Issuu on Google+

garaib

1. SAYI

garaib

mart-nisan 2014 [ücretsizdir]

düşünce ve sanat dergisi

anlamak

zeka

fikir

umut

kütüphane

teori

eğitim

okul

özgüven

tarih

aktüel

öğretim

toplum

felsefe

insan

teknoloji

akıl

hayal

kitap

gençlik

özveri tez

modernizm

edebiyat

aydınlık

bilişim

algı dünya

tasarı

kılavuz aritmetik

gelecek

insanlık

düşünce

BİLGİYE HÜCUM ufuk düş

önder

ilim


DoÄ&#x;ru olmak isteyen


garaibtir.


garaib

1. SAYI

mart-nisan 2014

düşünce ve sanat dergisi Genel Yayın Yönetmeni Delizade Dakaik Editör

1

Editörden; Yenilikler gariptir

Okyanus Tuzu Yazar Avam Paşa Grafik Tasarım Cengrafik cengrafik@gmail.com

Garaib Dergisi, bağımsız düşünce ve sanat dergisidir. Hiçbir ticari amacı yoktur. Düşünce, edebiyat, grafik, fotoğraf, teknoloji ve gelişim gibi konuları deneyimlemekle beraber bu konuları geliştirmek amaçlıdır.

Garaib Dergisi [e-dergi deneme yayını]

Dergimize içerik (şiir, deneme, hikaye, fotoğraf gibi) gönderebilirsiniz.

İletişim

garaibdergisi@gmail.com

Şiir; Toprak tutmayan ağaç

5

3

Deneme; Utanmaz

7

Eleştiri; Her feminist, feminizme mi hizmet etti?


9 11 13 15 19 21 23 Fotoğraf; Sisli şehrin akşam denizi

Tartışma; “Ata” niye “bak”tığını bilmeyen “Ali”

Hikaye; Düşünen aşık neyler aşkı

Güncel; Bilgiye Hücum

Sanat; Koli bandı

Toplum; Eziklik psikolojisi üzerine

Medya; Bindirilmiş dijital kıtalar


Editörden Yenilikler gariptir Hayata dair her şeyi sabit zanneder insanoğlu, korkar çünkü hayattan ve garipliklerinden. Alışmaya çalışır var olana ve değişmesini istemez. Lakin insanın hakim olamadığı şeylerden biridir değişim. Ve buna bağlı olarak yenilikleri dayatılır. Bu zorba, zamandır. Kimse karşı koyamaz ona. Nasıl ki ihtiyarlığa karşı koymak anlamsız ise değişimlere de karşı yokmak abesle iştigaldir. Gençliğin dinamikleri bile standartlara göre kuruludur toplumda. Her insan hayatın aynı aşamasından geçecek ve aynı sonuca varacak diye bir şey yok. Hayatı mükemmel yaşayan adamın deneyimlerini takip ederken bile aksıyoruz, tutmuyor her şey. Bu yüzden şartlı düşünmekten, kalıplara göre kimlik edinmekten ve geçmişten gelen hayat şekillerinden biraz olsun kendimizi uzaklaştırıp sorgulamalıyız her şeyi. Biliyorum garip düşünceler bunlar ve kör kütük dünyaya aşık olanlara göre de boş düşünceler. Lakin önünüzdeki yeniliklerden değerler çıkarmasını bilmeli. Garaib Dergisi olarak bizim de amacımız bu. Ne kadar garip olsa da yeni fikirler, biraz olsun düşünüp elemeliyiz ve her türlü düşünceden değerler çıkarmasını bilmeliyiz. Saygılarımla

Okyanus Tuzu


Şiir

Toprak tutm Yüreğimdeki toprakların susuzluğundan mıdır, bilmem sizin yüreğinizin olmadığından mı, başım düşer kılıçlarınızdan aşağı, kimdir bu devrin paşaları sizden, kanmışsınız ağızlarınızdan akar zeka, gözleriniz güler ölmüş evlatlara, dünyanızın okyanuslarını reçel zannedersiniz, ellerinizde ne kalacak, yanınıza ne kalacak, bakamadı mı güneşleriniz dağlara, kayalardan süzülen sonbahar kurutur denizleri, bilmez misiniz bu insanlar kan dolu, bu insanlarda can var, ölmek basit mi ağzınızdan çıkan sözler gibi, toprak tutmayan ağaca inanan gençler, çok ağlayacaklar… kalbim sızlayacak sizlere, yeterse hayat yaşlılığa, kaldırır mı bu kuru yüreğim.

Okyanus Tuzu


ayan aฤŸaรง


Deneme

Utanmaz


O bir süper kahraman, o, toplumda kötülerin oluşturduğu standartların üstünden dikiş atan bir kahraman. Çoğunluğu oluşturup ya da var olan çoğunluğu peşine takan bir kahraman o. Jakoben algıyı var eden, kendi doğrusunu en üstün kılan ve zulmü bu doğrular yolunda meşru tutan bir kahraman o. Evet, o “Utanmaz” Adını kimse bilmez söylemez, algıdan ibarettir. Utanmaz’ın, galip olma uğruna yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Ve insanlar ona özenip onun arkasından gider. Kalp kırmak ne ki, hak yemek ne ki, zulüm etmek ne ki. İnandığı sorgusuz sualsiz bir doğru için vereceği mücadelede hep galip gelendir o. Utanmaz, egolarının en üst seviyeye geldiği bir anda radyasyona maruz kalıp bir süper kahramana dönüşmüştür. Ve bunun farkına varmadan, insanları kendine benzete benzete yoluna devam etmektedir. Öyle bir konuma gelmiştir ki, kimi çevrelerce en sevilen sempatik babacan insandır o, kimi çevrelerce korkulan ve dediği hep yapılandır o. Gerçekliğin peşinde olanlarsa bilir onun niyetini gayesini, kahraman olmadığını lakin söyleyemezler, çoğunluğa küfür gibi, hakaret gibi gelir bu gerçeklik ve cahil döngüsü de, seni utanmaz ilan ederler. Saygısız olursun, bölücü olursun, kötü olursun topluma. İşte cehalet böyle bir şeydir. Neyin temelinde bulunursa onun yıkılması çok güçtür ve sahi kalmak için doğal refleksleri oluşur kendiliğinden.

Okyanus Tuzu


Eleştiri

Her feminist, Kapitalist bir çağda ne kadar iyi niyetli olursan ol, her şeyin sonu kapitalizme hizmet olacaktır. Bütün mantıklarımız ve vicdanımız kapitalizme göre şekillenirken niye savunuruz ki hâlâ ideolojilerimizi ve felsefelerimizi. 20 sene önceki feministler hadi çıksın şimdi. Baksın bir geriye ve günümüze, ne yaptıklarını görsünler. Tarihten öğrenilmiş sosyolojik bir gerçek bu, kadınların güçlü olması ve popüler olması, ilk önce kadınlara sonra topluma zarar verdi. Kadınlar zulüm görmesin, ezilmesin, cinsiyeti farklı diye kanuni hakları farklı olmasın lakin sosyal hayatta erkekle eşit olmaları bilime aykırı bir gerçek. Türkiye’yi ezik gördüler, cinsellik tabu diye, insanlar ayıplıyor diye, modern olun azcık diye bağırdılar. Şu yıllarda o tabu kırılmaya başladı. Lakin fark edemediğimiz bir şey var, cinsellik özgürlüğü sadece bireyin özgürlüğü değil ki. İnsanoğlu her nimetin içine ettiği gibi bunun da içine edecekti elbette. Ediyor da. Kadınlar yine bir cinsel obje hatta vajinadan ibaretmiş gibi. Çoğu ilişki cinsellik için ya da cinsellik üzerine kurulu lakin herkes sevecek bir kalp istiyor, insan istiyor. İsteklerimiz yaptıklarımızla örtüşmüyorsa anlamsız kalır. Tamam, hadi diyelim alan memnun satan memnun, peki ya gelecek? Toplum? Kadınlarımız? Ne olacak sonrası? Şu an hâlâ farkına varabildiklerini zannetmiyorum. Bir kaç kafası çalışan kadın var feminist düşünenler arasında, onlar bu gidişatın farkında lakin kapitalizmin karşısında hiçbir şey gibi onlar da duramıyor. Her şeyin tüketilebilen nesneler olduğunu dayatan kapitalizmden biraz kendimizi sıyırıp, insanlığımızın, kadınlarımızın ve ilişkilerimizin tüketilebilen şeyler olmadığını diretmeliyiz. Hadi diyorum ben olaya çok yanlış bakıyorum, haksızım. O zaman sorgulayalım birlikte, neden kadınlara cinsel obje muamelesi yapılıyor? Toplumun hangi kesimi yapıyor bunları? Cevap, erkeklerin görgüsüzlüğü, erkeklerin utanmazlığı ve fütursuzluğu, toplumun cahil veya muhafazakar kesiminde yetişmiş, görmemiş erkek çocukları, cevapların bunlar olacağına inanmıyorum. Bunları düşünen ya gerçekten toplumda olanları göremiyordur ya da ideolojisiyle jakoben bir insandır. Her feminist, feminizme mi hizmet etti yoksa feminizm felsefe olarak çürük bir yapıya mı sahipti?

Okyanus Tuzu


feminizme mi hizmet etti?


Fotoğraf

2013 yılının soğuk bir Ocak ayıydı güzel Zonguldak’ta. Şehri yine basmış bir kömür kokusu, gecenin soğuğunu şimdiden gösteriyor. Karadeniz ise sakin, yorulmuş kara kışın olduğu yerlerden kaçarken Güneş batıyor, sisli şehrin akşam denizine düşerek. İnsanlar neşeliler bu akşam üstüne, karenin içinde olmasalar da. Yüksek binalara bakıyorum Bir dirhem huzur, bir dirhem tokluk istiyorlar. Ailesi olan sıcaklığı bozulmasın istiyor. Şehir sinirli gibi bana, yabancıyım diye mi bilmem. Kömür kokusu ve denizden esen soğuğu istemiyor beni. O huzurlu karanlığında uzaklaşıyoru


Zonguldak 24 Ocak 2013 17.58

n. Martılar ve balıkçılar sakince dolanıyor üzerinde akşam yemekleri için. m kıyıdan, binlerce insan, yorgun argın evlerine çekiliyor.

um senden. Yüksek dağların şefkatli aralarından. Yine bir gün görüşürüz belki. Sen sıcak olursun, bense daha umutlu.


Tartışma

“Ata” niye “bak”tığını Okumayı bir türlü sökemeyen geri zekalı! Çarpım tablosunu ezberleyemeyen geri zekalı! Problemleri çözemeyen geri zekalı! Dolaylı tümleci gizli özneyi bulamayan geri zekalı! Okuduğu hikayelerde bağlantıları ciddiye almayan geri zekalı! Örtmenlerin egosunu tatmin eden geri zekalı! Hep bir baskının altında, hırs için de kazanma gayesi.. Bu mudur öğretme biçimi? tut yoksa düşersin! Tamam, tutacağım düşmemek için ama beni düşme noktasına getiren nedir ya da neden düşmemeliyim ki.. Ali ata bak’tı ama atın ne cins olduğunu anladı mı? atı beğendi mi yoksa rengi hoşuna gitmedi mi? "Ye ki büyüyesin" mantığıyla bilgi verip "al ki akıllanasın" dediniz ama büyümek doymakla olmadığı gibi akıllanmak da sadece bilgi almakla olmuyor.. Boş verin siz ali’yi, satın atı, yetmeyen maaşlarınıza katın hadi, evde çocuk bekler..

Okyanus Tuzu


bilmeyen “Ali”


Hikaye

Düşünen aşık neyler aşkı


Aiolis: Elaia: Aiolis: Elaia: Aiolis: Elaia: Aiolis:

Elaia: Aiolis:

Sana bir şey itiraf etmek istiyorum. Et bakalım. Şu boğazımdaki ağrı gibi aşık olmak da. Nasıl yani? Haftalardır boğazım ağrıyor, ilk başlarda ağrısızlığımdaki iyi hallerim yok diye canım sıkılıyordu. Şimdi alıştım, hatta o öksürük krizlerine bile alıştım, canım yanıyor ama canım sıkılmıyor. Hatta biliyor musun bu şekilde bütün hayatım boyunca yaşayabilirim. Aşka da hastalık ve zamanla alışkanlık mı diyorsun? Hayır. Hastalık değil. Hayat çizgindeki farklılık. Aşk denilen şey de bir farklılık işte boğaz ağrısı gibi. Başlarda farklılıkların hissiyatı değişik geliyor insana lakin sonra hayatlaştırmaya başlıyoruz, her farklılığı hayatın kendisi yapmaya çalışıyoruz ve yapıyoruz da. Ama farklılıklar hiç bitmeyecek hayatlaştırmaya çalışacağımız. Ben sana aşık olurken seni düşünüyorum aşkı değil, o yüzden senin gibi kafam karışık değil. Benim kafam karışık değil aslında, sadece susayınca suyu neyle içtiğime de bakmak istiyorum, o yüzden bu saçmalamalarım hep.

Okyanus Tuzu


Güncel

BİLGİYE HÜCUM Teknolojinin gücünü fark etmeye başlıyoruz artık, mühendislerden ve bilim insanlarından daha farklı bir şekilde tabii ki. Biz daha çok kullanacağımız teknolojinin bize ne fayda getireceğine bakarız. Tüketim toplumu haline dönüştürmüşler ya bizi. Acımadan tüketiyoruz her bilgiyi, haberi, teknolojiyi. Yönlendirmeler çerçevesinden bilgiyi çıkarıp saf bir şekilde tüketmemiz gerek ama. Bunun için de farkında olmamız lazım her şeyin. Milyarların katlarında bilgiler dolaşıyor etrafımızda. Hangisi önemli hangisi iyi bir şey, hiç merak ediyor muyuz? Bir kaçını merak ediyoruzdur elbet lakin bazen sadece kulağımıza veya gözümüze dokunup geçiyor. Bilgiyi alıp bir güzel sindirmiyoruz beynimizde. Bakın şimdi, kendinizde test yapın. Bugün kaç farklı şey gördünüz etrafınızda, dünyada? Kaçını tartıp düşündünüz? Hangisi ilginizi çekti? Hangisine inandınız kabul ettiniz? İnandığınız bilgileri araştırıp emin oldunuz mu? Bu soruların hepsine “hiç” diye cevap verdiyseniz inanılmaz gamsız birisiniz ve bu dergiyi, bu yazıyı okumanız bir mucize. Bu soruların cevaplarından çıkarılacak çok ders var kendimize. Öncelikle bilinçli bir bilgi tüketimi için her şeyin farkına varmalı insanoğlu. Defalarca aynı şeyi duysanız da isyan etmeyin, demek ki bu bilgide anlamadığınız şeyler var ki sürekli duyuyorsunuz. Kendi algılama ve düşünce gücümüzün bir an önce farkına varıp artık bilgiye hücum etmeliyiz. Çünkü bugün bile dünyada keşfedilen neler var neler. Genellikle teknoloji veya bilişim anlamında yapılan keşiflerde ve geliştirmelerde, uğraşan insanlar ya İngilizce ya da Japonca bilgi paylaşımı yapıyor. Türkçe olarak bize gelmesi çok çok sonra. Ya da dış haberlerden sorumlu meraklı bir muhabir haberi alır yayınlarsa öyle haberimiz olur anca. Bunun için gerçekten anlamadığım bir nokta var. Ülkemizdeki üniversiteler veya bilim ilim kurumlarında, üst düzey yapıda bulanan insanlar, adam akıllı bir İngilizce seviyeye gelmeden oralara çıkamıyorlar diye biliyorum. Peki ya bu yüce insanlar bu İngilizce’yi ne yapıyor? Gerçekten merak ediyorum, ben bile aksak İngilizcem ile internet üzerinde dünyada bilinmeyen bilişim teknolojileri hakkında araştırma yapıp, bunlara ulaşıp bir de anlıyorsam, anadili gibi konuşanlar napıyor? Mektuba devam mı? Elimizdeki şu internet nimetinin farkında değiliz maalesef. Gözümüzün önündekini göremiyoruz. Bunun tabii başka sebepleri var ama gözümüzün önündekini bir görsek, tuttuğumuzu koparacağız. Çünkü petrolden, bordan daha değerli bir enerjimiz var, o da genç nesil. Bugün uğraştığınız şeylerin gerçekten kendinize, topluma ve memlekete faydalı olacağına inanıyorsanız, etrafınızdaki insanlar ne kadar sizi yadırgasa da bunaltsa da yılmayın. Gerçekten mükafata layık uğraşlarınız gerektiği yerlere uğraşacaktır.


anlamak

zeka

fikir

umut

kütüphane

teori

eğitim

okul

özgüven

tarih

aktüel

öğretim

toplum

felsefe

insan

teknoloji

akıl

hayal

kitap

gençlik

özveri tez

modernizm edebiyat

aydınlık

bilişim

algı dünya

tasarı

kılavuz aritmetik

gelecek

insanlık

düşünce

BİLGİYE HÜCUM ufuk düş

önder

ilim


G端ncel


Bir benim uğraşımla ne olacak ki? İşte bu düşünce yüzyıllar bu topraklarda kol gezdiği için şu haldeyiz. Biraz bu düşünceyi değiştirip de bir şeyler deneyelim. Eskiye bağlı kalacaksak bizim ecdadımızdaki sağlam ilimlere uzanalım. Eskiden sıyrılacaksak da, bizim örnek alacağımız çağdaş bir ülke yok bu dünya üzerinde. Şu an aklınızdan geçirdiğiniz ülkeler kendi çaplarında ve etrafına karşı ancak çağdaş olabilir. Bizim gücümüz onlarla kıyaslanacak gibi değil. Şu an eminim ki boş ümitlerle bu yazıyı okuyanlar, senin ülken hangi ütopya diye sorası geliyordur bana. Benim dediğime ya da başkasının dediğine bakmayın, gerçeği görün. Zulümle, sömürgeyle elde edilmiş başarılarla övüneceklerin haline gülerim. Bizim yaşadığımızı hangi memleket yaşadı acaba bu dünya üzerinde? Daha fazlasını yaşayanlar oldu, evet. Ama onlar şu an ya ikiye, üçe veya dörde bölündü. Ya da yoklar. Topraklarının altındakiler çıkarıldı, insanları o çıkanların yerlerini doldurdu. Bizim de kalbimizin içindekini çıkardılar lakin yerine bir şey koyamadıkları için bu kalp tekrardan canlanıyor. İdealleri, kahramanlıkları sadece filmlerde görenler hayatlarının geri kalan kısmını Hollywood’da geçirebilir. Başarıların gerçek anlamını bilenler, hissedenler, kalpleriyle ve beyinleriyle ilme hücum edip zaferin parıltısında huzuru bulacaklardır. Tabii bu özgür dünyada hayatını ot gibi geçirenler de olabilir, lakin sadece kendilerini etkileyebilirler.

Avam Paşa


Sanat

Koli bandı Ukraynalı Mark Khaisman adlı görsel sanatçı, sıradışı sanat eserleriyle insanların ilgisini çekiyor. Koli bantlarıyla resim yapan Khaisman, sanatın uçsuz bucaksız olduğunu kanıtlar nitelikte eseler sunuyor. Pleksiglas denilen plastik cam türde bir yüzeye koli bantlarını yapıştıran ve gerektiğinde kesip tekrar tekrar üzerine yapıştıran Khaisman, ışık ve bantın oluşturduğu büyülü tabloları sunuyor. Yapılan bu tekniğin yayılacağı ve gelişeceği gibi görünüyor.


Toplum

Hi

你好

Bonjour Hallo

Ciao Merhaba


Eziklik psikolojisi üzerine Ezilmeye karşı durmak, adalet aramak, hakkını savunmak der herkes lakin benim yapacağım tespitleri okuyana göre “milliyetçilik, ırkçılık, bencillik” gibi görünebilir, kesinlikle değil, sadece fark ettiğim şeyleri kendime göre yorumluyorum. Kesinlikle çok iyi bir Türkçe kullanmadığım için dil üzerinden bir eleştiri yapmıyorum. Dil üzerinden toplumda oluşturulmuş psikolojiyi anlatmaya çalışıyorum sadece. Biliyorum ben de çok iyi kullanmıyorum lakin inatla Türkçe dilini kullanmak istiyorum, önemli olan bu. Türkçe dili üzerine yapılmış tarihsel tahribatlara girip uzatmak istemiyorum aslında. Günümüze ve biraz da geçmişe bakınca ortaya şu sonuçlar çıkıyor. Türkçe, aşağı mahallede, varoşların kullandığı bir dil, İngilizce ise elit tabakanın kullandığı entelektüel bir dil. Neden böyle bir algı var? Memleketteki birçok işletmenin adı hemen hemen yabancı bir dil veya ondan esinlenme nedense. Günlük hayat kullanımlarında da öyle. Bir alışıla gelmişlik var, hadi tamam ama son zamanlarda artık bu kabul görme noktasında. Türkçe karizmatik gelmiyor, hoş gelmiyor genç nesilin kulağına. Dil konusu bir yana, ilim ve yetenek hususunda da aynı düşünceler var. İnancımız öyle bir kırılmış ki, “bizim ülkeden hiçbir şey olmaz” “yapamayız biz, olmaz bizden” gibi birçok düşünce mevcut. Bunu düşünen insanlar hiç sorgulamıyorlar mı inandıkları şeyleri, araştırmıyorlar mı kendi eksikliklerini bile?

Okyanus Tuzu

Selâmün aleyküm


Medya

Bindirilmiş dijital Toplumun tarihini bilmeden veya toplumların tarihdeki süreçlerini incelememiş olan bireylerin toplum hakkında konuşması, siyasetin holiganlığını yapması tuhaf bir şey. Toplumun defalarca aynı şeyleri yaşaması, toplumun hafızasının zayıf olması, toplum mühendislerinin işini kolaylaştırıyor, kopyala-yapıştır! Bir tuhaf şey de şu ki, mantıklı düşünelim biraz demek ahmaklık oluyor. Toplumun faydası için söylenen her şey neden siyasi algılanıyor. Bireylerin fayda çıkarları farklı olduğu için toplumun genel faydasını kastediyorum, çoğunluk da azınlık da birbirine tahammül edebilmeli. Bir ülkenin içinde planlanmış oyunlara planlanmış toplum refleksleri oluşur birden. O kıvılcıma atlamaya alışık bir güruh da vardır halihazırda. Bu güruh utanır, birileri apolitik der de çağ dışı sayılırız diye. Bu yüzden koşarlar, dışarda her an gövde gösteremeyebildikleri için sosyal medya rahattır. Sosyal medyayı özgürlük sembolü haline getirdiler ama içten değil ki. Herkes gerçek düşüncesini söyleyemiyor ki bindirilmiş dijital kıtalar sağ olsun. Sosyal medyada bir grup bir gruba ahmak muamelesi yapıyor, o grup da aynısını ona yapıyor. Bu mu özgürlük? Büyük bir üslup, adap ve tahammül sorunu var. Daha yeni konuşmayı çözebilen bir bebek gibi daha toplum. Çişi mi var karnı mı aç canı mı sıkılıyor daha onu bilmiyor, bir de bu isteklerini anlatmaya çalışıyor. Bekleyin, sabredin, önce bir aguyu geçelim.

Okyanus Tuzu


k覺talar


Gerรงekleri sonradan anlamak


garaibtir.


garaib


Garaib Dergisi 1. Sayı