Issuu on Google+


DÜŞÜNMEYECEKSİN

simon

BELKİ DE HERKES ÇILDIRMIŞTIR! Hangimiz bir roman ya da bir şiirdeki gibi yaşamak istemeyiz ki dostum? Yo! Hayır, başınızı öyle iki yana sallamayın. Gayet ciddiyim. Karşınıza oturduğumdan bu yana, arka masada oturan genç bayana, omuzlarımı siper ederek nasıl baktığınızın farkındayım… İnkar etmeyin! Bir tokayla, özensizce topladığı saçlarının, vişne çürüğü elbisesinin yakasından fırlamış, beyaz boynuna dökülen, birkaç kumral teline nasıl dikkat kesildiğiniz ve gözlerinizi, adeta Asya işi bir vazoyu andıran, bu incecik boynun kıvrımlarında gezdirirken, nefes alıp verişinizin yavaşlayışı gözümden kaçmadı. Sanki, hızlanan kalp atışlarınızın yarattığı, nefesinizdeki düzensizliğin çıkartacağı sesi fark edeceğinden dahi ürker gibisiniz? Ancak arzularınızın ve şehvetin itkisiyle kavruluyorsunuz şu an dostum. Bütün şu anlattıklarımı dahi tam olarak dinlemediniz. O halde ne duruyorsunuz? Hadi kalkın! ve tam şu anda, o çok arzuladığınız ince boyuna küçük, narin bir öpücük kondurun. Çılgınlık mı? Çılgınca şeyler isteyecek yaşı çoktan aşmış, olgun bir erkeğe benziyorsunuz oysa bayım… Eminim ki siz de bir çılgın olmadığınız ve bu sebepten çılgınca arzulara sahip olmadığınız yönünde benimle hem fikirsiniz. Sahi ne iş yapıyorsunuz dostum? Bir doktor mu, ya da avukat? A ha! bir mühendis. Hafif şişkin göbeğinize rağmen, genel olarak sağlıklı duruşunuz; iyi beslendiğinizi ve kazancınızın iyi olduğunu ziyadesiyle belli ediyor. Ömrünüzün önemli bir kısmını matematik, fizik ya da -her neyse- bunlara benzer bir şeyleri çalışarak geçirmişe benziyorsunuz. Eminim ki okurken de, diğer fakültelerdeki bayan arkadaşlarınıza -şimdi arka masada oturan genç bayana baktığınız gibi- uzun uzun iç geçirerek çokça bakmışsınızdır. Yanılıyor muyum? Ve tanımadığınız bu bayanlarla gidip konuşabilmek, size hep bir çılgınlık gibi görülmüştür. Çılgınlık dediğiniz nedir bayım? Ömrünüzün çoğunu tahsil hayatınızda başarılı olmaya adayarak ve bu nedenle de romanlarda yahut şiirlerde okuduğunuz hayallerinizi bir kenara bırakarak harcamadınız mı? Peki neden? Şu geniş caddelerden geçen son model otomobillerden bir tanesine, ya da iyi döşenmiş geniş bir eve, ya da -fakülte yıllarınızda mütemadiyen iç geçirerek kaybettiğiniz gençlik ateşi yüzünden- sizi asla tam olarak tatmin edemeyecek, ailenize ve kendi sosyal statünüze yakışır bir eşe sahip olmak için mi? Eğer yıllarınızı bunları elde etmek için harcadıysanız, asıl siz çılgının tekisiniz demektir dostum. Çünkü, siz aslında bunların hiç birisini istemiyorsunuz. Şu an tek istediğiniz: o genç ve alımlı bayanın, zarif, beyaz boynuna tıpkı -fakülte yıllarında hayalini kurduğunuz gibi- sıcak bir öpücük kondurabilmek. Ancak bunu kendinize itiraf edebilecek cesarete dahi sahip değilsiniz.


Ulu orta, herkesin içerisinde böyle şey yapılmaz mı? En fazla ne olabilir ki? Bayan bağırıp çağırır, belki bir tokat atar, garsonlardan bir veya bir kaçı sizi kafeyi terk etmeye davet eder ve bekli de bir daha asla yüzünü görmeyeceğiniz şu kalabalık, şaşkınlıktan gözleri ayrılmış bir şekilde, birbirleriyle fısıldaşarak sizi ayıplar. Hepsi bu. Üstelik bunların hiç birisinin olmaması ihtimali de var. Bir mühendis, yetişkin bir erkek için çok mu zor bir durum? Ya da arzularınızı dizginleyerek ruhunuza işkence edecek kadar önemli mi? Neden hep isteklerinize herkesin buyruklarına göre yön veriyorsunuz dostum? Herkesin hoşuna gidecek lüks bir otomobil, herkesin hayran kalacağı geniş ve iyi döşenmiş bir ev, herkesin hakkında olumlu -ancak yapmacık- yorumlar yapacağı bir hanım istiyor ve herkesin arka masada oturan genç bayanın boynuna konduracağınız ufak, masum bir öpücükten dolayı sizi ayıplayacağını düşünerek bundan vazgeçiyorsunuz. Oysa görüşlerine çok kıymet verdiğiniz o herkes, şu güzel bahar akşamüstü, sizi biranızı tek başınıza yudumlamaya terk etmiş durumda değil mi? Jean Valjean ya da Raskolinkov bu şekilde davransalardı birer roman kahramanı olabilirler miydi? bir düşünün. Hayatınıza korkularınızla yön veriyorsunuz bayım. Hala çılgınlık diyorsunuz. Çılgınlık dediğiniz nedir? Herkesin yaptıklarını yapmamak, davranışlarınıza kalabalığın koyduğu kurallara göre değil de, kendi arzularınıza göre yön vermek midir? Diğer herkes gibi olmamak, onlar gibi çalışmamak, onlar gibi inanmamak, onlar gibi giyinmemek, onlar gibi evlerde oturup, onların bindiği otomobillere binmemek, onların ahlak kurallarına uymamak, onların normal olarak kanıksadığı ne varsa, bunların dışarısında olmak mıdır çılgın olmak? Yo bayım! Hayır, bilemezsiniz… Belki de herkes çıldırmıştır!

simon


Tam unuttum derken ismini cismini Bir şarkı çalıyor köşede bir yerden acıklı Saçları ipekten küçük bir kız çocuğu geçiyor Tutmuş babasının gülümseyerek iri ellerinden Sonra ben dayıyorum kambur sırtımı eski bir duvara Bir sigara yakıyorum çekiyorum derinden bir nefes... Bir iki öpüşmelerimiz geliyor aklıma...Islak ve sıcak Nasıl anlatayım işte kızımız olsaydı adı ne olurdu diye düşünüyorum...

ekim şairi


SEN ANLARSIN!

Rüzgâr güzeldir. Hele de yağmurluysa… Öyle değil be adam! Donacaksın iliklerine kadar. Hani damlalar çarpacak yüzüne… Gözlerin kısılacak. Beynindeki müziği duyacaksın yağmurun asfalta vuruşlarında. Tüm eşkıya fikirleri yok edecek Aiolos… Hazır elektrikler de gitmişken basıp gitsem sessizce diye geçireceksin aklından. Bilmezsin ki ten, en güzel dansını rüzgârla eder. Öyle değil be adam! Daha yürekten… Daha rahat… Daha bir kendince… Sen bilmezsin adam. Tek istediğim biraz inceliktir benim. Ruhun kırılmaz inceliğini bilmezsin. Bulutlarda yatmak gibidir onun hassas güveni. Sen gibilerde pişmanlıkla beraber gelir ancak ruh inceliği. O da geçicidir hani… Sularım buzlaşmaya yüz tuttu. Hani anlardın ya sen adam… Anlamadın. SEN ANLAMAZSIN…

frida


İNTİKAM

Ne melet bir duygudur bu intikam. Sözcük bile ağır, ürpertiyor insanı. Sanki nefret ve acı dolu bir yaşamın izlerini anlatıyor. Kötülüğü seçmiş bir kaderin umarsızca etrafına saldırması canlanıyor gözlerimizde. Öyle midir acaba? Bu kadar basit midir? İntikam, merhametin insanlığı saf dışı bırakıp, tek başına ayakta durmanın gerekliliğini öğretmiyor mu? Evet, aslında unutmamayı, yaşadıklarının hesabını sormak için güçlü durmanı sağlıyor belki de. Bireyci bir duruşun güçlü, hırslı bir yanı oluveriyor birdenbire. İnsan doğasının doğuştan kötü olduğu gerçeğini gösteriyor insana, ve bu yüzden güçlü ve hırslı olmanın gerekliliğini.. İçini acıttıkları an; işte şimdi değiştim ve her şeyi yapabilirim dersin artık bu duyguyla…

reus


BİR YAZ GÜNÜ Güneş gözlerimi kamaştırıyor.Kamaşık gözlerimi bu sarı parıltıdan çektiğimde, ortası mor benekli çevresi küçük mavi yapraklarla bezeli beyaz, askılı elbisesi ile bana her bakışında içime tarifsiz anlar dolduran karımla göz göze geliyorum.Bakıyor bakıyor ve gülümsüyor.Ben de bilmukabele, hiç kimseye göstermediğim istesem de gösteremeyeceğim en mütebessim halimle karşılık veriyorum. Mutluyum. Dünya güzeli eşim o sırada dünya tatlısı kızımı alıp bana doğru yaklaşıyor.İkisini de sarılıp öpüyor, kokluyorum.Eşimin bebekleri parıl parıl parıldayan, en fırtınalı anlarımda dalıp durağanlaştığım, adına şarkılar yazılası gözleri beni seyreylerken küçük kızımın minik ayakları elleri ile oynuyor, garip sesler çıkartarak ona muziplikler yapıyorum.Kısa bir süre sonra sonra annesi uyutmaya götürüyor. Huzurluyum. Denize bakıyorum.Güvertenin hemen sağ çaprazındaki direğe yaslanmış, ellerimi göğsümde çiçeklemiş, kısık bakışlar gönderiyorum sular üzerinden ufuklara.En derininden bir iç çekip türlü ruhaniyet dolu bir üf bırakıyorum uzun mu uzun. Sevinçliyim, eteklerinde bin bir sevinçle biran önce gelmek istiyormuş da o an yaşadığı heyecanın bitmesini istemiyormuş gibi yanıma yaklaşan hayat paylaşımcım yürür koşar bir vaziyetteyken.Ne o ne ben bir hamle yapmıyoruz konuşmak adına.El tutuşmamız bir cümle, sarılmamız bir cümle, öpüşlerimiz başka cümle ve cümlecikler oluyor.Hafif bir rüzgarla birbirimize daha da sokuluyoruz.Havalanan saçlarını okşarken sol yanağı avuç içimde.Gülüşünü biraz daha açınca inci gibi dişler giriyor bakışlarıma.Gözler daha kısık ben daha heyecanlı.Bu kez sıra onda.İki günlük sakalımla biraz pürüzlenmiş yüzümde parmaklarının dışa bakan yanları gezintide.Bir küçük koklayış. Bildiğim tüm mutluluk dolu türkü ve şarkılar gelirken aklıma tekrar gülümsüyorum.Teknenin sivri alt kısmı köpürcükler çıkartıyor yarıp geçerken suları.Kalbimde mutlu çiçekler tomurcuklandırıyor aşkımın bakışları. Gamsızım, Yaşarken çıkartmağa çalıştığım anın tadını. Vakitsizim, İçine girdiğim dünya unutturuverirken bana zamanı.Bu tabloyu renklendirecek bir başka misafir daha olamazdı, hoş geldiniz yunus balıkları... Gülümserken yine içten mi içten doğaçlama bir iki güzel söz söylemeye koyuluyorum ki olan oluyor.Önce dalgalar yükseliyor, kulağıma garip sesler geliyor, kızımın ağladığını duyar gibi oluyorum sonra uğultular var.Eşim telaşlı.Tekne sallanıyor.Ve ben neden sonra bunun sadece bir rüya olduğunu anlıyorum. Yılgınım. Günler süren yapımında babasına tüm yardımlarını açan ve sabır timsali uçurtması ikinci hava seferinde tellere takılan bir çocuk gibi şaşkınım. Zifiri karanlık.Terlemişim.Hemen geri yatıp rüyaya dönmeye çalışıyorum.Olmuyor. Üzgünüm. Hava alması için odanın camını açıyorum.Olanlar kafamın içinde bir şelaleden gözlerime akıyor.Susamışım. Bilinçaltımın nerede gördüğümü bilmediğim belki bir oyunda belki sokakta ya da Ankara-İstanbul hızlı tren garında karşıma çıkıp belleğim içine haberim olmaksızın giren bu kişiyi neden tercih ettiğini bilmiyorum. Bir rüyanın bende böylesine ani, böylesine derin izler bırakacağını tahmin edemiyorum.Biraz mutlu, çok daha şaşkın azıcıktan ötede de ne yalan söyleyim üzgün bir ruh halinde yün yatağıma giriyor ve balıklama dalışlar çabalıyorum uykuya...

şizoşems


HER AN-I RÜYA Ben bir çığlık olmak isterim Herkesin bildiği ama duymadığı Ve duymak isterim her çığlığını Çocukların, kadınların, insanların Yitip gitmek isterim kalabalığın arasında Herkes bildiği ama unuttuğu Ve unutmak isterim her anını Yaşadıklarımın, hayatımın Ben bir şafak vakti yol Geceleyin deniz olmak isterim Dalgalanıp dalgalanıp coşmak Sahilere vurup vurup yok olmak Ben senle olmak isterim Her şafak her gece her an Sana sarılıp sarılıp uyumak isterdim Ve inan istemezdim bitsin bu rüya

sanrı


SESSİZ HECELER Baktım, gördüm; duydum, durdum dinledim; bildim, bazen bilemedim; yaşadım, yaşattım; Öğrendim, öğrettim. Bazen çözemedim; Sustum ama yemedim... Beyaz duman gözlerimdi; kırmızı dumanla dans ettim; pembe duman ellerimdi; mavi duman gençliğim, sarı duman özlemimdi; mor duvarlar sözlerim... Pazarlıklı, sessiz hecelerinizden türedi siyah dumanlar... İçtenliğiniz, GÖK KUŞAĞINDAN GÜLÜŞLERİM...

frida


ABSÜRD Yan masada ,yüksek sesle ergenlik çağını atlatamamış insanlar konuşur.Kaç kız düşürmüşler,kaçı bakire kaçı değilmiş, ya da hangisi yatakta çok iyiymiş..Lavaboda makyaj tazeleyen kadınlar fısıldaşır,konuştukları erkeklerin hangisi yakışıklı ya da hangisi araba sahibiymiş.Bir kız sevgilisinden ayrılır gözleri ağlamaktan morarır,herkes fısıldamaya başlar:acaba neden bu kadar üzüldü?Ne yaşandı da(?) kız ağlamaktan helak oldu. İki yakın arkadaş dertleşir,konu eften püften meselelerden açılır sevgililerine gelir,direkt savunma mekanizması çalışır şey biz aslında hiçbir şey yapmadık,yüzler kızarır,şeyyyy sadece anladın işte ileri gitmedik,sizde durumlar nasıla döner.Birini gerçekten seversin,belki de yıllarını onu uzaktan izleyerek geçirirsin.Tanışırsın mutluluktan göklere uçarsın ama kısa sürer, iki hafta sonra yine malum muhabbete gelirsiniz.İstediğin kadar çabala ikna edemezsin.Eğer kadınsan,üniversite okuyorsan,özellikle birde batı nüfusuna kayıtlıysan yandın demektir.Etiketin belli ,çevir çevirebildiğin kadar.Sen ne söylersen söyle yalancısın.Doktor raporu getirsen bile imkanı yok,sen etiketlisin baştan çünkü sen günahların en büyüğüne sahipsin:KADINSIN! Erkek herşeyi yapabilir çünkü o ERKEKTİR!Ama sen kadınsın ve susmalısın.Kadın erkek sözde eşittir.Kim görmüş bir babanın ya bizim kızda çok çapkın diye övündüğünüToplumda bastırılan küçük yaşlarda eğitimi verilmeyen adı cinsellik olarak adlandırılan,erkeklerin porno sitelerinden veyahut da genelevlerden öğrendiği ,kadınlarınsa çoğunluğunun evlenince bile bi haber olduğu bu olay her masada konuşuluyor kimse yalan söylemesin.İsterdim ki herkes küçük yaşlardan itibaren ,hem ailesi hem de öğretmenleri desteğiyle bu konuda yavaş yavaş bilgi sahibi olsun.Anadoluda bir laf vardır atın ağzına yokuş sonunda arpa verilmez diye,hayvan ölmüş zaten.İş işten geçtikten sonra kına gecesi söylenilen sözler ve gösterilen yor yordamlar,genç çiftlerimize sanıldığı kadar yardım sağlamıyor Psikologlar boşanmaların %50 sinden fazlasının sebebini cinsellik olarak açıklıyor.Uzun lafın kısası cidden bu konuda eğitim şart.Yoksa gelecek nesil de bizler gibi olacak.Herkes etiketli ya da herkes hayatta ne oluyor –ne bitiyor bilmeden yasak olan kelimeyi fısıldayacak. Her zaman derim yanlış zamandan doğmuşum diye,ne söylersem söyleyeyim suçlu çıkıyorum çünkü .Sanırım en absürd olan konulardan biri de bu.Derdim kimsenin hayatına maydanoz olmak değil,herkes istediğini yaşasın ama bir çift sözüm var:Sokakta yaşanan aşk sokakta kalır,açın bir kitap okuyun o malum masalarda konuşacak başka konunuz olsun,yarın öbür gün bir anne bir baba olacaksınız peki siz bu haldeyken çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız??

dona 


ÜTOPYAM

Ne vakit ki; İçimde özenle saklayıp büyüttüğüm cennetimden bir kelime dökülür dünyaya, ütopyam oluverir gerçeklerim…

frida


EYLÜL Aynı gün ışığı savrulurken ardında Apollon’un, birer birer kopuyor makilerden sarı yapraklar. Gölgeye ihtiyacı kalmadı bu yurdun artık. Perdeleri yırtıp, ak sağrılarında, şeytanperest oyunlarımızı oynadığımız, Ortodoks dilberlerden, hoş bir inilti yadigardır kulaklara şimdi.

Bir kadeh şarap sunarak çatlamış toprağa, yüceltelim vicdanın ve bakirelerin ikiz tanrılarını. Unutulmuş tüm kadim kentlerin hatırasına birer mum yakalım. Ve üç kez üst üste soralım: şu yeşil kilimleri çiğneyen, granitten yontulmuş ak takkeli dağların, Romalı heykeltıraşının adını.

Bu güzel havalar da terk etti bizi kuşlarla beraber. Güneye göçtü çingene kafileleri birer birer. Bir biz kaldık çürümüş iman tahtalarımızın kokuşmuşluğuyla. Zabıtanın kovaladığı bir dilenci kadar ürkek. Bize yalvarmak bile yasak şimdi.

Mabetlerin ise boyanmış duvarlarında sevişir gölgeleri, tüm asil erlerin ve yosmaların. Ama ne büyük günahtır: piçlerin ruhun setresini delen bakışları.

İleri uzattığımız on tırnak bir buketle, Golgotha’mızda bir biz yalnız bu mevsimde…

simon


Fikrin ne diye sorarsan bu gidişat hakkında Ya yakarız budist rahipler gibi bedenimizi Karışır küllerimiz yedi iklime ,toprağa Ya da uyanırız dökülür ölü toprağı üzerimizden Bir gülümsemeyi ekmeği böler gibi paylaşırız...

ekim şairi


TIRIMTAS Ailesinde memur olanlar bilir,hiçbir yere kök salamamanın acısı kadar yeni yerler görmek,yeni insanlarla tanışmak da güzeldir.Her insan farklı bir hayattır ve her yeni insan,azımsanmayacak kadar bilgi dağarcığımızla ve zekamızla oynar aslında.İlk duyduğumda bana algı sorunu yaşattıran ve açıklamasını öğrendikten sonra güldüren anadolunun çoğu yerinden öğrendiğim deyişleri paylaşacağım sizlerle bu sefer. -Rus kapikinde 5 kuruş etmezsin.(Boşuna kendine değer biçme,değersizsin) -İt ayağı yemiş gibi gezmek. -İki bacağının arasında yedi.(Milletten gizli saklı yemek yemek) -Sağılacak inek sende,satılacak yağ bende.(Zenginsin ama gözün benim malımda) -Dınaz etmek.(Dalga geçmek) -Pello ağanın çiftliği.(Malı mülkü sayılamayacak kadar çok olan kimseler için söylenir) -İt utansa tuman giyer.(Felaketlere rağmen tedbir

almamak)

-Sıça sıça gidip,toplaya toplaya gelmek.(En ufak olayda palazlanıp insanları aşağılamak,sonra özür dilemeden konuşmaya çalışmak) -Aç gezip,tok sallanmak.(Fakir olduğu bilindiği halde,gurur yapıp yardım kabul etmemek) -Agopun kazı.(Çok yemek yiyen) -Kanını satın almak.(Bir şeyin ileri derecede işe yaraması,kar ettirmesi) -Pislik yiyen kaşığını cebinde taşır.

dona 


SEVMENİN NOBEL ÖDÜLÜ Sorunlarımı yıldızlarla paylaştım.. Yetmedi kadehi aldım elime, Dibine vurdum şişenin.. Onlardı dertlerimi dinleyen.. Suskunlukları suçluyu işaret ediyordu sanki.. Yalnızlığım...

reus


OLMAYAN ÜLKEDEN GELEN Hayatta varoluştan beri bu gerçekliğin ötesinden gelmişler vardır. Eğer gerçekten seçilmiş kişilerdenseniz bu insanlar hayatınızın bir noktasında ortaya çıkabilir.Ve o zamana kadar bildiğiniz öğrendiğiniz herşeyi bir anda tepetaklak yerlere serdiklerinde bu seçilmişliği kavrarsınız. Düşündüklerimizin ötesinde bir dünyadan gelmişlerdir sanki.Gündelik hayatta herşeyin önüne bir sıfat koyabilirken onları bir kelimeyle ifade etmek imkansızdır.Bir anda meteor taşı gibi hayatınızın içine düşerler.Öyle ayrı bir büyü vardır ki onlarda korku ve tutkuyla sararlar sizi.Bu büyü sizi hiç bilmediğiniz zevklere,düşüncelere,korkulara kısacası bambaşka bir duygu kuyusuna çeker.Kaçmak yada teslim olmanın arasındaki o kalın çizgi siliniverir.Daha önce mantığınızın yada ahlak kurallarıyla şekillenmiş duygularınız artık işlevselliğini kaybeder.Bu insanlar öyle muhteşem özelliklerle donatılmıştır ki Musa gibi Kızıl denizi ikiye böleceklerine inanırsınız.Gözlerinin içindeki o çılgınca bu dünyadan değilim diyen bakış sizi buna inandırır.İki dudaklarının arasından çıkan her söz sanki sizi büyüler.Ve gerçeklikle hayal arasında sıkışıp kalırsınız.Eğer gerçeklik denen zindandan kaçacak cesareti bulamazsanız sadece sabaha karşı gördüğünüz bir rüya gibi kalacaktır bu miladi ilişki.Ama mantığın ötesine gidecek kadar cesursanız benim aziz dostlarım.... O ZAMAN PETER PAN SİZİ TUTSAKLIĞINIZDAN KURTARACAKTIR...

ekim şairi


KEYFİNCE ...Güzel bir bayan arkadaşım vardı.Yeni eklediği bir resmi önce beğendim, sonra da bir yorum ekledim: "Otuzunda bir kadını Balzac bile bu kadar güzel tasvir edemez".. Özelden yazdı. "ben o kadar yaşlı mı gösteriyorum sinan. seni profilimde istemiyorum.ve siliyorum"....haydaaa!!! ...Schopenhauer, Nietzsche, Gazali ben sizin izlerinizin tozu olam! Az demişsiniz... Ya da ne bilim: Ben hayatı, doğru-yanlış, gerçek-yalan, iyi kötü, güzel-çirkin eksenlerinde dosdoğru, tekamül üzre yaşamaya çalıştım hep. övmek-yermek gibi bir ekseni kattiyyen kabulüm yok. Ki; ..yaşlı gösteren bir yosmaya da, elde edecekmişçesine, yirmilik çıtırsın yavşaklığı da asla yapmam! iki sonuç çıkıyor: Benim; dengesizlik problemim var. Neme lazımdı bir şeyler yazmak...Aptalca dürtülerim, gereksiz işlerim var. şimdi bunları yazıyorum ki: insanları nedensiz umursamışlığım var, her ne kadar söylediysemde kilometrelerce uzaktan bir dişinin sesiyle geçen aptal zamanı, varsın toy gençler yaşasın.. güzelliğine hayranlığım kadar, toyluğum da var. ki bu toyluk: insanların asla benim söylediklerimi değil, işlerine gelen, menfaatlerine uyan kısımları dinleyip kulak kesildikleridir... hala içimdeki yola gelmez züppe, it köpeğe laf yetiştirmek derdinde! dünya da yerim yok.. Bunu ben de biliyorum! ya çok alçak olduğumdandır, herkes bir kusuruma nazar ediyor ve efendisinin kırbacını yemiş katır gibi kaçıyor benden ya da ben gerçekten aptalım. Dünya işleri, kutsal kitaplardakine hiç mi hiç benzemiyor.. okudukça saflaşıyorum. uzaklaşıyorum, kaçıyorum! ama bir türlü kurtulamıyorum. --‚ne yaparsan yapacan, kimsenin gönlünü kırmayacan‛ deyip duran ümmi bir ninenin dizlerinde büyümüş bir torunum ben...dedesi, sünnetsiz, habis, yabani bir ermeni köyüne taa Aydınlardan sürgün yeyipte müslümanlığı getiren şeyhin torunuyum ben! --Akıl söz geçiremedikçe bu nefse evrim devam edecek. Bin kez diyorum, uslu ol! İnsanların içinde yokmuş gibi yaşa, fırsat buldukça kaç...Olmuyor! Gözümün gördüğü şeylere tahammülüm yok benim.. Görmedikçe ne telefon, ne internet, ne müzik, ne kadın...çeker beni! aramam! Kaçacağım bir gün! vur kafa kaçacağım, nostalji duygularım, ölüm korkularım yeter bana! Taa asırlar önceden bana konuşan, dışlanmış, şutlanmış, mıhlanmış ağabeylerim yeter. Kolları kanatları olmak isterim onların olabildiğim kadar.. ama serseriler, duyumlarım, nefsim hep engel, hep engel! --ben hayatı, ne Yunus gibi bir derviş, ne de Mevlana gibi bir ermiş olmak hevesindeyken anladım.. Ben hayatı, ömrü boyu hep içmiş, zevkini en ağa köylü gibi tatmış ama Allah kuluna kazık atmamış, kırmamış bir saffet dedenin, bir gece vakti ölümünü gördüğü bir ruyanın tesiriyle: dilinden dökülen, "alacaan mı beni yarabbi, sen bilin yarabbi" sözlerinde, gözlerinden hafifçe akıttığı nemlerinde...kurumuş, köhnemiş bir bedende gördüm ve anladım! "çiftçi olmak" benim için yeryüzünde bir insanın sahip olabileceği en güzel meslekti.. toprağa atılan bir buğday tanesinin eşliğinde yeniden defalarca doğmak, büyümek ve ölmekti... ama lanet dünya, akılsız anne ve baba! Hak vermez bana! hem bir dünya insanı olmak, büyük adam olmak, sanatçı olmak gibi kuruntular bitmeseydi gönül bahçemde.. ben hiç olmadığım kadar, kaçmak, kaçmak ve uzaklaşmak istiyordum bu akıl sahiplerinden! dilerim; gün gelir! Hepsinden sıyrılırım bir bir. Unutulurum. ve böylece umarım: hata arayan gözlerim kör olur, küfür işiten kulaklarım sağır, yalan konuşan dillerim ahraz olur. Dilerim tüm bunlar, yaşadım ellimden önce, yaşamadım hayalimden çok daha nice olur. dilerim, dilerim, dilerim...

gaws


FAİLİ MEÇHUL HAKLAR Gerçekleri açık bir şekilde görebilmek için yöneticilerin ve yöneticilere karşı yapılan eylemlerin meşruyetlerini sorgulamakta fayda var. Yurttaşlar, yaşadıkları ülkenin parlementosunda kendisini temsil edecek vekil bulamıyorsa 'eylemleri' sesini duyurabildiği ölçüde muşrudur. Bu bağlam da <yöneticiler> çoğunluğun değil her yurtaşı temsil edebildiği ölçüde meşrudur.Azınlık halklar için parlamento da grup kurup aktif bir şekilde siyaset yapmayı engelleyen şeçim barajı demokrasin gelişmesindeki en büyük engel olarak karşımızda dururken, büyük çoğunluk partilarin tek kaynağı korkudur demokrasi varlığı da söylemlerden ileri gidemez. Bir şeyi kesin olarak söyleyebilirim ki tarihte hiçkimse hiç kimseye durup dururken haklarını vermedi. Kazanılan her yeni hak (Değişen ve gelişen dünyada haklarda değişir bu yüzden sürekli bir sorgulama gerekli) yeni bir bedel oldu bu en az indirmenin tek yolu da demokrasinin en temel değerlerinden biri olan kişi hak ve özgürlükleri sürekli canlı tutmak;yönetenleri bizzat yönetilenler denetlemeli, gerektiğinde de gösteri yaparak tabiki, bu sağlamanın tek yolu da örgütlenme.Bir toplum örgütlü olduğu ölçüde hak ettiği adil düzene yaklaşır. Ne kadar örgütlü olduğumuzu anlamak için de sahip olduğumuz haklara bakmamız yeterli kanımca. Biz en iyi emperyal güçlere karşı örgütlendik.Yeni bir şey de kazanmadık topraklarımızı koruduk yani namusumuzu. Sonrada ne zaman örgütlenmeye kalksak faili meçhul olduk. Çok şey değildi istenen aydınlarımız birikimi bize aktarması için örgütlenmek gerekliydi fakat bilgilerini aktarmak şöyle dursun gerçekleri dile getirmeleri bile hayatlarına mal oldu.Doğal olarakta varlığından haberdar olmadığımız haklarımız faili meçul haklar oldu.Evet laf kalabalı bu ama gerekli çünkü okuma yazma bilipte okumayan-yazmayan bir toplumuz doğal olarak tüketen ve üç nokta. Gün geçmesinki bir türedi daha çıkmasın karşımıza; adaletin temsilcisinin kendisi olduğunu söyleyen. Gün geçmesinki birileri satışa çıkarmasın şerefini. Gariban edebiyatı değil bu "delikanlı edebiyatı "yeni birşey söylemeye gerek yok size söyleyeceğim her yeni dilimden çıkarkene eskiyecek nasılsa.Bu kadar zor değil anlamak 'kendine yapılmasını istemediğin birşeyi sende başkasına yapmayacaksın' canım kardeşim. Kim olursan ol, ne olursan ol bahanesi yok kız kardeşine nasıl davranılmasını istiyorsan sende öyle davranacaksın sokaktan geçen kıza ister çapulcu olsun ,ister dindar isterse de putperest .Adamlığın bahanesi olmaz görevin ne olursa olsun ister emir kulu ya da her ne isen..

sanrı


KAYIP

Ölümüne bir kayıptı senin arzun. Dönüşü olmayan bir yola açılan kapıda… Ne sen anladın bunu, ne ölüm... Bir ben anladım, bir de kayıp... Ama bir sen öğreneceksin bunu, bir de ölüm... Sonra bir kayıp kalacak elinde,

bir de hatıralarla dolu sonsuz bir ölüm...

frida


KÜÇÜK ÇOCUK Etrafımdakilerin anlamsız bakışları, sürekli hata yaptığımı hissettiriyordu bana. Suç işlemişlik duygusu, gülümsememe bile izin vermiyordu. Herşeyden korkar, çekinir, bir şey soracakları korkusundan kimseye selam veremez olmuştum. Hatta okulda bir gün öğretmenim soru sorduğunda, bilmeme rağmen kıpkırmızı olup, yanlış söyleyeceğimi düşündüğümden cevap vermemiştim. Eve geldiğimde ise annemin yorgun ve agresifliğini görür, kendi kendine konuştuğu anlarda ise gülümserdim. Tabi dayak yeme korkusundan sessizce bu işi yapar, bana ayrılan küçük yerde oynamaya devam ederdim. En büyük eğlencem akşam yemeği olana kadar 1-2 oyuncağımla oynayıp, sıkılınca da camdan arkadaşlarıma bakmaktı Bir zaman sonra artık evdeki ansiklopedileri, elime geçen kitapları okumakla meşgul olmaya başladım. Okudukça büyümeye, büyüdükçe okumaya başladım. Bütün günüm kütüphanede geçiyordu. Roman, eski tarih, mitoloji, felsefe bütün alanlara ilgi sarmaya başladım. Hiçbir şey düşünmememin getirdiği düşünce beni farklı diyarlara götürüyordu. Artık‛ küçük çocuğu‛ dışarıya bırakıyordum. İstediğim anda gülüyor, ağlamak istediğim anda ağlıyordum. Yorgunluk, yoksunluk duygularından tamamen arınmıştım. Okuma merakım, kendimi tanımama yardımcı oluyordu. Okudukça düşünmeye, düşündükçe açılmaya ve benliğimi bulmaya başladım. Bundan sonra da durmadan yazdım.

reus


MELEK VE ŞEYTAN-1 Zamanın birinde çok eskilerin dibinde Şeytan sahip olamayacağı tek varlığın Cezbedici masumiyeti karşısında inledi Sustu sakladı aşkını en bilinmezler içine Kimse bu aşkın akıbetini bilemedi Doluyordu bedeni her an tutkuyla sinsice Dokununca karanlık parmaklı şeytanın elleri İncitmeseydi eğer meleğin masum teninini Şeytan sonsuzluğun bitimine dek hemde Meleğin aşkına tutsak da kalabilirdi Ne yazık ki kainatın kuralları çok eskilerde Kalın,büyük harflerle en derinlere çizilmişti Şeytan bu arzuyu azı dişlerinin en ucunda bile Büyük bir öfke ve ızdırap ile asırlarca çekecekti Hem zaten melek bilecek mi ki?

ekim şairi


GELİN MİSİN KIZ MISIN? Literatürde insanlar iki farklı şekilde doğabilirler,hemşire babaya haber verirken ya bir kız evladınız ya da oğlan çocuğunuz oldu der.Peki sonra ne olurrrrBu bebekler yavaş yavaş büyür.Kız çocuğu ve oğlan çocuğu olarak hayatlarına devam ederler ta ki 18 yaşına kadar ama bundan sonra olay çifte standarta dönüşür.Oğlan çocukları büyür ERKEK olur.Kız çocukları büyür hala ‘KIZ’ olarak hayatına devam eder.Çünkü onlara verilen kelime kabadır,bayağıdır.Kadın dediğin de nedir ki,toplumda evlenmiş ya da bakire olmayan anlamında adlandırmış ,insanlara zorunlu koşullandırma yoluyla kabullendirilmiş bir kelime peh…Kız çocukları evlenesiye kadar kız olarak adlandırılMalıdır.Bugün arkadaşımın 67 yaşındaki halası,henüz evlenmediği için kız olarak çağırılıyor,yahu kadının bir ayağı çukurda ama KADIN dersek ayıp olur.Çünkü o kelime bayağı,pis,kötü.E o zaman bizim annelerimizde öyle.Yok canım o öyle olur mu hiç?Bizim annelerimiz evli o yüzden kadın denilebilir.Ama evli olmasaydı vay haline o kadının! Neden oğlan çocukları büyüyünce erkek oluyor da,kız çocukları yetişkin bir birey oldukları halde kadın olarak çağıralamıyor?Durum o kadar berbat ki gittiğin doktor bile kadın mısın kız mısın diye soruyor ,kadın diyorsun bakıyor,erkek mi deseydimhay ben senin okuduğun o altı yılı demek geliyor insanın içinden,git bir düzgün konuşma dersi alda öyle gel!18 yaşını geçmişsem ne oluyorum acaba??Bu yazı da bu doktor münakaşısından sonra doğdu,başlık da bana ismi değişik gelen eski bir türküden alıntıdır.Eskiden beri insanlar aynı,değişen bir şey yok aslında teknoloji insan beynini de değiştiremiyor ya.Ha gelin misin kız mısın? Ya da kadın mısın,kız mısın?Niyet aynı,gidiş yolu farklı Heyhat!

dona 


BİR KUŞ

küçük beyninde kabarmış bir tümör gibiydi, düşüncelerin! Bu acemi parmakların ameliyatında, asla ette kemikte değildi, temizlemekti ya da en azından ikaz edebilmekti niyetim... Ama şaşırtmadın beni ey hummalı kuş, ibiklemekte hiç gecikmedin!

gaws


Karalama Fanzin 9. Sayı