Page 1

MAV RA


MAVRA ÜZERÝNE

Kübra Yaþasýn

Mavra üzerine; Nedir bu mavra? Kelime anlamý itibariyle gevezelik etmek demektir ancak; çok güzel bir anlamý daha var ki yolumuzu belirlememizde bize oldukça yardı mcıoldu diyebilirm.Mavra,denizin en hýrçı n en çoþkulu olduðu anda kayalýklara kendini vurarak çýkardýðý köpüklenme ve sese denir.Bu büyülü ve bir okadar da hýrçýn görüntü biz insanlarýn ruh hallerinde ikilemli bir etki býrakýr.Denizin o derin ve etkileyici görüntüsü bizleri yorarken sesi bizleri tarifsiz bir huzura boðar ve dinlendirir.derdimiz ise; bu deniz mavrasýnda ki bir köpük olabilmektir. Ýnsanlarýn hýrçýnlaþýp,birbirini hýrpaladýðý bu dünya da herþeyin bir denklemi,bir formülü bulunur.Ancak hiç bir iktisat formülü insanlýðýn evrensel acýlarýný ölçemez yada hiç bir siyaset bilimi kuramý savaþlarý anlatmaya yetmez. Bu yüzdendir belki toplumlarýn savaþlarýný destanlaþtýrmasý,göçlerini danslarla anlatmasý,þarkýlar söylemesi sevinçlerinde. anladýk ki dünya mükemmel bir yer deðildir,Bu yüzden sanat vardýr.ve insaný insana insanca anlatabilmenin de tek yoludur sanat. Biz mavra ekibi olarak sizlere toplumlardan ve anlamý onlarýn sanatlarýndan bahsedip biraz gevezelik edeceðiz.Umarýz ki aradýðýnýzý burada bulmanýza yardýmcý oluruz. Çalýþmalarýmýzda bizleri destekleyen herkese teþekkürler...

Kübra YAÞASIN


POZÝTÝF AYRIM

Afife Jale 1902 yilinda Istanbul'da dogan Afife Jale , ilk Türk kadin tiyatrocusudur.1918 de Türk ve Müslüman kadinlarin sahneye çikmasi, tiyatro yapmasi yasak oldugu dönemde Darülbedayi'de sinava girmis.13 nisan 1919 da ilk oyunu “YAMALAR” da Emel rolüyle sahneye çikmistir. Oyunda Jale takma adini kullanmis sonra Afife Jale olarak anilmaya baslamistir. Prof. Metin And'in Türk Tiyatro Tarihi kitabinda Afife Jale 'nin tiyatroya baslamasini su sekilde anlatmistir: Kadiköy Apollo Tiyatrosu,suan ki Reks sinemasinda oynanan oyunda Emel rolünü canlandiran oyuncu Eliza Binameciyan' nin yurt disina çikmasiyla Emel rolünde ki eksikligi gidermek için oyunca arayisina girildi.bu sirada Afife Hanim oyunculuk için basvurmus ve seçilmistir. Afife Jale ilk oyununu oynadigi geceyi “ hayatimin ilk mesut gecesi. Sanatin ruhuma verdigi güzel sarhosluk içindeydim” diye anlatiyor. Daha sonra "Tatli Sir" ve "Odalik" oyunlarinda da polis baskini ile karsilasir. Içisleri Bakanligi'nin gönderdigi bir genelgeyle Müslüman kadinlarin sahneye çikmalari yasaklandi. Ancak bu isin bir de geçmisi vardi. 10 Kasim 1918'de, Behire, Memduha, Beyza, Refika ve Afife stajyer kadrosuna alinmislar, ötekiler isi birakmislardi. Ikisi de sahneye çikarilmamislardi. Refika suflör olarak çalisiyordu. Tüm baskilara karsin bundan sonra Burhanettin Toplulugunda Seniye, Yeni Sahne'de Saziye (Moral), Münire (Neyyire Neyir), Bedia (Muvahhit) Milli Sahne'de Huriye ve Hikmet, Ruhat gibi Müslüman Türk kadinlari Afife'yi izlediler" diye anlatir. Nezihe Araz'in kaleminden Afife söyle sesleniyor. "Beni

aciyarak degil, düsünerek severek, kucaklayarak hatirlayin. Tiyatro varsa ben varim" inanci ve askiyla yasiyordu Afife, "Olmak ya da olmamak" iste gerçek buydu onun için. "Olmak"la sanatini icra etmek esanlamliydi, bu esanlam da tiyatroydu. Toplum hayatinda ilk olmak; yani onun deyimle "ilk atesi yakmak"," ilk türküyü söylemek"," ilk aski ya da direnisi baslatmak" bir olaydi ve bunun her zaman bir bedeli vardi. Ilkler yol boyu bu bedeli ödediler." Bu zaptiye baskinin ilkinde Afife arkadaslarinca kaçirilmissa da daha sonra sokakta polisçe yakalanarak karakola götürülür. "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hirpalanir. Aile içinde babasi da onun tiyatrocu olmasina karsidir. Babasinin gözünde Afife artik düsük biridir. Evden de ayri yasamak zorundadir. Bu arada Darülbedayi'deki ücretli görevine de son verilir. Güvencesiz ve parasizdir. Önüne geçilmeyen siddetli bas agrilari baslar. Hekimi morfinle tedavi yoluna giderek büyük bir yanlislik yapar. Bunun sonucu Afife artik bir morfin bagimlisidir. Bu nedenle yasaminin son yillarini Bakirköy Ruh ve Sinir Hastaliklari Hastanesi'nde geçirir ve 39 yasindayken burada ölür. Afife Jale Türkiye tarihinin ilk Türk ve Müslüman kadin tiyatrocusu olarak hayatinda yasadigi tüm zorluklarla çok büyük bir saygiyi hak etmektedir. Türkiye toplumunun bugün bile kadinlar için saygiyla karsilamadigi meslegi büyük bir cesaret örnegi sergileyip herkesi ve her seyi karsina alarak ciddi bir savas verip icra etmistir.toplumsal tabulara karsi çikip beklide bugünün modern tiyatrosu için çok önemli adimlar atmistir. Karsiliginda sanata ve sanatçiya hep geç deger veren memleketimiz yine istikrarsiz çizgisini bozmamistir.

AFÝFE JALE ÖDÜLLERÝ O'nun adýna verilen “Afife Tiyatro Ödülleri” 1997 yýlýndan bu yana her yýl verilmektedir. Afife Jale Ödülleri adýyla da bilinen Afife Tiyatro Ödülleri Türkiye'de en saygýn ve ciddi sanat ödüllerindendir. amacý tiyatroya destek olmaktýr. Afife jale ödüllerri yapý kredi tarafýndan organize edilmektedir.Yapý kredi sigorta þirketi tarafýndan baþlatýlan tiyatro sanatýna ve sanatçýsýna destek olmayý amaçlayan bu etkinlik28 nisan 1997 tarihinde afife jale anýsýna verilmeye baþlanýr.1997 yýlýndan bu yana kesintisiz sürdürülen ve Türk tiyatrosunun köklü geleneklerinden biri haline gelen Yapý Kredi Afife Tiyatro Ödülleri 2010-2011 yýlýndan bu yana yapý kredi bankasý tarafýndan organize edilmektedir.Ödüller için adaylýklar genellikle nisan ayý sonlarýnda açýklanýr.Ýstanbul'daki tüm profosyonel tiyatrolar deðerlendirme kapsamýndadýr. Yapý Kredi Afife Tiyatro Ödülüleri, ilk düzenlendiði yýl, 13 dalda verilirken, iki yýl sonra ýþýk ve efekt tasarýmcýlýðý

ödüllerinin birleþtirilmesi sonucu 12 dala indi, 2002'de de "yardýmcý rolde yýlýn en baþarýlý müzikal ya da komedi erkek-kadýn oyuncusu" ve "en baþarýlý genç kuþak sanatçý" dallarýnýn eklenmesiyle 15 dala çýktý. Bu kategoriler Yýlýn En Baþarýlý Prodüksiyonu Yýlýn En Baþarýlý Yönetmeni Yýlýn En Baþarýlý Erkek Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Kadýn Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Yardýmcý Erkek Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Yardýmcý Kadýn Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Komedi/Müzikal Erkek Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Komedi/Müzikal Kadýn Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Komedi/Müzikal Yardýmcý Erkek Oyuncusu Yýlýn En Baþarýlý Komedi/Müzikal Yardýmcý Kadýn Oyuncusu


POZÝTÝF AYRIM

Yýlýn En Baþarýlý Genç Kuþak Sanatçýsý Yýlýn En Baþarýlý Sahne Tasarýmý Yýlýn En Baþarýlý Giysi Tasarýmý Yýlýn En Baþarýlý Sahne Müziði Yýlýn En Baþarýlý Iþýk Tasarýmý dallarýnda ödüller için adaylar her sene nisan ayý baþýnda belirlenir. Ayrýca her yýl Muhsin Ertuðrul Özel Ödülü, Cevat Fehmi Baþkurt Özel Ödülü ve Yapý Kredi Özel Ödülü olmak üzere üç özel ödül verilmektedir.Toplamda on sekiz dalda ödüüler her sene sahipleriyle buluþturulmaktadýr. Ýnsaný insana insanla ve insanca anlatan tiyatro sanatýna kadýn dokunuþuyla anlam katan Afife Jale Kendi çaðýnýn tabularýný zorlayan ve tiyatro sanatýný Ýlk müslüman ,Türk kadýn oyuncu olmanýn fedakarlýðýný üstlenmesi hasebiyle ileri taþýmýþtýr.Anýsý her sene bu ödül töreni aracýlýðyla anýlmakta ve bu ödüller aracýlýðýyla Türkiye'de tiyatro sanatý ileri taþýnmaktadýr.

Sezon boyunca toplam 30 kiþiden oluþan Seçici ve Oylama Kurulu'nun Ýstanbul'un dört bir yanýndaki tiyatrolara giderek doðru adayý seçmek için büyük bir titizlikle çalýþan jürinin sanat danýþmanlýðýný Haldun Dormen üstlenmektedir. Sanatçýnýn adý ÝstanbulOrtaköy'de Afife Jale tiyatrosu adýylada yaþatýrlamktadýr.Tobov'a("tiyatro opera ve bale calisanlari yardimlasma vakfý)ait olan bina Beþiktaþ belediyesi tarafýndan yenilenmiþ,Ankara Sanat Tiyatrosunun 45. kurulus yildonumu oyunu olarak sectigi Roma Hamamý'nýn istanbul galasýyla 20 ocak 2008 tarihinde tiyatro sahnesi yenilenen yüzüyle tekrar perdelerini açmýþtýr.


DANS

KAFKASLARDAN DOÐAN GÜNEÞ Çerkesler 21 Mayýs 1864 yýlýnda Kafkaslardan göç ederek yurdumuzda ilk baþlarda yerleþik bir þekilde olmasada daha sonralarý anadolunun çeþitli yerlerinde yerleþik hayata geçmiþlerdir. Asaletin sembolü olarak karþýmýza çýkan Çerkesler bunu özellikle halk danslarýyla ön plana çýkarmýþlardýr. Bazý oyunlarýn çýkýþý ve nelerden esinlenildiðine dair bilgileri sizin için araþtýrdýk

oynanmaya devam edilen, hafif aksak ritimli olan bir danstýr. Koreografi müzikle bütünleþmiþtir. Gerek kýz gerekse erkek dansçý bu oyunda kendi maharetlerini sergileyebilme imkanýna sahiptir..

KAFE Bir yada birden fazla çiftle oynanan ve genelde aðýr ritimli bir danstýr. Aðýr ritimle baþlayýp hafif hýzlanan ve tekrar aðýr ritimde biten bu dansta, Çerkes erkek ve kýzlarýnýn asaleti, coþkusu ön plana çýkmaktadýr.

WUIC Çerkeslerin en eski danslarýndan bir tanesidir ve törensel niteliktedir. Ýki bin yaþýndaki Nart Mitolojisi'nin müziði de Wuic dansýnýn müziðidir. Düðünlerde erkek ve kýzlarýn sohbet etmelerine imkan verecek þekilde koreografi edilen bu dans, genelde düðünlerin baþlangýcýnda ve bitiþinde oynanmaktadýr. Wuic ibadet, Wuic aþk, Wuic buluþma, GUÞEXEPXE Wuic gelenek, Wuic ömrün Çerkeslerin geleneklerinden küçük bir baþlangýcý, yaþamýn sonu olmadýðýný bölümünü yansýtan tiyatral bir danstýr. gösteren bir danstýr. Çerkes inanýþlarýna göre, çocuðun LEPERIFE(Tleperuj) doðumundan sonra annenin güçsüz Anavatan'da yakýn bir zamana kadar düþmesi ve çocuðunu koruyamaz halde unutulmuþ fakat Diaspora'da olduðundan, kötü ruhlarýn çocuða zarar

verdiði düþünülürdü. Akrabalar ve komþular kötü ruhlarýn çocuða zarar vermesini önlemek üzere toplanarak eðlenceler düzenlerlerdi. Doðan çocuk kýz ise o evden beyaz güvercinler havaya uçurulur, erkek ise silah sýkýlýrdý. Eskiden bu eðlenceler bir hafta kadar sürmekteydi, günümüzde ise bu geleneðe rastlanýlmamaktadýr.

MEZDEGU Çerkesler gençlerinin çok sevdiði danslardan bir tanesi olup hýzlý ritimlidir. Günümüzde düðünlerde Þeþen ismiyle bilinerek oynanan bu dansta erkekler çevikliklerini, hýzlarýný ve tüm maharetlerini yansýtýrken, kýzlar ise asaletlerini, zarifliklerini sergilemektedir.

KAMARIFE Çerkesler, nüfus olarak az olmalarýna raðmen bulunduklarý coðrafyanýn stratejik önemi sebebiyle bir çok savaþta yer almýþlardýr. Ve az nüfuslarýyla bu savaþlardan galip gelmek için silahlarýný iyi kullanmalarý gerekmekteydi. Çerkesler, çocukluklarýnda silahlarý oyunlarýnda kullandýklarý için iyi birer silahþor olarak yetiþiyorlardý. Býçaða benzeyen fakat daha büyük, iki tarafý keskin ve ucu sivri olan Kama; Çerkeslerin yanlarýndan hiçbir zaman


DANS bir daha güneþin doðuþunu göremeyeceði kanlý bir savaþ yaþandý. Jeþteyvue (Gece Baskýný), bu savaþý koreografize eden bir danstýr. SOZRESH Bereketin, bolluðun, düzenin, aile dirliðinin tanrýsý olan Sozresh'in törenini anlatan bu dans, sonbaharda hasat bittikten sonra yeni yýl ürünü için þükran seremonisini anlatmaktadýr. Bereket Tanrýsý Sozresh'in simgesi 'yedi çatallý bir alýç dalý' veya 'yedi çatallý geyik boynuzudur'. Dallarýn üzerine mumlar dikilirdi. Bu suretin etrafýnda yapýlan Wuic, Çerkesler için o senenin ürününe þükür, gelecek sene için de dua niteliðini taþýrdý. ayýrmadýklarý bir numaralý silahýydý. Kamarýfe, Çerkeslerin Kama'yý kolay bir þekilde nasýl kullandýklarýný gösteren bir danstýr.

JEÞTEYVUE Rus-Kafkas savaþlarýnýn devam ettiði dönemde, 1779 yýlýnýn ilkbaharýnda Kabardey Pþý ve Work'larýndan oluþan 3 bin kiþilik bir birlik, Rus askerleri tarafýndan

kuþatýldý. Bütün Çerkes boylarýndan elçilerin de bulunduðu bu birlik düþmanýn ancak onda biri kadardý ve modern silahlardan yoksundu. Ruslar, Çerkes birliðine teslim olmalarý yönünde çaðrýda bulundu. Ancak Çerkesler, gerek onurlarý gerekse yaþam tarzlarýndan dolayý teslim olmadý. Ve o gece 3 bin Çerkes'in

ZEFAK'O Aðýr ritimli bir dans olup, Kaþen olmak isteyenlerin birbirlerine karþý aþk duygularýnýn, ilgilerinin olup olmadýðýný anlamak üzere kurulmuþ ve bunlarý konu alan bir danstýr. Son olarakta Çerkeslerin kollarýna göre hangi danslarý oynadýðýný


DANS

inceleyelim. Abhaz danslarý Özgün Kafkas motifleriyle Karadeniz figürlerinin belirgin oldugu danslardir. Apsuwa adiyla anilir. Çogunlukla bölgenin her yerinde oldugu gibi bir kadin bir erkek olarak oynanir. Kadin ve erkek ayni ayak figürlerini ayni hiz ve ritimle yapar. Çiftlerin uyumu son derece önemlidir. Danslar, bir buçuk vurusluk tempoyla (kalp ritmi) yapilir. Diger gençler tahtalara vurup vokal yaparak müzige eslik ederler. Oyunlar ya Atgara (dügün) adi verilen büyük eglencelerde ya da Açare adi verilen küçük eglentilerde sergilenir. Türkiye'de Sinop, Samsun, Adapa-zarý, Düzce, Eskisehir çevresinde yaygýndýr. Adige danslari Wuig Grup halinde sergilenen bir danstir. Politeist döneme ait bir dini tören kalintisidir. Kiz erkek kol kola veya el ele tutusarak agir bir ritim esliginde ortak figürler yaparlar. Günümüzde dügün açilis ve kapanislari bu dansla yapilir. Tüm yörelerde bilinir. Tlaperuj . Abhaz danslarina benzer. Parmak uçlarinda yapilan

dans anlamina gelir. Bir çiftin u y u m l u ay ak h ar e k e t l e r i y l e sergilenir. Güney Marmara ve Düzce havalisinde oynanir. Zefako. Agir bir müzik esliginde eslerin birbirlerine karsilikli yaklasip uzaklasarak oynadiklari bir oyundur. Kafe'nin kiyi kabilelerinde görülen seklidir diyebiliriz. Eskisehir'de siklikla oynanir ama adý bilinmez. Kafe Kabardey dansidir. Son derece agir basli, ince figürlerle aristokrat Kabardey yapisi ortaya konulur. Gibze adi verilen agitlar veya agir sevda sarkilari esliginde oynanir. Türkiye'de Uzunyayla, Tokat, Bandirma ve Amasya'da siklikla oynanir. Asetin danslarý (Simd) Ayni hizada kol kola girmis çiftlerce oynanan bir oyundur. Grup halinde kol kola girilmesi bir acem figürü olarak degerlendirilebilir fakat magrur duruslar, agir hareketler ve müzik tüm yönleriyle Kafkasya'yi yansitir. Çeçen danslarý Çeçenlerce Lovzir, Hatkoylarca Sesen, Kafkasya disinda Seyh Samil, Lezginka olarak anilan hareketli bir danstir. Düzenli bir kalip çerçevesinde oynanmaz ve bu haliyle Çeçen yapisini ortaya koyar.

Genel olarak savas danslari olarak kabul edilir. Dagistan Oyunlarý Kumuk, Lezginka gibi oyunlardir. Temelde diger bölgelerin danslariyla büyük ortakliklar tasimakla birlikte daha Asyali motifler içerir. Kadin figürlerinde bariz farklar vardir. Kiyafet diger yörelerdeki kadar üniform degildir. Farkli ritimler, farkli enstrümanlar esliginde Dagistan cografyasinin etnik zenginligini yansitir.


USTA FOTOÐRAF- ARA GÜLER


ÇIRAK FOTOÐRAF-EZGÝ SULU


Araþtýrma

Koku ve Etkileri

Koku ve Etkileri Þeyda Çetin Koku, aldýðýmýz her nefeste hayatýmýza gizlice süzülüp,hiç hissettirmeden hayatýmýzýn pek çok alanýnda bize yön veren algýmýzdýr.Koku kendine ait beyni olan (rhinencephalon) en eski ve en ilkel yollara sahip duyudur. Tüm beyne s e p t a l b ö l g e uzantýlarýyla yayýlýr. Hepimiz yaþamak için n e f e s a l m a k z o r u n d a y ý z . Nefesimizi iki saniyede alýp, üç saniyede verip bunu ortalama günde yirmi üç bin kere tekrarlarýz. Solunum yaptýðýmýz bu beþ saniyelik süre içinde burnumuza sadece hava deðil, çevremizdeki þeylere ait moleküller de girer; Bunlarýn bir kýsmý koku molekülleridir. Bu da demektir ki istemli ya da istemsiz günde yirmi üç kere solunum yaparýz. Bir insan 40.000-50.000 arasý koku ayýrt edebilirken bir köpek 200.000 çeþit kokuyu ayýrt edebilir. Hayvanlarýn hayatýnda da koku algýsý diðer duyu organlarý kadar hayati bir yere sahiptir. Beslenmesinden sosyal düzenine, soyun devamý olan üreme faaliyetine kadar hepsinin baþlýca etkenlerinden. Bir yemeðin yenilebilir olup olmadýðýna kokusuna bakarak karar vermemiz gibi. Hayvanlarda iletiþim hormonlarýnýn yani aþk hormonu da olan feromonlarýnýn kokusuyla saðlanmaktadýr. Feromonlar bir canlýda salgýlandýðý zaman ayný tür diðer

bir canlýda da davranýþ deðiþikliðine yol açar. Feromonlar üzerindeki araþtýrmalar 1800lü yýllarýn baþýnda baþlamýþsa da ilk feromon 1956 yýlýnda

bulunmuþtur. Alman bilimadamlarýnýn yirmi yýlýn üzerinde zaman ayýrdýklarý bilimsel çalýþmada güveler incelenmiþtir. Araþtýrmada diþi güvenin karnýndaki bezleri aldýktan sonra ilginç bir madde bulundu. Bu maddenin küçücük

bir miktarý bile erkek güvelerin diþileri çekmek için dans hareketine baþlamasýna

yetiyordu. Çünkü bu madde “yanýma gel” mesajý veriyordu. Feromonlar aracýlýðýyla diþiler üreme zamanýnýn baþladýðýný haber verebilir; Arýlar, karýncalar ve daha bir çok canlý feromonu iletiþim için de kullanýr. Feromon arýlarýn sosyal yaþantýsýný düzenler. Kraliçe arýnýn feromonu iþçi arýlarýn yumurtalýk geliþimine mani olur ve onlarýn düzen içinde çalýþmasýný saðlar. Evlenme uçuþu sýrasýnda erkek arýlarý tetikler, erkek arýl ar feromon yoðunluðunu takip ederek kraliçe arýya ulaþýr ve onunla onunla birleþirler. Feromonlar hayvanlarýn ter bezleri ýsrarlarý aracýlýðýyla yayýlýr. Köpekler bölgelerini idrarlarýyla iþaretlerler. Köpek korkusu insanýn birçok korkularýndan biridir. Köpekten korkan bir çocuðu büyükler teskin etmek için “korkma, köpekl er hi sl i hayvanlardýr, hissederse saldýrýr” diye t e l k i n l e r kullanýrlar. Kullanýlan yöntem çok saðlýklý deðilse de, paylaþýlan bilgi doðrudur. Ancak burada saldýrý olarak algýladýðýmýz davranýþ, aslýnda saldýrý deðil savunmadýr. Korkunca vücudumuz adrenalin salgýlamaya baþlar.


Araþtýrma

Koku ve Etkileri

Adrenalin vücutta salgýlanan savaþ kimyasalýdýr. Bu hormon bizi savaþa hazýrlar. Daha iyi görelim diye göz bebeklerimizi geniþletir, daha çok kuvvet için adelelerimizi kasar, soluðumuzu, kalbimizi hýzlandýrýr. Bedenin bütün gücünü en son sýnýrýna kadar mücadeleye dahil eder, sonuna kadar savaþýp hayatta kalabilmek için. Bu adrenalin köpeðin iki yüz koku reseptöründen birine takýlýr ve köpek anlar ki savaþ ilan edildi. Havlamaya yani korkutup kaçýrmaya çalýþýr. Derdi saldýrmak deðil kendini savunmaktýr. Sonra havlayarak yanýnýza gelip k a ç m a n ý z a müsaade eder. Ama saldýrýya u ð r a d ý ð ý n ý zanneden insan bu s a l d ý r ý n ý n müsebbibinin kendisi olduðunu bilmez. Koku algýmýz doðadaki diðer canlýlar kadar geliþmiþ olmasa da bu duyuyu aslýnda çok erken dönemde geliþtiriyoruz. Bir fetüsün burnu gebeliðin on birinci ve on beþinci hafta arasýnda oluþumunu tamamlar.Buna karþýn fetüsde sekiz haftalýkken kokuya iliþkin geliþmeler gözlenmiþtir. Plesenta sývýsý fetüsün tüm aðýz, burun, akciðer yapýsý içinde dolaþýr ve fetüse deðiþik tat ve kokuya sahip maddeleri taþýr.Bu maddeler direkt tat ve koku almada sorumlu algýlayýcý hücrelerle temas halinde

bulunarak onlarý uyarýrlar.Bu nedenle bebekler anne karnýndayken deðiþik kokularý ayýrt edip,tanýyýp buna baðlý bir koku hafýzasý geliþtirebilir. Bebeðin doðumla beraber yaþadýðý ortamda deðiþir. Karanlýk pes seslerin olduðu bir ortamdan aydýnlýk ve sesli bir ortama geçer ve görme duyusu az geliþmiþtir. Bir görüntüyü algýlamasý için otuz-kýrk cm arasý bi mesafeye gelmesi gerekir. Ýnsanýn duyu algýsý yeni doðduðu ilk zamanlar çok duyarlýyken ,büyüdükçe bu

gözlenmiþtir. Duygu hafýzasý Greksiz veya negatif yöndede çalýþabilir. Genç bir baba karýsýnýn çocuðunu emzirmesi sýrasýnda duyduðu anne sütü kokusuna açýklanamaz derecede aðýr öfke tepkisi verdi.Kendi hafýzasýnda bunun sebebini bulacak kadar geriye gidememiþti. Fakat daha sonra öðrendi ki annesinin hastalýðý sebebiyle anne sütünden kesilmek zorunda kalmýþ ve anne sütü gibi kokan biberonla beslenmeye uzun süre alýþamamýþtý. Bu tür anýlar yeterli duygusal zekaya sahip ins anl a r tar afý

duyarlýlýðýný belli bir seviyeye kadar kaybetmeye baþlar.Bebeðin doðum sonrasýnda çevresini algýlamak için en çok kullandýðý duyusu,koku duyusudur.Bir bebek annesinin kokusunu binlerce koku içinden ayýrt edip annesini tanýyabilir.Aðlayan bir bebeðe annesinin kokusu olan bir giysi koklatýldýðýnda sakinleþebiliyor.Yapýlan bir araþtýrmada suni meme ucuna bebeðin plesenta sývýsýndan sürüldüðünde bebeðin o memeyi daha güçlü emdiði

ndan algýlanýp, anýmsanabilir. Koku algýmýz duygusal zekamýz üzerinde de belirleyicidir. Beyinde duygusal zekayý amigdala yine koku baðlantýlý geliþmiþtir. Beyinde koku algýsýnýn tamamlayýcý parçasý olan hipokampus üzerinde oluþmuþtur. Amigdalanýn evrimleþmesine bakacak olursak bütün omurgalýlarda bulunan amigdala beyne kokuyu iletirken evrimleþmesi ilerleyen beyin korkuyu keþfetti ve bu da amigdalanýn iþlevini geliþtirmesini saðladý ve amigdala duygusal


Araþtýrma

Koku ve Etkileri

verilerin iþlendiði, kayýt altýna alýndýðý bir organa dönüþtü. Amigdala günümüzde korkudan sorumlu olan beyin bölgemizdir. Amigdalaya sahip olmayan ya da hasarlý amigdalaya sahip olan canlýlarda korku hissedilmez. Scince news'un haberine göre s.m isimli bir kadýnda bulunan urban whiethe hastalýðý sebebiyle amigdalasýnýn tamamý iþ göremeyecek kadar hasarlýdýr.Bu hasardan ötürü kadýn hiçbir korku duymamýþtýr. Koku vücudumuzun dýþ dünyadan haber alma yollarýndan biridir. Koku alma hücreleri dýþ dünyayla direkt iliþki içerisindedir, bariyer yoktur. Beyinde talamus amaca yönelik bilinçli davranýþlardan sorumludur. Vücuda gelen çeþitli uyarýlara filtre görevi yapar. Bu sayede konsantrasyon saðlanabilir. Koku hariç tüm duyusal uyaranlar için ara istasyondur. Uyarý azaltma, güçlendirme, iletmeme fonksiyonu mevcuttur. Önemsiz uyaranlar filtrede azaltýlýrken, önemliler arttýrýlýr. Koku rinensefalon kendine ait beyni olan bir duyudur. Bu yüzden koku verdiðimiz kararlarýn dolaylý bir parçasýdýr. Ýnsanlar farkýnda olmasa da kokularý araçlýðýyla iletiþir. Parmak izimiz kadar eþsiz ve bize ait bir kokumuz var. Nasýl beslendiðimizden tutun, nasýl bir kiþiliðe sahip olduðumuzu kodlayan bir mesajdýr. Buradaki ten kokusu üzerinde bakterilerin yetiþtiði ten kokusu deðil. Böyle bir koklu iletiþimde iyi bir mesaj taþýmaz. Ýsviçreli bilim adamlarý, kadýnlarýn erkeklerin kokularýna

yönelik hassasiyetiyle ilgili bir test uyguladý. Araþtýrma için gen yapýlarý birbirinden farklý gönüllü kýrk dokuz kadýn ve kýrk dört erkek seçildi. Erkeklere iki gece giymeleri için temiz giysiler verildi. Bu giysiler iki gün boyunca hiç çýkarýlmadý, yýkanmadý herhangi bir parfüm veya kokulu sabun kullanýlmasýna izin verilmedi. Ýki gün sonra giysiler ayrý sepetlere konarak kadýnlarýn bunlarý koklamasý, koku aracýlýðýyla hangisinin kendisine daha güzel geldiðini belirtmeleri istendi. Daha sonra söz konusu kadýnlar ve erkekler bir araya getirildi ve kadýnlardan kendilerine en iyi partner olabilecek kiþileri seçmeleri istendi. Kadýnlar kokusunu en çok beðendiði giysinin sahibini seçtiler. Seçtikleri kiþi gen yapýlarý kendininkinden farklý olan kiþilerdi. Ýletiþimlerinde onlarý yönlendiren koku algýlarýydý. Kokumuzun bize ait ve eþsiz olduðunu söylemiþtik, iletiþim kurarken eþ seçiminde de bizi yönlendirir. Kullandýðýmýz parfümlerle doðal koku sistemimizi öldürdüðümüzden, mesajlarýn doðru iletimini önler, bu þansýmýzý da öldürürüz. Aþk hayatýmýza kimin gireceðine burnumuz da karar veriyor. Kokunun erkekler üzerindeki incelemesine bakacak olursak yumurtlama dönemindeki kadýnýn kokusu kadýnlarý erkekler için daha çekici hale getiriyor. Bir arada çalýþan kadýnlarda ise iyi anlaþan kadýnlarýn yumurtlama tarihlerinin ayný güne denk gelmeye baþladýðý görülür. Vücuttan yayýlan feromonlarýn kokusuyla yayýlan kimyevi sinyallerle bir arada yaþamaya baþlayan kadýnlarýn hepsinin regl

tarihinin aynýlaþtýðý görülür. Burundaki koku alýcýlarý kilitlidir. Sadece kendisine uygun koku molekülü tarafýndan açýlýr. Kokunun ayrý bir hafýzasý söylemiþtik. Bu hafýza eðitim alanýnda da deney çalýþmalarýna konu olmuþtur. Bu çalýþma Wistar cinsi erkek sýçanlar üzerinde yapýldý. Bu amaçla 14 adet hayvana labirent testi uygulandý. Deneme periyodundan sonra, 8 gün boyunca sýçanlarýn hedef bölmeye konan yiyeceði bulmak için harcadýklarý süre kaydedildi. Daha sonra hayvanlar rasgele deney ve kontrol grubu olarak ikiye ayrýldý. Kontrol grubu normal atmosfer þartlarýnda býrakýlýrken, deney grubundaki sýçanlar gül yaðý aromasýna maruz kaldýlar. Labirent testi 8 gün boyunca her iki gruba tekrar yapýlarak, süreler kaydedildi. Deney grubundaki hayvanlar hedefi bulmak için, kontrol grubuna göre daha kýsa süreye ihtiyaç duyduklarý tespit edildi. Gül yaðý aromasýnýn öðrenme ve hafýza üzerine etkisi olduðu tespit edildi Bugün her on kiþiden birinde koku rahatsýzlýklarýna rastlanmaktadýr. Koku körlüðü belli bir seviyede gözlenmekte ya da kiþi kokularý tamamen algýlayamamaktadýr. Fakat yediðiniz yemekteki lezzeti ya da tadýnýn olmadýðýný, dýþ dünyayla iletiþim araçlarýndan birinin ortadan kalktýðýný düþünün. Koku körlüðü bunalýmlara ya da intihara yol açabiliyor


RESÝM

Kübra YAÞASIN

TOPLUMCU SANAT VE PÝCASSO 1900' LERÝN DÜNYASI

yöntemini kullandý.

1900ler Avrupa ve dünyada 1. dünya savaþýna kadar ciddi deðiþimler ve yeniliklerin yaþandýðý bir çaðdýr. Bu deðiþim ve yenilikler Avrupa yönetici sýnýfý ve düþünce yapýsýnda ki bazý akýmlarýn deðiþiminin yaný sýra birçok farklý alanda da gerçekleþmiþtir. 1900ler sadece siyasi deðiþimlerin deðil bilim, teknoloji, sanayi ve sanat alanýnda da deðiþimlerin yaþandýðý bir çaðdýr.çaðda yaþananlara kýsaca bakmak gerekirse;

SÝNEMA;1895 yýlýnda ilk sinema Paris'te Lumire kardeþler tarafýndan hizmete sunuldu.1905'te Birleþik devletlerde ilk sinema salonu açýldý ve giriþ 1 nikel ( 5 cent ) fiyatýna olduðu için buraya Nickelodeon adý verildi. Tüm bunlar yaþanýrken 1907 yýlýnda Paplo Picasso 500 yýllýk bir sanat anlayýþýný yýkarak Les Dauoiselles d'avignon adlý tabloyu yaptý. Dönemde gerçekleþen diðer tüm deðiþikler kadar önemliydi.

Kýz kardeþi Comcepcion'un ölümü onu oldukça etkilmiþ ve yaptýðý ilk resimlere genel hakim duygu bu olmuþtur. Paplo Picasso hayatýna giren kadýnlar ve çocuklarýnýn resimlerini yapmýþtýr.kýsacasý hayatýný resimlerine aktarmýþtýr. Picasso hayatý ve resimleri yaklaþýk bir asýrý kapsamaktadýr.1900'de Paris'e giden Picasso burada sanatçýlarla dolu bir þehirle karþýlaþmýþtýr. Bu dönemde Claude Monet'in öncülüðünü yaptýðý empresyonizm ile ve empresyonistlere karþý olan noktacýlar grubu ve baðýmsýzlardan olan Van Gogh gibi isimlerle tanýþmýþtýr. Tüm bunlarýn üstüne gitmiþ ancak kýsa bir süre içinde kendi tarzýný bulmaya baþlamýþtýr. Temeli silindirik ve konik þekiller üzerine olan bir tarz geliþtirmiþtir.

SÝYASET; 1901 yýlýnda Büyük Britanya, Ýrlanda ve Hindistan imparatoriçesi Victoria hükümdarlýðýnýn 64. yýlýnda öldü. TEKNOLOJÝ; 1903 yýlýnda Wright kardeþler birleþik devletler,Kuzey Caroline'da ilk gazlý uçuþu gerçekleþtirdi.ilk uçuþ 1 sn sonra ki 59 sn sürdü.Flyer adýný verdikleri planörle uçak çaðýna öncülük ettiler. BÝLÝM; 1905'te Einstein ilk teorisi olan görelilik kuramýný ortaya attý. Bu kurama göre evrendeki en yüksek hýz olan ýþýk hýzýna eriþirsek zaman yavaþalar .teori en basit ifadeyle bu þekilde anlatýlabilir. Einstein 'in buluþlarý atom bombasý ve nükleer bilimin geliþmesine kýlavuzluk etmiþtir. SANAYÝ; 1908 yýlýnda Henry Ford bir araba fabrikasý açtý. Herkesin araba satýn alabilmesini saðlayacak olan 'üretim bandý'

Paplo Picasso Ýspanya'nýn güney kýyýsýnda Endülüs bölgesinde ki Malaga kasabasýnda 1881 yýlýnda doðdu.efsaneye göre ;doðduðunda öldüðü sanýlan Picasso, amcasýnýn burnuna puro dumaný üflemesiyle hayata döndü. Babasý yerine annesinin soyadýný kullanan Picasso, Pablo ile baþlayan 14 isme sahiptir. Babasý Don Jose'nin resim öðretmeni olup oðlunun yeteneðini fark etmesi kendini onun yeteðine adamasýyla Picasso ilk resmi olan Girl with Bore Foot resmini 14 yaþýndayken yapmýþtýr.rmodel kýzýn kim olduðu bilinmemekle birlikte ölen kýz kardeþini hatýrlattýðý için yaptýðý söylenmektedir.

PÝCASSO VE MAVÝ DÖNEMÝ Mavi dönem ; 1901190.Casagemes, 4 yýllarý arasý Picasso'nun tablolarý mavi aðýrlýklýdýr.resimlerinde mavinin aðýrlýklý olarak kullanýlmasýnýn temel nedeni arkadaþý CarlosCasegemes'in ölümüydü Picasso'nun Paris'e beraber gittiði ressam arkadaþýydý


RESÝM bir kadýn,bir denizci ve bir öðrenciyi resmeder resim zamanla deðiþir ve yeni karakterler eklenir. Resimde derinlik perspektifi yada gerçekçilik arayýþý yoktur. Resimde uyumsuzluðun birleþimiyle yeni bir tarz geliþmiþtir. Kübist tarzýn amacý ; herhangi bir açýdan gözlemlenebilecek nesnenin her cepheden görünen kýsmýný göstermektir. Nesneler küp haline getiriliyor ve parçalara ayrýlýyor ardýndan yassý bir yüzeyde gösteriliyor. Picasso ayrýca yasý ve

geniþ yazýlarada ilgi duymuþtur. Kübizm sanata yeni bir bakýþ açýsý getirdi ve halkýn büyük bir kýsmý tarafýndan kolayca anlaþýlamýyordu çünkü; sanatçýlar gerçeði kiþisel olarak nasýl gördüklerini yansýtmaya baþlamýþtý. Geleneksel tasvirin tamamen dýþýndaydý. Picasso dünyada ki resim anlayýþýný deðiþtirirken dünyada da ciddi deðiþimler yaþanmaya baþlamýþ ve yaþanan tüm geliþmeler Picasso'nun sanatýný da derinden etkilemiþtir.

GUERNÝCA

ve yaþadýðý tutkulu bir aþk sonucu intihar etmiþti. Picasso'nun 1903 yýlýnda yaptýðý 'TRAJEDÝ' tablosu Casagemes için yapýlmýþ mavi dönemi en iyi anlatan tablodur. Tabloda hiçbir imgeleme Picasso 1906 yýlýnda önemli sanat çevrelerince tanýnmaya baþlamýþtýr. Taþýndýðý bir köyden tifo salgýný sebebiyle Paris'e geri dönen Picasso 1907 yýlýnýn ilk baharýnda 500 yýllýk bir sanat anlayýþýný yýkan ilk adý 'Les Borde' ( Randevu Evi) olan ama 'Les dauoiselles d'avignon' ( avignonlu kadýnlar) ismiyle ün kazanan resim

15. yy dan beri Rönesans sanatçýlarýnýn gerçek dünyayla uzantýlý resim anlayýþý ve bir geleneði tamamen deðiþtirdi. Les dauoiselles d'avignon kübizme giriþ resmidir.ve 20. yy .sanatýnýn zeminini hazýrlar. Picasso 2 metre boyundaki tablosunda randevu evindeki çýplak

Picasso'nun çok sevdiði Ýspanyasý 1936 yýlýnda iç savaþ yaþamaya baþlamýþtýr. Halkçý hükümet tarafýndan yönetilen Ýspanya Cumhuriyeti, Franco liderliðinde saðcý generallerin ayaklanmasýyla iç savaþ baþladý.Ýspanya uluslarasý bir savaþ alanýna döndü. 26 nisan 1937'de Cumhuriyetçi güçler Kuzey Ýspanyada bir bask kasabasý olan Guernica'da toplanmýþ.tamamen korunmasýz olan Guernica kasabasý , Nzi uçaklarý tarafýndan bombalanarak yerle bir edildi ve taþ üstünde taþ býrakýlmadý. Bombardýmandan sonra Naziler kaçmaya çalýþan sivilleri taradý. Katliam yayýlýrken dünya sessizliðe büründü. Picaaso 27 nisanda haberleri aldýðýnda Dünya Fuarýnýn açýlýþýna hazýrlanýyordu. 30 nisanda vahþetin fotograflarý ortaya çýkmaya baþladý. Picasso olanlardan sonra þöyle dedi – Ýspanyada ki savaþ bir tepki savaþýdýr.insanlýða ve özgürlüðe karþýdýr. Bir sanatçý olarak tüm hayatýmý tepkiye ve sanatýn ölümüne karþý mücadele ederek geçirdim. Þuanda yapmakta olduðum remimde ki ona GUERNÝCA adýný vereceðim.yaptýðým tüm eserlerde Ýspanya'yý bir sefalet ve ölüm deryasýna çeken askeri sýnýfa duyduðum dehþeti ifade eder. 11 mayýsta 3.5 m yüksekliðinde 7 m uzunluðunda ki tuval üzerine resmi çizmeye baþladý. Sadece siyah beyaz gri ve gölgelerden oluþan resim haziranda tamamlandý.Picasso 20 yy en ünlü ve en kalýcý eserini yapmýþtý.

Resim Ýspanya ya ancak Franco 1975 te öldüðünde verildi. GUERNÝCA Museum of Modern Art'tan Madrid'e Prado'ya gitti. Picassonun 20. yy. en önemli sanatçýsý olduðu su götürmeyen bir gerçektir. Dünya genelinde çoðu sanat müzesinde eserleri bulunur. eserleri batý sanatýnýn ilerleyiþinde köklü bir deðiþimi temsil eder. Yaþadýðý dünyayý eserlerinde soyut bir anlatýmla tasvir eder ve toplumsal yaþanmýþlýklarýn bir sanatçýyý nasýl etkileyebileceðinin en önemli örnegidir. Eserleri hala günümüzde müzayedesalonlarýnda satýlmaktadýr.býraktýðý eserler Picasso müzesi,hem ülkesi Ýspanya hem de Fransa'da bulunmaktadýr. Picasso 1973 yýlýnda çok sevdiði Ýspanyasý hala baský altýnda Franco rejimiyle yönetilirken dünyamýza býrakabileceði tüm renklerle hayata veda etti.


GÜNCEL

Ferhat ESKÝCÝ

SOSYAL MEDYA ASOSYAL TOPLUM boyu internet baþýnda arkadaþlarýyla yazýþtýklarýný,oynadýklarý Günümüz insanlarýn vazgeçilmezi haline gelen, önce bilgisayarlarla evimize sonra cep telefonlarýyla cebimize kadar giren interneti amacýna uygun olarak kullananlara saðladýðý faydalar azýmsanmayacak kadar fazla. Fakat iþi amacýndan saptýranlarda özellikle de genç nüfus üzerinde bir o kadar da zararý var. Mesela hemen hemen hepimizin üye olduðu sosyal aðlar ergenlik dönemindeki bir çok genci sosyalleþtirmek þöyle dursun asosyal olma yolunda adým adým ilerletiyor. Ýlk olarak iletiþim becerilerini kaybeden insan içinde konuþmaktan korkar olan gençler gün geçtikçe klavyeye baðlý bireylere dönüþüyorlar. Þimdi sizleri þahit olduðum, baþýmdan geçen ve gözlemlediðim birkaç olaya götürmek istiyorum. Facobook'ta her online oluþumda bana yazmaya baþlayan ve saatlerce olur olmaz her telden bana bir þeyler anlatmaya çalýþan ben cevap yazmadýðýmda bile sürekli yazan bir arkadaþýn yüz yüze oturduðumuzda donuk donuk bakýþlarla bana bakýp durmasý ben soru sormadýkça konuþmamasý ve býrakýn kerpeteni alet çantasýnýn hepsini kullansam aðzýndan kolay kolay laf çýkaramamam nasýl bir ironidir ? Klavye ve ekranla buluþtuðunda kendini bulan insanlar yetiþiyor maalesef. Bir gün müsait olmadýðým bir anda çalan telefonumu meþgule vererek, arayan ergenlik çaðlarýnýn hemen baþýnda olan arkadaþa müsait olmadýðýmý ve ilk fýrsatta onu arayacaðýmý anlatan bir mesaj attým, bana attýðý cevap aynen þuydu ''hmm,tmm,ok,kib,by'' Bu yaþtakilerin chat dili diye tabir ettiði bu dile az çok aþina olduðum için anladým mesajý ama anlamayanlar için þöyle Türkçeleþtirebilirim. ''anlýyorum,tamam tamam kendine iyi bak,bay bay'' Þimdi düþünüyorum da böyle bir durumda böyle bir mesajý ben babama atsam bu oðlan bana küfür mü ediyor diye düþünürdü herhalde yada anneme atsam bizim oðlan yeni bir yabancý dil öðrendi galiba diye de sevinebilirdi. Trajikomik bir mevzu. Yine benzer bir olay liselerde edebiyat derslerine giren bir arkadaþým yaptýðý kompozisyon sýnavýnda bir kaç öðrencinin sesli harfleri neredeyse hiç kullanmadýðýný fark etmiþ, çocuklara bu olayý çaktýrmadan günlük hayatlarýnda ne yaptýklarý hakkýnda sohbet etmeye çalýþtýðýnda ise hepsinin gün

online oyunlarda yeni arkadaþlýklar iliþkiler kurduklarýný, sevgilileri olanlara ayda 5000 kýsa mesajýn yetmediðini gözlemlemiþ. Hadi çocuklarýn kendilerine verdikleri zararý bir kenara koyalým tamamen yeni bir dil yaratmýþ olmalarý ve Türkçeyi fark etmeden masumca her gün baltalamalarý apayrý bir olay. Yine bu yazdýklarýmýn kadar acý olmasa da teknolojiye baðlý olarak Türkçemizdeki anlam kaymalarýna da deðinmek istiyorum. Bir arkadaþýmýn bana bugün falanca kiþiyle görüþtüm sana selamý var dediðinde, o arkadaþ burada deðil ki ne zaman görüþtün döndü mü yoksa diye sormuþtum merakla, yok yok dönmedi facebook'tan görüþtüm diye bir cevap aldým sonra. Görmek fiilin iþteþ olan halini anlatan görüþmek fiilinin tam manasý iki veya daha çok kiþinin yüz yüze karþý karþýya birbirlerini görerek konuþmasý diyebiliriz oysa bu anlam günümüzde görmeden duymadan yavan yavan yazýþmak manasýnda kullanýlýr olmuþ. Ayný þekilde telefon görüþmesi diye adlandýrýlan görüþmelerde de bir görüþme yok aslýnda ortada, yapýlan sadece konuþma. Günümüzde 3g üzerinden hem görüntü hem ses aktaran telefonlarda var elbette ama onlarý þuan için bunu kullananlarýn sayýsý o kadar yaygýn deðil, en azýndan ülkemizde hatta en azýndan Muðlada bu böyle. Neyse konuyu çok fazla uzatýp sizleri de sýkmadan baðlayalým artýk. Atalarýmýzýn da söylediði gibi her þeyin fazlasý zarardýr bazý þeylerin özellikle de sanal ortamýný kararýnca kullanmaya çalýþmak gerek. Amacýndan saptýrdýðýmýz her þeyin bize zarar olarak döneceði de kaçýnýlmaz bir gerçek. Genç yaþtaki çocuklarýn geliþimleri için internet bulunmaz bir nimet ama nereye girdiklerini nelerle meþgul olduklarýný birazcýk kontrol edersek belki bazý þeylerin önüne erken geçmiþ olabiliriz. Yoksa bütün gün iþde güçte kafasý þiþmiþ yorgun ebeveynlerin aman bir de çocuk dýrdýrý çekmeyelim dercesine çocuklarýný bilgisayarla telefonla oyalayýp uyuþturduklarý sürece gençlerin asosyal bir þekilde, duyarsýzca yetiþmesi memleket meselelerineyse sadece facebook tan ileti yazarak twitter'dan twit atarak yaklaþmasý kaçýnýlmaz bir olay. Görüþmek üzere…


USTA -ÞÝÝR

ÝKÝ KALP Ýki kalp arasýnda en kýsa yol: Birbirine uzanmýþ ve zaman zaman Ancak parmak uçlarýyla deðebilen Ýki kol. Merdivenlerin oraya koþuyorum, Beklemek gövde gösterisi zamanýn; Çok erken gelmiþim seni bulamýyorum, Bir þeyin provasý yapýlýyor sanki. Kuþlar toplanmýþlar göçüyorlar Keþke yalnýz bunun için sevseydim seni. CEMAL SÜREYA


ÇIRAK -ÞÝÝR

GÜN Günün içinden bir parçaydýk biz otobüslerin dur kalklarý arasýna týkýlmýþ yolculuklarda, yapboz yapýlaný kaldýrýmlarý izleyip þikayetler eden... Günün içinden bir parçaydýk biz sokaðýn ortasýnda öldürülesiye dövülen insanlarýn naralarýný sindirmiþ kulaklarla,kan kokusuna alýþmýþ burunlarla... Günün içinden bir parçaydýk biz kalkýþ yatýþ saatleri ve hatta yiyebileceðimiz ekmeðin önceden hesap edildiði, bazen evlerine fazladan un,kömür,yumurta,þeker giren insanlar... Gün kadardýk anlayacaðýn, tarihin hiç bir sayfasýnda yer etmeyecek bir gün kadardýk... BETÜL YAVUZ


ALTERNATÝF

EBRU SANATI Ebru; içerisine öd katýlan boyalarýn, gül dalý ve at kýlýndan yapýlan özel fýrçalarla, kitre ile yoðunlaþtýrýlmýþ suyun üzerine serpiþtirilmesiyle yapýlan bir süsleme sanatýdýr. Bu sanatýn ne zaman ve nerede ortaya çýktýðý bilinmemekle beraber köklerinin 9. ve 10. yüzyýla dayandýðý varsayýlmaktadýr. 10. yüzyýlda Su Yijian isimli bir Çinli fýrça, mürekkep, mürekkep taþý ve desenli kaðýdý "Wen Fong Si Pu ( çalýþmanýn 4 hazinesi)" adýyla kaydetmiþtir. 12. yüzyýlda Japonya 'da suminagaþi ve beninagaþi isimleriyle yapýlan çalýþmalarýn daha sonradan ''Ebre'' adýyla Türkmenistan da ortaya çýktýðý söylenmektedir. 16. yüzyýlda Mir Muhammed Tahir tarafýndan Hindistan'da yapýlmýþ ve ''Ebri'' adýyla ipek yolundan Ýran'a buradan da Ýstanbul'a geçmiþtir. Ebri ismi þekillerin bulut kümelerine benzemelerinden doðmuþtur. Ancak son yüzyýlda telaffuzu zor olduðundan Ebru adýyla anýlmaya baþlanmýþtýr. Bu isim bulutun yaný sýra ortaya çýkan kaþ þekillerinden dolayý doðmuþtur. Ýstanbul'dan Avrupalý seyyahlarýn kendi memleketlerine götürdüðü ebru kaðýdý Almanya, Fransa ve Ýtalya da mermer kaðýdý, Türk mermer kaðýdý, Türk kaðýdý isimleriyle benimsenmiþtir. Zamanla Ýngiltere ve Amerika'ya da yayýlan bu sanat her ülkenin kendi sanat anlayýþýna göre baþkalaþým göstermiþtir. Belgelenen en eski ebru örneði, 16. yüzyýlda Maliki Deylemi'nin Gürcistan da yazdýðý bir kýt'anýn bulunduðu ebrudur. Ebru ile ilgili Türkçe kaleme alýnmýþ ilk eser ise "Tertib-i Risale-i Ebri "dir. 1608 de yazýlan bu eser basitçe ebrunun yapýmýndan ve ebru sanatçýlýðýndan bahseder. Tarihimizde bilinen ebrucular; Hatip Mehmet Efendi, Þeyh Sadýk Efendi, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman,

ÖZGENUR YANIKDAÐ

Sacit Okyay, Sami Okyay, Alparslan Babaoðlu, Sadreddin Özçimi, Sabri Mandýracý, Sedat Altýnöz, Hikmet Barutçugil'dir.

Ebru Çeþitleri Battal Ebru: 2 veya 3 renk boyanýn fýrçayla damlalar halinde su yüzeyine serpilmesinden sonra direk kâðýda geçirilmesidir. Gelgit Ebru: Battal ebrudan sonra tekne yüzeyine eþit aralýklý, teknenin kenarlarýna paralel zýt yönde çizgiler çekilerek yapýlan ebrudur. Bülbül Yuvasý: Helezonik yuvarlaklar oluþturacak biçimlerin tekne yüzeyinde eþit büyüklüklerle sýralanmasýyla yapýlan ebrudur. Þal Ebru: Uçlarý kývrýmlý S harfine benzer kývrýmlý þekillerle oluþturulan ebrudur. Taraklý Ebru: Ebru taraðý ile gelgit ebru üzerine oluþturulan ebrudur. Çiçek Ebru: pastel renkli bir þal ya da taraklý ebru zemini üzerine gül, karanfil, lale, papatya gibi çiçeklerin yapýlmasýyla oluþturulan ebrudur. Hatip Ebru: Pastel renkli bir þal ya da taraklý ebru zemini üzerine çiçek, çarkýfelek ya da yýldýz benzeri þekiller oluþturarak yapýlan ebrudur.


ALTERNATÝF Ebru' nun felsefesi Bazý günler, þafak veya gurup vakti ufka bakarsanýz; kýrmýzý, sarý, lacivert ve mavi renklerin en ilahi tonlarý ile bulutlardan bir Ebru'nun daha doðrusu ebri' nin þekillendiðini görürsünüz. Yine bazý gecelerde, bulutlu semalar kadar geniþ bir ebru teknesine, mehtabýn, usta fýrçasýyla lacivert, mavi ve ýþýklý beyazýn bütün nüanslarýný serpiþtiriverdiðine elbet rastlamýþsýnýzdýr. Ýþte sanatkâr dedelerimiz, bir anda deðiþip kaybolan bu semavi güzellikleri yeryüzüne aksettirerek, onlarýn aðaç yeþiline ve toprak rengine olan hasretini giderdikten sonra, bu þahane tabloyu kaðýt üstünde de ebedileþtirmeyi bilmiþlerdir. Bu anlayýþ içinde Rabbine boyun kesen sanatkârýn “benlik” ten uzaklaþan gönlü, sanki ebru teknesinde þekillenmiþ gibidir. Artýk o Zaman büyümeye baþlayan ebru teknesi derya kadar geniþler, geniþler ve bir kainata döner Ebru'cunun gönlü gibi Hz. Ali ne güzel buyurmuþ “Sen kendini küçük bir cisim sanýrsýn, halbuki bütün alem sende dürülüp bükülmüþtür” Ebru bir düþtür, bir özlemdir. Ona bakan her gözde yeni anlamlar kazanan bir akýþtýr.


HEYKEL

Antonis MYRODIAS (Yunanistan) Uygarlýk Alleksandr BATVINIONAK (Beyaz Rusya) Aphrodýte

Timuçin ÇAKALOZ (Türkiye) Gemici

John GOGABERISHVILI (Gürcistan) Yaþam ve Iþýk

Ian NEWBERY (Ýsveç) Gizli Yaþam

Manuel CHEPELLY (Ýspanya) Karya Uygarlýðý


HEYKEL

Fulvýo MEROLLI (Ýtalya) Ýkaros

Fulya ASYALI (Türkiye) Komidin Figür

Evrim ÇAMOÐLU (Türkiye) Çaðrý Borusu

Kazým KARAKAYA (Türkiye)

Velislav MINEKOV (Bulgaristan) Gemi

Aphrodite

Özgür TURHAN (Türkiye) Ana


ÇIRAK FOTOÐRAF-EZGÝ SULU


USTA FOTOÐRAF-ARA GÜLER


USTA FOTOÐRAF-ARA GÜLER


RÖPORTAJ

Mavra: -Bize biraz Cenk Erdoðan'dan bahseder misiniz?Kimdir Cenk Erdoðan bi tanýyalým Cenk: -Lisede müziðe baþladým. Murat Ermutlu ilk hocamdý benim.bas gitar çalýyordum o zaman .daha sonra bilgi üniversitesine girdim 97 yýlýnda burslu olarak orada 2 sene normal teorik eðitimi yani hem armoni hem enstrüman eðitimi aldýktan sonra 3. 4. sene kompozisyon bölümüne geçtim kompozisyon bizim dilimizde bestecilik gibi bir þey oluyor .composer composition bestecilik demek. daha sonra 2 sene kompozisyon eðitimi aldým. Mezun oldum ve 2001den bu yana da bir sürü projenin içinde yer alýyorum.Hem kendi projelerim var kendi müziðimi yazdýðým albümler hem aranjör olarak çalýþtýðým baþkasýnýn müziðine eþlik ettiðim ve düzenlediðim projeler var ve bir yandan da tabi 2003den itibaren de 2003 2004 gibi de bizim müzikleri ve Arya müziklr birlikte film müzikleri yapmaya baþladým.Müziðin aslýnda her yönünde,her dalýnda bir þekilde varým bestecilik gitaristlik,stüdyo gitaristliði yani baþkalarýnýn albümlerine kayýt çalmadan tutun iþte aranjörlük gibi bir çok þeyde hizmet veriyorum deyim.Müziðe hizmet ediyorum diyebilirim yani. Mavra: -Peki perdesiz gitarla maceranýz nasýl baþladý? Cenk: -Biraz geç baþladý aslýna bakarsanýz.Daha evvel bu hikayeyi anlatmýþtým.Bir arkadaþýmdan kaset almasýný istedim tabi o zaman kasetler var.Kaset almasýný istemiþtim istanbula giderken antalyadaydým o yaz,o da bana yanlýþ kaset getirdi Erkan Oður'un Bir Ömürlük Misafir kasetini getirdi, orda biraz þaþýrdým. Dedim ki herhalde baskýnýn kötülüðünden perdeler çýkmamýþ.Halbuki anladým ki o bi perdesiz gitarmýþ sonra içini okuyunca yani çok etkilendim açýkçasý hemen bi tane gitarým vardý zaten babamla konuþtum babam dedi ki hayýr dedi baþka almam. Fazla önemsemedim hemen söktüm perdeleri. bir de çok usturuplu söktüm sonradan bi kaç perdeyi bile takabildim. yerine hatta. Tabi saçma sapan sesler çýktý ama yani hemen söktüm bir çalmaya baþladým daha sonra babamýn yanýnda,yani babamýn birlikte çalýþtýðý mimar bi ortaðý vardý o Erkan Oður'un köylüsüymüþ yani ayný köydenlermiþ,tanýþýyorlarmýþ.Bana onun telefonunu verdi bende aradým ve lise sondaydým o zaman lise sonda Naturel Sam barda Ortaçgil'le Erkan Oður böyle 4 kiþilikvbir

grubu vardý rahmetli Hakan Beþer dörtlüsü çalýyorlardý.Her salý çalýyorlardý,her salý ben oraya gitmeye baþladým.Çarþambalarý okula böyle emekleyerek gidiyordum çünkü orasý ikide iki buçukta bitiyordu.Bir de o zamanlar param olmadýðý için belli bi yere kadar dolmuþla gelip belli bi yerden sonra epey bir yürüyordum halbuki aslýnda taksiye verecek param vardý ama ben onu para biriktirmek için kullanýyordum yani hep ailem bana annem bana al taksiyle gel buradan gece diyordu ama ben pek önemsemiyordum açýkçasý bu durumu ondan sonra ve perdesiz gitarla iliþkimiz bu þekilde baþlamýþ oldu yani hep böyle bir sürü yerde yazýyolar Erkan Oður'un öðrencisi diye ,pek öyle birebir hoca öðrenci çalýþma imkanýmýz olmadý yani hani hiç þunu nasýl çalayým diye bir þey sorduðumu hatýrlamýyorum. Mavra: -Ama çok benzetiliyorsunuz Cenk: -Artýk benzetilmiyoruz eskisi kadar yani, ,ilk albümde de zaten benzetmemeye baþlamýþlardý ama ikide iyice artýk aramýzdaki fark ortaya çýktý bence yani.çünkü o çok baþka. Ona benzememek gibi bir þey aslýnda pek söz konusu deðil yani bütün hamburgerler ilk hamburgere benziyor dimi yani öyle düþün çünkü bi ilk hamburgeri yapan bi adam var ekmeðin arasýna koyup köftenin üzerine ketçap mayonezi basan ve bütün hamburgerler ayný yani þu anda .Burger Kingin Mc Donalds'dan farký yok ama aslýnda var yani gittiðin zaman lezzeti farklý yani ikisinin de .Bence bizim için de öyle yani. Bütün perdesiz gitarcýlar için öyle olabilir belki ama benim hani, piyasanýn içinde gördüðün diðer perdesiz gitarcýlar biraz fazla böyle artýk onun hýrkasýndan saçýna kadar taklit ederek þey yapmaya baþladýlar.Bence Erkan Oður'u da biraz üzüyorlar ,kýrýyorlar diye düþünüyorum böyle.Çünkü onun gerçekten tanýyorsan öyle olmadýðýný bilmen lazým yani onun müziðini de anladýðýný düþünüyorsan o adamýn öyle bir þeyi yaymak istemediðini bilmen lazým öyle bir enerjiyi. O yüzden,Erkan abi diyebilirim artýk,Erkan abiyle hem çok seviþiyoruz hem görüþüyoruz,kendi stüdyomda kaydetme imkaný da buldum onu ben ,çaldýðýmýzda da çok keyif alýyoruz. Mavra: -Beraber çalýþmak gibi bir durumunuz var mý Cenk: -Yani bir takým planlar var.yani benim planlarým var henüz kendisine açmadým da ama onun da hayýr diyeceðini


RÖPORTAJ düþünmüyorum Mavra: -Cenk Erdoðan trio nasýl kuruldu. Benim en çok merak ettiðim þey bu galiba Cenk: -Cenk Erdoðan Trio þöyle kuruldu. Ben 2005te World The College Of Music'e gittim ders vermeye oradan bir profesörün davetiyle o perdesiz gitar ve Türk makamlarý üzerine Türk müziði üzerine ders verdim. Þimdi buradan þöyle bir þey çýkmasýn yani benTürk müziði konusunda uzman bir adam deðilim ama o müziðin üzerine çok emek sarf ettim ve bir sürü þey öðrendim tabi ki.Tabi doðru anlatýyor muyum anlatamýyor muyum bilmiyorum. O usta çýrak iliþkisini yaþamadým çünkü o çok özel bir þey aslýna bakarsan. Þu anda öyle bir ustam olsun ve bana gitarla ilgili bir þey öðretsin diye bir çok þeyi feda edebilirim.Yani biraz daha ileri gidebilmek için çünkü böyle bir dünyada bir takým ustalar var ama evet onlarla sadece dinleyerek olmuyor. Birazcýk vakit geçirmek lazým o yüzden o meþk etmeyi çok yürekten takdir eden biriyim ben müzisyen olarak. Ben oraya gittiðimde biraz insanlarýn ilgisini gördüm perdesiz gitara mesela bir dükkana gidip ben perdesiz gitarýmla bir alet denemek istediðim zaman,Japonlarýn kameralarýný çýkarýp ,fotoðraf makinelerini çýkarý ilk defa gördükleri bu enstrüman karþý olan ilgisini fark ettim. Bosna'da ve New York'a gidenler öyle hemen konser alma imkanlarý olmuyor çünkü çok fazla müzisyen var az mekan var aslýnda. New York için de aynýsýný söyleyebiliriz 6 ay sonrasýna gün veriyorlar bir tane gün ve o gün orada bulunman ve o müziði çalman lazým fakat benim için öyle olmadý enstrümanýmýn orjinalitesinden kaynaklanan gig almam gerekiyordu, bir kaç tane gig aldým ve o giglerle çaldým,iyi müzisyenlerle çaldým tabi iyi müzisyenlerle çalýnca da bu iþin aslýnda ne kadar önemli bir þey olduðunu yani iyi müzisyenle çalmanýn özellikle trio çalarken iyi bir þey olduðunu anladým. Türkiye'ye döner dönmez trioyu kurdum o zamanlar Korhan Ogan, Hakan Gürbüz vardý basta Mavra: -Korhan Ogan hala var Cenk: -Korhan Ogan hala var. Ama arada bir koptuðumuz dönem oldu Korhan'la .Ýlk albümü baþkasýyla yaptým, ikinci albümü bambaþka insanlarla yaptým ama þimdi Korhan'la tekrar sahnede çalýyoruz ve ortalama on üç yýllýk bir arkadaþlýðýmýz var ve on üç yýl öncesinde de on trio diye bir grup kurmuþtuk o zamandan beri çaldýðýmýz için artýk etle

týrnak gibi bir halimiz var. Korhan'la çalarken tabi biraz belki okuyanlar zor ve iddialý ya da þovanistte diyebilir belki ama;Ekipler deðiþiyor ,insanlar geliyor gidiyor belki ama Cenk Erdoðan ve trio hep kalýyor çünkü esas olan amaç orada müzik yapmak ben besteleri yapýyorum.Bugün Korhan'la Ahmet'le Mehmet'le de çalarým yarýn Jason'la çalarsýn,öbür gün baþkasýyla çalarsýn ama müzik esas önemli olan orada. Biz aslýnda Cenk Erdoðan trio adý altýnda müziðe yatýrým yapýyoruz gibi bir þey söyleyebilirim yani. Kendi müziðimi yazma derdimden kaynaklý. Þu anlaþýlmasýn yani ben hani onlar olmasa da her türlü çalarým arkadaþ anlaþýlmasýn ama yani o çalan insanlar olmazsa hiç bir þey çalamazsýn ama müzik hep yazmaya devam edilir benim için, Þimdi Korhan'ýn yurt dýþýna gitme durumu var baþka bir davulcuyla hayatýmýza devam edeceðiz.Mesela önümüzdeki yýllarda müzik devam edecek,besteler ayný þekilde devam edecek her yeni gelenin muhteþem bi dokusu var Korhan o parçayý öyle çalýyor, albümdeki arda böyle çalýyor, ,jameson Amerika'da bambaþka çaldý gibi.Ýþte oyunun en güzel tarafý bu belki de en sürprizli tarafý Mavra: -Peki bu devam eden müzik neden caz yani kendini tarif etme yöntemi olarak neden cazý seçtin baþka bir müzik Cenk: -Caz mý bilmiyorum benim yaptýðým müzik o da tartýþýlýr.Bugün kitabý açtýðýn zaman caz nedir diye öyle bir kitap varsa bilmiyorum da caz nedir diye bir kitap açtýðýnda bence benim yaptýðým müzik onun içine girmeyecektir.Caz artýk bölündü bölündü. Neden bahsediyoruz hani ellilerin altmýþlarýn klasik cazýndan mý bahsediyoruz,Mark Davison'un ortaya koymuþ olduðu model ve uçuk altyapýdan mý bahsediyoruz,iþte ne biliyim funktan mý bahsediyoruz ya da bugünkü kuzeylilerin yaptýðý spritüel þeyden mi bahsediyoruz Mavra: -Dünya sürekli geliþiyor,deðiþiyor müzik de ayný þekilde yeni yaklaþýmlar sürekli cazýn içinde.Son zamanlarda iskandinav yaklaþýmlarý,doðu yaklaþýmý hepsi var. Hepsi bir araya geliyor .Bu yaptýðýn þey iþte Türkiye'ye ait bir caz olabilir mi? Cenk: -Olabilir bence bunu bana daha evvelde söylemiþlerdi. Benim de üstüne epey bir düþünmüþtüm.Olabilir , neden olabilir. çünkü bir makamsal melodiler yazýyorum.Bu


RÖPORTAJ

ben müziðe baþladýðým zamandan beri çok fazla projenin içinde yer aldým.Þöyle özetleyim ben pop çalarak baþladým ,önce þarký söyleyerek, gitar çalarak baþladým.Lisede rock çaldým tabi ciddi bir rock geçmiþinden geliyorum yani metallicalar sepulturalar pearl jam'lar. Mavra: -Hayat bir kez öyle geçiyor Cenk: -Herkesin hayatý bir kez öyle geçiyor ama ben bunu çalarken, yani lisede rock çalarken provadan çýkýp kulaðýma wolkman'i taktýðým zaman metallica ya da sepultura dinlemezdim.Ben paco de zina dinlerdim, onu çalardým, çalýþýrdým,o notalara bakardým o tabloyu çözerdim çýkarýrdým onlar gibi çalmaya çalýþýrdým gitarý aþaðý alýrdým bütün o atmosferi yaþardým ama çýktýðým zaman paco de zina hareketleri nasýl yapýyor diye kafamda olurdu bir sürü mahalli flemenkocu dinlerdim. Þimdi tabi o flemenko geçmiþi beni bambaþka bir yere getirdi. Mavra: -Bir flemenko hayranlýðý var mý? Cenk: -Olmaz mý.Hatta þu anda telleri üzerinde kopmuþ olan ispanyada bir köyden aldýðým flemenko gitarým var.Flemenko benim için hiç ölmeyecek hayat boyu ölmeyecek.Rock müziði artýk o koyulukta dinlemiyorum.Ama mesela arabada pop fm dinlemektense giderken rock fm dinlemeyi tercih ediyorum,çünkü oradaki muhabbet bana komik geliyor radyocularýn hem de daha bir izole onlar kendi aralarýnda daha güzel , çaldýklarý müzikler çok hoþ. Arabada trafiði bastýracak bir ses gibi geliyor bana. Daha sonra halk müziði çaldým farklý farklý gruplarla çaldým. Ýstanbul'da çalmadýðým türkü bar kalmadý. Türkü barlarda çalanlar bilir,o altý saatlik sahneleri yaptým.Bir baþladým mý altý saat inmeden çýktýðým sahneleri yaptým. Daha sonra perdesiz gitar baþladý , zaten çok eskiden beri ben müzik yazýyordum,kendi bestelerimi yapýyordum.Bütün bunlar birleþince bugün bir Türk halk müziði albümününde altýndan kalkabiliyorsun,kayda gittiðinde çalmak için stili biliyorsun ya da düzenlemek için stili biliyorsun.Bir Jülide Özçelikle bozlak çalýyorsun,Ceylan Ertem'le artýk rock ve funk dozlarýnda bir müzik çalýyorsun,Jehan Barbur'la çaldýðým zaman onun kayýtlarýný yaptýðým zaman tam bir akustik gitarcý gibi bütün fingers pell dediðimiz o stilde çalýyorsun bütün bu stiller þu anda bende var o yüzden full caz müzisyeniyim diyemeyiz ama ben þeyi tercih ediyorum biraz daha gitaristlik için iþte ünlü caz gitaristi demek

yerine mesela modern gitarist böyle kavramý birazcýk daha hoþumagidiyor yani.


RÖPORTAJ toprakta var.Günde beþ vakit ezan duyuyorsunuz, ne kadar kötü okunsa da yani tam makamýnda okunmasa da bazen harika ezanlar duyuyorsunuz ve beþ vakitiniz o makamla doluyor . bir makamsal melodiler yazýyorum ikincisi batý armonisini kullanýyorum makamsal melodilerle batý armonisinin öpüþmesinden çýkan bir müzik var ortada üç davul ve bas kullanýyorum yani aslýnda Türk müziði enstrümaný olmayan iki tane enstrüman kullanýyorum evrensel müzik çalabileceðim yani batý dünyasýndan bize gelmiþ geçmiþ enstrümanlar kullanýyorum dördüncüsü trio performanslarýmda efektler ve bir takým seslerle oynayarak deðiþik ambiyanslar yaratmayý seviyorum.Bu da aslýnda elektronik müziðe doðru kayan bir yol. Þimdi daha da ilerletmeyi planlýyorum yeni yeni efekt aletleriyleyle de yani mümkün olduðu kadar bu aralar böyle bir hissiyat var çok daha sadeleþtirmeye çalýþýyorum müziðimi,ama bunu yaparken de bir gitaristin bir piyanist kadar imkaný yok.dört tane keyboyu üstüste koyup hepsini ayný anda bir þeye basýp býrakýp,ordan bir sesi bozuyorsun gitar öyle deðil, gitar elini çektiðin anda sesi kesilen bir enstrüman ,bir pedala basmadýysan onun sesini uzatacak. Dolayýsýyla yaptýðýn müzik caz mý sorusuna bakarsan zaten genel çerçevede caz.Türk cazýna örnek mi? Bence örnek olabilir.Ama salt bir caz deðil.Ben hep söyledim bunu ben düzgün melodinin peþinde bir adamým.Düzgün melodi çalmanýn,düzgün melodi üretmenin peþinde bir adamým. Benim komposizyon hocam kendi bir gün bana bir parçasýný dinletti.Hocam bunu niye yazdýnýz dedim. Þurda þöyle bir motif süslemesi var mý? Hayýr ben o motifi çevirdim buraya yazdým.Ýyi de dedim,burda bu kadar þeyin arasýnda bu duyulacak mý duyulmayacak,o zaman niye yazdýn yani.O benim hala aklýmda olan bir sorudur.O zaman niye yazdýn. Ben buradan okuyanlara da söyleyeyim bir þey çalýyorsun,eðer bir ifadesi yoksa niye çalýyorsun. sessiz olmak o zaman daha büyük bir ifade kaynaðýdýr.Bunu söylüyorum ama bunu yapabilen bir adam deðilim tabi ki bazen ben de gitaristlik buhranlarýna düþüp gereksiz cümleler pasajlar çalýyor olabilirim.Öyle algýlanýyor olabilir ama beste yaparken bir þeyi bazen zorunlu hissedersin bir yerde týkanýrsýn oraya kompozisyon bilgisinden ötürü bakarsýn þöyle bir geçmiþine parçanýn orda bir motif görürsün o motifi hop oradan oraya araklarsýn tersine bir þey yazarsýn bir þey yazarsýn orayý çözersin.Ama çözersin,müzik yazmazsýn. Sonrasý vardýr ama arada bir þey yapamamýþsýndýr ya oraya bir þey çözersin hep bir þey çözdükten sonra ben

niye yaptým bunu diye çok sorarsýn kendi kendine.Bir þey ifade ediyor mu,Ýfade etmiyorsa silerim de öyle çok çöpe attýðým parça var .Kavis öyle bir parçadýr mesela.Ýlk giriþini iki sene evvel yazýp, iki sene sonra baþka melodi yazdým. Aslýnda iki baþka parça olmasýný istediðim ama daha sonra yanyana gelirse nasýl olur deyip evet bunlar yanyana gelir de bunlar arka arkaya çok tekrar eder kendini diyerek mantýken bu araya bir ambiyans yaratmak lazým diyerek bir kompozisyon mantýðýyla düþünüp yazdýðým bir parçadýr.Ama sonra da üzerinde baya bir oynayýp bugünkü haline getirdiðim bir parça.Ortalama iki buçuk senede bitirdim ben kavisi., Mavra: -Bence kavis aslýnda az önce bahsettiðiniz Türkiye'ye ait o caza çok güzel bir örnek.Kavisi dinleyen biri bu adam Ýbrahim Tatlýses'de dinliyor ama Frank Sinatra'da dinlemiþ dedirten bir albüm bence.Sence gerçekten bu kadar çok þeyden etkilenebilir mi bir müzisyen, etkilenmesi gerekir mi? Cenk: -Etkilenmez tabi. Mavra: -Genel olarak cazcýlarda hep ayný standartlar müzik dinleme eðilimi var. Cenk: -Tabi þimdi ne yaparsak yapalým insanýn geliþmesi bitmiyor enstrümanist olarak, bitti dediðin anda zaten çok þeyi kaybettiðini anlýyor.Tabi bu diðer meslekler için geçerli deðil ama enstrümanla da ilgili bir þey.Ben bugün otuz dört yaþýma geldim kýrk dört yaþýmda bundan çok çok daha iyi çalacaðýma eminim.Þundandolayý eminim on sene daha koyucam üzerine hayatýmýn.Sakinleþicem mesela. Bestecilik anlamýnda da çok daha fazla yerlere gidebileceðimi düþünüyorum.Ama dediðine katýlýyorum bende genelde cazcýlar pek fazla baþka müzik dinlemezler.Biraz fazla caz odaklý ve hep klasik caz ,standart caz odaklý ya da avangart dinleyenler pek klasikten hoþlanmazlar.Benim için þöyle bir durum var ben þimdi ahkam kesmeyim ben de bütün cazlarý dinliyorum gibi bir durum yok.Evet ben de klasikdönem cazýndan pek hoþlanmýyorum yani arabamda giderken koltuðumda klasik caz performansý dinlemem açýk konuþmak gerekirse çünkü ben o havalarýn artýk biraz geçmiþte kaldýðýný düþünüyorum.Bugün o stilde ondan daha iyisini çalamayacaðýmýzý düþünüyorum. Belki de son noktaya onlarýn geldiðini düþünüyorum. Benim için þöyle bir þey var


RÖPORTAJ geleceði sahneye,,herkesin yollarda olduðu o aðýr sahne var ya o aðýr sahnenin baþýndan kýz kapýyý,eski moda kapýyý kapattýðý andan itibaren koymuþ benim yazdýðým müziði sonuna kadar hiç kesmeden müzik bütün köþeleri gerçekten senkrona uyarak ve Gülcemal'in geliþine kadar..yani o yedi dakikalýk sahnede tüylerim diken diken oldu ben de inanamadým dedi.Ben de inanamadým bir bana orayý kesip yollar mýsýn dedim. yolladý ve cidden gözlerime inanamadým.Sadece son bloðu biraz kaydýrdýk Gülcemalin geliþini. Biz filmde görmedik onu ben de insanlar gibi galada izledim Gülcemal'in geldiðini çünkü çok geç geldi o dijital efekt elimize.Bir tek orasýnda bir oynamamýz oldu biraz kaydýrdýk onu. Mavra: -Evet orkestrayla iligli öyle bir hikaye var galiba deðil mi? Cenk: -Evet var Kübra: -Gülcemal gemisiyle gelen orkestra þefi miydi? Cenk: -Orkestra þefinin dedesiydi, Hakan Þensoyun dedesi,Gülcemal gemisiyle gelmiþ.Bu temayý çalarken ilk çalýndý ama bizde þöyle bir terim vardýr yani.Kaðýdý çalma,müziði çal diye bir terim vardýr aramýzda.Çünkü kaðýtttaki notayý herkes çalar ama o notayý biraz daha hissederek duygulu çalmak baþka bir þey.Çünkü nota bir transfer aracý sadece evet kaðýttakini iyi çaldý orkestra ama böyle bir ateþi eksikti sonra dedik ki "ya biz neyi çalýyoruz,filmin hikayesini anlatýrmýsýnýz?"sonra Çaðan ýrmak sahneye çýktý anlattý adam kýpkýrmýzý oldu."Benim dedemde Gülcemal gemisiyle gelmiþ,bu kaydý siliyoruz baþtan alýyoruz"dedi.Derin bir nefes aldý ve o orkestrayý birdaha yönetti ve o temalarý arka arkaya bundan sonrasýnda öyle kaydettik.Ama iki buçuk saat sürdü bütün temanýn kaydý.Benim için çok büyük bir deneyim oldu açýk konuþmak gerekirse.En büyük hayalimdi.Yani böyle bir orkestraya bir þey yazabilmek film müziði anlamýnda.Çok mutlu oldum ben de benim için çok özel bir iþ.Ben çok mutluyum öyle söyleyeyim.Yani hiç kimse seyretmeseydi bile ki seyredildi de hiç kimse seyretmese bile ki sis ve gece giþe anlamýnda kötü bir filmdi ama yine ondan da çok mutluyum,orda yaptýðým müzikten de film müziklerden özellikle orada Mine temasý.Mine Oydu o filmde Onun sahneleri için yazdýðým bir temaydý .Çok enterasan bir temaydý benim için. Mavra: -Dedemin Ýnsnlarý çok güzel bir çalýþma olmuþ Cenk: -Þimdi burada þunu söyleyim her þeyi vay be neler yapmýþ gibi algýlanmasý.Bu temayý yazdýktan sonra Çaðan Irmak beni arayýp dedi ki Cenk bana bir de bunun tango bir versiyonunu yapar mýsýn dedi bana.Filmin baþýndaki bir takým brifler alýyoruz yönetmenden yönetmen diyor ki bana bir tane tango lazým, bir tane iþte rock'n roll lazým ve ben o

tango versiyonunu zaten çoktan yapmýþtým.Yapar mýsýn dediðinde zaten elim deðmiþken akordiyonlu ve gitarlý iki versiyonu var onlarý yapmýþtým.Hemen yolladým ve onlar tabi çok büyük yer buldu filmin hikayesinde çünkü o sýcaklýðý anlatan bir þey biraz böyle o filmin hem bir Yunan hem bir Ýtalyan tadý var.Ona çok iyi olduðunu düþünüyorum. Muammer Ketencioðlu zaten dehþet akordiyon çaldý üzerine.Diðer temada zaten sadece gitarla yaptýðým bi temaydý o.Bi daha böyle bir film gelir mi? Bu kadar güzel müzik çýkar mý?O böyle bir anda akan þeylerden bir tanesi.Issýz Adam'da finaldeki temada benim için öyledir.Tatildeyken gitar bile götürmemiþtim.Gitara benzeyen bir þey götürmüþtüm sesi çýkmayan filan.Herkesin yattýðý bir anda denizdeydik,teknedeydim.H erkesin uyuduðu bir anda ben yukarý çýktým,baþtan sona çaldým,hemen notasýný döktüm ve o orada çýkmýþ oldu.Bir tek kötü bir huyum vardýr: geldiði anda beni kimse kaldýramaz.Dünya gelse o an enstrümanýn baþýndan kaldýramazsýn beni yani.Bir yere yetiþmek zorunda bile olsam ki dakikliðimle takýntýlýyýmdýr.En büyük takýntým saattir.Geç kalýrým daha iyi yani o parçayý yazar çýkarým yani öyle bir takýntým vardýr.Býrakmam peþini. Mavra: -Peki ben bir þeyi de merak ediyorum.Mesela hangi jazz bestecisiyle çalýþmak isterdin ya da hangi dönemde bulunmak isterdin. Cenk: -Dönem zor.Aslýnda geçmiþe dönük deðil de þu an gerçekten mesela kuzeyli müzisyenlerle çok çalýþmak isterim kendi ruhumun onlara çok yakýn olduðunu düþünüyorum.Yani þimdi güneþ var dýþarda,evet çok güzel bir hava var biz röpörtaj yaparken ama yaðmur yaðsa mesela çok daha mutlu olabilirim ya da müzik öðretebilirim.Zaten kuzey cazýna destek veren E.C.M,ACT ve ANYA.Bu üç firma içersindeki herhangi biz müzisyenle herhangi biz pozisyonda güzel müzik üretebileceðimi düþünüyorum açýkçasý. çok böyle Amerikan,favourite bir adam deðilim yani böyle california stilli bir adam deðilim öyle söyleyim.Sprütüelim,içim spritüeldir açýkçasý Mavra: -Zaten albümlerde de var o Cenk: -Evet yani,Albüm kapaklarýnda da var albümün genel sonudlarýnda da var Mavra: -Peki Türkiye'deki müzik hakkýnda neler düþünüyorsunuz.Mesela dinlenilen belli bir tarz var genel olarak çoðu kiþinin dinlediði bir tarz var ama belli müziklerde


RÖPORTAJ hiç dinlenilmiyor.Caz bunlardan bir tanesi.Dinleyici kitlesi çok az. Cenk: -Çok az.Maalesef öyle beþ bini geçmeyebilir yani. Mavra: -Neden böyle. Cenk: -Bu Türkiye'ye mahsus bir þey deðil.Yani þu anda siz zannediyor musunuz ki Amerika'da bir kulüpte çalan adamlar beþ yüz dolar alýyorlar.Herkes yirmi otuz dolara maksimum kýrk dolara çalýyor.Amerika'dan kim gelse bir gün bizim Korhan Ogan Bill Steawert'la karþýlaþmýþ efsane bir caz davulcusudur.Pat Metheny'le gelmiþtir ve Korhan'ýn çok feyz aldýðý insanlardan bir tanesidir.Bill Steawert'la Niþantaþýnda'ki Habitat parkýnda karþýlaþýyor ve diyor ki ben þu anda seni dinleyerek konsere geliyorum.Nasýl bir iþ bu.Sohbet etmeye baþlýyorlar.Bill Steawert New York öldü artýk sadece ders vererek geçinebiliyoruz tur yapmaya çalýþýyoruz diyor.Þimdi Bill Steawert gibi bir efsane bile bunu söylüyorsa,bu demektir ki dinleyicide azalýyor.Yani sadece çalýncak yer deðil,dinleyici , azalýyor.Çok basit bir kavram var aslýnda Türkiye'de de geçerli,Amerika'da da geçerli.Mesela Rihanna diye bir kadýn var bu kadýn hiç yapýlmayaný yaptý.Destþny's Child'ýn on kat daha müzikalini on kat daha iyi þarkýcýlýðýný her þeyini belki o kadýn yaptý ama bir dönemdir.Bugün Beyonce dediðimizi insan çok fazla yok ortalýkta Rihanna'nýn dönemi var mesela. Mavra: -Evet öyle Cenk: -Evet acayipti Destiny's Child kopuyordu, bir ara bir Hande Yener'ler kopuyordu filan Türkiye'de þimdi mesela atýyorum Sýla'nýn dönemi baþka þarkýcýlarýn dönemi,Murat Boz'un dönemi.Yani bu bir dönem meselesi popüler tüketim kültürü.Bu insanlar da bunun çok farkýndalar zaten yapabilecekleri þeyi yapýp dünyalýðý yapýp,kenara koyup onlar da biliyorlar. Sanma ki Murat Boz þunun farkýnda deðil.Ben bugün yakýþýklýyým seksiyim,þu kadar para kazanýyorum.Ama ondan sonra yok o. hata Onun hayat boyu öyle olduðunu düþünmek.Direk burada buhran þu olur.Eðer bunun böyle olduðunu kabul etmezsen beþ sene sonra öyle biri kalmaz.Hep bir fikir üretmek zorundasýn.Amerika'daki caz müzisyenlerde malesef böyle.O yüzden de o caz müzisyenleri þu anda doðuya ve Avrupaya dönmüþ durumdalar daha çok oralarda konserler oluyor Mavra: -Açýkçasý þimdi bizim dergimizin formatýdýr.Þöyle, caz tarzý formatýnda devam etmek istiyorum.Biz daha çok dünya toplumlarýnda yaþanan herhangi bir þeyin bir sanatçýyý nasýl

etkilediði veya bir sanatýn bir toplumu nasýl etkilediði üzerine kafa yormaya çalýþýyoruz. Cenk: -Çok güzel Mavra: -Ki bu çok öenmli bir durum mesela iþte tüm müziklerin çýktýklarý topluma dair iþte bir efsaneleri var veya bir gerçek yaþanmýþlýklarý var ya da þöyle bir þey de söyleyebiliriz Rodrigo Ýspanyol iç savaþýný anlattýðý konçertosunu bir müzisyen yazamaz Türkiye'de.Biz dinlerken de hiç bir þekilde bir Ýspanya'nýn hissettiði þeyi hissedemeyiz.Bunun hakkýnda neler söyleyebilirsiniz Cenk: -Kültür.Tek kelime kültür çünkü baþka hiç bir þey deðil bu.Senin kýrmýzý biberden anladýðýný bir Avrupalý anlamýyor.Ama sen de wasabiden anlamýyorsun iþte bu kadar basit.Yemekler üzerinden gittik bugün ama iþte hamburgerler filan,çünkü hiç bilmeyen müzikle ilgili formlarý bilmeyen bir insana ancak en bildiði þeyle anlatabilirsin.Yazabilirim ama ben bunu istiyor muyum,istemiyorum.Ben ne istiyorum Cenk dediðin adam gitar çalýyor.Bu gitarla bir takým melodiler yazýyor.Bir hayat anlatýyor kafasýna göre.Yani me ben Daddy Goes'u babam öldükten bir gün sonra yazdým ,iki hafta sonra da konserimiz vardý ve orada çaldýk ama hiç kimseye söylemedim Daddy Goes'u niye yazdýðýmý. Konser sonunda o parça böyle insanlar gelip o ilk parça ne kadar iyiydi yeni mi yazdýn sen onu deyip bu arada baþýn da sað olsun dediler.Belki de öyle bir parça çalmasak orada o akýllarýna gelmeyecekti.Ben inanýyorum ki içten içe onu verdik biz çalarken,bütün ekip olarak. Bu çok önenmli bir þey.Kültür nedir? Geçmiþten gelen senle var olan ve geleceðe aktarýlan ruhlar sesler iþte tatlar dokular geçmiþten bir þeyle geldik biz.Bir genetik kodlamamýz bile var misafir perver olmak, yardým etmek,o etmek, bir sürü kötü þeyimiz de var tabi Türkler olarak tabi hemen arkasýndan sen yaþýyorsun,eklemelerdebulunuyorsun.sonra yaþlanýyorsun çocuðun oluyor,ona geçiriyorsun.O yeni bir insan olarak büyüyor.Bu müziktede ayný þey.Mesela Aþýk Veysel'i hiç bilmeden Neþet Ertaþ'ý hiç dinlemeden veya Kazancý Bedi'yi bilmeden,Ali Ekber Çiçek dinlemeden,Arif Sað kim bilmeden gitar çalmak bana biraz abes geliyor.Ben bu adamlarýn bütün eserlerini bir baðlamacý kadar ezbere bildiðimi söyleyemem ama en azýndan biliyorum Ben bir yerde Arif Sað'la Erdal Erzincanlý baðlama çalarken bunlar kim demem.Ya da onlarýn hangi kökten geldiði Alevi Dedesi ve derviþlik kökünden gelip gelmedikleriyle ilgili bir soruda bilmiyormuþ gibi davranmam.Biliyorum çünkü.Ben Alevi Dedeside tanýyorum onlarýn meþklerini de biliyorum semahta izledim ama Bon Jovi'de izledim yani burda bütün bunlar iþte tamamen kültür. Perdesiz gitar öðrenmek isteyen bir sürü insan vardý yurt dýþýnda benim de ders verdiðim Amerika'ya da onun için gittim.Gelenlere "bakýn ben size bunu öðretiyorum ama boðazda bir raký balýk yapmanýz lazým,simit çay yapmanýz lazým ki sen o zaman anlarsýn onu"diyordum.Çok önemli bir þey o. Mavra: -Peki sence sanatýn gerçekten görevi midir yaþanan tüm sosyolojik þeyleri tanýtýp aktarabilmek.Yoksa bu iþin doðasýnda bu var bu bir þekilde çýkýyor diyebiliyor musun? Cenk: -Sanatta bir araya getirmek çok abes bir laf.Neden hayýr mesela biz sanatçýlarýn


RÖPORTAJ görevi halký aydýnlatmak: Bu çok aptalca bir þey.Sen kimsin,biz dediðin kim,sanat ne,sanatçý ne,.Bunu nasýl üstüne yükleniyorsun.Böyle bir hakkýn yok senin.Bir insan olarak kimsenin sana böyle bir þey yüklemeye de hakký yok,senin böyle bir þeyi empoze etmeye de hakkýn yok. Sen insan olarak bir toprakta yaþýyorsun kendine olan saygýn ve kendine olan inancýnla hayat yürüyor.Benim için öyle. Ben beste yapýyorum,Türk halký Türk gençliði ilerlesin diye mi beste yapýyorum? Hayýr içimden geldiði için yapýyorum.Eðer bir þey öðrenen gitarcýlar varsa ne mutlu bana yani ondan bir þey çýkaran kendi yönünü çizen bir takým insanlar varsa ne mutlu bana yani ama yoksa da hiç umrumda deðil.Ben ölüp gideceðim zaten.Ben çok sýnýrlý bir zaman aralýðýnda bu hayatýn nefesini yutuyorum. O yüzden bunlar hiç benim için önemli deðil yani.Ben iyi müzik yapayým enstrümanýmý benim çok öyle inançsal þeylerim yok ama eðer bir yetenek verilmiþse benim o yeteneðe karþý sorumluluðum var,verene karþý olmayabilir yeteneðe karþý sorumluluðum var benim.O yüzden yeteneðin bana bahþettiði gücü souna kadar kullanmak niyetindeyim o kadar Mavra: -Konserlerinizde görüyorum zaten gitarýný kapýp gelen birisi olduðu zaman kilitlenip küçük çapta bir ders verme durumuna geçiyorsunuz Cenk: -Konserde o çocuk çok özel bir çocuktu hatýrlýyorum kimi söylediðini.O çocuk bir yurtta ailesinden uzak yaþayan yetenekli bir gitarcý.Benim bir parçamý çýkartmýþtý ama orda ben farklý bir akort stili kullanýyorum onu düþünmemiþ.Dolayýsýyla çok zorlanmýþ çýkartýrken.Ben ona gösterince bir anda bir aydýnlanma oldu ve daha iyi çalmaya baþladý parçayý.O çok özel bir çocuk aslýna bakarsan ki bir çok konserde öyle insan oluyor tabi ki yani seviyorum þöyle bir þey dediðim gibi çok kötü bir laf vardýr sevmem ama kefenin cebi yok derler ya,mal mülk için söylerler yirmi tane evin olsa ne olacak ölünce kalacak burada ya þimdi ayný þey bilgi benim her zaman ulaþabileceðim bir þey çünkü ben bakýyorum þimdi mesela gençlik bana hala þunu nereden bulurum diye soruyor.Aç youtube.u yani biraz emek sarf et.Benim elimde youtube.lar,internetler olmadýðý zamanlarda ben kütüphanede müzik eþeliyordum yani.eþeliyordum oradan ne çýkar,buradan ne çýkar diye deliler gibi dinliyorduk .Onlarýn hepsini gizli gizli kendimize kopyalayýp,çalýp,yani o cd.leri onlarý eve alabiliyordun iki günlüðüne.O iki gün boyunca sabahtan akþama kadar korsan gibi kopyalayýp;günlerce,saatlerce bozulana kadar dinliyordum.Þimdi ben böyle bir emek verdim etraftaki insanlar vermiyor.Onlarý ben anlýyorum çünkü çok fazla bilgi var etrafta.Gitar akorlarý yazýyorsun yüz bin tane video çýkýyor.Hangisi doðru,bilmiyor.Þimdi bu adam sorduðu zaman benim onunla bunu paylaþmamam çok abes.Ýnsanlar þundan paylaþmazlar biliyor musun,kendilerinden korktuklarý için.Benim içimde þöyle bir kaygý yok yani iþte ya ben bunu Kübra'ya öðrettim.Kübra bu akorlarla bana bir parça yazar,Beni bir siler piyasadan.Böyle bir korkum yok.Çünkü sen ilerlediðin sürece ben de ilerliyorum zaten bunu unutmamak gerekiyor.Yani bir matematik problemi vardýr ya mesela þte ayný yönde farklý hýzlarda ilerleyen iki araba ne kadar zaman sonra karþýlaþýrlar.Bir tek þöyle

karþýlaþýrlar.Birisi benzin istasyonunda fazla bira içerse o zaman karþýlaþýrlar,arkadan gelen hop diye yakalar geçer.Þimdi bu bir hýrs meselesi deðil,bu bir kiþisel geliþim meselesi.Yani ben þundan yirmi sene sonra elli beþ yaþýma geldiðimde þunu duymak istemiyorum insanlardan yani,Ya Cenk Erdoðan var ya acayip çalýyordu eskiden de þimdi artýk eli ayaðý tutmuyor.Bunu duyduðum gün ben zaten bir daha beni duyamayacaklarý kadar gizlenirim aþaðýya kendime dair böyle bir hýrsým var.Ama etraftaki insanlara Karþý yok yani.Gelsinler,sorsunlar neistiyorlarsa söyleyim.Bana her konserde benim gitarýmý ve pedallarýmý merak eden insanlar geliyor.Anlatýyorum buna basýnca böyle oluyor,buna basýnca böyle oluyor.Öðrensin,baksýn belki öyle yapacak.Mümkün deðil benimle ayný sesi çýkarmasý,imkaný yok yani,parmak izi bu saðýyla solu arasýnda fark var anlatabiliyor muyum. Mavra: -Peki müzikal hayatýnýzdaki son geliþmeler nelerdir mesela yeni bir albüm,yeni çalýþmalar Cenk: -Son geliþmeler var baya bir þey aslýna bakarsanýz.þimdi Seren gülün albümü çkacak yakýn zamanda Seren ayný zamanda benim hocam ona bakarsanýz üniversiteden.Çok büyük bir hoca,ayný zamanda çok büyük bir kompozisör bence.Kompozisyonun ne olduðuna dair bir þey aramak istiyorsan Seren Gül'ün bir cd.s,ne bakmakta lazým.Seren'in albümünde çaldým,benim için gzel bir þey oldu çünkü insanlar beni elektrik gitar çalarken pek görmüyorlar.Genellikle perdesiz çalýyorum ve naylon telle çalýyorum.Ama bu sefer sadece elektrik gitar çaldýýðým,tabi bir tane parça hariç onda da akustik bir yaylý tambur çaldým.Diskografime böyle bir þey sokabildiðim için çok mutluyum.Bir yandan Jülide Özelik'in geçtiðimiz günlerde Antalya devlet senfoni'de verdiði bir konserde bir aranje yazdým,Büyük orkestraya.Sanýyorum onun devamý olacak Jülide'yle konuþtuðumuza göre.Baþka parçalarý da bana öyle sipariþ etme durumlarý söz konusu bu da yeni bir heyecan benim için.Bir tane de solo albüm düþünüyorum.Bu sene bakalým elim elverdiðince gücüm yettiðince yani.Besteler hazýr çünkü.Ýlk ve ikinci albümden de insanlarým gelip bana ya bu sonbaharbir deðiþik olmuþ biz en çok ona kopuyoruz lafýný çok duyuyorum etraftan.Bende uzun zamandýr birsolo albüm yapma planým vardý.Tabi girip stüdyoya böyle hatasýyla,sevabýyla çalýp ne


RÖPORTAJ varsa fazla teknikle uðraþmadan bir þey planlýyorum,bir kayýt planlýyorum.Onu herhalde nisan mayýs gibi yapacaðým.Eylülde herhalde piyasada olur diye düþünüyorum.Bir tane de dolapta bekleyen proje var.Hazýr,her þeyiyle bitmiþ ama yanim: Mavra: -Peki son olarak söylemek istediðiniz bir þey var mý? Cenk: -Son olarak okulunuza gelip çalmak istiyorum.Okulunuza gelip,güzel bir caz konseri yapalým. Mavra: Mavra: -Teþekkür ederiz bu güzel röpörtaj için Cenk: -Ben teþekkür ederim bu harika röpörtaj için


TARÝH Beyza KAHVECÝ

Aþk Kikayesi :

KENT MECLÝS BÝNASI

STRATONÝKÝEA EN BÜYÜK MERMER ANTÝK KENTÝ Muðlanýn Yataðan ilçesinin 6-7 km batýsýnda yer alan Stranokiea kenti M.Ö. 3 yüzyýlda suriye kralý I.Selevkos Stratonikiea ' yý oðlu Antiokhes'a verimiþtir . Antiokhes' de daha önce üvey annesi daha sonra ise eþi olan Stratonikiea için Stratonikiea kentini inþa ettirmiþtir. Bu antik kent surlarla çevirilip olup, bugün ise sadece surlarýn uzantýlarý yer almaktadýr.Stratonikiea kentinin kuzeyin de ana giriþ kapýsý bulunmakta ve bu kapý bloklardan oluþmaktadýr .Bloklar geniþ ve inçe taþlar ile örülmüþ olup bloklar üzerinde bir kemer olduðu ise bulunan kalýntýlardan

Arena meydanýndaki kazý çalýþmalarý

anlaþýlmaktadýr. Kapý iki giriþlidir. Kapýdan sonra sütunlu alanýn ve yolun varlýðý görülmektedir .Yolun hemen kenarlarýnda kutsal oda mezarlýklar bulunmaktadýr.Kent içerisinde ilerlediðinizde en göze çarpan bir kent meclisi çýkar bu meclis tiyatro alanýna benzerlik gösterir ve batýsýnda tek baþýna duran kapý meclisin giriþ kapýsýdýr. Antik kentte 2 bin 200 yýllýk bir spor okulu bulunmaktadýr .Ünlü truva kahramaný ACHÝLLES bu spor okulunda yetiþtiði belirtilmektedir. Bu spor okulun biraz ilerisinde bir arena karþýmýza çýkar ve kent arena sayesinde bir zamanlar kanlý

dövüþlere sahne olduðunu bize gösterir. Stratonikiea da yapýlan arkeolog kazýlar sonucu mitolojik tanrýlarýn mermer bloklara iþlenmiþ olduðu ve kazýlar dahilinde 725 eser bulunduðu bilinir. Antik dönemlere ait bereketin sembolü nar motifine de Stratonikiea kenti evlerinde rastlanýr .Bir çok medeniyete ev sahipliði yapmýþ olan bu antik kent en büyük mermer kenti olarak izlerini günümüze taþýmaktadýr.

LABRANDA Anadolunu güneybatsýnda yaþamýþ olan Karia uygarlýðýna ait Zeus labrandos kültünün kökenine ait su ve tapýnaðý olarak bilen Labranda içerisinde Zeus adýna küçük bir tapnaðý bulunmasýyla birlikte M.Ö.4 yy kral Maussolos tarafndan aile kutsal mekan haline getirilmiþtir. Daha sonra kardeþi Ýdreus Labranda 'ya iki büyük dinsel yemek salonu kuzey ve güney geçit ve dorik yapýsý inþa etmiþtir.Bu kutsal alana ulaþabilmek için Karia uygarlýðýnýn baþkenti olan Milastan baþlayan bir kutsal yol olarak adlandýrýlan 8 m geniþliðe sahip taþ kaplamalý bir yolla ulaþýlmaktadr . Labranda'da her yýl 5 gün süren dinsel bayramlar kutlanmakadr .

Eþi ölen kral Seleukos Nikator, güzelliði dillere destan Stratonikeia ile evlenir. Fakat kýz, Seleukos’un oðlu Antiochos’un sevgilisidir. Düðünün ardýndan Antiochos amansýz bir hastalýða yakalanýr. O sýrada Karya’da bulunan ünlü Mýsýrlý hekim Herostratos bile derdine derman olamaz. Bir gün, Stratonikeia odaya girdiðinde Antiochos’un yüzü kýzarýr ve hekim tüm gerçeði anlar. Herostratos günlerce düþünür ve aklýna kurnazca bir çare gelir. Kralýn huzuruna çýkýp “Oðlunuzun hastalýðýný buldum, karýma aþýk” der. Kral “Sevgili oðlumdan karýný esirgeyecek deðilsin herhalde” diye yanýtlar hekimi. “Siz olsanýz ne yapardýnýz,” sorusuna Kral; “Oðlum benim karýmý sevmiþ olsaydý hiç düþünmeden verirdim” deyince hekim gerçeði açýklar. Hikayenin devamýnda kýzdýðý için ikisini de farklý yerlere sürgüne gönderir. O ölünce de oðlu Antiochos burada imar faaliyetlerinde bulunur.

344 de Ýdreusun ölümü ile bu imar faaliyeti son bulmuþtur.Daha önceleri Helenistlik Dönem olarak bilinen M.Ö. 3 yüzyllarýnda sadece bir çeþme inþa edilmiþ olan kutsal alanda M.S.1-2 yüzyýllarýnda kuzey stoa * yeniden inþa edilmiþ ve iki hamam yapýsý ile birkaç yapý daha eklenmiþtir. Bu kutsal alan da 497 de bir savaþ yapýlýr ve karia ordusuna katýlmýþ olan miteluslar bu alanda perslere yenilirler. Labrandanýn kült alaný olarak kullanýmý M.S. 4yylýnda meydana gelen büyük bir yangýn ile son bulmuþtur. Labranda 1948 yýlýndan beri Ýsveçli Arkeologlarca kazýlmaktadýr. *( zeus ders verdiði alan )


FÝLM

Züleyha DEMÝR

NEÞELÝ DÜNYA "GADJO DÝLO" , "ÇILGIN YABANCI" , çocucuðun koþarak topluluða " evde birileri var, bizden deðil." "gadjo" (çingene olmayan) " kulaklarý büyük , gözleri koskocaman, ayaklarý ayaklarý... "diyerek korkmuþtu. çünkü farklý biriydi. Tony Gatlif yönetmenlðinde çekilen 1997 yapýmlý uzun metrajlý film Fransa yapýmý olup , dramatik-komedi türünde yer almaktadýr. Stephane, bilinmeyen bir þarkýcýyý bulmak için Romanya'ya tuhaf bir seyahat yapmakta olan genç bir Fransýzdýr. Aradýðý kiþiyle ilgili tek ipucu , bir kasetin üzerinde yazýlý bir isimdir : Nora Luca. Babasýndan kaldýðý için manevi deðeri olduðunu düþündüðü kasetteki sesin sahibini , bu çingene þarkýcýyý bulup gün ýþýðýna çýkarmak üzere dolaþýrken , kýrsal alanda çingenelerin yaþlý þefiyle karþýlaþýr. Ve bu yaþlý þef ona sahip çýkar. Böylece genelde kapalý bir toplum olan çingenelerin arasýna karýþýr. Bu deli dolu, cesur ve yabancý gen sevilir. Ve kendisini kabul ettirir. Herkes onun, dillerini öðrenmek için orada olduðunu sanmaktadýr. Köyün genç kýzlarýndan Sabina , tutkulu karakteri ve duygusallýðý ile Stephane'nin kalbini çalar. Stepane, peþinde belki de boþuna koþtuðu hayali ararken aslýnda kendini , aþký ve yepyeni, cývýl cývýl bir yaþama þeklini mi bulacaktýr? Uluslararasý festivallerde adýndan çokça söz ettiren Cezayir doðumlu Tony Gatlif ' ten zamanýnda epeyce övgü almýþ,Ýstanbul film festivalindeyýllar önce gösterildiðinde Türk seyircisi tarafýndan da coþkuyla karþýlanmýþ bir yapým. Filmi izlediðimde o kadar samimi gelmiþti ki kendimi o halka ait birisi gibi hissettim. Bana bu duyguyu hissttiren þey filmde kullanýlan ezgilerdi. Bana Ýstanbul ' un Kasýmpaþa semtindeki oynayan çingeneleri anýmsatmýþtý. Filmde hissttirilen duygular toplumumuzun hissettirdiklerine bir ayna tutuyor gibiydi. Bana filmde en ilginç gelen sahne ise , o toplumun cenaze töreniydi. Ýlginç gelen

þey , ölen kiþinin mezarýnýn baþýnda þarký çalýnýp söylenmesidir. Bu da acýlarýný bile eðlenceyle bastýrdýklarýný göstermektedir. Genellikle ilkokul çaðlarý , " ben küçükken " dediðimiz zaman dilimi içerisine girer. Ben o çaðlarda herkesin benim konuþtuðum dili konuþtuðunu zannederdim. Yeryüzünde baþka bir dilden haberdar deðildim , çünkü. Ve bu filmde dikkatimi çeken þeylerden biri de buydu. Fransýz olan Stephane ' nýn kendi dillerini öðrenmeye geldiðini düþünmüþlerdi. Bu da o toplumun diðer toplumlara kapalý olmasýndan, yani bulunduðu ülkedeki yaþadýðý baskýn toplumdan kaynaklanmaktadýr. Böyle düþünmeleri onlarýn saf duygularýnýn gün yüzüne çýkmasýdýr. Filmin konusu dýþýnda izleyiciyi büyüleyen filmde kullanýlan müziklerdir. Filme ayrý bir boyut kazandýrýr. Çingene kýzlarýn danslarýyla ritimlere ayrý bir anlam yüklemesi görülmeye deðerdi. Kullanýlan müzikler, sadece filmi izlerken dinlediðimiz müzik olmaktan çýkýp günlük hayatýmýzda da yerini alan müziklerdir. Yine danslarý da müzikleri gibi bize ait mizacýmýzda yerini almýþtýr. Filmde yer alan sahneler insana birkaç duyguyu ayný anda yaþatabilmektedir.Bir anda kahkaha atýp ardýndan aðlayabilirsiniz. Ben " Gadjo Dilo" yu size kendi dünyamdan göründüðü gibi anlattým. Farklý kültürlerdeki insanlarýn yaþayýþ tarzlarýnýn , müzikalitelerinin bana verdiði hazzý paylaþmak istedim. Roman kültürünü öðrenmek için , yaþadýklarý zorluklarý görmek için ,hayatlarýna nasýl devam ettiklerini ve nasýl her zaman neþeli kalabildiklerine þahit olmak için bu filmi izlemelisiniz. Züleyha DEMÝR

KIRIKKALE ÜNÝVERSÝTESÝ Türk Dili ve Edebiyatý bölümü


VÝTRÝN-KÝTAP


VÝTRÝN-ALBÜM CAZ

POP

ROCK


VÝTRÝN-ALBÜM ALTERNATÝF

KLASÝK

SAYGI


VÝTRÝN-KÝTAP


VÝTRÝN-ALBÜM CAZ

POP

ROCK


VÝTRÝN-ALBÜM ALTERNATÝF

KLASÝK

SAYGI

Mavra  

Mavra Kültür-Sanat Dergisi

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you