Page 9

9

YENÝASYA / 30 ARALIK 2009 ÇARÞAMBA

MAKALE Ýslâmýn haramlarý ve cihanþümul niteliði

Selâmlaþmanýn önemi MEHMET ERBAÞ

FIKIH GÜNLÜÐÜ SÜLEYMAN KÖSMENE fikihgunlugu@yeniasya.com.tr www.fikih.info 0 505 648 52 50

Osman Bey: “Daha önceki peygamberler döneminde içki yasaðý var mýydý? Ýslâmiyet’in evrensel yapýsýyla bu haramý nasýl îzah edebiliriz?” Hayat kýsadýr, ömür azdýr, ecel ansýzýn gelmektedir, dünya hayatý yerini âhiret hayatýna çabuk býrakmaktadýr, ebedî hayat bu kýsa hayatta kazanýlacaktýr, bu kýsa hayat o uzun ve sonsuz hayatýn çekirdeði hükmündedir ve burada kaybeden,— Allah baðýþlamadýðý takdirde—artýk daha kazanma imkânýna sahip deðildir. Peygamberler insanlarý ýsrarla bunun için uyarmýþlar ve nazarlarýný âhirete yönlendirmiþlerdir. Fakat insanoðlu tarih boyunca kýsalýðýna raðmen hayatýnda zevkinden ve sefasýndan geri durmamýþ; imkân buldukça –genelde— haram-helâl demeden yemeyi, içmeyi ve eðlenmeyi seçmiþtir. Peygamberlerin getirdikleri Ýlâhî mesajlar, hep þu beþ deðeri korumayý hedeflemiþtir: Dîn, can, akýl, nesil ve mal. Nitekim saðlýklý bir inanç ve ibâdet hayatý için “dîni”, kullukta kemâl dereceye ulaþmak için “caný”, tutarlý düþünmek ve müstakim karar vermek için “aklý”, maddî mânevî dengeli ve edepli bir geliþim kazanmak ve insanlýðýn devamlýlýðýný temin için “nesli” ve geçimi, iâþeyi ve helâl yollara sarfý saðlamak için “malý” korumaya her zaman ihtiyaç vardýr. Ýlâhî dinlerde bu beþ kýymet hep korunmuþ ve bu beþ kýymete zarar verecek davranýþlardan insanlar uzak tutulmuþlardýr. Fakat toplumlarýn inanç, ahlâk, kemâl, kültür, medeniyet ve görgü seviyelerinin farklýlýðý, kendileri için sakýndýrma þiddetinin ve hükmünün de farklý oranlarda tecellî etmesini netice vermiþtir. Meselâ içki, insanlýk tarihi kadar eski bir din, akýl, can, nesil ve mal düþmanýdýr. Yani beþ kýymete karþý da zararlýdýr. Önce iþe aklý zaafiyete uðratmak ve tahrip etmekle baþlamakta, sonralarý bünyede kalýcý illetlere yol açmakla cana ve nesle zarar vermekte, gereksiz bir fahiþ gider olmasý hasebî ile malî bütçeyi sarsmakta ve bütün bu zararlar dinî hayata negatif, yani olumsuz deðer olarak yansýmaktadýr. Yeni dünya insanýný ve modern toplumlarý bilumum kötülüklerden arýndýrmak isteyen Kur’ân, hemen her kötülüðün anasý hükmünde bulunan içkiyi bu hikmetle haram kýlmýþtýr. Fakat önceki Peygamberler döneminde ayrýntýda nelerin haram kýlýndýðý konusunda sýhhatli bir bilgiye ulaþmamýz bir hayli zordur. Þu kadar söyleyebiliriz ki; insanlara seviyelerince hitap eden ve kaldýrabildikleri kadar mükellefiyet yükleyen Cenâb-ý Hak, teklif ve tebliðinde “tevhid” esasýný ve temel iman esaslarýný önemle bildirmiþ; peygamber gönderdiði kavmin aþýrý boyutta hangi tür kötü huy ve alýþkanlýklarý varsa o kavmi onlardan sakýndýrmýþ; fakat o kavim için zaaf ve aþýrý düþkünlük konusu olmayan sâir kötülükler hakkýnda —sýrf þefkati ve merhameti gereði— bir hüküm indirmemiþtir. Unutulmamalýdýr ki, Ýslâmiyet’ten önceki dinler mahallî muhtevâlý idi ve nazil olduðu mahallin ihtiyaçlarýna cevap niteliði taþýyordu. Fakat Ýslâm dini cihanþümuldur, evrenseldir; bütün cihana ve bütün zamanlara þâmildir. Cenâb-ý Hak Ýslâm dininin hükümlerini yalnýz bir kavmin zaaflarýna veya alýþkanlýklarýna göre deðil; bütün kavimlerin, bütün zamanlarda, bütün ihtiyaçlarýný, bütün ahlâkî zaaflarýný ve bütün kötü alýþkanlýklarýný ihâta edecek ve cevap verecek derecede teþrî kýlmýþtýr. Nitekim Ýslâmiyet sonrasý dönemlerde, Müslüman olsun olmasýn, Ýslâm’ýn emir ve yasaklarýnýn faydalarý ve maslahatlarý beþeriyet tarafýndan aklen ve ilmen teslim edilmiþtir. Bu gün hemen her dünya toplumu meselâ temizliðin, doðruluðun, dürüstlüðün, nezâketin, çalýþkan olmanýn, hakkýn ve adâletin üstünlüðünde hemfikir; zinânýn, içkinin, kumarýn, hýrsýzlýðýn, yolsuzluðun, yalan söylemenin, adam öldürmenin, iftirânýn, zulmün, kirliliðin, hilekârlýðýn ve tembelliðin zararlarýnda da birleþmiþtir. Ýçkiyle ve uyuþturucuyla hemen bütün toplumlar savaþ halindedir. Oysa bütün bu deðerler teþrî bakýmýndan Ýslâm’a dayanmaktadýrlar. Yani bu gün artýk medenî dünya tarafýndan çoðunlukla paylaþýlan helâller ve haramlar Ýslâm’ýn öz malýdýrlar. Öyle ki, Ýslâmiyet bugün dünya milletleri tarafýndan hâlâ anlaþýlamayan veya geç anlaþýlan bir din ise; Bedîüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bir a sýr dan be ri di le ge tir di ði gi bi; bun da biz Müslümanlarýn doðru Ýslâmiyet’i ve Ýslâmiyet’e lâ yýk doð ru lu ðu ya þa mak ta ve mo del ol mak ta gösterdiðimiz þiddetli zaafýn ve aþýrý kötü örneðin büyük rolü vardýr. Biz Müslümanlar elimizdeki hakký yaþamakta aþýrý zaaf gösterdiðimiz için; ecnebiler davranýþlarýmýza bakýp elimizde bulunan din hakkýnda karar vermiþler ve maalesef Ýslâmiyet’i tanýmakta yetersiz ve geç kalmýþlardýr. Demek, diðer kötülükler gibi, bütün kötülüklerin anasý ve besleyicisi hükmünde olan içkinin haram kýlýnmasý da, Ýslâmiyet’in cihanþümul niteliðinin bir gereðidir.

merbas59@hotmail.com

nsanlar arasýnda sevgi, kardeþlik ve dostluðun devam etmesi için birçok sebep vardýr. Selâmlaþmak da bu sebeplerin en baþta gelenlerinden biridir. Selâm; esenlik, barýþ anlamlarýna gelmektedir. Her dinin, her milletin kendine mahsus selâm þekilleri vardýr. Müslümanlar arasýnda da “Selâmün Aleyküm” - “Aleyküm Selâm” þeklinde selâm alma ve verme yaygýn olan selâm þeklidir. Bunun dýþýnda, ilâveten “merhaba, iyi akþamlar, hayýrlý akþamlar, hayýrlý günler” þeklinde iyi dilek ve temenniler de insanlar tarafýndan sýkça kullanýlmaktadýr. Esasen selâm kiþileri birbirine yaklaþtýran, dostluðu canlandýran bir ifadedir. Her insan baþkasýnýn kendisine selâm vermesini arzu eder. Kendisi de baþkasýna selâm vermeye ihtiyaç duyar.

Ý

YERÝN KULAÐI

Hz. Peygamber (asm), sahabelerine “Size bir þey haber vereyim mi? Onu yaptýðýnýzda birbirinizi sevesiniz” buyurur. Sahabeler de “Haber ver ya Resulallah!” derler. Hz. Peygamber (asm): “Selâmý aranýzda yayýnýz” buyurur. Selâm en güzel bir iletiþim aracýdýr. Ýnsanlarý birbirine yaklaþtýrýr. Kin ve düþmanlýðý yok eder. Dargýnlýklarý ortadan kaldýrýr. Zaten bu fani dünyada insanlarýn birbirlerine kin ve düþmanlýk beslemelerinin hiç gereði de yok. Sadi Þirazi’nin dediði gibi ‘Dünya öyle bir meta deðil ki bir nizaya, çekiþmeye deðsin.” Öyle ise ceviz kabuðunu bile doldurmayan meselelerden dolayý ehl-i imanýn birbirine kin ve düþmanlýklarý devam ettirmesine gerek yoktur. Sevgili Peygamberimiz (asm) “Size biri bir selâm verdiði zaman en güzeli ile mukabele edin” buyurur. Evet selâmý verirken içten, samimî olmak gerekir. Selâmý alan kimse de selâm veren kimseye bakarak, onun selâmýna en güzel bir þekilde

karþýlýk vermelidir. Dikkat edecek olursak, bu mübarek kelime sâyesinde olumsuzluklar ortadan kalkar. Çoðu kez haksýz bir þekilde sû-i zan ettiðimiz insanlar bile, bize verdikleri bir selâm ile aramýzdaki buzlarý eritir. Böylece Ýslâm kardeþliðinin ne derece önemli olduðunu anlarýz. Öyle ise geliniz unuttuðumuz ve unutulduðumuz þu dünyamýzda birbirimizi hatýrlayalým. Yalnýz olmadýðýmýzý bilelim. Küçüklerimize, büyüklerimize, tanýdýklarýmýza, tanýmadýklarýmýza selâm verelim. Kin, nefret ve düþmanlýktan uzak bir toplum oluþturalým. Barýþalým, kardeþ olalým, affedelim, sevelim sevilelim. Böylece yaþadýðýmýz dünyanýn daha geniþ olduðunu görürüz. Sevmeyi bilenlere selâm olsun. Barýþanlara selâm olsun. Kardeþliði yaþatanlara selâm olsun. Dostluðu paylaþanlara selâm olsun. Selâmý yayanlara selâm olsun. Hüda’ya tâbi olanlara selâm olsun. Allah’ýn selâmý, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

BEDESTEN

Sýr dolu kasalar M. LATÝF SALÝHOÐLU latif@yeniasya.com.tr

er ülkenin, her devletin gizli tuttuðu birtakým mahrem meselesi vardýr. Bunlar kýsaca "devlet sýrrý" þeklinde ifade edilir. Bazý devletler, bu sýrlarýn açýklanmasýný be lir li tak vim le re bað la mýþ lar dýr: 30 sene, 50 sene, 70 sene, 100 sene gibi... Tamamý olmasa bile, bazý sýrlarýn açýklanmasý konusunda Ýngiltere'nin önemli adýmlar attýðý biliniyor. Ö zel lik le, va tan daþ la ra ta ný nan "Bil gi

H

e din me hak ký" çer çe ve sin de a çýk la nan bazý sýrlarýn, 20–30 yýl gibi çok yakýn tarihlere kadar çekilmiþ olmasý, son derece dikkat çekici bir örneklik teþkil ediyor. Meselâ, yakýn zamanda açýklanan bir bilgiye göre, Prens Charles'in Diana'dan boþandýðý sýrada, devletin birimleri tarafýndan kendisine "Camilla ile evlenmesinin yanlýþ olacaðý" yönünde gizlice bir uyarý yapýlmýþ. Ay rý ca, Ýn gil te re'nin Ýs ra il'e giz li den bazý yardýmlarda (nükleer bomba yapýmýnda kullanýlan 40 ton sývý vs...) bulunduðu da, yine yakýn zamanda açýklanan bilgiler arasýnda yer alýyor. Kýsaca, bu ülkenin vatandaþlarý, 30 ilâ 50 yýl a ra sýn da ki bir çok "dev let sýr rý"ný

Tarihin yorumu

30 Aralýk 1517

Osmanlý Ordusu Kudüs'e girdi arih seyri içinde defalarca fetih ve iþgal vak'a la rý na sah ne o lan Kudüs, en uzun süren hu zur ve sü kûn dev re si ni 1517–1917 ta rih le ri a ra sýn da yaþadý. Dünyada Ýslâm Birliðinin mimarlarýndan olan Yavuz Sul tan Se lim, Ka hi re'den sonra Filistin'e yöneldi ve 30 Ara lýk 1517'de Ku düs'e girerek burayý yeniden fethetti. Bu mü ba rek fe tih, tam dört asýrlýk bir ömür sürdü. Kudüs'e yönelik ilk fetih tecrübesi, 633 Milâdî senesinde Hz. Ebûbekir'in hilafeti zamanýnda yaþandý. O tarihte yapýlan fetih seferi, tam olarak baþarýya ulaþamadý. Filistin topraklarý alýndý, ancak Kudüs'e girilemedi. Ýkinci fetih harekâtý, 637 senesinde Hz. Ömer zamanýnda gerçekleþtirildi. Kudüs'ün fethi müyesser oldu. Ü çün cü fe tih, 1187'de Þark'ýn sevgili sultaný Selahaddin–i Eyyûbî'nin emir ve kumandasý altýndaki Ýslâm ordusunun üstün gayretiyle tahakkuk etti. Moðollarýn 1250'li yýllarda Bað dat'ý is ti lâ et me siy le (Hülagû fitnesi) birlikte Küdûs'ün statüsü deðiþtiði gibi Filistin'deki asayiþ de bo-

T

Sultan Selim'in 30 Aralýk 1517'de yeniden fethettiði Kudüs, dört asýr müddetle Ýslâm idaresinde kaldý. Bu mübarek beldenin idaresi, Aralýk 1917'den itibaren Ýngilizlerin eline geçti. Ýngilizler de, burayý diðer Filistin topraklarýyla birlikte Yahudilere peþkeþ etti.

zuldu. Bölgedeki idare sýk sýk el deðiþtirdi. Araplar ve Müslümanlar birbirine düþtü. Bu dehþetli fitne ve karga þa ha li, Sul tan Se lim'in Kudüs'ü yeniden fethettiði 30 Aralýk 1517 tarihine kadar devam etti. Uzun bir huzur devresini yaþayan Kudüs, Birinci Dünya Savaþýnýn sonlarýna doðru 1917 yýlý sonlarýnda Ýngi-

GÜN GÜN TARÝH

lizler'in iþgaline uðradý. Ýngilizler de, diðer Filistin topraklarý gibi Kudüs'ün idaresini de kademeli þekilde Yahudiler'e transfer ettirecek sinsî bir politika izledi. Dok san yýl dýr de vam e de ge len "Fi lis tin so ru nu", böl ge de ki Ýn gi liz po li ti ka la rý sa ye sin de, bu gün i ti ba riy le kan gre ne dö nüþ müþ vaziyette.

öðrenme hakkýna sahip bulunuyor. Baþka ülkelerde de, vatandaþlara buna benzer bazý haklar saðlanmýþ durumda. Diyebiliriz ki, Türkiye, dünyadaki bütün ülkeler arasýnda bir istisna teþkil ediyor. A ra dan yüz se ne de geç se, dev let sýr la rý bir tür lü a çýk lan mý yor, a çýk lan mak istenmiyor. Oysa, Türkiye'de de kâðýt üstünde bir "bil gi e din me hak ký" var dýr. An cak, bu hakkýn uygulama safhasýnda vatandaþýn önüne bin bir türlü engel çýkýyor. Alýn size Ýstiklâl Mahkemelerinin duru mu, ko nu mu, ka rar ve in faz bil gi le ri ko nu su... Siz is te di ði niz ka dar uð ra þýp didinin, bu konuda istediðiniz bilgilere yine de ulaþamazsýnýz. Esasýnda, Mart 1924'ten sonraki resmî vesikalarýn çoðuna ulaþamadýðýnýz gibi, söz konusu vesikalarýn bulunduðu resmî arþivlere de giremiyor ve serbestçe bir araþtýrmada bulunamýyorsunuz. En ileri adýmda, ancak bir dilekçe verebiliyor ve bir konu hakkýnda bilgi talebinde bulunabiliyorsunuz. O kadar. Talep ettiðiniz bilgi veya belgenin size ve ri lip ve ril me ye ce ði i se, ta ma miy le meçhûl bir husus. Dolayýsýyla, 1920'li yýllarda sayýsýz vatandaþýn yargýlandýðý Ýstiklâl Mahkemelerinde, toplam kaç kiþiye ceza verildiði ve kaç vatandaþýn idam edildiði hakkýnda þimdiye kadar resmî hiçbir açýklama ya pýl mýþ de ðil. Ay ný þe kil de, me se lâ 1924–1950 yýllarý arasýnda yaþanmýþ olan pekçok hadise üzerindeki esrar perdesi henüz aralanabilmiþ deðil. Bu sebeple, camilerin, medrese binalarýnýn niçin haraç–mezat satýldýðýný, bu mâbetlerden kaçýnýn satýlýp kaçýnýn yýktýrýldýðýný, üzerlerindeki tuðra ve kitabelerin niçin kýrýlýp tahrip edildiðini, baþta toplanan Kur'ân–ý Kerimler olmak üzere, kütüphanelerdeki milyonlarca resmî vesika ve yazma eserin niçin hurda kâðýt fiyatýna ihaleye çý ka rýl dý ðý ný, bun la rýn ton lar ca sý nýn Bulgaristan'a niçin vagonlarla gönderildiðini bir türlü öðrenemiyorsunuz. Hatta, 1975'te vefat eden Latife Hanýmýn TTK kasalarýna kilitlenen notlarýna u laþ mak bi le ne re dey se im kân sýz ha le geldi. Üstelik "Niçin?" sorusunun inandýrcý bir cevabý da yok. Þu sýralar, Ankara'da bazý devlet sýrlarý ný da i çin de ba rýn dý ran "koz mik o da lar"da yapýlan aramalarýn neticesi ne olur, henüz bilemiyoruz. Temenni edelim ki, hayýrlý geliþmelere bir kapý açýlýr da, zaman zaman iddia edil di ði gi bi "Dev let a dý na iþ le nen ci na yetler"in olup olmadýðý hususu, bir nebze de olsa aydýnlýða kavuþmuþ olur.

lTurhan Celkan

turhancelkan@hotmail.com

Takvâ dairesinde yaþamak

ALÝ FERÞADOÐLU fersadoglu@yeniasya.com.tr

akvâ, zannedildiði gibi, dünya iþlerinden el etek çekip, sadece ibadetlerin þekil yönü üzerinde hassasiyet göstermek deðildir. Hayatýn bütün safhalarýný, katmanlarýný içine alýr. Târifi þöyle yapýlmaktadýr: Takvâ; bütün günahlardan kendini korumak, dinin yasak ettiðinden veya haram olduðunda þüphesi olan þeylerden çekinmek; amel-i salih denen emir dairesinde hayrat kazanmaktýr. Hakkýn en çok beðendiði iþ takvâ, en temiz, en nezih kullarý da müttakiler; yâni takvâ ile yaþayanlardýr. Mü’minin en saf, en duru mesajý, en koruyucu elbisesi takvâdýr. Onun sayesinde þeytanýn vesveseleri tesirsiz kalýr. Bütün hayýr vesilelerini deðerlendirme, bütün þer yollarýna karþý kapalý kalma veya kapalý kalmaya çalýþma mânâlarýna gelen takvâ sayesinde insan; esfel-i sâfilîn denen aþaðýlarýn aþaðýsýna yuvarlanmaktan kurtulur ve alâ-yý illiyyin (yüksek mertebeler) yolcusu olur. Ýnsan, niçin ibâdet ve takvâ üzere yaþamak zorundadýr? Çünkü, insanlarýn yaratýlýþýndan maksat, ibâdetin kemâli olan takvâdýr. Yâni, istidat (potansiyel yetenek) ve kabiliyete ekilen veya vazife ve yaratýlýþta kastedilen takvânýn kuvveden/potansiyel hâlinden fiile/pratiðe çýkarýlmasý lâzýmdýr. Nasýl ki bir insan, bir iþ için bir adamý teçhiz ettiði (çeþitli bilgi ve cihazlarla donattýðý) zaman, o iþin o adamdan yapýlmasýný ümit eder. Temsilde hata olmaz, Cenâb-ý Hak, insanlara, tekâmül için bir istidat, imtihan için bir kabiliyet ve bir ihtiyar/hür irâde vermiþtir. Bu itibarla, Cenâb-ý Hak, insanlardan o iþlerin yapýlmasýný beklemektedir denilebilir. Sanki beþere emrediyor: “Ey beþer! Yüksek ve alçak bütün ecrâmý sizin istifadenize tahsis etmekle sizlere bu kadar izaz ve ikramlarda bulunan Cenâb-ý Hakka ibadet ediniz ve sizlere yaptýðý kerâmete karþý liyakatinizi izhar ediniz!”1 Ýþte hayatlarýný, bu takvâ çizgisinde sürdürenler, þeytanýn bir hücumuna maruz kaldýklarýnda vartaya düþmekten kurtulurlar. Doðru ilmin, tâdil-i erkân ile kýlýnan namazýn, sahibini istikamete ve mutluluða ulaþtýrmasý gibi... Bu husus, “Takva sahipleri, kendilerine þeytandan bir vesvese iliþtiðinde güzelce düþünürler ve derhal hakký görüverirler”2 âyetiyle dikkate sunulur. Takvâ çizgisinden sapanlar ise, bundan mahrumdurlar. Altyapýlarý olmadýðýndan þeytan onlarý aldatýp vartalara düþürebilir. Meselenin bu yönünü Kur’ân, “Þeytanlarýn kardeþlerine gelince, þeytanlar onlarý azgýnlýða sürüklerler. Sonra yakalarýný hiç mi hiç kurtaramazlar”3 þeklinde dikkate verir. Allah sevgisi, yardýmý ve korumasý da ancak takvâ ile elde edilebilir: “Þüphesiz ki Allah takvâya sarýlanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.” 4 Kur’ân-ý Kerim, takvâyý üç mertebesiyle zikretmiþtir: Birincisi, þirki terk; ikincisi, maâsiyi/günahý, isyaný terk; üçüncüsü, mâsivâullahý/Allah’tan gayrýsýný terk etmektir. Temizlik ise hasenât/iyilik, sevap, güzellik ile olur. Hasenât da ya kalble olur veya kalýp ve bedenle olur veyahut malla olur. Kalbî amellerin güneþi, imândýr. Bedenî amellerin fihristesi, namazdýr. Mâlî ibâdetlerin kutbu, zekâttýr.5 Ýnsan taþkýnlýk ve azgýnlýktan ancak takvâ yörüngesinde bulunursa kurtulabilir. Çünkü, insandaki “þehvet gücünü” meþrû çizgiye, takvâ çeker. Bediüzzaman bu noktayý da þöyle aydýnlatýr: Kuvve-i þeheviye ile arzda fesat meydana gelir. Gadap gücünün tecavüzüyle de cinayet ve savaþlar olur. Halbuki arz, takva üzerine tesis edilmiþ bir mescid hükmündedir.6 Ebedî yolculukta da en mükemmel binek takvâdýr: Ýnsan, mezara, haþre/diriliþ meydanýna, ebede olan yolculuðunda amele (ibadete) takvâ kuvvetine göre o uzun yolu farklý derecelerde alýr. Bir kýsým takvâ sahipleri, þimþek gibi; bin senelik yolu bir günde keser. Bir kýsmý da, hayal gibi, elli bin senelik bir mesafeyi bir günde kat’ eder.7 Dini görevleri/farzlarý bilen ve iþleyen ve kebâiri (büyük günahlarý) terk ve günahlarý iþlememek için nefis ve þeytanla mücâhede eden takva üzere ibadet etmesi gerektiði âyetle ortaya konmaktadýr: “Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vasýl olasýnýz. Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki, arzý size döþek, semayý binanýza dam yapmýþ ve semadan sularý indirmiþ ki, sizlere rýzýk olmak üzere yerden meyve ve sair gýdalarý çýkartsýn. Öyleyse, Allah’a misil ve þerik yapmayýnýz. Bilirsiniz ki, Allah’tan baþka mabud ve hâlýkýnýz yoktur.” 8

T

Dipnotlar: 1- Ýþârâtü’l-Ý’câz, s. 152-154 Name=371; HotwordStyle=BookDefault; 2- Kur’ân, A’râf, 201. 3- Kur’ân, A’râf, s. 202. 4- Agk, Nahl, 128. 5- Ýþârâtü’l-Ý’câz, s. 45. 6- Age, s. 252. 7- Sözler, s. 27. 8- Kur’ân, Bakara, 21-22.

30 Aralik 2009  

Yeni Asya´nın 30 Aralık 2009 baskısı

30 Aralik 2009  

Yeni Asya´nın 30 Aralık 2009 baskısı

Advertisement