Issuu on Google+


Cevaplar vardı sorusuz...Çünkü o cevaplardı ki sorulara ihtiyaçları yoktu. Sorunun cevap olduğu nokta idi gerçeklik. Fakat insanoğlu akıllıydı...Ve akıl gerçekliğin sorgulayıcısı idi. Bir yandan Gerçekliği ararken öbür yandan kendi gerçeğini yaratmaya çalışandı akıl. Ve bu da onu mutsuz edendi. Çünkü gözünün gördüğünü kulakları, kulaklarının işittiğini elleri, ellerinin dokunduğunu ise dilinin söyledikleri yalanlıyordu her ‘’gerçeği buldum’’ dediğinde.Böylece gerçeklik yolunda çıkılan basamakları teker teker inmek zorunda kalıyordu her seferinde. Akıl; kibiri, gururu, tutkuyu, yargılamayı, elde etme ve yok etme arzusunu,sevmemeyi ve inanmamayı,korkuyu ve yalanı,şehveti ve gösterişi öğrendi gördüklerinden, işittiklerinden,dok unduklarından. Ve bunlara ‘’BEN’’ adını verdi. BEN, gerçekliği ararken ‘tatmin’i buldu. Varınca tadına ‘tatmin’in, gerçeği bırakıp ‘tatmin’ arar oldu. Bulamayınca da yorulup yollarda kaldı. Çünkü akıl, RUH ile değil, BEN ile çıktı gerçeklik yoluna her defasında; kimi zaman Ruh’u görüp duyamadığndan, kimi zaman ondan üstün olduğunu düşündüğünden, kimi zaman da onun sonsuzluğu ve gerçekliği karşısında duyduğu korkudan. Fakat yok mudur haberdar olunmayınca, orada mevcud olan ? Ya da var mıdır görmezlikten gelmekle, varken yok olan? RUH şimdi burada olandı. Dışarıda değil, içeride olandı.Ne öğrenen, ne öğreten; sadece öğrenilesi, bilinesi, farkedilesi ve hakikat yolunun sessiz kılavuzu idi sesi işitilesi. Varlığı Aşktan gelendi. Ben, her daim arayan, Ruh ise bulan ve bulduğunu bilendi. Bu nedenle Ruhun eşi tek iken, Ben’in eşi çok idi. Çünkü Ben, Tatmini bulduğu Her yer ile, Ruh ise Aşkı bulduğu Tek yer ile tamamlanabilendi. Tıpkı bir elmanın yarısının, sadece diğer yarısıyla tamamlanabileceği gibi. Ancak, ne zaman ki Akıl, Ruh ile çıktı gerçeklik yoluna, yolu uğradı Aşk’a. Ve nasıl ki tanıştı Aşk ile, olamadı artık Ben ile. Gördü ki yalan imiş öğrendiği ne varsa Kulak ile, göz ile. Bildi ki, ne varsa dönen alemde, cümlesi idi Aşk ile.

Özlem Taner


ET MUVAFFAK RABBENA Et muvaffak rabbena cananı ister canımız Halimize rahmeder vuslatıyla cananımız Din ü iman nedüğün bilmez esiranı hava Dost cemalinde göründü dinimiz imanımız Küllü vardan geçmişiz cananı elden salmayız Ta elestden böyle idi ahdımız peymanımız Bende-i muhlisiyiz fermana eğdik başımız Can u baş u terkeder kurban olur merdanımız Gönlümüz dost meskenidir varlığımız kendidir Göze nur öze sürurdur dost ile seyranımız Cezbeder çeker götürür kuy-i dostaniyete Rehber olur uğrumuzca doğruca irfanımız Kal-ı kıldan geçmişiz canlı kelamlar isteriz Herze u efsanelerden pakdürür meydanımız Haki pak olduğumuz için secdeye layıktırız Dost ayağı tozun eser indirir iz’anımız SÖZ: Ali Haki Etna MÜZİK: Mehmet Yüksel Dede Düzenleme: Volkan Kaplan - Özlem Taner Perküsyon: Özcan Gök Klavye: Ozan Sarıboğa Grup Bağlama: Volkan Kaplan Kopuz Bağlama Solo: Özlem Taner


DİVAN ŞİİRİ (ŞAH HATAYİ) Suretin gördüm nigara mest ü hayranem bugün Ol kara zülfün teki gamdan perişanem bugün Dünyada her kim ki yüzin gördi alem şahıdır Ta yüzini görmişem men dahi sultanem bugün Sen meni kulluğa makbul eylegil ya eyleme Astanında senin ey şah-ı derbanem bugün Dir Hat’ayi ta ezelden kulluğa hat virmişem Her ne kim hükm eylesen emrinde fermanem bugün

Muvaffak: İşi rast giden. Vuslat: Kavuşma Elest: Geçmiş zaman. Sürur: Sevinç

Kal-ı kıl: Dedikodu. İz’an: Anlayış. Rabbena: Allah Esiran: Kulca, kölece

Bende-i muhlis: Samimi kul Kuy: Sokak Herze: Boş saçma

‘’Zahiri alemimiz ,batıni alemimizin sınav yeridir. Bu sınav özetle ‘öz ile sözün’ bir olması sınavıdır. ‘Marifet dağ başında ermiş olmak değil, şehr içinde derviş olabilmektir’. Çünkü Hak’kın kuluna sınavı, ancak başka bir kulu vasıtası iledir.


ARZUHAL EYLEDİM Arzuhal eyledim bab-ı rızaya Dolaştırma verme beni cezaya Bağlıyım takdiri hükm-ü kazaya Vasf-ı halımdır yar sultana yazdım Yazdığım yazıyı posta almıyor Hitabet kesilmiş dostlar bilmiyor Tabib-i rahmandan imdat gelmiyor Rahman ismin zunuk ikrara yazdım Dolaştım gurbeti beyhude yere Hekimler çare yok dedi bu derde Özümüz turabta yüzümüz yerde Bir sadakadır yar halım kutraya yazdım Burhani’yem bahar olmadı kışım Ummana döküldü akıyor yaşım Hasretim sizlere işitin sesim Bir sadakadır yar halım kutraya yazdım Söz: Aşık Burhani Müzik: Geleneksel Kaynak: Elif Taner (Annemlerin kadın meclisleri) Düzenleme: Volkan Kaplan Bağlamalar: Volkan Kaplan Ben çocukken, annem, anneannem, dost ,akraba, genç,yaşlı birçok kadın bir araya gelip muhabbet ederlerdi.Özellikle muhabbet etmek, onların deyimiyle ‘Hak kelamı’ etmek için yapılan buluşmalardı bunlar. Çocukluğumdan bu yana annemin sesiyle ruhuma yer etmiş ‘’ayetlerden’’ biridir bu. (Aşıkların okuduğu nefeslerde Kur’an’ın ayetlerinin gizli olduğunun kabulüyle Hak nefeslerine ‘Ayet’ diyorlardı.)


DOSTUN GÜL CEMALİ Dostun gül cemali cennettir bana Ne çare ayrılık zamanı geldi İstemem ayrılmak senden sultanım Ne çare ayrılık zamanı geldi İstemem ayrılmak senden sultanım Gül cemale aşık ile nalanım Çıkarma gönülden dinim imanım Ne çare ayrılık zamanı geldi Kul Fakir’im aşık aşka yanandır Hak erenler birbirine kanandır Dosta doymak olmaz kanan erkandır Ne çare ayrılık zamanı geldi

Söz: Aşık Kul Fakir Müzik: Hacı Bayrak Derleyen: Hüseyin Bayrak Düzenleme: Volkan Kaplan Perküsyon: Özcan Gök Bağlamalar: Volkan Kaplan Keman: Cihan Çelik

‘’ Kalu belada birbirini görüp tanımış olan ruhlar birbirlerini nerede ve ne zaman olursa olsun, bin kişinin içinde dahi görseler seçerler, tanırlar. Ve birbirine ruhlarıyla yani özleriyle dokunanların arasında manen ayrılma mümkün olmaz.’’


ELA GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER Ela gözlerini sevdiğim dilber Gönlüm sana düştü halım nic’olur Bu sevdayı verme kullar başına Müptelalık bir beladır güc’olur Beni ağlatma ki sen de gülesin Muradına maksuduna eresin Korkarım yad ele meyil veresin Meyil verme altın adın tunç olur Gevheriyem yandım nar-ı firkata Dostumun hasreti çıkmaz yürekten Bir zaman ben seni diledim Haktan Verir ama korkarım ki geç olur Söz: Gevheri Müzik: Geleneksel Kaynak: Elif Taner (Annemlerin kadın meclisleri) Bağlama: Volkan Kaplan Keman: Cihan Çelik

‘’Hak’kı sevmek, birbirini sevmekten geçer. Çünkü ancak birbirini sevenler Hakkı sevmenin güzelliğine ve gerçekliğine varabilirler. Yol, aşık ile maşuğun yoludur. Yol, HAL yoludur.’’


AĞBABA SEMAHI Dem dem dem dem ağbabaya Çıbe aşk-ı ba sevdaya Şale raş lağa vardaya Çıbe derdi ba belaya Çı koskaye ba payaya Kavre reçe tavdayaya Ervaha İmam Hüseyin Alimdir hasların hası Elindedir engür tası Arıt kalp evinden pası Pak edip de silenden ol Bağlantı... Ey gönül serseri gezme Hakka aşina olandan ol Kimsenin eksiğin yazma Kendi özünü bilenden ol Bağlantı... Manayı söyleyin baştan Ne biter borandan kıştan Varıp bir kıymetli taştan Sarraf olup alandan ol Bağlantı...

Söz: Aşık İsmail Kaynak: Muhammed Mustafa Dede Düzenleme: Erdal Erzincan

( Nasıl da aşklı ve sevdalı Üstüne dolamış siyah şalı Ne kadar da dertli ve belalı Ne kadar da kuruntulu ve gururlu Yoldaki taşları karıştırıyor ) Allah Allah,Allah Allah Yürüyün yürüyün aşk ile yürüyün Yürüyün yürüyün şevk ile yürüyün Semah erenlerindir,çarka girenlerindir Bu yola kötüler girmez,doğru sürenlerindir Bu yola yalan yakışmaz,doğru sürenlerindir Şah geldi şehrimize, aşkı sevaptır bize Şahın bastığı toprak tutyağdır gözümüze Aslım Karabağlıdır, sıtkım Hakka bağlıdır Vakitsiz gül açılmaz, gül saatine bağlıdır Lalem der ki ala dur, gadayı baştan savadur Ne gelenden yüz çevir, ne kaçanı kovadur Semah erenlerindir, çarka girelerindir Bu yola yalan yakışmaz, doğru sürenlerindir. Ervah: Ruhlar Engür tası: Kırklar meydanında ezilen üzümün ezildiği tasın adı. Müzik: Geleneksel Bağlamalar: Erdal Erzincan Perküsyon: Arif Sağ


‘’ Kendini bilmek, Hak’kı bilmektir. Çünkü parça, bütünün bilgisini taşır. Tüm kainat insanın içinde, insan da tüm kainatın içindedir. Kişi kendi özünü görebildiği oranda kavrayabilir hakikatın özünü. Ve görebildiği oranda anlar ki aslında ne ‘Sen’ vardır ne de ‘Ben’.’’


BİZİM SAHRALARIN BAŞI Bizim sahraların başı Pare pare duman şimdi Sevişmesi ne hoş olur Ayrılması yaman şimdi Erisin dağların karı Ben çekerim ahuzarı Kadir mevlam gönder yari Gönül ister hemen şimdi Gülün çevresi harmola Çektiğim ahuzar m’ola Acep beni sorar m’ola O kaşları kara şimdi Benim yarim şimdi çıkar Çıkar da yollara bakar Emrah’ı odlara yakar Boyu selvi güzel şimdi Söz: Erciş’li Emrah Müzik: Hacı Bayrak Derleyen: Hüseyin Bayrak Bağlama: Özlem Taner

Zahiri gözle yaşanan sevgilerde seven mağdur, sevmeyen mağrurdur. Oysa batıni sevgide durum bunun tam tersidir. Sevmek, insanı ezen, azaltan değil, tam tersine var eden,çoğaltan,özgürleştiren bir ruh halidir. Çünkü İnsana duyulan aşk, kişiyi ‘Hak aşkı’na götüren bir rehberdir aslında. İnsanı mağdur edense Hak’kın varlığını unutup İlahi aşkı bir insanda bulmaya çalışmasıdır. Çünkü aşk hali, acı değil sarhoşluk vericidir.


HUBLAR SULTANI Bugün seyre çıkmış hublar sultanı Teşrif etmiş bezm-i alaya bakın Nur ile münevver etmiş cihanı alnında nücum-i zehraya bakın Sanki gökten yere indi bir melek Bezm-i aşıkana girdi gelerek Bir elinde meze verdi gülerek Bir elinde mey-i sahpaya bakın Dökülmüş zülüfler gül gerdanına Hadisler yazılmış hub divanına yüz süren hac’olur asitanına Cemal-i kabe-i ulyaya bakın Cihana gelmemiş böyle mehpare Aklımı başımdan aldı ne çare Sıdkı’yı bülbül gibi düşürdün zare Açılmış gül gibi hemraya bakın Söz: Sıtkı Baba Müzik: Sadık Hüseyin Dede Kaynak: Sadık Hüseyin Dede Düzenleme: Erdal Erzincan Bağlamalar: Erdal Erzincan Perküsyon: Arif Sağ ‘’Kişinin Hak’la dolayısıyla da kendi gönlüyle hesabı neyin üstüne ise diğer insanlarla hatta kainatla hesabı da onun üstünedir. Aşksa aşk, çıkarsa çıkar. İnsanın yoluna çıkanlarsa gönlündeki hesaplarıdır. Çünkü kişi sadece gönlünde niyaz ettiğini yani aradığını bulacaktır.’’


YOLUMUZ UĞRADI Yolumuz uğradı mahi güzele Güzel için güzel bakmak güzeldir Güzelin buyruğu emri üzere Güzel ilen yola gitmek güzeldir Hal böyle böyle,var şaha söyle Beni etti Mecnun kend’oldu Leyla Mecnun Leylasını bulmadı dostum Varıp divanına durmadı dostum Güzel ağlar, güzel güler nazınan Güzel çalar, güzel söyler sazınan Güzel doğar, güzel bahar yazınan Baharda açılan güller güzeldir Hal böyle böyle,var şaha söyle Beni etti Mecnun kend’oldu Leyla Mecnun Leylasını bulmadı dostum Varıp divanına durmadı dostum Güzel giyer güzel şahım abayı Güzel gezer güzel eli obayı Güzel doğar güzel Muharrem ayı Güzel için matem tutmak güzeldir Hal böyle böyle,var şaha söyle Beni etti Mecnun kend’oldu Leyla Mecnun Leylasını bulmadı dostum Varıp divanına durmadı dostum

Söz - Müzik: Anonim Kaynak: Antep’li Hasan Hüseyin Kopuz: Özlem Taner


‘’Yolda tek değil, çift olarak yürüyenler kabul görürler. ‘’Bunun da özü muhabbettir, birbirinin aynası olmaktır. Yani yol muhabbet yoludur. Çünkü ancak iki gönlün tekleştiği, bir olduğu yerde Hak tezahür eder.


MUHAMMED ALİ Muhammed Ali’yi tavaf edenler Değil yok meydanı,var meydanıdır Kırklar Muhammede eyledi secde Değil ar meydanı kar meydanıdır Kırklar sözün biraraya koydular Onlar cenazesin susuz yudular ‘’Deve gördün mü?-görmedik’’ dediler Örtüver eteğin sır meydanıdır Arayıgör yollarını bulasın Sen de bu dergahtan hakkın alasın Sakla ki sırrını settar olasın Çevir çar köşeyi sır meydanıdır Birşey demezler bu meydana gelene Erenler yuh çeker kalbi yalana Kırkayak merdiveni inip görene Değil kör meydanı, gör meydanıdır Pir Sultan Abdal’ım ereyim dersen Muhammed Ali’yi göreyim dersen Mansur’un darına durayım dersen Al da gel urganın dar meydanıdır Söz: Pir Sultan Abdal Müzik: Özlem Taner Düzenleme: Volkan Kaplan Bağlamalar: Volkan Kaplan Perküsyon: Ertan Keser ‘’Var gördüğümüz var olur, yok gördüğümüz yok olur.’’ Madem ki insan Hak’kın zerresidir, o halde insan, gönlünde hakkın varlığını hissederek,kendi gönlüne niyaz etme Hali ile inandığı ne varsa gerçek kılma potansiyeline sahiptir.


AŞIKLAR MECLİSİ Benden sorulursa aşık olanlar Manen pir elinden içen aşıktır Meclis olup değerini bulanlar Kendi cenazesin kılan aşıktır Kişisel olanı kainat tanır Darb-i aşk olanlar cihan dolanır Bazı berrak akar, bazı bulanır Olgun mertbede kalan aşıktır Ben aşık değilem yoksul ozanım İçimde dert kaynar bünyem kazanım Bazı yalçın dağım bazı sazanım Davut Sulari’de kalan aşıktır Söz - Müzik: Davut Sulari Düzenleme: Volkan Kaplan Bağlamalar: Volkan Kaplan Keman: Ezgi Yürümez, Barış Coşkuner Viola: Hakan Polat Çello: Zeynep Ayşe Hatipoğlu Perküsyon: Özcan Gök

Tasavvufta aşıklık bir mertebedir. Hakikata ermenin yolu aşıklıktan, Hak aşkı ile dolu olmaktan geçer. Hak aşkıyla dolabilmek de kullarına ve tüm kainatın varoluşuna karşı aşk dolu olmaktan geçer.


HOYLUCU SALDIM YEMEN’E Hoylucu saldım yemene Şu gavur gelmez imana Yıkılsın böyle zamana Kötüler doldu meydana Bu mesken bize yurt olmaz As’lolan yürekte dert olmaz Namert olandan mert olmaz Aslı mert oğlu mert gerek Seferim var Gürcistan’a Benim ile duran gelsin Kalmasın kötüler meydanda Candan serden geçen gelsin Söz-Müzik: Anonim Yöresi: Hatay- Reyhanlı Düzenleme: Volkan Kaplan Bağlama: Volkan Kaplan Askı Davul: Özcan Gök Zurna: Emre Sınanmış Kemança: Uğur Önür


Yapım:

Kalan Müzik - Hasan Saltık

Prodüktör - Yönetmen:

Özlem Taner

Stüdyo:

Mixhane, ASM, Elitte

Kayıt:

Ertan Keser, Göktürk Sarvazlar,

Erkan Adlin, Rıfat Vardar Mayki (Murat Başaran), Rıfat Vardar Mix: Mastering: Ağaç Fotoğraları:

Cem Büyükuzun Ethem Eyisan

Fotoğraf: Emir Uzun Grafik Tasarım: Baskı:

Fercan Sayılı

Frs Matbaacılık

Bu albümde emeği geçen herkese teşekkürler.. Özlem Taner


Özlem Taner