Issuu on Google+

Gazete Çankaya • Yıl: 1 - Sayı: 1

1-15 Eylül 2010

www.gazetecankaya.com

Kemal Kılıçdaroğlu... Siyasete saygınlık kazandıran adam

HAYIRLI OLSUN! CHP Genel Sekreteri Sav: İzmir’in oyu hayırlı olacak

29 Mart 2009 Yerel Seçimleri’nin hemen ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığımız söyleşi ülkemiz siyasetinin son bir yılda ne kadar yol aldığını gösterecek... Deran ATABEY’in söyleşisi

Önder Sav İzmir’de 2009 seçimlerindeki çıtanın da üzerine çıkan bir oranda ‘’hayır’’ oyu çıkacağını tahmin ettiğini söyledi.

10

16

POLİTİKA HABER

TANIK: “KÖTÜ YÖNETİM ANKARA’NIN GELECEĞİNİ KARARTIYOR” Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Başkent Doğalgaz ihalesi ve Bestekar Sokak’ın otopark haline getirilmesine tepki gösterdi. Başkent Doğalgaz ihalesi ve Bestekar Sokak’ın otopark haline getirilmesi konusunu değerlendirdi. Büyükşehir yönetiminin iş bilmezlik ve kötü yönetim geleneğine iki yeni konuyu eklediğini söyleyen Tanık, “Kötü yönetim Ankara’nın geleceğini karartıyor” dedi. Üç

yıl önce doğal gaz ihalesinin büyük bir gürültüyle kamuoyuna takdim edildiğini, o zamanlar bu ihaleden 3 milyar dolar gelir elde edileceğinin ve bu gelirle metro inşaatının tamamlanacağının iddia edildiğini hatırlatan Tanık, ikinci kez çıkılan doğalgaz ihalesinden bu kez de 1,6 milyar dolar gelir elde edileceğinin açıklanmasına karşın bu ihalenin de yapılamadığını söyledi.

03 Katlı otopark

ÇANKAYA KRİZE RAĞMEN MÜLKLENDİ… Ekonomik kriz nedeniyle belediyeler malvarlıklarını elden çıkararak ayakta durmaya çalışırken Çankaya Belediyesi uyguladığı kriz karşıtı politikalar sayesinde hem borç yükünü önemli ölçüde hafifletti hem de mal varlıklarına yenilerini eklemeyi başardı.

06

Ç’YORUM: Kentinizi on günde inceltecek mucizevi diyet...

11

73’e

HAYIR! Kent obezitesine ve keyfi uygulamalara

Büyükşehir belediyelerini “İmar, planlama ve kentsel dönüşüm konularında” tek söz sahibi konumuna getiren kanun değişikliği teklifi, tüm itirazlara ve gözden geçirme taleplerine rağmen “gece yarısı operasyonuyla” yasalaştı.

Dev konserin ayrıntıları sayfa 15’de

Zülfü Livaneli Çankaya’da ORGANİZE DEĞNEKÇİLİK Çankaya’da bazı sokakları zoraki ücretli otoparka dönüştüren ve semt sakinlerini kendi binalarının önüne ücret karşılığı park etmek zorunda bırakan Büyükşehir Belediyesi vatandaşı çileden çıkarmayı bu kez başardı.

03

1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri, 4 Eylül’de Anıtpark’ta düzenlenecek ‘Barış İçin Şarkılar Söylüyoruz’ konseri ile taçlanacak. Çankaya Belediyesi’nce 1997’de düzenlenen ‘Güneşle Geliyoruz’ konserinde 500 bin kişilik izleyici topluluğuna unutulmaz bir konser veren Zülfü Livaneli, Ankaralılarla yeniden buluşmanın sevincini yaşıyor.

Başkan Tanık: 300 derebeylik kurulur!

Y

asanın büyükşehir belediyelerini birer derebeylik haline dönüştüreceğini, ilçe belediyelerinin ise tümüyle yetkisiz ve işlevsiz kurumlar haline geleceğini vurgulayan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, “Değişikliği okuyan herkes Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in izini rahatlıkla görebilir. 73.madde, Çankaya Belediyesi ve yargıdan her daim şikayetçi olan Büyükşehir Belediye Başkanı’nın talepleri ekseninde düzenlenmiştir” dedi.

09

Türkiye’nin ilk OYUN SOKAĞI Çankaya’da açıldı Çankaya Belediyesi, Türkiye’de bir ilk olan ve çocukların güven içinde özgürce oynayabilecekleri ‘Oyun Sokakları’nın ilkini hizmete açtı. Trafik akışını yavaşlatarak sosyal ilişkilerin yeniden gelişmesini hedefleyen sokakların ilki Birlik Mahallesi 455. Sokak oldu. Proje kapsamında 16 sokak daha “Oyun Sokağı”na dönüştürülecek.

07


2

HABER

Eylül 2010

Atık piller ve yağlar konusunda çevre atılımı Çankaya Belediyesi, gerçekleştirdiği atık yağ ve atık pil toplama projesiyle de önemli bir projeye daha imza attı

Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Eser Atak, projenin hem çevreye hem de ekonomiye önemli katkı sağlayacağını söyledi.

Çankaya Belediyesi’nden gökkuşağına armağan: Çan’sera yeşili Koleksiyon bahçeleri, eğitim ve seminer alanları ile ziyaretçilerine bambaşka bir atmosfer sunan Çansera, Çankayalılardan büyük ilgi görüyor Farklı bitkileri ve bunların gelişim süreçlerini gösteren koleksiyon bahçeleri, eğitim ve seminer alanları ile ziyaretçilerine bambaşka bir atmosfer sunan Çansera, doğallığı ve şehrin karmaşasından uzak haliyle Çankayalıların ilgisini çekiyor. Çansera’nın, kullanıcıların eğlence ve dinlence ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik her türlü detay düşünülerek projelendirildiğini kaydeden Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, “Ketin kalabalığından ve karmaşasından bir an uzaklaşmak ve biraz mola vermek için hayata geçirdiğimiz bu proje her yaştan Çankayalı’ya hitap ediyor” dedi. Yaklaşık 70 bin metrekarelik rekreasyon alanı üzerinde bitki seraları, bakı terasları, gözlem noktaları, çocuklara özel doğal  oyun alanları, kır kahve-

1 • 15 Eylül 2010 Yıl: 1 Sayı: 1 15 günde bir yayınlanır YAYIN SAHİBİ ve SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Çankaya Belde Sosyal Etkinlikler Eğitim Bilişim Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına

E. Serdar KARADUMAN YAYIN YÖNETMENİ

Fatih CANITEZ YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ

Elif KARADENİZLİ YÖNETİM YERİ

Reşat Nuri Sokak 83/4 Y.Ayrancı / Ankara Tel: 0 312 473 83 00 Faks: 0 312 473 83 11 iletisim@gazetecankaya.com BASIM YERİ

HaberTürk Baskı Tesisleri Esenboğa Yolu 24. Km Pursaklar / Ankara Tel: 0 312 590 14 28 BASIM TARİHİ

2 Eylül 2010

leri, dinlenme alanları ve bisiklet yolları ile Çansera’nın sadece başkentin değil Türkiye’nin de örnek alınan rekreasyon alanlarından biri olmasını hedeflediklerini belirten Tanık, “Çansera’yı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği bitkisel çeşitliliğin fazla olması, kent sakinlerini doğayla buluşturması ve bu konuda her türlü eğitimi ve teknik bilgiyi de sağlaması.” dedi. Çiçekler de bitki bakım dersi de Çankaya’dan Çankaya Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından Çansera’da yeni seralar kurulduğunu da kaydeden Tanık, buradaki seralarda yurttaşların ihtiyaçlarına göre bitkisel çiçek ve süs çalısı üretildiğini kaydetti. Eski evcil hayvan barına-

ğı üzerinde kurulan bahçe sergileri, koleksiyon bahçeleri ve bitkisel üretim seraları sayesinde Çankaya Belediyesi’nin ilçedeki alanlarda yapacağı peyzaj uygulamalarına yönelik bitkisel sera üretimi yapıldığını da vurgulayan Tanık, “Ancak Çansera’nın asıl önemli ve paylaşımcı işlevi, isteyen yurttaşlara sera üretimi konusunda uygulamalı eğitim ve bitki vermesidir.” diye konuştu. 70 bin metrekarelik Çansera’nın 1600 metrekaresinin bitkisel üretim alanı olarak faaliyet gösterdiğini ve bu üretim modeliyle dışarıdan bitki alımına son vereceklerini belirten Tanık, “Toplam 8 sera alanında üretime başladık. Bu modelin yurttaşla belediye arasındaki bağı güçlendirmesi açısından da önemli olduğuna inanıyoruz” dedi.

Başkan Tanık: “Bitki seraları, bakı terasları, gözlem noktaları, çocuklara özel doğal  oyun alanları, kır kahveleri, dinlenme alanları ve bisiklet yolları ile Çansera’nın sadece başkentin değil Türkiye’nin de örnek alınan rekreasyon alanlarından biri olmasını hedefledik”

Atık yağ ve atık pil toplama projesini düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyuran Başkan Bülent Tanık, bu projeyle çevreye, kente, ilçeye verilebilecek zararı en aza indirmeyi ve atık dönüşümü ile ekonomiye katkı sağlamayı hedeflediklerini belirtti. Toplantıda daha sonra söz alan Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Eser Atak, yaptığı sunumda bu projenin hem çevreye hem de ekonomiye önemli katkı sağlayacağını ve toplumun atıkların dönüşümünde daha duyarlı bir yaklaşım geliştireceğini kaydetti. Türkiye’de yılda 350 bin ton atık yağın çevreyi kirlettiğinin tahmin edildiğini söyleyen Atak, 1 litre bitkisel atık yağın 1 milyon litre içme suyunu kirlettiğini, doğaya karışıp çevreye ve insan

sağlığına zarar verdiğini, kanalizasyon sistemlerini tıkadığını belirtti. Atak, atık pillerin içerisindeki çeşitli kimyasal maddelerin çöp depolama alanlarında yer altı sularına ve toprağa karışarak kirlilik yarattığını, atık pillerin bünyelerindeki bazı metallerin geri kazanılabileceği ve bu suretle ülke ekonomisine katkıda bulunulabileceğini ifade etti. Atık yağ ve pil toplanması konusunda belediyeye ait, 22 TODAM, yedi tahsilât şubesi, yedi zabıta karakolu, 116 muhtarlık binası, 24 poliklinik hizmet binaları, kreş ve sağlık ocakları ile muhtarlıkların toplama noktası olarak belirlendiğini belirten Atak, Çankayalılar’dan atık pil ve atık yağları evlerinde ayrı ayrı biriktirerek bu merkezlere getirmelerini rica etti.

Çankaya'da kusurlu ürüne geçit yok Çankaya’da vatandaş şikayetleri anında denetime dönüşüyor… Çankaya Zabıtası, Ağustos ayı boyunca yaptığı denetimlerde çok sayıda kusurlu ve tarihi geçmiş ürüne el koydu. Ekmek fırınlarını takibe alan Zabıta, vatandaşın sağlıklı ürün tüketimini hedefliyor Çankaya Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Denetim Ekipleri, üretim ve tüketimin kontrolsüz arttığı dolayısıyla esnaf denetimlerini arttırdı. Denetimlerde yurttaş şikayetlerini de dikkate alan Çankaya Zabıtası, bir markette yaptığı kontrolde son kullanma tarihi geçmiş ve kusurlu paketleme ve stoklamadan hava almış ürüne el koydu. Denetlemenin ardından Gazete Ç’ye açıklamalarda bulunan Çankaya Belediyesi Zabıta Müdürü Bülent Çevik, Ramazan ayı dolayısıyla alışveriş oranı yükselirken dikkatlerin de azaldığı, bu yüzden ambalajlardaki tarihlerin gözden kaçtığını ifade etti. Hatalı paketleme ve stoklamadan dolayı hava alan ürünlere ve son kullanma tarihlerine dikkat edilmesi, günü geçmiş ürünler görüldüğünde Zabıta’ya haber verilmesi gerektiği belirtilen Çevik, yurttaşlardan kendi

sağlıkları için Zabıta’ya yardımcı olmasını istendi. Ramazan ayı dolayısıyla kapasitelerinin üstünde çalışma yürüterek ekmek ve pide imalatı yapan fırınları denetleyen Çankaya Zabıtası, hijyenin devamlılığı konusunda tavsiyelerde bu-

lundu. Denetime tabii tutulan imalathanelerde halk sağlığını olumsuz etkileyecek unsurlara rastlanmadığını ifade eden zabıta yetkilileri, ramazan boyunca artacak denetimlerin bayram süresinde de yoğunlaştırılacağını belirttiler.

Engelli yurttaş ve belediye ilişkisinde yeni dönem İşitme engelli vatandaşla yüz yüze iletişim kuran personele işaret dili eğitimi veriliyor Engellilere yönelik projeleriyle “engelli dostu bir ilçe” oluşturmayı hedefleyen Çankaya Belediyesi, işitme engelli yurttaşlar ve belediye personeli arasında sağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için yeni bir çalışmayı hayat geçirdi. Buna göre işitme engelli vatandaşla yüz yüze iletişim kuran personele işaret dili eğitimi veriliyor. Çankaya Belediyesi Mithatpaşa Ek Hizmet Binası’nda başlayan eğitim programının açılış konuşmasını yapan Çankaya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Ethem Torunoğlu, işaret dilini öğrenmenin çok önemli bir çalışma olduğunu ifade etti. Doğrudan halka hizmet veren personelin, işitme engellilerin taleplerini kolaylıkla anlayabil-

mesinin önemine değinen Torunoğlu, “Toplumun bir parçası olan engellilerin hizmet ve çalışmalardan herkes kadar yararlanabilmesini sağlamak istiyoruz. İşitme engelliler için yapılan personel eğitiminin halkla ilişkiler alanında çalışan her birime yayılmasını diliyoruz” dedi. Eğitmen Cem Korkmaz ise, anne ve babasının işitme engelli olması nedeniyle işaret dilini erken yaşlarda öğrendiğini ve İşitme Engelliler Gelişim Merkezi’nde çevirmenlik yaptığını belirterek, işaret dilini öğrenmenin önemine değindi. Çankaya Halk Eğitim Merkezi ve İşitme Engelliler Gelişim Merkezi Derneği işbirliği ile gerçekleştirilen 120 saatlik eğitimin sonunda katılımcılara sertifika verilecek.


Ç’ANKARA

Eylül 2010

3

Çankaya Belediyesi olayı yargıya taşımaya hazırlanıyor.

Organize değnekçilik

“Kötü yönetim Ankara’nın geleceğini karartıyor!” Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık doğalgaz ihalesi ve Bestekar Sokak’ın Büyükşehir Belediyesi tarafından paralı otopark haline getirilmesi ile ilgili görüşlerini açıkladı Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, geçtiğimiz ay gerçekleştirilen Başkent Doğalgaz ihalesi ve Bestekar Sokak’ın otopark haline getirilmesi konusunu değerlendirdi. Büyükşehir yönetiminin iş bilmezlik ve kötü yönetim geleneğine iki yeni konuyu daha eklediğini söyleyen Tanık,” Kötü yönetim Ankara’nın geleceğini karartıyor” diye konuştu.

“Doğalgaz ihalesi hibedir!” Üç yıl önce doğalgaz ihalesinin büyük bir gürültüyle kamuoyuna takdim edildiğini, o zamanlar bu ihaleden 3 milyar dolar gelir elde edileceğinin ve bu gelirle metro inşaatının tamamlanacağının iddia edildiğini hatırlatan Tanık, ikinci kez çıkılan doğalgaz ihalesinden bu kez de 1,6 milyar dolar gelir elde edileceğinin belirtilmesine karşın bu ihalenin de yapılamadığını söyledi. Tanık, “Son olarak geçtiğimiz günlerde Başkent Doğalgaz ihalesi kamuoyuna yansıyan rakamlara göre sadece 1, 2 Milyar Dolar karşılığında gerçekleştirilebilmiştir” dedi. Tanık, “Başkent doğalgaz ihalesindeki fiyatın üç yıl içinde 3 milyardan 1, 2 milyara inmesi bize iki önemli noktayı gösteriyor. Birincisi, yıllar içinde büyük yatırımlar yapılan Başkent doğalgaz yok pahasına satılmış; adeta hibe edilmiştir. İkincisi de; Büyükşehir Belediyesi öylesine bir borç batağı içine sokulmuştur ki, bu borç yükünün azaltılabilmesi için Başkent doğalgaz işletmesinin elden çıkarılması zorunlu hale gelmiştir” diye ko-

nuştu. Başkan Tanık ayrıca üç yıl önce metro yapımı için gelir elde etmek gerekçesiyle gündeme getirilen doğalgaz ihalesinden elde edilen paranın tümüyle borçlara gideceğini; bu paranın Büyükşehir Belediyesi’nin kasasına girmeyeceğini ifade etti. “500 Milyon Dolar nereye gitti!” Büyükşehir Belediyesi’nin doğalgaz abonelik ücretlerini ihaleden önce tüketiciden peşin olarak aldığını ve BOTAŞ’a olan borçla birlikte bu rakamın 500 milyon doları aştığını belirten Tanık, “Buradan soruyorum: Bu 500 milyon dolar nereye gitmiş, nereye harcanmıştır?” dedi. Doğalgazın ihale sürecinden sonra bir tekel haline geleceğine; bu durumun üretim ve fiyatlandırma konularında kamu yararı anlayışının çiğnenmesine yol açabileceğine dikkat çeken Tanık, “ Kentin genişlemesine karşın Ankara’da yerleşim hala büyük ölçüde Ankara çanağı içerisinde yer almaktadır. Doğalgazın yüksek fiyatla satılması vatandaşların kömüre yönelmesine yol açacak, bu durum ise kentin hava kirliliğini çekilmez hale getirecektir. Eğer denetim ve sınırlama mekanizmaları iyi çalışmazsa, bu ihaleden sonra Ankara’nın kaderi ihaleyi alan firmanın insafına bırakılmıştır” dedi. EGO’nun “Gaz ve Otobüs” hizmetlerini içerisinde barındırmasının bir tesadüf olmadığına dikkat çeken Tanık, “Bunlar bir

bütünlük oluşturması için bir araya getirilmiştir. Amaç karlı olan gaz işletmeciliğinin kamusal niteliği yüksek ve bu nedenle de kar amacı gütmemesi gereken kamu toplu ulaşım hizmetlerini parasal olarak desteklemesini sağlamaktı” derken, bu bütünlüğün bozulması nedeniyle ulaşım hizmetlerinin desteklenemediğini ve kamusal niteliğini yitirerek ticarileşmek akıbetiyle  yüz yüze kalındığını, giderek de Ankara’nın en pahalı ulaşım hizmeti veren kent haline geldiğini söyledi. Ankara’da çok temel ulaşım sorunları olduğunu vurgulayan Tanık, bu sorunların büyük ölçüde Ankara’nın bir ana ulaşım planına sahip olmamasından kaynaklandığını söyledi. Tanık, Büyükşehir Belediyesi’nin istediği yeri kendi sorumluluk alanına alarak, hukuksuz bir yetki kullanımına yönelebildiğini söyledi. Bestekar son kurbandır! Bestekar Sokak’ın 2007 tarihli bir UKOME kararına dayanılarak geçtiğimiz günlerde paralı otoparka dönüştürüldüğünden dert yanan Tanık, “Çankaya Belediyesi olarak Bestekar ve Bülten sokakları tabanlarını yenileyerek tıpkı Yüksel Caddesi, Karanfil ve Konur sokaklara benzer yaya yoğunluklu bir kullanıma açacak proje geliştirdiğimizi açıklamıştık. Umut ediyorum ki, Bestekar Sokağın paralı otoparka dönüştürülmesinin bizim projemizi açığa düşürmek gibi bir niyetle ilgisi olmasın” dedi.

Bazılarının mafya denetiminde, bazılarının ise  ücretsiz olarak Ankara’nın merkezi sokaklarının tümünün bir otopark haline dönüştüğünü, bir belediye yönetiminin bu olumsuz duruma son vermek için çalışması gerekirken Bestekar Sokak’ın ücretli belediye otoparkı yapılmasının üzücü ve düşündürücü olduğunu dile getiren Tanık, “Tek bir yeni düzenleme  bile yapılmaksızın, birilerinin eline koçan tutuşturularak bu sokağın otoparka dönüşmesi, borç batağı içinde kıvranan ve her olanağı paraya dönüştürmeyi temel kaygı haline getiren bir belediyecilik anlayışının ürünüdür. Ne yazık ki, bu kötü yönetim anlayışı Bestekar Sokağı kendisine son kurban olarak seçmiştir” dedi. “Dünyadaki uygulamalarla benzerliği yok!” Dünyada bazı kentlerde sokaklara parkmetre konularak otopark uygulaması yapıldığını ama bu uygulamalar ile Bestekar Sokak’taki uygulamanın kesinlikle örtüşmediğini söyleyen Tanık, “O kentlerdeki uygulamalar yaya, bisiklet ve araç yollarının bir bütünlük içinde ele alındığı bir ulaşım ana planı dahilinde olan otopark sisteminin parçası olarak gerçekleştiriliyor” dedi.  Tanık, Ankara’da böyle bir durumun söz konusu olmadığını, Büyükşehir Belediyesi’nin her şeyde olduğu gibi bu konuda da “Ben yaptım, bal gibi oldu” mantığı ile hareket ettiğini belirtti.

“Öncelikli ihtiyaç metrodur” diyerek son 15 yılda bir metre bile ray döşemeyen; toplu taşıma planlaması yapmak yerine sürekli artan kent içi trafiği düzenlemek için alt – üst geçit ve köprülü kavşaklar inşa ederek Ankara’yı dünyanın ilk “ranza kenti” yapan Büyükşehir Belediyesi en sonunda değnekçiliğe de başladı. Çankaya’da bazı sokakları zoraki ücretli otoparka dönüştüren ve semt sakinlerini kendi binalarının önüne ücret karşılığı park etmek zorunda bırakan Büyükşehir Belediyesi vatandaşı çileden çıkarmayı bu kez başardı. Üzerine sarı yeleği geçiren “hikmeti ve yetkisi kendinden menkul” bir takım kişiler, hiçbir hizmet vermedikleri vatandaştan Deli Dumrulane mizaçla para alıyor. Çankaya Belediyesi olayı yargıya taşımaya hazırlanıyor ama Büyükşehir post- modern tavrında ısrarlı: “Biz yaptık, oldu.”

“Haksız tahsilâta hayır diyoruz” Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, 2007'de alınan UKOME kararının 3 yıl bekletilerek, para ihtiyacının bastırdığı bir zamanda uygulamaya konulduğunu söyleyerek “Yapılan işlemin haksız bir tahsilât olduğu yönünde haklı bir kanaat vardır. Bu haksız tahsilâta 'hayır' diyoruz” diye konuştu. Bahçelievler 3. ve 7. caddelerde önceki gün başlayan otopark ücreti uygulaması dolayısıyla incelemelerde bulunan, vatandaşlarla ve esnafla sohbet eden Tanık incelemelerinin ardından bir açıklama yaptı. Uygulamayı hoyratça bulduğunu belirten Tanık, “2007'de alınan bir karar, 3 yıl bekletilerek hayata geçiriliyor. Muhtemeldir ki para ihtiyacı bastırdı” dedi.

Çankaya Belediyesi'nin ticari açıdan gelişmeleri için destek verdiği ve toparlanma potansiyeli taşıyan Bahçelievler ve Tunalı Hilmi caddelerinde Büyükşehir tarafından başlatılan uygulamanın esnafların ticari yaşamlarını ve iş ilişkilerini olumsuz etkileyecek bir karar olduğunu ifade eden Tanık, ''Bahçelievler'de konut ve iş yerleri içiçedir. Burada böyle bir hayat sürüyor, buranın canlılığını sağlayan şey de budur. Burası ticari dengenin olduğu bir yerdir. Bu uygulamada, her iki yapıyı da buradan kovacak nitelik taşımaktadır'' diye konuştu. Otopark ücreti uygulamasıyla Büyükşehir Belediyesinin herhangi bir hizmet getirmediğini anlatan Tanık, şunları söyledi: ''Sarı yelek giydirilmiş kalabalık insan grupları, evinin ya da işyerinin önüne arabalarını park etmek isteyen insanların veya bir eczanenin önüne 5 dakikalığına durmak isteyen kişilerin tepesine dikilmektedir. Bunu olumsuz buluyoruz. Değiştirilmesi konusunda hem UKOME kararı hem de belediye uygulamasıyla ilgili yasal ve yönetsel her türlü girişimde bulunacağız.'' Bahçelievler'de bu uygulamaya tabi olan yolları dolaştığını bildiren Tanık, ''Bir tane 'iyi bir iş yapılıyor' diyene rastlamadım. Esnaf da vatandaş da bu uygulamanın iptal edilmesi için bizden destek istiyor. Durumu hukukçulara inceletiyoruz, yargıya taşıyacağız” dedi. Uygulamanın başlatıldığı cadde ve sokaklarda belirli aralıklarla yerleştirilen yaklaşık 50 “otopark görevlisi” araçlarını park eden sürücülerden “otopark ücreti” olarak beş lira alıyor.


4

HABER

Eylül 2010

‘Bölgesel Kalkınma’da ilk adım atıldı

Küçük Kara Balıklar kenti ve kendilerini keşfetti Çankaya Belediyesi’nin “Küçük Kara Balık’la Bilim ve Sanata Yolculuk Projesi” kapsamında yaşları 7 ila 12 arasında değişen 1350 Çankayalı çocuk hem yaşadıkları kenti daha yakından tanıdılar hem de bilim ve sanatın günlük yaşamdaki önemini bizzat uygulayarak öğrendiler Çankaya’da 15 mahallede yaşayan gelir durumu orta ve düşük ailelerin, ilköğretim çağındaki çocuklarının bilim ve sanata yönelik farkındalıklarını bir masal kitabından yola çıkarak arttırmayı ve bilgiye ulaşma eşitliğini sağlamayı hedefleyen proje kentle bütünleşemeyen, kentin sosyal ve kültürel hizmetlerinden yararlanamayan çocukların kent yaşamındaki kültürel ve bilimsel ihtiyaçlarının giderilmesine olanak tanıdı. 12 Temmuz’da başlayan ve üç dönem süren projede ilk olarak “Küçük Kara Balık” masal kitabı hep birlikte okundu. Her adımında “bilim ve sanat yaşamımızda” yaklaşımını benimseyen proje kapsamında çocuklar hem eğlendiler hem de bilim ve sanat üretiminin temel noktası olan çalışma disiplinini öğrendiler. Ana yöntem olarak çocukların katılımcılığını öngören projede Çankayalı minikler önce Küçük Kara Balığı tanıdılar, onun hikâyesini dinlediler ve ardından da o hikâyeyi kendi hayalgüçlerine göre yeniden şekillendirdiler. Projenin her aşamasında, kendi yaratıcılıklarını kullanan çocuklar; hayal kurma, resmetme, senaryo yazma ve doğal gözlem gibi yöntemlerle, uygulamalı atölyelerle, oyun ve gezilerle yeni bir öğrenme ve üretme süreciyle tanıştılar. Çocuklar haklarını da öğrendiler Projenin uygulanma sürecinde masal kahramanı örneğiyle haklarını da öğrenen çocuk-

lar tüm bu süreç boyunca edindikleri deneyimleri ve öğrendikleri bilgileri diğer arkadaşlarıyla paylaşmak için çalışmalar yaptılar. Proje öncesinde ve sonrasında çocuklara ve ailelerine uygulanan anketler sonucunda proje için bir veri bankası oluşturuldu.

Çocukların yaratıcılığını sürekli teşvik eden proje süresince öne çıkan etkinliklerden biri de Küçük Kara Balık’ın evinin yapımıydı. Cebeci (TODAM)’da bir araya gelen çocuklar, romanını okudukları Küçük Kara Balık’ın yaşadığı yeri kendi istekleri doğrultusunda maketler aracılığıy-

çocukları yaşadıkları kent hakkında düşünmeye sevketmek. Bu anlamda projeye katılan tüm çocuklar yaratıcı drama yöntemiyle kenti, canlıların nerede yaşadığını, nasıl bir kent düşlediklerini ve kentlerinde gördükleri eksiklikleri paylaştılar. Mimarlar ve mimarlık öğrencileri tarafından verilen eğitimlerde, çocuklar kentte olması gereken yapıları, bu yapılar arasındaki ilişkileri öğrendiler, kentteki sosyal yaşam üzerine tartıştılar ve ihtiyaçlar üzerinden bir planlama yaptılar. Küçük Kara Balığın yaşadığı ortamlarla, kendi ortamları arasında paralellik kuran çocuklar,  Küçük Kara Balığın yaşadığı kaya kovuğunu, yaşadıkları eve, dereyi sokağa, nehri mahalleye, gölü şehre, de-

la şekillendirdiler. Çocuklar, bir yandan Küçük Kara Balık’ı drama yoluyla canlandırırken bir yandan da Bilim ve Teknoloji Müzesi, Eymir Gölü Araştırma Gezisi ve Mavi Gezegen gezileri ile projeyi bilimle taçlandırdılar. Her aşamada çocuklara kenti ve kent yaşamını tanıtan böylece kentlilik bincinin erken yaşlarda yerleşmesini sağlayan projenin en önemli amaçlarından biri de

nizi kentlere benzeterek yorumladılar. Sonra da küçük karabalık oldular ve mahallelerini keşfe çıkarak gördüklerini öğrendikleriyle karşılaştırıp arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle paylaştılar. Proje kapsamında pek çok geziye katılan çocuklar yeşil alanlardan müzelere, bilim gezilerinden eğlencelere pek çok etkinliğe katıldılar. Çankaya Belediyesi’nin Yılmaz Güney

Küçük Kara Balık’ın evini yaptılar

Her adımında “Bilim ve sanat yaşamımızda” yaklaşımını benimseyen proje kapsamında çocuklar hem eğlendiler hem de bilim ve sanat üretiminin temel noktası olan çalışma disiplinini öğrendiler.

Sahnesi’nde düzenlenen süt şenliğine katılan çocuklar burada önce süt, sütün yararları ve sağlıklı beslenme konusunda bilgilendiler, sonra sütün üretim aşamasını öğrendiler. Drama ve tiyatro uzmanı eğitmenlerin gösterisini ilgiyle ve keyifle izleyen minikler daha sonra sütleriyle birlikte kek ve meyveli yoğurtlarını büyük iştahla yediler. Önemli olan çocuklardır Samed Behrengi’nin dünyaca ünlü hikayesinden yola çıkılarak hazırlanan “Küçük Kara Balık’la Bilim ve Sanata Yolculuk” Projesinin kendileri için büyük anlamı olduğunu kaydeden Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık “Küçük Kara Balık herkesin karşı çıkmasına rağmen içindeki sesi dinlemiş ve merakının öğrenme isteğinin peşinden gitmiş, böylece kendini ve içinde yaşadığı dünyayı yeniden keşfetmiş bambaşka bir masal kahramanıdır. Onun cesareti ve kararlılığı tüm çocuklara ve aslında büyüklere de örnek olmalıdır. İşte bu nedenle projenin kahramanı odur” dedi. Çocukların bir ülkenin en önemli hammaddesi olduğunu vurgulayan Tanık, “Hepimiz çocuklarımız için çalışıyor onlara daha iyi koşullar sağlayabilmek için uğraşıyoruz. O zaman kentimiz de çocuklarımıza yakışır bir kent olmalıdır. Kara Balık Projesi de bu çabanın bir ürünüdür. Bu projeye katılan çocuklarımızın her günlerinin verimli ve eğlenceli geçtiğine inanıyorum” diye konuştu.

Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Öveçler halkıyla buluşarak, ‘Çankaya Bölgesel Kalkınma Planlaması’nı açıkladı Belediye Başkan Bülent Tanık, Öveçler’de düzenlediği basın toplantısında mahalle muhtarları ve semt sakinleriyle bir araya geldi. Tanık, Çankaya’nın bazı yerlerinin “bölgesel kalkınma” yöntemiyle kent hayatına adapte edileceğini ve buralarda üretilecek hizmetlerin bölgenin ve bölge halkının ihtiyaçları ve öncelikleri belirlenerek sunulacağını kaydetti. “Çankaya’yı, Bademlidere - Türközü aksının bulunduğu Doğu Bölgesi; Balgat-Çukurambar hattından başlayan Batı Bölgesi; İmrahor Vadisi Bölgesi ve köyler ile merkez dışı çevre ilçeleri de ekleyerek beş bölgeye ayırdık” diyen Tanık, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her bir bölgenin öncelikli hizmet gereksinimlerini saptadık. Öncelikle kent ekonomisinin, sosyal ve kültürel olanakların dışında kalmış geri bölgelere yönelik kentsel kalkınma politikalarını hayata geçireceğiz” Tanık, söz konusu proje kapsamında Balgat – Çukurambar bölgesinde Cevizlidere Hastanesi’ni hizmete açacaklarını ve Cevizlidere pazaryeri projesini gerçekleştireceklerini kaydederek Çukurambar’da biri bitmiş diğeri de tamamlanmak üzere olan iki parkın kısa süre içinde hizmete açılacağını söyledi. Öveçler’de hizmete açılmaya hazırlanan ‘Sosyal Projeler Merkezi’nden de söz eden Tanık, şunları kaydetti: “Binada Çankaya Belediyesi’nin İşletme Müdürlüğü’nün yanı sıra, ahşap çocuk oyuncakları atölyesi gibi atölyeler yer alacak. Özellikle fiziksel ya da zihinsel engelli çocuklarımızın üretim yapabilmesine yönelik atölye çalışmalarımızda İş-Kur’la bağlantılı olacağız. Sertifikalı meslek eğitim projesi kapsamında burada yetişen çocuklarımızın iş edinmeleri için de çaba harcayacağız.”

Öveçler’de yapımı tamamlanan ‘Sosyal Projeler Merkezi’ önümüzdeki aylarda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılacağı büyük bir törenle hizmete açılacak


Ç’YEREL

Eylül 2010

5

KONYA ATLANTI

Toplumsal dayanışmaya giden yol toplumcu belediyeden geçiyor

Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, dayanışma etkinlikleri kapsamında Konya’nın Atlantı Beldesi’nde düzenlenen 2. Hasat ve Asker Şenliği’ne katıldı. Festivalde Tanık, Atlantı fidanlığı ve Sulama Birliği araç parkının yanı sıra Çankaya Belediyesi’nin katkılarıyla Atlantı’da yapılan parkın açılışını da gerçekleştirdi. Tanık’ın ev sahibi Belediye Başkanı Hasan Takımcı’dan ricası ise, Bülent Tanık adı verilen parkın adının “Kadınlar Parkı” ya da “Çankaya Parkı” olarak değiştirilmesiydi. “Meclisinizin aldığı bu karara karşı çıkmak istemem, bizler Anadolu insanıyız bizde verilen bir hediyeyi geri çevirmek adetten değildir” diyen Tanık, “Ama benim buradan geçerken mahcup olmamam ve yüzümün kızarmaması için parka önerdiğim diğer adları verirseniz benim için çok daha gurur ve mutluluk verici bir durum olacaktır’ diye konuştu.

Görevi devraldığı gün Çankaya Belediyesi’nde yeni bir toplumcu belediye yaklaşımını hakim kılacaklarını söyleyen Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, “Ankara’nın yakın çevresindeki ilçeler kentin ticari ve kültürel hayatının canlanmasında önemli rol oynayacaktır. Bu nedenle festivallere katılıyor, yeni işbirlikleri üretebilmenin yollarını arıyoruz” dedi Temmuz ve Ağustos ayları boyunca civar bölge belediyelerince düzenlenen kültür ve tarım festivallerine katılan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Divriği’den Haymana’ya, Kalecik’ten Bahadın Beldesi’ne dek pek çok yerde Çankaya Belediyesi’nin “Yeni toplumcu belediye yaklaşımını” anlattı, ziyaret ettiği belde ve belediyelerle yeni işbirliği çalışmaları başlattı. Katıldığı festivallerde yurttaşlarla da bol bol sohbet eden Tanık, “Çankaya Belediyesi ola-

rak sosyal adaletçi olmayı, hizmetleri üretirken de dağıtırken de eşitsizliği azaltmayı ve tekelci rantların oluşmasına olanak vermemeyi hedefliyoruz” dedi. Kentte üretilen artı değerin yine topluma dönmesi için uğraştıklarını kaydeden Tanık, “Biz, kentte yaşayanları “müşteri” değil, “hemşeri/yurttaş” olarak görüyoruz. Bunun için de komşu il ve ilçelerle işbirliği yapmanın, onlara destek vermenin önemli olduğuna inanıyoruz” dedi. Çankaya Belediyesi’nin kent ve

kent yaşamına ait pek çok nüveyi yeniden ele aldığını ve mevcut belediyecilik uygulamasının bu değerli öze verdiği hasarı gidermek adına değişik projeler ürettiğini vurgulayan Bülent Tanık, “Uygulama noktasında dikkat ettiğimiz bir diğer husus da Çankaya’nın, parçası olduğu bu kentin diğer bileşenleriyle iletişim halinde olmasıydı. Bu bakımdan kent civarında bulunan köylerde organik tarım başta olmak üzere tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi ve buradan

elde edilen ürünlerin kent içinde pazarlanma olanaklarının yaratılmasını hedefleyen bir proje geliştirildi. Yine kent civarındaki ilçelerle buradaki temel tarımsal ürünlerin tanıtımı ve pazarlanması ile bölgelerin turizm potansiyellerinin değerlendirilmesi konularında işbirliği için projeler geliştirildi. Unutmamalıyız ki yılkı atlarının yaşayabilmek için dayanışmaya ihtiyacı vardır. Biz bu kriz döneminin yılkı atlarıyız, yaşayabilmek için dayanışmak zorundayız” dedi.

BALA’NIN SORUNLARINA ORTAK ÇÖZÜM ARAYIŞI Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık ve Bala Belediye Başkanı İbrahim Gündüz’ün geçtiğimiz aylardaki buluşmasından Bala’nın sorunlarına ortak çözüm arayışı çıktı. Bala Festivali’ne verdiği sanatçı desteği ve teknik yardım nedeniyle Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’a teşekkür ziyaretinde bulunan Bala Belediye Başkanı İbrahim Gürbüz, ziyaret sırasında Bala’dan ayrılıp Çankaya’ya bağlanan köyler ve Bala’da kalan köylerin sorunlarını da

dile getirdi. Özellikle tarım ve hayvancılık konusunda yaşanan sıkıntıların masaya yatırıldığı toplantıda Gündüz, tarım köylüsünün Sincan Tarım Kredi ve Toprak Mahsulleri Ofisi’ne yönlendirildiğini söyleyerek “Ürünü para etmezken kilometrelerce uzakta bir alım noktası gösterilmesi köylüyü tarlasını ekip biçmekten soğutuyor” dedi. Bülent Tanık ise yakın zamanda hayata geçirilmesi planlanan proje ile pek çok sıkıntının aşılacağına inandığını dile getirdi.

GÜDÜL YEŞİLÖZ Ankara’nın Güdül ilçesine bağlı Yeşilöz beldesinde bu yıl 5.si gerçekleştirilen Yeşilöz Çınardibi Festivali geniş bir katılımla kutlandı. CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile CHP Ankara Milletvekilleri Zekeriya Akıncı ve Yılmaz Ateş’in yanısıra CHP il ve ilçe yönetiminden önemli isimlerin katılımıyla gerçekleşen festivalin konukları arasında Bülent Tanık da vardı. Yeşilöz Belediye Başkanı Hasan Çoban, Tanık’a festivalin düzenlenmesinde verdiği destekten ötürü teşekkür plaketi takdim etti. Törende kısa bir konuşma yapan Tanık, ‘Belediyeler arası dayanışmanın çok gerekli olduğu bir dönemde yaşıyoruz” diyerek “Başkanlıkta ikinci dönemini sürdüren sevgili başkanımızın deneyimlerine ihtiyacımız var. Ancak biliyoruz ki bu zorlukların üstesinden dayanışarak gelebiliriz” diye konuştu.

TANIK YAZ AYLARINI YOĞUN GEÇİRDİ Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Temmuz ve Ağustos ayında pek çok festival ve etkinliklere konuk oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılarak birer konuşma yaptığı Ayaş Dut Festivali’ne ve Divriği Kültür Derneği 26. Geleneksel Pilav ve Kültür Şenliğine katılan Tanık, Divriği Kültür Şenliği’nde bir konuşma yaptı. Yaptığı konuşmada Çankaya Belediyesi’nin Ankara ekonomisine ve kültürel hayatına katkı yapacak her türlü etkinliğe destek sunmaya çalıştığını söyleyen Tanık, konuşmanın ardından Divriği Kültür Derneği adına Çankaya Belediyesi Protokol Müdürü Selçuk Göktaş’a teşekkür plaketi verdi.

Başkan Bülent Tanık: “Yeni Toplumcu Belediyecilik anlayışı ile edilgen hale getirilen kent halkını katılımcı anlayışla yeniden üretken hale getireceğiz. Kentin ana unsuru yeniden insan odaklı olacak. Rantsal ekonomi yerine alt yapı projelerini destekleyerek gelir artırıcı projelerle Başkent’in orta yerinde her geçen gün daha da yoksullaşan yurttaşlarımıza insanca yaşam koşulları sunacağız”

HEYKEL SEMPOZYUMU Başkan Bülent Tanık, kültür sanat çalışmaları ve uygulamaları konusunda diğer belediyelere destek veriyor. İzmit’e bağlı Değirmendere Belediyesi’nin kapatılmasıyla düzenlenmesi tehlikeye giren Uluslararası Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu’nu yetim bırakmayan Bülent Tanık, bu yıl 17. si düzenlenen festivale Çankaya Belediyesi’nin ev sahipliği yapmasını sağladı. Sanatın günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu Kızılay’ın en işlek caddelerinden birinde düzenlenen sempozyumla başkentlilere bir kez daha hatırlatan iki haftalık sempozyum süresince Sakarya Yaya Bölgesi adeta açık hava heykel atölyesine dönüştü.


6

YORUM HABER

Eylül 2010

Anadolu Gösteri Merkezi

Elif KARADENİZLİ

Ankara’da bir sürrealist

Melis harikalar diyarında

E

fendim ben eski Ankaralılardan sayılmam. Çocukluk hatıralarımdaki birkaç neşeli tatil anısı dışında bu kent benim zihnime yabancıydı; üniversiteye başlayana kadar. Ben memur bir ailenin çocuğuyum, bu nedenle hayattan beklentilerim, yaşam standardım bellidir. Başbakan’ın da dediği gibi bizim kafa dünyamız dardır, biz büyük düşünemeyiz. Hele ki elde sarı bir zarfla o şehir senin bu kasaba benim dolaşınca inanın hiç büyük düşünülmüyor. Şehir şehir dolaşan ve ev taşıma konusunda üstatlık mertebesine erişen birinin yerleşmek için neden Ankara’yı seçtiğini sorabilirsiniz? Son yıllarda ben de bunu kendime sık sık soruyorum. Ama her seferinde yeni bir neden buldum kendime. Bir seferinde o heybetli köprülü kavşaklara, huşu içinde baktım ve haykırdım dünyaya. Dedim ki, “Hey Amerikalılar, dev eğlence parklarınızla övünür durursunuz. Planlanmış alanlarda parkı herkes yapar. Sizin bizim gibi kentin her yerine ayrı bir coşku katan alt geçitleriniz var mı? Biz Ankaralılar atlıyoruz arabalarımıza, ver ediyoruz köprülü kavşağın gözüne! Köprüye girerken iyice hızlanıp kendini aşağıya salmanın ne kadar eğlenceli olduğu hakkında fikriniz var mı sizin ha dostum! Hele çıkışta önünü göremediğin o tehlikeli virajların bünyemize doldurduğu adrenalin duygusu var ya! İşte onu hiçbir şeye değişmem! Ve dostum, sizin sorununuz ne biliyor musunuz? O kahrolası şehir planlamacılarına fazla yüz veriyorsunuz” O kadar coşmuş, duygulanmıştım ki, hızımı alamadım. Hançeremi yırtarcasına seslendim dünyanın bütün mimarlarına ve şehir planlamacılarına! “Siz” dedim, Hiçbir şeyden memnun olmayan ve ideolojisi yüzünden yapılan şeyleri görmeyen yeteneksizler sürüsü. Sizin öğrenmek için okullarda okuyup dirsekler çürüttüğünüz şeyleri bizim canımız belediye başkanımız doğuştan biliyor. O kadar ki, o tarif ediyor, çiziyor; sizin gibiler inşa ediyor. Gelin de Ankara’ya, dünyanın ilk ve tek ranza kentini görün. Tutturmuşsunuz bir şehircilik,

planlama, yaya hakkıdır. Yaya hakkı nedir? On dakika önce arabaya binip on dakika sonra inip yaya hakkı diyorlar? E daha ne? Sonra aklıma o muazzam Kuğulu Kavşağı geldi, duruldum. Ellerimi gökyüzüne kaldırdım ve Romalıların ruhlarına seslendim. “Ey Roma’nın kurucuları, tarihin çizgisini don lastiği gibi çekiştiren bilmişler! Güya Ankara’ya hamam yapmışsınız. Bozkırın ortasında açık havada hamam mı olur? Gelin de hamam görün. Estetik duygusunun insan ihtiyaçlarıyla buluştuğu bu muazzam yapının önünde hayranlıkla eğilmezseniz ben de bir şey bilmiyorum.” Kızgındım ama asla kaba değildim. Hepsini, sabunlarını ve havlularını alarak Kuğulu Köprülü Kavşağı’nda gelmeye; başkentin gördüğü bu en büyük ve muazzam banyonun nimetlerinden faydalanmaya ve duvarlardaki, kuğu resimli o şahane fayansların estetiğini görmeye davet ettim. Sonra kendimi yollara vurdum. Kızılay’da karşıdan karşıya geçmek için 3 dakika bekledim. Bu bekleyiş beni sakinleştirdi. Sonra 40 metrelik yolu 25 saniyede geçmeye çalıştım, bu da fiziksel mukavemetimi güçlendirdi, soluğumu açtı. Ve dedim ki içimden, ‘eğer bu egzersizi her gün yaparsam, kim bilir belki Hüseyin Bolt’a rakip bile olabilirim. Ruhum huzur bulmuştu adeta. Yavaşça yürüyerek eve dönmeye karar verdim. Evimin önünden geçen ana caddeye girdiğimde bir de ne göreyim? Canımız belediye başkanımızın iş makineleri yarım şeride düşürdükleri sokağı kazmıyorlar m? Sordum neden kazı yapıyorsunuz diye, elektrik direklerini yenileyeceklermiş. “İşte” diye geçirdim içimden, “İşte ampul bu, işte aydınlanma bu. Yaşasın!” Sonra bir de baktım kazdıkları kumu, molozu evimin önüne yıkıyorlar. Önce kızdım, çiğ bir insan gibi, adeta bir şehir planlamacısı gibi kızdım. Çıktım cama, “Nedir yav bu? Ortalık tozdan pislikten görünmüyor. Bu saatte mi yapılır bu iş? Apartmanın önünü tıkadınız. Bir ay önce yıktığınız molozu kaldırmadan bu ne pislik?” mealinden kaba, insana yakışmayan, nankörce laflar ettim. O halim aklıma

geldikçe hala yüzüm kızarır. Ama gençlik işte, bilmiyorum ki asıl niyeti. Meğer büyükşehir belediyesi “elektriğimi almak” için yığmış o kadar toprağı, molozu evimin önüne. Canım başkanım ve onun canımız çalışanları üzerimdeki stresi görmüşler, kafa kafaya vermişler ve “Bu kız çok gergin, toprağa basması lazım” demişler. Peki, o yüce gönüllü insanlar olmasaydı ben kentte toprağı nereden bulacaktım? Asırları aşıp gelen duyarlılığa sahip belediye personeli, benim tüm nankörlüğüme rağmen yine de büyüklüklerinden taviz vermemişler, “O gelemiyorsa, biz ayağına götürelim” diyerek bir kamyon kumu apartmanın girişine yığmışlar. Peki, ben ne yaptım? Tıpkı bir ilkel gibi hak aradım. O kumun aslında ne maksatla bana getirildiğini anladığımdaysa iş işten geçmişti. Benim çığırtılarımı duyan ve cama çıkan komşular da aynı hatayı işleyip, işçilere haksız tepki gösterince, adamlar çaresiz tozu toprağı kaldırmak zorunda kaldılar. Ve biz ayağımıza kadar gelen fırsatı tepmiş olduk. Daha bir kaç saat öncesine kadar toz toprak ve neşe içinde olan apartmanımızın önü, benim kıymet bilmezliğim yüzünden öksüz kalmış, giden molozların ardından sessiz bir yas tutuyordu. Başımı o tarafa çevirmeye utanarak yürüdüm. Birden, geçen arabaların sayesinde bir parıltı gördüm. Oradaydı, hala bizimleydi. Evet, doğruydu, yolun kazılan kısmı yeniden asfaltlanmamıştı. Toz ve toprak hala oradaydı. Sonraki birkaç ay “ya gelir de kazdıkları yeri asfaltlarlarsa” kaygılarıyla kıvranarak geçti. Her gece, geldiklerinde onlarla konuşup yaptığım hatayı düzeltmek ve asfalt atmalarını engellemek için onları bekleyerek sabahladım. Gelmediler. Arayıp sorduk, gelmeyeceklerini söylediler. O an yaşadığım mutluluğu anımsadıkça gözlerim yaşarır. Evet, sevgili dostlar, biz Çiçek Apartmanı sakinleri olarak çok büyük bir badire atlattık. İbret vesikası halimize bakın ve hatırlayın; son pişmanlık fayda etmez.

Çankaya krize rağmen mülklendi… Çankaya Belediyesi uyguladığı kriz karşıtı politikalar ile hem borç yükünü hafifletti hem de mal varlıklarına yenilerini eklemeyi başardı Çankaya Belediyesi kriz koşullarında bir yandan kira giderlerini azaltmaya; kişisel tahsisleri kaldırarak verdiği hizmetleri kamu yararı doğrultusunda kamu personeli eliyle uygulamaya çalışırken, diğer yandan da krizin vatandaşlar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için belediye hizmetlerini de en az maliyetle ve hatta ücretsiz olarak sunmaya özen gösteriyor. Geçtiğimiz bir yıl içerisinde, “yanlış nüfus hesaplaması” gerekçesiyle devletten aldığı gelirde ciddi bir düşüş yaşayan Çankaya Belediyesi, uyguladığı doğru ekonomi yönetimi sayesinde 320 milyon TL olan borç miktarını bir yıl içerisinde yüzde 30 oranında azaltmayı başardı. Çankaya Belediyesi geçen yıl içinde hukuki mücadele yoluyla Sıhhiye Çok Katlı Otoparkı’nın ve 100. Yılda bulunan bir arazinin mülkiyetini Büyükşehir Belediyesi’nden devraldığı gibi, büyük bölümü Hazine arazisi üzerine kurulu olan Anadolu Gösteri Merkezi’ni de, hazine payını satın alarak, kendi mülkiyeti haline getirdi. Sıhhiye Çok Katlı Otoparkı’nı otopark kullanımı dışında çok amaçlı sosyal tesis olarak kullanmaya yönelik bir proje hazırlığı içerisinde olan Çankaya Belediyesi; 100. Yıldaki arazide de geniş bir yeşil kuşak oluşturmayı planlıyor. Belediye, Çankaya’ya bağlı köylerdeki bazı ortak kullanım alanlarının belediyeye devri için yürüttüğü çalışmalarda ise son aşamaya gelmiş durumda. Belediye bu alanları köy ekonomisinin ve köy sosyal- kültürel yaşamının canlandırması amaçlı projeler için kullanmayı planlıyor. Kişisel tahsisler kaldırıldı Geçmiş dönemde belediyeye ait mülklerdeki kişisel tahsisleri kaldıran ve bu kaynakları belediye bünyesinde toplayan Çankaya Belediyesi, Lozanpark, Ahlatlıbel gibi tesislerdeki hizmeti daha kaliteli ve daha ucuz hale getirmeyi başardı. Çankaya Belediyesi ayrıca arsalar üzerindeki tahsisleri de kaldırarak kamusal hizmet doğrultusunda kullanıyor. Bu çabanın son örneği de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hizmete açtığı ilk park olan Teoman Öztürk Parkı oldu. Temizlik, güvenlik ve sağlık alanındaki hizmetleri de kademeli olarak taşeron şirketlerden belediye bünyesine aktarmaya başlayan belediye, bu yolla hem ciddi bir tasarruf, hem de ek istihdam sağlıyor. Daha önce özel şirkete yaptırılan Kızılay, Maltepe ve Emek bölgesindeki çöp toplama hizmetleri yeniden belediye personeli aracılığıyla yürütülmeye başlandı.


Ç’ÖZEL

Eylül 2010

Türkiye’nin ilk OYUN SOKAĞI Çankaya Birlik’te açıldı

Kadim dostlar Çankaya’da buluştu Çankaya Belediyesi, Türkiye’de de bir ilk olan ve çocukların güven içinde özgürce oynayabilecekleri ‘Oyun Sokakları’nın ilkini hizmete açtı. Trafik akışının yavaşlatılarak engellilerin ve yaşlıların ihtiyaçlarının da düşünüldüğü, sosyal ilişkilerin yeniden gelişmesini sağlayacak olan sokakların ilki yeniden düzenlenen Birlik Mahallesi 455. Sokak oldu. Proje kapsamında 16 sokak daha “Oyun Sokağı”na dönüştürülecek Çok değil bundan 30 yıl önce başkentin sokakları çocuk sesleriyle çınlardı. Günlerin uzamasıyla mesaileri ağırlaşan sokaklar, okulların tatile girmesiyle iyice bitap düşer, üzerlerinde gezinen çocuk adımlarının tatlı yorgunluğunu ancak gece yarısına doğru duyumsayabilirlerdi. Başkentin sokakları bilirdi ki, okuldan eve gelmenin en güzel yanı çantayı kapının girişine atmak, önlüğü fırlatıp çıkartmak ve aşağıya, arkadaşlara koşmaktı. Yaz tatillerinde, daireye bir dakika bile geç kalmayan titiz bir memur hassasiyetiyle, aşağı inen çocuklar, oyuna adanmışlığın verdiği ciddiyetle çoğu zaman karınlarını doyurmayı bile unuturlardı. Böyle zamanların en güzel yemeği “salçalı ekmek”, en hit şarkısı “Anne, suu” idi. O zamanlarda anneler çocuklarının nerede olduğunu ve ne yaptığını tam olarak bilir ama bundan endişe etmezlerdi. Çünkü sokaklar da kaldırımlar da çocuklarındı. “Aşağı inen” çocuğun nerede oynayacağı, en faz-

la ne kadar uzaklaşabileceği ve hangi “tehlikelerle karşılaşacağı” malumdu ve bu tehlikeler kız çocukları için “takunya olmadığı halde takunyadan bile fazla ses çıkaran renkli ve altı kayan terlikler”, erkek çocukları içinse “tornet ya da peşinden hep birlikte bir oraya bir buraya koşturulan top”tu. Arkadan hancerlendik Sonra bir şeyler oldu. Sokakların tek hükümranı olan çocuklar egemenliklerini gündemimize bir anda ve banka kredisiyle giriveren “arabalarla” paylaşmak zorunda kaldılar. Önceden mahallelerde ya da sokak aralarında mütevazı konuklar gibi duran, etliye sütlüye karışmayan otomobiller gün geldi canavar yüzlerini gösterdiler. Yapılacak şey açıktı, buna izin vermemek. Ancak plan tam olarak işleyemedi. Hele ki tüm bu süreçte çocukların yanında olması gereken anne babalar kendilerinden beklenmeyecek şekilde ara-

balarla ittifak yapınca. Zaman ilerleyip banka kredileri “ucuzlayınca” hemen hemen her evin bir arabası oldu. Ancak arabaları satanlar onları koyacak yerleri satmıyordu ve arabalar da tornet gibi tek elinizle taşıyıp balkona koyabileceğiniz şeyler değildi. Dolayısıyla çekirge sürüsü gibi sokaklara yayılmaya, kanuni tabirle “park edilmeye” başladılar. Bu, sonun başlangıcıydı. Sokakların hâkimi, kaldırımların efendisi, yaya yollarının sahibi artık arabalardı. Anne babalar, kent yöneticileriyle birlik olmuş, sokakları ve oyunları çocuklardan alıp arabalara vermişlerdi. Hatta zamanla iş o kadar çığrından çıktı ki başkenti yönetenler bundan üç yıl önce iki sokağı “park alanı ilan” ettiler. Buna göre belediye makbuz bastıracak ve kamuya ait olan Büklüm ve Bestekar sokaklarda park yapılmasına izin verecekti. Pek çok meşguliyet alanı olan anakent belediyesi bunlara “değnekçiliği” de ekleyivermişti. Peki, “eve tıkılıp kalan”, “bilgisa-

yar başından kalkmayan” ve ancak “besiye çekilmiş tavuk kadar hareket edebilen” çocuklar için kim bir şeyler yapacaktı? Çözüm yine Çankaya Belediyesi’nden geldi Dünyanın her yerinde iki kadim dost olarak görülen çocuklar ve sokakların yeniden buluşabilmesi için “Oyun Sokakları Projesi”ni hayata geçiren Çankaya Belediyesi, başkentli çocukların ve sokakların “var olma savaşı”nın henüz bitmediğini gösterdi. Çankaya Belediyesi trafik yükü en aza indirilen Birlik Mahallesi 455. Sokak’ı çocuklar için yeniden düzenleyerek oyun sokağına dönüştürdü. Kamusal alanlara erişimin kolaylaştırıldığı, trafiğin yavaşlatıldığı paylaşımlı sokakta futboldan kum havuzuna, seksekten tırmanma duvarı ve zıpzıpa her türlü oyun alanı düzenlenerek çocukların ve semt sakinlerinin sokağı özgürce kullanabilmeleri de sağlandı.

Bülent Tanık: Sokaklar insanlarındır Oyun Sokağı projesiyle sokakları insanlara geri vererek sosyal etkileşim ve paylaşım alanlarını artırmayı hedeflediklerini belirten Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık seçimde sözünü verdikleri projenin ilk örneğini gerçekleştirmekten mutluluk duyduklarını söyledi. “Apartman yaşamı ve sokakların otomobillere terk edilmiş

olması nedeniyle sokakta birlikte oynama imkânı kalmayan ve beraber oynayarak büyümeyi unutan çocukları biraz olsun kurtarmayı amaçlıyoruz” diyen Tanık şöyle devam etti: “Çocukların sokağa çıkıp, toprağa dokunmaları ve arkadaşlarıyla oyun oynamanın keyfini yaşamaları gerekiyor. Bu nedenle onların çıktıkları

saatlerde sokağın güvenli hale getirilmesi önemli. Sokağın belli saatlerde trafiğe kapatılması için Büyükşehir Belediyesi’nin de bizimle aynı görüşte olması gerekiyordu. Ama maalesef bugüne kadar böyle bir uzlaşmayı sağlayamadık. Biz de trafiğin hızını kesmek için yılan gibi ‘S’ çizen, yolu kasislerle korunaklı hale getiren bir düzen-

leme yaptık.’’ Tanık ayrıca, Akdere, Cevizlidere ve Balgat’taki 16 sokağı daha bu sene oyun sokağı haline getireceklerini, Kırıkkonak’lardan Cebeci’ye kadar oyun sokakları yapacaklarını ifade etti. İkinci oyun sokağının düzenlemesi ise çok yakında Osman Temiz Mahallesi 1002-1003’üncü sokaklarda başlayacak.

7


ÇANKAYA HABER

8

HABER

Eylül 2010

Karanfil’in yeni tasarımı...

Kızılay yaya bölgesinin tamamında görsel kirliliğin önlenmesi amacıyla binaların ön cephelerinde ve tabelalarda yeniden düzenleme yapılacak

KONUR, KARANFİL VE YÜKSEL’DEKİ ÇALIŞMALARDA SONA YAKLAŞILDI Çankaya Belediyesi’nin bir süredir devam ettirdiği Konur, Karanfil sokaklarındaki yaya bölgesi iyileştirme çalışmasında sona yaklaşıldı. Karanfil Sokak metro girişinden başlanan taş döşeme çalışmalarında işyeri önlerinin vatandaşların daha rahat girebilecekleri şekilde düzenlenirken, çalışmaların hızla ilerlemesi esnaf ve yurttaşlar tarafından memnuniyetle karşılanıyor Çankaya Belediyesi, Başkentin en işlek alışveriş ve iş merkezi olan Kızılay’da, yaya bölgelerini estetik ve temiz bir görünümle kent sakinlerinin hizmetine sunmak için hızla çalışmalarını sürdürüyor. Eylül ayı ortasında tamamlanması planlanan çalışmaların ilk ve en önemli ayağı olan Karanfil Sokak’ın, altyapı aktarımı ve betonlama işlemleri bitirildi. Sokağın önemli bölümünde döşeme kaplaması işleri de son aşamaya getirildi. Proje kapsamında Karanfil ve Konur sokakların tamamen sıcak ve soğuk hava şartlarına dayanıklı, yıkanabilir bazalt taşlarla döşeneceğini ifade eden yetkililer yaya bölgesinde de kent estetiğini koruma amaçlı müdahaleler yapılacağını belirttiler. Yaya bölgesi yenileme çalışmaları kapsamında önerilen kentsel mobilya unsurlarının, tamamen özgün, Başkent öncü rolüne uygun olarak tasarlandığını ifade eden yetkililer, sigara yasağından kaynaklı sorunlarının da çözümleneceğini vurguladılar. Bölgede yapılacak düzenlemelerde, yaya dolaşımının sürekliliğini sağlayacak çalışmaların yanısıra bitkisel açı-

dan da özgün ve farklı bir doku yaratılacağının altını çizen yetkililer, uygulama tamamlandığında Kızılay’ın çözülen mekan kalitesinde önemli bir iyileşme sağlanacağını ifade ettiler. “Kızılay’ı ucube görüntüsünden kurtaracağız” Yaklaşık bir aydır devam eden proje nedeniyle inşaat alanına dönen bölgede, esnaf ve vatandaşların sıkıntı yaşadığını bildiklerini kaydeden Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, “Ancak Kızılay’ı yıllardır süregelen ucube görüntüsünden kurtarmanın da başka bir yolu yoktu” dedi. “Vatandaşların ve esnafın hassasiyetini anlıyorum” diyen Tanık, “Ama şunu da anımsatmak isterim ki, 20 yılı aşkın bir süredir altyapı iyileştirmeleri basit onarımlarla geçiştirilmiş bu bölge çöküntü merkezi olmuştu. Yüksel ve çevresine şu anda baktığınızda rahatsızlık verici bir görüntüyle karşılaşıyor olabilir ama proje tamamlandığında bu alan modern, yaşanabilir ve sorunları uzun vadeli çözülmüş bir yaşam alanına dönüşecek” diye konuştu. Anka-

ralıların yoğunlukla kullandığı, büyük çoğunluğunun günde bir kez olsun uğradığı Kızılay’ı cazibe merkezi haline getirmek için ellerinden geleni yapacaklarını ifade eden Tanık “Yıkanabilir taşlarla, engelsiz erişimiyle, modern görünümlü işyerleriyle vatandaşların da isteyerek gelecekleri bir kent merkezi oluşturacağız” diye konuştu. Proje Kızılay için yaşamsal bir zorunluluktu Yüksel, Konur ve Karanfil yaya bölgesinin Kızılay’daki diğer caddelerden farklı olarak hem ulaşım hizmetlerinin düğüm noktaları üzerindebulunduğunu hem de sosyo-kültürel faaliyetleri, sanatsal etkinlikleri ve protest eylemlilikleri ile öne çıktığını hatırlatan Tanık, “Gerek Ziya Gökalp Caddesi’ndeki metro  çıkışı, gerekse Meşrutiyet Caddesi üzerindeki toplu taşım durakları nedeniyle Kızılay, bir toplanma-dağılma merkezidir” dedi. Bu kadar yoğun kullanılan bir alanın gereken bakım, yenileme ve düzenleme çalışmalarından yoksun kaldığı takdirde kent merkezinin cazibesini

“İşleri BEDAŞ’ın ihmali yavaşlatıyor” Konur Yüksel ve Karanfil sokaklarda yürütülen çalışmaların istenen hızda ilerleyememesinin altından elektrik altyapısından sorumlu kurumun ihmali çıktı. Bölgeyi her gün ziyaret eden ve çalışmaları yerinde inceleyen Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, BEDAŞ’ın yeraltından geçen yüksek gerilim hatlarını Enerji Bakanlığı şartnamesinde belirtildiği gibi 80 santim derinliğe değil bordür taşının hemen altına döşemesi ve kablolara her

üç metrede bir yapılan yamalar nedeniyle inceleme başlattı. Bu sokakların alt yapısıyla çok ciddi uğraştıklarını belirten Tanık “Zaman zaman uzlaşarak, zaman zaman sineye çekerek, projenin yetişmesi için gayret gösterdik. Ancak nereye el atsak görüyoruz ki altyapıda bir sorun var. Bu yamalı bohça altyapının ve bundan kaynaklanan gecikmenin müsebbibi biz değiliz. Alt yapıyı vaktinde ve düzgün yapmak üzere Büyükşehir Belediyesi’ne bağ-

lı Altyapı Koordinasyon Merkezi (AYKOME) var. Projeye başlamadan önce burayla yazıştık, mutabakat sağladık ve öyle girdik. Ancak mevcut durum gösteriyor ki en az 80 cm derinliğinde ve 40 santimetre genişliğinde bir kanal içine döşenmesi gereken kablolar kaldırımın hemen altına döşenmiş. Kalitesiz malzemeden seçilmiş kablolar birbirine dolanmış. Bu durumun bir an önce çözülmesi gerekiyor” diye konuştu.

yitireceğini ve merkezde bir çözülme olacağını kaydeden Tanık şunları söyledi: “Konur, Karanfil ve Yüksel yaya bölgesindeki sorunları biliyoruz. Bu sorunların en önemlileri yapısal ve peyzaj sorunları, araç ve yaya dolaşımına yönelik sıkıntılar, mimari elemanlar ve dokudan kaynaklı sorunlar, teknik altyapı kaynaklı sorunlar ve tabi ki yetki sorunlarıydı. Tüm bu sıkıntılar bundan 10 yıl önce kentin can damarı olan Kızılay, şimdilerde dağılmaya, sosyal açıdan ve mekân kalitesi bakımından çözülmeye başlamıştır. Bu projenin amacı Kızılay’ı yeniden eskisi gibi cazibe merkezi yapmaktır.” Tespit edilen sorunlar doğrultusunda projelendirme ve uygulamanın 3 etaba ayrıldığını vurgulayan Tanık, ilk iki etabın altyapı ve üstyapıya ilişkin müdahale ve kararları içerdiğini, üçüncü etabın ise görsel kirliliğin önlenmesi amacıyla cephelerde ve tabelalarda yapılacak düzenlemeleri içerdiğini kaydetti. Projenin hayata geçirilmesi öncesinde bölge esnafıyla defalarca bir araya geldiklerini, projeyi esnafa sundukları-

nı ve esnafın görüşünü ve desteğini alarak hayata geçirdiklerini kaydeden Tanık, “Konur ve Karanfil sokaklarda bulunan 60 esnafla buluştuk ve protokole imza attık” dedi. Bu haliyle ülkemizde çok fazla uygulaması bulunmayan çağdaş bir proje üretimi ve yönetimi mekanizması da kurduklarını anlatan Tanık, gerek proje üretim çalışmaları öncesi, gerek proje üretim sürecinde görüşleri alınan esnafın, projenin uygulama aşamasında ayrıca bir araya getirildiğini de ifade etti. Proje kapsamında oluşturulacak mekânların aktif kullanımı için Konur ve Karanfil bölgesindeki tüm birim temsilcilerinin katıldığı ‘Konur-Karanfil Sokaklar ve Yüksel Genel Kurulu’nun toplandığını ve bu toplantıların sürekliliğinin sağlanmasıyla, projeye halkın katılımı ve sahipliliğinin de artırılacağını vurgulayan Tanık, şunları söyledi: “Bölgede oluşturulacak yeni ve çağdaş mekânsal altyapı, sokaklardaki esnaf, kat maliki ve aktif kullanıcı durumundaki kiracıların da söz sahibi olabileceği bir ‘Sokak Yönetimi’ modelinin de ilk adımı olacak.”


Ç’MANŞET

HAYIR! 73’e, kent obezitesine ve keyfi uygulamalara

Büyükşehir belediyelerini “imar, planlama ve kentsel dönüşüm konularında” tek söz sahibi konumuna getiren kanun değişikliği teklifi, tüm itirazlara ve gözden geçirme taleplerine rağmen “gece yarısı operasyonuyla” yasalaştı. Büyükşehir ilçe belediye başkanları kızgın: “Oldu olacak ilçe belediyelerini kapatın”

Belediye Kanunu’nda Haziran ayında yapılan ve yürülüğe giren değişiklikle, parti ayrımı olmaksızın bütün ilçe belediyelerinin başkanlarını isyan ettirdi. Çünkü 15 AKP’li milletvekili tarafından 16 Haziran 2010 gece yarısından sonra Meclis’e sunulan ve “Belediye Kanunu’nun 73. Maddesi”nde esaslı değişiklikler öngören bir kanun değişikliği teklifi, metropol ilçe belediye başkanlarının, yerel yönetim derneklerinin ve kent planlanması konusunda çalışmalar yapan sivil toplum örgütlerinin kuvvetli muhalefetine rağmen kabul edilerek yürürlüğe girmişti. İlk bakışta “eski maddenin yeniden ifadesi” gibi görünen değişiklik aslında büyükşehir belediyelerinin “krallığını” ilan ediyordu. Zira değişiklikle ilçe belediyelerinin imar ve kent planlaması alanlarındaki tasarruf yetkisi Büyükşehir Belediyeleri’ne devredilmekle kalmıyor aynı zamanda kamulaştırma konusunda da yurttaş aleyhine ciddi zararlara yol açabilecek durumlara açık kapı bırakılıyordu. Peki, ne olmuştu da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan 6 yıl önce “yerel yönetimleri güçlendirecek” vurgusuyla lanse ettiği 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun bu kilit maddesinde değişiklik yapılmıştı? Zira yapılan değişiklik sadece Büyükşehir belediyelerinin işine yarıyordu ve görünen o ki “yerel yönetimlerin üzerindeki vesayeti kaldıracak olan, belediyeleri yönetsel anlamda rahatlatacak ve geliştirecek olan” 5393 sayılı Kanun son değişiklikle kendi başı-

na bir “vesayet” aracı oluyordu. Gerek Meclis kulislerinde gerek sivil toplum örgütlerinde gerekse de ilçe belediyelerinde değişikliğin sebebine ilişkin konuşulanlar çok çeşitli. Bunlardan biri son yerel seçimlerde CHP’ye geçen İstanbul’daki ve Ankara’daki bazı ilçe belediyelerinin büyükşehir belediyeleri tarafından başlatılan kentsel dönüşüm projelerine karşı çıkması. Bu düşünceye göre kentsel dönüşüm projelerinin uygulanmasında CHP’li ilçe belediyelerinin rızasını alamayan Büyükşehir, yetkilerini alıyor. Bir diğer düşünce de, değişiklik henüz teklif aşamasındayken TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından yayınlanan bildiride gizli. Şehir Plancıları Odası’na göre, “İktidarın, ‘belediye başkanlarının, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın (TOKİ) ya da Özelleştirme İda-resi’nin proje bazlı sorunlarına yönelik yasa çıkarma ve yasalar üzerinde değişiklikler yapma alışkanlığı’ nüksetmişti ve bu düzenleme vatandaş için değil TOKİ içindi. Yerel yönetimler, ilgili kuruluşlar ve meslek odaları değişikliğin sebebi üzerinde farklı farklı düşünceler öne sürseler de hemfikir oldukları bir konu var: Bu değişiklik, ilçe belediyelerini hiçe sayan bir anlayışın ürünüdür. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kartal Belediyesi CHP’li Meclis Üyesi Osman Güdü bir açıklamasında, değişikliğin halkın iradesini yok saydığını ve hukuk yollarının önemli ölçüde kapanacağını belirtiyor. “İdare mahkeme-

leri tarafından yürütmeyi durdurma veya iptal kararı verilebilmesi için, yapılan işlemin hukuka aykırı olması şarttır. Anayasanın 125. maddesinin 1. fıkrasında ‘Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi aranır’ kuralı yer almaktadır” diyen Güdü “Bu koşulu, kim hangi hukuksal aykırılığa göre değerlendirip işlemin hukuka aykırılığına karar verecektir? Bu yasa teklifi halkın iradesini hukuk yolu ile aramasının önünü kapatmıştır. Bireyin başvuru hakkını, yargıya gitme, yargısal denetimi sağlama hakkını ortadan kaldırmıştır” diye konuşuyor. Bülent Tanık: “Sayın Gökçek Bakanlar Kurulu’nu da atasın” Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık ise değişikliğin büyükşehir belediye başkanlarını monarşik ve despotik yetkilere kavuşturacağını ifade ediyor. Yeni yasa sayesinde Ankara’da hemen her yerin kentsel dönüşüm alanı ilan edilebileceğini söyleyen Tanık “Bu değişiklik yerelleşmeye, demokratikleşmeye, hukuka, yerel yönetim özerklik şartına aykırıdır. Parti ve hükümet programında sürekli bu kavramları dillendiren AKP’nin ekseni, bir büyükşehir belediye başkanı tarafından kaydırılmıştır” diyor. Melih Gökçek’in bir açıklamasında “ilçe belediye başkanlarının kendisi tarafından atanmasını istediğini” söyle-

diğini de hatırlatan Tanık, “Sayın Gökçek Bakanlar Kurulunu da atasın” diyerek yaşanan sıkıntının kaynağını işaret ediyor. Değişiklik ile ilçe belediyeleri  ve imar kanununun fiilen ortadan kaldırıldığını vurgulayan Tanık kaygılı: “Bu değişiklikle “plansızlık, rant ve despotluk” hakim kılınmakta, her tür planlama yetkisi Büyükşehir Belediyelerince kullanılır hale gelmekte, ilçe belediyeleri planlama ve imar sisteminden tamamen çıkarılmakta ve vatandaşlar yargı önünde hak arama hakkını kaybetmektedir. Bu değişiklik, özellikle büyükşehir kapsamındaki ilçe belediyeleri açısından kabul edilemez hükümler içermektedir.” Yeni maddeyle “Büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyelerinin yetkili” kılındığını ifade eden Tanık “Ayrıca, ‘bu alanlarda her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri’ büyükşehir belediyelerine bırakıldı. Yine büyükşehir belediyelerine 5 ile 500 hektar arasındaki alanları da kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan etme yetkisi verildi. Bu iki yetki birleştiğinde, örneğin bir büyükşehir belediyesi isterse, bir ilçe belediyesinin tamamını, hiçbir ölçüte bağlı kalmaksızın 500’er hektarlık alanlara bölerek kentsel dönüşüm alanı ilan edebilecek ve tüm planlama, imar uygulaması ve inşaat ruhsatlarını tek başına yönetip denetleme yetkisine sahip olacaktır. Böyle bir durumda, büyükşehir kapsamında-

ki ilçe belediyeleri hiçbir planlama ve uygulama yetkisini kullanamaz duruma düşecek, belediye gelirleri ciddi biçimde azalacaktır. Böyle bir kanun çıkartmaktansa büyükşehir ilçe belediyelerini kapatmak daha kolaydır” diyor. 3194 sayılı İmar Kanunu fiilen ortadan kaldırılmaktadır “Maddeye eklenen ‘üzerinde yapı olan veya olmayan, imarlı veya imarsız tüm alanların kentsel dönüşüm alanı ilan edilebileceği’ ifadesiyle imar mevzuatına, şehircilik ilke ve esaslarına aykırı bir biçimde belediye sınırları içindeki tüm alanlar, potansiyel kentsel dönüşüm alanı haline getirilmektedir” diyen Tanık, böylelikle kentin her köşesinin dönüşüm alanı ilan edilebileceğini ve istenilen bölge ya da parselin, mevcut sakinlerinden alınarak yüksek rant ödeyenlere terk edilebileceğine dikkat çekiyor. 300 derebeylik kurulur! Yasanın büyükşehir belediyelerini birer derebeylik haline dönüştüreceğini, ilçe belediyelerinin ise tümüyle yetkisiz ve işlevsiz kurumlar haline geleceğini vurgulayan Tanık, “Değişikliği okuyan herkes Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in izini rahatlıkla görebilir. 73.madde, Çankaya Belediyesi ve yargıdan her daim şikayetçi olan Büyükşehir Belediye Başkanı’nın talepleri ekseninde düzenlenmiştir. Amaç hukuksuz icraatları gerçekleştirebilmek için hukuku arkadan dolanabilmenin koşullarını yaratmaktır” diyerek uzun zamandır süregelen duruma dikkat çekiyor.

9

GÜNDEM HABER

Eylül 2010


10

Ç’SÖYLEŞİ

Eylül 2010

KEMAL KILIÇDAROĞLU:

SİYASETE SAYGINLIK KAZANDIRAN ADAM Sevgili Gazete Ç okuyucuları; aşağıdaki röportajı yaptığımızda 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri yeni yapılmış, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olduğu kanunla “onaylanmış”, sigara yasağı uygulamaya yeni girmişti. Hükümet Meclis’e taşıdığı ancak yurttaşa anlatmayı unuttuğu “Demokratik Açılım” için her kesimden destek istemiş ancak CHP’nin bu konudaki çalışmasını görmezden geldi. sahibi. O, siyasetin parlayan yıldızı… O, Kemal Kılıçdaroğlu... Yoğun çalışma temposu ve ziyaretçi akını içinde bize zaman ayıran Kemal Kılıçdaroğlu’na sorularımızı yöneltirken gülümseyerek “Zor olmamak koşuluyla” diyor ve bir tebessümle başlıyoruz söyleşiye D.A: Sayın Kılıçdaroğlu, siyasette saygınlık kavramıyla başlamak istiyorum. Yapılan kamuoyu yoklamalarında, siyaset kurumu saygınlık sıralamasında maalesef son sıralarda yer alıyor. Siz de CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıydınız. Başkanlığı kazanamadınız ama ciddi oranda bir oy aldınız ve her kesimden insanın da sempatisini kazandınız. Saygınlığın, dürüstlüğün halk nezdinde yeniden pirim yapmasını neye bağlıyorsunuz? Kılıçdaroğlu: Bunu halkla aramızda kurduğumuz sıcak ilişkiye bağlıyorum. Bir iddiada bulunurken, iddialarınızı kanıt-

Ve bu röportaj yapıldığında Kemal Kılıçdaroğlu henüz CHP Genel Başkanı seçilmemişti. Gelgelelim, size “eski tarihli” bir röportajı okutmamızın sebebi nedir? İstedik ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yılı aşkın bir süre söylediği sözleri ve yaptığı tespitleri hatırlayalım, ne kadarı doğru çıkmış, Türkiye’de siyaset bir buçuk yılda ne kadar yol almış görelim…

layacak somut verileriniz varsa, söylediklerinizin arkasının dolu olduğunu ortaya koyabiliyorsanız halk buna inanıyor. Kamuoyu yoklamalarında politikacıların saygınlık açısından listelerin sonunda yer alması bugüne kadar halkı aldatmalarından kaynaklanıyor. Çok bilinen bir örneği vereyim; 2002 yılında Sayın Recep Tayyip Erdoğan’la Sayın Baykal, Uğur Dündar’ın Arena programına çıktılar ve iki lider de seçimden sonra kim iktidar olursa milletvekili dokunulmazlığını kaldırmaya söz verdi. Yıl 2009, bu sözün tutulmadığını görüyoruz. Daha buna benzer yüzlerce örnek verebiliriz ki, politikacıların halk nezdinde güven yitirmesine yol açan bunlardır. O güveni yeniden kurmanın siyasetçiyle yurttaş arasındaki o sıcak ilişkiyi yeniden oluşturmanın mutlaka bir yolunu bulmamız gerekiyordu. D.A: Seçim kampanyanız süresince Şaban Dişli, Dengir Mir Mehmet Fırat ve ASKİ’nin su sayaçlarındaki yolsuzluk iddialarını gündeme getirdiniz. Şaban Dişli ve Dengir Mir Mehmet Fırat Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinden istifa etti, ASKİ haksız olarak aldığı paraları geri ödemeye başladı. Gündeminizde ya da çıkınınızda buna benzer yeni dosyalar var mı ve Ankaralılar şu ana kadar kaybettiği başka hangi değerleri yeniden kazanabilecek? Kılıçdaroğlu: Şimdi bakınız, üç tartışmayı da isteyen ben değilim, sadece belgeleri kamuoyunun dikkatine sundum, tartışmayı onlar istediler. Benim tartışmaktan korktuğumu, kaçtığımı söylediler, o nedenle ben tartışmaya çıktım ki, hala da eski düşüncelerimden, ortaya koyduğum belgelerden vazgeçmiş değilim onların tümü doğrudur. Zaten hepsi devletin arşivinde yer alan belgelerdir. O tartışmalardan sonra Türkiye’nin her tarafından yağmur gibi dosya ve belgeler akıyor. Bunları öyle arka arkaya yoğun bir şekilde kamuoyunun gündemine sunmanın çok doğru olduğu kanısında değilim. Çünkü bu, yolsuzluğun sıradan bir olaymış gibi algılanmasına neden olabilir ki bizim engellemeye çalıştığımız şey bu. Biz temiz bir siyaset istiyoruz, bunun için uğraşıyoruz. Çünkü siyaset kurumunun temizlenmesi bürokrasiye ve topluma yansıyacaktır. Kirlenme baştan başladığı için geriye doğru o kirlenmenin dozu artarak, daha da koyu-

laşarak devam ediyor. O nedenle önce parlamentoyu saygınlığı olan bir kurum haline getirmemiz gerekiyor. Çünkü mücadelenin özü bu… D.A: Siz CHP’de üstlendiğiniz görev nedeniyle partinin kilit isimlerinden birisiniz ancak yolsuzlukların ifşası noktasında gösterdiğiniz kararlı ve sakin tutum sizi kamuoyu nez-

dinde de göz önünde biri yaptı. Belliyse ve gizli değilse önümüzdeki beş yılınızın kısa bir programını alabilir miyiz, Hedefinizi, amacınızı öğrenebilir miyiz? Kılıçdaroğlu: Her milletvekilinin partinin oluşturduğu politikalarla paralel faaliyette bulunması lazım. Bizim partimizin iki hedefi var: Bir; partide kamuoyunun beklediği değişimi sağlamak; iki, 2011’de iktidarı yakalamak. Biz önümüzdeki süreçte hem partide ciddi, kendi içinde tutarlı halka güven veren bir değişimi ve dönüşümü sağlayacağız, hem de 2011’de CHP’yi iktidar yapacağız. D.A: Bu çalışmalarınız içerisinde bildiğimiz kadarıyla Kürt açılımı da var. Ona da kısaca değinir misiniz? Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin değişik bölgelerinde değişik etnik kökenlerden insanlar, üstelik binlerce yıldır hep birlikte yaşıyor. “Kürt Sorunu” veya “Güneydoğu Sorunu” dediğimiz sorun ise hem Türkiye Cumhuriyeti için hem de CHP için çok önemli bir sorundur. Biz parti olarak bu soruna bütüncül bir politikayla yaklaşmayı temel ilke edindik. İnsanların kültürel hakları vardır, eğitim sorunları vardır, işsizlik sorunları vardır, sosyo-ekonomik sorunları vardır, bütün bu sorunlara eş zamanlı bakmak ve sorunların

üzerine kararlılıkla gitmek ve o bölge insanının aidiyet duygusunu güçlendirmek gerekiyor. CHP bunu yapıyor. Sayın Genel Başkanımız bu konuda özellikle Adıyaman ve Şanlıurfa’ya yaptığı gezilerde çok önemli mesajlar da verdi, bu mesajlar hem o bölge halkınca, hem Batı’da yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımız tarafından hem de pek çok Batı ülkesinde oldukça sıcak karşı-

landı. Önemli bir mesaj olarak görüldü, doğrusu da oydu zaten. Belki hiçbir siyasal partinin dillendiremediği açıklıkta bu sorunun çözümüyle ilgili mesajlar da verdi. Umuyoruz ve diliyoruz ki değişim ve iktidar süreci derken bunlar da tabii o değişimin birer parçası, önemli birer parçası olacak. D.A: Zamanımızın az olduğunu biliyorum. Ankara’yla ilgili bir soru sormak istiyorum. Biliyorsunuz Çankaya Belediye Başkanlığı’nı yüzde 60’a varan bir oyla CHP’nin adayı Bülent Tanık kazandı, bu konuya ilişkin değerlendirmenizi de almak isterim. Kılıçdaroğlu: Çankaya aydın insanların, yurtsever insanların oturduğu bir yer. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu ülke için ne kadar önemli olduğunu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem demokrasinin Türkiye’ye getirilmesi açısından hem etkin ve tutarlı muhalefet açısından ne kadar önemli olduğunu Ankaralılar biliyor, Çankayalılar da bunu çok iyi biliyorlar. Sayın Tanık, kendisini Çankayalılara çok iyi anlattı, uzun yıllardır zaten politikanın içinde, Çankaya’yı çok iyi biliyor, karşılıklı güven oluşturdu ve Çankayalılar Sayın Tanık’ı seçtiler. Umuyorum ve diliyorum Çankaya’ya güzel hizmetler eder, Çankayalı bundan sonra da tekrar Sayın Tanık’ı değerlendirir.

“Siyaset kurumunun temizlenmesi bürokrasiye ve topluma yansıyacaktır”

G

enelkurmay Eski Başkanı Büyükanıt’a alınan trilyonluk zırhlı aracı gündeme getirmesi, Şaban Dişli’ye yönelik belgeli, etkin muhalefeti, AKP’nin önemli isimlerinden Dengir Mir Mehmet Fırat’ın ortağı olduğu şirket hakkında birbiri ardına patlattığı belgelerle yıldızı iyice parladı. Şaban Dişli’yi ve Dengir Mir Mehmet Fırat’ı istifa ettirdi, Melih Gökçek’e televizyon programında soğuk terler döktürdü. 1948 Tunceli doğumlu ve  Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu bir hesap uzmanı. Özgeçmişine bakılınca Bağ-Kur ve SSK Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı, Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliği, Kayıtdışı Ekonomi Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptığı görülüyor. Son iki dönemdir İstanbul Milletvekili, 22 Mayıs 2010’da yapılan 33. Olağan Kurultay’da geçerli oyların tamamını alarak CHP’nin 7. Genel Başkanı seçildi. Evli, üç çocuk ve bir torun

SÖYLEŞİ • DERAN ATABEY


Ç’YORUM

“Kentinizi mucizevi bir diyetle on-yirmi yılda inceltmek, estetik bir görünüme kavuşturmak mümkün”

Eylül 2010

11

Kendi obezitemizin tek sorumlusu biz miyiz? İçinde yaşadığımız kentin yapısının, yaşam biçiminin ve ritminin hiç mi etkisi yok?

KENTİNİZİ ON GÜNDE İNCELTECEK MUCİZEVİ DİYET

S

on yıllarda fazla kilolarımız ekranların vazgeçilmezleri arasında girdi. On günde on kilo verdiren mucizevi diyetler, bitkisel formüller, kerameti kendinden menkul uzmanların tavsiyeleri ve fazla kiloların bedenimizde yarattığı şekilsizlikleri düzelten yeni teknoloji ürünü ev spor aletleri magazin programlarının hatta haber bültenlerinin vazgeçilmezleri arasında. Dahası hala tam olarak ne olduklarını bilmesek de beden-kitle indeksi, detoks, Atkins diyeti, karbonhidrat, protein, kolesterol, glisemik indeks ve daha bir çok teknik terim gündelik lisanımıza girdi. Bizler de sık sık kendimize aynada bakıp ertesi sabah perhize başlamaya karar veriyoruz. Perhize başladıktan bir hafta sonra, biraz da kaçamakların etkisiyle istenen sonuca ulaşılamayınca çevreden çeşitli tavsiyeler yağmaya başlıyor: “Sen en iyisi bir kan tahlili yaptır, tiroid sorunu var sende!”, “çok hareketsizsin biraz spor yap!” ya da “bütün gün ekran başında oturmaktan popon düzleşti, çık biraz yürüyüş yap!”. Bunun üzerine dışarı çıkıp şöyle bir yürüyüş yapmaya karar veriyoruz. Ama o da ne? Kaldırım yarım metreye inmiş! İşyerinin yakınında bir spor salonu bulmaya karar veriyoruz. Ama öğreniyoruz ki en yakın spor salonuna gidebilmek için yine arabaya atlayıp bir sürü yol tepmek lazım. O iş de öğle arasında olmaz. Bu düşünceler içinde perhiz gevşiyor gevşiyor... Ta ki bir dahaki haber bültenine kadar. Peki acaba kendi obezitemizin tek sorumlusu biz miyiz? İçinde yaşadığımız kentin yapısının, yaşam biçiminin ve ritminin hiç mi etkisi yok? Aslında bu sorunun ilginç bir cevabı var. İçinde yaşadığımız kent şişmanlayıp obezleştikçe bizim de obezleşme olasılığımız artıyor! Bu durumu anlamak için ortaçağ kentlerine doğru uzanmak lazım. Ortaçağ kentlerinde şişmanlar ya da obezler o kadar azınlıktaydı ki kadınlarda şişmanlık bir güzellik göstergesiydi. Rönesans dönemi kadın resimlerine bir bakmak bunu ispatlamaya yeter. Bunun temel sebeplerinden birisi refah düzeyinin modern toplumlardan düşük olması kadar kentlerin yaya ölçeğinde ve yayalara göre şekillenmesiydi. İnsanların kent içi yolculukları yayan ya da at sırtında gerçekleşirdi. Fiziksel aktivitenin de bugünkünün kat be kat üstünde olduğunu ekle-

meye gerek yok. Ancak, ne olduysa sanayi devrimi sonrasında oldu. Kırdan kente milyonlarca insan akın etti. Kente yeni gelenler fabrikalarda işçi oldular. Kentler sadece yayan yürünemeyecek kadar büyümeye başladılar. Demiryolu ve otomobil ortaya çıktı. Fabrikalardaki işçiler sefalet koşullarında yaşarken, kentin çeperindeki zenginler arasında şişmanlık yaygınlaşmaya başladı. Ama şişmanlaşmak onları işçilerin sefalet koşullarından kaynaklanan salgın hastalıklardan koruyamıyordu. Tifo, kolera, tifüs kol geziyordu. O günlerin bilim adamları hastalıkların temel kaynağının kitlelerin düzensiz bir kentte yığınlar halinde ve altyapıdan yoksun yaşamalarından kaynaklandığını tespit ettiler ve bunun sonucunda çağdaş kent planlaması doğdu. 1950’lere gelindiğinde kentler büyüse de içindeki insanların açlıktan ölmeden ya da şişmanlıktan hareketsiz kalmadan insanca yaşayabilecekleri kentlerin nasıl planlanması gerektiğine ilişkin temel kurallar tespit edilmişti ve uygulanmaya çalışılıyordu. Örneğin mahalle ölçeğinde yürüme mesafesinde olmalıydı okullar, sağlık ve spor tesisleri. Bu planlama yaklaşımları gelişmekte olan tüm ülkeler tarafından da ithal edildiler. Ancak bir sorun vardı. Yapılan planlar uygulanamıyordu. Rant hırsı, kattan kot, kottan yat, yattan tekrar kat elde etme hırsı çağdaş planlama yaklaşımlarını yerle bir ediyordu. Kent planları egemenlerin kentsel ranta el koymasının formalitesi ya da basit birer aracı halini almıştı. Malesef Türkiye’de de böyle oldu. Kentlerimiz cumhuriyet tarihi boyunca onlarca, yüzlerce kat büyüdüler. Çağdaş planlama yani bir nevi dengeli beslenme programları gerektiği gibi uygulanmadığından onlar büyüdükçe bizim de kilolarımızla başımız derde girdi. Kentlerimizin şişmanlamasının ve obezleşmesinin bir çok sebebi var. Bunlardan birincisine “bol pantolon sendromu” diyelim. Arazinin ucuz olduğu kente yakın köylerde birden banliyöler oluşmaya başlar. Çünkü kent merkezindeki dönüşümler orta ve üst gelir gruplarını kentin dışına doğru itmektedir. Aynı bol bir pantolon alıp sonra pantolon boşa gitmesin diye kilo almaya çalışan bir adam gibi önce orta ve üst ge-

Dr. Savaş Zafer ŞAHİN Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü lir gruplarının taşındıkları uzak bölgeye önce çok pahalı bir altyapı ve yol yatırımı yapılır. Zamanla aradaki boşluk dolmaya başlar. Bu arada eğer farkındalarsa kenti yönetenler bu gelişmeyi denetim altına almaya çalışırlar ama çoğu zaman çok geç kalınmıştır. Ankara’da Çayyolu, İncek gibi yerlerde olduğu gibi çağdaş planlama yapmanın ya imkanı kalmamıştır ya da yapılan planı uygulamak çok pahalı hale gelmiştir. Yeni oluşan mahallelerde oturanların işyerleri, gezdikleri tozdukları yerler, ihtiyaçlarını karşıladıkları yerler ve tanıdıklarının bir kısmı şehrin öteki taraflarında kaldığı için günlerinin önemli bir kısmını otomobillerinde direksiyon başında geçirmeye başlarlar. Ve ertesi akşam kendilerini haber bülteninde diyet haberi izlerken bulduklarında ertesi sabah perhize başlamaya karar verirler. Bu arada şehrin öteki ucunda oturan düşük gelirliler de tamamen farklı bir sebepten şişmanlamaya başlarlar. Düşük gelirlilerin oturdukları yerin güzelleştirilmesi, planlanması, toplu taşım olanaklarının geliştirilmesi için gerekli kaynakların çoğu kentin obezleşen kısımlarına harcandığından çoğunlukla evden dışarı çıkamazlar. Gelirleri düşük olduğundan tek taraflı beslenerek – çoğunlukla evde yapılan ekmektir bu – şişmanlamaya ve obezleşmeye başlarlar. Obez kentin denetimsiz ve plansız büyümesinde şekilsizlik ve dengesizlik de vardır. Kimi zaman haddinden fazla protein alan insanlar gibi ihtiyacın çok üstünde işyeri, sanayi tesisi ve alışveriş merkezi açılır. Fazla protein alan insanların gut hastalığına yakalanarak eklem rahtsızlıkl ar ı na uğ-

raması gibi fazla protein alan kentlerin hareket de olanakları kısıtlanır, ulaşım sistemleri yetersiz kalır, kavşaklar tıkanır. Bazen de gereğinden fazla karbonhidratla beslenen insanlar gibi şeker hastalığına yakalanma riski artar kentlerde. Kentlerin karbonhidratı konut alanlarıdır. İhtiyaç hesaplanmadan ihtiyacın çok üstünde konutla beslenir kentler. Evi ve parası olan şanslı bir azınlık yatırım olsun diye bir, iki, üç ev daha alırlar ama evleri kiralamakta zorlanırlar. Boş mahalleler oluşur. Fazla karbonhidrat bünyedeki yağ oranını arttırır ve kent gereksiz yere büyümeye devam eder. Fazla konut, fazla kilolara dönüşür. Zaman içinde hayalet yatakhane mahalleler oluşur, kent olmayı bekleyen ama hiç olamayan. Şeker hastalığının zamanla dokuları harap etmesi gibi fazla karbonhidrat yani fazla konutla beslenen bir kentin de zamanla mahalleleri harap olma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. O kentin sakinleri de her sabah yeniden perhize karar vermeye devam ederler. İşin ilginci, kentinizi mucizevi bir diyetle on-yirmi yılda inceltmek, estetik bir görünüme kavuşturmak mümkün. On yıl fazla görülmesin, bir insanın sağlıklı zayıflaması bile bir yıl sürüyor. Nasıl mı? Sadece rant peşinde koşan siyaset trenini takip etmeyip, bu işin uzmanlarını dinleyerek ve çağdaş planlama yaklaşımlarını uygulayarak. Sağlıklı zayıflamak için bir diyetisyen kontrolüne girmek gerekmiyor mu? Aynen öyle. Ancak bu şekilde kendimizin ve kentimizin sürekli obezleştiği bu kısır döngüyü kırabiliriz. Ama önce zayıflamaya yani çağdaş planlamaya inanmak ve başlamak gerek!


12

Ç’KÜLTÜR

Eylül 2010

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer...

“Arı kovanı hem mimaride hem de politikada çok özel anlamları olan metaforik bir kavram. Misafirlerimiz sadece bir tiyatro kumpanyası değil, onlar aynı zamanda barış elçileri”

F

Castro’nun minik torunları çocukların kalbini fethetti Küba’nın minik çocukları dans edip şarkı söylerken paylaşmayı da öğrettiler. Büyükelçi Concepcion ve Başkan Tanık şarkılara tempo tutup çocuklarla dans ettiler… İstanbul ve Eskişehir’den sonra Çankaya Belediyesi ve Jose Marti Küba Dostluk Derneği’nin işbirliğiyle Ankara’ya gelen Küba Çocuk Tiyatrosu Kumpanyası “La Colmenita” (Küçük Arı Kovanı) dans edip şarkı söylerken hem öğretti, hem eğlendirdi. Yaşları 5 ile 15 arasında değişen oyuncular, Hamam Böceği

ra verdiği önemin ve geleceği onlarla birlikte kurmak gibi içten gelen bir kararın örnekleri. Tüm kovanı ve sizleri saygıyla selamlıyorum” dedi. Küba Büyükelçisi Concepcion da Küba’nın milli kahramanı Jose Marti’nin çocukların birlikte yaşamayı öğrenmeleri ve birlikte bir şeyler yapabileceklerini görmeleri için haftada

kılarına tempo tuttular. Oyun sonunda çocuklarla birlikte dans eden Tanık ve Consepsion izleyicilerin teşekkürlerini kabul edip çocuklarla hatıra fotoğrafı çektirdiler. Oyunu heyecanla izleyip dans eden minik Ankaralılar, Başkan Tanık’ın armağanı “Dünyanın Dört Bucağından Masallar” kitaplarıyla evlerine döner-

Martina’nın aşkına tanıklık ederken, şarkıları ve danslar eşliğinde çocuk haklarını da öğrettiler. Minik oyuncular, İngilizce ve İspanyolca sergiledikleri oyunda tiyatro, şan ve enstrümanlar konusundaki ustalıklarını sergilediler. Kendini oyunun ritmine kaptıran küçük izleyicilerle sahnelerini paylaşan oyuncular, Ankaralıların gönlünde samba sıcaklığında dostluk, kardeşlik rüzgârı estirdiler.

en az bir kez bir araya gelmeleri gerektiğini söylediğini hatırlatarak “Marti’nin, dünyanın umudu olan çocuklara derin sevgisini göstermek için söylediği bu sözler, La Colmenita’nın çalışmalarının temeli sayılabilir” dedi. Kumpanyanın tüm üyelerinin kültür aracılığıyla insani ve manevi değerlerin peşinden giden bir tecrübe yarattıklarını ve bu yaratım hakkında çok kereler çok güzel şeyler söylendiğini ifade eden Büyükelçi Concepcion, “Çünkü yaptıkları sanat samimiyettir, tamamen kendilerine hastır ve Kübalı olmalarından doğmaktadır. Hayalgücümüzle gerçekleri zenginleştirdikleri için bir kez daha La Colmenita’ya, bizi burada ağırlayan sevgili ev sahibimize ve sizlere teşekkür ederim” dedi.

ken, akılları da, yürekleri de La Colmenita’da kaldı.

“Colmenita’ya ve çocuklara teşekkürler” Etkinliğin açılışında ev sahibi sıfatıyla bir konuşma yapan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, La Colmenita’nın İspanyolca’da arı kovanı anlamına geldiğini hatırlatarak “Arı kovanı hem mimaride hem de politikada çok özel anlamları olan metaforik bir kavram. Bugünkü misafirlerimiz sadece bir tiyatro kumpanyası değil, onlar aynı zamanda barış elçileri. Ancak daha önemlisi Jose Marti’den başlayarak Kübalı yöneticilerin çocukla-

Çocuklar kadar büyükler de eğlendi Yılmaz Güney Sahnesi’nde sergilenen oyunda Küba Büyükelçisi Jorge Quesada Concepcion ve Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, çocukların şar-

‘La Colmenita’ 20 Yaşında La Colmenita Topluluğu 1990 yılında henüz Küba Yüksek Sanat Enstitüsü’nde bir öğrenci olan Carlos Alberto Cremata ve 13 arkadaşı tarafından kuruldu. Oyuncu kadrosunu topluluk üyelerinin oluşturduğu “Viva Cuba!” filmi 2005 yılında Cannes Film Festivali Küçükler Ekranında büyük ödül aldı. 2007 yılında Topluluğa UNICEF’in İyi Niyet Elçisi unvanını verilirken Küçük Arı Kovanı evrensel bir çocuk tiyatrosu topluluğuna dönüştü. Çocukların güzel sanatlardan zevk alarak bu yolla ilerlemelerini ve birlikte eğlenmelerini sağlamayı amaçlayan topluluk hem bireysel hem de kolektif hayal güçlerini geliştirmeyi ve çocuğun topluma etkin katılımı için alan yaratmayı hedefliyor. Yeni La Colmenita toplulukları kurulması için bireylerin teşvik edildiği Küba’da, sadece başkent Havana’da bile altı farklı belediyede çalışmalarını sürdüren “Küçük Arı Kovanları” var.

elsefe mi? Ama felsefeyi anlamak için büyük bir dehanın zekâsına ve peygamber sabrına sahip olmak gerekir. Hiç sanmıyoruz! Bu komik, ele avuca sığmaz, çok yönlü ve zengin içerikli kitap ‘felsefe ağırdır’ efsanesini yerle bir ediyor. Harvard’lı iki felsefe profesörünün, Daniel Klein ve Thomas Cathcart’ın kaleminden çıkan bu kitabı okurken kendinizi olağanüstü eğlenceli bir felsefe dersinin içinde bulacaksınız. Felsefi kavramların esprilerle nasıl aydınlatılabileceğini, mizahın da aslında büyüleyici bir felsefi içerik barındırdığını göreceksiniz. Ama bir dakika… Bu iki kavrayış yolu, yani felsefe ile espri aynı şey mi yoksa? Mutlaka okumanız gereken bu eser, Algan Sezgintüredi’nin Türkçesi’yle Aylak Kitap’tan çıktı.

Halk Neyi Oylayacak?

1

2 Eylül 2010 günü seçmenler, anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapan kanuna, “hayır” veya “evet” diyecek. Peki, bu neyi ifade eder? 1982 Anayasası nasıl doğdu, hangi evrelerden geçti, ne gibi değişikliklere uğradı ve şu anda öngörülen değişiklik neleri kapsıyor? Siz de “kafası karışıklar”dansanız, referandum öncesinde İbrahim Kaboğlu’nun kitaba göz atmanızda fayda var... Anayasa, 1987’den bu yana 20 kez değiştirildi. Değişiklik için son sandık, 12 Eylül 2010’da kurulacak. Profesör İbrahim Kaboğlu’nun son kitabı “Değişiklikler Işığında 1982 Anayasası - Halk Neyi Oylayacak?” hem seçmenin kafa karışıklığını gideriyor, hem de Türkiye’nin geçmişten bugüne anayasa macerasına ışık tutuyor...

Bir Şeftali Bin Şeftali

S

amed Behrengi ‘yi kim sevmez ki? Onu, dünyanın dört bir yanında büyük yankılar uyandıran, iki de büyük ödül kazanan Küçük Karabalık adlı kitabıyla tanımıştık. Bir Şeftali, Bin Şeftali de onun en güzel kitaplarından biri. Bu küçük öyküde iki küçük yoksul çocuk var: Ali ile Mehmet. Ama öykünün gerçek kahramanı, dalından yeni kopmuş dünya güzeli bir şeftali. Bu öyküyü bu güzel şeftali’nin ağzından dinliyoruz. Toprağın altında kalın kabuklu bir çekirdek olarak nasıl uyuyup beklediğini, mevsim bahara dönüşünce nasıl çekirdeğin kabuğunu ikiye ayrııp içinden filizlenip boy attığını, sonunda toprağın üstüne çıktığını, dünya güzeli şeftalilerle dallarını süslemek için nasıl çabaladığı ilgiyle okuyacaksınız.


Ç’SANAT

Sakarya’ya can veren heykeller Çankaya Yazı etkinliklerinde gerçekleştirilen “17. Uluslararası Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu” ahşapların heykele dönüşmesiyle sona ererken sempozyumun sonunda ünlü Sakarya Caddesi açıkhava sergisine dönüştü

Ulvi Cemal Erkin Konser Salonu ve Kültür Merkezi Ulusal Proje Yarışması şartnamesi yayınlandı Ulvi Cemal Erkin Konser Salonu ve Kültür Merkezi ulusal proje yarışması şartnamesi hazırlanarak yayınlandı. Çankaya Belediyesi tarafından Turan Güneş Bulvarı üzerinde yapımı planlanan Konser ve Kültür Merkezi proje yarışmasına ilgi gösteren yurttaşlar şartnameye belediye web sitesi www.cankaya.bel.tr üzerinden ulaşabilecekler. Ankara’nın kültür ve sanat yaşamına katkıda bulunmak üzere inşa edilecek olan ve bünyesinde 2 bin kişilik konser salonu, 500 kişilik tiyatro ve küçük salonu, etkinlik merkezi, prova salonları, sergi salonu, halka açık

hobi ve sanat atölyeleri ve derslikler, medya ve müzik kütüphanesi, sivil toplum örgütleri temsilcilik mekanları, Çankaya belediye başkanlığı hizmet alanları, radyo ve tv Çankaya’yı barındıracak olan Ulvi Cemal Erkin Konser Salonu ve Kültür Merkezi için Çankaya Belediyesi’nce düzenlenen mimari proje yarışması Türkiye’nin her ilindeki mimarlara açık olacak. Proje teslim tarihi 11 Ekim olan yarışmanın sonuçları 1 Kasım’da ilan edilip, 21 Kasım’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenecek kolokyumla yurttaşlarla paylaşılacak.

Ulvi Cemal Erkin kimdir? Ulvi Cemal Erkin 14 Mart 1906 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Annesinin piyano çalması ve kendisinden büyük olan erkek kardeşinin keman dersleri alması nedeni ile müziğe küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Üst düzey bir bürokrat olan babası, Mehmet Cemal Bey’i yedi yaşında iken kaybedince, annesi, Nesibe hanım çocukları ile babası Abdullah Behçet Bey’in evine yerleşti. Ulvi Cemal sekiz yaşında önce Mercenier adlı bir

Fransız’dan, daha sonra da o tarihlerde Istanbul’da ünlü bir öğretmen olan Adinolfi’den piyano dersleri alarak kısa sürede büyük bir aşama ile bu konudaki yeteneğini kanıtladı. Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Türkiye’de senfonik müziğin temellerinin atılabilmesi için bu alanda akademik eğitim görmüş Türk sanatçılarına gereksinim vardı. Bu nedenle, Atatürk, güzel sanatların çeşitli dallarında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa’ya yollamayı kararlaştırdı. Nitekim, bu amaçla, 1925 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Müzik öğrenimi görecek gençleri seçmek için bir sınav açtı. Ulvi Cemal Erkin bu

sınavı kazandığı zaman ondokuz yaşında idi. Ulvi Cemal Erkin ilk eseri olan orkestra için “İki Dans”ı ve eserleri listesinde ikinci sırayı alan keman ve piyano için, “Ninni”, “Emprovizasyon” ve “Zeybek” adlı parçayı Paris’te yazdı.1930 senesinde Türkiye’ye geri dönerek Musiki Muallim Mektebi’nde piyano ve armoni öğretmenliğine başladı. Erkin 1943 Cumhuriyet Halk Partisi’nin açtığı beste yarışmasının büyük ödülünü Ahmet Adnan Saygun ve Hasan Ferit Alnar’la paylaştı. Ulvi Cemal Erkin bu yarışmaya Köçekçe ve Piyano Konçerto ile katılmış ve Piyano Konçertosu ödüle layık görülmüştür. Ulvi Cemal Erkin, o dönemde verdiği bir mülakatta konçerto yazma fikrini, kendisine, ünlü piyanist Alfred Cortot’nun verdiğini söyledi. Bu piyano konçertosu aynı senenin 11 Mart’ında Riyaseti Cumhur Orkestrası tarafından şef Dr. Ernst Praetorius yönetiminde ve Ferhunde Erkin’in solistliğinde seslendirildi. Dönemin Almanya büyükelçisi Franz von Papen’nin girişimleri ile 8 Ekim 1943 tarihinde bombardıman altındaki Berlin’de Berlin Şehir Orkestrası tarafından seslendirildi. Berlin Şehir Orkestrası’nı Fritz Zaun yönetti. Solist Ferhunde Erkin oldu. Ulvi Cemal Erkin, 15 Eylül 1972 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etti.

13

Çankaya Belediyesi tarafından “Çankaya Yazı ile 7 Gün 24 Saat Yaşayan Kent” sloganıyla başlatılan ve 26 Eylül tarihine kadar sürecek etkinlikler içinde gerçekleştirilen “17. Uluslararası Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu” ahşapların heykele dönüşmesiyle sona erdi. Ankara’nın önemli kent merkezlerinden olan Sakarya Caddesi Yaya Bölgesi’nde gerçekleştirilen “17. Uluslararası Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu” Ankaralıların büyük beğenisini toplarken, çok sayıda yurttaşın da ahşap yontu sanatına olan ilgisini ortaya çıkardı. Avusturya’dan Lizzy

Başkan Tanık, Değirmendere eski Belediye Başkanı ve Sempozyum Onursal Başkanı Ertuğrul Akalın ve Çankaya Belediyesi Başkanvekili Fazıl Güleken ile heykelleri açarak sanatçılardan bilgi aldılar.

Mayrl, Japonya’dan Masatada Katsuki, Portekiz’den Filomena Almeida, Başkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nden Bora Türkkan, Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nden Nevzat Atalay ve bağımsız heykeltıraş Erdal Duman’ın katılımıyla gerçekleştirilen eserler, çadırlar altında yapılacak sergilemenin ardından sanatçıların belirlediği noktalara yerleştirildi. Önceki yıl gerçekleştirilen eserlerle birlikte Sakarya Caddesi 12 ahşap heykele evsahipliği yapan bir açık hava sergi alanına dönüştü. Sempozyumun ardından değerlendirmelerde bulunan Çan-

kaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, Gölcük Değirmendere Belediyesi’nin kapatılmasıyla ortada kalan Değirmendere Zühtü Müridoğlu Ahşap Heykel Sempozyumu’na ev sahipliği yapmaktan onur duyduğunu belirterek, “Sempozyumun vatanında, Değirmendere’de yapılması için yurttaşların girişimleri olduğunu biliyoruz. Şayet Gölcük Belediyesi sempozyuma evsahipliği yapma kararı alırsa bundan mutlu oluruz. Böylece seneye Çankaya’da ve Değirmendere’de eşzamanlı olarak iki heykel sempozyumu yaparak, ülkemize bir sanat festivali daha kazandırmış olmanın gururunu hep birlikte yaşarız,” dedi.

Ankara’nın önemli kent merkezlerinden biri olan Sakarya Caddesi’nin yaya bölgesinde gerçekleştirilen ahşap sempozyunu ve sergisi Başkentlilerden tam not aldı.

Çankaya özlediği kültür merkezine kavuşuyor

Eylül 2010


14

Ç’KADIN

Eylül 2010

Çankaya Belediyesi Kadın Danışma Merkezi’nden örnek rapor Çankaya Belediyesi, 2008’den bu yana hizmet veren Kadın Sığınma Evi’nde yapılan bir dizi çalışmadan yola çıkarak ‘Kadına Yönelik Şiddetin Dönüştürülmesinde Yerel Yönetimlerin Rolü’ konulu bir rapor hazırladı. Raporda yerel yönetimlere, kadına yönelik şiddetle mücadele politikaları için bir de çalışma modeli önerildi

Çankayalı kadın temizlik işçilerine Avrupa’dan çevre ödülü Çankaya Belediyesi kadın temizlik işçileri, Avrupa Çevre ve Temizlik Platformu (ECEP) tarafından ödüle değer görüldü Çankaya Belediyesi’nin, Kızılay’ı iyileştirme, kalite kazandırma projesinin bir parçası olarak görev yapan “kadın temizlik işçileri” kısa adı ECEP olan Avrupa Çevre ve Temizlik Platformu tarafından ödüllendirildi. Çevre gönüllülerinin oluşturduğu platform, Çankaya Belediyesi’ni, ilçe sokaklarına kadın eli değmesini sağladığı ve aynı zamanda istihdam yarattığı için ödüle layık gördüler.  “Kadın Temizlik İşçileri” projesi ile özellikle yaya yoğunluğunun en fazla olduğu bölgelerde temizliğin yanı sıra sosyal

ve kültürel bir artış da sağlayan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık ödülünü alırken yaptığı konuşmasında; “Çankaya Belediyesi çevreye içten bağlı bir yönetime sahip. Henüz işin başındayız. Bu ödülü temizliğimize damgalarını vuran kadın temizlik işçilerimiz adına alıyorum” dedi. Ödül törenine Başkan Tanık’ın yanı sıra, CHP Yüksek Disiplin Kurulu Sekreteri Selahattin Öcal, Gencer Gurup Yönetim Kurulu Başkanı Sadullah Gencer ve çok sayıda çevre gönüllüsü katıldı.

KADIN SAĞLIĞI

Psikiyatri Uzmanı Dr. Muzaffer Uyar

Süper kadın sendromu Günümüz kadınları arasında ‘Süper Kadın’ sendromu yaşayanların sayısı hiç de az değil. Süper kadın zorlayıcı bir kadın tipi ama ideal değil. İdeal kadın, kapasitesinin sınırlı olduğunu kabul eden, objektif, kendini üstün ya da agresif olmak zorunda hissetmeyen kadındır. Kadınlar genellikle ‘bencil’ olmayı kendilerine yakıştıramazlar. Kadınlar çok zor ‘hayır’ diyor. İstemedikleri zaman uygun dille ‘hayır’ demeyi öğrenmeliler. Aslında kadınların ‘sağduyusu’ kuvvetli. Sağduyu kadınların içindeki bir pusula. Kadınlar daha sık sağduyularına başvurmalı. Hiç eğitim almayan kadınlar bile sağduyularıyla çok iyi çocuk yetiştirebiliyor. Rahatlatıcı öneriler Atılgan olun: Toplantılarda söz alın ve soru sorun, sözünüzü ke-

sen kişiye anında tepki gösterin, otorite kabul edilen kişilere görüşlerinizi ifade edin. Erkeklerin fikirlerine karşılık kendi fikirlerinizi savunun. Güveni pekiştirin: Diğer kişilerin önerileri yerine, kendinizi dinleyerek kesin bir karar alın. Herkesin partneriyle olduğu bir eğlenceye yalnız katılmaktan çekinmeyin. Alamadığınız bir hizmeti tekrar talep edin (restoran, mağaza vs). Kendi ihtiyaçlarınızı önemseyin: Yönlendirilmeye izin vermeksizin, suçluluk hissetmeden kendiniz için doğru olanı yapın, kendi ihtiyaçlarınızı en az diğer insanların ihtiyaçları kadar önemseyin. Kendinizi rahatlatın: Kendinizi rahatlatmak ve kuvvetlendirmek için her gün kendinize zaman ayırın. Haklı olduğunuzu düşündüğünüz durumlarda özür dilemeyin. Sıkılmadan, çekinmeden ödünç alınan eşyanızı geri isteyin.

Çankaya Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne bağlı olarak 8 Mart 2008 tarihinden bu yana hizmet veren Kadın Danışma Merkezi ve Sığınma Evi’nde yürütülen saha çalışmaları, bu alanda proje üretmek isteyen yerel yönetimlere örnek teşkil edecek bir raporda toplandı. ‘Yerel Yönetimlerde Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Politikaları için Bir Model Önerisi’ başlığıyla yayınlanan raporda yerel yönetimlerin, kadına yönelik şiddetin engellenmesi noktasında oynayabileceği kilit role de vurgu yapıldı. Sığınma Evi deneyiminden yola çıkıldı 2008 yılında hizmet vermeye başlayan Kadın Danışma Merkezi ve Sığınma Evi’nde deneyimlenen olgular üzerinden hazırlanan raporda, kadına yönelik şiddetin değişik sebepleri ve boyutları dile getirilirken yerel yönetimlerin bu noktada alabileceği önlemler sıralandı ve örnek bir eylem planı sunuldu. Sosyal Yardım İşleri Müdürlü-ğü’nden Didem Gediz Gelegen, Cengiz Çiftçi, Gökçe Bayrakçeken Tüzel, Cevahir Özgüler, Esin Koman ve Nurcan Turan’ın hazırladığı raporda kadına yönelik şiddetle mücadelede yerel yönetimlerin önemli dönüştürücü imkânlara sahip olduğu da vurgulandı. İlçede görev yapan ve toplumla doğrudan ilişki içinde olan yerel birimlerin, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda duyarlılık geliştirilmesi açısından önemli görevler üstlenebileceğinin ifade edildiği çalışmada şu noktalara dikkat çekildi: “Muhtarlar, sağlık ve emniyet personeli ile öğretmenler ve rehberlik - psikolojik danışmanlık görevlileri; toplumsal cinsiyet eşitliği, şiddetin tanımı ve türleri, kadına yönelik şiddet,

çocuk ihmali ve istismarı konularında bilgilendirilerek bilgilerini yurttaşlarla paylaşmaları sağlanabilir. Bu bilgilendirmeler kapsamında ayrıca şiddet gören veya şiddet görme riski taşıyan kadın ve çocukların hangi kuruluşlara yönlendirilebilecekleri, kadın danışma merkezleri ve sığınma evlerinin temel işlevleri ve şiddete tanık olan kişilerin hangi yükümlülükleri taşıdıkları gibi konular da işlenebilir.” Bu konularda hazırlanacak kısa metin, broşür ve posterlerin de eğitimleri destekleyici ve yaygınlaştırıcı nitelikte olacağının belirtildiği çalışmada, “Özellikle kamusal alanda var olma koşulları sınırlandırılmış ve sessizleştirilmiş olan kadınlara ve çocuklarına ulaşmak, onları ve yaşadıkları problemleri görünür kılmak, hakları konusunda bilgi sahibi yapmak ve güçlenmelerine destek olmak amacı güdülmelidir” denildi. Devlet çatı-

sı altındaki sığınma evleri ile sivil toplum örgütleri arasındaki ilişkinin de önemli olduğunun belirtildiği çalışmada “Sığınma evine gelen kadınlar hayatlarının kontrolünü ellerine alabilmek için bir süre burada yaşıyorlar. Sığınma Evi’nde kaldıkları sürede ise değişik konularda uzmanlardan destek alıyorlar. Amaç, kadınların hayatlarının kontrolünü ellerine almalarını sağlamak ve her kadına birey olduklarını gösterebilmektir” denildi. 2011’de kitaplaşacak Açıldığı günden bu yana 209 kadın ve 135 çocuğa kapılarını açan Sığınma Evi’nin yanı sıra 387 kadına hizmet veren Danışma Merkezi deneyimlerinden yola çıkılarak hazırlanan çalışmanın, 2011 yılının başında kitaplaştırılması planlanıyor.

Kadının hala soyadı yok Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Nikah Salonu’na son bir yıl içinde evlilik talebiyle başvuran 6 bin 27 kadından sadece 943’ü nikahtan sonra kocasının soyadının yanı sıra kendi soyadını da kullanmak için başvurdu Evlendirme Mü dü rlü ğ ü’nü n verilerine göre Vedat Dolakay Nikah Salonu’na son bir yılda evlenme talebiyle başvuran 6 bin 27 kadından yalnızca 943’ü nikahtan sonra kocasının soyadının yanı sıra kendi soyadını da kullanmak istediğine dair dilekçe verdi. Nikahtan sonra kendi soyadlarını da kullanmak için başvuran kadın sayısı oldukça az... Çankaya Belediyesi’nden konuyla ilgili yapılan açıkla-

mada evlenmek için başvuran kadınlara mevcut yasalara göre, eğer talepte bulunurlarsa, evlilik soyadlarının yanı sıra kızlık soyadlarını da kullanabildikleri hatırlatılarak “Çankaya gibi eğitimli ve çalışan kadın oranın nispeten yüksek olduğu, kadın hakları bilinci açısından Türkiye’nin en gelişmiş ilçelerinden birinde çıkan bu sonuç, Türkiye’deki kadın haklarının bugünkü tablosu hakkında iyimser düşünmeyi engelleyici niteliktedir” denildi.


SAĞLIK

Türk hastaneleri tehdit altında

Pasif içicilik riskine dikkat

Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı Prof. Haluk Vahapoğlu, yaptığı açıklamada, gereksiz antibiyotiklerin bakteriyi yaygınlaştırdığını söyledi. Vahapoğlu hastane enfeksiyonları açısından riskli olan ülkelerin de tehdit altında olduğunu kaydetti. (AA)

Weill Cornell Tıp Fakültesi bilim insanları, sigara içmeyenlerde pasif içiciliğe maruz kalmanın neden olduğu genetik aktivite değişiklikleri tespit ettiklerini açıkladılar. Araştırmacılar ilk defa pasif içicilerin genlerinin bu durumdan etkilendiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre, sigara dumanına maruziyet genlerde saklı hastalık genlerini harekete geçiriyor. (AA)

Zülfü Livaneli Çankaya’da Çankaya Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinliklerini Zülfü Livaneli Konseri ile taçlandırıyor Çankaya Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde gerçekleştireceği etkinlikleri, 4 Eylül’de Anıtpark’ta düzenlenecek ‘Barış İçin Şarkılar Söylüyoruz’ konseri ile taçlandıracak. Çankaya Belediyesi’nce 19 Mayıs 1997’de düzenlenen ‘Güneşle Geliyoruz’ konserinde 500 bin kişilik izleyici topluluğuna unutulmaz bir konser veren Zülfü Livaneli, Ankaralılarla yeniden buluşmanın sevincini yaşıyor. Çok sayıda etkinliğe imza atan, yazılarında, şarkılarında, filmlerinde barış temasını işleyerek UNESCO Barış Elçisi olarak dünyanın dört bir köşesinde halkların gönlünde taht kuran, Zülfü Livaneli, yılların birikimi olan şarkılarını barış için söyleyip Ankaralılarla paylaşacak. ‘Barış İçin Şarkılar Söylüyoruz’ konseriyle Zülfü Livaneli’yi Ankaralılarla buluşturmanın heyecanını yaşadıklarını belirten Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, “Ankara’nın barış sevdalılarını 4 Eylül günü saat 20.00’de Anıtpark’a, barış için şarkılar söylemeye, coşkumuzu paylaşmaya davet ediyorum” dedi. Efsane Konser Çankaya Belediyesi’nin 1997 yılında Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri çerçevesinde düzenlediği “Güneşle geliyoruz” konseri halen akıllardan çıkmıyor. Laik ve demokratik Türkiye özleminin 500 bin kişiden fazla dev bir koro eşliğinde dile getirildiği konserde Livaneli, Ankara Marşını sahneye davet ettiği siyasiler ve sivil toplum örgütleri temsilcileriyle birlikte söylemişti. Sivil toplum örgütleriyle, sanatçılardan oluşan bir kalabalık sahneye çıkarak ‘Ankara Marşı’nı yüzbinlerin korosu eşliğinde söylemişti. Konserde, kendisine eşlik eden kalabalığa; “Dünyanın en büyük korosu” diye seslenen Livaneli şunları söylemişti: “Yıllardır Ankara’da Hipodrom konseri veriyorum. Ancak bu kadar büyük bir kalabalığın ilk kez bir araya geldiğini görüyorum. Tarih yazıyorsunuz. Tarihe tanık oluyorsunuz. Sizi bu gece televizyonlarından izleyecek olan yurdumuzun dört bir yanındaki solcular, devrimciler, demokratlar, yalnız olmadıklarını görecekler. Ankara Hipodromu’nda yaktığınız ışık, Türkiye’yi bir sol iktidarla bir hukuk devletine taşıyacaktır.”


Yorumcular farklı yorumlar ortak “Dağ fare doğurdu”

Kemal Kılıçdaroğlu: ‘Bu NİYET ahlaka sığmaz’ CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu mitinglerde vurguladığı ilk nokta iktidarın referanduma konu olan değişikliklerdeki niyetinin de, paketin referanduma sürülme yönteminin de en hafif tabiriyle ahlaka sığmadığı yönünde. Değiştirilmesi önerilen 26 maddenin tek seferde oylanmasının ahlaka sığmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Çocuk istismarının önlenmesiyle, Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı arasında ne bağlantı vardır? AKP, bu maddeleri bir arada referanduma götürerek seçmenin değişikliklerden birine “Evet” birine “Hayır” demesine imkân bırakmamıştır” diyor.

Önder Sav: İzmir’in oyu hayırlı olacak CHP Genel Sekreteri Önder Sav da referandum kapsamında yurt gezileri yapıyor ve yurttaşlarla bir araya geliyor. Son olarak İzmir'e giden Sav, referandumun buradaki etkilerini gözlemeye çalıştığını belirterek, il başkanı ve büyükşehir belediye başkanından aldığı bilgilere göre 2009 seçimlerindeki çıtanın da üzerine çıkan bir oranda ''hayır'' oyu çıkacağını tahmin ettiğini söyledi. “Büyük olasılıkla İzmir'de 'hayır' oyları, 'evet' oylarının iki misli, belki daha fazla bile çıkacaktır” diyen Sav, Merkez Yönetim Kurulu'nun, Ankara, İstanbul ve İzmir'i genel sekreter uhdesinde bıraktığını ifade etti.

Amaç yargıyı bağımlı hale getirmek Yargının giderek daha politleştirildiğini savunan YARSAV Başkanı Emine Ülker “Yürütme, yasamayı da yanına alarak yargıyı hizaya getirmeye çalışıyor” diyor.

DİSK: Emekçiden yana düzenleme yok DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi AKP tarafından hazırlanan “Anayasa Değişiklik Paketi”nde gerçekten emekçiler yararına bir düzenlemeye yer verilmediğini ifade ediyor.

“Düzenleme yargıyı geri götürmektedir” Danıştay Başkanı Mustafa Birden “Gelecek nesilleri de etkileyecek söz konusu Anayasa değişikliği yargı bağımsızlığını mevcut durumdan daha geriye götürmektedir” diyor.

HAYIRLI

OLSUN!

12 Eylül’de referanduma sunulacak değişiklik teklifi 26 maddeyi kapsıyor ancak kamuoyunda en çok yargıyı ve sendikal hakları ilgilendiren maddeler tartışılıyor. Peki, yargı temsilcileri, sendikacılar ve siyasiler değişikliklerle ilgili neler söylüyor? Referandum öncesinde özet niteliğinde bir basın taraması yaptık…

T

ürkiye 12 Eylül günü gerçekleştirilecek referandumla mevcut anayasanın 26 maddesinin değiştirilmesini oylayacak. İktidar partisinin referandum sürecindeki en önemli argümanı, “Darbecilerin yaptığı 12 Eylül Anayasası’nı değiştirmek” ancak siyaseti ve ülke gündemini takip eden yurttaşlar bunun çok da “gerçek” bir söylem olmadığının farkında. Zira 1982 Anayasası bugüne kadar 16 kez değiştirildi, tüm bu değişikliklerle Anayasa’nın 175

maddesinden 83’ü değişikliğe uğradı. Yani 1982 Anayasası’nın neredeyse yarısı değiştirildi. 58 maddeyi kapsayan en büyük değişiklik AKP iktidara gelmeden önce 7 ayrı seferde yapıldı. 2002 yılında iktidara gelen AKP ise son 8 yılda 25 maddeyi değiştirdi. Yani değiştirilen 83 maddenin 25 tanesi AKP iktidarı döneminde yapıldı. Temel hak ve özgürlükleri gerçekten genişletmeyi hedefleyen değişikliklere muhalefet partileri de destek verirken bu son anayasa tasla-

ğı tozu dumana kattı. Zira hiçbir değişiklik süreci bugünlerde yaşadığımız kadar sancılı, bilgi kirliliğine maruz kalmış ve halkın kafasını bu denli karıştıracak biçimde yaşanmamıştı. Üstelik mevcut durumun “tuhaflığı” Anayasayı değiştirmeye yönelik tekliflerin reddedildiği 4 değişik dönemde bile vücut bulmamıştı. Peki, medyada ve meydanlarda sürüp giden “iktidar rüzgârı destekli özgürlükçü anayasa söylemi” ne kadar doğru? Muhalifler neden muhalif?


Gazete Çankaya