__MAIN_TEXT__

Page 1

felsefe . bilim . sanat 2020 Temmuz

SayÄą: 2

febisa .

.

dergisi


Febisa Liselilerin Aylık Felsefe, Bilim ve Sanat Dergisi Yıl 1 Sayı 2 Temmuz 2020 Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İbrahim Durmuş (theriver9393@gmail.com) Yayın Yönetmeni İbrahim Durmuş (theriver9393@gmail.com) Yayın Danışma Kurulu Berkay Yıldız (Felsefe, Bilim) (berkaayildiz@gmail.com) Murat Taşdemir (Sanat) (muraattasdemir@gmail.com) Yusuf Çetin (Sanat) (yusufcetix@gmail.com) Taha Emre Kurt (Bilim) (kurttahaemre@gmail.com) Ömer Fırat (İnternet Sorumlusu) (firatomerfirat@gmail.com) Orhan Ali Yılmaz (Sanat) (aliyilmazorhan@gmail.com) Editörler İbrahim Durmuş (Genel Editör) (theriver9393@gmail.com) Berkay Yıldız (Felsefe Bölümü Editörü) (berkaayildiz@gmail.com) Murat Taşdemir (Sanat Bölümü Editörü) (muraattasdemir@gmail.com)

Felsefe, bilim ve sanat konularını liselilerin bakış açısından sizlere ileten bu aylık dergi, ikinci sayısını gururla yayımlar. Bu sayıda felsefe ve bilim bölümlerinde denemeler; sanat bölümünde şiirler, öyküler ve fotoğraflar göreceksiniz. Febisa, hiçbir dünya görüşüne, insana, siyasi fikre veya kuruluşa bağlı olmayan, özgür bir şekilde felsefe, bilim ve sanat dallarında içerik üreten, ürettiklerini e-dergi olarak yayımlayan liseli topluluktur. Febisa’nın amacı, bahsettiğim üç ana daldan liselilerin -gençlerin- görüşlerini ön plana çıkarmaktır. Ancak kimsenin sözüyle hareket etmememiz, yazdığımız yazılarda görüşümüzün olmayacağı anlamına da gelmez. Dergi zaten “liselilerin” görüşlerini ön plana çıkarmak için vardır. Bundan dolayı yazarlar yazdıklarında subjektif davranabilirler. İnsanlara, içinde oldukları dönemdeki liseli gençlerin nasıl ve ne düşündüğünü göstermek ve insanların, yeni gelen nesiller hakkında bilgi sahibi olabilmeleri temel amacımızdır. Derginin üç ana konu hakkında bulunan yazılarına ve diğer kayıtlarına olan eleştirel bakış açınızı, bizim liseli gençler olduğumuzu ve akademik yazı yazma amacımızın olmadığını düşünerek yapınız. Bizlerin gençlik çağlarında yaptığı bu atılım, her ne kadar amatörce ve değersiz olsa da kendimizi geliştirme açısından hayatımızda minik, güzel bir yer tutabileceğini düşünüyoruz. Verdiğiniz her türlü destek için sizlere en içten şekilde teşekkür ederiz. Projemiz devam edebildiği kadar devam edecektir. Bu dergi, gençlerin dergisi olarak kalacaktır. Bundan dolayı liseyi bitiren yazarlarımız yerlerini yeni liselilere bırakacaktır. Fazladan merak ettiklerinizi, dergiyi yayımladığımız internet sitesinde veya bizle iletişime geçerek öğrenebilirsiniz.

Grafik Tasarım İbrahim Durmuş (theriver9393@gmail.com) İletişim internet sitesi www.febisa.com e-posta adresi febisadergisi@gmail.com

Yayım Tarihi 10.07.2020

Saygılarımızla, İbrahim Durmuş


İçindekiler Zincirlerin Ardındaki Seri Cinayetler (öykü) Düşünür: Epiktetos (deneme) Azra Karaağaç - sayfa 15, 16 Berkay Yıldız - sayfa 3, 4 Gençlik (şiir) Theseus’un Gemisi, Beklenti Yusuf Çetin - sayfa 17 ve Değişim (deneme) İbrahim Durmuş - sayfa 5-10 Gitti (şiir) Yusuf Çetin - sayfa 18 Zenon Paradoksları (deneme) Taha Emre Kurt - sayfa 11-13 Natali’yi Sevme (şiir) Vasıf Niksar - sayfa 19 Bale (öykü) Dağçin Turgut - sayfa 14 Zaman Durur Geberirken Sözlerde (şiir) Orhan Ali Yılmaz - sayfa 20

Fotoğraflar (fotoğraf) Berkay Yıldız - kapak, sayfa 17, 18, 20 Fotoğraf (fotoğraf) İbrahim Durmuş - sayfa 19


febisa dergisi

Zincirlerin Ardındaki Düşünür: Epiktetos Kısaca Antik Yunan dönemindeki düşünürler denince akla ilk gelenler Sokrates ve Aristoteles olur. Fakat bu yazımda bahsedeceğim filozof bunların gölgesinde kalsa da oldukça iyi bir düşünürdür. Bu filozofu eleştirmeden önce biraz hayatına değinmekte fayda var. Epiktetos, köle olarak dünyaya gelmiş, sahibi tarafından eziyet görmüş fakat onun izniyle Musonius Rufus gözetiminde stoacılık eğitimi almış. Bir süre sonra azat edilmiş ve Nicopolis’teki bir okulda eğitim vermiştir. Epiktetos’un öğretilerini incelediğimizde sahibinin yaptığı eziyetlerin onda travma oluşturduğunu ve fikir yapısını etkilediğini rahatça görebiliriz. Buna örnek olarak hayatından önemli bir kısmına değinmek istiyorum. Bir gün sahibi eğlenmek amaçlı bacağını sıkıştırır, Epiktetos buna tepki vermez ama bu tepkisizlik sahibinin daha fazla kuvvet uygulamasına neden olur. Sahibine “Yapma, kıracaksın.” diye çıkışır fakat dinlenmez. Sonunda bacağı kırılsa da Epiktetos tepkisiz bir şekilde sadece “Demiştim.” der. Bu olay sonuçları dışında basit gözükse de bence Epiktetos’un zincirlerini oluşturur.

Düşünce Yapısı Stoacılığı savunan Epiktetos, mutluluğun dış olaylarla bağlantılı olmaması gerektiğini vurgular. Bir deprem sonucu evin yıkılsa da üzülmemen gerektiğini, çünkü bunun sana bağlı olmadığını söyler. Dert ve sorunlardan arınmak için pratik bir felsefe olduğu düşünülse de bence toplumsal olarak zararlı ve etik olmayan bir görüştür. Çünkü burada bireysel mutluluk ön plandadır.

Antitez Bu ne kadar önemli olsa da insanlar toplum içinde yaşar ve çevremizde haksızlığa uğrayan birine tepkisiz kalmak, o haksızlığı yapmakla aynı şeydir. İnsan yeri geldiğinde sevdikleri için fedakarlık yapmayı bilmelidir. Bunun yanında öğretileri empati duygusunu köreltir. Epiktetos “Arkadaşlarının sorununu dinle, fakat seni etkilemesine izin verme.” der. Bunun da etik açıdan doğru olmadığını düşünüyorum, çünkü arkadaşımız adına empati kurmamız ve üzülmemiz normaldir ve olması gereklidir.

3


felsefe

Bu içimizdeki yardımlaşma dürtüsünü uyandırır ve toplumu bir arada tutar, zorla köreltilmesi mantıksız olmakla beraber etik değildir. Epiktetos’un öğretilerinin çoğunun küçük yaştan beri etkilendiği kölelik yüzünden kaynaklandığını düşünüyorum. Maruz kaldığı şiddet ve kölelik statüsü onu bireyselliğe dayanan bir düşünce yapısı oluşturmaya itmiş.

Son Söz Epiktetos’un çoğu sözünü mantıksız bulsam da, bunun yanı sıra oldukça güzel deyişleri vardır. “Sadece eğitimli olanlar özgürdür.” der ve eğitimin önemini vurgular. Bu filozof maalesef felsefesini yazıya dökmemiştir. Bu bilgilere bir öğrencisinin yazdığı 8 kitaplık ders notlarından ulaşıyoruz, ne yazık ki onların da sadece 4 tanesi günümüze ulaşmış. Umarım bu yazım size Epiktetos hakkında farklı bir bakış açısı kazandırmıştır.

Berkay Yıldız

Kaynakça * https://en.wikipedia.org/wiki/Epictetus?wprov=sfla1 * Epiktetos, İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar * Epiktetos, Düşünceler ve Sohbetler

4


febisa dergisi

Theseus’un Gemisi, Beklenti ve Değişim

Theseus’un Gemisi Theseus Eski Yunan mitolojisinde bulunan bir karakterdir. Bir gün Girit Adası’na sefer düzenler. Seferden galip döner. Halk, bu zaferde yer alan “Theseus’un Gemisi”ni hatıra olarak saklar. Ancak yıllar geçtikçe geminin parçaları eskir ve çürür. Bunun üzerine insanlar o parçaları yenileriyle değiştirir. Belli bir noktadan sonra halk artık gemide değiştirilmemiş parça kalmadığını fark eder. Sonunda insanlar şu soruyu sorarlar: “Gemi hâlâ Theseus’un savaşta kullandığı gemi mi yoksa başka bir gemi haline geldi?” Bu soru yalnız değişimle ilgili değil, aynı zamanda insanların ve şeylerin kimliklerine (tözlerine) dair de önemli bir sorudur. Kimlik ve öz arayışı insanoğlunun uzun zamandır bir sorunudur. Çünkü tek bir kişiden bağımsız olan, çoğunluğun gerçeği diyebileceğimiz kavram bile insanın bu soruyu sorduğu zamandan beri oldukça değişmiştir. İnsanlar ya dönemlerine ayak uydurular ya da gerçekten -zihinsel, düşünsel evrimle- değiştiler. Anlattığım soru(n) insanın kafasını karıştırması bakımından çok müphem bir konumda olmasına rağmen yeni bir eklemeyle genişletilmiş oldu: Eğer geminin yenileriyle değiştirilen eski parçaları bir kenara koyulsaydı ve bir adam buraya atılan parçalarla gemiyi tekrar inşa etseydi o zaman hangisi “Theseus’un Gemisi” olurdu? Sizlere kimlik sorunu hakkında ve değişimden bu -denilebilirse eğer- paradokstan yola çıkarak fikirlerimi sunacağım.

Bazı filozoflara göre Theseus’un Gemisi sorunu ve Değişim Herakleitos: “Her şey değişir ve değişmektedir.” argümanını Herakleitos sunmuştur. “Bir nehirde iki kez yıkanılabilir mi?” gibi oldukça bilinen soruyu soran Herakleitos’un, bu konu hakkındaki düşüncelerini tahmin edebilmek pek de zor olmasa gerek. Herakleitos’a göre her şey değişim halindedir. “Her şey akar.” düşüncesiyle, evrenin dinamik bir şekilde durmadan işlediğini düşünmüştür. Başı ve sonu olmayan sonsuz bir zaman dilimi içerisinde “her şey” değişir ona göre. “Evren, belirli ölçüler içinde yanan, belirli ölçüler içinde sönen, ancak hep var olan bir ateştir.”1

5


felsefe

Herakleitos bu soruya her şeyin değişmekte olduğunu varsayarak geminin, Atina’ya vardıktan sonraki günde değiştiğini söylemiştir. Bundan ötürü bu sorunun bir “paradoks” olamayacağını düşünür.

Aristoteles: Aristo, maddeyi tanımlayan dört nedenin olduğunu düşünmüştür. Şekilsel neden veya şekil, varlıkların dış görünüşü ve tasarımıdır. Maddesel neden ise yapıldığı temel maddesidir. Diğer bir neden ise, varlığın hangi amaca hizmeti için yapıldığıdır yani maksatıdır. Bir varlığın ne olduğunu şekilsel nedenin tanımladığını düşünmektedir. En son neden ise etkin nedendir. Yani şeylerin kim tarafından ve nasıl yapıldığıdır. Şekilsel olarak aynı kaldığından gemi aynı gemidir. Maksatı da insanı (Theseus’u) taşımaktır ve değişmemiştir. Bu yüzden de aynı gemidir. Etkin nedene göre gemi, aynı ustalarla, aynı tür tahtalarla ve aletlerle onarıldığı için gemi değişmemiştir.

Ayrıca Douglas Adams şöyle demiştir: “İnşa edilenin fikri, onun maksadı, tasarımı, bunların tümü inşa edilenin değiştirilemez olan özüdür. Onu orijinal durumu ile inşa edenlerin maksadı kalıcıdır. İnşa edilenin ilk tasarımında bulunan tahta malzeme zamanla çürür ve gerektiğinde yenisiyle değiştirilir. Geçmişin yalnızca birer hatırası olarak kalan orijinal malzemeleri fazlasıyla düşündüğümüzde ise inşa edilenin kendisini göremeyiz.”2

Değişim Değişim, beklentilere verdiğimiz soyut ve somut anlamların farklı birim zaman(lar) içerisinde farklılaşmasıdır. “Herhangi bir canlılık olmadığı sürece anlam yükleme olmayabilir.” düşüncesini de hesaba katarsak, ilk tanım elbette insan için olacaktır. İkinci tanım ise evrende, insan olmadan önce gerçekleşen değişimleri herhangi bir akıldan ve anlam yüklemekten uzak olarak değerlendirmeye yöneliktir: Evren için değişim, farklı birim zaman(lar) içerisinde gerçekleşen her tür (maddesel, enerjisel vs.) farklılıktır. Değişim her şeyden önce hareket gerektirir. Bu kavramın temeli, harekettir. Hareket de bizzat değişimdir. Bu paragraftan sonra, ikinci tanımdan çok ilk tanımı açan ve onun üzerinden ilerleyen bir şekilde devam edeceğim. Ara bölümde açıkladığım kavramlara dayalı olarak değişimi bireysel ve toplumsal açıdan inceleyeceğim. En son olarak da açıkladığım kavramlara göre Theseus’un Gemisi sorununu çözeceğim.

1* Herakleitos, Fragmanlar 2* Douglas Adams, Last Chance to See

6


febisa dergisi

Değişim Türleri Sınıflandırma Değişimlerin sınıflandırılması iki ana başlık altındadır. İlki “İnsana göre”, ikincisi “Bağımsız, salt mantığa sahip bir gözlemci”ye göredir. İkincisinin gerçekleşmesi için gereken şartlara insan uyamadığı için bu yönden gözlem yapmak pek de mümkün gözükmemektedir. Bundan dolayı birinci başlık altından ilerleyeceğim. Bir değişimi daha kolay anlamak için dörde bölebiliriz. Beklentilere göre ve olana göre iki ana başlıktır. Olan (olay, durum) soyut veya somuttur. Beklentiler duygusal veya mantıksaldır. Bu şekilde baktığımızda dört farklı sonuca varırız. Sınıflandırırken bir konuya daha değinmek istedim: Toplum değişimi ve birey değişimi. Buna değinmek istememin nedeni şudur: Değişimde beklenti büyük yer tutar. Toplumun ve bireyin şey hakkındaki beklentileri de oldukça farklı olabilir. Bundan dolayı bakış açılarının farklılığı, beklentinin etki ettiği olagelenlerle oynayabilir.

Beklentiler Beklenti, salt mantıklarla ve salt duygularla istemdışı, bilinçdışı yapılan ve şeylerden beklenen durumlar, olaylar, nesnelere verilen genel isimdir. Beklentiler iki yönden olur. Duygusal ve mantıksal beklentiler: Duygusal beklentiler, mantıksal süreçten genelde uzak olurlar ve soyut, duygulara bağlı bir şekilde anlam yüklemeye dayalıdırlar. Mantıksal beklentiler ise hayvancıl düşünüş biçimiyle işler ve genelde yaşamsal, fiziksel (temel ve materyalist) çıkarların oluşturduğu şeylere karşı oluşturulan beklentilerdir. Değişimler, iki farklı şekilde gerçekleşir ve iki farklı beklentiye göre de şekillenirler. Beklenti gerçekleşmiş değişimi değil, nasıl değişip görüldüğünü belirler.

a. Somut (Mantıksal ve Materyalist) Değişim Somut değişim, kişilerin şeylere yükledikleri maddesel anlamların ve mantıksal beklentilerin değişimlerdir. Bu değişimde kişi, şeyin mantıksal özelliklerin getirebileceği materyalist beklentiyle arasındaki pozitif veya negatif farklılığına bakar. Soyut değişimin temelindeki duygusal anlam verme, materyalist beklentileri karşılayabilecek bir hareketten daha çok duygusal beklentileri karşılayabilecek bir harekettir. Bundan dolayı bu tür değişimlerde fiziksel farklılıklar genelde öne çıkmaz. Yani içsel dünyada büyük farklılık olsa dahi bu değişim türündeki beklentiler bunu umursamayabilir, görmeyebilir. Eğer bir fiziksel değişim, durumun veya olayın işleyişine çomak sokmazsa (beklentiye karşı gelmezse), kişi bunu çoğu zaman fark etse dahi normal karşılar. Ne zaman ki kişinin veya grubun beklentilerine karşı olarak çıkarsa, o zaman gerçekten de değişim olarak algılanır. Yani eskisinden daha farklı olması göze batar. Duygusal beklentileri maddesel bir nesneye olan birisi için o nesnedeki, maddesel değişimler değişim olarak görülmeyebilir. İlk fark ediş büyük olsa bile, nesnede mantıksal ve maddesel olarak herhangi bir işte kullanılan özelliğin olmaması durumunda, kişi beklentileri doğrultusunda olagelen fiziksel farklılığı belli bir süre sonra görmemeye başlar. Mantıksal beklentinin olduğu somut değişim hemen fark edilir ve insanlar tarafından görülür.

7


felsefe

Örnek: Kemal ve Furkan uzun süredir birbiriyle iletişim kuran iki arkadaştır. Kemal yakın zamanda başka bir mahalleye taşınmıştır. Beş sene boyunca fiziksel olarak görüşmeyen iki arkadaş, telefondan iletişimlerini sürdürmüştür. Altıncı sene sonunda birbirileriyle buluşmaya karar verirler. Senelerce telefondan konuşan Kemal ve Furkan, karşılıklı olarak birbirilerinin kişiliklerinin değişimine şahit olmuşlardır. Belirli bir zaman içerisinde bu değişime şahit olduklarından ve birbirilerini bildiklerinden dolayı, buluşmada ikisinin de şaşırabileceği tek şey, birbirilerinin fiziksel özellikleridir. Bir beklentileri vardır ancak bu beklenti, soyut anlamlar yüklenen ve içsel (kişiliğe dair) değil biçimseldir (fizikseldir). Yani beklentilerine yükledikleri soyut anlamlar, kişinin özüne (kişiliklerine) bağladıkları anlamlar yoktur. Bundan dolayı buluştukları zaman ilk önce şaşırma durumu olabilir ikisinde de. Furkan’ın boyu uzamışken; Kemal’in saçları eskisinden farklı olarak upuzun olabilir. Birbirlerinin bu özelliklerine ilk başlarda şaşırırlar. Ancak sohbet ilerledikçe duygusal beklentilerin somut değişimlerde olmasından dolayı olagelen değişim, değişim olarak algılanmayabilir. Mantıksal beklentilerin olduğu somut değişim kişide yukarıdaki türden daha fazla etki bırakır. Örneğin Ömer ve Fırat bir hafta sonra paten sürmek için anlaşırlar. Gitmelerine 3 gün kala Ömer’in ayağı kırılır. Bunu Fırat’a önce söylemez. Ancak patene gitme günü geldiğinde Fırat, çocuğun ayağını görür ve çok şaşırır. Şaşırma ve kalan etki, başta dediğim sebepten ötürüdür. Yani beklentinin o yönde olmasındandır. Fırat tarafından olagelen değişim görülür.

b. Soyut, (Duygusal ve İçsel) Değişim Soyut değişim, kişilerin şeylere yükledikleri içsel anlamların ve duygusal beklentilerin değişimlerdir. Bu değişimde kişi, fiziksel özelliklerin getirebileceği materyalist farklılıklara değil; şeye yüklenen ruhsal özelliklerin getirebileceği duygusal anlamların, beklentiyle arasındaki pozitif veya negatif farklılığına bakar. Soyut değişimin temelindeki duygusal anlam verme, materyalist beklentileri karşılayabilecek bir hareketten daha çok duygusal beklentileri karşılayabilecek bir harekettir. Bundan dolayı bu tür değişimlerde fiziksel farklılıklar genelde öne çıkmaz. Yani maddesel dünyada büyük farklılık olsa dahi bu değişim türündeki beklentiler bunu umursamayabilir. Eğer bir içsel değişim, durumun veya olayın işleyişine çomak sokmazsa (beklentiye karşı gelmezse), kişi bunu çoğu zaman fark etse dahi normal karşılar (somut değişimlerdeki gibi). Ne zaman ki kişinin veya grubun beklentilerine karşı olarak çıkarsa, o zaman gerçekten de değişim olarak algılanır. Yani eskisinden daha farklı olması göze batar. Duygusal beklentileri maddesel bir nesneye olan birisi için o nesnedeki, maddesel değişimler değişim olarak görülmeyebilir. İlk fark ediş büyük olsa bile, nesnede mantıksal ve maddesel olarak herhangi bir işte kullanılan özelliğin olmaması durumunda, kişi beklentileri doğrultusunda olagelen ruhsal farklılığı belli bir süre sonra görmemeye başlar. Duygusal beklentilerin soyut değişimlere yansıması insanda büyük etkiye yol açabilir. Olagelen değişim görülür.

Örnek: Yunus ile Emre iki yakın arkadaştır. Yunus, Emre’nin onun hakkında bildiği ve sevdiği bir özelliğini değiştiriyor. Para kazanmak için dürüst olmayı bırakıyor. Emre bunu ilk görüşmelerinde fark etmese de sonrakilerinde fark ediyor. Yunus’un bu süre zarfında herhangi bir fiziksel özelliği değişmiyor. Gerçekten de üzülüyor çünkü Yunus’u yıllardan beri tanıyor. Emre’nin bek-

8


febisa dergisi

lentisi duygusaldır. Onu gerçekten etkileyebilecek değişim de soyut değişimdir. Tam da böyle olduğu için kişinin garipsemesi ve şaşkınlığı uzun sürebiliyor. Fiziksel bir değişim gözükmese de büyük bir değişim ortada: Duygusal beklentilerin soyut değişimleri. Barış ve Cem yakın arkadaşlardır. Birbirilerini çok severler ve desteklerler. İkisi de sanatçıdır. Yıllar geçtikçe yaşlanırlar. Cem bir gün hayatını kaybeder. Barış üzülür. Cem’in çok eskiden Barış’a hediye ettiği bir şapka vardır. Barış, bu olaydan sonra o şapkayı tekrar inceleyip düşüncelere dalmak için kaldırdığı yerden çıkartır. Gece boyu inceler. Ancak gün doğduğunda uyuyakalır. Barış’ın köpeği şapkayı dişleyip ağzına alır ve başka bir odaya bırakır. Barış uyanıp şapkayı bulduğunda oldukça üzülür. Şapkada diş izleri vardır ve delinmiştir. İçi burkulmuştur çünkü bu, ondan kalan bir eşyadır, anıdır. Şapkadaki belki küçük izler en büyük değişimlerden birisidir ona göre. Çok etkilenir. Duygusal beklentilerin olduğu somut değişimler de insanda etki bırakabilir.

Toplumsal ve Bireysel Değişimler Bireysel Değişim İlk tanımda bahsettiğim hareket bir kişide, toplumdan daha hızlı gerçekleşir, olagelir. Bundan dolayı değişim isteyen bireyler, değişim isteyen toplumlardan sonuca ulaşma konusunda daha çok potansiyele sahiptir. Yukarıda incelemiş olduğum örnekler ve sınıflandırmalar bireyler içindir. Bundan dolayı pek açıklamada bulunmayacağım.

Toplumsal Değişim Toplum, içinde fazla insan bulundurandır. Bireysel değişimlerdeki beklenti kavramı, toplumsal değişimleri diğerinden ayırır. Çünkü toplum, içinde bu dört değişimi de isteyen ve beklentileri farklı olan çok fazla insan bulundurur. Her insanın aynı beklentilerle aynı değişimi istemesi, ihtiyaç görmesi neredeyse imkânsızdır. Bundan ötürü beklentilerin farklı olması, değişimleri farklı yorumlamaya yol açar. Bu durumda özellikle de içsel anlamlar yüklenen değişimlerin ayrı fikirlere sahip gruplarca yorumlanması, toplumun belirli bir kesimi tarafından tartışılabilir, reddedilebilir ya da kabul edilebilir. Ancak bunun varlığı temelde yatan hareketi kimi zaman engeller kimi zaman ateşlendirir (kimi zaman engellemek ateşlemeyi başlatır). Hareketin tepkisiz ve başarılı bir şekilde engellenmesi durumunda, toplum sonucu daha geç getirir, görür. Değişim, hareket ve dâhilinde de karar, beklenti gerektirir. Karar ortak beklentilerle alınır; değişim ortak yapılır. Toplumun diğer toplumlar arasındaki değişimi, ayrı düşünen grupların ortak beklentilerine göre şekillenir. Toplum, içindeki tüm bireylerin ortak beklentileriyle yürümediği zaman arzu edilen sonuç, olagelmesi gereken andan kopabilir. Eğer koparsa, toplum büyük bir kumar oynamış olur: Ya diğer toplumların yanında değişerek yükselir, ya da değişerek düşer.

Theseus’un Gemisi Problemine İlişkin Cevaplar İlk gelen gemi A gemisi, parçaları değişmiş olan gemi B gemisi ve diğer bir yanda tekrardan yapılan gemi C gemisi olacak şekilde varsayım yapalım. Eğer bir gece kimse bilmeden C gemisiyle B gemisi yer değiştirilseydi fiziksel bir farklılık olmadığı sürece bunu kimse fark etmezdi. Hatta anı olarak görülen cisim yine aynı değeri ve anlamı görürdü. Yani B ve C gemisi aynı gemi olurdu insanlara göre. Aslında belirli bir fiziksel fark olsa bile insanlar bu gemiyi anı olarak gördüğü sürece yani beklentilerini mantıksal yapmadıkları durumda (gemiyi fiziksel olarak kullanmadıkları halde) somut değişim kendini pek göstermezdi. Elbette somut olarak değişmiş

9


felsefe

olurdu. Ancak beklentiler duygusal olduğu için değişim “değişim” sayılmazdı. Çünkü fiziksel kullanılmadığı için göze batmazdı. Ancak değiştirildikten sonra eğer gemi fiziksel işlevi olan, fiziksel çıkara ve işleyişe yönelik şekilde kullanılsaydı (hatıra gezisi olabilir mesela), işte o zaman en küçük farklılık olması durumunda gemi “değişmiş” olurdu. Kullanılmadığı sürece gemi aynı gemi olarak kalmaya devam edecekti. Eğer ki küçük bir farklılık olması durumunda dahi gemi işlevini sürdürebiliyorsa örneğin: Yelkenleri aynı büyüklükteyse, aynı hızda götürebiliyorsa ancak daha eskimiş ve sararmış ise bu değişim, fiziksel ve mantık çıkarları işleyişi başlığındaki ilk paragrafta anlattığım sebepten ötürü fark edilse dahi normal karşılanırdı. Mantık çıkarları ve fiziksel değişimlerin en özgün özelliklerinden birisi budur: Kişi veya şey kısa vadede fark edilir ve garipsenilebilir ancak uzun vadede insan beklentileri genel olarak bunlara yönelik oluşmadığı için uzun vadede normal karşılanabilir. Bireylere göre problem burada biter. Toplumda bireylerin farklı beklentileri olabileceğine karşın olagelen değişim, her seçenektir. Yani yukarıda verdiğim cevapların her birini farklı gören olacaktır. Ancak hepsinde süren düşüncelerde, beklentileri uymasa dahi ortak noktası: Olagelen bir şeyler vardır. Bu değişimdir. Olageldikçe değişim de olacaktır. Gemi her türlü kendi içindeki atomların elektron hareketlerinden, dışındaki her özelliğe kadar zaman içinde olageldiği için değişmiştir. Yorumlama farklıdır. Herakleitos haklıdır: Her şey hareket halindedir.

Özet Özet olarak insan beklentilerine göre değişimleri görür ya da görmez. Ancak bu, bazı değişimlerin olmadığı anlamına da gelmez. Duygusal beklentilerdeki somut değişim gerçekleşmiştir, görülmemiştir. Mantıksal beklentilerdeki somut değişim gerçekleşmiştir, görülmüştür. Duygusal beklentilerdeki soyut değişim gerçekleşmemiştir, görülmüştür. Mantıksal beklentilerdeki soyut değişim gerçekleşmiştir, görülmemiştir. Gerçekleşmenin kullanıldığı anlam büyük çapta olagelmektir. Toplum değişimi istiyorsa beklentilerin çatışması olmadan hareket etmelidir. Yoksa genel olarak zaman kaybeder. Toplumun ve bireyin değişim bakış açısı, kendi içindeki beklenti farklılıklarına rağmen bir ortak noktaya sahiptir. Olagelen şeyler. Beklenti duygusal da olsa, mantıksal da olsa ve değişim, somut da olsa, soyut da olsa hep olagelenler, gerçekleşenler üzerinedir. Duygu da biyolojik olagelmedir. Mantık da öyledir. Değişim türlerini yaratan da budur. Olagelmedir...

İbrahim Durmuş

Kaynakça * https://tr.wikipedia.org/wiki/Theseus%27un_gemisi * Herakleitos, Fragmanlar * Douglas Adams, Last Chance to See

10


febisa dergisi

Zenon Paradoksları

Acaba bir yerden başka bir yere gitmek gerçekten mümkün müdür? Hareket etmek gözümüzün bize oynadığı basit bir illüzyondan mı ibaret? Evrende olan her şey durağan mıdır? Bu sorular ilk olarak bizim aklımıza gelmedi. Ünlü Yunan Filozof Elealı Zenon(MÖ 490?-430?) bildiğimiz kadarıyla bu soruları soran ilk filozof. Diyalektik düşünce ve mantık kavramlarıyla da ilgilenen Zenon’un asıl ünü ortaya attığı Akhilleus ve kaplumbağa, dikatomi ve ok paradokslarıdır. Bu yazımızda bu paradokslar hakkında konuşacağız.

Akhilleus ve Kaplumbağa Paradoksu Yunan kahramanımız Akhilleus (Aşil) bir kaplumbağa ile yarışır. Şimşek kadar hızlı olan Akhilleus, kaplumbağaya avans verir ve yarışa daha geriden başlar. Yarış başlar ve kahramanımız hızlı bir şekilde kaplumbağanın yarışa başladığı yere gelir. Ama kaplumbağa bu sürede bir miktar yol kat etmiştir. Akhilleus oraya da yetişir ama kaplumbağa yine bir miktar yol kat etmiştir. Akhilleus’un kaplumbağaya yetişeceği her seferde kaplumbağa bir miktar yol gideceği için Akhilleus kaplumbağayı hiçbir zaman yakalayamaz ve kaplumbağa yarışı kazanır.

Dikatomi Paradoksu Bir kişi a mesafelik yolu gitmesi için ilk önce a/2 mesafelik yol gitmelidir. a/2 mesafelik yol için a/4 mesafelik yol gitmelidir. a/4 mesafelik yol için a/8 mesafelik yol gitmelidir. a/16 mesafelik yol için... Gidilen yol sürekli yarıya bölünebileceği için bu kişi yola asla başlayamaz. Bu yüzden hareket imkansızdır.

Ok Paradoksu Ok atıldığında hedef ile aralarında belirli bir mesafe vardır. Ok her an belirli bir noktadadır. Bir noktada okun hareket etmeye zamanı yoktur. Nokta sayısı sonsuz olduğu için hareket imkansızdır ve ok hiçbir zaman hedefe varamaz.

11

1/2

1/4

1/8

1/16


bilim

Her ne kadar 3 farklı paradoks gibi gözükse de özünde Zenon’un paradoksları bize hareketin imkansız olduğunu söyler. Ona göre mesafeler sonsuz noktalardan oluşmuştur ve noktalar herhangi bir süre içerisinde geçilemez. Bu yüzden Zenon hareketi bir yanılsama olarak görür. Evrende her şeyin durağan olduğunu söyler.

Hareket Gerçekten İmkansız mıdır? Bu paradokslarda mesafeler sonsuz gibi gösterilmiştir ama durum hiç de böyle değildir. Mesafe de dahil olmak üzere evrende sonsuz hiçbir varlık yoktur. Varsa bile bizim algılarımızın hiçbiri sonsuzu bilmez. Biz sadece zamanla sonsuza alışırız. Alıştığımız bu sonsuzluk bizim fikirlerimizde yaşar. Kum tanelerini sayamıyor ve sayısını bilemiyor oluşumuz onun sonsuz olduğunu göstermez. Aynı zamanda bir diğer yanılgı, doğru ve nokta kavramlarıdır. Bir doğruda sonsuz nokta olmasına karşın noktaların birleşiminden herhangi bir şey oluşmaz çünkü noktanın boyu ve eni (büyüklüğü) yoktur. Bir doğrunun da herhangi bir eni yoktur. Aynı şekilde evrende herhangi bir nokta veya doğru yoktur ki evrenimizdeki her şey 3 boyutludur. Biz doğru ve noktayı sadece fikir olarak biliriz. Bu doğrultuda aslında bu paradoksların yanlışlığı daha kurulum aşamasındadır. Bu paradoksların kurulum şekli yanlıştır. Tabi bu paradokslar günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce ortaya atıldığı için günümüzde sahip olduğumuz bazı bilgilere o zamanlarda henüz sahip değildik. Mesela Heisenberg Belirsizlik İlkesi. 1927 yılında Werner Heisenberg bize bir cismin birim zamanda konumunu ve hızını aynı anda kusursuz bir şekilde ölçülemeyeceğini kanıtlamıştır. Bu ilkeyle beraber bu paradoksların kurulumundaki hata bir kez daha gösterilmiştir. Ama ne hoş ki Zenon bu hataları yapmasa bugün bu ilkeyi bulamayabilirdik. Bilim hatalarla ilerliyor sonuçta. Son olarak da bu paradoksa matematiksel olarak yaklaşmayı deneyeceğiz. Acaba 1/2 + 1/4 + 1/8 + ... +1/2n dizisinin toplamı nedir? Bu dizinin toplamının matematiksel değeri 1’dir. Hemen ispatını yapalım: sn= 1/2 + 1/4 + 1/8 + 1/16 + ... + 1/2(n-1) + 1/2n

1/32

n sonsuza yaklaşırken, denklem 2 ile çarpılır. 2sn= 2/2 + 2/4 + 2/8 + 2/16 + ... + 2/2(n-1) + 1/2n 2sn= 1 + [1/2 + 1/4 + 1/8 + 1/16 + ... +1/2(n-1) ] 2sn= 1 + [sn- 1/2n ] iki taraftan sn çıkarılır. sn= 1 - 1/2n n sonsuza giderken 1/2n 0’a yaklaşır. sn 1’e yakınsar.

12

1/8

1/2

1/64

1/16

1/4


febisa dergisi

Özet: Görüldüğü gibi akıllıca düşünülmüş bu paradoksların hatası daha düşünülme aşamasındadır. Bu paradoksların en güzel yanı insana sonsuzluğu ve hareketi derinden sorgulatmasıdır. Düşüncelerimizin bize oynadığı oyuna güzel bir örnektir. Yazıma Zenon’la ilgili bir hikayeyi anlatıp bitirmek istiyorum. Zenon bir buğday yığınını gösterip “Buradan bir buğday tanesi alırsam yine yığın olur mu?” diye sorarmış. “Evet.” cevabını alırsa “Bir buğday daha alırım ve bir tane daha... Sonuncu buğday tanesini de aldığımda kalan hiçlik de bir yığın olmalı.” diye cevap verirmiş. “Hayır.” derse “Öyleyse bir tane daha eklerim ve bir tane daha. O zaman bu buğdaylar hiçbir zaman bir yığın oluşturmaz.” diye yanıtlarmış. Görünüş aldatıcıdır.

Taha Emre Kurt

Kaynakça *https://yeniokul.net/3262/dikotomi-nedir#:~:text=İngilizcesi%20dichotomy.,sosyal%20bilimler%20 alanında%20da%20kullanılıyor *https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Zenon’un_paradokslar%C4%B1 *https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Eleal%C4%B1_Zenon *https://en.m.wikipedia.org/wiki/1/2_%2B_1/4_%2B_1/8_%2B_1/16_%2B_%E2%8B%AF *https://psikologo.com/eleali-zenon-felsefesi/ *Görseller editör tarafından yapılmıştır.

13


sanat

Bale Evet sonunda yeni cinayetim hakkında konuşabileceğiz. Hadi size kurtardığım kişiyi nasıl bulduğumu anlatayım. Onu bir bale gösterisinde buldum. İlk olarak Ölüm ile bir yere gitmeye karar verdik. Gerçekten iyi bir yer olmasını istiyordum. Onun da sevebileceği bir yere gitmek istedim. Sinema biraz klasikti. Bunu düşünerek yolda yürürken bir çocuk bana el ilanı verdi. Çocuk çok sevimliydi. Çilleri nerdeyse bütün yüzünü kaplamıştı. Saçları turuncu ve sanki dokunsan kaybolacak gibiydi. Gözlerine dikkat edemedim. Kıyafetleri biraz eskimiş ama konuşma üslubu tam bir İstanbul beyefendisi gibiydi. İşte ondan aldığım el ilanında bir bale gösterisi olduğu ve bu gösterinin ücretsiz olduğu yazıyordu. Güzel bir fikir gibi geldi ve işte burada bu gösteriyi izlememizin sebebi de bu. Ölüm’ü ikna etmem biraz zor oldu. Ama gerçekten gitmek isteğimi anladığında kabul etti. Beraber hazırlandık ve gösteriye 10 dakika kala koltuklarımıza yerleştik. İlk defa bir bale gösterisine geldim umarım çok sıkıcı değildir diye içimden geçirirken fısıltıyla: “Heyecanlı mısın?” diye sordu Ölüm. “Neden heyecanlı olayım ki?” “İlk defa geliyorsun ya.” “Doğru heyecanlıyım ama gösteri yüzünden değil.” Sonuçta buraya kurtaracağım kişiyi bulmaya geldim ve bunu Ölüm ile yapıyorum. O çok tuhaf biri ama bu yüzden onu seviyorum. Bir anda kayboluyor ya da benim bile kendimde emin olmadığım şeyleri biliyor. Yine düşüncelerime dalmışken gösteri başladı. Gösteri iyice ilerlemişti ama ben hâlâ bakan kör idim. Dışarıdan kızın bale yapışını izliyormuşum gibiydi ama ben sadece kızın gözlerine bakıyordum. Gözlerinde hiç anlayamadığım bir duygu vardı. Bir belirsizlikle ve tamamen dans edişine odaklanmıştı. Kimseye bakmıyordu. Yukarı doğru kafasını kaldırırsa gözlerini en uzaktakine bağlıyor ve sanki ruhuyla vedalaşırmış gibi nefes alıp acıdan gözleri doluyordu. Kafasını aşağı doğru çevirmesi gerektiğinde en derine iniyor bakışlarıyla beraber. Sanki sadece kaybolmak istermiş gibi sanki sadece ölmek istermiş gibi kendini atıyor sallandığı salıncaktan. Çiçeklerle dolu olması gerekirken her şey siyah beyaz oluşu onu itmeye yetiyor. Ve yere düşüyor, yeniden doğrulmaya çalışırken izleyiciler homurdanıyor ve bu sefer bilerek pes ediyor. Sadece ölmeyi dileyerek kendini teslim ediyor. Dansı sanki cesetleriyle yaparmış gibi her şeyini ortaya koyuyor. Nefesi kesiliyor asla tamamen çekemiyor havayı içine asla ciğerleri kabul etmiyor tamamen yaşamayı. Ama insanları memnun etmek uğruna yine kendine küsüyor. Ölü ruhları çağırıyor. Kendi ruhuna dikiyor hepsini ve gösterisini bitiriyor. “Nasıl buldun gösteriyi?” Gülümsedim ve “Buldum.” dedim.

Dağçin Turgut

14


febisa dergisi

Seri Cinayetler “O gün de normaldi, gerçekten.” derken titriyordu. Hâlâ gördüklerinin etkisinde olmalıydı. Sonuçta onu bu kız buldu. Polise haber verecek kadar soğukkanlı olmasına bie şaşırmalı diye düşünürken kız olayları anlatmaya devam etti. “Gece etüde gidiyorduk. Okulun kendi etüdü. O sırada biz arkadaşımla yurttan çıkmış okula yürüyorduk. Arkamızda bir polis aracı ve büyükçe de bir araba vardı. Polis aracı genellikle o saatlerde kontrole gelir o yüzden onlardan şüphelenmiyorum doğrusu. Tepede olduğumuz için bizi kontrol etme ihtiyacı duyuyorlar herhalde. Farını sonuna kadar açan arabanın da çöp arabası olduğunu düşünmüştüm o sıralar. Pek önemsememiştim doğrusu. O sıralar etüde gideceğim için canım sıkkındı.” Polis araya girdi. “Farı açan aracın çöp kamyonu olduğundan emin değilsin yani?” Kız devam etti. “Açıkçası evet. Siz de olsanız dikkat etmezdiniz. Paranoyak gibi 7/24 etrafa bakmıyorum.” Kollarını birleştirdi. Olayı tekrar tekrar yaşamış gibi titriyordu. “Baksaydım yaşar mıydı?” diye sordu polise. Polisin tabiriyle yağmurda titreyen korkmuş bir köpek gibi bakıyordu. “Hayatta başımıza gelen hiçbir şeyi değiştiremeyiz, olayı anlatmaya devam edin lütfen.” Kız gözyaşlarını sildi ve anlatmaya devam etti. “Biz arkadaşımla aynı sınıfta etüde giriyoruz. İkimiz de sınavlara çalışıyorduk. Saat 20.20’de araya çıktık ve yurda gidip ara öğünümüzü aldık. O, bir kitabını yurtta unutmuştu ve onu almaya gitti. Ben de diğer arkadaşlarımla beraber takıldım. Normalde dakik biridir ancak saat 21.40 olmuştu ve o hâlâ gelmemişti. Ben de merak etmeye başlamıştım. Etüdü asıp yurda gittiğimde onu öylece… yerde..” Kız artık hüngür hüngür ağlıyordu. Polis birkaç saniye bekledi ve koltuğunda geriye yaslandı. “Zor olacak ama biraz ayrıntı verir misin?” Kız nefeslerini kontrole almaya çalıştı ve anlatmaya devam etti. “Odaya girdim ve o karnından en az yirmi kez bıçaklanmış, boynunda da bir tane kesikle yerde yatıyordu. Kolu öne doğru kıvrılmıştı. Çığlık attım. Aşağıdakiler de benim çığlığıma koştu. Ben direkt sizi aradım. Yerde kanıyla bir şeyler yazmıştı ancak ben ona yaklaşamadığım için okuyamadım sadece kanıyla bir şeyler yazmış olduğunu gördüm.” Polis durakladı. “Senden başka da bu olayı bilen var yani?” Kız tedirgin oldu. “Evet onlar burada değil mi?” Polis onu umursamadı. “Sonra buradasın yani, cesede dokundun mu?” “Hayır dokunmadım, diğer kızlar da dokunmadı.” Polis gülümsedi, yerinden kalktı ve kapıyı kilitledi. O sırada kapı kırılırcasına tekmelendi, yumruklandı, silah sıkıldı. En son biri bağırdı. “Şu an içeride bir rehine ve bir katil var, kapıyı açamıyoruz, tamam.” O anda anladım. Arkadaşımın katiline ifade vermiş, bir de onunla aynı odada tıkılı kalmıştım! Bana manyakça gülümsüyordu. …

15


sanat

İki can kaybetmiştik. Bu manyağın öldürdüğü iki lise öğrencisi. İki öğrenciyi daha tanık koruma kapsamına aldık ancak kamera kayıtlarından izlediğimiz ifade anlarında anlatılan cinayeti bulamıyoruz. Her yer temizlenmiş. Ancak bildiğimiz bir şey var. Bu adam durmayacak. Nerede, ne zaman, kimi kandırıp öldürür bilmiyorum ama durmayacak...

Azra Karaağaç

16


febisa dergisi

Gençlik İçimde emsalsiz gençlik kederi, Bu muydu üç günlük dünya ederi Neden varım neyden varım bilmiyorum Sözde her şey tanrı, her şey tanrı eseri. Bahtımın karası yapışıp yakama, Tuz bastı kanayan gençlik yarama, Okumaya yazmaya karşı bir zihin Her gün taşlar koyar zorlu yoluma Var mıdır yaşamımın zerre önemi Hayatım gemiyse kimde dümeni Ne iyidir ne kötüdür bana bırakın Belki de bilerek yakarım şu gençliğimi.

Yusuf Çetin

17


sanat

Gitti Öylece gidiverdi ama en sonunda, Belki de yüreğine gömdü her şeyi. Bu şehri o da çok severdi aslında, Belki de hiç istememişti gitmeyi. Boşlukta sallanıyor gibiydi evde, Sanki bazı şeyler yarım kalıyordu. Derin bir hissizlik vardı gözlerinde, Ömürlük evine son kez bakıyordu. En sonunda vurdu kapıyı arkasından, Yaralı gönlüm bir yara daha aldı. Hoşça kal bile diyemedim ardından, Elimde sadece bir fotoğraf kaldı...

Yusuf Çetin

18


febisa dergisi

Natali’yi Sevme Hayat, acı ve garip Babam doğmasa, Ölmezdi acı çekerek Ya da sokmazdı arı, kulağını Ah Natali, çiçek koklayınca Hoş geldi demek Anlık körlüğü değişemezsin: Bilsen körlüğü, bilmezsin; Giysen gözlüğü delirirsin. Babalar sevilir baba olduğu için Sevilir doğurduğu için anne Ama ben uyuyordum Kabus bile görmeden yatarken Kaldırdılar beni

Ne diye Koklayalım diye, Ve kaldı yatakhanede bir çocuk Yastığı taştan yün ile Öldü yirmisinde Kulağı kan içinde Ama tabi ki Natali, İkisi de insandı, iyiliğe Günahlardan sonra Karar verirlerdi. İlatan, natalİ Kimdi bana taş atan Varlığın tok hayali Anlatır gibi yap da Duysun acıya üreyen Burundi

Silahtan fırladı mermi Tepsitafor sekti hepsine Saçma bile garipti Hakikatten daha çok benliğe Dünya tekmiş Parmak izim de öyle Hazinelerim nerede öyleyse Yıldızdan kopan girmezse mideme Kuru ekmekten değil Bu gözlülükten ölürüm Balon saatin esnekliği geçmez, Ben ölüyüm. Kafiyelerle Acı ve garipliklerle.

Vasıf Niksar

19


sanat

Zaman Durur Geberirken Sözlerde Pera, getir önlüğümü! Yere kan dökülmesin Sana da zor gelmesin temizlemek Kaç git buralardan yoksa Beni senin öldürdüğün tuzu köyünde uyanır Cinayet işlemedin, Papatyalı bir mendil de koy elime Güllüyü sen al Annen cama koyar Ve de kanlı bir dudak Ölmüş hayvan gibi kokmaz elim Ömürmüş hayvan gibi korkan Camlarda kırılan yemek akşamı deli Merdivenlerden çıkar çatal ve bıçak Çocuklarım sağdan, babalarım soldan akar Seni benden başka kim düşünebilir? Uçurumdan bile taş atmamak boşluğa Son görülen gözler seninki mi olacaktı Pera! Belki de çakarı bu aklımın egoma Onca yıl arasından kalan bir dilli huma Ne olacaktım ne oldum, öldüm Çorbayı da soğuk etmişsin Paralar cüzdanda ama alma Her direniş, acıları katlar Beklemek Aptal direnişidir. Elinden tutayım o zaman fakir köylü Birlikte gidelim, Ne yazık ki sana elmaslar alamam gidersem Birlikte gidersek, Alınır sana rüya gibi uykular, Kalmam gerek zenginlik için Zaman direnir geberirken gözlerde Acısız çorbanın kaşığında boğuluruz Su gibi sade, ölürüz sözlerde Pera gibi genç ve cahil kızdan Zehir gelmez akla herhalde Ama gözlerim kara…

Oğlumu ve babaları sil Tükenir çatal, kahyanın çirkin suratı Öldüren de ölür elbet ama Şu anda gitmek ne gariptir Düzeni unuttum sarhoş handa Yok olacağım ve bunu bile bilmeden Var oluş bitecek, O herkesin ömrünü yiyen var oluş: İki saniyede akıyor. Siliniyorum, düşünmeden silinmek iyidir Ama aklım köylüde Çekmecemi bulursa benim Üçünden de ölürüm Zehrinden, zenginlikten, sesinden. Pera!

Orhan Ali Yılmaz

20


febisa

TarafsÄąz liseli dergisi Tamamen Ăźcretsizdir.

Profile for Febisa Dergisi

Febisa Dergisi Sayı 2  

Liselilerin Aylık Felsefe, Bilim ve Sanat Dergisi

Febisa Dergisi Sayı 2  

Liselilerin Aylık Felsefe, Bilim ve Sanat Dergisi

Profile for febisa
Advertisement