Issuu on Google+

T.C. EGE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ

İMPARATOR NERO DÖNEMİ (İ.S. 54 - 68)

Hazırlayan: Ersan SEZMEZ 07110000597

Ödev Danışmanı: Prof.Dr. Mehmet Ali KAYA

İzmir, 2014


I. BÖLÜM: NERO'NUN DOĞUMU VE İMPARATORLUK TAHTINA ÇIKIŞI Nero'nun babası Domitius'dan herkes nefret ederdi. Çünkü bir takım uygunsuz davranışlarda bulunuyordu ve bu davranışları etrafındakiler tarafından hiç hoş karşılanmıyordu. Nitekim Tiberius ölmeden hemen önce devlete ihanet etmiş, zina ve kız kardeşi Lepida ile uygunsuz davranışlarından dolayı suçlanmıştı. Bu olaylar onun kaçmasına neden oldu ve Pyrgi'de bedeni su toplayarak öldü, o öldüğünde Agrippina'dan (Resim 1) olan oğlu Nero henüz doğmamıştı. Agrippina ( ya da bilinen diğer adıyla Genç Agrippina) Germanicus ve -Yaşlı- Agrippina'nın kızı, Claudius'un yeğeni ve Gaius'ın kız kardeşiydi. Antik ve modern kaynaklar tarafından ‘acımasız, hırslı, sert ve otoriter’ birisi olarak tasvir edilir. Güzel ve seksi bir kadındı ve Genç Pliny'ye göre, iyi bir kaderin işareti olan köpek dişlerine sahipti. Nero (Resim 2), Tiberius'un ölümünden dokuz ay sonra, İ.S. 15 Aralık 37'de Latium bölgesinde küçük bir sahil kasabası olan Antium'da (bugünkü Anzio) doğdu. Onun doğumuyla ilgili birçok kişi korkutucu yorumlarda bulundu. Nero'nun gelecekteki mutsuzluğunun açık belirtisi onun arınma gününde1 ortaya çıktı: Gaius Caesar, kız kardeşi bebeğe ne ad vereceğini sorunca, kısa bir zaman sonra imparator olan ve Nero'yu evlat edinen amcası Claudius'un yüzüne bakarak onun adını vereceğini söyledi, bunu söylerken ciddi değildi, şaka yapıyordu ve bu Agrippina'nın hiç hoşuna gitmiyordu. Çünkü o zaman Claudius sarayın soytarısı gibiydi. Claudius, yeniden evlenmek isteyince, Pallas tarafından Agrippina öne sürüldü. Agrippina iki kez evlenip ayrılmıştı ve onların evlenmelerini engelleyen akrabalık durumu vardı. Fakat bu senato tarafından onaylandı ve İ.S. 49'da evlendiler. Anlatılanlara göre Agrippina gerçekten zamanının en güzel kadınlarından biriydi ve Claudius'u da kolayca etkisi altına almıştı. Senaca'yı Corsica'daki sürgünden getirterek Neron'un öğretmeni tayin edildi. İ.S. 56'da da Pallas'ın yardımıyla kendi oğlunu Cladius'un manevi oğlu yaptı ve Cladius, Nero'yu evlat edindi. Agrippina, "Augusta" ünvanını aldı ve İ.S. 51'de 14 yaşındaki Nero Claudius Drusus Germanicus Caesar adını alan oğluna toga virilis giydirildi ve princeps iuventutis2 ilan edildi ve Roma dışında proconsul yetkisi verildi. Agrippina'nın nüfuzu gittikçe artmaktaydı ve amacı oğlu Nero'yu, İmparator Claudius'un oğlu Britannicus'un yerine geçirmekti. Nero'nun princeps iuventutis ilan edilmesi aslında geleceğin imparatoru oalcağını gösteriyordu. Aynı zamanda Agrippina kendisini kuvvetlendirmek için Praetor Prefect3'liğine Sextus Afranius Burrus'un tayin ettirdi. Nero, ilk defa senato önünde İ.S. 53'de bir konuşma yaptı ve aynı yıl Octavia ile evlendi ve Claudius'un onuruna Circus'ta oyunlar ve vahşi hayvan gösterileri düzenledi. İ.S. 54'de Agrippina Claudius'u öldürmek için plan yapmaya başladı. Claudius'u mantar yemeğine koyduğu zehirle öldürdü (İ.S. 54). Fakat kimilerine göre bu konu tartışmalıdır. Zehrin ne zaman ve kim tarafından verildiği bilinmemektedir. Claudius öldüğünde saltanatının on dördüncü

1

Erkek bebeklerin doğumunun dokuzuncu, kız bebeklerin ise doğumunun sekizinci gününde düzenlenen kutsama töreninde bebeklere isim verilirdi. 2 Princeps Iuventutis (Lat.): "Gençler arasında birinci". Atlı Sınıfı (Equites) Augustus'un torunları Gaius ve Lucius'u princeps iuventutis ilan ederk Atlı Sınıfı'nın liderleri olarak tanımlamıştı. Daha sonra ileride tahta geçecek prensler için de aynı unvan kullanıldı. 3 Praetor Prefect (Lat.): Roma İmparatorluk muhafızlarının liderine verilen bir ünvandır. Roma İmparatorluğu tarihi boyunca imparatorun seçimi gibi birçok siyasi olayda etkili olmuşlardır. Bu makam İmparator Constantine döneminde kaldırılmıştır.


yılındaydı. Claudius'un ardından kimin imparator olacağı ile ilgili tüm düzenlemeler yapılana kadar, ölümü gizli tutuldu. Claudius'tan sonra Nero'nun tahta çıkmasına kimse şaşırmadı. Çünkü toga virilis giydirildikten sonra geleceğin imparatoru olarak halka tanıtılmıştı. 13 Ekim İ.S. 54'te Praetor Prefect'i Burrus ile birlikte dışarı çıkınca sarayın basamaklarında "imparator" olarak karşılandıktan sonra ilk iş olarak praetor muhafızlarına yüklü miktarda donativum4 vermek oldu. Senato'nun onaylamasıyla birlikte Nero on yedi yaşında imparatorluk tahtına oturmuş oldu. Aslında devletin idaresi Nero'dan çok annesi Agrippina, filozof Seneca ve Burrus'un elindeydi. Annesi Agrippina'ya tüm kamu ve özel işlerin yönetimini bıraktı. Annesinden "en iyi anne" diye bahsediyordu ve ona verdiği önemi her seferinde gösteriyor, halkın arasına sık sık annesiyle birlikte çıkıyordu. Cladius tanrılaştırılarak, şerefine bir tapınak inşasına başladı ve onun onuruna görkemli bir cenaze töreni düzenledi. Cenaze töreninde Seneca'nın hazırladığı bir mersiye Nero tarafından okundu. Aynı zamanda kendi öz babasına duyduğu bağlılığı dile getirdi ve Domitius'un anısını onurlandırdı. Nero'nun Senato'daki konuşmasını yine Seneca hazırlamıştı. Konuşmasında Augustus'un politikasını devam ettireceğini, onun ilkelerine uygun davranacağını her seferinde söyledikleriyle belli etti. Mahkemelerin kararlarına etki yapmayacak ve özel olarak intra cubiculum mahkemelerini yönetmeyecekti. Ağır olan vergilerin bazılarını kaldırdı ve bazılarını da azalttı. Memuriyet satışı önlenecekti ve azatlılar devlet işlerine sokulmayacaktı. Papia Yasası'na karşı gelenleri ihbar edenlere verilen ödülleri dörtte bire indirdi. Halka kişi başına dört yüz sesterius5 dağıttı, aile mirasından pay almayan en soylu senatörlerin her birine yıllık maaş ve kimilerine de beş yüz sesterius, praetorluk taburuna ise karşılıksız aylık tahıl vermeyi kararlaştırdı. Ölüm cezasına çarptırılmış birinin infazını geleneğe uygun olarak imzalaması istenince "Keşke yazı yazmayı bilmeseydim" dedi. Cömertliğini, hoşgörüsünü ve iyiliğini fırsat buldukça gösterdi. Her sınıftan yurttaşa kendi adlarıyla seslendi. Senatonun kudret ve itibarının düzenleneceğini ve korunacağını söyledi. Senato, ona teşekkür ettiği zaman ise şu yanıtı verdi: "Hak edersem, teşekkür edin." İ.S. 55'de önerilen pater patriae6 ünvanını gençliği sebebiyle kabul etmedi. Şerefine dikilmek istenen heykeller için de izin vermedi. 1 Ocak İ.S. 55'de Antistius ile beraber consullukları paylaştılar. İlki iki ay, ikincisi ve sonuncusu sekiz ay, üçüncüsü dört ay olmak üzere dört kez cunsullük yaptı; ikinci ve üçüncü consulüğü ardı ardınaydı, öbürlerinin arasında bir yıl vardı. Yargıçlık görevinde karar verirken taraflara hep bir sonraki gün ve yazılı olarak yanıt verdi. Uzun bir zaman azatlıların çocuklarının senatoya girmelerine izin vermedi, kendisinden önceki imparatorların kabul ettiği görevleri geri çevirdi. İlk kez onun zamanında sahtekârlara karşı önlem alındı: Tabletler7 delindikten sonra deliklerden üç kez ip geçirilip birbirlerine bağlanmadan önce mühürlenmeyecekti. Vasiyetlerin durumunda ise ilk iki tablet yalnız vasiyet edenin adı yazıldıktan sonra imzalanmak üzere tanık olarak imzalayacaklara gönderilecekti 8 bunun amacı vasiyeti yazan 4

Donativum (Lat.): Bahşiş. Roma imparatorları tahta geçmek için destek gördükleri muhafızlarına para vaat ederler ve tahta geçtikten sonrada onlara donativum denilen bu bahşişi dağıtırlardı. Bir bakıma Osmanlı Devleti'ndeki cülus bahşişi gibidir. 5 Sesterius (Lat.): Antik Roma sikkesidir. 6 Pater Patriae (Lat.): Vatanın Babası 7 Tabletler üç yapraktan oluşurdu, ilk ikisi yazılı yüzler içeride kalacak biçimde birbirine bağlanır ve yazı mühürlenirdi; sözleşme, biri bağlanmamış yaprağa, öbürü bağlı yaprakların iç yüzeylerine olmak üzere iki kopya yazılırdı; anlaşmazlık durumunda mühür imza atanların önünde açılır ve iki parça karşılaştırılırdı. 8 Vasiyet eden varislerinin adlarını sonradan belirlerdi.


kişinin kendi üzerine mal geçirmesini önlemekti; anlaşmazlığa düşenler avukatlık hizmetleri için belirlenmiş ve uygun bir ücret ödemeyeceklerdi, mahkeme masrafları ise devlet tarafından karşılandığı için, hiçbir şey ödemeyeceklerdi. Hazine ile ilgili davaların foruma ve yargıçlar kuruluna götürülmesi ve yargıçların tüm başvurularını senatoya yapmaları kararlaştırıldı.9 II. BÖLÜM: SOSYAL VE SİYASİ OLAYLAR a. Britannicus, Agrippina ve Octavia'nın Ölümleri Gerçekte Roma tahtının varisi Claudius'un öz oğlu Britannicus'tu. Fakat Nero'nun annesi Agrippina'nın türlü oyunlarıyla Britannicus ikinci plana iilmişti. Nero'nun tahta çıkışından bir yıl sonra Britannicus bir akşam yemeği sırasında zehirlenerek öldürüldü (11 Şubat 55). Bunu Nero'nun yaptırdığı söylentisi çıktıysa da ispatlanamadı. Bu olay Suetonius'un The Twelve Caesar adlı eserinde şu şekilde anlatılır: "Günün birinde babasının adı sayesinde halkın Britannicus'u kendisinden daha üstün göreceğinden korktuğu için değil de, onun sesini kendisininkinden daha iyi bulduğu için kıskanarak zehirlemeye kalkıştı. Türlü zehirler konusunda deneyimli olan Lucusta adlı bir kadından aldığı zehrin etkisi umduğundan daha yavaş olunca ve zehir sadece Britannicus'un bağırsaklarını yumuşatmaktan başka bir işe yarayınca, kadını yanına çağırtıp kendi eliyle kamçıladı ve ona zehir yerine ilaç vermekle suçladı; kadın, cinayet kuşkusu uyandırmamak için dozu az tuttuğunu bahane edince, Nero şunu söyledi: "Kuşkusuz ben de Iulia yasasından korkuyorum."10 Kadını kendi gözü önünde ve yatak odasında elinden geldiğince çabuk ve etkili bir zehir hazırlamaya zorladı. Sonra bunu bir keçide denedi ve keçi beş saat can çekişti, bunun üzerine zehri yeniden ve birkaç kez daha pişirtti ve domuzun önüne koydu; hayvan hemen oracıkta ölünce, zehrin yemek odasına getirilmesini ve kendisiyle birlikte yemek yiyen Britannicus'a verilmesini de buyurdu. Britannicus tadar tatmaz yere yığılınca, Nero, konukların önünde onun her zamanki gibi sara nöbetine tutulduğu yalanını söyleyip, ertesi gün aceleyle, şakır şakır yağan yağmur altında sıradan bir cenaze töreniyle onu gömdü. İşini canla başla yapan Lucusta'yı bağışladı ve ona büyük bir arazi verdi, öğrenciler de yolladı." Nero, İ.S. 53'de Claudius'un kızı Octavia (Resim 3) ile evlenmiş olmasına rağmen tahta çıktığı yıllarda arkadaşlarıyla çıktığı bir gece gezintisinde Acte isimli bir azatlı kadını sevmiş ve ona bağlanmıştı. Daha sonra Octavia ve Acte'den daha çok hayatında büyük bir etkiye sahip olan Poppaea Sabina (Resim 4)'ya aşık olmuştu fakat Poppaea, Marcus Salvius Otho ile evliydi. Otho ve Nero yakın arkadaştılar, Otho güzel karısının ısrarı üzerine onu Nero'yla tanıştırmıştı. Tacitus'a göre Poppaea, hırslı ve acımasız birisiydi. Onun aktardığına göre Poppaea, Otho ile Nero'ya yakın olabilmek için evlenmiş ve sonrada onun metresi olmayı başarmıştı. Söylenenlere göre Nero'nun annesi Genç Agrippina tehlikeyi görmüş ve onu Poppaea'dan uzak durması için Nero'yu ikna etmeye çalışmıştı. Poppaea, Nero'nun sevgilisi olduktan sonra kocasını Lusitania'ya tayin ettirerek, serbestçe hareket etme imkanını bulmuştu. Poppaea, Agrippina yaşadığı sürece, Nero'nun karısı olamayacağını iyi biliyordu bu yüzden Agrippina ortadan kaldırılmalıydı. Nero'ya bu konuda baskı yaptı, annesinin gölgesinde yaşayan bir imparator olduğunu ve o yaşadığı sürece hiçbir şekilde kudretli bir imparator olamayacağı konusunda telkinlerde bulundu. Annesinin onun emniyeti için ne 9

Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XVII. Suikastı ve zehirleyerek öldürmeyi önlemek için, Sulla zamanında çıkarılan ve Iulius Caesar'ın yeniden düzenlediği yasa. 10


kadar tehlikeli olduğunu ve bu yüzden Agrippina'nın bir an önce öldürülmesi gerektiğini Nero'ya empoze etti. O güne dek yaptığı ve söylediği her işe karışıp düzelten annesi iyice imparatorun canını sıkmaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra annesinin elinden her türlü görevi ve yetkiyi, üstelik Romalı askerlerden ve Germenlerden oluşan korumalarını da aldı ve ayrıca onu yanından ve sarayından uzaklaştırdı; hem Roma'da davalarla uğraşan, hem de bir köşeye çekilip dinlenen annesinin arkasına hakaret ve alay eden aynı zamanda rahatsızlık veren adamları taktıktan sonra, ona hiç saygı göstermedi. Nero, artık annesi Agrippina'nın kendisi için bir tehdit olduğunun farkına varmıştı; nitekim Poppaea'nın kışkırtmalarıyla da Nero, annesinin öldürülmesi fikrine iyice kendisini kaptırmıştı. Fakat Agrippina'yı kolayca zehirleyip öldürmek pek de mümkün değildi. Çünkü kendisi bu usulleri çok iyi biliyordu, üstelik bunun tatbikatını da yapmıştı. Üç kez zehir denedikten sonra, annesinin panzehir alarak bağışıklık sistemini güçlendirdiğini anlamıştı. Başka bir plana göre ise kurduğu düzeneğin harekete geçmesiyle geceleyin uyumakta olan annesinin üzerine çökecek bir tavan hazırlatmıştı. Onun bu niyeti suç ortakları yüzünden ortaya çıkınca bu plandan da vazgeçti. Annesinin öldürülmesi konusunda Praetorlardan bir yardım bekleyemezdi, çünkü onların bir kısmı Agrippina'yı tuttukları gibi, Augustus'un torunu olan bu kadına dokunmak da istemiyorlardı. Başka bir çare bulmak zorundaydı, bir zamanlar Nero'nun öğretmenliğini yapmış, şimdi de Misenum'da filo kumandanlığında bulunan azatlı Anicetus aklına gelmişti. İ.S. 59 yılının Mart ayındaki Minerva festivali sırasında Nero, yazdığı güzel mektuplarıyla annesi Agrippina'yı Baiae'da bir akşam yemeğine davet etti. Yapılan plana göre, Agrippina yemek sonrası kendisinin şerefine yapılan bir gemi 11 ile dönecekti. Eve döneceği gemi yarı yolda batacak şekilde inşa edilmişti. Verdiği ziyafeti geç saate kadar uzattı ve annesinin evine dönme isteği üzerine Agrippina'ya sevinç içinde eşlik etti ve onu evine gitmek için uğurlarken göğüslerinden öptü. Gecenin geri kalan zamanını büyük bir endişe içinde giriştiği işin sonucun bekleyerek uyumadan geçirdi. Plan gerçekten yolunda gitmiş gemi açıldıktan bir süre sonra gerçekten su alarak battı fakat Agrippina yüzerek evine sağ salim villasına ulaşmıştı. Agrippina, bu durumu başından geçenleri anlattığı bir mektupla Nero'ya bildirdi. Nero, annesinin kurtulduğunu öğrenince, ne yapacağını bilemedi, artık geri dönülemezdi. Bunun üzerine, Anicetus, adamları ile Agrippina'nın villasını sararak onu öldürdü. Agrippina'nın öldürülmesine en çok Poppaea sevindi; çünkü imparator ile aralarındaki yakınlaşmayı Agrippina onaylamıyordu ve Agrippina, Poppaea'nın isteklerini yapma konusunda büyük bir engeldi. Nero ana katili olarak Roma'da büyük bir tepkiye neden oldu. Altı ay Roma'ya gelmeye cesaret edemedi. Güvenilir kimi yazarlar12 bu yaşanan olaylara şu ayrıntıyı da eklerler: Nero annesinin ölüsünü görmek için hemen annesinin villasına gitmiş, annesinin ölü bedenini ellemiş, kimi uzuvlarını beğenmiş kimilerini ise beğenmemiştir, bu arada susayınca da bir şeyler içmiştir. Nero, her ne kadar bu planını başarılı olarak bitirmiş olsa da suçluluk duygusuna katlanamadı, çünkü sık sık annesinin hayalinin ve Öç tanrıçalarının kırbaçlarıyla yakıcı alevlerinin kendisini izlediğini her seferinde açıkça dile getiriyordu. Hatta büyücülerin düzenlediği kutsal bir törenle annesinin ruhunu çağırmaya ve yatıştırmaya bile uğraşmıştı. Nero, annesinin ölümüne bir de halasının cinayetini ekledi. Kabızlıktan hasta yatan halasını görmeye gittiğinde, halası yaşlıların hep yaptığı gibi, onun yeni çıkan sakalını okşayarak, "Ben 11 12

Bu gemiyi Anicetus adında bir azatlısı tasarlamıştı; bk. Tacitus, Annales, XIV,3. Tacitus, Annales 14, 9 da kimilerinin bunu kabul etmediğini anlatır.


bunu alır almaz13, ölmek istiyorum" deyince, Nero yanındakilere dönüp şaka yapar gibi "Çabucak kesin" dedi ve doktorlara, halasına daha çok müshil vermelerini buyurdu; halasının tüm mallarına el koyabilmek için halasının vasiyetini ortadan kaldırdı. Poppaea'nın işi henüz daha bitmemişti, Agrippina öldürülmüştü fakat Nero'nun karısı hala yaşıyordu. İmparatorla beraber olabilmesi için diğer bir engel Nero'nun karısı Octavia idi. İmparatoru karısından ayırmak gerekliydi. Bu sefer de yine Nero'yu karısına karşı kışkırtmaya başladı. Nero, Octavia ile ilişkisinden gün geçtik sıkılıyordu ve sürekli onun için "İmparator karısı olmanın onuruyla yetinmek zorunda" diyordu. Tacitus'a göre Octavia aristokrat ve iffetli bir eşti, oysa Neron ondan nefret ediyordu. Hatta onu birkaç kez bıçaklamaya kalkışmıştı. Her ne kadar Roma vatandaşları arasında bir İmparatoriçe olarak çok takdir görülse ve halk tarafından sevilse de Octavia evliliğinden çok mutsuzdu. Nero önce, azatlı köle Acte adlı bir kadınla ve daha sonra yine evliliği sırasında Poppaea ile bir ilişki yaşamıştı. Poppaea, Nero'dan hamile kalınca, Nero'da Octavia'dan kurtulmak için bir bahane bulmuştu. Kısır olduğu gerekçesiyle Octavia'dan boşandı. Bu arada Nero'da Poppaea'nın kocasını Lusitania valiliğine atayarak onu karısından uzaklaştırmıştı. Böylece iki sevgili daha rahat hareket etme imkanı buldular. Halk boşanmayı onaylamadı ve bu olaya tepki gösterdi ve bu hareketinden dolayı İmparator ayıplandı bunun üzerine Nero, Octavia'yı Campania'ya sürgüne gönderdi fakat buradaki halk Octavia'yı seviyordu. Bu sefer de Nero, Octavia'yı zinayla suçladı, böylece halkın tepkisinin kırılacağını düşünüyordu. Soruşturma sırasında tanıklar zina suçlamasını reddedince, eski öğretmeni Anicetus'u rüşvetle yoldan çıkararak Octavia'yı kandırıp iffetini bozduğu yalanını ona söyletti fakat tanıkların ısrarı üzerine dava düştü. Bu defa, Octavia Pandateria adasına 14 sürüldü. Bir süre sonra da kesik başı Poppae'ya getirildi. Halk bu durum karşısında büyük bir üzüntü yaşadı. Octavia'dan boşandıktan on iki sonra Poppaea Sabina ile evlendi (İ.S. 62). Yahudi tarihçi Josephus, çok farklı bir Poppaea portresi çizer. Onu, Nero'yu Yahudilere merhametli davranmaya teşvik eden oldukça dindar (belki de bir Yahudi dönmesi olduğundan) bir kadın olarak tasvir eder. 15 21 Ocak 63 tarihinde doğan kızları Claudia Augusta sadece dört aylıkken ölmüştür. Claudia'nın doğumunda Nero, anne ve çocuğunu Augusta ünvanıyla onurlandırmıştır. Cassius Dio'ya göre Poppaea, süt banyosu yapmaktan hoşlanıyordu. Her gün banyo yapıyordu çünkü bir keresinde, "Onun içinde rahatsızlıklarını ve güzelliğinin bozulmalarını alıp götüren gizli bir sihir var" demişti. Poppaea, eşek sütü banyosundan mahrum kalmamak için, nereye giderse gitsin yanında daima beş yüz kadar dişi eşek bulunduruyordu. Nero, Poppaea Sabina'yı çok sevdi; ama onu da bir tekme darbesiyle öldürdü, nedeni ise Poppaea'nın araba yarışından geç dönmesiydi. Birçok modern tarihçi Poppeaea'nın düşük komplikasyonları sonucu öldüğünü varsayar. Poppaea Sabina İ.S. 65 yılında öldüğünde, Nero tam bir yas içindeydi. Vücudu yakılmak yerine, baharatlarla dolduruldu, mumyalandı ve Augustus'un Mozole'sine konuldu. Nero, cenaze sırasında onu ve onun kutsal onurunu bir methiye ile övdü, onu tanrıçalar arasında saydı. Nero'nun Poppaea Sabina hakkındaki methiyesi, onu sevmeyenler ve onun zulmünü ve ahlaksızlığını hatırlayanlar arasında tartışmalara neden oldu. İ.S. 66'da Nero üçüncü defa Statilia Messelina ile evlendi.

13

Yirmi bir yaşına gelen bir erkeğin ilk tıraşı tören eşliğinde yapılırdı ve kesilen sakal ise tanrıya adanırdı, bk. Tacitus, Annales, 14, 15 ve Dio Cassius, 61, 19'a göre Nero ilk kez İ.S. 59 yılında tıraş olmuş ve bu olayı kendisinin başlattığı Iuvenales Ludi'yi (Gençlik Oyunları) kurumsallaştırarak kutlamıştı. 14 Gözden düşen imparatorluk ailesi mensuplarının genellikle gönderildiği ada. 15 Josephus, Antiquity of the Jews, XX, 8, 11; Josephus, Flavius Josephus 'un Hayatı, 3.


Kendi işlediği suçlarlar zarar vermediği tek bir akrabası bile yoktu. Poppaea'nın ölümünden sonra kendisiyle evlenmek isteyen, Claudius'un kızı Antonia'yı, kendisine karşı bir hazırlık içinde olmakla suçlayarak öldürttü; aralarında kan bağı olan ya da olmayan öbür akrabalarına da benzer şekilde davrandı. Öldürmeden önce zorla kirlettiği Aulus Plautius'a "Annem gelsin ve benim ardılımı öpsün" diyerek Agrippina'nın Aulus Plautius'a aşık olduğunu ve onu ileride imparator olmakla umutlandırdığını bildiğini açığa çıkardı. Poppaea'nın ilk kocasından olan üvey oğlu Rufrius Crispinus'un daha küçük bir çocukken komutancılık ve imparatorculuk oynadığı gerekçesiyle, balık tuttuğu sırada denizde boğulmasını emretti ve Rufrius Crispinus öldürüldü. Süt ninesinin oğlu Tuscus'u sürgüne yolladı nedeni ise Mısır'da yönetici iken, Nero'nun ziyareti onuruna inşa edilmiş hamamda yıkanmış olmasıydı. Nero, sık sık görevden ayrılma ve toprağına çekilme isteğini16 dile getiren öğretmen ve akıl hocası Seneca'yı intihara zorladı. Seneca, Nero'ya karşı düzenlenen bir suikasta karışmakla suçlanmıştı. Praefectus Burrus'a boğaz ağrısı için söz verdiği ilaç yerine zehir yolladı. Aynı şekilde evlat edinilmesine ve imparator olmasına destek olan ve ona öğütler vererek yardım eden varsıl ve yaşlı azatlıları, yiyecek ve içeceklerine zehir koyarak öldürttü. b. Büyük Roma Yangını İ.S. 64 yılının 18 Temmuz gecesi Circus Maximus'ta çıkan yangın dokuz gün boyunca sürdü ve Roma'nın on dört bölgesinden üç bölgesini tamamen, diğer yedisini ise kısmen küle çevirdi. Ancak dört bölge bu afetten kurtulabildi. Başkentin yüzde onu yanmıştı. Tacitus'a yangın Circus Maximus etrafında kümelenen dükkânların arasında başlamıştı. 17 Birçok Romalının taş duvarları olmayan ahşap evlerde oturmasından dolayı yangın oldukça hızlı biçimde bu bölgelere doğru sıçradı. Yangın beş gün sonra tekrar güçlenmeden önce neredeyse kontrol altına alınmıştı.18 Tarihçi Suetonius, yangının toplam altı gün ve yedi gece boyunca devam ettiğini ve halkın anıtların ve mezarların yakınında sığınacak yer aramak zorunda kaldığını söyler.19 Yangın aynı zamanda Nero'nun sarayının bulunduğu Palatinus Tepesi, Jupiter Stator Tapınağı'na ve Vesta Tapınağı'ndaki ocağa da zarar verdi. Yangının yanı sıra korku ve soygunculukta Roma'ya büyük zararlar verdi. Yangın çıktığında Nero, Antium'da bulunuyordu yani Roma'dan 53 kilo metre uzaktaydı. Haberi alınca Roma'ya geldi ve yangının söndürülmesi için büyük çaba harcadı. Evsizleri resmi binalara yerleştirdi hatta sarayının bahçesini onlara açtı, yiyecek fiyatlarını düşürdü fakat yinede Nero'nun yangını kendisinin çıkardığına yönelik dedikodulara engel olamadı. Halk arasında çıkan bir söylentiye göre, Nero kendisi için inşa ettireceği Altın Saray'a (Domus Aurea) yer açmak için yangını bizzat kendisi çıkartmıştı. Suetonius'a göre Nero bu yangını Maecenas kulesinden 20 izlerken alevlerin güzelliğinden etkilenip sahne giysisini giymiş ve Troia'nın Yağması şarkısını söylemişti. Yağmalama olanağını kaçırmamak, olabildiğince çok ganimet elde etmek için, cesetleri ve molozları bedava kaldırmaya söz vermişti ve hiç kimsenin yangından kalan mallarına yaklaşmasına izin vermedi; yalnızca gönderilenlerle yetinmeyip, daha fazlasını da isteyerek eyaletlerin kaynaklarını ve özel kişilerin mallarını neredeyse tüketti. 21 Tacitus ise yangın 16

Seneca'nın konuşmasına ve Nero'nun yanıtına Tacitus, Annales adlı eserinde yer vermiştir; bk. Annales 14, 53-56. Tacitus, Annales, XV, 38.4 18 Tacitus, Annales, XV, 40. 19 Suetonius, On İki Sezar'ın Hayatı, Nero'nun Hayatı, XXXVIII. 20 Esquilinae tepesindeki Maecenas'ın bahçeleri ve eviyle bağlantılı kule. 21 Suetonius, On İki Sezar'ın Hayatı, Nero'nun Hayatı, XXXVIII. 17


sırasında Nero'nun Antium'da olduğunu aktarır. 22 Nero'nun şehir yanarken lir çalıp şarkı söylemesinin sadece bir söylenti olduğunu söyler. Popüler efsaneler ise Nero'nun Roma yanarken keman çaldığını söyler ancak bu bir anakronizmdir çünkü o çağda keman henüz icat edilmemişti ve yaklaşık bin yıl daha da icat edilmeyecekti. Nero'nun bu yangını yeni bir şehir kurmak için çıkarıldığı düşünülemez çünkü yangın sırasında önemli binaların kurtarılması için çok çalışmıştır. Bir haftayı aşkın bir süre devam eden yangından sonra Roma adeta yeniden inşa edildi. Nero, bu inşa için çok miktarda para ödedi, kendisi için Altın Saray (Domus Aurea) adlı bir de saray yaptırdı. İmparatorun anıtsal bir heykeli dikildi. Ahşap malzeme yerine Roma'nın inşasında taş malzeme kullanıldı. Şehri süslemek için Yunanistan ve Asia Minor'dan birçok eserler getirildi fakat yine de yangın, Nero'ya duyulan nefreti arttırdı. Bu nefreti yok etmek için yangının Hıristiyanlar tarafından çıkartıldığını ileri sürdü. Hıristiyanlar zaten sevilmiyorlardı, fırsat çıkmışken işkenceye tabi tutuldular, gece eğlencelerinde yanan canlı meşaleler olarak kullanıldılar, amfi tiyatroda vahşi hayvanlara atıldılar (Resim 5) ve daha da büyük işkencelere maruz kalarak öldürüldüler. Aslında Yahudiler de sevilmiyordu, fakat Yahudileri Poppaea'nın korumasındaydılar. Bu yüzden onlar bu işkencelere ya da suçlamalara maruz kalmadılar. c. Britannia İle İlişkiler Britannia'da Ostorius'un ölümünden sonra (İ.S. 52) Romalılar sekiz yıl içindeki iki vali zamanında hareketsiz kalmışlardı. Fakat, İ.S. 58 yılında Britannia'ya gelen Suetonius Paulinus, Britonların ayaklanması üzerine İ.S. 60 ve 61 yılları arasında yaptığı harekâtla Britonları tekrar itaat altına almayı başardı. Fakat bu zaferin hemen ardından Iceni kavmi içinde isyan başladığı haberini aldı. Bunlar gerek Romalı memurların gerekse bazı kişilerin baskısı karşısında isyan etmişlerdi. Icenilerin başında Roma müttefiki Prasutagus, Romalıların ailesine hiç olmazsa bir miktar mülk bırakacaklarını zannetmişti. Fakat Romalılar buna yanaşmadılar, üstelik Kraliçe Boudicca ve kızları köle gibi muamele görüp kamçılandılar. Bunun üzerine Romalılar büyük bir tepki ile karşılaştılar. Comulodonum'da Britonların nefreti öylesine şiddetli oldu ki Romalı kadın, erkek ve çocuklar en kanlı ve vahşi şekilde öldürüldüler. Bu sırada Roma ordusunu toplamaya çalışan Suetonius feci bir mağlubiyete uğradı yetmiş bin kadar Romalı katliama uğradı. Fakat, Suetonius yılmadı ve tekrar cesurca harekete geçerek bunların tekrar peşine düştü, bu defa tam bir zafer kazanmış oldu. Romalılar intikamlarını aldılar ve seksen bin Briton öldürüldü, Kraliçe Boudicca intihar etti. Bu zaferden sonra Suetonius Nero tarafından geri çağrıldı. Britannia'da bir süre için sükûnet sağlanmıştı fakat bu her iki tarafa da pahalıya mâl olmuştu. d. Germania İle İlişkiler Merkezi Germania'da Roma kuvvetleri orta Rhein'ın kuzeyinden Moguntiacum'a (Mainz) ve Colonia'nın (Köln) kuzeyine kadar olan bölgeden çekilmişlerdi. Hatta Romalılar burada ticareti de bırakmışlardı. Romalılar Rhein'ın sağ sahilinde geniş ve iskân edilmemiş bir çizgi bırakarak kendilerini istilâlara karşı korumak istemişlerdi. Fakat aşağı Rhein bölgesindeki ordunun yiyecek ihtiyacı için otlak olarak bırakılan bu yer İ.S. 57'de Frisii kabilesi tarafından işgal edilmek istendi. Fakat derhal geri atıldılar. Ertesi yıl Angrivarii kabilesi aynı işe kalkıştı, bunlar da geri atıldılar.

22

Tacitus, Annales, XV, 39.


e. Iudaea İle İlişkiler Iudaea, İ.S. 44'de kralları Herodes Agrippa'nın ölümü üzerine Claudius tarafından eyalet haline getirilmişti. İ.S. 44-48 yılları arasında Cuspius Fadus procurator olarak burayı idare etti. Yerine geçen Ventidus Cumanus (İ.S. 48-52) zamanında bazı karışıklıklar çıktı. Bu durum Festus'un valiliği sırasında da devam etti. Albinus (İ.S. 62-64) ılımlı bir idare tarzı izledi. Fakat yerine geçen yeni procurator Gessius Florus (İ.S. 64-66) bir şiddet politikası tatbikine başladı. Gessius tapınak hazinesinden vergi talebinde bulundu, bu kanunî olmayan bir istekti. Ayrıca, Romalılar Caesarea yahudilerinin Roma vatandaşları sayılamayacakları hakkında bir karar yayınlatmıştı. Özellikle dini duyguları galeyana gelen Yahudiler ayaklandılar. Hatta Yahudiler kendi partileri arasında da anlaşamayıp, birbirlerini öldürmeye başladılar. Roma birlikleri karışıklıkları önlemek için çağırıldı, fakat bunlar kral Agrippa'nın sarayında kuşatıldılar ve teslim oldular. Fakat hayatları için söz verildiği halde hepsi öldürüldüler. İ.S. 66 yılı eylülünde isyan öylesine büyüdü ki, bütün Palestin'e yayıldı. Yahudiler veya Yahudi olmayanlar birbirlerini kıyasıya öldürmeye başladılar. Sükûnu temin için Syria valisi Cestius Gallus harekete geçti. Bunun üzerine Yahudiler Jerusalem'in (Kudüs) kapılarını kapayıp tahkim ettiler. Cestius hücuma cesaret edemedi, geri çekildi. Fakat geri çekilirken kayıplar da verdi. Bu sırada Yunanistan'da bulunan Nero, Syria valiliğine Mucianus'u ve İ.S. 67 yılı şubatında da Titus Flavius Vespasianus'u da legatus rütbesiyle Yahudi savaşını bastırmak üzere tayin etti. Vespasianus savaşa üç lejyon ve ardımcı kuvvetlerle birlikte başladı. Galilee bölgesini ve kalesi Iotapata'yı ele geçirdi. Buranın kumandanı olan tarihçi Josephus, Vespasianus'un vasalı olmayı kabul etti. Ertesi yıl Jordanes (Ürdün) ve diğer bazı yerler zaptedildi. Vespasianus son darbeyi vurmak için Jerusalem'e doğru ilerlerken Nero'nun ölüm haberi geldi. Vespasianus yeni imparatordan yeni talimat bekleme üzere savaşa ara verdi. e. Armenia İle İlişkiler Parthların Armenia üzerindeki egemenlikleri , ancak Nero tahta çıktıktan sonra öğrenilebilmişti. Roma nüfzunu doğuda yeniden kurmak gerekiyordu ve bunun içinde savaşmak gerekmekteydi. Nero'nun yardımcıları Burrus ve Seneca bunun için hemen hareket geçtiler ve savaş hazırlıklarına başladılar. Syria valisine haber gönderildi ve savaş için hazırlanması gerektiği bildirildi. Ayrıca vasal krallardan da Parthia'ya yapılacak istila için yardımcı olmaları istendi. Böylece Armenia doğudan ve batıdan çevrilmiş oldu. Savaşın idaresi ise devrin en iyi komutanlarından biri olan Cn. Domitius Corubla'ya verilmişti. Corbulo, İ.S. 55 yılı başlarında Cilicia sahilinde Aegae'da karaya çıktı. Syria valisi Quadratus da ona yardım etmek için hazırdı. Fakat, Corbulo bu kuvvetleri disiplinsiz ve uzun bir savaşa katlanamayacak kadar bozuk bulmuştu. Bu arada her iki taraf birbirlerine elçiler gönderdiler. Parthlar savaş tehlikesiyle karşı karşıya gelince şaşırdılar ayrıca, Vologases savaşa hazır değildi. Ayrıca oğlu Vardanes'in kendisine isyan edeceğinden de korkuyordu. Böylece Vologases, istenilen rehineleri Romalılara teslim ederek, barış yapıldı. Tiridates ise böylece daha iki yıl oturduğu tahtta rahatsız edilmeden hüküm sürdü. İ.S. 57 yılında ordularını istediği şekle sokan Corbulo Armenia'yı istila etmek için harekete geçti. İ.S. 58 yılının baharında başlayan harekât sonunda Tiridates zor durumda kaldı. Kendisine Armenia tahtını ancak Roma'nın armağanı olarak kabul edebileceği bildirilmişti. Fakat bu talep reddedildi ve Corbulo kesin sonuç için İ.S. 58 yılı yazında hücuma geçti ve Armenia'ya girerek başkent Artaxata'yı ele geçirerek yaktı. Bu haber Roma'ya İ.S. 58 yılının sonlarına doğru geldi. Bu zafer Roma'da büyük bir sevince neden oldu. Senato zaferin kutlanmasına ve Nero'nun


heykellerinin konulup zafer taklarının inşasına karar verdi. Corbula sert kışı burada geçirdikten sonra İ.S. 59 yılında Armenia'nın ikinci başkenti Tigranocerta'ya doğru sefere çıkmaya karar verdi. Corbulo çıktığı sefer sonucunda Tigranocerta'yı kuşattı, Tiridates ise Armenia'dan kaçtı. İ.S. 60 yılı ilkbaharında Tiridates Media Atropatene'den Armenia'ya yeni biristilada bulunduysa da bu hücüm kolayca püskürtüldü ve Tiridates ortadan kayboldu. Armenia'ya Roma taraftarı ve eski Cappadocia kralı Archelaos'un büyük torunu olan Tigranes kral tayin edildi. Kendisine yardım için de bir Roma garnizonu bırakıldı. Roma'ya yardımda bulunan vasal krallara da Armenia topraklarından bölümler verildi. f. Parthia İle İlişkiler: Tiridates'in Armenia'dan atılışında Vologases hareketsiz kalmıştı. Hyrcania'da çıkan isyanlar onun bu savaşa katılmasına imkân vermemişti. Ayrıca, Vologases Roma ile çatışmak da istemiyordu. Bununla beraber o, bu isteğinde kararlı kalamadı çünkü Tigranes Parthia'ya karşı istilâ hareketine girişerek Adiebene'yi talana başladı. Bunun üzerine Vologases de harekete geçerek Tigranes'i Armenia'dan attı. Bu arada Nero ise, Cappadocia valiliğine Caesennius Paetus'u tayin ederek Armenia'yı Roma eyaleti yapması emrini verdi. İ.S. 62'de Armenia'ya vasal olan Paetus, Armenia'yı istilâ etti. Aynı yılın sonlarına doğru Cappadocia sınırı yakınında Rhamdeia'ya çekildi. Burada kendisini güvende sanıyordu, fakat Vologases tarafından hücuma uğradı ve kuşatıldı. Corbulo'ya yardım için haber gönderdiyse de artık geç kalmıştı. Armenia'yı boşaltacağına dair söz verdi ve Nero'ya elçiler göndererek anlaşma istedi. Bu utanç verici durum üzerine Roma Corbulo'ya doğuda en büyük yetkiyi vererek, toplanan bir lejyon da Corbulo'ya yardımcı olarak gönderildi. Böylece Vologases'e karşı kuvvet gösterisi yapılmış olunuyordu. İ.S. 63'te Roma'ya gelen Vologases'in elçileri bir uzlaşma yolu aramaya başladılar. Roma karargâhına gelen Tiridates tacını Roma imparatorunun heykeli önüne koyarak, Roma'ya gideceğini ve Nero'dan Armenia için müsaade alacağına söz verdi. İ.S. 65 yılında yola çıkan Tiridates karadan dokuz ayda İtalya'ya ulaştı. Nero tarafından büyük saygıyla karşılandı ve Armenia tacı büyük bir ihtişamla verildi. Bu şekilde kurulmuş olan barış yarım asır bozulmadan devam etti. Nero, imparatorluğu büyütmeyi ve genişletmeyi hiç arzulamadığı gibi umut da etmedi, hatta orduyu Britannia'dan geri çekmeyi bile düşündü, babasının şanını lekeliyor görünmekten utanç duyduğu için, düşüncesinden vazgeçti. Polemon'un olurunu alarak Pontus krallığını ve yine aynı biçimde Cottius'un ölümünden sonra Alp dağlarındaki krallığı eyalet yaptı. Biri Aleksandria'ya öbürü Akhaia'ya olmak üzere topu topu iki kez sefere çıktı; ancak yola çıkacağı gün tanrısal bir belirti yüzünden korkuya kapılıp Aleksandria'ya gitmekten vazgeçti. Çünkü tapınakların çevresinde bir tur attıktan sonra Vesta'nın tapınağında oturdu, ayağa kalkmak istediğinde giysisinin püskülü takıldı, sonra gözü öyle karardı ki, hiçbir yeri göremedi. Akhaia'da Isthmus kanalını açmaya girişince, toplantıya gelen praetorları, borozanla işaret verilince, toprağı ilk kazmayı vurarak ve küçük bir sepete toprak doldurup omzunda taşıyarak yüreklendirdi. Italia doğumlu yaklaşık 1.70 cm boyunda gençlerden oluşturduğu ve Büyük İskender'in phalanxı23 diye adlandırdığı yeni bir lejyon hazırladıktan sonra, Caspius dağındaki24 geçide de bir sefer hazırlığı yaptı.25 23 24

Eski Yunanda sık saflar halinde yürüyen, mızraklı ve kalkanlı asker alayı. Hazar denizinin kıyısındaki bir dağ.


g. Gaius Calpurnius Piso Suikastı Nero'ya karşı duyulan nefret, özellikle aristokratlar arasında yaygındı. Büyük Roma yangını ve Hıristiyanların takibi bu duygularda azalma değil, artış göstermişti. Hatta, Hıristiyanlara öfke dolu olmakla birlikte, çektikleri ıstıraba acıyanlar da olmuştu. Senatonun birçok hakları alınmıştı. Nero'nun kendisini çılgınca şarkıcılığa ve araba yarışlarına kaptırması da Roma örf ve adetlerine aykırıydı. Bütün bu nedenler birleşince, Nero'yu ortadan kaldırıp yeni bir imparator seçmek üzere, başta Roma'nın en asil ve köklü ailelerinden birine mensup G. Calpurnius Piso, Hassa Alayı kumandanlarından Faenius Rufus (ki Octavia'yı tuttuğu için Neron tarafından zehirletilmiş olduğu zannedilen Burrus'un yerine Tigellinus'u kıskanıyordu), ayrıca Cumhuriyet taraftarı olarak buna adı karışan Seneca, Plautus Lateranus ve şair Lucanus ve birçok senator ve atlı bu suikast olayına karıştılar. Tacitus'a göre, komplocuların çoğunun arzusu "devleti imparatordan kurtarmak" ve cumhuriyeti yeniden tesis etmekti.26 İ.S. 65 yılı Nisan ayı sonlarında suikastçılarCircus Maximus'ta Ceres bayramı sırasında bunu gerçekleştirmek için harekete geçmeye karar verdiler. Fakat bu sırrı bilen Epikharis adlı azatlı bir kadın tarafından Misenum'daki filo kumandanına, filo kumandanı da bu haberi Nero'ya ulaştırdı. Bunun üzerine Piso ve Lateranus öldürüldü, Nero'nun eski arkadaşlarından Lucanus da aynı akıbete şiir yazarken uğradı.27 Nero'nun eski akıl hocası Genç Seneca'nın da işin içinde olmasından dolayı intihara zorlandı.28 Claudius'un kızı Antonia da öldürüldü ve bunu pek çok kişi takip etti. Birçok kişi de sürgüne gönderilmişti. Bu arada Nero'nun zevk arkadaşı (arbiter elegantiae29) Petronius da intihar etmek zorunda kaldı. Nero, tüm güzellikler hakkında Petronius'a danışırdı. Nero ile Roma aristokrasisi arasındaki uçurum artık daha fazla derinleşmişti. İ.S. 66'da Corbulo'nun kızı ile evlenmiş olan Annius Vinicianus'un önderliğini yaptığı bir suikast olayı daha Beneventum'da meydana geldi fakat bunun detayları bilinmemektedir. h. Nero'nun Yunanistan Gezisi İ.S. 66 yılının Eylül ayında imparator yanında praetorlar ve binlercekişiyle birlikte kendsini göstermek için Yunanistan'a gitti ve Yunanistan'ı başarılarıyla baştan başa dolaştı. Yunanistan gezisi boyunca Roma'nın idaresini azatlı Helius ve diğerlerine bırakmıştı. İlk defa Corcyra'da şarkıcı olarak halkın karşısına çıktı. Ardından Actium'da ve Isthmos'ta oyunlara katıldı. Greklere bağımsızlık vaadinde bulundu. İ.S. 67 yılı sonlarına doğru bütün Yunanistan'ın en ünlü yerlerini dolaştı. Achaia eyaletinin bağımsızlığını ilan etti. Burada bulunduğu sırada Corbulo'nun kız kardeşi ile evli olan Vinicianus'un kendi yerine Corbulo'yu getirmek istediği gerekçesiyle, devrin en büyük komutanlarından olan Corbulo'ya ölüm emrini gönderdi. Roma'da kıtlık sebebiyle huzursuzluk daha da artınca Helius'un çağrısı üzerine İ.S. 68 yılı Ocak ayında Roma'ya döndü.

25

Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XVIII-XIX. Tacitus, Annales, XV, 50. 27 Tacitus, Annales, XV, 70. 28 Tacitus, Annales, XV, 60-62. 29 Arbiter Elegantiae (Lat.): Zerafet Hakemi 26


III. BÖLÜM: NERO DÖNEMİNDE YAHUDİLER VE HRİSTİYANLAR a. Yahudiler İ.S. 66 yılında Iudaia30'da Yahudiler isyan etti. Yunanlılar ve Yahudiler arasında dini bir gerilim söz konusuydu. İ.S. 67 yılında Nero, Vespasianus'u düzeni sağlaması için Iudaia'ya gönderdi fakat isyan Neron'un ölümünden sonra bastırılabildi. b. Hristiyanlar Birkaç istisnayı saymazsak eğer en azından 1. yüzyılda Hristiyanlık imparatorluk için çok ciddi bir tehdit olarak algılanmıyordu. Bununla birlikte bir tanrı suretine sahip olmadıkları için Hristiyanlar gizli bir topluluğun üyeleri gibi görülmekteydi. Dini festivallerden ve Roma ordusunda hizmet etmekten kaçınmaları da onlara karşı şüpheleri arttırmaktaydı. Romalılardan 1. yüzyılın sonu ve 2. yüzyılın başında Hristiyanların siyasi bölücüler oldukları kanısı hakimdi. Antik Hristiyan kaynakları imparatorların uyguladığı işkenceler, baskılar ve ölümler hakkında bir takım bilgiler içerir. Nero'nun İ.S. 64'teki Roma yangınını Hristiyanların üzerine atmasıyla başlayan baskılar 313'teki Milano Fermanı'na kadar sürdü. Büyük Roma yangınında da bahsettiğim gibi, Nero Roma'yı yakmakla itham edilince suçu yaygınlaşmamış yeni bir mezhebe, Hristiyanlığa bağlı olanlara (bunlar dünyanın yakında bir yangınla sonunun geleceğine inanıyorlardı) attı. Bu felaketin suçlusu olarak Nero kabul edilmişti ve kendisine "kundakçı" adı takılmıştı. Bunu gören yönetim büyük bir hızla "gerçek kundakçılar" davasını açmıştı. Şüpheliler kitleler halinde tutuklanmışlar ve korkunç işkencelere maruz kalarak öldürülmüşlerdi. Arenada Hristiyanları köpeklere parçalatmak için hayvan postuna sarıyorlardı; çarmıha gerip ya da vücutlarını reçineye bulayıp, geceleri aydınlanmak için meşale olarak kullanıyorlardı.31 Daha sonra, Hristiyan yorumcular, bu işkence cezalarını "Hristiyanlara yapılan ilk işkence" gibi göstermek için, Annales'in Nero'nun meşalelerinin söz konusu edildiği bu bölümüne ustaca eklenen bir metin parçasından yararlandılar. Hristiyanların arenada yakılarak ve hayvanlara parçalatılarak öldürülmeleri onlara sempati Nero'ya ise daha çok antipati kazandırdı. Hristiyan yazar Tertullianus, Nero'nun Hıristiyanlara zulmeden ilk kişi olduğunu söyler. Yine tarihçi Lactantius da Sulpicius Severus gibi Nero'dan "Tanrı'nın hizmetçilerini cezalandıran ilk kişi" diye bahseder. Nero'nun bir havarinin katili olduğunu iddia eden ilk metin, yazarı belirsiz "İsaiah’ın Yükselişi" adında 2. yüzyıla ait bir eserdir. Bu metin, "Annesinin katili ve kendisi bir kral olan (bu kişi), İsa'nın on iki havarisine işkence edendir. On ikiden biri, onun ellerine teslim edilmişti" şeklindedir.32 Caesarea Maritima Piskopos'u Eusebius , Aziz Paulus'un Nero'nun saltanatı sırasında Roma'da başının kesildiğini yazan ilk kişidir.33 Piskopos, her ne kadar Nero'nun işkencelerinin Petrus ve Paulus'un ölümüne yol açtığını söylese de, Nero'nun onların öldürülmesi için özel bir emir vermediğini de ekler. Diğer birkaç kaynak Paulus'un Roma'da iki yıl kaldığını ve daha sonra İspanya'ya geçtiğini yazar.34 Apokrif "Petrus'un İşleri" adlı eser, Petrus'un ilk olarak Nero'nun saltanatı sırasında (Nero tarafından değil) Roma'da baş aşağı çarmıha gerildiğini yazar. Kitap, Paulus'un hala hayatta olduğunu ve Nero'nun Tanrı'nın emriyle Hristiyanları daha 30

Eski Filistin'in güneyi, Yahudiye. Tacitus, Annales, XV, 44. 32 The Ascension of Isaiah, Bölüm 4:2. 33 Eusebius, Dinsel Tarih II, 25:5. 34 Bunlar: The Acts of Peter, Clement'in İlk Mektubu 5:6 ve The Muratorian Fragment. 31


fazla cezalandırmaması için ebedi kılındığını yazarak biter. 4. yüzyılla birlikte, birçok yazar Nero'nun Petrus ve Paulus'un katili olduğunu yazmaya başlar.35 Isaah’ın Yükselişi adlı eserin ilk metni, Nero'nun sahte bir Mesih, bir deccal olduğunu iddia eder ve Nero'dan şu şekilde bahseder: "Annesinin katili kanunsuz bir kral gelecek ve dünyanın tüm gücü onunla birlikte olacak ve ona, o ne kadar arzu ederse o kadar kulak verecekler." 36 2. yüzyılda yazılmış Sibylline Oracles (Kitap 5 ve 8), Nero'nun geri geleceğinden ve yıkım getireceğinden bahseder. 37 Hristiyan toplumu içinde bu bahsedilenlerden ayrı olarak var olan bir inanışa göre38 de Nero sahte mesih olarak geri gelecektir. Nero dönemine kadar bir Yahudi tarikatı olarak görülen Hristiyanlar, bu dönemden sonra Yahudilerin düşmanı oldular. Hiç şüphesiz bu düşmanlığın oluşmasındaki en büyük nedenlerden biri İsa Peygamberin öldürülmesine Yahudi tarikatlarının göz yummasıydı diğer bir neden ise Yahudilerin de, Roma'nın Hristiyanlar tarafından yakılmış olduğunu söylemeleriydi. Böylece Yahudilik ve Hristiyanlık kesin olarak birbirinden ayrılmış oldu. IV. BÖLÜM: EKONOMİ Nero, İ.S. 63/64 yılında para basımında reform yapmış, altın ve gümüş paraların yanı sıra bronz para basarak devrinin en mükemmel sistemini meydana getirmişti. Para basma tekniği de ıslah edilmişti. Nero paralara en güzel tipleri vermiştir. Hırslı bir kadın olan Agrippina, Nero'nun egemenliğinin ilk yılında oldukça ön plandaydı. Aureus39 ve denariuslar40 üzerinde, ön yüzde Nero ve Agrippina büstü, çevrede Agrippina'nın adı ve ünvanı, arka yüzde meşe çelengi içinde EX S.C., çevrede Nero'nun isim ve ünvanları yer almaktadır (Resim 6). Nero zamanında aureuslar, Roma ağırlık biriminin 1/42'si iken 1/45'ine indirilmiş, denerius ağırlıkları ise 1/84'den 1'96'ya kadar düşürülmüştür. Gümüş sikkeler saflıklarını da yitirmiş, sonraki imparatorlar döneminde gümüş sikkedeki bu düşüş sürmüştür. Nero döneminden başlayarak değerli metalden sikkeler de Roma darphanesinde darp edilmeye başlamıştır. Nero'nun sesterzlerinde ilgi çekici tipler görülür. Bunlardan birinde (Resim 7), arka yüzde, Tiber nehri ağzındaki Ostia limanı ve girişinde, ünlü İskenderiye fenerine benzer fener ve altta Tiber'i simgeleyen nehir Tanrısı ve POR(tus) OST(ientsis) AVGVSTI yazısı vardır. Bu limanın Claudius tarafından yaptırıldığını, Suetonius'dan bilmekteyiz. Limanın yapılma amacı Roma'ya buğday ithalini kolaylaştırmaktı. Nero sikkesi üzerinde yer alması, belki de onun zamanında bitirilmiş olmasındandır. Bir başka sesterzde (Resim 8), arka yüzde, Roma forumundaki Ianus Tapınağı, kapısı kapalı olarak görülmektedir ve çevresinde PACE P.R. (ubique) TERRA MARIQ PARTA IANVM CLVSIT yazısı yer alır. Bu tapınağın kapısı savaş süresince açık tutulur, barış zamanında kapatılırdı, Nero zamanında Parthlarla barış yapıldığından,sikke betimi ve yazı bunu yansıtmaktadır. Yine başka bir sesterzde 35

Lactantius, Nero'nun Petrus'un çarmıha gerdirdiğini ve Paulus'un kılıçtan geçirdiğini yazar. Lactantius, Of the Manner in Which the Persecutors Died II; John Chrysostom, Nero'nun Paul'u kişisel olarak tanıdığını ve onu öldürdüğünü yazar. John Chrysostom, Concerning Lowliness of Mind 4; Sulpicius Severus ise Nero'nun Petrus ve Paulus'u öldürttüğünü yazar, Sulpicius Severus, Chronica II.28-29. 36

The Ascension of Isaiah, Chapter 4:2.

37

Sibylline Oracles 5.361-376, 8.68-72, 8.531-157.

38

Sulpicius Severus ve Pettau'lu Victorinus'da Nero'nun sahte mesih olduğunu söyler, Sulpicius Severus, Chronica II.2829; Victorinus of Pettau, Commentary on the Apocalypse 17. 39 25 gümüş denarius değerindeki Antik Roma altın sikkesi. 40 Eski Roma'da gümüş paraya yada para birimine verilen ad, dinar.


(Resim 9), imparatorun, bahşiş dağıtma sahnesi görülmektedir. Çevredeki yazı 41, halka, bu bahşişin ikinci kez dağıtıldığını göstermektedir. Bu motif imparatorlar tarafından İ.S. 3. yüzyıl içerilerine kadar çok kullanılmıştır. İ.S. 58 yılında Nero'nun komutanlarından Corbulo, Parthlara karşı zafer kazanınca Nero için bir zafer takı yaptırılmıştır. Bir sesterzde de, tarihi kaynaklardan bilinen bu yapı görülmektedir (Resim 10). Nero zamanındaki pirinç sikkelerde değer işareti görülür: aslarda I, semislerde S, dipondiuslarda II. Pirinç aslardan birinin arka yüzünde (Resim 11), Nero, Apollo olarak lir çalarken gösterilmiştir. Bu betim hem Nero'nun müziğe olan ilgisi ve yarışmalara katılması, hem de Apollo olarak tapınım görmesiyle ilgilidir. Çevredeki yazıda ön yüzdeki ünvanların devamı yer alır. Küçük birimlerin üslûbu her zaman iyi değildir. Pirinç bir semisin arka yüzündeki (Resim 12) tip, 60 ve 65 yıllarında yapılan spor yarışmalarını yansıtmaktadır. Bir ödül masasının üstünde kupa ve çelenk vardır. Sol üstte semis işareti (S), çevrede CER(tamen) QVINQ(uennale) ROM(ae) CO(nstitutum) yazısı yer almaktadır ve Roma'da yarışmaların beş yılda bir yapıldığını anlatmaktadır. Nero sikkelerinde, Roma'da onun tarafından yaptırılan bir yapı da görülmektedir (Resim 13). Caelius tepesindeki bu yapıda, besin ürünleri, özellikle et ve balık satılıyordu. Macellum Magnum adını taşıyan yapının yerinde bugün bir kilise bulunmaktadır ve Macellum'un kubbesinden yararlanılarak yapılmıştır. Nero'nun geç sikkelerindeki portreleri yanaklı ve gerdanlıdır. 1989 yılında Side Tiyatrosu ve çevresi kazı onarım ve çevre düzenlemesi çalışmaları kapsamında 1989 yılının Eylül ayında Side tiyatrosunun orkestrası içinde su birikmesini önlemek, ve tiyatro-agora alt yapı bağlantılarını tespit etmek ve tiyatronun devir farklarını araştırmak üzere orkestra içindeki kanalın kazısına başlanmıştır. Kanal tabanında, İstanbul Arkeoloji Müzesi nümizmatik seksiyonu uzmanlarından Ayşe Henning tarafından Nero devrine tarihlenen bir bakır sikke bulunmuştur. Bakır sikkenin ön yüzünde Nero başında çelenk; arka yüzünde elinde kalkan ve mızraklı Athena, sol üstte nar ve sol altta yılan sembolleri görülmektedir. 60 yılından itibaren, sarayın eğlencelerini karşılamak için, Suetonius'un çok haklı olarak "savurganlık çılgınlığı" diye tanımladığı akıl almaz masraflar dönemi başladı. Saray uşakları gösterişli giysiler giyiyorlar, sarayın katırlarının nalları gümüşten yapılıyordu, katır sürüceleri Canusium 42 yününden dokunmuş giysiler giyerdi, bilezikler ve madalyalarla süslü atlı ve yaya Mazaxlar'dan43 oluşan kalabalık onu izlerdi. Fakat hazineyi asıl çökerten şey görkemli inşaatlar ve Altın Saray'dı. Hiçbir işte bina yaptırırken olduğundan daha savurgan davranmadı. Böylesine bir savurganlık mali bir kaosa ve kalıcı bir açığa yol açtı.. Devlet kasasını doldurmak için paraya hile kattı, yarım kilo gümüşten seksen dört yerine doksan altı dinar basıldı. Özellikle, en saçma, en akıl almaz bahanelerle ve hükümdara karşı suç işlemelerine karşı zenginlerin mallarına el koymak gibi geçici önlemlere başvurdular. Suetonius'a göre Nero, varsıllığın ve paranın tadına ancak saçıp savurarak varılacağını düşünüyordu, harcamalarının hesabını tutanları cimri diye nitelendirirken, parasını saçıp savuranları ve varını yoğunu tüketenleri gerçekten cömert ve yüce ruhlu olarak sayıyordu. Dayısı Gaius'u, Tiberius'tan kalan yüklü mirası kısa zamanda yiyip bitirmesinden başka bir şeyle övmüyordu ve bunun için ona hayrandı. Bu nedenle, gereksiz yere sınırsızca harcıyordu. Tiridates için, inanmak zor, ama günde sekiz yüz bin sesterius harcadı ve ona yola çıkarken yüz bin sesteriustan fazla 41

Congiarium iterim datum populo. Congiarium sözcüğü, kuru ve sulu nesneleri ölçmeye yarayan bir ölçekten (congius) gelmektedir. Başlangıçta bu yardımlar, yağ ve buğday olarak yapılıyordu, sonradan paraya çevrilmiştir. 42 Apulia bölgesinin en eski kenti olan Canusium (bugünkü Canosa) kırmızıya çalan yünüyle ünlüydü. 43 Numida'nın atlarıyla ünlü halkı.


parayı armağan olarak verdi. Kitara sanatçısı Menekrates'e ve gladyatör Spiculus'a, zafer töreni kutlayanlara verilen türden mal mülk ve evler armağan etti. Tefeci Kerkopithekos Paneros'u kent içinde ve dışında mülkler vererek zenginleştirdikten sonra, krallara özgü bir cenaze töreniyle onurlandırdı. Aynı giysiyi iki kez giymedi. Zar oyununda ortaya bir atış için dört yüz bin sesterius koydu. Allı morlu ipliklerle dokunmuş altın bir ağ ile balık tutardı. Ardında en az bin araba olmadan yolculuğa çıkmazdı. Çılgınca harcamalara yalnızca imparatorluğun kaynaklarına güvenerek değil, beklemediği bir anda çok büyük gizli bir hazine bulacağı umuduyla yöneldi, Roma atlı sınıfından biri ona kraliçe Dido'nun Tyros'tan kaçarken, yanında Africa'ya getirmiş olduğu ve orada çok büyük bir mağarada saklı olan hazineyi ele geçirmeye söz vermişti. Bu umudu suya düşünce, iftira atmaya ve soygunculuğa başladı, para kaynakları öyle tükendi ki, askerlerin ve emekli askerlerin maaşlarını ödeyemedi, ertelemek zorunda kaldı. Nero, her şeyden önce geçerli bir neden olmadan kendi ailesinin adını alarak aileye katılan ölmüş azatlıların mallarının yarısı yerine altıda beşini almaya, sonra imparatordan hoşlanmayanların44 tüm mirasının da imparatorun özel hazinesine kalmasına ve böyle vasiyetleri yazanların ya da yazdıranların cezalandırmasına karar verdi; ayrıca develetin yüceliğini koruyan yasayı, birisi tanık olup da ihbar ederse, söylenen ve yapılan her şeye uygulamaya da karar verdi. Yarışmalarda kentlerin kendisine uygun gördüğü ödüllerin para oalrak ödenmesini istedi. Sonunda birçok varsıl tapınağı yağmaladı, altın ve gümüş büstleri eritti ve onların arasında Galba zamanında onarılacak ev tanrılarının heykelleri de vardı.45 V. BÖLÜM: KÜLTÜR, SANAT VE MİMARİ Nero şiire, müziğe, spora ve sanata çok düşkündü. Özellikle lir çalıp söylemekten ve araba yarışlarına katılmaktan çok hoşlanıyordu. Kentin binalarının biçimini yeniden tasarladı, artık yoksulların yaşadığı binaların ve evlerin önünde sundurmalar olacaktı ve bunların teraslarından yangın için önlem alınabilecekti. Nero, tüm bunların masraflarını kendi cebinden karşılamıştı. Misenum'dan Avernus gölüne kadar yayılan, sıra sütunlarla çevrili, üzeri kapalı bir gölet yapımını başlattı, Baiae'ın tüm sıcak su kaynaklarını buraya doğru akıtma ve Avernus'tan Ostia'ya bir kanal açma işine girişti, böylece denizde olmasa da gemiye binildi, kanalın boyu yaklaşık 257 kilometre, genişliği ise beş sıra kürekli iki geminin karşılıklı geçişine uygundu. Bu işleri tamamlamak için imparatorluğun her yanından Italia'ya tutsaklar getirtti, cinayetten hüküm giymiş olanlar bile cezalarını bu işte çalışarak geçiriyorlardı. a. Altın Saray (Domus Aurea) Nero, İ.S. 64-68 yılları arasında Palatin, Caelian ve Esquilin Tepeleri'ne yayılmış bir kır sarayını Roma'da inşa ettirdi. Altın Saray (=Altın Ev) çok para harcanarak inşa edilmişti, bu saray aşırı derecede süslü olmasıyla biliniyordu. 46 Eve, Nero'nun bronzdan kocaman bir heykelinin yerleştirildiği sütunlu bir girişle, Via Sacra boyunca ilerlenerek forum tarafından giriliyordu. Palatium ve Esquiliae tepelerinde var olan imparatorluk mallarına bu dönemde çok görkemli yapılar eklenmişti. Nero Roma'nın ortasında çok geniş bir yeri, imparatorluğa ait parka çevirdiği için özellikle kınanmıştır; bu parkın içinde Palatium tepesinden yapay bir gölün çevresindeki Oppius (Esquiliae tepesinin iki yükseltisinden biri) ve Caelium (Roma'nın yedi tepesinden en güney doğuda 44

İmparatora mirasından hiçbir şey bırakmayanlar ya da çok az bir pay vasiyet edenler. Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XXX, XXXI, XXXII. 46 Otho, VII; Tacitus, Annales, V,42. 45


olanı) tepelerine dek uzanan kır manzaralı bahçelerin içine serpiştirilmiş tek tek evler vardı. Sarayda, Nero'nun yaklaşık 3.6 metre yüksekliğindeki heykelinin yer aldığı bir giriş vardı; genişliği o denli büyüktü ki, üç katlı revak47 yaklaşık 1.6 kilo metre uzunluğundaydı; kent görüntüsü verilen yapılarla çevrili, denizi andıran yapay bir göl de bulunuyordu; her türden çok sayıda küçük baş ve yabanıl hayvanın bulunduğu tarıma uygun araziler, üzüm bağları, otlaklar ve ormanlar vardı (Resim 14). Evin öbür kesimlerindeki her şey altın ve sedef kaplamaydı, değerli taşlarla süslenmişti; yemek odalarının tavanı hareketli ve üzeri çiçek ve koku saçılıyordu; asıl yemek odası yuvarlaktı ve gece gündüz tıpkı gök cisimleri gibi dönüyordu; hamamlara denizden ve Albulae deresinden 48 su getiriliyordu. Bu görkemli evin tamamlanmasından sonra açılışını yaparken "Sonunda insanca yaşamaya başladığını"49 söyleyerek şimdiye dek yapılan işi onayladı. İçerisinde her hangi uyuma bölmesi bulunmayan 300 oda, Altın Saray'ın bir parti villası olduğu gösterir. Garip bir şekilde yapıda henüz bir mutfak ya da tuvalet açığa çıkarılmamıştır. Zengin çeşitlilikte planlara sahip odalar, göz alıcı, parlak beyaz mermerlerle kaplanmış, gün ışığından daha fazla faydalanabilmek için nişler 50 ve eksedralarla 51 düzenlenmişti. Katlarda havuzlar vardı ve koridorlarda çeşmeler şırıldayarak akıyordu. Tacitus'un Annales adlı kitabına göre, Nero projenin her detayıyla yakından ilgilenmişti. Domus Aurea'nın savurganlıklarından bazıları geleceğe ayna tutmuştur. Mimarlar, ana yemek salonlarından ikisini sekizgen bir avlunun yanlarında olacak şekilde konumlandırmışlar ve aydınlatma sorununu kubbede açtıkları devasa bir oculus'la 52 çözmüşlerdir. Böylesi bir kubbe, Pantheon gibi dinsel yapılar dışında ilk kez kullanılmış ve yine beton yapı tekniğinin ilk kullanılan örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Bir yenilik, geleceğin sanatına büyük bir etki etmiştir: Nero daha önceden kullanımı sınırlı olan mozaikleri kubbeli tavanlarda kullanmıştır. Sadece bazı parçalar günümüze ulaşmıştır ancak yapım tekniği yaygın olarak taklit edilmiş ve Hristiyan sanatının önemli özelliklerinden biri haline gelmiştir: Apsis mozaikleri Roma, Ravenna, Sicilya ve İstanbul'daki pek çok kilisede kullanılmıştır. Sarayın yapımından sorumlu olan mühendis-mimarlar Celer ve Severus'tu. Diğer baş sanatçılardan biri Famulus'tu (bazı kaynaklara göre Fabulus). Fresko tekniği, ıslak sıva üzerinde çalışıldığından, hıza ve güvenli dokunuşlara ihtiyaç duyar: Famulus ve atölyesi oldukça büyük bir alana yayılmıştı. Pliny, Doğal Tarih adlı eserinde Famulus'un sadece her gün doğru ışığın mümkün olduğu birkaç saatte çalışmaya gittiğinden bahseder. Famulus'un sakin tarzı, kompozisyonlarına mükemmel bir uyum ve şaşırtıcı bir zerafet vermiştir. Nero'nun ölümünün ardından, Altın Ev yerine geçen ardılları için mali sıkıntılara neden oldu. Ön cephedeki mermer kaplamalar, değerli taşlar ve fildişleri söküldü. Nero'nun ölümünden kısa bir süre sonra yaklaşık 2.6 km² bir alana yayılan yapı kompleksinin üstü toprakla dolduruldu ve üzerine 79 yılında bir kısmının inşaatı zaten bitirilmiş olan Titus Hamamları inşaa edildi. Saray yapısının merkezinde bulunan gölün üzerine Vespasianus tarafından Amphitheatrum Flavium (Kolezyum) yapıldı. Trajan Hamamları ve Venüs ve Roma Tapınağı'da bu bölge üzerine inşaa edildi. Sadece 40 yıl içinde yeni yapıların altında kalan Altın Ev tamamen yok edildi ancak bir paradoks olarak bu işlem duvar resimlerinin rutubetten korunarak günümüze kadar ulaşmasına yardımcı oldu. 15. yüzyılda genç bir Romalı Aventine'nin yamaçlarında bulunan bir yarığın içine düşünce kendini boyanmış figürlerle dolu garip bir mağara içinde buldu. Kısa bir süre sonra Roma'nın genç sanatçıları kendi gözleriyle görmek için iplerle bu yarıktan içeri inmeye başlayacaklardı. Dördüncü stil freskler açıkta kaldıklarından günümüzde sıva üzerinde gri lekeler solmuştur (Resim 15). İtalyan hükümeti 2010 yılında gerçekleşen çökme olayı sonrasında 15 bin m2 genişliğindeki sarayı 47

Revak, sırtı bağlı bulunduğu binaya dayalı, ön cephesi açık, üstü örtülü ve örtüsü sütunlarla ya da payelerle taşınan mekana verilen ad. 48 Tibur kenti (bugünkü Tivoli) yakınlarında, yatağında sülfür kaynakları bulunan ve Anio ırmağına dökülen dere. 49 Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XXXI. 50 Mimari yapılarda duvar içinde bırakılan oyuklara verilen ad. 51 Yarım daire planlı, bazen üstü kubbeli, ana yapıya birleştirilen mimari öğe. 52 Kubbenin tepesindeki yuvarlak açıklık.


restore etme kararı verdi. Projenin altmış milyon euroya mal olması bekleniyor. Restorasyon çalışmalarında bulunan Feodora Filippi restorasyon hakkında şu bilgileri vermektedir: "Roma mimarisine ait yirmi belki de yüz amfi tiyatro var fakat yalnızca bir tane domus area var. Altın evin bir bölümünü en yakın zamanda tekrar halka açmayı hedefliyoruz. Henüz tamamının kazılmadığı Altın Ev'in restorasyon çalışmalarının uzun yıllar süreceği tahmin edilirken sarayın çalışmalarının başlatıldığı ilk bölümünün iki yıl içinde ziyarete açık olması bekleniyor." 53 b. Nero-Vespasian Hamamı Patara'daki 54 (Resim 16) Nero-Vespasian Hamamı günlük yaşamın en yoğun olduğu sosyal merkezlerin yakınında ve kentin merkez düzlüğü üzerinde inşa edilmiştir. Hamam, ışığı ve ısıyı en iyi alacak istikamete göre konumlandırılmış olup güneye yönlendirilmiştir. Hamamın yakınında güneşin ışığını kesecek ve onları gölgede bırakacak yüksek yapılar bulunmaktadır. Nero-Vespasian Hamamı, Ana Cadde Güney Kapısının yaklaşık yetmiş beş metre doğusunda, Bizans Çağı surlarının güneydoğu iç köşesinde yer alır. Tiyatro ve Meclis Binası'nın kuzeydoğusunda konumlanan hamam, diğerleriyle birlikte kentin en işlek merkezinde konumlanmıştır. Hamam doğu-batı doğrultusunda, yan yana sıralanmış üç asal bölümden oluşan sıra tipli bir plana sahiptir (Resim 17 ). Yaklaşık 1000 m2 kapalı alanıyla, Likya'daki en büyük hamamlardan biridir. Üst örtüsü ve güney duvarlarının bir bölümü dışında oldukça sağlam durumdadır (Resim 18, 19). Hamama, Side Hamamları'ndaki gibi batıdan girilmektedir. 55 Hamamın duvarlarında, dışta iri ve düzgün kesme blok taşlar, içte ise opus caementumun kullanılmıştır. Tonozlarda da tuğla ve harçlı moloz taşın kullanıldığı görülür. Hamam, Nero'nun son yılları Vespasian'ın ilk yılları olan, İ.S. 65-69 tarihler arasında yapılmış olmalıdır. İki imparatorun adını bir arada taşıyan bilinen tek, Anadolu'daki en erkenlerden birisi ve Lyka'da ise bilinen en erken anıtsal Roma Dönemi hamamı olması açısından önemlidir. Tepidariuma giriş kapısının üzerindeki yazıtta bulunan "mutlak yönetici, kutsal Flavius Vespasianus,... askeri vali Sextus Marcius Priscus zamanında güvenceye alınan halkın paralarında ve Birliğin katkısıyla hamamı, içindeki süslemeleri ve havuzuyla birlikte temelden yapıldı..." ibaresinden dolayı, hamam, "Vespasian Hamamı" olarak tanıtılmıştır.56 Sonraki yıllarda, Vespasian adının, silinen Nero adının üzerine yazıldığı anlaşılmıştır. 57 Ayrıca, hamamın da su ihtiyacını karşılayan, Delikkemer yazıtında verilen "Vespasian onarımından" dolayı su yolu da Nero zamanında yapılmış olmalarıdır. Hamamın, Vespasian Dönemi'nde yapılan eklentilerle büyütmeye yönelik bir plan değişikliği geçirdiği ve bugünkü frigidariumun sonradan eklendiği anlaşılmaktadır. c. Patara Deniz Feneri Doğu Akdeniz'in en önemli liman kentleri arasında yer alan Patara, aynı zamanda Likya Birliği'ne başkentlik de yapmıştı. Yapılan arkeolojik çalışmalarla Patara'nın önemli pek çok yapısı günışığına çıkartıldı. Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından sürdürülen kazıların en heyecan verici buluntularından birisi İ.S. 64-65 yıllarında inşa edildiği tahmin edilen Patara Deniz Feneri oldu. Nero tarafından yaptırılan fener pek çok kalıntısını örten kum kümelerinin 11 metre 53

Euronews Haber Kanalı'nda 28.06.2012'de yer alan "Italy Launches Appeal to Restore Nero's Palace" adlı haberden alıntıdır. 54 Patara Antik Kenti Antalya-Fethiye arasında Ksanthos vadisinin güneybatı ucunda deniz kıyısında yer alır. Tanrı Apollon'un doğduğu yer olarak bilinen Patara bereketli Xanthos vadisinde denize açılabilecek tek liman olması nedeniyle tarih boyunca önemini yitirmemiştir. 55 Abbasoğlu 1982, 142. 56 Kalinka 1920: 396; Balland 1981: 2-4, no.23. 57 Stendon ve Coulton 1986, 56-59.


altından bulundu. 2005 ve 2006 yılları arasında üç bin kamyon dolusu kum ve toprağın çıkarılmasıyla fener günışığına kavuştu. Antik dönemdeki yüksekliğinin 25-30 metre olduğu tahmin edilen fenerin yapı malzemelerinin tamamı denizden sadece altı yüz metre uzakta bulundu. Fenerin restorasyon ve restitüsyon projeleri de hazırlandı. Kazı başkanı Prof. Dr. Havva Işık'a göre sponsor bulunur ve restorasyon tamamlanırsa Patara Feneri, Antalya'nın yeni simgesi haline gelebilecek. Ancak eğer restorasyon hayata geçmezse fener tuzlanma nedeniyle parçalanıp gidecek. Sırf bu nedenle kazı ekibi, bölgede toprak altında kaldığı tespit edilen bir başka feneri ortaya çıkarmayı düşünmüyor. Fenerde Antik Döneme ait özel yazı tekniği ile bakır ve altıb kaplama harflerle bir de ithaf yazısı bulunmuştur. İthaf yazısında şu ifadeler yer alıyor: "Tanrısal Claudius'un oğlu, Tiberius CaesarAugustus ve Germanicus Caesar'ın Torunu, tanrısal Augustus'un torunun oğlu; karaların ve denizlerin efendisi ve vatanın babası Nero Claudius Caesar bu feneri denizcilerin selameti için yaptırdı." İ.S. 110 yılı civarında inşa edilen La Coruna Feneri dünyadaki en eski fener olarak tanımlanıyor oysa Patara Deniz Feneri ondan 45 yıl önce inşa edilmişti. Patara Deniz Feneri ayağa kaldırıldığında ise "dünyadaki tek en erken orijinal deniz feneri" ünvanını alacak. Fener, Roma İmparatorluğu'nun bir göç göstergesi olarak İmparator Nero'nun prestiji arttıracak şekilde inşa edilmiş. Fakat 800 bin lira bulunamadığı için Patara Fener'i restore edilememiştir. d. Portreleri Augustus klasisizminin yaşlanmaz kusursuzluğu göz önüne alınınca portrelerinde şaşırtıcı olan, Nero'nun sadece otuz iki yaşında ölmesine rağmen yaşlanma izlerinin verilmesidir. Portrecilikte artan realizm, plastik özellik ve kıvrım zıtlıkları Claudius ve Nero dönemlerinin gelişimleridir. Onların zamanında devrimci yenilikler, İ.S. 68 ve 69 yılları imparatorlarının ve Flavius hanedanı hükümdarlarının sanatına esas oluşturmak üzere ortaya çıkmıştır. Nero otuz iki yaşında intihar etmiştir. Senato, Nero için damnatio memoriae58 ilan etmiş; anıtları ve sarayları tahrip edilmişti. Bu nedenle onun birçok portresi tahrip edilmiş bir kısmı da daha sonraki imparatorların (Otho, Galba ve Vespasianus) portreleri ve heykelleri için yeniden işlenmiştir. Günümüze kadar ulaşmış mermer veya sikkelerdeki Nero portreleri beş tipe ayrılmıştır. Beş tipin her biri Nero'nun hayatındaki bir olay ile bağlantılıdır. Tip 1: Nero'nun 50 yılında Claudius tarafından evlat edinilmesi, 51 yılının sikkelerinde görülen çocuk portre tipinin üretilmesi için bir fırsat olmuştur. 51 yılında darbedilen aureuslarda (Resim 20) ön yüzde Nero büstü, arka yüzde mızrak, kalkan üstünde EQVESTER ORDO PRINCIPI IVVENT(uti) yazısı görülmektedir. Kalkan ve mızrak princeps iuventutisliğin simgesi, aynı zamanda atlıların, Nero'ya onur armağanıdır. Nero, İ.S. 51 yılında toga virilis giydi. İ.S. 51 ve 54 yıllarında sikkeler, onu genç çehreli yüksek elmacık kemikli, toplu çeneli ve kalın boyunlu, başının tepe noktasından itibaren taranmış alnına doğru alçalan karışık dolgun saçlı olarak tasvir etmektedir. Saçı ensede Julius-Claudius hanedanının özelliklerini sürdürmektedir. Claudius tarafından evlat edinilen çocuk Nero'yu temsil eden en iyi örnek Velleia Bazilikası'nda bulunmuş olan togalı heykeldir (Resim 21). Yuvarlak, tombul ve pürüzsüz çehreli bir portreye sahiptir. Saç, alında alçalan, başının üstünden itibaren uzun tutumlar halinde taranmış ve ortadan hafifçe ayrılmıştır, geri kalan tutamlar her iki yöne doğru taranmıştır.

58

Damnatio memoriae, Latince bir deyim olup, tam olarak anlamı "Hatıranın Lanetlenmesi" ya da "Hatıradan çıkartma" olgusudur. Onursuzlaştırmanın bir formu olup, Roma Senatosu'ndan vatan hainleri ya da Roma Devletinin itibarıyla oynayanlar için çıkartılabiliyordu.


Tip 2: Annesi Agrippina ile birlikte profilden tasvir edilmiş sikkeler İ.S. 54 yılında imparator olduğu zaman basılmıştır (Resim 22). Bu tip, imparatorluğunun ilk yıllarında Nero'nun annesinin etkisi altında olduğunu göstermektedir. Biraz daha olgun görünmesine karşın saç stili ve çehre özellikleri ile Tip 1'e benzer. Tip 3 (Cagliari Tipi): Bu yeni tipte saç stili değişmemesine karşın, yanağı, çenesi ve boynu önceki iki tipten daha şişmandır. Bu tipi Cagliaria'de bulunan bir baş temsil etmektedir (Resim 23). Nero bu portrede daha tombul yüz hatlarına ancak önceki tiplerdeki saçlara sahip olarak tasvir edilmiştir. Tip 4 (Terme MüzesiTipi): Tahta geçişinin beşinci yılında (İ.S. 59) gerek sikkelerde gerekse mermerde yeni bir tip yaratıldı. Paralel olarak sağa doğru taranmış yön değiştirdikten sonra kırılan buklelerle yeni bir saç stili ortaya çıktı. Bu tipte Genç Nero daha şişman görünmektedir. Bu tipin tek mermer örneği halen Museo Nazionale delle Terme'de bulunan ve çok tanınan bir portresidir (Resim 24). Bu nedenle bu tip, "Terme Müzesi Tipi" olarak anılmaktadır. Bu portrede, Nero çenesinin yan tarafında hafif sakal haline dönüşen uzun favorili olarak görülür. Dolgun elmacık kemikli, bir yanak ve boyuna aynı zamanda yuvarlak şişman bir yüze sahiptir. Gözleri, çıkık kaşlarının altına derin olarak yerleştirilmiştir. Dudakları kenarlarda hafif kalkık ve yuvarlaktır. Saçı dolgun ve başının üstünden, paralel perçemlerle sadece sağ gözünün köşesinde sağa, diğer tarafta sola dönük olarak düzenlenmiş alnına kadar kalın dalgalar halinde taranmıştır. Portrede alın bukleleri, alın üzerinde sanki bir çeşit başlık oluşturmak amacıyla yukarı itilmiştir. Tip 5 (Münih Tipi): Bu tip Münih'deki Glyptothek Müzesi'ndeki portresinden hareketle "Münih Tipi" olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu tipi en iyi tanımlayan örnek, Nero'yu masif boyunlu ve çeneli, derin gözlü ve taç başlık tarzı saç yapısı ile betimleyen Worcester'dan bir portredir (Res. ). Bu portrede Nero'nun gözleri küçük görülmekte, yanak ve çenesinin şişmanlığında neredeyse kaybolmaktadır. Nero imparator olduğunda ve intihar ettiğinde çok genç olmasına karşın JuliusClaudius ailesi üyelerinin portrelerinde yeniden ortaya çıkan gerçekçilik, Nero'nun portrelerinde de yaşlılık belirtileri olarak kendini göstermektedir. e. Yarışmalar, Tiyatro ve Müzik Nero, candan bir sanat ve gösteri aşığıydı. Sayıca çok ve türlü türlü gösteriler düzenledi: Iuvenales oyunları 59 , araba yarışları, sahne gösterileri ve gladyatör dövüşleri. Araba yarışlarına öbürlerinden daha çok önem verdi. Nero bu oyunları sahnenin üst kesiminden izledi. Bir yıl içinde Mars alanı bölgesinde inşa edilmiş tahta amfitiyatroda düzenlediği gladyatör gösterilerinde kimseyi, hatta suçluları bile öldürtmedi. Dört yüz senatörü ve altı yüz Roma atlısını, varlıklı ve iyi ün sahibi kişilerin kimilerini arenadaki gösterilere çıkarttı, yabani hayvan dövüşçüleri ve arenadaki türlü işleri yapan kişiler aynı sınıftandı. Deniz suyunda yüzen yabanıl hayvanlarla birlikte bir de deniz savaşı gösterisi sundu; aynı biçimde Spartalılara özgü savaş danslarını sunan her bir gence gösteri bitiminde Roma yurttaşlık belgesi verildi. Savaş danslarının konuları arasında boğanın, tahtadan bir düve heykelinin içine gizlenmiş Pasiphae ile çiftleşmesi de vardı, öyle ki birçok izleyici bu sahneye inandı; başka bir konu olan Ikarus ilk uçma girişiminde Nero'nun loncasının yanına düştü ve kanı imparatora sıçradı. Nero arada bir gösterilere katılırdı, öte yandan sedirde yan yatarak oyunları ilkin küçük bir açıklıktan sonra da tümüyle açık bir loncadan izleme alışkanlığı elde etmişti. Nero Roma'da elli yıl oyunlarını başlattı; Yunan geleneğine göre oyunlar müzik, atletizm ve binicilik olmak üzere üç dalda düzenleniyordu, bu oyunları Neronia diye adlandırdı; adak olarak bir hamam 59

Gençlerin katıldığı oyunlar.


ve gymnasium yaptırttı, senatörlere ve atlılara yağ 60 dağıttı. Seçim için hazırlanmış alanda düzenlenen atletizm yarışmalarında yüz öküzün kurban edilme töreninin hazırlığı sırasında ilk kez kestirdiği sakalını çok değerli incilerle süslü, altından küçük bir kaba koydu ve onu Capitolium'a adadı. Atletizm gösterilerine Vesta rahibelerini de çağırdı, çünkü Olympia'da Ceres'in Rahibelerinin oyunları izlemesine izin verilirdi. 61 Nero'nun düzenlediği gösterileri sırasında Armenia kralı Tridates62 Roma'ya geldi. Kralın başından sarığı alıp yerine bir çelenk koydu ve savaşın bittiğinin belirtisi olarak, Capitolium'a defneden yapılmış bir çelenk koyduktan sonra, Ianus tapınağının iki kanatlı kapısını kapattı. Tarihçiler, o dönemde tiyatronun aşağı tabaka için olduğu şeklinde bir inanış olduğuna ve onları ahlaksızlık ve tembelliğe ittiğine inanıldığına işaret eder. Kimileri Yunan etkisini küçümsemişlerdir. Bazıları ise gösteriler için yapılan devasa harcamaları sorgulamışlardır. Şarkı söylemenin çok önemli olduğunu düşündüğü için, Neronia yarışmalarını gününden önce tekrarlattı ve tanrısal sesini ısrarla dinlemek isteyen herkese kendi bahçelerinde şarkı söyleyeceğini bildirdi. Zaman geçirmeden yarışmaya katılamaya karar verdi ve adının kitara sanatçılarının arasına yazılmasını buyurdu. Zamanı gelince sahneye çıktı, sahnede yerini alınca Niobe şarkısını söyleyeceğini duyurdu ve öğleden sonra yaklaşık saat dörde dek sahnede kaldı. Sık sık şarkı söyleme fırsatı olsun diye, yarışmanın geri kalan kesimini sonraki yıla erteledi. Maske takarak tanrıların, kahramanların, kadın kahramanların ve tanrıçaların kılığına girip tragedya şarkıları söyledi, maskelerden yararlanarak hem kendisi hem de sevdiği kadın oldu. Söylediği şarkılar arasında şunlar vardı: Doğuran Kanake, Ana Katili Orestes, Kör Oedipus, Çılgın Herakles.63 Bu son tragedyanın konusu şöyleydi: Girişi bekleyen gencecik bir asker, konu gereği, Nero'yu kurban etmek için süslendiklerini ve zincire vurduklarını görünce, ona yardım etmek için koştu. Ödüllerini arttırma isteğini gizlemiyordu; oyunların sayısı arttırılarak gösteri geç saatlere dek uzatılıyordu. Kısa bir süre sonra kendisi de araba yarışlarına katılmak istedi ve halka kendisini bu konuda da göstermiş oldu. Roma'da bu sanatlarla uğraşmaktan sıkılınca, Akhaia'ya gitti: Müzik yarışmaları düzenlemeyi gelenekselleştirmiş Yunan kentleri, kitara sanatçılarına verilen tüm ödülleri ona yollama kararı almışlardı. Bu ödülleri almakta öyle mutlu oluyordu ki, ödülleri getiren elçileri yalnız öncelikli olarak kabul etmiyor, onları özel sofrasına da davet ediyordu. Yemekten sonra şarkı söylemesi istendiğinde, alkışlar arasında kabul ederek yalnızca Yunanlıların müzik dinlemeyi bildiğini ve Yunanlıların onun sanatına değer verdiğini söylüyordu. Zaman geçirmeden yola çıktı, Kassiope'ye varır varmaz, Iuppiter Cassius'un sunağının yanında şarkı söylemeye başladı ve sonra oradaki tüm müzik yarışmalarına katıldı. Nero, şarkı söylerken, zorunlu bir nedeni olsa bile kimsenin tiyatrodan ayrılmasına izin verilmiyordu. Kimi kadınların gösterilerde doğurduğu bile söylenir. Dinlemekten ve alkışlamaktan sıkılan birçok kişi, Circus Maximus'un girişleri kapatıldığı için, ya gizli gizli duvardan atlayarak dışarı çıkıyor ya da ölü numarası yaparak dışarı götürülüyordu. Yarışmaya başlamadan önce jüri üyelerine, kendisinin elinden geleni yaptığını, gerisinin ise Fortuna'ya 64 kaldığını saygılı bir biçimde söylerdi. Yarışma sırasında kurallara öyle uyardı ki, tükürmediği gibi terli alnını asla koluyla silmezdi. Yarışmada kazananlar hatırlanmasın ve geriye onlardan hiçbir iz kalmasın diye, hepsinin heykellerinin ve büstlerinin yıkılmasını, kancalara takılıp 60

Hamamda ve beden eğitimi alanında cilde sürmek için kullanılan yağ. Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XII. 62 Vologeses'in kardeşi olan Tridates, İ.S. 66 yılında Roma'ya gelmiştir. 63 Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XXI. 64 Yazgı Tanrıçası. 61


sürüklenerek kanalizasyona atılmasını buyurdu. Birçok yarışta araba kullandı, Olympia'da da on atın çektiği bir arabayı sürdü, oysa kendi yazdığı bir şiirde kral Mithridates'i bu yüzden eleştirmişti. Bu yarışma sırasında bir kaza geçirdi, yarışı bitirmeden bıraktı ama ödülü yine de o aldı. VI. BÖLÜM: NERO'NUN KİŞİLİĞİ Suetonius'un yazdıklarına göre Nero'nun boyu fazla uzun değildi, teni lekeliydi ve pis kokardı. Saçları açık sarıydı, yüz hatları düzgün ama yakışıklı sayılmazdı, mavi gözlerinde canlılık yoktu, boynu kısaydı, göbekliydi ve bacakları çok inceydi. Aşırıya kaçan bir yaşam biçimi olmasına rağmen, herhangi bir sağlık sorunu yoktu. On dört yıl içinde yalnızca üç kez hastalanmış, bu dönemlerinde bile şarap içmeyi ve alışkanlıklarını sürdürmüştü. Giyim kuşamında yakışık almayacak denli aşırıya kaçardı. Erguvan rengini kendisinden başka diğer kişilerin kullanmasını yasaklamıştı. Saçlarından bukleler eksik olmazdı, Yunanistan'a yolculuğu sırasında saçlarını omuzlarına dek uzatmıştı. Halkın karşısına ev giysisiyle beline kuşak bağlamadan ve boğazında bir mendille yalın ayak çıkardı. Çocukken neredeyse sanatın her dalında eğitim almıştı. Şiiri çok seviyordu, hiç zorlanmadan seve seve dizeler yazardı. Bazı kişiler onun başkalarının yazdığı şiirleri kendininmiş gibi yayınladığına inanırdı. Suetonius, eserinin bir bölümünde bu konuya şöyle değinmiştir: "Benim elimde onun kendi el yazısıyla yazmış olduğu, iyi bilinen dizelerini içeren küçük kitaplar ve notlar vardır. Bunlar şiirlerinin kopya ve alıntı olmadığının aksine düşünen ve yaratan birinin ürünü olduğunun kanıtıdır."65 Resim ve heykel sanatlarıyla da uğraşmaktan zevk alırdı. Halkın kendisini beğenmesinden gurur duyardı. Halkın sevgisini kazanan herkes onun rakibiydi. Çocukluğu sırasında aldığı eğitimler arasında daha önce bahsettiğim gibi müzik de vardı; imparator olunca diğer sanatçıların yanı sıra o zamanın ünlü lir sanatçısı Tepnus'u getirtmişti ve uzunca bir süre akşam yemeklerinden sonra gece yarılarına dek onu dinlemişti. Sesini korumak ve güçlendirmek için; sırtüstü yatıp göğsünün üstüne kurşun bir plaka koyuyordu, şırıngayla bağırsaklarını ve kusarak da midesini temizliyordu. Sesine zarar verecek yiyecek ve meyvelerden uzak duruyordu. Sesinin zayıf ve kısık olmasına karşın sahneye çıkmayı hep arzuladı. Arkadaşları arasında şu Yunan atasözünü hep söylerdi: "Gizli kalmış müziğin değeri yoktur." Küstahlığı, şehveti, ölçüsüzlüğü,aç gözlülüğü, acımasızlığı başlangıçta gençlik kusurlarıymış gibi yavaş yavaş ve belli belirsiz ortaya çıktı. Günbatımından sonra, kafasına bir şapka ya da bir bere geçirip meyhanelere giriyordu, başından da tehlike eksik olmuyordu. Bir senatör, karısına sarkıntılık ettiği için, Nero'yu neredeyse öldürüyordu. Kusurları zamanla doğasının bşr parçası olup iyice belirginleşince şaka ve gizli iş yapmayı bıraktı; gizleme kaygısı ortadan kalkınca gittikçe aşırıya kaçmaya başladı. Rahatlamak için sıcak su havuzlarına ya da yaz mevsimiyse erimiş kar suyuna oldukça sık giriyordu; zaman zaman halk arasında Circus Maximus'ta akşam yemeği yerdi; ona kentin tüm fahişeleri ve flütçü kızları hizmet ediyordu. Arkadaşlarına akşam yemekleri düzenlettirip kendini davet ettirirdi, onlardan biri mitellita 66 yemeği için dört milyon sesterius, başka biri de rosaria yemeği için daha çok para harcamıştı. Özgür doğumlu çocukları kötüye 65

Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, LI. Konuklara ipek şeritlerden örülmüş taçların dağıtıldığı akşam yemeği; bu çelenkleri (mitella) Yunanlı kadınlar, sonraları ise Romalı iffetsiz kadınlar başlarına takardı; kadınsı erkekler de bunları kullanırdı; rosaria yemeğinde ise konuklara gül dağıtılırdı. 66


kullandı, evli kadınları ve Vesta rahibesi Rubria'yı baştan çıkardı. Sporus adlı bir genci hadım ettirdi, hatta onu kadına dönüştürmeye kalkıştı, onunla evlilik törenine uygun olarak çeyizle ve telli duvaklı evlendi, kalabalığın arasından evine girdi ve ona karısı gibi davrandı. İmparatoriçe gibi giyinmiş olan Sporus'u bir tahtırevanın üzerine bindirerek Graecia'nın mahkemelerine ve pazarlarına yanında götürdü ve daha sonra Roma'da Sigillaria dolaylarında onu tekrar tekrar öptü. Namusunu o derece ayaklar altına aldı ki, bedeninin neredeyse her parçasıyla sapıkça davranışlarda bulunuyordu, sonunda bunu bir tür oyun olarak kabul etti: Yabani bir hayvan postuna bürünüp kazığa bağlanmış kadınların ve erkeklerin cinsel organlarına, kafesinden fırlayarak saldırıyordu ve cinsel arzusunu giderdikten sonra, azatlısı Doryphoros'un yanında iyice sakinleşiyordu; Sporus ile olduğu gibi bununla da evliydi, kızların bakireliklerini yitirirken çıkardıkları sesleri taklit ediyordu. Nero'ya göre kimse iffetli değildi ya da bedeninin herhangi bir parçası kirlenmemiş değildi. Bu yüzden kendisinin huzurunda doğal olmayan şevhetlerini itiraf edenlerin öbür suçlarını da bağışlıyordu. 67 Adını ölümsüzleştirme hırsına kapılmıştı. Bu yüzden birçok yerin ve işin adını değiştirip kendi adını verdi ve hatta nisan ayının adını "Nero'nun Ayı" diye değiştirdi; Roma'nın adını bile Neropolis diye değiştirmeye karar vermişti. Syria tanrıçasının tapınımı dışında tüm dinsel tapınımları küçümsedi, kısa sürede ona duyduğu saygıyı üzerine çişini yapacak kadar yitirdi, ardından başka doğaüstü güçlerin etkisi altında kalarak ona iyice bağlandı. Ölmeden birkaç ay önce kurbanların iç organlarını kehanet amacıyla incelemeye başladı, ama belirtiler hiç iyi değildi. Canı kimi isterse, nedeni ne olursa olsun, ayrım yapmadan ve ölçü gözetmeden öldürdü. Ölüm buyruğu yolladığı kişilere birkaç saatlik zaman tanıyordu; gecikmeyi önlemek için, kendi başına intihar edemeyenlere zaman geçirmeden "yardım etsinler" diye doktor yolluyordu. Damarları kesmek "ölüme yardım etmek" diye adlandırılıyordu. Nero'nun ne verilirse, hatta çiğ et bile yiyen bir Mısırlının önüne canlı insanları parçalayarak yemesi için atmayı çok istediğine inanılır. Marifetmiş gibi yaptığı bu işlerle böbürlenerek bir imparatorun neyi yapıp yapmama hakkı olduğunu bilmediğini söyledi; yapacağı kuşkulu pek çok şeyi ortaya attı: Yaşayan senatörleri esirgemeyecekti, bu sınıfı ortadan kaldıracaktı ve günün birinde eyaletleri ve orduları devletten alıp atlı sınıfına ve azatlılara verecekti. Kente girip çıkarken hatta birini esenlerken öpmedi; Isthmus'taki iş için kehanete bakarken yüksek sesle durmadan "İşler benim ve Roma halkı için hayırlı olsun" dedi, böylece senatonun adını anmadı. İnsanların ona kötü söz söylemelerine ve hakaret etmelerine sabırlı katlandı ve kendisiyle alay edenlere karşı hoşgörülü davrandı. Aşağıdaki örnekte olduğu gibi Latince ve Yunanca birçok şey yazılıp halk arasında ağızdan ağıza dolaştı: "Ana katilleri Nero, Orestes ve Alkmene Son haber: Nero anasını öldürdü. Kim der ki, Nero yüce Aeneas soyundan değil? Biri68 anasını öldürdü, öbürü69 babasını yüceltti. Bizimki70geriyor kitarasının tellerini, Parthus ise yayını, Paian bizimki olacak, Hekatebeletes öbürü71 Ey Romalılar, tek eviniz Roma oalcak, Veii'ye göçün, 67

Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XXVIII, XXIX. Nero. 69 Aeneas. 70 Nero. 71 Paian (şarkı söyleyen) ile Hekatebeletes (uzağa ok atan), tanrı Apollon'un epithetonlarıdır. 68


Şu ev Veii'yi içine almaz." Bu dizeleri kimin yazdığını araştırmadı ve ispiyoncuların senatoya adlarını bildirdiği kişilerin ağır cezalara çarptırılmalarını engelledi. Kynik Isidoros, bir gün yoldan geçerken Nero'yu "Naeupios'un72 başına gelen şanssızlıkları ezgilerle güzel dile getirdiği için, kendi mallarını da kötü yönettiği için" yüksek sesle eleştirdi; Yunan konulu komedya oyuncusu Datus bir şarkısına: "Hoşça kal baba, hoşça kal anne" diyerek başlıyor ve Claudius ile Agrippina'nın ölümlerini kasteden içki içme ve yüzme sahnelerini canlandırırken şöyle bitiriyordu: "Sizi Orcus 73 görüyor." Bir el hareketiyle senatörleri işaret etmişti. 74 Nero bu filozofu yalnızca Roma'dan ve Italia'dan uzaklaştırdı, çünkü ya hareketleri dikkate almıyordu ya da kızgınlığını belli ederek insanların daha ince düşünmelerine yol açmaktan kaçınıyordu. Dünya yaklaşık on dört yıl böyle bir yönetime katlanmak zorunda kaldı, sonunda Nero yüzüstü bırakıldı, Gallialılar, o zaman o eyaleti propraetor olarak yöneten Iulius Vindex'in önderliğinde ilk adımı attılar. 75 VII. BÖLÜM: NERO'NUN ÖLÜMÜ Bir süre önce astrologlar Nero'ya günün birinde yalnız kalacağı yorumunda bulunmuşlardı; bu yorum üzerine şu çok ünlü sözünü söylemişti: "Sanat beni korur", imparatorken zevk aldığı, sıradan biri için de gerekli olan kitara sanatına dört elle sarılmayı düşünüyordu. Kimi astrologlar, Nero yalnız bırakıldığında doğunun egemenliğini ele geçireceği, birkaçı ise adını koyarak Hierosclyma krallığını üstleneceği, pek çoğu da ona önceki yazgısının yeniden verileceği kehanetinde bulunmuşlardı. Nero, önce Armenia ve Britannia'yı yitirip, sonra yeniden ele geçirince, en son kehanetten iyice umutlanarak kendisinin tüm şanssızlıkları yeneceğini düşündü. Delphoia'da Apollun'un kehanetine danıştığında, yetmiş üçüncü yaştan sakınması gerektiğini işitti; Nero o yaşta öleceğini düşünerek ve Galba'nın76 yaşını hiç göz önüne almadan, yaşının genç olmasına, sürekli ve değişmez yazgısına öyle güvendi ki, deniz kazasında çok değerli şeylerini yitirmesine karşın, arkadaşları arasında "Balık bana her şeyi getirecek" demekten hiç çekinmedi. Nero artık kendisini Roma'da huzur içinde hissetmediği için Mart ayında Neapolis (Napoli)'e gitti. Burada bulunduğu sırada Gallia Lugdunensis valisi C. Julius Vindex'in isyan ettiği haberini aldı. Vindex, Nero'nun zulmüne karşı isyan etmişti (İ.S. 68). "Zorbalara karşı özgürlük" ve "Tüm insanlığın kurtuluşu için" sloganları taşıyan paralar bastırdı. Roma vatandaşı olan Galyalılardan yüz bin kişilik bir ordu oluşturdu. Söylevlerinde, ve bildirilerinde ayaklanmanın tek amacının Roma İmparatorluğu'nun zorbanın boyunduruğundan kurtulmak ve Nero denen "taçlı soytarıyı" devirmek olduğunu and içerek ilan ediyordu. Nero ilk önce bu haberi pek de önemsemedi, bu isyanı kolayca bertaraf edebileceğini düşündü. Neron'un canını sıkan, baş gösteren ayaklanma değil, Vindex'in onun felaket bir lir çalgıcısı olduğunu söyleyerek kendisine hakaret etmesiydi. Ardı ardına haberler gelmeye başlayınca çok korkup Roma'ya döndü; yolculukta Romalı bir atlı tarafından sıkıştırılmış bir Gallialının saçlarından sürüklendiğini betimleyen bir kabartma heykel görmesini, bir anlamı 72

Odysseus'un öldürdüğü mitolojik kahraman. Roma mitolojisinde yer alan Tanrı. 74 Nero senato sınıfını ortadan kaldıracağını söylemişti. 75 Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XXXIX. 73

76

Galba, tam o yıl 73 yaşındayken imparator oldu.


olmasa da, iyiye yorunca, içi ferahladı ve sevinçten sıçradı, ellerini gökyüzüne açtı. Bu durumda bile ne senatoya ne de halka danıştı; seçkin kişilerden kimilerini evine çağırdı ve durumu kısaca değerlendirip günün geri kalan kesiminde o güne dek bilinmeyen, yeni bir su sisteminin her bir parçasını tek tek göstererek, işleyişini zorluklarını tartışarak anlattı, Vindex fırsat verirse, her şeyi tiyatroda göstereceğine söz verdi. Fakat 2 Nisan'da Hispania Tarraconensis valisi Sulpicius Galba'nın da kendisine karşı baş kaldırdığı ve Vindex'i tuttuğu haberini alınca durumun ciddiyetini anladı ve allak bullak oldu. Tek kelime etmeden ölü gibi uzun bir süre yattı, kendine gelir gelmez, elbiselerini parçaladı, eliyle kafasına vura vura "Sonum geldi" diye bağırdı ve sütninesi onu avutmak için öbür imparatorların başına gelenleri anımsatınca, gerçekten kendisinin öbürlerinden farklı olarak duyulmamış ve bilinmeyen şeylere katlandığı yanıtını verdi, çünkü en büyük desteğini sağlığında yitirmişti. Yine de lüks alışkanlığından ve arzularından vazgeçmedi ya da bunları azaltmadı. Aksine eyaletlerden iyi haberler gelince, görkemli bir sofrada ayaklanan önderlere karşı şaka dolu, şevhet içeren ve halkın da bildiği ezgileri el hareketleriyle söyledi. Galba ayrıca Lusitania 77 valisi Otho'yu ve Baetica quaestoru Caecina'yı da kendi tarafına çekmişti. İspanyol eyaletlerinin valisi ve isyanın sembolik önderi yaşlı ve sağlığı bozuk olan Galba Roma sosyetesinin en üst düzeyinde yer alan eski bir partisyen aileden gelen bir aristokrattı. Her ne kadar Julius-Claudius hanedanına mensup değilse de, Nero'nun kargaşalı, yozlaşmış ve ahlaksız yönetimi döneminde Roma'nın geleneklerini ve tarihini yansıtan geleneksel değerleri temsil etmekteydi. Galba'nın ordusu İ.S. 2 Nisan 68'de onu "Senatonun ve Roma Halkının Elçisi" ilan etti. Ayaklanma sonunda liderini bulmuştu. Nero sonunda harekete geçti, ayaklanmayı bastırmak için seferberlik çağrısı yaptı ve kendisini tek yetkili konsül olarak atadı. Senatonun onayı ile Galba'yı vatan haini ilan etti. Po Nehri kıyısında bir savunma hattı oluşturdu ve birlikleri Petronius Turpilianus'un emrine verdi. Ardından Roma'da şöyle bir söylenti çıktı: Nero, Gallia'ya gidecek, ordunun önüne silahsız çıkacak ve ağlamaktan başka bir şey yapmayacaktı. Bu ağlama karşısında ayaklananların pişmanlık duymalarını sağlayacağını ve ertesi gün mutlu insanlar arasında zafer türküleri söylemekten mutlu olacağını düşünüyordu ve zaman geçirmeden o türküleri bestelemesi gerektiğini söylüyordu. Sonunda imparator bunalımı sona erdirmek için akıl almaz bir çözüm buldu: tam anlamıyla dramatik bir gösteri. Sefer hazırlığı içindeyken ilk olarak sahne araç gerecini taşıyacak arabayı belirlemeye, yanında götüreceği odalıklarının saçlarını erkek gibi kestirmeye ve onları Amazonların miğferleri ve kalkanlarıyla silahlandırmaya özen gösterdi. Sonra kent oymaklarını askere çağırdı, aralarında savaşa uygun hiç kimse bulamayınca, efendilerine belli sayıda köle yollamaları konusunda baskı yaptı; her bir aileden yalnız en iyilerini kabul etti.78 Erzak ve donanım yerine tiyatro malzemelerini taşıyan araçlarla yola çıkacaktı. Her ne kadar senato ve İmparatorluk Muhafızları o ana kadar Nero'ya sadık kalmışlarsa da şimdi olaya karışmak için fırsat beklemekteydiler. Bu fırsat İ.S. 68 yılının Mayıs ayında bunalımın bir dizi sert müdahaleyle zirveye ulaşması sayesinde gerçekleşti. Kuzey Afrika'nın Romalı valisi Lucius Clodius Macer Roma'ya buğday sevkiyatını durdurarak isyancıların yanında yer aldı. Kentte zaten yiyecek sıkıntısı çekilmekteydi ve tek besin kaynağı mısırdı. Roma İmparatorluğu'nun bir başka tahıl ambarı olan Mısır'ın mülki amiri isyancıların safına geçti. Ardından, Nero'ya sadık, hatta Vindex'in askerlerine karşı savaşmış olan Galya'daki ordunun Galba'nın tarafına geçtiği haberi geldi. En son darbe, İtalya'yı Galba'ya karşı savunan 77

Günümüzdeki Portekiz'in Douro ve Minho Nehirleri arasındaki topraklar hariç diğer yerleri kaplayan bölgeye verilen ad. 78 Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, XLIII, XLIV.


orduların kumandanı Turpilianus'un da Galba'nın yanında yer alması oldu. Nero bu haberi kahvaltı ederken gelen bir mektupla aldı ve mektupları hemen parçalayıp attı, masayı devirdi, çok değerli olan Homeros Kupaları diye adlandırdığı iki kupayı yere fırlattı. Ardından Lucusta'dan aldığı zehiri altın bir kaba saklayıp Servilius bahçelerine gitti, orada en güvendiği azatlılarını bir donanma hazırlamaları için önceden Ostia'ya yolladıktan sonra, muhafız alayının subaylarını ve yüzbaşılarını kaçarken yanında götürmek istedi. Ancak bir kesimi oralı olmazken bir kesimi de açık açık karşı koydu hatta biri "Ne kadar korkunç bir ölüm değil mi?" 79 diye bağırınca, kafasında türlü planlar kurmaya başladı, Parthlara mı yoksa Galba'ya mı sığınsın, yas giysisiyle halkın arasında kürsüye çıkıp acıma duygusu uyandıracak kadar geçmiş için bağışlanmasını mı dilesin, eğer onları yumuşatamazsa, son çare olarak Mısır'ın yöneticiliğinin kendisine verilmesi için mi yalvarsın. Daha sonra bu konuda hazırlanmış bir konuşma onun yazı masasında bulundu; fakat foruma ulaşamadan linç edilmekten korktuğuna inanılır. Düşüncesini sonraki güne erteledi, neredeyse gece yarısına dek uyumadı, askerlerin gittiğini öğrenince, yatağından fırladı, dostlarından yardım istedi. Onlardan hiçbir yanıt gelmeyince, bizzat kendisi yanına birkaç kişi alarak tek tek onları dolaştı. Hepsi kapılarını kapatıp yanıt vermeyince, kişisel koruma bekçilerinin bile kaçtığı yatak odasına geri döndü, yatak örtüsüyle zehir kabını ortadan kaldırdı; gladyatör Scipulus'u ya da kendisini öldürecek herhangi birini aradı, kimseyi bulamayınca, "Benim ne dostum ne de düşmanım var" dedi ve koşarak oradan uzaklaştı. Geride sadece azat ettiği dört sadık kölesi kalmıştı. Sporus, Epaphroditus ve Phaon bunların arasındaydı. Biraz sakinleşince gizli bir yer aramaya koyuldu. Azatlısı Phaon, Nomentana yolu ile Salaria yolu arasındaki Roma'dan kırk mil uzaklıktaki kır evini ona açtı, Nero da üstünde tunicası ve yalın ayak, sırtında pelerini, başını örtüp yüzünü de bir mendille kapayarak ata bindi, yanında Aporus'la birlikte dört kişi daha vardı. Eve giden yan yola saptıklarında atları salıverdiler, sazlık bir patikadan, yere yaydığı elbisesinin üzerinde yürüyerek dikenli çalılıklar arasından geçip, evin arka duvarına vardı. . Eve gizli bir geçiş yolu hazırlanırken, bir süre bekledi ve bu arada eliyle su birikintisinden su içmek üzereyken "Bu Nero'nun damıtılmış suyudur" dedi. Pelerini böğürtlen dikenleriyle parçalanınca, batan dikenli dalları temizledi, emekleyerek kendisi için açılmış dar geçitten geçerek en yakındaki odaya girdi, gösterişsiz bir örtü serili olan yatağın üzerine kendi eski pelerinini yayıp uzandı; aç ve susuz kalmasına karşın kendisine sunulan kara ekmeği beğenmedi, ılık sudan biraz içti. Yanındakiler imparatora kendini öldürmesi ve böylece düşmanlarının eline düşmekten kurulması için baskı yaparlarken, o gözünün önünde bedeninin büyüklüğüne uygun bir çukur açılmasını, dibinin bulunabildiği kadar mermer parçalarıyla döşenmesini ve cenazesinde kullanılmak üzere su ve tahta hazırlanmasını80 buyurdu; hazırlıklar sırasında ağlayarak "Benimle birlikte büyük bir sanatçı da ölüyor" diyordu. Bu arada Phaon'un ulaklarından birinin getirdiği mektupları aldı ve kendisi açıp okudu: Senato kendisini vatan haini ilan edilmişti ve eski geleneklere uygun olarak cezalandırmak için aranıyordu. Nero cezasının ne olduğunu sordu, çıplak olarak yabaya asılmak ve değnekle ölesiye dövülmek olduğunu öğrenince, ölüm korkusuyla yanında taşıdığı iki kamayı hemen eline aldı, her ikisinin keskinliğini denedikten sonra "Ölüm zamanı henüz gelmedi" diyerek yeniden kılıfına koydu. Bir yandan Sporus'u ağlamaya ve dövünerek ağıt yakmaya başlaması için yüreklendiriyordu öte yandan kendini nasıl öldüreceğini birisinin öğretmesi için yalvarıyordu; bu arada yavaşlığından şu sözlerle yakınıyordu: "Utanç verici 79 80

Vergilius, Aeneis, XII, 646. Su, cesedi yıkamak için, tahta ise yakmak için kullanılırdı.


ve çirkin bir biçimde yaşıyorum. Bu Nero'nun başına gelmemeliydi, böyle zamanlarda soğukkanlı olmak gerekir, kendine gel, uyan!" Nero'yu canlı olarak yakalama buyruğu alan atlılar artık eve doğru yaklaşıyorlardı. Nero onların geldiğini işitir işitmez titrek bir sesle şu dizeleri söyledi: "Tez ayaklı atın sesi kulağımda çınlıyor."81 Kamayı boğazına dayadı, özel yazıcısı Epaphradtios da ona yardım ediyordu. Bu sırada, Nero yarı canlı iken bir yüzbaşı çıka geldi ve ona yardıma geldiğini söyleyerek yaraya pelerinini sardı fakat artık çok geçti Nero ölmüştü (Resim 26). Son sözü "Nasıl bir artist ölüyor" oldu (9 Haziran İ.S. 68). Orada hazır bulunanları korkutan ve ürperten gözleri sonuna dek açılıp sabitleştikten sonra sesi kesildi. Daha önce arkadaşlarından kafasının birine verilmemesinden başka ve tim olarak yakılmaktan başka hiçbir şey istememişti. Otuz iki yaşında Octavia'nın ölüm yıldönümünde ölüp gitti. Cenaze masrafları iki yüz bin sesterius tuttu, törende cesedinin altına dokusunda altın iplikler bulunan beyaz bir örtü yayıldı, bunu Ocak ayının ilk günü kullanmıştı. Sütnineleri Egloge ve Aleksandria ile odalığı Acte, onun küllerini Mars alanından görülen Bahçeler Tepesi'ndeki Domitianus ailesinin anıt mezarına yerleştirdiler. Burada kızıl somaki mermerinden lahitin üzerine Luna mermerinden bir sunak yerleştirildi, etrafı Thasos adasından gelen mermerle çevrildi. O ölünce halk öyle bir sevince kapıldı ki, tüm kentte başlarında özgürlük şapkasıyla koştular. Yine de uzun zaman onun mezarını bahar ve yaz çiçekleriyle süsleyenler ve Nero'nun sanki sağmış gibi kısa zamanda dönüp düşmanlarından öç alacağını duyuran bildiriler de yol değildi. Üstelik Parthların kralı Vologaesus, aralarındaki dostluk bağını yenilemek üzere senatoya elçiler yollayıp Nero'nun anısına saygı gösterilmesini ısrarla istedi. Suetonius'un anlattıklarına göre yirmi yıl sonra Nero adı Parthların gözünde çok değerli olduğu için kendisinin Nero olduğunu söyleyen 82 kim olduğu belirsiz birine bile çok yardım ettiler ve onu istemeye istemeye geri verdiler. 83

81

Homeros, Ilias, X, 535. İ.S. 88 yılında Terentius Maximus adında biri; başka bir sahte Nero da İ.S. 70 yılında ortaya çıkmıştır; bk. Tacitus, Historia, II, 8. 83 Suetonius, On İki Caesar'ın Yaşamı, Nero'nun Hayatı, LVII. 82


BİBLİYOGRAFYA Gaius Suetonius Tranquillus, On İki Caesar'ın Yaşamı (Çev. Fafo Telatar, Gül Özaktürk), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2008. Akşit, Oktay, Roma İmparatorluk Tarihi (M.Ö. 27 - M.S. 192), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1985. Tacitus, The Annals Of Imperial Rome (Çev. Michael Grant), Penguin Books, Victoria, 1961. Baydur, Nezahat, Roma Sikkeleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları,İstanbul, 1998. Tekin, Oğuz, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İletişim Yayınları, İstanbul, 2012. Ergin, Gürkan, Anadolu'da Roma Hakimiyeti: Direniş ve Düzen, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2013. Baker, Simon, Eski Roma: Bir İmparatorluğun Yükselişi ve Çöküşü (Çev. Ekin Duru), Say Yayınları, İstanbul, 2012. Eutopius, Roma Tarihinin Özeti (Çev. Çiğdem Menzilcioğlu), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007. Doğer, Ersin, Roma Heykelıtraşlığı, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İzmir, 2009. Wheeler, Mortimer, Roma Sanatı ve Mimarlığı (Çev. Zeynep Koçel Erdem), Homer Kitabevi ve Yayıncılık, İstanbul, 2004. Diakov, Kovalev, V., S., İlkçağ Tarihi (Çev. Özdemir İnce), Cilt 2, Yordam Kitap Basın ve Yayın, İstanbul, 2011. Cornell, Matthews, Tim, John, Atlaslı Büyük Uygarlıklar Ansiklopedisi (Çev. Şadan Karadeniz), Cilt 5, İletişim Yayınları, İstanbul, 1988. Gülşen, F. Fatih, "Patara'daki Roma Dönemi Hamamlarında Planlama ve Mimari", Atatürk Üniversitesi 50. Kuruluş Yıldönümü Arkeoloji Bölümü Armağanı, Doğudan Yükselen Işık: Arkeoloji Yazıları, Zero Yapım ve Dağıtım,İstanbul, 2008, syf: 453-470. İzmirligil, Ülkü, "Side Tiyatrosu Ve Çevresi Kazı, Onarım ve Çevre Düzenlemesi Çalışmaları (1989)", XII. Kazı Sonuçları Toplantısı, Cilt 1, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Ankara, 1990, syf: 193-197.



Ersan sezmez imparator nero dönemi (i s 54 68)