Issuu on Google+

exdergi 1

exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

1


NEDİR YANİ? Exdergi, internette bulunan şeylerden seçtiklerini derleyen ve bunların şu anda olduklarından daha fazla izleyiciye ve okura ulaşmalarına destek vermeye çalışan hem “kolektif”, hem de sağda solda gördüğü şeyleri topluyor olduğunu daha iyi anlatacaksa dilin kimyasıyla oynamaktan çekinmeyen başka bir deyişle “kollektif” bir oluşumun ismi. Ekranda gördüğünüz şey bunun ilk örneği. Üç aylık sıklıklarla yayımlanacak ve ilk hareketi sağlamak adına el veren dostlarıyla başladığı yoluna, dağıtımına katkıda bulunmak isteyen herkesin kendi ağ yerinde kendi sahiplikleriyle bulundurabileceği bir şekilde bedelsiz ve koşulsuz devam edecek. İlerleyen sayfalarda neyin ne olduğunu zaten göreceksiniz.


exdergi sayı bir MART-MAYIS 2011 Ön sevişme / Ex Instance 5 Online aktivizmin çıkmazı: “Slacktivism” / Ufuk Özgül 7 İkiz Penis / Sertaç Atalay 9 İki romana (geç kalmış) bir selam / Koray Löker 10 Bir cehennemi yaşıyoruz / Burak Dönertaş 12 Frida buradaydı 13 Hikaye kurgusu ve rol modelleri / Melih Cılga 18 Sanat mı San’at mı? / Özgür Uçkan 24 9,5’tan 10 / Kaan Doren 28 Geleceğe meydan okuyan dadaist: George Antheil/ Erdem Dilbaz 30 Kırmızı Başlık / F. Ekin Danacı 32 Müzik Listesi / Eda Demir 38 “Ticaretin Yakışıklısı”/ Serdar Paktin 40 Galeano / Ali Riza Esin 45 Profil / Ruhöküzü 47 Deli / Dinç Çoban 49 Etiketler 50

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

3


DİKKAT DİKKAT! Dergimizde yer verilen yazıların çoğunluğu bloglardan alıntı yazılardır ve metinler ilgili yazıların tamamı değildir. Yazı başlıklarının bulunduğu sayfalarda birer “Kısa URL” ve yanlarına iliştirilmiş “QR Code” görürseniz biliniz ki, böylesi yazılar bağlantısı verilen kaynaktan alınmıştır ve yazarının amaçladığı etkiyi ve etkileşimi sağlayabilmesi, yalnızca orijinalinden okumakla mümkündür. Farklı bölümlerinden kesilmiş ve kısaltılmış bu metin parçalarının aslının birer özeti

exdergi 24 yaş üstü gençlerimize “abi” diye hitap eden, birbirinden farklı yazılardan cımbızladıklarını dertop edip önünüze koyan, bağımsız ve müstakil e-dergi. Yemeklerden sonra okunması zaruridir. Sayı: 1 Mart - Mayıs 2011 Kimi zaman haklı çıkar. İmtiyaz Sahibi

: İnternet

Sanal Yayın Yönetmeni

: Özgür Uçkan

Sorunlu Müdür

: Erdem Dilbaz

Editör Kişisi

: Çağrı Akyurt

İnternet Bakanı

: Burak Dönertaş

Sayfa Bükücüsü

: Ali Riza Esin

Rivayet

: Muhtelif

in@exdergi.com | exdergi.com twitter: exdergi

olmadığı bilinmelidir. –––– Yazılardan burada yer verilmiş bölümler seçilirken belirli bir özen gösteriliyor olsa da, bunlar orijinal metinlerin “en iyi / en önemli” paragrafları şeklinde nitelendirilemez; varılabilecek böylesi sonuçlar rastlantısaldır veya yazı orijinallerinin uzunluklarıyla ilgilidir. Alıntı içeriğimizden daha fazla keyif almak ve/veya daha fazla fayda sağlamak isterseniz, orijinallerinden okunmalarını tavsiye ederiz. –––– Alıntı yazıları destek mahiyetinde kullandığımız görseller, orijinallerinde kullanılanlar olabilir de, olmayabilir de. –––– “Kırpık yazılar” ismini verdiğimiz ve ilerleyen sayfalarda göreceğiniz alıntılayış şeklimizle ilgili bir kez daha dikkatinizi çekmek isteriz ki, dergimizde tam olarak yansıtılabilmesi mümkün olmayan anlam bütünlüğünün oluşması için, yazıları orijinal kurgularıyla ve bulundukları ortamlardan okuyunuz. –––– Exdergi’de bulunan yazıların alıntılanmış olması, bir hak devri değildir ve kendi kendimizi tabi tuttuğumuz “Creative Commons” şartlarının yazı orijinallerine de uygulanmasını gerektirmez. Bu yalnızca sahiplerinin rızasıyla oluşturduğumuz derlemenin tamamı ve kendi yayın formatımızın bütünüyle ilgilidir; bu e-dergiyi herhangi bir vasıtayla edinmiş gerçek veya tüzel kişilere, orijinal içerik sahiplerinin izinleri alınmadan kısmen veya tamamen tekrar alıntılama hakkı vermez. –––– Exdergi okumuş olmakla uğrayabileceğiniz maddi veya manevi zararlardan ve hayal kırıklıklarından müessesemiz sorumlu değildir. Taşıt kullanırken Exdergi okumayınız. Okurken değerli eşyalarınıza sahip çıkınız. –––– Aşağıda e-posta adresimizi verdik diye bize olur olmaz şeyler yazmayınız. Olur şeyler yazınız. Yazınız. –Müdüriyet


ön sevişme

HOŞ BEŞ Ex Instance

K

afanı ütülemeye(!) başlamadan önce lan sevgili okur, kulağına fısıldamak istediğim bir şeyler var. Bu fasıl o fasıl ve sonraki sayfalarda olacaklara hazırlık sınıfındandır, başka bir şey

değil. ––-– Olacaklara hazırlıklı olman keyiflenmeye başlamak demek olsun ve acele etme sakın; sürpriz yerinde ağır. ––– Exdergi’nin bu ilk sayısı için güzel şeyler derledik sana. Başka mahallelerden arkadaşlar toplayıp geldik hatta ama gözünü korkutmasın bu; çünkü hafifletmeye çalıştık. Uzununu beğenirsen oku diye kırptık kısalttık yazılarımızı. Yazılar da derleme, yazıların içerikleri de. Özet geçtik ama ancak bu kadar. –––– Exdergi yazı fragmanlarından oluşan bir dergi olmuş diye düşün bu sayılık, sonra ne olur henüz biz de bilmiyoruz, hoşuna giderse böyle devam ederiz. ––– Her yazının yanında yöresinde bir bağlantısını bulacaksın ve istersen, buradaki suretinden değil, internetteki aslından okuyabileceksin. Bunu istemeni sağlamaya çalışıyoruz ve kendi keyfimizi kendimiz çıkarıyoruz yaparken; sen de kendi keyfine bakıyor ol istiyoruz. ––– Sileceklerimizi kısa fasılaya ayarlayıp velhasıl, “Düşünen düşünmüş, yazan yazmış, bu fasiküllük saadetinin ne kadar süreceği sana kalmış.” deyip çekilirim ben aranızdan. Bunu bir başlangıç say; başka başka şeyler de deneyebiliriz sonra sonra. BİT.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

5


CK-ACT SLACK-ACT SLA

generated at BeQRious.com

comm101: goo.gl/vCTAa


ONLINE AKTİVİZMİN ÇIKMAZI:“SLACKTIVISM” Ufuk Özgül

“Bireyin yaratılmak istenen asıl etkinin farkında olup olmadığı asıl muamma”

S

osyal ağlar varolmaya başladığı zaman-

çıkaralım; bu konuda bir yazı yayınlayan kaynağa

dan bu yana, mesajın yayılım hızı ve eri-

göre, son 25 yıldır farkındalık kampanyaları dü-

şebilirlik avantajları sayesinde herhangi zenlenmesine rağmen ölüm oranları aynı seviyede bir “dava” söz konusu olduğunda gündem (istatistiksel olarak 1990’dan bu yana %2 düşmüş

yaratmak için kullanıldı ve kullanılıyor. Facebook, fakat otoritelere göre rakamsal olarak bir değer ifaTR’de ilk popüler olmaya başladığı zamanlarda, o de etmiyor) ve daha kötüsü gereksiz yere tedavi dönemki kullanıcılar hatırlayacaktır, sadece “Cause”

gören ve operasyon geçiren kadınların sayısında

için özel bir uygulama geliştirilmişti ve kullanıcılar artış var. KES –––– Literatürde “slacktivism” terimi profilleri üzerinden kendilerine yakın buldukları,

ile karşılık bulan bu aksiyonsuz online aktivistlik

uğruna online bir aktivist sıfatı yüklendikleri şe-

hali, bir Facebook��������������������������������� ����������������������������������������� grubuna katılmak ya da daha baş-

kilde bu cause’lara üye oluyorlardı. Zaman zaman

ka –içinde gerçek anlamda etki yaratacak herhangi

“besin kıtlığı” kadar ciddi, zaman zaman da “İsveçli

bir adım barındırmayan–, fakat kendini iyi bir şey

modelleri kurtarın” kadar gayri ciddi olabilecek bu yaptığına ve bunun yeterli olduğuna inandırmış bir cause’larda öncelikli amaç bu dava sayfalarına üye

davranışı yansıtıyor. Asıl tehlikesi, gerçek anlamda

kazanımı ve farkındalık yaratmaktı. KES –––– Belir-

aktivistliği zayıflatarak, etkisinin sınırlı varsayıldığı

li bir konu ile ilgili aktivizmin online olarak destek online ortamda kişileri tembelliğe itmesi... Nanobulduğu yöntemlerden biri de ortak bir simge ile

aktivizm olarak da anılan bu durum, 1) herhangi bir

farkındalık yaratılması ve mesajın iletilmesi. Önceki

etki yaratmadığı 2) yaratılmak istenen gerçek etki

yıl “Meme Kanseri” konusunda farkındalık amacıyla

konusunda da olumsuz bir etki bıraktığı varsayıla-

kadınlar tarafından iç çamaşırı renginin paylaşıldığı

rak eleştiriliyor. KES –––– (B)ireyin kendisine yakın

Facebook’ta, bu yıl da “çantanızı koyduğunuz yer”

gördüğü davanın savunuculuğu konusunda hangi

temasıyla yola çıkılan bir kampanya gerçekleşti. seviyede gönüllü olduğu, daha doğrusu yaratılmak İçeriğindeki seksüel çağrışım “i like it on...”, konu-

istenen asıl etkinin farkında olup olmadığı asıl mu-

ya ilgiyi tetiklemiş olsa da farkındalık ötesinde ne amma. Kolektif bir hareketin bireyden başladığı göz şekillerde aksiyona geçildiği hala bir soru niteliği önüne alındığında, kişiler yaratacakları etki ya da taşıyor. KES –––– Konuyu online eksenden biraz

etkisizliğin ne kadar farkında?.. BİT.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

7


İKİZ PENİS İKİZ

Ser taç Atalay Ata lay Sertaç

generated at BeQRious.com

exlibrary: goo.gl/Vlh4b


İKİZ PENİS Sertaç Atalay

“Beynimizi bırakamayız, bir çoğumuzun beyni kurumuş köpek bokuna dönmüş olsa da.”

T

anıdığım tüm insanların beni sevmesi-

polisler gelmiş, erken kapatmışlar barı. Barların arka

ni beklediğimden değil, bazılarının beni sokaklarından, kestirmelerden eve doğru giderken, becermeye çalışmasından da değil; daha köşeyi döndüğünde, dar yolun tam ortasına işeyen derinlerde olmalı, sıkılıyorum onlardan.

“Tüm Kötülüklerin Kaynağı” diye bir belgesel izle-

sarhoşla göz göze gelmişler. İstemeden orasına bakmış, ay ışığında parlıyormuş herifin aleti. “Bu

dim. Bizim alıştığımızın tersine, içki değil cevap, din. kış çok soğuk geçecek” demiş sarhoş “daha şimdiAteistler ve teistler birbirini bokluyor. Herkes aynı den beş derecenin altında”; sonra termometreyi dine inansa, hiç savaş olmayacak, ya da herkes ateist toplayıp, fermuarını çekmiş. –––– Yerde parlayan olsa insanlar ölmeyecek. Saçma. İnsanın doğasında sidiğe basmadan geçmeye çalışırken, “görmedim! var öldürmek. “Silahlar bırakılamaz, en büyük silah

insan bedenidir.” demiş adamın biri, aynen katılıyorum. –––– Peki, insan bedeninin neresi? Sadece zenciler için değilse bu söz, beyin olmalı. Beynimizi bırakamayız, bir çoğumuzun beyni kurumuş köpek bokuna dönmüş olsa da. –––– Farklı şeyleri kötü görüyoruz, uğursuz, lanetli, karanlık. Penis görmenin uğursuzluk olduğuna inanan ve bu yüzden hayatı alt üst olan bir adam tanıdım yıllar önce. Üniversite bitip parasız kaldığımda, haftada dört gece bekçilik yapmaya başladım. Akşam sekiz, sabah sekiz. Çalış-

görmedim!” diye kandırmaya çalışıyormuş kendini. Ama görmüş. Tek başına uyumak istememiş o gece; sevgilisi, uğruna dünyaları yakacağı bir aşkı varmış; Fulya… Kahverengiymiş saçları, gözleri lacivert, teni sedef… Ancak onun yanındayken kötü bir şey olmaz diye geçirmiş içinden. –––– Birkaç şişe bira almış büfeden yolunu değiştirip. Eve geldiğinde sessizce açmış kapıyı, içeriden gelen seslere anlam verememiş; salona girdiğinde, kız arkadaşını iki adamla sevişirken yakalamış. İkisi de birbirinin aynı ve tabii

tığım hastanede bize bekçi demiyorlardı, bir şey so-

ki aletleri. İkizler… KES –––– Son defa gittiğimde

rumlusuyduk; ne olduğunu unuttum. Verdikleri işi

bara, sabaha kadar içmiştim evde, ilk otobüsle yola

daha önemli göstermek için bunu uydurmuşlardı.

çıktım, her zaman yapış yapış olan tezgâhı siliyordu

Biz eğitimli bekçiler yakalarımızdaki beyaz kartlarla barmen. İçeri girdiğimde kafasını kaldırıp baktı; songelenlere gülümsüyorduk. Dikkat! Bekçi var; gülüm- ra işine devam etti. Gidip oturdum karşısına; “kovulseyebilir… KES –––– Barda kavga çıkmış o gece;

dum” dedim. BİT.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

9


İKİ ROMANA (GEÇ KALMIŞ) BİR SELAM Koray Löker

“En iyi derginin bayiideki dergi olduğu gibi, en iyi blog yazısı yayınlanmış olandır.”

A

ylardır düzenli bir işte çalışmaya dönmüş olmanın belki en keyifli yanını yaşıyor ve düzenli kitap da okuyabiliyorum. Aslında biraz daha öncesinden başlayan bir geri dönüş ama verimli haline rutin yolculuk düzeniyle kavuştu diyebilirim. Bu süre içinde okuduğum bir sürü leziz ve gereksiz kitabın arasından iki tanesi ayrıca ilgiyi hak ediyor. Her ikisinin de tanınan, duyulmuş kitaplar olmaları gerektiğine inanıyorum. –––– İlki, Ölüm Tarlaları filminin Oscar adayı senaristi ve Withnail and I´ın yazarı ve yönetmeni Bruce Robinson´dan “Thomas Penman’ın Tuhaf Hatıraları”. Ankara’lı Phoneix Yayınları (sonradan Siyasal Kitap oldu) tarafından basılan kitap Robinson’un ilk romanı. Thomas’ın büyümeye dair tipik sancıları o kadar ustaca dile getirilmiş ki, bu romanın bir “ilk kitap” olduğu söylenmese anlaşılmaz. –––– Kimi filmler, ilk film olduklarını çok net gösterirler. Jonglörlük yaparcasına alt edilen sorunların arasından derdini anlatan yönetmen takdire şayan ise kendini hemen belli eder… Filmin tüm acemilikleri, çiğlikleri önemsizleşir. Bellidir ki, gelecekte çok başarılı işler sunacak biriyle tanışmıştır bünye. Bu kitap öyle bir mazeret duygusundan da muaf biçimde sarıyor insanı. KES –––– İkinci kitap yine mizahi yönü ağır basan bir roman: Saturnin. Tanıtımlarından: “Çek edebiyatının Aslan Asker Şvayk’la bir tutulan karamizah

klasiklerinden biri Türkçe’de. Jirotka’nın son derece başarılı bir film uyarlaması da yapılan, dünyanın belli başlı tüm dillerine çevrilen başyapıtı, bir asilzadenin Saturnin adlı bir uşak tutmasını ve ardından birçok baş döndürücü serüven yaşamasını konu ediniyor. Kaynakları Goldoni’ye ve commedia dell’arte geleneğine kadar uzanan bir efendi-uşak hikâyesinin şaşırtıcı derecede renkli, canlı ve usta işi anlatımı.” –––– Böyle anlatılarda adet olduğu üzere ön plana çıkan, eylemleriyle öykünün akışını var eden uşak olsa da bence bir uşağı olması gerektiği kendisine dayatılmış durumdaki “beyefendi” çok daha takdire şayan bir roman kişisi. Her şeyden önce bütün hikâye onun ağzından anlatıldığı için, Saturnin’in belki sinemada harikalar yaratabilecek eylem alanını hayal dünyamıza yansıtan üslubun öz sahibi… Ayrıca kendi çelişkilerini ve kararsızlıklarını dile getirişindeki hafif nevrotik yapı da gerçekten yazıyla anlatılmasına şaşıracağım kadar başarılı. KES –––– Dost Kitabevi Yayınları tarafından basılan Saturnin de hâlâ erişilebilir görünüyor. Bu yazının taslak halinde beklediği iki ay göz önüne alınınca yazmak istediğim bir çok detayı unutmuş olmam, gözden geçirme isteğime engel olarak “Yayınla” düğmesine basma isteğim generated at BeQRious.com sanırım anlaşılabilir… Zira, en iyi derginin bayiideki dergi olduğu gibi, en iyi blog yazısı yayınlanmış olandır. BİT.

bilöker: goo.gl/Go6Yk


generated at BeQRious.com

sadi tekin: goo.gl/fqpop exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

11


BİR CEHENNEMİ YAŞIYORUZ Burak Dönertaş

“Her an her yerde bir şeylerin idrakinde olmak, ayakkabının içine kaçmış bir taş parçası gibi...”

U

zun yıllar boyunca bilinç sahibi olmayan

o kadar fazla ki, bağlılıklarımız o kadar sıkı, o kadar

kontrolümüzde olmayan, bize tehdit, hayatımıza kast ve acıtan o kadar çok şeyle çevrili ki! Burası cehennemden başka bir yer olamaz. –––– Beynimiz iki tarafa bölünmüş, bir tarafı deliler gibi bu hayata tutunurken diğeri kopmak için herşeyi yapıyor. Çelişkilerle doluyuz. Dar ağacına yürürken bir su birikintisine basmamaya çalışıyoruz. –––– Ve ben bunun farkındayım. Bir cehennemi yaşıyorum. Herkes kendisine zebani ilan edilmiş. Bir başına kalınca hem bu tutsaklıktan kurtulmaya çalışıyor hem de zincirleri daha da sıkmaya. O yüzden başkalarına bağlanıyor, onları hayatımıza bir meşgale, bir uğraş olsun diye alıyoruz. Bir başımıza kalmaya korkuyoruz, çünkü kendimizle başbaşa kalamayacak kadar ağır bir azap ile cezalandırılmışız. –––– Bir gün bir taş, bir ağaç ve belki de bir tüy parçası olurum. Gün olur, olmaz farketmem. Ben sadece varolurum, varolmam. Belki sadece kendime ait generated olurum, haddiat BeQRious.com mi bir milim aşmadan. Dertsiz, tasasız ve farkında olmadan…

ince ve bir o kadar şahdamarı gibi bize. Çevremiz

BİT.

bir varlık olmayı diledim. Bir derenin soğuk sularında tüm ömrünü geçiren yosunlu bir taş, sadece rüzgarın varlığını ha-

fif bir uğultuyla ispatladığı yalnız bir ağaç, bir kuşun kanadından yere düşen ağırlıksız ve yakın zamanda çürüyecek bir tüy olmak istedim. İstedim çünkü bilmek, farkında olmak çok acıtıyordu canımı. Görmek istemediğim zaman gözlerimi, dokunmak istemediğim zaman ellerimi çekebilirim. Çok zorlanırsam alıp başımı çeker giderim. Ama kendimi kendimden kaçıramıyorum. Her an her yerde bir şeylerin idrakinde olmak, ayakkabının içine kaçmış bir taş parçası gibi; her adım attığımda bunu bana hatırlatması gibi... Yok hayır! Bu tahmin ettiğiniz gibi vicdan duygusu değil. –––– Öldükten sonra araf yok. Biz zaten cehennemimizi yaşıyoruz. İnsanlık bir zulüm, insan olmak acizlik. Muhtaç olduklarımız

burak dönertaş: goo.gl/cSdAg


Kolyeli Otoportre, 1933 (Detay) Metal üstü yağlıboya

RİDA FRİDA F RADAYDI BURADAYDI BU

S

anatsever Meksikalı bir çift olan Gelman’ların geniş koleksiyonuna dahil eserlerle oluşturulan

sevenleriyle ve meraklılarıyla buluştu. 2010’un son günlerinde başlayıp farklı etkinliklerle de zenginleştirilen ve büyük ilgi gördüğü gözlem-

“Frida Kahlo & Diego Rivera” sergisi lenen retrospektif resim ve fotoğraf Tepebaşı’ndaki Pera Müzesi’nin 3. sergisi, 20 Mart’a kadar İstanbul’da katındaki kendine ayrılmış bölümde ve kaçırmak istemeyenleri bekliyor.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

13


generated at BeQRious.com

pera m端zesi blogu: goo.gl/kDKzN


exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

15


“Benim bir Sürrealist olduğumu düşündüler hep, ama değildim. Düşlerimi resmetmedim hiç. Ben kendi gerçeğimi resmettim.” –Frida Kahlo


exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

17


HİKAYE KURGUSU ROL MODELLERİ VE ROL MODELLERİ M EL İH CILGA MELİH

generated at BeQRious.com

melih cılga: goo.gl/4gpLf


exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

19


HİKAYE KURGUSU VE ROL MODELLERİ Melih Cılga

“Anlamanın ve anlatmanın yolu biraz da efsanelerden geçer.”

D

eneyimlerimizi bir bağlam içerisine oturtarak anlamlandırabilmek ve başkalarına da anlaşılır biçimde aktarmak istediğimizde, farkında olalım ya da olmayalım, en büyük yardımı “hikâye kurguları”ndan alırız. Özellikle de birtakım zor hedefler, anlaşılması güç konular ya da çatışmaları kendimizce açıklayıp diğer insanlara aktarırken “küçük çaplı” efsaneler yaratmak, hemen hepimizin paylaştığı ortak bir davranış kalıbıdır. –––– Kulaktan kulağa taşındıkça daha da detaylandırılan bu kurmaca anlatılara inanmak ve oradaki “şaibeli” sebep-sonuç ilişkilerini sonradan rasyonalize ederek hayatı bunlar üzerinden değerlendirmek eğilimi eğer insanlığın ortak özelliklerinden biri ise, rahatlıkla “anlamanın ve anlatmanın yolu biraz da efsanelerden geçer” diyebiliriz sanırım. İşte bu noktaya biraz daha yakından baktığımızda, tıpkı mitolojik efsaneler gibi gündelik hayat hikâyelerinin de altyapısında karşımıza temel unsur olarak arketipler çıkar. –––– [Başlık: Arketipler: Evrensel rol modelleri] Carl Gustav Jung, içinde yaşadığımız kültür, zaman ya da coğrafyadan bağımsız olarak, her bireyin

mutlaka bir şekilde paylaştığı bir “kolektif bilinçaltı” bulunduğunu iddia ediyordu. Dinlediğimiz / anlattığımız hikâyeler, farkına vardığımız her türlü mesaj, düşlerimiz ve inançlarımız hepsi bir araya gelerek, zihnimizin derinliklerinde bir yerde “ortak paydalar, ortak kavramlar” oluşturacak biçimde birikiyordu. Arketipleri de kısaca, “kolektif bilinçaltımızın yapıtaşları olan evrensel rol modelleri ve iletişim sembolleri” biçiminde tanımlıyordu Jung... –––– Gündelik hayatın içerisinde, örneğin “masum ve cahil genç kız – bilgisini kötü niyetli kullanan büyücü”, “iyilik uğruna suç işleyen kahraman – dostunu satan hain”, “kuralları koyan kral – onu eğlendiren soytarı” gibi arketiplere ulaşmak hiç zor değil. Örneğin, “Soytarı” arketipini bilinçaltında rol modeli olarak benimsemiş zeki birisi, yaptığı beklenmedik esprilerle “bastırılmış duyguların gerilimini azaltan, rahatlatıcı deşarj unsuru” olarak da karşımıza çıkabilir. Hatta böyle “esprili” kırılma noktalarından çoğu kez ciddi bir ifade özgürlüğü genişlemesi doğduğunu söylemek bile mümkün. –––– Edebiyattan sinemaya, oyun tasarımından reklamlara kadar birçok yerde arketipler,


“İletişim kurmaya dayanan tüm yaratıcı eserler işlerini klasik hikâye kurgusunun gölgesi altında yapar.”

statik tanımlarıyla kendilerini tekrarlamak yerine, bilakis dramatik bir hikâye kurgusu içerisinde, inişli çıkışlı non-lineer değişimler gösteren dinamik rol modelleri olarak karşımıza çıkar. Örneğin, “storytelling” deyince akla ilk gelen isimlerden olan Robert McKee’ye göre “Sinema, TV, roman ya da tiyatro eseri olması hiç fark etmez, iletişim kurmaya dayanan tüm yaratıcı eserler işlerini klasik hikâye kurgusunun gölgesi altında yapar.” KES –––– [Başlık: Marka hikâyelerinde olay örgüsü] (...) –––– İnsanların kendi aralarında anlattıkları hikâyelerle markaların pazarlama iletişiminde sahipleneceği / yaratacağı hikâyeler arasında köprüler kurmak, kurguların hedef kitleye anlamlı ve çekici gelmesini sağlayarak “engagement” yaratmak, pek kolay bir iş değil. Bugün “başarılı” diyebileceğimiz birçok markanın konumlandırmasını, kimliğini ve tüketicide yarattığı içgörüleri doğrudan etkileyen bir araç olarak hikâye anlatımı (storytelling), zaman içerisinde yarattığı mitolojiler, kurgu evrenlerdeki olay örgüleri, çözülmeyi bekleyen çatışma ve gerilimler üzerinden zihinlere yerleşerek, insanların hayatı anlamlandırmasında

önemli rol oynuyor. Örneğin, “Alışılagelmiş hayat tarzlarına (veya iş modellerine) başkaldırma cesareti”, “Seçkin moda veya tasarım ürünlerini zengin azınlığın elinden kurtarıp geniş kitlelerin erişimine açmak”, “Sıradan insanların da gündelik hayatta kendini kahraman gibi hissetmesini sağlamak” gibi, aslında her biri rahatlıkla bir “hikâye konusu” da olabilecek ifadeleri sahiplenecek pek çok marka sayılabilir. KES –––– [Başlık: Hikâyeyi gerçek hayatta rasyonalize etmek] –––– En basitinden geleneksel formatta bir hikâye kurgulanırken, öncelikle kahramanlar (ve düşmanları) yaratılır, ana olay örgüsü etrafında aralarındaki çatışma ve gerilim unsurları ile bunları destekleyen alt-çatışmalar tanımlanır. Okuyucuların / seyircilerin (hedef kitlenin) iyi kurgulanmış bir hikâyeye dahil olması, kendilerini kahramanlardan biriyle özdeşleştirmeleri ve olay örgüsünde taraf tutmaları ise, neredeyse otomatik olarak gerçekleşir. –––– Hikâyenin sonunda çatışmaların çözülmesiyle kahramanımız ödülünü, düşmanlar da cezasını alınca, tam o noktada bizi asıl ilgilendiren bambaşka bir macera başlar: DEVAM...

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

21


“Anlatmaya başladığınız hikâyenin nasıl devam edeceğini belirleyen şey artık siz değil, dinleyicilerinizin ondan ne anladığı ve nasıl tepki verdiğidir.”

Okuyucu / seyirci buradan hikâyemizi” yaratırız. (Gelekendisine bir hayat dersi çıneksel formatta seyirci ve kartır ve bunu rasyonalize hikâye arasındaki bu “ertelenederek gerçek hayatta, kendi miş etkileşim”, dijital ortamhikâyesindeki çatışmalarda lardaki interaktif hikâyelerde bir argüman olarak kullanır. Anlatmaya başladığı- öne çekilerek, bizzat orijinal hikâyenin kendi kurnız hikâyenin nasıl devam edeceğini belirleyen şey gusuna da entegre ediliyor tabii. Artık kendisi de artık siz değil, dinleyicilerinizin ondan ne anladığı ve nasıl tepki verdiğidir. –––– Bir hikâyeyi dinlerken ya da seyrederken kendimizi kahramanlardan birinin yerine koymaya eğilimli olduğumuz için, o anlatıyı beğenip beğenmememize bağlı olarak, ya mevcut değer yargılarımızı ve hayata dair ön kabullerimizi bir kez daha onaylarız ya da kendimize eleştirel gözle bakmaya başlarız. Sonuçta, bize anlatılan olay örgüsündeki nedensellik bağları üzerinden, (kimi zaman rasyonel çoğu zaman da duygusal soyutlamalar yaparak) adım adım “kendi

bir oyuncu / kahraman olan seyirci, sunulan hazır kurgu evrende girişeceği maceraları seçiyor ve hikâyenin devamını kendisi yazıyor.) KES –––– Alışılagelmiş değer yargılarına dışarıdan bakabilen “anti-kahraman”lara rol vermek, iletişimde yeni bir dil ve üslup arayanlar için faydalı bir yol olabilir. Kendisini ya da çevresini aslında olduğundan başka bir şeye dönüştürmek isteyen böyle bir antikahramanın hayata müdahale edebilme ihtimalleri üzerine kurulmuş yeni hikâyeler peşinde koşmak lazımdır belki de, kim bilir. : ) BİT.


exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

23


S

I

A

T

M

N ’ A M

N

A

T

A

I generated at BeQRious.com

S

? exlibrary: goo.gl/ctyhO


SANAT MI SAN’AT MI? Özgür Uçkan

“Sanat bizimle iletişim kurar, çünkü bizimle bir ‘derdi’ vardır.”

W

illiam S. Burroughs, “aslında bütün yazılar,

–––– Sanat 20. Yüzyılı bu yüceleştirmeden, kutsal-

kulak kabartılmış oyunların ve ekonomik

laştırmadan, etkisizleştirmeden kurtulmak için har-

davranışların cut-up’larıdırlar.” der. Bunu

cadı. Çünkü bu fetişizm, tapınacak “nesne” arayışı

yazı ve edebiyat için söyler, ama pekala içinde olduğundan sanatı “eser”e indirger, süreçten

sanatın geneli için de söylemiş olabilirdi. Burroughs, ve “iş”ten tiksinir… Sanat yücelerde yaşar ve bize dili, bir nesnenin veya bir sürecin simgeler, işaretler nasıl anlamdırabileceğimizi tam bilmediğimiz, ama ve seslerle, yani “kendisi olmayan bir şeyle” ifade “değer”inden kuşku duymamamız gereken yaratım edilmesi olarak tanımlar. –––– Bu “ifade”nin özel bi-

işareti “eser”ler gönderir. Bunlar neredeyse birer

çimlerinden birkaçına “sanat” adı veriyoruz. Böyle vahiydir. –––– Sanat “işini yapmak” için bu kutsalbaktığımız zaman, sanatı niçin “benzersiz, tekil bir

lıkla mücadele etmek zorundaydı. Avangart sanat

yaratım” olarak yüceltme ihtiyacı içinde olduğumu-

“nesneden” kurtulma sürecidir. KES –––– Bu arada

zu açıklamakta güçlük çekeriz. Çünkü sanat da bir

modernizmin zamanında performans sanatına karşı

nesnenin, sürecin, duygunun, düşüncenin, herke-

yürüttüğü alçaltma taktiği bugün elektronik mecra-

sin kullanımına açık simgeler, işaretler ve seslerle ları ortam olarak kullanılan, genellikle “dijital sanat” ifadesinden ibarettir. Bazı simge-işaret-ses-renk- denilen, ama benim “ağ sanatı” olarak adlandırmahareket kombinasyonları bizi diğerlerinden daha yı tercih ettiğim sanat disiplinine karşı kullanılıyor. fazla etkiliyor ya da onlara daha fazla değer atfedip Tıpkı zamanında fotoğrafa yapıldığı gibi bu sanat daha fazla para ödüyoruz diye onların “tekil”, “ben-

türünün sanat olamayacak kadar “otomatik” oldu-

zersiz” “yaratım”lar olduğunu iddia edebilir miyiz? ğu veya tıpkı performans sanatına karşı söylendiği –––– Bu iddia sanıldığı kadar eski değildir. Aydın-

gibi “şarlatanca bir yozlaşma”dan ibaret olduğu söy-

lanma sonrası akılcılığa tepki olarak doğan, ancak

leniyor. Çünkü ağ sanatı dışardan bakınca fazla de-

Batı Uygarlığı’nın bir “Aydınlanma Kalesi” olduğu

mokratik görünüyor ve bildiğimiz anlamda “nesne”

fikrini itirazsız sürdüren romantizmin başlattığı ve üretmiyor. Üstelik teknolojik bir ortamı kullanarak ona tepki olarak doğmakla birlikte estetiği rasyonel sanatın “kutsallığı”na ihanet ediyor. O zaman en iyi temellere yerleştirme çabasında olan modernizmin ihtimalle bir “zanaat” olabilir, en kötü ihtimalle soysürdürdüğü bir sanat yüceleştirmesi, fetişizmi bu. tarılıktan ibarettir. DEVAM...

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

25


Salvador Dali, Man Ray

20. Yüzyılın başlarında “sanat erbabı” Man Ray’i za-

bir zamanlar olduğu gibi yanı başımızda, bizden biri

naatkar ilan etmişti! 1960’larda George Maciunas, olup bize bizi değiştirecek bir hakikati anlatacağı Merce Cunningham ve Allan Kaprow’a onu bile çok

günler çok mu uzak? Bence değil… “21. Yüzyılda

gördüler! Yüce sanat’ın peşinde olanlar, onlara “şar-

sanat nesnesiz olacak. Nesneler aslında izleyici ile

latan” dediler… Bugün bu isimleri performans sana-

sanatçının niyetleri arasında birer engel. İzleyici

tının ustaları olarak selamlıyoruz… –––– Sanatın kul-

ve sanatçı arasındaki dolaysız enerji alışverişi için

landığı ortam, ister tuval-yağlı boya, ister ses-hava, nesneler aradan çekilmek zorunda.”6 Sanat her zaister beden-boşluk, isterse elektronik ortam-dijital man bize en yakın ortamı ve bizi en çok etkileyecek enformasyon olsun fark etmez. Çünkü tıpkı nesne

simge-işaret-ses-renk-ton-düşünce kombinezonları

gibi ortam da sanat eserini tanımlamaz. Her ortamda

kullanmaya meyillidir. –––– Sanat bizimle iletişim

zanaat da vardır sanat da… KES –––– Sanatın tıpkı kurar, çünkü bizimle bir “derdi” vardır. BİT.


exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

27

Miryan Klein, “Le violon d’Ingres 2”, 2009 (Fotoğraf üzerine baloncuklu plastik sıvama ve reçine 100x200cm)


9,5’TAN 10 Kaan Doren

“Ayrım yapmaksızın tüm toplumları, insan gruplarını kendine dert edinen bir empati”

G

azetelere düşen ”ateist ve liberallerin genele nazaran daha yüksek IQ ya sahip olması” haberi histerik bir şekilde tüketildi, yorumlandı, lanetlendi, kendine pay çıkaranlar oldu. Tekrarlamayı gereksiz görüyorum tüm bunları. Görüşler, yorumlar farklılık gösterecektir. KES –––– Kanazawa’nın bu çalışması işkembeden sallama bile olsa, çok kısa bir araştırma sonucu forumlardan ve gazetelerin yorumlar kısmından, raporun sonucuna itiraz edenlerin elinde patlayacak bol malzeme elde edilebilir. Çünkü zeka, yokluğu en kolay farkedilen şey. KES –––– Muhafazakârların en belirgin özelliği olan aile ve toplum değerleri aslında sürü halinde yaşayan hayvanlarda da görülen, evrimin tanımladığı bir özellik. İlkönce kabileni, sürünü, aileni dış tehditlerden koruyacaksın. Bu güdü insanın doğasında var. Burada liberalleri ve ateistleri muhafazkârlardan, dindarlardan ayıran özellik ise, aramızda ırk, cins, kan, din, kültür, genetik bağ vb ayrımı yapmaksızın tüm toplumları, insan gruplarını kendine dert edinen bir empati geliştirmiş olmamız. Bu açıdan bakıldığında, bir liberalin neden hem ateist olup, hem de başörtüsü ile üniversiteye girme hakkının savunuculuğuna soyunduğu veya ülkeye özel şartlarda demokrasiyi değil, evrensel tanımıyla % 100 demokrasiyi yaşadığı topluma empoze etme çabası içinde kendini helak ettiği daha anlaşılabilir olmalı. Kendi varoluşunda, default olarak bünyesine aldığı değerleri yıkıp, yerine mantık, bilgi ve etik

ile yoğurduğu, insan yapısı değerleri alma çabasıdır bu. Belki tüm bu çabalara, insan neslinin gelecekteki versiyonunun bir prototipini yaratma çabası olarak da bakabiliriz. Homo Sapiens Futuriensis diye adlandıralım biz bu prototipi. Kendine verilenle yetinmeyen, aileden ve toplumdan gelen hazır dogmalara teslim olmayan homo sapiens futuriensis, çok doğal olarak hayata ateist bir bakış açısı ile bakacaktır. Şimşek, ateş, deprem, yağmur veya ölümden sonra hayat’ın arkasındaki sebep-sonuç ilişkilerini arama çabası, Kro Magnon insanından beri hep aynı kırmızı çizgiyi takip etti. Kim diyebilir ki, Homo Sapiens’in Manitu, Göktengri ve Allah’a olan inançları, bu inançlara olan ihtiyaçları, birbirinden farklıydı? KES –––– Homo Sapiens’in erkek olanı, evrim sürecinde kendi payına düşen “predator” rolünü de terkedebilecek mi? Yani hayatı boyunca mümkün olduğu kadar çok dişiyi dölleme isteğinden, sürekli yenilik ve heyecan arama güdüsünden vazgeçirebilecek mi kendini? Tüm bildiklerime dayanarak yaptığım tahminler bana, Homo Sapiens Futuriensis’in insanlığın OS (işletim sistem)’ini hazırlayıp, işletime soktuktan sonra, bir ”update” olarak bunu da getireceğini söylüyor. KES –––– Ateizm ve liberallikten yüksek puan alırım. Predator olmaktan vazgeçme generated at BeQRious.com konusunda ise cidden çabalarım var. En azından reçeteyi biliyorum. Ahhh, kimse mükemmel değil ki!!! 9,5 dan 10 olsun. BİT.

postdijital: goo.gl/oZoiG


exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

29


generated at BeQRious.com

muhteviyat: goo.gl/Yt5xs


GELECEĞE MEYDAN OKUYAN DADAİST:GEORGE ANTHEIL Erdem Dilbaz

“Tüm ‘çatlaklar’ gibi o da yaşamının ilk anlarında kendini keşfediyor”

1

800’lerde icat edilen buharlı makineler, hem çalmak hem de dinlemek için ne kadar yoğun

ardından gelen endüstri devrimi ve bu devrimde büyük rol oynayan ülkelerin istediği standartlar sonucu insanların tek tipleşmesi, belli formların dışında yaşayamaması gündeme geldi. Tabii müzik de bundan nasibini aldı. Ancak 1900’ler öncesi ve sonrası bu kalıbı kırmaya çalışan dadaistler, virtüözlükleriyle, “Bakın, bu iş böyle de yapılır.” diyerek insanlara dertlerini anlattılar. Şu anki post-modernizm’in temellerini oluşturan bu akım, 1920’lerde gücünü kaybetse de sonrasında Marcel Duchamp ve İlhan Mimaroğlu gibi isimlerin bilinen estetik kalıpları kırmasıyla “fluxus” adıyla anılıyor. KES –––– (...) George Antheil, 1900 yılında New Jersey’de dünyaya geliyor. Tüm “çatlaklar” gibi o da yaşamının ilk anlarında kendini keşfediyor. Öyle ki onlu yaşlarının başında ailesinin aldığı ufak bir piyanoyu beğenmeyerek çekiçle parçalıyor ve müziği yaratmak için farklı bir çok yol aramaya koyuluyor. KES –––– [Başlık: Ballet Méchanique] –––– Fransız dadaist ressam Fernard Léger ve sinematograf Dudley Murphy tarafından aynı isimle hazırlanan bir film için Ballet Méchanique’i yazıyor. KES –––– Ballet Méchanique şu anda dahi oturup evinizde keyifle dinleyebileceğiniz bir parça değil. Parçanın içeriğindeki enstrüman ve dizilişe bakarsak

bir performans gerektiğini daha iyi anlıyoruz. 16 piyano için 4 ayrı bölüm, 4 davul, 3 ksilofon, bir tamtam, yedi elektrikli zil (bildiğiniz kapı zili), bir siren ve 3 farklı uçak pervanesinin sesi ile iki piyanist için tüm bu parçayı yazıyor. 14. dakikadan 30 dakikaya kadar olan kısımla ise sürekli oynuyor ve farklı brütal anlatımları müziğe iyiden iyiye yediriyor. Öyle ki Antheil karttan çalan piyanolara benzer bir sistem tasarlayarak 16’lı piyano grubunu gerçekten mekanik bir yapıda çalmasını istiyor ancak bu gerçekleşmiyor. Belli bir senkron içinde çalmasını istediği teori ancak 1999 yılında MIDI konusunda uzman Paul Lehrman’a ulaşan dataların bilgisayara aktarılmasıyla tam da Antheil’in istediği senkronizasyon sağlanıyor. Antheil zamanında 10 piyanist ile New York Carnegie Hall’de çalınıyor. Fakat bu da hem teknik hem de sosyolojik anlamda bir fiyaskoyla sonuçlanıyor. KES Ve Ballet Méchanique 60 yıl daha çalınmamak üzere rafa kaldırılıyor. Fakat 1999’daki girişim, Yamaha’nın Disklaviers model otomatik çalar 16 piyanosunu Jeffrey Fischer yönetimine vermesi, Juanita Tsu ve Tufts Üniversitesinden John McDonald’ın katılımıyla Massachusetts Üniversitesi konser salonunda binlerce izleyicinin önünde 18 Kasım’da Dünya prömiyerini yapıyor. BİT.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

31


K IRMIZ I BAŞL IK KIRMIZI BAŞLIK


“KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ” MASALLARININ ÇEVİRİLERİ* F. Ekin Danacı

“Masallar bir gereksinimi karşılamak için belli bir amaç doğrultusunda üretilirler.”

M

asal her kültürde, her sosyal sınıfta ken-

maruz kalmaktadır. KES (…) Dilimize, Almanca ve

dine yer bulan, toplumun her kesimine

Fransızca yazılmış masallardan çeviri yoluyla aktarı-

hitap eden, yaşlısından çocuğuna her yaş

lan masal, zaman içinde aktarıldığı kültürün çizdiği

grubunun ortak paylaşımı olan ve çocuk

çerçeveler ışığında yeniden üretilirken kimi öğeleri-

yaşlardan başlayarak hayatımızın içinde yer alan

ni kaybetmek, kimilerini de başka öğelerle değiştir-

yazınlardır. Bu masallardan Kırmızı Başlıklı Kız ise

mek zorunda kalmıştır. Örneğin, (…) Fransızca masal,

sonu hep mutlu biten masallar diyarında, sonu iyi

daha fazla cinsel içerikli öğe barındırırken, Almanca

bitmeyenlerden biridir. 17. yüzyılda Charles Perrault

masalda, hem bu öğelere rastlanmamakta hem de

tarafından yazılı edebiyata kazandırılmış, yolculu-

Alman kültürüne özgü görgü kurallarından bah-

ğuna 19. yüzyılda Almanya’da Grimm Kardeşler ile

sedilmektedir. KES Masalın, çıktığı kültürün bazı

devam etmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Hem

kabul gören öğelerinin, yeniden üretildiği kültürde

yazılı edebiyatta hem de sözlü gelenekte var olma-

kaybedildiği ya da yeni kavramlarla süslendiği göz-

sı nedeniyle, içerik bakımından ciddi değişikliklere

lemlenmiştir. Bu kavramların bir kısmı farklı ideolo-

maruz kalmıştır. Bu nedenle de Kırmızı Başlıklı Kız

jiler tarafından yönlendirilmiştir. Farklı yayınevleri

masalı, (...) birçok farklı alana ait araştırmacıların da

tarafından yayınlanan masallar, gerek içerik olanak

ilgisini çekmiştir. (...) Hedef kitlesi bakımından, çocuk

gerek görsel öğeleri açısından o yayınevinin ideo-

edebiyatının bir parçası olarak kabul edildiği için, ço-

lojik görüşüne ya da hedeflediği kitlenin ideolojik

cuk ve çocuk edebiyatı uzmanlarınca, masalda var

görüşüne göre şekillenmektedir. KES İkinci Dünya

olduğu savunulan erotik öğelerden dolayı da, psi-

Savaşı sonrasında, Norveç’te çocukları gerçeklerin

kanalistler tarafından incelenmiştir. KES –––– Ma-

korkunçluklarından uzak tutabilmek için, masalı,

sal, aktarım sırasında gerek dönemsel gerek kitlesel Kurt’un Kız’ı ve Büyükanne’yi yemekten vazgeçmesi değişimler geçirirken, içerik açısından en belirgin şeklinde ya da 1970’ler sonrasında yükselen feminist olanlarına bir kültürden diğer bir kültüre aktarılırken akımla beraber Kırmızı Başlıklı Kız’ın DEVAM...

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

33


Kırmızı Başlıklı Oğlan’a dönüşmesi bu değişimlere birer örnektir. KES –––– Günümüzde, aile fertlerinin ve özellikle ebeveynlerin, çocuklarını, hayatta karşılarına çıkacak kötülüklere karşı uyarmaları, onları bu kötülüklerle karşı karşıya geldiklerinde nasıl davranmaları gerektiği üzerine eğitmeleri, ebeveynlik görevlerinden sayılmaktadır. Dolayısıyla, anne olarak, kadının görevlerinden biri de, kızını, yola çıkmadan evvel, karşısına çıkacak kötülükler konusunda bilgilendirmesidir. Kimi zaman, dikkatli olması gerektiğini söyleyerek, kimi zaman, yabancılarla konuşmamasını öğütleyerek, kimi zaman da yoldan ayrılmamasını tembihleyerek anne bu görevini yerine getirir. KES –––– Bunların yanı sıra, masalın amacı da üç yüz yıl içerisinde farklılaşmıştır. İlk olarak eğlendirici olan masal, 19. yüzyılda eğitici bir biçim kazanmış, 21. yüzyılda ise, eğitici olma amacının bir kısmını kaybederek yalnızca, anne sözünden çıkan çocukların

nasıl cezalandırılacaklarını gösteren, ders verme amaçlı bir masal haline bürünmüştür. KES –––– 17. yüzyılda yazılan masala bakıldığında (…) yazarın, masalın sonuna eklediği “moralité” (kıssadan hisse) bölümünde, açıkça, genç kızlara seslenerek onları uyardığı ve (…) masalın içerisine ustalıkla yerleştirdiği, Kırmızı Başlıklı Kız’ın, büyükannesinin evine geldiğinde Kurt’un ona elindekileri bırakarak üzerindekileri çıkarıp, yatağa gelmesini söylediği bölüm dikkat çekmektedir. 19. yüzyılda ele alınan masalda her iki bölüm de çıkarılmıştır. KES –––– Özgün metin olarak kabul ettiğimiz masalın, ne Fransızca başlığında ne de Almanca başlığında “kız” sözcüğü yer almamaktadır. Almanca masalın başlığı Rotkäppchen, küçük kırmızı şapka anlamına gelmekteyken, Fransızcası Le petit Chaperon Rouge, yani küçük kırmızı başlık anlamına gelmektedir. “Kırmızı” sıfatı cinsiyet açısından ipucu veriyor olsa da, kahramanın yaşı, kadın ya da kız oluşuna dair herhangi bir işaret masalın başlığında yer almamaktadır. KES –––– Hem Fransızca hem de Almanca masalda “baba” karakteri yer almamaktadır. Hatta Fransızca masalın özelliklerinden biri, içeriğinde tek erkek karakter olarak Kurt’u


barındırıyor olmasıdır. Fakat kültürlerarası aktarım esnasında, 1942’den bu yana ülkemizde ortaya çıkan örneklerin kimisinde bu eksik “Baba” karakterinin eklendiği görülmektedir. Avcı yerine kızı Baba ya da Oduncu Baba kurtarmakta ve bir baba olarak görevini yerine getirmektedir. Bu yöntem ile eksik kalan baba figürü varlığıyla kurtarıcı olarak kendini göstermektedir. Toplumumuzda baba figürünün önemli bir yeri olmasından dolayı, karakterin eklenmesi bu durumun yansıtılması açısından önemlidir. KES –––– Masallar bir gereksinimi karşılamak için belli bir amaç doğrultusunda üretilirler. 17. yüzyılda, yetişkinlerden çok da farklı tutulmayan çocukların, 19. yüzyıl sanayi devrimi ve sonrasında ortaya çıkan koşullar ile birlikte yetişkinlerden ayrıldığı, çocuk olarak farklı gereksinimleri olduğu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, masal, hedef kitlesinin değişimi doğrultusunda, onların gereksinimlerini karşılamak için, farklı amaçlarla yeniden üretilmiştir: 17. yüzyılda eğlence amaçlı, 19. yüzyılda eğitim amaçlı üretilmiş, 20. ve 21. yüzyılda eğitim ve öğretim amacı korunarak, çocukların psikolojik gereksinimleri de göz önüne alınmıştır. KES –––– Sonuç olarak, Kırmızı Başlıklı

Kız masalı incelendiğinde açık bir şekilde görülmektedir ki, masal, aktarımı sırasında kısmi ya da toplu değişiklikler yaşamıştır. Masal üzerinde yapılan tüm bu değişiklikler, yazıldığı günkü amacının dışına çıkmasından, farklı ve daha geniş bir hedef kitleye yönelmesinden kaynaklanır. Masal, hedef kitlesi kabul ettiği çocuk kavramının oluşma sürecinde, bu sürece yönelik olarak; bir kültürden başka bir kültüre aktarılırken, aktarılacağı kültür içerisinde hedeflediği kitle açısından; aynı kültür içerisinde farklı kitlelere ulaşabilmek adına yeniden üretilir. Masalın dolaşımı belli bir amaç doğrultusunda gerçekleşiyor ise, kuşkusuz bu amaç, masalın hedeflediği kitlenin ilgisini çekmek ve üretim sürekliliğini sağlamaktır. Fakat görülmektedir ki, bu amaç doğrultusunda, ürün, niteliğinden kaybeder, içerik açısından bozulmalara uğrar, içi boşalır. Bu durum en güzel, P. Bourdieu’nün “Metinler dolaşımlarını bağlamlarından ayrı yapar.” sözüyle özetlenebilir. BİT.

* F. Ekin Danacı’ya ait, “Kültürlerarası etkileşimdeki rolü açısından Kırmızı Başlıklı Kız masallarının çevirileri” başlıklı yüksek lisans tezinden alınmıştır. (YÖK UTM: 262107)

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

35


!!! .!! .!!! .111

exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

37


TTop op ten generated at BeQRious.com

twitter.com/edademir


müzik listesi Eda Demir’in 2011 başlarında en sık dinlediği şarkılar

1. When I’m Small Phantogram Eyelid Movies 2. Codex Radiohead King of Limbs 3. Aynı Yollar Onor Bumbum Diyorum ki 4. Love Lost The Temper Trap Conditions 5. 7/24 Ramadan Hazır mısın? 6. Getting Nowhere Magnetic Man ft. John Legend Magnetic Man 7. The Architekt Arms and Sleepers Matador 8. Be The One Moby Be The One EP 9. İlk Yara Sakin (Özel Kayıt) 10. Geleneksel Mahşer Günü Korhan Futacı & Kara Orkestra (Aynı isim)

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

39


“T İCARET İN “TİCARETİN YAKIŞIKL ISI ” YAKIŞIKLISI” in Serdar Pakt Paktin

generated at BeQRious.com

farkettim: goo.gl/N8iFq


“TİCARETİN YAKIŞIKLISI” Serdar Paktin

“Reklam kahramanımız, herkesin yakışıklısı sloganıyla eşek anırtan yokuşunu tırmanıyor.”

D

ün gece, sosyal medyamızın nadide si-

çeken Fiat Fiorino (lansmanını “ticaretin yakışıklısı”

malarından birisiyle sohbet ederken bir olarak yapmışlardı). Reklam kahramanımız, “herkekonu dikkatimizi çekti. –––– Reklam ve sin yakışıklısı” sloganıyla eşek anırtan yokuşunu

pazarlama iletişimi alanında, belirli bir tırmanıyor ve yanında oturan kızın ağabeylerinin ürün gamına ait reklamlarda çok iyi bir fikir ve/veya çıkardığı tüm zorluklara Fiorino’nun yüksek perforyaklaşım yakalanırsa, o ürün gamına ait diğer firmaların reklamları da aynı kalitede işler çıkarmaya başlıyorlar. Bu da belirli bir alandaki iletişimin diğer ürün kategorileri veya markalara kıyasla daha ileri seviyeye çıkmasını sağlayabiliyor. –––– Örneğin, genellikle hafif ticari araç veya aile binek arabası olarak konumlandırılan, Renault Kangoo, Peugeot Tepee, Volkswagen Caddy ve benzeri modeller

mansıyla göğüs geriyor. –––– Buradaki ilginç durum, aynı reklamcılar tarafından yapılmasına rağmen, hafif ticari araç reklamlarının çok yaratıcı ve etkileyici olması, fakat bir farklı ürün kategorisinde bir başka marka için yaptıkları işlerde aynı başarıyı gösteremiyorlar. Bundan çıkarmaya çalıştığım şey, demek ki reklamı yapanda bir sorun yok, ürün kate-

arasında kıyasıya bir iletişim rekabeti sürüyor. Birisi, gorisinin iletişim alanının, müşteri profilinin, iletişim Geniş Aile oyuncularını aracına bindirirken, diğeri boyutlarının gerektirdiği düzeyde işler yapılmak benzeri bir konseptle evlenecek bir çift üzerinden durumunda kalınıyor.  KES –––– Ama her ne olurgelin başına, gelinliğe… şuna buna uygun bir araç sa olsun, bu söylediklerim Vodafone’un “Denizden bulmaya çalışırken kendi modelini öne çıkarıyor.

babam çıksa yerim” ve “Künefe” reklamlarını haklı

Bunların arasında son zamanlarda daha çok dikkat

çıkarmaz. Çıkaramaz. BİT.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

41


exdergi say覺 bir / mart-may覺s iki bin on bir

43


GÖKYÜZÜ

ADAMLAR

ÇIĞLIK

generated at BeQRious.com

durumsama: goo.gl/6Bi4n


GALEANO Ali Riza Esin

“Edvard Munch gökyüzünün çığlık attığını işitti.”

B

eğendiğim kitaplardan alıntılar yapmaya

para atıp tükürebilsinler diye, onu açık havada

devam ediyorum; Aynalar isimli (Espejos-

duran, dikenli tellerden yapılmış bir kafese kapat-

Una Historia Casi Universal, Türkçesi: Sü- tılar. Daha sonra da akıl hastanesine gönderdiler. leyman Doğru, Sel Yayıncılık) bir Eduardo

–––– Bu durumun baş suçluları General Motors’un

Galeano kitabı bu… KES –––– Ancak bu defa alın-

üst düzey yöneticileri Charles Kettering ve Alfred

tıladığım şeyleri başlığıyla, metniyle olduğu gibi Sloan’dı. Ancak bu beyler tarihe hayırsever insanlar (veya eksiğiyle?) vermek yerine, farklı yazılardan olarak geçtiler, çünkü büyük bir hastane yaptırdıfarklı paragrafları harmanlayarak dizmeyi tercih

lar. –––– Bugün Van Gogh, ona yemek vermeye-

ettim. KES –––– Rus doktor İvan Pavlov şartlı ref-

cek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine

leksleri keşfetti. –––– Kurşun katkılı benzin Birleşik kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu Devletler’de icat edildi ve reklam bombardımanıyla

hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslü-

birlikte bütün dünyaya Birleşik Devletler tarafından yor. –––– Edvard �������������������������������������� Munch�������������������������� gökyüzünün çığlık attığıdayatıldı. 1986’da, bu ülkenin hükümeti onu niha-

nı işitti. –––– Galileo Galilei, yüksekçe bir yerden

yet yasaklamaya karar verdiğinde, o güne kadar aşağıya doğru kayalar ve kayacıklar, toplar ve topgezegen üzerinde zehirlenmeye maruz kalan kur-

çuklar atarak, nesnelerin ağırlıkları farklı olsa da,

banların sayısını hesaplamak imkânsızdı. Şurası bir

süratlerinin aynı olacağını kanıtladı. Aristoteles bu

gerçek ki, kurşunlu benzinin yılda beş bin Birleşik konuda yanılmıştı ve on dokuz asır boyunca bunu Devletler vatandaşını öldürdüğü ve altmış yıl bo-

hiç kimse fark etmemişti. –––– Vivaldi’nin müziği

yunca milyonlarca çocuğun sinir sistemine ve akıl

iki asır boyunca sessiz kaldı. –––– Zil çalar, köpek

düzeyine zarar verdiği herkesçe biliniyordu. –––– yemeğini alır, köpek salya salgılar; saatler sonra zil Yazar Fatma Mernissi, Paris müzelerinde, Henri Ma-

çalar, köpek yemeğini alır, köpek salya salgılar; er-

tisse tarafından yapılmış Türk odalıkların tablolarını

tesi gün, zil çalar, köpek yemeğini alır, köpek salya

gördü. –––– Ve sansürden nefret etti. –––– Faşist salgılar; ve eylem bu şekilde yinelenir, saat saat, iktidar yıkılınca, Pound tutsak düştü. Kendi ülkesi

günbegün; ta ki bir an gelir, zil çalar, köpek yemeği-

olan Birleşik Devletler’in askerleri, insanlar bozuk ni almaz, salya salgılar. BİT.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

45


generated at BeQRious.com

ruhöküzü: goo.gl/4Bxfc


profil

BİLDİĞİN RUHÖKÜZÜ Ruhöküzü 1985 yılında inmiş dünyaya. –––– “Yarım dönemlik liseden bozma kampüs hayatı zaten gitmeye çok hevesli olmadığı okuldan soğutmuş” onu. –––– 13 yaşından beri “sağda solda” çalışmış. 2010 yılı başında düzenli hayata geri dönmüş ve şu sıralarda bir interaktif reklam ajansında çalışıyormuş. –––– 2007 yılının 5 ağustos günü T.S. 23.48’de “ruhöküzü” olmuş. O gün bugündür çeşitli platformlarda yazarak ruhöküzlüğü yapmaya devam ediyormuş. Belirli bir çizgisi olmayan, bir gün ofiste pazar günü çalışıyor olmakla ilgili bir şiir, bir gün “kadınlar çok rererö” diyen yazılar yazıyormuş. –––– Yaptığı bir videoyla “Çek bir Duster” isimli yarışmada birinci olmuş. –––– Müzikle ilgilenmeye devam ediyormuş ve şu sıralarda biraz sekteye uğrattığını düşündüğü “Pripyat” isimli bir projesi varmış. Ayrıca yeni bir grup çalışması peşindeymiş.

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

47


DEL DELİİ Dinç Çoban Dinç


DELİ Dinç Çoban

Sen gittin, çocukların hepsi öldüler yandılar, kenarında bir karakolun. Sen gittin, yollara düştüm, çok gittim kimseye küsmedim sonra başımı kaldırdım deliler gördüm saçını taramış hepsini öptüm. Sen gittin, bittim söylenmedim bilinmedim hep gizli kaldım çocukların bilmecesinde. Sen gittin, bir deli öldü penceresinde hareketin.

KES

Bİ T.

KES

exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir

49


meme kanseri şartlı refleks Yamaha Kırmızı Başlık etek İstanbul Sertaç Atalay Homo Sapiens Salvador Dali arketipler Melih Cılga Die Gebrüder Grimm dijital sanat Allan Kaprow Ali Riza Esin Korhan Futacı İlhan Mimaroğlu Facebook Burak Dönertaş dadaistler Disklaviers Matisse Özgür Uçkan Zdenek Jirotka Kaan Doren kırpık yazılar Siyasal Kitap General Motors bilöker Sadi Tekin farkettim Ufuk Özgül William S. Burroughs engagement Merce Cunningham ruhöküzü bey Miryan Klein Post Dijital Onor Bumbum Erdem Dilbaz kolektif Aktivizm Circulació Restringida Koray Löker Dinç Çoban Alev Durmuşoğlu Çek bir Duster John Legend Galileo Galilei Pera Müzesi Aristoteles Serdar Paktin ateist storytelling Bruce Robinson Fatma Mernissi Charles Perrault Vivaldi Sel Yayıncılık Ex Instance George Antheil Ekin Danacı hikâye kurgusu Arms and Sleepers Süleyman Doğru Frida Kahlo Paul Lehman Diego Rivera kolektif bilinçaltı Eda Demir Pierre Bourdieu Marcel Duchamp Eduardo Galeano


memeKanazaw kanser Fatma Merniss slacktivism Kanazawa kız şartlı reflek sana Ivan Pavlo gökyüz Carl GustavSlac Jun kurt comm101 moralité Kırmızı Başlı Homo Sapien William S. Burrou del gökyüzü Serdar Pakti brainstorm Slack engagemen bab taci kolektif bilinçalt Allan Kapro 6. Sanat Radiohea predator Kangoo Matiss brainstor ese Dinç Çoba sek sanat Kara Orkestra Aynalar İlhan Mimaroğl kırpık yazıla Faceboo Saki dijital sana Vivald taciz durumsama Carl Gustav Jung KaraEda soytar Orkestr Demi efsanele hareke Tepebaşı kur şarkı hareket ann ateis Dost Aktiviz Kitabev zanaa masa Dost Kitabevi eser Phantogram 6. Sana ete dadaistle Tepe Mob PickMe New Jerse Radiohead 1. sayı tecavüzedurd Özgür Uçka tecavü predato Cehennem şark Man Ra Ramadan Tepee Çek bir Duste Ramada Merce Cunningha zanaat Disklavier SansüreSansü Melih Cılg doğumfotosu çatlaklar comm10 bilöke Phantogra öğüt İstanbu moralit Çığlı Magnetic Man Frida Ekin Danac libera Aynala dikkat! Aristotele Süleyman Doğr Salvador Dal Ivan Pavlov Saturnin Arms and Sleeper Zdenek Jirotk soytarı eroti Korhan Futac General Motor Man Ray vrak! Die Gebrüder Post Dijita PickM Grim seks John Legen Sadi Teki Fiorin efsaneler Van Gogh 1. say Alev Durmuşoğl Cala d’O Caddy Galileo Galile Sertaç Atala kolekti Moby Ballet Méchanique act ruhöküzü be Ballet Méchaniqu Bruce Robinso Miryan Klei Saturni Charles Perraul !!!11 müzik VanMcKe Gog slacktivis tecavüzedurde Robert Frid Kango vrak baba erotik Edvard Munc deli Diego River arketiple peni Magnetic Ma Cadd George Maciunas anne Pripyat Pripya doğumfotos Eduardo Galean hikâye kurgus Ali Riza Esi Sakin online Circulació Restrin KayıpDüny Edvard Munch Onor Bumbu Koray Löke storytellin farketti Siyasal Kita Cala d’Or penis onlin KayıpDünya Ufuk Özgü başörtüs Tepebaş durumsam George Maciuna Dudley Murphy liberal masal dikkat öğü fası George Anthei başörtüsü Çığlık Yamah Fiorino Ex Instanc !!!11 Dudley Murph müzi Frida Kahl SansüreSansür tecavüz Pierreçatlakla Bourdie fasıl Bit Pera Müzes 51 Sel Yayıncılı ağ sanat ağ sanatı Robert McKee Bit. Marcel Ducham Paul Lehma exdergi sayı bir / mart-mayıs iki bin on bir


generated at BeQRious.com

exdergi.com

Exdergi’nin dağıtımı Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported lisans şartlarına bağlıdır. Exdergi by Exdergi.com is licensed under a Creative Commons Attribution-NoDerivs 3.0 Unported License.


Exdergi 1