Issuu on Google+

BORSA AKADEM襤 Say覺: 1 / Ocak 2014


Akademik Danışman Arş. Gör. Yasin Erdem Çevik Editör Semiha Nur Cihangeri Yayın Kurulu Semiha Nur Cihangeri Ahmet İren Büşra Daşkın Yağmur Özenci Gizem Oranlı Rıdvan Ersan

İnternet Sitesi

İletişim Gazi Üniversitesi Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Akademi Borsa Merkezi Topluluğu


İçindekiler Editörden ……………………………............................................... -1Ön Yazı ………………………………….............................................. -2Borsaya Genel Bakış ………………………………………………………… -3Makaleler Borsa Evrenine Giriş ………………………………………………………... -10FED Kararı ve Yolsuzluk İddiaları ………………………………………. -12Dünya ve Türkiye Ekonomileri İçin 2014 Yılı Beklentileri …… -15Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Tarihçesi …………………. -20Röportajlar Emre Şahin Röportajı ……………………………………………………….. -26Etkinlikler …………………………………………………………………………. -27-


Editörden Merhaba Sevgili Arkadaşlar; Topluluğumuzun hazırlamış olduğu e-derginin ilk sayısını siz değerli okuyucularımızla paylaşmanın heyecanını duyuyoruz. Dergimizde amaçladığımız şey sizleri borsa, finans, ekonomi ve piyasalar hakkında bilgilendirmek, güncel olayların ekonomiye etkisini yansıtabilmektir. Yayınladığımız makaleler ve röportajlarla okuyucularımızı bu doğrultuda

aydınlatmak,

gündemden

uzak

kalmamalarını

sağlamak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Derginin hazırlanması aşamasında yardımlarını esirgemeyen başta Prof. Dr. Emin Kuru hocamıza sonra değerli arkadaşlarım Akademi

Borsa

Merkezinin

yönetim

kurulu

üyelerine

teşekkürlerimi sunuyorum. Yeni sayılarda buluşmak dileğiyle…

Semiha Nur CİHANGERİ

1


Değerli okurlarımız; İktisadi

ve

İdari

Bilimler

Fakültesi

İşletme

bölümü

3.

sınıf

öğrencisiyim. Akademi Borsa Merkezi topluluğu yönetim kurulu başkanlığına gelmeden önce fakültemizin diğer topluluklarında çeşitli pozisyonlarda görevler aldım.

Topluluğumuz, kuruluşundan bu yana gerek yapmış olduğu teknik gezilerle gerekse de seminer konferans ve benzeri organizasyonlarla öğrenci arkadaşlarımızın borsa, finans ve ekonomi alanlarında bilgi sahibi olması, kendilerini geliştirmesi ve sosyal alanlarda faal olmalarını sağlamaktadır.

Her dönem yenilenen yönetim kurulu kadromuz ile çalışmalarımıza devam etmekteyiz. Dergimizin ilk sayısını sizlerle buluşturmanın mutluluğu içerisindeyiz. Şimdiden emeği geçen herkese teşekkür ederim. Akademi Borsa Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı

Ahmet İren

2


Borsa Nedir? Borsa belli kurallara göre, talep edilen mallar için organize edilmiş piyasaya verilen addır. Örneğin menkul kıymetler (değerli evraklar) ile (örnek olarak hisse senetleri, borçlar) dövizler, belli mallar (Ör. Metaller ve diğer hammaddeler) veya türev hesaplamalar ile alınıp satılabilir. Borsa arz-talep şeklinde - komisyoncunun aracılık yapmasıyla piyasa koşulları ile birlikte işler ve fiyatların (kurların) resmi olarak belirlenmesiyle dengelenir. Alınıp satılan malların fiyatlarının ya da kurların belirlenmesi arz ve talebe göre düzenlenir. Borsaların kendine özgü kuralları ve standartları vardır Hisse senedi, bono ve tahviller genellikle menkul kıymetler borsalarının içerisinde ticareti yapılageldiği halde, döviz ticareti için döviz borsaları (foreign exchange market) veya mal ticareti için emtia borsaları (commodity exchange) vardır. Ana trendin yönü yükselme ise “boğa eğilimi”, düşüş ise “ayı eğilimi” denir. Ayılar düşerken alım yapar, yükselişte uykuda bekler. Boğalar ise yükselirken saldırır, alım yaparlar. İsminin Kökeni Borsa isminin ortaya çıkışı tartışmalıdır. Bununla ilgili üç kuram vardır: 1- Bruggeli asilzade ailesi “van der Beurse” isminin 16. yüzyılda Latince Bursa (post, deriden çuval anlamında) kavramıyla birlikte “Beurs” kelimesine dönüşmesi. “Beurs” kelimesi birçok dile geçmiştir: bourse, Börse, borsa, birsja vb. 2- Aşağı Almanya/Hollanda (bugün Belçika) şehri Brugge’nin isminin kısmen değişmesi. 3- Evlerinde İtalyan tüccarların düzenli olarak iş konuşmaları için toplandığı Bruggeli asilzade aile “de Beurse” isminden türemiş olması. İlk borsa 1531’de Anvers’te kuruldu, dünyanın ilk borsa binası 1613’te Amsterdam’da açılmıştır. Borsa Türleri Malların, her şeyden önce ithal ve tarımsal ürünlerin ticaretine yönelik ticari mal borsaları ilk borsa türleridir. Daha sonradan paslanmayan değerli maden ya da kahve gibi belli ürünlerin ticaretinde uzmanlaşmış uzman ürün borsaları ve özel borsalar ortaya çıkmıştır. Futures mal işlemlerin tasfiye edildiği ve türevlerle işleme konulduğu futures borsalar ya da mala yönelik futures borsalar. Hisselerle ve sabit faizli değerli kağıtlarla yapılan ticaret için değerli kağıtlar borsaları ya da hisse senetleri borsaları (borsa tanımı sık sık borsaların bu özel biçimi olarak kullanılır). Yabancı Paraların Ticareti İçin Döviz Piyasaları Borsaya benzer organize piyasalar mevcuttur, örneğin ulaşım ve sigorta alanı için hizmet borsaları, somut olarak örneğin gemicilik borsası.

3


Ticari Mal Borsası Bir ticari mal borsası diğer adıyla ürün borsası hammadde, tarım ürünleri ya da gıda malzemeleri gibi geri ödenebilir malların işlem gördüğü borsadır. Burada normalde tarım ve sanayi hammaddeleri, mineraller ve de diğer doğal ürünler söz konusudur, ancak sanayi ürünleri bu kapsama girmez. İnsan tarihinin en eski borsaları ticari mal borsalarıdır. Bu borsalar yoğun mal değiş tokuşu yapılan yerlerdeki pazar yerlerinden ve ticaret pazarlarından meydana gelmiştir. Bununla birlikte değerli kağıt borsalarından birkaç yüzyıl daha eskidirler, günümüzde endüstri ülkelerinde bir zamanlar sahip olduğu anlamlarını geniş ölçüde yitirmişlerdir. 1409’da Brugge’de ilk borsa kuruldu; “borsa” kavramı da orada ortaya çıkmıştır. Avrupa borsaları arasında en eski Alman ticari mal borsası 1540’ta kurulan Augsburg Borsasıdır; tahminen Lyon Borsası aynı yıl ortaya çıkmıştır. 1611 yılında işlemlerine başlayan Amsterdam Borsası 17. yüzyılın en önemli ticari mal borsasıydı. Bir ticari mal borsasındaki ücretler sadece arz ve talep yoluyla değil, aynı zamanda spekülasyon yoluyla belirlenmektedir. Ticari mal borsasındaki işler ya hemen bitirme süresiyle lokomotif işler olarak ya da futures işler (futures ticari mal borsası) olarak yürütülür. Bugün ticari mal borsalarında ticaretin devamı ağırlıklı olarak arka alana bağlıdır. Buna rağmen bölgenin satıcıları, alıcıları ve üreticileri için kota etme (listeleme) önceden olduğu gibi öneme sahiptir. Kota etmelerden kasıt hemen teslimatta gerçekten işlem gören ürünler için bölgesel ücretlerdir. Bu, uluslararası ticaret yerlerinde kota edilen ücretlerin bilgisi olarak bölgelerde günlük iş için oldukça önemlidir. Futures Borsası Bir futures borsası (türev borsası ya da seçenekli borsa) futures işlerin (seçeneklerin) tasfiye edildiği borsadır. Burada söz konusu gelecekte tasfiye edilecek işlemlerdir. Sözleşmeler bugünden yapılmıştır. Vadeli İşlem (Futures İş): Zamanlı iş olarak da bilinen futures iş, anlaşmadan sonra belli bir süreyi kapsayan, kesin bir şekilde kararlaştırılmış fiyat üzerinden malın alışı ya da satışı üzerinden yürütülen iştir. İki günden daha fazla bir süreçten itibaren genel olarak bir futures işten bunun yanı sıra bir değerli kağıt alım satımından bahsedilir. Vadeli işlem (Futures İş) türleri: Şartsız futures iş hem alıcı hem satıcı hem de alıcı tarafından her durumda - aynı zamanda şartsız olarak - yerine getirilmek durumundadır. Hakların ve yükümlülüklerin paylaştırılması yoluyla sözleşme imzalanması sırasında prim akışı olmaz. İşin, yerine getirilmesinde nakit dengelemesi ya da verimli bir teslimat ortaya çıkar. Türler genelde aşağıda olduğu gibi birbirinden ayrılır: 1- Future: (borsada işlem gören şartsız futures iş) 2- Forward: (borsa dışı şartsız futures iş) 3- Şartlı futures işte, işin gelecekte uzlaşılan şartlarda yürütülüp yürütülmeyeceğini belirlemedeki seçim hakkı, sözleşme partisine dahil edilir. Şartlı futures işler opsiyonlar olarak da adlandırılır. Onaylı opsiyonlar opsiyon belgesi olarak tanımlanır. Yürütme biçimi “Amerika tarzı” ya da “Avrupa tarzı” olabilir. Amerika tarzı yürütme, temelde var olan bir işin toplam süre (serbest zaman seçimi) esnasında opsiyonun ya da bir opsiyon belgesinin alıcısı tarafından onaylanabilir olması anlamına gelir. Avrupa tarzı yürütmede sadece süre sonuna kadar uygulanabilir. 4


Finansal Vadeli İşlemlerde (Futures İşlerde) Bilgi Futures işleri yürütmek isteyen müşterilere söz konusu ülkenin Değerli Kağıtlar Yasasının ilgili maddesi gereğince değerli kağıt hizmeti şirketince ortaya çıkan riskler hakkında ayrıntılı bilgi verilmelidir. Futures işler manevila etkisi nedeniyle başarı durumunda yüksek kar payını mümkün kılan, fakat yüksek riskleri de ortadan kaldıran aşırı riskli para yatırımları olarak bilinir. Böylesi bir bilgilendirme verildiği takdirde banka ya da broker, müşterinin zararını karşılamakla yükümlüdür. Futures işler aynı zamanda işletmelere özgü riskleri güvence altına almak için işletmeler tarafından işleme konulur. Bu nedenle futures işler birçok işletme için risk yönetiminin tümleyici oluşumunu oluşturur. Kıymetli Kağıtlar Borsası Kıymetli kağıt borsası, diğer ismiyle hisse senedi borsası ya da etki borsası ulusal değerli kağıt ticareti yasası bağlamında kıymetli kağıtların, hisselerin ve türevlerin işlendiği bir borsadır. Burada büyük izleyici toplumunun hisse kurları, tabiri caizse standart kağıtlar sürekli not edilir. Değerli kağıt borsaları ünvanların emisyonuna hizmet etmez, hatta yatırımcıların az masrafla ve mümkün mertebe düşük maliyetlerle değerli kağıtları elde etmelerine ve onlardan tekrardan kurtulmalarına olanak sağlayan sirkülasyon (para piyasası) piyasası olarak vazife görür. Bu durumda değerli kağıt borsaları çağdaş finans piyasası kuramı olarak bağımsız kurum, işlevi sözleşme ortaklarının bir araya gelmesinden oluşan bir hizmet işletmesi olarak görülür. Örneğin Almanya’da öncelikli ticaretin işlendiği yedi tane çağdaş kıymetli kağıt borsası vardır (Ocak 2009). Bunların en büyüğü FWB, yani Frankfurt Kıymetli Kağıt Borsasıdır. Elektronik üzerinden ticaret yapmanın (Almanya'da örneğin XETRA) ve yerel banka üzerinden hemen hemen gerçek zamanda borsalarda dünya çapında doğrudan işlem yapabilmeksizin özel yatırımcılara da erişme olanaklarının gelişmesi yoluyla sonu kestirilemeyen uluslararası bir yapı dönüşümüne doğru yol almıştır. Bu noktada uluslararası tanınan işletmelerin hisselerinin dünya çapında farklı borsa merkezlerinde işlem görebildiği (örn. Frankfurt, Londra, New York) ve böylelikle açılış saatlerinden kaynaklanan daralmalar olmadığı için her bir borsanın bulunduğu noktanın bağımsızlığı söz konusudur. Hem borsa hem de kıymetli kağıt ticareti kıymetli kağıt borsası için eş anlam olarak yorumlanır. Borsalar işlem gören malın biçimine göre adlandırılır: kıymetli kağıt borsaları bu nedenle ticari mal borsalarından, futures borsalardan ve döviz borsalarından ayrılırlar. Borsanın Alt Yapıları Borsa, denetimli fiyatlandırma altında olan karşılanabilir malların zamansal ve yerel olarak yoğunlaştırılmış ticarete hizmet eder. Hedefler; menkul kıymetler, verimlilik artışı, Pazar likiditesi, manipülasyonlara (müdahalelere) karşı koruma gibi işlem maliyetlerinin azaltılması adına artan bir pazar şeffaflığıdır. Daha önce adı geçen borsa dışı ticaretin aksine borsa ticareti, genelde borsa denetleyicisi olan bir kurum, Almanya örneğinde konuşmak gerekirse, Alman Finans Denetim Makamı aracılığıyla ve her ülkenin kendine özgü borsa denetim organları ile kontrol altında tutulmaktadır. ISO 10383 Pazar Tanımlayıcı Kodu sayesinde her bir borsa diğer ticaret platformu gibi dünya çapında tanımlanabilir. Finansal ürünleri satın almak ve satmak için borsalar, merkezi olan karşı tarafın (sözleşmede) önemli faaliyetlerini üslenmektedir.

5


Takas Edilebilirlik: Takas Edilebilirlik kolayca değiştirilebilir malların, dövizlerin ve menkul kıymetlerin bir özelliğidir. Karşılanabilir (değiştirilebilir) değerler bireysel değildir, aynı zamanda kesin olarak diğer parçalar sayesinde cinsi ve miktarı değiştirilebilir. Takas edilebilirlik, borsa (ticareti) için bir ön koşuldur ve kalite normlarının saptanması sayesinde oluşturulur. Pazar Şeffaflığı: Pazar Şeffaflığı ekonomide bir pazarın içerisi hakkındaki bilgilerin mevcut olması anlamına gelmektedir. Bir pazar hakkında ne kadar çok bilgi varsa, o pazar o kadar çok şeffaflaşır. Harika ya da mükemmel pazar şeffaflığı mükemmel rekabetin teorik modeli için bir varsayımdır ve tüm pazar katılımcıları alınıp satılan mallar hakkında, bu malların fiyatları ve diğer koşulları (örnek: yer-teslimat) hakkında eksiksiz bilgi sahibi olmaları gerçeği vardır. Likidite: Likidite kavramı genel anlamda pazar içerisinde ekonomik cinsten bir malın çabucak bir diğerine karşı değiş tokuş edilmesi anlamına gelir. Likidite, döviz piyasalarının dışında en az bir iki varlığın (ekonomik malın) parasal ödeme aracıdır. Likidite bu nedenle yeterli nakit durumunu da ifade eder. Bu durumun yanı sıra istenilen işlemin nakit para olmasını isteyen bir döviz ortağı bulunmalıdır. Statik (Durağan) Likidite: Likidite derecelerinin (düzeylerinin) yardımıyla bir şirketin kapasitesi bütün ödeme yükümlülüklerini zamanında yerine getirebilmesi yönünden incelenebilir. Varlık kapsamında benzer şekilde olduğu gibi burada da sermaye tarafının durumları ile varlık tarafının durumları karşılaştırılmaktadır (Yatay Bilanço Analizleri). Dinamik Likidite: Dinamik Likidite’nin geçerliliği mevcut ödeme araçları ile tahmin edilmektedir ve bir dönem hakkında tahmini gelirlerin (en çok 1 aydan en az 3 aya kadar) bu dönem zarfında mevcut ödeme yükümlülükleri hizmete koyulabilir. Borsa Biçimleri Borsanın klasik biçimi Mevcut Borsalardır (Präsenzbörse) (ya da Parketthandel’dir). Komisyoncular orada şahsen bir araya gelirler ve görüşme yoluyla iş bağlarlar. Bu ya bireysel ticarette ya da müşterilerin vekaletinde ortaya çıkar. XETRA ticaret platformunda olduğu gibi bilgisayardan yürütülen borsalarda bilgisayar destekli ticaret sistemi komisyoncu işlevini üstlenir. Burada veriler bilgisayar maskeleri üzerinden yapılır, bilgisayar sistemi ticareti tasfiye eder ve kurları hesaplar (örn. günlük ortalamaları). Ödeneğin ana payı günlük dünya genelinde komisyoncuların kısmen kendilerinin ekran başında oturdukları bilgisayar destekli borsalar üzerinden tasfiye edilir. Borsa biçimlerinin tanımı genelde işlem gören nesneler yardımıyla gerçekleştirilir: 1- Kıymetli kağıtlar (kıymetli kağıt borsaları) 2- Ticari mallar, ürünler ve hammaddeler 3- Dövizler 4- Hizmetler 5- Türevler 6- Elektriksel akım (Akım borsaları - futures borsasının özel bir türü) 7- CO2 ve diğer emisyonlar Teslimat ve ödemenin tasfiyesi için piyasa katılımcıları arasında kısmen yasalarla derlenmemiş (kural bağlı) yabancı tahvillerin ödenmesi vadesinden oluşur.

6


Açık Piyasa İşlemleri Avrupa Merkez Bankasının en önemli açık piyasa işlemi yaklaşık %70 oranla ana finansman aletleridir. Burada, ticari bankaların ihale süreci içerisinde Avrupa Merkez Bankası’ndan merkez bankası parası elde ederken faiz ödemelerine karşı kullandığı açık piyasa politikası söz konusudur. İhale süreci 2000 yılından itibaren faiz koruma yoluyla hayata geçmiştir. Bunun yanı sıra en yüksek Merkez Bankası parası teklifini veren ticaret bankasına hisse verilmiştir. Daha iyi bir yönlendirme için, Avrupa Merkez Bankası asgari faiz oranı hazırlar. Bu asgari faiz oranı (ana finansman oranı dahil) kendini Avrupa Merkez Bankası’nın taban değeri olarak tanıttı. Bu büyük ölçüdeki mali muameleler haftada bir kez gerçekleştirilecektir. 2007’deki finansal krizle mücadele etmek için, 15 Ekim 2008’den beri Avrupa Merkez Bankası sabit ihale sonrası ödünç para vermektedir. Avrupa Merkez Bankası’nın diğer üç açık piyasa işlemleri, uzun vadeli finansman ticaretleri, ufak ve yapısal operasyonlardır fakat bunlar para politikası amaçları için değil, sadece ticaret bankalarına gerekli likiditeleri temin etmek için kullanılır.

Sermaye ve Döviz Rezervleri Avrupa Merkez Bankası’nın abone sermayesi 5,6 milyar dolar tutmaktadır. Bunlar sahipleri ve aboneleri olan ulusal merkez bankaları tarafından ödenir. Bir Ulusal Merkez Bankası’nın toplam ödeme oranı Bir anahtar olarak tanımlanmalıdır, bu anahtar her üye devletin geçtiğimiz yıllarda Avrupa Merkez Bankası’nın kuruluşundan önce ve üye devlet topluluğunun Avrupa Merkez Bankası’nın kuruluşundan beş sene öncesindeki piyasa fiyatlarını sıraya koymasıdır. %21 gibi büyük bir kısmına Federal Alman Bankası sahiptir. Ağırlıkları her 5 yılda bir güncellenir. Euro alanının Ulusal Merkez Bankası tüm sermayeyi ödemek zorundadır Ve diğer AB üyesi devletlerin işletim masraflarına katkıda bulunmak için kendi abone sermaye yüzde yedisini kasaya yatırırlar. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası, Euro bölgesi döviz rezervlerinin Ulusal Merkez Bankası’ndan karşılık olarak 50 Milyar Euro kazanıyordu, şu anda bu fiyat geçici olarak 40 Milyar Euro. Rezervler sadece Avrupa Merkez Bankası tarafından muhafaza edilip tahsis edilir, bu işlemlere ulusal Merkez bankası tarafından devam edilecektir. Belli bir reserv limitinden sonra şirketler Avrupa Merkez Bankası’nın onayına ihtiyaç duymaktadır. Her bir Ulusal Merkez Bankasının hesaptaki hissesi abone sermaye miktarı ile orantılıdır. Hesabının yüzde 15’i altın şeklinde ödenmiş, geri kalan kısmı Amerikan Doları ya da Japon Yeni olarak tahsis edilir. 2007 yılının sonunda kur rezervinin %79,7’si dolar ve %23’ü Japon yeni olarak hesap edildi. 2006 dolar rezervlerinin payı hala %83’te, Yen ise %17 idi. Kontrol ve Şeffaflık Avrupa Merkez Bankası demokratik kurum ve halkın denetimine tabidir. Ayrıca Avrupa Merkez Bankası raporlama ihtiyaçlarını karşılar. Euro sisteminin işleyişi hakkında her hafta ve yıllık olarak, mevcut ve önceki yılların para ve kur politikaları hakkında yıllık rapor verir. Bu yılık raporları Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği Konseyi muhafaza eder. Bu kontrole ek olarak Avrupa Merkez Bankası’nın çalışmaları, mali tabloların incelenmesi, dış denetçilerin gözetimine tabidir, Avrupa Mahkemesi denetçilerin ve iç denetim organlarının verimliliğini inceliyor. Bunların arasında; 7


1- Doğrudan kurulun emrine verilen iç denetim ve kurul tarafından belirlenen yönetmelikleri uygulayan, 2- iç kontrol yapısı gibi, her bir organizasyon bütünlüğü, müdürlük ya da şube gibi sorumludur. Avrupa Merkez Bankası personeli ve yönetim kurulu için bir davranış kodu geçerlidir, içeride işlemler personele göre yapılmalıdır. Bir etik danışmanı, profesyonel davranış ve saygıyı gizli bir rehberlik çerçevesinde sağlamalıdır. 1. Avrupa Parlamentosu kararı üzerine 1 Ocak 2002 tarihinde dahili bir veri koruma görevlisi atanmıştır. Bu koruma görevlisi Avrupa Merkez Bankası Yönetim Kurulu İç Denetim Komitesi adına denetimleri yürütür. Bankanın tamamından sorumludur ve bu revizyonları koordine eder. Dolandırıcılıkla mücadele etmek için Avrupa Merkez Bankası 2004 yılından beri Avrupa Sahtecilikle Mücadele Ofisi tarafından kontrol edilir. 1999 dan beri dolandırıcılıkla mücadele için özel bir programları vardır; çünkü bağımsızlıkları için Avrupa Sahtecilikle Mücadele Ofisi tarafından kontrol edilmek istememektedirler. Komisyon bu karara karşı Avrupa Adalet Divanına şikayette bulunmuş ve mahkeme Avrupa Merkez Bankası’nın bağımsız kalmak için yasalara dikkat etmesi gerektiğini açıklamıştır. Avrupa Merkez Bankası kendi şeffaflığını elde etmeye çalışan bir kurumdur ayrıca, yani kamu ve pazarlarını, önemli bilgilerini stratejileri, değerlendirmeler, kendi para politikası kararlarını kendi yöntemlerine açık, anlaşılır bir şekilde hazırlar. Avrupa Merkez Bankası hangi hedefleri hangi yolu izleyerek yaptığını kamuoyu ile paylaşmak istiyor. Diğer merkez bankaları tarafından da gerekli görülen şeffaflık aracılığı ile güvenilirlik ve para politikasının etkisi güçlenir. Şeffaflık, güvenirlilik, disiplin ve öngörülebilirliğe bağlıdır. Güvenirlilik, geniş kapsamlı ve net bilgiler ile Avrupa Merkez Bankasının görevleri yerine getirilir. Avrupa Merkez Bankası ekonomik durumunun yanı sıra kendi değerlendirmesi ve para politikası sınırları üzerine görüşlerini yayınlar. Şeffaflık öz disiplin ve para politikasına tutarlılık getirmelidir, böylelikle politikacıların çalışmaları daha kolay doğrulanabilir. Kararlarının öngörülebilirliği için Avrupa Merkez Bankası ekonomik gelişmesindeki değerlendirmeleri ve para politikası stratejilerini duyurur. Böylece para politikası eylemleri tahmin edilebilir ve pazarda daha fazla ve daha doğru bir yer alır. Makul beklentiler sayseyinde önlemler ile onların etkileri arasındaki zaman dilimi azalmakta, ekonomik gelişime uyum hızlandırılmakta ve para politikasının etkinliği arttırılmaktadır. Organize Piyasa Organize Piyasa’nın örneğin Alman Menkul Kıymetler Kanunu’na göre tanımı; bir ülkede, Avrupa Birliği üyesi olan başka bir devlette ya da Avrupa Ekonomisi üzerine anlaşma yapmış başka bir ülkede devletin düzenlemeleri aracılığıyla işletilen ya da yönetilen, onaylanmış ve çok taraflı izlenen bir sistemdir. Bu, ticarette kişilerin satın alma ve satıştaki çokluğun talebinin sistem içerisinde onaylanmış mali araçların ve bir yöntem içinde düzenlenmiş hükümlere göre bir araya getirilmesinin ya da bir araya getirilmesinin teşvik edilmesidir. Bu ise, finansal araçların satın alınması üzerine bir anlaşma yapıldığının göstergesidir. Borsanın bu tanımı genellikle her bir Borsa Segmenti Menkul Kıymetler Kanunu’nun organize piyasaları olmayan Dış Borsa Ticareti anlamına gelmektedir, yani borsalar devlet (devlet kuruluşları) ve Merkez Bankası aracılığıyla denetlenir, kontrol edilir ve genel anlamda makro ekonomik vadelerden etkilenir. Borsalar kusursuz bir piyasanın mikro ekonomik tanımına en yakındır örnektir. 8


Avantajları: Finansal ürünleri hem talep edenler hem de sağlayanlar, organize piyasalarda bu pazar tipinin faydalarını bir sırada sunmaktadır. Resmi denetleme aracılığıyla ayrıca garanti altına alınan sürekli olaylar bütün katılımcılar adına manipülasyon (kullanma) ve yasadışı firmaların riskini azaltmaktadır. Dezavantajları: Organize piyasalarda giriş çoğunlukla bir dizi kabul şartlarından oluşmaktadır. Bu nedenle performanslar, işlemler, gerekli kamu işi ve aşırı talepler, örneğin listelere alınmış firmaların muhasebesi için önemsiz olmayan harcamalar ortaya çıkmaktadır. Şayet bir firma seçici bir kitleye ulaşmışsa, firmanın ticarette organize piyasalara katılması bu yüzden çok kez karlı olmamaktadır. Aynı zamanda muhasebe gereksinimleri ile firma ödemelerine yönelik kamuoyu duyuruları da organize piyasalara katılmış olan şirketleri korkutmaktadır. Türkiye'de Borsa Türkiye'de borsanın tarihi Osmanlının son dönemlerine kadar uzanmakla (özellikle bono piyasası) birlikte 1970 ve 1980 lerin ilk yarısında, mekan olarak Sirkeci Vakıf Han'da bir tür tezgah üstü piyasa (OTC; over the counter) şeklinde faaliyette bulunuyordu. (Tezgah üstü piyasalarda, sermaye piyasasına aracılık eden kurumlar, kendi aralarında bir borsanın belirleyici kural ve tüzüklerine uyma zorunluğu duymadan işlem (alım/satım) yaparlar.Bugün en gelişmiş piyasalardan biri olan Amerika Birleşik Devletlerinde bazı küçük işlem hacmine sahip firmalar, borsa haricinde OTC olarak işlem görürler.) İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), konjektürel gelişmeler sonucu, hisse senetlerinin ticaretinin düzenlenmesi ve standartlaştırılması amacıyla 1986 yılında Karaköy-Tophane'de faaliyete geçmiş bulunmaktaydı. Günümüzde, kendi modern binasıyla İstinye'de faaliyetini sürdürmektedir. İlk zamanlarda az sayıda şirket, düşük işlem hacmi ve Türk ekonomisine endeksli hareket eden İMKB, günümüzde Hisse Senetleri Piyasası'nda 330'dan fazla şirketin hisse senedi, Tahvil ve Bono Piyasası'nda ise devlet tahvili ve hazine bonolarının yoğun olarak işlem gördüğü bir borsa haline gelmiştir. Hisse Senetleri Piyasası'nda günlük ortalama 1 milyar dolar, Tahvil ve Bono Piyasası'nda ise günlük ortalama 8,5 milyar dolarlık işlem hacmiyle dünya ekonomileriyle entegre bir şekilde faaliyetini sürdürmektedir.

9


Rıdvan Ersan Akademi Borsa Merkezi

BORSA EVRENİ’NE GİRİŞ Muhtemelen Eski Roma’dan beridir insanların en çok merak ettiği ancak cevabı bulmayı hiç istemediği sorudur, “Borsa’nın ne olduğu” sorusu. Kumar mı, Şans Oyunu mu Yatırım Aracı mı… Bilinen ilk spükülatif hareketler o dönemde başlamıştır. Yazıya devam etmeden önce birkaç terimi açıklamam gerekir ki bu kelimelerin anlamını bugün bile çok az kişinin bildiğine eminim. Bu durumun kaynağı konunun karmaşık olmasından değil, insanların “borsa” söz konusu olunca İlk Çağ mantığıyla hareket etmesidir. Spekülasyon: Fiyat değişikliklerinden kâr sağlama amacıyla yapılan girişimdir. Manipülasyon: Bazı kişilerin, birtakım bilgi kanallarını kullanarak, Borsa’da işlem yapmak isteyenlerin, hisse senetleri veya türevlerini alıp ya da satması yönündeki kararını etkilemesi işidir. Öncelikle “Borsa” nedir? Bunun tanımına günümüzde kolayca ulaşabilirsiniz o yüzden ben benzetmeler içeren bir tanım kullanacağım. Borsa’yı; içinde hisse senetleri, opsiyon sözleşmeleri, vadeli sözleşmeler, emtia sözleşmeleri vb. türev araçların alınıp/satıldığı bir Pazar Yeri ya da AVM(Alışveriş Merkezi) olarak düşünebiliriz. Zaten tarihteki ilk spekülatif işlemler de bildiğimiz sebze meyve pazarı gibi açık alanlarda yapılıyordu. Yıllar geçtikçe bu işlemler daha bir organize hâl alıp koca koca Borsa binalarında yapılır oldu. Tabii elektronik sistemler sağ olsun eskiden bu binaların içinde birbirini yiyen alıcılar ve satıcılar artık yok. Her şey elektronik ortamda hallediliyor. Artık yok dediysek binaların içi boş değil tabii ki brokerlar, o borsanın yöneticileri vb. kişiler var. (AVM yöneticileri gibi düşünün. AVM’ler he ne kadar içinde sadece mağaza bulunduran bir yapı olsa da bir şirket gibi yönetiliyor.) Şimdi Borsa denen şeyin bazı insanların deyimiyle “Kumarhane” olmadığını anladık. En azından içinde rulet masası falan olmadığından bu sonuca varabiliriz. Artık Borsa’nın nasıl bir şey olduğunu kafamızda tasarladık. Bu çarkın içine girme ya da girmeme kararı size kalmış. Bu yazıdan sonrası daha çok bu çarkın içine girmek isteyenleri ilgilendirecektir. Borsa konusunda yaygın ve bir o kadar da yanlış kanılardan bahsedelim. Borsa kısa yoldan köşeyi dönme yeridir. Şu an bu satırları yazdığıma göre öyle olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Tabii George Soros veya Warren Buffett gibi dahi değilseniz. O dahilerin bile bugünlere gelmesinin ortalama bir insan ömrü kadar zaman aldığını düşünürsek, o yolun pek “kısa” olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaten öyle bir şey olsaydı, brokerların, portföy yöneticilerinin ya da borsadaki temizlik görevlilerinin bile şu anda tuvalet kağıdı yerine dolar kullanması olasıydı. Maalesef dünyada öyle bir sistem yok.

10


Borsa kumardır. İnsan doğası itibariyle çalışmayı sevmeyen bir varlıktır. Para’nın icadından beri hayatını devam ettirebilmek için paraya ihtiyacı vardır. Ancak bu tembel ve oturduğu yerden para kazanma arzusu onu “aç gözlülük” dürtüsüyle tarihte ve günümüzde “Kumar, Şans Oyunu vb.” gibi şeylere itmiştir. Çünkü 10$ sermayeyle kısa zamanda milyon dolarların sahibi olunması bu tarz şeylerde olasıdır. Olası ama ne kadar? İşte bu yollara sevk olan insanların kendine sormadığı soru da bu. Gel gelelim Borsa’ya. Borsa’ya bu gözle bakılmasının nedeni de başarının direk parayla ölçülmesidir. Aynı kumar veya şans oyunlarında olduğu gibi. Başarının “Para” ile ölçüldüğü her alanda olduğu gibi Borsa’da da insanlar genellikle mantığını bir kenara bırakıp işlem yaparlar. Çünkü mantıklarıyla değil, duyguları ve dürtüleriyle yönetiliyorlardır. Bu da zaten para kaybetmek için mükemmel bir ruh halidir. Dolayısıyla bu şekilde bir ruh haliyle işlem yapan ve kaybetmeye mahkûm olan insanların da Borsa’ya “kumar” benzetmesini yapması garipsenecek bir durum değildir. Borsa’da sadece büyük balıklar kazanır. Küçük yatırımcı sadece sömürülür. Öncelikle böyle düşündüğü hâlde bir insan yine de Borsa’ya giriyorsa, para kaybetmeyi seviyor demektir. Bu söylem “Zenginler kanser olmaz, ama fakirler olur” söylemiyle aynı saçmalığı barındırmaktadır. Evet büyük balıklar çok kısa bir süre koca piyasayı bile manipüle edebilir. Ama dediğim gibi çok kısa bir süre. Uzun süre bir piyasayı manipüle edecek finansal güce sahip insanoğlu daha doğmadı sanırım. Bu kısa sürede de zaten felaket senaryolarına, kötümser açıklamalara, panik havasına ya da pembe senaryolara, iyimser ve bardağın sadece dolu tarafını gören açıklamalara, bayram havasına kendini kaptıran kişi çoktan cebine başkasının elini sokmasını kabullenmiş demektir. Borsa’da böyle dayaklar yiyen kişilerin yukarıdaki savı savunması da gayet normal bir şeydir. Borsa’da yükselince herkes kazanır, düşünce herkes kaybeder. Bu da yanlış bir önermedir. Borsa “sıfır toplamlı” bir oyundur. Yani siz kaybediyorsanız birileri kazanıyordur ya da siz kazanıyorsanız birileri kaybediyordur. Bu kaybı illâ parasal kayıp olarak düşünmeyin. Fırsat kaybı da buna dahildir. Örneğin; analizleriniz sonucu yükseleceğini düşündüğünüz bir hisse senedini aldığınız, o hisse senedinin değeri yükseldi ve siz kâr elde ettiniz. İşte bu hisse senedini size satan kişi bu fırsatı kaybetti. Belki para kaybetmedi ama kâr etme şansını kaybetti. Şimdilik yazıyı burada sonlandırıyorum. Gelecek yazıda, Borsa’ya adım atan kişinin karşılaşacağı yol ayrımı, hangi yoldan gideceğine karar verme süreci ve bu karar verme süreçlerinde yapılan hatalardan bahsedeceğim. Esen kalın. Not: Sorularınız olursa yazıya soru-cevap kısmı da ekleyeceğim sonraki sayılarda. Sorularınızı; sentiusprime@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

11


Mahfi Eğilmez

FED KARARI MI? YOLSUZLUK İDDİALARI MI? PİYASAYI DAHA FAZLA BOZDU FED KARARI VE YOLSUZLUK İDDİALARI 2013 yılının sonuna doğru ekonomide ve ekonomiyi etkileyecek çerçevede önemli iki gelişme yaşandı: (1) Fed’in “niceliksel gevşeme” (quantitative easing ya da kısaca QE) adı altında uyguladığı tahvil alım programı çerçevesinde her ay yaptığı 85 milyar dolarlık tahvil alımının miktarını 10 milyar dolar azaltması. (2) Geçtiğimiz hafta ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları ve bu iddialarla ilgili başlatılan soruşturmalar. 16 – 20 Aralık 2013 haftasına girerken ve haftadan çıkarken başlıca piyasa göstergeleri şu görünümdeydi. Gösterge

16.12.2013 Pazartesi sabahı

20.12.2013 Cuma akşamı

2,04 2,81 2,42 1,38 74.065 8,92 188

2,09 2,86 2,47 1,36 69.573 9,61 221

USD kuru (TL) Euro kuru (TL) Kur sepeti (1/2 USD + 1/2 EUR) USD EUR Kuru (USD) BIST 100 Endeksi Gösterge Faiz (%) CDS Primi (Baz Puan)

İki Tarih Arası Değişim (Türkiye açısından, %) -2,5 -1,8 -2,1 1,4 -6,1 7,7 17,6

Bu iki olayın etkisiyle bir hafta içinde TL USD’ye karşı yüzde 2,5, Euroya karşı yüzde 1,8 değer kaybederken sepet kur yüzde 2,1 yükseldi. BIST 100 endeksi yüzde 6,1 değer kaybederken, gösterge tahvilin faizi yüzde 7,7 artışla çift haneye yaklaştı. Türkiye’nin CDS primi yüzde 17,6 ile ciddi bir artış yaşadı. USD Euro kurunda USD lehine yüzde 1,4 oranında bir artış (ya da Euro aleyhine yüzde 1,4 oranında bir düşüş) ortaya çıktı. Bu veriler içinde USD EUR kurundaki değişime baktığımızda Fed’in tahvil alımlarını azaltmasının USD’yi Euroya (ve diğer para birimlerine) karşı güçlendirdiğini söylememiz mümkün. Bu değişimin TL üzerinde her iki para birimine karşı değer kaybı biçiminde etkili olduğu görülüyor.

12


Türkiye’de piyasaları etkileyen ikinci olay yukarıda değindiğimiz yolsuzluk iddiaları ve bu iddialar çerçevesinde soruşturmalar oldu. Bunların etkisini kurlar, BIST 100, faiz CDS primi üzerinde görmek mümkün olabiliyor.

KIRILGAN BEŞLİNİN EN KIRILGANI KİM? Aşağıdaki tabloda geçtiğimiz haftaya girişte ve çıkışta kırılgan beşlinin (Brezilya, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika ve Türkiye) para birimlerinin USD karşısındaki değerleri yer alıyor. Tabloya göre Geçtiğimiz haftada Hindistan Rupisi dışında kalan paraların hepsi USD karşısında değer kaybetmiş ve en yüksek kaybı TL yaşamış. TL’nin, diğer paralara karşı yaşadığı daha yüksek değer kaybının ardında yolsuzluk iddia ve soruşturmalarının olduğunu görmek mümkün. Para Birimleri vs USD Türk Lirası Brezilya Reali Hindistan Rupisi Endonezya Rupiahı Güney Afrika Randı

16.12.2013 Pazartesi sabahı 2,04 2,33 62,1 11980 10,3

20.12.2013 Cuma akşamı 2,09 2,38 61,9 12112 10,4

İki Tarih Arası Değişim (%) -2,5 -2,1 0,3 -1,1 -1,0

Aşağıdaki tablo hafta başı ve sonu itibariyle Hindistan dışındaki kırılgan beşlinin CDS primlerini sergiliyor (Hindistan verileri düzenli olmadığı için buraya alınamadı.) Tabloya göre geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’nin CDS primi yüzde 17,6 oranında artarken diğer ekonomilerin CDS primlerinde düşüş ortaya çıkmış. Yani öteki ekonomiler haftayı risklerini azaltarak geçirirken Türkiye’nin risklerinde ciddi artış algılanmış. Bu bize yolsuzluk iddia ve soruşturmalarının yarattığı etkiyi gösteriyor.

CDS Primleri (Baz Puan) Türkiye Brezilya Endonezya Güney Afrika

16.12.2013 Pazartesi sabahı 188 182 216 194

13

20.12.2013 Cuma akşamı 221 179 212 193

İki Tarih Arası Değişim (%) 17,6 -1,6 -1,9 -0,5


Aşağıdaki tablo bu beş ülkede borsa endekslerinde geçtiğimiz hafta yaşanan değişimi gösteriyor. Türkiye borsası dışındaki ülkelerin borsalarında artış söz konusu olmuş. Buna karşılık Türkiye Borsası (BIST 100) hafta başından hafta sonuna yüzde 6,1 oranında düşüş sergilemiş. Borsa Endeksleri Türkiye Brezilya Hindistan Endonezya Güney Afrika

16.12.2013 Pazartesi sabahı 74.065 50.200 6.207 4.126 43.800

20.12.2013 Cuma akşamı 69.573 51.186 6.274 4.196 44.574

İki Tarih Arası Değişim (%) -6,1 2,0 1,1 1,7 1,8

Özet ve Sonuç Anlattıklarımızın özeti şudur: Fed’in tahvil alımlarında azaltmaya gitmesi Hindistan dışında kırılgan beşlinin para birimlerini değer kaybı biçiminde etkilemiş, buna karşılık Türkiye dışındakilerin CDS primleri düşerken borsa endeksleri yükselmiş, Türkiye’nin ise parası değer kaybederken CDS primi yükselmiş, borsası da düşmüş bulunuyor. Anlattıklarımızın ulaştığı sonuç da şudur: Türkiye piyasaları Fed’in tahvil alımını azaltma kararından çok, hafta içinde başlayan yolsuzluk iddiaları ve soruşturmaların etkisiyle bozulmuş görünüyor. Bulunduğumuz nokta ise şudur: İç gelişmelerin, ekonomiyi, dış gelişmelerden daha fazla etkileyeceği bir döneme girmiş durumdayız.

14


Büşra DAŞKIN Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri bölümü 3. sınıf

DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN 2014 YILI BEKLENTİLERİ Dünya ekonomisinde 2013 yılı büyüme oranı yüzde 2,3 düzeyinde gerçekleşecek. Dünya ekonomisi 2013 yılını beklentilerden düşük büyüme oranıyla kapatırken, bu durum ticareti de olumsuz etkiledi. 2014 yılı içinse daha iyimser tahminlerde bulunuluyor. Dünya ekonomisi 2012 yılında yüzde 2,6 büyüme gösterdikten sonra 2013 yılına da yüzde 2,8 büyüme beklentisiyle girdi. Ancak gelişmiş ülkelerde toparlanmanın gecikmesi ve özellikle gelişen ülkelerin büyüme performansının yavaşlaması sonucu, dünya ekonomisinde 2013 yılı büyüme oranı yüzde 2,3 düzeyinde kaldı. Büyümenin beklentinin altında kalması dünya ticaretini de olumsuz etkiledi. 2014 yılında dünya ekonomisinde büyümenin yüzde 3 olarak gerçekleşeceği öngörülüyor. Bu öngörü doğrultusunda 2014 yılında büyüme 2012 ve 2013 yıllarına göre daha yüksek olacak. Büyümenin daha yüksek gerçekleşeceği öngörüsü arkasındaki temel dayanak ise gelişmiş ülkelerin tamamının 2014 yılında büyüme göstermesi ve büyüme performanslarındaki iyileşmedir. Nitekim son bir buçuk yıldır resesyon içinde olan Euro Bölgesi’nin 2014 yılında yüzde 1, Avrupa Birliği’nin ise yüzde 1,3 büyümesi bekleniyor. İtalya, ispanya, Portekiz ve Yunanistan dahil tüm Avrupa Birliği ülkelerinde yeniden büyüme yaşanacak. ABD’de de büyümenin hızlanması ve 2014 yılında yüzde 2,6’ya kadar yükseleceği tahmin ediliyor. Gelişen ülkeler tarafında ise büyüme performansı potansiyellerinin altında kalmaya devam edecek. Gelişen ülkelerin 2014 yılında yüzde 5,1 büyümesi olasıdır. Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya daha yavaş büyüyecek. Türkiye’nin yakın ve yeni pazarlarını oluşturan Bağımsız Devletler Topluluğu’nda büyüme yüzde 3,4, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yüzde 3,6 ve Sahra Afrika’sında ise yüzde 6 düzeyinde seyredecek. Dünya ticareti 2012 ve 2013 yıllarını oldukça durağan geçirdi. Gelişmiş ülkelerin ithalatları ile gelişen ülkelerin ihracatları 2012 ve 2013 yıllarında aynı seviyede kaldı. Buna bağlı olarak dünya ticaretindeki büyüme çok sınırlı gerçekleşti. 2014 yılında ise dünya ticaretinde yeniden yüzde 56 arasında bir büyüme (değer bazında) yaşanacak. Dünya ticaretindeki büyümenin tetikleyicisi ise gelişmiş ülkelerin yeniden daha hızlı büyümesi ve ithalatlarını miktar bazında yüzde 4 artıracak (2013 yılında yüzde 1 artış) olmasıdır. Gelişen ülkelerin ihracatlarının da 2014 yılında yüzde 5,8 artması (miktar bazında) bekleniyor. Yine miktar bazında gelişen ülkelerin ithalatında yüzde 5,9, gelişmiş ülkelerin ihracatında da yüzde 4,7 artış gözlenecek. ABD’nin uyguladığı genişletici para politikasından çıkışı, dünya ekonomisi için belirleyici unsur haline geldi. 2013 yılında beklenen çıkış gerçekleşmese dahi ABD Merkez Bankası FED’in bu çıkışı 2014 yılında başlatacağı düşünülüyor. Buradaki temel varsayım da ABD ekonomisinin kalıcı ve yeterli bir büyüme performansına ulaşacak olmasıdır. 15


Dünya ekonomisindeki büyümeyi de ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde artık kalıcı hale geleceği düşünülen bu performans hızlandıracak. Bu çerçevede 2014 yılında ABD’nin parasal genişlemeden çıkışa başlayacağı temel bir varsayım olarak ele alınıyor. Parasal genişlemeden çıkış, gelişmiş ülkeleri etkilemeyecek fakat gelişen ülkelerin büyüme performansının, 2014 yılında mevcut potansiyelin altında kalmasına neden olacak. 2014-2016 dönemini kapsayan orta vadeli program 2014 yılı beklentilerini, hedeflerini ve politikalarını içeriyor. Program 2014 yılı önceliğini tasarrufların artırılmasına veriyor. Türkiye’nin iç tasarrufları 2013 yılında milli gelirin yüzde 12,5’ne kadar geriledi. Türkiye giderek daha fazla tasarruf açığı veriyor ve bu nedenle daha çok dış tasarruf kullanıyor. Yani dış borç alıyor. Böyle bir ekonomik model sürdürülebilir değildir. Bu nedenle 2012 yılında ekonomide dengelenmeye, 2013 yılında kredi notu artışına odaklanan orta vadeli program, 2014 yılında bu kez iç tasarrufların artırılmasını amaçlayacak. Bir ülkede tasarrufların artırılması için çeşitli politika araçları kullanılabilir. Yüksek reel faiz uygulaması bunlardan biridir. Ancak yüksek reel faizler artık eskisi gibi tasarrufların artırılmasında çok etkili değildir. Reel faizler düşünce tüketim artıyor ama reel faizler yükselince tasarruflar aynı ölçüde artmıyor. Yeni orta vadeli programda iç tasarrufların artırılması için en önemli öncelik iç tüketimin sıkılaştırılması olacak. Bunun için de gelirin üzerinde kredi kartı ve tüketici kredileri ile yapılan harcamaların sınırlanması amaçlanıyor. Bu amaçla kredi kartları ve tüketici kredileri ile ilgili sınırlayıcı düzenlemeler başlatıldı. Kredi kartlarında ve tüketici kredilerinde taksit sayısına ilişkin olarak da özellikle otomotiv ve dayanıklı tüketim malı harcamalarında sınırlamalara gidilecek. 2014 yılında iç tüketimi kolaylaştıran veya hızlandıran kredi ve borçlanma olanakları azalacak.

16


TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyete geçmiştir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A.Ş., banknot ihraç eden, hükümetin para ve kredi politikasını yürüten, veznedarlık görevini üstlenmis ve devletin iktisadi ve mali danışmanlığını yapan yasal olarak bağımsız bir ekonomik kurumdur. TCMB'nın temel amacı fıyat istikrarını sağlamaktır. Banka temel amacıyla çelişmedikçe ülkenin kalkınması için uygulanacak politikaları da desteklemeye çalışmaktadır. Banka para politikasının uygulanmasında tek başına yetkilidir. Fiyat istikrarını sağlamak amacıyla belirleyeceği politika dahilinde para politikası araçlarını serbestçe kullanabilmektedir. Bankanın politika araçlarını uygulamada ve ekonomiyi takip etmede ihtiyaç duyacağı bilgileri toplama ve kurumları denetleme hakkı bulunmaktadır. TCMB günümüzde fiyat istikrarının sağlanması için enflasyon hedeflemesine dayanan para politikası uygulamaktadır. Faiz oranın belirlenmesi nedeniyle para arzı tam olarak denetlenmemektedir. 2001 krizi sonrasında benimsenen serbest döviz kuru rejimine paralel olarak aşırı oynaklıklar dışında döviz piyasasına müdahale edilmediği gözlenmektedir. 2011de göreve gelen ve devam etmekte olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı, Doç. Dr. Erdem BAŞÇI’dır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın organizasyon yapısı, yönetim, merkez teşkilatı, şubeler ve temsilcilikler olmak üzere dört gruba ayrılabilir.

17


Bankanın temel faaliyetlerinin yurt içinde yapılması için kurulmuş teşkilattır. Bankanın 21 adet şubesi bulunmaktadır; Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, İskenderun, İstanbul, İzmir, İzmit, Kayseri, Konya, Malatya, Mersin, Samsun, Trabzon ve Van şubeleridir. Yurtdışı temsilcilikler, bankanın etkinlik alanına giren konularda bulundukları ülkelerin kurum ve kuruluşlarında bankayı temsil etmek ve geliştirmekle görevlidirler. Bankanın dört tane yurt dışı temsilciliği bulunmaktadır. Frankfurt, Londra, New York ve Tokyo temsilcilikleridir.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Tarihçesi Osmanlı Dönemi Osmanlı Devleti’nin klasik örgütlenme düzeninde; para miktarının ayarlanması, kredi hacminin düzenlenmesi, altın ve döviz rezervlerinin yönetimi ile iç ve dış ödemelerin gerçekleştirilmesi gibi ekonomik faaliyetler; hazine, darphane, sarraflar, vakıflar, bedestenler ve loncalar gibi farklı kesimler tarafından yürütülmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar büyük oranda devam eden bu yapı içinde Osmanlı Devleti, padişah adına “altın sikke” basımını gerçekleştirmiştir. Osmanlı Devleti, Kaime-i nakdiye-i mutebereleri 1840 yılında dolaşıma çıkartmıştır. 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında yurt dışından ilk kez borçlanan Osmanlı Hükûmetinin dış borçların ödenmesi konusunda aracılık görevi üstlenecek bir devlet bankasına ihtiyaç duyması üzerine, 1856 yılında merkezi Londra’da bulunan İngiliz sermayeli “Ottoman Bank (Bank-ı Osmanî)” kurulmuştur. Bankanın yetkileri küçük miktarlarda kredi vermek, Hükûmet’e avans sağlamak ve bazı Hazine bonolarını iskonto etmekle sınırlandırılmıştır. 1863 yılında Ottoman Bank kendini feshederek İngiliz-Fransız ortaklığı şeklinde “Bank-ı Osmanî-i Şahane (Osmanlı Bankası)” adını almış ve bir devlet bankası niteliği kazanmıştır. Bankaya otuz yıllık bir süre için banknot basma ayrıcalığı ve tekeli verilmiştir. Banka ayrıca devletin haznedarlığını üstlenerek devlet gelirlerini tahsil etmek, Hazinenin ödemelerini yerine getirip bonolarını iskonto etmek, iç ve dış borçlara ilişkin faiz ve anapara ödemelerini yapmakla da görevlendirilmiştir. Osmanlı Bankasının sermayesinin yabancılara ait olması zamanla tepkilere yol açmış, bu tepkiler bir merkez bankasına olan ihtiyaç doğrultusunda ulusal bir merkez bankası kurulması fikrinin temelini oluşturmuştur. Yerli sermayeye dayalı bir merkez bankası kurma çabaları 11 Mart 1917 tarihinde “Osmanlı İtibar-ı Millî Bankası”nın kurulması ile sonuçlanmıştır. Ancak bu anka, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile ayrılması nedeniyle merkez bankası işlevlerini görecek bir ulusal banka olma amacına ulaşamamıştır. Cumhuriyet Dönemi Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, dünyada ortaya çıkan emisyon sağlayacak merkez bankalarının oluşturularak ülkelerin kendi para politikalarını bağımsız olarak belirlemeleri yönündeki eğilimin etkisiyle ve ülkemizde Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasi bağımsızlığı ekonomik bağımsızlıkla güçlendirmek amacıyla bir merkez bankası kurulması yönündeki tartışmalar ve çalışmalar hız kazanmıştır. Bu konu ilk olarak 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde ele alınmış ve “millî devlet bankası” kurulması fikri üzerinde durulmuştur.

18


1927 yılında Maliye Bakanı Abdülhalik Renda merkez bankası kurulması hakkında bir kanun taslağı sunmuş, bu taslağın kabul edilmesi üzerine merkez bankasının kuruluş aşamasında ülkemiz yetkililerine yardımcı olmak üzere diğer ülkelerin merkez bankalarından da görüş istenmiştir. 1928 yılında Türkiye’ye davet edilen Hollanda Merkez Bankası İdare Meclisi Üyesi Dr. G. Vissering, hazırladığı raporda Hükûmet’e bağlı olmayan ve bağımsız bir merkez bankasının gerekliliğine dikkat çekerken; 1929 yılında İtalyan Uzman Kont Volpi, Türk parasının istikrarının sağlanması için bir merkez bankası kurulmasının şart olduğunu belirtmiştir. Bu gelişmelerin ardından Hükûmet, merkez bankası kurulmasına ilişkin gerekli yasal çerçevenin hazırlanması için harekete geçmiş, Lozan Üniversitesinden Prof. Leon Morf’un katkılarıyla Merkez Bankası yasa tasarısı hazırlanmıştır. Tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 11 Haziran 1930 tarihinde kabul edilerek “1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu” adı ile 30 Haziran 1930 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Merkez Bankası, farklı kurum ve kuruluşlarca yürütülen işlevlerin tek elde toplanmasını takiben 3 Ekim 1931 tarihinde faaliyetlerine başlamıştır. Diğer kamu kurumlarından farklılığının ve bağımsızlığının bir göstergesi olarak anonim şirket biçiminde hukuki varlığını kazanan Bankanın hisseleri (A), (B), (C) ve (D) sınıflarına ayrılmıştır. A sınıfı hisseler Hazineye ait olup Bankanın bağımsızlığının güçlendirilmesi amacıyla Kuruluş Kanunu’nda bu hisselerin toplam sermayenin yüzde 15’inden fazla olamayacağı belirtilmiştir. B sınıfı hisseler milli bankalara, C sınıfı hisseler yabancı bankalar ile imtiyazlı şirketlere, D sınıfı hisseler ise Türk ticaret kuruluşlarıyla Türk uyruklu gerçek ve tüzel kişilere ayrılmıştır. Kuruluş Kanunu’na göre Merkez Bankasının temel amacı ülkenin ekonomik kalkınmasını desteklemektir. Bu amaçla Banka, temel politika aracı olan reeskont oranlarını belirlemeye, para piyasasını ve para dolaşımını düzenlemeye, hazine işlemlerini yerine getirmeye ve Türk parasının istikrarına yönelik önlemleri almaya yetkili kılınmıştır. Banka ayrıca banknot basma yetkisine tek elden sahip duruma getirilmiştir. Bunlara ek olarak Banka, devletin haznedarlığını da üstlenmiştir. Bu dönemde uygulanan sabit döviz kuru rejimi altında döviz kurlarını belirleme yetkisi hükümete aittir. Hükûmetin Bankanın yetkili olduğu alanlara ve kararlarına müdahale edemediği 1930’lu yıllar genel olarak Merkez Bankasının bağımsızlığının ön planda olduğu, enflasyonun ise düşük düzeylerde kaldığı yıllar olmuştur. İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dönem İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkilerinin hissedildiği 1940’lı yıllarda bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Merkez Bankası, bağımsız bir para politikası yürütmekten çok, kamu kesiminin finansman açığının kapatılmasına yönelik uygulamalarda bulunmuştur. Bu nedenle genel fiyat düzeyi, 1938 - 1948 yılları arasındaki dönemde üç kattan fazla artış göstermiştir. 1950’li yıllarda, büyüme ve hızlı kalkınmanın finansmanı Merkez Bankası kaynaklarından sağlanmış, Hazineye kısa vadeli avans imkânı sağlanması yoluyla Merkez Bankası kaynakları kamunun kullanımına açılmıştır. Bu dönemde Merkez Bankası için gerçekleşmiş olan önemli bir gelişme ise 1955 yılında Banknot Matbaasının kurulması ve 1957 yılından itibaren banknotların ülkemizde basılmaya başlanmasıdır. Planlı ekonomiye geçişin yaşandığı 1960’lı yıllarda Merkez Bankası ekonomik koşullara ve sanayinin gelişimine paralel olarak genişlemeci para politikaları izleyerek kamuya kaynak sağlamaya devam etmiştir. Bu dönemde ayrıca, kambiyo kontrolüne ilişkin uygulamaların büyük çoğunluğu Merkez Bankasına devredilmiştir.

19


1211 Sayılı Merkez Bankası Kanunu Dünya genelinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan değişikliklere uyum sağlamak ve Merkez Bankasının etkinliğini artırmak amaçlarına yönelik olarak 14 Ocak 1970 yılında 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu kabul edilmiştir. Böylelikle tarihinde yeni bir dönem başlayan Merkez Bankası kısmen de olsa, dönemin ekonomik ve merkez bankacılığı alanındaki yeniliklerini yansıtan bir yapıya kavuşmuştur. Söz konusu Kanun ile Bankanın yasal statüsünde, organizasyon yapısında, yetki ve görevlerinde önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Anonim şirket statüsü korunan Merkez Bankasının sermayesi 15 milyon liradan 25 milyon liraya yükseltilmiştir. Ayrıca Hazinenin sahip olduğu sermaye payının yüzde 51’den az olamayacağı hükme bağlanmıştır. 1211 Sayılı Kanun’la dış temsil ve ilişkilerde denklik ve protokolde eşitlik sağlanması amacıyla Başkanlık (Guvernörlük) makamı oluşturmuş, Başkan unvanı alan ilk isim Naim Talu olmuştur. Ayrıca, Başkan ve Başkan Yardımcılarından meydana gelen Yönetim Komitesi adı altında yeni bir karar alma organı oluşturulmuştur. Bankanın en üst karar alma organı olan sekiz üyeli İdare Meclisi ise altı üyeli Banka Meclisine dönüştürülmüştür. Bu değişikliklerin yanı sıra Hissedarlar Umum Heyeti, Genel Kurul; Murakıplar Komisyonu, Denetleme Kurulu; Umum Müdürlük ise İdare Merkezi adını almıştır. Anılan Kanun, Bankanın görevlerinin ve yetkilerinin artırılması açısından da önemli yenilikler getirmiştir. Öncelikle, Bankanın doğrudan ve dolaylı para politikası araçları üzerindeki kontrolü artırılmış, Bankaya para arzını ve likiditeyi düzenlemek amacıyla açık piyasa işlemleri yapma yetkisi verilmiştir. Diğer yandan, hükûmetin para ve krediye ilişkin tedbirleri alırken Bankanın görüşünü alması hükmü getirilmiştir. Bankaya reeskont işlemleri ile yatırımları ve ekonomik kalkınmayı desteklemek amacıyla orta vadeli kredi verme olanağı sağlanmıştır. Hazineye verilebilecek kısa vadeli avans miktarının üst sınırı, ilgili yıla ait bütçe ödeneklerinin yüzde 15’i oranına yükseltilmiştir. 1980 Sonrası Dönem 1980’ler hem Türkiye ekonomisi, hem de Merkez Bankası açısından dönüm noktası olarak tanımlanabilecek gelişmelerin yaşandığı yıllardır. 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan kararlar ile Türkiye ekonomisinde yapısal bir dönüşüm başlatılmıştır. Fiyatların piyasa mekanizması çerçevesinde oluşması amacıyla fiyat kontrolleri kaldırılmış ve serbest dış ticaret politikasına geçiş yaşanmıştır. Başlatılan finansal serbestleşme süreci ile para ve kur politikalarının Merkez Bankası tarafından piyasa ekonomisi ile uyumlu bir şekilde yürütülmesi için gerekli altyapının sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır. Aynı dönemde para politikası kapsamında mevduat ve kredi faizlerinin piyasa koşullarında belirlenmesi de hükme bağlanmıştır. Ayrıca Türk parası yabancı paralar karşısında devalüe edilerek sabit kur rejimi terk edilmiştir. 1983 yılında Banka, altın ve döviz rezervlerini etkin bir biçimde yönetmek konusunda yetkili hale getirilmiştir. Bunun yanı sıra Bankanın temel görevlerini ekonominin temel gereklerine göre ve fiyat istikrarını sağlayacak bir tarzda yürüteceği hükmü Kanun’a eklenmiştir. Merkez Bankası 1987 yılında açık piyasa işlemleri yapmaya başlamış, bu dönemde modern anlamda para ve döviz piyasalarının kurulmasında öncü rol üstlenmiştir. 1989 yılına gelindiğinde, "Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar" ile ekonomik birimlerin döviz ile işlem yapmalarına izin verilmiş ve Türk parası konvertibl ilan edilerek görece daha esnek bir döviz kuru rejimine geçilmiştir. 20


1990 yılında Banka, ilk defa kamuoyuna duyurduğu para programı ile döviz kurları ve faiz oranlarındaki istikrarı bozmadan piyasanın likidite ihtiyacını karşılamayı hedeflemiştir. 1990 yılında açıklanan hedeflere ulaşılmasına rağmen sonraki yıllarda Körfez Savaşı’nın mali sektör üzerinde yarattığı baskı, siyasi istikrarsızlık, maliye politikasının yeterince sıkı olmaması ve bankacılık sektörünün kırılgan yapısı gibi sorunlar makroekonomik istikrarın sağlanamamasına ve 1994 yılının ilk çeyreğinde bir finansal kriz yaşanmasına yol açmıştır. Yüksek enflasyon döneminin temel unsurlarından biri olan kamu borçlarının Merkez Bankası kaynaklarından finanse edilmesini önlemek üzere ortaya koyulan ilk düzenlemeler bu döneme rastlamaktadır. 21 Nisan 1994 tarihinde Hazinenin Merkez Bankası kaynaklarını kullanımına sınırlamalar getirilmiştir. 1997 yılında ise Merkez Bankası ile Hazine arasında imzalanan bir protokol ile 1998 yılından itibaren Hazinenin Merkez Bankasından kısa vadeli avans kullanmaması konusunda uzlaşılmıştır. 2001 Krizi ve Sonrası Dönem Merkez Bankası 1995 - 1999 yılları arasında finansal piyasalarda istikrarı sağlamaya yönelik politikalar izlemiştir. Enflasyonun bir türlü kontrol altına alınamaması sonrasında 2000 yılında döviz kuruna dayalı yeni bir istikrar programı yürürlüğe koyulmuştur. Ancak 2000 yılının sonlarına doğru ekonomide başlayan güven kaybının derinleşmesi ile 2001 yılında ortaya çıkan kriz sonrasında söz konusu programa son verilmiş 22 Şubat 2001 tarihinde döviz kurları dalgalanmaya bırakılmıştır. Kriz sonrasında ise ekonomide yapısal bir dönüşüm süreci başlamıştır. Bu süreçte 25 Nisan 2001 tarihinde Merkez Bankası Kanunu’nda önemli değişiklikler yapılmış, öncelikle Merkez Bankasının temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu, Yasa’sında açıkça tanımlanmıştır. Bu çerçevede, Merkez Bankasının uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceği hükme bağlanmış ve böylelikle Banka araç bağımsızlığına kavuşmuştur. Kanun ayrıca, Bankanın fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla hükûmetin büyüme ve istihdam politikalarını destekleyeceğini hükme bağlamıştır. Bununla birlikte, finansal istikrarı sağlamak Bankanın destekleyici amacı olarak tanımlanmıştır. Ayrıca, Merkez Bankasının Hazine ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına avans vermesi, kredi açması ve bu kuruluşların ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın alması yasaklanarak Merkez Bankasının kamunun finansman ihtiyacını karşılayacak bir kaynak olarak kullanılmasının önüne geçilmiştir. Söz konusu Kanun değişikliği kapsamında para politikası stratejilerinin ve karar alma mekanizmalarının kurumsallaşması amacıyla Para Politikası Kurulu oluşturulmuştur. Enflasyon Hedeflemesi Rejimi 2002 yılına gelindiğinde modern bir para politikası stratejisi olan “enflasyon hedeflemesi rejimi” uygulamasına geçilmiştir. Örtük enflasyon hedeflemesinin uygulandığı 2002 - 2005 yılları arasında rejimin gerekli ön koşullarının karşılanmasına çalışılmış, Merkez Bankasının teknik ve kurumsal altyapısı güçlendirilmiş, tahmin modelleri geliştirilmiş ve veri seti genişletilmiştir. Bu süreçte Araştırma Genel Müdürlüğü, Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü şeklinde yeniden yapılandırılmış, iletişim politikalarının etkinliğini sağlamak amacıyla İletişim Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

21


2005 yılından itibaren politika kararlarının öngörülebilirliğinin artırılması amacıyla Para Politikası Kurulu toplantı tarihleri bir yılı kapsayan bir takvim çerçevesinde önceden açıklanmaya başlanmıştır. Tüm bu süreç sonunda 2006 yılında ise açık enflasyon hedeflemesi rejimi uygulanmaya başlanmıştır. Enflasyonla mücadelede alınan belirli bir mesafe sonrasında bu kararlılığı vurgulamak, Türk parasının itibarını yükseltmek ve yüksek kupürlü paranın birçok alanda neden olduğu sorunları ortadan kaldırmak amacıyla iki aşamalı bir para reformu gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren Türk lirasından altı sıfır atılmış, Yeni Türk lirası ve Yeni kuruşlar tedavüle çıkarılmıştır. 1 Ocak 2009 tarihinde ise ikinci aşamaya geçilerek paradan “yeni” ifadesi kaldırılmış, Türk lirası banknot ve kuruşlar yenilenen tasarım ve boyutlarla dolaşıma çıkarılmıştır. Bugün itibarıyla Merkez Bankası, nitelikli çalışan kaynağı ve modern altyapısı ile dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri yakından izleyerek sürekli yenilenen dinamik bir yapı içinde politika uygulamalarını sürdüren güvenilir bir kurumdur.

22


Akademi Borsa Merkezi eski başkanlarından Sn. Emre Şahin’le güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Ne zaman Akademi Borsa Merkezi’nin başkanlığını aldınız? 2. sınıfın sonunda 2012 yılında başkanlığa geldim, 1,5 yıl başkanlık yaptım. Akademi Borsa Merkezi’nden önce topluluklarda görev aldınız mı? Akademi Borsa Merkezi’nden önce fakültemizin İşletme Araştırma Topluluğunda 1 yıl görev yaptım. 6 ay gezi komitesi başkanlığı 6 ay da başkan yardımcılığında görev aldım. Akademi Borsa Merkezinde göreviniz süresince ne tür etkinlikler yaptınız? Üniversite öğrencileri için hem kariyerlerine katkı sağlayabilecek hem de kendilerini her alanda geliştirebilecekleri programlar yaptık. Bunların başında Borsa Okulu projemiz var. Bunun dışında 2 günlük bir Ekonomi ve Finans Zirvesi programı yaptık. Uygulamalı eğitim ve teknik gezilerde bulunduk. Borsa İstanbul’a geziler düzenledik. Borsaya ilginiz Akademi Borsa Merkezi’nden önce de var mıydı? Akademi Borsa Merkezinden önce borsayı takip ediyordum borsayla ilgileniyordum ama bu ilgim amatör şekildeydi. A kademi Borsa Merkezinden sonra ise özellikle yaptığımız Borsa Okulu etkinliklerinde borsaya profesyonel bir gözle bakmayı öğrendim borsaya bakışım değişti. Artık Akademi Borsa Merkezi sayesinde daha profesyonel ve daha doğru bir şekilde yatırım yapmaya başladım. Akademi Borsa Merkezi size borsayla ilgili neler kattı? Akademi Borsa Merkezi’nin bana kattığı en önemli şey kariyer planlamamdır. Akademi Borsa Merkezinden önce ekonomi ve finans sektörlerinde çalışmayı düşünüyordum. Şimdi ise Akademi Borsa Merkezinin bana kazandırdığı birikimlerle kariyer planlamamda Borsa İstanbul ve bunun gibi borsa içerikli kurumlar da yer almaya başladı. Bunun dışında aldığımız etkili iletişim protokol kuralları gibi kişisel gelişim eğitimleri ile hem özel hem de iş hayatımda nasıl davranmam gerektiği konusunda çok geniş bilgiye sahip oldum. Üniversite öğrencilerinin okul topluluklarında bulunmaları neden önemlidir? Bu toplulukların ne gibi katkıları vardır? Üniversitedeki topluluk ve kulüplerin bireylere (üniversite öğrencilerine) katkısı büyüktür. Bu katkıların ilki sosyal hayata adım atmaktır. Sosyal olmanın ilk adımı okul topluluklarında faaliyet göstermektir. Takım çalışması, çevre ile uyum, yeni insanlar tanıma, özgüven sahibi olma gibi birçok kişisel konularda kendilerini geliştirebilirler. Ayrıca yapılan geziler ve etkinliklerde keyifli zaman geçirme olanağı da sağlanılıyor. Topluluklarda bulunmanın bir diğer katkısı ise kariyer planlamalarıdır. Öğrenciler bu topluluklarda kendilerini geliştirme, geleceği düşünme, sorumluluk alma fırsatı bulurlar. Bu yüzden de üniversite öğrencilerinin kariyerlerine yön vermeleri ve bu yolda kendilerini geliştirmelerinde toplulukların önemli bir yeri vardır. Son olarak üniversitede okuyan arkadaşlara ne tavsiye edersiniz? Öncelikle bütün arkadaşlarıma öğrenim hayatlarında başarılar diliyorum. Kendilerini en güzel ifade edebilecekleri en rahat hissedecekleri ve en faal olabilecekleri toplulukları araştırıp mutlaka bu topluluklarda bulunmalarını tavsiye edebilirim. Bu dönem Akademi Borsa Merkezinde çalışmalarına devam eden arkadaşlarıma da başarılar dilerim… 23


GEÇMİŞTE YAPTIĞIMIZ BAZI ETKİNLİKLER İSTANBUL İMKB TEKNİK GEZİMİZ

24


EKONOMİ VE FİNANS HAFTASI

25


FİNANSBANK CAREER 2.0

26


Akademi borsa dergi