Issuu on Google+

Ruanda katliamı Ruanda’da 94 yılında sadece 100 gün içinde 1 milyon kişi öldürülmüş (günde 10 bin kişi ediyor) Daha da vahim olanı ise bu insanlar atom bombası ile, taramalı tüfekle ya da kimyasal silahlarla topyekün öldürülmeleri değil “pala”larla, kolları bacakları kesilerek ve doğranarak öldürülmeleridir. Hem de kendi kapı komşuları ve kendi halkı tarafından.


Gerçekte biyolojik kökenleri bir, tarihi bir, dili bir, kültürü bir, dini bir ama… Sömürgeciler tarafından farklılaştırılmış, Hutu ve Tutsi adlı iki talihsiz insan topluluğundan biri, diğerine amansız kıyıyor. Peki nasıl oluyor da bu denli bir vahşet hem de Birleşmiş Milletler ve tüm dünyanın gözü önünde olabiliyor?

Bu taşın altından da yine Avrupa’nın sömürgeci zihniyeti çıkıyor. Ruanda 1890’larda aç gözlü Avrupa’nın sömürge paylaşımında Almanya’nın payına düşmüş. Fakat Birinci Dünya Savaşı sonunda Almanlar yenilince Ruanda’nın yönetimi Belçika hükümetine devredilmiş. Belçika, ülke halkını geniş yüz hatları ve burun deliklerine göre şekillendirip Tutsi ve


Hutu olmak üzere iki kabileye bölmüş. Ülke yönetimini daha zengin ama azınlık (nüfusun yüzde 11’i) olan Tutsiler ile birlikte sürdürürken fakir olan Hutu kabilesine devlet memurluğu ve yüksek öğrenimi yasaklamış.

Bu politikalar sonucu ezilen Hutular, hem Belçikalılara, hem de kendi soydaşları olan Tutsilere içten içe nefret duygusu beslemeye başlamışlar. Çoğunluğu oluşturan Hutular kendilerine yönelik bu olumsuz politikalardan rahatsızlık duyarak kendi aralarında örgütlenmeye ve hatta silahlanmaya başlamışlar. 1960’larda çıkardıkları bir ayaklanmayla Tutsilerin iktidarına son verip yönetimi ele geçirmişler


(Belçika’nın Tutsileri, Fransızların ise Hutuları gizlice silahlandırdığı sonradan ortaya çıktı. Ayrıca, 1994 yılında Ruanda’da işlenen soykırımdan kurtulmayı başaran 6 Ruandalı, bölgede görev yapan Fransız ordusunu soykırıma ortak olmakla suçladı. Ruandalılar, konu hakkında inceleme yapan Paris Askeri Mahkemesi’ne verdikleri ifadelerde Fransız askerlerine


yönelik dehşet verici açıklamalarda bulundu. Biri kadın 6 Ruanda vatandaşı, Fransız yargıç Brigitte Raynaud’a verdikleri ifadelerinde 1994 yılında BM bünyesinde gerçekleştirilen ‘Turkuaz’ operasyonuna katılan Fransız askerlerinin, Hutuların ‘güvenlik bölgeleri’nde toplanan Tutsileri katletmelerine yardımcı olduklarını açıkladı. Tanıklar, bazı Fransız askerlerinin, Fransız ordusunun korumasındaki Murambi mülteci kampında Tutsileri öldürdüklerine şahit olduklarını iddia etti.

Le Monde gazetesinin ele geçirdiği ifadelerden bazıları şöyle: Auréa Mukakalisa: “Fransız askerlerinin parlak büyük bıçaklarla Tutsileri öldürdüklerini gördüm. Bu gerçek. Yaklaşık bir haftadır oradaydım. Tutsiler bir arabayla kampa getirildiler. Kampın girişinde bariyerlerin yanında öldürüldüler.” François Bagirubwira: “Kampta, Hutu milisleri oradaki Fransız askerlerine Tutsileri gösteriyordu. Ben kendim 10 kadar Tutsi’nin helikopterlere bindirildiğini gördüm. Bu helikopterlerin kapıları sürekli açıktı. Fransız askerlerinin elleri bağlı Tutsileri helikopterlere koyduklarını da gözlerimle gördüm. 1994 yılının Temmuz ayında üç Fransız askerinin yirmi yaşlarındaki Rose isimli bir kızı sürüklediklerini ve zorla kaldıkları yere götürdüklerini gördüm.” Aaron Nshymiryayo: “Arkadaşım Jacqueline’e defalarca tecavüz ettiler. Fransız askerleri tarafından bıçakla tehdit


ediliyordu. Bazen de ona bisküvi veya biraz para veriyorlardı.”

6 Nisan 1994’te Hutulu cumhurbaşkanı Habyarimana’yı taşıyan uçak düşürülmüş (bundan Tutsiler sorumlu tutulmuş.) Bunun üzerine, zaten sallantıda olan Ruanda’ da olaylar patlak vermiş. Nisandan temmuz ortasına kadar, 100 gün içinde 1 milyon Tutsi ve onlara sempati duydukları düşünülen Hutu öldürülmüş. Milyonlarca insan mülteci olarak komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmış. Gözü kulağı kapalı olan tüm dünya ise olaylar durduktan sonra bile maalesef kanlı bilançonun gerçek boyutunu medyalarında yansıtmaktan uzak ve aciz bir çizgideydi.


http://www.juzztv.com/watch_video.php?v=e623ea93c26cfa5 eğer izlemek isterseniz…………………………………… Katliamlara şahit olan bölgedeki Kanada ordusuna bağlı bir komutan, bizzat Birleşmiş Milletler Sekreteri (Kofi Annan'ı arayarak) katliamı bildirmiş ve ne yapılması gerektiğini sormuş olmasına rağmen müdahale etmemesi emrini almıştır. Fransa Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil. şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak 1998)


Ceset saklanabilecek her yer cesetlerle dolmuş, cesetlere saldıran köpeklere sinirlenen Hutular, o dönemde neredeyse ülkedeki tüm köpekleri öldürerek yok etmişlerdir. Dünyadaki soykırımlara seyirci kalmayacağını söyleyen Fransa ve ABD gibi ülkeler, bölgeye müdahale etmemek için BM'de soykırım sözcüğünü içeren tüm önergelerde değişiklik isteyerek, belgelerden çıkartılmasını istemişlerdir. Fransızlar her ne kadar en yetkili ağızlardan katliamlar ve soykırımla ilgileri olmadığını ifade etseler de başta Fransız kamuoyu olmak üzere buna kimsenin inanmadığına kuşku yok. Hazırlanan 500 sayfalık raporun da asla inkar edilemeyecek delillerle dolu olduğu ifade ediliyor. Fakat Güvenlik Konseyi’nin sabıkalı üyelerinden hangisi Fransa’yı yargılayacak? Maalesef hepimiz göreceğiz ki, hazırlanan rapor sadece savaş dönemi


literatürünün parçalarından biri olarak kalacak ve “büyük devlet Fransa” kendine yakışır bir biçimde icraatlarına devam edecek

Murangira, katliamdan kurtulan üç-beş kişiden biri. Olayların yaşandığı sırada gecenin karanlığından faydalanıp sürünerek karşı tepeye tırmanıyor ve burada bir ağacın altından olan biteni seyrediyor. Murangira, katillerin işlerini bitirdikten sonra cesetlerin buldozerlerle açılan çukurlara itildiklerini, birçoğunun daha ölmeden diri diri gömüldüğünü anlatıyor. Katliamın izlerinin silinmesi amacıyla bölgeye gelen Fransız askerlerinin buldozerlerle etrafı düzelttiklerini ve sonrasında ölüleri gömdükleri bu yerler üzerinde oyunlar oynadıklarını anlatıyor. Fransa, Hutuların yanında savaşın taraflarından biri oldu. Öncelikle Ruanda’ya getirilen ve katillerin ellerine verilen silahlar, Fransa tarafından ya da Fransa desteği ile ülkeye sokulmuş, katliamı yapan birlikler Fransız askerlerce eğitilmişti. Katliamın arttığı günlerde Fransa’nın Hutu yönetimine hibe yardımları artmış ve hatta Fransız askerleri bizzat katliama karışmışlardı. Fransız uçakları bir yandan bölgeye binlerce tonluk cephaneyi kendi uçaklarıyla indirirken Fransız


hükümeti de bir yandan bunları inkar edebiliyordu.


haksızlığa tanıklık edince tarafsız olamazsın. Durdurmak istemezsen taraf tutmuş olursun