araçlarının özel mülkiyetinin şart olmadığını savunur. Zaten bütün mesele de budur. Bunu sorgulamaya cesareti olmayan hiçbir düşünce ne sigortasız işçi çalıştırmayı ne de millete katkılı gıda yedirilmesinin önüne kesin olarak geçebilir. Kapitalizm hayatın her alanını ticarileştirdikçe devrim ve sosyalizm de artık bir laf olmaktan çıkıp hayatımızın her hücresinin somut bir gerçeği olarak karşımıza dikiliyor. Mülkiyet hırsızlıktır, diyenin aklıyla çok laf yalansız çok mal haramsız olmaz diyenin ruhu hayatı yeniden kurmak için yolumuzu aydınlatıyor.

Ç


10

KİBELE 22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Halk›n Sesi

Söyleyecek çok sözümüz var! Yaflas›n 1 May›s! ugünlerde yoğunlukla gazetelerdeki üçüncü sayfa haberlerine konu olan biz kadınlar, haberlerin nesneleriyken çok farkedilmese de yaşamı her gün yeniden üreten insanlığın yarısıyız aynı zamanda. Erkeklerin, patronların ve devletin işine gelmediği için hesaba katılmayan pek çok işi yapan cinsiz biz, görmezden gelinen emeğin sahibiyiz. Emek gücünün yarısı, en güvencesizi, fiziksel varlığı tehdit altında olabileni; biz kadınlar, evde, iş yerinde, sokakta haklarımızı almak için Ümit Ezgi ayağa kalkıyoruz artık. Özdemir ‘Kadın düşmanlığına son’ diyoruz. 1 Mayıs Kartal Halkevi alanınlarına çıkıyoruz. Başkanı “Nasıl olsa” çocuk yapacak olan, “nasıl olsa” evlenecek olan, “nasıl olsa” çalışmak zorunda olmayan, “nasıl olsa” temizlikten en iyi anlayan, “nasıl olsa” doğuştan karşılıksız seven biz kadınlar “nasıl olup” da emeğimizin karşılığını isteriz, “nasıl olup” da aynı zamanda sadece bir kadın olarak da yaşamda özel bir değer taşıdığımızı, bağıra çağıra söyleriz. Şöyle ki; Biz kadınlara güvencesiz çalışma dayatılmakta. Çalışabilmek için güvencesizliğe razı olmamız isteniyor. Bu koşulu ortadan kaldırmak için, Evde şiddete maruz kaldığımızda isyan edince evin kapısı gösterilmekte, bavulumuz kapının önüne atılmakta ama her koşulda işkencehanelere dönmüş evlere mahkum edilmekteyiz. O kapıdan dışarı adımımızı atmak, kendimize kızkardeşliğin ülkesini, özgür bir dünya yaratmak yeni bir hayat kurmak için, Üzerimize üzerimize gelen erkek egemen, gerici, kadın düşmanı toplumsal duvar nefes almamızı engellemekte; o duvarı itmek, yıkmak, nefes almak için, 1 Mayısta alanlarda olacağız! Yaşamın kıyısında durduk evde daha yapacak çok işimiz varken; sözümüz namuzumuzdur diyerek bugünü dünden ellerimizle yaratacak olan biz kadınlar 'Sosyal Güvence' isteğimizle 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız. Boşanmak istediğimiz için kocamız tarafından öldürülmemek, giydiğimiz kıyafetten dolayı tacize uğramamak, yemeği geç getirdiğimde şiddete uğramamak için 1 Mayıs’ta alanlardayız. Şiddet gördüğümüz evlerimize dönmemize razı etmek isteyen, ölülerimizin öldüren erkekleri haksız olarak tahrik ettiğini varsayan erkek devlete, erkek yargıya karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız. Katledilen bir kadın... Katleden ise yine bir erkek. Yine daha az ceza almak için haksız tahrik iddiaları ve sonucu, bilindik kadın cinayetleri ve sonucu bilindik adaletimiz ve yine yükselen bizim duvarlarımız... O duvarı iteceğiz, o duvarı öyle bir iteceğiz ki arkasındaki eşit ve özgür hayatı gördüğünde herkesin gözleri kamaşacak! Emeğimizle, alınterimizle sahibi olduğumuz bu hayatta tek başımıza ama omuz omuza duracak biz kadınlar, kendi ellerimizle hayatı yeniden kuracağız. Türkiye’nin dört bir yanında gerçek eşitlik için karanlığın üstüne üstüne yürüyen, kadınlara sosyal güvence isteyen birbirinden güzel kız kardeşlerim birlik-mücadele ve dayanışma günümüz kutlu olsun! Kadınlar yürüyor, mücadele büyüyor!

B

Meclisin ‘kader’i sayıyla değişmez KA-DER’in, mecliste kadın sayısının 275 olması talebiyle yürüttüğü kampanya, kadını ikincileştiren erkek egemenliğiyle mücadeleyi gündemine almadığı için kadınların temsil sorununa çözüm üretemiyor

Veto karar›yla vekilli¤inin önüne anti-demokratik bir flekilde engel konulan Sebahat Tuncel, do¤rudan Kürt kad›n hareketinin içinden geliyor. BDP, kota uygulamas›n›n yan›nda, Kürt kad›n›n› temsil edecek adaylarla meclise gidiyor.

K

adın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KADER), “Eşit temsil, gerçek demokrasi, yeni anayasa ve engelleri aşmak için mecliste 275 kadın görmek istiyoruz” diyerek bir kampanya düzenledi. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Sertap Erener, Gülben Ergen, gazeteci Nihal Bengisu Karaca, yazar Ayşe Kulin, gazeteci Ayşe Özgün, şarkıcı Nil Karaibrahimgil ve çok sayıda kadının desteği ile sürdürülen kampanya, kadınları gören bir siyaset için TBMM’deki kadın sayısının arttırılması talebini dile getirdi. ‘S‹YAS‹ PART‹LERE YAZIKLAR OLSUN’ Mevcut mecliste 48 kadın milletvekili bulunuyor. Bu sayı meclisin yüzde 8’i anlamına geliyor. KA-DER ve kampanya yürütücüleri bu orana dikkat çekerek eşit temsil için 275 kadın vekil istedik-

lerini çeşitli araçlarla duyurdular. Ancak siyasi partilerin açıkladığı aday listeleri neticesinde, KA-DER Başkanı Çiğdem Aydın, “Siyasi partilere sesleniyoruz, size sadece yazıklar olsun” şeklinde bitirdiği bir açıklama yayımladı. Çünkü milletvekili aday listelerine bakıldığında AKP, CHP ve MHP’nin toplamda 241 kadını vekil adayı gösterdiği görülüyor. Fakat BDP’nin adaylarıla birlikte yeni dönemde meclise 100 kadar kadın milletvekilinin girmesi bekleniyor. Beklentinin bu kadar düşük olmasının nedeni, kadın adaylara, seçilebilecekleri bölge ve sıralamada yer verilmemesi. AKP’nin vekil adaylarının yüzde 15’i (78 kişi), CHP’nin adaylarının yüzde 19’u (109 kişi), MHP’nin adaylarının yüzde 12’si (13 kişi) kadın. Mecliste genel seçimler öncesinde 48 kadın milletvekili bulunuyor. Görünüşe bakılırsa, mecliste kadın vekil sayısı 13

Haziran’da daha fazla olacak. Fakat KA-DER’in iddia ettiği gibi, meclisteki sayılarının bugünkü gibi 48, beklendiği gibi 110 ya da istendiği gibi 275 olması kadınların temsilinin artması/değişmesi anlamına geliyor mu? Meclis’e hemcinslerine yönelik nefreti ile, erkek egemen ideolojinin temsilcisi olarak giren/girmek üzere olan kadınların varlığı öyle olmadığını gösteriyor. ‘KADIN KOLLARI KAPATILMALI’ MHP’nin Eskişehir’den 1. sırada aday olarak gösterdiği Ruhsar Demirel NTV’de yayınlanan Doğrudan Siyaset programında “Benim elimde yetki olsa, kadın kollarını, kadından sorumlu bakanlığı kapatırdım. Bu kadınların her alanda siyaset yapmalarını kısıtlayan bir durum” ifadelerini kullandı. MHP’yi yüzde 50 kadın aday çıkarmaya çağırmanın

KADIN HAREKET‹NDEN ADAY YOK BDP dışında siyasi partilerin es-

kaza seçilecek kadın adayları arasında kadın hareketinde yer almış, kadın çalışması yapmış sadece birkaç isime yer vermesi dikkat çekici. Hal böyleyken, erkek egemen, gerici ideolojinin kadın temsilcilerinin mecliste işgal edecekleri konum, meclisteki erkek egemenliğini sarsmak ya da mecliste kadın sorununa kadın perspektifinden bakmak açısından eskiden olduğundan farklı bir sonuç doğurmayacak. KA-DER’in kampanyası, erkek egemenliğinin yalnızca erkekler tarafından üretilen ve toplumsal ilişkilere egemen kılınan bir olgu olmadığını gözden kaçırıyor. Cinsini sevmek, cinsi bilincine sahip olmak gibi kadın mücadelesinin temel değerlerine sahip olmayan kadınların sayısı, konumu ne olursa olsun, kadını yok sayan siyasi ve ondan öte toplumsal düzeni değiştirme gücü ve olanağı olamayacağı toplumsal bir gerçek.

‘Kadınlar mağdur değil suçlu’

‘Sorun hormonlar değil’ E

skişehir Demokratik Kadın Platformu, kamuoyunda Hadım Yasası olarak bilinen, Meclis Adalet Komisyonu’nun kabul ettiği yasaya karşı bir araya geldi. 17 Nisan’da Sağlık İl Müdürlüğü’nden Adalar Migros önüne bir yürüyüş gerçekleştirdi. Platform adına açıklama yapan Çiler Kayabaşı, taciz ve tecavüze erkek egemenliğinin sebep olduğunu anlattı. YASA KADIN C‹NAYETLER‹N‹ TET‹KL‹YOR Kayabaşı, geçirilen yasanın erkek egemen sistemin yarattığı suçların gerçek nedenini görmezden geldiğini ve bu yolla bu suçların üstünün örtülmeye çalışıldığını ifade etti.

Kayabaşı yaptığı açıklamada “Bizler; kabul edilen bu yasayla ne amaçlandığını çok iyi biliyoruz. Erkek egemen zihniyetlerinizle kadını ezdiğiniz, yaptığınız açıklamalarla suça hedef gösterdiğiniz, uygulamadığınız yasalarınızla öldürdüğünüz yetmiyor, şimdi de çıkardığınız ‘hadım yasası’yla asıl anlaşılması gerekenin, erkek egemen kapitalist sistemin üzerini örtmeye çalışıyorsunuz. Tecavüzcüleri hasta ilan ediyor, tedavi yollarını meclisten geçiyorsunuz. Peki bunların ardından neler olduğunu biliyor musunuz? Bizler biliyoruz. Her gün kadın cinayeti haberleri gelmeye devam ediyor. Kadınlar sokak ortasında tecavüze uğruyor. Gerçek sorunu gizleyerek meclisten geçirdiğiniz yasaların sonuçları bu kadar ağır işte” dedi.

Bayram arefesinde istismar Ç

Halkevci Kadınlar 1 Mayıs’a çağırıyor

göstereceği adaylar kadın sorununa Demirel’inki gibi yaklaştığı sürece kadın siyaseti açısından anlamlı olmayacaktır. AKP’nin vekilliği en kesin kadın adayı, İstanbul ikinci bölge 1. sıradan aday olan Nimet Çubukçu’nun bir Milli Eğitim Bakanı olarak sarfettiği sözler hala akıllarda: “Kız ve erkek çocuklarının ayrı okutulmasına prensipte karşı değilim.” Erkek egemen ideolojinin AKP’de belki de en hızlı savunucusu 60. hükümetin Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın hafızalardaki etiketi “Eşcinsellik hastalıktır” ifadesi. Kavaf’ın aday gösterilmemesinde kadın sorunu karşısındaki duyarsızlığı değil parti içi anlaşmazlıkların etkili olduğunu da eklemek gerekli.

Halkevci Kad›nlar 1 May›s alanlar›na ‘Kad›n düflmanl›¤›na karfl› do¤rudan eyleme’ diyerek sürdürdü¤ü

‘sosyal güvence’ kampanyas›yla ç›k›yor. Gelece¤ini isteyen tüm kad›nlar› alanlara ça¤›r›yor

ocuk Bayramı’na çocukların cinsel istismarları ile gidiliyor. Toplu tecavüz olaylarına bir yenisi İstanbul’da eklendi. 23 Nisan Çocuk Bayramı’ndan henüz bir kaç gün önce İstanbul’da bir yetiştirme yurdunda kalan 6 çocuğa tecavüz etmekle suçlanan 20 kişi gözaltına alındı. Çocukların cinsel istismara uğradıkları yönünde ifade vermelerinin ardından 25 eve yönelik operasyon gerçekleştirildi. Operasyonlarda 20 kişi göaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında 18 yaşından küçükler de bulunuyor.

Ankara Üniversitesi T›p Fakültesi Ö¤retim Üyesi Psikiyatrist Prof. Dr. O¤uz Berksun, aile içi fliddette kad›n› suçlu gören erkek egemen bak›fl aç›s›n› dillendirdi. Ailenin Korunmas› Sempozyumu’nda konuflma yapan Berksun, kad›nlar›n, maruz kald›klar› fliddete, ma¤duriyetin verdi¤i duygusal üstünlü¤ü elde etmek için raz› olduklar›n› ifade etti. Berksun,’un “Kad›n özgürlük, eflitlik ve yeni denge aray›fl›n› fliddet görme pahas›na, gördükten sonra ma¤duriyetinin sa¤lad›¤› duygusal üstünlük ve kurdu¤u bask› arac›l›¤›yla bile arama yollar›n› yayg›n biçimde kullanmaktad›r” ifadeleri ile ilgili Psikiyatrist Dr. Ali Ayas ile Halk›n Sesi olarak görüfltük. Ayas, bu ifadelerin bilimsellik kisvesi alt›nda sunulmas›n›n iflin en ac› k›sm› oldu¤unu söyledi. ‘ERKEK EGEMENL‹⁄‹ YOK’

Berksun’un “Kendi ailenize bak›n, dedenize babannenize bak›n, çevrenizdeki aile yaflant›lar›na bak›n. Kad›n›n söyleyip de yapt›ramad›¤› çok çok az fley vard›r” diyerek dayanak gösterdi¤i ve “Erkek egemen gibi görünen toplumsal yaflam›n asl›nda bir ölçüde de olsa kad›n›n egemenli¤ine geçifli uzun süredir görülmemektedir” ifadesiyle ilgili Ayas, erkek egemen toplum düzeninin günümüzde sürmedi¤i yönündeki görüfllerin fliddetin yeniden üretilmesi anlam›nda “tehlikeli” buldu¤unu ifade etti. Ayas, “Ma¤duriyetin gücünü perçinlemek için ‘kendini dövdürttüren’ kad›nlar›n artmas› sayesinde anaerkil bir dünyaya evrildi¤imiz gibi bir sosyolojik tesbitle say›n psikiyatr ufkumuzu geniflletmifl bulunmaktad›r.(!) Bu söylem, kahvehane sohbetlerinde ‘kad›n k›sm›na’ uygulanabilecek fliddeti mazur göstermek için kullan›labilecek bir söylemdir” dedi.

Her gün kad›n cinayetlerine, transeksüel cinayetlerine, çocuk istismarlar›na ve katline flahit olundu¤una dikkat çeken Ayas, bu dayan›ks›z tezlerin kad›na, lgbtt bireylere ve çocuklara yönelik fliddete teflvik edici bir nitelik tafl›d›¤›n› belirtti. Ayas, Berksun’un sözlerinin bu nedenle, aile içi fliddetin bu denli yayg›n oldu¤u bir ortam›n sosyolojik analizlerini, psikiyatrik bir bak›fl aç›s›yla çarp›tt›¤›n› söledi. Ayas, Berksun’un fliddet ma¤duru kad›nlar›n haklar›, baflvurabilecekleri yard›m kurulufllar› konusunda devlete, medyaya, e¤itim ve sa¤l›k kurulufllar›na görevler düfltü¤ü yönündeki ifadelerini de de¤erlendirdi. Aile içi fliddette ma¤dur kad›n› suçlu gören anlay›flla ele ald›¤› bu konularla Berksun’un, ataerkil söylemi tam tersini söylüyor gibi yaparak yeniden üretti¤ine dikkat çekti. “Akademinin kad›na yönelik fliddet konusunda nas›l bir hassasiyet gözetmesi gerekir?” diye sordu¤umuz Ayas, bir hekimin, bir bilim insan›n›n en az›ndan t›bb›n temel ilkesi olan ‘önce zarar verme!” ilkesini gözden kaç›rmamas› gerekti¤ini söyledi.


11

YÜZ YÜZE 22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Mısır devrimi kimin? ESK‹

Halk›n Sesi

Sendika.Org’un 10. yıl etkinliğinin yurtdışından da bir konuğu vardı; Mısırlı Sosyalist devrimci gazeteci, blog yazarı Ayman Abdel Moati. Kendisi, aynı zamanda Mısır Sosyalist Akım Hareketi’nin üyesi ve şu anda kuruluş aşamasında olan Sosyalist Halk Dayanışma Partisi’nin bir aktivisti. Moati, Mısır isyanını, emek hareketinin ve solun bu isyandaki konumlanışını anlattı. “Mısır Devrimi bir işçi

DÜZEN

YEN‹

devrimi olmasa da, işçi sınıfı taleplerinin etkin bir şekilde dile getirildiği bir halk devrimidir” diyen Moati, kimilerinin devrimin niteliğini çarpıtmaya çalıştığını kimilerinin de devrimin kazanımlarını geri almaya çalıştığını söylüyor. Şu anda iktidarın ordunun ve sermayenin eline geçtiğine ve bir karşıdevrim süreci başladığına dikkat çeken Moati, Mısır’ın tek şansının solun birliği olduğunu belirtiyor.

ELB‹SELER‹YLE

KARfiIMIZA

D‹K‹LD‹

Mısır Devrimi’nin tek umudu solda

H

alkın beklentisi sosyal hayatın değişmesi yönünde. Adil bir gelir dağılımı, ücretlerin yükseltilmesi ve sağlık hizmetlerinin genişletilmesi gibi talepler yükseltildi

M

übarek’in hükümetten çekilmesinden sonra durum eskisinden çok farklı değil. Şu anda da kapitalist güçler Mısır’daki duruma hakim

B

irçok kişi Mısır’daki devrim için değişik tarifler kullanıyor. Bunlardan bazıları Mısır devriminin halk hareketi özelliğini arka plana atmaya çalışıyor. Bu devrimin halk hareketi özelliğini yok saymak isteyen güçlerin bazı niyetleri var. Bunu, bir halk hareketi ve toplumsal hareket olma tabiatından dışarı çıkartıp sınırlamaya çalışıyorlar. Bu nedenle, birçok gazetede ve basın yayın organında basit bir gençlik hareketi gibi yani bir halk hareketi değilmiş gibi gösterdiler. Sanki bu devrime işçi hareketi ve diğer halk hareketleri katılmamış gibi sadece gençlik hareketinden ibaret olduğunu yansıtmaya çalıştılar. DEVRİMİN TOPLUMSAL TEMELLERİ 25 Ocak Mısır devriminin temellerini çeşitli yollardan anlayabiliriz. On yıl önceki olaylara göz atmamız lazım. 90’lı yılların sonunda bir halk hareketi başladı. 2000 yılında Filistin İntifada hareketine büyük bir teveccühü oldu Mısır halkının. Onlarla birleşme yönüne gittiler. Bu, Mısır’daki yeni halk hareketini tetikleyen bir nokta oldu. Mısır halkını tetikleyen bir önemli nokta da ABD’nin Irak’a yaptığı müdahale ve Mısır halkının Irak halkına gösterdiği teveccühtür. 20-24 Mayıs 2003’te Mısır halkı “Hüsnü Mübarek’i, onun düzenini ve bu düzenin devamını istemiyoruz” sloganıyla ortaya çıktı. 2004-2005 yıllarında Mısır halkının demokratik talepleri çoğalmaya başladı. Bu dönemde birçok yeni örgütlenme kuruldu. Bunlardan biri de demokratik talepleri olan Kifaye (Yeter) hareketiydi. Yine Mısırlı yargıçların kurduğu bir örgüt aynı şekilde demokratik talepleri güçlü şekilde dile getirdi ve bu da çok etkili oldu. Bu hareketlerin en büyük eksikliği ise halkın taleplerine tam olarak cevap verememeleriydi. Bu nedenle yapılan seçimlerde Mübarek’in partisi yine seçildi ve bu hareketler gerileyerek silindi. İŞÇİ HAREKETİ YÜKSELİYOR 2006’da ise işçi hareketi daha fazla ilerlemeye ve etkisini göstermeye başladı. 2006-2008 döneminde Mısır’daki işçi sınıfı hareketi yeni talepleriyle ortaya çıktı ve bayağı etkili oldu. Bu hareketin en önemli sonucu, 2008 yılında grev yapılması ve yeni işçi sendikalarının kurulması oldu. ‘90’lı yıllar işçi hareketinin bastırıldığı hükümetin işçi sınıfının üzerine gittiği bir dönemdi ve bu dönemde işçi hareketinin istekleri ve demokrasi talepleri bir rüzgarla savruldu gitti. Ancak 90’lı yıllardaki bu başarısızlıktan sonra 2007-2009 yıllarında çok güçlü bir şekilde bu hareketler tekrar ortaya çıktı. Öyle bir dereceye geldi ki, artık hükümet güçleri ile polise karşı mücadeleler verildi, bunlarla çatışmalara girildi ve meclis binası önünde gösteriler yapıldı grevler yapıldı. MÜBAREK TERÖRÜ Bu dönemde kolluk güçleri, özellikle polis teşkilatı bu halk hareketine müthiş bir baskı uyguladı. Halk hareketlerinin çoğu polis teşkilatı tarafından vahşice bastırıldı. Sadece bununla yetinilmedi. Birçok arkadaşımız hapishanelerde katledildi, işkencelere maruz kaldı.

İskenderiye’de Halis Sayıt adlı işçi arkadaşımızın öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. İşte bu olanlar ve yapılanlar Mısır halkını mevcut düzene karşı hareket etmeye iten olaylardır. 25 OCAK’TA… Bu koşullar altında 25 Ocak’ta mevcut hükümete karşı halk hareketleri fiilen başladı. Polisin vahşi saldırısına rağmen halk yılmadı ve özellikle halkın Tahrir Meydanı’nda toplanmasıyla devrime yönelimi daha da şiddetlendi. Emperyalist güçler ve Mübarek hükümeti Mısır halkının böyle güçlü bir şekilde ortaya çıkabileceğini tahmin edemiyordu. Bu nedenle hareketin başlangıcında Mübarek’in çekilmesi hiç gündemde değildi ve bu nedenle Mübarek hükümetinin çekilmesini hiç kimse düşünmüyordu. Ama bu halk hareketinin devamı ve diğer Arap ülkelerindeki halkların Mısır halkıyla dayanışması sonucunda Mübarek yavaş yavaş makamını bırakmayı düşünmeye başladı. Ayrıca direnişin son günlerinde Mısır işçi hareketinin genel greve gitmesi Mübarek’in çekilmesi için güçlü bir faktör oldu. Mübarek düzeninin ve Mısır’daki emperyalist güçlerin sonunun geldiğini gösteren bir işaret oldu. Bu halk hareketinin başlangıçta demokratik ve sosyal talepleri vardı fakat son dönemde işçi hareketinin bu harekete dahil olması isteklerin çok daha farklı olduğunu gösterdi. 30 yıllık zulüm

Mısır’daki halk hareketi ancak bütün devrimci hareketler tek bir bayrak altında toplandığı takdirde hedeflerine ulaşabilir ve sömürüden sonra işçi hareketinin bu şekilde devrime giriş yapması artık mevcut sistemin sonunu getirmişti. DEVRİMDE İSLAMCILARIN VE SOLUN ROLÜ Tabii bunu tam olarak bir sosyalist devrim, işçi devrimi olarak tanımlayamayız. Kimileri bu devrimi sadece demokratik talepleri olan bir hareket ya da ülkedeki bir tür fesat hareketi olarak yorumlamaya çalıştı. Bunu yapanlar da emperyalist güçler ve onlarla beraber hareket eden bazı İslami kesimlerdi. Halkın taleplerini ve beklentilerini tam olarak dile getiren sadece Mısır’ın sol hareketi oldu. Halkın beklentisi sosyal hayatın değişmesi yönündeydi. Servet dağılımının adil bir şekilde

yapılması ve ücretlerin yükseltilmesi işçi hareketinin genel taleplerindendi. Diğer talepleri de sağlık hizmetlerinin genişletilmesi gibi sosyal hizmetlerin genişletilmesi yönünde talepler oluşturdu. Bunlar Mübarek döneminde tam yerine getirilmeyen şeylerdi. Milyonlar olarak sokaklara dökülen halkın basit reformlarla geriye çekilmeyeceği açıktı. Devrimden sonra ortaya çıkan işçi grevlerinin en büyük talepleri ve istekleri; sosyal hakların genişletilmesi, işçi ücretlerinin arttırılması, sağlık hizmetlerinin genelleştirilmesi… Bu talepler işçi grevlerinin ortaya çıkışının en büyük sebeplerindendi. Genel olarak Mısır’dan anladığımız şu ki, bu devrim halkın meydanlardaki basit bir gösterisi değildi. Bu, çalınan haklarını geri almak için yapılan bir halk hareketinin süre gelen neticelerinden biriydi. Devrimin özü benim görüşüme göre bu. KARŞIDEVRİM CEPHESİ Devrimi bu sınırda tutmaya çalışanlar var. Bunlar tabii ordu, sermaye sahipleri ve eski düzenin kalıntıları. Maalesef devrimi yapanlar arasında da bunlara katılanlar var. Liberaller ve İslamcılar halkı sadece bir oy sandığı olarak görüyorlar. Ama halkın kendi iradesini ortaya koyması kendi örgütlerini ortaya çıkartması, işte bu durum onlar için kabul edilemez bir durumdu.

SOL NE YAPIYOR? Şu anda bu fikri savunanlar sadece devrimi hedefine ulaştırmaya çalışan sol güçler. Maalesef Mısır’daki sol hareket de eskiden beri bazı hastalıklara tutulmuş vaziyette. Bu hareketlerden bazıları SSCB yıkıldıktan sonra varlığını devam ettirmeye çalışan hareketler. Bunlar tam olarak halk hareketine katılmadılar. Çok az bir kısmı sadece 90’lı yıllardaki bazı halk hareketlerine ve mitinglere katıldılar. Yalnız şu dönemde yeni bir sol anlayış çıktı ve bunlar bu devrime katıldılar ve desteklediler. Yani bizim sol hareketten kastımız sadece sol sloganlar atanlar değil. Halkların taleplerini elde etmek için alanlarda ve sokakta mücadele edene biz gerçek solcular diyoruz. Bazı solcuların ana fikirleri şuydu; Mübarek’in çekilmesinden bir gün sonra yeni bir sol parti. Yani bütün solcuları kapsayacak yeni bir sol parti kurmayı hedeflediler. Sosyalist Halk Dayanışma Partisi fikri de işte buradan çıktı. Bu halk hareketi bu haliyle başarı sağlayamaz ve devamlı olamaz; ancak bütün devrimci hareketler tek bir bayrak altında toplandığı takdirde bu halk hareketi hedeflerine ulaşabilir. Gelecek aylarda birçok mücadeleler verilecek. Eğer sol hareketin önünde sağlam bir görüş olmaz ve halkın beklentilerini tam olarak algılayamazlarsa yine tarih tekerrür eder. Sol hareketler, ‘80’li ve ‘90’lı yılların sonunda düştüğü hataya tekrar düşer. Alanı tekrar radikal İslamcı hareketlere bırakmış olurlar. Ve bu hareketin gerçek liderleri de bu harekette başı çeken yeni devrimci arkadaşlar olacaktır. Biz tabiî ki İslamofobiye yakalananlardan değiliz. Ancak halkın taleplerini İslami hareketler karşılayamaz. İslami hareket değişken bir hareket olarak karşımıza çıkıyor. Devrimin başarıya ulaşabilmesi için hedeflerini iyi kavrayan yeni örgütlenmeler geliştirmemiz lazım, bu da doğal olarak bizi sistemle çatışmaya götürecek. İşçi hareketinin genel taleplerini hiçbir kapitalist hükümet karşılayamaz. Mısır sol hareketi bu mücadelede birincil rol oynamalı. Bu konuda en önemli şey işçi hareketini ve demokratik hareketi kapsayabilecek bir temel kurulması. Şu anda bu hareketi kurmak için Mısır’da zemin çok uygun ve önemli fırsatlar var. Karşı devrim hareketinin yeni uygulamalarına ve yasaklamalarına rağmen önümüzde bu binayı kurmak için çok önemli fırsatlar var.

Düzen aynı düzen, bir tutan el değişti

M

übarek’ten sonra yönetimi eline alan ordu da işçi hareketinin isteklerini yerine getirmiş değil ve bu noktada çok çekinceli davranıyorlar. Ordu yönetimi ele aldıktan sonra sokaklarda halkı katleden güvenlik güçlerine karşı hiçbir soruşturma açmadı. Ordu, hükümeti eline alır almaz sokak gösterilerini sınırlayacak bir kanun çıkarttı ve bu gösterileri yapanlara ağır cezalar getirdi. Partilerin hareket hürriyetini kısıtlayan kanunlar çıkarttı. Yeni hükümet sadece iş adamlarının ve borsanın menfaatlerini düşünmekle meşgul. Maliye Bakanı, halkı desteklemeyi kesinlikle düşünmediklerini ve zengin kesime vergileri yükseltmenin aleyhinde olduğunu beyan etti. Ordu devrimin ruhunu değiştirmeye, hareketi şiddetle bastırmaya çalışıyor.

Ordunun menfaatleri ile işadamlarının menfaatleri birbiriyle çakışıyor. Mübarek’in hükümetten çekilmesinden sonra durum eskisinden çok farklı değil. Şu anda da kapitalist güçler Mısır’daki duruma hakimler. Yani yapılan devrimin halkın durumunu iyileştiren bir etkisi olmadı. Karşı devrimi çok net bir şekilde görüyoruz. Şu anda ne grev yapılabiliyor ne miting, ne de hürriyet kaldı. Yeni sistem yeni bir elbiseyle eskisinden pek farklı olmadan karşımıza çıktı. Düşünüyorum ki bu emperyalist güçlerin istediği bir şeydi ve bunu uygulamaya koydular. Onlar açısından Mısır’daki yönetimi sivillere teslim etmek mümkün değildi. Eğer bunu sivillere devretselerdi mevcut kapitalist sisteme ya da İsrail’e karşı gelen isimler bulunabilecekti.

Mısır ordusu ne yapıyor? H

ükümeti ordunun ele alması onlar için en büyük kazanım. Esas olarak Mısır’da ordu iki kısıma ayrılmış durumda. Askeri kararları elinde tutan ve askeri şirketleri elinde tutan generaller ve bu nimetlerden yararlanmayan alt rütbeliler. Mısır ordusunun Camp David anlaşmasından sonra askeri bir faaliyeti olmadı. Üretici olarak sermaye piyasasına girdi ancak orduya ait firmalar hiçbir denetime tabi değil ve bütün gümrüklerden muaf olarak faaliyet gösterdiler. Bu firmaların üzerinde sanki bir sis perdesi var, hiç kimse bu firmalarda ne var göremiyor. Böyle bir yöntem izlediler. Tabiî ki bu halk hareketinden diğer sermaye grupları gibi ordunun kendisi de etkileniyordu. O zaman tek çözüm devrimi alttan kontrol etmekti ve onun sosyal bir yapı olarak ortaya çıkmasını engellemekti. Bunu yapmaya çalıştılar.

Mısır solu birlik olmalı M

ısır’da yeni bir sol parti fikri 2005’te ortaya çıktı. Bütün solcuların birleştiği tek bir parti sesimizi daha gür çıkaracaktı. Öncelikle Mübarek’e karşı birlik hedefi vardı. Bu, beş yılda gerçekleşti. Şu anda birleşen solcular arasında elbette sorunlar var. Birleştiğimizde sorunların biteceği gibi bir beklentimiz yoktu. Devrim stratejisine ilişkin ayrılıklarımız var. Ama çözeceğiz. Daha önce de farklılıklarımız olduğunun farkındaydık. Bir araya gelince bunların sandığımızdan da büyük olduğunu gördük. Ağırlıkla demokratikleşme hedefiyle hareket edenler var, silahlı mücadeleye ağırlık verenler var. Yani farklılıklar çok. Ama birleşmemiz lazım. İslamcı ve liberal kanatlara karşı sesimizi çıkarabilmemiz için birleşmemiz gerekiyor. Yeni parti bu ayaklanmada çok sayıda üye kazandı. Partinin programının dört temeli var: 1) Halkın doğrudan katılımına dayanan bir demokrasi istiyoruz. 2) Demokratik haklar ekonomik haklardan ayrılamaz. İnsanca yaşam koşulları sağlanmalı. 3) Ulusalcılığa, din, dil, ırk, mezhep ayrımına karşıyız. 4)Antiemperyalistiz.


12

DOSYA 22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Meydanlar, so ka klar, seçim ve 1 May ıs... 1 Mayıs’ı bütün dünyanın lik, gözünde, “işçi sınıfının bir günü” mücadele ve dayanışma ları var. yapan tarihi, politik anlam ayından Yaklaşan seçimler ve ocak emekçibugüne sokaklara çıkan Mayıs lerin eylemleri, talepleri 1 anlamını 2011’in politik ve güncel nuyor belirlemede önemli rol oy

1 Mayıs 2011, Meydan işçi sınıfının 1 Mayıs’ı “işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü” yapan, sınıf mücadelesinin temel gündemlerinin en billurlaşmış haliyle, en güçlü biçimde ifade edildiği gün olmasıdır

1

Mayıs, sınıf mücadelesinin temel gündemlerinin en billurlaşmış biçimde ve en güçlü biçimde ifade edildiği gündür. Emekçiler tek bir ordu gibi, ortak amaçları doğrultusunda meydanlara çıkar. 1 Mayıs’ı bütün dünyanın gözünde, “işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü” yapan da budur. 1 Mayıs, ülkenin, dünyanın tüm değerlerini yaratanların emekçilerin, tüm bir hayatı, geleceği istediği gündür. Siyasal iktidarlara sorunlarını, taleplerini, çözümlerini ifade ettikleri ve nihayetinde kendi iktidarlarını istedikleri gündür. Onu takvimlerdeki diğer günlerden, gerçek-

leştiği meydanı diğer meydanlardan ayrı tutan ve tek başına telaffuz edildiğine dahi başlı başına bir politik anlama kavuşturan şey, tarihinde gizlidir. DÜNYANIN BÜTÜN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN “Bugün ben bu satırları yazarken, Avrupa ve Amerika proletaryası ilk kez tek bir ordu halinde, tek bir bayrak altında ve tek bir acil hedef uğrunda, yani… sekiz saatlik işgününün yasal olarak tanınması uğrunda seferber olmuş, savaş güçlerini denetliyor. Günümüzün soluk kesici görünümü, bütün ülkelerin işçilerinin bugün gerçekten birleşmiş olduklarını bütün ülkelerin kapitalistlerine ve toprak sahiplerine göstere-

1 Mayıs, egemenlerin öne çıkardığı siyasi gündemlerden farklı olarak emekçilerin kendi siyasal talepleriyle, kendi kürsülerini kuracağı önemli bir güne dönüşecek cektir. Keşke Marx şimdi yanımda olsaydı da, bunu kendi gözleriyle görebilseydi!” - Engels 1 Mayıs 1890 TARİHİ BİR GÜN 1 Mayıs’ın tarihi bir anlamı vardır. 1 Mayıs’ın tarihi, sınıflar mücadelesi tarihinin köşe taşlarını ifade etmektedir. 1886’da ABD’de 8 saatlik işgünü talebiyle çıktıkları grevde hayatını kaybeden işçilerin mücadelesi II. Enternasyonal’de onlar anısına ‘Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’ olarak selamlandı. Bu tarihten itibaren bütün ülkelerin işçileri, her yıl 1 Mayıs’ta meydanlara çıkarak en basit ve en devrimci taleplerini omuz omuza dile getirmeye başladı. (bkz. tarih sayfası)

TÜM DEĞERLERİ ÜRETENLERİN GÜNÜ 1 Mayıs’ın politik bir anlamı vardır. Tüm emekçiler ve ezilenler siyasal iktidara, taleplerini en yalın, en basit biçimde anlatırlar. Ülkenin tüm değerlerini üretenler, üretenleri yok sayarak yönetenlere, var olduklarını gösterirler. Bir yıl boyunca verdikleri mücadelenin tüm birikimini 1 Mayıs alanına taşırlar. YASAK MEYDANLARI AÇTILAR Türkiyeli emekçikler için 1 Mayıs’ın mekânsal bir anlamı da vardır. Çünkü 1 Mayıs’larda emekçiler, ezilenler yasaklı meydanlara girerek, emekçilere kapatılan

alanları bedel ödeyerek kendileri için açmıştır. 2004 yılında Saraçhane’de gerçekleştirilen 1 Mayıs sonrası kentin en işlek meydanlarından birisi olan Kadıköy Meydanı emekçilere açılmıştır. 2007’den itibaren Taksim Meydanı’na girme kararlılığından taviz vermeyen emekçiler 2010’da 1 Mayıs’ı Taksim’de yani 1 Mayıs Meydanı’nda kutlamıştır. Bu meydan kavgası, siyasi iktidar tarafından emekçiler için çizilen sınırlara hapsolup hapsolmama kavgasıdır. Bu anlamıyla alanlardaki yasakları kırmak, emekçiler üzerindeki egemen sınıf tahakkümünü kırma iradesini ortaya koymaktır.

1 Mayıs’a yürüyenlerin baharı Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi çatısı altında buluşan öğretmenleri, öğrencileri ve velileri ağırladı. Eğitim hakkı talebiyle düzenlenen bu miting hem öne çıkartılan taleplerle hem de eğitimin piyasalaştırılması sorunuyla yüz yüze olan tüm kesimleri buluşturması açısından önemli ve anlamlıydı.

1

Mayıs alanında buluşacak olan toplumsal muhalefetin tüm kesimleri oldukça hareketli bir dönemi arkalarında bırakıyor. Emek örgütlerinin direniş ve grevleri, yerellerden yükselen hak mücadelesi örgütleri ve onların talepleri, üniversiteli gençlik ve en nihayetinde liseliler, 2011’in ilk günlerinden itibaren sokakta, medyada, yaşamın her alanında taleplerini dile getirmek için vardı. İşte 1 Mayıs 2011’de alana yansıyacak tabloyu oluşturanlar:

5 NİSAN- 22 NİSAN 2011 ‘GELECEK BİZİZ GELECEK ŞİFRESİZ’ Nisan ayına damgasını vuran eylemler ise üniversiteye hazırlanan 1 milyon 700 bin adayın girdiği YGS sınavında ÖSYM tarafından hazırlanan soru kitapçıklarının şifreli olmasına karşı sokağa çıkan liselilere aitti. Binlerce liseli, sınav odaklı eğitim sistemine, AKP’nin gerici kadrolaşmasına duydukları öfkeyi Kayseri’den Hakkari’ye hemen hemen her kentte sokağa çıkarak gösterdi. 15 Nisan günü yapılan okul boykotunda liseliler ÖSYM başkanı Ali Demir’in istifasını talep etti.

5 OCAK 2011 ÖNCE YUMURTA SONRA BAŞKALDIRIYORUZ 2011’e üniversitelerde ses getiren yumurta eylemleriyle giren üniversite öğrencileri 5 Ocak 2011 günü ODTÜ’de giriş kapısında polisle büyük bir çatışmaya girdi. Dolmabahçe’de öğrencileri coplatan, üniversitelilerin temsilcilerini görmezden gelen AKP hükümetini protesto etmek için ODTÜ’de buluşup AKP Genel Merkezi’ne yürümek istedi. Polisin gaz ve tazyikli su ile engellediği yüzlerce öğrenci, “Başkaldırıyoruz” yazılı dövizlerle direndi. 6 MART 2011 ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYOR Demokratik Anayasa ve Eşit Yurttaşlık Hakkı İçin Aleviler 6 Mart günü İzmir’de buluştu. Yağmura rağmen yüz bine yakın Alevi, eşit yurttaşlık ve demokratik anayasa talebiyle Gündoğdu Meydanı'nda bir araya geldi. Mitingde Alevileri yok sayan AKP hükümetine öfke vardı. 13 MART 2011 TEK SES TEK YÜREK 13 Mart günü 16 farklı sağlık örgütü, Ankara Sıhhiye Meydanı’nda buluştu. Toplumun sosyal ve ekonomik açıdan en rahat kesimlerinden birisi olarak görülen hekimlerle birlikte, hemşireler, laborantlar, teknikerler ve taşeron işçiler “Güvenceli iş, güvenli gelecek”, “Herkese parasız nitelikli sağlık hizmeti” talebiyle bir miting yaptı. Binlerce sağlık emekçisinin katıldığı mitingde AKP’nin reçetesi yazıldı. Sağlık emekçilerine göre sağlık ortamının tedavisi için grev şarttı.

22 MART 2011 METAL İŞÇİSİ GREVDE DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası metal işkolu grup toplu iş sözleşmesinde işveren örgütü MESS’e teslim olmayarak greve gitti. BMİS, 28 işyerinde grev kararı aldı. MESS baskıları ve hukuki zorluklarına rağmen 22 Mart tarihinde Eskişehir Doruk Metal greviyle, grev sürecini başlattı. Ardından işverenlerin gardı düştü. Patronlar ortak örgütleri olan MESS’ten bağımsız olarak BMİS’le anlaşmak zorunda kaldılar. Bu grev işçi sınıfı açısından son derece önemliydi. Metal iş kolunda 20 yıl sonra yapılan ilk grevdi. MESS gibi sermayenin en güçlü örgütüne karşı sendika başkaldırdı ve grevden başarıyla çıktı. İşçi ücretleri ortalama %85-90 oranında arttı. 30 MART 2011 ‘KIZILDERE ONURDUR’ Bu yıl da ülkenin hemen her yerinde 30 Mart 1972’de Kızıldere’de öldürülen on devrimci anıldı. Bu yıl kitlesel anmalar dışında İstanbul’da bir

ilk yaşandı. Taksim tramvay durağında bir araya gelen yüzlerce kişi “Kızıldere onurdur, onuruna sahip çık” sloganıyla ve hayatını kaybeden devrimcilerin fotoğrafları eşliğinde yürüdü. Bu yürüyüş devrimci mücadelede yitirilenlerin anılmasından öte bir anlama sahipti. Onlarca davada Mahir Çayan, Deniz Gezmiş’in resimlerini taşıdıkları için, öldürülen devrimcilerin anmalarına katıldıkları için hapis cezasına çarptırılanların sayısı her geçen gün artıyordu. Yürüyüşe ve anma etkinliklerine katılanlar cezaların devrimci mücadelenin mirasına sahip çıkmaktan kendilerini alıkoymadığını gösterdi. 3 NİSAN 2011 YAŞAMLARI PARÇALANSA DA KADERLERİ BİRLEŞTİ 3 Nisan günü Ankara’da 20’den fazla sendika ve meslek örgütü, güvencesiz çalışmaya karşı ortak bir miting düzenledi. Bu miting, katılan işçilerin sayısından öte DİSK, Türk-İş ve KESK’e bağlı sendikaları, meslek örgütlerini bir araya getirmesi ve

geleneksel biçimlerin dışında örgütlenmiş olması bakımından anlamlıydı. Güvencesizliğe karşı ortak bir mücadele düzlemi kurabilmek açısından önemli bir ilk adımı oluşturdu. 9 NİSAN 2011 DOĞA VE YAŞAM İÇİN BULUŞTULAR 9 Nisan günü Ankara HES projelerine, termik ve nükleer santrallere, doğayı zehirleyen maden şirketlerine, taş ocaklarına, su havzalarının metalaştırılmasına ve kirletilmesine; biyoçeşitliliğin metalaştırılmasına, neoliberal su, tarım ve enerji politikalarına karşı mücadele edenlerin buluşmasına tanıklık etti. ‘Doğanın ve yaşamın yağmalanmasına karşı’ gerçekleştirilen mitingle farklı kentlerde, farklı saldırı biçimlerine karşı mücadele eden yaşam savunucuları ilk defa bir araya geldi. 10 NİSAN 2011 ‘EĞİTİM HAKTIR SATILAMAZ’ 10 Nisan günü ise Ankara sokakları AKP’nin piyasacı gerici eğitim politikalarına karşı

19-20 NİSAN 2011 SAĞLIK EMEKÇİLERİ G(Ö)REVDE Sağlık emekçileri, 13 Mart mitinginde aldıkları karar üzerine 19-20 Nisan günleri üretimden gelen güçlerini kullanarak greve çıktı. Sağlıkçılar, iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi, mesleki bağımsızlık ve herkese eşit, parasız sağlık hizmeti talebiyle greve çıktı. Ülke genelindeki hastanelerin nereyse tamamında hastanede yatan hastalar ve acil servisler dışında sağlık hizmeti verilmedi. 19-21 NİSAN 2011 KÜRT HALKI: ‘VEKİLİME DOKUNMA’ 18 Nisan akşamı Yüksek Seçim Kurulu 7’si BDP tarafından desteklenen 12 bağımsız adayın seçime giremeyeceğine hükmetti. Bu karar İstanbul, Diyarbakır, Hakkari başta olmak üzere farkyı kentlerde binleri sokağa döktü. Kürt halkının siyasi iradesini yok saymaya, TBMM çatısı altında temsilini önlemeye dönük kararı, protesto eylemlerine sert saldırılar izleri. İki gün içinde yaşanan çatışmalarda Bismil’de bir kişi polis kurşunuyla hayatını kaybetti, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Polis saldırısı nedeniyle binlerce kişi yaralandı.

Meydandan görünecekler 2011 1 May›s’› oldukça hareketli bir sürecin ard›ndan gerçekleflecek. Fakat bu y›l geçmifl y›llar›n aksine Türkiye’de politik arena 1 May›s’tan sonra daha da ›s›nacak. 12 Haziran günü gerçekleflecek genel seçimlere gidilirken 1 May›s egemenlerin öne ç›kard›¤› siyasi gündemlerden farkl› olarak emekçilerin kendi siyasal talepleriyle kendi kürsülerini kuraca¤› önemli bir güne dönüflecek. Bu nedenle bu y›lki 1 May›s eylemlerinde, seçim öncesinde iktidara ve egemen siyasete de bir mesaj yollanacak. Neoliberal, gerici, faflist politikalar› nedeniyle gittikçe yayg›nlaflan ve fliddetlenen sokak hareketleriyle yüz yüze gelen AKP bütün bu öfke birikiminin toplam›n› 1 May›s’ta tek bir kuvvet olarak karfl›s›nda bulacak. 1 May›s meydanlar›na AKP’nin 8 buçuk y›ll›k iktidar› boyunca piyasalaflt›rma, özellefltirme, ve güvencesizlefltirme politikalar›yla hedef ald›¤› emekçiler alanlara ç›kacak. AKP’nin, neoliberal tahakkümü topluma dayatmak ve iktidar›n› sa¤lama almak için güçlendirdi¤i dinci gericili¤e ve antidemokratik

uygulamalara karfl› gençli¤in, ayd›nlar›n, gazetecilerin, Alevilerin, Kürtlerin isyan› alanlara ç›kacak. Bu anlam›yla genel seçimler öncesi gerçekleflecek 1 May›s eylemlerinin AKP karfl›t› kitlesel gösterilere dönüflmesi flafl›rt›c› olmayacak. Bugün iflçi s›n›f› hareketinin, sendikal hareketin, toplumsal muhalefetin temel talepleri, insanca bir yaflam, güvenceli bir ifl, insanca yaflayacak bir ücret ve onunla ba¤lant›l› olarak e¤itim, sa¤l›k, ulafl›m gibi yaflamsal ihtiyaçlar›n paras›z oldu¤u bir toplumsal düzen talebi etraf›nda flekilleniyor. Güvencesizli¤in, esnek çal›flt›rman›n egemen hale geldi¤i, tüm yaflamsal haklar›n paral›laflt›r›ld›¤› bir süreçte çal›flma yaflam› ve koflullar›na iliflkin talepler toplumsal hak talepleriyle iç içe geçiyor. Sokak, emekçilerin hak mücadelesiyle özgürlük ve demokrasi mücadelesinin tek adresi oldu¤unu bir kez daha gösteriyor. 1 May›s meydanlar› bu y›l insanca bir yaflam kavgas›nda yollar› kesiflenlerin bulufltu¤u bir alan olarak yüz binleri a¤›rlayacak.


13

TARİH 22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

1 Mayıs: Mücadeleyle yazılan tarih Yaşadığımız topraklarda 1 Mayıs, ilk kez 1905’te İzmir’de kutlandı, her dönem bir mücadele günü oldu

1

Mayıs ilk kez Osmanlı döneminde, 1905 yılında İzmir’de kutlandı. 1908’de II. Meşrutiyet’in ardından grevler, gösteri ve yürüyüşlerle başlayan süreçte dönemin en yaygın ve kitlesel kutlamaları 1911’de gerçekleşti. Selanik’te, Yahudi, Bulgar, Yunan, Türk kökenli 2 binin üzerinde işçinin katılımı ile gerçekleşen mitingde konuşmalar 4 dilde yapıldı. İstanbul’daki ilk 1 Mayıs kutlaması ise 1912’de, Taksim Meydanı’na 1 km mesafede, şimdiki İstanbul Radyosu’nun olduğu yerde bulunan Belvü Bahçesi’nde yapıldı. İŞGAL GÜNLERİNDE 1 MAYIS Dünya savaşının yaşandığı günlerde kutlanamayan 1 Mayıs'lar, Kurtuluş Savaşı döneminde anti-emperyalist bir içerik kazandı. 1920’de işgalcilerin ve hükümetin yoğun baskısına rağmen işçiler, bağımsızlık isteyen pankartlarla Haliç’ten Beyoğlu’na kadar yürüdüler. Diğer taraftan bu yıllarda Bolşevik Devrimi’nden etkilenen işçiler politize olmuş, Trabzon’da yapılan 1 Mayıs gösterilerinde Lenin’i metheden sloganlar atılmıştı. 1921 1 Mayıs'ı o güne kadar yapılan en görkemli kutlamaydı. İşgal kuvvetlerinin “amelenin iş bırakması halinde olayların askerî suç addedileceği ve faillerinin askerî mahkemede yargılanacağını” ilan etmesine rağmen kutlandı. ‘İştirakçi’ Hilmi liderliğinde, Şirket-i Hayriye, Tramvay Kumpanyası, Haliç Tersanesi, Seyrü Sefain şirketlerindeki iş bırakma eylemi sonucu, tramvaylar, arabalar, banliyö trenleri çalışmadı, vapur seferleri iptal edildi. Üretimden gelen gücünü kullananlar, İstanbul’da hayatı durdurmuştu. Pek çok fabrika ve atölyede de iş bırakılmıştı. Türkiye Sosyalist Fırkası’nın merkezine kırmızı bayrak çekildi, bando, sabah 10.00’dan akşam 23.00’e kadar Beynelmilel Marşı’nı çaldı. Saraçhane'de toplanan işçiler, 31 Mart Olayı’nda ölen askerlerin gömüldüğü yer olan ve adını da

bu meseleden alan Şişli’deki Hürriyet Tepesi'ne (şimdiki Çağlayan) kadar yürüdü. İkdam gazetesi ertesi gün işçileri şöyle anlattı: "Amelenin bir kısmı bayramlarını kutlamak için mavi işçi tulumu giydikleri ve kırmızı boyun bağı taktıkları gibi hemen hepsi de kırmızı rozetlere hamilidirler. Amelenin bindikleri bazı otomobiller de kırmızı bayraklar çekmişlerdi." Mersin’de ise Fransız donanmasına karşı protestolar düzenleniyor ve “Çok yaşa 1 Mayıs”, “Kahrolsun Emperyalizm” sloganları atılıyordu. Ertesi yıl, hâlâ işgal altında olan İstanbul’da kutlamalara “nümayiş” yapmama şartıyla izin verilmesi ile Pangaltı-Kâğıthane güzergâhında bando eşliğinde Enternasyonal söylenerek yürüyüş yapılmıştı. Bu yıl, Ankara'da da 1 Mayıs ilk defa kutlandı. İmalat'ı Harbiye ve demiryolu işçileri iş bırakarak aileleriyle birlikte bir toplantı düzenledi. İLK 1 MAYIS ŞİİRİ 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde işçilerin taleplerini dile getirmesi dönemin iktidarını ve sermaye çevrelerini rahatsız etmişti. Kongrede o güne dek “amele” denilen emekçilere “işçi” denilmesi, iş gününün sekiz saat olması, ücretli izin ve 1 Mayıs’ın işçi bayramı olması karara bağlanmıştı ancak bunlar uygulanmadı. 1 Mayıs’ı Sultanahmet Meydanı’ndaki merkezlerinde İstiklal Marşı ile kutlayan Umum Amele Birliği’nin üyelerine bir şey olmazken, Babıâli Caddesi’ndeki binasında Enternasyonal’i söyleyerek kutlayan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Partisi üyeleri 1 Mayıs nedeniyle dağıtılan bir bildiri bahane edilerek geceyi nezarethanede geçirmişti. TKP’li Bedros, Şişli’de tramvay kulübesine “Yaşasın Komünizm” başlıklı beyannameyi yapıştırırken yakalanmış, “Amele Bayramı münasebeti ile ameleyi komünizme teşvik ve hükümet icraatı aleyhine nümayiş ve tezahürat icrası için tevzi edilen 8000

Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ta Taksim’de adına çelenk bulunan Bülent Ecevit, 1989’da, Türk işçi hareketinin 1 Mayıs’la direkt bir bağlantısı olmadığını, bir önem taşımadığını belirterek “İşçi Bayramı 24 Temmuz’dur” ddemişti.

İsmi, kutlama yeri, iktidarlarca kimi zaman değiştirilerek kimi zaman da yasaklanarak unutturulmak istendi

1 Mayıs mücadelesi, emekçi kimliğinin kazanılması, bu kimliğe sahip çıkılması anlamını da taşıdı

beyanname müsadere edilmiş”, aralarında Şefik Hüsnü’nün de olduğu kişiler mahkemeye sevk edilmişti. Greve çıkan işçiler, Kongre’de öne sürdükleri taleplerini tekrarladılar ancak birçoğu tutuklandı. YASAKLARLA GEÇEN 50 YILLIK ARA 1924’te, Umum Amele Birliği, İzmir İktisat Kongresi’nde kararlaştıran Mesai Kanunu’nun mecliste hala çıkarılmamasını protesto etmek için sokağa çıkmamaya ve 1 Mayıs’ı, Birlik binasında kutlamaya karar vermişti ancak kutlamalar tamamen yasaklanmıştı. Ankara'da ise kutlamalar tümden engellenemedi. Özellikle askeri fabrikalarda çalışan işçiler Cebeci'den yürüyüşe başlayıp, Meclis önüne kadar gelerek 1 Mayıs'ı kutladılar. Gösterinin ardından tutuklamalar başladı. 1925 yılında Şeyh Sait İsyanı gerekçe gösterilerek çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ile birlikte toplumsal muhalefet güçleri de baskı altına alındı, işçi örgütlenmeleri, mücadeleleri de bundan etkilendi. 1976 yılındaki kitlesel kutlamaya dek en son 1927’de bayramlaşmalarla kutlandı. 1929’dan itibaren Büyük Buhran ile birlikte hükümetin 1 Mayıs baskısı arttı. 1930’da özellikle İzmir’de emekçileri 1 Mayıs’ı kutlamaya çağıran bazı yazıların ele geçirildiği bahanesiyle tutuklamalar yapıldı. 15 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesi “Kızıl beyannameleri kim dağıtıyor” başlıklı haberde “ameleyi tahrik eder mahiyette” olan “beyannameler amele arasında hiçbir tesir husule getirmemiştir. Çünkü memleketimizde binlerce ameleyi esaret altına almış müesseseler mevcut değildir” denilmekteydi. 1931 ve 1932’deki küçük çaplı tutuklamaları, 1933’te TKP’nin 1 Mayıs bildirileri bahane edilerek daha yaygın tutuklamalar izledi. 7 Mayıs Milliyet gazetesi; “Dr. Şefik Hüsnü tekrar fesat ve tahrik sahnesinde göründü. 3. Enternasyonal’den binlerce lira alıyor, birer ikişer liraya tutulan Çingenelerle beyanname dağıtılıyor” şeklinde haber veriyordu. 1 MAYIS’TA MİLLETVEKİLLERİ MOSKOVA’DA İçerde yasaklar, gözaltılarla insanlara göz açtırılmazken 1934’te Türk sanayisinin cihazlandırılması için SSCB ile imzalanan protokol gereği bir milletvekili heyeti 1 Mayıs törenlerine katılmak üzere Moskova ve Leningrad’a gidiyordu. Hatta filo komutanı Miralay Celal Bey’in komutasında Türk tayyarecileri de 1 Mayıs şenliklerine katılmış, Moskova’da kendilerine nişan verilmişti. 1935’te 1 Mayıs Amele Bayramı’nın adı değiştirilerek Bahar ve Çiçek Bayramı yapıldı ve genel tatil ilan edildi. Bu yıl,

Boğazlar konusunda Türk tezlerine destek sağlamak için Türkiye’den bir milletvekili heyeti daha, Moskova’daki törenlere katıldı. Türkiye’de 1 Mayıs yoktu ama 21 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde Sovyet seyahat şirketi Intourist’in “1 Mayıs Bayramı’nı SSCB’de geçiriniz” ilanları çıkmıştı. Ankara’da aralarında Hasan İzzettin Dinamo’nun da bulunduğu öğrencilerin beyanname dağıtırken yakalanması ile tutuklamalar başlamıştı. İzmir’de ise Nazım Hikmet’in de bulunduğu bir grup alınmıştı. “1 MAYIS OLMAZ 24 TEMMUZ’U VERELİM” Sonraki yıllar boyunca yasaklamalar devam etti. 1 Mayıs'tan birkaç gün önce insanlar evlerinden alınarak gözaltında tutuluyor, 1 Mayıs'tan sonra serbest bırakılıyordu. 1960’da Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nun kabul tarihi olan 24 Temmuz, 1 Mayıs’ın yerine bayram olarak dayatılsa da kabul görmedi. 1976’ya dek 1 Mayıs ne resmen ne de örgütlü olarak kutlandı ancak unutulmadı da. 70’lere kadar süren baskı, bu yıllarda toplumsal muhalefetin yükselmesiyle değişti. 1975’te İstanbul Tepebaşı Gazinosu’nda yapılan kutlamayı, 1976’da Taksim Meydanı’nda yüz binlerin katıldığı kitlesel miting izledi. KANLI 1 MAYIS 1977’de, salon kutlamasından alanlara çıkan kitleler Taksim Meydanı’na kelimenin tam anlamıyla aktı. Ancak çevredeki binalardan halkın üzerine ateş açılması ile yaşanan paniğin ardından 36 kişi yaşamını yitirdi ve 200’den fazla kişi yaralandı.

1977’de salon kutlamasından alanlara çıkan kitleler Taksim Meydanı’na aktı.(üstte) 1 Mayıs için ilk şiir “1 Mayıs’a methiye”, 1923’te şair Yaşar Nezihe tarafından yazıldı.

1977 1 Mayıs’ı tarihe ‘Kanlı 1 Mayıs’ olarak geçti. Ertesi yıl yaratılan korku ortamına ve bir yıl öncesinin anılarına rağmen yüz binler yine Taksim Meydanı’ndaydı. SIKIYÖNETİME RAĞMEN MERTER’DEN TAKSİM’E… 1979’de Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul’da mitinge izin vermedi, sokağa çıkma yasağı ilan etti. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağını açıklayan DİSK yöneticileri genel merkez basılarak gözaltına alındı. Ancak aralarında Behice Boran’ın da olduğu TİP’liler Merter'den bir başka grup ise Üsküdar’dan gizlendikleri yerlerden çıkarak 1 Mayıs kutlaması yaptı. Boran ve 330 TİP’li tutuklandı. İzinli kutlamanın yapıldığı İzmir'de "Kürdana azadi" sloganlarının atıldığı haberleri, basında feverana yol açtı. Ecevit, 9 Mayıs'ta İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Necdet Üruğ'dan, Avrupa Konseyi'nde konuşmak üzere gittiği Strasbourg'da "Avrupa demokratik kamuoyu önünde zor durumda kalmamak için", 1 Mayıs'ta gözaltına alınanların serbest bırakılarak tutuksuz yargılanmalarını istedi, talebi geri çevrildi. 12 Eylül sonrası 1 Mayıs elbette yasaklandı. Ama tüm yasaklara rağmen, kısa süreli iş bırakmalar, bayramlaşmalar ve bildiri dağıtma gibi etkinlikler yapıldı. 1981’de, genel tatil günü ilan edilmiş olan 1 Mayıs, iş gününe çevrildi. İlk resmi bildirimli kutlama 1987’de İstanbul Emek Sineması’nda gerçekleştirildi. “BAYRAM GELMİŞ NEYİME” 1989’da bahar eylemleriyle hareketlenen işçi sınıfı 1 Mayıs’ta

yeniden alanlara çıktı. Birkaç gün öncesinde yasak konurken gözaltılar da başladı. 30 Nisan tarihli Milliyet gazetesinin “İstanbul’da 18 bin polis, 18 bin asker teyakkuzda” başlığı ile verdiği haberde Devlet Bakanı Cemil Çiçek, “1 Mayıs’ı takvimlerden çıkaralım” esprisi üzerine “Tarihi takvimlerden değil zihinlerden çıkaralım” diyordu. İnsanların sokağa çıkması engellenemedi ancak Taksim’de bir araya gelen topluluğa yapılan saldırıda işçi Mehmet Akif Dalcı yaşamını yitirdi. 1990’da Taksim’e çıkılmasına izin verilmemesi ile çıkan çatışmada ise İTÜ öğrencisi Gülay Beceren yediği kurşunla felç oldu. TAKSİM KAVGASI 1991'de izin başvurusu reddedilen Türk-İş ve Hak-İş Ankara'da ayrı ayrı salon kutlaması yaptı. İstanbul'da Taksim'e doğru yürüyüşe geçen topluluğa polis müdahale etti. Bu yıl tek izinli kutlama İzmir'de yapıldı, ertesi yıl da Konak Meydanı’na taşındı. Ancak polis, zamanında dağılınmadığı gerekçesiyle topluluğa saldırdı, denize atılanlar

oldu. 1 Mayıs alanının kazanılması İstanbul’da da emekçilerin kararlı mücadelesi ile oldu. 1996’da, 80 sonrasının en kitlesel mitingi gerçekleştirildi. 1996, işçi, öğrenci hareketleri açısından önemli mevzilerin elde edildiği bir yıldı. Kadıköy’de binlerce insan toplandı. Ancak açılan ateşle 3 kişi öldü. Kadıköy Meydanı emekçilere kapatılarak, 1921 kutlamalarının yapıldığı Hürriyet Tepesi, Çağlayan Meydanı gösterildi. 2004 yılına dek burada devam eden kutlamalar, 2004’te “izin vermeyeceğiz” açıklamalarına rağmen Saraçhane’ye taşındı. 2007’de ise, 1977 1 Mayısı’nın 30. yılında Taksim’e çıkmak için başlayan kavga, tüm engellemelere rağmen üç yıl boyunca devam eden kararlılıkla, 2010’da, yüzbinlerin tekrar 1 Mayıs alanına, Taksim Meydanı'na çıkması ile kazanıldı. Emekçiler, yasaklardan kutlamalara, şehir dışı alanlardan şehrin meydanlarına taşıdıkları 1 Mayıs’larını ağır bedeller ödeyerek kendileri kazandı, kimse vermedi.

Ezilen bir kıvılcımdı, yaktığı ateş hala sıcak 1880'li y›llar, sanayinin tüm dünyada geliflme gösterdi¤i, a¤›rl›kl› olarak kol eme¤inin kullan›ld›¤› y›llard›. Öte yandan, say›lar› her geçen gün artan ve son derece kötü koflullarda çal›flan iflçiler için de mücadelenin yükseldi¤i y›llard›. 1 May›s 1886'da Amerika ‹flçi Sendikalar› Konfederasyonu üyeleri 8 saatlik iflgünü için ülke çap›nda bir greve gitti. 3 May›s'ta, Chicago'daki grev sürerken iflverenlerin fabrikalara yerlefltirdi¤i grev k›r›c›lar›n sald›rd›¤› iflçilere, polis atefl açarak dört kifliyi öldürdü. Ertesi gün, Chicago’nun merkezi Haymarket Meydan›'nda katliam› protesto etmek için düzenlenen mitingde polislerin üzerine

at›lan bomba yedisini öldürdü, 69 polis yaraland›. Bu olay nedeniyle sekiz iflçi önderi tutukland›. Bu sekiz önderin yedisi o gün Haymarket Meydan›'nda hiç bulunmam›fllard›, sekizincisi ise olay s›ras›nda kürsüde konuflmaktayd›. Ancak "Chicago sekizlerini" asmaya kararl›yd›lar. Avrupa ve ABD'de b›rak›lmalar› için yürütülen kampanya sonuç vermedi ve Chicago sekizleri, ölüme mahkum edildi. Mahkemeden bir y›l sonra dördü, Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel as›ld›lar. Spies’›n son sözleri “E¤er bizi asarak sefalet içinde çal›flan milyonlar›n bu hareketini, iflçi hareketini ezebilece¤inizi

Haymarket Meydanı’nı tasvir eden bir çizim ve olaydan sorumlu tutulan işçiler

umuyorsan›z, o zaman as›n bizi! Burada bir k›v›lc›m› ezeceksiniz, ama flurada, burada veya orada, arkan›zda ve önünüzde alevler yükseliyor. Bunu asla söndüremezsiniz” oldu. Louis Lingg ise hapishanede intihar etti. ‹damlar›n ard›ndan öldürülenlerin an›s›na Chicago'da 25 bin kiflinin kat›ld›¤› bir cenaze töreni yap›ld›. 1888 y›l›nda toplanan Amerikan ‹flçi Sendikalar› Konfederasyonu, 8 saatlik iflgünü talebi kabul edilinceye kadar her y›l 1 May›s gününü grev günü olarak ilan etti. 1889'da II. Enternasyonal Paris Kongresi'nde, sekiz saatlik iflgünü mücadelesinin simgelefltirilmesi amac›yla

ça¤r› bulundu ve 1 May›s'ta bütün ülkelerdeki iflçileri ifl b›rakmaya ça¤›rd›. Ertesi y›l da 1 May›s, bu amaçla dünyan›n hemen hemen bütün ülkelerinde kutlanmaya bafllad›. 1890’da yap›lan, bütün dünya iflçilerinin birleflti¤i ilk 1 May›s’ta Engels, Hyde Park› dolduran yüzlerce kifliyle beraberdi. New York'ta ise polis konuflmalar› engellemeye çal›fl›rken “K›z›l” Emma Goldman bir at arabas›n›n üstüne ç›karak konuflmaya bafllad›. Ertesi gün gazeteler, devrim propagandas› yapan genç bir kad›n›n tiz sesiyle at› bile ürküttü¤ünü yaz›yordu.


14

SPOR

Halk›n Sesi

22 Nisan 2011 / 5 May›s 2011

Tribünler susmamalı! Şiddetin fişleme, hapis ve para cezasıyla azalacağı düşüncesiyle hazırlanan ‘sporda şiddet yasası’yla birlikte statlar, neredeyse bağırmanın bile suç olacağı mekânlara dönüştürülüyor MET‹N ARSLAN

N

isan ayının başında yasalaşan ve ardından cumhurbaşkanı tarafından kabul edilen yeni sporda şiddet yasamız, 2004’te çıkan öncülü gibi “şiddet”i polisiye önlemlerle engelleme amacını taşıyor. Fakat bunun yanında moda deyimle, endüstrileşen futbolun getirileri de yasaya yansımış. Yasaya göre koltuk sökenlere, 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası verilecek, statlarda gerektiğinde kullanılmak üzere 20’şer kişilik iki bekletme odası yapılacak. ‘taşkınlık’ yapanlar bu odalarda tecrit edilebilecek. Din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet veya mezhep farkı gözeterek hakarette bulnanlara 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek. (Irkçı sloganlar daha önce de suçtu ama hiçbir zaman cezalandırılmadı.) Ve statlarda masrafı kulüpten karşılanmak üzere polis çalıştırılabilecek. Statlara taraftarın adı, soyadı, kimlik numarası ve fotoğrafı bulunan elektronik biletle girilecek. Müsabakalara biletsiz giren veya ebiletini başkasına kullandıranlara 1 yıla kadar hapis cezası verilecek. Alkol, uyuşturucu ya da uyarıcı madde etkisi altında olduğu açıkça anlaşılan kişi spor alanlarına alınmayacak. Yani artık statların gerçekten bir karakola dönüştüğünden bahsedebiliriz ki nezarethanesi bile mevcut. Biletlerimiz artık her şeyimizi gösteren ‘elektronik bilet’ olacak. Zaman gazetesi bunu, sanki fişleme çok olağan bir uygulamaymış gibi “Çipli Biletle Fişleme” olarak adlandırıyor ve olumluyor. Tabii, elektronik bilet uygulaması aynı zamanda bilet fiyatlarını da etkileyebilecek bir uygulama. Yurtdışında statlarda alkol

Polis meşaleci avında

satılırken, Türkiye’de alkol almış bir insan stada alınmayabilecek. Böylece futbol maçları, artık ‘huzur ve sükûnet içinde’ oynanacak. Sporda şiddet, kimi zaman futbolu yönetenlerin demeçleriyle rakip takımlar ya da yabancılar aleyhine körüklediği; ama aynı yöneten ekibin, kimi zaman da şiddeti toplumsal bağlamından kopararak taraftarı öcü gibi göstermek için kullandığı bir olgu. Futbolun hep gerilim içeren bir spor olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Hiçbir zaman futbol seyircileri, bir ‘seyirci’ olmadılar. Her zaman sahanın bir parçası oldular ve aktif olarak oyuna katıldılar. Bu elbette alt ve

orta sınıftan gelen taraftarların tribünlerin çoğunluğunu oluşturmasının bir sonucuydu. Doğal olarak maçın gidişatından sert bir faule, oyun içinde veya dışında, gerçekleşen veya gerçekleşmeyen her şey tribünde yankısını buldu. Bu yankının içeriğini ve dozunu ise elbette nesnel koşullar belirledi. Yani, şiddetin toplumun genelindeki şiddetten geldiğini unutmamak gerekiyor. ‘BA⁄IRMAYAN G‹TS‹N’ Genellikle tribünlerin çoğunluğunu oluşturan yoksulların, hayatlarının her noktasında şiddetin değişik biçimlerine maruz kaldığını da hatırlayarak...

Birçok kişinin aklına “taraftar” deyince “holigan” gelir. Ancak spordan sorumlu bakan Nafiz Özak’ın yasayı savunurken “bağırıp çağıranlar” diye küçümsediği, aslında “marjinal bazı gruplar” olmadığı gibi “münferit olaylar” yaratanlar da değil. Bizzat tribünü tribün yapan taraftar grupları. Bu gruplar, zaman zaman kulüp yönetimlerinin müdahaleleriyle güçsüz düşseler veya yönlendirilseler de her zaman “Ultras” kültürünü benimsemeye ve modern futbola karşı özgün bir direniş yaratma potansiyeline sahipler. Bu bakımdan da futbolu yönetenler için her zaman tehlikeler. Yıllardır süregelen piyasalaşma,

futbolu artık izlenmesi pahalı bir spor yapıyor ve yoksulların statlardan uzaklaşmasına neden olacak bir süreci yaşıyoruz. Elbette bu “pat!” diye olacak bir şey değil. Ancak bağırıp çağırmayanların ayıplandığı bir tribünden futbolun “seyirlik” bir spor olmasına giden süreç, piyasalaşmanın sonucu ve son çıkarılan yasa da “bağırmayan taraftar”ın devlet eliyle ve zorbalıkla yaratılmasında önemli bir dönemeçti. Ancak taraftar grupları şu anda sessizlik içindeler, hatta bazıları manifestolarını unutup yasa için hükümetle de görüştü; fakat birilerinin onları “Bağırmayan taraftar istemiyoruz” diyerek uyarması gerekiyor.

‘Algıda seçicilik’ 2

010 Basketbol Şampiyonası finali ve Galatasaray’ın yeni stadı Arena’nın açılışı sırasında başbakanın yuhalanması üzerine başlatılan ‘cadı avı’ için hukuki bir dayanak bulunamamıştı. Arena stadındaki açılışta yapılan ıslık ve yuhalamaların ardından Şişli savcılığının uğraşlarına rağmen, ıslık ve yuhalamaların “Devlet büyüğüne hakaret” suçuna uydurulması da

1 Mayıs’ta alanlara

‘Taşkınlık yapan polisler olay çıkardı’ Diyarbakır’da 21 Nisan günü gerçekleştirilen YSK kararını protesto gösterilerinde halka saldıran polis birçok eylemciyi yaraladı. Halk, kendini bir inşaatın yakınlarında bulunan dozerlerle savunmaya başlayınca polis taşkınlık çıkardı. Yüzünü gaz maskesiyle kapatan bir kısım polis dozere silah çekti. Bazı polisler ise dozere taş ve sopalarla saldırdı. Dozeri kullanan genci gözaltına alan polis taşkınlığın dozunu artırdı. Hızını alamayan polis bölgedeki tüm dozerlerin camlarını kırdı, lastiklerini patlattı. Polisin taşlı sopalı saldırısından sonra alanda bulunan ev ve işyerlerinde maddi zararlar meydana geldi.

mümkün olmamıştı. Mevcut yasa ise hakaret içeren tezahürat başlığı altında şu ifadelere yer veriyor: “…belirli bir kişiyi hedef veya muhatap alıp almadığına bakılmaksızın duyan veya gören kişiler tarafından hakaret olarak algılanacak tarzda aleni olarak söz ve davranışlarda bulunmaları halinde… failler hakkında onbeş günden az olmamak üzere adli para cezasına

hükmolunur.” Yasa maddesinin, ‘duyan veya gören kişiler tarafından hakaret olarak algılanacak söz ve davranışlar’ ifadesiyle bilerek yoruma açık bırakıldığını düşünmemek saflık olabilir. Bir suçun somut ve objektif bir şekilde ispat edilmesi gerekirken algılamanın tercih edilmesi de, kimin algılamasının yeterli olduğu da ciddi birer sorun.

Yasan›n ilk kurbanlar› Manisa’da ortaya ç›kt›. 18 Nisan Pazartesi günü Manisa’da oynanan Galatasaray-Manisaspor maç›nda, Galatasaray’›n att›¤› golden sonra meflaleyi yakt›¤› iddia edilen 29 yafl›ndaki bir kad›n taraftar maç›n ard›ndan gözalt›na al›nd›. Galatasaray taraftar› Nurflen Balc›, an›nda polis taraf›ndan tespit edildi ve maç ç›k›fl›nda gözalt›na al›narak karakola götürüldü. Balc› daha sonra serbest b›rak›l›rken yeni ç›kar›lan 6222 say›l› Sporda fiiddet ve Düzensizli¤in Önlenmesine Dair Kanun’un ilk kurban› oldu. Bir zamanlar “Pankart, meflale, davul, deplasman yasa¤› gibi tribünlerin varoluflunu k›s›tlayan yasaklar›n önüne geçme yollar›”n› arayan Galatasaray’›n taraftar grubu UltrAslan ise olay karfl›s›nda sessizli¤ini koruyor.

‘Tornadan çıkan taraftar’ Sporda fiiddet ve Düzensizli¤in Önlenmesi Yasas›’n›n komisyon görüflmeleri s›ras›nda itirazlar dile getirilmiflti. Komisyonun CHP’li üyesi Tayfun ‹çli, tasar›n›n “Erdo¤an’› protesto yasas›” oldu¤unu belirtmifl ve ''Tasar›da o kadar yasak var ki gelecek kuflaklar›n alay edece¤i ve 12 Eylül rejiminin bile cesaret edemeyece¤i düzenlemeler var. 'Isl›k çalmak', 'yuh çekmek', 'maçlarda gözlük iflaret yapmak' ve 'seyircinin arkas›n› dönmesi' gibi protestolar› tahkir (afla¤›lama) içine al›rsan›z, sahalarda hiç bir protesto eylemi göremezsiniz. Cezalar› getirelim derken, tornadan ç›km›fl bir taraftar m› yaratmak istiyorsunuz?'' demiflti. ‹çli, sahalara kamera koyman›n insanlar› fifllemek oldu¤unu da ifade etmiflti.

AKP’nin çıkardığı 10 bin genç! YGS’deki şifre skandalının ardından on binlerce liseli sokağa döküldü. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde liseliler kent meydanlarında eylem yaptı. Başbakan liselileri Mussolini vari bir çözümle tehdit etti.

Greve alerjileri var Sağlık emekçileri, AKP’nin sağlık politikalarına karşı 19-20 Nisan günlerinde iş bıraktı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ grevle ilgili konuştu: “Ne grevi, birkaç marjinal grubun işidir”


KÜLTÜR SANAT

15

22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

Gözalt›nda öldürüldü Bahreyn'de rejim karşıtı şiirlerle halkın sevgisini kazanan Ayat El Girmezi, polisler tarafından yapılan tecavüz ve işkence sonrası askeri hastanede yaşamını yitirdi. 20 yaşındaki genç şair, şiirlerinde Bahreyn yönetimini ve Başbakan El Halife'yi sert bir dille eleştiriyordu.

Onbinler dinledi

Film Amed

Grup Yorum'un ücretsiz halk konseri, "Bağımsız Türkiye" sloganıyla Bakırköy'de gerçekleştirildi. Tuncel Kurtiz, Leman Sam ve Sırrı Süreyya Önder’in de aralarında bulunduğu çok sayıda aydın ve sanatçının destek verdiği konseri on binlerce kişi izledi.

Diyarbakır Belgesel Günleri (Filmamed) için geri sayım başladı. 18 - 24 Nisan 2011 tarihleri arasında yapılacak festivalde 40 film seyirciyle buluşacak. Cegerxwin Kültür Sanat Merkezi’ndeki etkinlikte yarışma filmleri gösterimleri, yönetmenlerinin katılımıyla gerçekleştirilecek.

Ödüller Saç ve Press’e 30. İstanbul Film Festivali’nin Altın Lale ödülleri sahiplerini buldu. Jüri, ‘Saç’ı Yılın En İyi Filmi ödülüne değer görürken, Tayfun Pirselimoğlu da Yılın En İyi Yönetmeni ödülünü kazandı. Öne çıkan bir diğer film ise, Sedat Yılmaz’ın üç ödül alan ‘Press’ filmi oldu.

Hayata seyirci kalmayan filmler H M BAHADIR AHISKA

ayıs ayında altıncısı düzenlenecek Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin bu yılki teması doğanın yağmalanması ve buna karşı direnişlerle ilgili. ‘Toprağımız, Havamız ve Suyumuz İçin DOĞAL OLARAK DİRENİŞ’ temasıyla düzenlenecek festivalde HES’lerden siyanürlü altın madenciliğine bu alanda çekilmiş yerli ve yabancı filmler festival izleyicisiyle buluşacak. Açılışı 2 Mayıs akşamı İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Mustafa Kemal (G)

Emek ve sinemanın yan yana geldiği İşçi Filmleri Festivali’nin bu yıl düzenlenecek olan altıncısı ‘toprağımız, havamız ve suyumuz için doğal olarak direniş’ temasıyla geliyor

Amfisi’nde yapılacak olan festivalde yerli ve yabancı, kurmaca ve belgesel olarak toplamda 50 film gösterilecek. Yüzünü ve kamerasını emeğe ve sermayenin talan düzenine karşı hayatın her alanında mücadele verenlere çevirmiş filmlerden oluşan bu yılki seçkimizde, festivalin ‘DOĞAL OLARAK DİRENİŞ’ temasına dönük

Gösterimler nerede? ‹STANBUL ‹stanbul’da geleneksel festival yürüyüflü Tünel’de bafllayacak. Emek Sinemas› önüne yürünerek burada yap›lacak bas›n aç›klamas›n›n ard›ndan yürüyüfl, Taksim Meydan›’nda son bulacak. Aç›l›fl gecesine ‹TÜ Maçka Mustafa Kemal Amfisi ev sahipli¤i yapacak. ‹stanbul Avrupa Yakas› gösterim mekanlar› ise Frans›z Kültür Merkezi, Beyo¤lu Pera, ‹stanbul Halkevi, Kolektif Kültür Merkezi ve MKM (Mezopotamya

Kültür Merkezi) olarak belirlendi.

"Halepçe-Son Umut" filmi gösterilecek.

ANKARA Ankara’da aç›l›fl mekan› Ça¤dafl Sanatlar Merkezi olurken di¤er gösterim mekanlar› ODTÜ Viflneli Tesisleri, Ankara Barosu E¤itim ve Kültür Merkezi, K›z›l›rmak Sinemas› ve Naz›m Hikmet Kültür Merkezi olacak. Sayg›n Soysal ve fiebnem Gürsoy’un sunuculu¤unu yapaca¤› aç›l›fl gecesinde Fatin Kanat'›n, festivalde galas›n› yapacak olan

‹ZM‹R ‹zmir’de festival aç›l›fl›, 3 May›s Sal› günü saat 19.30’da TMMOB Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi /Anadolu Salonu’nda olacak. Bu salonun yan› s›ra DESEM (DEÜ Sürekli E¤itim Merkezi)/Bordo Salon ve AP‹KAM (‹zmir Ahmet Pirifltina Kent Arflivi ve Müzesi)/Drama Salonu festivalde gösterimlerin gerçeklefltirilece¤i di¤er salonlar.

filmler ön plana çıkıyor. SUDAKİ SURETLER’İN İLK GÖSTERİMİ FESTİVALDE Bu filmler arasında ilk gösterimini festivalde yapacak olan “Sudaki Suretler” Erkal Tülek imzalı olmakla birlikte kolektif bir çalışmanın ürünü. Yine festival teması dahilinde gösterime alınan, yönetmenliğini geçtiğimiz yıl ‘Ordu’da Bir Arganot’ adlı filmiyle Altın Portakal Jüri Özel ödülünü alan Arzu Rüya Köksal’ın yaptığı “Bir Avuç Cesur İnsan” doğanın talanına karşı kendileri ve gelecekleri için mücadele yürüten köylülerin derelerini şirketlere kaptırmama sürecinde karşılaştıkları ve aştıkları barikatları anlatıyor. Bu kategoride gösterilecek bir diğer belgesel de Remzi Kazmaz tarafından çekilen ve geçtiğimiz yıllarda düzenlenen “Ulusal Doğa Filmleri Festivali” kapsamında ödüllendirilen “Vatandaş Mustafa” filmi. Film, Fırtına Vadisinde yapılması planlanan HES’lere karşı verilen mücadeleyi yaşı 80’lere dayanmış olan ve sadece okur yazar olan yöre insanı Vatandaş Mustafa şahsında anlatıyor. Bu kapsamda gösterilecek olan ve festivale Arjantin’den katılan

‹ranl› muhalif yönetmen Bahman Gobadi'nin ülkesindeki yasakl› filmi "‹ran Kedileri" de festivalde gösterilecek yabanc› filmlerden birisi (SA⁄DA) Arzu Rüya Köksal’›n yönetti¤i “Bir Avuç Cesur ‹nsan” ise do¤an›n talan›na karfl› mücadele yürüten köylülerin derelerini flirketlere kapt›rmama sürecinde aflt›klar› barikatlar› anlat›yor. (ÜSTE) “Andalgala” adlı belgesel tıpkı Bergama köylülerinin siyanürle altın aranmasına karşı mücadale etmelerinde olduğu gibi, Arjantin'in Andalgala kasabası sakinlerinin Kanada sermayeli Yamana Altıncılık şirketine karşı mücadelesini anlatıyor. UZUN METRAJ Bu yıl festival kapsamına alınan uzun metrajlı filmler arasında yakın dönemde sinemalarda gösterime giren ve büyük beğeni toplayan, yönetmenliğini Sedat Yılmaz’ın

‘Çocuk Çoşkuyla’ yola çıkan albüm! ÇAĞLA AĞIRGÖL Yüreğimden çıkan sesi koydum şekerimin içine Tatlandırsın dilleri, sözleri cümle âlemde Gelin sizde tadın, çoluk çocuk tüm beşer Şekerlerim herkese Korkmayın nefret ve kin yok içinde Ne güzel nane şeker!

K

ardeş Türküler ve Arto Tunçboyacıyan’ın ortaklaşa ürettikleri yeni albümleri Çocuk (H)aklı dinleyicisiyle buluşuyor. 20 Nisan günü Cezayir Restorant’ta yapılan albüm tanıtım toplantısında aynı zamanda basın mensuplarına canlı performansla küçük bir dinleti verildi. Kardeş Türküler’in solisti Feryal Öney konuşmasında şunları söyledi: “Albümde yaşadığımız toprakların çocuklarına dair şarkıların yorumlanması hem de çocukların önyargısız, naif, öğrenme ile kirlenmemiş bakış açısının sahiplenilmesi nedeniyle albüme Çocuk (H)aklı ismini verdik.” Varlığı ile ötekini kabul eden, düşmanlıktan uzak, hem masum hem de dirençli olan çocuklar gibi başka seslere kulak veren Kardeş Türküler ekibi, “büyüklerin” düşüncelerine akıl sır erdirmemeye, gerçeği rüyalardaki gibi yorumlamaya, hayalleri kabul etmeye kararlı. Çocukların dogmalarla şişmemiş, temiz aklına sahip çıkan Kardeş Türküler, bu toprakların huzuru için “çocuk haklı” diyor. Çocuk (H)aklı albüm repertuarında, “Nazar”, “Yoyo”, “1-0”, “Haydo”

şarkılarında çocuklar hakkında unutulmaması gereken hikayeler var. “Daymohk”, “Güldaniyem”, “Derdo derdo” şarkıları, Kafkasyada, Ortadoğuda, Balkanlar’da yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalan insanların hüznünü, hasretini, sitemini anlatıyor. “Qewlé Kofa” ilahisiyle Ezidilerin bu topraklardan göçüyle eksilen yanlarımızı ifade ediyor. Albümün müzik direktörü Arto Tunçboyacıyan ise; insanların imgelemlerini harekete geçirmelerini hedefleyen şarkılar olduğunu, herkesin içindeki çocuksuluğu bu şarkılarla yakalayacağını belirtti. Tunçboyacıyan, kendisini Kardeş Türkülerin bir elemanı olarak gördüğünü, gruptaki insanlarda kendi içindeki temelleri bulduğunu söyledi. Kardeş Türküler’den Vedat Yıldırım, Arto Tunçboyacıyan’la Hrant Dink’in 40’ında tanıştıklarını ilerleyen

zamanlarda birlikte çalışma kararı vererek yeni albümü ortaya çıkardıklarını söyledi. Arto Tunçboyacıyan’la çalışmanın katkılarını anlatan Yıldırım, “Arto, yıllarını müziğe vermiş deneyimli bir müzisyen. Farklı tarzlarda müziklerle uğraşmış, farklı üsluplar denemiş, sayısız müzisyenle aynı sahneyi paylaşmış. Ayrıca Arto’nun fantastik bir dünyası var. Albümlerine baktığınız zaman müzikler farklı yere gidiyor. Ama o fantastik dünyada “toprak” dediğimiz bir gerçeklik var. Bütün bunlar, Kardeş Türküler’i Arto’ya yakınlaştıran unsurlar” dedi. Müzik serüvenine çıktığı günden bu yana coğrafyanın farklı dillerini ve müziklerini sunarak barış ve birarada yaşam çağrısını yapan Kardeş Türküler “kardeşlik” dünyasının altını çizerken, bu kardeşliğe dair kendi yorumunu sunmayı hedefliyor.

yaptığı, 1990’lı yılların faili meçhul cinayetler cumhuriyetinde gerçeğin peşinde gazetecilik yapan insanların namuslu duruşunu anlatan “Press” filminin yanı sıra, yönetmenliğini Seren Yüce'nin yaptığı orta sınıftan ahlak ve tahakküm manzaraları sunan “Çoğunluk” filmi de bulunuyor. Orhan Gencebay’ın da oynadığı, Şerif Gören imzalı 1978 yılı yapımı “Derdim Dünyadan Büyük”, Yılmaz Güney sinemasının başyapıtlarından “Arkadaş” ve yine bir sinema klasiği olan,

Metin Erksan imzalı “Susuz Yaz” bu yıl gösterilecek uzun metrajlı yerli filmler arasında. Uzun metrajlı yabancı filmler içerisinde ise maden işçilerinin sendikal hakları için verdikleri mücadelenin vahşice bastırılmasını anlatan "Germinal" filmi, İranlı muhalif yönetmen Bahman Gobadi'nin ülkesindeki yasaklı filmi "İran Kedileri", İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin kilometre taşlarından olan, sinema klasiği “Bisiklet Hırsızları” ve İsao Takahata imzalı animasyon filmi “Pom poko” bulunu-

yor. Sermayenin küresel boyutta yürüttüğü talana karşı eli boş durmayanların dünyanı her yerinde verdikleri mücadele hikayelerinin perdeye yansıyacağı, yurtdışından gelecek yabancı konukların ağırlanacağı, çeşitli konferans, söyleşi, atölye ve sergiye ev sahipliği yapacak festivalde gösterimler her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz olacak. Hayata seyirci kalmayan tüm festival takipçilerine şimdiden iyi seyirler.

'İnsanlık Anıtı'nın yıkımına başlandı B

aşbakan Erdoğan'ın 'ucube'ye benzettiği 'insanlık anıtı'nı yıkmak için ihaleyi alan firma iskele kurmaya başladı. İnşaatı yarım kalan ve karşılıklı 2 kişiyi tasvir eden İnsanlık Anıtı'nı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ocak 2011 günü Kars'ta yaptığı mitingde 'ucube' diye nitelendirmişti. Heykeltıraş Mehmet Aksoy'un avukatı Turgut Kazan, İnsanlık Anıtı için verilen yıkım/kaldırma kararına karşı Erzurum 1'inci İdare Mahkemesi'nde dava açmış, mahkemenin 7 Mart'ta yürütmeyi durdurma kararı vermesi üzerine Kars Belediyesi, Erzurum Bölge İdare Mahkemesine başvurmuştu. Mahkeme, 17 Mart'ta İdare Mahkemesinin verdiği kararı bozdu. Kars Belediye Başkanlığı da anıtı kaldırmak için 8 Mart'ta ihale süreci başlattı. Sukapı Mahallesindeki anıta iskele kurmak üzere bölgeye gelen firma çalışanları mahalle sakinleri ve çocukların tepkisiyle karşılandı. Firma çalışanlarına bir süre taş atan çocuklar, 'Anıtımızı yıktırmayacağız' diye bağırdı. Çağrılan polis, mahalle sakinleriyle görüşerek çocukları anıt çevresinden uzaklaştırdı. Polisin gelmesi üzerine malzemeleri anıt önüne indiren işçiler çalışmaya başladı. İşçilerin çalışmalarını izleyen mahalle sakinleri, anıtın yıkılmasına karşı olduklarını belirterek, yıkımın durdurulmasını istedi.

Devlet Tiyatroları topun ağzında

B

aşbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın tiyatro oyununda kendisine hakaret edildiği iddiasıyla oyunu terk etmesiyle alevlenen tartışma, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Devlet Tiyatroları’nı kapatalım önerisine kadar dayandı. Devlet

Bedri Baykam’a saldırı Kars'ta bulunan ‹nsanl›k An›t›'na yürüyüfl düzenlemek amac›yla sanatç› dostlar›yla toplanan Bedri Baykam, toplant› ç›k›fl› sald›r›ya u¤rad›. Bedri Baykam ve asistan› Tu¤ba Kurtulmufl’u b›çakla yaralayan sald›rgan koflarak uzaklaflt›. Hastaneye kald›r›lan Baykam ve Kurtulmufl ameliyata al›nd›. Sald›r›n›n gerçekleflti¤i akflam teslim olan sald›rgan Mehmet Çelikel, adliye ç›k›fl›nda ''Allah'tan baflka ilah yoktur'' diye ba¤›rd›. Heykelt›rafl Mehmet Aksoy, ünlü ressam Bedri Baykam’›n Befliktafl Akatlar Kültür Merkezi'nde “‹nsanl›k An›t›”yla ilgili kat›ld›¤› toplant›n›n ard›ndan b›çakl› sald›r›ya u¤ramas›n› “kas›tl› bir olay” olarak de¤erlendirdi. Bedri Baykam'›n her zaman yanl›fll›klara dikkat çeken biri oldu¤unu, susturulmak istenmifl olabilece¤ini söyleyen Aksoy, ''Çünkü art›k özgür düflünce, sanat, bunlar çok sesini ç›karma gibisinden olmaya bafllad›. Bunu bir tehdit olarak alg›l›yorum. Ama çok insanlar› b›çaklamalar› gerekecek. Yani ne yapal›m, biz de bu fikirleri söylemek zorunday›z. E¤er insan gibi yaflamak istiyorsak bunlar› söylemek zorunday›z'' diye konufltu.

Tiyatroları’nın kapatılarak ödeneklerin özel tiyatrolar arasında paylaştırılmasını savunan Günay, gelen tepkilerin ardından söylem değiştirdi. Ancak Devlet Tiyatroları hala topun ağzında. Ertuğrul Günay’ın yeni önerisi "Performans sistemi”. Tüm kamu kurumlarında yaygınlaştırılmaya çalışılan performansa dayalı ücretlendirme kamusal hizmetin kalitesinin

düşüşüyle sonuçlanırken bunun en çok hissedileceği alan kültürsanat olacak. Özellikle yaratıcılığın ön planda olduğu bu alanda sanatçılar arasında rekabeti ve nicelik olarak daha fazla ürün ortaya çıkarma yarışını kızıştıracak bu sistem halkın hala en ucuz ve kaliteli oyunları izleme fırsatı yakaladığı devlet tiyatrolarının sonunu getirecek bir uygulama olacak.


SOKAĞIN SESİ

ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ

22 Nisan 2011 / 5 Mayıs 2011

Halk›n Sesi

SAĞLIKÇILAR A KP’NİN SAĞLIK POLİTİKA LARINA KARŞI SOKA KTA

Başarı yüzde yüze yakın

19-20 Nisan günlerinde grev yapan sa¤l›kç›lar Ankara, ‹stanbul ve ‹zmir’de kitlesel yürüyüfller ve mitingler yapt›. Ülke genelinde yap›lan yürüyüfllere on binlerce sa¤l›kç› kat›yd›.

G(ö)rev başarıyla tamamlandı Sağlık emekçileri AKP’nin sağlık politikalarına karşı iki gün grev yaptı, iş güvencesi, can güvencesi, herkese eşit parasız sağlık hizmeti taleplerini haykıran sağlıkçılar yeni grevlerin mesajını verdi

A

KP’nin sağlık alanındaki politikalarına karşı 19-20 Nisan günlerinde Türkiye’nin devlet, eğitim ve araştırma, üniversite hastanelerinde neredeyse tüm sağlık çalışanları iş bıraktı. İş güvencesi olmadığı için özel hastanelerde greve katılım sınırlı sayıda oldu. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde

sağlık çalışanları kent merkezlerinde yürüyüşler düzenledi, mitingler yaptı. Sağlıkçılar, grev kararını 13 Mart’ta Ankara’da gerçekleştirdikleri ve 30 bin sağlıkçının katıldığı mitingde almışlardı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın tüm provokasyon çabalarına rağmen hasta ve hasta yakınları sağlıkçıların eylemlerine katıldı. Kent merkezlerinde yapılan yürüyüşlere halkın yoğun

Sa¤l›kç›lar hastane girifllerine dev “GöREVDEY‹Z” pankart› ast›lar. Grev nedeniyle polikliniklerdeki dolup taflan bekleme salonlar› bom bofltu. Ankara’daki yürüyüflte daha sa¤l›kç›lar Sa¤l›k Bakan›’n›n izinde yürümediklerini gösterdiler. Sa¤l›kç›lar daha önce Che’nin izinde yürüdüklerini belirtmifllerdi.

desteği vardı. Grev boyunca gerçekleştirilen miting ve yürüyüşlere özellikle genç sağlıkçıların katılımı yoğundu. Grevin ilk gününün ardından Sağlık Bakanı Recep Akdağ, grevlere katılan on binlerce sağlık çalışanına ‘marjinal grup’ dedi. 20 Nisan günü grevlerini sürdüren sağlıkçılar miting ve yürüyüşlere kitlesel bir şekilde katılarak cevap verdi. Sağlık emekçilerinin özlük haklarındaki gerileme ve gelecek endişesi giderek belirgin hale gelirken Türk-İş Sağlık İş, Türk Sağlık Sen ve Sağlık Sen konuya ‘Fransız kaldı’. Türk Sağlık Sen ise grev öncesi “iş güvencesi” mitingi düzenleyerek durumu kurtarmaya çalıştı. İki günlük eylemin geniş katılımlı ve coşkulu geçmesi sağlık alanında emekçilerin biriktirdiği öfkeyi göstermesi açısından önemliydi. Sağlıkçıların yaşadığı öfke bütün iş kollarında yaşanıyor. Ancak sağlık alanında TTB, SES, Dev Sağlık-İş, Eczacı Odaları, Diş Hekimleri Odaları gibi deneyimli ve tutarlı örgütler iradi müdahalelerle bu alandaki potansiyeli güçleri oranında harekete geçirebiliyorlar. Birleşik Metal İş Sendikası’nın Grup Sözleşmelerini başarıyla bitirerek tarih yazmasından sonra sağlık emekçilerinin etkili eylemliliği emek alanının tutarlı ve istikrarlı müdahalelere ne kadar aç olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. İSTANBUL, ‘İŞTE BUDUR’ İstanbul’da grev, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi bahçesinde sabah erken saatlerde grev çadırının kurulmasıyla başladı. Saatler ilerledikçe Çapa’daki kalabalık arttı. Sağlıkçılar yürüyüşe geçtiğinde kalabalığın içinde “İşte budur” diyerek memnuniyetlerini belirtenler oldu. Çapa’dan Haseki Hastanesi’nin önüne caddeyi trafiğe kapatarak yürüyen sağlıkçılar burada bir miting gerçekleştirdi. Mitinge sağlıkçıların yanı sıra sendikalar ve demokratik kitle örgütleri de katıldı. Mitingde yapılan konuşmalarda AKP’nin halka ve sağlığa zararlı olduğu ifade edilirken hasta ile sağlıkçı arasına parayı sokan performans uygulamasıyla sağlıkçıların

Asistanlar haklarını alıyor S

ağlıkçıların grevi öncesinde İzmir’de ve Edirne’de iş bırakma eylemi yapan asistan hekimler ve sağlık çalışanları performans uygulamasına karşı ciddi kazanımlar elde etti. Edirne’deki Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki asistan hekim ve sağlık çalışanları, fazla çalıştırıldıkları ve döner sermayelerinin kesilmesi sebebiyle 11 Nisan günü şartlar iyileştirilinceye kadar iş bıraktı. 350 asistan hekimin bulunduğu hastanede, acil servis, acil ameliyathane ve yoğun bakım ünitelerine gerekli müdahale için 50 hekim bırakıldı. Diğer 300 hekim, beyaz önlükleri üzerinde, boyunlarında

16

steteskoplarıyla hastane bahçesinde eylem yaptı. Eyleme, akademisyenler, hasta ve hasta yakınları da destek verdi. İş bırakma eylemi 4 saatte kazanıma ulaştı. Asistan hekimlerin döner sermayeden araştırma görevlileriyle eşit pay alması, parasız yemek ve döner sermaye payının iyileştirilmesi kararlaştırıldı. Bu haklardan yabancı uyruklu asistan hekimler de yararlanacak. İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde de asistan hekimler ve sağlık çalışanları 1 Nisan günü AKP’nin sağlık politikalarına ve performans uygulamasına karşı iş bırakmıştı. İş bırakma eyleminin dördüncü gününde

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sağlıkçılarla görüşmek zorunda kalmıştı. Görüşmenin ardından sağlıkçılar kazanıma ulaşmış, ücretlerinin performans sistemi öncesindeki gibi ödenmesini sağlamışlardı. İzmirli sağlıkçılar ayrıca çalışma koşullarının düzeltilmesi için içinde çalışanların ve hastane yöneticilerinin olduğu bir komisyon kurmuştu. Asistan hekimler iş bırakma eyleminin kazanıma ulaştığı 5 Nisan’ı Asistan Hekimler Günü olarak ilan etmişti. Şubat’ta da Ankara’daki Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’ndeki asistan hekimler ve sağlık çalışanları performansa karşı iş bırakmıştı.

çalışma koşullarının kötüleştirdiği ve sağlıkçıların giderek güvencesiz hale getirildiği belirtildi. Mitingin ardından sağlıkçılar Çapa’daki grev çadırına döndü ve geceyi orada geçirdi. İstanbul’daki sağlıkçılar 20 Nisan günü de Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde buluşarak kitlesel bir şekilde Kadıköy İskele Meydanı’na yürüdü. ANKARA’DA BEYAZ GÜN Ankara’da 19 Nisan’da Hacettepe ve Dışkapı hastanelerinden gelen binlerce sağlık emekçisi Numune Hastanesi’nde buluştu. 7 bin sağlıkçı Sağlık Bakanlığı’na yürüdü. 20 Nisan günü Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşanan başhekim, özel güvenlik ve polis baskısına karşı pek çok hastaneden sağlık emekçisi güne Dışkapı’da başladı. Buradan Hacettepe hastanesinde gelen binlerce sağlıkçı hastane bahçesinde eylem yaptı. GREV KIRICILAR İŞ BAŞINDA Ankara’daki grev coşkusunda baskı da eksik olmadı. Günün ilk gerginliği Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleşti. Hastane girişine “Bu işyerinde grev var” pankartı asan sağlık emekçilerine hastane müdürü ve özel güvenlikler müdahale etti. Müdahale esnasında hastane müdürünün “Bu hastane kimsenin değil, benim! Ben grev yok diyorsam yoktur. Hepiniz terbiyesizsiniz!” demesi tepki topladı. İlerleyen saatlerde de 100’e yakın sivil polis ve özel güvenlik, sağlık çalışanlarının yanına gelerek “Burada grev yok. Geçip muayene olabilirsiniz” sözleriyle grev kırıcılığı yapmaya çalıştı. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bildiri dağıtan sağlık çalışanlarının yanına hastane başhekiminin de bulunduğu bir grup gelerek, “Bu hastanede grev yoktur. Greve katılan herkes hakkında soruşturma başlatılacaktır” yazılı bildiriler dağıttı. Hacettepe Üniversitesi’nde binaya asılan “G(ö)revdeyiz” pankartına özel güvenlikler müdahale etmek istedi ancak SES temsilcilerinin kararlı duruşuyla pankart indirilemedi.

İzmir’de Ege Üniversitesi Hastanesi’nde 19 Nisan günü yaklaşık bin kişiyle greve çıkan sağlıkçılar sabah saatlerinde tıp öğrencilerinin de katıldığı “çok ses tek ders” adını verdikleri bir etkinlik yaptılar. İzmir’in çeşitli hastanelerinde greve çıkan sağlıkçılar İl Sağlık Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Hastane bahçelerine kurulan platformlarda grev süresince taleplerini halka anlatan sağlık emekçileri 20 Nisan'da Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi’nde buluşup Gündoğdu Meydanı’na yürüdü. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya gelen sağlık emekçileri, Taşbina önüne yürüdü. Halkın grev çağrılarını dikkate alarak hastaneye gelmedikleri gözlendi. Bursa’da sağlıkçılar, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi önünde eylemdeydi. Eylem sonrasında Dev Sağlık-İş üyesi taşeron sağlık işçileri hastanenin orta kapısı önünde grev çadırı kurdu. Adana’da grev Balcalı Hastanesi'ndeki “eylem merdivenleri” olarak bilinen merdivenlerde başladı. Sağlıkçılar, Adana Devlet Hastanesi'nin bahçesinde buluştu ve Uğur Mumcu Meydanı'na yürüdü. Sağlıkçılar Manisa’nın tüm hastanelerinin bahçelerine grev masaları kurdu. Kent merkezinde yapılan basın açıklamasına 300'e yakın sağlıkçı katıldı. Edirne'deki iş bırakma eyleminin adresi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi oldu. Sağanak yağmura rağmen hastane bahçesinde toplanan 100 sağlık çalışanı çalışma koşullarının düzeltilmesini istedi. Kırklareli’nde Devlet Hastanesi'ndeki sağlık çalışanlarının hastane önünde yaptığı eylemlere halkın yoğun desteği oldu. Hakkari Devlet Hastanesi önünde toplanan sağlık çalışanları Kürtçe şarkılarla halay çekti ardından da basın açıklamasına katıldı. Eylemlerde sık sık AKP karşıtı sloganlar atıldı. Greve Denizli, Balıkesir, Çanakkale ve Antalya’da yoğun katılım oldu. Urfa, Sivas, Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi, Zonguldak, Uşak, Muğla’da da hastane önlerinde basın açıklamaları ve kent merkezlernde yürüyüşler yapıldı.

‹stanbul genelindeki sa¤l›k çal›flanlar›ndan gelen bilgilere göre, kentteki e¤itim ve araflt›rma hastaneleri ile üniversite hastanelerinde hizmet tamamen durdu. Devlet hastanelerinde ise greve oldukça yo¤un bir kat›l›m oldu. Çapa, Cerrahpafla t›p fakültelerinde ve Kardiyoloji Enstitüsü’nde hasta muayenesi yap›lmad›, ameliyathanelerde etkin bir flekilde ifl b›rak›ld›. ‹stanbul E¤itim ve Araflt›rma Hastanesi’nde (Samatya) ameliyatlar dururken k›smen muayene yap›ld›. Haseki Devlet Hastanesi’nde, Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesi’nde, yo¤un bir flekilde ifl b›rak›l›rken, Yedikule Gö¤üs Hastal›klar› Hastanesi’nde, Eyüp Devlet Hastanesi’nde nöroloji, gö¤üs hastal›klar› ve fizik tedavi bölümleri d›fl›nda tamamen ifl b›rak›ld›. Bayrampafla ve Süleymaniye Kad›n Do¤um hastanelerinde k›smen muayene yap›ld›. Hastanelerin yan› s›ra aile sa¤l›k merkezlerinden de greve yo¤un kat›l›m oldu. Sultangazi’de Türkiye Sa¤l›k Müdürlü¤ü’ne ba¤l› Nevzat Ayaz Aile Sa¤l›¤› Merkezi ve Zübeyde Han›m Ana Çocuk Sa¤l›¤› ve Aile Planlamas› Merkezi’nde tamamen ifl b›rak›ld›. Ankara’daki hastanelerde greve kat›l›m büyük oranlarda gerçekleflti. Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Ankara Fizik Tedavi Rehabilitasyon E¤itim ve Araflt›rma Hastanesi’nde kat›l›m yüzde 100’ü buldu. Gazi Üniversitesi, Etlik ‹htisas, D›flkap› Y›ld›r›m Beyaz›t, Numune, Ulus Devlet, Ulucanlar, Ankara E¤itim ve Araflt›rma, Yüksek ‹htisas hastanelerindeki kat›l›mlar ile birlikte grevde, 15 bine yak›n sa¤l›k çal›flan› ifl b›rakt›. ‹zmir, Bursa, Adana, Mersin, Tekirda¤ / Çorlu, K›rklareli, Antalya, Urfa, Hakkâri, Sivas, Uflak, Zonguldak Merkez ve Ere¤li, Manisa, Bal›kesir, Çanakkale, Edirne, Denizli ve Mu¤la’da da yürüyüfller yap›ld›.

Ya hastalar da grevi desteklerse Sa¤l›k Bakan› Recep Akda¤, sa¤l›kç›lar›n grevi boyunca provokasyonlar›n› sürdürdü. Grev bafllamadan önce, “Tek bir hasta ma¤dur olursa Türk Tabipleri Birli¤i’ni savc›l›¤a verece¤im” diyen Akda¤, grevin ilk gününde Erzurum’dan flu de¤erlendirmeyi yapt›: “Daha grev falan görmemekteyiz biz. Türk doktorlar›n›n vatandafllar›m›z› s›k›nt›ya u¤ratabilecek bir faaliyet içerisinde olacaklar›na asla inanm›yorum. Küçük marjinal gruplar olabilir. Hepsi o kadar olacakt›r.” Grevin ard›ndan da gözler tabii ki Akda¤’› arad› ve Akda¤’›n cevab› haz›rd›. Akda¤, grev öncesinde yapt›¤› ‘ma¤duriyet ça¤r›s›n›’ de¤iflik bir biçimde yineledi. Akda¤, grev süresince ma¤duriyet yaflad›¤›n› iddia etti¤i hastalara mahkemeye baflvurma ça¤r›s› yapt›.

Akda¤, hastalar ma¤dur oldu dese de Halk›n Sesi’nin görüfltü¤ü hastalar›n büyük k›sm› sa¤l›kç›lara hak veriyor. Çapa’da kanser hastas› o¤lu bulunan bir baba: “Ne yapal›m ilaç almak zorunday›z, grev olmasa da hastanede uzun süre bekliyoruz zaten. Beklesek de doktorlar eylemlerinde hakl›.”

Halkın Sesi 130'uncu sayı  

20 Nisan 2011 tarihli Halkın Sesi 1 Mayıs sayısı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you