Issuu on Google+

SAYFA

7

Dere akacak Orya bakacak Halk›n Sesi sar› yazmal› Loç Vadisi halk›n›n HES’çi flirket önündeki direniflini ziyaret etti

SAYFA

9

Yeni y›la direniflle girdiler Direniflin içinden bölümünün konu¤u yeni y›la eylemle giren Nemtrans iflçileri oldu

SAYFA

13

Duvarlar›n dili olsa D‹SK’in, Ota¤-› Hümayun önünde yapt›¤› eylem tarihi iflkencehaneleri hat›rlatt›

SAYFA

15

MÜYAP’›n itiraz› duygusal MÜYAP’›n itiraz› internetin müzik arama motoru Fizy’yi kapatt›rd›

7 Ocak 2011 • 1 TL

Y›l 5 • Say› 123

Sokağa çıkanlar forumda buluşuyor



 Karadeniz’den Ege’ye, su için direnenlerden e¤itim hakk› savunucular›na, halk›n haklar› için mücadele edenler, 21-22-23 Ocak’ta Ankara’da bulufluyor  S. 2

Üniversiteliler AKP’ye baflkald›r›yor, tafleron iflçiler asgari ücret orta oyununu bozuyor, zamlar belediyenin yan›na kar kalm›yor



Sokaklardan, vadilerden, kampüslerden yükselen hak mücadeleleri 21-22-23 Ocak’ta Halk›n Haklar› Forumu’nda birlefliyor

Müjdeleri güldürmedi  Başbakandan 2011 müjdesi alan çiftçilere, öğrencilere ve eğitim emekçilerine sorduk. Bu müjdeler yüzünüzü güldürür mü?  S. 3

5 Ocak 2011 ODTÜ ö¤renci eylemi

Tek ses, tek vücut  Kürt halkının iki dilli yaşam ve demokratik özerklik talebi karşısında AKP, MGK ve cumhurbaşkanı tek ses oldu  S. 4

3 Ocak 2011 Ankaral› Halkevciler ulafl›m hakk› eyleminde 28 Aral›k 2010 Dev Sa¤l›k-‹fl üyeleri asgari ücret eyleminde

D. Tonguç Cankurt / Sayfa 2

Ferda Koç / Sayfa 4

Yeni Radikal’den ne ç›kt›? Piyasa Kürt sorununu...

AKP’nin yeni y›l takvimi: Propaganda, yat›r›m, önlem, tezgah YOL YAZISI  S. 3

Tufan Sertlek / Sayfa 8

Mücadele ö¤renilecek ...

Diyarbak›r’›n kad›n yüzü

Dosya: Torbadan çıkanlar

Yapt›r›m m› yanafl›m m›?

 Bu say›m›zda dosya sayfas›nda çal›flma hayat›nda önemli de¤ifliklikler getirecek Torba Yasa tasar›s›n› ele

 İsrail’e her fırsatta çıkışan AKP yaptırım uygulamıyor, daha önce ‘yaptırım uygularız’ diyen AKP şimdi ‘barışma niyetindeyiz’ diyor  S. 5

ald›k. Tasar› kademe ilerlemesinden stajyerli¤e kadar birçok farkl› düzenlemeyi kaps›yor  S. 12

Kadınlar için değişen sadece yasa  Çal›flma hayat›n› düzenleyen torba yasa kad›na yine sadece ka¤›t üstünde kalacak haklar veriyor. Yeni yasalarda da çal›flma hayat› kad›n›n evdeki eme¤i yok say›larak düzenleniyor  S. 10

Zeynep Çelik / Sayfa 10

Söyleşi: HES isyanı her yerde

Ankaralı zamma isyan ediyor  Ankara’da yeni y›lla beraber gelen ulafl›m zamm› halk› öfkelendirdi  S. 6

Yerli dizi yersiz uzun  Ekranlardaki parlak ›fl›klar›n arkas›nda a¤›r bir sömürü düzeni var  S. 8

 Gazeteci Mahmut Hamsici Türkiye’de yap›lan veya yap›m› planlanan neredeyse her bölgeyi gezerek HES’lere karfl› isyan›n kitab›n› yazd›. Hamsici’yle kitab›n› ve gözlemlerini konufltuk  S. 11

Piyasa liseleri  Meslek liseleri AKP projesiyle piyasaya açılıyor. Yasalarla stajyer ve çırak sömürüsünün önü açılıyor  S. 9


2

HALKIN HAKLARI FORUMUNA DOĞRU 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

‘Yeni’ Radikal’den ne ç›kt›? adikal gazetesi, Alevilere yönelik düşmanlığı, endişe ve korku olarak ilan etti ve normalleştirdi. Böylece gazete, temel ilkelerinden biri olan ‘farklılıklara saygı gösterme’ söylemiyle çelişti. Yenilenen Radikal gazetesi, sağcı bir genel yayın yönetmeniyle “Özgürlükçü solcu” bir yayın çizgisi izlemeye başlamıştı. “Özgürlükçü Sol” kavramına yabancı değildik, zira daha önce birçok platformda çeşitli kesimler tarafından dile getirilmişti. Farklı alanlardaki bu söylemin ortak noktası farklı kimliklere ve görüşlere saygı duyma vurgusuydu. Bu vurgu sol siyaseti, “Düşünce ve ifade özgürlüğünün” burjuva-liberal anlayışla yorumuna indirgemişti. Bu yapılırken, ‘farklılıklar’ kendi içlerine kapatılmış, cemaatleştirilmiş, bir arada yapabilecekleri unut(tur)ulmuş ve sınıf kavramından vazgeçilerek herkes kendi kimlik politikasına yönlendirilmişti. Saygı gösterme adına, ayrımcılığın düşmanlıktan farklı bir türünü oluşturan söylem, kentlerde yaşayan, üniversite mezunu orta sınıfı hedefliyor; söylemin ideolojik arka planı siyaset yapma biçimine de sirayet ederek ‘söylemekle yetinen’ bir tarz oluşturuyordu. Radikal’in, yenilenD.Tonguç meyle ortaya çıkan temel Cankurt özelliklerinden biri de (eski Radikal’in törpülentonguc@ sendika.org mesiyle) bu kapsamda belirdi. Kimseyi ‘hırpalamayan’ bir gazete olarak her kesime ‘saygılı’ olmaya çalıştı ve radikal isimlere yer vermedi. Gazetede uzun süre adı ve içeriği muğlak bir ‘Savaşma konuş’ kampanyası yapıldı. Kampanyaya devlet görevlilerinden solculara pek çok isim destek oldu. Gazetenin genel yayın yönetmeni Eyüp Can’ın neredeyse her yazısı “O da öyle diyor, buna da dikkat etmek lazım, bunun da kaygısına kulak vermeli” şeklinde bitti. Ancak ‘kaygılardan’ biri, Alevilere yönelik düşmanlığı içerince Radikal’e de bu düşmanlığı normalleştirmek düştü. Üstelik Maraş’ta ilk kez düzenlenen katliam anmasına yapılan saldırı daha sıcaklığını korurken. Gazetenin Ankara temsilcisi Murat Yetkin, 22 Aralık tarihli köşesinde “Kılıçdaroğlu’na nasıl oy verelim?” başlığıyla ‘değerli bir Radikal okurunun’ (Sinan Etiz) mektubuna yer verdi. Mektubun sahibi kendini merkez sağ ve AKP seçmeni olarak nitelerken “Alevilerin devlet kadrolarında etkinliği, özellikle yargı içerisindeki varlığının muhafazakar sünni seçmeni rahatsız ettiğini” ve referandumda “Haydi yüksek yargıyı Alevilerden temizleyelim motivasyonuyla yola çıkarak CHP’li bacanağını bile evet oyu vermeye ikna ettiğini” belirtti. Yani Etiz, Alevilere yönelik düşmanca düşünceler beslemekle kalmamış, bu düşüncelerin gereğini yaparak, Alevilerin çalışma alanlarından ayrılmasını sağlayacak bir ‘iktisadi şiddet’ uygulamak güdüsüyle eyleme geçmişti. Mektuba yer veren Murat Yetkin, Alevilerle ilgili ifadelere karşı olduğunu belirtmekle yetindi. Ancak Eyüp Can ertesi günkü yazısında, her zamanki ‘tarzıyla’, “Türk siyasetini derinden etkileyen korku ve endişelerimizin nasıl aşılabileceğine dair çok önemli ipuçları sunuyor” dedi ve okurlardan gelen diğer mektuplara değinerek ekledi: “Okurlardan gelen her samimi mektup yüzümüze başka bir hakikati vuruyor.” Böylece Alevilere yönelik düşmanca düşünceler (hatta eylemler) endişe ve korku oldu; üstüne üstlük bu endişe ve korkular, yüzümüze bir hakikati vurarak bizi derin düşüncelere sevk etti. Olayın ardından Eyüp Can kadar ‘geniş’ bir insan olan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da (Ghandi misali) mektubun kendisini etkilediğini belirterek Etiz’le görüşmek istediğini gazeteye iletti. Murat Yetkin’in görüşmeden sonra yazdığı yazıya göre, Kılıçdaroğlu’yla görüşen Etiz, “Muhafazakâr sağın Aleviler konusundaki görüşlerini o açıklıkta anlatırken rahatsız olmuştu, ne de olsa eşi de Alevi idi. Ama birilerinin bunları samimiyetle söylemesinin zamanının geldiğine inanarak yazmıştı.” Görüşme sonrası Etiz, “CHP’ye hayatta oy vermem” demek yerine “İkna olursam oy veririm” demeye başladı. Kılıçdaroğlu ve Radikal ekibi, Alevilere yönelik düşmanlığın tarihsel ve toplumsal kökenleri ve 80 yıllık devlet politikasıyla yüzleşmekten kaçarak Etiz’in düşüncelerini değiştirmiş ya da “Endişelerini gidermiş” olmakla övündü. Bunu yaparken hem referandum sürecinde başbakanın da aynı düşüncelerle muhafazakar-sünni ittifakı harekete geçirdiğini hem de Etiz’in düşüncelerinin, bir bireyin tek başına yürüttüğü düşünsel faaliyetle oluştuğundan hareket eden ekip, arkasındaki koskoca yapıyı ve somut olarak hala süren devlet politikalarını görmezden geldi. Yenilenen Radikal’in ilk icraatlarından biri düşmanlığı normalleştirmek oldu ve Eyüp Can, ‘hassas vatandaşları’ sağduyuya davet eden devlet görevlisi rolüne geçti. Her kesimin ifade özgürlüğüne saygılı olmak sıfatıyla “Özgürlükçü solculuk” yapılmasının bir sonucunu daha yaşadık ve saldırgan ve gizli milliyetçiliğin aynı yerden geldiğini, Türk-İslamcı düşünceyle liberalizmin de birbirini bütünleyen kardeşler olduğunu gördük. Demek ki değişim, otobüste rahat okunan gazete yapmakla sınırlı olmuyormuş, her şeyin bir ‘bedeli’ varmış.

R

HALKEVLER‹ HALKIN HAKLARI FORUMU’NA ÇA⁄IRIYOR

Mücadeleler buluşuyor H

alkevleri, ilkini 2007 yılında düzenlediği Halkın Hakları Forumu’nun ikincisini 2122-23 Ocak’ta Ankara’da gerçekleştirecek. Hem Türkiye’de hem de dünyada hak mücadelelerinin deneyimlerinin aktarılacağı, neoliberal saldırganlığa karşı birleşik mücadele zeminlerinin güçlendirileceği ikinci Forum için hazırlıklar tüm hızıyla sürüyor. ‹LK‹ YOL GÖSTERM‹fiT‹ Halkın Hakları Forumu’nun ilki Halkevleri ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Sosyal Politikalar Araştırma Merkezi tarafından 8-9-10 Haziran 2007 tarihlerinde Ankara’da düzenlenmişti. Hak mücadelelerinin günümüz sınıf mücadelesi içindeki kurucu niteliğinin bilince çıkartılmasında önemli bir dönemeç olan bu üç günlük buluşmada neoliberal dönüşüm ve sınıf mücadelesine etkileri tartışılmış, Ortadoğu ve Kürt orununun ele alındığı oturumlar düzenlenmişti. İlk günü ‘Herkes sussun kadınlar konuşsun’ sloganıyla kadın tartışmalarının gerçekleştiği forumda on bir ayrı atölye başlığı altında hak mücadeleleri deneyimleri tartışılmıştı. Bu tartışmalarda paylaşılan fikirler ve dile getirilen öneriler lafta kalmadı. Sağlık Hakkı Atölyesi Sonuç Bildirgesi’nde “…sağlık hakkını siyasal bir talep halinde sokakta örgütlemeye çalışan tüm kurum, yapı ya da bireyleri de kapsayacak bir ‘Sağlık ve Sosyal Güvenlik Hakkı Hareketi’ ya da ‘Herkese Sağlık Güvenli Gelecek’ girişimi kurulmalıdır” önerilmişti. Bu öneri forum sonrasında, hükümetin sağlık ve sosyal güvenlik alanındaki neoliberal düzenlemelerine karşı toplumsal muhalefetin en geniş birliklerinden olan Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu’nun kurulmasıyla sonuçlandı. Eskişehir Emek ve Ekmek Meclisi, Kocaeli Su Hakkı Meclisi, Antalya Ulaşım Hakkı Meclisi, eğitim hakkı meclisleri, sağlık hakkı meclisleri gibi çok sayıda hak meclisi Halkın Hakları Forumu’ndaki tartışmalar ışığında kuruldu. Aradan geçen üç buçuk yıl içinde hak mücadeleleri kazanımlarıyla, yaygınlaşmasıyla, kurumsallaşmasıyla önemli bir birikim açığa çıkardı. Şimdi ise emeği, sosyal hakları ve doğayı hedef alan neoliberal kapitalist saldırganlığa karşı hak

Forum programı I. GÜN - 21 OCAK 2011 CUMA I Halk›n Haklar› Kad›n Forumu Kadınlar Eşitliği ve Özgürlüğü Tartışıyor Yer: Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi (Saat 09.30-19.00) I Kürt Sorunu ve Haklar Mücadelesi Forumu Yer: Petrol-İş Ankara Şubesi Salonu (Saat 13.00 - 19.00) II.GÜN - 22 OCAK 2011 CUMARTES‹ Yer: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Karadeniz’den Ege’ye, su için direnenlerden eğitim hakkı savunucularına halkın hakları için mücadele edenler Ankara’da buluşuyor mücadelelerinin yaygınlaştığı bir dönemde Halkın Hakları Forumu’nun ikincisi gerçekleşiyor. Hak mücadelesi verenler 21-22-23 Ocak 2011’de, ikinci Halkın Hakları Forumu’nda hem ülke hem dünyada yaşanan ekonomik, siyasal gelişmeleri sınıf mücadelesi ekseninde tartışacak, neoliberalizmin krizi, savaş ve gericilik kuşatmasına karşı hak mücadelelerini ilerletmenin olanaklarını konuşacak. Forum çeşitli hak mücadelesi alanlarındaki bağlantıları bilince çıkartmayı, bu alanların birleşik mücadelesine ışık tutacak sonuçları çıkarmayı hedefliyor. SOKAKTA TANIfiANLAR BULUfiUYOR Bu yıl da Forum’un ilk günü kadınlara ait olacak. Ana oturumları ikinci ve üçüncü gün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde gerçekleşecek olan Forum’da ikinci gün neoliberal çağda sınıf mücadelesi oturumuyla başlayacak. Dünya ölçeğinde kriz, neoliberalizmle beraber değişen yurttaşlık rejimi, Türkiye’nin neoliberal dönüşümü ve

Kürt sorunu için özel oturum Halk›n Haklar› Forumu’nun ilk günü kad›n forumuna paralel olarak Kürt Sorunu ve Haklar Mücadelesi Forumu düzenlenecek. Kürt hareketi ve Türkiye solundan isimler, ayd›nlar, akademisyenler biraraya gelecek ve bu oturumda Kürt sorununa iliflkin demokratik çözüm önerilerine dair bir çerçeve tart›flma yap›lacak. Ard›ndan Kürt sorununun geliflen hak mücadelesi alanlar›ndaki güncel yans›malar› ele al›nacak. Forum 21 Ocak Cuma günü saat 13.00’te Petrol ‹fl Ankara fiube Salonu’nda gerçekleflecek.

onun aktörü olarak AKP tartışmalarının yapılacağı ana forumun ilk günü hak mücadeleleri atölyeleriyle sona erdirecek. Halkın Hakları Forumu’nda 14 ayrı başlıkta atölye çalışmaları düzenlenecek. Bu atölye çalışmaları üç ana tema etrafında kümelenecek. Bu üç tema mevcut hak mücadelesi alanlarının birbirleriyle olan güncel yakınlıklarına göre Güvencesizliğe Karşı Mücadele; Doğanın Metalaştırılmasına/Yok edilmesine Karşı Mücadele ve Sermayenin Kent Politikalarına Karşı Mücadele olarak belirlendi. Atölyeler, kendi sonuç bildirgelerini üretmenin yanı sıra, bu üst başlıklara yönelik tartışmalar yürütecek, ortak sonuçlara ulaşmaya çalışacak. Forumun son günü dünyadan hak mücadeleleri oturumuyla başlayacak. Öğleden sonra ise sonuç tartışmaları yapmak üzere kurulacak paralel atölyelerde emperalizme, kapitalizme, savaşa ve gericiliğe karşı mücadeleye ışık tutacak sonuçlar ortaya çıkartılmaya çalışılacak. Forumda seçim süreci de tartışma başlıkları arasında yer alıyor.

alkın Hakları Forumu 21 Ocak günü gerçekleşecek olan Kadınlar Eşitliği ve Özgürlüğü Tartışıyor başlıklı Kadın Forumu’yla başlayacak. Türkiye’nin farklı kentlerinde gericiliğe karşı mücadele eden kadınlar, barış yürüyüşüne katılan kadınlar, mahallelerine kreş, sağlık ocağı için eylem düzenleyenler, barınma hakkı

için mücadele edenler, kısaca insanca bir yaşam isteyen, eşit yurttaşlık için mücadele eden kadınlar Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda buluşacak. Kadınların son dönemin hak mücadeleleri içindeki birikim ve deneyimlerinden yola çıkarak, erkek egemenliğine, neoliberalizme ve gericiliğe karşı mücadele arasındaki ilişkiyi tartışacak.

Moderatör E. Ahmet Tonak - Toplumun, İnsanın ve Doğanın Krizi Olarak Kapitalist Kriz (A.Haşim Köse) - Yurttaşlığın ve Rejimin Krizi Metin Özuğurlu - Bir Kriz Yönetimi ve Toplumsal Mühendislik Projesi Olarak Neoliberalizm (Ergin Yıldızoğlu) - Türkiye’de Neoliberal Gericilik: Dönüşümün Siyasi Aktörü Olarak AKP (Umar Karatepe) - Kapitalist Krize Karşı Sınıfın Siyasal Yanıtları: Hak Mücadeleleri (Çiğdem Çidamlı) I 14.30 - 18.00 Atölye Çal›flmalar› ve Toplant›lar I 18.00 Hukukçular Toplant›s›: Hak Mücadeleleri ve Hukuk III.GÜN - 23 OCAK 2011 PAZAR I 10.00-13.00 Dünya Hak Mücadeleleri Forumu I 10.00-13.00 Halk›n Haklar› Forumu Sonuç Atölyeleri A. Forum Temaları Üzerine Paralel Çalışmalar - Güvencesizliğe Karşı Mücadele - Doğanın Metalaştırılmasına/Yok Edilmesine Karşı Mücadele - Sermayenin Kent Politikalarına Karşı Mücadele B. Halkın Hakları ve Gericiliğe Karşı Mücadele Atölyesi I Halk›n Haklar› Forumu Sonuç Oturumu 14.00-15.00 (I) Emeğin, Doğanın ve İnsanlığın Kurtulu��u İçin Ortak Mücadeleye 15.30-18.00 (II) Neoliberalizme, Faşizme, Irkçılığa ve Gericiliğe Karşı Halkın Siyaseti Olarak Haklar Mücadelesi ve Genel Seçim Süreci 18.30-19.00 (III) Halkın Hakları Forumu-2011 Sonuç Bildirgesi Sunuşu

Gericiliğe karşı mücadele atölyesi Yaklaflan 2011 genel seçimleri de forumun tart›flma gündemleri aras›nda yer al›yor. Forumun son oturumu seçim gündemiyle hak mücadelelerini tart›flmay› hedefliyor. Bu oturumda Hak mücadelelerini, halk›n ba¤›ms›z siyasetini infla eden toplumsal, politik ve s›n›fsal bir direnifl düzlemi olarak ele alacak olan sunufllarda hak mücadeleleri aç›s›ndan genel seçim sürecinin yarataca¤› ola¤anüstü siyasal koflullarda oluflturulmas› gereken ortak mücadele hatt› ve program›n› netlefltirmeye yönelik tart›flmalar olacak.

Forumun ilk günü kadınların

H

I 10.30- 13.30 Neol‹beral ça¤da s›n›f mücadelesi: Siyasal kriz, yeni yönetim stratejileri ve s›n›f›n yan›tlar›

Halk›n Haklar› Forumu 10 Haziran 2007 - Ankara

Kadın mücadelesini halkın hakları mücadelesinde daha da ileriye taşımayı, kadınlara ikinci sınıf yurttaşlığı ve yeniden ikinci sınıf insanlığı dayatan kadın düşmanlığına karşı kadınların siyasal, kamusal ve özel alanlardaki eşitlik ve özgürlük taleplerini güçlendirecek politik ve kitlesel bir kadın mücadelesinin olanaklarını tartışacak.

Genel seçimler gündemde Siyasal bir sorun olarak gericilik Forum’daki tüm hak mücadelesi atölyelerinde özel bir bafll›k olarak tart›fl›lacak. Forumun son günü gerçekleflecek ana sonuç atölyelerinden biri Halk›n Haklar› ve Gericili¤e Karfl› Mücadele Atölyesi olacak. Bu atölyenin temel hedefi neoliberalizme karfl› direniflle gericili¤e karfl› mücadeleyi tek bir organik çerçevede bütünlefltirmek ve halk›n haklar› mücadelesinin bileflenleri aç›s›ndan, gericilikle mücadelede taleplerden araçlara kadar bir ortaklaflma zemini yaratmak.

Atölyede isyan var Halkın Hakları Forumu atölye grupları: Güvencesizliğe Karşı Mücadele; I Engelli Hakları I Eğitim Hakkı I Sağlık Hakkı I Çalışma Hakkı I Emeklilerin Hakları ve Emeklilik Hakkı Doğanın Metalaştırılmasına/Yok edilmesine Karşı Mücadele I Tarım-Gıda Egemenliği-Beslenme Hakkı I Su Hakkı I Enerji Hakkı Sermayenin Kent Politikalarına Karşı Mücadele I Ulaşım Hakkı I Barınma Hakkı I Kültür-Sanat Hakkı I İletişim Hakkı


3

GÜNDEM 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

‘Bu müjdeler bizi güldürmez’ B

aşbakan Recep Tayyip Erdoğan 2010 yılının son parti grup toplantısında 2011 yılı için 3 müjde verdi. Bu 3 müjde çiftçileri, üniversite öğrencilerini ve dar gelirli aileleri ilgilendiriyordu. Bu müjdeleri seçim yatırımı olarak kullanmayı hedefleyen AKP, devlet bütçesinden verdiği sus paylarıyla muhalefetsiz bir seçim süreci geçirmeyi umuyor. TANIDIK HAREKETLER AKP’nin seçim öncesi bu türlü vaatlerde bulunması yeni değil. 2007 seçimlerinde de çiftçiye seçim jesti yapılmış, tarımsal makine alanlara kredi desteği verilmişti. Tunceli’de halka dağıtılan beyaz eşyalar, kömür ve erzak yardımları bildik manzaralardan. Seçim çalışmalarına başlayan AKP’nin 2011 seçim rüşvetleri ise yeni yıl için iyi dilek olamayacak kadar kötü. 2010 yılında sesi en çok çıkan kesimler olan çiftçi, öğrenci gençlik ve yoksul halkı yanına almaya çalışan Başbakan’ın vaatlerini Halkın Sesi için konunun muhataplarına sorduk. Başbakan’ın ilk müjdesi “1 Ocak 2011'den itibaren Ziraat Bankası'nın tarımsal kredi faiz oranını yüzde 13'ten yüzde 10'a çekeceğiz” oldu. Çiftçi-Sen Genel Başkanı Abdullah Aysu Başbakan’ın vaatlerini "yanılsama” olarak değerlendirdi. ÇİFTÇİ SEN: “BÖYLE MÜJDE OLMAZ” Aysu, çiftçinin en büyük sorununun su ve elektrik faturaları olduğunu belirtti. "Çiftçi elektrik ve su faturalarını ödeyebilmek için kredi alır. Hal böyleyken sürekli zamlı gelen faturalar çiftçinin belini büker. Kredi alıp borcunu ödemeye çalışan çiftçi bu sefer de kredinin faizini ödemek için dara düşer. Borcu borçla kapatarak yaşamaya çalışan çiftçi için, kredi faizlerinde yapılacak yüzde 3’lük düşüş bir şey ifade etmemektedir."

B

aşbakandan 2011 müjdesi alan çitfçilere, öğrencilere ve eğitim emekçilerine sorduk. Bu müjde yüzünüzü güldürür mü? İşte cevaplar

Aysu, "Asıl olması gerekenin de, elektrik ve suyun çiftçiye maliyetinin düşürülmesidir" diye belirtiyor. FAİZ İNDİRİMİ ZAMLARIN YANINDA NEDİR Kİ? Aysu, Başbakan’ın yaptığı açıklamayı seçim yatırımı olarak değerlendirip "İndirim hayatları iyileştirmeyecektir" diyor. Hükümetin çiftçiyi kaygısı ve stresiyle baş başa bıraktığını, kamuoyunu aldattığını söylüyor. Yapılan iyileştirmenin çiftçiye yaramayacağını düşünen Aysu, şöyle diyor: "Faiz indirimi esasen tarım şirketlerine ve büyük toprak sahiplerine yaramaktadır. Çiftçi zaten çok zor koşullarda kredi alabiliyor. Aysu, kredi alınması konusunda, tarım tekellerinin işine yarayan

fakat küçük üreticinin kredi almasını zorlaştıran 10 milyarlık kredi için 30 milyarlık gayrimenkul göstermeleri şartını hatırlattı. Başbakan’ın çiftçilere verdiği müjdeyi ‘seçim yatırımı için yanılsama yaratıyorlar’ diye eleştiren Abdullah Aysu’dan sonra üniversiteli öğrencilere kulak verdik. Tayyip Erdoğan’ın; “1 Ocak 2011'den itibaren üniversite öğrencilerinin burs ve kredi miktarlarını yüzde 20 oranında arttıracağız” müjdesini, İstanbul Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü öğrencisi Mustafa Altıntaş’a sorduk. Altıntaş, Başbakan’ın halkı kandırmaya çalıştığını düşünüyor. 40 LİRAYLA DÜNYA NE GÜZEL! Altıntaş, Başbakan’ın 40 liralık

zammının mevcut ihtiyaçlarına kalıcı bir çözüm sunmadığını söyledi. “Kredilere ve burslara 40 lira zam yaptı Tayyip Erdoğan. Şimdi bir hesap yapalım 40 lira ile neler yapabiliriz. Eğer İstanbul’da öğrenciyseniz aylık ulaşım masrafını asla karşılamaz. Sadece iki hafta karnınızı doyurabilirsiniz. Kaldı ki kira artış oranına bile denk gelmeyen bu zamla hiçbir yerin kirasını ödeyemezsiniz. Başta da söylediğim gibi hükümet böylesi küçük rakamlarla göz boyamaya çalıyor. Çünkü 40 lira gibi bir artış, bizim hiçbir ihtiyacımızın kalıcı çözümü olamaz.” HACİZ MEMURLARI KAPIDA Tayyip Erdoğan’ın “Kredi ve burs verilen öğrenci sayısı bizim

dönemimizde arttı” sözlerini de yorumlayan Altıntaş bu kredilerin diplomalı işsizlerin kâbusuna dönüştüğünü söyledi. “Peki mezun olup iş bulamayan ve dolayısıyla kredi borcunu ödeyemeyen öğrenciler ne olacak? Her yıl kat be kat aratarak borçlu öğrenci sayısı büyüyor. Evlere haciz memurları geliyor, çoğu mezun arkadaşımın başına bunlar geldi.” Başbakan’ın son müjdesi ise kendi deyimiyle dar gelirlilere yönelikti. 1 Ocak 2011'den itibaren şartlı nakit transferi miktarlarını da, yüzde 22 ila yüzde 50 arasında artırmak planları olduğunu açıklayan Tayyip Erdoğan’ın ne demek istediğini Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi’nden öğretmen Hamide Yiğit’e sorduk. Başbakan’ın ‘dar gelirlilere şartlı nakit transferi’ diye bahsettiği, yoksul ailelere yapılan eğitim desteği. Bu destek Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü (SYDGM) tarafından, ailelerin gerçekten yoksul olduklarını ispatlayan belgelerle kuruma başvurmaları halinde veriliyor. 30 LİRAYLA OKUMA DEVRİ BİTTİ! Eğitimin her alanının paralılaştırıldığını ve bir öğrencinin aylık eğitim giderinin 30 lirayla karşılanamayacağını belirten Yiğit, “Çok büyük bir iş diye duyurulan bu artışlar öğrencinin bir dönemlik fotokopi parasını bile karşılamıyor, okullarda tüm ihtiyaçlar öğrenciye aldırılıyor ve dolayısıyla kaç 30 lira lazım bunun hesabı yapılmalıdır” dedi. Yiğit; “Şartlı Nakit Transferi alabilecek aileler için ‘tamamen yoksul’ olma şartı aranıyor. Herhangi bir sağlık güvencesinin olup olmadığı, başka herhangi bir kurumdan yardım alıp almadığı araştırılıp sadece okula giden çocuklu ailelere veriliyor. Dolayısıyla önce yoksullaştırıp sonra da yardım etmek tam da AKP hükümetinin işi.”

Üniversite AKP’ye başkaldırıyor

Ankara’da 5 Ocak günü AKP binas›na yürümek isteyen üniversite ö¤rencilerine polis sald›rd›. ODTÜ kampüsü A1 girifl kap›s› 6 z›rhl› araç ve iki bine yak›n polis taraf›ndan kuflat›ld›. ODTÜ Kampüsü önünde toplanan yüzlerce ö¤renci, AKP binas›na do¤ru yürüyüfle geçti. Ö¤renciler üzerinde "Paras›z e¤itim istiyoruz!", "Üniversitenin gerçek sahipleri geldi!" yaz›l› suntadan kalkanlar tafl›d›. “Baflkald›r›yoruz! Eflit Paras›z Bilimsel Anadilde E¤itim ‹stiyoruz” pankart› tafl›yan ö¤renciler polis engeliyle karfl›laflt›. Ö¤renciler polise "Uyar›yoruz! Yolu aç›n!" diye seslendi. Polisin yürüyüfle izin vermemesi üzerine ö¤renciler polis barikat›na müdahale etti. Engellemeye ra¤men yürümek isteyen ö¤renciler, polisin tazyikli su ve gaz bombal› sald›r›s›na maruz kald›. Uzun süre z›rhl› araçlarla ö¤rencilere tazyikli su s›kan polise karfl› ö¤renciler da¤›lmayarak direndi. Tazyikli suyla ö¤rencileri da¤›tamayan polis daha sonra gaz bombas› ile sald›rmaya bafllad›. Ö¤renciler ise polise tafllarla karfl› koydu. ODTÜ rektörlü¤ü taraf›ndan resmen ça¤›r›lmad›¤› için içeriye giremeyen polis kampüs ç›k›fl›nda bekledi. Kap›daki çat›flmalar birkaç saat sonra biterken, yüzlerce ö¤renci kampüs içine çekildi. Ö¤renciler polis sald›r›s›n› kampus içinde düzenledikleri büyük bir yürüyüflle protesto etti.

AKP’nin yeni yıl takvimi: Propaganda, yatırım, önlem, tezgah 1 Aralık ile 1 Ocak arasında, 23.59 ile 00.01 arasında yeni bir dünya kurulmadı, yeni bir dönem açılmadı. Ülkenin toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunları aynı yoğunlukta devam ediyor. Ve ülke seçim lafı çok kullanılmadan hızla seçime hazırlanıyor. Bu süreçte AKP hem iktidar olmanın hem de tecrübeli olmanın tüm avantajlarına sahip. Ve seçim dönemi kullanacağı malzemeleri çok önceden hazırlamış durumda. Şimdilik açığa çıkanlar:

3

SEÇİM ÖNCESİ PROPAGANDA Tayyip Erdoğan’a 2010 yılı içinde üç tane uluslararası ödül verildi. 9 Mart’ta Suudi Arabistan’da “Kral Faysal Ödülü” (yanında 24 ayar değerinde hatıra madalya, 200 gram altın madalyon ve 200 bin dolar), 25 Kasım’da Lübnan’da Arap Bankalar Birliği tarafından “Yılın Lideri Ödülü” (yanında ne verildiği açıklanmadı ama kullanabileceği gizli bir hesap numarası fena olmazdı), 29 Kasım’da Libya’da “Kaddafi İnsan Hakları Ödülü” (yanında madalyanın yanı sıra 250 bin dolar). Uluslararası karizma AKP seçmeninin en sevdiği özelliklerden biri. Bunu bilen Abdullah Gül de boş durmamış. En son sızdırılan bir Wikileaks belgesinden anlaşıldığı üzere Amerikalılarla yapılan pazarlıkta 20 adet Boeing uçağı alımı karşılığında bir Türk’ün Amerikalılar uzaya çıkarken yanlarına iliştirilmesini istemiş. Dikkat edilirse Gül, Amerikalılardan indirim ya da uzay araştırmalarında bilimsel yardım istemiyor, yanında resim çektireceği Türk astronot istiyor. Bu arada “astronot” sözcüğünü de mutlaka değiştireceklerdir; Amerikalıların astronot, Rusların kozmonot, Çinlilerin taykonot, Fransızların spaykonot ismini verdiği şeye bazı zihnisinirlerin “türkonot” ya da “gökmen” gibi önerileri olsa da herhalde AKP’liler “akkonot” ismini verirlerdi. Ama hakkını teslim etmek gerek. Seçimden bir iki ay önce bir tarafında Tayyip’in diğer tarafında Gül’ün yer aldığı bir “akkonot” fotoğrafı 2-3 puan fark ettirirdi, yazık. Abdullah

Gül, artık kendi adını verdiği Kayseri’deki üniversitenin uzay çalışmalarını beklemek zorunda. AKP’lilerin uluslararası “karizma” takıntısı bulaşıcı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ‘çok başarılı’ çalışmaları hatırlanacaktır; İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olduktan sonra şimdi de 2012 Avrupa Spor Başkenti seçildi. Ayrıca Topbaş, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı’nın (UCLG) yeni başkanı da olmuştu. Bu tür projeler, milyarlarca liralık borcu olan belediyenin başarısızlığını örttüğü gibi AKP yandaşlarına hortum kanalları da açmakta. Topbaş’ta göz boyama taktikleri çok. Yine hatırlanacağı gibi İstanbullulara “şehir hatlarında kullanılacak vapur tipini” seçme özgürlüğü tanımış, aylar süren anket yapmıştı. O süreç Şehir Hatlarının dönüşümünü ve taşerona geçmesini gizlemek içindi. (Şimdi de deniz otobüsleri satışa çıkıyor.) Şimdi de İstanbullulara “tramvay modeli seçme özgürlüğü” tanıyor, halk oylamasına sunuyor. Neden? Ulaşımda çizdirdiği karizmayı yeniden sağlamak, niteliksiz-paralı taşımaya devam etmek için. Melih Gökçek ise zor ve geç öğrenenlerden. O da EXPO 2020 (Dünya Fuarı) için aday olduğunu açıkladı. Bilindiği gibi İzmir Belediyesi EXPO 2015 için başvurmuş ama seçilememişti ancak 2020 için de başvurularının geçerli olduğunu açıklamıştı. Gökçek, buna rağmen hem İzmir’in CHP’li belediyesinin önünü kesmek hem Ankara’daki karizmasını düzeltmek hem de Topbaş’ı biraz kıskandığından olacak, rol çalmaya çalışmakta. Bu ataklar Ankaralıların ulaşım zammını kabul etmelerine yarar mı, bilinmez! Ancak bilinmesi gereken bir şey var ki AKP, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere tüm toplu taşıma alanını özel sektöre devretme planları yapmaktadır. SEÇİM ÖNCESİ YATIRIMLAR Tayyip deneyimlerini sergilemeye başladı bile. 1 Ocak 2011'den itibaren, Ziraat Bankası'nın tarımsal kredi faiz oranı yüzde 13'ten yüzde

10'a indirdi, üniversite öğrencilerinin burs ve kredi miktarlarını yüzde 20 oranında arttırdı, dar gelirli ailelere, çocuklarının okula devam etmesi kaydıyla yapılan “şartlı nakit transfer”i de 1 Ocak'tan itibaren yüzde 22-50 oranında arttırdı. Çiftçiler, üniversiteliler, yoksullar... (Dikkat edilirse asıl yapılanın sermayenin, piyasanın teşvik edilmesi olduğu görülecektir.) Romanları da unutmadı Tayyip. Onları da AKP grup toplantısına çağırdı, durumlarının “iyileştirileceği” sözünü verdi ve devletin onlara artık “çingene demeyeceğini” söyledi. Bülent Arınç da boş durmadı bu arada. Fener Rum Patrikhanesi'ni ziyaret etti. Ruhban okulu ve yetimhane için “Verdiğimiz şey cebimizden verdiğimiz bir şey değil” diyerek “Yasalar ne ise onu” yapacakları vaadini verdi. AKP parçalar halinde kurguladığı her toplumsal kesime özel projeler, özel vaat programları hazırlamış ve adım adım sergiler durumda. Kuşkusuz Kürtler müstesna bir yere sahip. Gül, o yüzden yılbaşında Diyarbakır’daydı. Kürtlerin “çok fazla” gündem olan Demokratik Özerklik “icraatlarına” ayar vermek ve yumuşatmak için. Hiçbir şey söylemeyip, hiçbir şey yapmadan, sadece varlığı ile başarılı oldu da. Bunda Öcalan’ın katkısını da unutmamak gerek. (“Kongre ve Parti demokratik özerkliği çok dar ve basit ele almışlar.”) AKP’nin Kürtlerin talep ettiği statükoyu, yasal güvenceleriyle sağlamayacağı aşikâr. AKP, Kürt sorununda özellikle seçimlere kadar “ikili hukuk sistemini” işletmeye çalışacaktır. Bu sisteme alışıktır. Nasıl ki tarikatların, cemaatlerin varlıkları/işleyişleri bu sistem içerisinde idame ettiriliyorsa Kürtler de hiçbir yasal/hukuki güvencelere sahip olmadan kendi varlıklarını, dillerini (fiili ve elbette belirli sınırları aşmadan) idame ettirebilirler. AKP’nin (şimdilik) en önemli seçim yatırımı ise polislere sağlanan kıyak askerlik kararı oldu. Yaklaşık 40 bin polis askerlikten “yırttı”. Gerekçe neymiş, devletin güvenlik elemanına

ihtiyacı varmış. (Doktorlar da bağırıyor “Toplumun doktora ihtiyacı yok mu?” diye). Tek şart yedi yıl devlet hizmetinden (AKP’ye hizmetten) ayrılamayacaklar. Bir başka yatırım ise 10 yıl kesintisiz görev yapacak, 2 bin TL maaş alacak 30 bin “sözleşmeli er” alımında yapılacak. SEÇİM ÖNCESİ ÖNLEMLER AKP’nin özel önem verdiği önlemlerin başında merkez sağda kendisinden oy çalabilecek yeni bir oluşuma izin vermemek var. Demirel-Cindoruk ikilisinin başı çektiği DP risk oluşturuyor. Ancak hala genel başkan bulamadılar. Hatırlanacağı gibi genel başkan ismi olarak ilk önce Rıfat Hisarcıklıoğlu adı geçmişti. Maliyenin vergi memurları da Hisarcıklıoğlu’nun şirketlerinin kapısına dayanmıştı. Cindoruk, şimdi yeni bir model öneriyor; seçimde yüzde 10’u geçemeyecek partilerin oluşturduğu bir seçim ittifakı, bir seçim cepheleşmesi. AKP’nin buna da bir önlemi olacaktır mutlaka. AKP’nin bir diğer önlemi medyaya. Fethullah’ın megafonu Gülerce açıkladı: “12 Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra, Türkiye'de büyük değişimin, asıl medyada devam edeceğini hep birlikte göreceğiz.” Bu hem tehdit hem de bilgi notu. Aydın Doğan’ın sahip olduğu gazete ve televizyonları satmaya çalıştığı ancak Tayyip’in müşterileri beğenmediği için satamadığı zaten biliniyor. Tayyip’in özel önem verdiği propaganda işinde medya asla “sopasız ve havuçsuz” bırakılmayacak. AKP’nin özenle çalıştığı asıl konu ise “toplumsal muhalefet.” Yumurtalardan o kadar rahatsız oldular ki ezberleri bozuldu, her şeyi denemeye başladılar. İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu bölgeyi yarı-açık cezaevine dönüştürmeye çalışıyorlar. Eskişehir’de “protesto sırasında camlara zarar verdikleri gerekçesini uydurup” para cezası vererek (Gökçekvari) öğrencileri yıldırmaya çalışıyorlar. Tamamen keyfi seçime dayalı uzaklaştırma cezaları veriyorlar. Zihnisinir

YÖK Başkanı, yalıtılmış “protesto alanları” (hyde park) öneriyor. Elleri ayakları birbirine dolanmış durumda. Hele bir de AKP ile derdi olan her sıradan vatandaş (onlar da biliyor, dertlilerin sayısı çok fazla) yumurtayı cebine koyar da seçim dönemi AKP’li kovalarsa ne olur bu iktidarın hali? Ancak unutulmamalıdır ki AKP’nin özellikle iktidar olduktan sonra geliştirdiği özel tezgâhları bulunuyor; çakma terör örgütü suçlamaları, itibarsızlaştırma komploları, vergitemizlik-çevre için haraç kesmeler, yasaların keyfi uygulaması vs. vs. SEÇİM ÖNCESİ TEZGAHLAR AKP’nin başını ağrıtan iki belediye başkanı mevcut: Ankara ve Kayseri belediye başkanları. Bundan sonra bir daha belediye başkanlığı için adaylığını koymayacağını söyledikten sonra, nerede patlayacağı kestirilemeyecek olan Melih Gökçek’e ne olacak? Ve AKP’nin önemli bir hortumunun vanası durumundaki Kayseri belediye başkanına ne olacak? Milletvekili olmaları ve dokunulmaz kılınmaları büyük ihtimal. Ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250. maddesinde tanımlanan örgütlü suçlarda tutukluluk süresinin en fazla 10 yıl, 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda ise en fazla 5 yıl olabileceğine hükmederek, bu süreyi dolduran tutukluların tahliyesine karar verdi. Adalet Bakanı’nın açıklamasına göre şimdilik 953 kişi salıverildi. Şimdilik, çünkü süresini dolduranlar yavaş yavaş çıkmaya devam edecek. Tahminlere göre 20 bin kişi çıkacak. Bu durumun bilinmedik, AKP’nin kontrolü dışında gerçekleştiğini söylemek elbette çok büyük bir aymazlık olur. Tayyip’in canını sıkacak tek şey Hizbullah’ın işkenceci katillerinin salıverilmesi görüntülerinin çok fazla medyada yer bulmasıdır sadece. Onun suçunu da Adalet Bakanı, kendinden olmayan Yargıtay üyelerine attı; “Bilerek geciktirdiler.” Tayyip, bu duruma fiilen izin vererek Turgut Özal’ın 1991 yılında çıkardığı “Şartlı Salıverilme Yasası”na

öykünmüş durumda. Hatırlanacağı gibi o yasayla da cezasının 10 yılını çekenler salıverilmişti. Bir yönü seçim öncesi yatırım, diğer yönü Kürt sorununda umudu beslemek. (10 yıldır tutuklu olan çok sayıda PKK’li mevcut.) Ancak asıl yönü bu yeni durumla birlikte AKP’nin yargıda girişeceği ikinci büyük operasyonun zemini de yaratılmış oldu. Zaten Adalet Bakanı da bu duruma ilişkin kapsamlı “çözümlerinin” hazır olduğunu açıkladı. AKP’nin seçim öncesi en büyük tezgâhı ise kuşkusuz “Torba Yasa.” Kamuoyunda Af Tasarısı olarak bilinen vergi ve prim borçlarına yeniden yapılandırma hakkı veren tasarı, AKP’nin ilgili ilgisiz çok sayıdaki düzenlemeyi aynı yasa tasarısına yığması ile 216 maddeye ulaşmıştı. Bu günlerde yasanın maddeleri komisyonda hızla görüşülerek Meclis gündemine getirilmeye çalışılıyor. Çokça yazıldı çizildi, torba yasada yok yok; esnek istihdamdan öğrenci affına, ihtiyaç fazlası işçilerin sürgününden keçilerin ormanlık alanda rahat otlatılmasına kadar her şey var. Ancak asıl olarak AKP’nin neoliberal politikaların rahatça uygulanabilmesi için ihtiyaç duyduğu yapısal dönüşümler var. Ve bunların yoksullaştırılan, mülksüzleştirilen, proleterleştirilen halk için daha iyi bir gelecek getirmeyeceği çok açık. Toplumsal muhalefet; neyin, nerede, nasıl, niçin, ne zaman ve kiminle yapılacağını artık düne göre çok daha iyi biliyor. Bu noktada Halkevleri’nin 21-2223 Ocak’ta Ankara’da yapacağı ikinci “Halkın Hakları Forumu” önemli bir basamak oluşturacak. Yıllardır sürdürülen hak mücadelelerinin ayrı başlıklar halinde yeniden ele alınacağı ve hak mücadelelerine dair ayrıntılı programların oluşturulacağı bu forumda, seçim döneminin nasıl daha uygun geçirileceğine ilişkin de ayrıntılı taktikler oluşturulabilecek. 31 Aralık ile 1 Ocak arasında, 23.59 ile 00.01 arasında yeni bir dünya kurulmadı, yeni bir dönem açılmadı ama yine de mücadelenin sıkı, başarının çok, yoldaşlığın sıcak olması dileği ile…


4

GÜNDEM 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

‘Piyasa’ Kürt sorununu çözemedi umhurbaşkanı Gül Diyarbakır’da MGK kararlarını “tebliğ” etti. Resmi dilin Türkçe olduğunu, bunda bir değişiklik yapılamayacağını; buna karşılık “halk arasında” konuşulan “farklı diller”in “kültür mirası” kapsamında Anayasal koruma altında olduğunu söyledi. 2011 Türkiye’sinde Kürtçe’yi “kültür mirası” olarak tanımlamak komik. 2011 Türkiye’sinde Kürtçe artık “yaşayan” bir dil olmanın da ötesinde belki de Türkçe’den daha fazla “gelişen” bir dil.* Kürtçeyi “ölmekten kurtaran”, yaşamasını güvence altına alan ve bir “toplumsal hareket”le “gelişen bir dil” durumuna getirenin ise devlet olmadığını herkes biliyor. Cumhurbaşkanının, “anadille eğitim” talebi ve “iki dilli yaşam” hareketinin karşısına “devlet memuru tavrı ve söylemiyle” çıkarken, “Kürt sorununun liberFerda al çözüm siyaseti”nin bir başka Koç noktadaki “yenilgisi”ni zımnen kabul ettiği ise pek kimsenin ferdakoc@ dikkatini çekmedi. hotmail.com Devlet, Kürtlerin dil taleplerini artık reddedemeyecek hale geldiğinde, “çarpıtma” yolunu tutmuş, “Anadille eğitim” talebini “anadil eğitimi”ne indirgemeye kalkışmıştı. “Anadil eğitimi” “serbest” bırakılmış, “özel Kürtçe dil kurslarının” açılabileceği duyurulmuştu. Devlet bir taşla birkaç kuş vurduğunu sanıyordu. Hem Kürtçenin “varlığı”nı kabul etmiş görünüyor, hem Kürtçe dil eğitimini “özel kurslara” havale ederek bir “zengin sporu” haline getiriyor, hem de “Kürtçe dil eğitimi” üzerinden “eğitimin özelleştirilmesi” programına bir cephane daha sağlıyordu. “Özel Kürtçe dil kursları”nı “pek önemli bir gelişme” olarak selamlayan liberaller, özel “Kürtçe eğitim kurumları”nın açılmasına da izin verilmesi halinde “Anadilde eğitim sorununun da çözüleceği”ni ileri sürmeye başladılar. Böylece her şeye kadir piyasa, Kürt sorununu da çözmüş olacaktı! Ama evdeki hesap çarşıya uymadı! Öteden beri evlerinde dahi Türkçe konuşan, hatta Kürtçe konuşanı “gundi” (köylü) diyerek aşağılayan “Kürt zenginleri”, Kürtçeye rağbet etmediler. Açılan birkaç özel Kürtçe dil kursu kısa sürede kapandı. Irkçı Türk basını bu olayı da “mabadından” anladı ve “son Kürtçe dil kursu da öğrencisizlikten kapandı” mealli başlıklar atarak “Anadille eğitim” talebinin de “asimilasyona karşı direnişin” de Kürtler içinde “tutunamadığı” havasını yaratmaya çalıştı. Oysa sorunun aslı tamamen başkaydı. Kürt ulusal sorunu bir “yoksul halk” sorunuydu. Kürt zenginlerinin, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Kürt uluslaşmasında neredeyse hiç yeri olmamıştı. Anadilini düzgün bir biçimde öğrenmek ve kullanmak isteyen yoksul Kürt gencinin ise para ödeyerek özel bir dil kursuna gitmesi mümkün değildi. “Kürtçe Dersaneciliği”nin bir piyasası yoktu! Bu nedenle Kürtçe sorununu “piyasa”ya bırakmak, “çayı ‘Dursun’a söylemek’ten” farksızdı! Bu yüzden de açılan “Ücretli Kürtçe Kursları” ardı ardına kapandı. Haydi “ekonomi-politik diliyle” konuşalım. Kürtçenin bir “piyasasının olmaması”, onun bir “değişim değerinin” olmadığı anlamına gelebilir. Kapitalist üretim ilişkileri içerisinde “değişim değeri olmayan” bir şeyin “üretimi”nin de yeri yoktur; ama “sermaye tarafından üretiminin”! Yoksa, herhangi bir gereksinim, şu veya bu sebeple değişim değeri taşıyan bir mal ile karşılanamadığı için gereksinim olmaktan çıkmaz! Bir toplumsal gereksinim, şu ya da bu nedenle ticari mal üretimiyle karşılanamıyorsa “ortadan kalkmaz”, kamusal yolla karşılanmak üzere “talepte bulunmaya” başlar. Talebin birincil muhatabı da “devlet”tir. Ama, eğer devlet, toplumsal bir gereksinimi kendi kamusallığı üzerinden karşılamazsa, bu kez toplum ayrı bir “kamusallık” yaratır. Kürt hareketi tam da bunu yaptı. TZP Kurdî Kürtçe Dil ve Eğitim Hareketi’ni yarattı. Hareketin amacı “asimilasyona ve oto-asimilasyona karşı koyma” olarak tanımlandı. Tamamen Kürt eğitim gönüllülerinin emeğine dayanan ve ücretsiz olarak düzenlenen kursların omurgasını oluşturduğu hareket, 3-4 yıl içinde kendi eğitimcilerini de üreterek yaygınlaştı, gerçek bir “toplumsal hareket” karakteri kazanmaya başladı. “Anadil eğitimi”nde sağlanan bu başarının ikinci adımı, “Anadille eğitim” talebinin ön plana çıkarılması oldu. Anadille eğitim talebini “Anadil eğitimi”ne indirgeyen çarpıtma düzeltildi! Hareket, bu öğrenim yılı başında, tüm eğitim kurumlarını “Anadille eğitim” talebiyle boykota çağırdı. Katılım oranı bakımından epeyce tartışılsa da “Boykot”, “anadille eğitim talebini ortaya koyan” kayda değer bir toplumsal hareketin “var” olduğunu gösterdi. Bu çağrı aynı zamanda Kürt sorununun temel toplumsal hizmetlere ilişkin boyutunda, çözümün “piyasada aranamayacağı”, kamusal hizmet perspektifiyle sunulması gerektiğinin bir dışavurumu oldu. Bu gelişme çizgisini izlediğimizde, Gül’ün, Kürtçenin “kültür mirası” kapsamında Anayasal koruma altında olduğunu söylemesinin, aynı zamanda “Kürtçe dil eğitimi” sorununu “piyasaya çözdürme(me)” politikasının iflas ettiğinin dolaylı bir ilanı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu itiraf, bir “tehdit”in de kapının önünde olduğunu gösteriyor. Roj TV’nin yerine TRT Şeş’i geçirmek için Avrupa’da kapı kapı dolaşan devlet, şimdi, Kürtçe Dil ve Eğitim Hareketini tasfiye etmek üzere “Kürtçe’yi ‘korumak’ için Kürtçe dil eğitimi kursları üzerinde bir ‘devlet tekeli’ kurmaya” girişirse şaşırmamalıyız.

C

* “Tek dil” şarlatanlarının Türkçenin şimdiki “hal-i pür melali”nin de sorumluları olduğunun altını çizmekte yarar var. Ama bu başka bir yazının konusu.

AKP, MGK, Gül tek dil, tek vücut Kürtler ne istiyor?

Kürtler silahlar› susturup taleplerini tart›flmaya açt›. ‹ki dilli yaflam ve demokratik özerklik talepleri dile getirilince iktidar inkârdan baflka dil bilmedi¤ini ve o kadar da demokratik olmayaca¤›n› gösterdi

K

ürtler silahları susturdu ve demokratik taleplerini tartışmaya sundu. Bugüne kadar “Silahlar konuşurken müzakere olmaz” diyen “açılımcı” AKP iktidarı ise, samimiyetsizliğini ortaya koyarak inkâr siyasetine sarıldı. AKP, MHP’nin takdirini toplarken, CHP de AKP’yi Kürtlere cesaret vermekle itham ederek bu konuda değişmediğini ispatladı. 29 Aralık’ta toplanan Milli Güvenlik Kurulu’ndan (MGK) çıkan bildiriyle Kürtlere yönelik tehditler yinelendi. Özerklik tartışmaları tırmanırken Diyarbakır’a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “Resmi dilimiz Türkçedir” diyerek MGK kararlarını savundu.

AKP fiOVEN‹ZMDEN VAZGEÇEM‹YOR AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, iki dilli yaşam ve demokratik özerklik talebini “Türkiye’deki gerçek demokratikleşme sürecine, gerçek açık toplum arayışlarına suikast teşebbüsü olarak görüyorum” diye yorumladı. Çelik’ten sonra ikinci açıklama İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan geldi. Atalay,

“Bu tartışılmaz. Bu manada iki dil veya benzer söylemlerin hiçbir değeri yoktur” dedi. Çelik ve Atalay, bu sözleriyle diyalog kapılarını kapatarak, hükümet olarak Kürtlerin demokratik talepleri ve örgütlenmeleri karşısında inkâr politikasını sürdüreceklerini ortaya koydu. Kürtlere “dağdan inin ovada siyaset yapalım” diyen hükümet, silahları susturup diyalog kapılarını açan Kürt hareketi karşısında, açılım politikalarının ikiyüzlülüğünü bir kez daha gösterdi. Tayyip Erdoğan da, “tek dil, tek bayrak” şovenizmine sarıldı. Erdoğan, "Milletimin resmi dili tektir. Ortak dil Türkçedir, bu gerçeği değiştirme girişimleri kabul edilemez. Tartışmaya dahi açmak ne demokrasiye ne kardeşliğe hizmet eder” dedi. Referandum sürecinde sağ tabanın gerici-şoven duyarlılıklarına seslenen ve MHP tabanını kendi seçmenine çeviren Erdoğan, genel seçim sürecinde de bu siyaseti sürdüreceğini gösteriyor. Kürtlerin demokratik talepleri karşısında şoven bir duruş sergileyerek şoven kitle temelini korumayı ve MHP’ye

doğru olası bir oy kaymasını engellemeye çalışıyor.

gerektiğine dikkat çekilmiştir'' denildi.

OL‹GARfi‹N‹N B‹RL‹⁄‹ Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) tartışmaya açılan demokratik özerklik talebi ve BDP’nin çıkışıyla gündeme gelen iki dillilik tartışmaları karşısında AKP, TSK ve düzen içi muhalefet tek vücut oldu. Işık Koşaner’in Genelkurmay Başkanlığı döneminde TSK’nın siyasete ilk müdahalesi, Kürtlerin talepleri karşısında ordunun taraf olduğu açıklamasıyla geldi. Genelkurmay AKP ile aynı fikirde olunca, iktidar “askeri vesayete karşı açtığı demokrasi savaşını” unuttu. Bu birlik manzarası Milli Güvenlik Kurulu’nda da perçinlendi. Toplantının gündemini demokratik özerklik ve iki dil tartışmaları oluşturdu. Toplantıda Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından sık sık yinelenen ‘Tek bayrak, tek millet, tek devlet’ sloganına atıfta bulunulurken “Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dilinin Türkçe olduğu gerçeğini değiştirmeye yönelik hiçbir girişimin kabul edilmeyeceğinin bilinmesi

MGK’NIN GÜL’Ü Diyarbakır’a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “bütün ülkenin taraflar üstü lideri” olarak Kürtlerin taleplerini dinlemektense AKP’nin ve MGK’nın antidemokratik mesajlarını yineledi. Gül, “Resmi dilimiz Türkçedir” dedi ve kültürel zenginliğe atıfta bulunmakla yetindi. Gül şöyle konuştu: “Türkiye Cumhuriyetinin resmi dili Türkçedir bu böyle de devam edecektir. Ayrıca devletin ve kamu kurumlarının dili Türkçedir, ortak dilimizdir.” Gül’ün bu sözleri Kürtlerde ve bölgede hayal kırıklığı yaratırken, inkar dilini yinelemenin çözümsüzlükten başka bir anlama gelmediği vurgulandı. Yine de bölgede iki dilli yaşam eğitim, sağlık gibi kamusal hizmetlerde yer bulamasa da, sokakta ve yerel yönetimlerde fiilen hayata geçiriliyor. Seçim öncesinde ne çatışma ne de Kürtlere taviz görüntüsü vermek istemeyen AKP ise bu sınırlı adımlara göz yumarken şoven dili diri tutuyor.

DTK’n›n, 19 Aral›k’ta düzenledi¤i çal›fltayda tart›flmaya sundu¤u Demokratik Özerklik projesi tasla¤› 8 sacaya¤› üzerine kurulmufl. Taslakta belirtilen somut öneriler siyasi, hukuki, öz savunma, kültürel, sosyal, ekonomik, ekolojik ve diplomasi olmak üzere 8 alan üzerinden tarifleniyor. Taslakta siyasi yönetimin tabandan örgütlenecek köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle ve kent meclisleri arac›l›¤›yla yürütülece¤i ifade edilirken, bu alt birimlerin bir kongrede temsiliyeti hedefleniyor. Kongrenin Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu’na kat›laca¤› ve ortak ülke politikalar›na dahil olaca¤› belirtiliyor. Ancak bölgeyi temsil eden bayrak ve sembollerin kullan›lmas› öngörülüyor. Projenin hukuki boyutunda, özerk yönetimlerin statüsünün TC ve AB taraf›ndan tan›nmas›, hukuksal güvence alt›na al›nmas› gerekti¤i belirtiliyor. Projenin çok tart›fl›lan öz savunma k›sm›nda ise kurulacak öz savunman›n örgütlü topluma dayal›, ahlaki ve politik toplumun güvenlik politikas› olaca¤› ifade ediliyor. Öz savunman›n bir toplumsal direnifl gücü oldu¤u dile getirilirken, uluslararas› sözleflmelere göre tan›mlanan öz savunma hakk›na at›fta bulunuluyor. Projede Kürtlerin dil ve kültürlerini gelifltirmelerinin önündeki engellerin kald›r›lmas› isteniyor. Sosyal boyutta ise ailenin demokratik yönde dönüfltürülmesi, kad›n›n özgürlü¤ü gibi konulara vurgu yap›l›yor. Projenin ekonomik bafll›¤›nda da iflsizlik ve yoksullu¤un ortadan kald›r›laca¤›, emek odakl›, kaynaklar›n özerk yönetim taraf›ndan kullan›ld›¤› bir ekonomi tarifleniyor. Ekolojinin korunmas› için azami çaba gösterilece¤i belirtilirken, diplomasi k›sm›nda “diplomasi devletsiz halklar, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren halklar, gruplar ve topluluklarla karfl›l›kl› dayan›flma ve güven esaslar›na göre yürütülür” ifadeleri yer al›yor.

İşkence hakkımız dediler, serbestler Hakk›nda hüküm verilmemifl san›klar›n tutukluluk sürelerini 10 y›lla s›n›rlayan kanunun yürürlü¤e girmesiyle, 188 kiflinin ölümünden sorumlu tutulan Hizbullah üyeleri serbest b›rak›ld›. Diyarbak›r D Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Hizbullah'›n askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar ile flura üyesi Edip Gümüfl'ün de bulundu¤u 10 san›k, 102. maddenin yürürlü¤e girmesinin ard›ndan tahliye edildi. Serbest kalan Hizbullah üyeleri 2000 y›l›nda ‹stanbul’da yap›lan operasyonlarda yakalanm›flt›. ‹stanbul Üsküdar’da bir evin kömürlü¤ünde domuz ba¤› yöntemiyle katledilen 10 kiflinin cesedine

Gericiler saldırdı halk püskürttü İ

zmir’in Çiğli İlçesi Güzeltepe Mahallesi'nde, Alevi bir aile sokakta çocuklarını severken cemaat üyelerinin sözlü tacizine maruz kaldı. Gericiler, çocuğunu seven babaya “Siz çocuklarınızı böyle mi seviyorsunuz? Siz Alevilerin kızlarınızı kucağa alıp sevmesi kızlarınız ve kardeşlerinizle ilişkiye girdiğinizin ispatıdır” dedi. Tepki gösteren baba ve yanındaki arkadaşı, 4 cemaat üyesinin saldırısına uğradı. Saldırının ardından mahalleden gençler, cemaat evi olarak bilinen eve gitti. Gençler, cemaatçilerin polis korumasıyla bölgeden uzaklaştırıldığını gördü. Bunun üzerine mahalleliler önce Güzeltepe karakoluna, cemaatçilerin burada olmadığını öğrendikten sonra da Çiğli merkez karakoluna yürüdü. “Mahallemizde cemaat istemiyoruz” diyen mahalle halkı daha sonra cemaat evinin bulunduğu sokağa yürüdü ve burada bir açıklama yaparak gericiliğe ödün vermeyeceklerini söylediler.

ulafl›lmas›n›n ard›ndan operasyonlar Ankara ve Konya’ya s›çram›fl, çok say›da Hizbullahç› tutuklanm›flt›. Hizbullah san›klar› çok say›da kifliyi iflkenceyle öldürdüklerini mahkemede kabul etmifl ve iflkenceyi bir “hak” olarak savunmufl, d›flar› ç›kt›klar›nda yine ayn› fleyleri yapacaklar›n› söylemiflti. Hizbullah üyelerinin serbest b›rakt›ran AKP, ‹slamc› kesimin gönlünü okflayan önemli bir ad›m atm›fl oldu. Bu ad›m flimdiye kadar ‹slamc›lar›n öfkelerini örgütleme konusunda daha aktif bir konumda olan Saadet Partisi’nin önünü de kesiyor. Baflbakan Erdo¤an’›n, Mavi Marmara bask›n› son-

ras›nda ‹srail’e karfl› yapt›¤› ç›k›fllar ve geminin 26 Aral›k’ta ‹stanbul’a getirilmesi de benzer bir flekilde olay› bafl›ndan beri örgütleyen Saadet Partisi’nin etkisini zay›flatm›flt›. Hizbullahç›lar› serbest b›rakt›ran yasa 2005’te ç›km›fl ve 2008’de yürürlü¤e girmesi öngörülmüfltü. 2008’de erteleme karar› alan AKP bu kez erteleme seçene¤ini kullanmak istemedi. Yasaya göre sal›verilme süresi çocuklar için 5 y›l. Bu yasa çerçevesinde Hrant Dink’in katili Ogün Samast da, dava karara ba¤lanmazsa 1 y›l içinde serbest kalacak.

‘İsrail’le ilişkiler kesilsin’ F

ilistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi, İsrail’in 27 Aralık 2008’de Gazze’ye yönelik başlattığı Dökme Kurşun adlı kanlı saldırının ikinci yıldönümünde İstanbul’da bir eylem gerçekleştirdi. Yoğun yağışa rağmen Beyoğlu Tünel’de buluşan yaklaşık 500 kişi, İsrail’le ikili ilişkilerin kesilmesini talep eden sloganlarla Taksim’e kadar yürüdü. Filistin İçin İsrail’e Karşı Boykot Girişimi’nin çağrısıyla Tünel’de buluşan sol kurum ve emek örgütü temsilcileri Filistin bayrakları ve flamalarla Taksim Meydanı’na kadar sloganlarla, alkışlarla yürüdü. Yürüyüş sırasında “Emperyalistler yenilecek direnen halklar kazanacak”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Filistin’e özgürlük, İsrail’e boykot”, “Katil İsrail işbirlikçi AKP”, “Filistin’e özgürlük Denizbank’a boykot” sloganlarının atıldığı eylemde, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki yerleşimlerine finansal destek veren Dexia-Denizbank’ın boykot edilmesini talep eden dövizler taşındı.

Brezilyalı ünlü karikatürist Carlos Latuff da eyleme destek verdi. Türkiye'nin İsrail'le ilişkilerini derhal kesmesi gerektiğini dile getiren Latuff, Filistin halkıyla dayanışmak için İsrail'in boykot edilmesi gerektiğini ifade etti. Yürüyüş kolu Taksim Meydanı’na vardığında ise Boykot Girişimi adına bir basın açıklaması okundu ve eylem sona erdirildi.

Diyanet’te neler oluyor?

D

iyanet İşleri Başkanlığı’nda Ali Bardakoğlu’nun görevinden ayrılmasından sonra bu kez de AKP ile türban konusunda uyuşmazlığa düşen Ayşe Sucu görevden alındı. Yönetim kurulundan 28 kişi de tepki olarak istifa etti. Diyanet, Sucu’nun görevden alınmasının görüş farkından kaynaklanmadığını savunarak “Tek sebep yeniden yapılandırma” açıklamasını yaptı. Bu yeniden yapılanmanın en önemli hukuksal adımı geçen yaz değişen DİB Teşkilat Yasası ile gerçekleşmiş, Aleviliğin tanınacağı söylenmiş ancak bu vaat boş çıkmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında İslamcı hareketleri kontrol etmek için kurulan Diyanet, zaman içinde resmi ideoloji haline gelen Türk-İslam sentezine dayalı politikalarıyla, önemli bir İslamcılaştırma aracı oldu. AKP, Kürt illerinde imam sayısını arttırma planıyla daha önce PKK’ye karşı Hizbullah’ı besleyerek kullanılan İslam unsurunu, bugün Diyanet ile kullanmayı amaçlıyor. Diyanet dergisinde yer alan bir yazı da kurumun istihdam edeceği kişilerin Diyanet tarafından eğitilmesi gerektiğini ve din eğitimi veren kurumların Diyanet’e bağlanabileceğini söylüyor. Son dönemde gündeme gelen açıklamalar ve uygulamalar, yeniden yapılanma sürecinin, Diyanet’i toplum üzerinde giderek daha etkili bir pozisyona getirmekte olduğunu gösteriyor.


5

DÜNYA 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Yaptırım ‘yanaşım’ oldu 7 D

ışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail’le ilişkiler konusunda 25 Aralık’ta yaptığı bir açıklamayla AKP’nin ikiyüzlü dış siyasetini bir kez daha gözler önüne serdi. AKP’nin İsrail’e esip gürlediği her an bir şova dönüştürülüyor. Bu şovlar İslamcı kesimlerin gazını alırken aynı zamanda İsrail’le yapılan yeni bir anlaşmayı maskelemek için AKP tarafından kullanılıyor. Son olarak Ahmet Davutoğlu köşe yazarlarıyla bir araya geldiği 25 Aralık toplantısında “İsrail’le barışmaya niyetliyiz” diyerek tüm esip gürlemelerin yalan olduğunu itiraf etmiş oldu. 31 Mayıs 2010’da yaptığı açıklamalarda Davutoğlu Türkiyelilere şöyle sesleniyordu: "Biz gereken her türlü adımı atacağız. Hiçbir ülkenin bu konuda bir ayrıcalığı olamaz. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Haklarını sonuna kadar takip etmeye devam edeceğiz ve buna da gücümüz yeter." Bu sözlerin ardından göstermelik olarak BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağıran AKP hükümeti, İsrail’le olan ikili anlaşmalarında bir yaptırıma gitmedi. BM Güvenlik Konseyi’nden de İsrail’e bir yaptırım çıkmadı… 10 Temmuz 2010’da Newsweek’e röportaj veren Davutoğlu şunları söylemişti: “Eğer uluslararası toplum ve uluslararası hukuk bu ölümlerin sebebini sormuyorsa, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak sorma hakkımız vardır. Cevabı alıncaya kadar da Türkiye - İsrail ilişkileri normal zemine oturmayacaktır. Ve Türkiye tek taraflı olarak kendi müeyyidelerini uygulamak hakkına sahiptir… Ne müeyyide uygulayacağımızı onlar biliyorlar.” İsrail bu müeyyidelerin ne olduğunu biliyor mu bilinmez ama AKP o günden bu yana ne bu müeyyideleri açıkladı ne de İsrail’e karşı bir yaptırıma girişti. Daha önce de pek çok kez örneği görülen bu durum son yaşanan krizde de Ahmet Davutoğlu’nun “barışmaya niyetliyiz” demesiyle tekrarlanmış oldu. Filistin halkının mağduriyetinden

Tunus’ta isyan ateşi yakıldı T

unus’un Sidi Bouzid kentinde seyyar satıcılık yapan üniversite mezunu Muhammed Buzizi isimli genç, polislerce el arabasına el konulması ve polisten şiddet görmesi üzerine bedenini ateşe verdi. Buzizi’nin eylemi ülkede hala devam eden halk ayaklanmasının fitilini ateşledi. Neoliberal ekonomi politikalarının halkın boğazını sıktığı Afrika ülkesi Tunus’ta yaşanan eylemler, yüzde 25’i bulan işsizlik oranı ve ülkede özgürlüklerin kısıtlanması nedeniyle kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. 18 Aralık’ta Sidi Bouzid’de başlayan eylemler kısa sürede başkent Tunus’a sıçradı. 22 Aralık’ta Houcine Falhi isimli bir gencin yine işsizliğe dayanamadığını haykırarak bedenini elektrik akımına vermesiyle isyan körüklendi. 24 Aralık’taki eylemlerde iki kişi polis terörü zonucu hayatını kaybetti. 44 yaşındaki Chawki Belhoussine El Hadri ve Mohamed Ammari adlı 18 yaşındaki bir gencin polis kurşunlarıyla can vermesi de halkı yıldırmadı; aksine eylemlere katılanların sayısı arttı. Tepkiler üzerine Başbakan Zine El Abidine Ben Ali, beş bakan ve bir yerel yöneticiyi görevinden aldı. Ancak her fırsatta halkı tehdit eden ve “İşsizliğe çare bulacağım” diye yalan söyleyen başbakanın sözlerine halk inanmıyor ve Ben Ali’nin istifa etmesini istiyor. Ülkedeki sendikalar da hükümetin sözlerinin değersiz olduğunu belirtiyor ve hükümetin istifasını istiyor. Ülkede 6 Ocak itibariyle genel grev başlamış durumda ve halk, hükümet istifa edene kadar eylemleri sona erdirmemekte kararlı.

İsrail’e her fırsatta çıkışan AKP, yaptırım uygulamıyor; daha önce ‘yaptırım uygularız’ diyen hükümet şimdi ‘Barışmaya niyetliyiz’ diyor

iklim 5 kıta

Pakistan’da ikinci büyük siyasi cinayet Pakistan’ın Pencap valisi Salman Teysir 4 Ocak’ta korumasının silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybetti. 2007'de suikasta kurban giden eski Başbakan Benazir Butto'nun lideri olduğu Pakistan Halk Partisi'nin üst düzey yetkililerinden olan Teysir, İslam’a hakaret ettiği iddia edilen Asya Bibi adlı Hıristiyan kadına idam cezası verilmesine karşı çıkmış ve İslam'a Küfür Yasası'nı "kara bir yasa" olarak nitelendirmişti. Cinayet Benazir Butto cinayetinden sonraki ikinci büyük siyasi cinayet olarak görülüyor.

‹srail’e esip gürleyen AKP, bu sayede ‹srail’le yapt›¤› ikili anlaflmalar› gürültüye getiriyor. Türkiye’yle ‹srail aras›nda 2 milyar dolarl›k askeri anlaflmalar bulunuyor nemalanan Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin daha önceki vukuatlarına bakıldığında, AKP’nin mazlumun sesi olmak için değil, İsrail’le ilişkilerini maskelemek için çırpındığı ortaya çıkıyor. ‹SRA‹L SALDIRIYOR AKP SALLIYOR Türkiye ile İsrail arasında özellikle İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırılar nedeniyle birçok kez sözde gerilim yaşandı. Türkiye her saldırıdan sonra İsrail’e esip gürledi; ancak iş ikili anlaşmaları iptal etmeye gelince açıklama, ya “Bakkal dükkanı yönetmiyoruz” oldu ya da

“İsrail`in Gazze`ye yönelik devam eden saldırıları ile bu konu arasında bir bağlantı kurulmaması gerek.” AKP’nin bugün Davutoğlu’nun sözleriyle perçinlenen ikiyüzlüğünü, başka örneklerle ispat etmek mümkün. 2002’de İsrail’in Gazze’ye yönelik ağır saldırıları devam ederken Türkiye ile İsrail arasında 170 adet tank alımı için anlaşma imzalanmıştı. İsrail’in 2008 yılının sonunda Gazze’ye yaptığı saldırı sürerken Tayyip Erdoğan yine Filistin halkının mağduriyetini ve dünya halklarının bu konudaki duyarlılıklarından bahsetti. Tayyip Erdoğan’ın “İsrail ceza-

landırılsın” demesine rağmen Türkiye-İsrail ticaret hacmi 2,8 milyar doları buldu. Üstelik bunun 1,8 milyar doları askeri harcamalar… 30 Ocak 2009’da yaşanan meşhur “one minute” çıkışından sonra da İsrail’le ilişkiler askıya alınmadı, iptal edilmedi. Bu çıkıştan kısa bir süre önce, Ocak 2009’da iki İsrail firmasıyla F–16 uçaklarının modernizasyonu anlaşması yapıldı. Bunu 87 milyon dolarlık uzun menzilli fotoğraflama sistemleri ve 54 milyon dolarlık radar sistemleri anlaşması izledi. İsrail’in Gazze’ye saldırmaya devam ettiği Ağustos 2009’da Türkiye

ve İsrail “Güvenli Kızıldeniz” isimli bir askeri tatbikata imza attı. 2010’da Erdoğan İsrail’in cezalandırılması gerektiğini söylerken, aynı saniyelerde İsrail, Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e 170 adet M–60 tankının anahtarını veriyordu. Türkiye’nin ikiyüzlü İsrail siyasetine dair, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi işinin gizlice İsrail’e verilmesi gibi daha pek çok örnek verilebilir. Gazze saldırısının ikinci yıl dönümüne denk getirilen Mavi Marmara’nın dönüşü dolayısıyla İsrail’e verip veriştiren AKP hükümeti İsrail’le birçok ikili anlaşmayı hala sürdürüyor.

M›s›r’da dini çat›flma Mısır’ın İskenderiye kentindeki bir kilisenin önünde meydana gelen patlama sonrasında ülkede çatışmalar çıktı. 1 Ocak’ta yapılan yeni yıl ayininden sonra meydana gelen patlamada 21 kişi hayatını kaybederken patlamanın hemen ardından Mısırlı Hıristiyanlarla (Kıptiler) polis arasında çatışma başladı, camiler ateşe verildi. Patlamadan Müslümanları sorumlu tutan Kıptiler saldırının kendilerine yapıldığının kabul edilmesini isterken Mısır hükümeti saldırının Hıristiyanlara yönelik olmadığını iddia ediyor. Eylemi üstlenen olmadı, patlamayla ilgili soruşturma açıldı.

Eğitim halka ‘iniyor’ T

üm Avrupa’yı etkisi altına alan öğrenci eylemleri sürerken Venezüella’da da öğrenciler sokağa çıktı. Ancak Venezüella’daki tepkiler Avrupa’daki öğrencilerin tepkilerinden oldukça farklı bir yönde. Avrupa’daki öğrenciler eğitime ayrılan kısıtlı bütçe ve harç zamlarına karşı eylem yaparken, eğitim hakkına parasız ulaşılabilen Venezüella’da üniversiteleri avuçlarının içinde tutan zengin tabakadan öğrenciler ulusal meclisten geçen yükseköğretim yasasına karşı sokaklara çıktı. Yeni yasa, anayasanın 103. maddesinde de belirtilen, hükümetin halka “ilkokuldan başlayarak, üniversiteyi bitirene kadar, parasız ve yüksek kaliteli eğitim sağlama sorumluluğu” prensibine dayanıyor. Yasa, öğrencilere yetkili organların seçiminde eşit oy hakkı, öğretim üyeleri hakkında değerlendirmelerde bulunabilme, her konuda özgürce görüşlerini ifade edebilme, üniversiteye ait idari kayıtlara erişebilme ve barınma, ulaşım, yemek, sağlık, aylık burs gibi bir dizi haktan yararlanabilme imkânı sağlıyor. Yasayla birlikte üniver-

FHKC önderini yitirdi

sitelerin yönetimi de daha kolektif bir yapıya kavuşuyor. Buna göre, tüm üniversitelerde öğrenciler, öğretim üyeleri, idare çalışanları ve üniversitedeki emekçilerin eşit oylarıyla seçilecek temsilcilerden oluşan üniversite konseyleri oluşturulacak. Venezüella’da yürürlükte olan sistemde, üniversiteler yine konseyler tarafından yönetiliyor fakat bu konseylerin seçiminde öğrencilere ve emekçilere oy hakkı tanınmıyordu.

Ülkede sağcı partiler ve ABD fonlu kuruluşlarca desteklenen öğrenci eylemlerinde ise yasanın temel ideoloji olarak sosyalizmi dayattığından yakınıldı. Üniversitelerdeki “elit” etkinlik son bulacağı için çok öfkeli olan zengin öğrenciler ve destekçileri, yaptıkları eylemlerde devlet başkanı Hugo Chavez’i diktatör olmakla suçlayıp Che Guevara heykellerine saldırdı. Chavez’in çıkardığı yasanın emekçi halka şu an için pratikte pek bir

yansıması olamayacak; çünkü Venezüella’da kamu üniversitelerinin sayısı çok az ve üniversitelerde yurt problemi üst seviyede. Yüksek kiraları ödeyecek gücü olmayan emekçi çocukları üniversite öğreniminden faydalanamıyor. Faydalananların sayısı da oldukça az. Ancak çıkan bu yasa yüksek öğrenimde neoliberal hegemonyanın kırılması ve halk temelli bir eğitim sisteminin oturtulması açısından önemli bir yere sahip.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) kurucularından Ahmed Yamani Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Ebu Mahir olarak da bilinen Yamani'nin ölüm nedeni FHKC tarafından beyin kanaması olarak açıklandı. Beyrut’ta toprağa verilen Yamani 2008 yılında hayatını kaybeden George Habaş'la birlikte, Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri'nin 1967'de İsrail tarafından işgal edilmesinden 6 ay sonra FHKC'nin kurulmasına önderlik eden isimlerden biriydi.

Bolivya halkı zamma izin vermedi B

olivya’da 26 Aralık’ta yürürlüğe sokulan bir kararnameyle akaryakıt fiyatlarına yüzde 57 ile 83 arasında değişen oranlarda zam yapılması ülkede büyük tepkilere yol açtı. Bolivya’da ucuz olan petrolün komşu ülkelere kaçırılmasını önlemek amacıyla çıkarıldığı savunulan kanuna karşı kısa sürede milyonlarca Bolivyalı sokaklara dökülünce kanun geri çekildi. Zamlar aynı zamanda gıda ve yakacak fiyatlarına da yansıyacağı için tepkileri tetiklemişti. Evo Morales’in tepkilerden sonra yaptığı yüzde 20’lik

maaş zammı da halkı ikna etmeyince hükümete yasayı çekti. Morales zammın geri alınmasından sonra şunları söyledi: “Ülkeyi halkıma sadık kalarak, onların istekleri doğrultusunda yöneteceğime söz verdim. İşçilerin tavsiyelerini dinledim ve anladım. Halka sadık kalma politikamın bir sonucu olarak 748 No’lu kararnameyi ve buna eşlik diğer düzenlemeleri iptal etmeye karar verdim.” Morales’in yardımcısı Garcia Linera da benzine ileride zam yapılması gerekeceğini ancak bu zam oranına halkın karar vereceğini ifade etti.

Sudan bölünüyor 19. yüzyıldan beri İngiliz emperyalizminin böl ve yönet politikasına maruz kalan Sudan 9 Ocak’ta referanduma gidecek. Ülkenin güneyinin kuzeyinden ayrılıp ayrılmayacağını belirleyecek olan referandumdan ayrılma kararı çıkması bekleniyor. Sudanlı sosyalistler ülkede bölünmenin savaşa neden olacağını ifade ediyor. Sudan Komünist Partisi şiddet politikalarıyla Sudan’ın bir arada tutulamayacağını ve ülkenin batısında savaş ortamı doğacağını belirtiyor, birlikten yana olduklarını dile getiriyor.


6

İNSANCA YAŞAM 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Ha o mu? Börtü böcekle u¤rafl›r, çevreci o! aha düne kadar çevrecilik, layt iş, dağ taş dolanırlar, çerçöp toplarlar, kamp yaparlar diye tanımlanırdı. Ancak zor iştir. Kolay mı? Bir sürü para dök, emek ver, çık dağlara, kurdun kuşun içinde çadırda kal. Gerçekten zaman, para ve seçim meselesi kolay değil gibi görünüyor. Bu tür işler yapmadım ama Anadolu insanıyız, kendimizi çevreci olarak tanımlamayız ama doğal olarak çevreciyiz. Çoğumuzun geçmişini yaşadığı, dönmeyi düşündüğü veya emekli olduğunda yaşamak istediği bir köyü mutlaka vardır hala… Geçtiğimiz yıl, AKP’nin neoliberal yıkım yasalarıyla toprağımız, suyumuz, emeğimiz süslü yalanlar eşliğinde, daha büyük bir hızla talana açıldı. Ülkenin dört bir yanı bu saldırılardan nasibini aldı. ‘Kalkınıyoruz’ diyerek 5449 sayılı yasa ile kalkınma ajansları kuruldu. Tüm ülke kalkınma yalanı altında bölgelere bölündü. Her ay bu bölgelerde toplantılar yaptılar, ajans toplantılarına bazen bir ilin valisi bazen diğer ilin valisi başkanlık yaptı, tüm ülkeyi koca kirli bir fabrikaya çevirecek kararlara imza attılar. Ajansların finansmanı da kalkınma bankalarından Nuray sağlandı. Elektrik özelleştirmeleri Erçağan yaşanırken, çantacı dediğimiz Samsun tacirler elektrik lisansları aldılar. Halkevi Bunların içinde futbolcu Hakan Şükür ve Trabzonspor da var. Sermaye boş durmadı. Patronlar HES’çi iş adamları derneğini (hesiad) kurduğu gibi yandaş derneklerinin fonunu ayarlayıp bu dernek temsilcilerini halkımızın arasına saldılar. Yaşamı yok eden projelere Akbank, Yapı Kredi, Garanti Bankası krediler verdiler. Bir yandan da herkes bir yeşil merakına girdi. Çevre reklamları yaptılar, yeşil dilli yalanlar türettiler, çevrecinin daniskası kesildiler başımıza. Ancak “su insanın ve doğanın hakkı” diyen yaşam savaşçıları kendi dillerinden konuştular. Doğanın doğal üyeleriydiler. Börtüsüz, böceksiz yaşayamayanlar, suyun gerçek sahipleri tehlikeyi anlatmak için yollara düştüler. ‘Devlet yapıyor, iş, aş sahibi olacağız’ diye düşünen halkımız artık onların gerçek yüzlerini görmeye başladı. Halkımız çoğu yerde derelerine sahip çıktı. Açılan davalarda yürütmeyi durdurma kararları alındı. Halkın katılımı toplantılarını reddettiler, gelenleri köylerinden kovdular. ‘Sularımıza dokunamazsınız diyerek’ topraklarında nöbet tutmaya başladılar. Yine de doğa katliamları yaşanırken yerelleri güçlendirme amacıyla, kent merkezlerinde, bölgelerde çeşitli çalışmalar yapılabilirdi. Yaşadığım Karadeniz’den bakıldığında, doğa ve su saldırılarına karşı etkili kampanyalar düzenlenebilirdi. İşbirliği yapan bankalar, firmalar deşifre edilebilirdi. Televizyondaki, internetteki reklamlar ve diziler sahiplerine iade edilebilirdi. Halkın sanatçıları bir araya getirilebilirdi. Engellilere araba alacağız söylemiyle TEMA Vakfı’nın öncülüğünü yaptığı “kanser nedeni mavi kapak toplamanın” su satışlarını hızlandırmanın bir yüzü olduğu anlatılabilirdi. Yapılmadı değil, çok emekler verildi, veriliyor, verilecek de.. Ancak bu mücadele artık çok tartışma götürmemeli. Doğa savaşında niyetli olanlar bir araya gelmeli, herkes elindeki bilgiyi, veriyi paylaşmalı. Deresine, suyuna sahip çıkanlar, su yoksa yaşam da yok diyerek çoğalıyor. Ben kendi adıma su özelleştirmelerine hazırlanan “kağıttan kaplanlara” bir bardak suyumu bile vermemek için mücadele etmeye kararlıyım. Önemli olan bundan sonraki yapılacak mücadelelerde niyetli olmak. İşte bu yüzden, 22-23 Ocak tarihinde Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde düzenlenen Halkın Hakları Forumu’nda saçı aklaşmış öğrenci olacağım. Adı AK, kendileri KARA olanlara karşı, dost sözüyle “su yolu, çıkış yolu” diyenlerle, direnenlerle lokmamı paylaşacağım.

D

Zam varsa isyan da var bırakılana kadar karakolun önünden ayrılmadı. Çeşitli sendika, parti, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri de olayları duyar duymaz karakolun önüne giderek mahallelilere destek oldu. Olayları duyan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal da karakola giderek gözaltına alınan mahallelilere ‘geçmiş olsun’ dedi.

OSMAN NUR‹ ORHAN

A

nkara Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) benzine ve doğal gaza yapılan zamları bahane ederek ulaşıma yüzde 10 zam yaptı. Türkiye’de ulaşım hizmetinin en pahalı olduğu şehir olan Ankara’da, halk zamlı ve balık istifi ulaşım istemediğini zam yapılmadan önce söyledi. Ankara Halkevleri zam tartışmalarının başladığı 26 Aralık’ta Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde “Ulaşım zammını aklınızdan bile geçirmeyin” sloganıyla eylem yaptı. Bu zammın uygulamaya konulması halinde mücadele edeceklerini söyleyen Halkevleri üyeleri dediklerini de yaptı. ‹LK EYLEM MAHALLELERDE 3 Ocak tarihinde ulaşıma yapılan zammın uygulamaya konulmasıyla beraber ilk eylem Ege Mahallesi’nde gerçekleşti. Sabah saatlerinde işe gitmek için duraklarda bekleyen mahalle sakinleri az sayıda ve tıklım tıklım gelen otobüslere bir de zamlı bilet basacaklarını duyunca, Halkevleri’nin yaptığı “parasız ulaşım hakkımızı kullanalım” çağrısına uyarak otobüslere kart basmadan bindi. Bazı şoförler otobüsü hareket ettirmemeye kalkıştı ancak mahallelinin yoğun tepkisini üzerine araçlar hareket etti. ‹fi DÖNÜfiÜ ‹SYAN BAfiLADI Akşam iş çıkışı saatlerinde tekrar sokaklara çıkan Halkevleri üyeleri ilk olarak Kızılay Metro istasyonuna gitti. Burada polis-özel güvenlik ablukasına rağmen yolculara, parasız ulaşım haklarını kullanma çağrısı yapıldı. Daha sonra Kızılay’daki Ege Mahallesi

Ankara’da her yılbaşının ardından adeta gelenekselleşen ulaşım zamları 2011 yılında da devam etti. Ankaralılar yılların öfkesiyle sokaklara çıktı durağına giden Halkevciler eylemlerini burada sürdürdüler. Otobüslerin geç gelmesi, gelen otobüslerin aşırı kalabalık olması ve ulaşımın pahalılığından uzun süredir rahatsız olan mahalleliler alkışlarla ve ıslıklarla ulaşım fiyatlarına gelen zamları protesto etti, otobüslere parasız bindi. Üç otobüste parasız ulaşım hakkını kullanan mahallelinin önünü polis kesti. Polisin mahallelilerin otobüslere kart basmadan binemeyeceğini söylemesi üzerine

mahalleliler Ankara’nın tam ortası kabul edilen, Ziya Gökalp Caddesini trafiğe kapattı. Polis, kalkanlarla mahallelileri durdurmaya çalıştı. Bununla yetinmeyen polis otobüslere kart basılmadan binilmesi halinde bütün otobüsü gözaltına almakla tehdit etti. Mahalle halkı bu tehdide kulak asmadı. Otobüslerden tek bir yolcu dahi inmedi. Otobüslerin dışında kalanlar ise otobüslerin gözaltına alınmasını

engellemek için otobüslerin önünü kesti. Bunun üzerine polis tekrar mahallelilere müdahale etti. Olayların ardından ikiye ayrılan mahalle sakinlerinin bir kısmı gözaltına alınanlara destek olmak için Çankaya Karakolu’na giderken diğerleri de duraktaki eyleme devam etti. Ankara’nın en işlek caddelerinden biri olan ve karakolun da bulunduğu Necati Bey Caddesi’ni bir müddet trafiğe kapatan halk gözaltılar serbest

SOKAKLARDA HER GÜN EYLEM VAR Eylemler, zammın ilk günüyle sona ermedi. Her gün işe gidiş ve dönüş saatlerinde mahallelileri eyleme çağıran Halkevleri, zammın ikinci gününde de sokaklardaydı. Bu sefer Ankara Büyükşehir Belediyesi eylemlere önlem olarak duraklara normalden fazla otobüs gönderse de bu, yılların biriktirdiği isyanı bastırmaya yetmedi. Eskiden 45 dakikada bir gelen otobüsler ilk gün eylemlerinin ardından nerdeyse 5 dakikada bir gelir oldu. İkinci gün ise polis, sabah saatlerinden itibaren ulaşım zamlarına karşı yapılacak eylemler için alarma geçti. Hemen hemen tüm otobüs duraklarının başında, metrolarda nöbet tutan polisler vardı. Her yerde polis gören, telsiz sesleri duyan vatandaşlar, “Sıkı yönetim mi ilan edildi” diye tepki gösterdi. Ege Mahallesi durağına giden Halkevciler ise polis ablukasına alındı. Halk bu durumu alkışlarla ve ıslıklarla protesto etti. BÜYÜK EYLEM 7 OCAK’TA Ankaralı emek ve demokrasi güçleri 7 Ocak Cuma günü 18.3019.30 arasında ulaşım hizmetlerini boykot ediyor. Kurumlar tüm Ankaralıları otobüslere, Metro’ya, Ankaray’a binmeyip duraklarda bekleyerek belediyeyi protesto etmeye çağırıyor.

Yaşamı savunanlar buluştu Ü

çüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’nun çağrısıyla 26 Aralık Pazar günü İstanbul Kadıköy’de gerçekleşen miting sermayenin talanına karşı insanca bir yaşamı savunanları buluşturdu. Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu İstanbul’un kalan son ormanları olan Kuzey Ormanları’nı ve su havzalarını tehdit eden, geçeceği güzergah üzerindeki evlerin yıkımına yol açacak olan üçüncü köprüye karşı yüzden fazla kurumun bir araya gelmesiyle iki yıl önce kurulmuştu. Platformun çağrısıyla gerçekleşen mitinge, HES karşıtı yerel platformlar ve yöre dernekleri, GDO’ya Hayır Platformu, Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu gibi doğanın talanına karşı mücadele eden platformlar; kentsel

yağmaya karşı direnen kentsel dönüşüm mağdurları, sermayenin talanına dur diyen Halkevleri, KESK, TMMOB gibi kitle örgütleri katıldı. HARAM‹LER‹N SALTANATINI YIKMAK ‹Ç‹N Mitinge sadece İstanbul’dan değil Bursa, İzmit, başta olmak üzere Marmara bölgesinin farklı yerlerinden de katılım oldu. Bursa Su Platformu şehir dışından gelen katılımcılar arasında en kalabalık kortejlerden birisini oluşturdu. Mitingde Topbaş’ın piyasacı belediyecilik anlayışına ve ulaşım zamlarına karşı bir süredir eylemler yapan Halkevciler, ‘İstanbul’un yağmalanmasına hayır, haramilerin saltanatını yıkacağız’ pankartıyla yürüdü. Miting programı sabahın

erken saatlerinde Beykoz, Sarıyer, Eyüp ve Beşiktaş’tan miting katılımcılarını Kadıköy’e götürmek için kaldırılan motorlarda atılan sloganlarla başladı. Tepe Nautilus önünde buluşan binlerce kişi buradan Kadıköy Meydanı’na yürüdü. Kadıköy Meydanı’nda miting katılımcılarının temel taleplerini yansıtan konuşmalar yapıldı. İlk konuşmayı miting çağrıcısı Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’ndan Kader Cihan yaptı. Cihan’ın ardından Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’ndan Prof. Dr. Beyza Üstün ve İstanbullu kentsel dönüşüm mağdurlarını temsilen Tozkoparan Mahallesi Derneği’nden Ömer Kirişçi birer konuşma yaptı. Mitingde TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı da bir konuş-

ma yaptı. Konuşmaların ardından İlkay ve Bandista seslendikleri ezgilerle mitinge katılanları coşturdu. Üçüncü Köprü Yerine Yaşam Platformu’ndan Kader Cihan mitingi gazetemize değerlendirdi. Cihan mitingin AKP’nin doğayı talanında Anadolu’da HES’lerin yarattığı yıkıma direnenlerle büyük kentlerde kentsel dönüşüme karşı direnenleri, İstanbul’da üçüncü köprünün yaratacağı yıkıma direnenleri buluşturduğuna dikkat çekerek katılımın çeşitliliği açısından başarılı olduğunu belirtti. “Kentte yaşayanlarının ulaşım, barınma ve temiz çevre hakkı talebini ortaya koyduğu bu miting gelecek için umut vaat ediyor” dedi.

Simiti ne müdür ne polis engelleyebildi U⁄UR AKSOY

S

Yeni yıl çocuklarla güzel E

skişehir Halkevleri ‘Özgürlük en çok çocuklara yakışır’ sloganıyla 4 yıldır gerçekleştirdiği yeni yıl kutlamasından bu yıl da vazgeçmedi. Yoksul mahallelerin çocuklarının yüzünü güldüren, üniversite öğrencilerinin mahallelilerle dayanışma kurduğu kutlamalar bu yıl Emek Halkodası’nda ve Gültepe Halkevi’nde gerçekleşti. Öğrenci Kolektifleri yaz boyunca ‘Okumuş insan halkının yanındadır’ diyerek yaz okullarında buluştukları çocukları yeni yılda da yalnız bırakmayarak Halkevlerinin etkinliğine

katıldı. Etkinlikten günler önce üniversitelerinde sınıf arkadaşlarından çocuklar için hediyeler toplayan Kolektifçiler yaz okulu arkadaşlarına elleri boş gitmedi. 2 Ocak Pazar günü Emek Halkodası’nda Gültepe Halkevi'nde gerçekleşen buluşmalarda üniversiteliler ve Halkevciler çocukları karşıladı. Beraber şarkılar söylendi, oyunlar oynandı. Ardından tüm çocuklar yeni yıldan beklentilerini söylediler. Kimisi karnesinde tüm notlarının 5 olmasını kimisi yeni yılda hiçbir çocuğun ağlamamasını diledi.

Üniversitelilerin yanlarında getirdikleri hediyelerin dağıtılmasıyla yılbaşı etkinliği sona erdi. BURSA Uludağ Öğrenci Kolektifi de yeni yılı yaz aylarında ‘Okumuş insan halkının yanındadır’ diyerek buluştuğu Görükleli çocuklarla birlikte kutladı. Çocukların ailelerinin de katılımıyla 2 Ocak Pazar günü gerçekleşen yılbaşı etkinliğinde oyunlar oynandı, dans edildi. Üniversitelilerin yüzlerini boyadığı çocukların yeniyıl hediyesi öykü kitapları oldu.

arıyer’de Behçet Kemal Çağlar Lisesi’nde kantindeki fahiş fiyatları protesto etmek isteyen liseliler, boykot yaptı. Dört gün süren boykotun sonucu kazanım oldu. Kantinde kendi getirdikleri simitlerle masa açan öğrencilerin hak arama eylemine tahammül edemeyen okul idaresi, önce liselilere saldırdı ardından okula polis çağırıp öğrencilere saldırttı. Boykotu örgütleyen öğrencilerden boykotu anlatmasını istedik. Liseliler anlatıyor: “Kantin fiyatları çok yüksek, düşürülmesini istiyoruz cebimizdeki para yetmiyor, konuşur musunuz?” dedik idareye. “Eğer bir şey olmazsa biz konuşacağız bir şey değişmezse boykot edeceğiz” diye de belirttik. Okul müdürü “Tamam” diyerek destekleyeceklerini söyledi. Kantincilerle konuşmasını bekledik. Bir gelişme olmayınca evden simitlerimizi getirdik. Pazartesi günü boykota başladık. Kantin masalarından birini çekerek masaya simitlerimizi koyduk. Sonra kantindeki öğren-

cilere seslenerek “Gelin parasız simitlerimizi paylaşalım kantin fiyatlarını hep birlikte protesto edelim” dedik. Müdür yardımcısı gelip “Kaldırın bunları”diye bağırdı; biz de fiyatlar düşene kadar kaldırmayacağımızı söyledik. Y‹YECEKLER‹ YERE ATTILAR Liselilerin tepkisi üzerine müdür yardımcısı akıllara durgunluk verecek bir şey yaptı. Simitlerimizi bölüp yerlere attı ve

arkadaşlarımızın üzerine yürüdü. Ardından müdür geldi bizi odasına çağırıp ifade vermemizi istedi. Biz “Niye ifade vereceğiz, karakolda mıyız?” diyerek tepki gösterdik. Müdür bizi zorla odasına götürmeye çalışsa da olayı gören arkadaşlarımız engel oldu. Herkes alkışlarla bizi destekledi. Müdür odasına tek başına gitmek zorunda kaldı. Daha sonra kantinciler “Ekmeğimize taş koyamazsınız” diyerek üzerimize yürüdü. Bir arkadaşımızı tartakladılar.

S‹M‹TE GEÇ‹T YOK Olayın ardından müdür polis çağırdı ve üç polis aracı okula geldi. Polis geldikten sonra müdür bizi tehdit etmeye başladı. Müdür bize şunları söyledi ve bizi tehdit etti: “Aileleriniz arandı çocuğunuzu okuldan atacağız, çocuğunuz çok kötü şeyler yapmaya başladı, çocuğunuz simit almayanları dövdü.” Müdürün tehditlerinin ardından polis öğrencilere kimlik sormaya başladı ve göstermek istemeyen arkadaşlarımıza saldırdı. “Ne hakla kimlik kontrolü yapıyorsunuz?” diye soran arkadaşlara da saldıran polis 4 öğrenciyi gözaltına aldı. Biz de polislerin arkadaşlarımızı gözaltına almasını alkışlarla protesto ettik. “Öğrencinin muhatabı polis değildir, katil polis liselerden defol” diyerek okulun bahçesine çıktık. Protestonun ardından karakolun önüne giderek gözaltına alınan arkadaşlarımızı bekledik. Perşembe günü boykotu kazandık ve kendi fiyatlarımızı verdik. Bunu bahçeye çıkıp alkışlarla, halaylarla kutladık.


7

İNSANCA YAŞAM 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Hopalı kadınlar su istiyor A

rtvin Hopa’ya bağlı Kemalpaşa Beldesi’nde uzun süredir su kesintisi yaşayan Cumhuriyet Mahallesi’nin kadınları belediyeye sabırlarının taştığını gösterdi. Kadınlar su kesintilerinin sona ermesi ve mahallenin yaşadığı susuzluk sorunun giderilmesi için 28 Aralık günü bir heyet oluşturarak belediyeyle görüştü. Susuzluk sorunu çözülmezse belediyenin kapısına tekrar geleceklerini söylediler. Su konusunda zengin kaynaklara sahip Hopa’da bolluk içinde yokluk çeken kadınların yaşadığı su sıkıntısını Cumhuriyet Mahallesi muhtarı Şenol Çelik’e sorduk. Hopa’da yürütülen Halkın Muhtarı çalışması kapamında aday olan ve mahallede iki dönemdir muhtarlık yapan Çelik su sorunun neredeyse iki yıllık bir sorun olduğunu, bu konuyu ne zaman belediye yetkililerine iletseler kendilerine farklı bahaneler sunulduğunu söyledi. Çelik, belediyenin kendilerine önce su kaynağının azalmasını sebep olarak gösterdiğini fakat beldeye verilen suyun yaylalardaki kaynağında bir su sorunu olmadığı için buna inanmadıklarını söyledi. Yaz aylarından beri yapılan alt yapı çalışmalarının kesintileri arttırdığını belediyenin de son görüşmede bu çalışmalar nedeniyle sorun yaşadıklarını aktardığını söyleyen Çelik, sorun çözülene kadar kadınlarla beraber konuyu takip edeceğini belirtti.

Halk›n Sesi

Dere akacak Orya bakacak Halkın Sesi sarı yazmalıların eylem yaptığı HES’çi şirket Orya’nın önünden bildiriyor: Hava soğuk, direniş çetin AYCAN TEK‹N “Onlar bizi rahat bıraksınlar biz de onları!” Bu sözler Loç Vadisi’ne yapılmak istenen HES’e karşı HES’çi şirketin İstanbul’daki binasının önünde oturma eylemine katılan Sultan Teke’ye ait. Loç Vadisi, 2010 yılının gündemi olan ‘suların kullanım hakkının devrine’ karşı çıkan hareketlere ufuk ve renk katmıştı. Yöre halkının kullandığı sarı yazmalar daha sonra çevre hakkı mücadelesinin bayrağı olmuş ve Loç’ta ki HES karşıtı mücadelenin sloganı haline gelmişti: Loç Vadisi Darda Sarı Yazma İsyanda! Loç’taki katliamı durdurmak için yaklaşık iki yıldır köylerinde sürdürdükleri mücadeleyi İstanbul’un göbeğine taşıyan Loçlular ve onlara destek veren yaşam savunucularıyla oturma eyleminin 23. gününde Halkın Sesi için konuştuk. KABATAfi KALDIRIMLARI SEN‹N M‹ SANDIN? Orya Enerji’nin önünde 8 Aralık’tan itibaren hafta içi ve cumartesi günleri oturma eylemi yapan Loçlular’a ilgi büyük. Ziyaretçisiz geçirdikleri bir gün bile yok, HES’çi şirketin önünde neredeyse her gün bir basın açıklaması yapılıyor. Bu ilgi ve dayanışma Orya

Enerji’yi rahatsız etmiş olacak ki eylemin 22. gününde şirket ‘çalışma özgürlüğünün engellendiği’ gerekçesiyle Loçlular’ı savcılığa şikâyet etti. Tüm baskılara rağmen eylemlerini sürdüren sarı yazmalılar Facebook’taki sayfalarına bakın nasıl yazmışlar hislerini: “Arazilerimizi kendinin sanarak işgal eden ve köyümüzü katleden şirket, herhalde Kabataş kaldırımlarını da kendisine ait sanmış olacak ki hakkımızda şikâyette bulunmuş!” Oturma eyleminin 27. gününde Loç Vadisi’nde devam eden HES inşaatına yürütmeyi durdurma kararı verildi. Bu kararı aldıran ise hem köylerinde hem HES’çi şirketin İstanbul’daki binası önünde mücadele eden yaşam savunucularıydı. Loçlular oturma eylemini 4 Ocak’ta sonlandırdılar. Yürütmeyi durdurma kararıyla Loç Vadisi’nin nöbetinin durmayacağını söyleyen Loçluların mücadelesini dinleyelim. HES’çi şirketin İstanbul’daki binası önünde oturma eylemi yapma fikri nereden çıktı? Sultan Teke: Orya Enerji’nin önüne geldik, çünkü deşifre etmek gerekiyor bu şirketleri. Diğer HES projelerinde bu yapılamadı maalesef. Biz çıkıp ‘işte burası’ dedik ve şehrin göbeğinde deşifre ettik Orya Enerji’yi. Orya Han’ın önünde, ‘Orya Enerji

Çanakkale Halkevi açıldı Ümran Boru Loç’tan defol’ yazıyor pankartta ve insanlar bunu görüyor. Köyümüzde adaletsizlik ve kanunsuzluk baş gösterdi ve biz orada sesimizi hiç kimseye duyuramadık. Jandarması, kaymakamı, valisi, belediye başkanına kadar hiç kimseye sesimiz duyuramadık. Bütün çaldığımız kapılar yüzümüze kapandı. Savcıya bile bir tane şikâyetimizi iletemedik. bunun için buradayız. Nasıl onlar orada bizi rahatsız ediyor makineleriyle, biz de burada kendimizi yani gerçek Loçlular’ı göstermek istedik. 8 Aralık’tan itibaren buradasınız, tepkiler nasıl? Bize çay gönderen, lavabolarını kullandıran bir kafe var, ismini vermeyeyim şimdi. Bizim yüzümüzden belediye, tentesini kaldırdı. Diğer kafelerin tenteleri dururken o

kafenin tentesini kaldırdı. Biz onların bu sorununu gerekli yerlere ilettik ve şu anda tentelerini geri takmak zorunda kaldı belediye. Bu sorunu şikayet ederek ya da tehdit ederek çözemezler. Destekçilerimiz çok fazla. Çünkü HES mağdurları çok fazla. Biz burada bu mağdurların sesi olacağımıza inanıyoruz. Sesi çıkmayan gariban köylüyü ezmeye çalışıyorlar, üç kuruşa, tarlalarını ‘kamulaştırdık’ diyerek ellerinden alıyorlar. HEM HESÇ‹ HEM TEMACI Oradaki yüzyıllık ağaçları kestiler içler acısı bir durum ve bunu yapan yani bana düşmez onu deşifre etmek ama TEMA’nın kurucu başkanlarından Orhan Yavuz (ORYA’nın sahibi). Hem TEMA’yı temsil etmeyi hem

gelip köyde ağaçları katletmeyi biliyor. Artık kime güveneceğimizi bilmiyoruz, ama bizler yılmayacağız. Bizi bunların böyle tehdit etmeleri ya da bize dava açmaları haklı mücadelemizde bizi yıldıramayacak. Böyle şeylerle yılmaya niyetimiz yok. Çünkü biz köyümüzü istiyoruz ve diğer HES mağdurlarının da sesini duyuracağız. Bir başka sarı yazmalı Güler Marazoğlu daha önce hiç eyleme katılmamış. Loçlu olduğu için ve “olayları” duyduğu için katılabildiği ölçüde şirket binası önündeki eyleme geliyor. 51 yaşındaki Güler biraz mütevazi “Ben diğerleri kadar işin içinde değilim çok bilmiyorum ama gelebildiğim zamanda gelmemezlik etmiyorum.” Köyümüze sahip çıkmak için buradayım” diyor.

Taşocağı toz olsun Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tekkeköy halkı köylerine kurulan ve hayatı yaşanmaz hale getiren taşocağına karşı harekete geçti. TÜM KAPILAR KAPALI Elmalı ilçesine bağlı Tekkeköy ve Akçaemiş köylerinin bulunduğu yörede son bir yıldır faaliyet yürüten taşocakları köylüler tarafından istemiyor. Bir çoğu elma yetiştiren köylüler taşocağından yükselen tozun elma ağaçlarına zarar verdiğini belirtiyor. Taşocağından çıkan tozun başta astım olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açtığını bilen köylüler, taşocağının yasaya aykırı bir biçimde yerleşim yerlerine ve tarım arazilerine çok yakın olduğunu söylüyor. Köylülerin

E¤itim hakk› için ön forumlar Halk›n Haklar› Forumu’nun ikinci gününde toplanacak olan E¤itim Hakk› Atölyesi tüm Türkiye’ye yay›lan ön çal›flmalarla Foruma haz›lan›yor. ANKARA Ankara’da Atölye’nin kurucu unsuru olan E¤itim Hakk› Meclisi 17-18 Aral›k’ta fiirintepe, Mutlu, Mamak, Saimekad›n, Dikmen ve Bat›kent Halkevi’nde veli, ö¤retmen ve ö¤rencilerin kat›l›m›yla söylefliler gerçeklefltirdi. 25 Aral›k’ta ASMMMO’da E¤itim Hakk› paneli gerçeklefltiren meclis, kurduklar› kürsü ile e¤itim hakk› mücadelesi verenlerin taleplerini dile getirdi. Panelin ard›ndan taleplerinin yaz›l› oldu¤u bir dilekçeyi; okullarda, ifl yerlerinde ve mahallelerde imzaya açan meclis, 11 Ocak Sal› günü imzalar›yla MEB’e bir yürüyüfl gerçeklefltirecek. ‹STANBUL Halk›n Haklar› Forumu/2011 öncesinde ‹stanbul’da bir E¤itim Hakk› Forumu gerçeklefltirilecek. Forum 15 Ocak’ta ‹stanbul Tabip Odas›’n›n Ca¤alo¤lu’nda bulunan binas›nda saat 13.00’te düzenlenecek. BURSA Bursa’da da 16 Ocak Pazar günü saat 14.00’de E¤itim Araçlar› Salonu’nda bir ön forum gereklefltirilecek.

Halk›n Haklar› Forumu 2

ocağa karşı çıkmasında ocağın içinde bulunduğu alanın Aleviler için kutsal sayılan Dur Dağı’nda olması da etkili bir neden. Sıkıntılarını bir dilekçe ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na ileten fakat bir yanıt alamayan köy halkı ocağın faaliyetini durdurması için idare mahkemesine açtıkları davanın ise sekiz aydır sonuçlanmadığını anlatıyor. ‹LK EYLEM 15 OCAK’TA Hukuki girişimleriyle sonuç alamayan köylüler fiili mücadeleyi yükseltmeye karar verdi. Köylülerin sorunları ve hareket planlarını köyde gerçekleştirilen toplantılara katılan Antalya Halkevi üyesi Uğur Paça’dan aldık. Paça, 2008 yılında onaylanan ve son

Engelliler önce ‹stanbul’da bulufluyor Engelli Haklar› Atölyesi ‹stanbul’da bir ön atölye gerçeklefltirecek, bu atölyenin sonuçlar› Ankara’daki foruma temsilciler vas›tas›yla tafl›nacak. Ankara’daki Halk›n Haklar› Forumu’nda sadece Engelli Haklar› Atölyesi’nde de¤il tüm di¤er bafll›klarda engellilerin sorunlar› gündeme getirilecek. ‹stanbul’daki Engelli Haklar› Atölyesi toplant›s› 16 Ocak 2011 (Pazar) saat 11.00’de Mimarlar Odas› ‹stanbul Büyükkent fiubesi’nde gerçeklefltirilecek.

Kültür sanat için birden çok bafll›k Kültür Sanat Hakk› Atölyesi için bu konunun kapsad›¤› alan›n geniflli¤ini yans›tan bir ön çal›flma ve toplant›lar dizisi yap›l›yor. Ankara’da Halkevi flubelerinde kültür sanat komisyonlar›nda görev alanlar ve farkl› alanlarda çal›flma yürüten Ankaral›

sanatç›lar›n kat›ld›¤› toplant›larda sanat ve kültür üzerine kuramsal metinler tart›fl›l›yor. ‹stanbul’da ise farkl› bafll›klar alt›nda ön toplant›lar yap›yor. Film-foto¤raf grubu 7 Ocak’ta, karikatür grubu 10 Ocak’ta, tiyatro grubu 12 Ocak’ta, grafik grubu ise 13 Ocak’ta ‹stanbul Halkevi’nde toplan›yor. ATÖLYEDEN ULAfiIM SERG‹S‹ Öte yandan Kültür-Sanat Atölyesi ‹stanbul Çal›flma Grubu'nun bileflenlerinden Kartal Halkevi Kültür-Sanat Komisyonu, 8-9 Ocak tarihlerinde Kartal Sanat Meydan›'nda "Ulafl›mda Çekti¤imiz Çilenin Foto¤raflar›”n› sergileyecek. Serginin bafll›¤› "Paral› Ulafl›m, Bal›k ‹stifi Seyahat" olacak.

Ç

anakkale Halkevi açıldı. 25 Aralık Cumartesi günü Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol ve Çanakkale belediye başkanının katılımıyla Halkevi şubesinin açılışı gerçekleşti. Halkevi’nin açılışına birçok ilçe ve beldenin belediye başkanı, parti temsilcileri, emek ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı. Çanakkaleliler açılışa yoğun ilgi gösterdi. Kurdele kesiminden sonra Çanakkale Halkevi tanıtıldı. Tanıtımdan sonra Halkevi’nden, açılış etkinliklerinin yapılacağı belediye sosyal tesislerine, “Parasız Eğitim, Parasız Sağlık”, “İnsanca Yaşam İstiyoruz” sloganlarıyla bir halk yürüyüşü gerçekleştirildi. Açılış etkinliğinde Halkevleri belgeselinin gösterimi yapıldı. Kurum temsilcileri konuşmalar yaptı. Etkinlik, Halkevi müzik ve şiir atölyelerinin ürünlerini sergilemesiyle sona erdi.

bir yıldır köyde hayatı yaşanmaz kılan taşocağının iki köyü etkilediğini aktarıyor. Bu köylerden Akçaemiş köyünde halkın taş ocağına sessiz kaldığını söyleyen Paça, taşocağının ihtiyaçlarının bu köyün muhtarına ait bakkaldan sağlandığını belirterek direnişe geçen Tekkeköy’ü anlatıyor. Paça, Tekkeköy halkının taşocağının faaliyetini durdurmak için neler yapılabileceğini konuşmak üzere 24 Aralık’ta bir halk toplantısı gerçekleştirdiğini aktarıyor. Tekkeköylüler Antalyalıların desteğini almak için 15 Ocak’ta Elmalı’dan Antalya’ya bir yürüyüş gerçekleştirip burada bir miting yapmayı planlıyor. Köyde ise her akşam taşocağının bulunduğu alana meşaleli yürüyüşler yapılacak.

Çok ifl, çok atölye Kentsel dönüflüm sald›r›lar›n›n artmas›yla hak mücadelelerinin neredeyse en h›zl› geliflen ve en kurumsal hale gelen alanlar›ndan biri olan bar›nma hakk› mücadelesi ‹nsanca Bir Kent ve Yaflam ‹çin Bar›nma Hakk› Atölyesi olarak tart›fl›lacak. Bu atölye forumun en renkli atölyelerinden birisi olmaya aday. Ankara’da Mamak, Yenimahalle ve Dikmen Vadisi bar›nma hakk› bürolar› y›llar› bulan mücadele deneyimini dört alt atölye bafll›¤› alt›nda foruma tafl›maya haz›rlan›yor. Bu atölyelerden ilki bar›nma hakk› mücadelesinin hukuki boyutunu kapsayan Hukuk Atölyesi. Bir di¤eri

Ulukışla halkı evine kavuştu

N

Vadi’de gerçekleflen amfi tiyatro, organik tar›m ve çocuk park› deneyimlerinden ilham alarak kurulan Kamusal Alan›n Yeniden Üretimi Atölyesi. Festivadi ve çocuk korosu çal›flmalar›n›n deneyimi Bar›nma Hakk› Mücadelesi Alan›nda Kültürel Dönüflüm Atölyesi’nde tart›fl›lacak. Mücadelenin en önünde yer alan kad›nlar ise Kad›n Atölyesi’nde yer al›yor.

iğde’nin, siyanürlü altın arama şirketine karşı mücadelesiyle gündeme gelen ilçesi Ulukışla’da Halkevi açıldı. 29 Aralık’ta gerçekleşen açılış töreni kurdele kesimiyle başladı. Kurdele kesiminden sonra Ulukışla Halkevi Başkanı Ali Karataş, açılış törenine katılanlara teşekkür ederek sözü belediye başkanına verdi. Ulukışla Belediye Başkanı Hacı Avşar 90’lı yıllarda yürütülen Halkevi çalışmalarına dair anılarını aktardı. Avşar’dan sonra söz alan CHP Niğde İl Başkanı Doğan Şafak Halkevi açılışından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Şafak’ın ardından Halkevleri Örgütlenme Sekreteri Kutay Meriç söz alarak Halkevleri’nin Türkiye genelinde yürüttüğü çalışmalardan bahsetti. Açılış etkinliği konukların üyelik başvurularının kabulü ve gelecek dönem çalışma programı hakkında yapılan sohbetlerin ardından son buldu.


8

EMEK 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Yerli dizi yersiz uzun B

inlerce dizi emekçisi, 24 Aralık’ta Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) önünde toplanarak uzun dizi sürelerini ve dizi setlerindeki çalışma koşullarını protesto etti. Set emekçileri, 2 yıl önce aynı gün, uzun çalışma saatleri nedeniyle yorgunluktan geçirdikleri trafik kazası sonucu hayatlarını kaybeden arkadaşları Zehra Sezgin ve Tülin Ergildi’yi andı. Eyleme dizilerin servisleri ile katılan dizi çalışanlarına, şehir dışında çekim yaptıkları için katılamayan set çalışanları, iş durdurarak destek verdi. Açık kürsüde konuşma yapan yönetmen, ışıkçı, sesçi, oyuncu, müzisyen ve birçok çalışan, kendi meslek grubunun sorunları ile ilgili şikayetlerini belirterek birlik çağrısı yaptı. ‘İSTERLERSE 180 DAKİKA OLSUN’ Senaryo Yazarları Derneği (Sender) ile birlikte ‘Yerli dizi yersiz uzun’ sloganıyla kampanyayı düzenleyen Sinema Emekçileri Sendikası (SineSen) Genel Başkanı Zafer Ayden ile eylem ve kampanya üzerine konuştuk. Ayden özetle, eylemin gözde sloganı ’90 değil, 45 dakika’ sloganına açıklık getirdi: “İsterlerse dizileri 180 dakika yayınlasınlar, yeter ki hazırlık sürecindeki olanaklar sağlansın. Çözüm ise, tüm sinema emekçilerinin birliği.” Ayden, söyleşimizden sonra gerçekleşen RTÜK’ün dizi süreleri konusunda ‘gözden geçireceğiz’ açıklamalarını önden okuyarak asıl soruna dikkat çekti. “Tartışmaların doğru dürüst bir zeminde alınması için tartışmalara doğru bakmak, önermelerini ona göre yapmak lazım” diyen Ayden, filmin manala teslim edildiği ana kadar var çalışan herkesin, kendilerini sanatçı olarak nitelendirseler dahi terazideki yükte hafif, pahada ağır tarafın

Dizi emekçileri ekranlardaki parlak ışıkların yansıtmadığı ağır çalışma koşullarına karşı sokaktaydı

tepelere çıkardığı işçi sınıfının olduğunu belirtti. Sine-Sen’in ortaya çıkışının da sinema emekçilerinin ortak sorunlarına karşı mücadele vermek istemesiyle olduğunu söyleyen Ayden, sendikanın, insanca yaşam için zorunlu ihtiyaçları karşılayacak ve zamanında ödenecek ücretler, sigortalı ve günde 8 saat çalışma haklarının elde edilmesi için mücadele yürüttüğünü belirtti. Dizi emekçilerinin saydığı bu temel haklardan emeklilik hakkının olmaması ve gerekçesiz atılma gibi sebeplerle yaşadıkları mağduriyete dikkat çeken Ayden, tüm taleplerin İş Kanunu’nda belirtildiğini söyledi. Zafer Ayden,

“Yasadışılığa çıkan sinema emekçileri değil, işçi sınıfı değil, bizzat o gayrimeşru yaşamı, gayrimeşru çalışma koşullarını yaratan sermayedir” dedi. Dizi çekimlerinde hazırlık süreci olmadığını bu yüzden bir haftada 90 dakikalık dizinin tüm ihtiyaçlarının karşılanmaya çalışıldığını söyleyen Ayden, “Diyelim ki 13 bölüm yayınlayacağınız diziye 2 aylık hazırlık devresi öngörmüşseniz, senaristine, teknik ekibine gerekli olanakları sağlamışsanız, dizinin 180 dakika olması çok da önemli değil” dedi. ‘Kaliteli iş yapmak istiyoruz’ diyen set emekçilerinin kastının bu olduğunu vurguladı.

Kampanyaya destek veren yapımcı şirketleri hatırlattığımız Ayden, bunun 45 dakikalık dizi süresini baş talep olarak çıkartmanın bir sonucu olduğunu söyledi. Yapımcıların da uzun dizi sürelerinden rahatsız olduğunu, onlara sendika olarak destek verdiklerini belirten Ayden, “Ama bizim insanca yaşam taleplerimiz, 45 dakikalık dünya standartlarındaki dizi süresi talebimize engel değil” diye konuştu. “Kimsenin aklına 45 dakika çekince, sigortasız da, 16 saat de, paramızı almadan da çalışabiliriz demek istediğimiz gelmesin” şeklinde uyaran Ayden, 45 dakikalık dizi süresinin, belki setin bir kısmının elini

rahatlatacağını, ama kalıcı çözüm olmadığını vurguladı. ÇÖZÜM EMEKÇİLERİN BİRLİĞİ Tüm bu sorunların çözümünün sinema emekçilerinin birliğinden geçtiğinin altını çizen Ayden, “Biz sinema emekçileri uzaydan setlere ışınlanmıyoruz. Bu ülkede yaşıyorsak, elektriğinden barınmasına, sağlığına, ulaşımına kadar bütün sorunlar bizi ilgilendiriyor. Biz de toplu ulaşımı kullanıyoruz, doğalgaz kullanıyoruz. Aynı doğa içinde yaşıyoruz. Bütün buralarda süren yağmaya karşı hak mücadeleleri ile birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Öyle bir birlikten söz ediyoruz” dedi. Birlik çağrısına terazinin ağır basan kısmı olarak nitelendirdiği sermaye kesimi tarafından müdahale edildiğini söyledi. Sinema sektöründeki her birimin ayrı bir sendika kurması önerisinde bulunan Mahsun Kırmızıgül için “Mensup olduğu sermaye sınıfına nasıl örgütlenmeleri gerektiğini öğütlesin. Sinema emekçisi arkadaşlarımızın sözleşme taleplerine karşı çıkan, ücretlerini kesen Kırmızıgül, filmde neyden bahsettiğini unutmuş. Hani ortak sorunlarımız vardı, hani ortak çözülecekti?” diye sordu. “Öfkeliyiz” diyen Ayden, sinema emekçilerinin bu kampanya süresince olduğu gibi birlik olduğu halde sorunlarını çözebileceklerine dikkat çekti. Set çalışanlarının çalışma koşulları ile ilgili yaşadıkları sorunları aktaran Ayden, elektrik direğinde kaza geçirenlerin olduğunu, yoğunlukla bel fıtığı gibi hastalıklar geçirildiğini, trafik kazasıyla ölen arkadaşlarını, görevi olmadığı halde aşırı yük taşıyan set emekçilerini, çalışanların düzensiz ve yetersiz beslendiklerini, figüranların karşılaştıkları insanca olmayan muameleleri, aşırı yorgunluk ve uykusuzluk, dikkatsizlik sonucu fiziksel ve psikolojik olarak sorunlar yaşadığını anlattı.

TOK‹ patronu iflçilere atefl açt› B

Emekçi, AKP’nin torbasına girmez

‘BAŞBAKAN DUY, EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI İSTİYORUZ’ Aynı inşaatta işçiler, 21 Aralık günü de maaşlarını alamadıkları için eylem yapmıştı. Binaların çatısına çıkarak çatıda ateş yakan, polisin gelmesinin ardından inşaata kimseyi yaklaştırmak istemeyen işçiler aşağı kiremit atmıştı. “Başbakan duy, emeğimizin karşılığını istiyoruz – 72 mağdur işçi” pankartı asan işçiler, taşeron firmanın işçilere ödeme yapacağını söylemesinin üzerine eylemlerini bitirmişti. Eylemin ardından inşaatta çalışan 72 işçinin hesabına 60 lira yatırılmıştı. İşçilerin 120 bin liraya yakın alacakları bulunuyor. Diyarbakır, Hakkari, Van, Bitlis, Ağrı ve Iğdır'dan 75 kişilik grup halinde Eylül ayında Kütahya'ya gelen işçiler müteahhit firmadan işi alan taşeron şirkete bağlı olarak sıva, alçı, mantolama, çatı, duvar ve tuğla işçiliği yapıyorlar. TOKİ şantiyeleri en fazla işçi eylemleriyle gündeme gelmişdi. Ağır çalışma koşullarında ve neredeyse hiçbir güvenlik önlemi alınmaksızın çalıştırılan işçiler, yaşadıkları güvencesizliğe karşı tepkilerini ücretlerini alamadıkları zaman ortaya koydu. Ücretini alamayan işçiler, özgün eylem biçimlerine de imza attı.

M

Güvencesiz çal›flt›rma biçimlerinin tafleron sisteminin yayg›nlaflt›r›lmas› ve güvence alt›na al›nmas›n› sa¤layan; birçok iflçiyi iflinden edecek olan AKP’nin torba yasa tasar›s›na karfl› emekçiler soka¤a ç›kt›.

aşbakanlık Toplu Konut İdaresi’nin (TOKİ) Kütahya’da Akkent Mahallesi’nde yaptırdığı toplu konut inşaatında işçiler, ücretleri ödenmediği için eylem yaptı. TOKİ’den ihale alan Evyap şirketinin işi yaptırdığı taşeron firmanın iki aydır ücretini ödemediği işçiler, 26 Aralık günü taşeron şirket yetkilileriyle tartıştı. Tartışmanın ardından işçiler şantiyeyi taşlayarak firmaya tepki gösterdi; ancak firma yetkilileri tarafından ateş açıldı. Açılan ateş sonucu bir inşaat işçisi ayağından yaralandı. Ayağından yaralanan Ekrem Tekdemir'in (34) sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Olay yerine gelen polis de işçilere saldırdı. Polisin saldırısının ardından işçilerin tepkisi bu kez polise yöneldi. İşçiler polisin saldırısına taşla karşılık verdi. Polis, 13 işçiyi zor kullanarak gözaltına aldı. Olaylar sırasında şantiye binasının camları kırılırken üç polis aracı da hasar gördü.

Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Tomtom Mahallesi Örtmealt› Sokak No: 6/3 BEYO⁄LU/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer Taflbask› Matbaac›l›k Yay. ve Amb. San. Tic. Ltd. fiti. Bask› Tesisleri Kocaeli /‹ZM‹T (0262 335 45 29) 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.

eclisin gündemindeki torba yasa tasarısına karşı eylemler sürüyor. Yapılan eylemler her ne kadar parçalı bir görüntüye sahip olsa da tasarı, emekçiler ve toplumun geniş bir kesiminde olumsuz karşılanıyor. Tasarıya karşı ilk ciddi tepkiler belediye işçilerinden gelmeye başladı. 100 bine yakın belediye çalışanını işinden edecek yasaya karşı Belediye-İş, örgütlü olduğu tüm şehirlerde kitlesel eylemler yaptı. DİSK Genel-İş üyeleri de benzer eylemler gerçekleştirdi. Tasarıya karşı tepkiler Aralık ayı içinde giderek arttı ve yaygınlaştı. Engellilerden silikozis hastalığına yakalanan kot kumlama işçilerine, kadınlardan kamu emekçilerine

geniş bir kesim, ayrı ayrı yaptığı eylemlerle torba yasa tasarısının geri çekilmesini istedi. Torba yasa tasarısına karşı ilk mitingi İzmir’de örgütleyen DİSK, 30 Aralık günü Türkiye’de örgütlü olduğu yerlerdeki temsilcileri ile meclisin kapısına dayandı. Ankara’daki Genel-İş Genel Merkezi önünde buluşan işçiler, polis engelini aşarak meclise doğru yürüyüşe geçti. TBMM Çankaya Kapısı’nda bir konuşma yapan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, torba yasanın aldatmacalarla dolu olduğunu ve yasaya ‘kapkaç yasası’ adını verdiklerini belirtti. Çelebi, hükümetin asgari ücret politikasını da eleştirdi. DİSK heyetinin meclise torba

yasayla ilgili görüşlerini sunan dosyaları ilgili TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin’e sunmasının ardından eylem sona erdi. Eyleme, TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, Halkevleri Genel Sekreteri Samut Karabulut ve EMEP il yöneticileri katıldı. Aynı gün, Kocaeli’nde de torba yasaya karşı emekçiler eylemdeydi. Kocaeli Emek ve Demokrasi Platformu torba yasaya karşı yaptığı yürüyüşün ardından, AKP’yi il binası önünde protesto etti. Eylem kitleselliğiyle dikkat çekerken, Perşembe Pazarı mevki-

ine gelindiğinde kısa süre önce yerlerinden atılmak istenen pazar esnafı da eyleme alkışlarla destek verdiler. AKP il binası önünde durdurulan emekçiler adına basın açıklamasına okuyan BES Şube Başkanı ve KESK Kocaeli Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Akın Şişman: “Torba yasa, sermaye için ucuz emek cenneti vaat etmektedir. Düzenleme AKP memuru yaratma amaçlıdır. Çözüm örgütlü mücadeleden ve ‘dur’ demekten geçiyor” dedi. Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu da 27 Aralık günü İstiklal Caddesi’nde bin kişinin katıldığı bir yürüyüş yaparak tasarıyı protesto etti.

İş cinayetleri 2009’da 1171 can aldı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2009 y›l›na ait ifl kazas› istatistiklerini yay›nland›. Buna göre, 2009 y›l›n›n OcakNisan döneminde 17 bin 733, May›s-A¤ustos döneminde 18 bin 954, Eylül-Aral›k döneminde ise 27 bin 629 olmak üzere toplam 64 bin 316 kifli ifl kazas›na maruz kald›. 2009 y›l›nda toplam olarak bin 171 kifli de ifl kazalar›na ba¤l› olarak hayat›n› kaybetti.

SGK’ya göre 2008 y›l›nda 72 bin 963 kifli ifl kazas› geçirdi. ‹fl kazalar› en çok tafleronlaflt›rman›n ve güvencesiz çal›flma koflullar›n›n yayg›n oldu¤u tekstilde, madenlerde ve inflaatlarda yafland›. SGK’n›n yay›nlad›¤› 2009 y›l›na ait ifl kazalar› rakamlar›na göre, 2009’da en fazla ifl kazas› kömür ve linyit ç›kart›lmas› esnas›nda maden ocaklar›nda meydana gelirken

maden ocaklar›n› metal sanayi, tekstil ve inflaat sektörü izledi. ‹fl kazalar›n›n çok büyük bir k›sm› 30’dan az iflçi çal›flt›ran iflyerlerinde gerçekleflti. SGK’n›n istatistiklerine göre ifl kazas›na maruz kalanlar en çok kafalar›na darbe alm›fl. Yine kay›tlar ifl kazalar›n›n mesainin ilk ve son saatlerinde yo¤unlaflt›¤›n› gösteriyor.

Taşeron sağlık işçileri eylemde

A

dana Numune Hastanesi'nde 105 işçi haklarından vazgeçmeleri ile ilgili bir belgeyi imzalamadıkları için işten çıkarıldı. İşe iade talebiyle başhekimlik önünde eylem yaptı ve tüm haklarıyla birlikte işe geri alınıncaya kadar eylemlerini sürdüreceklerini söyledi. İşçilerden Muhsin Asilkan hastane yöneticilerinin yakınlarını işe aldığını anlattı. Eylemde açıklama yapan Dev Sağlıkİş Çukurova Bölge Şube Başkanı Mustafa Hotlar, “Taşeron çalıştırma hukuk dışı bir yöntemdir” dedi.

Silikozisin sorumlusu bakanlık

D

anıştay 1. Dairesi, bir kot kumlama işçisinin silikozis hastalığına yakalanması ile ilgili denetim yapmadığını belirterek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Grup Başkanlığı’nı sorumlu tuttu ve grup başkanı hakkında soruşturma açılmasına karar verdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, 15 Nisan 2010 tarihli karar ile grup başkanı hakkında soruşturma izni vermemişti. Karara itiraz edilmesi üzerine dosya Danıştay 1. Dairesi’ne gelmişti.

Petrol-İş üyeleri direnişte

T

ekirdağ’ın Çorlu İlçesi’ndeki Avrupa Serbest Bölgesi’nde bulunan fabrikada, Petrol-İş üyesi olduğu için işten çıkarılan işçilerin direnişi sürüyor. Aynı şekilde yine Petrol-İş üyesi olduğu için işten çıkarılan Berikap işyerinde de işçiler direnişte. İki fabrikada da işçiler ağır çalışma koşullarına karşı Petrol-İş’te örgütlenmiş, patronun işten çıkarma saldırıları iki işyerinde de sendikanın yetki tespiti için yaptığı başvurunun hemen ardından gelmişti.


9

EMEK 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

‹ndirim bekleyen bakan zam yapt›

H

ükümet benzine yine zam yaptı. 28 Aralık 2010’dan itibaren 95 oktan kurşunsuz benzinin litre fiyatı 3,91 lira olacak. 97 oktan kurşunsuz benzin ise 3,98 lira olacak. Mazotun litre fiyatı 8 kuruş artarken, kalorifer yakıtı da yüzde 1,84 oranında zamlandı. AKP hükümeti eylül ayından itibaren akaryakıta üçüncü defa zam yaptı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 15 Aralık günü yaptığı açıklamada benzin fiyatlarında bir

Yoksul çiftçiye vuran vurana

D

enizli merkeze bağlı 3 mahalle, 16 köy, 5 kasaba ve 3 ilçenin sulamasını sağlayan birlik, çiftçiden 4 milyon liralık elektrik alacağını tahsil edemeyince çiftçileri icraya verdi. Pamukkale Sulama Birliği Başkanı Ahmet Ekincier, yaptığı açıklamada, çiftçiden elektrik parasının alınamaması durumunda suların da kesileceğini söyledi. 1991-2008 yılları arasında 837 çiftçinin 3 milyon lira; 2009 yılında 155, 2010 yılında da 706 çiftçinin yaklaşık 1 milyon lira borcu

düşüş tahmin ettiğini söylemişti. AKP’li enerji bakanları daha önce de defalarca elektrik, su ve doğalgaz fiyatlarında indirim beklemiş ve bu yönde açıklamalar yapmıştı; ancak bu açıklamalardan en geç iki hafta sonra enerji kullanım bedelleri zamlanmıştı. Tüketicinin akaryakıta ödediği her 100 TL'nin 65 lirası ÖTV ve KDV olarak doğrudan devlete gidiyor. Geri kalanını dağıtım şirketi ve bayii karı ile taşıma bedeli oluşturuyor.

Piyasa meslek lisesi

Mücadele ö¤renilecek birfleydir! aşeron şirket eliyle bir işyerinde çalışmanın en büyük sorunu iş güvencesinin olmayışıdır. Dev Sağlık-İş’in mücadelesiyle bu gerçek artık herkes tarafından biliniyor. İş güvencesini sağlama almanın tek yolu da örgütlülükten geçiyor. Emekçiler bunu da yavaş yavaş öğreniyor. Kamu sağlık kuruluşlarında taşeron eliyle hizmet gördürülmesinin bugüne kadar gördüğümüz örneği şöyleydi. İşçi hastanede taşeron şirketin işçisi olarak çalışmaya başlar ve sonrasında yıllık veya daha az süreli ihalelerle aynı şirket veya başka bir şirket ihaleyi alır ama işçiler bundan etkilenmezdi, hiçbir şey olmamış gibi o işyerinde çalışmaya devam ederdi. Tek sorun işçilerin kıdemle ilgili yıllık izin ve tazminat haklarına ilişkin tartışmalı konuydu. İşçilere yıllardır “Siz her ihaleyle yeniden işe alınıyorsunuz bu nedenle kıdeminiz birikmiyor” diye yalanlar söylendi. Ne zamanki Devrimci Sağlık İş, bu işe el attı; işçiler o hastanede Tufan işe başladıkları günün işe giriş Sertlek tarihi olduğunu öğrendiler, sadece işçiler değil işverenler Dev Sağlık-İş de artık kolay kolay böyle Genel Sekreteri palavralarla işçileri kandırmaya tevessül edemiyorlar. Ancak geçtiğimiz günlerde Adana Numune Hastanesi’nde yeni ihaleyi kazanan taşeron firma 105 işçiyi imzalatmak istediği belgeyi imzalamadıkları gerekçesiyle işten attı. Taşerondan çalışan sağlık işçilerinin örgütlenmesinin zorunluluğunu anlatırken hep şunu söyledik: “İş güvenceniz hiç yok, eğer yeni gelen taşeron isterse ‘Ben buradaki 300-500 işçiyle çalışmak istemiyorum benim kendi işçim var’ dese yasal olarak kimsenin yapacağı bir şey yok. Bu nedenle taşeron uygulaması sürdüğü sürece işçiye huzur yok, mutlaka taşeronu sağlıktan kovmalıyız” diye anlattık. Ancak yaklaşık 20 yıldır süren bu uygulamada işçiler bu anlamıyla bir zarar görmedikleri için herkes “böyle gelmiş böyle gider” havasında çalışmaya devam ediyordu. Adana’daki uygulama bugüne kadar (benim bildiğim kadarıyla) ikinci örnek. Daha önce de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 58 işçi yeni şirketin (kendi işçilerimi getireceğim) gerekçesiyle işten atılmıştı. Ancak o günlerde henüz taşeron sağlık emekçilerinin örgütlenme mücadelesi ülke çapında yankı bulmadığından oradaki arkadaşları direnişe geçmeleri için ikna edememiştik. AKP hükümetinin hastanelerinde yardımcı sağlık hizmetleri, işçilerin köle emeği kullanılarak karşılanmaktadır. Mecliste görüşülen “torba yasa” ve sonrasında devamı gelecek olan “ulusal istihdam stratejisi” paketinde işçilerin sermayenin kucağına elleri ayakları bağlanmış bir kurban olarak teslim edilmesinin yolları hazırlanmış. AKP’li bakanın 16 saatlik çalışma sürelerinden bahsetmesi çok manidardır. Bu ülkede vahşi kapitalizmin en cengaver uygulayıcısı olarak Özal’ı gördükten sonra “bundan beteri olmaz” diye düşünmüştük. Ama dinci Tayyip, Özal’a rahmet okuttu desek yeridir. İslamcı vahşi kapitalizm emek sömürüsünü acımasızca derinleştirerek sistemi ayakta tutuyor. Dün Egeli işçiler örgütsüzdü, bugün Adana Numune’deki işçiler de öyle. Ama Adana’daki sağlık emekçileri kaderine razı olup evlerine dönmediler, hastane bahçesinde direnişe geçtiler. Çalışmak, evlerine ekmek götürmek istiyorlar. Çünkü artık bütün taşeron sağlık emekçileri, ekmeklerine sahip çıkmak için mücadele etmeleri gerektiğini biliyor.

T

bir şekilde bunu gösterecek.” Dinçer’in sözünü ettiği piyasaya uygun elemanlar genel olarak meslek liselerinde şekillenecek. Bu elemanlar stajyerler için açılan BECERİ kurslarında eğitim alacaklar ve 5 ay ile1 yıl arasında değişen eğitim süreci kadar da ücretli çalışacaklar.

A

KP meslek liselerini piyasaya açıyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ve Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) işbirliği ile yürütülen “Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezleri Projesi” (BECERİ'10) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer tarafından basına tanıtıldı. Bakan Dinçer, ''Biz artık şu duvarı yıkıyoruz; toplumun ve piyasanın ihtiyaçlarından uzak eğitim veya teorik eğitimden uzaklaşıyor ve daha çok ihtiyaca odaklanmış bir programı hedeflemeye başlıyoruz'' dedi. Projenin Türkiye’nin sistematik istihdam yaratma projelerinden biri olduğunu belirten Dinçer, bu projeyle doğrudan doğruya piyasanın ihtiyaçlarına uygun elemanlar yetiştirmeyi ve onları da bu ihtiyaç yerlerinde istihdam etmeyi öngördüklerini söyledi. Yeni proje ile müfredatların da piyasa ihtiyaçlarına göre şekilleneceğini ifade eden Dinçer, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi gerektiğini belirtti: “İnsanları her an, her yerde ve farklı bir işte çalışabilecekleri bilgi ve tecrübeye sahip bir donanımla teçhiz etmek, ondan sonra da piyasayı daha serbest, daha çalışılabilir hale getirmek, çalışma hayatını esnekleştirmek gerekecek.'' Dinçer’in sözlerinin içinde

M

eslek liseleri AKP’nin ‘BECERİ’si ile piyasaya uygun hale getiriliyor. Piyasa ise AKP’nin yasalarıyla giderek güvencesizleştiriliyor

geçen ‘her an her yerde ve farklı bir işte çalıştırılmalarıyla ilgili kısım ilk bakışta ‘herkes iş sahibi olacak’ havası yaratıyor. Medyada art arda çıkan ‘1 milyon kişiye iş imkanı’ gibi haberler de bu havayı destekliyor. Oysa bir insanın her an her yerde her işte çalışması, iş güvencesi olmaması ve buna bağlı olarak düşük ücretle ve ağır çalışma koşulları altında çalıştırılması

5 Gıda mühendisleri işsizliğin pençesinde

anlamına geliyor. ‘DİREKSİYONDAN KALKTIK’ “Bize yardım ve destek sağlayacak bütün aktörleri sürece dahil edip, mümkün olduğu kadar düşük maliyetle, mümkün olduğu kadar çok büyük bir faydayı üretmenin peşinde koşuyoruz'' diyen Dinçer, bakanlık olarak bünyelerinde çalışan sayısının 2.400 olduğunu

996 Sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu'nun 13 Aralık’ta yürürlüğü girmesiyle, çeşitli firmalarda sorumlu yönetici olarak çalışan binlerce gıda, kimya ve ziraat mühendisi işten çıkarılmaya başladı. Eski yönetmelikler tamamen yürürlükten kaldırılırken yeni kanunun yönetmelikleriyse henüz hazır değil. Kanun, 10’dan az işçi istihdam eden pastane, fırın, catering şirketi, peynir imalatçıları gibi mikro ölçekli gıda işletmelerinde gıda, ziraat ve kimya mühendisi bulundurma şartını kaldırdı. Türkiye’deki 40 bin gıda işyerinin yüzde 80’i mikro

‘MESLEĞE’ TORBA DESTEK Meslek liselilerin piyasaya uygun nitelikte yetiştirilmesinin ardından çalışma koşullarını da meclisin gündeminde bulunan torba yasa tasarısı belirleyecek.Bu noktada torba yasa tasarısında gündeme gelen iki madde önem arz ediyor. Bu maddelerden birincisi tasarının 39’uncu maddesi. Bu madde ile 5510 sayılı Kanun’un 82. maddesi değiştirilerek prime esas kazancın üst sınırının belirlenmesinde asgari ücret 18 yaş sınırına göre düzenleniyor. Bu düzenleme işletmelerde çıraklık eğitimi gören, mesleki eğitim gören ve staja tabi tutulanların almakta oldukları ücretlerini de 599 liradan 518 liraya düşürüyor. Diğer maddeler ise beş kişiden az işçi çalıştıran yerlerde de stajyerlerin çalışabilmesi ile deneme süresinin 2 aydan 4 aya çıkarılmasını öngören maddeler. Bu iki koşul bir araya geldiğinde meslek lisesinden mezun olan bir genç, stajyerlik yaptığı yerde parasını alamayacak.

ölçekli işletme sıfatına sahip. Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Petek Ataman kanunun gıda denetimini maliyet unsuru olarak gören birçok işletmede uygulanmayacağına dikkat çekerek, binlerce mühendisin işsiz kalmasının yanı sıra halkın gıda güvenliğinin de tehlikeye atıldığını söyledi. Ataman, et parçalama tesislerini örnek olarak verdi: “Bu tesislerde daha önce ilgili tüm meslek grupları görev alabilirken şimdi sadece veteriner hekimler görev alabiliyor. Öte yandan hangi noktaların parçalama tesisi olduğunun bir tanımı da bulunmuyor.”

2011’i direniflte karfl›lad›lar

‹flçilerin direnifli Gemlik Serbest Bölge’de iflyeri önünde sürüyor. Gemlik’teki Serbest Bölge’de flimdiye kadar Türk-‹fl’e ba¤l› Türk Metal ve Liman‹fl sendikalar› faaliyet yürütüyordu; iflyerine D‹SK girince patronlar da iflten ç›karma sald›r›s›na bafllad›.

ancak söz konusu proje için en az 80 bin personel gerektiğini söyledi. Dinçer projenin amacını şu şekilde vurguladı: ''Biz Bakanlık olarak direksiyondan kalktık, ticaret ve sanayi odalarını, TOBB'u direksiyona oturttuk. Biz yavaş yavaş standartlarını belirliyor, denetimlerini yapıyor, izliyoruz, ama fiilen yürütme alışkanlıklarımızı bırakmaya çalışıyoruz. Bu proje somut

Nemtrans iflçileri 2011’e ‹fl Bankas› Kuleleri’nin önünde direniflte girdi. Sendikal› olduklar› için iflten ç›kar›lan Nakliyat-‹fl üyesi, ‹fl Bankas› bünyesindeki Nemtrans iflçileri 31 Aral›k günü ‹stanbul 4. Levent’te bulunan ‹fl Bankas› Kuleleri’nin önünde eylem yapt›. Eyleme Nakliyat-‹fl üyesi baflka iflçiler de destek oldu. Bankan›n önüne sloganlarla yürüyen iflçiler, ‹fl Bankas›’n›n sendika düflmanl›¤›n› protesto etti. ‹flçiler 2011’i ‹fl Bankas› önünde karfl›layacaklar›n› duyurdu ve bir gün boyunca alk›fl ve sloganlarla eylem yapt›. Öte yandan iflçilerin Gemlik’teki iflyeri önünde de direnifli sürüyor. ‹fl Bankas›’na ba¤l› Bursa’n›n Gemlik ‹lçesi’ndeki Serbest Bölge’de bulunan Nemtrans iflçileri Nakliyat-‹fl’e üye olduklar› için iflten ç›kar›lm›fl ve ifllerine sendikal› olarak geri dönmek için 27 Aral›k’ta Gemlik’teki iflyeri önünde direnifle geçmiflti. ‹fl Bankas› bünyesinde faaliyet gösteren Nemtrans flirketi, Nakliyat-‹fl 5 Kas›m’da Çal›flma Bakanl›¤›’na yetki için baflvurduktan sonra iflten ç›karma sald›r›s›na bafllad›. ‹lk olarak 14 iflçiyi iflten ç›karan flirket 26 iflçiyi de yine ‹fl Bankas› bünyesinde faaliyet gösteren tafleron bir flirket olan Gemport’a geçirmek istedi. ‹fl Bankas›, Gemport’a geçmek istemeyen iflçileri de iflten ç›kard›. Nemtrans’ta direniflte olan iflçilerin yar›s› t›r floförlü¤ü di¤er yar›s› da limanda vinç operatörlü¤ü

Sapphire iflçileri direnerek kazand› 35 gün boyunca Avrupa’n›n en yüksek gökdeleni önünde oturma eylemi yapan 20 iflçi ödenmeyen ücretlerini 31 Aral›k günü ald›. AKP Bitlis Milletvekili Nahit Kiler’in sahibi oldu¤u Kiler Holding taraf›ndan yapt›r›lan Sapphire Tower inflaat› 17 Eylül günü bir iflçinin 5. kattan düflerek ölmesiyle gündeme geldi. Olay›n üzeri örtülmeye çal›fl›l›rken Sapphire iflçileri Birgün gazetesine çal›flma koflullar›n› anlatt›; Avrupa’n›n en yüksek gökdeleninin ifl cinayeti ve güvencesizlefltirmeyle yükseldi¤i ortaya ç›kt›. Kiler’in inflaatta hiçbir güvenlik önlemi almad›¤›, iflçilerin sigortalar›n› eksik yat›rd›¤› hatta baz› iflçilerin ücretlerini ödemedi¤ini anlatan iflçiler, bas›na verdikleri demeç gerekçe gösterilerek iflten ç›kar›ld›. 25 Kas›m’da iflçiler öden-

meyen 54.000 lira ücretlerini almak için gökdelen önünde direnifle geçti. Direnifl boyunca ilerici kurumlar iflçileri yaln›z b›rakmad›. ‹flçiler defalarca güvenlikçilerin ve polisin sald›r›s›na maruz kalsa da y›lmadan direndi. 31 Aral›k günü iflçilerin ücretlerini ödemek zorunda kalan Nahit Kiler, son anda bile çeflitli ayak oyunlar› yapmaktan geri durmad›. ‹flçilere, bir ka¤›t vererek “Bunu imzalamazsan›z paran›z› alamazs›n›z” dedi ve “fiirketi zor durumda b›rakt›¤›m için özür diliyorum” yazan ka¤›d› imzalamalar›n› istedi. Kiler’in tüm çabalar›na karfl› birçok iflçi, “Özür dilemesi gerekenin bizim hakk›m›z› vermeyen Kiler’dir” cevab›n› verdi. Az say›da iflçi ka¤›d› imzalad›; ancak tüm iflçiler alacaklar›n›n tamam›n› eksiksiz ald›lar.

oldu. Öte yandan sulama birliğinin de 8 milyon TL anapara olmak üzere faiziyle birlikte devletin işlettiği elektrik dağıtım şirketi AYDEM’e 35 milyon TL borcu var. Birlik, AYDEM'e olan 800 bin liralık borçlarını ödemezse elektrikleri kesilecek. Denizli Ziraat Odası Başkanı Hamdi Gemici, üreticinin 2007 yılından beri sürekli olumsuzluk yaşadığını belirtti ve sorunun çözülmemesi durumunda tarımın büyük darbe alacağını söyledi.

İzmir Büyükşehir taşerona iş vermiyor

İ

zmir Büyükşehir Belediyesi ihalelere kendi şirketleriyle girerek taşeron şirketleri teknik olarak iş yapamaz hale getiriyor. Belediye bu yolla 2010’un son iki ayında 2.521 işçiyi, taşeron şirketlerden belediye bünyesindeki şirketlere geçirdi. Büyükşehir belediyesinin taşerona karşı yaptığı hamlelerde 2008’den bu yana taşeron şirketlerde çalışan park ve bahçe işçilerinin ve Kent A.Ş işçileri direnişinin önemli bir payı var. Daha önce asgari ücretle taşeron şirketlerde çalışan ve bir yıl doldurmadan işten çıkarılıp kıdem tazminatı verilmeyen işçiler, büyükşehir belediyesinin kendi şirketlerine geçtiğinde kıdem tazminatı hakkına sahip oluyor. Büyükşehir belediyesi, taşeron şirkete verdiği kar payını işçilere vermiş oluyor. Taşeronda 600, 700 lira ücret alan işçiler belediyenin şirketlerinde 900-1500 lira arasında ücret alıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmaya başlayan işçilerin eskisine göre sendikalaşmaları daha da kolay hale geliyor.


10

KİBELE 7 Ocak 2011 /20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

‘Torba’dan kadına düşenler

Diyarbak›r’›n kad›n yüzü ir yazı yazmak zor ama bir kadın yazısı yazmak daha zor çünkü bugüne kadar çoğunlukla erkeklerin işi olmuş bu iş. Biz hep okuyan, dinleyen tarafta olduğumuz için bu işi yapmak bize çok zor geliyor. İkincisi Diyarbakır’dan ve üstelik Kürt kadın hareketine dair yazmak daha zor. Adını Kürt sorunu ve Kürt halkının mücadelesiyle beraber anmaya alıştığımız Diyarbakır yakın zamanda gündeme bir tecavüz skandalıyla geldi. AKP MYK üyesi Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Mazhar Bağlı’nın üniversitedeki kadın öğrencileri taciz ettiği, bir öğrencisine ise tecavüz girişiminde bulunduğu haberi basına yansıdı. Bu haberin ardından Diyarbakır’ı bir de kadın gözüyle anlatmam, dahası Diyarbakır’ın kadın yüzünü anlatmam için Halkın Sesi editörlerinden teklif gelince kabul ettim. Fakat yukarda da yazdığım gibi yazı yazmak zor. Diyarbakır’dan Kürt kadın Zeynep hareketine dair yazı yazmak Çelik daha zor. celik@ Neden daha zor? Çünkü sendika.org hem içindesin hem de dışındasın bu dünyanın. Hem kapsanılansın hem de dışlanan. Hem ‘onlar’dansın hem de değilsin. Hem öz kızkardeşsin hem de üvey, böyle iç içe geçmiş bir sürü çelişki içerisinde yaşanıyor kadınlık halleri. Biraz Anadolu gibi, biraz ‘Batı’ gibi Kürt kadın hareketi. Anadolu gibi herkese kucak açan, dostlukla kucaklayan, ötelemeyen, kendinden sayan, bağrına basan. Ama biraz da ‘Batı’ gibi kendi başına, kendi gündemi öncelikli, dışarıya karşı biraz mesafeli, belki kibirli. Ama bu iki hal iç içe geçtiği, biraz birbirini dengelediği için şimdilik itici ya da ötekileştirici değil. Daha çok koruyucu; hem hareketin içi hem dışarıya karşı kendini koruma reflekslerine sahip. Kürt kız kardeşlerim bu konuda haksız sayılmazlar, hepimizin yaşadığı sorunları onlar savaştan ve feodal toplumsal ilişkilerde, ötürü daha ağır yaşadılar. Tüm bunların üstesinden gelebildikleri için Kürt kadın hareketinin başarısı azımsanacak bir başarı değil. Bu konudaki haklarını teslim etmek lazım. Hele Diyarbakır’da yaşayınca bunu daha iyi anlıyorsunuz. Yine de Kürt kadınları için tüm sorunların çözüldüğünü söylemek, tamamen özgür olduklarından söz etmek mümkün değil. Elbette bu öyle kolay bir iş değil. Daha yürünmesi gereken çok yol, yapılması gereken çok şey var. Üstelik bahsettiğim eksikler sadece Kürt kadın hareketinin değil tüm Türkiyeli sosyalist hareketlerin ve feminist kadın hareketinin ortak sorunu. Bu coğrafyada, kadınların hayatları hiç kolay değil. Ben Diyarbakır’a ilk geldiğimde dikkatimi çeken şeylerden biri belediye otobüslerinin arka tarafında sadece erkeklerin olmasıydı. Kadınlarsa ön tarafta oturuyordu. ‘Bu ne böyle haremlik selamlık mı’ diye düşünmüştüm. Sendikal mücadelede yer alan birine bu durumu sorduğumda verdiği yanıt çok çarpıcı idi benim için: “Burada otobüsün arka tarafına giden kadın ‘yolludur’ bunu herkes bilir” diye. Bana tokat gibi gelmişti bu yanıt. Abartılı olduğunu düşünmüş bu yorumu sorduğum kişinin geri eğilimlerine yormuştum. Hala da öyle olduğunu düşünüyorum. Anlattığım olay ilerici bir emek örgütünde mücadele eden, politik bir erkeğin yaklaşımının ifadesiydi ve bu bile bu çoğrafyada kadın olmanın, mücadele etmenin ne kadar ağır ve zor olduğunu anlamama yetmişti. Bu fikriyat hayatın her alanında ister politik olsun, ister olmasın kadına bakışın hala çok ciddi bir biçimde değişmediğini gösteriyor. Hala aile içi şiddet, ensest, cinsel taciz, tecavüz, kadın cinayetleri ve kan davası sürmekte. Neredeyse hemen her gün bir cinsel taciz-tecavüz vakası yaşanmakta. Kadın hareketinin ve BDP’li belediyelerin bu konuda çok ciddi çabaları olmasına rağmen bunu toplumla paylaşmakta biraz geri durdukları da gözden kaçmamakta. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ biçiminde değil, ama çok ‘dışarıya’ basına ifşa etmeden, konuyu kendi içlerinde çözme eğilimleri var. Kadın kurumları şiddete uğramış kadınlara destek için sığınma evleri ve meslek edindirme kursları çalışmaları yürütüyor elbetteki, fakat nasıl bir baskılanma ise daha doğru bir ifadeyle ırkçılık ve inkar politikaları insanları ne hale getirmişse halk bunları açıkça dile getirmekten çekinir hale gelmiş. Çünkü maruz kalınan ayrımcılık insanları yaşadıkları şiddeti, tacizi, tecavüzü, kadın cinayetlerini bile bir halkı aşağılama aracı haline getirmiş. Tüm bu zorluklara rağmen mücadele edenlerse kadınlar. Kürt kadın hareketinin etrafını saran koşulların bir kısmı bunlar. Gelecek sayılarda hareket içerisinde kadınların konumuna dair gözlemlerimi paylaşmak üzere...

B

Gökkuşağı derneği kapatıldı

B

ursa Valiliği’nin talebi üzerine Travestileri, Transseksüelleri, Gayleri ve Lezbiyenleri Koruma Yardımlaşma ve Kültürel Etkinliklerini Geliştirme Derneği Gökkuşağı’nın kapatılması için açılan ve iki yıldır süren dava sonuçlandı. Uzun zamandır, fuhuş yapıldığı iddiaları ve nefret cinayetleri ile yıpratılmaya çalışan derneğin başkanı Öykü Özen, derneklerine sahip çıkmak için tüm hukuk yollarını deneyeceklerini, kararda direnilmesi durumunda yeni bir dernek açacaklarını ifade etti.

gibi haklarını kullanmak isteyen emekçi kadınlar, işlerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaya devam edecek. Yapılan düzenlemeler, kadınların halihazırdaki görevde yükselmede ve işe alınmada ikinci tercih olduğu iş yaşamında olumsuz sonuçlara neden olabilecek. Değişiklik işveren için kadın personel çalıştırmada çekince yaratabilecek. Bunun için, kadınların çalışma hayatına ilişkin düzenlemelerin, kadınlar için dezavantaja dönüşmesini engelleyecek tedbirlerle birlikte ele alınması gerekiyor. Söz konusu yasa tasarısı kendinden öncekilerle, kadının ev içi emeğinin görmezden gelinmesi ve onu kaşılıksız bırakması noktalarında benzerlik taşıyor.

H

ükümet meclis gündemine getirdiği torba yasa ile kadın kamu çalışanlarına mevcut durumdan daha ileri haklar tanıdığını söylüyor. Peki gerçekten öyle mi? Meclis gündemine gelen ‘torba’dan çalışan kadının yabancısı olmadığı bir anlayış çıkıyor. Tasarının Bakanlar Kurulu onayından geçen Devlet Memurları Kanunu’nda değişiklik içeren bölümün bir kısmı, çalışan kadınlar için görünüşte olumlu; ancak uygulama eksik kaldığından, yetersiz. Bununla birlikte, torba yasa, mağdurlarının en çok kadın işçiler olduğu esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerine yasal dayanak sağlıyor. MÜJDE! ÇOCUKLARA KADINLAR BAKACAK Yasadaki doğum sonrası ebeveyn izni konusundaki değişiklikle eşi doğum yapan erkeğin izin süresi 3 günden 10 güne çıkarılıyor. Söz konusu değişiklik, çocuk bakımının anneye yükletilmesi konusunda görünüşte ve sözde düzenleme getirmiş oluyor. Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü nedeniyle kadının üstlendiği çocuk bakımı sorununun, söz konusu değişiklikteki gibi erkeğe bir haftalık farkla verilen izin süresi ile çözülmesi ise mümkün değil. Tasarının görünen yüzü kadınların yüzünü güldürüyor. Anneler için doğum sonrası ücretsiz izin hakkı 12 aydan 24 aya yükseltiliyor. Fakat kadınların izinli geçen bu sürelerinin emeklilik hakkı için gerekli süreye saydırılması düzenlemede yer almıyor. Kadın hareketinin doğum sonrası izninin ücretli olması gerek-

Torba Yasa Tasarısı, kadınların ev içindeki üretime katılma süreçlerini yok sayarken, kadının çalışma yaşamındaki mağduriyetlerini pekiştiriyor tiği yönündeki talebi yok sayılıyor. Bu durum, tasarının, kadınların çocuk bakarken içinde kaldığı yıpratıcı koşullar ve harcadığı emek gücünü dikkate almadığına işaret ediyor. Ücretli izin hakkı öngörmeyen tasarı ile, kadınların çocuk dünyaya getirmesi ve bakımını sağlaması ile emeğin yeniden üretimini gerçekleştirdiği görmezden geliniyor. Kreş hakkı talebini kendisine iletmek isteyen KESK’li kadınlarla görüşmeyi kabul etmeyen hükümet, süt izninin ilk altı ay 3, ikinci altı ay

bir buçuk saat olarak düzenlenmesine olur veriyor. Ancak süt izni kullanacak işçi kadınlar için, kreş ya da emzirme odaları olanakları sağlanmıyor. Hakkın işe geç gelerek, ya da erken çıkarak kullanılması düzenlemesi ile gerçek soruna ve çalışan kadının sesine kulak tıkıyor. Yasanın yürürlüğe girmesi halinde kağıt üzerinde kalacak olan bir kanun daha mevzuata geçmiş oluyor. Getirilmesi planlanan tüm düzenlemeler, kadının evdeki

emeğini görmezden geliyor. Torba yasa adıyla meclise sunulan tüm maddeler ışığında görünen o ki, kadının kendisine ihtiyaç duyulan esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri dışında çalışma hayatında önü kapatılıyor. Kadının ev içindeki toplumsal cinsiyete dayalı rolünün, “ücretsiz izin hakları” konusundaki düzenlemeler ile pekiştirilmesinin yanında, özel sektörde çalışan kadınların mağduriyetlerine dokunulmuyor. Özel sektörde, süt ve doğum izni

SFK, TORBAYA KARfiI MEYDANDA 5 Ocak’ta İstanbul Galatasaray Meydanı’nda biraraya gelen Sosyalist Feminist Kolektif üyeleri ‘İstihdama evet, torba yasaya hayır’ dedi. Kadınlar yaptıkları eylemde sermayenin kadınları yedek işgücü olarak gördüğünü, torba yasa ile gelecek kuralsız çalıştırma ilkeleri ile kadınların, haklarından daha fazla mahrum kalacaklarını belirtti. Ev içinde ve dışında kadınların karşılığı ödenmeyen bir emek harcadığını ifade eden kadınlar, “Bütün ev işlerini ve bakım yükünü üzerimize yıkan erkeklerden alacaklı olduğumuzu her fırsatta dile getireceğiz. Bugüne kadar, emeklerimizin karşılığı olan alacaklarımızı tahsil edene kadar ev işi yapmayalım diyoruz” dedi.

Şimdi sırada ne var Kavaf Daha önce de eflinden fliddet gören Ayfle Paflal›, bofland›ktan sonra eski eski efli taraf›ndan öldürüldü. Daha önce polisin önünde tehdit edilen, ancak gere¤i yap›lmayan, savc›l›¤a ‘koruma’ talebinde bulundu¤u halde, talebi reddedilen Ayfle Paflal›, daha önce efline uygulad›¤› cinsel fliddet nedeni ile yarg›lanan fakat piflmanl›k bildirdi¤i için serbest b›rak›lan eski kocas› taraf›ndan ifllenen bir cinayetle hayat›n› kaybetti. Devletin, polisin ve ilgili bakanl›k Kad›n ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanl›¤›’n›n cinayet ile ilgili ihmalinin kamuoyunda dikkat çekmesi üzerine, Devlet Bakan› Aliye Kavaf , kad›n cinayetlerinin münferit vakalar oldu¤unu söyledi. Vatan gazetesinin sorular› üzerine kad›n cinayetlerinin yaflanmamas› için

mücadele verdiklerini söyleyen Kavaf, kad›n cinayetleri sonras› verdi¤i ‘elimizden geleni yapt›k’ demeçlerine bir yenisini daha ekledi. Kavaf, “Ailenin Korunmas›na Dair Kanun’da, fliddeti uygulayana, sadece efl de¤il, di¤er aile fertleri de, güvenlik kuvvetlerinin, adli makamlar›n müdahale etmesi için ma¤durun flikayetçi olmas› gerekmiyor. Üçüncü flah›slar›n ihbar›yla gereken adli ve idari yapt›r›mlar devreye girebiliyor. Bu tür olaylar›n olmamas› için her türlü mücadeleyi sürdürüyoruz. Ama yine de münferit vakalar olabiliyor” dedi. Kavaf, aile içi ve kad›na yönelik fliddetle ilgili dört y›ll›k eylem planlar›n›n bitti¤ini ve yeni eylem plan› haz›rlad›klar›n› söyledi. Kavaf, kad›na yönelik fliddetle ilgili duyarl›l›¤›n›n, polise laf söyletmeme konusunda

oldu¤unu flu sözlerle ifade etti: “Polis zorla bar›flt›rd› eve gönderdi, denmesin diye karakolda form doldurtulmas› usulünü getirdik.” Kavaf, önceki eylem plan› çerçevesinde 40 bin polise, hakime, savc›ya, doktora, Diyanet ‹flleri’ne e¤itim verildi¤ini söyledi. Son 4 y›ldaki kad›n cinayetleri tablosuna göre ise bu süre boyunca her gün üç kad›n öldürüldü ve son 7 y›lda kad›n cinayetleri 14 kat artt›. Yaln›zca geçti¤imiz y›l içerisinde Ayfle Paflal› gibi onlarca kad›n polis taraf›ndan evine gönderilerek, fliddete mahkum edildi. Kavaf, kad›n cinayetlerinin politik oldu¤u vurgusunu duymazdan geldi. Kad›n cinayetlerini, erkeklerin öfkelerini kontrol etmeye ihtiyaçlar› olmas›na ba¤lad›. Kavaf ekledi: “fiiddetin tamamen kald›r›lmas›, s›f›rlanmas› çok kolay bir fley de¤il.”

Şiddet evimizde sığınak nerede 1

7-19 Aralık tarihlerinde Aydın Söke’de gerçekleştirilen 13. Kadın Sığınakları ve Dayanışma Merkezleri Kurultayı’nın bu yılki gündemi kadın cinayetlerine karşı mücadele oldu. Bu yıl 13.’sü düzenlenen kurultaya pek çok kadın örgütü ve kadın çalışması yürüten kurumların temsilcileri katıldı. Kurultayda ‘Dünyada sığınaklar için verilen mücadelenin bugünü ve geleceği’, ‘Kadın cinayetleri’, ‘Erkek egemen kültür ve tecavüz’, ‘Feminizm ve homofobi karşıtlığı’, ‘Uluslararası sözleşmeler açısından Türkiye’de aile içinde kadına yönelik şiddet konusundaki düzenlemeler’, ‘Kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve çocuk istismarının görünürlük kazanması’, ‘Aile içinde kadına yönelik şiddete ayrılan bütçe ve politik sonuçları’ başlıklarında sunum ve atölyeler gerçekleştirildi. Kadın cinayetleri ile ilgili mücadelenin büyütülmesi için somut adımlar atmanın gerekliliğini vurgulayan

katılımcı kurumlar, kadın intiharlarının kadın cinayetleri kapsamına alınması gerektiğini, kadın cinayetleri ile ilgili gerçekçi sayısal verileri edinmek istediklerini belirtti. Silahlanma konusunda yapılan yasa değişikliklerinin kadına yönelik şiddetin artmasına yol açtığını belirten kadınlar, kadına dönük şiddetin önlenmesi için gerekli, yeterli yasal düzenlemelerin yapılması çağrısında bulundu. Yapılacak yasal düzenlemeler arasında tecavüz kriz merkezleri kurulmasının olması gerektiği talebini kurultay vesilesi ile yeniden dillendiren kadınlar, koruma kararlarının verilmesinde karşılaşılan gevşek ve duyarsız tutumun terk edilmesini istedi. Nüfusu 50 bini geçen belediyelerin kadın sığınma evi açması şartını hatırlatan kadınlar, uygulamada yasanın yetersiz kaldığını ifade ederek, yasanın uygulanmasını sağlayacak gerekli tedbirlerin alınması, açmayanlar için yaptırım uygulanması

Sendikada cinsiyetçilik E

gerektiğini dile getirdi. Kadınlar, halihazırdaki ve açılacak olan kadın sığınma evlerinin kadınların fiziksel ve psikolojik sağlıklarının korunması, kazanılması için yeterli teknik donanıma sahip olması gerektiği konusunda fikir birliğine vardı. Kadınlar ayrıca, sığınma evlerinden sonraki yaşam için gerekli bütçenin sağlanması

zorunluluğu konusuna da değindi. Yerel ve merkezi yönetimlerden, kadına dönük aile içi şiddet konusundaki çalışmalarını kadın örgütlenmeleri ile sürdürmelerini isteyen kurultay katılımcıları, kadına yönelik şiddetle mücadelenin bir kamu politikası haline getirilmesi gerektiğini belirtti.

ğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EğitimSen) "Sendikada Kadın Temsili" konusunda yürüttüğü çalışmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Sendikanın yaptığı araştırma sendikalarda kadınların temsilinin önünde 'sendikal zihniyet ve cinsiyetçi anlayışın engel olduğunu ortaya koydu. "Kadınlar sendikada karar ve yönetim organlarında neden eksik temsil ediliyorlar?", "Eşit temsil için neler yapılmalıdır?" sorularına yanıt bulmayı amaçlayan araştırmayı, EğitimSen Merkez Kadın Sekreterliği düzenledi. Ankete 421 kişi

katıldı. Katılımcıların yüzde 88.1'i sendika üyesi olmayı tamemen veya kısmen yararlı bulduğunu bildirdi; yüzde 49'u ise sendika üyeliğine tamamen ya da kısmen olumsuz bakıyordu. 97 katılımcı, kadınların sendika yönetim organlarında eşit temsilinin önündeki en önemli engeli, "toplumda ve ailedeki cinsiyetçi işbölümü" olarak tanımladı. "Sendikada çocuk bakım odasının olmaması" ise en etkisiz neden olarak sıralandı. Eğitim Sen’in yüzde 46' sını kadınlar oluşturduğu halde, sendikanın yönetim organlarında kadınların oranı, yüzde 25’in altında.


11

YÜZ YÜZE 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Anadolu’nun neoliberal düzenle imtihanı

Türkiye kamuoyunun son dönemde en fazla tartıştığı konulardan HES’lerle (hidroelektrik santraller) ilgili tüm merak edilen bilgilerin derli toplu yer aldığı ilk kitap ‘Dereler ve İsyanlar’ Notabene Yayınları tarafından yayımlandı. Gazeteci Mahmut Hamsici’nin yazdığı kitapta HES’leri farklı yönleriyle ele alan bilgi bölümleri, Türkiye’de HES yapılan veya yapımı planlanan farklı yörelerden gözlemlerle HES karşıtlarının

yaşam alanı mücadelelerinin hikâyeleri yer alıyor. Kitapta Türkiye’nin HES canavarıyla cebelleşen Kastamonu’dan Erzurum’a, Rize’den Muğla’ya, Düzce’den Antalya’ya farklı yörelerinden HES karşıtı, su ve yaşam hakkı mücadelelerine ve kamuoyunun konuyla ilgili merak ettiği bilgilere yer veriliyor. Mahmut Hamsici’ye kayıt cihazımızı uzattık, kitabı üzerine söyleştik.

FINDIKLI, DERS‹M, YEfi‹LIRMAK, MURGUL, ‹SP‹R, ALAKIR...

H

HES isyanı her yerde! T

ES’lere karşı mücadele verenler bugüne kadar sağ partilere oy vermiş insanlar. Ama neoliberalizmin saldırısı politik alana dair algıları da değiştiriyor

‘Dereler ve İsyanlar’ kitabında HES meselesini nasıl bir yöntemle ele aldın? Başından beri benim asıl amacım HES yapılan ya da yapımı planlanan bölgelere gidip oralarda projelerin nasıl yaşama geçirildiğini, başlanan projelerin o yörenin insanları için ne tür problemler yarattığını ve HES’lere karşı gelişen toplumsal hareketleri belgelemekti. Yani yapmak istediğim bir saha çalışmasıydı. Ana akım medyaya da bilgi akışı oluyor ama bu, buzdağının görünen yüzü. Örneğin HES’lerle ilgili bugün Anadolu’da en büyük yıkım Artvin’in Murgul İlçesi’nde yaşanıyor ama medya Murgul’la hiç ilgilenmiyor. Hem medyanın her yöreden haber geçmesi mümkün değil hem de burada bazı kırmızı çizgiler var. Örneğin Hürriyet gazetesi Sabancı grubunun Erzurum’daki HES projeleriyle çok fazla olumsuz haber yapmak istemez. Ya da HES yatırımları olan Çalık grubunun ATV’sinde, Sabah’ında pek HES haberi göremezsiniz. Ama bütün bu çalışmayı suyun ticarileştirilmesi perspektifiyle yapmak ve dağınık bilgileri belli bir bütünlükte sunmak istedim. Bunu yaptıktan sonra kamuoyunun HES’lerle ilgili genel anlamda merak ettiği bilimsel bilgileri de araştırarak, okuyarak ve röportajlar yaparak toparlamaya çalıştım. Böylece kitapta bir yandan saha notları akarken aralardaki Tabiat Bilgisi bölümleriyle bu bilimsel bilgiler aktarılıyor. Aynı yerde yaşayan insanlar nasıl oluyor da HES’çi ve HES karşıtı olarak ikiye bölünüyorlar? Birçok yerde çıkar ilişkileri nedeniyle insanlar HES’leri savunuyor. İnsanlara kimi yerde rüşvet verilmiş kimi yerde bazı taşeron işler devredilmiş. Bir de tabii hükümetin propagandasından etkilenip “Ülkem için iyi olacaksa devletime suyumuz feda olsun” diyen insanlar var. Böylece kimi yerlerde bu insanlarla HES’lere karşı çıkan insanlar arasında ayrışmalar yaşanıyor. Bugün kardeşin kardeşe selam vermediği köyler var. Bir de aynı yörede yaşayıp HES’lerden daha az etkilenecek insanların meseleye yaklaşımıyla daha fazla etkileneceklerin yaklaşımı da farklı olabiliyor. Örneğin Erzurum İspir Aksu Vadisi’nde toprakları HES’in kurulacağı alanın üst tarafında yaşayan köylüler alt tarafta yaşayan köylüler kadar HES’lere tepkili değiller. Ama bir yandan da HES karşıtı mücadelelerin insanları birleştirici bir yanı yok mu? Doğru, kesinlikle var. Ortadaki tüm hükümet propagandalarına ve işbirliklerine rağmen birçok yörede halk bir arada mücadele veriyor hatta bu mücadele yıllardır aynı coğrafyada yaşayıp ortak yaşam alanları olmamış insanları da bir araya getiriyor. Çarpıcı bir örnek vereyim. Düzce ve Hendek’te Aksu Deresi üzerine yapılmak istenen HES’e karşı yörede farklı etnik kökenden köylüler ilk kez bir araya gelmiş durumda. Burada hem Karadeniz’in farklı yerlerinden gelenler hem de Çerkesler yaklaşık 100 yıl önce köylerini kurmuşlar ama tüm bu zamanda bırakalım ortak evlilikleri, ortak dostlukları aralarında bugüne kadar hiçbir iletişim kurulmamış. Şimdi bu insanlar kendi yaşamlarıyla ilgili bir

sorun karşısında ilk kez birlikte mücadele veriyorlar. Birbirlerini tanıyorlar, karşılıklı ön yargılarından kurtuluyorlar. Peki, bu ortak hareket etmenin getirdiği birleştiricilik sağ görüşten olan insanları da kapsıyor mu? Kesinlikle kapsıyor. Açıkçası bugün Anadolu’nun birçok yerinde HES’lere karşı mücadele verenler bugüne kadar sağ partilere oy vermiş insanlar. Ama neoliberalizmin yaşam alanlarına yönelik bu vahşi saldırısı karşısında politik alana dair algıları da değişebiliyor. Örneğin Loç Vadisi’nde bugüne kadar hep sağ partilere oy vermiş bazı insanlar, eylem süreçlerinde ilk kez Kürt yurttaşlarla ya da solcularla bir araya geldiler. Bir tarafta yeniden kardeşleşme bir yanda toplumsal barışın bozulması. Hangisi daha ağır basacak sence? Bu sorunun cevabı HES karşıtı hareketlerin siyasi olarak önümüzdeki dönemde nasıl bir karakter kazanacaklarına bağlı. Solun buradaki işlevi çok önemli. Hâlihazırdaki hükümet-şirketler ve işbirlikçiler cephesine karşı tüm halk kesimlerinin bir araya getirilip birliğinin sağlanması çok önemli. Kitapta HES karşıtı mücadelede gençler çok görünmüyorlar, bunun nedeni ne olabilir? Bizim de ilgimizi çekti bu durum, gençlerin oldukları yerler var ama az. Bunun nedeniyle ilgili fikir vermesi açısından Artvin Murgul örneğini verebilirim. Murgul’un kendine has bir özelliği

üm hak mücadeleleri gibi HES karşıtı hareketler de hem yöresel hem de ulusal çapta Türkiye toplumunun yeniden kardeleşmesine zemin sunuyor

Bazı yörelerde gençler işe girme umuduyla projelere karşı çıkmıyor. Bu durum HES karşıtı mücadelenin yumuşak karnı var, zamanında bakırla var olmuş ve sosyal devletin nimetlerinden faydalanmış bir kasaba. Bütün özelleştirme, piyasalaştırma saldırısından sonra hayalet kasabaya dönüşmüş. İşyerleri kapanmış, güvencesiz çalışma sistemi yerleşmiş, küçük esnaflık yok olmuş ciddi oranda göç yaşanmış. HES’lerin 2000’li yıllarda yapılmaya başlanmasıyla birlikte Murgullular iş imkanı çıktığını ve eski güzel günlere döneceklerini düşünerek HES’lere başta evet demişler. Başka yerlerde de gördüm, gençler işsizlikten kaynaklı bu projelerle iş sahibi olacaklarını düşünerek karşı çıkmamışlar. Bu da HES’lerin yumuşak karnı. Ama inşaatı bittikten sonra bir santralde ortalama yedi sekiz kişi çalışıyor ve bunların çoğu vasıflı eleman olarak

dışarıdan getiriliyor. Yani ortada uzun vadeli bir iş olanağı da yok. Tabii bahsettiğimiz durumun başka bir nedeni de bu yöre sakinlerinin zaten daha çok yaşlılardan oluşması. HES’ler sadece o yörede yaşayanları değil, memleketlerine geri dönmek isteyen insanlar için de sorun yaratıyor… Tam da bu yüzden HES karşıtı hareketler içinde inanılmaz bir emekli ve emekliliği yaklaşmış insan kitlesi var. Gençken çalışmak için şehirlere göç etmişler ve yıllarca emekli olduklarında köye dönme hayaliyle yaşamışlar. Köyümde sürekli yaşamasam bile en azından yılın yarısını orada geçiririm diye düşünenler var. HES’ler, insanların dönmek istedikleri köylerindeki doğal yaşamı yok edecek. Bundan dolayı bugün kırsal kesimde başka hiçbir toplumsal muhalefet hareketinde göremeyeceğiniz kadar bir emekli aktivist kitlesi var. Şiirler, şarkılar da çok dikkat çekici. Kentteki eylemci algısıyla oradaki eylemci algısı da farklı sanırım. Daha insancıl ve içten bir durum mu söz konusu? Bunlar meselenin insanlar için ne kadar hayati olduğunu gösteriyor. Oradaki bir çok insan hayatlarında ilk kez HES’ler nedeniyle eylemlere katılıyorlar. Bu tepkisellik hayatlarındaki tüm alanlara yansıyor. Mesela Fındıklı’da yerel sanatçı Veysel Amca’yla tanışmıştım. Şimdiye kadar hep aşk türküleri yazmış ama HES’lere o

kadar tepkili ki oturup bir de derelerini sattırmayacaklarına dair bir şarkı yazmış. En çok bilinen örnek de Yuvarlakçaylı kadınların Şalvar rap grubu. Çevre mücadelelerinde hukuki mücadele doğrudan eylemin önünde gidiyor gibi… Şirketler hukuk alanının arkasından dolanmasını çok iyi biliyor. ÇED süreçleriyle ilgili kazanımlar kısa süreli oluyor. Buna ek olarak hukuk alanındaki mücadeleyi kısıtlayıcı yeni gelişmeler de yaşanıyor. Yeni Anayasayla birlikte idari mahkemelerin elinden yerindelik denetimi yetkisinin alınması HES’lerle ilgili kazanılan davaların sayısını azaltacak. Bunun dışında bazı vadiler yöreyi SİT alanı ilan ettirme yoluyla HES projelerinin yaşama geçirilmesini engelleniyordu. Tabiat Varlıkları ve Biyoçeşitliliği Koruma Yasa Tasarısı’yla bu imkân da ortadan kalkacak. Bütün bu gelişmeler önümüzdeki dönem fiili halk mücadelelerini daha fazla gerekli kılacak. Şirketlerin fiili halk mücadeleleri karşısında tavrı sence nasıl olur? Bahsettiğim yasa taslağında koruma planlarının yapılması özel kuruluşlara, koruma görevi de özel güvenlik birimlerine verilmesi planlanıyor. Bu çok tehlikeli bir gelişme. Önümüzdeki dönemde bu hareketlerin karşısına devletin güvenlik güçleri kadar şirketlerin özel güvenlik güçlerinin de çıkacağını tahmin etmek zor değil. Zaten bunun ilk örnekleri de görüldü. Giresun Çanakçı’da şirketin güvenlik güçleri geçen yıl bir saldırıda köylüleri hastanelik etti. Son olarak kitabın kapağıyla ilgili bir şeyler söylemek ister misin? Kapağı Erkal Tülek ve Davut Kanmaz hazırladı. Hem kitabın içeriğini yansıtan hem de estetik açıdan da nitelikli bir iş çıkarmak istedik. Bir tarafta içinde tüm HES’çi cepheyi anlatan öğeleriyle yıkıcı dozer kepçesi var. Diğer taraftaysa ona kafa tutan, insana ve doğaya dair her şeyi içinde barındıran Artvin Geyiği var. Son olarak eklemek istediklerin var mı? Bu kitabın en önemli amaçlarından biri de farklı mücadelelerin birbirlerinin deneyimlerini paylaşmalarına ve ortak mücadele etmelerine yardımcı olması. Umarım buna bir katkı sağlar.

Camide HES dersleri Kadınların mücadelede en önde olmalarını nasıl yorumlamak gerekiyor? İlk akla gelen neden evin temizliği, yemek yapılması, yaşlıların, çocukların, hastaların bakımı gibi ev içi yeniden üretim faaliyetlerinin hepsinin kadınların üzerinde olması. Dolayısıyla su, kadınların hayatında çok daha kritik bir yerde duruyor. Bir nedeni de daha önce bahsettiğim işbirliklerinin erkekler üzerinden yürümesi. Muhtarlar, esnaflar, köyün önde gelenleri erkek, bu durum kadınları daha pazarlıksız hale getiriyor. Görüştüğüm erkekler sivri cümleler kurmamaya dikkat ediyorlardı ama kadınlar küfür etmekten bile çekinmiyordu. Bir yerde kadınlar camide erkeklere bilgilendirme toplantısı yapmış…

Bu örneğe Artvin Ardanuç’ta rastladım. Derelerin Kardeşliği Platformu’ndan Kamile Kaya ve arkadaşları geçen yıl tüm köy camilerini dolaşmış. Evler çok dağınık. İnsanları topluca bulabildikleri için toplantıları camilerde yapmaya karar vermişler. Kış boyunca her cuma camilerde biri namazdan önce biri namazdan sonra olmak üzere insanlara HES’leri anlatmışlar. Kamile ilk kez böyle bir şey yaptıkları için ilk toplantıda çok heyecanlıymış. Tam namaz başlamak üzereyken “Ben keseyim siz namaz kılacaksınız” demiş. Cemaatten “Yok, yok, sen anlat, biz sonra da kılarız namazı” demişler. Mesele o kadar meşru ki, başı açık bir kadın ki sosyalist görüşte biridir, camiye girip bunu yapabiliyor.

Bergama’nın izinde Geçmiş dönemin çevre hareketleriyle bugünkü HES karşıtı hareketler arasında ne tür farklılıklar var? Çevre hakkı hareketleri Türkiye’de asıl olarak 1980’li yıllarda ortaya çıktı. Bunlar o dönem kentli orta sınıfların duyarlılıklarına dayanan hareketlerdi. Bergama örneği bu hareketler açısından başka bir dönemin işaretçisi oldu. Bergama bir çevre hakkı hareketiydi ama sorunu doğrudan yaşayan köylülerin kendi yaşam alanlarını savunmak için ortaya çıkardıkları bir hareketti. Bu, 80’lerdeki hareketlerden farklı olarak hem ezilenlerin hareketiydi hem de politik olarak da sistemle hesaplaşmaktan kaçınmıyordu. Bugünkü HES karşıtı hareketler de bence bu izleği takip eden öz savunma hareketleri. Bunun yanında hala o 80’lerdeki anlayışla hareket eden bir takım STK’lar da yok değil ama dediğim gibi önümüzdeki dönem kurtarıcılık misyonuyla dışarıdan bir gözle halka yaklaşan örgütlerle, taban hareketleri arasındaki ayrımlar daha da netleşecek.

Bu da halkın medyası Bu hareketler iletişim alanını da mücadele için etkin olarak kullanıyorlar. Bu hareketlerin iletişimle kurduğu çok hayırlı bir ilişki var. İnternetle ilişki hem örgütlenmek hem de haber duyuruları için kullanılıyor. Sosyal paylaşım sitelerini çok etkin kullanıyorlar. Facebook sanıldığı gibi sadece kentli orta ve üst sınıfların kullandığı bir araç değil. Mesela Trabzon’da Solaklı Vadisi’ndeki örgütlenmenin temelini Facebook oluşturuyor. Burası büyük bir vadi. HES’e karşı olan insanlar birbirlerini sitede kurulan bir grup vasıtasıyla buluyor sonra da bir araya gelip dernek kurmaya karar veriyorlar. Bu hareketler kendi alternatif medyalarını yaratıyorlar. Bunu da doğrudan kendi ihtiyaç ve olanakları dahilinde yapıyorlar. Kendi haberlerini kendileri yazıyorlar. Kimi kez küçük dijital kameralarla kimi kez cep telefonlarıyla tüm gelişmelerin fotoğraflarını, videolarını çekip bloglarında, sitelerinde yayınlıyorlar. İnternet sayesinde farklı coğrafyalardaki mücadelelerin birbirinden haberdar olması kolaylaşıyor. Ana akım medyaya karşı yeni bir halk medyası anlayışı doğuyor.


12

DOSYA 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

To rbadan ne çıkıyo r? TBMM gündeminden hiç demek? düşmeyen Torba Yasa ne isi İktidar neden birbiriyle ilg meyi aynı olmayan onlarca düzenle çalışma torbaya koyuyor? Tasarı iyor? yaşamında neleri değiştir tronlara İşçiler için ne getiriyor? Pa Tasarıda ne gibi kıyaklar yapıyor? rına yoksulların ve halkın yara düzenlemeler var mı?

Torba Yasa’nın sefası patrona cefası emekçilere Meclis gündemine giren Torba Yasa, çalışma hayatından içki satışına farklı konularda değişiklikler getiriyor. Torbanın içindeki birkaç ‘iyi’ madde emeğe saldırı planını gizleyemiyor

Torba demokrasisi “At›klar›n bile ayr›flt›r›larak torbalara kondu¤u bir ça¤da, elli ayr› konuyu tek bir kanunla düzenlemenin anlam› ne? Çöp iflleme tekni¤inin, kanun yapma tarz›n›n önüne geçti¤i bir ülkede hukuki güvenlikten söz edilebilir mi?” (Prof. Dr. ‹brahim Özden Kabo¤lu, 2 Ekim 2008, Birgün gazetesi) ‹çinde birbiriyle ilgisi olmayan farkl› konularda düzenlemeler içeren kanun de¤iflikli¤i taslaklar› ‘Torba Yasa’ olarak adland›r›l›yor. Gazeteci fiükran Soner’e göre Torba Yasa’lar “Özalizmle yükselen, AKP iktidar›n›n kan›na iflleyen, Meclis’i padiflahlar›n fermanlar›n›n onayland›¤› makam, milletvekillerini, ‘parmak kald›rma gödevlisi’ konumuna getiren iflleyiflin kolaylaflt›r›lmas›nda bafl›m›za örülen çoraplardan biri.” Soner, bu tip yasama anlay›fl›ndan yola ç›karak bu tarz demokrasiyi Torba Demokrasi olarak niteliyor. ( 25 Aral›k 2010, Cumhuriyet gazetesi) AKP sadece 2010 y›l›nda Torba Yasa olarak nitelenebilecek 8 taslak haz›rlad›. Bunlardan kamu borçlarını yeniden yapılandıran bir Torba Yasa 3 Kas›m’da Mecliste kabul edilerek yasalaflm›flt›. Bugünlerde tart›fl›lan Torba Yasa ise ‘Baz› Alacaklar›n Yeniden Yap›land›r›lmas› ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sa¤l›k Sigortas› Kanunu ve Di¤er Baz› Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde De¤ifliklik Yap›lmas›na Dair Kanun Tasar›s›’ olarak Meclis gündemine getirilen 216 maddelik bir tasar›. Tasar› AKP’nin neoliberal dönüflüm program›na dayanmak d›fl›nda ortak özelli¤i olmayan farkl› konularda düzenlemeler içeriyor. Üniversite ö¤renci aff›ndan alkol sat›fl›na, engelli istihdam›ndan memuriyette kademe art›rmaya pek çok de¤iflik yasa ve bu konuda haz›rlanm›fl yasa tasar›s› metinleri tüm yaflam›m›z› do¤rudan etkileyecek tek hamlede yasalaflacak. Peki neden torba yasa? Bu konuyla ilgili sorular›m›z› cevaplayan ‹stanbul Halkevi yöneticisi Av. Erkut Güzel bize flunlar› anlatt›:

“Hat›rlayacak olursak koalisyon dönemlerinde hükümeti oluflturan partiler yasama faaliyetinden önce, hangi konularda de¤iflikli¤e gidilece¤i konusunda anlafl›p sonra ihtiyaçlar› olan› elde etmek için Meclis’teki hükümet d›fl› partileri hatta ba¤›ms›z milletvekillerini dahi ikna etmeye çal›fl›rlard›. Koalisyon hükümetinde yasama faaliyeti sanc›l› geçerdi. Daha kolay ikna için Meclis’e spesifik bir konuda, tart›flmay› azaltmak için oldu¤unca az maddeli yasa tasar›s› gelirdi. AKP ise tek parti hükümetini kurduktan sonra kolay yasama faaliyeti yürütüyor. AKP yasama için yeterli ço¤unlu¤a sahip oldu¤u için ihtiyaç duydu¤u ne varsa bir Torba (ya) Yasa’ya koyup biraz kamuoyunda tart›flt›rd›ktan sonra kolayl›kla yasalaflt›r›yor. Her alandaki yasay› tek tek farkl› zamanlarda tart›flt›rmak yerine hepsini tek kalemde bitiriyor. Parlamenter demokrasinin tek parti iktidar›nda monarklaflm›fl hali AKP'dir. Torba Yasa’ya itiraz edilmeyecek birkaç iyi fley koydu¤unda ve tüm maddeler için ya evet ya hay›r dendi¤i haliyle (ki anayasa paketi bile böyle referanduma götürüldü) kendi içindeki çatlaklar› da kapam›fl olacakt›r. Örne¤in en son Torba Yasa’daki ö¤renci aff›na kimse itiraz edemez. Böylece halk›n önünde meflruluk sa¤lanm›fl oluyor.

T

orba Yasa Tasarısı’nda yer alan değişikliklerin önemli bir kısmı çalışma yaşamını düzenlemeye yönelik. Düzenleme ile ‘genç işçiler’ için daha ağır çalışma koşulları gündeme geliyor. Esnek çalışmanın yaygınlık kazanmasını sağlayacak düzenlemeler yapılıyor. Ücretli-ücretsiz izinlerin süresi değiştiriliyor. Kısa çalışma ödeneği kullanımı kolaylaştırılıyor, işsizlik fonunu patronların kullanması için bir adım daha atılıyor. Okurlarımız belki hiç şaşırmayacak ama tasarıyla ‘işgücü piyasası’ gençleştirilip kuralsızlaştırılıyor. İŞSİZLİK FONU İŞSİZE ÇOK GÖRÜLÜYOR Taslağın 57. maddesinde, işsizlik sigortasının bir önceki yıl pirimlerinin “İstihdamı arttırmaya yönelik politika ve tedbirleri uygulamak, işgücünün istihdam edilebilirliğini arttırmak, çalışanların vasıflarını yükselterek işsizlik riskini azaltmak ve teknolojik gelişmeler nedeniyle işsiz kalması beklenenlerin başka alanlara yönlendirilmesini sağlamak, istihdam koruyucu diğer tedbirleri almak ve işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak amacıyla kullanılması” öneriliyor. Türk İş bu maddeyi, fonu aşamalı olarak amacının dışına çektiği için eleştiriyor. İşsizlik fonundan yararlandırılacak olanların kapsamının genişletilmesi için düzenleme yapılması gerektiğini söylüyor. DİSK de işsizlik fonunun sermayenin kullanımına sunulmasını eleştiriyor. Taslağın 58. maddesi 4447 sayılı kanunun ek2. maddesini değiştirerek kısa

çalışma ödeneği olarak adlandırılan ve işverenin ekonomik kriz gerekçesiyle çalışma süresini kısaltarak işçinin maaşının kalan kısmının işsizlik fonundan ödetilmesi uygulamasının koşulları genişletiliyor. Mevcut düzenlemede ‘genel ekonomik kriz ve zorlayıcı durumlar’ olarak tanımlanan kısa çalışma ödeneği koşullarına tasarıda ‘sektörel ve bölgesel kriz’ koşulları da ekleniyor. Türk İş kısa çalışma ödeneği verilmesinin koşullarını genişlettiği ve subjektif hale getirdiği için bu maddeye itiraz ediyor. DİSK ise bu maddeye işçilerin ücretlerinin işsizlik fonundan karşılanmasını yaygınlaştıracağı için itiraz ediyor. KURALSIZ ÇALIŞMA KURAL HALİNE GELİYOR Taslağın 64. maddesi esnek ve kuralsız çalıştırmanın en yaygın biçimi olan ‘evden çalışma’ ve ‘uzaktan çalışma’ benze-

Her kepçenin bir kaşığı var T

orba Yasa sadece çalışma yaşaımını düzenleyen değişiklikler içermiyor. İçinde toplumun kimi kesimlerini ilgilendiren farklı maddeler yer alıyor. Hatta emeğe dönük ağır saldırı maddelerine gelecek itirazları engellemek için yer alan kimi ilerletici düzenlemeler de yok değil. Örneğin üniversite öğrencilerinin okuldan atılması sona eriyor. 4 yıllık lisans programını 7 yılda tamamlama şartı kaldırılıyor. Bu şartla uyumlu bir biçimde taslakta yer alan bir başka değişiklikle 12 Eylül 1980’den itibaren her ne sebeple olursa olsun üniversiteden ayrılanlar, 5 ay içinde başvurmaları halinde zamlı harç miktarlarını ödeme şartıyla üniversite öğrenimine devam edebilecek. Fakat okuldan atılma kalkarken yüksek düzeyde harç bedellerinin kabul edilir olmasını sağlayacak bir başka değişiklik maddesi de tasarıya ekleniyor. Bir derse üçüncü kez kayıt yaptıran öğrenci, harç miktarını ders başına yüzde 50, dördüncü kez kayıt yaptıran yüzde 100,

Torba Yasa ile yüzü gülen sadece Sar›keçililer oldu

beş ve üstünde kayıt yaptıran yüzde 300 zamlı ödemek zorunda bırakılıyor. Yani okuldan atma kalkıyor ama yoksulun okulu uzatma ‘lüksü’ elinden alınıyor. SON YÖRÜKLERE ÖZGÜRLÜK Torba Yasa’yla yüzü gülen yalnızca Sarıkeçililer oldu. Taslakta göçebe Yörükler olan

Düzenlemeler işçiden alıp patrona veriyor. Genç işçilerin asgari ücreti düşüyor, staj sömürüsü yaygınlaşıyor. Torbanın kaşıkla verip kepçeyle almadığı tek kesim Sarıkeçililer

Sarıkeçililere keçilerini ormanda otlatma izni veren bir düzenleme de yer alıyor. MersinKonya arasında hayvancılık yaparak göçebe olarak yaşayan Sarıkeçililer ‘izinsiz hayvan otlatma’ suçuyla kesilen cezalar nedeniyle hayatlarını idame ettiremez hale gelmişti. Torba Yasa’da Sarıkeçililere ormanda hayvan otlatma serbestliği getiriliyor.

İŞSİZ KALINCA YEŞİL KARTA DEVAM Taslağın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Hükümler ve Son Hükümler bölümünün 55. maddesi yeşil kart kullananlara ilişkin bir düzenleme yapıyor. Sigortalı bir işte çalışmaya başlayan yeşil kart sahipleri bu işten ayrıldıklarında hiçbir işlem yapmadan yeniden yeşil kart kullanma hakkına kavuşabilecek. Taslakta internet üzerinden içki satışı yapılmasını yasaklayan ek bir madde de bulunuyor. Düzenlemeye göre internet üzerinden içki satanlar 20 bin liradan 100 bin liraya kadar para cezasına çarptırılacak. Taslak esnafları da görüyor. TOBB ve ülke çapındaki esnaf ve sanatkar odası üyelerinin devlete olan borçları af kapsamına giriyor. Paket taraftarların gönlünü almak, şirket gibi çalışan spor kulüplerinin yöneticilerini sevindirmek içinse kulüplere 180 milyonu aşan vergi ve sosyal güvenlik borçlarını 42 taksitle bölme olanağı veriyor.

ri esnek çalışma biçimlerini düzenleyen yasal mevzuata tabi kılınıyor. DİSK ve Türk İş kuralsızlığı ve örgütsüzlüğü yaygınlaştırdığı, iş güvencesini ortadan kaldırdığı için bu çalışma biçimlerinin tümüne karşı çıkarak kuralsız çalışmanın kanunen tanınmasına yol açan maddelere itiraz ediyor. GENÇ İŞÇİLER ÇOK DENENECEK AZ KAZANACAK Taslakta yer alan iki düzenleme 25 yaşın altındaki işçileri daha ağır koşullarla, bu yaşın üstündeki işçileri işsizlik tehdidiyle yüz yüze bırakıyor. Taslağın 62. maddesi mevcut koşullarda iki ay olan deneme süresini 25 yaşın altındaki işçiler için dört aya çıkarıyor. Türk İş, deneme süresinin sonunda işçinin emeğinin heba olabileceğine dikkat çekerek bu maddeye itiraz ediyor.

MESLEK LİSELİ İŞÇİLERE AZ PARA Taslağın 54. maddesi meslek lisesi öğrencisi olup stajyer olarak çalışan gençleri ilgilendiren önemli düzenlemeler içeriyor. Mevcut yasada 20 işçinin çalıştığı işyerlerinde stajyer çalıştırılabilirken tasarıda bu sayı 5’e düşürülüyor. Taslağın 23. maddesine göre, asgari ücret tanımında geçen 16 yaş ibaresi 18 olarak, maaş hesapları ise brüt yerine net olarak değiştirildi, Kısaca 16-18 yaş arası çoğunluğu çırak ya da stajyer olan işçilerin aldıkları asgari ücret 599 TL’den 518 TL’ye düşecek. BELEDİYE İŞÇİLERİNE YOL GÖRÜNÜYOR Taslağın 109. maddesinde yer alan “İl özel idareleri ile belediyelerin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün taşra teşkilatlarına sürekli işçi kadrosuyla atanır”

ibaresi 70 binden fazla belediye işçisinin karakollara ve okullara gönderilmesi anlamına geliyor. Taslak ayrıca norm fazlası işçiyi bu kurumlara gönderen belediyeleri 5 yıl işçi almamakla sınırlıyor. Bu durum belediyelerde taşeronlaştırmanın önünü açıyor. ENGELLİLER İŞSİZLİĞE MAHKUM EDİLİYOR Tasarının 63. maddesiyle 4857 sayılı İş Kanunu’na eklenen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, işverenin başvurusu üzerine işin niteliği veya teminde güçlük nedeniyle işyerinde özürlü çalıştırma konusunda güçlük yaşanıp yaşanmayacağını karara bağlar…” cümlesi, işverenlerin engelli istihdam etme yükümlülüklerinden kurtulmalarının önünü açıyor. Bu düzenleme görme engelli AKP’li milletvekili Lokman Ayva’nın tepkisine neden oldu. Çalışma Bakanı Dinçer ile Ayva karşı karşıya geldi.

Kamu çalışanı da torbada

T

orba Yasa’da yer alan bazı düzenlemeler kamu kurumunda çalışanların izin, kademe ilerleme ve disiplin cezaları açısından önemli değişiklikler içeriyor. BÜROKRATLAR ÖZEL SEKTÖRDEN Tasarıdaki önemli bir düzenleme bu kurumlara yönetici olarak atanacak isimlerle ilgili. Taslağın 73. maddesiyle kamu kurumlarında ‘üst derecelere’ yükselmek için sicil şartı aranma-

yacak, yöneticiler özel sektörden atanabilecek. Üstelik özel sektörden bir kamu kuruluşuna atanan yöneticinin kamu kurumu dışında geçen çalışma süresinin tamamı kurumda fiilen çalışılan süreye dahil edilecek. KESK özel sektörden isimlerin üst düzey bürokrat olarak atanmasını sağlayan bu madde kamusal alanı tamamen siyasallaşmasına yol açacağı, iktidar partisinden olmayanların görevde yükselmesini engelleyeceği

gerekçesiyle itiraz ediyor. Mevcut durumda ek kademe ilerlemesi için 6 yılda sicil notu ortalaması 90 olan kamu çalışanlarına verilirken taslakla beraber bu süre 10 yıla çıkıyor. Ek kademe ilerlemesi ise 90 sicil ortalaması yerine hiç disiplin cezası almama koşuluna bağlanıyor. KAMU DA ESNEKLEŞİYOR Taslağın engellilerin günlük çalışma süresini tespit için mülki amirlere yetki veren 74.

maddesi, kurumlarda çalışacak ‘uzman’, ‘kariyer uzmanı’ gibi uzmanlık sistemlerini yaygınlaştırılıp yasalaştırırken 91. maddesi de kamuda esnek çalışma ve piyasalaştırmanın önünü açıyor. KESK bu maddelere “liyakata ve kariyere dayalı memurluk sistemi yerine ABD’de uygulanan piyasa odaklı memur sistemi getirdiği” için itiraz ediyor. Bir başka düzenlemeyle kamu çalışanlarına disiplin cezalarına itiraz hakkı tanınıyor.


13

TARİH 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Duvarların dili olsa anlatsa Yaşadığımız kentin mekanları pek çok şeye tanıklık ediyor. Ancak bunlar tarihe not düşülmezse çok değil 30 yıl önceki bir işkencehane bile belleklerde karartılıyor

G

eçtiğimiz yılın Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, yılın son günlerinde “Otağ-ı Hümayun İstanbullular ile buluşuyor” afişleri ile donatılmıştı. Osmanlı ordusunun Batı’ya yapacağı seferlerden önce toplandığı alanda Hünkar Kasrı olarak inşa edilen Otağ-ı Hümayun, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Yıldız Teknik Üniversitesi işbirliği ile onarılmış ve bir kültür sanat merkezi olarak açılmıştı Açılış günü binaya giderek açıklamak yapmak isteyen DİSK üyeleri polis saldırısına maruz kalınca öğrendik ki bu İstanbulluların “buluşma”ları 30 yıl önce gerçekleşmişti bile. 12 Eylül’ün ardından tutuklanan, DİSK üyelerinin de içinde bulunduğu binlerce kişi Otağ-ı Hümayun’da işkence görmüş, sorgulamalar bu binada yapılmıştı. 1971’de ise 12 Mart darbesinin ardından dönemin en önemli davası olan Dev-Genç davasının İstanbul duruşmaları bu binada başlamıştı. Yaşadığımız kentin mekanları tarih boyunca pek çok şeye tanıklık ediyor, kimi bugüne ulaşamıyor bile. Yanından geçip gittiğimiz bir bina bir başkasının kişisel tarihinin yanında ülke tarihi açısından da başka anlamlara gelebiliyor. Bunların bir şekilde açığa çıkarılması, toplumsal belleğe not düşülmesi ise son derece önemli; aksi halde çok değil, 30 yıl önce, bir işkence mekanı olarak kullanılan binadan haberimiz olmuyor. “‹NSAN‹ MAKSATLARLA MÜNAS‹P B‹R YER…” Otağ-ı Hümayun’la benzer işlev gören mekanlardan biri İstanbul Erenköy’de, bugün yerinde Ateşpare Sitesi’nin bulunduğu Zihni Paşa Köşkü. Ziverbey Köşkü olarak bilinen, II. Abdülhamid döneminde Ticaret ve Ziraat Nazırlığı görevinde bulunmuş Mustafa Zihni Paşa’ya ait köşk, 12 Mart döneminin ünlü işkence merkezidir. Zihni Paşa’dan sonra mirasçılarının yaşadığı ve bir yangından sonra onarılarak villaya dönüşen köşk, 12 Mart döneminde “kiracı”ları tarafından bir işkence merkezi haline getirilir. Dönemin köşk çalışanlarından eski MİT’çi Mehmet Eymür, anılarını kaleme aldığı kitaplarında köşkü “mülteci sorguevinden terörle mücadele merkezine” şeklinde anlatır: “Köşk, şüpheli ve istihbari değeri olan

Ziverbey Köflkü y›k›lmadan evvel (Büyük foto¤raf) Bugün ‹stanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin bulundu¤u bina Osmal›’n›n ünlü cezaevi Bekira¤a Bölü¤ü’ydü. Bekira¤a, “sertli¤iyle” nam salm›flt›.(Afla¤›da küçük foto¤raf)

mülteciler ve göçmenler için kullanılan yüksek duvarlı heybetli ağaçları bulunan genişçe bahçeli, iki katlı eski bir köşktü. Altta bir bodrum katı ve bahçede müştemilatı vardı. Bazısı yüksek rütbeli mülteciler burada misafir edilir, bir yandan kendilerinden istihbari ve siyasi bilgiler alınırken diğer yandan onların bahçe içinde serbest ve güvenli bir şekilde dolaşması ve kendilerini yüksek duvarlar arkasında huzurlu hissetmeleri sağlanırdı.” Mahir Çayan ve arkadaşlarının askeri cezaevinden kaçmasından sonra başlayan tutuklamalarla dönemin tümgenerali Memduh Ünlütürk ve ekibinin yeni karargahı burası olur. “Ziverbey Köşkü bir anda Türkiye'nin en önemli yeri haline gelmişti. Bina, gözaltına alınanlara yetmiyordu. Zemin kat ve müştemilatlar da kullanılmaya başlanmış, dış emniyet ve nöbet hizmetleri için bir-iki manga komando eri getirilmişti. Siyasi Şubeden seçilen personel de takviye olarak gelmişti. Siyasi Şube, Merkez Komutanlığı ve Ziverbey Köşkü gözaltına alınanlarla doluydu. Herkes sabahlara kadar çalışıyordu.” Bu çalışmaların ne olduğunu o dönem köşkte tutulmuş pek çok kişinin anlattıklarından biliyoruz: “Köşke alınanlara orasının kontrgeril-

la örgütü olduğu, Genelkurmay’a bağlı oldukları, anayasa ve yasaların geçerli olmadığını, kendilerinin esir olarak istedikleri ikrarları vermek zorunluluğunda oldukları” söyleniyordu. Bunlardan en bilineni, mahkeme kayıtlarına da geçen, köşkte bir ay tutulan İlhan Selçuk’un işkence altında alınan ifadesinde yazdığı metinde, metnin her cümlesinin sondan ikinci kelimesinin ilk harfleriyle oluşturduğu “işkence altındayım” ifadesidir. Selçuk, işkence günlerini Ziverbey Köşkü isimli kitabında da anlatmıştır. İşkence görenlerin tanıklıklarına rağmen dönemin 1. Ordu Komutanı ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün, 1978’de verdiği bir röportajda köşkü konforlu olarak nitelendiriyor ve “Gözaltına alınanlara adeta iltimas olarak daha iyi bir yerde barınmalarını teminen ve tamamen insani maksatlarla münasip bir yer aradık” diyerek, köşkü uygun bulup bütün aydınların sorgularını orada yürüttüğünü anlatıyordu. “BU NASIL ‹STANBUL Z‹NDAN ‹Ç‹NDE” İstanbul’un bir başka işkencehanesi de Sirkeci’de şimdi adliye binası olarak kullanılan bir 19. yüzyıl işhanı olan Sansaryan Han’dı. Cumhuriyet

döneminde Emniyet Müdürlüğü olarak kullanılmaya başlanmış, 40’lı ve 50’li yılların yapılan bütün siyasi tevkifatların yolu hanın tabutluk denilen hücrelerinden geçmişti; Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Sabahattin Ali, “Bu nasıl İstanbul zindan içinde/Kayboluverdi gecem gündüzüm” türküsüyle hanı anlatan Ruhi Su, Güven isimli kitabında hanı anlatan Vedat Türkali… Sansaryan Han’ın Abdülhamit döneminin de işkencehanesi olduğu, hatta padişahın bizzat işkencelere girip sorgulamalar yaptığı anlatılır. Abdülhamit’in katıldığı iddia edilen bu işkenceler, Abdülaziz’in mabeyncisi Fahri Bey’in hatıratında (İbretnuma) geçmektedir. Fahri Bey, maruz kaldığı işkencelere Abdülhamit’in de katıldığını yazar. Elbette bunlar İstanbul’la sınırlı değil. Özellikle 12 Eylül döneminde şehirlerin orta yerinde bulunan okullar, spor salonları, devlet kurumlarının binaları işkencehane olarak kullanıldı. Fikri Sönmez götürüldüğü Suluova Et Balık Kurumu’nda işkence görürken, Maraş’ta insanların işkence gördüğü mekan kapalı spor salonu. Tunceli’de Devlet Su İşleri binasının bodrum katı. Ankara Et ve Balık Kurumu ise sadece 12 Eylül’de değil 27 Mayıs’ta da işkence ile gündeme geldi, yüzlerce öğrencinin burada

işkenceden geçirildiği iddia edildi. DÜNYANIN HER ÜLKES‹NDE... Darbe yaşamış her ülke benzer mekanlarla dolu. Ancak kimi dönüştürülmek yerine o günleri unutturmayacak biçimde varlığını sürdürüyor. Arjantin’in diktatörlük döneminin işkence merkezlerinden biri, Club Atletico, 1970’lerin sonunda yıkılınca binanın bulunduğu yere otoban inşa edildi. Ancak hayatta kalan işkence mağdurları ve insan hakları savunucularının ısrarıyla bulunduğu yerin restorasyonuna karar verildi. 2002’de, dönemin acılarının unutulmamasını sağlamak adına Buenos Aires Kent Yönetimi bölgenin restorasyonuna dönük çalışmaları başlattı. Benzer biçimde yaklaşık 5 bin siyasi tutuklunun işkence gördüğü Buenos Aires’teki ESMA Donanma Mekanik Okulu da bugün hala kullanılıyor; Uluslararası İnsan Haklarının Geliştirilmesi Merkezi olarak. Şili’de, Pinochet döneminde muhaliflere karşı gizli hapishane ve işkence merkezi olarak kullanılan Esmeralda Gemisi bugün deniz kuvvetlerinin okul gemisi, ancak aynı dönem binlerce kişiye işkenceli sorguların yapıldığı Santiago Stadı o gün orada bulunan ve öldürülen ozan Victor Jara’nın adını taşıyor artık.

ASLINDA NE DEMEK

?

Mafya C

eza Muhakemesi Kanunu’nun tutukluluk sürelerini yeniden düzenleyen maddesinin yürürlüğe girmesiyle beraber başlayan tahliyeler, davaya konu suçlar nedeniyle tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu suçlardan biri, organize suç örgütü olarak tanımlanan çete, bir diğer adıyla mafya davaları. Mafya, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “yasa dışı işlerle uğraşan, zor kullanarak bir takım gizli çıkarlar sağlayan örgüt” olarak tanımlanmakta. İtalyanca kökenli kelimenin aslı olan mafia, bir kısaltma. Ancak neyin kısaltması olduğuna dair iki görüş var. İlki; Korsika’nın Fransa’dan bağımsızlığı için Fransa’yla savaşan ve İtalya’ya bağlanmak isteyen Korsikalıların kullandığı Morte Alle Francia, İtalia Anela (Fransa'ya ölüm, İtalya kükrüyor/umudu) sloganının baş harflerinin kısaltılması ile oluştuğu yönünde. Ceneviz hakimiyetine karşı ayaklanarak Korsika Cumhuriyeti’ni kurmalarına karşın, 1768’de Fransa’nın girmesinin ardından adada başlayan direnişin gizli yapılanma ile hareket ettiği ve yeraltındaki dehlizlerde toplandığı iddia ediliyor. Bir diğeri ve daha çok kabul göreni ise, ilk organize suç faaliyeti olarak kabul edilen Sicilya Mafia’sının, Giuseppe Mazzini tarafından 1860 yılında İtalya’nın Palermo kentinde başlatıldığıdır. 1848 yılında tüm kıtayı etkileyen devrimler, daha sonra da Birleşik İtalya’nın doğması ile sonuçlanan ve Güney İtalya’yı harabeye çeviren dönemde Mafia’nın tohumları atıldı. Özellikle Sicilya’da limon bahçelerini ve çiftlikleri koruyan küçük gruplar geleceğin mafya örgütlenmesinin temelini oluşturdu. İtalya’nın işgal altında olduğu o dönemde, işgale karşı birleşmiş, bağımsız bir İtalyan Cumhuriyeti kurmak amacıyla mücadele eden Mazzini, Genç İtalya adında gizli bir topluluk kurmuştu. Mafia kelimesi de Mazzini Autorizza Furti Incendi Avvelenamenti, (Mazzini soygun, kundaklama, zehirlemeyi onaylıyor) ifadesinin baş harflerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla başlangıçta ulusal birliği sağlamayı, işgallere karşı dayanışmayı amaçladığı savlanan bu örgütlerin sonrasında kar amaçlı, zor kullanan örgütlere evrildiğini söylemek mümkün.

Galata ihalesine direnen liman işçileri T

Ümitlerimin Gemisi 2001 y›l›nda kaybetti¤imiz, edebiyat›n önemli ismi Necati Cumal›’n›n, bugüne kadar bilinmeyen bir fliiri ve makalesi, mübadele sonras› yerleflti¤i ve hayat›n›n bir bölümünü geçirdi¤i ‹zmir'in Urla ilçesindeki kütüphanede tesadüfen bulundu. Urla Halkevi taraf›ndan iki say› yay›mlanabilen Ocak der-

gisinin 19 fiubat 1939 tarihli ilk say›s›nda, Cumal›'n›n bir makalesi ve ”Ümitlerimin Gemisi” isimli fliiri yer al›yor. ‹lk kez 18 yafl›nda, Halkevi dergisinde yaz›s› ve fliiri yay›mlanan Cumal›, yaflam› boyunca fliir, öykü, oyun, roman gibi pek çok türde baflar›l› esere imza att›, çeflitli ödüller ald›.

arihi Galata Limanı ve Beyoğlu SİT alanında bulunan Galataport’un özelleştirme ihalesi yeniden gündemde. Üstelik bu kez Kıyı Kanunu’na gelen bir ‘uyarlama’ ile. Kanunda değişiklik öngören taslak yasalaşırsa deniz kıyılarındaki dolgu alanlarda Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun koruma amaçlı hükümleri uygulanmayacak ki bu da Galataport ihalesinin önünü açacak. Bugün ihaleye konu olan Galata limanı benzer biçimde yine bir ihale ile yapılmıştı. İstanbul limanları esas olarak kürekli veya yelkenli gemiler için uygundu, yüksek tonajlı gemiler iskeleye yanaşamıyordu. Zamanla buharlı gemilerin icadı, 1853’te Kırım Harbi sırasında müttefik İngiliz ve Fransız donanmasına ait gemilerin İstanbul’a sıkça gelmesi yeni rıhtımları zorunlu kılıyordu. Savaşın ardından 1856 Paris Kongresi toplandığı zaman, Osmanlı’da liman hizmetlerinin ve kıyı güvenliğinin yetersizliği de ele alınan konular arasındaydı. Ancak, rıhtımların inşası 23 yıl sonra, 1879’da ele alınabildi. ‹MT‹YAZLILAR VARDI 1879’da, daha önce İstanbul’un deniz fenerlerini işletme imtiyazını almış olan, Osmanlı belgelerinde Mişel Paşa olarak geçen Marius Michel isimli bir Fransız’ın sunduğu proje kabul edildi, 75 yıllık imtiyaz verildi ve çalışmalara başlandı. Ancak karşılaşılan mali ve teknik güçlükler nedeniyle rıhtım inşası 1890'a kadar 11 yıl sürüncemede kaldı. 1890'da hazırlanan yeni mukavelenameye göre imtiyaz süresi 85 yıla çıkartılmıştı ki, süre böylece 1975 yılına kadar uzatılmış oluyordu. Hükümetin şirketle yaptığı mukavele

ve nizamname gereği proje kapsamında Sirkeci ve Tophane’den başlayan rıhtımlar, Haliç’in iki yakasında, Unkapanı Köprüsü’ne kadar boydan boya devam edecekti. Şirket buralarda rıhtım, dok ve antrepolar inşa edecek, buna mukabil indirilen mallardan ağırlığına göre belirlenecek bir tarife üzerinden gümrük vergisi alacak, bunun belli bir kısmını devlete ödeyecek, geri kalanı kendi kârı olacaktı. Şartnamede hem deniz vasıtalarının çeşitleri hem de yanaşma fiyatı ve diğer rıhtım fiyatları detaylı olarak bulunmaktaydı. Rıhtımın nasıl görüneceği de düzenlenmişti: “Gümrüklerin rıhtım üzerinde bulunan yüzü, muamelat-ı rüsumiyyenin (vergi işlemlerinin) ihtiyacatına göre ne halihazırından noksan ne de şimdiki yüzün 1,5 mislinden fazla olmayacaktır.” 1895 yılının başında, Galata tarafında rıhtımın 285 metresi tamamlanmış, 500 metrelik bir alan da doldurulmuş bulunuyordu. İlk gemi, o yılın eylül ayında Galata rıhtımına yanaştırıldı. 1900’lü yılların başlarında hükümetin demiryolları inşa etmesi için Almanya'ya imtiyaz vermiş olması şirket açısından sıkıntı yarattı; Haydarpaşa'da yapılacak yeni liman tesislerinin çalıştırılmasıyla, şirketin geliri önemli ölçüde baltalanmış olacaktı. Ancak hükümetin bazı vaatlerde bulunması, Fransız yöneticileri biraz olsun rahatlattı. O günlerde Mişel Paşa'nın ortadan kaybolması, Osmanlı Bankası'nın devreye girmesine zemin hazırladı. Banka, Londra'dan ünlü iş adamı Rothschild'in de yardımıyla, Rıhtım Şirketi'nin denetimini üstlendi. 1934 yılında da devletçe kamulaştırıldı.

L‹MAN ‹fiÇ‹LER‹N‹N D‹REN‹fi‹ Rıhtımların yapılması ve böylece gemilerin kıyıya yanaşabilmeleri mavnacıları ve hamalları derinden etkileyen unsurlardı. Rıhtımların yapılmasına kadar gemiler kıyıya yakın bir yerde demirler ve mallar hamallar tarafından gemilerden mavnalara, oradan da iskeleye taşınırdı. Ancak rıhtımların tamamlanması ile gemiler doklara yanaşabileceklerinden hamalların iş kapasitesi düşecekti. Osmanlı hükümetinin verdiği bu imtiyaz hamallar tarafından son derece olumsuz karşılandı ve bir dizi mücadelenin başlangıcı oldu. İlk olay, bir Fransız gemisinin liman şirketinin planladığı şekilde kıyıya yanaşarak, yüzer doklara mavnaları kullanmadan mallarını indirmeye teşebbüs etmesi ile başladı. Mavnacılar bu şekilde yük indirilmesine karşı çıktılar ve kendilerini dağıtmaya

gelen hükümet kuvvetlerini bile geri çekilmek zorunda bıraktılar. Galata rıhtımının bir kısmının açılmasından sonraki olayda ise mavnacılar yüzer dokların bağlarını çözdüler. Liman işçilerinin direnişinin başarıya ulaşmasının sonucu olarak yüzer dokların kullanımı yasaklandı. Şirketin karşı çıkışları ve hükümete müracaatları ile karşılıklı mücadele devam etti, 1899 yılına gelindiğinde şirket mavnacılar ve hamallara ayrıca ücret ödenmeyip taşıma ve indirme ücretlerini ek kalem haline getirdi. 1906 yılında büyük devletler bu mesele için nota verdiler ve hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. 1907 yılında imzalanan anlaşmalar neticesinde ise bir kısmı işlerini kaybetti, meslekleri de kaybolma sürecine girdi.


14

SPOR 7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Futbol kirli savaşa karşı YILMAZ BOZKURT

Kirli savaşta köyleri boşaltılan ve göç ettirilen halk, önce KAYY-DER’i kurdu, derneğin düzenlediği futbol turnuvasıyla da gençler memleketlerine ulaştı

K

AYY-DER, Karakoçan, Kiğı, Adaklı, Yayladere ve Yedisu ilçelerinin halkı tarafından İstanbul’da kurulan bir dernek. 1980’de köyleri boşaltılarak İstanbul’un değişik semtlerine göç edenler tarafından kurulmuş. 1990’da derneklerini açarak bölge halkını bir arada tutmak için faaliyet yürüten derneğin merkezi Kadıköy’de. Bu ilçelerin toplamında 210 köy ve mezrası var. Yaklaşık on köy şu an varlığını sürdürmekte, diğerleri ise devlet tarafından boşaltılmış durumda. Özellikle gençlerin bölgeye sahip çıkmasını isteyen dernek, birçok alanda faaliyet yürütüyor. Bunlardan bir tanesi de 1990’dan beri her yıl düzenlenen futbol turnuvası. Devlet politikalarıyla memleketlerinden göç ettirilenlerin buluştuğu dernek, gençlerin bölgeden kopmasını önlemek ve bölge halkının dayanışmasını sürdürmek için her yıl futbol turnuvası düzenliyor. Kadıköy Halkevi olarak derneği ilk ziyaretimizde futbol turnuvasının toplantısına denk geldik. Toplantının disiplini ve tartışma seviyesi gerçekten çok iyiydi. Herkes söz hakkı alarak konuşuyor, kimse kimsenin sözüne müdahale etmiyordu. Eleştiri yapıldığında gerçek anlamda yerini bulduğunu ve geliştirici olduğunu gördük. Bundan dolayı sohbet daha bir önem kazandı. Bu yıl 18 Ekim’de başlayıp 27 Aralık’ta sona eren turnuvada, Kanburajurın takımı, Çakan takımını 5 – 0 yenerek şampiyon oldu. Sığgelik ise üçüncü oldu. Avdelal ise centilmen takım seçildi. Kazanan da kaybeden de sevindi. KAYYDER’lilerle derneğin etkinlikleri üzerine konuştuk. Ne gibi özellikleri var düzenlediğiniz turnuvanın? Turnuvaya her sene 14 ile 24 takım arasında başlıyoruz. Yaş ortalamasının 17 yaşından küçük olmamasına özen gösteriyoruz. Takımlar 12 kişiden oluşuyor. Köylerinden

kadroları oluşturuyorlar. Toplantılarla başlayıp tanıştıktan sonra kura çekimleri yapılıyor. Eleme usulü. Her şeyden önce kendimizi kazanmak için yapıyoruz bu turnuvayı. Elenen takımlar da gelip turnuvayı takip ediyorlar. Takımlar arasında birinci, ikinci yerine centilmenlikte şampiyon olanlar, centilmenlikte ikinci olanlar diye kupalarını veriyoruz. Turnuva başlarken bir tüzük oluşturduk. Küfür edeni ihraç ediyoruz. Centilmenlik hep ön planda oldu. Finalin son maçına kadar rapor şeklinde bunları yazıyoruz. Bu maçlarda tatsız olayların çıkmaması için komisyon kuruyoruz. Bir de alt komisyon kuruyoruz. Komisyon karar

merciidir. Tarafsızdır. Alt komisyon takımlardan sorumludur. Komisyon, hakemleri ve gözlemcileri ayarlıyor, sağlık ekiplerini kuruyor. Sahayı ayarlıyor. Sahaya çıkarken futbolcularla sohbet ediyoruz. Kesinlikle buraya kavgaya değil, bütünleşmeye, dayanışmaya ve arkadaşlıklarımızın gelişmesi için çıkıyoruz. İlk zamanlarda küfür ve kavgalar oldu ama bu olaylar hep saha içerisinde kaldı ve son dönemde küfrü olaylarını yenmiş durumdayız. Taraftarlar küfür ederse takım sorumlularına iletiliyor ve bir daha onların gelmemesi isteniyor. Masraflar nasıl karşılanıyor? Bu turnuvanın bütün örgütlenmesini maddi ve manevi olarak

takımlar sağlıyorlar. Masraflar çıkartılıp takımları da zor durumda bırakmadan paylaştırılıyor. İşadamlarının bu turnuvaya destek sunmasını istemiyoruz. Bu alana endüstriyel futbol girsin istemiyoruz. Sponsor aramıyoruz. Onların reklamlarını yapmak istemiyoruz. Egemenler emeği sömürdüğü için, onları istemiyoruz. Takımlar emeğinin karşılığını sahiplenerek göstersinler istiyoruz. Takımlarda forma rengi özgür; isteyen takım istediği rengi seçebiliyor. Final neden Bingöl’de? Daha önceki senelerde turnuva bittiğinde herkesin katıldığı bir etkinlikle kupa veriliyordu. Bu sefer

değişik bir şey yaparak bölgeye (Bingöl) gidip finali orada oynama kararı aldık. Amaç futbolu bir araç olarak kullanabilmek ve kendi özüyle bütünleştirebilmektir. Turnuvayı bu sene Kiğı’da yapmayı planlıyorduk. Birincisi; pavyon niteliğinde barlar açılmış. İnsanlar şikâyetçi. Kazandıkları paraları oralara harcıyorlar. İkincisi; Ermeni yerleşkesi olduğu için, Kiğı Kalesi’nde hazine aranıyor. Kale yok ediliyor. Tarihimize sahip çıkmak için. Üçüncüsü de; ailesi göç ettirilmiş, İstanbul’da büyümüş genç insanları oraya götürmek içindi. Belediye başkanı ve kaymakam bize buyursun gelsinler dediler. Biz de yola çıktık. Telefon geldi, birlikte götürdüğümüz müzik grubunun kimlik bilgileri olmadığı için etkinliklerde türkü söylemeleri yasaklanmıştı. Biz de Karakoçan’a gittik. Komisyon olarak toplantı yaptık. Karakoçan’da etkinlik yapma kararı aldık. Kiğı’yı Karakoçan’a getirdik. Neden yasaklandı sizce etkinlik? Bu yasaklamanın bir siyasi nedeni var elbette ki. Orda bir festival yapılıyor bu yasaklanmıyor, Zerrin Özer gidip konser verebiliyor ama benim coğrafyamda doğup büyüyen bir müzik grubu yasaklanabiliyor. Bu saldırılar ilk değildi sonuçta. Her ne kadar biz alternatif bir spor yapsak da gençler futbol mantığıyla bakabiliyor ve geri durabilirlerdi orada. Komisyon olarak dört kişi Kiğı’ya gittik. Yasaklanmanın nedenini araştıralım dedik. Gittiğimizde emniyet, asker, belediye başkanı ve kaymakam toplantı yapıyorlardı. Bizim oraya girmemizi istemiyorlardı. Ve bizimle de görüşmediler. Biz de geri döndük. Yapacak bir şeyimiz kalmadı. Karakoçan’da maça başladığımızda oranın emniyeti de geldi. Neden burada yaptığımızı sordular. Bizler de buralara sahip çıktığımızı söyledik. Kiğı’nın 500 yıllık bir tarihi var. Ve bizlerin asıl amaçlarından bir tanesi de orada bir mesaj vermekti. Nitekim biz de mesajımızı Karakoçan’dan verdik.

‘Turnuva bize çok şey kazandırdı’ “Gençler kültürlerinden memleketlerinden kopmas›n istiyoruz. Bunun birinci aya¤› da spor dedik. Ama sistemin istedi¤i spor tarz› de¤il de tamamen gençleri bütünlefltirici ve örgütlülü¤ü sa¤lamak için buna gereksinim duyduk. Bununla beraber turnuvaya kat›lanlar, dernekteki di¤er çal›flmalarda yer almaya bafllad›. Halkoyunlar›, müzik ve tiyatroya kat›l›m oldu. Bu gelifltikçe bir örgütlenmeyle, derne¤e sahip ç›k›lmaya baflland›. Biz gençleri

sadece futbol de¤il birçok kültürel çal›flmaya da kat›yoruz. Bu turnuvan›n kazan›mlar›, gençler kendi bölgesine sahip ç›kmaya bafllad›. Sistemin yoz kültürüne karfl› alternatif oluflturdular, örgütlülük ve dayan›flma geliflti. Mesela, Kovanc›lar’da olan depremde hemen bir ekip kurularak onlara destek olmak için eflyalar g›da ürünleri toplay›p araçlara yükleyip oraya gittik. Bu yan›m›z geliflti en basiti.

Bu turnuvadan kolektif bir fleyler üretti¤imize inan›yoruz. ‘ben’ olgusunu y›kt›¤›m›z› düflünüyoruz. Bundan sonrada turnuvam›z devam edecek. Önümüzdeki senelerde de finallerimizi bölgemizde oynayaca¤›z. Öncelikle bu turnuvalarda akrabalar›n bile birbirlerini tan›mad›¤›n› gördük. Bafl›m›zdan geçen bir olay› sizlere söyleyeyim hemen; amca çocuklar› vapurda kavga ediyorlar ve karakola düflüyorlar, ertesi gün maça

Efsane simit sahnesi Sarıyer Behçet Kemal Çağlar Lisesi’nde kantin boykotu yapan öğrencilere müdür, müdür yardımcısı ve polis saldırdı. 4 öğrenci gözaltına alındı. Boykot sırasında müdür yardımcısı öğrencilerin evlerinden getirdiği simitleri yere atıp üzerine bastı. Bu olaydan 2 saat sonra okul bahçesinin ufkunda polisler göründü. Kendi okullarında kimlik kontrolüne tabi tutulan öğrenciler itiraz edince polis tarafından dövülerek gözaltına alındı.

Düzene Sempatik İktidarcı Parti AKP’nin ideolojik destekçisi DSİP’in yayın organı Sosyalist İşçi dergisinin eski sayılarında ‘Şeriata karşı mücadele’ mesajları veren örgütün CHP’ye oy verme çağrısında bulunduğu ortaya çıktı. Derginin bu çağrıyı yaptığı tarihte (1995) iktidarda bulunan DYP’nin koalisyon ortağı kim dersiniz? Tabii ki CHP.

Öğrenci gazdan kurtulamıyor Polis, üniversite öğrencilerinin neredeyse her eylemine saldırıyor. Tazyikli su ve coplu saldırı kadar öğrencilere atılan gaz bombası da neredeyse her eylemin klasiği haline geldi. Polisin saldırısı öyle bir hal aldı ki gaz bombası artık kendi kendine öğrenciyi bulur oldu.

Kral›n kemikleri s›zlad› G

alatasaray ile Fenerbahçe 17 yaş altı takımları arasında oynanan karşılaşmada Fenerbahçeli futbolcuların saldırıya uğramasının ardından Fenerbahçe U17’nin Pendikspor U17 ile oynadığı maçta Fenerbahçeli taraftarlar açtıkları pankartlarla önceki hafta yaşanan olaylara dikkat çekti. Tribünde ''Geleceğin Lefter'lerini döverek, Metin Oktay'ın kemiklerini sızlattınız'', ''Çocuklar tekmeyle değil, sevgiyle büyür'' şeklinde pankartlar yer aldı. Karşılaşma öncesinde Pendiksporlu futbolcular ve teknik ekip, Fenerbahçe'ye geçmiş olsun dileklerini ileterek çiçek verdiler.

Futbolcu da diz çöktü İ

spanya'da birçok takımda baş gösteren mali kriz futbolcuları isyan ettirdi. İspanya 3. Ligi takımlarından Pontevedra takımında futbolcular 5 aydır para alamıyordu. Sahaya 'Çözüm şimdi' yazılı formayla çıkan futbolcular, sahalarında Lugo ile yaptıkları karşılaşmanın ilk dakikasında kendi yarı sahalarında dizleri üzerine çöktüler. Bu protestoya destek veren rakip takım oyuncuları da aralarında top çevirdi. Birkaç dakika süren eylem sonunda yapılan müsabakadan konuk takım Lugo 3-2 galip ayrıldı. İspanya’da son bir yılda 5 ayrı takımın futbolcuları benzer şekillerde paralarının ödenmemesini protesto etmişlerdi.

geldiklerinde birbirlerini görüp sar›l›p a¤lad›klar›nda bizler de flafl›r›p ne oldu diye sordu¤umuzda dün vapurda yaflad›klar› olay› anlat›p, birbirlerini tan›mad›klar›n› söylediler. Bu futbol turnuvas›n›n böyle kazan›mlar› da oldu. Futbol deyince sadece top oynamak geliyor insanlar›n akl›na. Yafll›s› genci herkes oradayd›. Centilmenlik çok güzeldi. Gol yiyeni de alk›fllad›lar, atan› da. Kimin hangi taraf oldu¤u belli de¤ildi.” (KAYY-DER Spor K.)

Şakacı bakan... AKP iktidarının bakan profili: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, akaryakıt fiyatlarında indirim bekliyoruz dedi ve 2 hafta sonra bakanı çok şaşırtacak bir şey oldu.

İDO artık çok özel İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin özelleştirme seferberliğinde sıra İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesi’ne geldi


KÜLTÜR SANAT

15

7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

Ortaçgil’den yeni albüm

Çürük yumurta Online Rock’n Roll kültürü mecmuası Delikasap, Türkiye’nin çürük yumurtalarını seçiyor. Yılın ‘en’leri denilince akla hep kötü örnekler geldiği için Delikasap, üniversite öğrencilerinin verdiği ilham ile kazananların adreslerine çürük ve kokuşmuş yumurtalar yollayacak.

Ernesto’dan Kumandan Che’ye

Bülent Ortaçgil'in 'Sen' isimli yeni albümü çıktı. Albümdeki tüm söz ve besteler her zamanki gibi sanatçının imzasını taşıyor. Albümün bir özelliği de 14 kişilik bir yaylı gurubunun Ortaçgil’e eşlik ediyor oluşu. Düzenlemeler Baki Duyarlar’ın. Bülent Ortaçgil, yedi yıldır albüm yapmamıştı.

Art›k yazmaya ne dersin? Can Çocuk, "İlk Romanım Yarışması" düzenliyor. Rengârenk hayalleri olan 7 ile 14 yaş arasındaki tüm ilköğretim çağındaki çocukların katılabileceği yarışma “Şimdiye kadar okudun artık yazmaya ne dersin?” sloganıyla gerçekleştiriliyor. Son başvuru tarihi 15 Mart.

"Arkadaşım Ernesto'dan Kumandan Che'ye" adlı kitap, genç Ernesto’nun, Kumandan Che Guevara olma yolculuğunu anlatıyor. Kitapta, daha önce yayınlanmamış resimler de bulunuyor. Kitabın önsözü ise ilk seyahatinde Ernesto’ya eşlik eden Alberto Granado’ya ait.

MÜYAP’ın itirazı tamamen duygusal! GONCA ŞAHİN

İ

nternet sansürünün son kurbanı, müzik arama motoru ‘Fizy’ oldu. Şarkıları kendi sunucusunda tutmayan bu site, dinlettiği şarkıların hepsini grooveshark, youtube, soundcloud, dailymotion gibi dış kaynaklardan aktarıyordu. 2010 yılının son günlerinde alınan kapatılma kararının arkasında Müzik Yapımcıları Meslek Birliği MÜYAP’ın şikayeti var. MÜYAP daha önce de ‘Myspace’ ve ‘Last Fm’ sitelerinin sansüre uğramasında rol oynamıştı ki; bu siteler çoğunlukla müzisyen ya da yapımcıların kendi istekleriyle şarkılarını yükledikleri sitelerdi. TAMAMEN DUYGUSAL MÜYAP’ın ana işlevi, temsil ettiği yapımcı şirketler adına telif bedeli toplamak; yani şikayetlerinin kaynağı parasal. MÜYAP Başkanı Bülent Forta, “Fizy eskiden bir arama motoru şeklinde çalışıyordu. O şekilde ‘dailymotion’ gibi bir siteydi. Ama 2010 yılında liste yaptıran bir siteye dönüştü. Bu haliyle başka müzik sitelerinden bir farkı kalmadı. Bundan dolayı da piyasada haksız rekabet doğdu” diyerek talep ettikleri telif bedelini sitenin ödememesinden yakınıyor. Fizy sitesinin kurucularından Orkun Tekin ise 2009 yılında lisanslı olarak talep edilen telif bedelini ödediklerini ancak 2010 yılında MÜYAP’ın bir önceki yılı kat kat aşan bir talepte bulunduğunu, istenen telif bedelinin reklam gelirleriyle ayakta duran sitenin iş hacmini bile aşan bir rakamın talep edildiğini belirtiyor. Bahsi geçen paranın sek-

İnternet sansürünün son kurbanı, müzik arama motoru ‘Fizy’ oldu. Peki sanatçının hakkını savunduğunu iddia ededek şikayetçi olan MÜYAP gerçekte kimin tarafında? sen bin lira olduğu söyleniyor. TELİF KİMİN CEBİNDE? Fizy’nin kısa sürede en popüler müzik dinleme aracı hali almasının altında sade ve basit arayüzüyle dinleyicilere reklamlara boğulmadan müzik dinleme zevki yaşatması var. Ama bu site sonuç olarak kar amaçlı bir oluşum. Bu yazı Fizy’nin avukatlığını yapmak için kaleme alınmadı. MÜYAP ise sanatçının hakkını koruma iddiasını taşısa da Forta’nın “Bu haliyle Fizy’nin başka müzik sitelerinden bir farkı kalmadı. Bundan dolayı da piyasada haksız rekabet doğdu” dediği açıklamasının satır arasında Forta asıl korunanın üretimin asıl sahibi sanatçılar değil sanatı metalaştırarak satan müzik piyasası aktörleri olduğunu ele veriyor. Bir şarkıya ödenen telifin yaklaşık yüzde 10’u sanatçıya giderken yüzde 60’a yakını müzik şirketlerinin oluyor. Kalan yüzde 30’luk kısmını ise vergiler oluşturuyor. Bu durumda müzisyen ile dinleyici arasına giren bu kurumların kimin tarafında olduğunu sorgulamak bize düşüyor. Sanat üreterek toplumsal bir ihtiyacı karşılayan bir sanatçının ihtiyaçlarının kamusal kaynaklardan karşılanmadığı kapitalist sistemde yaşamını idame etmek için ürettiği eserleri satmak zorunda kalan sanatçıyı yargılamanın alemi yok. Ama telif

Büyük ödül Joha’ya Y

üzünü “Özgür Filistin”i görünceye dek dünyaya göstermeyecek ve hiç büyümeyecek “Hanzala” karakterine çizgileriyle hayat veren Naci el Ali adına düzenlenen Uluslararası Filistin konulu karikatür yarışmasında ödüller sahiplerini buldu. Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği ve Homur Mizah Grubu iş birliğiyle düzenlenen yarışmada dağıtılan sembolik ödüller arasında “intifada taşı” da bulunuyor. 41 ülkeden 458 karikatürün katıldığı yarışmada, Hanzala İntifada Ödülü'nü Ürdün'den Omar Abdallat, Hanzala Özgürlük Ödülü'nü Türkiye'den Necmettin Asma, Hanzala Toprak Ödülü'nü Filistinli Muhammed Ebu Afefa, Hanzala İnsan Hakları Ödülü'nü ise Endonezya'dan Jitet Koestana kazandı. Yarışmada Büyük Ödül'ü ise Gazzeli

kadın çizer Omayya Joha aldı. Karikatürde arkası dönük olan Hanzala, ''Benim adım Hanzala. Senin adın ne?'' diye soruyor, duvarın arkasına saklanan kız da, ''Umut'' diye cevap veriyor.

adı altında alınan 10 liranın sadece 1 lirası sanat üreten kişinin eline geçerken kalanının müzik piyasasını elinde bulunduran yapımcı şirketlerin ya da başka aracı kurumların cebine giriyor oluşu burada sömürü düzeninin çarklarının döndüğünü gösteriyor. ‘Sanatçının hakkını koruyoruz’ diyerek kendini meşrulaştırmaya çalışan MÜYAP, aslında müzik üreten sanatçının da dinleyenin de tarafında değil. Albümü çok satmayan, popüler kültürün dışında işler yapan sanatçıların internet üzerinden tanındığı ve yayıldığı gerçeği de bir tarafta dururken, ‘MÜYAP popüler olmayan sanatçıları koruma konusunda popüler olanları korumakta olduğu kadar istekli midir?’ sorusu akıllara geliyor.

Ekfli Sözlük’te MÜYAP bafll›¤› alt›na yaz›lan tan›mlardan biri: ‘yeni hedefleri, sosyal paylafl›m sitelerinde flark› sözü paylaflanlarm›fl. Sonras›nda banyolara dinleme cihaz› tak›p, oradan telif toplayacaklarm›fl.’

SANATA ULAŞMA HAKKI Tartışılmaya ihtiyaç duyulan konulardan biri halkın sanata ulaşma hakkı. Sanatın öznesi olmanın, sanatsal üretimin ancak parayla gerçekleştirilebildiği bu dünyada ‘sanatın tüketimi’ de parayla. Üstelik bunun fiyatını da üreten sanatçı değil, ‘ürünü’ bize satan şirketler belirliyor. Fizy’nin MÜYAP’ın talep ettiği seksen bin TL’lik telifi ödemek istememesi meşru mudur bilmem ama halkın müzik dinlemek için bir albüme 30 TL ödemek istememesi gayet meşrudur, üstelik bu para yapımcı şirketlerin cebini doldururken…

Güle güle Rıza... S

evgili dostumuz, müzisyen Rıza Kılıç geçirdiği kalp krizi sonucu 31 Aralık günü aramızdan ayrıldı. Halkevleri’nin yurdun dört bir tarafındaki ekinliklerine hem bağlamasıyla hem de yüreğiyle katkı koyan 30 yaşındaki Kılıç, lise öğrencisi iken Liseli Genç Umut ile birlikte demokratik lise mücadelesine omuz vermiş, uzun yıllar boyu da Ankara’da İlker ve Dikmen mahallelerindeki Halkevi şubelerinde bağlama eğitmenliği yapmıştı. Rıza Kılıç, Halkevcilerin sürdürdüğü eşitlik özgürlük barış ve kardeşlik mücadelesinde sazıyla sözüyle hep aramızda olacak. Güle güle Rıza… RIZA KILIÇ KİMDİR? 1980’de Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde doğdu. Kültürel kimliğinden dolayı çocukluğundan itibaren bağlama çalmaya başladı. 1999 yılında Haliç Üniversitesi Konservatuarı’nda bir yıllık eğitim aldı ve 2006 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı’ndan mezun oldu. Öğrenim süreci boyunca, icra ve düzenlemeleriyle birçok albüm çalışmasında, proje ve konserlerde yer aldı. Yine aynı süreçte Erol Parlak Müzik Merkezi’nde bağlama dersleri verdi ve Bağlama Beşlisi adlı ekibi oluşturdular. Rıza Kılıç, İstanbul’da Serap Sönmez, Arslan

Hazreti, Seyrani Cihan ve Emre Kocabaş’tan oluşan ‘Şarkistan’ adlı grupta yer almıştı. Grup Ermenistan, İran, Suriye ve Anadolu ezgilerini icra ediyor. Birçok konser ve projede yer alan grup son olarak Bilgi Üniversitesi’nde verdiği konserle ses getirmişti. 2006 yılından beri Arif Sağ Müzik Okulu’nda bağlama dersleri veren Rıza Kılıç, İTÜ Bağlama Günleri’nde sahne almış, deyim yerindeyse bekleyenlerine ‘Nihayet’ dedirtmişti. Son dönemlerde beste çalışmalarını ve bağlamanın geleneksel çalım tekniklerini yeniden ele alıp yorumladıkları bir ekip çalışması ve Pir Sultan Abdal deyişleri üzerine bir repertuar çalışması yapıyordu..

5 No’lu Cezaevi vizyonda Yönetmenli¤ini Çayan Demirel'in yaptı¤ı ve 1980 darbesi sırasında Diyarbakır Cezaevi'ndeki onur kırıcı muameleyi gözler önüne seren "5 No'lu Cezaevi" belgeseli 7 Ocak'tan itibaren Yeflilçam Sineması'nda izlenebilecek. Yönetmenli¤ini Çayan Demirel'in yapt›¤› belgeselde; mahpuslar›n ço¤unun Kürt oldu¤u bu hapishanede tüm mahpuslarlara, devlet taraf›ndan uygulanan sistematik iflkenceler ve Türklefltirme politikalar› gösteriliyor. Dönemin askeri yetkilileri cezaevini bir "askeri okul" olarak nitelerken tutuklular o dönemi

"vahflet y›llar›" olarak hat›rl›yor. Onlara göre bu vahfletin zincirlerini k›rabilmenin yolu direnmekten ya da kendini feda etmekten geçiyordu. Mahpuslar zincirleri k›rmak için mücadele etti. Belgesel, Diyarbak›r Cezaevi’nde yaflananlar›, direnenleri ve geride b›rakt›klar›n› 30 y›l sonra tan›klar›n ve yak›nlar›n›n diliyle bizlere aktar›yor. Belgesel; Antalya Alt›n Portakal Film Festivali'nde Sinema Yazarlar› Derne¤i'nden (SIYAD 2009) ve 21. Ankara Film Festivali'nden en iyi belgesel film ödüllerini alm›flt›.

Festivalin 6. yıl hazırlıkları başlıyor Brezilyal› ünlü karikatürist Carlos Latuff, Naci El-Ali Uluslararas› Karikatür Yar›flmas›'n›n ödül töreni için geldi¤i ‹stanbul'da, Godfather serisinin film afiflini uyarlayarak Erdo¤an'› çizdi. Bir sinema klasi¤i The Godfather serisi New York'ta yaflayan güçlü bir ‹talyan mafya ailesinin, politikac›lar ve yarg›çlarla olan yak›n iliflkisini anlat›r. Ortado¤u üzerine çok say›da karikatürü olan Latuff, Filistin direnifline dair çal›flmalar›yla da tan›n›yor.

Ankara, ‹stanbul ve ‹zmir’de geleneksel olarak 1 May›s günü bafllayarak y›l boyunca illeri dolaflan V. Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali, 2010 y›l›n›n son ay›nda son duraklar›n› ziyaret etti. Aral›k ay› boyunca festival Mu¤la, Adana, Mersin, Antalya, Ni¤de,

Diyarbak›r, Eskiflehir, Kocaeli ve Samsun’a u¤rad›. Beflinci Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali sona ererken 2006 y›l›ndan bugüne tüm aflamalar›nda gönüllülerin eme¤iyle hayat bulan Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali’nin

alt›nc›s› için geri say›m bafllad›. Uluslararas› ‹flçi Filmleri Festivali yürütme kurulu bütün bir y›la yay›lan festival süresince emek vermek ve görev almak isteyen gönüllüleri 15 Ocak 2011 Cumartesi günü saat 15.00'te ‹stanbul Halkevi'nde buluflmaya ça¤›r›yor.


SOKAĞIN SESİ

16

ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ

7 Ocak 2011 / 20 Ocak 2011

Halk›n Sesi

PATRONLAR İÇERİDE EMEKÇİLER DIŞARIDA

‘Gel sen yaşa asgari ücretle’

Hiçbiri asgari ücret almayan iflçi temsilcileri, patronlar ve hükümet temsilcileri asgari ücreti belirliyor

Asgari ücretle çal›flan Dev Sa¤l›k-‹fl üyeleri toplant›ya kat›lmak isteyince polis taraf›ndan gözalt›na al›nd›

Asgari ücret 630 lira ‘31 lira nedir ki, lafı bile olmaz’ deyip geçmeyin; hükümet ve patronlar 31 lira için aralık ayı boyunca adeta kendilerini paraladılar. Bu miktara ancak dört toplantıda karar kıldılar. ‘İnsanca yaşayacak ücret istiyoruz’ diyen Dev Sağlık-İş üyelerine de polislerini saldırttılar

Ç

alışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Asgari Ücret Tespit Komisyonu 27 Aralık günü gerçekleşen dördüncü toplantı sonunda asgari ücrete 24 – 31 lira zam yapma kararını oy çokluğu ile aldı. Buna göre asgari ücret; 16 yaşından büyükler için 2011’in ilk altı ayında aylık brüt 796,50, net 629,96 lira olacak. Asgari ücret yılın ikinci yarısında ise 16 yaşından büyükler için brüt 837 lira, net 655,57 lira olarak uygulanacak. Asgari ücret 16 yaşını doldurmamış işçiler için ise yılın ilk yarısında brüt 679,50, net 546,20 lira olarak belirlendi. Yılın ikinci yarısında ise 16 yaşını doldurmamış işçiler için asgari ücret brüt 715,50, net 571,97 lira olarak uygulanacak. Komisyondaki hükümet temsilcileri ile işveren temsilcileri yani Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) temsilcileri anlaşırken, işçileri temsil eden Türk-İş temsilcileri belirlenen asgari ücrete itiraz etti. Türk-İş, asgari ücretin 900 lira olmasını önermişti. Bu öneri, asgari ücret görüşmeleri sürerken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hesaplanmıştı. Asgari ücreti görüşen komisyondaki Türk-İş’in asgari ücretle çalışan hiçbir üyesinin olmaması, Türk-İş’in asgari ücretliyi temsil edemeyeceğini gösterirken, geçimini asgari ücretle sağlayan taşeron sağlık emekçilerini örgütleyen

DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş) eylemdeydi. Asgari ücreti belirleyenler arasında hiç asgari ücretli yoktu. Ancak asgari ücretli işçilerin toplantıya katılmasını engelleme görevi ise asgari ücretle çalıştırılan güvenlikçilere verilmişti. ÖZEL GÜVENLİKTEN TEŞEKKÜR İşçiler, bakanlık önüne gittiklerinde polisin kendilerine saldırma konusunda kararsız kaldığını ve saldırmadan önce uzun süre beklediğini söylüyor. Bakanlıkta görev yapan ve asgari ücretle çalışan güvenlikçilerin kendilerine saldırmadıklarını hatta eylemden sonra kendilerine ‘Bizim yapmamız gerekeni siz yaptınız’ diyerek teşekkür ettiğini belirtiyor. 28 Aralık günü Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarının son gün oturumuna katılmak isteyen Dev Sağlık-İş üyesi işçiler polis tarafından zor kullanılarak gözaltına alındı. Oturumun gerçekleştiği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne giden Dev Sağlık-İş üyesi 6 işçi içerideki toplantıdan çıkacak kararların sermaye lehine olacağını belirterek “Bizim olmadığımız bir yerde bizimle ilgili kararlar alıyorlar” dedi. İşçiler, aynı gün ‘yeni yıl müjdesi şovu’ yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da “Tayyip sen yaşa 590 liraya” sloganıyla seslendiler. Yeni asgari ücreti belirleyecek olan kararın 40 milyon insanı

ilgilendirdiğini söyleyen Dev Sağlık-İş üyeleri sefalete teslim olmamak için mücadele edeceklerini söylediler. Eylemin ardından arkadaşlarının serbest bırakılması ve insanca yaşayabilecek asgari ücret talebini yükseltmek için Dev Sağlık-İş İç Anadolu bölge temsilciliği Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde eylem yaptı. Dev Sağlık-İş adına açıklamayı okuyan Serpil Şahin; sonuçların belli olduğunu, içerde patronların belirleyici pozisyonda olduğunu ifade etti. Şahin, “Belirlenen bu asgari ücretle ülkemizin ‘ucuz emek cehennemi’ olduğu bir kez daha karar altına alındı. Asgari ücretle çalışan işçilerin doğrudan söz sahibi olması gereken bu süreçte kapalı kapılar arkasında yürütülen ve gizlenen toplantılarla işçiler açlık ve sefalete mahkum edilmektedir” dedi. Şahin, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 868 lira, yoksulluk sınırının 2.800 lira olduğunu ifade ederek asgari ücrete 24 lira zam yapıldığını belirtti. Şahin son olarak Başbakan Erdoğan’a seslenerek “Tayip sen yaşa 623 liraya!” dedi. 24 Aralık’ta Ankara’daki Türk-İş Genel Merkezi’nde yapılan görüşme öncesinde İstanbul ve Diyarbakır’dan iki kol halinde Ankara’ya gelen Dev Sağlık-İş temsilcileri TBMM önünde eylem yapmış ve asgari ücretin insanca yaşanacak bir ücret olması talebiyle aralık ayı boyunca topladıkları imzaları meclise teslim etmişti.

Asgari ücretli ne için ne kadar çalışıyor? Asgari ücret, sadece asgari ücretle çal›flan› de¤il, ücretli çal›flan tüm emekçilerin maafllar›n› belirleyen bir taban ücret olmas› sebebiyle Türkiye’de 40 milyona yak›n kifliyi ilgilendiriyor. D‹SK Genel Baflkan› Süleyman Çelebi asgari ücretle ilgili bir aç›klama yaparak AKP ve patronlar›n emekçileri açl›kla terbiye etmek istedi¤ini belirtti. D‹SK Araflt›rma Enstitüsü’nün hesaplar›na göre 2011 için belirlenen asgari ücretle çal›flan bir emekçi, bir çift ayakkab› alabilmek için 41 saat çal›flmak zorunda kalacak. Asgari ücretli, 487 TL’lik ortalama kira giderini karfl›lamak için 192 saat çal›flmak zorunda. Bu toplam çal›flma süresinin yüzde 85’ini oluflturuyor. Asgari ücretli 1 kilo pirinç için 2 saat, bebek mamas› için 21 saat ter ak›tmak durumunda. 1 kilo et için çal›fl›lmas› gereken süre ise 10 saat. Çocu¤u varsa 593 TL’lik krefl

paras›n› 1 ayl›k çal›flmas›yla bile karfl›layam›yor. Bir buzdolab› için çal›fl›lmas› gereken süre, baflka harcama yapmaks›z›n 402 saate denk geliyor. Erkek ayakkab›s› için 41, kad›n ayakkab›s› için 29, çocuk ayakkab›s› için 17 saat çal›fl›lmas› flart. Asgari ücretli 1 kilo beyaz peynir için 5 saat, ayçiçek ya¤› için 2 saat çal›flmak zorunda. Bununla birlikte 16 saatlik çal›flma karfl›l›¤›nda 1 gömlek, 2 saatlik çal›flma karfl›l›¤›nda 1 çorap alabiliyor. Ev eflyas› almak için de yo¤un bir çal›flma gerekiyor. 1 masa 1 sandalye almak için asgari ücretlinin baflka hiçbir fley almaks›z›n 27 saat, yani 3 gün çal›flmas› gerekiyor. Bunun yan›nda, kanepe için 197 saat, yast›k için 5 saat, yorgan için 28 saat çal›fl›lmal›. Asgari ücretlinin bir çamafl›r makinesi almas› için 385 saat, ütü için 41 saat, sinemaya gitmek için 4 saat çal›fl›yor.

Asgari ücrete yap›lan 31 TL’lik zam Kocaeli’nde Devrimci Sa¤l›k ‹flçileri Sendikas› taraf›ndan 30 Aral›k günü protesto edildi. Dev Sa¤l›k-‹fl Kocaeli’nde asgari ücrete düflük zam yap›lmas›n› protesto etti. Kocaeli Üniversitesi Hastanesi önünde biraraya gelen iflçiler, hükümete “Biz yaflayam›yoruz, gelin siz asgari ücretle yaflay›n” dedi. Eylemde konuflan Dev Sa¤l›k-‹fl Kocaeli Bölge Temsilcisi Talat Tunç, toplant›lar›n bofla yap›ld›¤›n› ve sonuçlar›n›n önceden belli oldu¤unu belirtti. Tunç flunlar› söyledi: “Sonuç bafl›ndan belliydi; çünkü bu komisyonda patronlar ve patronlar›n ç›karlar›n› önceleyen hükümet temsilcileri ço¤unlukta ve belirleyici. Bu ço¤unlu¤a dur diyebilecek bir sendikal temsilden söz etmek de ne yaz›k ki mümkün de¤il.” “Bizleri açl›k ve sefalete mahkum ediyorlar” diyen Talat Tunç, asgari ücret konusunda iflçiler olarak do¤rudan söz almak istediklerini dile getirdi. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun toplant›s›na kat›lmak isteyen iflçilerin gözalt›na al›nd›¤›n› da hat›rlatan Tunç, “Ama bugün Türkiye’nin dört bir yan›ndaki hastanelerde, daha gür sesle hayk›r›yoruz: Gelin bu asgari ücretle siz yaflay›n! Biz bu koflullar› kabul etmiyoruz” dedi.

‹stanbul’un göbe¤inde kulübede yaflam A

Özye¤in Üniversitesi, fiehir Üniversitesi Altunizade Kampusu, Baflkent Üniversitesi ‹stanbul Sa¤l›k ve Uygulama Hastanesi ve Do¤an Holding binas›… Zeki ve Sündüz fiahin çifti, dördünün de kesiflti¤i yerde Üsküdar Oymac› Sokak’ta evlerinin enkaz› üzerinde

yapt›klar› kulübede oturuyor. fiahin çifti, milyon dolarlarla oynayan komflular›n›n aksine elektrik ve sudan dahi yoksun bir flekilde hayatta kalmaya çal›fl›yorlar, sadece soba ve döflekleri var. Bir de y›k›lan evlerinin enkaz›nda tuvaleti bulup etraf›n› tahtalarla çevirdiler.

KP’li Üsküdar Belediyesi, Doğan Holding ve Şehir Üniversitesi yakınındaki Oymacı Sokak’ta bulunan gecekonduları orada yaşayanların eşyalarını dahi almalarına izin vermeden 2 Kasım günü yıkmıştı. Zeki ve Sündüz Şahin çifti, yıkılan evlerinin enkazı üzerine kurduğu kulübede elektrik ve sudan yoksun bir şekilde 2 Kasım’dan beri hayatta kalmaya çalışıyor. Şahin çifti diğer komşularıyla birlikte iyi kötü geçinirken 2 Kasım sabahı yıkım ekiplerini karşılarında gördü. 2 Kasım sabahı Üsküdar Belediyesi’nin yıkım ekipleri, 300 çevik kuvvet polisi, AYEDAŞ ve İSKİ görevlileri, hepsi yıkım için birleşmiş Oymacı Sokak’a gelmişti. 38 hanede yaşayanlar yarım saat içinde polis tarafından evlerinden çıkarılarak sokağın öbür tarafına geçirildi ve yıkım başladı. Şahin çiftine yıkımla ilgili hiçbir kağıt gelmemişti. Halkın Sesi, yıkımı yaşayan ve mahallesini terk etmeyen Şahin çiftinin kulübesine konuk oldu. Emekli polis olan Zeki Şahin, yıkım emrini polisin

verdiğini söylüyor ve “Polis güvenliği sağlar; yıkım emri vermez” diyor. Sündüz Şahin ise sürekli “İçeri koymadılar ki bizi, eşyalarımızı alalım” diyor ve 38 hanenin, medyada anlatıldığı gibi ‘Vakıf arazisine kurulu olan evlerin içi boşaltıldıktan sonra’ yıkılmadığını; eşyalarla birlikte yıkıldığını öğreniyoruz. Polisin kendilerine eşyalarını almak için izin vermediğini; ancak hurdacıların polisin gözü önünde kendi eşyalarını alıp gittiğini belirten Zeki Şahin şunları söyledi: “Hurda toplayan kişiler kendi evimde bana ‘Çekil kenara’ diyor, polis bunları

izliyor.” Bunların yaptıkları Müslümanlık değil” diyen Şahin, “Afganistan’a Pakistan’a yardım yapıyorlar; 2 Kasım’dan beri kimse gelip ‘aç mısınız, susuz musunuz?’ diye sormadı” diyor. Şahin, belediye yardımlarıyla geçinen bir komşularının da evinin yıkıldığını ve yıkımın ardından yardımın kesildiğini belirtti. Çift, enkazda buldukları eski tuvaletin etrafını çevirmiş ve tuvalet ihtiyacını iptidai koşullarda görüyor. Çamaşırları elde yıkıyor, fazla çamaşır olunca gelinlerine veriyor. Isınma ihtiyaçlarını sobayla karşılamaya çalışıyorlar.

Zeki Şahin’in açtığı yürütmeyi durdurma davası ise sürüyor; ancak ailenin parası olmadığı için avukata davayı kazanırsa arsanın yüzde 15’ini vereceklerini söylemişler. Zeki Şahin, 38 yıldır burada oturduklarını söylüyor. Şahin, Özal döneminde tapu tahsis belgesi almış, o zamanın parasıyla 500 milyon lira yer parasını her ay 40 bin liralık taksitlerle ödemeye başlamış. Nurettin Sözen Belediye Başkanı olunca bulundukları yeri Vakıflar Müdürlüğü almış ve orada yaşayanlara ecrimisil kağıdı (işgal belgesi) göndermiş. Vakıflar Bölge

Müdürlüğüne gidip ödediği parayı makbuzları her şeyi götürüp orada oturduklarını söyleyen Şahin o yıldan sonra hiçbir belge gelmediğini söylüyor. Yıkım söylentileri 4 sene önce, araziyi alan vakfın bölgeyi bir firmaya ihaleye vermesiyle başlamış. Yıkım söylentileri üzerine belediyeye giden Zeki Şahin, belediyedeki yetkililerinden ‘Yıkım olmayacak’ cevabını almış ve 2 gün sonra yıkım gerçekleşmiş. Evi yıkılan bazı gecekondu sahipleri Tayip Erdoğan’ın katıldığı bir üniversite hastanesi açılışında Üsküdar Belediyesi’ne talimat verdiğini söylüyor.

‘Yanlış yaptık keşke direnseydik’ fiahin çiftinin evinden ayr›ld›ktan sonra Zeki fiahin ile bafll›yoruz ‘harabeyi’ gezmeye. fiahin, daha önce Sar›yer Maden Mahallesi’nde gerçekleflen bir y›k›m› televizyonda izlediklerini söylüyor ve “Biz onlar gibi periflan olaca¤›m›za polisin dediklerini yapt›k. Asl›nda yanl›fl yapt›k keflke hiç dinlemeseydik” diyor. fiahin ile gezerken duvarlara as›l› “AKP gecekondu ve fukara düflman›d›r” yaz›l›

bir afifl gözümüze çarp›yor. fiahin, “Bu afiflleri talebeler ast›. Helal olsun onlara” diyor. Biraz ileride 30 y›ll›k ö¤retmen Salih Y›ld›r›m ile karfl›lafl›yoruz. Yaflad›klar›n› anlat›rken gözleri dolan Y›ld›r›m flunlar› söyledi: “Buras› y›k›l›nca bir ev kiralad›k ve her ay 850 lira veriyoruz. fiimdi benden sosyal hukuk ve demokrasi anlatmam› istiyorlar. Ne anlataca¤›m, nas›l anlataca¤›m.”


123'üncü sayı