Page 1

ESTETİK . SAĞLIK . MAGAZİN . SANAT . AKTÜEL . RÖPORTAJ . GEZİ

EKİM 2016 YIL 1 SAYI 6

dosyalar

EVET Mİ, HAYIR MI? Evlilik zor, bekarlık hoş zanaat!

AKADEMİ İSTANBUL EĞİTİM, KÜLTÜR ve SANAT VAKFI’NIN ÜCRETSİZ AYLIK YAYIN ORGANIDIR.

gezi

Bir doğa harikası: Sadağı Kanyonu

SİYAH BEYAZ fotoğraflarla Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tıp tarihimizden kesitler

röportajlar . Aytunç Bentürk . Çağatay Şahin . Çağatay Öztürk . Elif Kaçar sanat

3. Bodrum Çalıştayı Sır Mystery Vizyon: Saftirikler

. . . n i ç i k e m r kışa güzel gi SIVI YÜZ GERME .YAĞ ALDIRMA . SİLİKON DİŞ ESTETİĞİ

ve daha fazlası


estetik

içindekiler

ekim2016 kışa güzel girmek için... 8 Yaşlanma süreci ve sıvı yüz germe Dermatoloji Uzmanı Dr. Berkant Oman 14 Liposuction / Yağ aldırma Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Op. Dr. Mbaraka Ljohiy 16 Silikonda kafa karışıklığına son! Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Asu Deniz Burhanoğlu 18 Lehimleme ile yepyeni dişler Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu

2 I EKİM 2016


k/sağlık

6

güzelliğin sırrı: sağlık... 20 Evlilikte aşk mı, mantık mı? Uzman Psikolog Mert Koçak

24 Baş dönmesi deyip geçmeyin! Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Kalko 27 Obezite cerrahisi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gürdal Ören 28 Eksik dişlerin oluşturduğu sorunlar Diş Hekimi Dr. Özgül Yaşar 30 Beyin tümörünün iyisi de kötüsü de alınmalı! Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya 34 Kışa merhaba! Beslenme ve Diyet Uzmanı Neslihan Türkoğlu 36 Yanlış çalışan bağışıklık sistemi obezite nedeni olabilir Dahiliye ve Immunoterapi Uzmanı Dr. Ülkü Görmez 38 Migrende botox tedavisi Nöroloji Uzmanı Dr. Gökhan Gürel 40 Hamilelikte pilatesin önemi Fizyoterapist Müjgan Doğan

EKİM 2016 I 3


mag

www.estema

sanata yakın bakış...

sanat...

röportaj...

42 Doç. Dr. Çağatay Öztürk 54 TV Programcısı Çağatay Şahin 66 Kariyer ve Yaşam Koçu Elif Kaçar 78 Kareograf / Sanatçı Aytunç Bentürk 4 I EKİM 2016

60 3. Bodrum Çalıştayı Dr. Tayfur Yağcı 70 Sır / Mystery (Ressam Arif Turan) 90 Sinema / Saftirikler Genel Yayın Yönetmeni Dr. Pınar Ünal 93 Vizyondaki filmler Gazeteci Behtiye Kaya Kayıhan


gazin

agazin.com hayata yakın bakış...

dosya...

46 Evet mi, hayır mı? Evlilik zor, bekarlık hoş zanaaat! Gazeteci / Yazar Behman Menteşoğlu 82 Siyah beyaz fotoğraflarla Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tıp tarihimizden kesitler Gazeteci Behtiye Kaya Kayıhan

lezzet, gezi, astroloji... 62 Bitez Dondurma 74 Aktur Simitçisi Genel Yayın Yönetmeni Dr. Pınar Ünal 94 Bir doğa harikası: Sadağı Kanyonu Gazeteci Mahir Bora Kayıhan 102 Terazi Burcu Astrolog Dilara Başar Efeoğlu EKİM 2016 I 5


EKİM 2016 / SAYI 6

İmtiyaz Sahibi Genel Yayın Yönetmeni Mali Müşavir Hukuk Müşaviri Görsel Yönetmen Yayın Kurulu

Fotoğraf Editörü Teknoloji Danışmanı Katkıda Bulunanlar

Adres Telefon İnternet Adresi E-Mail Sosyal Medya

Akademi İstanbul Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı Dr. Pınar Ünal Nesrin Arda Av. Hülya Dündar Öztürk Gazeteci Mahir Bora Kayıhan Dr. Pınar Ünal, Dr. Tolunay Zeybekler, Op. Dr. Özgür Leylek Uzm. Dr. Bahar Dernek, Op. Dr. Gürdal Ören, Dr. Berkant Oman Dr. Nesrin Sezen, Op. Dr. Ümit Borataç, Dyt. Neslihan Türkoğlu Uzm. Psk. Hülya Zanbak, Astrolog Dilara Başar Efeoğlu Şükriye Tahir Özgül Akın Boşnak Op. Dr. Mbaraka Ljohiy, Op. Dr. Asu Deniz Burhanoğlu Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, Uzm. Psikolog Mert Koçak Prof. Dr. Yusuf Kalko, Dr. Özgül Yaşar, Prof. Dr. Alper Kaya Dr. Ülkü Görmez, Dr. Gökhan Gürel, Fizyoterapist Müjgan Doğan Gazeteci Yazar Behman Menteşoğlu, Dr. Tayfur Yağcı Gazeteci Behtiye Kaya Kayıhan, PR Danışmanı Şükriye Tahir Özgül 4. Cad. Vine Sk. Garanti Koza Çarşısı No: 17 Sarıyer-Zekeriyaköy İSTANBUL 0 212 202 79 84 www.estemagazin.com www.aiv.org.tr info@estemagazin.com.tr info@aiv.org.tr facebook.com/estemagazin twitter.com/estemagazin instagram.com/estemagazin © EsteMagazin, Akademi İstanbul Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır. Derginin isim ve yayın hakkı Akademi İstanbul Eğitim, Kültür ve Sanat Vakfı’na aittir. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların her hakkı saklı olmakla birlikte kaynak gösterilerek tanıtım amaçlı alıntı yapılabilir. Dergide yer alan yazılardan yazanlar sorumludur.

6 I EKİM 2016


EDİTÖR

www.estemagazin.com

Merhaba Sonbahar... Sevgili EsteMagazin okuyucuları merhaba ve işte 6. Sayı ile karşınızdayız. Mayıs gibi güzel bir bahar ayında yayın hayatına başlayarak sizlerle buluştuk. Yaz dönemi geçti derken azımsanmayan bir süreyi devirdik ve sonbahar geldi. Hep birlikte Ekim ayına ulaştık. Her sayıda kendimizi yeniledik geliştirdik ve farklılaştırdık… Ekip olarak da bunu ilke edindik. Sizlerden gelen beğeniler o kadar çoğaldı ki, her sayı da size en iyiyi sunabilmek bizlerin hedefi oldu.

Bu sayımızda sağlık, güzellik, estetik ve aktüel konulara yine güzel yaklaşımlarda bulunduk. Güzel ve güncel röportajlar yaptık. Gidemeyenler, göremeyenler, duyamayanlar için biz gittik, gördük ve görüntüledik ki, sizlere de rehber olabilelim. Televizyonların sevilen programcısı Çağatay Şahin ile Çağatay Yolda programını bu ay konuk ederek biraz dünyaya göz attık… Değerli Ressam Arif Turan’ı konuk ederek yeni sergisinden sizleri haberdar ettik ve dergimizi sanatla dopdolu hale getirdik. Estetik ve sağlıkta merak edilen konulara göz ardı etmedik ve detaylı bir şekilde ele aldık. İşte, biz bunların hepsini siz değerli okuyucularımız için büyük bir emek ve gayret içinde hazırladık ve 6. sayıya kadar ulaştık. Güzel, sağlıklı ve mutlu bir Ekim geçirmenizi dilerim…

Sevgilerimle…

Genel Yayın Yönetmeni

Dr. Pınar Ünal

Kapak görseli: PapersCraft

EKİM 2016 I 7


Yaşlanma süreci ve sıvı yüz germe

Her insanın genetik bir temeli vardır ve bu genetik temel ana babadan bize aktarılır. Dolayısı ile her insanın fiziki yapısı, hastalıklarla mücadelesi, yara iyileştirme mekanizmaları ve hızları, cilt ve vücut yapıları birbirinden çok farklıdır. Kimi insanların cildi bebek gibi iken kimilerinin ki daha pürüzlü bir yapıya sahiptir. Bu kişisel farklılıklar ‘’yani genetik farklılıklar’’ değiştiremeyeceğimiz yönlerdir.

8 I EKİM 2016


ESTETİK

www.estemagazin.com

Dermatoloji Uzmanı

Dr. Berkant Oman EKİM 2016 I 9


10 I EKÄ°M 2016


ESTETİK

D

iğer taraftan değiştiremeyeceğimiz fakat yavaşlatabileceğimiz bir süreç ise yaşlanmaktır. Herkes belirli bir hızla yaşlanmaktadır. Yaşlanma sürecinde en belirgin değişiklikler yüz, boyun, dekolte ve ellerde gözlenmektedir. Çünkü bu alanlar direkt olarak dış dünya ile iletişimimizi sağlayan açık alanlardır ve sürekli güneş ışınları ile temas halindedirler. Yaşlandıkça yüzümüzün destek dokularında (cilt altı yağ yastıkçıkları) ve kemik yapılarında kayıplarla birlikte, cildin kollajen ve elastik tabakalarında bozulmalar meydana gelirken yenilenme hızları yavaşlamakta ve yerçekiminin etkisi ile cildimizde sarkmalar oluşmaktadır. İnsan yüzündeki yaşlanmanın temel sebebi hacim ve volüm kaybıdır. Bu kayba katkıda bulunan faktörler yalnızca ciltte bulunan kollajen, elastin ve hyalüronik asit kaybı olmayıp bununla birlikte kemik iskelette aşınmalar, destek yağ yastıkçıklarında küçülmeler ve bu yapıları bir arada tutan bağlarda (ligamanlarda) gevşemelerdir. Büyüme 20’li yaşlardan itibaren durur ve artık bu dönemden itibaren yavaş yavaş ortaya çıkan, duraklama ve gerileme dönemi ile birlikte yaşlanma süreci başlar. Özellikle yüksek koruma faktörlü kremlerle sık sık cildi korumak, alkol ve sigaradan uzak durmak cildin yaşlanmasını engelleme adına oldukça önemlidir. Bununla birlikte 20-30 yaşları arasında düzenli cilt bakımları, PRP (plateletten zengin plazma) ve mezoterapiler (vitamin) cildin

kalitesinin korunmasında ve yaşlanmayı geciktirmede son 10 yılın vazgeçilmezleri arasında yer almıştır. En büyük organımız olan derimize yaptığımız bu küçük yatırımlar ileriki yaşlar için bir temel teşkil etmektedirler. Günümüzde cerrahi olmayan, kısa zamanda uygulanabilen, işlem sonrasında günlük yaşamı etkilemeyen işlemlere rağbet hızla artmaktadır. 2550 yaş arasında ki kişiler bu uygulamalarla en çok ilgilenen yaş grubunu oluşturmaktadırlar. Düzenli olarak (ortalama 6 ay) yapılan kür tedavileri ile eskiden orta yaş olarak nitelendirilen bu yaş grubunun cilt kaliteleri belirgin ölçüde artmış ve cilt yaşları kronolojik yaşlarından geride kalmaya başlamıştır. Bu aşamada her gün yeni yaklaşımlar ortaya çıkmakta ve kişilerin mutlaka doktorları ile birlikte ciltleri için uygun olan ve en gerekli işlemleri belirli bir sıra ile yaptırmaları gerekmektedir. Her uygulamanın her kişi için doğru olmadığı bilinmelidir ve yine her uygulama her kişi de aynı sonucu vermeyebilir. Son zamanlarda yapmaya başladığımız sıvı yüz germe ise; cildine geçmişte gerekli yatırımları yapmamış, 35-45’li yaşlarda olan, cildinde belirgin doku kayıpları başlamış ve yer çekiminin etkisini gösterdiği kişiler uygun adaylardır. Burada uygulanan cildin kaybettiği maddeleri yerine koymak ve doğal, sağlıklı bir görünüm elde etmektir. Uygulamada cilt ve cilt altı

www.estemagazin.com

dokularının kayıpları katmanlar halinde yerine konulmaktadır. Sıvı yüz germe cerrahi ve anestezi gerektirmeyen yüz gençleştirme uygulamalarının en yenilerinden birisidir. Bu işlem, cilt altı yağ yastıkçıklarının ve destek dokusunun azaldığı sarkmış alanlara, sıvı maddelerin enjekte edilmesidir. Bu yeni dolgulama tekniği ile yanaklar, elmacık kemikleri, çene/çene hattı, kaşlar ve ağzın etrafındaki sarkık bölgeler kaldırılabilmektedir. Yüz kontürleri yeniden şekillendirilip belirginleştirilebilmektedir. Kullanılan maddeler kaybolan hacmi yerine koyarak, cildin doku kalitesini, ışıltısını artırırken aynı zamanda sıkılaşmış bir görünüm kazandırırlar. Böylece kişiler oldukça doğal, ciltleri aydınlık ve parlak, nem dengesi yerine gelmiş, lifting sağlanmış, çöküklük ve sarkıklıkları giderilmiş genç bir görünüme kavuşurlar. Uygulama çok ince kanüller ve iğneler ile, 15-20 dakikada yapılmakta ve öncesinde lokal anestezik kremler kullanıldığı için ağrı hissedilmemektedir. Genellikle morluk ya da şişlik olmadığı için uygulama sonrasında günlük rutine normal bir şekilde dönülebilmektedir. Kullanılan ürünler cildin doğal yapısıyla uyumlu olduğu için herhangi bir yan etki olmamakta ve etkinlik 1,5 yıl kadar sürmektedir. Gerekli olduğu durumlarda takviyeler de yapılabilmektedir. Şimdi dilerseniz sıvı yüz EKİM 2016 I 11


germe işleminde de yerini alan, son yılların çok popüler ürünü olan hyalüronik asit maddesini biraz daha yakından inceleyelim; Hyalüronik Asit bazlı dolgu maddeleri kaybolan hacmi yerine koymakla yetinmeyip aynı zamanda cildin kalitesini de arttırmaktadırlar. Kontürleri düzeltip, bağları güçlendirerek cilde destek sağlarlar. Hyalüronik asit insan cildinde doğal olarak bulunan ve tekrarlayan karbonhidrat (şeker) ünitelerinden oluşan bir polimerdir. Cilt dokusunda aynı harç görevi görerek cildin nem oranını dengelediği gibi komşu yapılar arasında iletişimde de rol alır. Nem oranını dengeleme özelliği kimyasal yapısı nedeniyle suda büyük ölçüde çözünür halde bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu özelliği ile molekül ağırlığının 1000 katına kadar su tutma kapasitesine sahip olan bu molekül dokular arasında jelimsi kıvamda berrak bir sıvı oluşturarak dokuları desteklemektedir. İnsan vücudunda en çok ; göz içi sıvıda, kıkırdak ve sinoviyal (eklem sıvısı) sıvıda, göbek kordonunda, aort (kalpten çıkan ana atardamar) duvarında ve deride bulunur. Hyalüronik asit içeren dolguların kalıcılıklarını arttırmak için moleküller çapraz bağ denilen bağlar ile birbirlerine bağlanırlar. Bu sayede her üretici firmanın değişik üretim tekniklerinden bağımsız olarak ele alındığında, çapraz bağlar dolguların dokuda ki kalıcılıklarını belirleyen ana ve en önemli unsurlardan birisidir. 12 I EKİM 2016

Yapısal olarak hyalüronik asit bazlı dolgular doğal dokuya çok benzer olup çok çok iyi doku uyumu sağlarlar. Her ürünün faklı fiziksel ve kimyasal özellikleri vardır ve bu özelliklere göre ve uygulama yapılacak alana göre seçim yapılmaktadır. HYALÜRONİK ASİTLİ DOLGULARIN ÖZELLİKLERİ 1. Non-Alerjik olması, 2. Transparan olması, 3. Değişen vizkozitelerde (yoğunluklarda) olabilmesi, 4. Hidrofilik (su bağlama kapasitesi) olmasıdır. 1-NON-ALERJİK ÖZELLİK Klinik uygulamalarda kullanılan Hyalüronik asit non-alerjik olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte ticari preparatlarda Hyalüronik asitin immünojenitesini değiştirebilecek fosfat tamponlar gibi kimyasal ajan kalıntıları veya gliserol gibi diğer maddeler bulunabilir. Bu yüzden hikayesinde alerji (atopi vs.) öyküsü olanlarda öncesinde cilt testi yapılması önerilmektedir. 2-TRANSPARAN ÖZELLİK Bu özellik klinik uygulamalarda büyük avantaj sağlamaktadır. Çünkü diğer taraftan kollajen gibi dolgu maddeleri beyaz renklidirler. Bu tip kollajen ve benzeri dolgularla yapılan intradermal uygulamalarda, eğer çok yüzeyel uygulanırlarsa haftadan haftaya daha da görünür hale gelen beyaz çizgilenmeler meydana

gelebilmektedir. HA dolgularda böyle bir risk bulunmamaktadır. 3-DEĞİŞEN VİZKOZİTE (YOĞUNLUK) ÖZELLİĞİ Bugün kullanımda olan Hyalüronik asit bazlı dolgular çok çeşitli ürünlerle birlikte artan vizkozite özelliklerine de sahiptirler. Hyalüronik asitin bu özelliği cilt tipi ve kalınlığına göre daha uygun ürün seçebilmemiz için bize büyük avantaj sağlamaktadır. 4-HİDROFİLİK ÖZELLİĞİ Su bağlama kapasitesidir. Her bir HA molekülü yüksek miktarlarda H2O bağlayabilir. Bu oldukça önemli bir biyolojik özelliktir. Gerçekten de HA çevre dokular için yüksek oranda bir nemlilik sağlar. Bu uzamış nemlenme ise sağlıklı yani ötrofik olarak adlandırdığımız ‘iyi bir beslenme’ etkisi yaratır. DOLGU DENİLDİĞİNDE NE ANLIYORUZ? Temel olarak dolgunun anlamı cilt altı dokuda meydana gelen çukurları veya dermal dokularda volüm kaybı sonucu (yada azalmış üretime bağlı) meydana gelen kırışıklıkları fiziksel olarak doldurmaktır. Gerçekte ise; şimdiye kadar gördüğümüz özellikleri ile macun gibi tutucu vs. özellikleri, yani sadece yalın olarak basit bir dolgu olması, doğal kollajen üretimini tetikleyici (promoter) olmasının yanında hiçbir şeydir. Diğer bir deyişle cilt altına enjekte edilen Hyalüronik asit kişinin kendi kollajen üretimini arttırır ve koyulan dolgu eriyip kaybolduğunda bile etkinlik daha


ESTETİK

uzun süreler devam eder. Krem, pomad ve losyonlarda kullanılan hyalüronik asidin dermise (cildin alt tabakası) olan geçişi enjeksiyonlarla kıyaslandığında çok çok azdır. Eğer siz 100 mg enjekte ettiyseniz 100 mg hedefe ulaşmış demektir. Fakat kozmetik krem üreticileri ‘’dolgu etkili krem’’ yada ‘’lifting etkisi’’ gibi sözlerle pazarlama stratejilerinde bizi gülmekten öteye geçiremezler. Çünkü sürdüğünüz 100 mg kremin acaba kaç gramı dermal dokulara geçebilmektedir? Bu konuda hiçbir üretici bir bilgi verememektedir. Dolayısı ile zaman zaman hayal satın aldığınızı unutmamalısınız. Son söz; Hyalüronik asit bazlı bir dolgu enjeksiyonu yaptırdığınızda bu işlem size sadece volüm kazandırmakla kalmaz aynı zamanda kollajen üretiminizi arttırır ve cildinizin nem oranına da katkıda bulunur. Sağlıklı ve güzel günler dilerim…

www.estemagazin.com


Liposuction (Yağ Aldırma) 14 I EKİM 2016


Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi

Op. Dr. Mbaraka Ljohiy

K

işiden kişiye göre değişmekle beraber vücutta yağ birikimleri en fazla karın, bacak, kalça, kol, gıdı ve basende olur. Bununla bağlantılı olarak bu bölgeler liposuconı da en sık uyguladığımız bölgelerdir.

ESTETİK

www.estemagazin.com

Vücudumuzda çeşitli sebeplerden dolayı bölgesel aşırı yağ birikimleri olabilir. Bazen spor ve diyete rağmen bu bölgesel yağlar inatçı davranır. Böyle durumlarda yağlardan kurtulmak ve vücut şekillendirmeye yardımcı olmak için başvurduğumuz en sık ve en iyi cerrahi yöntem liposuction’dır. hastalara uygulanabilir. Şunu unutmamalı ki liposucon bir kilo verme ameliyatı değildir! Bu ameliyat sadece bölgesel yağların alınması ve vücut şekillendirme amacıyla yapılır.

Liposucon ameliyatı genel veya lokal anestezi altında yapılabilir. Ameliyatın süresi liposucon uygulanacak bölge sayısına göre değişir. Ameliyatın nasıl uygulandığından kısaca bahsetmek gerekirse; liposucon yapılacak bölgeye küçük bir delik açılır, bu delikten yağ tabakasına özel bir sıvı verilir. Bu sıvı yağların çözülmesini sağlar ve sonrasında parçalanan yağlar özel kanüller sayesinde negaf basınçla çekilir. Ameliyat sonrasında kalıcı bir iz görülmez.

Hastalar liposucon ameliyatından çok kısa bir süre sonra iyileşir ve günlük sosyal hayatlarına geri dönerler. Bu ameliyatın güzel bir yanı değişikliklerin ameliyattan hemen sonra görülebilmesidir. Fakat ideal vücut şeklinin oturması için 1-3 ay süreye ihyaç duyulur. Bu süre içerisinde de hasta tarandan dikkat edilmesi gereken bir konu var, o da korse giyilmesi. İlk iki hafta günde 24 saat, sonraki iki hafta boyunca da günde 12 saat hastanın korse giymesini isyoruz ki iyileşme süreci sorunsuz tamamlansın.

Liposucon da diğer estek ameliyatlar gibi 18 yaş üzerindeki kişilere ve deri elaskiye iyi olan

Liposucon ameliyatından sonra hastada tekrar bölgesel yağlanma olabilir. Bundan dolayı

hastaları ameliyat sonrasında aşırı kilo almamaları konusunda uyarıyoruz. Liposucon ameliyatı uygun hastaya yapıldığında ve sonrasında hasta belirli kurallara uyduğunda izsiz, sağlıklı ve ideal vücuda ulaşmak çok kolaydır. Bunun için bölgesel yağlanmadan şikayetçi olan kişiler mutlaka konusunda uzman profesyonellerden yardım istemelilerdir.

EKİM 2016 I 15


Silikonda kafa karışıklığına son!

Damla mı, yuvarlak mı?

M

eme estetiği düşününen hanımların yıllardır kafasında olan soru işaretleri yeni teknoloji ile siliniyor.. Yıllardır ençok merak edilen nokta ise ameliyat sonrası göğüslerin neye benzeyeceğiydi. Teknolojik ilerlemeler sayesinde plastik cerrahi muayene sırasında fotoğraflamalar yapılarak hangi boy implant kullanıldığında nasıl bir sonuç ile karşılaşılacağı görülüyordu. Bu sistem yüksek çözünürlükteki farklı kamera görüntüleri birleştirilerek 3

16 I EKİM 2016

boyutlu simulasyon yapılan bir system. 3D simulasyon teknolojisi vücudunuzun ameliyatla olabilecek değişiklikleri gösterebilir. Bu sayede damla (anatomik) silikon ya da yuvarlak silikonun hangisinin sizin vücudunuza daha uygun olduğunu görmüş oluyoruz. Ya da hayal ettiğimiz boyuttaki görüntüye kaç cc silikon kullanarak elde edebileceğimizi anlamış oluyoruz. Op. Dr. Asu Deniz Burhanoğlu konuyla ilgili; ‘ tüm

bunlarla birlikte bir diğer konu da meme küçültme ya da meme dikleştirme operasyonları. Aynı 3 boyutlu simulasyon tekniği kullanılarak göğüs küçültme operasyonu sonrası ya da göğüs dikleştirme operasyonu sonrası nasıl bir boyut kazanabileceğini görme şansımız olabiliyor. Aynı zamanda ameliyat kesilerinin ne şekilde olacağı hakkında da fikir sahibi olmuş oluyoruz’ diyor. Yani özetle farklı boyutlardaki silikonlar denenerek ‘before’ yani original görüntünüz ile ‘after’ arasında size en uygun geleni seçme sansımız oluyor.


ESTETİK

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı

Op. Dr. Asu Deniz Burhanoğlu

www.estemagazin.com

En çok yapılan estetik operasyonlardan biri olan meme estetiği hakkında Simülasyon Teknolojisi ile 2016 yılının son estetik trendleri arasında yer alan ‘3D Meme Protezi Nedir?’ ya da ‘3D meme silikonu nedir ?’ sorusunun tüm cevaplarını Op. Dr. Asu Deniz Burhanoğlu yanıtlıyor. EKİM 2016 I 17


Dişlerini kaybeden hastalar için lehimleme ile yepyeni dişler

Diş Hekimi ve Protez Uzmanı

Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu

18 I EKİM 2016

Dişlerinin tamamını kaybetmiş hastaların çiğneme ve konuşma fonksiyonlarını yerine getiremeyeceğini ifade eden Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, “Hastanın besinleri iyi çiğneyememesi sindirim problemlerine neden oluyor. Aynı zamanda kişinin davranışlarında özgüven kaybından kaynaklanan tutukluk görülebiliyor ve bu durum sosyal, iş ve aile hayatına bile yansıyor. Ciddi travmalara da neden olabilen diş kayıpları nedeniyle kişiler, estetik kaygılardan dolayı gülmeyi de unuturlar” diye belirtiyor.


ESTETİK

www.estemagazin.com

D

iş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, dişlerinin tümünü kaybetmiş veya hareketli total protez kullanan hastaların artık bir günde sabit dişlere kavuşabileceğini belirterek; “Implant tedavisinde kullanılan lehimleme yöntemi ile hastalar bir günde sağlıklı dişlere kavuşabiliyorlar” dedi. Implant, eksik olan dişlerin fonksiyon ve estetiğini tekrar sağlamak amacıyla çene kemiğine yerleştirilen yapay diş köküdür. Gelişen teknoloji sayesinde dişlerinin tümünü kaybetmiş veya hareketli total protez kullanan hastalar artık bir günde sabit dişlere kavuşabilir. Diş kayıplarına sağlıklı çözümler sunan implant tedavisinde kullanılan ağız içi lehimleme yöntemiyle artık dişsiz olan çeneye implantlar tek seansta yerleştirilip özel bir titanyum tel ile birbirine ağız ortamında lehimleniyor. Bu yöntem sayesinde birbirine titanyum ile lehimlenmiş implantlar daha güçlü bir sistem oluşturmuş oluyor. Böylece aynı gün içinde size özel tasarlanmış dişlere kavuşmak mümkün oluyor. LEHİMLEME YÖNTEMİNİN FAYDALARI NELERDİR? Hasta gece yatarken protezlerini çıkarmıyorsa protezin altında kalan dokularda protez stomatiti adı verilen reaksiyon meydana geldiği için ağız kokusuna neden olabiliyor. Geceleri hareketli protezler kapladıkları doku alanlarını dinlendirmek amacıyla fırçalanıp mikrop oluşmaması için su içinde muhafaza ediliyor. Lehimleme yöntemiyle takma dişlerin verdiği zorluklardan kurtulup doğal dişlerden farksız sabit dişlere kavuşuluyor. Aynı gün takılan doğal görünümden farksız olan daimi dişler hem sağlıklı konuşma ve yemek yeme gibi aktiviteler konusunda hem de estetik açıdan doğal görünümüyle dikkat çekiyor. Ağız içi lehimle yöntemi ile daimi protez dişleri, doğal dişler gibi sağlam şekilde ağızda tutunur. Bu sayede yemek yeme için gerekli olan çiğneme işlevi doğal dişler gibi rahatça yapılabilmekte, kişiler günlük hayatlarını aksatmadan yaşayabilmektedir. EKİM 2016 I 19


, ı m k ş a e t k i l i l Ev ? ı m k ı t man

20 I EKİM 2016


Uzman Psikolog

Mert Koçak

PSİKOLOJİ

www.estemagazin.com

Evlilik kuşkusuz her insanın hayalini süsleyen çok özel bir hayat arkadaşlığı… Hepimiz gerçek aşkı bulmak onunla bir ömür geçirmek isteriz ama bazen hayatta her şey istediğimiz gibi gitmeyebiliyor. Bazılarımız aşk evliliği yaparken bazılarımız da görücü usulü evlilik yapmayı tercih edebiliyor. Pekiyi bu evliliklerden hangisinde çiftler daha mutlu oluyor dersiniz?

EKİM 2016 I 21


G

örücü usulü evlilik, mantık evliliği ve aşk evliliğine dair tüm detayları Uzman Psikolog Aşk ve İlişki Terapisti Mert Koçak EsteMagazin için paylaştı. Görücü usulü evlilik ile aşk evliliği arasındaki fark oldukça fazladır. Görücü usulü evlilik; genellikle ailelerin, çocuklarının fikrini almadan kendi düşüncelerine göre çocuklarına bir eş bulup çocuklarını o eş ile evlendirmeleridir. Görücü usulü evliliği kısaca bu şekilde tanımlayabiliriz. Günümüzde geçmişe nazaran çok sık olmasa da hala görücü usulü evlilik görülmektedir.

GÖRÜCÜ USULÜ EVLİLİKLER DAHA UZUN SÜRÜYOR Görücü usulü evliliğin sağlıklı olmadığını konuşsak bile sonuçları şaşırtacak şekilde anormaldir. Günümüzde yapılan araştırmalar sonucunda ayrılığın en az görüldüğü evlilik türü görücü usulü evliliktir. Bunun nedenini ise araştırmalarım ve düşüncelerim sonucunda 22 I EKİM 2016

şu şekilde açıklayabilirim. İnsanlar daha önce görmedikleri, konuşmadıkları ve bir şeyler paylaşmadıkları insanlar ile kimi zaman zorunlu kimi zaman ise az da olsa istekli evlendirildikleri için eşlerin birbirleri ile paylaşacak birçok şeyleri olmaktadır. Kişilerin yaşadığı yaşantılar çiftler arasında zamanla paylaşılınca bu durum çiftlerin birbirlerine olan bağlarını arttırarak güçlendiriyor. Çiftler arasında bir bağ oluşunca bu bağ zamanla çok güzel duygularla birlikte çiçek açabiliyor. Bu durumda ayrılık konusunda görücü usulü evliliğin sonuçlarını olumlu hale getiriyor. Ama görücü usulü evlilikte farklı bir noktaya değecek olursak en çok şiddet olayına rastladığımız evlilik türü de görücü usulü evliliktir. Bu da görücü usulü evliliğin önemli olumsuz sonuçlarındandır.

AŞK EVLİLİKLERİNDEN DUYGULAR ÇOK HIZLI TÜKETİLİYOR Aşk evliliğinde her şey fazla fazla yaşanıp duygular hızlı bir şekilde tüketiliyor. Sevgi,

heyecan, şehvet, merhamet, arzu, üzüntü, stres, sevgi, mutluluk vb. gibi duyguların son noktasına kadar yani ibrenin sonuna kadar hızlı bir şekilde yaşanılıp tüketilmesidir. Somut bir örnek verecek olursak arabanın gaz pedalına ne kadar çok ve ne kadar şiddetli basarsanız arabanın deposundaki benzin o kadar çabuk bitecektir. Ama gaz pedalına hafif ve sakin dokunuşlarla basarsanız arabanın deposundaki benzin daha uzun süre kalacaktır. Burada zaman kavramı çok önemlidir. Bir tabak yemeği 2 dakikada yerseniz yediğiniz yemek midenize oturur ve midenizde ağrıya neden olur bu da vücudunuzu zor durumda bırakır. Ama yemeği yavaş ve iyi çiğneyerek yerseniz o bir tabak yemeğin size zararı değil yararı olacaktır. Vücudunuz da hiçbir şekilde rahatsız olmayacaktır. Görücü usulü evlilikte duygular yavaş yavaş ve sindire sindire yaşanıyor. Çünkü çiftler birbirlerini yeni tanımaya başlıyor. Aşkta ise duygular bir çırpıda yaşanıp evleniliyor. Ve sonuç çoğu zaman hüsranla bitiyor.


CİCİM AYLARINI DİKKATLİ GEÇİRMEK GEREKİR İnsanlarımızın “cicim ayları” diye adlandırdığı bir tabir vardır. Cicim ayları dediğimiz o aylar her şeyin toz pembe olduğu zamanlardır. Bu zamanlarda daha çok aşkın heyecanı insana tatlı gelir, sorunlar ve partnerlerin üzerlerine aldığı büyük sorumluluklar yoktur. Bu aylarda her şey çok güzel ilerler. Çiftler kendilerini rüyada sanırlar. Heyecanın doruklarda olduğu bu güzel ve rüya gibi olan zamanlar çok dikkatli geçirilmelidir. Eğer bu zamanlar dikkatli geçirilmez ise aşk ile yapılan bina (evlilik) birden enkaza (ayrılığa) dönüşebilir. Bu iki evlilik türü arasındaki en önemli farklardan biri budur.

AŞKIN ÖMRÜNÜ UZATMAK MÜMKÜN Aşk evliliğinde duygular bol keseden harcanmamalıdır. Çünkü yaşanılan bazı duyguların bitip tükendiği zamanlar olacak. İnsan ömrü göz önünde bulundurularak kontrollü bir şekilde tüketilmelidir duygular. Yine somutlaştırarak örnek verecek olursak. Cebinizde 100 lira var ve miktar belirtmeden sevdiğiniz sizden para (duygu) istiyor diyelim. Burada duygunun içinde ilgi, merhamet vb. duygular olabilir. Siz de çok sevip çok aşık olduğunuz için 100 liranın 100’ünü de veriyorsunuz. Hiç düşündünüz mü sevdiğiniz kişi sizden yine para (duygu) isterse? Ne olacak? Siz 100 liranızı verince başka paranız kalmaz. Ama 100 liranın 1 lirasını verecek olursanız sevdiğiniz insana verecek 99

PSİKOLOJİ

www.estemagazin.com

liranız kalacaktır. Duygular da böyledir. Duyguların en yüksek son dereceleri zorlanarak harcanmamalıdır. Cepteki 100 lira gibi idareli harcanmalıdır. Aşık olan çiftlerin önemli ayrılma nedenlerinden biri de budur.

içerikli bir geleceğe imza atmış olurlar. Çünkü mantık evliliği yapan çiftler bir gün duygularına esir olacaklar ve ister istemez başka bir kişiye karşı ilgi, duygu ve sevgi besleyecekler bu da ilişkinin bitmesi ayrılığın yaşanması demektir. Çünkü şehvetli duygular kontrol edilemez. Sosyal ortamlarda ya da günlük iş yaşantımızda hayatımız boyunca yüz binlerce insanla aynı ortamı paylaşıyoruz. Bu da insanlar ile etkileşim ve iletişim demektir. Duygu beslemediğiniz biri ile hayatınızı paylaşıyorken bu etkileşim ve iletişim içinde duygunuzun birden açığa çıkması ile başka kişiye karşı duygu beslemeniz kaçınılmaz olacaktır.

Neden para ile durumu somutlaştırdım diyecek olursanız ise günümüzde çok kullandığımız bir araç olduğu için. Bu şekilde rakamsal olarak örnek verirsek daha iyi anlayabileceğimizi düşündüm. (Not : Para her zaman araç olmalıdır amaç değil.)

MANTIK EVLİLİĞİ MANTIKLI MI? İnsanlar uzun süre kalplerine uyacak bir eş ararlar. Kişiler kendilerine bir partner bulup flört etmeye başlalar. Ama flört ettikleri kişilerin zamanla kalplerine uygun olmadığını görürler. Bu durum zamanla bu şekilde devam eder. İnsan yaşı, gençlikten çıkıp olgunluk evresine gelince kişi aşka olan inancını ve bağlılığını ya da sevebileceği bir çift bulabileceğine dair inancını zamanla yitirir. Durum bu seviyeye gelince de kişi mantık evliliği yapmayı planlar. İlk zamanlarda mantık evliliği insana mantıklı gelse de aslında bu karar insanın kendini uçurumdan karanlığa sürüklemesine neden olabilir. Böyle bir evliliği tercih edip mutlu olan çiftler yok denilecek kadar azdır. Bu oran binde birden daha azdır. İnsanlar mantık evliliği diye adlandırdıkları evliliği yaparak aslında o nikah masasında mutlu ve güzel bir hayata imza atmak yerine soru işaretleriyle dolu, karmaşık, stresli, öfkeli, yalan ve şiddet

AŞK EVLİLİĞİ Mİ, GÖRÜCÜ USULÜ EVLİLİK Mİ YOKSA MANTIK EVLİLİĞİ Mİ? Günümüzdeki araştırma ve oranlara bakacak olursak görücü usulü evlilikte aşk daha uzun ömürlü oluyor. Çiftler ayrılma boşanma kelimelerini pek düşünmüyorlar. Aldatmaların oranı diğer evlilik türlerine göre oldukça azdır. İkinci olarak aşk evliliği mantık evliliğine göre daha kalıcı ve uzun ömürlü oluyor. Aldatmalar ise görücü usulü evlilikten çok daha fazla ve mantık evliliğinden çok daha az görülüyor. Son olarak ilişkilerin en kısa sürdüğü, aldatmaların en fazla olduğu evlilik türüne gelecek olursak bu evlilik türü mantık evliliğidir. Yani mantık evliliği sanıldığı kadar da mantıklı değildir. EKİM 2016 I 23


Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı

Prof. Dr. Yusuf Kalko

Baş dönmesi deyip geçmeyin! 24 I EKİM 2016


SAĞLIK

www.estemagazin.com

Baş dönmesi günlük hayatta çok sık karşılaşılan bir durum olduğu için genelde geçiştirilir ve önemsenmez. Uzmanlar ise uyarıyor, “Baş dönmesi, geçici şuur kaybı, konuşma bozukluğu, ellerde ve ayaklarda güçsüzlük şeklinde belirtiler yaşanıyorsa felç atağı geçiriyor olabilirsiniz.”

K

alp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Kalko şah damarı kaynaklı felçlerle ilgili EsteMagazin’e önemli açıklamalarda bulundu. “Türkiye’de her yıl 150 bin kişi felç geçiriyor bunlardan yüzde 65’i ise şah damarı kaynaklı felçlerden oluşuyor. Damar tıkanıklığı ve şah damarına bağlı felçler eskiden yaşlılık hastalığı olarak bilinirdi. Ama günümüzde durum değişti. Pek çok çevresel koşul ve beslenme alışkanlığı bu hastalığı erken yaşlara kadar düşürdü. Dolayısı ile erken yaştaki insanların da uyanık olması gerekir. Ayrıca ailede damar hastalığı olanlar da genetik yatkınlıktan dolayı tehdit altındayken, eşlerin de dikkatli olması gerekir. Çünkü bugüne kadar edindiğimiz vaka tecrübelerimizde eşlerden birinde şah damarı kaynaklı felç gelişti ise diğerinde de görülme olasılığının arttığını gördük. FELÇ İŞARETLER VERİR Şah damarı kaynaklı felç bazı işaretler veriyor. En belirgin etki baş dönmesidir ayrıca geçici şuur kaybı, geçici görme bozukluğu, ellerde ve ayaklarda güçsüzlük, konuşma bozukluğu

gibi belirtiler de verir. Böyle bir durumda yapılması gereken en önemli şey bir şah damarı ultrasonu çektirmektir. Şah damarına bağlı felç bazen hiç belirti de vermeyebiliyor. Bundan dolayı şah damarı ultrasonunun rutin checkuplarda da yapılması ve atlanmaması gerekir. Bu genelde atlanan bir uygulama çünkü. Öte yandan özellikle yaşlı hastalarda baş dönmesi ve diğer felç işaretleri atlanabiliyor. Çünkü bu hastalarda şeker, tansiyon, kalp, akciğer sorunları gibi başka hastalıklar da oluyor genelde. Baş dönmesi de bu hastalıklara ya da yaşlılığa bağlanıyor. Zamanında önlem alınmadığında bu hastalar felç geçirip bakım hastası haline gelebiliyorlar. CERRAHİDE TETKİKLER UYGUNSA HASTA KURTARILABİLİR Felç geliştiğinde uygun hastalar inme cerrahisi ile geri dönebiliyor. İnme Cerrahisi, şah damarına bağlı felçlerde uygulanan bir erken cerrahi yöntemidir. Literatür bize felç durumunda hastayı bir ay bekletmemizi söyler. Çünkü vücut şiddetli bir depreme maruz kalmıştır ve depremin etkisinin geçmesini beklemek gerekir. Bu deprem dokuları ciddi

anlamda zedelemiştir, bunların yerine oturmasını beklemek ve ondan sonra gerekirse cerrahi müdahale yapmak gerekir. Literatürün bize söylediği normal uygulama şekli budur. Ancak biz bu sürenin tamamlanmasını beklemeden, gerçekleştirdiğimiz ileri tetkiklerde, hastada kana aç canlı beyin dokusu gördüğümüz anda bu hastayı hemen ameliyata alıyoruz. Felcin üstünden 1 hafta ya da 10 gün geçmiş uygun hastalarda teknik başarılı olabiliyor. Amerikan kalp cemiyetinin son tedavi kılavuzunda, şah damarında yüzde 50 darlık varsa ve bunu baş dönmesi, geçici şuur kaybı ve geçici konuşma bozukluğu ile geçici görme kaybı takip ediyorsa, kollarda ve bacaklarda güçsüzlük varsa ameliyata alın der. Çünkü bu hasta felç belirtileri vermeye başlamıştır. Bazen damarı yüzde 60 tıkalı hasta hiçbir belirti vermeden de felç olabilir öte yandan damarı yüzde yüz tıkalı hasta sadece baş dönmesi yaşar ama felç geçirmez, beyinciğe giden küçük damarlar beyni besler çünkü. Ancak şah damarı yüzde yüz tıkanmış bir hastaya ameliyat tavsiye edilmez. Çünkü açılmayacağı düşünülür, risk faktörleri de yüksek olduğu için bu hastalar bekleme sürecine girer. Ancak inme cerrahisi EKİM 2016 I 25


ile bu hastalara da müdahale mümkün hale geldi. Eğer ileri tetkiklerde hastanın beyninde canlı doku tespit edildiyse ve hasta ameliyata uygunsa, bu damar 1 hafta 10 gün içerisinde açılabiliyor. DAMAR SERTLİĞİ KİŞİYİ MEZARA KADAR TAKİP EDEN GÖLGE GİBİDİR 26 I EKİM 2016

Ameliyat sonrası süreçte de hastaların düzenli bir yaşamı benimsemesi gerekir. Bundan sonra hastanın kendine mutlaka yürümesi gereken bir yol çizmesi gerekiyor. Dikkatli ve düzenli olup rutin kontrollerini ihmal etmesi gerekiyor. Verilen ilaç tedavisine harfiyen uyması gerekiyor. Beslenmesine dikkat edip hareketli yaşamı tercih

etmesi gerekiyor. Sigaradan uzak durup, obezite ve diyabetten korunmaları gerekiyor. Yaptığımız ameliyatın etkisinin hasta üzerinde ömür boyu devam etmesi için uyulması gereken altın kuralları yerine getirmesi gerekiyor. Çünkü damar hastalıkları gölge gibi, kişiyi hiç yalnız bırakmaz mezara kadar takip eder.”


Obezite SAĞLIK

www.estemagazin.com

cerrahisi OBEZİTE CERRAHİSİ ENDİKASYONLARINI

Genel Cerrahi Uzmanı

Op. Dr. Gürdal Ören

Obezite, yani aşırı şişmanlık dünyada giderek yaygınlaşarak, en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen, önlenebilir bir sağlık problemidir.Tedavisinin yolu ise; diyet, spor, ilaç tedavisi, psikolojik destek ve cerrahi müdahaleden geçer...

18-60 yaş arası hastalar, VKI 40kg/ m2 olanlar, VKI 35-40 kg/m2 olan fakat beraberinde şeker, kalp, solunum ve eklem hastalıkları gibi yandaş hastalıkları olan kişiler bu cerrahiye aday olabilirler. Ameliyat kararı almadan önce mutlaka obezitenin endokrin bir hastalığa bağlı olmadığı gösterilmelidir. Cerrahi karar sadece hastanın isteği ile değil, cerrah, anestezi uzmanı, endokrinolog, psikiyatrist ve diyetisyenden oluşan bir kurulun değerlendirme sonucuna göre alınmalıdır.

TÜP MİDE AMELİYATI KİMLER İÇİN UYGUNDUR? Vücut kitle indeksi 40’tan büyük olan kişiler, Vücut kitle indeksi 35’ten büyük olan ve yandaş hastalığa sahip olanlar, 1 senelik rejim, ilaç tedavi ve düzenli spora karşın kilo kaybı yaşayamayanlar.

TÜP MİDE AMELİYATI KİMLER İÇİN UYGUN DEĞİLDİR? Vücut kitle indeksi 35’ten küçük olan kişiler, Genel anestezi alamayacak olan kişiler, Ciddi şekilde psikiyatrik hastalıklara sahip olanlar, Tedavisi yapılmamış özofajiti olanlar, Büyük hiatal fıtıklar. EKİM 2016 I 27


Diş Hekimi

Dr. Özgül Yaşar

D

Eksik dişlerin oluşturduğu sorunlar

iş­ler­de­ki ek­siklik ve sağ­lık­sız bir ağız, ref­l ü­den, bağırsak so­run­la­rına, hemoroide, kalp ve damar hastalıklarına, hatta kolon kanserine ka­dar bir­çok has­talığı te­tikler. Bes­len­me­nin ağızdan baş­la­dı­ğı ve ağız sağlığının tüm vü­cut sis­te­mi­ni et­ki­le­diği düşünül­dü­ğün­de, diş ve diş et­lerin­de so­run olan ki­şi­ler­de or­ta­ya çı­ka­bi­le­cek bir­çok önem­li sağ­lık so­ru­nun­dan bah­se­di­le­bi­lir. Pe­ki, sağ­lık­sız diş­ler genel vücut sağ­lı­ğı­nı na­sıl

28 I EKİM 2016

etkiliyor? Han­gi has­ta­lık­la­ra zemin hazırlıyor? Ya da hangi hastalıklar be­lirtisini dişlerdeki bir so­run ola­rak kendini gösteriyor?

Ağızdaki ek­sik diş­ler yüzünden yi­ye­cek­le­r doğru ve ye­ter­li çiğ­ne­ne­mez. Bu nedenle ön­ce­lik­li ola­rak mi­de problemleri or­ta­ya çık­mak­ta­dır. Ya­ni mide ve ba­ğır­sak sis­te­min­de oluşabilecek bir so­ru­nun kay­na­ğı ön­ce­likle diş­ler­dir. Bu­nun en önemli gös­ter­ge­si ref­l ü­dür. ref­l ü­nün en önem­li ne­den­le­rin­den biri, sağ­lık­sız diş­ler ve be­sin­le­ri

Eksik dişler, kanayan diş etleri, gün boyu rahatsız edici kokuya yol açan bakterilerin çoğalmasına neden olabilecek sağlıksız bir ağız ve diş yapısı hem bizi rahatsız eder, hem de birçok hastalığa davetiye çıkarır.


SAĞLIK

yeterli çiğ­ne­ye­me­mek­tir. Be­sin­ler parçalan­ma­dan mi­de­ye yol­la­nır ve bu ne­denle ağız içi­ne mi­de asidi kaç­ar. Dişlerdeki ek­sik­lik ve sağlıksız bir ağız, ref­lü şi­ka­yetinin yanında gaz prob­le­mi­ne de yol açmaktadır. Çün­kü sağ­lık­sız diş­ler­le be­sin­ler iyi çiğ­ne­ne­mez ve için­de ha­va de­po­lar. Et gibi po­sa­sız yi­ye­cek­le­rin tü­ke­ti­mi ve bun­la­rın iyi­ce par­ça­lan­madan bağır­sa­ğa git­me­si, ba­ğır­sak ha­reket­le­rin­de kı­sıt­la­ma­ya ve fonksi­yon­lar­da dü­zen­siz­lik­le­re yol açar. Besinlerin ağız­da ye­te­ri kadar çiğ­nen­me­me­si ya­ni diş­lerin yeteri ka­dar kul­la­nıl­ma­ma­sı diş eti has­ta­lık­la­rı­na da ze­min ha­zırlamak­ta­dır. Yal­nız­ca tek ta­raf­l ı ye­mek tü­ke­ti­mi, ye­mek yen­me­yen ta­raf­t a göz­le gö­rü­lür bir tar­tar olu­şu­mu­na ne­den olur. Ye­te­rin­ce kul­la­nıl­ma­yan diş­ler üze­rin­de bak­te­ri­ler ürer. Bu da diş eti has­ta­lık­la­rı­na yol açar. Diş eti has­ta­lı­ğıy­la bir­lik­te diş etin­de­ki bu bak­te­ri, ağız­dan kan yo­luy­la bü­tün vü­cu­da ya­yılabilir. Hatta kalp kapakcıklarına dahi tutunum yapabilirler.

da diş ve di­şet­le­rindeki sorunlarla ken­di­ni gös­te­re­bi­lir. Cid­di ağız ve diş en­fek­si­yo­nu olan hastaların ay­nı za­man­da diyabet hastası olup ol­ma­dıkları da sorgulanmalı­dır. Çün­kü diyabet ağız için­de diş­ler­de ve diş etlerinde önem­li so­run­lara ne­den ol­mak­ta­dır. Her diş eti sorunu olan ki­şi­de di­ya­bet görülme gibi bir ku­ral yok­tur. An­cak bu du­rum dok­tor için şüp­he uyandır­ma­lı­dır. Bu ne­den­le diş eti has­ta­lı­ğı olan ki­şi­ler­de şe­ker sor­gu­la­ma­sı ya­pıl­ma­lı­dır. Ayrıca ağzında çok yara çıkan bireyler de, çölyak ve behçet hastalığı açısından değerlendirilmelidir. Diş ve dişeti sağlığımızı korumak için, beslenme sırasında müm­kün ol­duğunca şe­kerli besin­ler­den uzak durmak gerekir. Ye­me­ği fi­nal ola­rak ise mey­ve su­yu ve ko­la­lı içecekler ye­ri­ne ay­ran ve pey­nir gibi

www.estemagazin.com

besinlerle sonlandır­mak en idealidir. Ağız ve diş­le­rin en bü­yük düşmanların­dan bi­ri asittir. Bu ne­den­le asit­li besinleri tü­ketmemek ya da diş­le­re temas süre­si­ni en aza in­di­re­rek tüketmek ge­re­kir. Ye­dik­ten ya da iç­tik­ten son­ra ağ­zı çal­ka­la­mak ve müm­kün­se diş­le­ri fır­ça­la­mak önem­li­dir. Diş doktoruna düzenli danışarak te­da­vi­le­rini aksatmayan has­ta­la­rın; enfeksiyon ris­ki ne­re­dey­se çok az­dır. Ya­ni bir bak­te­riye bağlı olarak felç ris­ki ya da kalp kapakçı­ğın­da so­run çık­ma ris­ki çok dü­şük­tür. Vü­cut­ta­ki şeker sevi­ye­si­nin kon­trol altına alınması sağ­lan­mak­ta­dır. Çünkü ağız­da bir en­fek­si­yon var­ken şeker se­vi­ye­si düş­mez. 3 ayda bir ya­pı­lan he­mog­lo­bin a1c tes­ti deni­len to­tal 3 ay­lık pe­ri­yodu gös­te­ren test­ler­de bu net bir şekilde gö­rül­mek­te­dir.

Dişlerin sa­bah, öğ­le ve akşam fır­ça­lan­ma­sı çok önemlidir. Fırçalan­ma­yan diş yü­ze­yinde bak­te­ri­ler olu­şur ve diş eti kenarın­da ha­fif kı­za­rık­lık­lar şeklin­de ken­di­ni gös­te­rir. Bu durum baş­lan­gıç aşa­ma­sın­dayken gün­lük fır­ça­la­ma ile diş et­leri es­ki du­ru­mu­na dö­ner. An­cak ilerlediğin­de bak­te­ri­ler, ge­ri dönü­şüm­süz di­şe­ti has­ta­lık­la­rı­na yol aça­bi­lir. Sağlıksız ağız ve diş­le­rin önem­li has­ta­lık­la­ra yol aç­masının ya­nın­da ba­zı kro­nik hastalıklar EKİM 2016 I 29


Beyin tümörünün iyisi de kötüsü de alınmalı! Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

Prof. Dr. Alper Kaya 30 I EKİM 2016

Hiç belirti vermeden ilerleyebiliyor, bundan dolayı fark edildiğinde geç kalınmış olabiliyor. Beyin tümörleri anne karnındaki bebek de dahil olmak üzere 7’den 70’e her yaşta görülebiliyor. Uzmanlar ise uyarıyor, “Tümör iyi huylu dahi olsa cerrahi müdahale gerektiriyor.”


SAĞLIK

www.estemagazin.com

EKİM 2016 I 31


M

eydana gelen baş ağrıları ve bulantılar akıllara beyin tümörlerini de getiriyor. Anacak bu tümörler çoğu zaman belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerliyor. Erken evrede yapılan cerrahi müdahaleler ise hayat kurtarıyor. Beyin tümörlerinden iyi ya da kötü huylu olsun her iki durumda da cerrahinin önemine değinen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya EsteMagazin’e bilinmeyenleri anlattı;

ağrı ve takip eden bulantı ve kusma ile karakterizedir. Tümör beynin hangi fonksiyonel alanına yerleştiyse o bölgeye ait belirti verecektir; örneğin işitme ve konuşma merkezinde bir tümör konuşmayı ve işitmeyi bozar. Görme merkezindeki bir tümör görmeyle ilgili belirtiler verir. Vücudumuzu hareket ettiren motor saha dediğimiz alandaki bir tümör felçle karşımıza çıkabilir. Bunun dışında o güne kadar hiç nöbet hikayesi olmayan bir hastada ani epilepsi (sara) nöbeti gene sık rastladığımız bulgulardandır.

Beyin tümörü vücudun diğer yerlerindeki tümörler gibi hücrelerin anormal kontrol dışı çoğalması nedeniyle oluşan beyin dokusu içerisindeki kitlelerdir. Diğer kanserlerde olduğu gibi bunların da selim (iyi huylu) ve habis (kötü huylu) olmak üzere tipleri vardır. İyi huylu tümörlere herhangi bir şey yapılmasına gerek yok çünkü iyi huylu demek, doğru değildir. İyi huylu tümör ameliyatla bir kez tam olarak çıkartıldığında bir daha oluşmayan ve hastanın hayatının tamamen kurtulduğu tümör tipleridir. Kötü huylu tümörler ise yapılan cerrahi tedavinin kalitesine göre yaşam süresinin çok uzatılabildiği ama gene de en nihayetinde her şeye rağmen tekrarlayan tümörlerdir.

ANNE KARNINDAKİ EBEKTE DAHİ GÖRÜLEBİLİYOR

Beyin tümörlerinin çok geniş ve çeşitli belirtileri vardır. Baş ağrısı hastaların yaklaşık yarısında mevcuttur, diğer yarısında kocaman beyin tümörü olmasına rağmen hiç baş ağrısı olmayabilir. Beyin tümörüne bağlı baş ağrısı çok çeşitli olabileceği gibi genellikle sabah uyandığımızda şiddetli 32 I EKİM 2016

Her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 4 - 5’i beyin tümörü nedeniyle ölmektedir. Her yıl 100 bin kişiden yaklaşık 14’ü beyin tümörüne yakalanmaktadır. Yeni doğandan tutun seksenli yaşlara kadar herkeste beyin tümörü görülebilmektedir. Çocukluk yaş grubunda genellikle habis tümörler görüldüğünden daha tehlikelidir. Erken tanı her kanserde olduğu gibi beyin tümörlerinde de önemlidir, çünkü tedavi erken safhada daha kolaydır. Maalesef beyin tümörlerinin kötü huylu olanları genellikle hiç belirti vermeden hızla büyüdükleri için hastalar genellikle geç safhalarda karşımıza çıkmaktadır. Teşhis ancak beyin MR’ı ya da tomografi ile görüntüleme sonrası konulabilmektedir. Oluşum nedeni diğer kanserlerde olduğu gibi tam bilinmemekle beraber özellikle ionize radyasyon (atom reaktörlerinin patlaması, çok sık röntgen ışınlarına maruz kalmak neticesinde) başlıca sorumludur. Vücut için kanserojen olarak

bilinen tüm kimyasallar da beyin tümörleri için sorumlu nedenler arasındadır (tekstil boyaları-vinil cylorid, salamura gıdalar, kurutulmuş etler vs). Yeni doğanlarda da beyin tümörü görülebilmektedir hatta bunlar anne karnındayken oluşabilmektedir. Nedeni yukarıda saydığımız nedenlere annenin gebeyken maruz kalmasıdır. Teknolojik cihazların cep telefonu gibi beyin tümörüne yol açtığı şeklinde kanıtlanmış bir bilimsel çalışma ise yoktur. Beynimizin ön lobu (frontal bölge) kişilik yapımızı ve psikolojik yapımızla alakalı bir merkezdir. Bu bölgeyi tutan tümörlerde kişilik yapısında ani değişiklikler (depresyon ya da manik davranışlar) sıklıkla gördüğümüz bulgulardır. BEYİN TÜMÖRÜ HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR -Beyin tümörleri mutlaka baş ağrısı yapar yaklaşımı yanlıştır çünkü hastaların yarısında hiç baş ağrısı yoktur. -İyi huylu tümörlerde tedaviye gerek yoktur ya da ameliyata gerek yoktur yaklaşımı yanlıştır. Tam aksine bu iyi huylu tümörler tedaviyle hastanın hayatının kurtulduğu ve bir daha çıkmayan tümörlerdir. Dolayısıyla mükemmel cerrahi, tecrübe tam donanımlı ekipman bunların tedavisinde en önemli faktördür. Çünkü iyi huylu tümör de eğer tedavi edilmezse büyür, hayatı tehdit eder ve sonunda öldürür. -Kötü huylu tümörlerde yaşam süresini en çok uzatan faktör iyi cerrahidir ve gene hekimin tecrübesi ve becerisi ön plana çıkar.


SOSYAL MEDYA BİZİMLE DAHA

güzel sağlıklı ren garenk

www.estemagazin.com


Kışa

merhaba!

Beslenme ve Diyet Uzmanı

Neslihan Türkoğlu

34 I EKİM 2016

Yaz mevsimine veda edip güneşi daha az görmeye başladığımız bu günlerde; vücudumuzu dıştan kalın giyerek koruduğumuz gibi, iyi beslenerek bağışıklığımızı arttırmamız gerekli.


SAĞLIK

www.estemagazin.com

ıcaklıkların azalması, soğuyan hava ile birlikte hasta olmaya daha da yatkınlaştığımız için besinlerden kendimize kalkan oluşturmalıyız. Kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçireceğimiz için hastalıkların bulaşması daha da yaygınlaşacak. Bunun için yapmamız gerekenler ise şu şekildedir;

bekleğimizde vitamin kayıpları olacağı için, hazırlandıktan hemen sonra tükelmesi önerilir.

S

-Kış mevsiminde fiziksel akvitenin az olması, gecelerin uzaması nedeni ile televizyon başında fazla zaman geçirilmesi ve besinlerin atıştırılması gibi nedenlerden dolayı vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabilmektedir. -Kış aylarında vücut direncini arttırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması gerekmektedir. -Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi anoksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyvelerin tükemi önemlidir. -Kış aylarının vazgeçilmezi, sağlık deposu meyve sularını

-Meyvelerin şeker içeriği nedeniyle, diyabet hastaları diyesyeninin önerdiği ölçü kadar taze sıkılmış meyve suyu tüketmelidir. -Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. -Her gün en az 2-2.5 litre (1214 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir. -Yaz mevsiminde olduğu gibi kışın da meyve ve sebze tükemimizi çeşitlendirmeliyiz. -Kış ayının sebzeleri; brokili, enginar, sarımsak, maydonoz, kereviz, lahana, kırmızıbiber, karnabahar, pırasa, ıspanak ve havuç... -Kış ayının meyveleri; ayva, armut, elma, greyfurt, kivi, mandalina, nar ve portakal...

EKİM 2016 I 35


Yanlış çalışan bağışıklık sistemi obezite nedeni olabilir Dahiliye ve Immunoterapi Uzmanı

Dr. Ülkü Görmez 36 I EKİM 2016

Bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasının bir çok hastalığa zemin hazırladığını biliyoruz. Ancak uzmanlar, yanlış çalışan bağışıklık sisteminin aynı zamanda başlıca kilo nedeni olduğunu vurguluyor.


K

ilo sorunu günümüzde sadece estetik bir sorun değil en önemli sağlık soruları arasında yer alıyor. Kiloyu tetikleyen bildiğimiz nedenlerin yanında bir de az bildiğimiz ya da çok üstüne düşmediğimiz bağışıklık sistemi var. Bağışıklık sisteminin yanlış çalışması başta insulin direnci olmak üzere, tiroid sorunları, gıda duyarlılıkları, mide ve bağırsak sorunları gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Tüm bu etkenler kilo alımını tetiklediği gibi sağlığı da olumsuz etkiliyor. Uzmanlar ise bağışıklık sistemini bozan etkenlerin tespit edilerek onarılması durumunda kilo sorunun da ortadan kalkabileceğini ifade ediyor. İç Hastalıkları ve İmmunoterapi Uzmanı Dr. Ülkü Görmez konu ile ilgili EsteMagazin’e önemli açıklamalarda bulundu. İnsülin direnci bağışıklığın hiç istemediği bir şeydir. Bağışıklığı bozuk olan kişilerin oldukça büyük bir yüzdesinde insülin direnci değişik aşamalarda bulunmaktadır. Bu durum bir takım vitamin, mineral eksiklikleri ile birleşince iç organ yağlanmaları ve damar yağlanmalarına neden olmaktadır. Bu da kilo alımını tetikleyen önemli nedenler bir tanesidir. BAĞIŞIKLIK ONARILINCA

MAGAZİN SAĞLIK

www.estemagazin.com www.estemagazin.com

VÜCUT NORMALE DÖNER

üzerine oluşturulan menüler ya da karışımlar eğer doktor gözetimi ve tavsiyesi ile alınmıyorsa faydasından çok zararı dokunabilir. Bu yüzden bu konuda çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bağışıklık sisteminin onarılması ciddi bir tedavi sürecidir ve kişiye özel olarak planlanır. Çok masum zannedilen bir vitamin ya da besin bilinçsiz alındığında kişiye büyük zarar verebilir. Bağışıklık sisteminin bozulduğunun sinyalini veren bazı belirtiler var. Sık çıkan ağız yaraları, sık sık grip olmalar, halsizlik, yorgunluk, depresyon, mide şikayetleri, uykusuzluk gibi nedenler bağışıklığın yanlış çalışmaya başladığını duyurur. Böyle bir durumda önce bir immunoterapi uzmanına görünmeniz ve bu doğrultuda doktorunuz verdiği tedavi programı ışığında hareket etmeniz gerekir. Bu süreçte de size uygulanan immunoterapinin kişiye özel gerçekleştiğini de unutmamanız gerekir. Kişiye özel diyet ve egzersiz programları ile de bir taraftan bağışıklık sistemi güçlenirken bir taraftan fazla kilo bedeni kalıcı olarak terk etmektedir. Bu dönemin ve bundan sonraki yaşamlarının en önemli kazancı ise bağışıklığın onarılmış olmasıdır. Kişiler bu sayede şeker, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıklarına karşı korunmakla beraber; kanser, romatizma ve diğer bağışıklık sistem hastalıklarına karşı da korunmuş olurlar.

Yanlış çalışan bağışıklık sisteminin mutlaka düzeltilmesi gerekir. Bağışıklık sisteminin düzeltilmesi öncelikle sağlığımız açısından büyük önem taşıyor. Çünkü yanlış çalışan bir bağışıklık sistemi şekerden tutun da kalp hastalıklarına, tansiyon hastalıklarına, kansere, romatizmaya kadar pek çok hastalığı da tetikliyor. Bağışıklık onarılarak tiroid metabolizması düzene girer, böbrek üstü bezleri normal döner, bağırsak düzeni düzelir. Onların düzene girmesi ile metabolizma kalıcı olarak düzelir ve hızlanır. Bağışıklığın onarılması ile beraber Telomerik yaşlanma ve metabolik yaşlanma ile de mücadele edilir, uykular düzene girer, vücut ısısı yükselir. Bu parametreler eşliğinde kilo fazlalarının da gidebildiğini gözlemliyoruz. Bağışıklık sistemi düzenli çalışmaya başladığında kişinin kilo fazlası ne kadar ise o kadar kilo veriyor ve normale dönüyor. Vücut yenilenip daha sağlıklı çalışmaya başlıyor. BAĞIŞIKLIK ONARILMASI KİŞİYE ÖZELDİR Bağışıklık sisteminin onarılması aşamasında vitamin ve minerallerin desteğinin yanı sıra beslenme ve sporun da önemli rol oynuyor. Öncelikle şunun altını çizmekte fayda var. Rastgele vitamin alımı, tavsiye

EKİM 2016 I 37


Migrende botox tedavisi

38 I EKÄ°M 2016


SAĞLIK

Nöroloji Uzmanı

Dr. Gökhan Gürel

G

enellikle tek taraflı, orta veya daha şiddetli, 4 saatten uzun süren, zonklayıcı nitelikte baş ağrısı, sıklıkla bulantı ve kusmanın eşlik ettiği, ışık ses, hareket ve kokuya duyarlılığın arttığı durumlar, migren ataklarının en tipik özellikleri olarak tanımlıyor.

Kişinin yaşamını alt üst eden migren rahatsızlığında, baş ağrısı ataklarını önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek, estetik sorunların tedavisinde sıklıkla kullanılan botox ile mümkün olabiliyor.

Nöroloji Uzmanı Dr. Gökhan Gürel, botoksun migren tedavisinde kullanılmasının FDA tarafından da onaylandığını söylüyor. Dr. Gürel, botoksla migren tedavisini, migrenden ciddi şekilde etkilenen kronik migrenli hastalara mutlaka bir

www.estemagazin.com

Migren her 6-7 kişiden birinde, kronik migren ise her 10 migrenliden birinde görülüyor. Uzun süre ilaç kullanmayı gerektiren, iş yaşamını, sosyal yaşamı ve sağlığı olumsuz etkileyen migren, son yıllarda botox ile tedavi edilebiliyor. Nöroloji uzmanı tarafından yapılmasını öneriyor. BOTOKS MİGREN ATAĞINI NASIL ÖNLÜYOR?

Dr. Gökhan Gürel migrenlilerde alın, şakak, ense, boyun ve omuz bölgelerinde en az 31 noktaya uygulanarak yapılan botok tedavisinin, uygulandığı kaslarda gevşemeyi sağladığını söylüyor. Böylece bu kasların arasında bulunan sinirlerden beyne giden ve sürekli ağrı ataklarına yol açan sinyallerin beyne ulaşmasının engellenerek migren ataklarının önlenebildiğini belirtiyor. BOTOKSUN ETKİSİ NE KADAR SÜRÜYOR? Deneyimli bir hekim tarafından yaklaşık 20 dakikada kolayca uygulanan botoksun etkisi 6 aya kadar sürebildiğini söyleyen Dr. Gökhan Gürel ,

2010 yılında yapılan PREEMPT çalışmasının sonuçları göz önüne alındığında hastanın durumuna ve hastayı izleyen Nörolog doktorun kararına göre uygulamanın belli aralıklarla tekrar edilebileceğini vurguluyor. Ayrıca botoks uygulaması sonrası, hastaların hemen günlük yaşamlarına dönebileceklerini, botoksun kalıcı yan etkisi olmayan güvenli bir tedavi yöntemi olduğunu ifade ediyor. NÖROLOJİK TAKİP ÇOK ÖNEMLİ! Migrenin sadece bir baş ağrısı rahatsızlığı olmadığını özellikle ifade eden Dr. Gökhan Gürel, migren ataklarının beyinde hasarlara yol açarak felçlere dahi neden olabileceğini, bu nedenle bir hastaya hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, hastaların mutlaka Nöroloji hekimleri tarafından takip edilmeleri gerektiğini söylüyor... EKİM 2016 I 39


Hamilelikte

pilatesin önemi

Fizyoterapist

Müjgan Doğan

40 I EKİM 2016

Son yıllarda adeta bir yaşam şekli haline gelen pilatesin faydaları saymakla bitmiyor. Vücudu sıkılaştırıp fit bir görüntü elde etmenin yanı sıra sağlıklı yaşama da büyük katkısı olan pilates, hamilelik sürecinde de anne adaylarının yaşam kalitesini arttırıyor.


F

izyoterapist ve pilates eğitmeni Müjgan Doğan, “Hamilelikte pilatesin faydaları saymakla bitmez. Ancak bunun mutlaka hamileliği takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzamının bilgisi ve izni doğrultusunda ve profesyonel bir pilates eğitmeni eşliğinde yapılması gerekir” dedi. Fizyoterapist ve pilates eğitmeni Müjgan Doğan hamilelikte pilatesle ilgili tüm bilinmesi gerekenleri EsteMagazin için anlattı. Hamilelik bir kadının yaşayacağı en özel dönemlerin başında gelir. Kadının fiziksel, hormonal ve psikolojik açıdan birçok değişiklik yaşadığı uzun bir süreçtir aynı zamanda. Gebelikte salgılanan bazı hormonlar ve günden güne büyüyen bebeğin ağırlığı, annenin kas ve iskelet sisteminde birtakım değişiklikler yaratır. Annede bel ve sırt ağrıları görülebilir, bağ dokusu gevşer, eklemler kolay yaralanabilir. Hamilelik boyunca bebeğin ağırlığının rahme yaptığı bası ve yer çekiminin etkisiyle pelvis tabanı yaklaşık 2 buçuk santim aşağıya çöker. Pelvik taban kaslarındaki bu sarkma anne adayına idrar kaçırma gibi yaşam kalitesini düşüren daha birçok sıkıntı yaşatabilir. Kısacası güçlü pelvik taban kasları, doğum sırasında ve sonrasında anne adayları için büyük önem taşır. AĞRILARI AZALTIYOR Pilates egzersizleri düzenli olarak yapıldığında iskelet ve kas sisteminde büyük değişiklikler sağlar, anne adaylarının rahatsızlıklarından dolayı hissettikleri ağrıların azalmasına yardımcı olur. Hamilelik öncesi pilates egzersizlerine başlayıp vücutlarını hamilelik süresince yaşayacakları fiziksel değişime

SAĞLIK hazırlamaları gerekir. Pilates, hamileler için çok güvenli bir egzersizdir. Tüm vücudu dengeli bir şekilde çalıştırırken, gebelik boyunca annenin değişen anatomisine göre egzersiz modifikasyonları içerir. Doğum sonrası da lohusa döneminde iyileşmeyi kolaylaştırır, kilo vermeye yardımcı olur. Kas tunusunu ve kuvvetinizi arttırarak pelvik taban kas aktivasyonu sağlar. Omurganın sağlamlığı artar ve ağrılar azalır, duruş düzgünleşir. Kısacası pilates, konusunda uzman bir eğitmenle yapıldığında gebelik sırası ve sonrasında yapacak en güvenli ve vücut için yararlı bir egzersizdir. Bu nedenle sakıncalı herhangi bir durum yoksa; hamilelik öncesi, hamilelik esnasında ve sonrası pilates yapmaya teşvik etmek gerekir. DOĞUM SONRASI TOPARLANMA SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR Doğum sırasında rahat ıkınarak rahat bir doğum gerçekleşir. Doğum sırasında oluşan yırtıklar azalır. Gebelikte ve sonrasında oluşan idrar kaçırma problemleri ortadan kalkar. Doğum sonrası uterus çok daha kolay toparlanır. Pilates, gebelikte görünen hazımsızlık ve ödem gibi sorunların azalmasına yardımcı olur. İçerdiği nefes egzersizleri sayesinde hem gevşeyen ve uzayan karın kaslarının çok daha çabuk güçlenip toparlanmasını sağlar. Annenin gebelik sürecinde yaşadığı duygusal dalgalanmalardan daha az etkilenmesine sebep olur. Anne adayı yaptığı egzersiz sayesinde uykuya daha çabuk dalar, gününü zinde ve motive şekilde geçirir. Cinsel yaşamın doğum sonrası normale dönmesini kolaylaştırır. Hormonların etkisiyle zayıflayan göğüs kaslarının kuvvetlenmesini sağlar. Egzersiz sırasında zihinsel farkındalığı ve anda kalmayı

www.estemagazin.com sağladığı için pilates, kişiye mental olarak rahatlama sağlar. 12. HAFTADA BAŞLANABİLİR Hamilelikte pilatese başlamak için öncelikle hamileliği takip eden doktorun izin vermesi gerekir. Bundan sonra gebeliğin 12 ve 16’ıncı haftaları arasında başlanabilir. Ortalama olarak haftada 2 veya 3 defa doğuma kadar profesyonel bir pilates eğitmeni eşliğinde güvenle devam edilebilir. Bu hamileliğin daha mutlu ve konforlu hale gelmesini sağlar. HAMİLELİKTE BU KİŞİLERİN PİLATES YAPMASI SAKINCALIDIR Erken doğum riski taşıyanlar. Vajinal kanaması olanlar. Erken memran rüptürü olanlar. Hipertansiyon gibi tıbbi problemi olan gebelerin, doktorlarının görüşünü alması önerilir. SIRT VE KAS AĞRILARINI ORTADAN KALDIRIR Bebeğin büyümesine bağlı olarak gelişen postur değişikliğine bağlı; belde veya bebeğin büyümesine bağlı pelvis (leğen bölgesi) bölgesinde ağrı, kas gerginlikleri var ise özellikle pilates yapılması doğru bir seçenek olacaktır. Vajinal kanama, nefes darlığı, baş dönmesi, baş ağrısı, göğüs ağrısı, kas yoğunluğu olursa egzersizlerin durdurulması gerekir. Hamilelik süresince hormonların değişmesi anne adayını normal doğuma hazırlamak amacıyladır. Modifiye pilateste özellikle omurgaya stres bindirmemek için alınan nötral omurga pozisyonunda, pelvik taban kasları ve en derin karın kasının aktive olması sağlanır. Bu nedenle bu kasların kuvvetini devam ettirmek doğumu daha da kolaylaştırır. EKİM 2016 I 41


O Gazeteci

Mahir Bora Kayıhan Modern çağın adı sıkça duyulan hastalığı: Skolyoz en basit tabiriyle omurga eğriliği anlamına geliyor. Ve genelde ebeveynler tarafından, ergenlik dönemindeki çocuklarda fark ediliyor. Tedavisi ise düşünüldüğü kadar zor değil. Hatta bu aylar, tam da skolyoz tedavisi ayları. Nasıl mı? Cevaplar, Doç. Dr. Çağatay Öztürk ile yaptığımız röportajda. 42 I EKİM 2016

rtopedi ve Travmatoloji alanında Türkiye’nin sayılı isimlerinden olan Doç. Dr. Çağatay Öztürk, kariyerine Nisan 2015 itibari ile Liv Hospital’de Omurga Cerrahisi Bölüm Başkanı olarak devam ediyor. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1997 yılında mezun olan Öztürk, tıp doktoru unvanını aldı. 19971999 yılları arasında Zonguldak Türkali Köyü Sağlık Ocağında mecburi hizmetini tamamladı. 1999-2004 yılları arasında Uludağ Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji anabilim dalında ihtisas eğitimi yaptı. Haziran 2004 yılında Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olarak Şişli Florence Nightingale Hastanesinde göreve başladı. Nisan 2012 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doçent Doktor unvanını aldı. Çoğunluğu omurga cerrahisi alanında olmak üzere 100’ün üzerinde uluslararası yayın ve kitap çalışması bulunan Doç. Dr. Çağatay Öztürk, özellikle omurga cerrahisi alanında bilimsel çalışmalarını sürdürüyor. Öztürk, skolyoz üstüne sorularımızı yanıtladı...

ppSkolyoz nedir? Skolyoz, omurga eğriliğidir. Farklı nedenlere bağlı olarak omurların sağa, sola eğrilmesi ile gelişir. Skolyoz genellikle ergenlik döneminde kişilerin anneleri tarafından fark edilir. Genetik faktörler skolyozda daha etkilidir. Sonradan oluşan skolyoz vb omurga bozuklukları; oturuş bozukluğu, fiziksel aktivite bozukluğu vb nedenlerden ötürü ortaya

çıkabilir.

ppSkolyozda erken tedavinin önemini anlatır mısınız? Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Mesela spastik çocuklarda ya da çocukluk çağında felç geçirenlerde görülmektedir. Ancak sıklıkla karşılaşılan skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni hala tam olarak bilinmeyen grupta görülen skolyozlar ile anne karnındaki etmenler nedeniyle ortaya çıkan ve doğuştan itibaren bulgu veren doğumsal skolyozlardır. Birincinin nedenini tam olarak bilinmemektedir. Konjenital skolyoza ise gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, şeker hastalığı, bazı vitamin eksikliklerinin neden olduğu düşünülmektedir. 50 derece üzerindeki eğriliklerde ameliyat tercih edilir. Çocuğun büyüme ve gelişme dönemlerini dikkate alarak ameliyat sürecini uzatıyor ya da başka tedavilere başvuruyoruz. Skolyoz 25 derecenin üzerinde ise çocuklarda korse tedavisine başvurulabilir. Çocukluk döneminde ortaya çıkan skolyozda erken teşhis önemlidir ve çoğu zaman erken cerrahi müdahale gerekebilir. Büyüyen çocuklarda tedavi zorlaşsa da erken teşhis edilen vakalarda başarı yükselmektedir. Derecesi düşük eğriliklerde fizik tedavi, yüzme, pilates vb hafif sporları da öneriyoruz.

ppSkolyozun belirtileri nelerdir?


RÖPORTAJ JİNEKOLOJİ

www.estemagazin.com www.estemagazin.com

Röportaj

ÇAĞATAY

ÖZTÜRK

EKİM 2016 I 43


44 I EKÄ°M 2016


RÖPORTAJ

Omuz hizası birbirine eşit değilse, bel ya da kalçalarda yan bir duruş varsa ve bacaklarda gövdeye göre orantısız bir kısalık bulunuyorsa, en kısa zamanda bir uzmana başvurulması gerekiyor. Aynı zamanda sırt ağrıları ve yakın bölgelerdeki eklem ağrıları da belirti olabilir.

ppAileler çocuklarında skolyoz olduğunu nasıl anlarlar? Çocuklarının sırtında tüylenme artışı, renk değişimleri ve gamzeler skolyoz belirtisi olabilir. Bu belirtilerle birlikte denge problemleri yaşanıyor ya da çocuğunuz öne eğildiğinde sırt çıkıntıları oluşuyorsa skolyoz olabilir. İki kol yanda sarkar şekilde çocuklarını öne eğerek, sırtlarını kontrol edebilir ve şekil bozukluğu olup olmadığını kontrol edebilirler.

ppTedavi edilmezse, skolyozun etkileri ne derece sağlığı zorlar? Tedavi edilmezse yaşam kalitesini düşürüyor, akciğer,

solunum ve kalp problemlerine yol açabiliyor. Hasta yatalak kalabiliyor. Fiziksel sorunlar ruhsal sorunları da beraberinde getiriyor.

ppÇocuklarda skolyoz ameliyatı için yaz dönemini tercih etmenizin nedenleri neler? Yaz döneminde çocuk ameliyatlarındaki artış tamamen ailelerin tercihi oluyor. Okul döneminde çocuğun ameliyat olması zor bir süreç olabiliyor, ya da iyileşmesi uzun sürebileceğinden aileler okul çağındaki çocuklarını ameliyatlarını yazın yaptırmayı tercih ediyor.

ppSkolyoz tedavi süreci sadece ameliyatla mı oluyor? Korse gibi tedavi yöntemleri yok mu? Skolyoz 25 derecenin üzerinde ise korse tedavisine başvurulabilir. Fakat 50 derece üzerindeki eğriliklerde ameliyatı tercih ediyoruz. Hasta çocuksa büyüme ve gelişme dönemlerini

www.estemagazin.com

dikkate alarak ameliyat sürecini uzatıyor ya da başka tedavilere başvuruyoruz. Çocukluk döneminde ortaya çıkan skolyozda erken teşhis önemlidir ve çoğu zaman erken cerrahi müdahale gerekebilir. Büyüyen çocuklarda tedavi zorlaşsa da erken teşhis edilen vakalarda başarı yükselir.

ppPilatesin skolyoz hastalığında iyileştirici bir tarafı olduğu söyleniyor. Bu konuda bilgi verir misiniz? Omurga rahatsızlığı olsun olmasın vücudu en güzel esnetme ve fit kalma yöntemlerinden biri pilates. Vücudun doğru hızlandırılması, (posture) kasların eşit kullanımı ve yapılandırılması temel prensibi ile etkin sonuca ulaşmak için pilatesle birlikte yoga da fayda sağlıyor. Sırt ağrılarını iyileştirdiği ve doğru oturma kabiliyeti kazandırdığı da biliniyor. Fıtık tedavisi olanlar ise doktor kontrollü olmak ve aşırı yüklenmemek kaydı ile rahatlıkla spor yapabilir. EKİM 2016 I 45


EVET Mİ? HAYIR MI?

k ı l r a k e b , r o z k i l i l Ev hoş zanaat! DOSYA

46 I EKİM 2016


DOSYA

www.estemagazin.com

Gazeteci / Yazar

Behman Menteşoğlu

Fotoğrafta 1926 yılında “mutluluğa evet demiş” bir çift görülüyor. Her ne kadar mutluluğa evet deseler de o dönemler koyu renk ve sade gelinlikler, hüzünlü fotoğraflar oldukça ravaçta imiş.

Ülkemiz gibi gelişmemekte ısrar eden bir ülkede evlilik üzerine araştırma yapmak NASA’ya rağmen Mars hakkında yorum yapmaya benzer. Sosyoloji bilimi düzeyinde olmasa da felsefe yapma hakkı hariç. EKİM 2016 I 47


E

vlilik, iki kişinin aile kurmak üzere kanunların uygun gördüğü şekilde, ruhen ve bedenen bir ömür boyu sürecek şekilde bir araya gelmesi diye tanımlıyor ulu wikipedia. Tarihsel gelişimi ya da bu gelişim içinde aldığı biçimler bizim konumuzun dışında kalıyor. Bizi ilgilendiren günümüzde ve Türk toplumunun elit kesiminde evlilik kurumu ve bekarlık durumudur. Ulu wikipedia bu konuda bir tanımlama yapmamış olsa da bekarlık evlilik kurumunun karşıtı olarak incelenmeli.

önyargı ve tanımlama yapılmış, kurallar koyulmuştur ki incelemeye kalktığınızda dipsiz bir okyanusla karşı karşıya kalırsınız. Evlilik, günümüzde bir mülkiyet hakkı, ortaklık yapısı gibi ekonomik ve hukuki olarak sınırları çizilerek kurumsallaştırılmıştır. Bu yüzden evlilik öncelikle ortaklık hukukuna uygun olarak medeni kanunda yer alır ve düzenlenir.

Aslında ise evlilik iki karşı cinsin (Günümüzde aynı cinsler de hukuksal güvencelere alınmıştır.) yaşamın amacına uygun olarak bir araya gelmesinden ibarettir. Yaşamın Elit kesim deyince lütfen devamını sağlayacak birlikteliği kimse boş yere ayaklanmasın. Ne ve dayanışmayı sağlamak, cinsel yani, halkın genel yapısında mı gereksinimleri gidermek. Hepsi irdeleyeceğiz bu konuyu? Tabii ki bu. Beton ormanlar içinde belli kültür düzeyine ulaşmış bir yaşayacağınız travmalardan topluluğu ele alacağız. Üniversite uzak, doğanın yapısına tamamen bitirmiş, dünya görmüş, yüksek uygun olarak iki ayrı cins bir yaşam standartlarına ulaşmış araya gelir, çiftleşir ve yaşamı bir (azınlık da olsa) topluluğu sürdürür. Beton ormanların irdeleyeceğiz. Ha, buradan biraz travmaları ise çok karmaşık ve evrensellik çıkarsa bu da bizim ağırdır. kazancımız.

Evlilik, hiç bir pusulanın işlemediği derin bir okyanustur. Heinrich Heine

Doğru ve aynı zamanda yanlış bir varsayım. Bir bardağın yarısının boş veya yarısının dolu olduğunu söylemek gibi. Evet, içine girince evlilik derin bir okyanus gibi gözükür. Çünkü, evlilik toplum tarafından kurumsallaştırıldıktan sonra onun hakkında o kadar çok 48 I EKİM 2016

Erkekler kendilerini yorgun hissettikleri için, kadınlar ise meraktan evlenirler, ikisi de hayal kırıklığına uğrar. Oscar Wilde

Sahi neden evleniyoruz? Aşık olduğumuz için mi, düzenli bir yuva kurmak için mi, seks yapmak için mi? Soruları sonsuz sayıda çoğaltabiliriz. Bu soruyu bir kez kendinize sorun. Yanıtınızı verdikten sonra buna ulaşıp ulaşamadığınızı sorgulayın. Bence çoğunuz hayal

kırıklığına uğrayacaktır. İçinde yaşadığımız kültür yıllarca bizi evlilik hakkında yanlış bilgi ve önyargılarla yetiştirdi. Daha da kötüsü şu anda gençliğin bizlerden de geri bilgilerle donatılmakta olduğudur. Kitlesel iletişim organlarında (TV) yayınlanan evlilik ve TV dizi programlarına bir bakın. Örnek roller genç beyinleri sıradanlığa, yaratıcılıktan uzak kalıplara nasıl da şartlıyorlar. Maço erkek ve seksi, anaç köle kadın tiplemeleri salgın halinde yaygınlaştırılıyor. 1980’lerde bakireliğe başkaldıran kadın tipi yaratılması görevini üstlenen basın günümüzde kadını erkeğin kölesi olmaya yönlendirmeye çalışıyor. Bu arada toplumun kültür olarak daha üst katmanlarında yer alan aydın insanlar evlilik kurumunda bocalamaya başlıyor. İstatistiklere göre en fazla boşanma olayı başta İstanbul olmak üzere gelişmiş şehirlerde yaşanıyor ve ağırlıklı olarak kadınlar tarafından talep ediliyor. Soruyu bir daha soralım. Neden evleniyoruz? Çünkü annelerimiz bize temel olarak evlenmemizi ve iyi bir kadın (?) ya da zengin bir koca bulmamızı öğrettiler. Dikkat edin, koca hiçbir zaman yakışıklı ya da kültürlü ve bakımlı olmak zorunda değildir. Maddi durumunun geleceği karşılayacak şekilde iyi olması yeterlidir. Alınacak kadınlar ise anaların oğullarına hizmette


DOSYA

ve saygıda kusur etmeyecek uysallıkta olması gerekir. Alınacak (!) kadınlar. Aşağılık bir kelime.

“Erkekler yattıkları her kadını sevmezler, sevdikleri kadınlarla yatmazlar.” - Diderot

Kafalarda bunca önyargı, ebeveynlerin istekleri, maddi yetersizlikler iki tarafı da bir an önce evliliğe iteleyiverir. Her şey sıraya alınır. İş sahibi olunca sıra eş sahibi olmaya gelir. Sahip olmak mülkiyetçi bir anlayıştır ve işte evliliğin ilk temel yanlışı atılmıştır. Kendinize hiç sordunuz mu: Sahip olmak mı yoksa paylaşmak mı?

Sahip olmak düşüncesi aileler ve toplum tarafından gençlerin kafasına yerleştirilmiş en saçma duygudur. Bakın; kız İSTEMEYE gitmek deyişinde öne çıkan tek şey istemektir. Erkek tarafı kız tarafına gider ve sorar: Kızınızı oğlumuza istiyoruz. Vermek sizden almak bizden. Kız tarafının cevabı ise çok basit: Verdik gitti.

Genelde öncelik sahip olmaktır. Kadınlar için iyi bir geliri olan eşe sahip olmak geleceğin maddi sıkıntılarına karşı bir kaleye sahip olmak demektir. Erkekler ise evde düzeni sağlayacak yaşamı idame ettirecek bir köleye sahip olmuştur. “Evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektir. Birçok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir, ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.” Simone De Beauvoir Genel olarak kadınların kafalarını meşgul eden en önemli sorunu evde kalmaktır. Bu inanç onlara toplum tarafından çok önceden yüklenmiştir. Kadınlar toplumumuzda, toplumsal kimliklerini, kariyerlerini geliştirmeleri yerine koca sahibi olup üremeleri yolunda bilinçaltlarına kazınmış bir komutla donatılmışlardır. Erkeklerin beyni ise sahip olmaları yönünde koşullandırılmıştır. Paraya, kadına ve çocuğa sahip olmak. Bu yüzden

Tam da bu nokta kadınların aşağılandığı ve alınıp verildiği bir metaya dönüştükleri noktadır. Erkekler ise kadına sahip olmakla toplumsal bir onayı çoktan almıştır. İlerde yeri geldiğinde söyleyeceği tek şey, “O zaman baban seni bana vermeseydi.” Kızın kayınvalidesinin ağzına düşmemesi ise olanaksızdır. “Kızım biz seni almaya geldiğimizde; ben seni oğluma alırken çok söylemiştim ama dinletemedim” vs. Şüphesiz ki bu alış verişin tehlikeleri ileriki yıllarda evliliğin sıkıntıları olarak yaşanacaktır. Ama acı olan daha temelde kadın ve erkeğin bu alış veriş oyununa gönülden katılmalarıdır.

Başarısızlığa uğrayan evlilik değil, evlenen insanlardır. H. Emerson Fosdick

Erkekler genelde daha önce yattıkları kadınlarla evlenmezler. Çünkü onlara analarının öğrettiği bir gerçek vardır. Evleneceği kadın kız oğlan kız olmalıdır.

www.estemagazin.com

Kız olmak zor iş Can’lar... Aşık olsa orospu, terk etse orospu, verse orospu, vermese gizli orospu, öpse orospu, hiç birini yapmasa lezbiyen, bakımlı olsa orospu, gece çıksa orospu, çıkmasa farketmiyor yine bir şekilde orospu... İnsan yerine koyup sohbet etse fingirdek, etmese nazlı, telefon numarasını verse en ala kaşar, vermezse uğraştırmayı seven kaşar... Haklısınız beyler... PEZEVENGE, herkes orospu... Can Yücel

EKİM 2016 I 49


Kadın zaten yaşamını ve geleceğini garanti altına almak için bir evlilik yapmıştır. O doğurmak ve büyütmek istemektedir. Kadın ve erkeğin evlilik yolunda temel amaçları kısaca bu olunca evlilik denen kurum daha ilk günden sakat doğmaktadır. Çünkü kadın ve erkek özgürleşemeden, bireysel iç güçlerini kazanamadan önyargılarla dolu bir kafayla evliliğe adım atmışlardır. Öncelikleri, yaşamı tüm yönleri ile paylaşmak ve uyumu yakalamak olacağı yerde kafalarına öncesinde kazınmış ‘ kalıp düşünceler’ olmuştur. Yaşamın en temel yasasını anımsamaya gayret edelim. Uyum. Önyargılar hiçbir zaman sizin gerçek kimliğiniz olamaz. Onlar bizlere başkalarının yüklediği sahte gerçekliklerdir. Onlar bizim gerçekliklerimiz değildir. Romalı şair Ovidius şöyle der: “Akıllıca bir evlilik yapmak istiyorsan kendi denginle evlen.” Bu sayede uyumu yakalamak mümkün olacaktır. Yaşamımız boyunca çok şey öğreniriz. Yaptığımız geziler, okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler bize yeni bilgiler kazandırır, düşüncelerimizi, bakış açılarımızı değiştirip ilerletir. Kazandığımız bu yani zenginlikler bizi de bir anlamda değiştirir. İlkel insanlar ve günümüzde 50 I EKİM 2016

banliyö veya köylerde yaşayanlar hijyen konusunda daha geridir. Bu yaşam kalitenizle ilgili olduğu kadar seks hayatınızla da son derece bağlantılı önemli bir gerçekliktir. Hangi insan hijyene dikkat etmeyen eşiyle severek seks yapar? Peki, kaç kişi hijyenine dikkat ediyor? Bence çok az kişi beden temizliği ve hijyenine dikkat ediyor. Ne yazık ki eşler aynı zaman sürecinde aynı kültürel değişimleri birlikte yaşamıyorlar. Biri her zaman diğerinin gerisinde kalıyor. İleri çıkıp kendini geliştiren eş (bu çoğu zaman erkektir) ise geride kalan eşine aynı istek, sevgi ve saygıyı göstermekte zorlanıyor. Çünkü gelişimi sırasında daha çekici karşı cinsleri tanıma fırsatı yakalamıştır. Taraflar için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Mutlu gidermiş gibi gözüken evliliklere baktığımızda (ki, aslında mutlu gibi başlamış olmasına karşın çoktan farklılıklar ve tahammülsüzlükler başlamıştır) yukardaki sorunlardan daha önce ailelerin evlilikler içindeki sıkıcı, gereksiz ve hatta abes etkileri göze çarpar. Kayınvalideler her iki taraf için de bir kabus olmuştur. Bir üstünlük, bir intikam alma tutkusu, bir yarış ve belki de kendi geçmiş mutsuzluklarının anılarıyla kıskançlık hezeyanlarını yeni çiftlerin yaşamına sinsice ve ustaca akıtmaya başlamışlardır. Evli çiftler ise mutluluk önceliklerinin kendilerinden

önce ailelerinin hakkı olduğunu düşünürler. Aralarına mesafe koyar ve bu mesafe kadar ailelerine yaklaşırlar. Artık eşler değil taraflar vardır. Artık uyum için uğraşmak yerine tarafların savlarını doğrulayacak malzemeleri toplamaya başlamışlardır. “Evlilik bir kale gibidir. Dışardakiler oraya girmek için, içerdekiler de çıkmak için uğraşır dururlar.” - Çin Atasözü Evlilik artık bir ortaçağ kalesine benzemektedir. Kasvetli, sıkıcı ve iç karartıcı. Kadın kötü de olsa bir kaleye sahip olduğu için rahat ve o oranda da bıkkındır. En azından kale dışından gelmesi muhtemel binlerce saldırıya karşı kendini güvence altına almıştır. Bu rahatlık içinde kendini koyuverir. Erkek ise yıkılmaya başlamış surlar içinde bulunan bu köhne yapının sıkıcı sorumluluğundan bunalmaktadır. Düşleri dışardaki göz kamaştırıcı yaşamın, renkli dünyaların içinde geçmeye başlar. Evliliği, “bir bardak taze süt için evde inek beslemeye benzetmeye başlamıştır” (Oscar Wilde ). Oysaki dışarda istemediği kadar çeşit ve tatta sütün onu beklediğini düşünmektedir.

Kadın fil gibidir. Herkes bakmayı sever. Ama kimse evinde beslemek istemez... Warren Beatty

İşler artık rayından çıkmış, kadın ve erkek arasındaki uyum ve denge yok olmuştur. Bir arada


DOSYA

bulunmalarının gerekçeleri ya çocuk ya para ya da benzer alışkanlıklardır. Paylaşacak pek bir şey kalmamıştır. Evliliğin ilk yıllarında paylaştıkları sanat sohbetleri, konser koşturmaları ve arkadaşça sohbetleri yerini dizilere, maçlara bırakmıştır. Seks yaşamları bitmiş ya da rutine dönmüştür. “İlişkilerde önemli olan arkadaşlıktır... Çünkü sadece seks için seks yapmanın, yüz yıkamaktan hiçbir farkı yoktur...” - Sophia Loren Erkek, evlenene kadar eksik bir erkek olduğunu düşünürken evlendiğinde artık bitmiş olduğunu düşünmeye başlamıştır. Taraflar izledikleri TV dizilerinde ve filmlerde uzmanlıklarını arttırdıkça seks hakkında hiçbir şey bilmediklerine karar verirler. “Çünkü hep evliydim ben...” - Zsa Zsa Gabor

Erkekler hür ve eşit olarak doğarlar, ancak daha sonra bazıları evlenir. Anton Pavlovic Cehov

Evlilik üzerine verilen öğütler ve yapılan yorumlar tarih içinde toplandığında ciltlerce kitabı doldurabilir. Bunların hepsinin içinde bulundukları duruma göre doğru ve haklı yanları da vardır. Ancak kurumsal olarak ele alındığında evlilik içinde yaşanan çağın ve sosyal ilişkilerin zorlamasına göre şekillenmiş ve anlam kazanmıştır. Evlilik çok öznel bir kavramdır. Özneleri birlikte olmaya karar veren kadın ve erkek olan bir kurumdur. Evliliğin şimdi ya da gelecekte

www.estemagazin.com

Nikah memurunun karşısına tam 23 kere oturan Amerikalı Linda Wolf, “dünyanın en çok evlenen kadını” oldu. Linda Wolf, hayattaki herkesten (kadın babında) daha fazla sayıda evlendiği için Guinness Rekorlar Kitabı’na da girdi. Daily Telegraph’taki habere göre, “24’üncüyü arayan” 75 yaşındaki Linda, “evlilik romantizminin tiryakisi” olduğunu söyledi. Linda Lou Taylor adıyla hayata gözlerini açan kadın, ilk kez 1957 yılında 16 yaşındayken dünyaevine girdi. 7 yıl süren bu evlilik Linda’nın en uzun ve en mutlu evliliği oldu. Linda ninenin evlendikleri arasında tek gözlü bir mahkum, bir vaiz, barmenler, tesisatçılar ve müzisyenler bulunuyor. “23 kocalı Hürmüz”ün kocalarından ikisi eşcinsel, ikisi evsizdi, birinden dayak yedi, biriyse buzdolabını asma kilitle kilitliyordu. Linda ninenin evliliklerinden biri sadece 36 saat sürdü. Linda nine, Jack Gourley adlı adamla üç kez evlendi. Her biri farklı kocalardan 7 çocuk sahibi olan kadın, birçok çocuğa da üvey annelik yaptı. EKİM 2016 I 51


Kenya ’nın ve belki de dünyanın en poligamik adamı olarak bilinen Akuku Danger, 130 kez evlenmiş ve yaklaşık 30 kez de boşanmıştı. Danger ayrıca 210 çocuğun da babasıydı. 2010 yılında 92 yaşında iken ölen, ilk evliliğini 1939 yılında yapan Danger, evlilik serisine 1997’de 79 yaşındayken 18 yaşındaki genç bir kızla son vermişti. Danger’ın çocuklarından Tom Akuku, babasının evliliklerinden “sadece 40’ının” Luo kabilesinin yasaları tarafından meşru sayıldığını söyledi. Tom Akuku, kardeşlerinin çoğunu kaybettiğini de belirtti. Olağandışı yaşam öyküsüyle habercilerin dikkatini üstüne çeken Danger, hayattayken verdiği bir demeçte, “cazibe”sinin sırrının sağlıklı beslenme olduğunu belirterek, “Hayatım boyunca çok çekici bir adam olarak görüldüm. Hiçbir kadın cazibeme dayanamıyordu” demişti. nasıl olması gerektiğine dair bir çıkarımda bulunmak, bunun sınırlarını çizmek kimsenin haddi değildir. Geçmişte aynı cinslerin evlenmeleri hoş karşılanmazken günümüzde birçok ülke bu tür beraberlikleri yasallaştırmakta ve koruma altına almaktadır. Evlilik iki tarafın özgür iradesi ile alınması gereken bir 52 I EKİM 2016

karardır ve bu beraberliğin iyi ya da kötü olması tarafların birbirlerine duyduğu saygı, sevgi, ve hoşgörünün gücü oranına bağlıdır. Mülkiyet hakkının doğuracağı sorunlar yüzünden günümüzdeki yasal zorunluluklar büyük olasılıkla toplumsal ilişkilerin değişmesiyle gelecekte yenilenmek zorunda kalacaktır.

Her şeyden önce evlilik iki taraf içinde zorlayıcı olduğu ve toplumsal değer yargıları tarafların kafalarını cendereye sokmadığı sürece taraflar eşit olduklarını unutmamalıdır. Bir imza sonucunda yaşamlarının köhne bir kale içine gömülmemesi gerektiğine inanmalıdır. Zorunluluk ve baskı insanın özgürlüğünü kısıtlar ve mutsuzluğunu artırır. “Hiç


DOSYA

evlenmedim, çünkü buna ihtiyaç duymadım. Evimde bir kocanın yerini tutacak üç hayvanım var: Sabahları hırlayan bir köpeğim, öğleden sonraları küfreden bir papağanım ve akşamları eve geç gelen kedim.” - Marie Corelli

İyi bir evliliğin özü, eşlerin birbirinin kişiliğine saygı göstermeleridir. Buna şu fiziksel, zihni ve manevi derin samimiyet katılır ki bu da erkek kadın arasındaki aşkı, bütün insani yaşantıların en verimlisi yapar. Bertrand Russell

Evde en az sizin kadar özgürlüğü hak eden bir insanın daha olduğu gerçeği hiçbir zaman unutulmamalıdır. Tüm ilişkilerin temel özü Güleryüz, hoşgörü ve sevgidir. “Bazen küçük bir bakış, insana dünyaları verir. Bazen küçük bir bakış, insanı cehennemin derinliklerine yollar...” - Jean Jacques Rousseau / Evliliği cennet yada cehenneme çevirmek size bağlıdır.

Bütün trajediler ölümle biter, bütün komediler evlilikle. Lord Byron

Ne yazık ki günümüzde evliliklerin sonuçları hiç de isteyebileceğimiz bir şekilde bitmiyor. Kafaların içine kazılı düşünce kalıpları, evlilikten hemen sonra (bazen daha evlenmeden önce) ilişkileri muharebe alanına dönüştürüyor. Toplumda bilerek yaygınlaştırılan

mücadele, üstünlük ve hakimiyet kurma güdüleri tarafları aileleri ile birlikte top yekun bir savaşa sokuyor. Taraflar birlikte olma isteğini artıracak hoşgörü, sevgi, saygı ve kişisel bakımdan uzaklaşıyor. Erkekler zaman içinde bakımsız, cinsel cazibeden uzaklaşmış eşlerinden kaçmaya başlıyor. “Kadını asla küçük görmeyin. Tabii yaşı ve kilosu dışında...” Shelley Winters Kadınlar evlenmeden önce ölüp bittikleri “maço” tiplemesinden sıkılmaya başlıyor. “Bir erkeğin sevip, sonra bırakmasında hiç sorun yoktur. Tabii iyi şeyler bırakmışsa...” - Ava Gardner / Erkeklerini eve para getirmek ve sürekli kendilerine hizmet vermek zorunda olan varlıklar olarak görmeye başlıyor.

www.estemagazin.com

Bunlar aslında uyulması gereken olmazsa olmazlar değildir. Gelişmiş ülkelerde bu tür ayrılıklara karşılık yürüyen beraberlikler vardır. Ancak bu beraberliklerde kişilerin özgürlükleri asla diğer eş tarafından baskı altına alınmaz. Eşler her şeyden evvel maddi olarak eşit ve bağımsızdır. Unutmayın ki, “Mutluluğu bulmak için değil, paylaşmak için evlenilir...” - Harry Emerson Fosdick

Kocam ille de bir kızıl saçlı ile sevişmek istiyordu. Ben de saçımı kızıla boyadım... Jane Fonda

İyi bir evlilik yapmanın tek yolu karşınızdakini anlamaya çalışmak ve onunla konuşmayı sürdürmektir. Konuşmanın bittiği ve ‘HAYIR’ kelimesinin bolca söylendiği evlilikler ne yazık ki ya biter ya da çıkmaza girer. Siz dağ manzarasından eşiniz deniz manzarasından hoşlanıyorsa ilişki baştan hatalı olmuştur. Bu yüzden eşlerin ilgi alanlarında ortak görüşlere sahip olması beraberliğin devamı için çok önemlidir.

Türk Medeni Kanunu 17 Şubat 1926’da kabul ediliyor ve 18 Şubat 1926’da da 20 yaşındaki Zehra Say kendisi gibi Öğrenmen Fuat Say’la Ankara’da resmen nikahlanıyor. Yukarıda eski Türkçe yazıyla doldurulan evlenme şaadetnamesi görülmektedir. EKİM 2016 I 53


Genel Yayın Yönetmeni

Dr. Pınar Ünal

Ekranlardan da tanıdığımız ve pek çok gezi programına imza atan neredeyse koltuğumuzdan oturduğumuz yerden bize dünyayı bir çırpıda gösteren sevgili Çağatay Şahin bu ay EsteMagazin’e konuk oldu ve sorularımızı cevapladı.

54 I EKİM 2016


RÖPORTAJ

www.estemagazin.com

Röportaj

ÇAĞATAY ŞAHİN

EKİM 2016 I 55


Fotoğraflar: Çağatay Şahin

ppSevgili Çağatay Şahin biz sizi ilk TV de tanıdık ve sevdik nasıl oldu bu TV yolculuğu, gezi programları yapmak hiç de kolay değil ve siz bu kulvarda büyük başarı sağladınız. Bize bu yolculuğu, başarının sırrını anlatabilir misin? Memur çocuğuyum ben. İlkokulu 5 farklı şehirde okudum o yüzden. Babamın işi gereği daha o yıllarda bile sürekli yollardaydım. Bu yerinde duramayan halim, hayatım boyunca sürekli yeni bir şeylerin peşinde koşmak ve daha farklı neler yapabilirim düşünceleriyle buluşturdu beni. Ortaokul yıllarımda bile yaşıtlarımdan farklı olarak, yaz tatillerinde alıp başımı sahil şeritlerine çalışmaya giderdim. Hem çalışıp hem tatil yapardım. Her okul sezonu açıldığında öğretmenim İngilizcemin daha da iyi olduğunu söylerdi. O yıllarda garsonluktan, DJ’liğe kadar yapmadığım iş kalmadı. Açıkçası her şartta kendi başımın çaresine bakabilen bir yapım var. Öyle ki İzmir 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümünün bitirip, sırt çantamı alıp İstanbul’un yolunu tuttuğumda yıl 1992 idi. Ve o sıralar TRT’nin dışında, sadece yeni kurulan ve kurulma aşamasında olan birkaç özel televizyon vardı. İlk televizyon kanalıma, kapısında bekleyip, gelen yöneticilere kendimi tanıtarak ve anlatarak girmiştim. Kendime olan inancım, hayatın her 56 I EKİM 2016

anında şansımı sonuna kadar zorlamam için güç verdi. O gün bugündür mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmedim.

ppGezmekten yorulmuyor musun, sürekli valiz hazırlamak zor olmuyor mu. Keşke evde olabilseydim dediğin zamanlar yok mu? Belki birçokları için zor olabilir ama benim için çok rutin bir olay bu. Yıllardır artık o valizin içine nelerin gireceğini adeta ezberledim. O yüzden çok vaktimi almıyor. Gezmek bir ihtiyaç. Her şeyden biraz olsun uzaklaşmak, kendine biraz daha yakınlaşmak için bir fırsat. Gittiğin her yer ruhun için bir mola aslında. Koşturmacaya, rutine, alışkanlıklara, tekdüzeliğe verilen bir mola. O yüzden aslında aynı yere defalarca da gitse insan, gördüğü yerleri tekrar etme duygusundan ziyade, yine mutlu yine yeni bir heyecanla bakıyor etrafına. Bu aslında dediğim gibi, çok sevdiğiniz bir kitabi tekrar okumak gibi bir şey aslında. Evde olmayı istemek bir yana hiç bitmesin dediğimiz o kadar çok yolculuk var ki.

ppGezgin olmak. Aynı zamanda da iyi bir performans sağlıklı bir beden gerektirir. Kendimden biliyorum bir gezi sonrası ya hasta olurum ya da olmamak için vitamin desteği alırım. Siz bu enerjiyi nereden


RÖPORTAJ

buluyorsunuz. Nasıl dikkat ediyorsunuz sağlığınıza, var mı özel formülleri merak ettim? Önceleri gençliğin verdiği dinamizm ile enerjimi hep üst seviyede tutabiliyordum. Ancak 40’lı yaşlara geldiğimde hem televizyon hem turizm sektörünün hareketli dünyasında her zamanki dinamizmimi koruyabilmek adına önemli bir karar verdim. Sigarayı bıraktım. Yıllarca, yaklaşık 20 sene boyunca neredeyse günde 1,5-2 paket sigara içerken, son 8 yıldır ağzıma tek bir sigara koymadım. Bu kararım sonrasında, o günden bu yana kendimi çok daha genç, diri ve dayanıklı hissediyorum. Vitamin kullanmıyorum. Çekimler esnasında yemek yeme imkanı bulamama ihtimalimize karşı yanımda kuru kayısı, ceviz, badem bulundururum. Bununla birlikte gerçekte çok sağlıklı olarak bilinen birçok besini de severek yerim. Özellikle balık (somon), ceviz, yoğurt, sarımsak, zencefil, çörek otu gibi. Ancak kötü alışkanlıklarım da yok değil hani. Tatlıyı çok seviyorum. Bu yüzden kilom olması gerekenin üzerinde. “Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz”un en güzel yanıtı da bu olsa gerek :)

ppNormalde boş zamanlarınızda ne yaparsınız ya da hobileriniz neler diye bir kişiye sorsak cevap olarak pek çok kişi “gezerim yeni yerler görmek isterim” cevabını

www.estemagazin.com

verir. Sizin gibi işi gezmek görmek olan biri bu soruyu nasıl yanıtlar? Kitap okumak, müzik dinlemek, sinemaya gitmek, yazı yazmak gibi klasik hobileri saymazsak, daha önce televizyon, bugün turizm sektörü derken, çok yoğun bir iş hayatım olduğu için, hayatını normal bir şekilde yaşayabilen insanlara göre ben hobilere çok fazla zaman ayıramıyorum. Ama fırsat bulduğumda Balık tutmayı çok severim, görsel teknoloji ve fotoğrafçılık ilgi alanlarım arasında. Fotoğrafçılık yönüm, yaptığım meslek itibariyle de yıllar içinde farklı bakış tekniklerini kazanmamla birlikte daha da gelişti ve bir nevi hobim oldu. Özellikle Çağatay Yolda Ailemizle çıktığımız gezilerde, konuklarımızın farklı ortamlarda fotoğraflarını çekmekten çok keyif alırım. Onlara hayatları boyunca saklayacakları, baktıkça mutlu olup bizi hatırlayacakları bir armağan vermek gibi bir duygu bu benim için. Bununla birlikte web sayfası editörlüğünden de keyif alıyorum. www. cagatayyolda.com adresindeki internet sayfamızın de her şeyiyle ben uğraşırım. Sayfanın yeniden düzenlenmesi, yenilikler, farklı eklentiler, metinler, fotoğraflar vs. benim zevkle yaptığım uğraşlardan birisi.

ppBen zaman zaman grup olarak zaman zaman bireysel olarak yolculuklara çıkarım. EKİM 2016 I 57


58 I EKÄ°M 2016


Gezmek yeni yerler görmek benim için de nefes almak demektir. Siz bu işin profesyoneli olarak birine gezgin diyebilmeniz için hangi özellikleri taşıyor olması gerekli sadece gezmeyi sevmek yeterli mi? Gezmeyi sevmek tabi ki ilk şart. Hiçbir iş sevilmeden yapılmaz. Tutku ve istek en önemli anahtar. Çünkü o isteğin peşinde birçok zorluğun üstesinden gelebilir bir gezgin. Kişisel yetenekleriyle çok az bir parayla da gezmeyi becerebilendir. Şehirlerin meydanlarıyla sınırlı kalmayıp, arka sokaklarını merak edendir. Bu yüzden iyi bir yürüyüşçü de olmalıdır. Ve tabi ki dünya vatandaşı olmayı başarmıştır. Geçtiği yollardaki tüm uygarlıklara, dinlere, dillere, ırklara, insanlara sonsuz saygı ve hoşgörüyle yaklaşmayı bilendir gezgin. O herkesle birlikte hareket etmekten çok, sırt çantasıyla uzakta kaybolandır...

ppEn çok beğendiğiniz hayran kaldığınız burada yaşarım dediğiniz. Türkiye ya da ülke dışı bir yer var mı? Okuyuculara mutlaka gidilmesi gereken 5 destinasyon söyleseniz desem ne cevap verirsiniz? Eğer yaşamak söz konusuysa Barselona ve Londra bana göre yaşanabilecek şehirler. Her daim hareketli ve canlıdır. İspanyolların neşeli insanları, cana yakınlığı, Gaudi’nin muhteşem eserleri, Akdeniz kokusu ve hiç sıkılmadan gezilen sokakları ile Barselona’da geçirilen her vaktin keyfe dönüşmesi garantidir. İnsanın ülkesi dışında kendini

RÖPORTAJ

www.estemagazin.com

çok iyi hissettiğin yerlerden birisi burası. Londra ise dünyanın dört bir yanından insana ev sahipliği yapıyor. Bu armoni içinde kendinizi hep evinizdeymiş gibi hissediyorsunuz. Farklı milletlerden oluşan bu insan gökkuşağında, yollarda İngilizleri içinden ayırmak neredeyse çok zor. Bunun dışında mutlaka görülmesi gereken yerler ise; Henüz daha Kapitalizmin pençesine düşmeden fakir ama mutlu insanların ülkesi Küba’ya, Holi Festivali’nde, Agra-JaipurDelhi Altın üçgeni ile birlikte Varanasi’yi de görebileceğiniz bir Hindistan’a, Muhteşem Ha Long Bay körfezi için Vietnam’a, Angkor Thom tapınakları için Kamboçya’ya, Sonsuz huzur ve biraz da şımarmak adına Maldivler’e, Salzkammergut Bölgesi ve incisi Hallstatt’a hayran kalmak için Avusturya’ya ve bir belgeselin içinde yol almak için Kenya Masai Mara’da Safari’ye gidebilirsiniz.

de olduğu için, belki ailemizle gerçekleştirdiğimiz gezileri, aynı zamanda gezmeyi sevenlere yol göstermek adına yeniden bir TV kanalında izleyicimizle tekrar buluşturabiliriz. Sonuçta zaten yine dünyanın dört bir köşesinde gezme halinde ve sürekli yollardayız, neden olmasın...

ppTekrar TV de sizi görebilecek miyiz var mı planlar? Biz Çağatay Yolda Programını, son yıllarında değerli meslektaşım Serpil Türkekul ile yapıyorduk. Birlikte yaptığımız röportajlar ve anlatımlarla program çok daha renkli ve keyifli hale gelmişti. Şu an içinse Serpil ile turizm dünyasında aynı heyecan ve şevkle, özverili bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz. Geçmişte izleyecimiz olan birçok dostla bu kez birlikte gezme keyfini yaşıyoruz. Ama bu her ikimiz için de bu tekrar gezi programı yapmayacağımız anlamına gelmiyor. Bugün aynı zamanda Çağatay Yolda Turizm adı altında bir Turizm şirketimiz

ppSizinle gezmek isteyenler için, önümüzde dönemde gerçekleşecek gezileriniz ve iletişim bilgilerinizi de verirseniz çok mutlu oluruz… Tabi ki biz de çok mutlu oluruz. Bu keyifli röportaj için ve zaman ayırıp okuma imkanı bulan tüm dostlara da sonsuz teşekkürler... ÇAĞATAY YOLDA GEZİLERİ 2017 TAKVİMİ BARSELONA 10-13 Kasım 2016 VİETNAM & KAMBOÇYA 06-16 Ocak 2017 KUZEY IŞIKLARI & LAPONYA 21-25 Ocak 2017 KÜBA 27 Ocak-05 Şubat 2017 İSKEÇE KARNAVALI 23-27 Şubat 2017 HİNDİSTAN HOLİ 10-19 Mart 2017 JAPONYA & GÜNEY KORE 31 Mart-10 Nisan 2017 PERU BOLİVYA 29 Nisan-12 Mayıs 2017 Gezilerin detaylarını cagatayyolda.com sayfasından görebilir, katılım için 0 532 201 06 64 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

EKİM 2016 I 59


. 3 Bodrum

Çalıştayı 30 Ağustos - 4 Eylül

60 I EKİM 2016


SANAT

Dr. Tayfur Yağcı

3. Uluslararası Bodrum Çalıştayı 5 ülkeden 30 ressamın katılımıyla 30 Ağustos - 4 Eylül 2016 tarihleri arasında Seba Sanat Galerisi tarafından Bodrum Hapimagsea Garden’da düzenlendi.

www.estemagazin.com

S

anatçılar otelin bahçesindeki workshop’ta izleyicilerin gözü önünde hem canlı performans sergilediler hem de izleyicilere resim dersi verdiler. Açılışta konuşma yapan ressam Seba Uğurtan etkinliklerden elde edilen gelirinin büyük kısmını hasta ve ihtiyacı olan kişilere, yardım derneklerine gideceğini belirterek bu tür çalıştayların hem sanat hem de sosyal projeler için iyi bir fırsat olduğunu açıkladı. EKİM 2016 I 61


Bitez Dondurma F

Genel Yayın Yönetmeni

Dr. Pınar Ünal

Bodrum’a gidince Bitez’de dondurma yemediyseniz Bodrum’a gitmiş sayılmazsınız. Bizim de yolumuz Bitez’e düştü ve sizin için o meşhur dondurmanın tadına baktık. Sahiplerinden Ramazan Ihtiyar ile bir araya gelerek Bitez dondurmasının yolculuğunu öğrendik. Bu arada benim favorim krokantlı ve kakaolu naneli dondurma oldu… Mandalina ve satsuma meyveli lokumu ise denemeye değer değişik tatlar arasında… 62 I EKİM 2016

irma 1995 yılında Bitez Köy Meydanı’nda Mehmet, Ahmet ve Ramazan ihtiyar kardeşler tarafından 15 metre kare bir dükkanda kuruldu. Artvinli 3 kardeş el ele verip sadece doğal malzemelerden katkı maddesi kullanmadan dondurma yapmaya başladılar. O zamanlar Bitez Köy Meydanı’nda dondurmacıdan başka dükkan yoktu. Ta ki yıl 2003’e geldiğinde, bir köşe yazısıyla şansı değişen dondurma dükkanı, ertesi günü kapıda kuyruklar olan ‘Meşhur Bitez dondurmacısı burası mı? diye sıraya giren insanlarla dolup taşmaya başladı. Daha sonra meyvenin nerede daha iyisini bulunur diye Ar-ge çalışmaları yapıldı. Kendi tarlalarında karadut, vişne, çilek yetiştirmeye başlandı. 3 kardeşin her biri kendi branşlarında çok üst düzey çalışmalarıyla Bitez dondurmayı bu modern üretim merkezine ve adını tüm dünyada tanınmış bir marka haline getirdi. Şu an Bodrum’da 10 şube ayrıca İstanbul Yeşilköy, Antalya ve Alaçatı şubelerinde faaliyet göstermekte. Şubelerde %100 doğal, meyveli dondurmalarda şeker içermeyen, diyabetik hastaların rahatlıkla tüketeceği dondurmalar, az şekerli tatlı ve waffle. Bunun yanı sıra kendi bahçelerinde yetişen zeytin ve zeytin yağını, Artvin’den getirtilen tereyağından, bahçelerinde yetişen domates, biber, patlıcan ve salatalıklardan Bodrum’a özel serpme köy kahvaltısı verilmekte. Ayrıca Bitez dondurmacısında kendi bahçelerinden toplanan mandalina ve satsumadan reçel ve lokumlar da servis edilmekte. Yolunuz düşünce bu lezzetleri tatmayı unutmayın!


MAGAZİN LEZZET

www.estemagazin.com www.estemagazin.com

EYLÜL EKİM 2016 I 63


64 I EKÄ°M 2016


LEZZET

www.estemagazin.com

EKÄ°M 2016 I 65


Y

aşam ve Kariyer Koçu Elif Kaçar ile hayata dair ve elbette ki mesleki açıdan yaşam ve kariyer kelimelerini sıkça dile getirdiğimiz bir söyleşi yaptık. Keyifli okumalar…

ppElif Hanım, öncelikle okurlarımıza kendinizden bahseder misiniz?

Gazeteci

Behtiye Kaya Kayıhan Metropol hayatının getirilerinden biri olan yaşam ve kariyer koçluğu hayatımızda çok önemli bir yerde. Daha başarılı bir iş yaşamı ve kaliteli bir hayat için başvuracağımız isimler bu konuda tam donanımlı ve başarılı bir geçmişe sahip olmalı. Tam da bu nokta Yaşam ve Kariyer Koçu Elif Kaçar sektörün başarılı isimlerinden biri olarak dikkat çekiyor. 66 I EKİM 2016

İşletme yüksek lisans mezunuyum. Üniversitede ise Turizm okudum. Mezun olduktan sonra insan kaynakları, eğitim denetim şefliği, spa müdürlüğü gibi farklı işlerde çalıştım. Sonra kendi firmam olan EK Danışmanlık firmasını kurdum. Yabancıların çalışma izinleri konusunda danışmanlık hizmeti vermekteyim. 2014 yılından itibaren de yaşam/ kariyer koçuyum. Çeşitli haber sitelerinde, dergilerde ve kendi bloğumda yazmaktayım. 2016 yılı itibariyle kişisel gelişim eğitmeni unvanımı alarak kişisel gelişimle ilgili eğitimler vermekte ve yaşam koçluğu eğitimleriyle yaşam koçu yetiştirmekteyim.

ppKişisel gelişim ve yaşam koçluğu ile yollarınız ne zaman ve nasıl kesişti? Üniversite dönemimden beri kişisel gelişim kitapları okumaktayım. Daha o dönemlerde insanın duygu ve düşünlerine, kişisel gelişimine, hayatına artı değer katması gibi konulara ilgim vardı. Karakter olarak da insanlar için bir şeyler yapmayı, onların hayatında faydalı olmayı seviyor olmam, beni koçluğa yönlendirdi.

ppRöportaj için hazırlanırken birçok

sertifikanızın olduğunu gördük. Bize biraz sertifikalarınızdan bahseder misiniz? Yeni aldığım eğitimlerle birlikte kigeder ve ipdact onaylı kişisel gelişim eğitmeniyim. Ipdact onaylı yaşam koçluğu eğiticinin eğitimini yaşam koçluğu eğitimleri verebilmek için aldım. Yaşam koçu olabilmem için 3 ayrı kurumdan Ipdact, Yolculuk Kişisel Gelişim ve İstanbul NLP’den yaşam koçluğu sertifikam var. Enerji çalışmaları beni sürekli çektiğinden 2 ayrı kişiden reiki ve Access eğitimleri aldım. Kişisel gelişim alanında nlp, beden dili, yaratıcı düşünme becerileri, etkili sunum teknikleri, insanları tanıma sanatı, insan kaynakları, zor insanlarla iletişim vs seminerlerine katıldım.

ppBu kadar çok sertifika alan ve kişisel gelişimin birçok dalında hizmet veren biri olarak kendi kişisel gelişiminizi anlatır mısınız? Bu yolda neler yaşadınız ve kişisel gelişiminizi tamamladığınızı düşünüyor musunuz? Hayır. Tabi ki üşünmüyorum. Kişisel gelişim ömrünüzün yetmeyeceği kadar uzun bir yolculuk. Bazen mesainizin tamamını bu eğitimlerle ve kişisel gelişim kitaplarını okuyarak geçirmek istersiniz. Her eğitim, her kitap farklı bir farkındalık yaşatıyor size. Halen gitmek istediğim bir sürü eğitim, kitaplığımda okumam gereken bir sürü kitap ve kitapçıda almak istediğim bir sürü kitap var ama zaman bulamıyorum. Bu yönde


RÖPORTAJ JİNEKOLOJİ

Röportaj

www.estemagazin.com www.estemagazin.com

ELİF

KAÇAR EKİM 2016 I 67


68 I EKÄ°M 2016


RÖPORTAJ

çok eğitim almış ve eğitim veren biri olarak bu tarz eğitimlerden sonra hemen diğerini almadan aldığınız eğitimin hayatınıza kattıklarının farkındalığını yaşayacak kadar kendinize süre tanıyın.

ppSertifikalar demişken biraz detaylandırabilir miyiz? Yaşam, ilişki, öğrenci, kariyer, ebeveyn, zayıflama ve kurumsal koçluk alanlarında önemli sertifikalarınız var. Peki, bu kadar çok alanda koçluk yapmak zor olmuyor mu? Profesyonel koçluk becerileri diğer adıyla certified koçluk alanında eğitim almanız bu alanlarda koçluk yapabilme becerilerinizi de kazandığınız anlamına gelmektedir. Tabii kişisel gelişiminiz için başka eğitimler ve yaşadığınız farkındalıklarda koçluk yaparken yardımcınız oluyor. Ayrıca çok alan gibi görünse de tek tema var. Tema insan. Makro bakış acısıyla baktığımızda hepimizin, hemen her konudaki düşünce kalıpları, korkuları, endişeleri aynı. Bu yüzden zor gelmiyor.

ppEn yalın haliyle verdiğiniz hizmeti anlatabilir misiniz? Sağlıklı bireyin o anki durumuyla olmak istediği, hedeflediği durum arasında kişiye yol arkadaşlığı yapan, motive edilmesi gereken yerde motive eden, gerçeği görmesi gereken yerde gerçeği gösteren, hedeflediği duruma gelene kadar her anında yanında olan, kişinin hayatındaki farklı bakış acısıyım. Ayrıca kişilere bu hizmeti verebilmeleri için yaşam koçu eğitmeni ve kişisel gelişim eğitmeniyim.

ppKişisel gelişimle ilgili çok faydalı blog yazılarınız var. Bu yazılardan yola çıkarak bir kitap çıkarmayı düşünüyor musunuz? Blogum sayesinde okuyucu kitlesi yakaladığımın farkındayım ama kitap

www.estemagazin.com

konusunda içimdeki ses beklememi söylüyor. Kitap çıkarmak çocukluk hayalim bir gün mutlaka olacak.

ppOkuyucularımız merak edecek şimdi yaşam koçluğu eğitimlerini sadece İstanbul’damı veriyorsunuz. Farklı şehirlerde de eğitim veriyor musunuz? Evet veriyorum. Okuyucularınız facebook üzerinden Yaşam Koçu Elif Kaçar sayfasını takip ettiğine eğitim il duyurularını görebilir. Ayrıca bazı illerden bu ilde yaşam koçluğu eğitimi ne zaman açacaksınız gibi talepler geldiğinde o talepleri de değerlendirip o ilde eğitimler acıyorum. Üstelik yaşam koçluğu eğitimleri butik olduğundan 20 kişi olmasını falan beklemiyorum. 3 ya da 4 kişiyle eğitim acıyoruz. Sadece yaşam koçluğu eğitimi de değil kişisel gelişim ile ilgili her konuda eğitim ve seminer vermekteyim.

ppEğitim almak isteyen ya da danışanınız olmak isteyen kişiler bu kadar kolay ulaşabiliyor mu size? Evet. Tüm sosyal hesaplarımın, maillerimin, mesajlarımın takibini ben yapıyorum. Sitede cep telefonu numaramda var. Her şeyi arayıp sorabilirler. Sadece telefonda, mesajda ya da mailde eşleriyle ilgili sıkıntıları, problemleri, ya da başka sorunlarını anlatmak isteyenlere yardımcı olamıyorum. Onları anlıyorum sıkıntılarına, sorunlarına bir çözüm bulmak istiyorlar bununla birlikte seans alabilmeleri için maddi olarak hazır değiller, evet onları çok iyi anlıyorum. Ama ben üç beş tane mesajda onların yaşadıkları sıkıntının sorunun derinliğini anlayabilmem ve onlara hayatlarıyla ilgili farkındalıkları yaşatabilmem imkânsız. Zaten bu durumdalar bide ben durumu yanlış anlayıp, üç beş cümleyle ön yargılı yaklaşarak onların hayatına yanlış yaklaşmak istemiyorum. EKİM 2016 I 69


SIR

Mystery

70 I EKÄ°M 2016

Ressam Arif Turan


SANAT

www.estemagazin.com

Genel Yayın Yönetmeni

Dr. Pınar Ünal

Ressam Arif Turan, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nde 198286 yılları arasında okuduktan sonra yine aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Yaklaşık 15’e yakın kişisel sergiye imza atan Turan’ın, Parçalanmış Zamanlar, Kördüğüm, Kıyısız sergilerinden sadece bazıları. EKİM 2016 I 71


K

onularını seçerken insan, canlı, doğa kavramlarından yola çıkan sanatçının son sergisi Sır (Mystery) ise arıları ve onların muhteşem yaşam döngülerini ve doğaya mucizevi katkılarını resimleyerek bu sır perdesini aydınlatmayı amaçlıyor. Birikimlerini öğrencileri ve sanatseverlerle paylaşmayı her zaman benimseyen ve aynı zamanda yeni sanatçılar yetiştiren Turan’ın sergisi 11 Ekim 2016 tarihine kadar Arnavutköy’deki Galeri Selvin’de sanatseverlerle buluşacak. Ressam Arif Turan son sergisi Sır’ı EsteMagazin için şu sözlerle anlattı;

72 I EKİM 2016

“Arılar bir yaşam kaynağı ve doğanın, hayatın devamlılığını sağlayan yegane canlı. Mitolojilerden sanatın değişik dallarına, mimarlığa kadar etkili olmasıyla önemini göstermiş bir varlık. Einstein’a ithaf edilen “Eğer arılar dünyadan yok olursa insanlık dört yıldan fazla varlığını sürdüremez” deyişi, onların doğadaki tüm çiçekli bitkilerin çoğalmasını dolayısıyla hayatın devamını sağlayan “aşk elçileri” olduğunun kanıtı. Bunu yaparken olup biten her şey bir büyük “sır”. Kovandaki üretim, yaşam/ ölüm döngüsü, süreklilik baş döndürücü, büyüleyici ve düşündürücü. Çevre sorunları, ilaçlamalar yüzünden bozulan, yaralanan doğa ve petekler kaygı

verici olsa da, tükenmekte olan arıların yaşamı, mücadeleleri ve sağaltma/şifa arayışları da bir umut ışığı. Balı yapan fakat izah edemeyen (edilemeyen) arılar sezgilerim aracılığı ile yaptığım iç yolculukta büyük bir mecaz. Resimsel olanakları, varoluş, yaratıcılık, poetika ve dünya görüşüm açısından da doğal bir hazine. “sır” çalışmalarını resim serüvenime yeni kapılar açarken; bugünün küresel GDO lu üretim/yaşam zihniyetine, algı yönetimiyle, tüketim toplumuna bir tavır, cevap olarak görüyorum. Bu nedenlerle konularımı seçerken trajik olandan yola çıkıp insan/canlı doğa ilişkisini, yaşam kaynaklarını temel alıyorum.”


SANAT

www.estemagazin.com

EKÄ°M 2016 I 73


Aktur Simitçisi Genel Yayın Yönetmeni

Dr. Pınar Ünal

Bodrum’un harika koylarından Bitez’de 1989 yılından beri faaliyette olan Aktur Simitçisi çıtır çıtır simidi ve farklı lezzetleriyle sizi adeta festivale davet ediyor. 74 I EKİM 2016

2

7 yıldır aynı mekanda sıcacık havası ve güler yüzlü çalışanları ile kalitesinden ödün vermeden müşteri memnuniyetini koruyarak hizmet vermekte olup sadece simit değil, kahvaltısı ile de takdiri hak ediyor. Ortam ise oldukça rahat ve huzur verici. Bir aile işletmesi olduğunu ilk andan itibaren hissediyorsunuz. Ali Kılınç tarafından kurulan işletmede zamanla bayrağı damadı Sedat Zırığ devralmış. Sedat beyle oturup hem sohbet ettik, hem de muhteşem lezzetlerin tadına baktık. Sedat Zırığ simit için kullanılan susamın yerli, iri

ve Muğla yöresinin susamı olduğunu ve yedikten sonra ithal Çin susamı gibi midede rahatsızlık yapmadığını. 8 ton susamı kendi elleriyle yetiştirip, toplayıp, kaliteyi yüksek tutmayı amaçladıklarını ifade ediyor. Benim en sevdiğim lezzetlerin başında simit elbette var ama portakalı kurabiye kuruvasan, ponçik, incirli mirvan ve limon marmelatlı kurabiyeyi sayabilirim. Aktur Simitçisi’nde hem ruhumuz hem midemiz bayram etti. Gercekten değişik tatlar deneyimleyip oradan ayrıldık. Bodrum’a gittiğinizde uğramanız gereken bir adresi sizinle buluşturduk. Sevgi ve esenlikle kalın.


LEZZET

www.estemagazin.com

EYLĂœL 2016 I 75


76 I EKÄ°M 2016


LEZZET

www.estemagazin.com

EKÄ°M 2016 I 77


Röportaj

AYTUNÇ

BENTÜRK

78 I EKİM 2016


RÖPORTAJ

www.estemagazin.com

PR Danışmanı

Şükriye Tahir Özgül Türkiye onu Yonca Evcimik’in dansçısı olarak tanıdı. Güler yüzü ve sempatik tavırları ile 7’den 70’e herkesin gönlünde taht kurdu Aytunç Bentürk. Yine Evcimik’in desteği ile bu sefer dans kariyerine şarkı söylemeyi de ekledi. “Birkaç iyi Adam” 90’lı yılların en popüler müzik gruplarından biri oldu. Ardından sayısız televizyon projesi, koreografi çalışmaları derken, kendi adını taşıyan dans akademisini kurdu. Şimdi Dünya standartlarında dansçılar yetiştiriyor ve yine ulusal ve uluslararası başarılara imza atıyor. EsteMagazin’e samimi açıklamalarda bulunan Aytunç Bentürk bir de müjde verdi. Başarılı sanatçı ‘kalbimin sahibi’ dediği sevgilisi ile yakında dünya evine girmeyi planladıklarını açıkladı. EKİM 2016 I 79


80 I EKİM 2016

Fotoğraflar: Levent Kuğu


ppKimdir Aytunç Bentürk? Biraz kendinizden söz eder misiniz? Aytunç Bentürk 2 Haziran 1972 istanbul’da doğmuş, çok neşeli bir ailenin küçük oğludur. Küçük yaşlardan itibaren spor, dans ve müzik ayrılmaz parçası haline gelmiş… Hiperaktivitesi oldukça yüksek, yerinde duramayan, inatçı, pes etmeyen boş durmayı sevmeyen… Ülkesini, Atasını, hayatı yaşamayı, insanları, hayvanları çok seven içi sevgiyle dolu bir insan… Tüm bunlar kısaca Aytunç Bentürk demek.

ppMüzik kariyeriniz de var ancak biz sizi dansla tanıdık ve hala dansla takip etmeye devam ediyoruz. Nedir sizin için dans? Evet, hayatım dans ile başladı. 4 ya da 5 yaşından beri dans ediyorum. Ailem her hafta sonu toplanıp sohbet, muhabbet ederdi. Her muhabbetin sonu da muhakkak müzik, eğlence ve dans ile biterdi. Sanırım bu yüzden dans içime işledi. Dans benim için bulutların üzerinde özgürce uçmak gibi, tüm sorun ve dertlerden uzaklaşmak gibidir. Her şeyden önemlisi dans gerçek bir sevgidir. Dansa Tolgahan dans grubu ile başladım. Sonraki süreçte bir dönem Neşe Erberk ajansta dansçı manken olarak çalıştım. Sonrasında kendi gruplarım ile klip ve televizyon programlarında dansçı koreograf, animatör gibi pozisyonlarda görev aldım. Bu süreçte Yonca Evcimik’le dansçı olarak kliplerde ve konserlerde çalıştım. Yonca’nın dansçılarına yapmış olduğu teklifle ‘Birkaç iyi adam’

RÖPORTAJ

www.estemagazin.com

adlı müzik ve vokal grubunda 2 kaset çalışmam oldu. 1997 yılında FFDC adında (foot steps Form & Dance Center) kendi okulumu açtım. 2005 yılında kendi adımı taşıyan okulumu bugünkü bulunduğu yer olan Koşuyolu’na taşıdım ve halen Erenköy ve Bakırköy’de de muhteşem dansçılar yetiştirmeye devam ediyorum. 2004 ve 2005 yılları arasında Dünya ve Avrupa şampiyonlukları kazandım. Şu anda da öğrenciler yetiştirip bu ünvanları kazanmaya devam ediyorum. Ayrıca bu yıllar içerisinde birçok televizyon programında koreograf ve jüri olarak da görev aldım.

Şuanda kendi dans okulumda çok güçlü, akıllı, mantıklı, sağlıklı sporcular yetiştiriyorum. Şimdilik tekrar şarkı söylemek gibi bir düşüncem yok, ama müzik benim bir parçam. Ondan asla vazgeçemem.

ppGençlere dans konusunda tavsiyeleriniz olur mu? Ne zaman başlasınlar mesela dansa? Dans hayatlarında ne değiştirir? Gençler eğer hayatlarına gerçek bir anlam katmak istiyorlarsa muhakkak dans etmeliler. Dans insanın hayatını olumlu yönde değiştirdiği gibi oturmasını, kalkmasını, yürümesini, özgüvenini, konuşmasını değiştiriyor ve insanların hayata daha güçlü bakmasını sağlıyor. Dansın yaşı, boyu, kilosu asla olmaz o yüzden istedikleri zaman dansa başlayabilir her insan. Ama anne ve babalara çocuklarını muhakkak küçük yaşta başlatmalarını tavsiye ederim. Sıralamada jimnastik, bale ve dans olmalı.

ppŞu anki projeleriniz neler? Sizi tekrar şarkı söylerken görebilecek miyiz?

ppOyunculuk ya da dizi teklifleri alıyor musunuz? Senelerce film ve dizi teklifleri geldi ancak kabul etmedim çünkü insanın çok zamanını alıyor ve yıpratıyor.

ppBiraz da özel hayat diyelim mi? Kalbinizin dolu olduğunu biliyoruz. Sizinle aynı jenerasyondan olan Burak Kut, Mustafa Sandal gibi isimler çoktan evlendi son olarak da Tarkan… Sizden de yakında evlilik haberi alabilecek miyiz? Evet, kalbimde çok özel bir insan var onunla çok mutluyum ve inşallah en yakın zamanda onunla hayatımı birleştirmek istiyorum.

ppDans da tutkunları için aşkın başka bir hali. Siz nasıl tanımlarsınız dans aşkını? Dans benim için bulutların üzerinde özgürce uçmak gibi. Tüm sorunlardan, dertlerden uzaklaşmak gibidir. Her şeyden önemlisi gerçek bir sevgidir dans.

ppSon olarak EsteMagazin okuyucularına bir mesajınız var mı? Hiç kalbiniz kırılmamış gibi sevin, kimse izlemiyormuş gibi dans edin… Sevgiyle ve dansla kalın. EKİM 2016 I 81


DOSYA

SİYAH BEYAZ FOTOĞ

m u C n a d ’ ı l n a m s O tıp tarihimizde

II. Abdülhamid döneminde modern eğitim alan tıp öğrencileri kadavra ile görülüyor. / Osmanlı Tıp Öğrencileri, 1904

82 I EKİM 2016


DOSYA

www.estemagazin.com

ĞRAFLARLA

mhuriyet’e en kesitler

1. Bölüm

Gazeteci

Behtiye Kaya Kayıhan

Bu sayımızda hep birlikte bir zaman yolculuğuna çıkacağız ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tıp tarihimize siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde bakacağız. EKİM 2016 I 83


G

azetecilik mesleğimden dolayı fotoğraflarla aram hep iyi oldu. Fotoğrafa olan merakım yıllar içinde “siyah-beyaz” fotoğraf koleksiyonerliğine kadar uzandı. İşte, bu koleksiyonerlik maceramda araştırdığım ve klasörlediğim fotoğraflardan bazılarını sizlerle paylaşmak istedim. İlk bölüm için seçtiğim fotoğrafların büyük bir kısmı Türk Tıp Tarihi Kurumu’nun arşivinden ve Feridun Nafız’ın 1968 tarihli Uzluk adlı kitabından. Umarım keyifle incelersiniz...

Edirne Memleket Hastahanesi doktorları, 1922

Balıkesir Memleket Hastahanesi personeli, 1935 Vilayet kelimesi çizilerek önce Memleket, yıllar sonra ise Memleket çizilerek Devlet yazılmaya başlandı. 84 I EKİM 2016


DOSYA

Barın Karantinahanesi mührü, 1880 İlk toplantısını, 1 Mart 1838’de yapan Karantina İdaresi, Sıhhiye Meclisi/ Meclis-i Tahaffuz adıyla kurulmuştu. Görevi, Osmanlı Devleti’ni karadan ve denizden gelebilecek salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı korumaktı. Ülkede karantinanın nasıl yapılacağını bilen hekim olmadığından Avusturyalı Dr. Minas Karantina Başdirektörlüğüne atandı.

www.estemagazin.com

Askeri Tıbbiye Teşrih (Anatomi) Muallim Muavini Kaymakam Köse Tevfik Hasan Bey, 1923 (En önde) Köse Tevfik Bey hocalığın yanı sıra idari bir görev olarak da Askeri Tıbbiye Mektebi’nin Dahiliye Müdür Muavinliğini yapıyordu. Askeri Tıbbiye öğrencileri sivillerden farklı olarak okulda yatılı kalıyorlardı ve gündüz yapılan ortak tıp derslerinden sonra sivil öğrenciler gider, asker öğrenciler ise ilave olarak askerlik meslek dersleri yaparlardı.

Ön sıra soldan Kemal Bey, Fraulein Morvien, Fraulein Abramovitz, Saud Bey, Ronya Abraham, ?, Frau Ludner, Mehmed Ahmed (Balkan Savaşları’nda 1912-13) Balkan Savaşlarında gönüllü hemşire Ronya Datnovski Abraham. (Yanda) EKİM 2016 I 85


I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunun en kıdemli sağlık subayı olan Sahra Sıhhiye Müfettişi Umumisi Süleyman Numan Paşa başkanlığındaki sıhhiye heyeti, 1916

l. Dünya Savaşı’nda Kanal Cephesi’ndeki 3 adet f

Oturanlar soldan sağa: Asaf Derviş Bey, Süleyman Numan Paşa, İbrahim Tali Bey; ayaktakiler soldan sağa İbrahim Refik Bey, Dr. Bruning, Orhan Abdi Bey. Dr. Bahattin Şakir (d. 1874- ö. 17 Nisan 1922), İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden olup aynı zamanda Darülfünun Tıp Fakültesi Tıbb-ı Adli Müderrisi olarak görev yapmış ve ilk telif adli tıp ders kitabını yazmıştır. Berlin’de uğradığı bir suikast neticesinde hayatını kaybetmiş ve Berlin’deki Türk Şehitliği’ne defnedilmiştir. 86 I EKİM 2016

Kudüs Hilal-i Ahmer Hastahanesi’nde Operatör Dr. Akif Şakir Bey (ortada) bir ameliyat yaparken, 1917


DOSYA

www.estemagazin.com

Cerrahpaşa Hastahanesi doktorları, 1924-1925

(1915-17) sağlık hizmetlerinden seçilmiş fotoğraf.

Filistin cephesinde bir ameliyat çadırında müdahale öncesi anestezi yapılırken.

Oturanlar soldan sağa Dr. Hakkı Hayri (göz), Dr. Necmeddin Arif (bevliye), Dr. Rüştü Çapçı (başhekim), Dr. Muhiddin Üstündağ, Dr. Cevdet Atasagun, Dr. Neşet Şükrü (dahiliye), Op. Dr. Ahmet Burhaneddin (cerrahi); İkinci sıradakiler soldan sağa İdare Memuru Şevket, Eczacı Feridun, Dr. Şükrü Hazım Tiner (asabiye), Dr. Fethi Erden (bakteriyoloji), Dr. Hikmet Arda, Dr. Hazım Pekin (cildiye), Dr. Ali Şükrü Şavlı (çocuk), Dişçi Hüsameddin, Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil (nisaiye), İdare Memuru …; Üçüncü sıradakiler soldan sağa Eczacı …, Dr. Süreyya (cerrahi), Dr. Kâmil (adli tıp), Dr. Şerif Korkut (cerrahi), Dr. Sami (dahiliye), Dr. Reşat (KBB), Dr. Ethem (cerrahi), Dr. Zakir (dahiliye), Muhallefat Memuru …, İdareci …, İmam ….

Eski bir geleneğimiz: Doktor - Hasta hatıra fotoğrafı. 28 Mart 1929 Haydarpaşa Tıbbiyesi Birinci Hariciye Kliniği Mühibe Osman Hanım’dan doktoru “Muhterem Kâzım Beyefendi’ye, hastanızı hatırlamaya vesile olsun” dilekleri ile. EKİM 2016 I 87


Prof. George Sarton şerefine verilen çaydan sonra, 24 Eylül 1953 Soldan sağa: Prof. A. Süheyl Ünver, Osman Engin, Bedi Şehsuvaroğlu, sanat tarihçisi Prof. Salih Keramet Nigar, Prof. George Santon, Tevfik Gökmen, Prof. Adnan Adıvar, … , Halide Edip Adıvar, Prof. Reşit Rahmeti Arat.

1 Kasım 1958 günü kaybettiğimiz şair, yazar, diplomat Yahya Kemal Beyatlı, hastalığı sırasında bir kaç defa Cerrahpaşa Hastanesi’nde yatmıştı. Yakın dostları olan Ord. Prof. Dr. Kazım İsmail Gürkan, Ord. Prof. Dr. İhsan Şükrü Aksel ve Prof. Dr. Nihat Reşat Belger onu hiç yalnız bırakmamışlardı. 88 I EKİM 2016


DOSYA

Kurtuluş Savaşı yıllarında bir hastanede gaziler ve hemşireleri bir arada görmekteyiz. Arka sıranın ortasındaki hemşire aslında bir eğitimci olan ve gönüllü hemşirelik yapan Aziz Haydar Hanım’dır.

www.estemagazin.com

Kahraman Türk Hemşiresi Safiye Hüseyin Elbi (1881-1964)

1970’li yılların sonunda yakın süre önce kaybettiğimiz sinema sanatçısı Tarık Akan, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kan Merkezi’nde. Tarık Akan’ın solundaki hanım efendi merkezin ilk müdürü olan Op. Dr. Hadiye Büke’dir. Hadiye Büke (vefatı 1998) aynı zamanda ilk kadın nöroşirürji uzmanımızdır.

Türkiye’de Cerrahpaşa Hastanesinde ilk kan naklini başlatan Prof. Dr. Ahmed Burhanettin Toker (1890-1951) EKİM 2016 I 89


Saftirikler Genel Yayın Yönetmeni

Dr. Pınar Ünal

Başrollerinde Metin Zakoğlu, Selahattin Taşdöğen, Tuncay Bayazit gibi isimlerin yer aldığı sinema filmi “Saftirikler” MS (Multipl Skleroz) hastalığına dikkat çeken önemli bir yapım.

90 I EKİM 2016


SİNEMA

www.estemagazin.com

EKİM 2016 I 91


A

dana’da aynı mahalle de yaşayan dört kafadar arkadaş, kısa yoldan para kazanmak için türlü türlü mücadeleler neticesin de başarıya ulaşamamışlardır. Bu istekleri ne kadar kendileri için olsa da, bir taraftan da mahallelerin de yaşayan Murat’ın MS hastalığının tedavisi için mücadele vermektedirler. Son çare olarak ellerine tesadüf eseri geçen haritadaki hazineyi bulmaya çalışırken, başlarından geçen trajikomik hikayelerini anlatmaktadır.

FİLMİN KÜNYESİ Filmin Adı: Saftirikler Yönetmen: Ali Erşen Senaryo: Birsen Şimşek Oyuncular: Metin Zakoğlu, Selahattin Taşdöğen, Tuncay Bayazit, Mehmet Kurt, Deniz Oral, Nevin Taşdöğen, Selçuk Aydın Konuk Oyuncular: Turgay Kıran, Erman Toroğlu, Yılmaz Vural, Cem Pamiroğlu, Ali Gültiken, Kaya Çilingiroğlu, Oktay DErelioğlu, Mustafa Özkan, Ömer Çatkıç, Ogün Temizkanoğlu, Semih Yuvakuran, Hasan Şaş, Haluk Kulaçoğlu, Hüseyin Sözlü Yapımcı: Dali Yapım Tür: Traji-Komedi Yapım Yılı: 2016 Dağıtımcı: Derin Film Basın Danışmanı: Esin Şeker

92 I EKİM 2016

12 günde tamamlanan Saftirikler filminin çekimleri Adana ve İstanbul’da gerçekleştirildi. Ali Erşen’in yönettiği Saftirikler adlı sinema filminde bulunan kafadarların saflıkları ile başlarına gelen komik olaylar anlatılmaktadır. Başrollerde Metin Zakoğlu, Selahattin Taşdöğen, Tuncay Bayazit, Mehmet Kurt, Deniz Oral, Nevin Taşdöğen, Selçuk Aydın yer almaktadır. Gelirinin bir bölümünün MS (Multipl Skleroz) hastalığının tedavisi için MS derneğine bağışlanacağı ön görülen ‘’Saftirikler’’ sinema filmi 23 Eylül’de gösterime girdi. Saftirikler filminde Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü rol alarak katkı sağladı. Saftirikler filminin organizasyonunu yapan GS eski Başkanı Turgay Kıran rol alırken, yardım sever Futbolcular da rol alarak kamera önüne geçtiler. Hayırsever ünlü yorumcu Kaya Çilingiroğlu ve Erman Toroğlu da çekim günü seyahatlerini iptal ederek gönüllü oyuncu olurken, Yılmaz Vural da aynı şekil de gönüllü olarak kamera önüne geçti. Ali Gültiken, Cem Pamiroğlu, Haluk Kulaçoğlu, Hasan Şaş, Ogün Temizkanoğlu, Mustafa Özkan, Semih Yuvakuran, Oktay Derelioğlu, Ömer Çıtkaç gibi ünlü isimler Saftirikler filminde gönüllü oyuncular olarak gönülleri fethetmeyi başardılar.


SİNEMA

www.estemagazin.com

Vizyondakiler ekim

Ekim ayı kış sezonu olarak sanatta da etkisini gösteriyor. Tiyatro sezonu ile birlikte sinemada da büyük bir hareketlilik var. Yaz sezonunun gişe filmleri Kasım’da yerini tam olmasa da daha sanatsal filmlerine bırakıyor / Derleyen: Behtiye Kaya Kayıhan

TRENDEKİ KIZ 07 Ekim Gerilim, gizem, 112 dakika. Yönetmen: Tate Taylor Oyuncular: Emily Blunt, Luke Evans, Haley Bennett... Senaryo: Erin Cressida Wilson

de kendisinin o gece nerede ne yaptığını öğrenmek isteyecektir.

kaldırmak isteyenlerden kaçacaktır.

INFERNO 14 Ekim gerilim, gizem, macera, 121 dakika. Yönetmen: Ron Howard Oyuncular: Tom Hanks, Ben Foster, Omar Sy, Irfan Khan, Felicity Jones Senaryo: Dan Brown, David Koepp

JULIETA 28 Ekim Dram, 99 dakika. Yönetmen: Pedro Almodóvar Oyuncular: Emma Suárez, Adriana Ugarte, Daniel Grao, Inma Cuesta, Michelle Jenner Senaryo: Pedro Almodóvar

Eşinden ayrıldıktan sonra yeniden normal hayatına dönmeye çalışan Rachel Watson (Emily Blunt), her gün işe giderken bindiği trenle eski kocasıyla bir zamanlar birlikte yaşadığı, şimdi ise eski kocasının yeni ailesiyle birlikte yaşamayı sürdürdüğü evin önünden geçmektedir. Her seferinde aynı acıyı tekrar yaşamamak adına eve yakın başka bir evde yaşayan Megan Hipwell (Haley Bennett) ve Scott Hipwell (Luke Evans) çiftini dikkatle izlemeye, onların hayatlarıyla ilgili kendince yorumlar yapmaya başlar. Yine bir gün trenle oradan geçerken çok kötü birşeye tanık olur. Ertesi sabah uyandığında geceyle ilgili hiçbir şey hatırlamaz ve televizyonda Megan’ın kaybolduğunu öğrenir. Rachel hem Megan’ın akibetini, hem

Ünlü semboloji uzmanı Robert Langdon (Tom Hanks) Dante’yle ilgili ipuçları peşindeyken kendini bir anda Floransa’da bir hastanede bulur. Son birkaç günde yaşanan olaylara dair en ufak bir fikri bulunmamaktadır. Kaldığı hastanede doktorluk yapan Sienna Brooks’un (Felicity Jones) yardımıyla Avrupa’nın dört bir yanını kapsayan bir zorlu bir yolculuğa çıkarak anılarını geri getirmeye ve dünya nüfusunun büyük kısmını yok edecek bir virüsü yaymak isteyen çılgın bir adamı durdurmaya çalışacak, bir yandan kendisini ortadan

50’li yaşlarına gelmiş Julieta (Emma Suarez) erkek arkadaşı Lorenzo ile birlikte Madrid’den Portekiz’e taşınma planları yapmaktadır. Bu sırada en son 18 yaşında gördüğü ve 12 yıldır hiçbir haber alamadığı kızı Antía’nın bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Beatriz (Michelle Jenner) ile karşılaşır. Onunla yaptığı konuşmayla birlikte unutmaya çalıştığı acıları depreşir ve Portekiz’e gitmek yerine eskiden kızıyla birlikte yaşadığı eve geri döner. Kızından bir haber alabilmeyi umutsuzca bekleyerek günlerini geçirmeye başlayan kadın, bu sırada geçmişini tekrar gözden geçirir. EKİM 2016 I 93


94 I EKÄ°M 2016


Sadağı Kanyonu GEZİ/YORUM

www.estemagazin.com

BIR DOĞA HARIKASI

ORHANELİ’DEN 6 KM UZAKLIKTAKİ YÖRÜK KÖYÜ SADAĞI, KANYONU VE KAYA HAMAMIYLA TANINIYOR

Gazeteci

Mahir Bora Kayıhan

Bursa’nın ilçesi Orhaneli’ye bağlı yörük köyü Sadağı’nın adını tüm dünyaya duyuran Sadağı Kanyonu, aynı zamanda doğa sporlarıyla ilgilenenlerin en sevdiği yürüyüş parkurlarından biri. Yürümek tutkumdur deyip de Sadağı Kanyonu’nda hala yürümediyseniz, yazıyı okuma önceliği sizin... EKİM 2016 I 95


96 I EKÄ°M 2016


GEZİ/YORUM

N

ihayet o gün gelmişti! Uzun süredir planladığım Sadağı Kanyonu yürüyüşü için tüm hazırlığımı yapmıştım. Sadağı Kanyonu orta derece zorluk taşıyan bir kanyon olduğu için içim rahattı. Aslında bu geziye, yürüyüşü düzenleyen Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü Bursa Şubesi Başkanı Mustafa Akdemir rehberliğinde gideceğim içinde içim rahattı. Nitekim daha önce düzenledikleri gezilerden çok memnun kalmıştım. Santral Garajı’nda 25 kişilik ekibimiz toparlandığı gibi yola çıktık. Bu sefer ekibimiz oldukça renkliydi. İkinci rehberimiz Şirin ( geziye katılanlardan Alper beyin köpeği ) ve Sevinç – Serkan Yılmaz çiftinin 4.5 yaşındaki küçük gezgin kızları Selin. Tüm gezi boyunca maskotlarımız olacakları başından belli oldu. Merkeze 48km uzaklıkta bulunan Orhaneli’ye vardığımızda toplu kahvaltı ve gıda temini için kısa bir mola verdik. Orhaneli’ye 6 km uzaklıktaki yörük köyü Sadağı’ya vardığımızda son kontrollerimizi yaparak Kamil Dayılar (2. Rehber) önde, biz arkasında serüven başladı.

SADAĞI KANYONU’NUN DAYANILMAZ CAZİBESİ Kamil bey önde, Mustafa bey en arkada, bense öyle heyecanlı, öyle meraklı yer yer Kamil beyi geçtiğim dahi olarak hemen arkasında 1 km kadar yürüdükten sonra kayalıkları kesen su bendiyle karşılaştık. Sarp kayalıklarla örülü kanyonun hemen ağzında duruyorduk. Sadağı Kanyonu’nun anlatılandan daha güzel olduğunun farkına varır varmaz, dayanılmaz cazibesine kapılarak hemen şortlarımızı ve sandaletlerimizi giyip, bendi aşıp, kanyona indik. Belirli bir parkurumuz yoktu. Suyun akışına bağlı olarak devamlı zikzaklar çizerek yürüyecektik. Ortalama iki saat sürecek olan yürüyüşümüz başlamıştı. Hedefimiz ilk olarak Kaya Hamamı’ydı. Hamamın tarihini araştırdığım anda büyülenmiştim zaten. Size de anlatacağım elbette. Ama önce yürüyelim biraz, sırf

www.estemagazin.com

hamamı görmek için gelmedik kanyona. Sadağı başlı başına bir öykü zaten. Yolun çizdiği en uygun çizgiyi takip ederek yola koyulduk. Hepimizin sabırsızlandığı, kavurucu sıcağa karşı ‘’ohhh’’ çekeceği suya girmeyi umut ederek yürüyorduk ki; yolumuz kesildi. Artık suya girmenin zamanıydı ama bizden önce bu işi rehberimiz yapmalıydı ki, bizlerde güvenle geçebilelim. Mustafa bey suya girdi, uygun yolu seçince tek tek karşıya geçmeye başladık. Sıcaktan yanan ayaklarımız dizimize kadar suyun içindeydi. Ama yol boyunca bu kadar rahat olmadı zikzaklarımız. Suyun belimizi aştığı, el ele tutuşup geçtiğimiz yerler, kaygan kayalıklarda oldu. İki saate yakın süren yürüyüş boyunca tüm ekip artık birbirini tanımaya başlamıştı. İsimlerle hitap etme zamanı gelmişti artık, beyler hanımlar kanyonun girişinde bırakılmıştı. Mustafa’nın ‘’toplanalım arkadaşlar hamama yaklaştık’’ komutuyla heyecan içinde durduk. Sanırım size bir öykü sözüm vardı. Hamama dair.

‘’İ.S. 117 – 138 yılları arasında hüküm süren Roma İmparatoru Hadrianus tam anlamıyla bir gezginmiş. Şimdiki ülke sınırlarımız içinde görmediği yer kalmayan Hadrianus, EKİM 2016 I 97


98 I EKİM 2016

beline kadar girmekle yetinirken bazılarımızda tamamen sıcak suya uzanıverdi. Sıcak su yorgunluğumuzu alırken, hamamın yer yer daha sıcak olan suyu içinde hayaller kurmaya başladım. Tarihi gezilerin en güzel yanı da bu değil mi? Adımını attığın yerlerden kimlerin geçtiğini bilmek, içine girdiğin sıcak suda kimlerin yıkandığını bilmek... Düşündüm de kaç kadın İmparator Hadrianus’un karısı olmak, özel hamamda sefa sürmek istemiştir acaba? DÖNÜŞ... Hamam sefamızın ardından kısa bir yürüyüşle şelaleye giderek yemeğimizi orada yemeye karar verdik. Öyle ya,

hava sıcak, hamam sıcak... Serinlemek lazım. Şelalede yüzmek lazımdı... İki saat kadar süren şelale molamızın ardından geldiğimiz yoldan geri döndük. Ama boş değil, bizimle birlikte gelen atıklarımız ve bizden önce gelenlerin ‘’onlara ait değilmişçesine bıraktıkları’’ atıklarıyla. Yolu Bursa’ya düşen diye bir cümle içimden geçmiyor, yolunuzu Bursa’ya düşürüp Sadağı Kanyonu’nda yürümeyi ihmal etmeyin. Eğer ki Bursa’da yaşıyorsanız bu geç kalmış randevunuzu daha fazla bekletip, gidince daha çok pişman olmayın derim. Kalemimin yettiğince Sadağı Kanyonu’nu anlatmaya çalıştım ama klasik olacak belki: Sadağı Kanyonu anlatılmaz yürünür!!!

Fotoğraflar: Mahir Bora Kayıhan

Bursa’ya geldiği zaman avlak olarak kullanmak için şimdiki Orhaneli’yi kurmuş. İmparator yörede avlanırken, karısının canı sıkılmasın diye de avlak merkezine 6 km uzakta bulunan Sadağı Köyü’ne yakın olan sıcak su kaynağını çevreletip hamam yapmış. O zamandan bu zamana, Hadrianus, Adranos, Adirnaz derken Orhangazi tarafından fethedilen avlak, Orhaneli adını almış.’’ Bu ön araştırma sonucu edindiğim bilgiyle daha da bir heyecan dolu olarak hamama çıkan dik yokuşu tırmandım. Sadağı Kanyonu’nun kayalıkları arasında gizlenmiş hamam tüm sıcağa rağmen içine çekti bizi. Yer yer 62 derece sıcaklığa ulaşan hamama, kimimiz benim gibi ayaklarını sokmakla, kimimiz


GEZİ/YORUM

www.estemagazin.com

EKİM 2016 I 99


Terazi 23 Eylül - 22 Ekim

Burcu

23 Eylül doğada gündüz ve gecenin eşitlendiği, kuzey yarım kürede Astrolog sonbahar mevsiminin Dilara Başar Efeoğlu başladığı gündür. Sonbahar ekinoksu evginin, güzelliğin, ilişkilerin gezegeni Venüs tarafından yönetilmekte olan Terazi burcu, yöneticisi olarak adlandırılan olan gezegenin özelliklerini taşır nitelikte geliştirdiği bugün, Güneş’in, sosyal bir kimliğe sahip olan bir burçtur. Terazi burcunun ilkesi ilişkilerdir. İlişkileri üzerine kurduğu Terazi burcuna kavramlar ile gelişme sağlama yolunu seçen Terazi, bu amaç doğrultusunda kişisel ve sosyal bağlar oluşturuyor olacaktır. geçişi ile doğanın vardığı denge İlişkilerin sürdürülüyor olma güdüsünü taşıyan bu burç, uyum, barış, uzlaşma içeren türden davranışları benimseyecek, Terazi burcunun düşünceli, işbirlikçi, hoşgörülü tavırları ile dahil olduğu ana prensibini gruplarda inisiyatifi ele almaktan çekinmeyecek şekilde denge ve düzen geliştirici kimliği ile tanınacaktır. Hem kişisel hem sembolize eder dahil olduğu sosyal gruplar içerisindeki ilişkilerinde geri planda şekilde bu burçta tutuyor olduğu egosu ile tek başınalığının dışına çıkan, karşılıklı ilişkilerin farkındalığına sahip davranışlar sergileyecektir. Uyum yansıma bulur.

S

102 I EKİM 2016


ASTROLOJİ

yaratma gayreti Terazi burcunu kendi bireysel özelliklerini arka plana atabilmeye, ikili ilişkilere ihtiyaç hissetmeye, tek başına kalmaktan kaçıyor olmaya, ilişkiler ile kendini ifade etmeye ve ilişki içerisinde kendi varlığını yitirmeye varacak durumlar ve duygular içerisine girmesine kadar neden olabilir.

artistik sanatlara olan yatkınlığı ve bu değerlere verdiği önem ile kendini gösterir. GÖKYÜZÜNE TERAZİ BURCU DOĞUMLULAR İÇİN BAKTIĞIMIZDA

23 Eylül Cuma günü Terazi burcuna geçen Güneş, 22 Ekim Cumartesi sonrasına RUHUN TARTISI kadar bu burçta kalacak. TERAZİ BURCUNUN İçinde bulunduğumuz zaman SEMBOLÜDÜR diliminde bu burçta doğmuş olan kişiler açısından kendi Antik Mısır Devri dini amaçları, istekleri doğrultusunda metinlerini içeren Mısır Ölüler güçlü, iyimser ve kendilerine Kitabı’nda yer aldığı şekilde ölüm güvenir bir şekilde hareket zamanı gelen ruhlar bir kefesine ediyor olabilecekleri bir dönem hakikat ve adaleti temsil eden olacaktır. Yeni girişimler adına devekuşu tüyü konulmuş Terazi uygun bir zaman olabilir. üzerinde tartılır ve tüyden daha hafif kalbe sahip olan ruh tanrılar Terazi burcuna geçen katına çıkarılırmış, tüyden Güneş’in Jüpiter ile kavuşum daha ağır gelen kalbin sahibi ise yapmakta. Jüpiter ortalama hafifliğini sağlayana kadar tekrar bir yıldır Başak burcunda yaşama geri gönderilirmiş. Bu sürdürdüğü yolculuğunu 9 Eylül mitte yer alan Terazi sembolü Cuma günü sonlandırarak Terazi Terazi burcunun eşitlik ve burcuna geçiş yaptı. Jüpiter denge arayıcılığı ahlâk ve adalet ile Güneş aynı burçta, Terazi anlayışına da yansır. Denge ve burcunda kavuşum yapıyor eşitlik sağlama amacı ile hareket olacaklar. Jüpiter, özellikle 23 eden Terazi burcu taşıdığı bu Eylül - 12 Ekim arası doğumlu anlayış ile olaylara tek yönlü Terazi burcu kişileri daha çok bakmaktan uzak durup her etkisi altına alacak şekilde bu yönüyle bakmanın esas alındığı burcun özelliklerini destekleyen, bir anlayışı benimseyecektir. çoğaltan, öne çıkaran, Diğer kişilerin bakış açısı ile fazlalaştıran etkiler verecektir. durumları değerlendirebiliyor Bu tarihler arasında doğmuş olmak arabuluculuk, tarafsızlık kişiler için Ekim ayının ilk yarısı ve hakemlik vasıflarını da Terazi içerisinde, aşırıya kaçılabilecek, burcunda görmekteyiz. abartılabilecek her türlü davranış ve düşünceye girme ihtimaline Sahip olduğu ahenk ve karşı dikkatli olmakta fayda var. güzellik anlayışı, sanatsal ve estetiksel zevklerin seçkinliğini ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE bu burca taşımaktadır. Resim, TERAZİ BURÇLARINI müzik, güzellik, dekorasyon gibi BEKLEYEN DEĞİŞİM sanatsal ve estetiksel yönleri bir RÜZGARLARI VAR hayli gelişkin olan Terazi burcu,

www.estemagazin.com

Oldukça aktif ve hareketli bir döneme giriyor olan bu burç kişileri kontrolü ele almaları gerekecek olaylar ile karşılaşacak olabilecekler. Özellikle 27 Eylül - 16 Ekim arası tarihli doğumlu Terazi burçlarının hayatlarında çok daha da belirgin olarak görülebilecek değişiklikler Ekim ayı sonrasına kadar sürecek şekilde yerlerini köklü değişimlere bırakacaklardır. Yeni başlayan ilişkiler ya da ortaklıklar hayatlarının bu döneminde yer alacak olabilir. Aile içi ilişkilere yönelik hayal kırıklıkları, yaşanabilecek kopukluklar Terazi burçlarını üzebilecek olsa da uyum sağlama yetenekleri ve fedakarlıkları ile olaylara çözüm getirici bir yol çizebilecekler. Ekonomik anlamda pozitif yönde gelişmeleri de yakalayabilecek olan Terazi burcu kişilerinin yine bu dönem artan masraf ve ödemeler ile kontrolünü aşan şekilde harcamalara karşı özellikle dikkatli olmasında fayda var. Farkındalık amaç olduğunda sevgi en büyük araçtır.

EKİM 2016 I 103


EsteMagazin 2016 Ekim 6.Sayı  

www.estemagazin.com

EsteMagazin 2016 Ekim 6.Sayı  

www.estemagazin.com

Advertisement