Page 1

ETBİR

Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Sektör Yayını 2017 / 2

DOSYA » Etsiz Yaşam Hastalıklara Gebe

» Kırmızı Et Sektöründe Gündem İthalat…

ÜLKE RAPORU » Savaşın izleriyle hüzünlü, doğasıyla etkileyici ülke; Bosna-Hersek

YÖNETMELİK » Et ithalatında gümrük vergisi oranları düştü!

HABER » Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda Fakıbaba Dönemi


Gıda Saklama ve İşleme Uzmanı

Modern Mezbaha Sistemleri

Endüstriyel Gıda Saklama Sistemleri www.cantekgroup.com

2


Türkiye’nin ilk ve tek FRC belgesine sahip Frigorifik Dondurulmuş Et Tır Kutusu yine ECOFRİGO’dan...

3


bu sayıda ETBİR - Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği Kırmızı Et Sektör Yayını Sayı: 39 - Ağustos 2017 Para ile satılmaz.

İmtiyaz Sahibi Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği adına Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Dr. Ahmet Yücesan

8

22

Yayın Koordinatörü Dr. Ayla TORUN

Yönetim Yeri Barbaros Mahallesi, Mor Sümbül Sokak 5 A, Deluxia Palace Kat: 8 D: 240 34746 Ataşehir/İstanbul Tel: 0216 478 62 79 Fax: 0216 478 62 76 e-mail: etbir@etbir.org www.etbir.org

Yayına Hazırlayan Fevzi Kemal TORUN

Editör Kevser DEVECİOĞLU

18 32

58

Yapım Afiş İletişim I DBYR Tel: 0535. 711 41 37 @: afis@afisiletisim.net www.afisiletisim.net

Sorumlu Yazi İşleri Müdürü Ergün GÖÇER

38 60

Yayın Kurulu Prof. Dr. Mustafa TAYAR Vet. Dr. Ahmet YÜCESAN Vet. Dr. Can DEMİR Mustafa ALBAYRAK Prof. Dr. Ümit GÜRBÜZ

Reklam Rezervasyon Tel: (216) 478 62 79-324 62 64 e-mail:etbir@etbir.org

46

Baskı Armoni Nuans Görsel Sanatlar, İletişim Hiz. San. ve Tic. A.Ş. Tel: (216) 540 36 11 pbx ETBİR Kırmızı Dergi’de yayınlanan yazı ve fotoğraflar yazılı izin alınmadan kullanılamaz, alıntı yapılamaz.

4

ETBİR I KIRMIZI

30

64


neler var?

06 08

BAŞKANDAN

10

SEKTÖRDEN HABERLER

16 20

ETBİR’DEN HABERLER •

Kırmızı Et Sektörü ETBİR İftarında Buluştu

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda Fakıbaba Dönemi

2017’in İlk Çeyreğinde 232 Bin Ton Et Üretildi

Kayseri Pastırmasa coğrafi işaret

Beşler’den “Nostalji Fermente Sucuk”

Yem-Vit’in yarısı İrlandalıların

Aytaç Gıda’ın tamamı satıldı

Ramazan’da Et Yedik!

IFAD, Rotasını Türkiye’ye Çevirdi

DOSYA •

Kırmızı Et Sektöründe Gündem İthalat…

YÖNETMELİK •

Et ithalatında gümrük vergisi oranları düştü!

36 38 HABER

UZMAN GÖZÜYLE

26 28 31 32

IPARD-II Programı’na Başvuru Çağrı İlanı Yapıldı

MEVZUAT •

Et ve et ürünleri tebliğinde değişiklik hazırlığı. Mekanik Olarak Ayrılmış Ete İzin Yolda

MARKA YOLCULUĞU •

Ülkemizde Etlerin Soğuk ve Donmuş Muhafazasının Kısa Tarihçesi

HABER •

Rus eti yiyeceğiz!..

Gıda Denetimini Müşteriler Yapacak!

GIDA GÜVENLİĞİ •

Besin Güvenliği Nasıl Sağlanır?

Gıda Etiketlemede Yeni Dönem Başlıyor

40 HAYVANCILIK

Damızlık büyükbaş hayvan ithalatı için kriterler hazır

42 GÖRÜŞ

İthalata Bağımlılık ve Teknoloji Geliştirme Politikaları

44 HABER

Porsiyonları küçültün, gıda yardımı yapın!

46 EKOLOJİ

Her Yıl Filipinler Büyüklüğünde Tarım Alanı Yok Oluyor

48 SAĞLIK

Neden Et Yemeliyiz? Etsiz Yaşam Hastalıklara Gebe

50 TEKNOLOJİ

Tarımsal Destekleme Sil Baştan...

Koyunculuk Gelişir mi?

22 DESTEKLEME •

İnekler için Serinletici Kıyafet Yapıldı!

Tarımda Drone Zamanı!

Uzayda Tarım Hayal Değil...

54 GİRİŞİMCİ 56 BESLENME 58 ÜLKE RAPORU

El Emeği Göz Nuru Çiftlik!

Hazır Gıdalardaki Gizli Tehlike: Tuz

Savaşın izleriyle hüzünlü, doğasıyla etkileyici ülke; Bosna-Hersek

62 İŞ DÜNYASI

İş Seyahatlerinize Keyifli Kaçamaklar Ekleyin!

64 OTOMOTİV 66

Dünya Hibrite Dönüyor!

ETKİNLİK TAKVİMİ


BAŞKANDAN

Değerli üyelerimiz ve sektör mensuplarımız,

2

017 yılını yarıladık. Sıcak yaz günlerinin bitiminde artık yüzümüzü yeni yıla çevireceğiz. Bayrağı

devraldığım 2017 yılının sonuna doğru yaklaşıyoruz. Sektörümüzü yakından ilgilendiren Kurban Bayramı’na sayılı günler kaldı. Öncelikle tüm yıl hayvan yetiştiren çiftçilerimize bereketli bir bayram geçirmelerini diliyorum. Yine içi dopdolu bir KIRMIZI dergisi ile sizlere ulaşmaktan mutluyum. Sektörümüzde gündem her zaman olduğu yoğun ve hareketli… Yeni yönetmelikler, yeni destekler, yeni kararlar, yeni tartışmalar ve sektörü ilgilendiren pek çok haber ile sektörde olan biten her şeyden haberdar olacağınız bir dergi hazırladık.

Sizlerin de bildiği gibi kabinede değişiklik yapıldı ve hepimizi ilgilendiren bir karar alındı. Faruk Çelik Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevini AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’ya devretti. Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba’ya yeni görevinde başarılar diliyorum. Kendisinden sektörün sorunlarını çözecek, önünü açacak çalışmalar bekliyoruz. Bakan Fakıbaba, görevi devraldıktan kısa bir süre sonra tarımda yeni bir destekleme modeli açıkladı. Fakıbaba’nın yeni destekleme modelinin detaylarını ve açıklamalarına yer verdiğimiz diğer haberleri dergimizin sayfalarında bulacaksınız. Bu sayımızın dosya konusu Et ve Süt Kurumu (ESK)’nun gerçekleştireceği karkas et ithalatı… İthalat kararının detaylarına, sektöre etkisine, olumlu ve olumsuz görüşlere ve yeni gümrük vergi oranlarını yer verdiğimiz haberimizde et ithalatını masaya yatırdık. İthalatın et fiyatlarına olumlu yansıyacağını düşünenler kadar etkisi olmayacağını savunanlar da var. Ancak son alınan kararla ESK’ye sıfır gümrükle ithalat izni sonrasında tartışmalar epey sürecek gibi görünüyor. Kurban Bayramı yaklaşırken et fiyatlarını etkileyebilecek gelişmeler ve bu kararların sonuçlarını ise hep birlikte göreceğiz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Ocak ayında yayınladığı Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nin uygulanmasına ilişkin bir kılavuz yayınladı. Tüm sektörleri yakından ilgilendiren ve etiketlemeye ilişkin tüm soru işaretlerini ortadan kaldıran kılavuzun detaylarını sizler için hazırladık. Artık tüketici aldatılamayacak ve aldığı ürünün tüm detaylarını etiketinde bulabilecek. Dergimizin sayfalarında sevindirici bir haberi de sizlerle paylaşmak istedik. Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu(IFAD) yeni ofisini Ankara’da açmaya karar verdi. Bu ofisin tarım sektörüne ve Türkiye’ye hayırlı olmasını temenni ediyorum. Her sayımızda mutlaka yer vermeye özen gösterdiğimiz destekleme programları yeni sayımızda da yerini aldı. IPARD-II Programı’na başvuru çağrı ilanı yapıldı. 2023 yılına kadar sürecek IPARD-II Programı kapsamında 1 milyar 45 milyon Avro’luk kaynak, yatırımcıların ve çiftçilerin kullanımına sunulacak. Başvuruların kabulüne Eylül’de başlanacak. Projesi olanların ellerini çabuk tutması gerekiyor. Bu sayımızda Marka yolculuğu konuğumuz Beşler… Sektörün önde gelen markalarından Beşler, yeni tesislerinde üretime başladı. Marka hikayesi ve Beşler’in gücüne güç katacak yeni tesisini dergimizin sayfalarında sizler için hazırladık. Gelecekten umutlu olacağınız, güzel haberler vereceğimiz yeni sayımızda buluşmak dileğiyle hepinize verimli, kazançlı, sağlıklı günler geçirmenizi dilerim. Saygılarımla… Vet. Dr. Ahmet YÜCESAN ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı

6

ETBİR I KIRMIZI


7


ETBİR'DEN HABERLER

Kırmızı Et Sektörü

ETBİR İftarında Buluştu ETBİR Üyeleri ile sektör temsilcilerinin bir araya geldiği geleneksel ETBİR iftarı, davetlilere yoğun iş temposundan uzak, bol sohbetli bir gece yaşattı.

K

ırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (ETBİR) her yıl düzenlediği geleneksel iftar yemeğini bu yıl da büyük bir katılımla gerçekleştirdi. 2 Haziran’da Ataşehir Park Adana Et ve Kebap’ta gerçekleştirilen iftar yemeğinde ETBİR üyeleri ve sektör paydaşları keyifli bir sohbet ortamında bir araya geldi. ETBİR Yönetim Kurulu’nun ev sahipliğinde düzenlenen iftara ETBİR üyesi firmaların yanı sıra sivil toplum

8

ETBİR I KIRMIZI

kuruluşlarının yöneticileri, kırmızı et sektörüne teknik ve ekipman desteği sağlayan tedarikçiler, ülkemizin önde gelen et ve mamül üreticisi firmaların temsilcileri katıldı.

Sektör iftarda kaynaştı Yoğun iş temposu içinde yorucu bir dönemi geride bırakan kırmızı et sektörü temsilcileri iftar yemeğinde koyu sohbetlere daldı, çoğu masada sektörün

sıcak gündemi masaya yatırıldı. Sektörde birbirini tanıyanların hasret giderdiği, henüz tanışmayanların da tanışma fırsatı bulduğu geleneksel ETBİR İftar Yemeği geride bıraktığımız Ramazan ayından akıllarda kalan bir gece oldu. ETBİR Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yücesan davetlilere katılımları için teşekkür etti. Yücesan sektörün bir araya geldiği iftar yemeğinin sektör için de çok güzel bir tablo oluşturduğunu söyledi.


ETBÄ°R I KIRMIZI

9


SEKTÖRDEN HABERLER

Gıda Tarım ve Hayvancılık

Fakıbaba Dönemi

Hükümet kabinesinde revizyon rüzgarı esti. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na atanan AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba, görevi Faruk Çelik’ten devraldı.

R

eferandumun ardından kabinede değişiklik yapılacağı öngörüsü gerçekleşti. Yeni kabine Başbakan Binali Yıldırım tarafından açıklandı. Yeni kabinede Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik yer almadı. Çelik’in yerine AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba atandı. Bakanlık görev devir teslim töreninde konuşan Çelik, “Alnımın akıyla taşıdığım bakanlık bayrağını asil millete ve kadim devlete hizmet etmenin rahatlığıyla Sayın Eşref Fakıbaba’ya devrediyorum. Bu bayrağı kendisinin çok daha yükseklere taşıyacağını inanıyorum” dedi.

Gerçekçi politika yürüttük Tarım ve hayvancılık konusunu popülist, politik yaklaşımlarla değil, gerçekçi politikalarla ele aldıklarını belirten Faruk Çelik, tarım ve hayvancılık alanının, gıda arz güvenliğinin sağlanması için olmazsa olmaz bir alan olduğunun altını çizdi. Toprakların korunması için tarımsal SİT alanlarının yaygın bir şekilde

10 ETBİR I KIRMIZI

ilan edilmeye başlandığını hatırlatan Çelik, “Kimyasallardan topraklarımızın arınmasıyla ilgili yoğun çalışmalar başladı. Milli Tarım Proje ile birlikte inanıyorum ki 3 yıl gibi sürede orta vadede Türkiye, hayvancılık başta olmak üzere birçok alanda kendi kendine yeter hale gelecektir. Takım oyuncusu olarak orta sahada bize verilen görevi yapma gayreti içerisinde olduk. Bundan sonra da üzerimize düşecek olan görev ne ise yerine getirme çabası içinde olacağız” diye konuştu.

Bu bir nöbet değişikliği Faruk Çelik’ten görevi devralan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba da, yeni görevinin çok önemli olduğunu söyledi. Yeni görevindeki hizmetleri daha ileri taşıyacağını belirten Fakıbaba, şöyle konuştu: “Bu bir nöbet değişikliği. Niyet iyi olduğu takdirde ulaşmak istediğimiz amaca gideceğimize canı gönülden inanan bir kardeşinizim. Tek başına kimsenin bu

gücün altından kalkması mümkün değil. Ne kadar önemli bir görev olduğunun farkındayım. Çok çalışacağız, üreteceğiz, üreteceğiz, üreteceğiz. Amacımız halkın, gariban insanların mutluluğudur.”

“Kesintisiz 20 saat çalışacağım” Görevi devreden Faruk Çelik’in, “Bakanımızla birlikte uzun yıllar insanlarla uğraştık. Kaderde hayvanlarla uğraşmak da varmış!” sözü, törende bir anda kahkahalara neden oldu. Yeni Bakan Fakıbaba, Çelik’in sözlerine ise “Ama neticede yine insan için uğraşacağız” yanıtını verdi. Ahmet Eşref Fakıbaba, bakanlık görevine atanmasının ardından yaptığı ilk açıklamada şu vaatlerde bulundu: “Benim için çalışma saati 8 değil, 20 saattir. Kesintisiz 20 saat çalışacağım, vatandaşlarımıza bunun sözünü verebilirim. Yüküm çok ağır ama bir ekip çalışmasıyla ülke tarımının daha ileri gideceğine inanıyorum.”


ETBÄ°R I KIRMIZI 11


SEKTÖRDEN HABERLER

2017’in İlk Çeyreğinde

232 Bin Ton Et Üretildi Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2017’nin ilk döneminde kırmızı et üretimi önceki yılın aynı dönemine göre %2,3 oranında azalarak, 232 bin 404 ton olarak gerçekleşti. 12 ETBİR I KIRMIZI

T

ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kırmızı Et Üretim İstatistikleri, I. Çeyrek: Ocak - Mart 2017, verilerini açıkladı. Böylece 2017 yılına ait ilk resmi rakamlar da yayınlanmış oldu. TÜİK verilerine göre Toplam kırmızı et üretimi I.çeyrek döneminde 232 bin 404 ton olarak tahmin edildi. Toplam kırmızı et üretimi bir önceki döneme göre %14,1, bir önceki yılın aynı dönemine göre %2,3 oranında azaldı.

Sığır eti üretimi 207 bin 779 ton oldu Toplam kırmızı et üretimi içinde sadece kesimhanelerde üretilen kırmızı et miktarı ise 113 bin 276 ton olarak gerçekleşti. Sığır eti üretimi 207 bin 779 ton olarak tahmin edildi. Sığır eti üretimi bir önceki döneme göre %16,6 azalırken, bir önceki yılın aynı dönemine göre %0,03 oranında arttı.

18 bin 668 ton koyun eti üretildi Koyun eti üretimi 18 bin 668 ton olarak tahmin edildi. Koyun eti üretimi bir önceki döneme göre %20,6 artarken, bir önceki yılın aynı dönemine göre %10 oranında azaldı.


Avrupa eti. Sıkı standartlar. Yüksek kalite.

Yeşil fasulyeli biftek Malzemeler: antrikot (260-280 g), patates (300 g), zeytin yağı (20 ml), domuz pastırması (80 g), yeşil fasulye (200 g), tereyağı (40 g), sarımsak (1 diş), maydanoz (40 g), tuz, karabiber (isteğe bağlı), yağ (40 ml), zeytin yağ (40 ml) Yapılışı: Ete tuz ve karabiber katın. Yeşil fasulyeyi yıkayın, temizleyin ve domuz pastırması dilimlerine sarın. Kabuklu patatesleri yıkayın, tuzlayın ve azıcık zeytinyağı ekleyin. Fırın tepsisine dizin ve fırında 200 derecede 30 dakika boyunca pişirin. Tereyağını kase içine koyun, rendelenmiş sarımsak, kıyılmış maydanoz, tuz, karabiber ekleyin. Malzemeleri homojenik bir karışım olana dek karıştırın. Domuz pastırması ile sarılmış fasulyeyi 4 dakika boyunca tavada kızartın. Eti çok az yağda her iki tarafını yaklaşık 3 dakika boyunca kızartın. Bu şekilde hazırlanan bifteği domuz pastırması ile sarılmış fasulye ve fırınlanmış patates ile servis edin. Etin üzerine tereyağı koyun.

Sadece „Avrupa’nın tadına bak”! Modern ve zorlu tüketiciler, et üreticilerden güven ve müthiş bir tat sağlayan sıkı standartlara uygun olarak üretilen kaliteli ürünleri beklerler. Onların beklentilerini göz önüne alarak, 2015 yılında Türkiye’de AB ülkeleri menşei olan taze, soğutulmuş veya dondurulmuş dana eti ve onun bazında üretilen gıda müstahzarlarına adanmış „Avrupa’nın tadına bak” tanıtım-bilgilendirme kampanyasını başlattık. Avrupa dana eti üretiminin temeli, birtakım sıkı kurallar ve kalite standartlarını temsil eden „Tarladan çatala” politikasıdır. Söz konu-

KAMPANYA AVRUPA BIRLIĞI VE POLONYA CUMHURIYETI DESTEĞI ILE FINANSE EDILMIŞTIR

su politika; tam şeffaflık, denetim, hayvan refahı için özen ve sürekli veteriner denetimi sağlama dahil olmak üzere önemli değerlere dayalıdır. Prosedürler; menşei, tanımlama sistemi, doğru besleme, kesim, paketleme ve nakliye gibi gıda zincirinin tüm unsurlarını kapsar. Üretim kurallarının standart hale getirilmesiyle, Avrupa Birliği’nden gelen dana eti tekrarlanabilirliği ile karakterize edilir. Tüketiciler için bu her zaman yüksek kalite, uygun yumuşaklık ve sululuk seviyesinin yanı sıra, inanılmaz lezzet ile ayırt edilen iyi bir ürün alacaklarından emin olabilecekleri anlamına gelir. Ayrıca, Avrupa üreticileri, Türk müşterinin ihtiyaçlarına ayak uy-

durabilirler. Benzersiz duyusal ve tat özellikleri Avrupa dana etinin mutfakta mükemmel bir seçim olmasını sağlar. Organizatörler; Avrupa dana eti üreticileri ve girişimcileri arasında bir iş platformu oluşturmayı amaçlamıştır. Daha fazla bekleme ve bugün Avrupa’nın tadına bak! Daha fazla bilgi edinmek için www.avrupanintadinabak.eu web sitesini ziyaret edin.

AYRICA DANA ETI TANITIM FONU DESTEĞI ILE DE FINANSE EDILMIŞTIR ETBİR I KIRMIZI 13


KISA KISA

Kayseri Pastırmasına coğrafi işaret Şarküteri ürünlerde önde gelen markalardan Başyazıcı Grubu, Kayseri Ticaret Odası’n coğrafi işaret tescil yetkisiyle yürüttüğü ‘Kayseri PastırmasıKayseri Sucuğu-Kayseri Mantısı’ coğrafi işaret sistemine dahil oldu.

Beşler’den “Nostalji Fermente Sucuk”

B

aşyazıcı Grubu’nun markalardan biri olan Başyazıcı Et Ürünleri,‘coğrafi işaret’ kullanım hakkı elde etti. Kayseri Ticaret Odası Başkanı Mahmut Hiçyılmaz ile Başyazıcı Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mahmut Başyazıcıoğlu arasda imzalanan sözleşme ile Başyazıcı markalı şarküteri ürünleri, ‘Coğrafi İşaret’ kullanım hakkına sahip oldu. Sözleşme imza töreninde konuşan Mahmut Başyazıcıoğlu, “Yıllardan beri şarküteri ürünlerdeki kalitemiz böylelikle tescillenmiş de oldu. Bugünden sonra herkes bilecek ki; Kayseri sucuğu ve Kayseri pastırması Başyazıcı üretir” dedi. Kayseri Ticaret Odası’nın Coğrafi İşaret Tescil sahibi olarak yürüttüğü, belirli kriterleri sağlayan tüm üreticiler tescil belgesi almak için başvurabildiği Coğrafi İşaretler de Kayseri bölgesi için Kayseri Pastırması-Kayseri Sucuğu-Kayseri Mantısı ürünleri bulunuyor.

Yem-Vit’in yarısı İrlandalıların İrlandalı tarım teknolojileri firması ve yem üreticisi Devenish, yem katkı maddeleri üreticisi ve distribütörü Yem-Vit’in yüzde 50’sini satın aldı.

T

ürk firmalara yabancı ilgisi devam ediyor. Son dönemde özellikle orta boy firmalara yoğunlaşan ilgi bu kez İrlanda’dan İzmir’e uzandı. Tarım sektörü için ekipmanlar ve hayvancılık sektörüne yönelik yem ürünleri Devenish, İrlanda, İngiltere ve Kuzey Amerika dışdaki ilk yatırımı Türkiye’ye yaptı. Büyükbaş, küçükbaş ve balık gruplarda yem katkı maddeleri üreten Yem-Vit’in yüzde 50’sini satın alan şirket, hem Türkiye’de büyümeyi hem de çevre ülkelerdeki faaliyetlerini artırmayı hedefliyor. Devenish CEO’su Patrick McLaughl, “Bu ortaklık her iki şirkete de Türkiye ve çevresindeki pazarlarda daha da genişleme fırsatı sağlayacak” dedi. Yem-Vit Genel Müdürü Onat Onater ise bu ortaklığ her iki şirketin de Türk ve çevresindeki pazarlarda daha fazla büyümek için bir platform sağlayacağa söyledi.

Aytaç Gıda’da Yimpaş hissesi kalmadı

Y

ıldız Holding’in sahibi Ülker Ailesi ile BİM’in ana ortakları Topbaş Ailesi, Yimpaş Holding’e ait Aytaç’ın tüm hisselerini satın aldı. Ülker ve Topbaş Ailesi, 2013’te şirketin yüzde 75’ini satın alarak, firmaya 150 milyon lira ödemişti. Geri kalan yüzde 25 hisse için 25.6 milyon lira ödendi. Böylece Topbaş-Ülker ortaklığı Aytaç’ın yüzde 100’üne 175 milyon lira vermiş oldu.

220 çalışanı var 1995’te Çankırı Çerkeş’te kurulan Aytaç Et tesisleri 912 dönüm arazi üzerde toplam 217 bin metrekare kapalı alanda faaliyet gösteriyor. Aytaç Tesisleri, günde 750 büyükbaş, 2 bin 500 küçükbaş hayvan kesebilme ve yılda 20 bin ton hayvansal ürün işleme kapasitese sahip. 105 milyon lira sermayesi olan şirket başkanı Mustafa Latif Topbaş. Aytaç’ın 220 çalışanı var.

14 ETBİR I KIRMIZI

Türkiye’nin en bilinen markalarından Beşler, “katkı yok koruyucu yok” sloganıyla piyasaya sunduğu tamamen doğal “Nostalji Fermente Sucuk” ile beğeni topluyor. Üretici Firma: KARİZMA BEŞLER ET GIDA SAN. ve TİC. A.Ş. Fabrika: Alipașa Mahallesi Erkoç Sokak No: 24 Silivri/İstanbul

B

beslersucuk.com @beslersucuk

@beslersucuk

eşler’in tamamen doğal yeni ürünü “Nostalji Fermente Sucuk” raflarda yerini aldı. Katkısız koruyucusuz özelliği ile öne çıkan ürün, tüketicilerden tam not aldı. Beşler’in yeni ürünlerinin oldukça talep gördüğünü ifade eden Beşler Et Gıda San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Buldu şöyle devam etti: “Ekim 2015 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklama ile kamuoyunda şarküteri ürünlerine karşı tüketiciler nezdinde yaşanan kaygı ve güven endişesini aşmak adına katkısız ve koruyucusuz bir ürün yapalım fikrinden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir ar-ge çalışması sonucunda; doğal fermente sucuk ürünü ortaya çıktı. Bu ürün tamamen doğal baharat ve bitki karışımları ilave edilerek elde edilmiştir.” “Tüketicilerimizin çok beğeneceğini umduğumuz, ‘katkı yok koruyucu yok’ ilkesiyle üretilen tamamen doğal ve en yeni üretim teknolojisi kullanılarak yapılan bu ürünümüz ‘Nostalji Fermente Sucuk’ adıyla üç ay önce raflarda yerini aldı. Beklediğimizin üzerinde bir ilgiyle karşılandığını söyleyebilirim” şeklinde konuşan Buldu “Yeni ve inovatif bir ürün olan ‘Nostalji Fermente Sucuk’un sektörü de başka bir kulvara taşıyacağı kesin. Bu çalışma Beşler’in sektörde bilirkişi olma iddiasını daha da pekiştirmiştir” dedi.


Ramazan’da Et Yedik! 2017 Ramazan ayı her anlamda bereketli geçti. Perakende sektöründe Mayıs ayına kıyasla Ramazan’da satışlarda yüzde 10, geçen yılın Ramazan ayına kıyasla ise yüzde 14’lük artış yaşandı. Satışların ilk sırasında ise et ve et ürünleri yer aldı.

R

amazan ayı ve bayram perakende satışlarına ilişkin raporda, en çok satılan ürünler açık ara ile et ve et ürünleri oldu. Türkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Başkanı Mustafa Altunbilek, TPF’ye bağlı PERDER derneklerinden alınan bilgiler doğrultusunda Ramazan ayı ve bayram satışlarına ilişkin açıklama yaptı. Altunbilek, perakende sektöründe Mayıs ayına kıyasla Ramazan’da satışların yüzde 10, geçen yılın Ramazan ayına kıyasla ise yüzde 14’lük artış yaşandığını belirtti.

İlk hafta yüzde 20 artış Ramazan ayı süresince yerel zincir marketlerde zam yapılmadığını ifade eden Mustafa Altunbilek, “Bol bereketli bir Ramazan ayını geride bıraktık. Sezonun açılmasıyla birlikte meyve, sebze ve bakliyat ürünlerinde sepetler Ramazan’da bir nebze daha ucuza doldu” dedi. Ramazan ayının ilk haftası satışlarda yüzde 20’lere varan bir artış yaşandığına dikkat çeken TPF Başkanı Mustafa Altunbilek, son hafta ve bayram döneminde öngördükleri üzere satışlarda düşüş görüldüğünü kaydetti.

Et ve et ürünleri ilk sırada Ramazan ayının bitmesinin ardından ise satışların olağan seyrine döndüğünü belirten Altunbilek: “Ramazan ayı süresince et ve et ürünleri en çok satanlar arasında yer aldı. Anadolu’da et tüketimi artarken, İstanbul’da yüzde 5 azaldı. Sadece ette değil, İstanbul’da sebze meyve reyonundaki satışlar da Mayıs ayına kıyasla yüzde 8-10 arasında azaldı. Türkiye genelindeki sıcakların da etkisiyle su ve meşrubat ile karpuz en çok satanlar listesinde ilk sıralarda yer aldı” dedi

IFAD, Rotasını Türkiye’ye Çevirdi Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) yönünü Türkiye’ye çevirdi. IFAD, Türkiye’de ofis açacak.

B

irleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu’nun (IFAD) yeni ofisinin adresi belli oldu. IFAD, Ankara’da ofis açacak. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı Faruk Çelik, BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 40. Genel Konferansı dolayısıyla FAO’nun genel merkezinin bulunduğu Roma’ya gitti. Çelik, temasları kapsamında FAO’nun kardeş kuruluşu olan Birleşmiş Milletler bünyesindeki

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu’nu da (IFAD) ziyaret etti. Ziyarette IFAD Başkanı Gilbert Houngbo ile IFAD Genel Merkezi’nde bir araya gelen Çelik, Houngbo ile Türkiye-IFAD ilişkilerinin ele alındığı bir görüşme yaptı. Görüşmede, Çelik ve Houngbo, ilerleyen dönemde Ankara’da bir IFAD ofisinin açılması konusunda mutabakata vardı. Çelik ve Houngbo, Türkiye-IFAD Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nı da imzaladı.

Yakın bir gelecekte IFAD’ın Türkiye ofisini açacağını söyleyen Faruk Çelik, “Böylece projeleri, programları, imkanları, uluslararası kuruluşlarla birlikte daha sağlıklı şekilde değerlendirme, özellikle kırsal kalkınma projeleriyle ilgili Türkiye’nin deneyimlerini hem uluslararası kuruluşlara hem de ilgili ülkelere aktarma konusunda IFAD ofisinin Türkiye’de olması son derece önemli” dedi.

ETBİR I KIRMIZI 15


DOSYA - ESK KARKAS ET İTHALATINA BAŞLIYOR

Kırmızı Et Sektöründe Gündem İthalat… Kırmızı et fiyatlarını dengede tutmak için bir dizi tedbirler alan hükümet, canlı hayvanın yanı sıra karkas et ithal etmeye hazırlanıyor. Karkas et ithalatında gümrük vergisi oranlarını yüzde 40’a düşüren hükümet, ESK’ya ise sıfır gümrük vergisiyle ithalat izni verdi. Alınan tedbirler kimilerine göre yanlış, kimilerine göre ise fiyatların düşürülmesi için gerekli adımlar atılıyor. Kurban Bayramı’na sayılı günler kala yaşanan bu gelişmelerin piyasaları rahatlatması bekleniyor.

B

ir türlü düşürülemeyen kırmızı et fiyatları gündemdeki yerini her daim korumayı sürdürüyor… Hakim olan bir görüşe göre yeterli hayvan yok ithalat yapmak gerek, bir diğer görüşe göre ise yeterli sayıda hayvan var ancak fiyatlar düşmüyor. Tartışmalar içinde en fazla dile getirilen bu iki görüşün dışında daha onlarca neden ve çözüm konuşuluyor. Fiyat artışının kesin çözümü henüz bulunamadı ama durumun düzeltilebilmesi ve kırmızı et fiyatlarının

16 ETBİR I KIRMIZI

artışını önlemek için hükümet ithalat hazırlıklarına başladı. Et ve Süt Kurumu Avrupa Birliği’nden yapacağı 19 bin ton karkas etin ithalatını da içine alan toplam 50 bin ton karkas et ithalatı için hazırlıklarını sürdürüyor. İthalatın önemli bir bölümünün Bosna Hersek’ten yapılması öngörülüyor.

2010 yılında ithalata izin çıktı Hararetli tartışmaların yapıldığı karkas et ithalatı uzun zamandır Türkiye’nin gündeminde. 2009’un son aylarında

kırmızı et fiyatının çok yükselmesini nedeniyle, 2010 Nisanı’nda gümrük vergileri düşürülerek ithalat kararı alınmıştı. Türkiye’de uzun yıllardır yasak olan kırmızı et ve et ürünlerinin ithalat yasağının kaldırılmasının ardından ilk ithalat 2010 yılında gerçekleştirildi. İlk olarak kasaplık canlı hayvan, daha sonra besilik hayvan, kurbanlık ve küçükbaş hayvan ithalatına izin verildi. Buna rağmen et fiyatında istenen oranda düşüş sağlanamayınca karkas et ithalatına da izin çıktı. 2010 yılından,


2015 yılı Mayıs ayı sonuna kadar 3 milyar 660 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithalatı yapıldı. Bu yıllar içerisinde Avrupa Birliği ülkelerinin yanı sıra bugün ithalat yapmaya hazırlandığımız Bosna Hersek’ten de et ithalatı gerçekleştirildi. 2015 sonrasında Bosna Hersek’ten ithalat bir kez daha gündeme geldi. Fiyatları dengelemek için 2016 yılında da Bosna Hersek’ten et ithalatına devam edildi.

Bosna Hersek’te doğmuş ve yetişmiş hayvanlar geliyor 2016 yılında Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilen tarife kontenjanı kapsamında Bosna Hersek’ten yapılan karkas et ithalatının Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen ve Resmi Gazete’de yayınlanan esasları şu şekilde tarif edilmişti: “Bosna Hersek’te doğmuş ve yetiştirilmiş canlı hayvanlardan elde edilen taze, soğutulmuş veya dondurulmuş sığır etleri ile Bosna Hersek dışında doğmuş ve yetiştirilmiş olup Bosna Hersek’te en az 3 aylık besi döneminden sonra kesimi yapılan canlı hayvanlardan elde edilen taze, soğutulmuş veya dondurulmuş sığır etleri, gerekli şartları karşılaması kaydıyla, Bosna Hersek menşeli kabul edilerek ESK tarafından kullanılmak üzere Bakanlar Kurulu kararı kapsamındaki tarife kontenjanından yararlanacak.” Bugün de benzer esaslarda ithalat yapılması bekleniyor.

Gümrük vergileri düştü Et ve Süt Kurumu karkas et ithal etmeye hazırlanırken hükümetten bir adım daha geldi. Canlı hayvan, bazı tarım ürünleri ve karkas et ithalatında gümrük vergilerini düşüren ithalat rejimi kararı yayımlandı. Resmi Gazete’nin 27 Haziran 2017 tarihli sayısında yer alan ithalat rejimine ek karar uyarınca gümrük vergilerinde önemli oranlarda indirim yapıldı. Kararnamede, canlı büyükbaş hayvan ithalatında vergi oranları daha önce % 150 iken, yeni karar ile % 29’a düşürüldü. Büyükbaş hayvanların taze veya soğutulmuş eti için vergi hadleri daha önce % 250 iken kararnamede % 40’a indirildi. Büyükbaş hayvanların dondurulmuş etinin ithalatında da daha önce % 250 olan gümrük vergi oranları yeni kararname ile %40 olarak değiştirildi.

Kimse mağdur edilmeyecek Kararı destekleyen görüşlerin yanı sıra vergi oranlarının düşürülmesi yönelik tepkiler artınca Gıda, Tarım ve Hayvancılık eski Bakanı Faruk Çelik yazılı bir açıklama yaptı ve bu karar sonrasında, üreticileri endişeye sevk edici bazı spekülatif değerlendirmelerin yapıldığına dikkat çekti. Hiçbir üreticinin, yetiştiricinin endişe etmesine gerek olmadığını belirten Çelik, “Kesimlik hayvan ve karkas et ithalatı, söz konusu Bakanlar Kurulu kararı öncesinde olduğu gibi Bakanlığın yetkisi ve kontrolü çerçevesinde yürütülecek” dedi. Çelik, yerli üretimin daralmasına sebep olacak ithalat uygulamalarına kesinlikle izin verilmeyeceğine işaret ederek, “İthalat kaynaklı fiyat oluşumlarında, yurt içi üretim maliyetleri dikkate alınacak ve üretici mağduriyetlerine asla müsaade edilmeyecektir. Üreticilerimiz, yetiştiricilerimiz rahat olsunlar; üretmeye, ağıllarını, ahırlarını doldurmaya devam etsinler. Nihai hedefimiz, ülkemizin, coğrafyamızın hayvan varlığını artırarak, kendi kendine yeten bir ülke haline gelmesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Et fiyatları düşecek mi? Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ise et ithalatında gümrük vergisinin düşürülmesiyle ilgili şu yorumu yaptı: “Fiyat oluşumunda sağlıksız bir yapı var. Fiyat oynaklığında dünyada ikinciyiz. Yeni uygulama ile içerideki

fiyatları koruyarak üstteki tavanı indirdik. Spekülatörün oynayacağı alanı daralttık. Gıda komitemiz var. Sarı alarm noktasına gelen ürünler var, et de bunlardan biri. Et fiyatlarındaki artış üreticiye gidiyor mu, hayır. Etin enflasyon sepetindeki payı yüzde 1,9. Bizim hemen arkamızda Yunanistan ve Portekiz geliyor. Portekiz yüzde 1,09. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Fiyattaki en ufak bir oynama da enflasyona yol açıyor. Biz bu tedbirleri aldık da hemen etkileşim oldu mu, hayır. Şu andaki uygulamayı zamanlama olarak da uygun görüyorum.” Bakanı destekleyen bir açıklama Türkiye Süt Et Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği Başkanı Tarık Tezel’den geldi. Hayvan yeminin yüzde 45-60’ının ithal ürünlerden karşılandığını belirten Tezel, “İndirim et ve süt fiyatlarına düşüş olarak yansır” dedi. Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği (ETBİR), ithalatın kırmızı et piyasalarını rahatlatacağı görüşünü savunurken, özellikle canlı besilik hayvan ithalatının geliştirilmesi üzerinde duruyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan ETBİR Başkanı Veteriner Dr. Ahmet Yücesan, fiyatların düşmesinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın et ithalatında gümrük vergisini düşürmesinin ve tüketimin azalmasının etkili olduğuna işaret ederek, bakanlığın kararının ardından ithal edilen yaklaşık 10 bin tonluk donuk karkas etin sanayiciyle buluştuğunu söyledi.

ETBİR I KIRMIZI 17


DOSYA - ESK KARKAS ET İTHALATINA BAŞLIYOR

Kurbanda fiyatlar yükselmeyecek Bu konuda olumlu ve olumsuz daha onlarca görüş dile getirildi ve getirilmeye devam ediyor. Peki tartışmaların odağındaki üretim ne durumda? Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2017 yılı ilk çeyrekte toplam kırmızı et üretimi tahmini 232 bin 404 ton olarak gerçekleşti. Toplam kırmızı et üretimi bir önceki döneme göre yüzde 14.1, bir önceki yılın aynı dönemine göre ise yüzde 2.3 azaldı.

Özel sektör besisini yapacağı hayvanı kendi seçmeli ETBİR Başkanı Ahmet Yücesan, ithal edilen besilik hayvanlar konusunda ise özel sektörün besisini yapacağı hayvanı kendisinin seçmesi veya ithalat yetkisi verilmesi gerektiğini belirtti. Yücesan, “Et ve Süt Kurumu sipariş aldığı hayvan sayısı kadar teslimat yapamıyor. Sipariş sırasında belirtilmeyen teslimat sayısı ve net süresi sebebiyle işletmeler boş kalıyor. Bu ve bunun gibi sebeplerle canlı hayvan ithalatının yeniden düzenlenmesi, kontrollerin artırılması ve özel sektöre besisini yapacağı hayvanı en azından kendisi seçme hakkı tanınması gerekiyor“ dedi. Bu konuda doğru çözümün, özel sektöre besilik canlı hayvanını kendisinin ithal etmesi için yetki verilmesi olduğuna dikkat çeken Yücesan, canlı hayvan ithalatının yine kombine verimli ırklardan yapılmasına özellikle dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Yücesan, öte yandan büyükbaş hayvan kesiminde yetiştiriciye verilen kesim desteğinin çok önemli olduğunu hatırlatarak; “Kesim desteğinin devam ettirilmesi besiciyi desteklediği gibi, kesim ağırlığının artması ve böylece et veriminde artış, kesim standardı, izlenebilirlik ve kayıt dışılığın önlenmesi gibi önemli katkılar sağlamaktadır” şeklinde konuştu. Edirne Merkez İlçe ve Süloğlu Süt Üreticileri Birliği (SÜTÜB) Başkanı Mustafa Suiçmez ise “Türkiye’nin canlı hayvan ve kırmızı et konusunda dış piyasaya ihtiyacı var. Ülke nüfusu açısından yeterli olamıyoruz.

18 ETBİR I KIRMIZI

Bugüne kadar Et ve Süt Kurumu sıfır gümrükle hayvan getirip, gelenleri üreticiye veriyordu. Daha sonra Et ve Süt Kurumu’nun ithal ettiği bazı hayvanlarda kalitesizlik anlamında şikayetler oldu. Ardından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız damızlığa uygun olmayan hayvanlar için böyle bir yola gitti. Bu durumun iç piyasayı düşüreceğini zannetmiyorum. Burada amaçlanan piyasayı spekülatörlere karşı koruma.” yorumunu yaptı. İthalat kararını ve gümrük vergilerinin indirilmesini olumlu yorumların dışında olumsuz tepkiler de geldi. Kasaplar Federasyonu Başkanı Fazlı Yalçındağ, vergilerin düşürülmesinin fiyatlara indirim olarak yansımayacağını, bir ihtimal fiyat artışını durdurabileceğini söyledi. İthalat yetkisinin sadece Et ve Süt Kurumu’nda olduğun dikkat çeken Yalçındağ, “İthalat yetkisi özel sektörde yok. Devlet bir anlamda kendi ithalatına uyguladığı vergilerde indirim yaptı. Kuruma daha rahat hareket etme yetkisi verildi.” dedi. “Üreticinin giderleri makul seviyeye gelmedikçe bu fiyatlar devam eder” diyen Yalçındağ, “Avrupa’da bir çiftlikte, bir tane inek hem kendine, hem yavrusuna hem de sahibine bakıyor. Bunu böyle yapmamız lazım” ifadelerini kullandı. Bu konu hakkında bir karşı görüş de Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Birliği Merkez Başkanı Bülent Tunç’tan geldi. Alınan kararın et fiyatlarına hiçbir faydası olmayacağını ifade eden Tunç “Biz buna tamamen karşıyız. Alınan karardan şikayetçiyiz. Kesinlikle doğru bir uygulama değil. Üreticiye yazık ediyorlar.” dedi.

Ekonomideki kırmızı et gündemi bu şekilde devam ederken, tüm yıl içerinde hayvancılıkla uğraşan çiftçiyi, kırmızı et üreticisini ve tüketiciyi yakında ilgilendiren Kurban Bayramı hazırlıkları da başladı. Bu yıl kırmızı et sektörü Kurban Bayramı’nı ESK’nın Bosna Hersek’ten karkas et ithalatı arifesinde alınan gümrük vergisi indirimi kararı ile karşılıyor. Bayrama sayılı günler kala merak edilen kurbanlık fiyatları da gündemdeki yerini aldı. Bu yıl kurbanların el yakmayacağı öngörülüyor. Gündeme ilişkin açıklama yapan Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (ETBİR) Derneği Başkanı Ahmet Yücesan, Kurban Bayramı’na kısa süre kaldığına ve kırmızı et fiyatlarının düşüş eğiliminde olduğuna dikkat çekti. Yücesan, Ramazan ayında yükselen toptan kırmızı et fiyatlarının, Temmuz’dan itibaren kilogramda 2-3 lira civarında düştüğünü belirterek, düşüşün Eylül ayına kadar sürmesini beklediklerini, bu yüzden yaklaşan Kurban Bayramı öncesi kurbanlık fiyatlarında önemli artış öngörmediklerini ifade etti. Fiyatların düşmesinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın et ithalatında gümrük vergisini düşürmesinin ve tüketimin azalmasının etkili olduğuna işaret eden Yücesan, bakanlığın kararının ardından ithal edilen yaklaşık 10 bin tonluk donuk karkas etin sanayiciyle buluştuğunu söyledi.

Bayrama kadar et fiyatları düşecek Kırmızı et fiyatlarının Kurban Bayramı’na kadar düşüşünü sürdüreceğini öngördüklerini kaydeden Yücesan, şöyle devam etti:


“Kurban Bayramı’na kadar fiyatlar bu haliyle devam eder. Çünkü Et ve Süt Kurumu’nun aldığı tedbirler ve ithalat kararı var. Rutin şartlarda bu durum kurbana kadar sürer. Kurbanlık mal, hayvancının stoğunda ayrı bekleyen bir üründür. Şu anda üreticinin elinde yeterli stok var. Bakanlık da ‘eğer herhangi bir eksiklik olursa bizim elimizde ithalat yetkimiz var, bu yetkiyi kullanırız’ diyor. Bu yüzden kurbanlık fiyatları konusunda çok fazla sıkıntı olacağını sanmıyorum.” İzmir Kasaplar Odası Başkanı Ceyhan Yücelmiş de,”Maliyet artışlarını da göz önüne alarak canlı hayvan kilogram fiyatının bu kurbanda 31-32 lira civarında oluşacağını tahmin ediyorum. Geçen sene bu 29-30 lira civarındaydı.” diye konuştu.

Bakan Fakıbaba Kurban Bayramı öncesi tedbir almaya hazırlanıyor Kurbanlık fiyatlarıyla ilgili en yetkili ağızdan da açıklama geldi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, et ve kurbanlık hayvan fiyatları konusunda mutlaka tedbir alacaklarını belirterek şöyle devam etti: “Et fiyatları konusunda mutlaka önlem almamız gerektiğini biliyoruz. Hem üreticiyi hem tüketiciyi mutlu etmek devlet, bakanlık ve hükümet olarak bizlerin görevi ama benim bugün Ahmet Fakıbaba olarak ilk günden peşinen bir şey söylemem doğru olmaz. Halkımız her şeyin en güzelini hak ediyor. Biraz zaman istiyoruz ancak bu çok uzun bir süreyi kapsamıyor. Bu konuda mutlaka tedbirlerimizi alacağız ve kısa zamanda halkımıza açıklayacağız. Onun için ‘biraz sabır’ diyorum. Kurban Bayramı’nda bütün vatandaşlarımızın bütçelerine uygun kurban kesimi yapmaları hepimizin arzusu.”

ESK sıfır gümrükle et ithal edecek Bir tarafta ithalata hazırlanan ESK, bir tarafta gümrük vergilerinin düşmesini onaylayan ve eleştiren tepkilerin gölgesinde Kurban Bayramı hazırlıkları devam ederken, Bakanlar Kurulu sıcak gündemde yer bulacak yeni bir karar daha açıkladı. Bakanlar Kurulu’nun 29

Temmuz’da Resmi Gazete’de yayınlanan “Canlı Hayvan ve Et ithalatında Tarife Kontenjanı Uygulaması Hakkında Kararı” ile Et ve Süt Kurumu’na sıfır gümrükle canlı hayvan ve et ithalatı için tarife kontenjanı açıldı. Karar uyarınca Bosna Hersek’ten karkas et ithal etmesi beklenen ESK, sıfır gümrük vergisiyle canlı hayvan, taze veya soğutulmuş et ile karkas et ithal edebilecek. ESK’ya sıfır gümrük vergisiyle 2018 yılı sonuna kadar 500 bin canlı büyükbaş hayvan, 475 bin baş canlı koyun ve keçi ile 75 bin ton taze veya soğutulmuş büyükbaş hayvan eti, ayrıca 2017 yılı sonuna kadar da 20 bin ton çeyrek karkas et kontenjanı tahsis edildi. Bu karar kapsamında yapılacak ithalat için Ekonomi Bakanlığınca ithal lisansı düzenlenecek. ESK sıfır gümrükle et ithalatı için hazırlıklarına devam ederken, Kurban Bayramı için de üretici hazırlık yapıyor. Tüketicinin gözü ise et fiyatlarında… Tüketici çözümün nasıl olduğu, ithalatın hangi vergi oranlarında gerçekleştirildiği ile değil etin kilosunun kaç lira olduğu ile ilgileniyor. Sonucun ne olacağını, kimlerin haklı çıkacağını ise ithalat sonrası hep birlikte göreceğiz.

Gözet açıklamasında “Hayvancılık konusunda, uzun vadeli ve kalıcı bir devlet politikası oluşturamayan Türkiye, 2010 yılından bu yana, her yıl düzenli olarak artan oranlarda, dünyanın her bölgesinden canlı hayvan ve et ithal etmektedir. İthalat rakamları büyüdükçe, yaşanan yetiştirici ve sağlık sorunları da büyümektedir” ifadelerine yer verdi. “İthalat, hayvancılığımızı bitirme noktasına getirmiştir” diyen Gözet açıklamasını şöyle devam etti: “Hayvancılık konusunda yeterli imkanlara sahip ülkemize bu ithalat yakışmıyor. Bu konuda ciddi ve uzun vadeli tedbirler almak zorundayız.” Gözet açıklamasının sonunda Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, yeni Bakan Ahmet Eşref Fakıbaba’dan kalıcı bir hayvancılık politikası oluşturulması adına “Hayvancılık Kurultayı” düzenlemesini talep etti.

“İthalat, hayvancılığımızı bitirme noktasına getirmiştir” ESK’ya özel sıfır gümrükle et ithalatı için tarife kontenjanı açılmasının ardından Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Talat Gözet konuyla ilgili kamuoyuna bir açıklama yaptı.

ETBİR I KIRMIZI 19


YÖNETMELİK

Et ithalatında

Gümrük vergisi oranları düştü!

Ekonomi Bakanlığı kırmızı et sektörünü yakından ilgilendiren sürpriz bir karar açıkladı. Bakanlık tarafından açıklanan “Tarım İthalat Kararnamesi”nde büyükbaş hayvan ithalatında gümrük vergisi oranları yüzde 150’den yüzde 26’ya, karkas et ithalatında ise yüzde 250’den yüzde 40’a indirildi. ESK’ya sıfır gümrükle canlı hayvan ve et ithalat kontenjanı açıldı.

E

t fiyatlarındaki artış, canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı uzun zamandır gündemdeki yerini koruyor. Kimleri eleştiriyor, kimileri destekliyor. Yurtdışından canlı hayvan vekırmızı et ithal edilsin mi edilmesin mi tartışmaları devam ededursun Ekonomi Bakanlığı’ndan tartışmaları daha da alevlendiren bambaşka bir hamle geldi. Hayvancılık, tarım ve karkas et ithalatında gümrük vergilerini düşüren “İthalat Rejimi Kararına Ek Karar” yayımlandı. Resmi Gazete’nin 27 Haziran 2017 tarihli sayısında yer alan ithalat rejimine ek karar uyarınca, büyükbaş hayvan ithalatında gümrük vergisi oranları yüzde 26’ya, karkas et ithalatında ise yüzde 40’a indirildi. Ekonomi Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, enflasyon artışına önemli katkı sağlayan ekmek, kırmızı et, beyaz et ve yumurta fiyatlarına doğrudan ya da

20 ETBİR I KIRMIZI

dolaylı etki edecek buğday, arpa ve mısır ile kesimlik canlı hayvan ve karkas sığır etinde uygulanan gümrük vergilerinin düşürüldüğü ve böylece iç piyasada yaşanabilecek fiyat artışlarının önüne geçileceği bildirildi.

250 olan gümrük vergi oranları yeni kararname ile % 40’a düşürüldü. İthalat vergi oranlarının önemli oranda düşürüldüğü kararnamede ithalatın kimler tarafından yapılabileceğiyle konusunda bir açıklık getirilmedi.

Et ithalatı kolaylaştı

Buğday ithalatında vergi sıfırlandı

Uzun zamandır bir türlü artışı durdurulamayan kırmızı et fiyatlarının düşürülmesi için harekete geçen Bakanlık gümrük vergilerini indirme yoluna gitti. Kararnamede, canlı büyükbaş hayvanlar başlığında “Bibos veya Poephagus cinsi hayvanların vergi oranları daha önce % 150 iken, bu değişiklikle % 29’a düşürülmüştür” denildi. Büyükbaş hayvanların taze veya soğutulmuş eti için vergi hadleri daha önce % 250 iken kararnamede % 40’adüşürüldü. Büyükbaş hayvanların dondurulmuş etinin ithalatında da daha önce %

Karar kapsamında, adi buğday, mahlut, kızıl buğday ve bazı arpa çeşitlerinde Bosna Hersek’ten yapılacak ithalatta gümrük vergisi sıfırlanırken, ABEFTA ülkeleri, Güney Kore ve diğer ülkelerden yapılacak ithalat için yüzde 40-45 aralığına indirildi. Cin mısır ve bu kapsamdaki diğer ithalat için ise Bosna Hersek dışındaki ülkelerden yapılacak ithalattan yüzde 25 de gümrük vergisi alınacak. Bu ürünlerde karar öncesinde gümrük vergisi yüzde 130’lar civarında uygulanıyordu.


Kararın nedeni enflasyonla mücadele

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada işlenmemiş gıda ürünlerinde bu yıl görülen fiyat oynaklıklarının enflasyon üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması amacıyla Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi tarafından son dönemde bir dizi toplantı gerçekleştirildiği ifade edildi. Komite tarafından 2017 yılı için enflasyonda gözlemlenen risklerin ciddiyetini koruduğu, özellikle işlenmemiş gıdada yaşanan fiyat artışlarının enflasyon hedeflerinde yaşanan sapmanın en önemli unsurlarından biri olduğunun açıkça ortaya konulduğu ifade edildi. Açıklamada, enflasyonla mücadele kapsamında gerektiğinde devreye girecek dış ticaret tedbirlerine yönelik çalışmalar da yapıldığı belirtildi. Komitenin öncelikle üzerinde durduğu ve enflasyon artışına önemli oranda katkı sağlayan ekmek, kırmızı et, beyaz et ve yumurta fiyatlarına doğrudan ya da dolaylı etki edecek buğday, arpa ve mısır ile kesimlik canlı hayvan ve karkas sığır etinde uygulanan uygulanan gümrük vergilerinin düşürülmüş oldu.

Fiyat artışlarına meydan verilmeyecek

Açıklamada “Söz konusu ürünlerde uygulanacak gümrük vergilerinin, arz-talep dengesi, üretim maliyetleri, yurtiçi ve yurtdışı fiyatlar ile döviz kurları dikkate alınarak, üretimin devam ettirilmesinde sürekliliğin sağlanmasını, üreticinin menfaatlerinin korunmasını ve memnuniyetinin temin edilmesini öte yandan tüketici refahının tesis edilmesini ve aşırı fiyat dalgalanmalarının

önlenmesini sağlayacak şekilde belirlenmiştir” denildi. Ekonomi Bakanlığı’nın açıklamasında yeni karar için ayrıca şu değerlendirmelerde bulunuldu: “Vergilerin düşürülmesiyle arz açığı olan dönemlerde iç piyasa fiyatlarının belirli bir düzeyin üzerine çıkması halinde arz açığı ithalat yoluyla karşılanırken iç piyasada yaşanabilecek fiyat artışlarına da meydan verilmeyecektir. Ayrıca, yine Komite tarafından sistem dinamik bir şekilde takip edilecek olup, gerektiğinde Ekonomi Bakanlığı tarafından değişen koşullara göre gümrük vergilerinde güncellemeler yapılabilecektir.”

TMO ve ESK gümrüksüz ithalat yapacak “İthalat Rejimi Kararına Ek Karar”ın yayınlanmasının ardında tartışmalar devam ederken hububat ithalatında yetkili kılınan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) için buğday, arpa, mısır ve pirinç; Et ve Süt Kurumu’na da (ESK) canlı hayvan ve et ithalatı için gümrüksüz tarife kontenjanı açıldı. Bakanlar Kurulu’nun 29 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayınlanan “Bazı Tarım Ürünlerinin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanması Hakkında Kararı”na göre TMO, 31 Mayıs 2018’e kadar 750 bin ton buğday ve mahlut ile 700 bin ton arpayı, 31 Temmuz 2018’e kadar 700 bin ton mısır ve 31 Ağustos 2018’e kadar 100 bin ton pirinci gümrüksüz

ithal edebilecek. Aynı tarihte yayınlanan “Canlı Hayvan ve Et ithalatında Tarife Kontenjanı Uygulaması Hakkında Kararı” kapsamında da ESK, sıfır gümrük vergisiyle 2018 yılı sonuna kadar 500 bin canlı büyükbaş hayvan, 475 bin baş canlı koyun ve keçi ile 75 bin ton taze veya soğutulmuş büyükbaş hayvan eti ve ayrıca 2017 yılı sonuna kadar da 20 bin ton çeyrek karkas et ithalatı gerçekleştirebilecek.

İthalatta yetkili kurumlardan kamuoyuna açıklama

Oldukça yankı bulan gümrüksüz tarife kontenjanının açıklanmasının ardından TMO ve ESK kamuoyuna yazılı açıklamalarda bulundu. Et ve Süt Kurumu (ESK) Genel Müdürlüğü’nün sitesinde yayınlanan açıklamada “Et ve Süt ve Kurumu’na verilen bu yetki, her zaman olduğu gibi üretimde sürdürülebilirliği sağlamak ve spekülatif girişimlerle üretici ve tüketici aleyhine oluşabilecek fiyat dalgalanmalarını önlemek amacıyla ihtiyaç duyulduğunda kullanılacaktır” ifadesine yer verildi. Açıklamada “Et ve süt ürünleriyle ilgili piyasa düzenleme görevini yürüten Kurumumuz, piyasayı bozmaya ve buradan menfaat temin etmeye dönük girişimlere hiçbir zaman fırsat vermeyecektir. Üretici ve tüketici lehine işleyecek bir piyasanın temini için gerekli adımları zamanında ve kararlılıkla atmaya devam edecektir.” denildi.

ETBİR I KIRMIZI 21


DESTEKLEME

Tarımsal Destekleme

Sil Baştan...

Geçtiğimiz hafta göreve gelen Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, hazırlıklarına başlanan yeni tarımsal destekleme modeli ile üretim desteğini artırma, ithalatı azaltma sinyalini verdi.

T

arım, hayvancılık ve gıda alanında yeni düzenlemeler yolda… Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, üretici ve tüketicinin rahatlayacağı yeni bir tarımsal destekleme modeli üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Fakıbaba, “Kısa süre içerisinde tarım, hayvancılık ve gıda alanında yeni düzenlemelere gideceğiz” dedi. Seçim bölgesi Şanlıurfa’da GAP Tarımsal Eğitim Merkezi’nde yapılan Tarım Sektörü Değerlendirme Toplantısı’na katılan Bakan Fakıbaba, Türkiye’nin verimli tarım arazileriyle dünyanın en önemli gıda üretim merkezlerinin başında geldiğini söyledi. Ülkenin tarım alanlarını daha iyi değerlendirilebilmesi için üretici ve tüketicilerle daha fazla iş birliği yapmayı planladıklarını ifade eden Fakıbaba, bu anlamda kısa sürede önemli çalışmalara imza atmayı hedeflediklerini vurguladı.

Önceliğimiz desteklerde Konuşmasında öncelikli olarak tarımsal desteklemelere yoğunlaştıklarına dikkati çeken Ahmet Eşref Fakıbaba, “Desteklemelerde düzenlemelere gidilecek. Örneğin, ürün, ülke için çok elzem bir üründür. Fakat çiftçi ürettiği zaman zarar ediyordur onun için devlet destek verir. O ürünün kalitesini ve

22 ETBİR I KIRMIZI


miktarını artırır. Eğer böyle bir ürün yoksa desteğin de olmaması lazım.” dedi. Fakıbaba şöyle devam etti: “Örneğin pamuk bizim ürettiğimiz bir ürün ve tüketime kâfi gelmiyor, dışarıdan ithal ediyoruz. O zaman pamuk desteklenecek ki dışarıdan ithal etmeyelim. Yeni bir destekleme modeli çıkacak, bu modelde çiftçi de, üretici de, tüketici de rahatlayacak. Bu konuda kapsamlı çalışma yapılıyor.” Göreve kısa süre önce geldiğini anımsatan Fakıbaba, “Bu kadar sürede ancak bu kadar açıklama yapıyoruz. İnanıyorum yavaş yavaş çok daha iyi olacak.” diye konuştu.

“Hizmetkâr olmaya aday olduk” Bakan olduktan sonra çok yoğun bir tempo ile çalışmaya başladığını dile getiren Fakıbaba, Bakanlığa bağlı kurum

ve kuruluşların temsilcileriyle sık sık bir araya gelerek yürütülecek çalışmalara ilişkin fikir alışverişinde bulunacaklarını, mümkün olduğunca üreticilerle de yüz yüze görüşeceğini vurguladı.

şeklinde konuştu. Fakıbaba, sektörün 80 milyonluk bir kitleye hitap ettiğini anlatarak, yüksek potansiyeli en iyi şekilde kullanabilmenin planını yapacaklarını ifade etti.

Verilen görevi en iyi şekilde yürütmek için özellikle çiftçi ve besicilerin desteğine daha fazla ihtiyaç duyduğunu anlatan Ahmet Eşref Fakıbaba, “Milletvekillerimiz, valilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileriyle hep beraber iş birliği yaparak çalışacağız. Halk ile el ele verip hizmetkâr olmaya aday olduk. Herkesten dua talep ediyorum.” dedi.

Çiftçiye yılda 2 kez ödeme

Bakanlığa yeni yol haritası Bakanlıkta yeni bir yol haritası hazırlayacaklarını söyleyen Fakıbaba, “Hem üreticiyi hem de tüketiciyi memnun edecek politikalar izleyeceğiz. Birebir yüz yüze görüşmelerle sektörün sorunlarına çözüm arayacağız”

Milli Tarım Projesi kapsamında havza bazlı bitkisel üretim planlaması yapılacağını aktaran Fakıbaba, çiftçinin havza bazlı model çerçevesinde destekleneceğini dile getirdi. Tarımsal desteklemelerde de bürokratik işlemleri azaltacaklarını vurgulayan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba, “Bürokrasi azaltılacak, desteklenecek ürünler önceden belirlenecek. Çiftçi ne kazanacağını bilecek. Çiftçimizi tefeciye muhtaç etmeyeceğiz. Yılda iki kez ödeme yapacağız. Hayvancılıkta önceliğimiz, ithalatı azaltıp yerli üretimi artırma yönünde olacaktır. Bu süreç hemen olmaz. En az 2,5 yıl alabilecek bir süreçtir.” dedi.

ETBİR I KIRMIZI 23


DESTEKLEME

IPARD-II Programı’na Başvuru Çağrı İlanı Yapıldı 2023 yılına kadar sürecek IPARD-II kapsamında 1 milyar 45 milyon Avro’luk kaynak yatırımcıların ve çiftçilerin kullanımına sunulacak. Başvurular 6 – 28 Eylül 2017 tarihleri arasında kabul edilecek. Online proje başvuru sistemi ise 26 Eylül saat 21:00’da kapatılacak.

A

vrupa Birliği Katılım Öncesi Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Programı (IPARD) ile hayvansal ve bitkisel üretime yönelik yatırımlar destekleniyor. Geçen yıl ilki tamamlanan IPARD’ın yeni döneminde bu ürünlerin işlenmesi ve pazarlanmasına yönelik yatırımlar da destek kapsamına alındı. Yatırımcılara ve çiftçileri 1 milyar 45 milyon Avro kaynak kullanımını öngören IPARD-II Çağrı İlanı Tanıtım ve Bilgilendirme Toplantıları devam ediyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Vekili Hasan Özlü, TKDK Başkanı Dr. Ahmet

24 ETBİR I KIRMIZI

Antalyalı ve uzmanların katılımıyla Ankara ve İstanbul’da tanıtım toplantıları düzenlendi. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından uygulanan IPARD programı ile tarım, hayvancılık, su ürünleri, kırmızı ve kanatlı eti, süt ve süt ürünleri işleme, analık, kırsal turizm, yerel ürünler, tıbbi aromatik bitkiler ile süs bitkileri gibi sektörler destekleniyor.

IPARD 1’de kırmızı et üretimine 3.3 milyar TL hibe verildi Geçen yıl tamamlanan IPARD1 programı dahilinde 2007-2013 projeleri için 1

milyar 165 milyon Euro destek verildi. IPARD1 için başvuran 16 bin projeden 11 bini kabul edildi. Bu projelerle 7 milyar TL yatırım yapılırken, 3.3 milyar TL hibe verildi. Yine bu projeler için 1.5 milyar TL vergi muafiyeti sağlandı. 57 bin kişilik istihdam oluşturan IPARD1 projeleri sayesinde 180 milyon TL ihracat da yapıldı. IPARD1, 4 bin 572 genç yatırımcının, bin 55 kadın yatırımcının üretim veya ticaret hayallerini gerçekleştirmelerini sağladı. Kırmızı et üreten tarımsal işletmeler; 30-250 adet sığır kapasiteli ahır, 100-500 adet koyunkeçi kapasiteli ağıl, 10-50 adet manda


kapasiteli ahır olması durumunda yüzde 50 oranında hibe alabiliyor. Et ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanmasına yönelik yatarımlar da aynı şekilde destekleniyor.

1 milyar 45 milyon Avro’luk kaynak kullanılacak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hasan Özlü, IPARD-I Programı kapsamında 42 ilde 10 bin 693 projenin yatırıma dönüştüğünü belirterek, yatırım tutarı 6,7 milyar TL olan bu projelerde 57 bin kişiden fazla kişinin istihdam edildiğini ve bu yatırım miktarının 3,15 milyar lirasının hibe olarak verildiğini söyledi. 2016 sonu itibarıyla programının sona erdiğini ve 2023’e kadar sürecek IPARD-II dönemini başlattıklarını belirten Özlü, şöyle konuştu: “2023 yılına kadar sürecek IPARD-II Programı kapsamında 1 milyar 45 milyon Avro’luk kaynak, yatırımcıların ve çiftçilerin kullanımına sunulacak. IPARD-I desteklerine ilave olarak makine parkları, yumurta tavukçuluğu, fide-fidan, mantar üretimi, manda sütü, manda eti ve kaz yetiştiriciliği de desteklenecek.”

Başvurular Eylül’de kabul edilecek Toplantının ikinci kısmında Ankara İl Koordinatörlüğü uzmanları tarafından ikinci başvuru çağrı programı hakkında katılımcılara detaylı bilgiler verildi. Verilen bilgilere göre yatırım desteği talep edilecek projeler için başvuruların kabulüne 6 Eylül 2017 tarihinde başlanacak ve projelerin son teslim tarihi 28.09.2017, saat 18:00 olacak. Ancak online proje başvuru sistemi 26 Eylül saat 21:00’da kapatılacak. Kırmızı et sektörü ile ilgili olarak sadece kesimhane ve parçalama tesislerinin yer aldığı IPARD-II Programı teklif çağrısı kapsamında IPARD I’den farklı olarak manda ve kaz kesimhanelerine de destek sağlanacak.

IPARD-II kapsamında yatırımlara destek verilecek iller ise şöyle sıralanıyor: “Afyonkarahisar, Ağrı, Aksaray, Amasya, Ankara, Ardahan, Aydın, Balıkesir, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Hatay, Isparta, Kahramanmaraş, Karaman, Kars, Kastamonu, Konya,

Süt ve Et sektörleri için 3 milyon Avro’ya kadar destek verilecek

ve yüzde 50 destek verilecek. Hibe oranları da % 50’den fazla olamayacak. Sadece atık su arıtmaya ilişkin ilave % 10’luk destek verilecek. Yönetmelikte ve bu yönetmeliğin sonraki değişikliklerinde küçük ve orta ölçekli işletmeler olarak tanımlanan tüm tüzel kişiler ve gerçek kişiler başvuruda bulunabilecek.

IPARD-II Çağrı İlanı kapsamında sadece “Tarım ve Balıkçılık Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması ile İlgili Fiziki Varlıklara Yönelik Yatırımlar” tedbiri içinde yer alan sektörlerde başvurular kabul edilecek. Başvuru kabul edilecek sektörlerin başlıkları ise şöyle: Süt ve Süt Ürünlerinin, Kırmızı Et ve Et Ürünlerinin, Kanatlı Eti ve Et Ürünlerinin, Su Ürünlerinin, Meyve ve Sebze Ürünlerinin İşlenmesi ve Pazarlanması. Bu sektörler için 122 milyon 177 bin Avro’luk bütçe ayrılacak

Uygun harcama tutarları ise süt ve et sektörleri için en az 30 bin en fazla 3 bin Avro, süt toplama merkezleri için en az 30 bin en fazla 1 milyon Avro, meyve ve sebze sektörü için en az 30 bin en fazla 1 milyon 250 bin Avro, su ürünleri sektörü için en az 30 bin en fazla 1 milyon 500 bin Avro olarak açıklandı. İkinci çağrı ilanı çerçevesinde açıklanan alt ve üst limitlerin hesaplanmasında Avro kuru 1 Avro 3 bin 8797 TL olarak kullanılacak. Ödemeler TL olarak yapılacak.

Kütahya, Malatya, Manisa, Mardin, Mersin, Muş, Nevşehir, Ordu, Samsun, Sivas, Şanlıurfa, Tokat, Trabzon, Uşak, Van, Yozgat.”

Kırmızı et sektörü için destek verilecek faaliyetler: •P KırmızıPetPkesimhaneleriPvePparçalamaPtesislerininPinşası,P modernizasyonuPve/veyaPgenişletilmesi, •P KanatlıPkesimhanelerininPvePparçalamaPtesislerininPvePayrıcaP etPişleyenPişletmelerinPmodernizasyonu, •P ÜrünPkalitesiPvePhijyenPkontrollerininPiyileştirilmesiPiçinP laboratuvarlarPvePekipman, •P HayvanPrefahıPilePuyumluPkoşullardaPbüyükbaşPvePkoyun/keçiP kesimiPiçinPyatırım, •P SoğukPhavaPdeposuPekipmanı, •P İşlemePtesisiPiçindePkarkasPvePetinPizlenebilirliğininP gerçekleştirilmesiPiçinPyazılımPvePizlemePsistemi. ETBİR I KIRMIZI 25


MEVZUAT

ET VE ET ÜRÜNLERİ TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK HAZIRLIĞI

Mekanik Olarak Ayrılmış Ete İzin Yolda

2012 yılında yürürlüğe giren Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde değişiklik yapılmasını öngören bir taslak hazırlandı. Yeni taslakta mekanik olarak ayrılmış kanatlı etinin emülsifiye et ürünlerinde kullanımının yolu açılıyor, kelle etinin et ürünlerinde kullanımına izin veriliyor.

E

tle et ürünlerindeki taklit ve tağşiş (karıştırma/katma) yapılmasını önlemek amacıyla hazırlanan, kırmızı ve beyaz et karışımını ortadan kaldıran “Türk Gıda Kodeksi Et ve Et Ürünleri Tebliği” 2012 yılından beri yürürlükte... 2012 yılında kabul edilen tebliğde kanatlı etle kırmızı et karıştırılması yasaklandı. Kemiğe yapışmış etin mekanik olarak ayrılmasıyla elde edilen ürünler (MDM)’de 2012 yılından beri kullanılamıyor. Fermente sucuk ve ısıl işlem görmüş sucuğa, pastırmaya, dönere, köfteye et kaynaklı olmayan proteinler, nişasta ve nişasta içeren maddelerle soya ve soya ürünleri ilave edilemiyor. Kısaca bu şekilde özetlenebilecek Tebliğ’in 2012 yılında yürürlüğe girmesinin ardından

26 ETBİR I KIRMIZI

bahsi geçen sektörlerde hizmet veren firmalar tebliğe uyum gösterecekleri düzenlemeler yaptı ve kararlar hayata geçirildi. Hatta 2016 yılında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı denetlemeleri sırasında, belirledikleri yasaklara uymayan firmaları ifşa etti.

Et Ürünleri Tebliği sil baştan Aradan geçen 5 yılın ardından bugünlerde Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde önemli değişiklik yapılmasına dair hazırlıklar yapılıyor. 13 Temmuz 2017’de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Et ve Et Ürünleri Tebliği Alt Komisyonu Toplantısı’nda Et ve Et Ürünleri Tebliği’ndeki iki ana konuda değişiklik yapılması ele alındı. Toplantıda öncelikle

mekanik olarak ayrılmış kanatlı etinin emülsifiye et ürünlerinde kullanımı, ikinci olarak da kelle etinin et ürünlerinde kullanımı konuları görüşüldü. Toplantıda, mekanik ayrılmış et kullanımının 2012 yılında yasaklandığı, ancak şu anda Bakanlık olarak görüşlerinin, özel etiket kuralları getirilmesi ile birlikte emüsifiye et ürünlerinde kullanımının serbest hale getirilmesi olduğu belirtildi. Ayrıca kelle etinin şu anda kullanımı yasak olsa dahi kullanıldığı, bu nedenle kullanımın yine etiket kuralları ile belirlenmesi gerektiği vurgulandı. Uzun tartışmaların yapıldığı toplantının sonunda 2012’de kabul edilen maddelerin değiştirildiği bir taslak hazırlandı.


Karışımın taslağı hazırlandı Taslakta; TGK Et, hazırlanmış et karışımları ve et ürünleri taslağında mekanik olarak ayrışmış kanatlı etinin kullanımıyla ilgili olarak etikette ürün adıyla beyan edilmesi şartıyla emülsife et ürünlerinde kullanılmasının uygun olacağına karar verildi. Ancak kullanım oranı konusunda bir sonuca varılamadı ve oranın belirlenmesi bir sonraki toplantıya bırakıldı. Hazırlanan yeni Et ve Et ürünleri Tebliği taslağında emülsife et ürünlerinin üretiminde etikette beyan edilmesi kaydıyla kelle etinin kullanılmasının uygun olacağı görüşüne varıldı. Mevcut taslak üzerinde komisyonca yapılan revizyonların bir kez daha görüşülüp kesin karara bağlanması ise bir sonraki toplantıda yapılacak. Özetle değişimi getiren tebliğin taslağı hazırlandı ve kabul edildi.

Yasaklar kalkıyor Taslakta kabul edilen maddeleri yorumlayan ETBİR Yönetim Kurulu ve Bilim Kurulu Üyesi aynı zamanda TGK Et ve Et Ürünleri Alt Komisyonu Temsilcisi Çağdaş Öztürk yapılan değişiklikleri kısaca şöyle özetledi: “Tebliğ, genel olarak bir güncelleme niteliğinde ele alınmış olmasına rağmen, temel unsurlardan olan mekanik olarak ayrılmış MAE,MDM,MSM gibi kısaltmalar ile anılan, kanatlı etinin emülsifiye et ürünlerinde kullanımı, yani kanatlı etinden yapılmış sosis ve salam ürünlerinin içerisinde kullanılması

hususu taslak içerisine alınmıştır. Ancak bu tip ürünlerin etiketlerinde ürün adı ile birlikte MAE kanatlı etinden yapıldığının belirtilmesi hususu getirilmiştir.” Hazırlanan taslakta yapılan değişikliklerin kabul edilmesi durumunda sektöre ve tüketici nasıl yansıyacağına da açıklık getiren Öztürk “Bahsi geçen kanatlı MAE’nin sadece kanatlı etinden yapılmış olan sosis ve salam gibi ürünlerinde kullanılması ve etiket üzerinde bu durumun tüketiciye bildirilmesi hususu dünyada da yapılan bir uygulamadır” dedi. Ancak tüketicinin de bu hususta bilgilenmesi gerektiğine dikkat çeken Öztürk “Bu hammaddenin mikrobiyolojik olarak riskli olduğunun düşünülmesi sebebi ile fermente ve ısıl işlem görmüş sucuk grubu ürünlerde kullanılması halen yasaktır. Sosis ve salam ürünlerinin yüksek ısıl işlem görmesi sebebi ile mikrobiyal riskin elimine olabileceği öngörülerek ve kalsiyum miktarının takibi ile de MAE’nin ürünlere belirli miktarda ilave edilebilmesi garanti altına alınarak düzenleme tasarlanmıştır” şeklinde konuştu.

ETBİR olarak bakanlıkla aynı görüşteyiz Öztürk, kanatlı eti üreticilerinin MAE üretimini yan ürün olarak gerçekleştirip sadece ihracat yapabildikleri bir dönem sonrasında, artık iç piyasaya da satabilmeleri ve hatta kanatlı etli ürünlerin içerisine de koyabilmelerinin üreticiler için maddi bir avantaj olduğunu

ifade etti. Öztürk “Tüketici tarafından etiket üzerinde kolayca görülerek alınması, mikrobiyal ve kimyasal olarak analiz edilmiş bu ürünlerin ucuza satın alınabilmesi ve tüketilmesi bir avantaj olarak düşünülmelidir” dedi. Ancak Öztürk bu tip ürünlerin MAE gibi kemik ve et kırpıntılarının yüksek basınçlı makinelerle geri kazanılan kazıntılarından elde edilmiş ürünler olması sebebi ile tercih edilmemesi ve hatta bu sebep ile kanatlı ürünlerin tümüne karşı genel bir tüketici tepkisine yol açması ve güvensizlik oluşturması ihtimaline de dikkat çekti. Sonucu zamanın göstereceğine inandığını söyleyen Öztürk, Et ve Et Ürünleri Tebliği’nde böyle bir değişikliğe gidilmesini ise; “Kırmızı ve beyaz et fiyatlarının artması, tüketici alım gücüne cevap verilememesi ve alternatif protein kaynakların değerlendirilmeye çalışılması sebebiyle böyle bir genişletme yapıldığını düşünmekteyiz” sözleriyle yorumladı. Yeni taslağı yorumlayan Öztürk, “ETBİR olarak tüketici faydası odaklı bir dernek olmamız sebebi ile geçmişten bu yana bizlerin ticari olarak zararımıza bile olsa, alınan her tür yasal ve sektörel kararın yanında olmuş, gerek tüketici ve gerek Bakanlığımıza projelerimiz ve bilgi birikimlerimizi her zaman açıkça belirtmiş bir derneğiz. Etiketinde belirtilmesi, tüketiciye ve bakanlığa beyan edilmesi sonrasında isteyenin tercih edip isteyenin tercih etmemesi konusunda bakanlığımız ile aynı görüşü paylaşmaktayız” şeklinde konuştu.

ETBİR I KIRMIZI 27


MARKA YOLCULUĞU

Beşler, Sektörün Lider Markası Olmaya Aday

Türkiye’de hemen tüm evlere girmeyi başaran Beşler Sucuk, Türkiye’nin en bilinen üç markasından biri... 2014 yılında tamamlanan ve hala büyümeye devam eden dev tesisle, aylık 6 bin ton üretim kapasitesini ulaşan Beşler Sucuk, sektörün lider markası olmak için kolları sıvadı... Et ve et ürünleri kategorisinde de önemli oyunculardan biri haline gelen Beşler, sektöre yön verecek yeni ürünleri ve açacağı yeni mağazalar için ilk adımı attı.

S

ucuk deyince Türkiye’de ilk akla gelen markalardan biri olan Beşler Sucuk’un arkasında uzun yıllara dayanan bir geçmiş yer alıyor. 1945 yılında bir aile şirketi olarak İstanbul Kağıthane’de kurulan Beşler Sucuk kurulduğu ilk yıllardan beri kırmızı et ve et ürünleri sektöründe faaliyet gösteriyor. 2001 yılında Türkiye’de yaşanan ve hemen tüm sektörleri derinden etkileyen ekonomik krizde işadamı Kenan Altun ile ortaklık kurarak yoluna devam eden Beşler Sucuk, bugün sektöründe pek çok ilke imza atan Türkiye’nin en köklü markaları arasında yer alıyor. Sevilen reklamları, başarılı pazarlama stratejisi ile 7’den 70’e herkesin yakından tanıdığı, lezzetini bildiği Beşler Sucuk, aynı zamanda başarılı marka yolculuğuyla da örnek oluşturuyor. Yaklaşık 72 yılı geride bırakan Beşler Sucuk, yıllar içinde oluşturduğu ürün çeşitliliği, aldığı ödüller ve yeni yatırımları ile yoluna daha güçlü devam ediyor. Peki bundan sonraki süreçte başarılı bir marka olarak Beşler Sucuk neler hedefliyor, yeni projeler neler? Beşler Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Yılmaz Buldu ile konuştuk...

28 ETBİR I KIRMIZI

Beşler Sucuk nasıl doğru? Bugün ulaştığı noktaya gelinceye kadar geçen süreçte neler yaşandı? Beşler Sucuk 1945 yılında bir aile şirketi olarak İstanbul’un Kağıthane İlçesi’nde kuruldu. Ekonomik krizin yaşandığı 2001 yılında Sayın Kenan Altun ile ortaklık kuruldu ve sektörde emin adımlarla yoluna devam etti. Türkiye’nin en köklü ulusal markalarından biri haline gelen Beşler, kendi sektöründe ilk altın madalyalı sucuğu ödülüne layık görüldü: ilk ‘’pişme sucuk’’, ‘’fermente sucuk’’ ve ilk “vakum ambalajlı sucuk” gibi inovatif ürünleri Türkiye’de tüketicileri ile buluşturdu. Sucuk başta olmak üzere şarküteri ürünlerinde şüphesiz en bilindik markalardan birisi olan Beşler, bugün Türkiye’nin ilk üç markası arasında yer alıyor. Beşler, 2007 yılında hedeflerini büyütme isteği ve Kağıthane’de gelişen konut projeleri sebebiyle bir fabrika yeri arayışına girdi. Yapılan çalışmalar sonucunda İstanbul Silivri’de 40 bin m2 sanayi arsası satın alındı. 2011 yılı ikinci yarısında İstanbul Silivri’de Türkiye


ve Ortadoğu’nun en büyük fabrika yatırımına başlandı. 40 bin m2 alan üzerine 30 bin m2 kapalı alandan oluşan, hijyen koşulları ve teknolojik altyapı açısından örnek olacak şekilde, 40 milyon dolar yatırım bedeliyle gerçekleştirilen yatırım, 2014 yılının Ağustos ayında tamamlandı ve faaliyete geçti. Bu büyük yatırım hakkında bilgi verir misiniz? Beşler’in gücüne ne kadar katkı sağladı? Şarküteri olarak baktığımızda burada aylık 4 bin ton şarküteri kategorisinde üretim kapasitesi var. Türkiye pazarı olarak bakıldığında bu şarküteri için oldukça büyük bir kapasite, ancak biz bu yatırımı Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetleri pazarını da hedefleyerek yaptık. Beşler öncelikle bir sucuk markası olarak bilinirdi. Kırmızı taze et ve et ürünleri kategorisinde, Kağıthane’de yer alan fabrikamızda yatırım imkanımız yer sıkıntısı ve fiziki koşullar nedeniyle mümkün olmadı. 2012 yılı Nisan ayında sektörde yaşanan sıkıntılar sonucunda değişen Türk Gıda Kodeksi Tebliği ile birlikte, bu kategoride olma ihtiyacı doğdu. Silivri fabrikamızda 2015 yılı Temmuz ayında 5 milyon dolar tutarında makine parkuru ağırlıklı olmak üzere ilave yatırımı ile aylık 2 bin ton kapasiteli “map ve taze et işleme” üretimi devreye alındı. Böylece taze et işleme, kemiksiz vakumlu et ürünleri, taze ve donuk paketli ürünlere hızlı bir giriş yapmış olduk. Yapılan bu yatırımla Map ve taze et kategorisinde de sektörde önemli bir oyuncu haline geldik. Beşler’in ürünlerinden bahseder misiniz? Şarküteri kategorisinde, kırmızı ve beyaz et mamüllerimiz, ana marka Beşler olmak üzere Nostalji, Piknik, Hünkar, Tuğra,

Beşler Bi Lokma ve Beşler Pazar Keyfi olarak yaklaşık 75 kadar ürün çeşidimizle raflarda yer alıyoruz. Map ve taze et kategorisinde ise ana marka Beşler olmak üzere Nostalji olarak paketli ürünlerde taze ve donuk yaklaşık 25 ürün çeşidimiz, vakumlu kemiksiz taze et ürünlerinde ise yaklaşık 35 ürün çeşidimizle raflarda yer alıyoruz. Bunca yıldır tüketicilerin Beşler’den hiç vazgeçmemelerinin nedeni ne sizce? Neden öncelikli olarak sizi tercih ediyorlar? Gelişen dünya ekonomilerinde ülkeler artık markalarıyla var olmaktalar. Ülkemize baktığımızda et ve et ürünleri sektöründe iyi markalar var. Beşler de 1945’ ten beri bu sektörde faaliyet gösteren, ar-ge’ye büyük önem veren ve uzun yıllardan gelen tecrübesiyle öncü markalardan biri oldu. Tüketicisinin beğenisini dikkate alan ürün çeşitliliğimizle, kalite odaklı yaklaşımımız ile ülke insanımızın lezzet ve damak tadına hitap etmiş ve bunun karşılığında başlıca tercih nedeni olmuş. Son derece modern bir üretim tesisine sahibiz, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi, Helal Belgesi ve BRC Gıda Güvenliği sertifikalarına sahip bir işletmeyiz. İşletmemiz hem Tarım Bakanlığı’nca hem de özel sektör denetim firmalarınca sık sık denetleniyor. Tüm bu saydıklarımızın yanında sektörel bilirkişi olmak, rafta satış hızımızın diğer marka ve ürünlere göre daha hızlı olması, kalitemizin bilinirliliği ve dahası bir halk markası olarak bilinmemiz tüketicilerimiz açısından tercih sebebi oluyor. Müşteri memnuniyetinin devamlılığını nasıl sağlıyorsunuz?

Yılmaz Buldu

Beşler Et Gıda San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdür/Yönetim Kurulu Üyesi

Öncelikle Beşler olarak maliyet odaklı değil kalite odaklı ve tüketicisinin beklentisini en iyi şekilde karşılayan tüketicisini dinleyen bir marka olduğumuzu ifade etmek isterim. Müşteri memnuniyet ve güvenini en üst seviyede tutabilmek adına, müşterilerimizin talepleri ve sorunları hakkında aydınlatıcı cevaplar vermek için müşterilerimizle sürekli irtibat halindeyiz. Paylaştığımız “Müşteri Memnuniyeti Anket Formu” ile tüketicilerimizden firmamızı değerlendirmelerini isteyerek bizleri yönlendirmelerini, ve bunun sonucunda ise talep ve memnuniyeti birlikte oluşturmayı ilke edinmiş bir firmayız. Peki Beşler’in vazgeçilmeyen bu ürünleri nasıl hazırlanıyor? Piyasaya arz ettiğimiz ürünlerimizin tüm proses aşamalarında güvenli, sağlıklı ve en iyi kalitede hizmet verebilmek, gıda güvenliğini en üst seviyeye çıkarabilmek için devamlı araştırma ve geliştirmeyi kalite politikası olarak benimsemiş bir firmayız. Bu anlamda hammadde, yardımcı hammadde kabul aşamalarında; veteriner hekim ve gıda mühendisleri tarafından hijyen ve sağlık kontrolleri ile laboratuvar analizleri yapılarak sonuçların

ETBİR I KIRMIZI 29


MARKA YOLCULUĞU yasal limitlere uygun olması halinde alım yapılıyor. Kabulü yapılan hammaddeler (karkas etler, piliç eti vb.) bekletilmeden soğuk muhafaza depolarına alınarak soğuk zincir kırılmaksızın üretim alanına alınıyor. Yardımcı malzemeler ise saklama koşullarına bağlı olarak uygun sıcaklık ve nem parametrelerinin sağlandığı depolarda muhafaza ediliyor. Belirli periyotlarda yapılan izlenebilirlik tatbikatları ile gıda kalite ve güvenliğinde devamlılığı sağlamak için çalışıyoruz. Sektöründe pek çok yeniliğe öncülük eden Beşler yeni ürünlerini geliştirirken ar-ge çalışmalarından ne kadar yararlanıyor? Ar-ge çalışmaları ülkemizde henüz hak ettiği ilgi ve özeni görebilmiş değil. Ülke ekonomimiz küresel pazarla entegre durumda ve yatırım olarak hala cazip ülke durumundayız. Dolayısıyla yurtiçi ve yurtdışı rekabetçi piyasalarda başarılı olmak istiyorsak Ar-ge’ye de büyük önem verilmesi gerekiyor. Bilindiği üzere Ar-ge’ye dayalı olarak büyüyen firmaların gelecek döneme ilişkin yatırımlarındaki artış ve verimlilik, bu hususun en büyük kanıtını teşkil ettiği herkes tarafından biliniyor. Beşler olarak bu bilinçle 2014 yılında kurmuş olduğumuz fabrikamızda hem ar-ge altyapısını güçlü tuttuk hem de en son teknoloji ile donatılmış ve istenildiğinde akredite olacak laboratuvar oluşturduk. Tüm analizleri kendi laboratuvarımızda yapıyoruz. Dolayısıyla gelişmiş üretim teknikleri ile üretim yapmak, yeni ürün üretmek daima ana hedeflerimizden biri olmuştur. Firma geçmişine baktığımızda baştada ifade ettiğim gibi birçok inovatif ürünü piyasaya ilk sunan marka olduğumuz biliniyor. Tüketici istekleri, ülke insanımızın damak zevkine uygun ve sektörel gelişmeleri de dikkate alarak kalite ve verimliliği arttırmaya yönelik yeni ürünler geliştiriyoruz. Ekim 2015 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklama ile kamuoyunda şarküteri ürünlerine karşı tüketiciler nezdinde yaşanan kaygı ve güven endişesini aşmak adına ‘katkısız ve koruyucusuz bir ürün yapalım’ fikrinden yola çıkarak yaklaşık 8 aylık bir ar-ge çalışması sonucunda; doğal fermente sucuk ürününü ortaya çıkardık. Bu ürün tamamen doğal baharat ve bitki karışımları ilave edilerek elde edildi.

30 ETBİR I KIRMIZI

Tüketicilerimizin çok beğeneceğini umduğumuz, ‘katkı yok koruyucu yok’, tamamen doğal olan, en yeni üretim teknolojisi kullanılarak yapılan bu ürünümüz “Nostalji Fermente Sucuk” olarak 2 ay önce raflarda yerini aldı. Beklediğimizin üzerinde bir ilgiyle karşılandığını söyleyebilirim. Yeni ve inovatif bir ürün olan “Nostalji Fermente Sucuk”un sektörü de başka bir kulvara taşıyacağı kesin. Bu çalışma Beşler’in sektörde bilirkişi olma iddiasını daha da pekiştirmiştir. Yeni tesisinize dönecek olursak... Yeni fabrikanız ile Beşler’de ne gibi değişim ve gelişimler yaşanması bekleniyor? Bugün itibariyle bakıldığında fabrikamızın kapasitesi aylık 6 bin tona ulaşmış bulunuyor. Beşler olarak ülkemizin dinamiklerine güveniyoruz. 2016 yılında ciromuzu % 93 artırmış durumdayız, ekonomimizdeki koşullar ve sektörel rekabet dikkate alındığında bizim için güzel bir sonuç. 2017 yılı için de %30 büyüme hedefimiz var. Kırmızı et ve et ürünleri sektörü rekabetin çok yoğun yaşandığı bir alan, dolayısıyla yatırım da kaçınılmaz oluyor. Beşler olarak baktığımızda mevcut fabrika yatırımımızı Ağustos 2014 tarihinde tamamlamıştık. Ancak Temmuz 2015 tarihinde map ve taze et işleme kategorisine başladığımızdan bu yana yapmış olduğumuz ilave yatırım tutarı satışlarımız yükseldikçe makina parkuru ağırlıklı olmak üzere 5 milyon doları geçmiş durumda. Sektörümüz katma değerli ürün yapmakta dolayısıyla yatırım maliyetleri de yüksek oluyor.

Beşler olarak bundan sonraki hedefleriniz neler? Ülkemizde et tüketimi artarken hayvan sayısı artmıyor burada bir sorun ortaya çıkıyor. İstikrarlı bir fiyat politikasına ihtiyaç var. Bunun aşılması için özel sektör-devlet işbirliğinin sağlanması gerekiyor. Beşler olarak ülkemizde hayvancılıkta yaşanan bu sıkıntılardan kaynaklı girdi hammadde ihtiyacımızın önemli bir kısmını karşılamak için 5 bin başlık besi çiftliği fizibilite çalışmamız var. Trakya bölgesi başta olmak üzere uygun yer bakılıyor ve şartlar olgunlaştığında bu yatırımı da yapacağız. Perakende Kasap şarküteri olarak biri kendi fabrika satış noktamız, diğerleri Şişli ve Esenyurt da olmak üzere 3 Kasap şarküteri mağazamız var. 2017 yılı uygun noktalar bulunduğu takdirde ilave 4 mağaza açma hedefimiz bulunuyor. Rekabetin çok zor olduğu bir sektörde faaliyet gösteriyoruz. Öncelikle şirket sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Kenan Altun’un sektörle ilgili iddiası ve hayali çok büyük. 2013 ve 2014 yılları hem maddi hem manevi açıdan bizim için çok zor dönemlerdi. Kendileri büyük irade gösterdi ve fedakarlık yaptılar. Bunun kıymetini bilerek hem ekonomik hem de sektördeki yurtiçi ve yurtdışı gelişmelerin takibini sağlayarak, tüketicinin beğenisini öngörüp, üretim prosesine hakim olup, liderliği hedefliyoruz. Kurumsal kimliğimizi daha profesyonel, rekabetçi, küresel ekonomiyle uyumlu ve daha iyi anlamda oturtmak için çalışmalarımız devam ediyor.


HABER

Rus eti yiyeceğiz!.. Türkiye ile Rusya arasındaki sebze ihracatında gerilen ipler, et ithalatı ile gevşedi... Türkiye Rusya’dan et ithal edecek.

T

ürkiye, Rusya ile ticari ilişkilerini sıklaştırıyor. En son Rusya’dan 3 bin ton buğday ithal eden Türkiye, şimdide et ithal etmek için kolları sıvadı. Yıl içerisinde Rusya’dan kırmızı et ithal etmeye başlayacak olan Türkiye, bu kapsamda Rusya’daki çiftliklerde incelemelerde bulunacak. Rusya’dan et ithalat etmeye hazırlanan Türkiye bu kapsamda Rusya’daki sığır ve kuzu eti üreticilerini denetleyecek.

Türkiye denetleyecek Rus Gıda Güvenliği Kurumu Rosselkhoznadzor Basın Sözcüsü Yuliya Melano, Temmuz ayında Türkiye Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan yetkililerin Rusya’ya geleceğini bildirdi. Yetkililerin, Moskova bölgesindeki kuzu eti üreticilerini denetlemeye başlayacağını belirten Melano, “Türk yetkililer ziyaret kapsamında Bryansk ve Orenburg bölgelerindeki sığır eti üreticilerini de denetleyecek” dedi. Rusya Başbakan Yardımcısı ArkadiyDvorkoviç ise Türkiye’nin Rusya’dan et ithalatının 2017’de başlayacağı garantisi verdiğini söylemişti. Kaynak: AA

Gıda Denetimini Müşteriler Yapacak! Denetimler Artık Müşterilerden... Fahri Gıda Müfettişleri iş başında… 81 il ve 640 ilçede görevlendirilen fahri gıda müfettişleri, gıda satışı yapılan işletmeleri mercek altına alacak

U

luslararası Tarım ve Gıda Konfederasyonu, bir ilke imza attı. Federasyon, 81 il ve 640 ilçede görevlendirdikleri fahri gıda müfettişleriyle “Gıdada halkın kendini denetlemesi” projesini hayata geçirdi. Böylece müşteriler gıda denetimlerini kendileri yapmış olacak. Uluslararası Tarım ve Gıda Konfederasyonu, projelendirilerek hayata geçirdikleri “Gıdada halkın kendini denetlemesi” çalışmasıyla farkındalık oluşturacak.

Proje 81 il 640 ilçeyi kapsıyor

Gıda üretimi, paketlenmesi, satışı, lojistiği, stoku, hijyeni, halk sağlığına etkileri, tarladan sofraya ulaşana kadar olan zincirde halkın kendi denetimini gerçekleştirmesinin daha kolay, etkin ve ucuz olacağı düşüncesiyle başlatılan proje, “fahri gıda müfettişleri” adı altında 81 il ve 640 ilçede hayata geçirildi. Uluslararası Tarım ve Gıda Konfederasyonu Başkanı Hakan Yüksel, fahri gıda müfettişlerinin,

“Gıdada halkın kendini denetlemesi” sloganıyla başlattıkları proje kapsamında her gün yüzlerce gıda satışı yapan işletmelerde sessizce gözlemler yapıldığını ve raporlar düzenyerek genel merkeze ulaştırdıklarını söyledi.

Örnek işletmelere teşekkür belgesi

Yüksel, projelerinde olumsuzluklarla karşılaşılan işletmelerin dışında, işlerini düzenli yerine getiren kurumların da raporlandırıldığını belirterek, “Fahri gıda müfettişlerimizin görevi sadece olumsuzu raporlamak değil, örnek teşkil eden işletmeleri de raporlamak. İşletmelerdeki problemleri gören fahri gıda müfettişlerimizin raporlarına istinaden devletin ilgili denetim kurumlarına durumu bildirerek gerekenin yapılmasını arz ediyoruz” dedi. Olumlu yönde gelen raporlar doğrultusunda ise teşekkür belgesiyle örnek işletmeleri tebrik ettiklerini anlatan Hakan Yüksel, “Asıl amacımız, olumlu yönde işletmelerine sahip çıkan girişimcileri ön plana çıkartarak kendilerini bir bakıma ödüllendirmek” diye konuştu.

ETBİR I KIRMIZI 31


GIDA GÜVENLİĞİ

Besin Güvenliği Nasıl

Sağlanır?

Besin güvenliği insan yaşamında hayatı önem taşıyor... Bir ürünün tarladan soframıza gelinceye kadar geçirdiği süreçte, besin güvenliğinin sağlanabilmesi için bir zincirin halkaları niteliğinde aşamalar yer alıyor. Çiftçiden üreticiye, satıcıdan tüketiciye kadar güvenli besin zincirine dahil olan herkesin, her kurumun gerekli koşullara özen göstermesi gerekiyor.

Y

aşamımızı sürdürmenin birinci şartı sağlıklı beslenmek... Ancak sağlıklı beslenebilmek için yediğimiz besinlerin, besin güvenliği koşullarına uygun olarak üretildiğinden emin olmamız gerekiyor. Peki yaşamımızda hayati, önem taşıyan besin güvenliği ne anlama geliyor? Besin güvenliği; besinlerin üretim, hasat, işleme, taşıma, depolama, satış, hazırlama, pişirme ve tüketiciye sunulmasını içeren besin zincirinin tüm aşamalarını kapsıyor. Besinler gerektiği özen gösterilmediğinde ve gerekli koşullar sağlanmadığında tarladan sofraya gelinceye kadar üretim-

32 ETBİR I KIRMIZI

tüketim zincirinin her aşamasında besin güvenliğini bozan etmenlerle karşılaşabiliyor. Tüketime sunulan besinlerde, besin kaynaklı hastalıklara neden olan fiziksel, kimyasal, biyolojik ve her türlü tehlikeli ajanların ortadan kaldırılması için alınan tedbirlerin tümü besin güvenliğini oluşturuyor.

Besin güvenliği tehdit altında! Besinlerin güvenliğini tehdit eden koşulların neler olduğuna gelince... Besinlerdeki tel zımba, raptiye, çivi, saç, tırnak gibi fiziksel kirlenme etkenleri genellikle dikkatsizlik veya ihmal sonucu besinlere bulaşabiliyor. Besin kaynaklı

zehirlenmelere neden olan önemli bir diğer konu ise biyolojik etmenler. Biyolojik etmenler grubunda, mikroorganizmalar içerisinde besin güvenliğini tehdit eden ve besin zehirlenmelerine en fazla neden olan etmen patojen bakteriler yer alıyor. Mikroorganizmaların başlıca bulaşma kaynakları ise toz, toprak, hava, haşereler, kemirgenler ve benzeri hayvanlar, çiğ besinler, çöpler, araç-gereçler ve insanlar şeklinde sıralanıyor. Biyolojik kirlenmeyi önlemek için; kişisel hijyen, besin hijyeni, yiyecek-içecek ve araç-gereç hijyeni ile ilgili tüm kurallara mutlaka uyulması gerekiyor.


Fiziksel, biyolojik ve kimyasal nedenler... Besinlerin tarladan soframıza gelinceye kadar geçirdikleri süreçte güvenliklerini tehdit eden nedenler fiziksel, biyolojik ve kimyasal olmak üzere 3 grupta toplanıyor. Fiziksel etmenlerin başında, cam parçası, sap, kabuk, saç, tırnak, sigara, sigara külü, taş, kibrit, tel, raptiye, kemik kırıkları ve tüy vb. fiziksel kirlenmeye neden olan şeyler geliyor. Besinlerin uygun koşullarda depolanmaması, hijyenik koşulların sağlanmaması nedeniyle hızlı üreyen mikroorganizmalar (küfler, parazitler, virüsler, bakteriler) biyolojik kirlenmeye neden olan etmenlerin başında geliyor. Ağır metaller, plastikler, tarım ilaçları, radyoaktif maddeler (137Cs, 131I , 90Sr), izin verilmeyen veya önerilen miktarın üzerinde kullanılan gıda katkı maddeleri, deterjanlar, besinlerde ısıl işlemler sonucu oluşan polisiklik aromatik hidrokarbonlar, heterosiklik aminler, akrilamid vb. kimyasal kirlenmeye neden olan etmenleri oluşturuyor.

Üretimde besin güvenliğini sağlamak, toplumsal bir sosyal sorumluluk Besin güvenliğinin sağlanabilmesi için tehdit oluşturan bütün bu risklerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Güvenilir besin üretmek amacıyla risklerin önlenmesi ve kontrolüne yönelik sistemler kurulmalı ve sistemlerin sürekliliği sağlanmalı. Bu sistemler ile yalnızca son üründe değil, hammadde temininden bütün üretim aşamaları da dâhil olmak üzere tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen her aşamada besinlerin kalitelerinin kontrol altına alınması amaçlanmalı. Besin güvenliğinin sağlanmasında sorumluluğu öncelikle üreticinin taşıması gerekiyor. Üretim aşamasında besin güvenliğinin sağlanmasında ilk koşul uygun tarımsal tekniklerin uygulanmasının sağlanması. Bu tekniklerin nasıl sağlanacağına gelince... Öncelikle üreticiler uygun tarımsal teknikler konusunda eğitilmeli, danışma sistemleri oluşturulmalı, etkin ve yaygın denetimler yapılmalı. Tarım ilacı, gübre ve bitki gelişimini düzenleyicilerin kullanımı konusunda yasal düzenlemelere

uyulması sağlanmalı. Bitkisel üretimde izlenebilirliğin sağlanması için tarımsal alanda kullanılan bitki koruma ürünleri, hasat zamanı ve ilaçlama aralığı kayıt altına alınmalı. Besicilikte, hayvan barınaklarının, hayvan yemlerinin ve veteriner ilaçlarının kullanımının, sağım ve kesim yerlerinin yasal düzenlemelere uygun olması sağlanmalı. Hayvansal üretimde izlenebilirliğin sağlanması için kullanılan yemler, veteriner ilaçlar ve aşılar kayıt altına alınmalı. Üreticiler, ilaç verilen hayvanların kesim öncesi veya sağım öncesi dönemlerinde bekletme süresine uymalı. Hem bitkisel hem de hayvansal üretimde kullanılan ilaçlar, doğru dozda ve doğru zamanda uygulanmalı. Üretilen et, süt, yumurta ve bitkisel besinler bakteri, virüs, küf, parazit gibi mikrobiyolojik kriterler ve tarım ilacı, ağır metal, dioksin, radyoaktivite gibi kimyasal kriterler açısından risk taşımamalı. Saydığımız bütün bu koşulların sağlanmasının dışında ayrıca üretici de güvenli besin üretmenin sosyal bir sorumluluk olduğu konusunda bilinçlendirilmeli, bu konunun ciddiyeti konusunda bilgi sahibi olmalı.

Tüketicinin öncelikli hedefi “güvenli besin” Tarım ve hayvancılık sektörünü yakından ilgilendiren üretim aşamasından sonra sıra besinin tüketiciye ulaştırılmadan önceki işleme aşamasına geliyor. İşleme aşaması da besin güvenliğinin sağlanmasında titizlik gösterilmesi gereken önemli bir bölümü oluşturuyor. Besinin mikrobiyolojik ve kimyasal risklerini minimum düzeye indirecek, kalite kriterlerini sağlama ve devam ettirme işlemleri “besin işleme” olarak tanımlanıyor. Besin sanayinin ilk hedefi

tüketici beklentilerinin karşılanması... Besleyici, kullanımı kolay ve satın alma gücüne uygun besin beklentilerinin yanı sıra tüketicinin öncelikli beklentisi ise güvenli besin elde etmek. Tüketicilerin beklentilerinin karşılanması için üreticilerde olduğu gibi, besin sanayinde çalışanların da güvenli besin işlemeyi sosyal sorumluluk olarak görmeleri konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Besinlerin etiketlerini dikkatli okuyun! Besin güvenliğinin sağlanması için üretim ve işleme aşamasında gerekli koşullar sağlanarak tüketiciye ulaştırılan ürünlerin satın alma aşamasında da, tüketicinin sorumluluklarını yerine getirmesi, gerekiyor. Tüketicin satın alma sırasında dikkatli olması besin güvenliğinin devamı için önem taşıyor. Tüketicilerin güvenli besin satın almaları için yapmaları gerekenleri şöyle sıralayabiliriz: Besinler güvenilir kaynaklardan satın alınmalı, açıkta satılan besinler tercih edilmemeli. Ambalajlı besin satın alırken, ambalajın bozulmamış, yırtılmamış olmasına dikkat edilmeli. Besin ambalajı üzerinde yer alan etiketlerdeki bilgileri dikkatle okunmalı. Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen kayıt veya onay numarası, üretim ya da son kullanma tarihi, tavsiye edilen tüketim tarihi, üretici firma adı ve adresi, içindekiler, miktar ve fiyat, kullanma ve saklama talimatı, enerji ve besin öğesi içeriği gibi bilgiler mutlaka kontrol edilmeli. Her besinin kendine özgü saklama koşullarında (sıcaklık, nem, ışık, vb…) satışa sunulup sunulmadığı da tüketicinin dikkat etmesi gereken koşullar arasında

ETBİR I KIRMIZI 33


GIDA GÜVENLİĞİ kullanılmayacaksa uygun sıcaklıkta muhafaza edilmeli. Buzdolabının uygun sıcaklıkta (2-4 ˚C) olup olmadığı kontrol edilmeli. Çiğ et, tavuk ve balık gibi potansiyel riskli besinler ayrı paketlerde veya ayrı saklama kaplarında buzdolabında veya derin dondurucu kısmında muhafaza edilmeli. Çapraz bulaşmayı önlemek için çiğ et, tavuk, balık gibi besinler ile pişmiş yiyecekler ayrı raflarda olmalı ve birbirleriyle temasları kesinlikle önlenmeli. Kıyma, küçük parça etler ve balık buzdolabında 1-2 günden, büyük parça etler ise 3-4 günden fazla bekletilmemeli. yer alıyor. Mevsimine uygun sebze ve meyveler tercih edilmeli. Ezik, çürük, çamurlu sebze ve meyveler satın alınmamalı. Tahıl ve kurubaklagiller satın alınırken küflü ve kırık taneli olmamasına özen gösterilmeli. Konserve besin satın alırken, alt ve üst kapakları şişkin, kutusu hasar görmüş, kapağı gevşemiş, zedelenmiş olan kutular satın alınmamalı.

Et, tavuk ve balığı 1 saat içinde buzdolabına koyun! Tüketicilerin hayvansal ürünler satın alırken de oldukça titiz davranmaları gerekiyor. Sokak sütü kesinlikle satın alınmamalı. Pastörize ve uzun ömürlü sütler (UHT) tercih edilmeli. Çiğ sütten yapılmış, olgunlaştırılmamış peynirler satın alınmamalı. Pastörize edilmiş sütlerden yapılmış ve uygun süre salamura edilmiş peynirler tercih edilmeli. Hazır kıyma yerine parça etten çektirilen kıyma alınması tercih edilmeli. Tavuk, hindi ve benzeri kanatlı etleri

satın alınırken ambalajlı ürün olmasına ve etiket bilgilerini bulundurmasına dikkat edilmeli. Balık satın alırken tazeliğini kontrol etmek için pullarının parlak, gözlerinin berrak, solungaçlarının kapalı ve kırmızı renkli olmasına dikkat edilmeli. Kırık, çatlak, kirli yumurtalar satın alınmamalı. Çabuk bozulabilen et, tavuk, balık gibi besinler alışverişin sonunda satın alınmalı. Bunların çiğ tüketilecek besinlerle teması önlenmeli ve soğuk zincir bozulmadan en fazla 2 saat, sıcak havalarda en fazla 1 saat içinde buzdolabına yerleştirilmeli. Dondurulmuş besinler alışverişin sonunda satın alınmalı. Çözünmemiş olmasına ve ambalajın iç kısmında buz kristallerinin olmamasına dikkat edilmeli. Bu tür besinler en kısa zamanda dondurucuya yerleştirilmeli.

Hangi besini nasıl saklayacağınızı öğrenin! Besinlerin satın alındıktan sonra uygun koşullarda saklanması veya depolanması hem sağlığın korunması hem de besin ögesi kayıplarının önlenmesi açısından önem taşıyor. Bu nedenle besinlerin türlerine göre buzdolabı, derin dondurucu veya serin, kuru ve güneş görmeyen ortamlarda saklanması gerekiyor. Besinlerin uygun saklama koşullarının sağlanması da güvenli besin tüketmek isteyen tüketicinin mutlaka uyması gereken olmazsa olmaz kuralları oluşturuyor. Saklama sırasında besin güvenliğinin sağlanması için sunulan öneriler ise şöyle sıralanıyor: Bozulmaya karşı riskli olan besinler uzun süre oda sıcaklığında bekletilmemeli. Satın alınan besinler hemen

34 ETBİR I KIRMIZI

Çözülmüş besinleri tekrar dondurmayın! Pastörize süt buzdolabında muhafaza edilmeli, son tüketim tarihinden önce tüketilmeli. Uzun ömürlü sütler (UHT) kendi kutusunda kapağı açılmadan oda sıcaklığında son tüketim tarihine kadar saklanabilir. Kapağı açıldıktan sonra ise buzdolabında 2-3 günden fazla bekletilmemeli. Yumurtalar buzdolabında kendi kutusunda saklanmalı, kullanımdan hemen önce yıkanmalı. Dondurulmuş besinler kendi paketlerinde muhafaza edilmeli. Çözülmüş bir besin tekrar dondurulmamalı. Pişen yemekler hemen servis edilmeyecekse, en fazla 2 saat içerisinde uygun koşullarda soğutularak buzdolabına kaldırılmalı, örnek olarak artmış et yemekleri buzdolabında 1-2 günden, etsiz yemekler ise 3-4 günden fazla bekletilmemeli. Pirinç, bulgur, nişasta, un gibi tahıllar ile kurubaklagil, şeker gibi besinler karanlık, nem oranı düşük ve serin (en fazla 20OC ) ortamlarda mümkünse kapalı kutularda saklanmalı. Temizlik araçları, deterjan, sabun, çamaşır suyu, böcek ilaçları vb. kimyasal maddeler hiçbir koşulda besinlerle aynı ortamlarda saklanmamalı.

Ellerinizi yıkamadan yemek hazırlamayın! Besinler, besin güvenliği koşullarına uygun şekilde alınıp, saklandıktan sonra şimdi sıra pişirmede... Yiyecekler, beslenme ilkelerine uygun yöntemlerle hazırlanıp pişirilmediğinde; besin değeri, tat-koku, renk, görünüm gibi duyusal özellikleri ve hijyenik kaliteleri olumsuz yönde etkilenebiliyor. Besin güvenliğinin sağlanmasında bir zincirin halkalarını


oluşturan aşamaların sonuncusu olan hazırlama, pişirme ve servis aşamalarında besin güvenliğinin sağlanması için gereken kurallara uymak, besin güvenliği sürecinin tamamlanmasını sağlıyor. Besin güvenliğini sağlamada yiyecekiçecek hazırlama, pişirme ve servisiyle ilgilenenlerde el hijyeni önem taşıyor. Besine ve kullanılacak araç-gerece dokunmadan önce eller akan ve tercihen el dayanır sıcaklıktaki su altında sabunla en az 20 saniye süreyle yıkanmalı. Besinin hazırlandığı ve pişirildiği alanların, kullanılan araç ve gereçlerin temizliği sağlanmalı. Çiğ ve pişmiş besinler aynı araç-gereçler kullanılarak hazırlanmamalı, birbirinden uzak tutulmalı. Et ve sebzeler için ayrı kesme ve doğrama panoları ve bıçakları kullanılmalı. Çizilmiş, eskimiş doğrama panoları kullanılmamalı. Çiğ tavuk, et, balıkla temas eden tüm yüzeyler ve araç gereçler her kullanım sonrasında deterjanlı bol sıcak su ile yıkanmalı ve akan su altında iyice durulanmalı. Eller, et, tavuk, balık gibi çiğ besinlere dokunduktan sonra uygun şekilde iyice yıkanmalı. Buzdolabından çıkartılan yumurta kullanılmadan hemen önce yıkanmalı. Tüm taze sebze ve meyveler bol temiz suda iyice yıkanmalı. Sebze ve meyvelerin yıkanmasında deterjan veya sabun kullanılmamalı. Dondurma işlemi uygulanacak besinlerin taze ve temiz olmasına dikkat edilmeli, tüketilecek miktarlarda uygun şekilde paketlenerek dondurulmalı. Dondurulmuş besinler oda sıcaklığında kesinlikle çözdürülmemeli. Çözdürme işlemi buzdolabı ortamında veya mikrodalga fırının çözdürme programı kullanılarak yapılmalı. Dondurulmuş sebzeler çözdürülmeden doğrudan sıcak pişirme ortamına ilave edilmeli. Çözdürülmüş besinler kesinlikle tekrar dondurulmamalı.

Pişirmede veya tekrar ısıtmada, besinin her noktasında sıcaklığın aynı olmasına dikkat edilmeli. Artan yemekleri yeniden ısıtırken en az 75°C’ye ulaşılması gerekiyor. Pişmiş ve hızla soğutulmuş yemekler üzeri kapatılarak servis edilene kadar buzdolabında bekletilmeli. Bozulmuş olmasından kuşku duyulan besinler tatmadan atılmalı. Bir kısmı veya tamamı küflenmiş besinler, besin hazırlama ve pişirme aşamalarında kesinlikle kullanılmamalı. Besin hazırlama ve pişirmede temiz ve içilebilir nitelikte su kullanılmalı. Besinin hazırlandığı ve pişirildiği alanların, servis için kullanılan bardak, tabak, çatal, kaşık vb. tüm araç –gereçlerin temiz ve hijyenik olması sağlanmalı. Çizilmiş, çatlamış ya da kırık araç- gereçler kullanılmamalı.

Bugünün küçükleri yarının bilinçli tüketicileri olsun Yukarıda anlatılan üretim-tüketim zincirinde kirleticilerin besine geçişi hiçbir zaman tümüyle engellenemez. Bu

nedenle kirletici kaynağının bilinmesi hem çevre sağlığı hem de insan sağlığı açısından büyük önem taşıyor. “Güvenli besin” algısının doğru bir şekilde oluşturulabilmesi ve farkındalığın yaratılması için, temel sorumluluk devletin olmakla birlikte meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, yerel yönetimler, konu ile ilgili bilim insanlarına büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Tüketicilere yönelik eğitim programlarında besin güvenliği ile ilgili temel bilgiler, küçük yaşlardan itibaren verilmeye başlanmalı ki bugününü küçükler yarının bilinçli tüketicileri olsunlar. Besin güvenliği eğitiminin küçük yaşlarda başlaması, bu mesajların gelecek nesillere aktarılması için en etkili yolu oluşturuyor. Besin kaynaklı hastalıkların yükünü azaltmayı hedefleyen besin güvenliği eğitim programları dahil olmak üzere, sürdürülebilir önleyici tedbirlerin üretim- tüketim zincirini kapsayan bir sistem yaklaşımı aracılığıyla devam ettirilmesi gerekiyor.

Artan yemekleri 75°C’de ısıtın! Uygun sıcaklık ve sürede pişirilmemiş hayvansal besinler potansiyel tehlikeli besinlerdir. Çiğ kanatlı ve kırmızı etler, büyük parça etler, hamburger ve sosis gibi et ürünlerinde merkez sıcaklıkları en az 72°C’de olmalı ve 15 saniye süre ile bu sıcaklığa maruz kalması sağlanmalı. Uygun sıcaklığı kontrol etmek için et termometresi kullanılabilir. Terbiye edilmiş et ürünleri ağzı kapalı bir şekilde buzdolabında muhafaza edilmeli.

ETBİR I KIRMIZI 35


UZMAN GÖZÜYLE

Koyunculuk Gelişir

Prof. Dr. Hazım GÖKÇEN

36 ETBİR I KIRMIZI

mi?

Cumhuriyet Dönemi’nde büyük bir gelişim gösteren koyunculuktaki üretim rakamları günümüze gelindiğinde oldukça azalmıştır. Hem ekonomik hem sosyal koşullardaki değişim ile koyunculukta yaşanan gerileme, devlet desteğine rağmen durdurulamamıştır.


K

oyunculuk Türk ulusu ile özdeşleşmiş bir hayvan yetiştiriciliği dalıdır. Kimi tarihçiler Türklerin Orta Asya’dan göçüş nedenini koyunlarını otlattıkları meraların kurumasına bağlamaktadırlar. Koyun ve keçinin Anadolu’da evcilleştirildiğine dair arkeolojik bulgular vardır. Merinos koyununun ve Tiftik keçisinin önce Anadolu’da ortaya çıktığı, sonradan çeşitli yollarla Dünya’ya yayıldığı bilimsel olarak da kanıtlanmış bir gerçektir. Türkler için böylesine büyük önem taşıyan koyunculuk doğal olarak Türkiye’de de gelişmiştir. Özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde Türkiye’de koyunculuk büyük bir gelişme göstermiştir. Bu gelişmeler sonucunda Türkiye’de koyun sayıları ve verimleri yükselmiş, koyunculuğun ihracata ve ülke ekonomisine olan katkıları artmıştır. Örneğin, 1970’li yılların başında Türkiye’deki koyun mevcudu 50 milyonu bulmuştur. O yıllarda koyunların eti, sütü, kuyruk yağı, iç yağı insanlar tarafından severek tüketilmekte idi. Kasapların vitrinlerini süslenmiş koyun karkasları doldururdu. Ayrıca o yıllarda canlı koyun, koyun derisi, koyun yünü, koyun bağırsağı Türkiye’nin ihracatında önemli bir paya sahipti. Örneğin, 1989 yılında Türkiye’nin canlı koyun ve koyun ürünleri ihracatı 252 milyon dolar civarındaydı. Öte yandan, özellikle Güney Doğu sınırlarımızda yapılan canlı koyun kaçakçılığı yasa dışı da olsa bölge halkının önemli bir geçim kaynağını oluşturmaktaydı. Günümüze gelindiğinde koyun sayısının 31 milyon baş, koyun ve koyun ürünleri ihracatının da 1 milyon dolar civarında olduğu görülür. Oysa bir çöl ülkesi olan Sudan’ın koyunculuk ihracatı bizim 500 katımızı bulmaktadır. İşin kötüsü Türkiye’de koyunculuk devletin verdiği tüm desteklere karşın gelişmemekte, tam tersine gerilemektedir. Bu durumun ekonomik olduğu kadar sosyal nedenleri de vardır. Koyunculuktaki gerilemenin ekonomik nedenlerinin başında Türk halkının koyunun etini, sütünü, sütünden üretilen ürünleri yeterince tüketmemesi gelmektedir. Öte yandan, sun’i elyafın yaygınlaşması koyun yününe olan talebi azaltmış, bunun sonucunda da koyun yünü fiyatları önemli ölçüde

düşmüştür. Şu anda koyunculuğu ayakta tutan tek şey kuzu üretimi ile Kurban Bayramı’nda koyunların toplu olarak satışıdır. Koyunculuk konusundaki diğer bir olumsuzluk da meraların çeşitli nedenlere bağlı olarak azalması ve koyunların otlamasına elverişsiz hale gelmesidir. Böyle olunca da meraya dayalı bir hayvancılık dalı olan koyunculuk karlı olmamakta, zarar etmektedir. Koyunculuktaki gerilemenin sosyal nedenlerinin başında köyden kente olan yoğun göç gelmektedir. Köylerdeki gençler çeşitli sosyal nedenlerden dolayı köyü terk etmektedirler. Bu nedenlerin başında köylerdeki sosyal yaşamın şehirlere nazaran çok geri olması, köylerde geleneksel usullerle yapılan tarım ve hayvancılığın karlı olmaması, tarım ve hayvancılıkta çalışanların sosyal güvenliğinin bulunmaması sayılabilir. Sayılan bu nedenlerden dolayı gençler şehirlerde asgari ücretle de olsa bir iş bulalım ve sosyal güvenceye kavuşalım anlayışı ile köylerini terk etmektedirler. Günümüzde çoğu köyde sadece yaşlılar yaşamakta, onların da gücü hayvancılık yapmaya yetmemektedir. Bu da doğal olarak koyun sayılarında bir azalmaya neden olmaktadır. Koyunculukta ki gerilemenin diğer bir sosyal nedeni de çoban sorunudur. Zor bir iş olan koyun çobanlığına olan talep gün geçtikçe azalmaktadır. Çünkü çobana kız verilmemekte, emeklilik de dahil sosyal güvencesi bulunmamakta, merada koyun otlatırken hırsızlık olayları nedeniyle can

güvenliği tehlikeye girmektedir. Tüm bu nedenler apaçık ortada dururken ve devletçe alınan tüm önlemlere karşın gerileme süreci devam ederken koyunların ulusal ekonomiye ya da Türkiye’nin et ve süt üretimine katkıda bulunmasını beklemek biraz hayalcilik olur. Söylendiğine göre, Türkiye’deki koyunların sayısının iki katına çıkmasını beklemek asla mümkün olmayacak bir durumdur. Ayrıca bu artışın sağlayacağı yıllık 1 milyon ton süt ve 86 bin ton et ise Türkiye’nin bu konulardaki toplam üretimi içerinde üzerinde durulmayacak kadar az bir rakamdır. Siz ne kadar arttırırsanız artırın, yurt dışına ihracat yapamadığınız ve halkın koyun ürünlerine olan talebini yükseltemediğiniz sürece sonuç alamazsınız. Kaldı ki devlet, karşılıksız paralar dağıtarak köylere çağırdığı gençlerden de maalesef olumlu geri dönüşler alamamıştır. Hadi diyelim köylerde hayvancılık yapanlara sosyal güvence ve emeklilik hakkı verildi ya da desteklerle koyunculuk görece karlı hale getirildi, köylerdeki sosyal yaşam şehirlerin düzeyine getirilmediği sürece kente göç durdurulamaz. Çünkü hızla yaygınlaşan iletişim araçları ve görsel medya organları gençlerin gözünü açmış ve onları köyde yaşamaktan hızla uzaklaştırmıştır. Köylerdeki sosyal yaşamın şehirler düzeyine getirilmesini sağlamak da bugünkü koşullarda öyle kolay başarılacak bir iş değildir.

ETBİR I KIRMIZI 37


HABER

Gıda Etiketlemede Yeni Dönem Başlıyor Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gıda etiketlerinde yeni bir dönemin startını verdi. Bakanlığın Ocak ayında yayınladığı Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nin uygulanmasına ilişkin kılavuz, yeni dönemin tüm detaylarını içeriyor. Buna göre artık etiketlerin üzerinde“%100 doğal”, “gerçek doğal”, “hakiki doğal”, “en doğal” gibi ifadeler kullanılamayacak. Söylenen her şey net ve doğru olacak, tüketiciyi yanıltacak ifadelere yer verilmeyecek.

G

ıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği” 26 Ocak 2017’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Ancak bu kez yönetmeliğin kullanımına ilişkin kılavuz yayınlandı. 17 Temmuz’da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sitesinde yayınlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz, uygulamaya ilişkin bütün soru işaretlerini ortadan kaldırıyor.

Tüm etiketlerde birliktelik sağlanacak Kılavuz, gıdaların etiketinde, tanıtımında, sunumunda ve reklâmında kullanılan terimler ve ifadelere açıklık getirdi. Kılavuz, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini sağlamak ve yanıltılmasını önlemek, gıdaların etiketlenmesi, sunumu, tanıtımı ve reklamında yer alan yazılı ve görsel bilgilerin, kullanılan terimlerin ve ifadelerin kullanım koşulları konusunda gıda işletmecilerine yardımcı olmak amacıyla yayınlandı. Ayrıca kılavuz

38 ETBİR I KIRMIZI

resmi kontroller sırasında yapılacak değerlendirmelerde uygulama birlikteliği sağlanmasına da yardımcı olacak. Kılavuzda belirlenen kurallar, özel mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla uygulanacak.

Gıda etiketleri net ve açık olacak Kılavuzda yer alan bilgilere göre, gıdalar, tüketiciyi yanıltmayacak şekilde ve satın alacak kişinin bilinçli bir seçim yapabilmesini sağlayacak biçimde etiketlenecek ve tanımlanacak. Gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı ve reklamı bu doğrultuda açık ve bilgilendirici olacak. Bir etiketin veya tanımlamanın yanıltıcı olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilirken gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı, sunumu ve reklamı bir bütün olarak ele alınacak. Gıdanın etiketlenmesi, gıdanın nitelikleri açısından yanıltıcı olmayacak. Gıdanın etiketinde yer alan marka, gıdanın adı, ifade, terim ve görseller, gıdanın özellikle doğası, kimliği, özellikleri, bileşimi, miktarı, dayanıklılığı, menşe ülkesi ve üretim metodu açısından başka bir ürün grubunu çağrıştırmayacak. Kılavuz gıda etiketleme konusunda bir

başka konuya daha açıklık getiriyor… Kılavuzda kullanılmasına izin verilen terimlerin ve ifadelerin eş anlamlılarının yanı sıra, aynı anlama gelen diğer dillerdeki karşılıkları da kullanılabilecek. Örneğin “doğal” teriminin kullanılmasına izin verilen bir gıdada “natürel”, “tabii” “natural”, taze teriminin kullanılmasına izin verilen bir gıdada “fresh” vb. terimler kullanılabilecek.

Etiketler ve reklamlar tüketiciyi yanıltmayacak Kılavuzda marka ile ürün ilişkisine de yer veriliyor. Buna göre gıdaların markası Yönetmelikte belirtilen “etiket” ve “etiketleme” tanımları kapsamında yer aldığından, Yönetmelik hükümlerine uygun olmayan markalar (örneğin organik olmayan gıdalar için eco, biyo vb. markalar) gıdaların etiketlenmesinde, tanıtımında ve reklamında kullanılamayacak. Gıda işletmecisinin adında ya da ticari unvanında yer alan terimler, tüketicide yanlış bir algı yaratacak şekilde kullanılamayacak. İşletmecinin adında ya da ticari unvanında, tüketiciyi yanıltabilecek terim ve ifadeler yer alıyorsa ve gıda bunları


karşılayabilecek durumda değilse, bu ad etiket üzerinde söz konusu ürünle doğrudan ilişkilendirilemeyecek dikkat çekici olmayan bir yere yerleştirilerek punto, stil veya arka plan rengi aracılığı ile öne çıkarılmayacak şekilde belirtilecek. Kılavuz sadece kullanılan kelimeler değil görsellere ilişkin bilgiler de içeriyor. Gıdaların etiketlerinde, reklamlarında, broşürlerinde ve web sayfalarında kullanılan resimler ve örnekli gösterimler, tüketiciler üzerinde gıdanın adından ve diğer açıklayıcı ifadelerden daha etkili olabildiğinden, bu resimler ve gösterimler, tüketiciyi yanıltıcı terimler ve ifadelerle aynı şekilde incelemeye ve kontrole tabi tutulacak. Arka plandaki gösterimler ve resimler, gıdanın çeşidi, bileşimi, kalitesi veya menşei açısından tüketiciyi yanıltmayacak. Terimler ve ifadeler kullanılırken gıdanın hangi özelliğini tanımladığı her bir durum için açık ve net olacak. Üretiminin bazı aşamaları el ile gerçekleştirilmeyen gıdalarda “el yapımı”

ifadesinin kullanımı yanıltıcı olacağından, yapılacak açıklama, üretimin elle yapılan aşamasına ait olacak.

Artık her ürüne “doğal” denilemeyecek Son dönemde hemen her ürünü tanımlamak için kullanılan “Doğal” kelimesiyle ilgili kılavuzda özel bir bölüm yer alıyor. “Doğal” terimi, tek bileşenden oluşan (katkı, aroma vb. dahil hiçbir ilave bileşen içermeyen) fiziksel, enzimatik veya mikrobiyolojik işlemler dışında herhangi bir işleme tabi tutulmamış, bitki, algler, mantar, hayvan, mikroorganizma veya mineral kaynaklı olan ve doğal yapısında önemli bir değişikliğe sebep olacak herhangi bir işlem uygulanmamış gıdaları tanımlamak için kullanılabilecek. Gıdanın bütün bileşenleri kılavuzdaki doğal tanımına uygunsa o gıda için; “Doğal bileşenlerden üretilmiştir”, “Doğal bileşenler kullanılmıştır” vb.

ifadeler kullanılabilecek. Bu durumda ‘doğal’ kelimesi punto, renk, yerleşim, vb. vurgulamalarla tek başına öne çıkarılmayacak.“Doğal” teriminin kullanılabileceği tüm gıdaların belirlenen koşulları karşılaması beklendiğinden, “%100 doğal”, “gerçek doğal”, “hakiki doğal”, “en doğal” vb. ifadeler kullanılamayacak. Tüm bileşenleri kılavuzda belirtilen doğal kriterlerini karşılamayan gıdalarda herhangi bir bileşen için “doğal” ifadesi kullanılamayacak. Negatif ve pozitif beyanlar“Katkısız”, “Katkı maddesi içermez”, “Aroma verici içermez” vb., bir gıdanın belirli bileşenlerin varlığına ya da yokluğuna dair ifadeler, “negatif ve pozitif beyanlar” kapsamında değerlendirilecek. Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği gereğince katkı maddesi kullanımına izin verilen bir gıdada, doğasından gelen hariç olmak üzere taşınma prensibi kapsamında bileşenlerinden gelen herhangi bir katkı maddesi de yoksa bu gıda için “katkısız” veya “katkı maddesi içermez, bulunmaz, yoktur, eklenmemiştir” vb. ifadeler kullanılabilecek. Ancak bu ifadeler, “%100 katkısız”, “tamamen katkısız”, “en katkısız”, “hiç katkı yoktur” vb. şekillerde kullanılamayacak. Katkı maddesi adına atıfta bulunarak bunların yokluğuna dair bir beyanda etiketlerde bulunmayacak.

Bilgi verirken bir başka gıda kötülenemeyecek Etiketlerin hazırlanması sırasında dikkat edilmesi gereken bir konu daha var. Kılavuzda belirtilen hükümler dışında, Türk Gıda Kodeksi tarafından kullanımı sınırlandırılmamış gıda bileşenlerini kötüler nitelikte “ayçiçek yağı içermez, glukoz şurubu içermez, palm yağı içermez” gibi ifadeler de artık ürün ambalajları ve tanıtımlarında kullanılamayacak. Ancak bir gıdanın üretiminde alternatif bileşen kullanılmışsa bu bileşenin kullanıldığına dair ifade kullanılabilecek. Örneğin içeriğinde pancar şekeri dışında hiçbir şeker kaynağı kullanılmamışsa bu üründe “pancar şekeri kullanılmıştır” ifadesi yer alabilecek. Ancak pancar şekeri yanında pancar şekerinin işlenmesi ile üretilen invert şeker kullanılmışsa bu ifadeye yer verilemeyecek.

ETBİR I KIRMIZI 39


HAYVANCILIK

Damızlık büyükbaş hayvan ithalatı için

kriterler hazır Avrupa Birliği, ABD, Avustralya ve Uruguay’dan ithal edilecek 4-13 aylık damızlık dişi sığırlar ve damızlık gebe düveler için ithalat kriterleri belirlendi. İthal edilecek büyükbaş hayvanlar bakanlıkça görevlendirilen bir ziraat mühendisi ve bir veterinerden oluşan seçim heyeti tarafından belirlenecek. İthalat izni, en fazla üç farkı ırk için ülke bazında en az 100 baş olmak üzere toplamda en az 250 baş damızlık hayvan için geçerli olacak.

T

ürkiye 2010 yılından beri aralıklı olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kontrolünde damızlık, besilik, kasaplık büyükbaş ve küçükbaş hayvan ithalatı gerçekleştiriyor. Canlı hayvan ithalatında, seçilen ülkeler ve ithal edilecek hayvanların taşıması gereken kriterler Bakanlık tarafından belirleniyor. Zaman zaman ithalat yapılacak ülkelerde değişiklik yapılıyor ve ithalat yapılacak canlı hayvan türüne göre kriterler yeniden revize ediliyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı son olarak 16 Haziran 2017’de Avrupa Birliği, ABD, Avustralya ve Uruguay’dan ithal edilecek damızlık dişi sığırlar ve damızlık gebe düveler için belirlenen teknik kriterler yayınladı. Buna göre; damızlık gebe düve yetiştiriciliği yapmak isteyen kuruluşlar, Bakanlıkça belirlenen teknik ve sağlık şartlarına uygun olarak en az 250

40 ETBİR I KIRMIZI

baş ve üzerinde olmak üzere, 4-13 aylık damızlık dişi sığır ithalatı yapabilecek. Üretici birlikleri, yetiştirici birlikleri, kooperatifler ile gerçek ve tüzel kişilere, gerekli alt yapı yatırımlarını tamamlamış işletmelerin damızlık gebe düve ihtiyaçlarını karşılamak üzere damızlık dişi sığır ithalatı için izin verilecek. İthalat, Bakanlıkça belirlenen teknik ve sağlık şartları çerçevesinde ve yine Bakanlıkça uygun görülecek ülkelerden yapılacak.

Dişi sığırlar döl kontrolünden geçecek

Damızlık dişi sığırlar için, sadece ilgili Bakanlık veya yetiştirici birliği tarafından onaylanan verim kayıtları kabul edilecek. Damızlık etçi ırklar hariç, 4-13 aylık dişi sığırlar için seçme işlemi yalnızca yetiştirici birlikleri veya kooperatifleri tarafından hazırlanan ve ana baba ile verim bilgilerini içeren “Pedigree”

belgesine sahip olan dişi sığırlar arasından yapılacak. Damızlık etçi ırkın 4-13 aylık dişi sığır seçimleri ise; pedigri belgesi veya hayvan tanımlama belgesine veya sertifikasına ya da pasaportuna sahip hayvanlar arasında yapılacak. Seçilecek dişi sığırların; döl kontrolünden veya genomik değerlendirmeden geçmiş aynı ırktan boğaların kızları olması gerekiyor. Etçi ırklarda, döl kontrolü veya genomik değerlendirme şartı aranmıyor. Boğa pedigrisinin aslı veya fotokopisi, sperma üreten firmanın kataloğu veya internet çıktısı seçim heyetine ibraz edilecek. İthal edilecek Holstein ırkına ait boğaların BLAD, CVM ve brachyspina hastalıklarından ari olması şartı aranıyor. Angus ırkına ait boğalar ise arthrogryposis multiplex, neuropathic hydrocephalus ve contractural arachnodactyly hastalıklarından ari olacak.


İthal edilecek dişi sığırlar 100 – 150 kg arası olacak

İthalat için seçilecek dişi sığırların, seçim gününde 4-13 aylık yani 120-390 günlük yaşta olması gerekiyor. 4 aylık yaştaki bir dişi sığırda aranacak asgari canlı ağırlığı ise türlere göre değişiyor. Dişi sığırlarda aranan asgari ağırlıklar ise şöyle: Holstein’da 125 kg, Brown Swiss’de 125 kg, Simental’de 140 kg, Jersey’de 100 kg, Avrupa Kırmızısı’nda 135 kg, Montbeliard’da 140 kg, Limuzin’de 150 kg, Şarole’de 150 kg, Belçika mavisi ‘nde 150 kg, Angus’da 150 kg, Hereford’da 150 kg. Avrupa Kırmızısı tanımı kapsamına giren ırklarda ise sadece belirlenen ülkelerden ithalat yapılabilecek. Danish Red Danimarka’dan, Estonian Red Estonya’dan, Finnish Ayrshire Finlandiya’dan Latvian Brown Letonya’dan, Lithuanian Red – Litvanya’dan, Norwegian Cattle – Norveç’den, Swedish Red İsveç’ten ithal edilebilecek. Damızlık dişi sığırlar; genel görünüş, vücut gelişmesi, fiziki özellikler ve damızlık nitelikleri yönünden ırkının özelliklerini taşıyacak, vücutta, ayakbacak ve memede kusur bulunmayacak. Vücutta, papillom ve fazla meme başı olmayacak. Seçimi yapılacak ve ithal edilecek damızlık sığırların, ihracatçı ülke topraklarında veya Bakanlık tarafından damızlık sığırlar hayvan ithalatına izin verilen ülke topraklarında doğup büyümüş olması gerekiyor.

Swiss’de 470 kg, Simental’de 500 kg, Jersey’de 360 kg, Avrupa Kırmızısı’nda 480 kg, Montbeliard’da 480 kg, Limuzin’de 530 kg, Şarole ’da 530 kg, Belçika Mavisi’nde 530 kg, Angus’ta 490 kg ve Hereford’da 490 kg olması şartı aranıyor.

Damızlık sığırları bakanlık görevlileri seçecek

Bakanlık tarafından yayınlanan kriterler kapsamında damızlık düve talebinde bulunan işletme sahipleri 3 yıl süreyle, etçi ırklarda ise 2 yıl ithal edilen hayvanları işletmelerinde tutacaklarına dair ithalatçı firmaya taahhütnamede bulunacaklar. İthalat izni verilen işletmelerin ihtiyacı olan damızlık sığırların seçimi, Bakanlıkça görevlendirilen bir ziraat mühendisi ve bir veteriner hekimden oluşan seçim heyeti tarafından gerçekleştirilecek. İthalat izni, en fazla üç farkı ırk için ülke

bazında en az 100 baş olmak üzere toplamda en az 250 baş damızlık hayvan için veriliyor. Seçim heyeti, en az 250 baş damızlık hayvan seçimi için en fazla iki ülkede görevlendirilecek ve etçi ırklar ile Holstein ve Avrupa Kırmızısı ırkında en az 100 baş, diğer ırklarda en az 60 baş damızlık hayvan için seçim heyeti tutanağı düzenlenecek. Seçimi yapılacak olan damızlık hayvan sayısının %20’si kadar rezerv hayvan seçebilecek. Ancak ithal edilecek damızlık hayvan sayısı, izin verilen miktarı geçemeyecek. Damızlık hayvan ithalat izninin 6 ay geçerliliği bulunuyor. Bu süre içinde Bakanlık seçim heyeti görevlendirilmeyen ithalatçıların, ithalat izni iptal edilecek. Kontrol belgesi onaylanmadan seçimi yapılan hayvanların ihracatçı ülkeden yüklemesi da yapılmayacak. Onaylanmış kontrol belgesi ise 4 ay süreyle geçerli olacak.

3-7 aylık damızlık gebe düveler ithal edilecek

Damızlık dişi sığırların dışında ithalatı yapılabilecek damızlık gebe düvelerde döl kontrolünden veya genomik değerlendirmeden geçmiş aynı ırktan boğa sperması kullanılarak suni tohumlama yöntemi ile tohumlanmış olma şartı aranacak. Etçi ırklarda ise tabii veya suni tohumlama şartı aranacak. İthal edilecek gebe düvelerin; Montbeliard ırkında 14-25 aylık (420-750 gün), etçi ırklarda 13-25 aylık (390-750 gün), diğer ırklarda ise 13-22 aylık (390660 gün)yaşlar arasında tohumlanmış ve seçim gününde 3-7 aylık (90-210 gün) gebe olması gerekiyor. 3 aylık gebe düvenin asgari canlı ağırlığının Holstein’da 470 kg, Brown

ETBİR I KIRMIZI 41


GÖRÜŞ

İthalata Bağımlılık ve

Teknoloji Geliştirme Politikaları 2014-2018 Onuncu Kalkınma Planı, “İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı ve Eylem Planında” yurtiçi doğal kaynak potansiyelinin daha etkin değerlendirilmesi başlığında et ve et ürünleri üretim sektörünü yakından ilgilendirecek eylemlere yer verilmiştir. Bu eylemlerden biri; et verim özellikleri fazla olan etçi ırkların geliştirilmesinin ve yaygınlaştırılmasının sağlanmasını teminen gerekli tedbirler alınmasıdır.

Prof. Dr. Gürhan Çiftçioğlu İstanbul Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı, Avcılar, İstanbul ETBİR Bilim Kurulu Üyesi, Gıda Hijyeni ve Mikrobiyolojisi Alt Komisyonu Temsilcisi

42 ETBİR I KIRMIZI


G

erek geniş anlamda gıda üretim sektöründe gerekse imalat sektöründe gelişmiş ülkeler, yenilikçi ve teknoloji üreten politikaları ile dünyada pazar liderliklerini ellerinde tutmaktadırlar. Gelişmekte olan ülkeler ise, ihtiyaç duyduğu teknolojileri değişen rekabet ortamları çerçevesinde teknoloji transferi yolu ile edinmekte ve bu şekilde imalat proseslerini canlı tutabilmektedirler. İmalat sanayinin teknoloji transferi ve teknolojiye olan bağımlılığı, paralelinde ithalata olan bağımlılığını da arttırmakta hatta kaçınılmaz hale getirmektedir. Türkiye 2014-2018 Onuncu Kalkınma Planı, “İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı ve Eylem Planında”, ara malı ithalatının GSYH içindeki payının 2000 yılındaki yüzde 13,6 (enerji hariç yüzde 10,1) seviyesinden 2011 yılında yüzde 22,4 (enerji hariç yüzde 15,6) seviyesine yükseldiği, ara malı ithalatındaki bu artış eğilimi karşısında, istikrarlı ve sürdürülebilir büyüme için üretim surecinde yurtiçi kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasının önemine işaret edilmiş; bu çerçevede, yurtiçinde üretilen ürünlerin standart ve kaliteleri ile teknoloji kapasitesinin yükseltilmesinin desteklenmesi; yurtiçinde üretilen özellikle ara mallarında kullanıcılar arasında bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması; kamu alımlarında yurtiçinde üretilen ve yerli girdileri kullanan nihai ürünlerin tercih edilmesi; yerli doğal kaynakların etkin kullanımı; atıkların ekonomiye kazandırılması ve enerji, ulaşım, işgücü gibi üretim maliyetlerinin düşürülmesi yönünde tedbirler alınması gerektiği vurgulanmıştır. Aynı planın 2. Bileşeni “Yerli Girdi Kullanımının ve Yerlileşmenin Arttırılması” başlığının 2. alt politikası olan “Yurtiçi Doğal Kaynak Potansiyelinin Daha Etkin Değerlendirilmesi” başlığında et ve et ürünleri üretim sektörünü yakından ilgilendirecek eylemlere yer verilmiştir. Bu eylemler, “Et verim özellikleri fazla olan etçi ırkların geliştirilmesinin ve yaygınlaştırılmasının sağlanmasını teminen gerekli tedbirler alınması” ve “Et ve canlı hayvan ithalatına gerek duyulmamasını teminen arz fazlası çiğ sütten süt proteini elde edilmesine yönelik faaliyetlerin desteklenmesi” başlıkları ile planda görülmektedir. Bu eylemlerin dışında, et ve et ürünleri sektörünün ihtiyaç duyduğu diğer ara mal ve ürünlerin yurtiçi doğal kaynaklar ve yurtiçi potansiyel birikimlerden daha etkin olarak karşılanması amacıyla, yurtiçinde var olan bilgi ve teknolojinin etkin kullanımı, bilgi toplumu olabilmenin bir gereği olan üniversite-sanayi-kamu-STK işbirliğinin arttırılarak teknoloji üreten topluma dönüşme yolundaki ivmemizin büyümesi önem taşımaktadır. Bilgi ve teknoloji üreten bir toplum yapısına ulaşmamızda bu işbirliğinin kaçınılmaz olduğu açıktır. Bilim ve teknoloji ışığında sektörün ihtiyaç duyduğu yüksek teknolojili ürünler daha etkin ve ekonomik temin edilebilir ve doğal kaynaklarımız etkin bir şekilde üretim süreçlerinde hak ettikleri yeri alabilir. Üretim sürecinde ithal girdi kullanımını azaltacak yüksek teknolojili yerli üretim yeteneğimizin artmasının, sektör üzerindeki ithalat bağımlılığı yükünü azaltmasının yanında, ithalat-ihracat dengesi ve cari açığı önleme yönünde olumlu etkilerini göstereceği açıktır. Bu süreçte, yerli üretimimizin uluslararası anlamda rekabet edebilecek düzeye getirilmesi ve standardize edilmesi; bu alanda güvenilirliğimizi ve sürdürülebilirliğimizi sağlayacaktır. Sonuç olarak, sektörün ihtiyaç duyduğu ve ithalat bağımlılığı olan alanlarda mevcut teknolojiyi bir adım daha ileriye taşıyacak AR-GE politikalarının geliştirilmesi, üniversite sanayi işbirliğimizin daha da güçlendirilmesi ve çözüm süreçlerinin daha etkin olarak bilimsel metotlarla ortaklaşa olarak yönetilmesi mevcut ithalat bağımlılığımızı azaltacak önemli kilometre taşlarından biri olacaktır.

KAYNAKLAR: • Akbaş Y.E., Şentürk M. (2013). Türkiye’nin İthalat ve İhracat Bağımlılığı: Seçilmiş Ülke Örnekleri Üzerine Ampirik bir Uygulama. Ege Akademik Bakış, 13(2), 195-208. • Çiftçioğlu G. (2017). Üniversite Sanayi İşbirliğinde ETBİR’in Vizyonu ve Hedefleri. KIRMIZI, ETBİR Sektör Dergisi, 2017/1, 18-19. • T.C. Kalkınma Bakanlığı (2014). Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı Eylem Planı, Kasım, 2014. • T.C. Kalkınma Bakanlığı (2015). Onuncu Kalkınma Planı (2014-2018) Öncelikli Dönüşüm Programları, 2015, Ankara.

ETBİR I KIRMIZI 43


GIDA YARDIMI

Porsiyonları küçültün,

gıda yardımı yapın!

Dünyada her yıl üretilen 4 milyon gıdanın, 1,3 milyon tonu israf ediliyor. 800 milyon insan ise açlık ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya… Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba israfa karşı porsiyon küçültmeyi öneriyor. Türkiye de dahil dünyanın hiçbir yerinde gıda israfı durdurulamazken, yardım kuruluşları açlıkla ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalan insanlara gıda yardımı ulaştırmak için çalışıyor.

G

ıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba katıldığı BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO-Türkiye Ortaklık Programı II. Dönem Tanıtım Toplantısı’nda dünyanın en önemli sorunlarından gıda israfını dikkat çekti. Bugün 7 milyar olan dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyara ulaşmasının beklendiğine belirten Bakan Fakıbaba, 800 milyon insanın açlık ve yetersiz beslenme sorunu ile karşı karşıya kaldığını söyledi.

“Artan yemekleri evinize götürün” Dünya çapında her yıl üretilen 4 milyon ton gıdanın 1,3 milyon tonunun israf edildiğini vurgulayan Fakıbaba, “Lokantalarda porsiyonlar çok büyük. Önümüze yemekler geliyor ve ancak yarısını yiyebiliyoruz, diğer yarısı çöpe gidiyor. Biz yeteri kadar yiyoruz, yemeyenlere vermek zorundayız. Onun için porsiyonların özellikle lüks otellerde küçülmesi taraftarıyım. Her yerde artan yemekleri kendim alıp götürüyorum, orada bırakmıyorum, biliyorum ki orada zaten dökülecek. Bunu sizlere de tavsiye

44 ETBİR I KIRMIZI

ediyorum.” ifadelerini kullandı.

“Dünyada artık petrol değil, gıda ön planda” Fakıbaba, dünyada artık petrolün değil gıdanın ön planda olduğunu, kendisinin ve Bakanlık çalışanlarının bunun bilinci ile hareket ettiğini belirtti. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Avrupa ve Orta Asya’dan sorumlu Genel Direktör Yardımcısı Vladimir Rakhmanin de, Türkiye’nin bölgede gıda güvenliğini ve tarımsal kalkınmayı desteklediğini söyledi. FAO ve Türkiye’nin Ortaklık Programı’nın ikinci aşaması konusunda anlaşmaya vardığını vurgulayan Rakhmanin, “Hedefimiz bu aşamada Türkiye’nin deneyimini bölgedeki ülkelerle paylaşmak ve katılımcı ülkeler arasındaki mevcut olan uluslararası iş birliğini geliştirmek.” diye konuştu. Rakhmanin, söz konusu programın ilk aşamasının başarılı bir şekilde tamamlandığını, bu kapsamda 10 milyon dolarlık bütçe ile toplam 28 projenin uygulandığını kaydetti. 2020’ye kadar sürecek programa büyük

önem verdiklerinin altını çizen Vladimir Rakhmanin, “İnanıyoruz ki mevcut iş birliğimizi geliştirecek bir çalışma olacak. Açlığa karşı mücadelemizi birlikte yürüteceğiz. Gıda güvenliğini arttırırken özellikle de iklim değişiminin yaşandığı şu dönemde sürdürülebilir tarımsal kalkınmayı artırmış, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını geliştirmiş olacağız” değerlendirmesinde bulundu.

Yardımlar sınırları ortadan kaldırıyor Türkiye’nin üyesi olduğu FAO gibi uluslar arası pek çok kuruluş farklı ülkelerde hayata geçirdiği çeşitli projelerle dünyadaki açlıkla mücadele ediyor. Uluslar arası yardım kuruluşlarının dışında pek çok yerel kuruluş da maddi durumu yetersiz insanlara gıda yardımı yaparak, açlığa teslim olmamış, daha yaşanılabilir bir dünya için çalışıyor. Yardım kuruluşları gıdanın yanı sıra yakıt, giyecek, sağlık, eğitim nakit para gibi kişinin ya da ailenin ihtiyacına göre farklı yardımlarda bulunuyor. Türkiye’de kamu tarafından yönetilen yardım faaliyetlerinin yanı sıra yerel ve uluslar


arası çeşitli sivil toplum kuruluşları tarafından kurulan ve organizasyonu yönetilen pek çok yardım kuruluşu da aktif olarak öncelikle insanlara, temelde ise insanlığa uzanabildiği her yerde yardım elini uzatıyor.

Türk Kızılayı asırlardır yardım ediyor Dünyadaki en eski yardım kuruluşlarından biri olan Türk Kızılayı asırlardır yardıma muhtaç insanların yanında yer alıyor, ihtiyaçlarını karşılıyor, yemek dağıtıyor. 11 Haziran 1868 tarihinde “Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti” adıyla kurulan yardım kuruluşu 1947’de “Türkiye Kızılay Derneği” adını almış. Kuruluşa “Kızılay” adını ise Atatürk vermiş. Toplumsal dayanışmayı sağlamak, sosyal refahın gelişmesine katkıda bulunmak, yoksul ve muhtaç insanlara barınma, beslenme ve sağlık yardımı ulaştırmak için önemli görevler üstlenen Türk Kızılayı, kan, afet, uluslararası yardım, göç ve mülteci hizmetleri, sosyal hizmetler, sağlık, ilk yardım, eğitim vs alanlarda faaliyet gösteriyor. İlk kurulduğu yıllardan itibaren büyük kazanlarda pişen yemekleri dağıtan görevlileri ile akıllara kazınan Kızılay yeterli beslenemeyen ihtiyaç sahiplerine bugün de gıda yardımı yapmaya devam ediyor.

Belediyeler yardıma muhtaçların yanında Türkiye en geniş yardım ağının başında il ve ilçe belediyeleri geliyor. Yardıma ihtiyacı olan aileler bulundukları ilçenin veya ilin sosyal yardım işleri müdürlüğüne başvurarak yardım isteyebiliyor. Belediye çalışanlarından oluşan bir ekip gelip ailenin genel durumunu tetkik ettikten ve ihtiyaçlarını belirdikten sonra yardıma başlıyor. Farklı ihtiyaçları da giderilen yardıma muhtaç kişilere sıcak yemek ya da yemek pişirecek erzak yardımı yapılıyor.

İyiliğe dair ne varsa İyilikder’de İyilik Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (İyilikder) “ İyiliğe dair ne varsa” sloganıyla 40 yıldır muhtaçlara yardım ediyor. 2009 ise resmi kuruluş yılı. 2013 yılında ise uluslar arası bir yardım derneği ünvanını kazanmış. Doğal afetler, insan eliyle gerçekleşen felaketler, savaşlar, açlık, susuzluk ve her türlü acil yardım konusunda yardıma muhtaç insanların yanında yer alıyor. Son yıllarda Suriye’de yaşanan savaşın yıkıcı etkilerinden dolayı bu bölgeye ve mültecilere yapılan yardımlar ağırlık kazanmışsa da İyilikder başta Türkiye’deki mağdurlar olmak üzere dünyanın her yerinde yaşanan mağduriyetler için de iyilik çalışmalarını gerçekleştiriyor, açları doyuruyor, susuzluklarını gideriyor. Anadolu’da 50’yi aşkın vakıf, dernekte ve müstakil temsilcikleri bulunan İyilikder, her geçen gün farklı illerde yeni temsilcilikler açıyor. Türkiye’de etkin olan İyilikder, dünya genelinde Afrika, Balkanlar, Ortadoğu ve Avrupa’da güvenilir partnerlerle çalışmalar yürütüyor.

“Sizin ihtiyacınız olmayabilir ama onların var!” Ebru Nurluoğlu “Sizin ihtiyacınız olmayabilir ama onların var!”diyerek kurduğu Acil ihtiyaç Projesi Vakfı aracılığıyla 1995 yılından bu yana yardıma muhtaç ailelere destek veriyor. Bugüne kadar İstanbul genelinde yüzlerce aileye yardım yapılmış. Ebru Nurluoğlu’nun yardımlaşma çağrısı ile bir araya gelen gönüllülerin, çevrelerinden yaygın bir şekilde giyecek, erzak, eşya ve kitap toplayarak, öncelikle Türkiye’nin ulaşılması güç bölgelerine yardım göndermesiyle kulan vakıfta bugün binlerce gönüllü çalışmalara destek veriyor. Binlerce yardımsever de giysi, yiyecek, gibi ayni ve nakdi yardımlarıyla vakfı destekliyor. “Komşusu açken, tok yatmayan”, toplumsal bilinci gelişmiş gönüllüler çocukların fakirlerin karnını doyuruyor.

İhtiyaç sahiplerine özel bedelsiz market Hayırseverler ile ihtiyaç sahipleri arasında bir köprü olan Fakir ve Muhtaçlara Yardım Derneği 1966 Denizli’nin esnaf ve eşrafı tarafından kurulmuş. Bugün derneğin Türkiye’nin 38 il ve ilçelerinde şubeleri bulunuyor. Hayırseverlerin

yardımlarını fakir ve muhtaç durumdaki ailelere, öğrencilere ve ihtiyaç sahiplerine ulaştıran, yoksul ailelerin maddi ve manevi yaşam seviyesini yükselterek sosyal dengenin korunmasına yardımcı olan dernek, 2006 yılında “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturu ile “Fakir ve Muhtaçlara Yardım Derneği Gıda Bankacılığı Şubesi”ni hayata geçirmiş. Gıda bankacılığı şubesine gelen ihtiyaç sahipleri hizmete sunulan giyim mağazası ve gıda marketinden ihtiyaçları doğrultusunda bedelsiz alışveriş yapabiliyor.

Sınır tanımayan doktorlar hem şifa hem gıda dağıtıyor Sınır Tanımayan Doktorlar (Médecins Sans Frontières - MSF) 1971 yılında Biafra’da yaşanan kıtlık ve savaşın ardından bir grup doktor ve gazeteci tarafından Fransa’da kuruldu. Amaçları hızlı, etkili ve tarafsız biçimde acil sağlık yardımı sağlayacak bağımsız bir dernek kurmaktı. Bugün binlerce kişinin destek verdiği Sınır Tanımayan Doktorlar, silahlı çatışma, salgın hastalık ve doğal afet durumlarından etkilenen veya sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılan insanlara acil yardım hizmeti veren uluslararası bağımsız bir tıbbi insani yardım kuruluşu olarak yardımlarına devam ediyor. Öncelikle hedefi sağlık hizmetlerinde mahrum olan insanlara ulaşmak olan Sınır Tanımayan Doktorlar gittikleri savaş bölgelerinde açlığın pençesindeki ülkelere de tonlarca gıda yardımında bulunuyor. BM gibi, uluslar arası kuruluşları da herekte geçirebilecek güce sahip olan Sınır Tanımayan Doktorlar dünyada açlığın insan yaşamını tehdit ettiği bölgelere gıda yardımının ulaştırılmasını sağlıyor. Saydığımız yardım kuruluşlarının dışında sadece Türkiye ‘de hizmet veren ya da uluslararası bir yardım kuruluşu olarak dünyanın her köşesindeki insanlara gıda ulaştıran yüzlerce dernek ve sivil toplum kuruluşu bulunuyor. Yardımseverlerin destekleriyle faaliyette bulunan gönüllüler tüm güçleriyle açlıkla mücadele etseler de gerçek bir çözüm için dünyada israfın önüne geçilmesi gerekiyor. 2016 Ekim ayında yayınlanan Küresel Açlık Endeksi’ne göre, dünyadaki gıda israfının üçte biriyle hali hazırda bütün insanları doyurmak mümkün.

ETBİR I KIRMIZI 45


EKOLOJİ

Her Yıl Filipinler Büyüklüğünde

Tarım Alanı Yok Oluyor

Tarım alanları için tehlike çanları çalıyor. Her gün Berlin, her yıl ise Filipinler büyüklüğünde tarım alanını kaybeden dünyada önümüzdeki 40 yıl içinde açlık riski baş gösterecek

D

ünyada artan nüfus ve tarım alanlarının azalması korkunç ama olası bir olasılığı da gözler önüne serdi. Her gün Berlin, her yıl Filipinler büyüklüğünde tarım alanını kaybeden dünyada gıda israfı konusunda somut adımlar atılmazsa 40 yıl sonra gıdaya erişim zorlaşacak. Barilla Gıda ve Beslenme Vakfı (BCFN), Milano Gıda Hukuku ve Politikaları Merkezi ‘Dünya Günü’nde yeni bir araştırma yayımladı. İklim değişikliği konusunda yapılan Paris Anlaşması’nın birinci yıl dönümünde yayımlanan Gıda Sürdürülebilirliği Raporu’na göre önümüzdeki 40 yıl içinde açlık riski ile karşı karşıya kalınacağı bildirildi.

Tarım alanlarının yüzde 30’u verimsizleşti Gezegenin sürdürülebilirliği, tarım ve gıdaya erişim konusunda geleceği tehdit eden unsurların detaylıca yer aldığı rapora göre dünyadaki arazilerin yaklaşık yüzde 40’ı tarım ve hayvancılık ile ilgili faaliyetlerde kullanılırken; toplamda 4,4

46 ETBİR I KIRMIZI

milyar hektarlık tarıma elverişli arazi bulunuyor. Son 40 yılda tarıma elverişli arazilerin yüzde 30’unun verimsiz hale geldiği belirtilen raporda, Sahra Altı Afrika, Güney Amerika, Güneydoğu Asya ve Kuzey Avrupa’nın birçok bölgesinde toprak kalitesine bağlı olarak ekilebilen alanlar hızla etkilenmeye devam ediyor. Dünya her gün Berlin, her yıl Filipinler büyüklüğünde tarım alanı kaybediyor.

Yaşam tarzındaki değişimler gıda talebini artırıyor Gıda, gıda sürdürülebilirliği konularındaki küresel gündemlerin analizi ile gıdaya bağlı karmaşık konular hakkında farkındalık oluşturmak için hazırlanan rapora göre; yeryüzü arazilerinin yüzde 25’i ciddi hasar görmüş durumda ve son 150 yılda gezegenin üst yüzeyinin yarısı kaybedildi. Ekilebilir alanların kaybıyla ilgili örneklerin de yer aldığı raporda Çin’deki Loess Platosu’nda hızlı erozyonun en büyük sebebi ormansızlaşma. Batı Amerika’da otlakların aşırı kullanımı toprak derinliğini azaltarak çölleşmeye neden oldu. Hindistan’daki

ağaçların hızla kesilmesi tarım toprağındaki verimliliğin kaybolmasına; Brezilya’da ise soya üretimdeki artış, her yıl 55 milyon ton tarım toprağının kaybedilmesine neden oldu. Yaşam tarzındaki değişimlerin gıda talebini artırdığına dikkat çeken uzmanlara göre bu artış 2050 yılına gelindiğinde 2009 yılına kıyasla yüzde 70 daha fazla olacak.

Güney Afrika kadar orman yok oldu Raporda dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyara ulaşmasının beklendiği, gıdaya erişim için bugünden daha fazla yeni arazi arayışı olacağına dikkat çekilirken; bu arayışın ormansızlaşmayı ve üretim yerlerinin değişmesini beraberinde getireceği belirtildi. Uzmanlar, 1990 yılından bugüne 129 milyon hektarlık orman alanının yok edildiğini (Güney Afrika büyüklüğünde), bu durumun yüzde 80’inin gıda üretimi kaynaklı olduğunu kaydetti. Bağışçı ve fon sağlayıcılar tarıma yeniden ilgi göstermeye başlamış olsalar da dünyada yaklaşık 800 milyon insanın açlık çektiğini


belirten FoodTank Kurucusu ve Başkanı Danielle Nierenberg, “Bir tarafta açlık, diğer tarafta ise, yakın gelecekte çözümü mümkün görünmeyen kötü beslenme nedeni ile her yıl 36 milyon insan hayatını kaybediyor. Toprak kaybı ve aşınması dünya genelinde gıda sistemimizi etkileyen en büyük etkenlerden biri. Sürdürülebilir tarım sadece bir seçenek değil, açlık, yoksulluk ve gıda israfı ile savaşabilmek için bir gereklilik. Hastalıklara, kuraklığa, sellere ve iklim değişikliği sonucunda artış gösterecek diğer tüm felaketlere dayanacak mahsuller yetiştirmek için geleneksel tarım uygulamalarını yeniden keşfetmek gerekiyor” dedi.

vurgulandığı raporda, buna rağmen 2020 yılına kadar 40 milyon hektarlık alanın biyoyakıt üretimi amacıyla dönüştürüleceğine yer verildi. Gıda Sürdürülebilirliği Raporu’nda üretimi için daha az toprağa ihtiyaç duyulan gıdaların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çekilerek, tarıma elverişli arazilerin yüzde 80’inin hayvan yemi yetiştirilmek için kullanıldığı belirtildi.

4 ülke büyük tehdit altında Raporda Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü Hilal Elver’in de görüşlerine de yer verildi. Birleşmiş Milletler’in yıllarca savaşa maruz kalmış ve günümüzde kalıcı kuraklıkla karşı karşıya olan, özellikle de dört ülkeyi etkileyen yıkıcı gıda krizi hakkındaki uyarısına yoğunlaşıldığını belirten Elver şunları belirtti: “Silahlı çatışma ile birleşen ekonomik

kriz, yüksek gıda fiyatları, yetersiz tarım üretimi ve bazı durumlarda kuraklığın etkileri ile iklim değişikliğinden kaynaklı zorlayıcı hava koşulları Yemen, Güney Sudan, Nijerya, Somali gibi birkaç ülkede milyonlarca insanın aç kalmasına neden oldu. Sivil toplum kuruluşlarının sağladığı gıda ve suyu kasıtlı olarak engellemek insanlığa karşı bir suçtur ancak cezasız kalmaktadır. BM sözleşmesinde yer alan uluslararası topluluğu koruma sorumluluğunun hatırlatılması için, yasal olarak bağlayıcı nitelikte küresel bir anlaşmaya ihtiyacımız var. Ne yazık ki, açlık ve kıtlığın nasıl ortadan kaldırılacağı ve önemli insani durumlar kapsamında gıda hakkının nasıl korunacağı, 21. yüzyılda aciliyetini koruyan konulardır. Bu uluslararası toplumun en kısa sürede müdahalesini gerektiren kritik bir konudur.”

Gıda israfı acil önlenmeli Tüketimin durdurulmasına yardımcı olabilecek verimli bir döngü için üç eylem önerisine yer verilen raporda; öncelikle gıda israfının azaltılmasına dikkat çekilerek; gıda üretiminin yüzde 40’ının sofralara ulaşmadığı belirtildi. Tarıma elverişli arazilerin mutlak surette gıda üretiminde kullanılması gerektiğinin

ETBİR I KIRMIZI 47


SAĞLIK

NEDEN ET YEMELİYİZ?

Etsiz Yaşam Hastalıklara Gebe

Çocukların gelişiminde gerekli önemli yapıtaşlarını barındıran kırmızı et, yetişkinler için de sağlıklı yaşamın vazgeçilmesi… Yeteri kadar et tüketmemek, halsizlik, unutkanlık, kansızlık, kalp rahatsızlığı gibi pek çok sağlık sorununa yol açabiliyor.

E

t tartışmaları her dönemde olduğu gibi günümüzde de devam ediyor. Et zararlı mı, yararlı mı? Ne kadar tüketmeli? Nasıl tüketmeli? vs… Son dönemde bu tartışmalara bir de et yemekten tamamen vazgeçilen bir trend eklendi. Gittikçe yaygınlaşan bu trend yakın dönemde et yememekten kaynaklanan sağlık sorunlarının da yaygınlaşmasına neden olacak gibi görünüyor. Çünkü uzmanlar etten tamamen vazgeçmenin çok ciddi sağlık sorunlarına yol açacağı ifade ediyor. Sağlıklı yaşam için kontrollü şekilde mutlaka et tüketilmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu “Kırmızı et son derece önemli bir besin unsuru. Çünkü içindeki proteinler

48 ETBİR I KIRMIZI

hayvansal proteinlerin en değerlilerinden sayılıyor. Kırmızı etteki aminoasitleri bitkisel proteinlerde bulmak öyle pek kolay değil. Diğer taraftan kırmızı et çok ciddi bir demir ve B-12 kaynağı. “Kırmızı” rengini veren de zaten ihtiva ettiği olağanüstü demir miktarı. Yeteri kadar kırmızı et tüketmeyen vejetaryen hanımlarda ve genç kızlarda demir eksikliği rahatsızlığına daha sık rastlıyoruz” diyor.

Etsiz olmaz! Müftüoğlu, yaygın bir toplumsal sorun haline gelen B-12 noksanlığının nedenlerinden birinin de yeteri kadar kırmızı et tüketmemek olduğuna dikkat çekiyor. B-12 noksanlığı hem kansızlığa hem de unutkanlık, odaklanma

eksikliği, kronik yorgunluk, uyku sorunları, el ayak uyuşmaları, yanma ve karıncalanmaları gibi nöropatilere hatta kalp problemlerine yol açabiliyor. “Diğer taraftan önemli bir enerji kaynağımız olan Coenzim–Q10 ve önemli bir yapıtaşımız olan karnitin için de düzenli kırmızı et yememizde fayda var” diyen Müftüoğlu şöyle devam ediyor: “Eğer bu değerli besini hayatınızdan tamamen çıkarırsanız birçok sağlık problemiyle karşılaşmanız kaçınılmazdır. Mesela unutkanlık odaklanma sorunu, kansızlık, kronik yorgunluk ve uyku sorunlarınızın diyetinizin et açısından fakir olmasından kaynaklanıyor olması büyük ihtimal. İster yetişkin ister genç,


ister erkek, ister kadın herkesin makul miktarda hayvansal protein, özellikle de et tüketmesi gerekli ama abartmadan.” Diyetisyen Taylan Kümeli de eti yaşamdan çıkarmanın yanlış olduğunu savunan uzmanlardan biri. Kümeli “Kırmızı et yiyorum. Dana eti ve kuzu eti özellikle tercih ettiklerim arasında. İnsan bedeni tek bir elementten oluşmaz. Dolayısıyla bu yapılanmanın içinde et-obur bir canlı olarak kımızı etten uzak durmak hem doğamıza aykırıdır, hem de demir eksikliği, kansızlık ve Alzheimer’a yakalanma riskimizi artırır” şeklinde konuşuyor.

Çocuklar sağlıklı büyüme için et yemeli Et tüketimi yetişkinler kadar çocukların sağlığında da oldukça etkili bir besin kaynağı. Çocuk Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hilal Mocan çocukların et tüketmesi gerektiğine şu sözlerle dikkat çekiyor: “Bir çocuğun altı aya kadar anne sütüyle beslendiğini ve sonrasında tamamlayıcı besinler tükettiğini düşünürsek, haftada dört gün kırmızı et yemesini öneriyorum. Kemiklerin sağlamlığı, kalp sağlığı, kan üretimi ve beyin gelişimi için kırmızı et kesinlikle çok önemli. Günde yaklaşık 35-50 gram kırmızı et tüketilmeli. Sebze ve et daima birlikte pişirilmeli. Çocuklar 2 yaşından sonra günde 100-120 gram et tüketebilir. Bu da günde iki kez kıymalı yemek yiyebilmesi anlamına gelir.” Çocukların fiziki ve zihinsel gelişiminde önemli bir yer tutan okul çağı, beslenme alışkanlıklarının oluştuğu, eksik ya da yanlış beslenme nedeniyle gelecek yıllarda ortaya çıkabilecek birçok sağlık sorununa zemin oluşturan bir dönem. Çocukların gelişimlerini sağlıklı şekilde tamamlayabilmeleri için eksiksiz bir beslenme programı uygulanması gereken okul çağında, kırmızı et tüketimi özel bir yere sahip. İçerdiği besin unsurları, protein, demir başta olmak üzere mineral maddeler ve B grubu vitaminler nedeniyle oldukça zengin bir besin kaynağı olan kırmızı et, beslenme açısından olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Bilimsel verilere göre, 4-6 yaş arasındaki çocukların fiziki ve zihinsel gelişimlerini tamamlayabilmeleri için günde 20-25 gram protein tüketmeleri gerekiyor. Bu da

yaklaşık olarak 100-125 gram kırmızı ete denk geliyor. Bu oran yaşla birlikte artış gösteriyor. 7-9 yaş arasındaki çocukların günlük protein ihtiyacı 26-38 grama çıkarken, 10-13 yaş aralığında 39-60 gram arasında değişiklik gösteriyor. Diğer bir ifadeyle kilogram başına 1 gram protein alınması, bunun en az yarısının da hayvansal kaynaklı besin maddelerinden karşılanması gerekiyor.

Et yemeyen çocuklarda öğrenme güçlüğü artıyor Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Gürbüz “Çocukların yeterli seviyede et tüketmemeleri zihinsel faaliyetlerinde durgunluğun yanı sıra, kas ve iskelet sisteminin gelişimini de etkiliyor. Yetersiz et tüketen çocuklarda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında bünye zayıflığı yer alıyor” diyor. Kırmızı ette vücutta sentezlenemeyen ve dışarıdan takviye yoluyla alınması gereken aminoasitlerin bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ümit Gürbüz “Kırmızı ette bulunan bu aminoasitler çocukların sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşıyor” diyor. Kırmızı et tüketiminin çocukların zihinsel faaliyetlerine olan etkisini de değerlendiren Prof. Dr. Ümit Gürbüz şöyle devam ediyor: “Zihinsel gelişim, özellikle bazı besin öğelerinin (örneğin; demir, çinko, B grubu vitaminler, iyot ve esansiyel amino asitler) yetersiz alımıyla ilişkili olabilir. İyot dışında, belirtilen besin öğeleri ise kırmızı ette uygun bir şekilde, yeterli düzeyde ve organizma tarafından yüksek düzeyde kullanıma elverişli olarak bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı ebeveynler çocuklarının okuldaki öğrenme ve kavrama hızını yakından takip etmeli, bu dönemde beslenmelerinde kırmızı eti eksik etmemeli.”

ETBİR I KIRMIZI 49


TEKNOLOJİ

İnekler için

Serinletici Kıyafet Yapıldı! Japonlar, yaz aylarında süt üretiminin düştüğünü görünce kolları sıvadı. Japon bilim adamları, inekleri yazın serin tutmak için giyilebilir cihaz üretti.

T

eknoloji devi Japonya, ilginç bir buluşa imza attı. İnekleri serin tutan bir kıyafet... Japon çiftçiler artan sıcaklar nedeniyle ineklerinin daha az süt vereceğinden endişe duymaya başlayınca buluş için kollar sıvandı. Çiftçilerin bu endişesi üzerine bir iç giyim firması, yaz sıcağından etkilenen inekleri serin tutmaya yarayan ve giyilebilir bir cihaz geliştirdi.

Kurudukça ıslatılıyor “Ushi-ble” adlı cihaz, daha çok spor giyiminde kullanılan ve serin tutan gergin bir kumaştan üretildi. Cihazın bu kumaşın ne kadar ıslak olduğunu tanımlayan sensörü sayesinde kumaş kuruduğunda tekrar su pompalayarak ineklerin serinlemesi sağlanıyor. İneklere söz konusu giysiyle püskürtülen su sayesinde maruz kaldıkları sıcaklıkların 5 derece civarında azaldığı belirtildi. Kyoto Tarım, Orman ve Balıkçılık Teknoloji Merkezi tarafından test edilen cihazın, yaz aylarında süt üretiminde görülen düşüşü de hafiflettiği bildirildi.

50 ETBİR I KIRMIZI


Tarımda Drone Zamanı! Tarımda bir ilk daha... Özel bir yazılım yüklenen ve 100 bin liraya mal olan havadan görüntüleme cihazı ‘drone’ ile tarladaki ürünlerin gelişimi izleniyor...

H

ayatımızın her alanına giren ve hakim olan teknoloji tarımda da kendini göstermeye başladı. On Dokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü’nün hazırladığı proje kapsamında geliştirilen drone ile tarımsal verimlilik ve ürünlerin gelişimi takip ediliyor. . Proje Yürütücüsü, Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eyüp Selim Köksal, TÜBİTAK ve OMÜ’nün araştırma faaliyetleri kapsamında, uzaktan algılama sistemlerinin tarımsal alanda kullanılmasına yönelik proje yürüttüklerini söyledi.

Ürünün yetişme evreleri mercek altında

Uzaktan algılama tekniklerinin tarımda kullanılmasına yönelik çalışmalarının uzun süredir yürüttüklerini anlatan Köksal, şunları söyledi: “Bu kapsamda hazırladığımız projeye başladık. Tarımsal üretimde birim alandan elde edilecek verimin artırılması, ürün takibi, ürünün yetişme evrelerindeki gelişimi gibi bütün çalışmaları gerçekleştirebilmek, bunları yaparken de insan

gücünün başaramayacağı bir hız ve pratiklikte gerçekleştirebilmek adına teknolojiden faydalanmak istedik. Bu kapsamda bu işi en hızlı ve pratik şekilde yapmanın yolunun tarımda drone teknolojisi kullanılması olduğunu belirledik. Bu yönde de çalışmalara başladık. Proje üç yıl sürecek.’’ Doç. Dr. Eyüp Selim Köksal, geliştirdikleri drone’a yerleştirdikleri kızıl ötesi ışınlar ve termal kameralar ile tarımsal ürünlerin gelişimine ve verimine yönelik veri elde ettiklerini ifade etti.

Maliyeti 100 bin TL

Tamamen kendi imkanlarıyla geliştirdikleri ve özel yazılım yükledikleri insansız hava aracını yaklaşık 100 bin liraya mal ettiklerini aktaran Köksal, projeyle ilgili şu bilgileri verdi: “İnsansız hava aracına monte ettiğimiz sensörlerle ekili tarım alanlarında verimliliğin geliştirilmesi, ürünlerdeki hastalıklar, ürün çeşitliliği ve takibini araştırıyoruz. Drone’umuza monte edilen sensörler vasıtası ile veriler elde ediyoruz. 8 pervaneli olan cihaza bağladığımız sensörler ve 4 ayrı kamerayla bitkilerin

farklı bölgelerindeki, farklı yansıma oranlarını algılıyoruz. Bitkilerin sulama seviyelerini bitkinin sulama alanı, gübreleme, hastalık ve zararlıların etkisi, verim tahmini, sulama eksikliği ve fazlalığının bitki üzerindeki etkilerini öğreniyoruz. Bu çalışmalarla ürünün daha ekim aşamasındayken yıllık verim tahmini öğrenmemize de katkı sağlarken verim eksikliğine karşı alınması gereken tedbirleri de öğrenmemizi sağlıyor.” Doç. Dr. Köksal, projenin gelecekte ülke tarımının gelişmesine çok önemli katkılar sağlayacağına inandıklarını da belirtti.

ETBİR I KIRMIZI 51


TEKNO HABER

Uzayda Tarım Hayal

Değil...

Uzayda tohumdan bitki yetiştirmeyi başaran NASA, şimdi BASF’nin katkı verdiği çelikleme yöntemiyle uzayda tarım deneyleri yapacak. “Uzayda tarım projesi” için hazırlanan deney grubu bitkileri, fırlatılan roketle Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderildi.

D

ünyada tarım alanlarının azalması, bilim adamlarının gözünü uzaya çevirmesine neden oldu! 2050 yılı itibariyle dünya nüfusuna 2 milyar kişi daha eklenecek ve bu nüfusun yüzde 70’ten fazlası şehirlerde yaşayacak ve bu da “150 yeni İstanbul” demek. Bu verilere dayanarak daha sürdürülebilir bir kalkınma, ekonomik çevresel ve sosyal ihtiyaçların dengelenmesi için dünyanın lider kimya şirketi BASF ve Amerikan Uzay Araştırmaları Kurumu (NASA) işbirliği yaparak bir ilke imza attı: “Uzayda tarım...” Bu kapsamda oluşturulan “uzayda tarım projesi” için hazırlanan deney grubu bitkileri, BASF’nin desteğiyle Florida’daki Kennedy Uzay Üssü’nden fırlatılan roketle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) gönderildi.

52 ETBİR I KIRMIZI

Tohumsuz üretim Almanya’daki bir ziraat lisesinde eğitim gören Maria Koch, Raphael Schilling ve David Geray tarafından tasarlanan deney, SpaceX roketiyle Florida’daki Kennedy Uzay Üssü’nden ayrıldı. Deneyin amacı, bitki çeliklerinin yerçekimsiz ortamda kök salıp salmadığını ve eğer salıyorsa, köklerin davranışını araştırmak. Bitkinin ana gövdesinden koparılan dalların ekildiğinde filizlenmesini inceleyecek olan bu projenin, uzayda tarım çalışmalarında yeni bir çığır açacağına inanılıyor. Projeyi yürüten öğrenciler, uzayda sebzelerin tohumsuz çoğaltılıp çoğaltılamayacağını görmek istiyor. Çoğalmanın gerçekleşmesi halinde uzayda taze besin yetiştirmek mümkün olacak ve yeryüzünden büyük miktarlarda tohum taşınmasına

gerek kalmayacak. BASF ve NASA’nın ilgi gösterdiği projeye BASF bilimsel destek verirken NASA da deneyin gerçekleştirileceği ISS Uzay İstasyonu’nda yer ayırdı. Bu deneyin, takımıyla birlikte bugüne kadar katıldığı en olağanüstü deney olduğunu belirten BASF Bitki Koruma Bölümü’nden Dr. Sebastian Rohrer, “Deneyin sonuçlarını merakla bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Çığır açan bir proje Yerçekimsiz ortamda yapılan deneyler bugüne kadar hep tohumdan çıkan köklerin büyüme sürecindeki davranışlarına odaklanırken, bu deneyde kullanılacak bitki çeliklerinin ise kök sistemi bulunmuyor. Dolayısıyla projedeki öğrenciler, çeliklerin yerçekimi olmadan


kök ve yaprak geliştirip geliştiremediğini, eğer geliştiriyorsa sürecin nasıl işlediğini araştırmayı hedefliyor. Öğrenci araştırma ekibi, deney için ficus pumila (tırmanan incir) bitkisinin 15 mm tomurcuklarını kullandı. Bu bitki, sınırlı alana sığacak kadar küçük ve 4-28°C arasındaki sıcaklık farklılıklarına karşı dirençli olması nedeniyle zorlu uzay seyahati gereksinimlerini karşılıyor. Deney, kalkıştan 36 saat önce NASA’nın operasyon ekibine teslim edildi. Deneyin uzayda gerçekleştirilmesinin ardından, yerçekimi etkisi altında dünyada bir kontrol deneyi de gerçekleştirilecek. Çelikleme yöntemiyle sıfır yerçekimi koşullarında bitkilerin çoğaltılması deneyi başarılı olduğu takdirde, gelecekte Mars gezegenine yapılması planlananlar gibi uzun süreli uzay yolculuklarında besin yetiştirilmesi için önemli bir kolaylık sağlanacak.

Küresel sorunlara çözüm... BASF Bitki Koruma Bölümü’nde Araştırma ve Geliştirme Kıdemli Başkan Yardımcısı Dr. Harald Rang ise proje ile ilgili olarak, “Yüreklerimiz bilim aşkıyla atıyor. Küresel sorunların çözümü için daima yeni yöntemler peşindeyiz. Bir başka deyişle, radikal fikirleri ve sıra dışı düşünmeyi seviyoruz. V3PO takımına bu yüzden bilimsel danışmanlık ve destek sunuyoruz. Bu sayede yalnızca bitkilerin davranışında yeni bir pencere açmakla kalmayacağız, yeni üretim alanları için ilham da bulacağız” dedi. Tarım eğitimi gören öğrenciler Maria, Raphael ve David, Edith-Stein School Ravensburg & Aulendorf’ta bir okul sonrası bilim kulübünde “V3PO Projesi”ni 2015 yılında başlattı. Projede çalışan Maria Koch, Raphael Schilling ve David Geray isimli öğrenciler, BASF’nin Limburgerhof’taki Tarım

30 gün uzayda kalacak BASFPdeneyPkapsamında,PuzayPşartlarındakiPısıPvePnemP farklılıklarındanPdolayıPbitkiPçeliklerinePbakteriPvePmantarP bulaşmasıPihtimalinePkarşıPbilgiPbirikimiPvePürünleriylePdestekP veriyor.PBASFPmantarPilaçları,PISSPuzayPistasyonundakiP araştırmaPsırasındaPda,PgidişPvePdönüşPyolculuğundaPdaP çeliklerinPmantardanPkorunmasınaPyardımPedecek.PBASF’ninP bitkiPkorumaPuzmanları,PgençPbilimPinsanlarınıParaştırmaP teknikPbilgisi,PbilimselPdanışmanlık,PmateryallerPvePekipmanlarP konularındaPdestekledi.PBASF,PbuPalandaPhemPbilgiPbirikimiP hemPdePürünPsağladı.PBASFPfungisitleriPXemium®PvePInitium®,P bitkiPtomurcuklarınınPISS’dekiParaştırmaPsırasındaPvePgidişPveP dönüşPyolculuğundaPsağlıklıPkalmasınaPyardımcıPoluyor.PDeney,P sonuçlarınPanalizPedilmesiPiçinPdünyayaPdönmedenPönceP30P günPboyuncaPuzaydaPkalacak.PBu,PNASA’nınPeğitimPprogramınaP Almanya’danPkabulPedilenPilkPokulPprojesi.

Merkezi’nde staj yaparak, Kennedy Uzay Merkezi’nde gerçekleştirilecek deneyin uygun bir şekilde tasarlanması amacıyla hazırlıklarını gerçekleştirdiler. Projede yer alan öğrencilerden Maria Koch, “Deneyimizin ISS’ye ulaşacak olmasından dolayı son derece heyecanlıyız. Daha önce sıfır yerçekiminin bitki tomurcukları üzerindeki etkisine ilişkin bir araştırma bulunmuyordu. Bu, hayatta bir kez karşılaşabileceğiniz bir deneyim” diye konuştu.

ETBİR I KIRMIZI 53


GİRİŞİMCİ

El Emeği Göz Nuru Çiftlik! İnsanın isterse her şeyi başarabileceğinin son örneği Şen ailesi oldu. Eczacı Muammer Şen, eşi Merve Şen ile 4 yıl önce Konya’da 20 bin metrekare alana kurduğu çiftliğinde, yaklaşık 60 çeşit organik ürün yetiştiriyor.

K

onya’nın bozkır toprakları, artık bozkır değil! Eczacı Muammer Şen ve eşi Merve Şen, herkese örnek olması gereken bir işi başardı. Çift 4 yıl önce Konya’da kurduğu ve “Temmuz” ismini verdiği çiftliğinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan onaylı 60 çeşit organik ürünü yetiştirip satıyor. Muammer Şen, çocukluk hayalini gerçekleştirmek için Takkeli Dağ’ın eteğinde verimsiz olarak nitelendirilen arazide organik tarım yapmak için çalışmalara başladı. Ürünün az veya çok olmasını önemsemeden çalışmalarını sürdüren Şen çifti, 4 yıl önce kurdukları ve oğulları Temmuz’un adını verdikleri çiftlikte Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan onaylı organik tarım sertifikası olan 20 çeşit tıbbi aromatik bitki, 10 çeşit meyve ve çeşitli gıdalar üretiyor.

Tarladan sofraya Günlerinin büyük bölümünü burada geçiren Şen çifti, ürettikleri organik yumurta, salça, pekmez, tıbbi aromatik bitki ile meyve ve sebzeleri, çiftliği belli aralıklarla ziyarete gelen yaklaşık 50

54 ETBİR I KIRMIZI

Türkiye’nin her yerinden gelen var EşinePtümPçiftlikPişlerindenPyardımPedenPMervePŞenPiseP önceliklePkendileriPvePyakınPçevreleriPiçinPüretimPyaptıklarınıP anlattı.PAyrıcaPsosyalPmedyaPüzerindenPiletişimePgeçenPbirçokP ailedenPsiparişPaldıklarınıPaktaranPŞen,P“ÖzelliklePmeyvePveP sebzePsezonundaPAnkara’danPhızlıPtrenlePgelen,PKonya’danP haftaPsonlarıPburayıPziyaretPedenPailelerPvar.PBurayaPgelipP temizPhavaPalıyor,PtopraklaPbuluşuyorlar.Pİstanbul’danPyaklaşıkP 30PailePsebzePmeyvesini,PbitkiPçaylarınıPbizdenPteminPediyor.P OnlaraPdaPartıkP‘ailePdostlarımız’Pdiyoruz”Pdedi.P


aileye uygun fiyatlarla sunuyor. Çiftliğe gelenler, kendilerine verilen sepetlerle istediği ürünü kendi eliyle toplayabiliyor, dileyenler kendilerine tahsis edilen alanlarda üretim yapabiliyor. Muammer Şen, kurduğu organik çiftlikte ürünlerin bir kısmını kendi ihtiyaçları ve özellikle 3 yaşındaki oğulları Temmuz için ürettiklerini belirten Şen, kalan kısmını ise yakın çevreleri ve çiftliğe gelenlerle paylaştıklarını ifade etti.

20 çeşit üzüm yetiştiriyor Şen, çiftlikteki toprağın verimli olmadığını vurgulayarak, şunları söyledi: “Organik tarım yapmak kolay değil. Buradaki toprak kireçli ve alkali. Adaçayı, kekik, ekinezya, sarı kantaron, melisa, lavanta gibi çeşitli tıbbi bitkileri buraya ektik. Ürünlerimizi sertifikalandırmak

için organik sertifika müracaatında bulunduk. Bunun için yaklaşık 4 yıl bekledik. Organik sertifikalı ekinezya, sarı kantaron ve adaçayı ürettik. Şu an çiftliğimizde 20’nin üzerinde türde üzüm yetiştiriyoruz.”

İlaç yerine uğur böceği Muammer Şen, üretimde kimyasal tarım ilaçları kullanmadıklarına dikkati çekti. Çiftliklerine günde yaklaşık 35 yaprak bitiyle beslenen uğur böceği kolonisi getirdiklerini belirten Şen, bitlere ve hastalıklara karşı mücadelelerinin uğur böceğiyle yaptıklarını anlattı. Kuşlar için bitkilerin üzerine file çektiklerini söyleyen Muammer Şen, “Yine yılanlara ve farelere müdahale etmiyoruz. Farelerle mücadeleyi kedilerimiz yapıyor. Yani doğadaki herhangi bir şeye müdahale edip dengeyi bozmuyoruz.”

Kendi ekmeğini kendisi yapıyor Şen, kurdukları serada kendi fidelerini yetiştirdiklerini, hastalıklı fideyi çiftliklerine sokmadıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı: “Çiftlikte bir yaşam tarzı oluşturmaya çalıştık. Burada elektrik ihtiyacı güneş enerjisi kullanılarak sağlanıyor. Kendi ekmeğimizi kendimiz yapıyoruz. İnsanların çocuklarıyla birlikte gelerek dalından meyve ve sebzelerini toplamaları bizlere mutluluk veriyor. Burada 60 çeşit ürün yetişiyor, bunu önümüzdeki yıllarda artıracağız. Ürünlerimizi gölgede ve ince tel örgüyle çevrili yerlerde kurutuyoruz. Şekerli meyvelerimizi, salçalarımızı ve pekmezimizi ise çatısı cam bölümlerde tutuyoruz. Böylece ürünlerimizi haşereden ve tozdan korumuş oluyoruz.”

ETBİR I KIRMIZI 55


BESLENME

Hazır Gıdalardaki Gizli Tehlike: Tuz Yediğimiz tuzun büyük bir kısmının hazır gıdaların içinde gizli olduğunu biliyor muydunuz? Siz de fazla tuz tüketiminin yol açtığı ölümcül hastalıklara yakalanmak istemiyorsanız, gıdaların etiketlerini kontrol edin ve daha az tuz tüketmeye başlayın...

D

engeli ve sağlıklı beslenme, başta kronik hastalıklar olmak üzere hastalıkların görülme riskinin azalması ve sağlık sorunlarının en aza indirilmesinde büyük rol oynuyor. Birçok hastalıktan korunmak için tuzun günde 5 gram tüketilmesi gerekiyor. Ancak hazır gıdaların içinde bulunan ‘gizli tuz tehlikesi’ hastalıklara davetiye çıkarıyor. Ülkemizde kişi başına tuz tüketimi Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği değerin yaklaşık üç katı. Fazla tuz tüketimi yüksek kan basıncına neden oluyor ve ülkemizde her dört ölümden biri yüksek tansiyonla ilişkili olduğu ortaya çıkıyor. Aşırı tuz tüketimi yüksek kan basıncı yanında felç, böbrek hastalıkları, mide kanseri ve osteoporoz gibi hastalıkları da tetikliyor.

Masadaki değil gıdadaki tuz... Diyetle alınan tuzun önemli bir kısmı beklenilenin aksine masada yemeklere eklenen tuzdan değil, işlenmiş gıdalardan kaynaklanıyor. İşlenmiş gıdalar sodyum alımının genelde %75’ini oluşturuyor. İşlenmiş gıdaların tuz içeriğinin azaltılmasına ilişkin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda bazı gıda maddelerinde tuz ilavesi düşürüldü. ‘Tuz Tüketimini Azaltmaya Yönelik Yapılan Düzenlemeler’e göre tuz miktarı düşürülen gıdalar şöyle: Ekmek ve Ekmek Çeşitleri: Ekmeklerin tuz miktarı en az %25 azaltıldı. (%2’den %1,5’a düşürüldü.)

Et ve Et Ürünleri: Pastırmadaki tuz oranı kuru maddede %8,5’tan %7’ye, kavurmada tuz oranı ağırlıkça %5’ten %3’e düşürüldü.

56 ETBİR I KIRMIZI

Baharat: Kırmızı pul biberlerin tuz oranı %22 azaltıldı. (%9’dan %7’ye düşürüldü)

Tuz: Tuz etiketlerinde “Tuzu Azaltın, Sağlığınızı Koruyun” ibaresinin yer alması zorunlu hale getirildi.

Sofralık Zeytin: Sofralık zeytinde tuz miktarı ağırlıkça maksimum %8 ile sınırlandırılmıştır. (Eski Tebliğde sofralık zeytinde tuz oranı “minumum %7” olarak yer almaktaydı.

Peynir: Peynirlerin içerebileceği maksimum tuz oranı mevcut uygulamaya göre %35 ila %61 arasında değişen oranlarda azaltıldı. Peynir üretiminde çeşidine göre değişmek üzere, kuru madde oranının %3 ile %7,5’i arasında tuz kullanılabilmektedir. Salça ve Püre: Salçaların tuz içeriği en az %64 azaltıldı. (%14’ten %5’e düşürüldü.)

Günde 1 çay kaşığı tuz DünyaPSağlıkPÖrgütü;PhastalıklardanPkorunmakPamacıylaPP tüketilmesiPgerekenPtuzPmiktarınıPgündeP5PgramP(tepelemePbirP çayPkaşığıPveyaPsilmePbirPtatlıPkaşığı)PolarakPöneriyor.PAncakP Türkiye’dePbuPoranPtamP3Pkatı.PTürkPHipertansiyonPvePBöbrekP HastalıklarıPDerneği’ninP2012’dePİstanbul,PAnkara,PİzmirPveP Konya’daP657PkişidePtekrarlananP“Türkiye’dePTuzPTüketimiP ÇalışmasınP(SALTurkP2)”daPkişiPbaşıPgünlükPtuzPtüketimiP15Pg/ günPbulunmuştur.P


Aşırı tuz tüketmeyi azaltmanın püf noktaları

1

.P P SatınPalınanPişlenmişPürünlerinPetiketP bilgisiPmutlakaPokunmalı,PtuzsuzPyaPdaP tuzuPazaltılmışPürünlerPtercihPedilmeli.P

2

.PPP AmbalajlıPtüketimePsunulanPgıdalarınP içeriğiPetiketPbilgisindenPokunmalıPveP benzerPgıdalardaPtuzPvePtuzPyerinePgeçenP maddelerinPmiktarlarıPdahaPdüşükP olanlarPtercihPedilmeli.P

3

.PP HazırPsoslarP(soyaPsosu,PketçapPsos,P barbeküPsos,PtartarPsos,PsalsaPsos,P hardal,PmakarnaPsosuPgibi),PatıştırmalıkP ürünlerP(cips,PtahılPbazlıPbar,PmeyveP bazlıPbar,PekstrüdePürünler,PpatlamışP mısırPgibi),PtuzlanmışPkuruyemişlerP (fındık,Pfıstık,Pceviz,Pbadem,Pleblebi,P kavurga,PkabakPvePayçiçeğiPçekirdeği,P herPtürlüPçekirdekPiçiPvb.),PturşuPveP salamuraP(siyahPvePyeşilPzeytin,PsebzeP turşuları),PbalıkPkonserveleri,Ptuzlanmış,P tütsülenmişPve/veyaPsalamuraPedilmişP ürünlerPileParomalı/aromasız,Pdoğal/ doğalPolmayanPmineralliPiçeceklerP yüksekPmiktardaPtuzPiçermeleriP nedeniylePazPtüketilmeli.P

4

.PP AmbalajlıPbesinlerinPbesinPetiketindeP yerPalanPmonoPsodyumPglutamat,P sodyumPnitrat,PsodyumPbikarbonat,P sodyumPsitrat,PsodyumPaskorbatPvb.PtümP sodyumluPbileşiklerinPtüketiminePdikkatP edilmeli.PÇünküPbunlarPbesininPtuz/ sodyumPiçeriğiniPartırıyor.P

5 6

.PP TazePsebzePvePmeyvePtüketimiPartırılmalı,P fast-foodPtüketimiPazaltılmalı.P .PP TuzPoranıPyüksekPolanPkavrulmuşP kuruyemişlerPdeğil,PtazePolanlarPtercihP edilmeli.

7

.PP YemekPhazırlama,PpişirmePveP tüketimPsırasındaPilavePedilenP tuzPmiktarıPazaltılmalı.PHattaP besinlerinPbileşimindePsodyumP bulunmasıPnedeniylePhazırlamaPveP pişirmePsırasındaPmümkünsePtuzP eklenmemeli.P

8

.PP TuzPtüketimiPazaltılmalı.PGünlükP olarakP5PgramıP(1PtepelemePçayPkaşığıP veyaP1PsilmePtatlıPkaşığı)PgeçmemeliPveP iyotluPtuzPkullanılmalı.P

9

.P SofradaPyemeklerePtuzPilavesiP yapılmamalıPvePsofradanPtuzlukP kaldırılmalı.P

10

.P GelenekselPolarakPevlerdePhazırlananP turşu,Psalça,Ptarhana,Pkurut,PyaprakP salamurasıPvb.PyiyeceklerinPtuzP içeriğiPfazladır.PBuPnedenlePdahaP azPtüketilmeliPvePhazırlarkenP yüksekPmiktardaPtuzPkullanımındanP kaçınılmalı.P

11

.P Peynir,Pzeytin,PsalamuraPürünlerinPtuzP içeriğininPazaltılmasıPiçinPyemedenP vePkullanmadanPöncePsudaPyıkamaPveP bekletmePgibiPişlemlerPuygulanabilir.P

12

.PP EvPdışıPbeslenmedePyemeklerinP vePbesinlerinPiçindekiPtuzPmiktarıP öğrenilerekPmümkünsePazPtuzluPveyaP tuzsuzPhazırlanmasıPistenmeli.P

13

.PP TuzPyerinePdoğalPlezzetParttırıcılarP (soğan,Psarımsak,Pbaharatlar,Plimon,P sirke,Pbiber,Pnane,Pkekik,Pmaydanoz,P dereotu,PfesleğenPvb.)Pkullanılmalı.P

14

.PP TuzPtüketimininPazaltılmasıPkonusundaP birPsürePısrarlıPdavranıldığında,PkişininP tuzuPazaltılmışPbeslenmePbiçimineP alışabileceğiPunutulmamalı.P ETBİR I KIRMIZI 57


ÜLKE RAPORU

Savaşın izleriyle hüzünlü, doğasıyla etkileyici ülke; Bosna-Hersek Yaklaşık 22 yıl önce yaşanan Bosna Savaşı ile hatırladığımız, hem savaşın izlerini taşıyan binaları hem de eşsiz güzellikleri ile gidenleri büyüleyen Bosna Hersek şimdilerde Türkiye’ye et ithalatı ile gündemde… Et ve Süt Kurumu’nun yapmayı planladığı 50 bin karkas et ithalatının önemli bölümünün Bosna-Hersek’ten yapılması öngörülüyor.

Coğrafi konum Ülke profili PP PP PP PP PP PP

Resmi Adı: Bosna-Hersek Para Birimi: Bosna Dinarı Yüzölçümü: 51.197 km² Nüfus: 3.845.000 (2017, IMF) Başkent: Saraybosna Büyük Kentleri: Mostar, Banja, Sreberenitsa, Travnik PP Resmi Dili: Sırpça, Hırvatça, Boşnakça

58 ETBİR I KIRMIZI

Bosna-Hersek Avrupa kıtasının güney doğu, Balkan Yarımadası’nın ise kuzey batı köşesinde olup, 42-45 Kuzey enlemleriyle, 15-19 doğu boylamları arasında yer alıyor. Doğusunda Sırbistan, güney doğusunda Karadağ, kuzey ve batı yönlerinde Hırvatistan ile komşu olan ülkenin Adriyatik Denizi’nde 20 km uzunluğunda bir sahil şeridi bulunuyor. Ancak bu sahil şeridi ticari liman olma özelliğine sahip olmadığı için bu ihtiyaç Hırvatistan’ın uluslararası Ploçe Limanı kiralanarak gideriliyor. Bosna-Hersek’in %82’lik bölümünü Bosna, %12’lik bölümünü de Hersek oluşturuyor. Bosna-Hersek Federasyonu ülkenin %51,48’ini kaplarken, Sırp Cumhuriyeti % 48,52’lik bölümünü kaplıyor.


Siyasi ve İdari Durum Bosna-Hersek, 1992 yılı Nisan ayında Yugoslavya’dan bağımsızlığını kazanmış ardından çıkan ve 1995 yılına kadar süren savaş sonunda 14 Aralık 1995 yılında imzalanan Dayton Anlaşması ile kurulmuştur. Bosna-Hersek idari yapı olarak BosnaHersek Federasyonu ile Sırp Cumhuriyeti olmak üzere siyasi, hukuki otoriteye sahip iki entiteden oluşuyor. Her iki entitenin de ayrı yasama organları ve hükümetleri bulunuyor. Bu iki entitenin yanında Brcko Bölgesi, merkezi hükümetin kontrolünde özerk bir yapı olarak yer alıyor. Bosna - Hersek Federasyonu 10 kantondan oluşuyor. Sırp Cumhuriyeti ise kendi içinde bölgeler ve belediyeler şeklinde yapılanıyor. Ülkenin siyasi yapısının başında Cumhurbaşkanlığı Konseyi yer alıyor. Her üç milletin birer temsilcisinin bulunduğu bu konsey, dört yıllık bir süre için göreve geliyor ve Başkanlık, üyeler arasında sekizer aylık dönemlerle değişiyor. Cumhurbaşkanı’nın yanında, Parlamento’nun altında görev yapan Bakanlar Kurulu ise diğer önemli bir kurum. Başbakan ve dokuz bakandan oluşan Bakanlar Kurulundaki bakanların Konseyde olduğu gibi, her birinin diğer milletlerden ikişer yardımcısı bulunuyor. Söz konusu kurumların yanında Temsilciler Meclisi ve Bosna-Hersek Halk Meclisi’nden oluşan Bosna-Hersek Parlamentosu yer alıyor.

Nüfus ve İşgücü Bosna-Hersek’te savaş sebebiyle 1991 yılından bu yana nüfus sayımı yapılmamış. Savaş sonucu yaşanan yıkım ve göç sebebiyle kesin nüfus rakamları bilinmemekle birlikte 2016 yılı Temmuz ayı itibariyle nüfusun 3.861.912 olduğu tahmin ediliyor. 2016 yılında nüfustaki gerileme % -0,14’dür.

tahminlerine göre % 43,2’dir. Ülke %67,8 olan 15-24 yaş arasındaki işsizlik oranı ile dünya sıralamasında 1. konumda… Ülkedeki işgücü batı standartlarına göre daha ucuz. 2016 tahminlerine göre 1,48 milyon işgücünün bulunduğu ülkede, işgücünün %19’u tarım, %30’u sanayi, %51’i ise hizmet sektöründe istihdam ediliyor. Üniversiteye giren öğrenci sayısı gittikçe artıyor. Bununla birlikte son yıllarda genel ve meslek eğitimindeki eksiklikler ve göç nedeniyle özellikle inşaat, bilişim teknolojileri ve sağlık sektörlerinde ciddi işgücü kaybına uğranılmış durumda.

Ekonomik Yapı Bosna Hersek savaş öncesinde ağır sanayi altyapısına sahip bir ülke konumundaydı ve ülkenin en büyük on sanayi kuruluşu toplam istihdamın ve üretimin yarısını karşılayacak büyüklükteydi. Bosna Hersek’deki ağır sanayi temel olarak metalürji ve kimya sanayi üzerine yoğunlaşmıştı. Bu dönemde üretim genel olarak Yugoslav iç pazarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuştu. Ancak bugün, yaşanan savaş nedeniyle pazar kaybının yanı sıra, sanayi tesisleri zarar görmüş, bu tesislerdeki makine ve teçhizat çalınmış, ülkenin sanayiye dayalı ekonomik yapısı bozulmuştur. Savaş öncesi dönemde sanayiye

dayalı olan Bosna Hersek ekonomisi günümüzde, hizmetler, bankacılık, enerji ve turizm alanlarına yapılan yatırımlarla farklı bir konuma gelmiş durumda. Bosna Hersek’in kısa bir zaman öncesine kadar 8 ülke ile (Hırvatistan, Makedonya, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Romanya, Türkiye, Moldova ve Arnavutluk) Serbest Ticaret Anlaşması bulunuyordu. Ancak, Orta Avrupa Serbest Ticaret AnlaşmasıCEFTA’nın resmen işlerlik kazanması ile birlikte Türkiye ile imzalanan haricindekiler yürürlükten kalktı. İşsizlik Bosna Hersek ekonomisinin en büyük sorunlarından birisi… Kayıt dışı istihdam nedeniyle işsizlik oranı gerçek değerinden daha düşük gösteriliyor. Ülkenin ekonomik büyümesi, ihracatta en önemli pazarı olan AB ülkelerindeki gelişmelerle doğrudan orantılı… Avrupa Bölgesi’ndeki GSYİH’nın 2014 yılında %0,8 olarak gerçekleşen ekonomik büyümenin, 2015-2019 döneminde ortalama %1,5 gibi makul bir düzeyde olacağı öngörülüyor. Bu dönemde Bosna Hersek’in dış talebinde ise bir artış beklenmiyor, özellikle Rusya-Ukrayna çatışmasının devam etmesinin ülkedeki ekonomik büyümeyi artıracağı tahmin ediliyor. 2016 yılında sanayi üretiminin %4 civarında büyüdüğü tahmin ediliyor. 2015-2019 döneminde Bosna Hersek ekonomisinde büyüme oranının ortalama %3,1 olması bekleniyor.

Etnik grupların toplam nüfus içindeki oranları ise Boşnaklar, %48, Sırplar, %37,1, Hırvatlar, %14,3 ve diğer grupların da % 0,6 olduğu tahmin ediliyor. Yine toplam nüfusun %40’ını Müslümanlar, %31’ini Ortodokslar, %15’ini Katolikler, %4’ünü Protestanlar ve %10’unu da diğerleri oluşturuyor. Bosna-Hersek’te işsizlik oranı 2015 yılı

ETBİR I KIRMIZI 59


ÜLKE RAPORU kuruluşlarında üretimde kullanılan alet ve makineler çalındı, çalınmayanlar tahrip edildi ya da eskidi. Savaş sonrasında sanayi kuruluşları özelleştirmeye açıldı, sanayi tesislerinin çoğu özelleştirmeler yoluyla yerli ve yabancı girişimciler tarafından satın alındı, yapılan yatırımlarla sanayi tesislerinin verimlilik ve kapasiteleri artırıldı, sanayi daha çok ham madde ya da ara malı ağırlıklı üretime yöneldi. Bugün Bosna Hersek’in ihraç ürünlerine bakıldığında toplam ihracatın büyük kısmını hammadde ve ara malı ürünlerinin oluşturduğu görülebiliyor. Ancak ülkenin, tüketim ve yatırım mallarında diğer ülkelerle rekabet edebilecek düzeyde üretimi bulunmuyor.

Turizm

Tarım ve Hayvancılık Tarihsel açıdan Bosna Hersek ekonomisi tarıma dayanmış olsa da bugün ülkenin gıda ihtiyacının ancak yarısını karşılayabiliyor. Buğday, mısır, yulaf, arpa Bosna Bölgesi’nin, tütün, pamuk, üzüm ve diğer meyveler ise Hersek Bölgesi’nin başlıca tarım ürünleri. Bosna Hersek’de tarım yurt içi gayri safi milli hasıladan %8,3 oranında pay alıyor. Bu oran Bosna Hersek Federasyonu’nda % 7’ye düşerken, Sırp Cumhuriyeti’nde %17’ye çıkıyor. Bosna Hersek’in tarımsal arazi varlığı 2.450.000 hektar. Bu arazi varlığının 1 milyon hektarı tarla bitkileri tarımına ayrılmış olup, bunun %40’ı halen kullanılamıyor. İşlenen arazilerin %54’ünde tahıl üretimi yapılmakta olup, bunların arasında buğday ve mısır başı çekiyor. Yem bitkileri, ekilen alanların %29’unu, sebzecilik yapılan alanlar ise işlenen arazilerin %15’ini oluşturuyor. Sanayi bitkilerinin kapladığı alan ise % 2’dir. Çiftlik hayvanlarının sayısı savaş sonrasında giderek artmaya başlamıştır. Toplam hayvansal üretim olarak yılda

yaklaşık 83.000 ton et (canlı ağırlık olarak), 530 milyon litre süt üretiminden bahsetmek mümkün. Ülkenin her yerinde bulunan akarsular küçük ve büyük kapasiteli balık çiftlikleri için uygundur. Özellikle alabalık ve sazan yetiştiriciliği gelişiyor. Bosna Hersek tarım arazilerinin neredeyse yarısı kimyasal gübrelemeye ve ilaçlamaya maruz kalmadığı için önemli ölçüde organik tarıma müsait durumda. İklim şartlarının uygunluğu, eğitimli ve tecrübeli iş gücü bu konuda ülkede yatırımı cazip kılan unsurlar arasında yer alıyor. Mali kaynakların yetersiz olması, mevcut işletmelerin tümüyle modernizasyon ihtiyacı bu konuda ülkenin büyük ölçüde dışa bağımlı olmasına neden oluşturuyor.

Sanayi 1945–50 yılları arasında Bosna Hersek’de toplam üretimin %70’ini tarım sektörü oluşturmaktaydı. Savaş öncesinde ise Bosna Hersek ekonomisi tarım ağırlıklı bir yapıdan sanayi ağırlıklı bir yapıya dönüşmüştü. Savaş sırasında Bosna Hersek sanayi tahrip olmuş, sanayi

Ülkenin Dış Ticareti (Milyon $) İhracat

2010

2011

2012

2013

2014

2015

2016

4.803

5.850

5.162

5.687

5.892

5.099

5.327

İthalat

9.223

11.051

10.024

10.295

10.990

8.994

9.130

Hacim

14.026

16.901

15.185

15.982

16.882

14.093

14.457

Denge -4.420 -5.200 Kaynak: ITC-Trade Map

-4.862

-4.608

-5.098

-3.895

-3.803

60 ETBİR I KIRMIZI

Bosna Hersek, nehirleri, el değmemiş doğası, tarihi ve kültürel zenginlikleri ile büyük bir turizm potansiyeline sahip olup. Yabancı yatırımcılara geniş yatırım imkanları sunan ülke, deniz ve kış turizminin dışında SPA turizmi, kültürel ve dini turizm, milli parklar, doğa parkları ve eko turizm gibi çok çeşitli turizm olanakları ile yerli ve yabancı turistlere pek çok farklı alternatif sunuyor. Milijacka Nehri ile çevrelenmiş başkent Saraybosna’daki, İkinci Dünya Savaşı’nı simgeleyen ve gece gündüz yanan ‘Sönmeyen Ateş Anıtı’, iç savaş zamanında yapılan ‘Umut Tüneli’, Birinci Dünya Savaşı’nın ilk izlerinin bulunduğu ‘Latin Köprüsü’, 1992 yılındaki iç savaşta sırp milliyetçileri tarafından yakıldıktan sonra restore edilip tekrar halka açılan ve ülkenin en önemli ulusal arşivine sahip olan ‘Viyeçnitsa Kütüphanesi’ ülkenin en önemli turistik yerlerini oluşturuyor. Neratva Nehri üzerinde yer alan ve UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde bulunan Mostar Köprüsü de turistler tarafından en çok ziyaret edilen yerler arasında. Bosna Hersek’de çok sayıda termal ve mineral sular da bulunuyor. Bu sular temiz olmaları, terapi nitelikleri ve doğal çevreleri ile ünlenmişlerdir. En tanınmış kaplıcalar; Spa Fojnica, Banja Vrucica ( Teslic), Gradacac, Mljecanica (Dubica), Aquaterm (Olovo), Gata (Bihac), Guber (Srebrenica), Ilidza (Saraybosna), Kiseljak ( Saraybosna yakını), Dvorovi (Bijeljina), Kulasi (Prnjavor), Laktasi ( Banja Luka ), Sanska Ilidza (Sanski Most), Slatina ( Banja Luka) Vilina Vlas ( Visegrad)’dır.


Slovenya (Türkiye % 4,2 payla 7. sırada), ithalatta ise Almanya, İtalya, Sırbistan, Hırvatistan ve Çin’dir (Türkiye % 4,3 payla 8. sırada). Bosna Hersek’in önemli ihraç kalemleri; temel metaller, mobilya, motorlu araçlar (büyük ölçüde montaj), metalden eşya, ağaç ve ağaç ürünleri, deri eşya, gıda ve içeceklerdir. Ülkenin önemli ithalat kalemleri ise; gıda ve içecek, petrol ve kömür, kimyasallar, makine ve ekipman ile motorlu araçlardır.

Türkiye ile Ticaret Bosna Hersek ile ticari ilişkilerimizin gelişiminde 1 Temmuz 2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması (STA) önemli bir rol oynuyor. Ülkemizin bugüne kadar Balkanlarda imzaladığı en liberal STA olan anlaşma ile gümrük ve eş etkili vergiler 2007 başından bu yana sıfırlanmış durumda. Türk ihracatçıları bu pazarda güçlü olan Sırp, Hırvat, Alman, İtalyan, Avusturya, Yunan ve İspanyol firmaları ile rekabet ediyor.

Türkiye-Bosna Hersek Dış Ticaret Değerleri (1 000 ABD Doları)

Dış Ticaret Bosna-Hersek’in önemli ihraç kalemleri arasında temel metaller, mineral yağlar, mobilya, motorlu araçlar (büyük ölçüde montaj), metalden eşya, ağaç ve ağaç ürünleri, deri eşya, gıda ve içecek sayılabilir. İthalat kalemleri arasında ise gıda ve içecek, petrol ve kömür, kimyasallar, makine ve donanım ile motorlu araçlar bulunuyor. Bosna-Hersek yeniden yapılanma sürecinin bir sonucu olarak gümrük idarelerini tek bir çatı altında topladı.

Yıllar

İhracat

İhracat Değişim %

İthalat

İthalat Değişim %

Hacim

Denge

2010

224.299

-1,0

2011

268.942

19,9

72.328

38,9

296.628

151.971

90.252

24,8

359.194

178.689

2012

251.523

-6,5

111.649

23,7

363.172

139.875

2013

274.086

9,0

124.330

11,4

398.416

149.756

2014

322.022

17,5

171.424

37,9

493.446

150.598

2015

292.570

-9,1

250.089

45,9

542.659

42.481

2016

309.346

5,7

288.291

15,3

597.636

21.055

2016 (Mart)

66.683

6,3

56.999

1,9

123.681

9.684

2017 (Mart) Kaynak: TÜİK

72.304

8,4

71.581

25,6

143.885

723

Bosna-Hersek’de gümrük vergileri % 0-15 değişmekte olup, gümrük vergileri ortalaması %6,5’dir. İthalatta % 1 gümrük harcı alınmıyor. Bazı gıda ürünlerinde gümrük vergilerinin yanı sıra prelevman vergileri de (excise taxes) alınıyor. Yani Bosna-Hersek’de yatırım yapan bir firma STA imzalanan ülkeye tavizli rejim kapsamında ihracat yapabiliyor. Türkiye ve Bosna-Hersek arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasına göre Bosna Hersek’e ihracatta tüm gümrük vergileri ve eş etkili vergiler sıfırlanmış durumda. Bosna-Hersek dış ticaretinin yaklaşık yarısını AB ülkeleri ile gerçekleştiriyor. Ancak öteden beri süregelen ekonomik ilişkiler nedeniyle dağılan Yugoslavya’dan doğan yeni devletlerle olan ticari ilişkiler de büyük önem taşıyor. Bosna Hersek 2016 yılında 5,3 milyar dolar ihracata karşılık 9,1 milyar dolar ithalat gerçekleştirdi. 2016 yılı verileri dikkate alındığında Bosna- Hersek’in dış ticaretinde önde gelen beş ülke ihracatta Almanya, İtalya, Hırvatistan , Sırbistan ve

ETBİR I KIRMIZI 61


İŞ DÜNYASI

İş Seyahatlerinize Keyifli Kaçamaklar Ekleyin!

İş seyahati deyince sizin de aklınızı koşturmacalı yolculuklar, stresli toplantılar ve yorgunluk mu geliyor? Küçük müdahalelerle bunu değiştirmek mümkün. Eksiksiz hazırlık, planlı bir seyahat, doğru bir zaman yönetimi ve görmek istediğiniz yerlerin listesiyle daha az stresli ve daha keyifli iş seyahatleri yapabilirsiniz.

İ

ş seyahatleri iş dünyasının olmazsa olmazı… Yurtiçinde ve yurtdışında

yapılan toplantılar fuarlar, işbirliği görüşmeleri, fabrika ziyaretleri, bayi toplantıları vs… Çoğu zaman bir stres yumağına dönüşen iş seyahatlerinizi sorunsuz geçirmek, zamanı verimli kullanmak, hatta bu kısa zaman dilimleri içinde keyifli zamanlar yaratmak sizin elinizde…

Önce hazırlıklardan başlayalım… İş gezileri başından sonuna kadar her dakikası yoğun geçen programlar. Önceden planlamadığınız çok şey size zaman kaybettirebilir hatta daha da kötüsü unuttuğunuz küçücük bir şey bütün seyahatin verimsiz geçmesine neden olabilir. O yüzden 62 ETBİR I KIRMIZI

verimli bir iş seyahatinin başlangıcı hazırlıklardır.

İş seyahati bavul hazırlarken başlar

iyi giderse, kendinizi bir anda hiç ummadığınız kişilerle tanıştırılırken bulabilirsiniz. Karşılaştığınız kişilerden topladığınız kartvizitleri bir arada tutabileceğiniz ayrı bir kartvizitlik işinizi kolaylaştırabilir.

Gideceğiniz yerin hava durumuna göre sizi çok da zorlamayacak bir bavul ve eksiksiz bir iş çantası hazırlayın. Sunacağınız projelere ilişkin tüm detayların yer aldığı çantanıza yedekleriyle birlikte kartvizitlerinizi koymayı ihmal etmeyin! İş seyahatine çıkma nedeniniz özellikle yeni insanlarla iş bağlantıları kurmak ise gün içinde kolay ulaşabileceğiniz bir yerde alabileceğiniz kadar çok kartvizit bulundurun. Toplantılar

Laptop’ınızı almayı unutmayın! Laptop, şarj aleti, yedek batarya, ihtiyacınız olan dosyaları önceden kaydettiğiniz usb flash bellek, gün içinde yanınızda taşıyabileceğiniz pratik ve hafif evrak çantası, gerekiyorsa dijital fotoğraf makinesi veya video kamera, işinizin uzmanlığına göre gereken diğer cihaz ve ekipmanlar… Yurtdışına çıkıyorsanız otelde bulamama ihtimalinizi de düşünerek çoklu priz...


Bütün bunlar tamamsa iş çantanız hazır! İş çantanızın eksiksiz olması sizin sadece işe odaklanmanızı sağlayacaktır.

Eksiksiz ama hafif bir bavul hazırlayın! Bavulunuza gelince… Seyahatin bir iş bir de işin dışında kalan zamanını düşünerek az sayıda ama fonksiyonel kıyafetler alabilirsiniz. Buruşmayan türden kumaşlar seyahatler için ideal ve tabi ki rahat ayakkabılar. Kişisel bakım ürünlerinizin ve kozmetiklerin seyahat boyu olanları da az yer kapladığı için işe yarayabilir. Tamamını tüketeceğiniz için dönerken de taşımak zorunda kalmazsınız. Bagajınızı uçak içine alacaksanız, likitlerin küçük ambalajlarda olanları kontrollerde de sorun çıkarmaz. Güneş gözlüğü seyahatleri çıkarken en çok unutulanlar arasında yer alıyor. Gözlüğünüzü aldığınızdan emin olun. Pasaport, kimlik, gerekiyorsa seyahatle ilgili diğer belgeler de hazırlık yaparken unutulmaması gereken önemli detaylar.

Memnun olmadığınız bir yerde kalmak tek başına seyahatinizi mahvedebilir. Ayrıca seyahatinizi daha iyi duraklar ve bağlantılarla planlayarak tasarruf edebilir ve çalışmak için daha çok zamana sahip olabilirsiniz.

Toplantıya hazırlıklı girin Olası toplantı katılımcılarının listesini gözden geçirmek için uçakta biraz zaman harcayın. Unvanlarını ve iştiraklerini bilmeniz bu konuda konuşmanız etkileyici olacaktır. Seyahatle geçen uzun bir sabahtan sonra sessizce oturmak için kendinize biraz süre tanıyın. Vücudunuzun ve zihninizin rahatlamasına izin verin. Seyahat programınız izin verdiği takdirde, 15 dakika önceden toplantının ya da görüşmen yapılacağı yere gidin. Son dakikada yaşanan koşturma stresinden de bu şekilde kurtulmuş olursunuz. Hemen kapının dışında, kendinize dik durmayı, derin nefes almayı ve toplantı için hedeflerinize odaklanmayı hatırlatın. Ve bunun için sonuna kadar uğraşın.

Rotanızı planlayın, stresi azaltın!

Rahatlamak için zaman ayırın!

Nereye gideceksiniz, nasıl ulaşacaksınız? Saat kaçta nerede olmanız gerekiyor, oraya ne şekilde gidebilirsiniz? Seyahatinizi gün gün planlamak size zaman kazandırır. Harita veya bir navigasyon programı, gideceğiniz yerlerin tam adresleri, telefonları, toplantı yapacağınız kişilerin isimleri, unvanları yol planına dahil önemli ayrıntılar. Gideceğiniz yerde araç kiralayacaksanız önceden kiralayabilirsiniz veya havaalanındaki araç kiralama şirketlerini araştırabilirsiniz. Rotanızı daha verimli bağlantılar, konaklama yerleri, şehir-ziyaret sıralamasına göre planlayabilirsiniz. Konaklama konusunda seçici olun. Sadece uyuyacağım diye düşünmeyin.

İş dışındaki vaktinizi planlamayı unutmayın! Seyahat etmek stresli olabilir, bu nedenle fırsatını bulduğunuz anda stresten kurtulmak ve rahatlamak için kendinize zaman ayırdığınızdan emin olun. Büyük buluşmalardan önce dinlenin ve programınızı yapılacak şeylerle gereğinden fazla doldurmayın, aksi takdirde bunlardan herhangi birini verimli şekilde yapamayabilirsiniz. İş dışında kalan zamanda gittiğiniz yerde görmek istediğiniz yerleri, o yer hakkında önceden araştırma yapıp planlayabilirsiniz. Toplantının olacağı otelin yakınında nereler var? Kaldığınız otel nerelere yakın? Görmek istediğiniz yerlere mesafeniz ne kadar? Bütün bunları bilmek iş

seyahatinizi aynı zamanda küçük bir tatil kaçamağı ile birleştirmenizi sağlayabilir. Biraz erken kalkarak ya da geç yatarak etrafı görme fırsatı yakalayabilirsiniz. Bütün bunları yapacak vaktiniz yoksa bile özellikle de ilk defa gittiğiniz bir şehirde ya da ülkede iseniz kahvenizi otel dışına bir kafede oturup içebilirsiniz. En azından oranın meşhur yemeğini yiyecek kadar kendinize zaman ayırabilirsiniz. Diyelim ki otelden hiç çıkamadınız. Kaldığınız otelin spa merkezinde kendinizi bir saatliğine dinlenmeye almak istemez misiniz? Zihninizin ve bedeninizin dingin olmasının çalışma veriminizi etkilediğini unutmayın. Ancak bu zaman dilimlerini önceden plan yaparak yaratabileceğinizi unutmayın! ETBİR I KIRMIZI 63


OTOMOBİL

Dünya Hibrite Dönüyor!

Benzin ve elektrik motorunun birlikte kullanılabildiği hibrit araçların trafikteki sayısı her geçen gün artıyor. Şimdilik sayıları ve modelleri kısıtlı olsa da gelecek hibrit araçların gibi görünüyor. Siz de hibrit araçları merak ediyorsanız iste Türkiye’de satışa sunulan hibrit otomobiller…

D

ünyada ve Türkiye’de hibrit otomobillerin satışları gittikçe artıyor. Türkiye Elektrikli ve Hibrit Araçlar Platformu’ndan (TEHAD) yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de geçen yılın ilk üç ayında 23 elektrikli ve hibrit araç satılırken, 2017’nin aynı döneminde bu sayı 563’e yükseldi. Peki nedir bu, gittikçe popülerliği artan, ilgiyi üzerine toplayan hibrit otomobiller? Hibrit, melez demek. Hibrit otomobil de iki farklı motor yapısına sahip

otomobilleri ifade ediyor. Bu motorlar, içten yanmalı (benzin) motoru ve elektrik motoru… Hibrit arabalarda özellikle trafiğin yoğun olduğu zamanlar, içten yanmalı motor yerine elektrik motoru çalışıyor. Bu da yakıt tasarrufu sağlıyor. Hibrit araçların en büyük özelliği yakıt tüketimini azaltmaları. Diğer özelliklerine gelince… Hibrit araçlar benzinle çalışan araçlara göre daha düşük emisyona yani zararlı gaz salınımına sahipler. Bu da hibrit otomobilleri daha

Türkiye’de satışa sunulan Hibrit otomobiller: • BMW i8 BMW i8 kompakt bir otomobilin tüketim ve emisyon değerlerine sahip ilk spor otomobil. Plug-in hybrid otomobilin gücü, diğer faktörlerin yanı sıra, yolda maksimum verimlilik ve dinamiklerle kendini hissettiren elektrikli motor ve yanmalı motorun senkronizasyonunda yatıyor. Bu spor otomobilde 1499 cc’lik motoruna ek olarak 95 kW’lik elektrikli motor yer alıyor. BMW i8 önden bakıldığında son derece alçak ve geniş, düz bir siluet, güçlü biçimde şekillendirilmiş yüzeyler ve keskin çizgilere sahip. BMW i8’in yukarı doğru açılan makas kapıları aerodinamik gövdenin akıcı çizgileriyle mükemmel biçimde kaynaşan görsel bir zenginlik sağlıyor. Makas kapılar yapımlarında kullanılan alüminyum, karbon ve termoplastik sayesinde, geleneksel olarak üretilmiş kapılardan yaklaşık yüzde 50 daha hafif. Bu sayede içeriden açılıp kapatılması oldukça rahat… Opsiyonel lazer ışık teknolojisine sahip uzun farlar, uzun huzmenin menzilini arttırıyor ve aydınlatma özelliğini iyileştiriyor. Geleneksel farların kullandığı enerjinin çok daha azını kullanıyor.

64 ETBİR I KIRMIZI

çevreci yapıyor. Daha az yakıt tüketen ve çevreci olan hibrit arabaların fosil yakıtlara olan bağımlılığı da doğal olarak daha az. Bunun, hibrit araçlar daha fazla yaygınlaştığında daha net olarak görülebilecek etkisi, iç piyasadaki petrol fiyatlarının düşmesi olacak. Ayrıca hibrit otomobiller, benzinlilere göre daha hafif. Türkiye’de hibrit otomobil sayısı arttıkça modelleri de çeşitleniyor.


• Toyota RAV4 Hybrid Yeni RAV4, yeni hibrit teknolojisinin gelişmiş sürüş dinamiklerinden, bir Toyota modelinde ilk kez kullanılan Panoramik Görüntü Monitörüne kadar bir dizi öncü teknolojiyi barındırıyor. Toyota’nın en güçlü hibrit motoruna sahip modeli RAV4 Hybrid, yüksek peformans ve düşük yakıt tüketimi ile D-SUV segmentinde yeni bir sayfa açıyor. İlk kez hibrit teknolojisiyle sunulan RAV4, daha fazla gücü, daha sessiz bir sürüş deneyimini, yüksek konforu ve mükemmel bir sürüş keyfini bir arada toplamayı başarıyor. İkisi elektrikli diğeri de 2.5 litrelik benzinli 3 motorun ürettiği 200 beygirlik güç ile Toyota’nın en güçlü hibrit modeli olan RAV4, 100 km’de ortalama 5.1 litrelik bir yakıt tüketimi gerçekleştiriyor. RAV4, kesintisiz çalışan şanzımanı ile 100 km/s hıza sadece 8.3 saniyede çıkıyor. Neredeyse dizel motoru kadar düşük yakıt tüketimi gerçekleştiren bu araç, elektrikli otomobilin ürettiği yüksek çekiş gücüyle birçok kompakt otomobille yarışacak kadar seri olabiliyor.

• Toyota Prius Türkiye’de hibrit otomobiller arasında piyasaya ilk giren modellerden olan Prius’ta 1798 cc’lik motora ek olarak 53 kW’lik elektrikli motor yer alıyor. 1997 yılında dünyanın ilk seri üretim hibrit otomobili olarak sunulan Toyota Prius, bugün akıllı tasarım ve teknoloji alanlarında daha da gelişmiş durumda. Her zamankinden daha iyi sürüş dinamiklerine sahip, daha verimli ve daha sessiz olan tamamen yeni Toyota Prius, hibrit deneyimine yeni bir yön veriyor. İkonik üçgen şekilli hatları sürüş dinamiğini ve aerodinamik performansını artıran yere yakın bir duruş sağlıyor. Şık ön LED farlar, alçakta duran ön kaput ve arka lambalara kadar uzanan tavan çizgisi gibi detaylar araç üzerindeki hava akışını optimize etmek için tasarlanmıştır. Aracın yeni hibrit sistemi daha fazla enerjiyi geri kazanıyor. Bu sayede elektrikli sürüş modunda daha uzun süre sessiz sürüş deneyimini yaşanıyor. İhtiyaç olduğunda ise elektrikli motoru ile benzinli motor arasındaki hızlı ve yumuşak bir geçiş sağlanabiliyor.

• Toyota C-HR Türkiye’de üretilen ilk hibrit ve ilk crossover C-HR’de eşsiz crossover tasarımı, son teknoloji dinamik motor seçenekleri ile hareketli yaşamlar için eksiksiz bir uyum sunuyor. Yeni Toyota C-HR ile 1.2 Benzinli Turbo motor seçeneğinin yanında ayrıca en gelişmiş hibrit sistemini de sunuyor. Gelişmiş 1.8 litre benzinli motor, hafif ve kompakt elektrik motoru ile uyumlu çalışarak düşük yakıt tüketimi ve yüksek performans sağlıyor. Elektrikli sürüş modu (EV) en gelişmiş hibrit sistemi sayesinde artık daha uzun süre ve daha sık kullanılabiliyor, böylece daha uzun süre tamamen sessizlik içinde konforlu bir yolculuk yapılabiliyor. Daha fazla güce ihtiyaç duyulduğunda, tam hibrit teknolojisi hızlı bir şekilde karşılık veriyor. Elmas tasarımından ilham alınarak dizayn edilen Toyota C-HR kusursuz tasarımı ve özenle hazırlanmış detaylarıyla farklılaşıyor. Dikkat çekici LED farları, zarif pırlanta desenli ızgarası, bumerang şeklindeki özel LED ışık çizgili arka stop lambaları otomobilin estetiğini tamamlıyor.

• Toyota Yaris Hybrid Hibrit otomobillerin öncüsü olan Toyota, küçük sınıftaki Yaris Hybrid ile türünün Türkiye’deki tek örneğini tüketicilerin beğenisine sunuyor. Toyota Yaris’i sınıfının “bir tanesi” yapan temel unsur otomobilin hibrit motor konsepti. 75 HP gücündeki 1,5 lt’lik benzinli motor ve 45 kW gücündeki elektrik motorundan oluşan hibrit sisteminin sürekli gücü ise 100 HP. Yerine göre benzinli motor ve yerine göre kinetik enerjinin geri kazanımıyla şarj olan nikel-metal hidrit bataryada yeterli enerji seviyesi olduğunda bu enerjiyi kullanarak sadece elektrikli olarak yol almak veya ihtiyaca göre güç takviyesi elde etmek mümkün. Şehir içi hız bölgelerinde otomobil sadece elektrik enerjisiyle yol alabiliyor ve sıkışık trafik bataryanın dolması için gerekli şartların başında geliyor. Şehir trafiğindeki ortalama yakıt tüketimi 4,2 lt/100 km dolaylarında gerçekleşiyor.

ETBİR I KIRMIZI 65


ETKİNLİK TAKVİMİ / 2017

Ağustos 02 - 06

Ekim 17 - 19

27 - 01

Tarımtech

VIV China 2017

27 Eylül - 01 Ekim

Çorlu 10.Tarımtech 2017

Samsun Tarım Fuarı 2017

TÜRKİYE - Çorlu Tekirdağ

Çin Yem ve Hayvancılık Endüstrisi Fuarı

Organizatör Renkli fuarcılık

ÇİN - Nanjing

3.Tarım, Hayvancılık ve Teknolojileri Fuarı

www.renklyfuar.com

Organizatör: VNU

TÜRKİYE - Samsun Tüyap

www.viv.net/nl-NL/Portal. aspx?sc_lang=en

Organizatör: TÜYAP Fuarcılık

20 - 23

04 - 06

CNR FOOD İSTANBUL

Sommet De L elevage

Gıda ve İçecek Ürünleri, Gıda İşleme, Depolama, Soğutma,

FRANSA - Clermont - Ferrand

24 - 27 Ege Tarım Hayvancılık Uşak 3.Ege Tarım Hayvancılık, Süt Teknolojileri, Çiftlik Ekipmanları, Sera Teknolojileri Fuarı TÜRKİYE - Uşak

www.tuyap.com.tr

Organizatör: GF platform Fuarcılık

Taşıma ve Market Ekipmanları Fuarı

www.glplatformfuar.com/tr/ iletisim.html

TÜRKİYE – İstanbul CNR EXPO Yeşilköy

Eylül

Hayvancılık Fuarı Organizatör: Sommet elevage www.sommet-elevage.fr

Organizatör: CNR Holding http://cnrfoodistanbul.com/

14 - 17

29 - 01

25 - 28

Hayvancılık Ekipmanları

29 Eylül - 1 Ekim

Animal Antalya 5. Uluslararası Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı

Hayvancılık, Hayvansal Üretim Teknolojileri, Süt ve Yem Endüstrisi Fuarı TÜRKİYE - Ankara Altınpark Organizatör: İnfo Uluslararası Fuarcılık www.infofair.com.tr

AGEX BATUMI 2017 7. Batum Uluslararası Tarımsal Ürünler ve Teknolojileri Fuarı

TÜRKİYE - Antalya

GÜRCİSTAN - Batum

Organizatör: Expolink Fuarcılık

Organizatör: GEONETEXPO

www.expolinkfuar.com.tr

www.geonetexpo.ge

ETBİR

Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği Derneği

Yeni Adresinde Barbaros Mahallesi, Mor Sümbül Sokak 5 A, Deluxia Palace Kat: 8 D: 240 34746 Ataşehir/İstanbul Tel: 0216 478 62 79 Fax: 0216 478 62 76 e-mail: etbir@etbir.org www.etbir.org

66 ETBİR I KIRMIZI


HACCP, ISO 22000, ISLAK HACİM EKİPMANLARINDA 32 yılın tecrübesi ile ...

67


Üretici Firma: KARİZMA BEŞLER ET GIDA SAN. ve TİC. A.Ş. Fabrika: Alipașa Mahallesi Erkoç Sokak No: 24 Silivri/İstanbul

beslersucuk.com @beslersucuk

@beslersucuk

Etbir Kırmızı Dergi Sayı 39  

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda Fakıbaba Dönemi, Et ithalatında gümrük vergisi oranları düştü!, Savaşın izleriyle hüzünlü, doğasıyl...

Etbir Kırmızı Dergi Sayı 39  

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda Fakıbaba Dönemi, Et ithalatında gümrük vergisi oranları düştü!, Savaşın izleriyle hüzünlü, doğasıyl...

Advertisement