Page 1

Cumhuriyetin deðeri... Cumhuriyetin tükeniþi...

Haftalýk dergi 30 Ekim 2009 Sayý: 303 Fiyatý: 2,00 TL

Cumhuriyetin sosyalizmle yüceliþi... Domuz gribi AKP’nin yüzüne gözüne bulaþtý

8 Kasým’da büyük miting

Farklý ses Aleviler “eþitlik” için toplanýyor. verenler Eyleme büyük katýlým bekleniyor. çoðalýyor Feti Bölügiray: Kürt sorununda liberal ve milliyetçi kamplara karþý açýk tavýr alan yurtsever aydýnlarýn sayýsý artýyor.

Eþit yurttaþlýk istiyoruz LALE TARLASI yine doldu taþtý

Coca Cola meyvelere göz dikti

Tarih nasýl yaðmalanýyor?


HAFTANIN HATIRLATMASI Aleviler, AKP iktidarýna boyun eðmediklerini, açýlýmlarla, çalýþtaylarla kandýrýlamayacaklarýný göstermek için 8 Kasým’da Ýstanbul Kadýköy’de buluþuyor. Gericiliðe, piyasacýlýða ve iyice hýz kazanan iþbirlikçiliðe dur demek

YEREL SÜRELÝ YAYIN - Sahibi: Zehra Güner Sorumlu Yazý Ýþleri Müdürü: Ekim Orhan Ýsmi Adres : Osmanaða Mah. Nihal Sok. No:4 Kadýköy-Ýstanbul Tel: 0.216.330.58.04 - 0.216.414.65.04 www.sol.org.tr e-posta: dergi@sol.org.tr Baský: Kayhan Matbaacýlýk Davutpaþa Cad. Güven Sanayi Sitesi D Blok No: 155 Zeytinburnu

için sen de orada ol.

02

BAYKUÞ BAKIÞI

Özgürleþiyor, güzelleþiyoruz Solcu öðrencilere faþisti, dincisi, özel güvenlikçisi, jandarmasý, polisi sürekli saldýrýyor. Direnen iþçiye ülkücüsü, yobazý, emniyetçisi, askeri her fýrsatta saldýrýyor. Medyanýn liberali, muhafazakârý, dincisi, ulusalcýsý sola ve sol deðerlere küfretmekte ortaklaþýyor. “Ne var bunda” demeyin. Sol üzerindeki baský giderek artýyor. Ama Türkiye’nin daha özgür bir ülke haline gelmekte olduðu düþüncesinin yaygýnlaþmasýna en fazla katký yine soldan geliyor. Anlaþýldýðý kadarýyla bazýlarý bu durumu “eðitim zayiatý” olarak kabullenmiþ durumda. Yani, derin devlet çökertilirken, asker vesayetinden kurtulunurken, Kürt sorunu çözüm yoluna girerken lafý mý olur solun baþýna gelenlerin? Böyle bakýlýyor. Bir zamanlar sol, biraz da kaba bir biçimde ama son tahlilde haklý olarak, ülkedeki özgürlüklerin temel kýstasý olarak iþçi sýnýfý ve devrimci hareketin elde ettiði hareket serbestliðini görürdü. Þimdi ise özgürleþme baðlamýnda üç baþlýða odaklanýlmýþ durumda: Hükümetin asker karþýsýnda özgürleþmesi, dincilerin devlet karþýsýnda özgürleþmesi, Kürtlerin Türkler karþýsýnda özgürleþmesi... Sonuncuyu neden öyle formüle ettiðime birazdan açýklýk getireceðim. Ancak önce þuna dikkat çekmek isterim: Türkiye’de toplamda birçok kiþi “özgürlük” konusunu bu baþlýklardan ibaret görmekte, solda ise bunlarda bir iyileþmenin emekçi sýnýflara yansýmasý olacaðýna inanan çok sayýda kiþi bulunmaktadýr. Oysa gerçek tam tersidir. Özgürlüklerle ilgili sözünü ettiðim çerçeve gerçek özgürlüklerin daha da kýsýtlanmasýndan baþka sonuç veremez. Hükümetin asker karþýsýnda özgürleþmesi, askerin halk, emekçiler ve sol karþýsýndaki bildik yaklaþýmlarýnda bir deðiþiklik yaratacak mýdýr? Yani bundan sonra ordu daha az sermaye yanlýsý, daha az Amerikancý, daha az anti-komünist mi olacaktýr? Hükümet elde ettiði hareket serbestliðini halka tahvil mi ede-

cektir? Var mý böyle bir þey? Peki, dinciler devlet iþlerine burunlarýný soktuklarýnda devletin baskýcý karakterinde yumuþama mý olacak? Yobazlar, “hepimiz din kardeþiyiz” diyerek solun önünü mü açacak? Mümkün mü? Gelelim Kürt sorununa... Sayýlan baþlýklar içinde tek gerçek “özgürlük mücadelesi” konusu budur. Ancak bugün sorun tam da “Kürtlerin Türkler karþýsýnda özgürleþmesi” olarak formüle edildiðinden , muazzam bir týkanma yaþanýyor. “Türkler ezen ulus, Kürtler ise ezilen”, istismar edilen, cýlký çýkarýlan bir gerçektir. Türkler ve Kürtler kodlamasý, yalnýzca “birlik” projesini baltalamýyor ayný zamanda Kürtler cephesinden bakýldýðýnda bile büyük bir týkanma yaratýyor. Türkü dýþarýda býrakan hiçbir dönüþüm Kürtlere özgürlük getirmez, “Kürt sorunu çözülürse Türkiye’nin demokrasi sorunu çözülür” lafý ise bunu karþýlamaktan uzak, hatta gerçeði baþ aþaðý çeviren bir yaklaþýmýn ürünüdür. Bugün sol tarafýndan da onaylanan üç özgürlük baþlýðýnýn her biri, sola düþmanlýkla hayata geçebilir ve geçmektedir. Hükümet askere, dünyanýn en Amerikancý ordularýndan birine karþý kendini konumlandýrýrken “Avrasyacý” eðilimlere iþaret etmekte, ordu içinde sol bir cunta olduðunu iddia etmektedir. Dinciler kendilerine sýðýnan dönekler dýþýnda kalan bütün “sol”a nefret kusmakta ve kendilerini hâlâ maðdur olarak göstermektedir. Kürt sorununda ise her þey serbesttir, “sol” yasak! Devlet, hükümet gerek gördüðünde PKK ile görüþür, pazarlýk yapar, bu yasaldýr ama sol “PKK muhatap alýnsýn” dediðinde bu suçtur; PKK’nin ve DTP’nin solcularý topun aðzýndadýr; yandaþ medya açýlým karþýtlarýna savaþ ilan etmiþtir ama bir yandan da solun PKK baðlantýlarýný deþifre etmekle meþguldür. Baþa dönelim. Askeri, polisi, faþisti, dincisi sola saldýrýyor ve þu sýralar daha

Bir ülkenin özgürleþmesi demek o ülkenin emekçi sýnýflarýnýn ve devrimcilerinin hareket serbestliðinin artmasý ve bunu egemen sýnýfýn geçici de olsa kabullenmek zorunda kalmasý demektir. Türkiye’de bugün yaþananlarý bir biçimde “özgürleþme” olarak gören solcularýn kendilerini tamamen inkar ettiklerini söyleyebiliriz. çok saldýrýyor. Þu sýralar... Neden? Bir, “kendi” özgürlükleri pekiþtikçe, solunkini daraltmaya çalýþacaklar. Ýki, Kürtlerle Türkler arasýndaki gerginliði sola ve emekçilere saldýrarak kontrol edecekler. Ve biz de bütün bunlara bakýp “Türkiye özgürleþiyor” diyeceðiz! Vah vah...

Kemal Okuyan


AKP açýlýmda frene mi bastý?

Sadece ‘ayar’ molasý Tayyip Erdoðan’ýn “Sil baþtan” sözleri liberaller baþta olmak üzere AKP’nin açýlýmýna angaje kesimlerin kalbini sýkýþtýrdý. Yoksa frene mi basýlýyordu? Zaten bulunan ýslak imzalý belge ile TSK’nýn en büyük fren olduðu da bir kere daha ortaya çýkmamýþ mýydý? Hiç kuþku yok liberallerinki saflýk deðil süreci tahrik etme çabasý. Yoksa yol týkayan vagon olmadýðýný, arada kimi vagonlar savrulsa da halk düþmanlýðý treninin hýzýný artýrarak mesafe almaya devam ettiðini onlar da biliyor.

Kandil Daðý ve Mahmur Kampý’ndan gelen PKK üye ve sempatizanlarý için bölgede düzenlenen karþýlama gösterilerini izleyen günlerde ülkenin pek çok yeri “alýþýldýk” görüntülere sahne oldu. Büyük bölümü Ülkü Ocaklarý baþta olmak üzere faþist kesimlerce düzenlenen protesto gösterileri DTP binalarýnýn kuþatýlýp taþlanmasýndan Kürt vatandaþlarý linç etmeye dönük giriþimlere kadar uzandý. MHP ya da açýlýma karþý görünen bir baþka aktörün, ilk günlerin þaþkýnlýðýnýn ardýndan “düðmeye basýlmýþ” gibi baþlayan bu gösterilerin neresinde durduðu pek önem taþýmýyor. Zamanlamasý ve dozu “ayarlý” gösterilerden açýlýmýn bütün bileþenleri ama en çok da AKP yararlanmýþ oldu. Bir yandan toplumdaki büyük paralizasyonun buharý alýnýrken bir yandan da Tayyip Erdoðan’a “Sil baþtan” açýklamasýný yapma fýrsatý saðlanmýþ oldu. Hemen ertesindeki geliþmeler, “Ýrtica ile Mücadele Eylem Planý”nýn ýslak imzalý halinin bulunmasý baþta olmak üzere, Erdoðan’ýn “Sil baþtan” açýklamasýnýn bir küçük “mola” anlamýna geldiðini, ilk tepkilerin göðüslenmesi, gereken “ayarlar”ýn yapýlmasý, hiza problemlerinin halledilmesi için zaman kazanýldýðýný da hýzla gösterdi. AKP eliyle yürütülen emperyalist projeye “açýlým” gözüyle bakýp ne olursa olsun “barýþ ve demokrasi” konusunda mesafe kaydedileceðini düþünenler geçen haftanýn geliþmelerinde savaþýn devamýndan yana güçlerin direniþini görmekte ýsrarlý. Ancak yaþananlarý sermaye düzeninin iç gerilimi baþlýðý altýna sokmaya çalýþmak bile kolaycýlýk olacaktýr. Görünen o ki düzen siyaseti

solun zayýflýðýndan da yararlanarak toplumun deðiþen koordinatlarýný yok sayýp bildik repliklerle durumu geçiþtirmeye çalýþmakta, herkes büyük bir rahatlýkla rolünü oynamaktadýr. Rolleri gereði zaten yaklaþýmlarý malum olan aktörler bir yana AKP de bir konuda kararlý olduðunu bir kez daha gösterdi. Önümüzdeki süreçte Kürtler ve Türkler arasýna örülen

duvarlar alçalmak bir yana iyice yükseltilecek. Geçtiðimiz hafta Tayyip Erdoðan baþta olmak üzere AKP kurmaylarýnýn yaptýðý bir dizi açýklamada yer alan kimi ifadelerin bu eksene yaptýðý katký, Bahçeli’yi de Baykal’ý da aþtý. Bunlar tabanýn tepkili bölmelerini yatýþtýrmak üzere yapýlmýþ açýklamalar olmaktan ziyade AKP’nin halk düþmanlýðý ile uyumlu, “samimi” açýklamalardý.

‘Islak imza’ neyi tescil etti? “Ýrtica ile Mücadele Eylem Planý”nýn ýslak imzalý halinin bulunmasý ve hemen ardýndan bu planýnýn eki olduðu öne sürülen yeni bir belgenin, “Bilgi Destek Planý” basýna sýzdýrýlmasý TSK’nýn darbeciliðinin tescillenmesi olarak deðerlendirilip tartýþýlýyor. Genel Kurmay Baþkaný Ýlker Baþbuð’un istifa etmesini isteyenlerden, istifaya alternatif olarak ordu içinde büyük bir temizlik yapmasý gerektiðini söyleyenlere Doðan grubundan Fethullahçý medyaya ortak bir koro oluþmuþ durumda. Ancak görünen o ki “ýslak imza” TSK’nýn darbeciliðinin deðil, TSK’nýn AKP’nin zaferini kabullendiðinin tescili oldu. Dursun Çiçek’in ýslak imzasýnýn yer aldýðý “Ýrtica ile Mücadele Eylem Planý”nýn orijinalinin bulunmasý TSK komuta kademesinin yeni döneme, AKP’nin Yeni Osmanlý açýlýmýna angaje olmak için verebileceði tavizler konusunda fikir veriyor. 22 Temmuz 2007 tarihinde yapýlan genel seçimlerin ardýndan Korgeneral Nusret Taþdeler tarafýndan hazýrlandýðý belirtilen “Bilgi Destek Planý” ise TSK’nýn yeni sürece uyum saðlama çabalarýný yansýtýyor. “Seçim sonuçlarý ýlýmlý Ýslam’ýn zaferi olarak kabul görmektedir”, “Batý tarafýndan radikal Ýslam’a karþý mücadelede ýlýmlý Ýslam vasýta olarak seçilmiþtir”, “Türkiye’de ýlýmlý Ýslam’ý gerçekleþtirmek isteyenler amaçlarýna ulaþmýþlar, Türkiye, Müslüman ülkeler için ‘bir model’ olarak görülmeye baþlanmýþtýr”, “22 Temmuz seçimleri, ayrýca ýlýmlý Ýslam’ýn kazançlarý ile bitti denilen Büyük Ortadoðu Projesi’nin tekrar canlanmasýný saðlamýþ, Türkiye’ye biçilen ‘yeni Osmanlý’ rolünün yeniden gündeme getirilmesine yol açmýþtýr”, “TSK’nýn iþbirliði yapabileceði kurum ve kuruluþlar azalmaktadýr”, “Esas mesele, ýlýmlý Ýslam veya demok-ratik Ýslam olarak nitelendirilen yeni devlet düzeni içinde cumhuriyetin temel niteliklerine baðlý TSK’nýn, kendisine nasýl bir yer bulabileceði ve burada nasýl barýnabileceðidir” gibi tesbitlerin yer aldýðý raporun sonuç bölümü ise son derece “gerçekçi”. TSK’ya desteðin azaldýðý belirtilerek, AKP ile birlikte yaþamanýn yollarýný arama, hedef tahtasýna daha fazla PKK ve DTP’yi yerleþtirme, AB ve ABD ile “duygusallýktan uzak” iliþki kurma hedeflerinin altý çiziliyor.

Nasýlsa arkanda ABD var at atabildiðin kadar Tayyip Erdoðan’ýn Ýran gezisi, öncesinde yaptýðý Irak ve Pakistan gezileriyle bir bütünlük oluþturuyor. ABD’ye “Afganistan’a asker yollamam ama Pakistan’a model ihracý konusunda da ortalýðý boþ býrakmam” taahhütünden PKK pazarlýklarýna üç ülkede yapýlan görüþmelerin birbirine kolayca baðlanabilir gündemleri vardý. Ama bunlarýn ötesinde tur “bölgenin delisi” rolünün de bu kadar açýk sergilendiði ilk gezi olma özelliði taþýyordu. Özellikle de Ýran ayaðýnda. Sadece Ýsrail’i hedef alan nükleer açýklamasý ile deðil, Ýran’la ortak yatýrýmlar, hatta “ortak para” kullanýmýna geçilmesi gibi öneriler de arkada ABD desteði hissetmeden rüyada bile yapýlamayacak tekliflerdi.

03


‘Bize mi düþtü sahip çýkmak’ kolaycýlýðý...

Cumhuriyet: Deðer mi? Türkiye’de solun anti-cumhuriyetçi olmasý saçmalýktan öte bir durumdur. Tersine; bir tarihsel ilerleme olarak cumhuriyetin geleceðe uzanmasýnýn tek yolu, sosyalist cumhuriyetçilik tarafýndan özümsenip aþýlmasý olacaktýr.

Bu sorunun solun gündemine girmesi, baþlý baþýna bir sorun. Ne var ki, girmiþ iþte bir kez... Tarihsel arka planýn hakkýný tanýmak, sosyalizmin tanýmý gereðidir. Bu hak tanýmanýn nüanslarý tartýþmaya açýk olabilir. 1848’in Manifestosunun sosyalizm için zemini temizleyen burjuva devrimine hak ettiðinden daha büyük bir kredi açtýðý tartýþabilir örneðin. Aydýnlanmanýn ve burjuva devrimlerinin ileri doðru sýçrattýðý insanlýk tarihi düz bir hattý týrmanmýyor. Tarih zigzaglý bir grafik çiziyor. Zigzaglý bir eðriyi izleyerek yükseliyor insanlýk... Komünist Parti Manifestosu, belki de Avrupa’da burjuva devrimin yukarý doðru en keskin, en sert çýkýþlarýndan biri yaþanýrken yazýldý. Kolay mý; burjuva devriminin ufuk çizgisinde proletarya çýkýyordu sahneye. Kredinin hak edilmeyen kýsmý daha sonra iptal edilmiþtir. Hak mý deðil mi, derken, Lenin’in Emperyalizm’e ilerletici atýflarý, kural olarak sonlandýran yorumu bu tartýþmaya konan en kararlý noktalardan biri sayýlmalýdýr. Ancak burjuvazinin devrimci, ilerici niteliðini yitirmesi, bu yeni “hukuku” geriye doðru iþletmez. Ýþçi sýnýfý ve sosyalizm, kapitalizmin dünya ölçeðinde yerleþiklik kazanmasýyla varlýk kazanýr. Aydýnlanmanýn öncesinde modern sosyalizm düþüncesi, kapitalizmin öncesinde iþçi sýnýfýnýn iktidar olasýlýðý kategori dýþýdýr. Kendinden önceki tarihsel ilerlemeler, sosyalizmin gerisine düþemeyeceði alt sýnýrý çizer. Ýsteyen geriye iþletsin! Ýyi de, olay bu kadar açýk seçik ise, sol neden cumhuriyetin deðerini dönüp dönüp tartýþýr? Bunun güncel ve dünya çapýndaki yanýtý emperyalist kapitalizmin, 20. yüzyýl sonunda Lenin’i bile þaþýrtacak ölçüde ürettiði gericilikte gizli. Neo-liberal/postmodern evresinde emperya-

lizm, nicedir insanlýðý ilerletmiyor olmanýn ötesine geçerek tarihsel kazanýmlarýn üstünde tepinmeye baþladý. Artýk dünya nüfusunun önemli bir bölümünün sanayi ürünleriyle tanýþmýyor olmasýna karþýn sanayi sonrasý dönem ilan edilmekte, kapitalist ekonominin üretken olmayan bölmesi, cilalý hizmetler çaðýyla ur gibi büyümekte, kalkýnma sorunsalýnýn terkiyle birlikte geniþ kitleler tüketimin dýþýna itilmekte, piyasanýn orman kanunlarý demokrasi ve insan haklarý gibi eski sözleþmeleri feshetmekte, baðýmsýzlýðýn yerine uluslararasý þirketlerin ve emperyalist baþkentlerin karar tekeli geçirilmekte, sosyal devlet iþçilerin tepesine çökertilirken insan ticareti ve köleliði bile dirilten büyük bir emek “tehciri” yaratýlmakta... Kapitalizmin ilk sermaye birikiminin acýmasýzlýðýný, emekçilerin kendilerinin mülkiyet konusu olmaktan çýkýþý dengelemiþti. Artýk emekçi yalnýzca ekonominin gerekleri nedeniyle satmak zorundaydý emekgücünü; hukuk ve kaba zor kalkýyor, buna da burjuva demokrasisi deniyordu. Ýþte o acýmasýzlýk çaðýndan bu yana, kapitalizmin en büyük saldýrýsýnýn yaþandýðý döneme tanýklýk ediyoruz. Bu en büyük saldýrý biçimsel demokrasiyi bile kaldýrýyor. Beraberinde bazý toplumlara cumhuriyet düþüncesinin sorgulanmasý da düþtü. Türkiye’de 19081923 devriminin tepeden yapýlan, halkçý olmayan bir karakter taþýdýðýný söylemek baþkadýr, devrim ve cumhuriyetin büsbütün gayrýmeþru, tarihin akýþý içinde sapma olarak mahkum edilmesi baþka. Meþruiyeti olmayan rejimler bugüne dek, birincisi, burjuva ilerlemesine ayak direyen arkaik gerici devletler; ikincisi de, burjuvazinin kural tanýmaz karþýdevrimci pratiði olarak faþizm ve türevleriyle sýnýrlý kalmýþtý. Emperyalist paylaþýmý sabote eden, aydýnlanmacýlýðýn temel ilkelerini içeren bir yapý, olsa olsa solun gerisine düþmeyeceði alt sýnýrdýr. Bilimi bir yana býrakýrsak, bizim

öfkemiz “burjuva ilerlemesi”nin ikinci deðil birinci sözcüðüne yöneliktir. Türkiye’de bu ilerlemenin tepeden ve halksýz ve sol düþmaný nitelikler taþýmasý ise kendine özgü bir durum deðil. Prusya-Almanya ve Rusya gibi klasikleþmiþ süreçler önümüzdeki dururken, yeni icatlarda bulunmak Türkiye solcusuna mý düþer? Sözünü ettiðimiz neo-liberal karþý devrimden önce de düþtüðü olmuþtur, ama. Türkiye solunun bir toyluk rüzgarýna kapýldýðý 68-70 “kopuþ”unun kimi çýktýlarý hiç de karmaþýk olmayan bir denklemin periþan edilmesine yol açtý. Tarihsel birikimi aþarak sosyalizme ilerlemenin yerine inkarýn geçirilmesi biçiminde bir radikallik yarýþý devrimciliðin kriteri haline geldi. Üstelik ülkenin ilerici tarihinde kendilerine bir arka plan bulamayýp her baktýklarý yerde faþizm, baský vs görenler, sýra geleceðe bakmaya geldiðinde “demokratik devrim”den baþka bir hedef de koyamýyorlardý! Ýnkar radikalizmi sosyalizm açýðýný kapatmaya mý yarýyordu, dersiniz? Kürt ulusalcýlýðýnýn bu yarýþa tuhaf bir kredi kýyaðýyla katýldýðýný da eklemeli. Kürt halkýnýn özgürlük talebinin meþruiyetinden, cumhuriyeti sorgulamaya geçilmesinin düzgün bir mantýðý yoktur. Burada radikalizm, ek olarak ulusalcý zaaflarý örtmeye yaradýðýný düþünmek daha yerinde olur. Neo-liberalizm nehri ve diðer dereciklerden beslenen bir sapmanýn, 2000’lerde bir ajanlar-imamlar ittifakýnýn kör gözlere soktuðu parmakla bile uyanmamasý ise ilginçtir. Buna da uyanmýyorlarsa... Ýþin özü: Türkiye’de solun anticumhuriyetçi olmasý saçmalýktan öte bir durumdur. Tersine; bir tarihsel ilerleme olarak cumhuriyetin geleceðe uzanmasýnýn tek yolu, sosyalist cumhuriyetçilik tarafýndan özümsenip aþýlmasý olacaktýr. Evet; cumhuriyetçiliðe deðer! Çünkü sosyalizme yönelmenin biricik yolu bu deðeri büyütmekten geçiyor.

TÜYAP Kitap Fuarý’nda Yazýlama Yayýnevi etkinlikleri Söyleþi: Türkiye Nereye Gidiyor? Konuþmacýlar: Metin Çulhaoðlu / Kemal Okuyan 1 Kasým Pazar saat 18:15 > TÜYAP Kýnalýada Salonu

Vedat Türkali Ýmza Günü 7 Temmuz Cumartesi saat 15:00 > Yazýlama Yayýnevi standý 31 Ekim-8 Kasým tarihleri arasýnda gerçekleþen Fuar süresince Yazýlama Yayýnevi’nin tüm kitaplarý %35 indirimli, 6-7 Kasým’da ise Kuruluþtan Çözülüþe Dizisi %50 indirimli olacak.

04


Bitmesi için her þey yapýldý

Kendi kendini yok eden cumhuriyet! Türkiye Cumhuriyeti’nin bugün AKP iktidarý karþýsýnda düþtüðü durum kesinlikle þaþýrtýcý deðildir. AKP, cumhuriyetin 86 yýllýk pratiðinin son halkasýdýr.

Türkiye Cumhuriyeti olaðanüstü koþullara doðdu. Birinci Dünya Savaþý’ndan sonra emperyalistlerin Anadolu coðrafyasýný paylaþma giriþimleri, onlarýn kendi aralarýndaki anlaþmazlýklar, Ekim Devrimi’nin güçler dengesinde yarattýðý deðiþiklikler ve Kurtuluþ Savaþý’nýn muzaffer olmasý nedeniyle sekteye uðramýþtý. Uluslararasý koþullar son derece hassastý. Emperyalist ülkeler ortaya çýkan yeni durumu geçici süreliðine kabul etmiþlerdi. Yani, dýþ dünya karþýsýnda Türkiye Cumhuriyeti zayýftý. Türkiye Cumhuriyeti ekonomik açýdan geri bir yapý devraldý. Sanayi emekleme aþamasýndaydý, altyapý son derece zayýftý, tarýmda ilkel teknikler kullanýlýyordu. Savaþ, ülke kaynaklarýný büyük ölçüde yok etmiþti. Yani, maddi koþullar itibariyle Türkiye Cumhuriyeti zayýftý. Türkiye Cumhuriyeti, cahil býrakýlmýþ, dini ideolojinin alabildiðine etkisi altýnda, demokratik mücadele geleneði son derece zayýf bir toplumla yola çýktý. Halkýn önemli bir bölümü cumhuriyet

Türkiye’yi kurtarmak “Kapitalizm Türkiye Cumhuriyeti’ni felaketin eþiðine getirmiþtir. Türkiye’nin ekonomisi, siyaseti, ordusu, yer altý ve yer üstü zenginlikleri, kültürü teslim alýnmýþtýr. Emperyalist barbarlýðýn marifeti bölgesel savaþlar kapýmýzý çalmaktadýr. Bölünme, parçalanma, daha kötüsü Türkler ve Kürtler arasýnda bir iç savaþ olasýlýk dahilindedir. Türkiye’de cumhuriyet fikri iþbirlikçilerden, dincilerden, liberal mandacýlardan, faþistlerden, bir bütün olarak burjuva sýnýfýndan kurtarýlmalýdýr. Onlar ‘cumhuriyet’ yükünden kurtulmadan, Türkiye onlardan kurtulmalýdýr.” (Türkiye Komünist Partisi tarafýndan hazýrlanan “Türkiye Cumhuriyeti Felaketin Eþiðindeyken, Sosyalizmin Tarihsel Meþruiyeti” adlý broþürden...)

deðerlerini benimsememiþ, bir bölümü ise gerçek anlamýný kavramamýþtý. Devlet yönetiminde “yenilikler” söz konusu olurken, toplumsal yaþam büyük ölçüde ayný ideolojik çerçevede sürmeye devam etti. Yani, toplumsal yapý açýsýndan Türkiye Cumhuriyeti zayýftý. Türkiye Cumhuriyeti, çok uluslu bir imparatorluðun çözülme sürecinin ardýndan kuruldu. Yunanistan, Bulgaristan gibi ülkelerin baðýmsýzlýk elde ederek Osmanlý’dan kopmasýna karþýn, imparatorluðun yýkýntýlarýndan çýkan cumhuriyet ulusal açýdan homojen bir karaktere sahip olmadý. Ýþgale karþý birlikte mücadele eden Türkler, Kürtler ve baþka uluslarýn varlýðý her açýdan bir zenginlikti belki ama onlarý kardeþçe bir arada tutacak bir tutkal oluþturulmadýðýnda bu ayný zamanda büyük bir zaaf anlamýna geliyordu. Yani, etnik kompozisyon açýsýndan Türkiye Cumhuriyeti zayýf olmasa bile fazlasýyla hassastý. Türkiye Cumhuriyeti bütün bu zayýflýklarýn üstesinden gelebilirdi. Emperyalist ülkelerin fiziki uzaklýðýndan yararlanýp, Sovyetler Birliði ile ilkesiz ve ikiyüzlülükle malul bir iliþki yerine kalýcý bir iþbirliðine girebilir, bölge halklarýyla dayanýþma örgütleyebilirdi. Ýkinci Dünya Savaþý’na kadarki süreyi iyi deðerlendirerek baðýmsýzlýk ve ulusal egemenliði pekiþtirebilirdi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti baþýndan itibaren emperyalist ülkelerle iyi iliþkiler geliþtirmeyi hedefledi. Sovyetler Birliði’nin en zor anlarda ýsrarla uzanan dost eli, Ýngiltere ve Fransa ile yürütülen pazarlýklýklarda bir koz olarak kullanýldý. Zamanla antisovyetizm ön plana çýkarken, Ýkinci Dünya Savaþý’yle birlikte emperyalist ülkelerin bölgeye yerleþmesi için onursuz projelerin parçasý olundu. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti, aradan geçen onca yýla karþýn, “dýþ politika” açýsýndan baþlangýç noktasý kadar kýrýlgan ve zayýf durumda. Ciddi yeraltý ve yerüstü zenginlikleri olan memleketimizde ekonomik zayýflýklarýn üstesinden gelmek, kaynaklarý bütün toplumun çýkarlarý doðrultusunda kalkýnma ve sanayileþme için seferber edecek merkezi planlama ile mümkündü. Kamu mülkiyetinin aðýrlýkta olduðu, tarýmda kooperatifleþmenin teþvik edildiði, dýþ ekonomik iliþkilerin ülke baðýmsýzlýðý gözetilerek yürütüldüðü, toplumun yaþam standartlarýnýn sistematik biçimde yükseltildiði ve eðitim, saðlýk baþta olmak üzere temel gereksinimlerinin eþitlik temelinde karþýlandýðý bir

ülke “zayýf” olmaktan çýkardý. Oysa Türkiye Cumhuriyeti baþýndan itibaren güçlü bir kapitalist sýnýfýn yaratýlmasý için çaba harcadý. Devlet iþletmeleri patronlara ucuz ara mal ve altyapý hizmeti saðlýyor, halktan toplanan vergiler, giriþimcilere sermaye olarak aktarýlýyordu. Ekonomi zaman içinde geliþti ama yoksulluk sürdüðü gibi baðýmlýlýk daha da arttý, Türkiye ekonomik açýdan zayýflýktan hiç kurtulamadý. Nüfusun büyük bölümü muhafazakâr olan Türkiye’de cumhuriyet ve onun temel özelliklerinden laikliðin güçlenmesi, yalnýzca devletin deðil toplumsal yaþamýn da din kurallarýnýn etkisinden çýkarýlmasýyla mümkündü. Bunu halkýn inanç ve ibadet özgürlüðünü güvence altýna alarak yapabilmek için bilimsel eðitimin yaygýnlaþtýrýlmasýnýn yaný sýra, halkýn örgütlü siyasetle tanýþmasý ve karar alma süreçlerine katýlýmý gerekirdi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti, “din ve devlet iþlerini birbirinden ayýrdý”, halký ise ortada býraktý. Yönetici sýnýf toplumun muhafazakâr yapýsýndan hoþnuttu, dini ideoloji onlarý hak alma mücadelelerinden, yönetim mekanizmalarýndan uzak tutuyor, kaderciliðe mahkum ediyordu. Ýlerici düþünceye karþý da oldukça etkili bir güvenceydi. Ancak zaman içinde toplumda iyice güçlenen gericilik devlet iþlerine doðrudan karýþmaya baþladý, laikliðin bu elitist yorumu iflas etti. Kimilerince mozaiðe, kimilerince ebruya benzetilen Türkiye’de deðiþik uluslarýn eþitlik temelinde, özgürce bir arada var olmalarýnýn koþulu, anayasal güvencelerle birlikte, ekonomik dengesizliklerin ortadan kaldýrýlmasý, ülkenin baðýmsýzlýðýnýn pekiþtirilmesi ve dinci ideoloji ile milliyetçiliklerden daha baskýn bir kolektif kültür yaratýlmasýydý. Bu yeni bir uluslaþma süreci anlamýna gelirdi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti, kýsa sürede Kürtleri dýþladý, zaten sayýlarý trajik biçimde azalan Ermeniler ve Rumlardan tamamen kurtulmanýn hesaplarýný yaptý. Devlet güdümlü, içi boþ ama bir o kadar tehlikeli milliyetçi odaklar yarattý. Kürtleri ucuz iþgücü deposu olarak gördü. Kürtçe yasaklandý, Kürdüm demek suç haline getirildi. Emekçilerin etnik nedenlerle birbirlerinden uzaklaþmasý teþvik edildi. Bütün bunlar yapýldý ve Türkiye Cumhuriyeti bitme noktasýna geldi. Öyle deðil de, böyle olmasýnýn tek nedeni, sermaye egemenliðidir. Türkiye Cumhuriyeti sermaye egemenliði tarafýndan batýrýlmýþtýr.

05


Kent A.Þ. iþçilerine faþist saldýrý AKP’nin açýlýmýnýn yarattýðý atmosferden cesaret alan þeriatçý faþistler, Ýzmir’den Ankara’ya gelen Kent A.Þ. iþçilerine saldýrdý. Polisin Alperen Ocaklarý’ndan yüzlerce kiþilik grubu Abdi Ýpekçi Parký’ndan geçirdiði sýrada yaþanan saldýrýya iþçileri tartaklayarak destek vermesi dikkat çekti. Karþýyaka Belediyesi’nden atýlan Kent A.Þ. iþçileri, Ýzmir’den yaptýklarý yürüyüþü geçen hafta Ankara’da tamamlamýþ ve Abdi Ýpekçi Parký’na kamp kurmuþlardý. Nöbetleþe bekledikleri park, yürüyüþlerini resmeden fotoðraf sergisi ve çadýrlarýyla, hafta boyunca ziyaret edilen bir direniþ yeri haline gelmiþti. Örgütlü olduklarý Genel-Ýþ sendikasýnýn ise CHP ile görüþmeler yaptýðý bilinmekle birlikte, henüz sendikadan bir açýklama yapýlmýþ deðil.

‘Para vermezseniz sýnava giremezsiniz!’ Beþiktaþ Etiler Lisesi’nde bazý öðrencilerin “eðitime katký payý” adý altýnda dönem baþýna istenen 50 TL’yi ödemeyi reddetmeleri üzerine okul idaresi, öðrencileri kalan dersler için açýlan sýnav hakkýný kaldýrmakla tehdit etti. Kendilerinden çeþitli adlar altýnda sürekli para istendiðini belirten öðrenciler daha evvelki senelerde de ayný þekilde para istendiðini, tepki gösterdiklerinde durumu tersine çevirebildiklerini söylediler. Bu yýl okul yönetiminin daha sert davrandýðýný ve tepki gösterdiklerinde sýnav haklarýnýn ellerinden alýnmasý ile tehdit edildiklerini bildirdiler. Velileri ile birlikte okula gidip tepkilerini tekrar dile getireceklerini belirten öðrenciler gerekirse Ýlçe Milli Eðitim Müdürlüðü’ne þikayette bulunacaklarýný belirttiler.

Bandista’yý provokatör yaptýlar Yýldýz Teknik Üniversitesi’nde ilerici akademisyenlerinin atamalarý durdurulurken yerlerine Yeni Þafak, Vakit ve Taraf gazetelerinin yazarlarý atanmasýna, diðer taraftan yeni Yýldýz Elektronik Kart uygulamasýyla üniversite öðrencilerinin kendi iradeleri dýþýnda Ýþ Bankasý müþterisi yapýlmasýna karþý öðrenciler bir eylem düzenledi. YEK uygulamasýyla ilgili forum düzenledikten sonra atamasý durdurulan ilerici akademisyenler için kantinin önünde bir öðrenci þenliði düzenlemek isteyen öðrencilere okul yönetimi müzik grubu Bandista’nýn da katýlacaðý etkinliði “uygun” görmediðini açýkldý. “Provokasyon” tehlikesi olduðu gerekçesiyle Bandista’nýn okula girmesine izin vermeyen okul yönetimi üniversiteye Çevik Kuvvet ekiplerini çaðýrdý. Rektörün büyük çabalarýna raðmen okulun kapýsý önünde gerçekleþen etkinliðe öðrenciler geniþ katýlým gösterdi. Öðrenciler tarafýndan alkýþlanarak protesto edilen polis ise okuldan ayrýlmak zorunda kaldý.

Anavatan Partisi artýk olmayacak

06

20 Mayýs 1983 tarihinde kurulan ve iki dönem üst üste tek baþýna iktidar olan Anavatan Partisi’nin 31 Ekim’deki kongresinde tüzel kiþiliði sona erecek. Demokrat Parti’nin internet sitesinde yer alan duyuruya göre, Demokrat Parti’nin 6. Olaðanüstü Büyük Kongresi 31 Ekim Cumartesi günü saat 11:00’de, Anavatan Partisi’nin 10. Olaðan Büyük Kongresi de ayný gün saat 10:00’da Atatürk Kapalý Spor Salonu’nda toplanacak. Uzun süredir Demokrat Parti ile birleþmesi söz konusu olan parti 31 Ekim’deki kongreyle birlikte DP’nin parçasý olacak.

Bizim cumhuriyetimizin temelleri

Eþit insanlar, özgür halk, egemen cumhuriyet Bizim cumhuriyetimizin iþyerinde, evinde, camide tahakküm altýna alýnmadan yaþayan bireylerle kurulmasý gerekiyor. Eþitlik bunun için gerekli. Çalýþma hayatýnda gerçek demokratikleþmenin önkoþulu olan “ortak mülkiyet” bunun için gerekli. Biri birinden ayrýlamayacak, ayrý düþünülemeyecek þeyler var. Halkýn kendini yönetmesi, halk idaresi ile insanlarýn özgürlüðü mesela. Burjuva demokrasisinin terimleriyle hatta liberalizmin ilk atalarýnýn önermeleriyle konuþarak bile bunu ortaya koyabiliriz. Özgür iradenin olmadýðý yerde, ortak irade de olmaz. Öyleyse cumhuriyeti düþünmeye buradan baþlamak lazým. Kölelikle demokrasinin bir arada varolabildiði zamanlarda, demokrasiden hatta “mutlak demokrasiden” söz edilebiliyormuþ. Köleleri unutmak koþuluyla! Efendiler için demokrasi mutlakmýþ. Burada bile yukarýda söylediðimiz geçerli. Efendiler için demokrasinin mutlaklýðýný saðlayan efendilerin mutlak özgürlüðü. Üstelik eþit olarak. “Efendiliðin” olduðu yerde olduðu kadarýyla... Özgür halk Öyleyse bizim cumhuriyetimizin gerçek halk idaresi olmasý için özgür bir halký, þu ya da bu þekilde tahakküm altýna sokulmamýþ bir halký öngörmesi gerekiyor. Demek ki, bizim cumhuriyetimizin iþyerinde, evinde, camide tahakküm altýna alýnmadan yaþayan bireylerle kurulmasý gerekiyor. Eþitlik bunun için gerekli. Çalýþma hayatýnda gerçek demokratikleþmenin önkoþulu olan “ortak mülkiyet” bunun için gerekli. Bizim cumhuriyetimiz, “ben sizin yerinize karar verdim, þu partiye oy vereceksiniz” diyen aðalarýn, “patronunuz belediye baþkanlýðýna adaylýðýný koydu, eþek deðilseniz ona oy verirsiniz” diyen vardiya þeflerinin, “siz bilirsiniz kime oy vereceðinizi ama allah-ü teala da sizin için en iyisini bilir, ona göre” diyen imamlarýn susturulduðu bir cumhuriyet olmalýdýr bunun için. Özgür halktan, özgür bireylerden söz ettik. Ýyi biliyoruz: “Bir aðaç gibi hür” olabilmek için bir aðaç kadar saðlam, bir aðaç kadar dik olmak gerekiyor. Özgür halk, boyun eðdiren, tabi kýlan her þeyden arýnmýþ, bunlar karþýsýnda

güçlü kýlýnmýþ bireylerden oluþabilir. “Cemaatten” kurtulmak için, mahallenin baskýsýndan, cemaatin güdücülüðünden arýnabilmek için yine cem etmek, biraraya gelip, örgütlenmek gerekiyor. Demek ki, bizim cumhuriyetimizin iþyerinde, evde, okulda, mahallede biraraya gelen, örgütlenen bir halka dayanmasý gerekiyor. Yönetim mekanizmalarýnýn, toplumsal hayatýnýn bunun için örgütlenmesi gerekiyor. Özgür halk, özgür irade, egemen cumhuriyet... Bunlarýn bir de dýþ koþullarý var. Özgür birey nasýl her türlü zorbalýk karþýsýnda kendini güçlü kýlmak zorundaysa, özgür halk da kendisini boyunduruk altýna almaya çalýþan güçler karþýsýnda güçlü olmak zorunda. Demek ki, bizim cumhuriyetimiz dünya siyasetinin zorba güçlerine karþý kendini güçlü kýlacak. Ekonomisini, sanayiini buna göre düzenleyecek. Bizim cumhuriyetimiz baðýmlýlýk yaratan her türlü emperyalist iliþkiden kendini koparýp atmaya bakacak. Elbette bunun bir baþka koþulu da

uluslararasý iliþkiler düzlemine ait. Özgür halk, özgür irade, egemen cumhuriyet... Bunlardan söz ediyorsak, baþka halklarýn özgürlüðünü benimsemiþ, baþka ülkelerin, baþta komþularýnýn egemenlik haklarýný tanýmýþ bir “devlet” örgütlenmesinden söz ediyoruz demektir. Egemen cumhuriyet, dünyanýn zorba güçlerine karþý kader birliði edeceði özgür halklarla birlikte var olabilir. Bizim cumhuriyetimiz, bölgesel istikrarý ve dostluðu zorbalarýn uþaklýðýnda, kahyalýðýnda deðil, halklarýn dostluðunda arayacaktýr. Son olarak, ayrýmcýlýðýn olduðu yerde ortak irade olmaz. Bizim cumhuriyetimiz, her türlü milliyetçiliðin yerini ortak iradeye güvenin ve inancýn aldýðý bir cumhuriyet olacaktýr. Bizim cumhuriyetimiz, “büyük ulus”un iradesi ile toplumun bir kesimini haklarýndan mahrum eden bir cumhuriyet olamaz. Bizim cumhuriyetimiz, bu yüzden en baþta Türklerin ve Kürtlerin, tüm halkýn ortak iradesinin üzerine inþa edilmek, bunun için adil bir hak daðýlýmýný gerçekleþtirmek zorundadýr.

Halk iradesi diyoruz, peki kim bu halk? Ülkemizde sosyalistlerin çok sýk kullandýklarý bir kalýp var: Halklarýmýz. Gerçekten de bizim ülkemiz, bizim halklarýmýz var. Kürt ulusal kimliðini yok saymadýðýmýz, sayamayacaðýmýz için yeri geldiðinde taleplerimizi “halklarýmýz için” haykýrýyoruz. Öte yandan, bizim bir de halkýmýz var. Ulusal kimliðinden baðýmsýz olarak, mücadelemizi üzerinde yükselttiðimiz bu ülkenin emekçileri. Taksim’de tezgah kurmuþ Kürt midyeci, Ýkitelli’de konfeksiyonda çalýþan Zaza, Kartal’da sanayide çalýþan Çorumlu alevi Türk, Yeni Bosna’da tekstilde çalýþan Mardinli Alevi Kürt, Levent’te plazada çalýþan Bursalý Türk banka emekçisi. Biz iþte burada “halklarý” görmezden gelmeden “halkýmýz”dan söz ederiz. Sosyalist Cumhuriyet’te Türkiye toplumu, Kürt ve Türk kimliðini birleþtirmiþ bir halk olarak örgütlenecektir. O gün de “halklarýmýz”dan söz edeceðiz, yok sayma ve inkâr bizden uzak olsun. Ama o gün de bizim “halkýmýz” olacak, birleþtirmek ve ortak iradenin eþit unsurlarý haline getirebilmek için. Kürtler tersini hak etmediði için de deðil. “Kürtler ezik bir topluluktur. Kendi devletleri tarih boyunca olmamýþtýr ve olmayacaktýr. Onlar hep daha güçlü uluslara tabi olacaktýr.” Bunu diyen ýrkçýdýr. “Kürtler de ayrý ve onurlu bir halktýr. Herkes gibi kendi devleti olacaktýr. Ne baþka bir halkýn devletine tabi olmayý kabulleniriz, ne de baþka bir devlete sýðýntý olmayý.” Bunu diyen de dünyaya milliyetçiliðin penceresinden bakýyordur. Onun için bizim cumhuriyetimiz, Türk ve Kürt halklarýn asli birer kurucu unsur olarak içine girdiði ve bizim halkýmýzýn devleti olarak örgütlenmiþ bir cumhuriyet olmalýdýr.

Geri çaðýrýlabilirlik Sosyalist demokrasi denildiðinde akla bu ilke gelir. Anlamý þudur: Halk seçtiði temsilcilerini, seçmiþ olduðu dönem boyunca denetleyerek, gerek gördüðünde görevden alabilir. Teknik olarak kabaca, belirli sayýda imzanýn toplanmasý ile seçimlerin yenilenmesi ile gerçekleþir bu. Ýlk bakýþta ve bugün yaþadýðýmýz rezaletten hareket ettiðimizde, bunun nedeni, “seçilmiþ vekillerin yoldan çýkmasýný engellemektir.” Gerçekten de yoldan çýkmanýn, ihanetin kural olduðu burjuva demokrasisinde geri çaðýrýlabilirlik olsaydý, “seçilmiþlerin” tavýrlarý da nitelikleri de çok deðiþirdi. “Seçim dönemi” denilen sahtekârlýk da ortadan kalkardý. Yine de sosyalist cumhuriyetimizde geri çaðýrýlabilirlik, bunun çok ötesinde bir anlam ifade edecektir. Zira bu ilke ayný zamanda halkýn seçmen deðil, dört mevsim siyasetin bir parçasý olmasýný da saðlayan bir þeydir.


Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Kadýköy Þube Baþkaný Feti Bölügiray:

Çözüm eþit yurttaþlýk temelinde her türlü ayrýmcýlýða son verilmesinde “Ülkemizde en baþta, çalýþanlarýn, öðrencilerin, kadýnlarýn sorunlarý çözülmelidir. Biz Alevilerin sorunu da bütün bu sorunlardan önemli deðildir. O da bunlar gibi bir sorundur. Alevilerin talepleri gerçekleþip, diðer kesimlerin sorunu devam ederse bu kurtuluþ anlamýna gelmez.”

AKP iktidarýný nasýl deðerlendiriyorsunuz? AKP iktidarýna ve AKP’nin bugünkü yapýsýna baktýðýmýzda, son 5 veya 10 yýlýn politikasýnýn bir sonucu ile karþý karþýya olduðumuzu düþünmüyorum. 80 küsur yýllýk cumhuriyet tarihinde yer alan yönetimler, kendi anlayýþlarýný dayatan bir mantýkla hareket etmiþlerdir. Aleviler açýsýndan çok önemli olan cumhuriyet - ki hanedandan sonra Aleviler için adeta bir havalandýrma bacasý olmuþtur - önemlidir ancak, siyasal iktidarlar cumhuriyetin gerçek demokrasi anlayýþý ile yönetilmesini tahrip ettiler. Siyasal Ýslamýn egemen olmasý için çok ciddi çalýþmalar yürüttüler. Bir taraftan örgütlenip ciddi bir güç elde ettiler, diðer taraftan yeþil sermayeyi yaratarak da güç kazandýlar. Bugün bütün kurum ve kuruluþlara baktýðýmýzda, siyasal Ýslam anlayýþýnýn egemenliði ile karþýlaþýyoruz. Bu egemenlik Menderes dönemi ile baþlayýp, bugüne kadar gelen iktidarlar tarafýndan sürdürülmüþtür. Bunu bir tesadüf olarak deðerlendirmiyoruz. Bütün bu süreç, Alevilerin asimilasyonu, devletin Sünni Hanefi anlayýþý tercih etmesi, kendi gibi düþünmeyenleri kendine benzetme çabasýyla devam etmiþtir. Öte yandan, Alevilerin cumhuriyete baðlýlýðý, vatanýný, ülkesini seviyor olmasý istismar edildi. Aleviler yýllarca oy deposu olarak algýlandý. Bugün de, AKP asimilasyon politikasýný sürdürüyor. Bunu yaparken, bir yandan da Türkiye toplumunun sorunlarýný çözme iddiasý ile çeþitli açýlýmlardan bahsediyor. En sonuncusu Kürt açýlýmýdýr. Türkiye’de yaþayan Kürt vatandaþlarý yýllarca maðdur eden ve AKP iktidarýný yaratan anlayýþýn iþine devam ettiðini düþünüyorum. Bir de Alevi açýlýmý var… Öncelikle þunu söylemek istiyorum, Alevilerin vatan bayrak toprak sorunu yoktur. Biz bu ülkede yaþayan herkes gibi yaþamak istiyoruz. Ýnançlarýmýzý özgürce yaþamak ve ifade edebilmek için gerekli ortamýn yaratýlmasýný istiyoruz. Örneðin, Diyanet’in kaldýrýlmasý talebimiz uç bir talep olarak deðerlendiriliyor. Laikliðin esas alýndýðý bir ülkede bir devletin özel bir din tercihi olamaz. Madýmak Oteli’nin müze yapýlmasý talebimiz ise, hükümet tarafýndan “sorumluluðunu taþýyamayýz”, “ödenek bulamýyoruz, otel sahibi çok para istiyor” gibi gerekçelerle reddedildi. Alevi köylerine zorla cami yapýlma-

masý talebimizde ise, devlet “yok böyle bir þey, vatandaþlar istiyor” diyor. Oysa hizmetle cami yapýlmasýný karþý karþýya getiriyorlar. Yol, su ve benzeri hizmetlerle cami yapýmý eþ koþuluyor. Bu uygulama, 12 Eylül’den sonra yaygýnlaþmýþtýr ve bugün de devam etmektedir. Bir de zorunlu din dersinin kaldýrýlmasýna iliþkin talebimiz var. Arkadaþlarýmýz Milli Eðitim Müdürlüklerine dilekçe verdiler. Milli Eðitim Bakanlýðý bu baþvurularý reddetti. Bunun üzerine iç hukuka baþvuruldu ve Danýþtay 8. Dairesi, din dersinin zorunlu olarak okutulmasýnýn yasalara aykýrý olduðunu karara baðladý. Ancak mahkeme kararlarýna uyulmadý. Son olarak cemevlerinin yasal statüye kavuþturulmasýna deðinmek istiyorum. Öncelikle 1000 yýllýk hakim bir anlayýþ olduðunu vurgulamak gerekiyor. Cemevleri yasal statüye kavuþturulursa camilere alternatif olur diye düþünülüyor. Bu taleplerimizi geçen yýl 9 Kasým’da Ankara’daki mitingde yoðun bir þekilde gündeme getirdik. Mitingden sonra hükümet bir açýlýmdan bahsetti ve hâlâ da devam ediyor. Açýlýmla ilgili ilk toplantýya Alevi kurumlarý çaðrýldý. Katýldýk toplantýya, durumu öðrenmek için. Ýlk toplantý ortaya koymuþtur ki, Alevi toplumunun demokratik taleplerinin oyalanmasýndan öteye gidilmeyecektir. Bizim taleplerimizin gerçekleþmesi için çalýþtay veya açýlýma ihtiyaç yok. Demokratik ve meþru zeminde taleplerimiz kolaylýkla gerçekleþtirilebilir. Çalýþtayýn amacý, Alevi vatandaþlarýn sorunlarýný çözüyor gözükerek, onlarýn oylarýný ve desteðini almaktýr. Bunu yapan ilk iktidar AKP deðildir. Daha

önce çeþitli iktidar partileri de bunu yapmýþtýr, örneðin CHP. Bugüne kadar Alevilerin desteðini alýp, sorunlarý çözme doðrultusunda hiçbir adým atmamýþtýr. Bugün geliþen, büyüyen Alevi örgütlenmesi, bundan sonraki süreçte çeþitli partilerin oy deposu olmayacaðýný ortaya koymuþtur. Alevilerin inançlarýný özgürce yaþamayý talep ettiðinden bahsettiniz. Ama AKP iktidarý ile beraber din toplumsal yaþama günden güne daha fazla nüfuz ediyor... AKP iktidarý, kendi iktidarýný saðlamlaþtýracak çok büyük olanaklara sahip diye düþünüyorum. Ramazan ayýnda devletin resmi kanalý TRT yaygýn þekilde propaganda yapýyor, özel kanallar da ayný þekilde. Dinin hayatýn her alanýnda egemen olabilmesi için her türlü malzemeyi kullanýyorlar. Oysa ki ülkemizde en baþta, çalýþanlarýn, öðrencilerin, kadýnlarýn sorunlarý çözülmelidir. Biz Alevilerin sorunu da bütün bu sorunlardan önemli deðildir. O da bunlar gibi bir sorundur. Peki çözüm nerede?.. Ülkede, eþit yurttaþlýk temelinde bir yaklaþýmla her türlü ayrýmcýlýða son verilmesinde. Demokratikleþme ile bu sorunlarýn çözüleceðini düþünüyorum. Oysa mevcut iktidar bunu çözüyor gözükürken, bir yandan da dini bir araç olarak kullanýyor. Ýnsanlarýn inançlarýný yaþamalarýnýn önünde bir engel olmamalý ve insanlarýn inancý siyasete alet edilmemeli. Alevilerin talepleri gerçekleþip, diðer kesimlerin sorunu devam ederse bu kurtuluþ anlamýna gelmez. Teþekkür ederiz.

‘8 Kasým’da yoðun bir katýlým bekliyoruz’ Geçen yýl, Ankara’da yaptýðýmýz mitingle demokratik taleplerimizi ilettik. Oysa devlet, mitingin gerçek örgütleyicileri ile talepleri deðerlendireceðine, kendisine yakýn bulduðu Alevi örgütleri ile görüþme yoluna gitti. Ancak Ankara mitingi bizim devre dýþý býrakýlamayacaðýmýzý göstermiþtir. “Biz zorunlu din dersi kaldýrýlsýn” diyoruz, onlar “Aleviliði de derse dönüþtürelim” diyorlar.. “Cemevleri yasallaþsýn” diyoruz, “Diyanet’e baðlý olsun, dedelere maaþ verilsin” diyorlar.. Bunu talep etmiyoruz biz… Diyanet dede yetiþtirsin demiyoruz… “Madýmak müze olsun” dedik, “kitapçý olsun, çiçekçi olsun, aný evi” olsun dediler… Taleplerimiz gerçekleþsin diye 8 Kasým’da geçen yýl Ankara’da yaptýðýmýz gibi bir miting düzenleyeceðiz Ýstanbul’da. Türkiye’nin her yanýnda çalýþma yürütüyoruz. Yoðun bir katýlým bekliyoruz, umutluyuz, 300 – 500 bin civarý olabilir…. Kadýköy Meydaný deyince Atatürk anýtýnýn olduðu yer akla gelir ama, biz ilk defa Et Balýk Kurumu ile Karaköy Ýskelesi arasýndaki yeri istedik… Geçen yýl 9 Kasým’da yapýlan miting Aleviler için bir milattýr. 8 Kasým da tarihsel bir özelliðe sahip olacaktýr. Katliam ve saldýrý gerekçesi olmaksýzýn bir miting yapacaðýz…

07


Farklý ses güçleniyor Ýçi boþ açýlým tartýþmalarýyla oyalanmak deðil Emperyalizmi dýþlayan Türkiyeli bir çözüm istiyoruz

AKP’nin ABD menþeli açýlýmý gerilimi artýrmaktan baþka bir sonuç vermeden kesintiye uðrarken, “Türkiyeli çözüm isteyenler”in sayýsý artýyor. Ýþte liberalizm, gericilik ve milliyetçilikten uzak duran aydýnlarýn giderek yaygýnlaþan çözüm önerisi...

08

13 Eylül 2009 günü Ýstanbul’da gerçekleþtirilen toplantýda ülkemizin içinden geçmekte olduðu siyasal süreç deðerlendirilmiþ, bu süreçte özel olarak Kürt açýlýmý ele alýnmýþ, solun siyasal duruþ ve yönelimleri tartýþýlmýþtýr. Toplantýya katýlan ve davetli olmakla birlikte çeþitli mazeretleriyle katýlamayan yazar, sanatçý, bilim insaný, gazeteci, hukukçu ve sendikacýlar, genel olarak ortak bir konumlanýþý ifade eden aþaðýdaki çerçeveyi kamuoyuyla paylaþmaktadýr. Türkiye’nin AKP iktidarý altýnda geçirdiði süreç bu partinin ana muhalefet akýmý olarak “cumhuriyetçiliði” yenilgiye uðratmasý ile birlikte çok daha köklü bir mecraya akmýþtýr. 2007 seçim sonuçlarý, Ergenekon operasyonlarý ve davasý, 2009 yerel seçimlerindeki gerilemenin krize raðmen sýnýrlý kalmasý ve yeni ABD yönetiminin sunduðu desteðin çapý bu yeni mecranýn koþullarýný oluþturmaktadýr. Bölgemizin emperyalist yeniden biçimlendirilmesinin bir parçasý olarak, Türkiye’nin osmanlýcý,

yayýlmacý, islamcý bir yeniden dönüþüme tabi tutulduðu görülmektedir. Türkiye solu AKP’nin temsil ve önderlik ettiði bu sürece karþý konumlanýr. AKP’nin Kürt açýlýmý bu dönüþümün bir parçasýdýr. Kürt açýlýmýnýn bölgemizin bir ezilen ulus sorununun çözüm tartýþmalarýný merkeze koyduðu düþünülemez. Açýlýmla birlikte resmen bir reform programý ilan edilmemiþ, yalnýzca çeþitli daðýnýk öneriler kamuoyunda gündeme gelmiþtir. Bu önerilerin gerçekleþtirilebilir görülenlerinin, gerçek bir eþitlik ve kardeþlik vaat etmekten uzak olduðu açýktýr. Türkiye solu Kürtlerin ulusal hak ve taleplerine, bütün halklarýmýzýn kardeþçe yaþayabilmelerinin koþullarýna iliþkin bu yüzeysel ve biçimsel yaklaþýmlarýn ötesinde bir sosyalist birikime sahiptir. Kürt açýlýmý, neo-liberal döneminde uluslararasý sermayenin baþlýca savunularýndan biri olan yerelleþme politikalarýný demokratikleþme adýna meþrulaþtýrmaktadýr. Oysa kaynaklarýn bütün toplum tarafýndan sahiplenilme-

si, toplum yararý esas alýnarak bir planlama çerçevesinde kullanýlmasý, bütün ülkede yekpare bir hukuk sisteminin varlýðý eþitlik, özgürlük ve adaletin temel koþullarýdýr. Türkiye solu yerelleþmenin kapitalizm içindeki anlamýný deþifre edecektir. Kürt sorununun kalýcý çözümü ve Türk ve Kürt halklarýnýn birliði için sosyalist solun birikiminde içerilen tezler ve öneriler toplumsal düzeyde tartýþmaya açýlmalý, bu tartýþma her tür kapitalist statükonun ötesine uzanan bir sosyalizm perspektifi temelinde yürütülmelidir. Programsýz Kürt açýlýmý tartýþmalarýnýn toplum genelinde ortaya çýkarttýðý yeni durum, ülkenin bölünmesinin, Türkler ve Kürtlerin ayrý siyasal yapýlar halinde varlýklarýný sürdürmelerinin olasý olduðu fikridir. Türkiye solu, bölünme fikrine ve bu yöndeki dinamiklere karþý konumlanýr, Türklerin ve Kürtlerin eþitlik, adalet ve özgürlük ilkeleri zemininde birlikte yaþamalarýný savunur. Kimi çevrelerce demokratik tartýþmanýn parçasý ve gerçek bir politik olasýlýk sayýlan ayrýl-


ma/bölünme durumunun kanlý bir iç savaþ riski barýndýrdýðý konusunda uyarý görevini ihmal etmez. Yukarýda sözü edilen dönüþüm, toplumu aðýr tehditlerle kuþatarak, bu tehditlerin öncesinde kabul edilemez sayýlan çeþitli iþlevlerin devlete yüklenmesini içermektedir. Bu anlamda bölünme ve iç savaþ tehditi, aslýnda Türkiye’nin Ortadoðu ve yakýn coðrafyada Amerikan yanlýsý yayýlmacý bir siyaseti bütünüyle benimsemesinin bir aracý anlamýna gelir. Türkiye solu Kürt sorununun emperyalizmin pozitif rolüyle çözüme yakýnlaþtýrýldýðý fikrini reddeder ve emperyalist politikalarýn bütünlüðünü dikkate alarak antiemperyalist, barýþçý bir çizgiyi sahiplenir. Burjuva milliyetçiliðinin, ülkemizde konuþulan en yaygýn ikinci dil olan Kürtçeyi hedef tahtasýna koymasý, Kürt kültürünün geliþtirilmesini bölünmenin temel dinamiði olarak görmesi kabul edilemez. Bu yaklaþýmlar asýl bölücü faktör olan bölgemizin emperyalist yeniden planlanmasýnýn üstünü örtmeye yöneliktir ve Türkiye’nin ya da Türk toplumunun çýkarlarýyla ilintisizdir. Türkiye solu, milliyetçiliðin Kürt karþýtý tezlerinin karþýsýna dikilir. Ýçinden geçilen süreç bir yandan da ister istemez milliyetçi akýmlara kan vermektedir. Türk ve Kürt milliyetçiliðinin karþýt saflar oluþturmasý, bölünme tehditi ve senaryosunun ayrýlmaz parçasýdýr. Türkiye solu bütün milliyetçiliklere karþý çýkar, Kürt milliyetçiliðini aklamaya yönelik tutumlarý reddeder. Açýlým veya çözüm tartýþmalarýnda muhataplarýn kimler olacaðý konusu, yapay ve deðersiz bir gündem maddesidir. Tartýþmalar, kim ne derse desin gerçek toplumsal ve siyasal güçler, bu güçlerin fiili ve resmi temsilcileri arasýnda yapýlýr. Devlet ve hükümet kanadýnýn Kürtler adýna kiminle temas yürüteceðine odaklanýlmasý, gündemin bütün dokularýna emperyalizmin sýzmýþ olduðu gerçeðinin ve belli baþlý tartýþmacýlarýn emperyalist ABD’nin ve AB’nin müdahalelerini meþru görme tutumlarýnýn üstünü örtmeye yaramaktadýr. Türkiye solu bu durumu deþifre eder, yapay gündemleri önemsizleþtirmek için uðraþ verir ve emperyalizmi dýþlayan Türkiyeli bir çözümü savunur. Verili kamplaþmanýn farklý saflarýnda AKP’nin Amerikancý dönüþüm çizgisi, Kürt hareketinin emperyalizmle uzlaþmacý temsilcileri, milliyetçi statükocu düzen partileri yer almaktadýr. Solun görevi solculuðu, sosyalizmi baðýmsýz bir saf olarak devreye sokmak, gündeme getirmektir. Bahsi geçen taraflarla ittifak arayýþlarý, solu kiþiliksizleþtirme yoluyla bu hedefi zorlaþtýracaktýr. Türkiye solunu, AKP’nin temsil ettiði dönüþüme ve emperyalizme karþý ilkeli bir duruþ zemininde, halklarýmýzýn eþitlik ve adalet içinde birlikte yeni bir iradi birlik oluþturmalarý hedefiyle yan yana gelmeye, sosyalizm, baðýmsýzlýk ve demokrasi için birlikte mücadeleyi örgütlemeye çaðýrýyoruz.

ÝMZACILAR Abdullah Nefes, þair, yazar Abdullah Süreyya Özdemir, emekli sendikacý Ahmet Aksüt, avukat Ahmet Alpay Dikmen, iktisatçý Ahmet Aygün, emekli iþçi-sendikacý Ahmet Beyaz, ODTÜ Matematik Ahmet Çýnar, gazeteci Ahmet Yýldýz, edebiyatçý Akýn Yazýcý, operatör doktor Ali Cenk Gedik, yazar, yayýncý Ali Yýlbaþý, Haber-Sen Genel Baþkaný Alparslan Savaþ, sendika uzmaný Aþkýn Süzük, sendika uzmaný Atilla Özsever, gazeteci Ayça Gürbüz, akademisyen Aydemir Güler, yazar Ayhan Erdoðan, avukat Aylin Aras, avukat Aysel Tekerek, avukat Aytekin Yazgan, hekim Ayten Akbayram, menajer B.Sadýk Albayrak, yazar Barbaros Tantan, gazeteci Barýþ Mengütay, çizer Bedriye Yýldýzeli, sendikacý-gazeteci Belgün Baba- avukat Belma Nur Kartal, gazeteci Bilgütay Durna, avukat Burak Gürbüz, akademisyen Bülent Görücü, sinema yazarý Bülent Hoca, iktisatçý Canan Kalaycýoðlu, AÜTF öðretim üyesi Cem Coþkun, hekim Cemil Koç, iþçi, Diyadin DTP eski ilçe sekreteri Cengiz Oðuz Gümrükçü, fotoðraf sanatçýsý Cenk Toptaner, avukat Coþkun Ova Þeyhoðlu, hekim Cüneyt Göksu, gazeteci Çaðrý Kýnýkoðlu, sinemacý, yazar Çetin Büyüktaþ, Basýn-Iþ Çetin Yüksel - avukat Deniz Akdoðan, sendika uzmaný Doç Dr. Bülent Cengiz, öðretim üyesi Doç. Dr. Belgin Ünal, Dokuz Eylül Üniversitesi öðretim üyesi Doç. Dr. Bülent Kara, Kocaeli Týp Fakültesi Doç. Dr. Bülent Kýlýç, Dokuz Eylül Üniv. Halk Saðlýðý Bölümü Doç. Dr. Handan Tunç, akademisyen Doç. Dr. Ýnci Özgür Ýlhan, öðretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Özdoðan, hekim Doç. Dr. Yücel Demiral, öðretim üyesi Doç.Dr. Alp Ergör, öðretim üyesi Doç.Dr. Özgür Aydýn, akademisyen Doðan Görsev, çevirmen Dr. Ahmet Can Bilgin, öðretim görevlisi, hekim Dr. Beyazýt Ýlhan, hekim Dr. Cem Þahan, Samsun Tabip Odasý Baþkaný Dr. Serdar Koç, hekim, edebiyatçý Durmuþ Tiryaki, yazar Edip Akbayram, müzisyen Emin Ýgüs, müzisyen Ender Helvacýoðlu, araþtýrmacý, yayýncý Ender Özkahraman, karikatürist Erdoðan Özmen, hekim Erhan Karaçay, EMO Ýstanbul Þube Baþkaný Erhan Nalçacý, AÜTF öðretim üyesi, hekim Erol Albayrak, inþaat mühendisi Fatih Yaþlý, yazar, Yrd.Doç.Dr. Abant Ýzzet Baysal Üniversitesi Fikri Güneri, avukat Gökhan Aðýrbaþ, avukat Göksel Arslan, avukat Gülriz Ersöz, AÜTF öðretim üyesi Hacý Tonak, gazeteci Hasan Basri Aksoy, hekim Hatice Ezgi, fotoðraf sanatçýsý Hatice Þimþek, hekim Hayri Erdoðan, Yordam Yayýnlarý yöneticisi Ilknur Arslanoðlu, hekim Iraz Akýþ, akademisyen Iþýk Elgün, operatör doktor

Iþýtan Gündüz, yazar-çevrimen Ýlker Belek, akademisyen, hekim Ýnci Beþpýnar, Ataþehir Belediye Meclis üyesi Ýrfan Ertel, ressam Ýsmail Ýlknur, müzisyen Ýzge Günal, akademisyen hekim Kaan Arslanoðlu, edebiyatçý Kadir Seçkin Bilgili, avukat Kamil Kinkýr, BMÝS eski genel baþkaný Kamil Tekerek, hekim Kaya Güvenç, TMMOB eski genel baþkaný Kemal Okuyan, yazar Kemal Ürgenç, çizer Korkut Boratav, iktisatçý, yazar Mehdi Beþpýnar, eski sendikacý Mehmet Ýdacý, DTP Diyadin eski ilçe baþkaný Mehmet Ýnam, gemici Merdan Yanardað, gazeteci yazar Mesut Odabaþý, yazar Metin Coþkun, tiyatrocu Metin Çulhaoðlu, yazar Mine Gültepe, emekli eðitimci Murat Akad, çevirmen Murat Beþer, yazar, müzik eleþtirmeni Murat Kýnýkoðlu, hekim Murat Pabuç, emekli subay Murat Selim Çepni, öðretim üyesi Mustafa Kemal Erdemol, yazar Mustafa Okan, ressam Necati Dedeoðlu, Akdeniz Üniversitesi Týp Fakültesi Nejat Yavaþoðullarý, müzisyen Neþe Özgen, sosyolog, akademisyen Nezhun Gören, Yýldýz Üniversitesi Biyoloji Bölüm Baþkaný Nihat Ateþ, þair Nihat Behram, edebiyatçý, yazar Nilay Etiler, Týp Fakültesi öðretim üyesi Oðuz Kavala, JM Küba Dostluk Derneði Baþkaný Orhan Aydýn, tiyatro sanatçýsý Osman Çutsay, gazeteci Ozan Özgür, yazar Ömer Kavili, avukat Önder Atay, Bank-Sen Genel Baþkaný Özgür Murat Büyük, avukat Özlem Þen, avukat Prof. Dr. Nurettin Abacýoðlu, akademisyen Prof. Dr. Rýfat Okçabol, öðretim üyesi Prof. Dr. Zuhal Okuyan, hekim Sabahat Akkiraz, müzisyen Sabih Sorucu, avukat Sedef Sayar Selim Yalçýner, yazar Selvi Eylem Arý, gazeteci Semir Aslanyürek, sinemacý Serhat Girgin, makine mühendisi Serhat Tutumluer, oyuncu Serpil Güvenç, araþtýrmacý, yazar Þebnem Ünal, müzisyen Taner Kaya, makine mühendisi Tevfik Çavdar, yazar Tevfik Özlüdemir, HKMO Ýstanbul Þube Baþkaný Tolga Binbay, yazar Tuðrul Bal, yazar Tuðrul Keskin, þair Tuncay Çelen, sendikacý, YCÝB yöneticisi Turgay Ön, tiyatro sanatçýsý Turgut Dedeoðlu, Türkiye Gazeteciler Sendikasý Ankara Þube Baþkaný Ufuk Karakoç, müzisyen Uður Özdemir, iþçi Üzeyir Korkmaz, eczacý Vecdi Dabanoðlu, makina mühendisi Vedat Aslan, araþtýrma görevlisi Vedat Sakman, müzisyen Yalçýn Cerit, Komünist Parti kurucusu Yaþar Yýlmaz, mühendis Yýldýz Koç, sendika uzmaný Yusuf Ziya Bahadýnlý, yazar Yüksel Kýlýnç, yayýncý, Yön Radyo sahibi Zeynep Güler, akademisyen

09


Grip krizi yönetilemiyor, milyonlarca aþý boþuna alýndý

Salgýn günlerinde piyasacýlýk Ayþe ÖZGÜL

Sipariþ verilen ve toplam maliyeti 550 milyon lira olarak hesaplanan 43 milyon doz aþýnýn sadece yüzde 10’una tekabül eden 4-5 milyonunun tüketilmesi ve geri kalan milyonlarca aþýnýn çöpe atýlmasý ihtimali telaffuz ediliyor. Bakanlýðýn krizi yönetemediði apaçýk görülüyor.

Önümüzdeki aylarda yaygýn bir salgýn halini alacaðý kesinleþen ve domuz gribi adý ile bilinen H1N1 virüsü enfeksiyonunun, tek tük görülen vakalardan salgýn aþamasýna geçiþi artýk Türkiye’de de gerçekleþti. Bunun anlamý, toplumda belki de yüz binlerle ifade edilebilecek sayýda insanýn, çoðunluðunda hastalýk belirtileri henüz ortaya çýkmasa da, þu anda H1N1 virüsü ile enfekte durumda; yani domuz gribi virüsü taþýyor olmasý. Grip belirtileri gösteren ve domuz gribi olup olmadýðýný öðrenmek için referans laboratuarlara baþvuran hastalara yapýlan tetkiklerin pozitif sonuç verme oraný ise, belirlenen son rakamlara göre, yüzde 98 gibi son derece yüksek düzeylere ulaþtý. Sözün özü, hâlihazýrda grip belirtileri gösteren tüm hastalarýn alacaðý taný “domuz gribi.”

Kamuoyunda ise, “kimi tartýþmalar için geç, kimileri için de erken” denemeyecek bir karmaþa hüküm sürüyor. Ancak baðýmsýz ve toplumcu bir iktidarýn üstesinden gelebileceði bu türden olaðanüstü dönemlerde alýnan önlemlere ve devletin kriz yönetimine iliþkin attýðý adýmlara iliþkin halk arasýnda derin bir güvensizlik olduðu gözleniyor. Saðlýk Bakanlýðý en baþta, salgýnýn daha da çok yayýlmasýnýn engellemeyi saðlayacak önlemleri almak ve bu konuda halka yönelik doðru-sürekli-inandýrýcý bir bilgilendirme çalýþmasý yapmak yerine; kamuoyunun gündemini aþý uygulamasý ile kilitledi. Bakanlýðýn, aþý tartýþmasýný sýcak tutacak, gündemden düþmemesine yarayacak açýklamalarý dur durak bilmiyor. Öyle ki, konunun tartýþýlmasýnda en büyük paya, bizzat Saðlýk Bakanlýðý sahip.

Domuz gribinin ‘piyasalara’ etkisi Dünya Saðlýk Örgütü verilerine göre, dünyada 400 bin kiþinin hastalanmasýna, 5 binin üzerinde de ölüme yol açan domuz gribine iliþkin haberler, oldukça dikkat çekici bir biçimde, dünya ölçeðindeki ekonomik krizin seyrine baðýmlý bir þekilde týrmanýþa geçti. Salgýnýn ilk dalgasý, ilaç tekellerinin iþine yaradý. Mevsimsel grip aþýsý stoklarýný tüketen tekeller, hýzla domuz gribi aþýsý üretmeye koyuldu. Aþýnýn yaný sýra hastalýðýn tedavisinde kullanýlan ilaçlarý üreten þirketler daha da kazançlý çýkarken, Ýsviçreli Novartis þirketi domuz gribine neden olan virüsün genetik kodunu ele geçirdiðini açýklayýnca kârýný katladý. Þirketlerin hisselerinin deðeri yükselirken hem ekonomik kriz nedeniyle daralan ekonomiler ve hem de borsa rahat bir nefes aldý. Böylelikle binlerce ölüme yol açan domuz gribi, borsa açýsýndan “olumlu bir ekonomik faktör” olarak deðerlendirilmeye baþladý. Uluslararasý mali kurumlarýn da birtakým maliyet raporlarý hazýrladýklarý ortaya çýktý. Salgýnýn önlenmeye çalýþýlmasýnda temel motivasyonun, ekonomik krizin etkisinden yeni çýkmaya baþlayan kapitalist ekonomilerin zarar görmemesi amacý olduðu dikkat çekiyor. Raporlarda geçen en kötü salgýn senaryosuna göre, toplam maliyet 3 trilyon dolar olurken, dünya milli gelirinin yüzde 5’inin eriyeceði, küresel ekonomik krizden toparlanmanýn riske girebileceði ve hatta krizin derinleþebileceði ifade edildi. IMF’nin son raporunda, ekonomik krizin dünya ölçeðindeki maliyetinin de 3,4 trilyon dolar olarak belirtildiði hatýrlanacak olursa, salgýnýn maliyetinin ekonomik krize yaklaþabileceði hesaplandý. Diðer yandan, ABD’de aþý olmayý kabul etmeyen saðlýk çalýþanlarý mahkemeye baþvurdular. Ancak baþvuru nedenleri aþý olmaya zorlanmalarý deðil, aþý olmayanlarýn bu durum bahane edilerek iþten çýkartýlmasýydý. Benzer biçimde, Türkiye’de de grip salgýný nedeniyle uygulanmasý gündemde olan iþyeri tatillerinin, çalýþanlar açýsýndan zorunlu ücretsiz izin sayýlacaðý söyleniyor.

10

Milyonlarca aþý çöpe atýlabilir Sipariþ verilen ve toplam maliyeti 550 milyon lira olarak hesaplanan 43 milyon doz aþýnýn sadece yüzde 10’una tekabül eden 4-5 milyonunun tüketilmesi ve geri kalan milyonlarca aþýnýn çöpe atýlmasý ihtimalinin telaffuz edilmeye baþlamasý üzerine Bakanlýk, yürüttüðü domuz gribi aþýsý planýnýn büyük çapta bir skandala dönüþmesinin önüne geçmeye çalýþýyor. Ne var ki þu ana dek bu çaba, halký tehditkâr bir tavýrla aþý yaptýrmaya ikna etme denemelerinden ibaret kaldý. Bakanlýðýn krizi yönetemediði apaçýk görülüyor ve ülke kaynaklarýný böylesine çöpe attýktan sonra nasýl bir savunma yapacaðý merak ediliyor. Not düþülmesi gereken önemli bir konu ise, insanýn ilk kez karþýlaþtýðý ve bu sebeple de baðýþýk olmadýðý domuz gribi virüsünün þu andaki öldürücülüðü. Binde 3 ila 5 arasý olan bu oran, mevsimsel grip ile ayný, hatta daha düþük olsa da; hastalýðýn mutasyon geçirip çok daha ölümcül bir virüse dönüþme ihtimali göz önünde bulundurularak, doðru biçimde aþýlama yapýlmasý büyük önem arz ediyor. Bakanlýk, aþýya güveniyor mu, güvenmiyor mu? Öte yandan, domuz gribi virüsüne karþý aþýlanmanýn gerekli olduðunu söyleyerek geçmek de, Saðlýk Bakanlýðý’nýn þüpheli aþý alýmý nedeniyle mümkün olamýyor. Saðlýk Bakaný Recep Akdað’ýn bildirdiðine göre, toplam 43 milyon doz aþý satýn almak için, GlaxoSmithKline ve Novartis Pasteur adlý ilaç tekelleriyle ticari sözleþme yapýldý. Ekim-Nisan aylarý arasýnda, her ay parti parti teslim alýnacak


aþýlarýn saðlýklý yetiþkinlere yapýlmayacaðýný vurgulayan Bakan Akdað, sipariþ edilen aþý miktarýnýn yüzde 40’ýnýn Aralýk ayý sonu kadar gelmiþ olacaðýný ve öncelikle saðlýk çalýþanlarý, çocuklar, hamileler ve aðýr hastalýðý olanlarýn aþýlanacaðýný belirtti. Ne var ki, aþýlar henüz gümrük kapýlarýndan ülkeye girmeden baþlayan “halk denek olarak kullanýlacak” içerikli tartýþmalar sonucunda halkýn aþýya güveni kalmamýþ durumda. Bunun karþýsýnda, saðlýk alanýnýn zirvesindeki Bakan Akdað’ýn aðzýndan çýka çýka “yarýn bir vatandaþým bana gelsin desin ki ‘ben televizyondan falanca kiþiyi dinledim, etkilendim, onun için astýmlý çocuðuma aþý yaptýrmadým ve öldü’, ben Saðlýk Bakaný olarak suç duyurusunda bulunacaðým” þeklinde tehdit ifadeleri çýkýyor. Bu tavrýn da týbbi etik ve inandýrýcýlýkla uzaktan yakýndan ilgisi bulunmuyor. Tek kazanan ilaç tekelleri Kamucu saðlýk anlayýþýnýn dýþlandýðý AKP iktidarý süresince yerli aþý üretimini gündemine dahi almayan Saðlýk Bakanlýðý bugün, piyasacý mantýðýn, emperyalizme baðýmlýlýðýn damgasýný taþýyan aþýlama politikasýyla eleþtirilirken, bir yandan da derin bir açmazýn içine düþtü. Ýlaç tekellerinin lobi faaliyetleri ile iþ gören AKP iktidarýnýn Saðlýk Bakanlýðý, domuz gribi aþýsýnýn koruyuculuðuna ve yan etkilerine iliþkin doyurucu açýklamalar yapamazken, sipariþ edilen aþýlara güveniliyorsa neden “istemeyen aþý yaptýrmaz” denildiðini, yok güvenilmiyorsa, 40 milyonu aþkýn aþýnýn neden tek elde alýndýðý konusunda kamuoyunu ikna edecek argümanlarýný açýklamasý gerekiyor. Uzmanlar, aþýlamanýn yüzde kaç oranýnda gerçekleþeceði bilinmeden 43 milyon doz aþý sipariþ etmek yerine, aþýlarýn peyderpey alýnmasýnýn çok daha akýlcý olacaðýný belirtiyor. Üretilen domuz gribi aþýlarýnýn etkinliði ve yan etki sýklýðý, uluslararasý kuruluþlarca da gözlemleniyor. Örneðin, Dünya Saðlýk Örgütü, Çin’in ürettiði ve uyguladýðý yerli aþýnýn güvenli ve etkili olduðunun kanýtlandýðýný, bugüne dek dünyada uygulanan aþýlarýn en güvenlilerinden biri olduðunu geçtiðimiz günlerde açýkladý. Yerli üretim aþýsýyla gerçekleþtirilen aþý kampanyasýný Eylül ayýnda baþlatmýþ olan Çin’de bugüne kadar kaydedilen 35 bin 664 domuz gribi vakasýndan yalnýzca üçünde can kaybý yaþandý. Saðlýk çalýþanlarýnýn aþýya güvensizliði “bilgisizlikten” mi? Akademik saðlýk bölmesi, domuz gribi virüsüne karþý aþýlanmanýn gerekliliðine daha yüksek bir oranda inanýrken, saðlýkta dönüþümün pratik sonuçlarý ile her gün yüz yüze yaþayan klinik saha çalýþanlarý arasýnda aþýya karþý ciddi bir güvensizlik görülüyor. Bakanlýk bu durumu klinik saha çalýþanlarýnýn konuya iliþkin bilgi eksikliði ile açýklamaya çalýþýlýyor. Recep Akdað’ýn tüm saðlýk çalýþanlarýnýn kendilerini ve ailelerini aþýlatacaðý yönünde mesnetsiz bir açýkla-

masýnýn bir kesimde tepkiyle karþýlanmasýnýn ardýndan, tüm saðlýk çalýþanlarýnýn hastalýk hakkýnda eðitileceði duyurulmuþtu. Saðlýk çalýþanlarýnýn hastalýða yakalanma açýsýndan en büyük risk grubunda olmasýna karþýn, aþýya iliþkin güvensizliði, saðlýk alanýnda yaþanan piyasacý dönüþümün ve AKP hükümetinin saðlýk politikalarý bütününün çalýþanlarda yarattýðý güven yitiminin belirtilerinden yalnýzca biri olduðu þeklinde yorumlanýyor. Masallar üzerine kurulan saðlýk sektörü Saðlýk Bakaný, domuz gribinden ölümlerin sayýsýnýn çok yüksek olabileceðini söylediði ilk açýklamasýna gelen tepkilerin ardýndan açýklamalarýna “tehlike” dozunu düþürmeden devam ediyor. Açýklamalarýn içeriðinde ise, verili haliyle yetersiz olduklarý baþta saðlýkçýlar olmak üzere herkesçe bilinen saðlýk kurumlarý kapasitesi, saðlýk ekipmanlarý ve

saðlýk çalýþaný sayýsý konusunda “yeterlilik” savunusu yapmaya doðru bir deðiþim gözlendi. Saðlýk Bakaný, hastanelerdeki yoðun bakým ünitelerinin salgýn durumunda yeterli geleceðini açýkladý ki; genel bir epidemi durumunda mevcut kapasitenin kesinlikle yeterli olmayacaðýný sektör hakkýnda biraz olsun bilgi sahibi herkes biliyor. Yataklý tedavi kurumlarýnýn yoðun bakým ünitelerindeki yatak sayýsýnýn yetersiz oluþu ve kamu saðlýk kurumlarýndaki baþka pek çok olanaksýzlýk, Saðlýk Bakanlýðý bütçesinden yatýrýmlar için ayrýlan payýn düþüklüðünden kaynaklanýyor. Öyle ki devlet, hem yetersizlikten, hem de özel hastanelere kaynak aktartmak için özel hastanelerde bulunan yoðun bakým ünitelerine sevk usulüyle “müþteri” saðlýyor. Buna raðmen Bakan Akdað, kamu hastanelerindeki yoðun bakým ünitelerinin her türlü kriz koþulunda yeterli olacaðý masalýný anlatmaya devam ediyor.

Saðlýk Bakaný da imza karþýlýðý mý aþý olacak? Saðlýk Bakaný aþýlanacak her kiþiden aþýlanmaya rýzasý olduðunu kanýtlayan birer imzalý izin belgesi alacaklarýný duyurdu. Bakanlýðýn bu adýmý, vatandaþlarýn, kendileri ve yakýnlarýnýn “zorla” aþýlandýðýný gerekçe göstererek kuruma dava açabileceði korkusuna yoruldu. Bu türden davalarda maddi tazminat cezasý verilebildiðinden ötürü, piyasacý mantýðý bu uygulamada da gün yüzüne çýkan Bakanlýk tarafýndan, maddi külfetle karþý karþýya kalmamak için alýndýðý düþünülen bu önlemin, ilerleyen günlerde aþý tartýþmalarýna damga vuracaðý düþünülüyor. Vatandaþlarýn devletten tazminat koparmak için sýraya girdiði kâbusunu görmekten kurtulamadýðý gözlenen Bakanlýðýn, vatandaþlarýn aþýlama sonrasý geliþebilecek herhangi bir olumsuz durumda tazminat davasý açma olasýlýðýný dahi ortadan kaldýrmaya dönük bu kararý, aþýlarýn güvenilir olup olmadýðý konusunda daha da kafa karýþtýrýyor. Bu son geliþme; tavýrlarýnda giderek “elimizden geleni yaptýk, günah bizden gitti” düþüncesinin aðýr basmaya baþladýðý gözlenen Saðlýk Bakaný’nýn geçtiðimiz hafta yaptýðý bir açýklamada ilk önce kendisine ve ailesine aþý yaptýracaðý yönündeki sözlerini akýllara getirdi. Ne var ki, “radyasyon yok” iddiasýný çay içip fýndýk yiyerek, “þebeke suyunda arsenik yok” iddiasýný bir bardak musluk suyu içerek, “su temiz” iddiasýný Haliç’e atlayarak inandýrýcý kýlmaya çalýþan siyasetçilere alýþýk olan ülkemizde, Bakan Akdað’ýn “önce kendim aþý olacaðým” sözleri bir deðer taþýmýyor.

Domuz gribinde baðýmlýlýk manzaralarý Türkiye Komünist Partisi’nin 28 Ekim 2009 tarihli basýn açýklamasýndan: “Yaþanan paniðin arkasýnda yatan en büyük sorun, bu ülkenin aþý üretemez hale getirilmesi ile ilgilidir. Son 25 yýla kadar ülkemiz insan ve hayvan aþýlarýný üretebilen, araþtýrmasýný yapabilen bir ülkeydi. Her zaman aþýnýn stratejik bir ürün olduðunu, baðýmsýzlýðýna özen gösteren bir ülkenin mutlaka aþýsýný üretmesi gerektiðini söyledik. Aþýsýný üretemeyen ve bu konuda k?r etmekten baþka bir þey gözetmeyen aþý tekellerinin insafýna kalan ülkelerin; savaþ, salgýn, ambargo ve ekonomik kriz durumlarýnda çok zora düþebileceðini ve yeri geldiðinde yýkýmlara neden olabileceðini biliyorduk. Þimdi bu koþullardan en az ikisi geçerli. AKP hükümetini salgýnda aþýlama programý uyguladýðý için deðil, Türkiye’nin aþý üretme kapasitesine darbe vurduðu ve bu konuda hiçbir þey yapmadýðý için suçlamalýyýz. TKP’nin ilgili uzmanlardan oluþturduðu komisyon kitle örgütleri ile iletiþim halinde halkýmýzý geliþmeler hakkýnda bilgilendirecek ve uyaracaktýr. Domuz gribi bu ülkenin karþýlaþtýðý ne ilk ne son felakettir. Gereksinim duyduðumuz þey panik deðil, soðukkanlý bir siyasi akýldýr. Bu ve benzeri felaketleri savuþturmanýn yolu, baðýmsýz ve kendi ayaklarý üzerinde durabilen bir ülke kurmaktan, saðlýðý yabancý tekellere emanet eden deðil, geliþtirmeyi ve korumayý amaçlayan toplumsal bir saðlýk sistemi yaratmaktan geçmektedir. Bu, ülkemizin sosyalizmden baþka seçeneðinin kalmadýðýnýn bir diðer kanýtýdýr.”

Litvanya uçuruma sürükleniyor Baltýk ülkeleri, daha önce yaþanmamýþ bir dýþ göçle ve özellikle þehirlerin boþalma tehlikesi ile karþý karþýya. SSCB´nin çözülmesinin ardýndan yaþanan yoksullaþmadan en fazla nasibini alan eski Sovyet cumhuriyetlerinden Litvanya, Letonya ve Estonya, Ýskandinav ülkeleri tarafýndan kardeþ ülkeler ilan edilerek sözde yardýmlarla ayakta tutulmaya çalýþýldýysa da, gelinen aþamada halkýn daha fazla direnecek gücü kalmadýðý görülüyor. Her türlü örgütlülüklerini ve direnç dayanaklarýný tüketen Baltýk halklarý, emperyalizmin kültür ve propaganda bombardýmanýnýn da etkisiyle bireysel kurtuluþlarýný gerçekleþtirmek üzere Batý´ya göç etmeye baþladý. Baltýk göçmenleri, diðer AB ülkelerinde her türlü insanlýk dýþý yaþam koþullarýna katlanarak, bu ülkelerin iþçi sýnýflarýnýn yüz yýlý aþan mücadeleleri sonucunda elde ettikleri tüm haklardan yoksun, karýn tokluðuna çalýþtýrýlan “global köleler” olarak yaþamaya mahkum býrakýlmaktalar. Litvanya Serbest Piyasa Enstitüsü Müdür Yardýmcýsý Giedrius Kadziauskaþ, geçtiðimiz hafta batý basýnýna verdiði söyleþilerde “Göç Litvanya ekonomisini aðýr bir þekilde vurdu. Özellikle gençlerin ve akademisyenlerin göçe devam etmeleri koþullarýnda kriz sürecini atlatmamýz olanaklý olmayacak” dedi.

Her türlü protestocu fiþlenir! Ýngiltere, son yýllarda “ulusal güvenlik” baþlýðýnda attýðý abartýlý adýmlarla gündeme gelmeye devam ediyor. Ulusal Kamu Düzeni Ýstihbarat Birimi (NPOIU) tarafýndan fiþlenen binlerce insan arasýnda, barýþçý protestolara katýlanlar, sivil itaatsizlik eylemlerinde bulunanlar ve ördek avlanmasýna karþý gösteri yapanlar da yer alýyor. Fiþlemelerin gösteri ve mitingler sýrasýnda polis araçlarýndan çekilen fotoðraflarla yapýldýðý biliniyor. Ýngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre, hiçbir sabýka kaydý olmayan birisi, sýrf ördeklerin avlanmasýna karþý bir gösteriye katýldýðý için son üç yýl içerisinde 25 kere polisin aramasýna maruz kalmýþ.

Bir savaþ için her þey hazýr Rusya Parlamentosu geçtiðimiz cuma günü yapýlan oturumda, ülke dýþýna asker gönderilmesine yönelik tezkereyi kabul etti. “Bazý durumlarda Rus ordusunun ülke dýþýnda görev yapmasý”ný içeren tezkerenin, Gürcistan’ýn Abhazya ve Güney Osetya’ya yönelik tehditkar tavýrlarýný artýrmasýnýn ardýndan onaylanmasý dikkat çekti. Aðustos ayýnda Gürcistan’ýn Abhazya’ya ait ya da bu ülkeye mal taþýyan gemilere el koymasýnýn ardýndan Güney Osetya sýnýrýnda da çatýþma haberleri gelmiþti. Ayný dönemde Gürcistan - Ermenistan sýnýrýnda gerilim týrmanmýþtý. Bu ortamda, Rusya Devlet Baþkaný Dimitri Medvedev, parlamentoya tezkere önerisini getirmiþti. Mevcut tezkere ile Rus birlikleri, ülke dýþýndaki askeri varlýklarýna yönelik herhangi bir saldýrý ya da baþka bir devletin silahlý bir saldýrý karþýsýnda yardým talebine göre, ülke dýþýna gönderilebilecek. Ülke dýþýndaki Rus vatandaþlarýna yönelik herhangi bir saldýrý durumunda da bölgeye asker gönderilebilecek. Yeni tezkerenin önemli maddelerinden biri de, Rusya Devlet Baþkaný’nýn ne kadar asker göndereceði, hangi birlikleri tercih edeceði ve hangi bölgeye asker gönderileceði konusunda tam yetkiye kavuþmasý oldu.

11


Üniversitede ‘çýlgýn mucitler’ var! Mehmet Ali OLPAK

Üniversitelerde eþitlikten, özgürlükten yana bir yönetimin olmasý için bir tür katýlým mekanizmasý önermek “danýþma kurullarý”nda yer almakla ayný þekilde deðerlendirilemez. Tarihsel deneyim, bu tür mekanizmalarýn kim tarafýndan ve kimin için önerildiðinin belirleyici olduðunu gösteriyor. Zira üniversiteler sadece aydýnlanmacýlýðýn deðil, gericiliðin de ihtiyaç duyduðu kurumlar.

“Danýþma kurullarý” AKP’nin akademiye yönelik operasyonundaki yeni icadý. Biz “mütevelli heyeti” demeyi tercih ediyoruz. YÖK tarafýndan üniversite rektörlüklerine gönderilen ilgili yönetmelik taslaðýnda, üniversitenin iþleyiþine ve yapýsýna dair “iyileþtirme” ya da “reform”larda moda tabirle “dýþ paydaþ”larýn da “katkýlarýnýn” bulunabilmesi için, içinde TÜBA, TMMOB, Ticaret ve Sanayi Odasý, belediyeler gibi bir dizi kurum ve kuruluþun üyelerinin yer alacaðý danýþma kurullarý oluþturulmasý öneriliyor. Bu öneri için rektörlüklerden görüþ isteniyor. Bu kurullara kurgulanan bileþime bakarak mütevelli heyet demek daha doðru olur. Düþünün ki ODTÜ’de bir “danýþma kurulu” oluþturuluyor. Rektörlük, bileþiminde bir Büyükþehir Belediyesi temsilcisinin (ki, bu kiþinin soyadýnýn Gökçek olmasý kuvvetle muhtemel), bir Ankara Ticaret Odasý temsilcisinin, belki kimi eski rektörlerin, Ankara’nýn kimi önemli sanayicilerinin vs. bulunduðu bu kurula, örneðin mühendislik fakültesinde verilen derslerin içeriði ile ilgili “danýþýyor”. Yanlýþ anlamayýn, fikir almak için! Türkiye’nin mevcut durumu göz önüne alýndýðýnda, manzara bir tür mütevelli heyetinden baþka bir þeye benzemiyor. Zira bu kurullara danýþýlarak elde edilecek fikirler, üniversitelerin piyasa “uyumluluðu”nu apaçýk baðýmlýlýða dönüþtürmekten baþka bir iþe yaramayacaktýr. Peki, bu meselede nasýl tavýr almak gerekiyor? Bunun için, önerilen bileþime biraz dikkatli bakmakta yarar var. TÜBA ve TMMOB, diðer önerilen “paydaþ”larýn arasýnda ayrýksý olarak göze çarpýyor. “Acaba neden?” diye sorasý geliyor insanýn. Kendi mevcut yapýlarýndan baðýmsýz olarak TÜBA ve TMMOB’nin bu kurullara davet edilmesi, üniversiteye dönük böylesi bir müdahale giriþimini meþrulaþtýrma çabasýnýn ürünü. Kaldý ki ülkemizde bilime emek vermiþ TÜBA üyesi olan pek çok deðerli

bilim insaný var ve TMMOB, ülkemizde eþitlik, özgürlük mücadelesinde önemli bir yere sahip olan önemli bir kuruluþ. Tabii akla neden örneðin TTB’den temsilcilerin önerilen listede yer almadýðý sorusu geliyor. Bunu AKP’nin ya da Yusuf Ziya Özcan’ýn meseleyi biraz beceriksizce ele almasýna yorabiliriz. Ancak komplo teorileri üretmeye de gerek yok. Burada önemli olan nokta, TÜBA ve TMMOB’nin meseleye nasýl yaklaþacaðý. “Sözümüzü söyleme” fýrsatý mý? Üniversite Konseyleri Derneði, konuyla ilgili olarak kimi meslek odalarý ve eski TÜBA üyeleri ile görüþmeler yaptý. Görüþmelerde çýkan sonuç, alýnacak tavýr açýsýndan olumlu, ancak memleketin vaziyeti açýsýndan olumsuz bir tabloyu yansýtýyor. Bu kurullarýn oluþturulmamasý için uðraþmanýn ötesinde, ayný iþlevi görecek bu ya da benzeri uygulamalara karþý da mücadele edilmesi fikri genel olarak doðru bulunuyor; ancak tereddütler de var. “Acaba bu kurullarda yer alsak daha doðru iþler yapýlmasýný saðlayabilir miyiz?” sorusu, sadece akýllarda yer etmiyor gündeme de alýnmýþ durumda. Yine de þimdiye kadar yapýlan görüþmeler genel olarak bu tereddütten uzak yaklaþýmlarýn ortak olduðunu gösteriyor. Zira danýþma kurullarý oluþturulmasý ve içinde TÜBA ve TMMOB üyelerinin yer almasý, kötünün iyisi

þansýmýzý deðerlendirmekten ziyade suça ortak olmak olacak. Bu anlamda baþlý baþýna YÖK’ün kendisi canlý ve ibret verici bir örnek teþkil ediyor. Üniversitelerde yaþanan YÖK’ün varlýðýndan kaynaklý birtakým sýkýntýlarýn aþýlmasý için YÖK’te yer almak denendi, ama deðerli bilim insanlarýmýz arasýnda sayacaðýmýz kimi YÖK üyeleri dâhil kurumdan istifalar gündeme geldi. Þimdi YÖK’ün piyasacýlýk iþini yerelde yapacak bir denetleme, düzenleme, ya da “danýþma” (hangisini tercih ederseniz) kurulu önümüze sürülmüþ durumda ve TÜBA ile TMMOB’nin bu müdahaleye onay vermesi isteniyor. Üniversitelerde eþitlikten, özgürlükten yana bir yönetimin olmasý için bir tür katýlým mekanizmasý önermek tabii ki ayný þekilde deðerlendirilmez. Ancak tarihsel deneyim, böyle bir öneri gündeme geldiðinde bu önerinin kim tarafýndan ve neden ya da kim için önerildiðinin belirleyici olduðunu gösteriyor. Zira üniversiteler sadece aydýnlanmacýlýðýn deðil, gericiliðin de ihtiyaç duyduðu kurumlar ve bu kurumlara dönük müdahaleler, müdahillere gerçek anlamda meþruiyet ihtiyacý hissettiriyor. Bilinmesi gereken þu ki, kurumsal anlamda takýnýlacak tavýrlardan baðýmsýz olarak ilerici bilim insanlarýna ve mühendislere düþen görev, bu mesele dâhil hiçbir baþlýkta AKP’yi ya da uzantýlarýný meþrulaþtýrmamaktýr.

‘Bilimi piyasanýn uzantýsý haline getirecek bir yeniden yapýlanmanýn parçasý olmayacaðýz’ “Taslak metinde Danýþma Kurulu üyeleri incelendiðinde, TMMOB’nin de adý olmasýna karþýn üniversitenin asli bileþenlerinin temsilcileri olan örgüt ya da sendikalar ile diðer meslek kuruluþlarýnýn temsilcilerine yer verilmediði görülmektedir. TMMOB, küreselleþme ve sermayenin isteklerine göre üniversitelerimizi ve bilimi piyasanýn uzantýsý haline getirecek üniversitelerimizin yeniden yapýlandýrma sürecinin bir parçasý olmayacak ve Yönetmeliðin bu þekli ile yürürlüðe girmesi halinde Danýþma Kurullarýnýn içerisinde hiçbir þekilde yer almayacaktýr.” (Mehmet Soðancý - TMMOB Yönetim Kurulu Baþkaný)

AKP’nin ihtiyaçlarýna alet olmayýn!

12

“Bu kurullar, üniversiteleri piyasanýn bir uzantýsý haline getirecek tavsiye kararlarýný, kurullarda bulunacak patronlarýn sermaye gücü vasýtasýyla üniversitelere dayatacak mütevelli heyetleri olacaktýr. Üniversite Konseyleri Derneði olarak kaleme aldýðýmýz bu açýk mektup, ülkemizin aydýnlýktan ve bilimden yana olan tüm bilim insanlarýna bir çaðrýdýr. AKP’nin bilimi ve üniversiteleri sermayenin bir uzantýsý haline getirmek için kamuya, yani halka ait üniversitelere dayattýðý bu kurullara katýlmayýn! Sizin bu kurullara katýlmanýz, bu kurullarýn bilim yararýna çalýþmasýný saðlamayacak, aksine bilimi sermayenin kölesi etmeye yönelik bu utanmazca hamleye çok ihtiyaç duyduðu ama zerre hakký olmayan bir meþruiyet saðlayacaktýr. Bu suça ortak olmayarak, AKP’nin bu saldýrýsýný kökten reddederek göstereceðiniz onurlu duruþ ise bilim düþmanlýðýnýn iþini kolaylaþtýrmayacak, aksine zorlaþtýracaktýr. Size ihtiyaçlarý var, siz olmadan yapamazlar. Onlarýn ihtiyaçlarýna alet olmayýn!” (Üniversite Konseyleri Derneði’nin 13 Ekim 2009 tarihli açýk mektubundan)


Türkiye emperyalizmin ‘þeftali üssü’ oluyor

Bir açýlým da Coca Cola’dan Türkiye’de meyvecilik tehdit altýnda. Coca Cola iþtiraki Cappy’nin yeni giriþimi sonucunda yiyecek meyve bulamayabiliriz.

Brezilyalý Sucocitrico Cutrale, Anadolu Holding, Etap Tarým. Ortak noktalarý Coca Cola iþtiraki Cappy’nin “iþ ortaklarý” olmalarý. Cutrale, Brezilya’daki dev meyve plantasyonlarý ile Cappy’nin dünyadaki en büyük meyve suyu konsantresi tedarikçilerinden. Etap Tarým da Türkiye’deki. Anadolu Holding ise Cappy de dahil olmak üzere tüm Coca Cola içeceklerinin Türkiye ve yakýn bölgede pazarlamasýný yapýyor. Bu üçlü biraraya gelip Türkiye’de meyve yetiþtiriciliðinde önemli bir deðiþime yol açacak bir projeye imza attý. Cappy’nin istediði miktar ve standartlarda meyve yetiþtirmek üzere hem sözleþmeli meyve yetiþtiriciliði yapmayý hem de ilki Güneydoðu Anadolu’da olmak üzere plantasyonlar kurmayý planlýyorlar. Cutrale ve Anadolu Holding’in Etap Tarým’a üçte birlik hisselerle ortak olmasýyla somutluk kazanan projede öncelikli hedef bir çekirdekli meyve plantasyonunun kurulmasý. Bu hedef doðrultusunda Güneydoðu Anadolu’da alýnan 5 bin dönümlük arazide fidan dikiminin baþladýðý belirtiliyor. Bu plantasyon ilk deneme olacak, bunu farklý bölgelerde benzer plantasyonlar izleyecek. Ayrýca sözleþmeli meyve yetiþtiriciliði sistemi de geniþletilerek toplamda 200 bin dönümlük arazide çoðunluðu þeftali olmak üzere 10 milyon meyve aðacýna ulaþýlacak.

Meyve tüketimi azalýyor Cappy kazanýyor Türkiye’de 2008 yýlýnda kiþi baþýna meyve suyu tüketimi 10 litrenin üzerine çýkmýþ durumda. Sadece 8 yýl önce, 2000 yýlýnda bu rakam 4 litre civarýndaydý. Ayný þekilde meyve tüketiminin de arttýðýný düþünüyorsanýz yanýlýyorsunuz. 2000 yýlýnda meyve üretimi 8,2 milyon ton iken 2008’de 8,8 milyon ton olmuþ. Meyve suyu tüketimindeki artýþ göz önüne alýndýðýnda üretilen meyvenin büyük bölümünün meyve suyu üretimine gittiði, meyve tüketiminin gittikçe gerilediði görülüyor. Toplam miktar dýþýnda meyve çeþitleri üzerinden bakýldýðýnda da meyve üretiminin “piyasa”ya tabi bir geliþim sergilediði dikkat çekiyor. 2000-2008 arasýnda geleneksel meyve olan elma yerinde sayarken viþne, nar gibi endüstride “para eden” meyvelerin üretimi yüzde 75 civarýnda artmýþ durumda. Toplam meyve suyu tüketimi 800 milyon litreyi bulurken bunun yüzde 90’lýk kýsmý meyve konsantresinin çeþitli oranlarda sulandýrýlmasý ile elde edilen meyve sularýndan oluþuyor. Yani besin deðeri çok düþük karýþýmlardan. Yüzde 100 meyve suyu yani sulandýrýlmamýþ ürünlerin payý ise yüzde 10’u bile bulmuyor. Kaldý ki bekletildikleri ve iþleme tabi tutulmuþ olduklarý için bunlarýn da besin deðeri, meyve eþdeðeri olup olmadýklarý son derece tartýþmalý. 8 yýlda üç kattan fazla büyüyen bu göz kamaþtýrýcý “pazar”ýn bir numarasý yüzde 25’e yaklaþan pay ile Coca Cola’nýn Cappy’si. Meyve yemeye alternatif olarak geliþen meyve suyu “pazarý”nýn ürün yelpazesi de baþka bir saðlýksýzlýk göstergesi. Hem meyve suyu üretimine hem damak tadýna daha uygun olmalarý nedeniyle þeftali, kayýsý ve viþne toplam meyve suyu üretiminin yüzde 80’den fazlasýný oluþturuyor. Yani meyvenin yerini giderek meyve suyunun aldýðý bir tablo meyve çeþitliliðinden de vazgeçmek anlamýna geliyor.

Meyveyi býrakýn meyve suyu tüketin... Son yýllarda Cappy baþta olmak üzere meyve suyu üreticilerinin teþvikiyle yaygýnlaþan sözleþmeli meyve yetiþtiriciliði Türkiye’deki meyve türlerini tehdit etmeye baþlamýþ durumda. Daha kýsa sürede meyve veren ve meyve suyu üretimine daha uygun olan “kültür” aðaçlarýn dikimi inanýlmaz bir hýzla ilerliyor. Özellikle þeftali ve kayýsýda kültür aðaçlarýnýn sayýsý hýzla artmýþ durumda. Viþnede de yaygýnlaþmasý bekleniyor. Klasik þeftali ve kayýsý türlerinde bir fidanýn istenen düzeyde meyve vermeye baþlamasý için 6-7 yýl gerekirken kültür türlerinde bu süre 3-4 yýla iniyor. Meyve verimi ve elde edilen meyveden yapýlan meyve suyu konsantresi miktarý da artýyor. Ama bu aðaçlardan meyve suyuna göre daha besleyici olan sofralýk meyveleri elde etmek mümkün deðil. Cappy operasyonu sadece Türkiye’nin meyve potansiyelinin tekellerin ihtiyaçlarý doðrultusunda sömürülmesi anlamýna gelmiyor. Meyve suyuna göre çok yüksek besin deðerine sahip olan sofralýk meyveye ulaþýmý da tehdit ediyor. Azalan

sofralýk meyve üretimi, fiyatlarýn artmasý anlamýna geliyor. Diðer yandan da özellikle çocuklardan baþlayarak toplum meyve yerine meyve suyu tüketimine yönlendirilerek Coca Cola’nýn kârýna kâr katýlmýþ oluyor. Yaðmanýn adý “planlý” üretim Anadolu Holding Yönetim Kurulu Baþkaný Tuncay Özilhan, Özgörkey ve Brezilyalý Cutrale ile birlikte Etap Tarým üzerinden giriþtikleri proje için, “Bu proje Türkiye’de planlý tarým ve sanayi üretimi açýsýndan çok önemli. Büyük istihdam yaratacak. Planlý üretime önemli bir emsal olacak” dedi. Özilhan, 10 milyon aðacýn dikimi, bakýmý, meyvelerin toplanmasý, nakliyesi, fabrikada konsantreye dönüþtürülmesi gibi iþlerin binlerce kiþiye tarýmda iþ kapýsý açacaðýný öne sürdü. Sözleþmeli çiftçilerin Coca Cola ile Etap Tarým’ýn fiyat politikasýnýn altýnda nasýl ezileceðinden, meyve suyu tekelleri meyve yetiþtiriciliðini yeniden þekillendirirken sistemin dýþýnda kalan üreticilerin nasýl daha da yoksullaþacaðý gibi gerçeklerden ise tabii ki söz etmedi.

Cutrale: Brezilya’nýn portakal baronu Anadolu Grubu ve Özgörkey’in Etap Tarým’daki ortaðý Cutrale’nin Brezilya’da 30 milyon portakal aðacý bulunuyor. Þirket, dünya portakal konsantresi üretiminin yaklaþýk yüzde 25’ini gerçekleþtiriyor. Günde 45 milyon portakalýn suyunu çýkaran Cutrale, 90 ülkeye ihracat yapýyor. Merkezi Florida’da bulunan iþtiraki Cutrale Citrus Juices USA, Coca-Cola için yýlda 10 milyon kutu meyve suyu üretiyor Cutrale’nin dünyanýn birçok ülkesinde ortaklýk ve iþtirakleri bulunuyor. 2004’te ABD’li Cargill’in Brezilya’daki operasyonlarýný satýn alan Cutrale, 1996 yýlýndan beri ABD pazarýnda faaliyet gösteriyor. Cutrale, son olarak Eylül 2008’de Portekizli portakal suyu üreticisi Lara’yý da satýn aldý.

13


Doðan Kuban’ýn Divriði Camii ile ilgili çaðrýsý vesilesiyle

AKP’nin tarih erozyonu Ülkemizdeki arkeolojik ve kültürel emanetlere yönelik tahribat yaygýn ve yoðun olarak devam ediyor. AKP iktidarýnýn kültür bakaný, tarihi karakol binasýna açýlan Feriye Lokantasý’nýn arka manzarasý için Sur-u Sultanî içinde temizlik çalýþmalarý yapýlmasý yönünde emirler verirken, Hasankeyf sulara gömülürken, Myndos silah tüccarlarýna býrakýlýrken, Sulukule paylaþýlýrken, 2010 fiyaskosundan kesif kokular yükselirken bu tahribattan baþka kim sorumlu tutulabilir? Bu soru(n)larýn arasýnda, Doðan Kuban’ýn son çaðrýsý ne anlama geliyor?

Özgün KURTULUÞ

TÜBA üyesi mimar Prof.Dr. Doðan Kuban, 2005 yýlýnda SOS Divriði oluþumunu kurarak, Divriði Camisi ve Þifahanesi için Bir Yasa baþlýklý bir çaðrý metni hazýrlamýþ ve bunu duyurmuþtu. Oldukça etkili bir baþlangýç olan bu oluþum, ayný zamanda tarihi ve kültürel yapýlardaki tahribatýn son bulmasý adýna hedefleri olan bir tepki olarak son derece önemliydi. Somut talepleri olan metin, sorumlunun devlet olduðunu ve tahribatýn baþat sebebinin yasal boþluklar ve çýkar iliþkileri olduðunu duyuruyordu. Ancak, Cumhuriyet gazetesinin 16 Ekim tarihli Bilim Teknoloji ekinde Kuban tarafýndan yapýlan son çaðrýda, dikkatleri yapýlardaki tahribata çekmeye çalýþýrken geçmiþteki doðrultu netliðinin yitirildiðini görüyoruz.

TÜBA üyesi mimar Prof.Dr. Doðan Kuban

14

Çökmek üzere olan bir tarih Divriði’deki yapýlar Ulu Camii, Dâr-üþ Þifa (Þifahane) ve Ahmed Þah Türbesi’nden oluþmaktadýr. Bu yapýlar Mengüceklü hükümdarý Ahmed Þah tarafýndan 1228-1229 tarihlerinde yaptýrýlmýþtýr. Caminin, kuzey ve batý cephelerin ortasýnda bulunan taçkapýlar, dönemin en ince ve yoðun taþ iþçiliði ile mimari tarzýný gösteren eþsiz sanat eserleridir. Doðan Hoca’nýn yýllardýr söylediði þey çok açýk; Divriði’deki yapýlar yok oluyor, yýkýlýyor, durduralým. Evet, Divriði Ulu Camii ve Dâr-üþ Þifâsý yok oluyor. Yapý her an çökebilir. Bu anýt göz göre göre yýkýlýyor. Üstelik burasý, Dünya Miras Alaný olarak UNESCO’nun dünya anýtlarý listesindeki tek Türk yapýtý ve Ýslam sanatýnýn en görkemli yapýlarýndan biri. Divriði Ulu Camii ve Dâr-üþ Þifâsý’nda, deprem kuþaðýnda olmasýndan kaynaklý çok sayýda derin ve ciddi çatlaklar bulunmakta, yapýda kullanýlan taþlarda bozulma ve ciddi boyutlara varan taþ erozyonu görülmektedir. Doðu tarafa bitiþtirilmiþ olan betonarme bölümden ve drenaj sistemi olmayýþýndan dolayý yapýlar su almýþ ve bu da taþlarda büyük hasara neden olmuþtur. 2000 yýlýnda yenilenmiþ olan kurþun örtünün hiçbir bakýmý yapýlmadýðýndan köstekler açýlmýþ, kurþun derzleri atmýþ ve özellikle doðu cephe boyunca sarkmalar olmuþtur. Yapýda kullanýlan metal elemanlarýn hemen hepsi paslanmýþtýr. Çatýdan gelen suyun tahliyesi saðlanamadýðýndan tüm yan duvarlarýn üst kýsýmlarý ciddi biçimde bozulmuþtur. Kentleþme yapýlarýn yakýnýna kadar gelmiþ ve verilen imar izinleriyle bu anýtlar yapýlaþmanýn ortasýnda býrakýlmýþtýr. Divriði Ulu Camii ve Dâr-üþ Þifâ’nýn yakýnýndan geçen belediyenin açtýðý yol yapýlara zarar vermiþtir, vermeye devam etmektedir. Üç imam ve bir bekçi Camide sadece üç imam ve Vakýflar Bölge Müdürlüðü’ne baðlý bir bekçi görev yapmaktadýr. Cami namaz vakitleri dýþýnda kapatýlmakta ve ziyaret ancak camideki imamlarýn inisiyatifinde yapýlabilmektedir. Yapýlarýn mülkiyeti Vakýflar Genel Müdürlüðü’nde bulunmaktadýr. Ancak Divriði ilçesi sýnýrlarý içinde yer almasý nedeniyle de idari olarak Sivas Valiliði, Divriði Kaymakamlýðý ve Divriði Belediye Baþkanlýðý’nýn sorumluluðundadýr. Cami, ibadete açýk olmasýndan dolayý Divriði Ýlçesi Müftülüðü’nün yönetim yapýsý içinde yer almaktadýr. Ayrýca yapýlarýn tescilli kültür varlýðý olmasýndan kaynaklý olarak Kültür ve Turizm Bakanlýðý, eserin korunmasý konusunda yetkili bakanlýktýr. Yapýlarýn korunmasý adýna, bu kurumlarýn arasýnda herhangi bir koordinasyon bulunmamaktadýr. Görüldüðü gibi yapýlardaki tahribatýn temel nedenleri; yetki karmaþasý, alan

yönetiminin uzmanlar tarafýndan yapýlmýyor oluþu ve yerel unsurlarýn hiçbirinin yapýlara dair saðlýklý bilgiye sahip olmamasýdýr. Tüm bunlar da ancak devlet yetkilerini elinde bulunduran iktidarýn tahribatý ile açýklanabilir. Bu tabloda “uzmanlarý” suçlamak pek gerçekçi deðildir. Sorumlu rantýn iktidarýdýr Doðan Hoca çaðrý metninde, “Yýllardýr hükümet Divriði Ulucamisi ve Þifahanesini korumak için milyonlar ayýrdý. Bugün Divriði Kaymakamý’nýn elinde 5 milyon TL var. Ama ne yapýlacaðýna iliþkin bir uzman kararý yok. Bu kez suçlu devlet ya da hükümet deðil. Çünkü para tahsis edilmiþtir. Sorun yapýnýn evrensel konumunu yeterince deðerlendiremeyen ve bu çapta ve bu niteliklere sahip bir eserin korunmasý sorununu bilinçlendiremeyen uzman ve danýþmanlardadýr” diyor. Oysa eminim ki sorunun devletin parayý verip vermemesi olmadýðýný ve istendiðinde yetkin uzmanlarýn bulunabileceðini Doðan Hoca hepimizden daha iyi biliyordur. Doðan Hoca, bahsettiði 5 milyon TL’nin neden tahsis edildiðine dair herhangi bir þey söylemiyor. Parayý veren kimdir, hangi bakanlýktýr, gerekçesi nedir? Neden kaymakamlýktadýr? Yapýnýn restorasyon ya da konservasyonu için bir ihale açýlmýþ, herhangi bir proje kabul edilmiþ midir? Bu para, tamamlanmýþ olan bir ihale neticesinde mi gönderilmiþtir? Bu noktada umduðum ve düþündüðüm þey, Doðan Hoca’nýn çok þey bildiði ve yolun baþýnda böyle bir uyarý yapma gereði duyduðudur. Bu nedenle, zaman geçmeden, herkesin bildiklerini kamuoyuyla paylaþýlmasý elzemdir. Neticede burada gerçekleþtirilecek restorasyon çalýþmalarýnýn, AKP’nin yandaþlarýna yeni bir rant kapýsý haline geleceði ve yapýlarda geri dönülemez sorunlar yaratacaðý unutulmamalýdýr. Mücadele hep birlikte örülmeli ve Divriði ile sýnýrlandýrýlmamalýdýr. Unutulmamalýdýr ki; sahip çýkýlan deðer, muhteþem bir mimariye ve benzersiz taþ iþçiliðe sahip bir emek ürünüdür. Ayný bütün kentler gibi… Her dönemin iktisadi güçleri, kendilerine uygun bir üretim formu meydana getirir. Bugün de Anadolu’nun tarihi ve kültürel mirasýný babalarýnýn malý gibi kullanan gerici iktidar, kendi yaðmaya dayalý formunu hayata geçirmiþ durumda. Dolayýsýyla, Doðan Hoca’nýn çaðrýsý önemsenmelidir. Eksiklikler, çekinceler kolaylýkla giderilebilir. Bu çaðrýya bizim açýmýzdan verilecek en anlamlý yanýt, öncelikle yerel halk olmak üzere kamuoyunun bu kente sahip çýkmasýný saðlamak olmalýdýr. Bu yapýlarýn korunmasýna yönelik çalýþmalar dikkatle izlenmeli ve bölgenin ilerici unsurlarý ile birlikte konu sürekli gündemde tutulmalýdýr.


LALE TARLASI Tetikçi bu sefer kendi ayaðýný kurþunladý Amerikancýlýk, Barzanicilik, Fetoculuk, AKP’cilik, piyasacýlýk... Ýki yýllýk yayýn hayatýnda Türkiye’de gazeteciliði tam anlamýyla tetikçiliðe indirgemek konusunda önemli katkýlarda bulunan Taraf gazetesi, bütün medyanýn “Taraflaþmasý”nýn yarattýðý panikle büyük bir skandala imza attý. Muhsin Yazýcýoðlu’nun ölümünden önce Yazýcýoðlu ve helikopterde yanýnda bulunan kiþilerin NTV’ye ait telefonlardan yüzlerce kez arandýðý haberini manþetine taþýyan Taraf gazetesi, NTV’den yapýlan açýklamaya raðmen haberinde ýsrar etti. Dakika dakika aramalarý yayýnlayan gazete yönetimi, durumda bir tuhaflýk olabileceðini aklýna bile getirmedi. Hatta Ahmet Altan hýzýný alamayýp konuyu köþesine taþýdý ve NTV yöneticilerine sataþtý. Ancak arama bilgilerinin Telekomünikasyon Ýletiþim Baþkanlýðý (TÝB) kayýtlarýna dayandýðý ve TÝB’in kayýtlarýnýn da Türkiye saati ile deðil GMT yani Greenwich saatine göre olduðu ortaya çýktý. GMT, Türkiye saatine göre iki saat geride. Yani NTV’den yapýlan aramalar Taraf’ýn iddia ettiði gibi kazadan hemen önce deðil, kaza haberinin duyulmasýndan sonra yapýlmýþtý. Taraf özür dilemek zorunda kaldý ve “mesele” kapanmýþ oldu. Gazeteci titizliði bir yana herhangi birinin aklýna gelebilecek yaz saati-kýþ saati farkýný bile akýllarýna getirmeyen Taraf, bir tür “alçaklýk sarhoþluðu”na tutulmuþ görünüyor. “Karþý”da kimsenin kalmadýðý ortamda, iç rekabete kýlýç sallamayý uygun bulduklarý anlaþýlýyor. Belki NTV’nin AKP’ciliðindeki “sofistike” hali kýskanýyorlar, belki artýk eskisi kadar sansasyonel iþlere imza atamadýklarý için bunalýyorlar...

Ýþsizliðin sorumlusu kapitalizmin komünistleþmesi! Zaman gazetesi yazarý Sami Uslu “Kötü yönetilen kapitalizm komünizme dönüþüyor” baþlýklý yazýsýnda ABD’nin, Batý dünyasýnýn Sovyetler Birliði’ni yýkmak için yarým asýr uðraþtýðýný ama bunu baþardýktan sonra kendilerinin yanlýþ yola saptýðýný öne sürmüþ. “Komünizm kavramýna her zaman kötü bakan, ülkesinde komünist parti kurulmasýna bile izin vermeyen ABD, þimdilerde devlet eliyle ekonomisini sosyalistleþtiriyor” diyen Uslu, komünizmin temel sorununu da “devletin tepesindeki az sayýda insan, ulusal kaynaklar üzerinde tam bir kontrole sahip oluyor” þeklinde saptýyor ve þöyle devam ediyor: “Küreselleþen kapitalizmde de, çöken sosyalizmde olduðu gibi, kaynaklar giderek devletin elinde toplanýyor. Öte yandan, uluslararasý çapta firmalar da CEO yöntemiyle sayýlý kimselerin kontrolü altýnda. Birleþme ve satýn almalar yoluyla her sektörde konsolidasyon yaþanýyor ve bu eðilim hâlâ bütün þiddetiyle devam ediyo Uslu’nun sermayenin tekelleþme eðilimi gibi soyutlamalarla iþi olmayacaðý açýk. “Tekleyen kapitalizme Bediüzzaman reçetesi” yazacak kadar ekonomi “ilmi”ne hakim olan yazarýn cehaletinin Amerikalý ya da Avrupalý pek çok tekelinin ömrünün 10-15 yýldan daha fazla olduðunu bilmeyecek düzeyde olduðuna kabul etmek de güç. Uslu “iþsizlik rakamlarýnýn yükseliþi, emeklilerin kötüleþen hayat þartlarý, malýn mülkün deðerinde çarpýcý düþüþler ve bir türlü önü alýnamayan durgunluðu” da piyasa sisteminin ortadan kaldýrdýðý düþmaný sosyalist sisteme benzemiþ olmasýna baðlýyor. “Bediüzzaman reçetesi”ne gelince: “Ýþte, büyük müceddit Bediüzzaman, bu sorunun cevabýný Ýslam’ýn üç kuralýyla insanlara veriyor. Birincisi, her türlüsü haram olan, insanlarý birbirine düþman eden faizin yasaklanmasýdýr. Faiz, kapitalist rejimde haksýz kazancýn ve aþýrý zenginliðin kaynaðýdýr. Üstad’a göre, faizin yerini fakirle zengini dost eden, sýnýf çatýþmasýný önleyen zekat ve sadaka almalýdýr. Üstat’ýn anlayýþýnda, zekat ve sadaka faizin alternatifidir. Müslümanlarýn birbirlerine yardýmý, ancak zekat köprüsü üzerinden geçerek yapýlýr, zira yardým vasýtasý zekattýr. Zekatýn en büyük neticelerinden birisi toplumda servet aleyhtarlýðýnýn önlenmesi olarak kendini gösterecektir. Öte yandan, iktisadýn hem öznesi hem de hedefi konumundaki insan, asla israf etmemeli, kanaatkâr olmalýdýr; o helal kazanç için çalýþýr, fakat hýrsa kapýlmaz. Böylece aþýrý hýrsýn doðuracaðý kötü sonuçlardan korunmuþ olur.” Verin zekatýnýzý, sadakanýzý, istediðiniz gibi sömürün!

Sol düþmanlýðý birleþtirdi! 26 Ekim Pazartesi günü Hacettep Üniversitesi Beytepe kampüsünde özel güvenlik ve Çevik Kuvvet öðrencilere saldýrdý. Saldýrýnýn gerekçesi TKP’li Öðrenciler’in açtýðý “Cumhuriyet sosyalizmle yaþayacak” konulu standdý. Önce standý açan öðrencileri taciz eden özel güvenlik birimi, ardýndan hiçbir uyarý yapmadan standa müdahale etmeye kalktý. Müdahaleye karþý standlarýný korumaya çalýþan TKP’li Öðrenciler’e okuldaki diðer solcu öðrenciler de destek verdi. Okul yönetimi Çevik Kuvvet’in kampüse girmesine izin verdi ve bir arbede yaþandý. Buraya kadar olan kýsýmda ne yazýk ki þaþýrtýcý bir yan bulunmuyor. Cumhuriyet konulu bir standa saldýran kolluk güçleri, buna izin veren üniversite yönetimi... Üstelik o yönetimden kimi isimlerin üniversitelerde türbanýn serbest býrakýlmasý giriþimine karþý çýkmýþ olmasý da muhtemel. Olayla ilgili þaþýrtýcý geliþme neredeyse bütün medyanýn, Doðan grubu ve Cumhuriyet de dahil olmak üzere, koro þeklinde ayný þekilde haber yapmasýydý. Zaman gazetesinden Hürriyet’e, NTVMSNBC’den CNNTürk’e internet sayfalarýnda, üniversite öðrencilerinin en doðal hakký olan stand açýp fikirlerini paylaþma hakký suç olarak nitelendirilirken, saldýran tarafýn polis deðil de öðrenciler olduðu yazýldý. Böylece medya içerisinde tasfiye tartýþmalarý ile birlikte yandaþ ve yandaþ olmayanlar, Doðan medyasý ve diðerleri þeklinde ayrýþan medyayý “sol düþmanlýðý” birleþtirmiþ oldu.

Vatan’dan patronlara: Domuz gribi fýrsatçýlýðý yapýn Vatan gazetesi, patronlar domuz gribini fýrsata çevirmeleri için yol gösterdi. “Grip tatili ücretleri yarýya düþürecek” baþlýðýyla verilen haberde, “grip salgýný nedeniyle uygulanan iþyeri tatilleri, hafta tatili veya genel tatil sayýlmamaktadýr. Bunun sonucu olarak bu günlerde iþverenin çalýþanlara, çalýþmadýklarý halde tam ücret ödeme zorunluluðu bulunmuyor” denildi. 2008 yýlýnýn son aylarýnda ekonomik krizle birlikte birçok fabrika krizi bahane ederek yüz binlerce iþçiyi iþten atmýþtý, kalan iþçiler de uzun süreli ücretsiz izne zorlanmýþtý. Aradan geçen bir yýlda en çok iþçi çýkaran þirketlerin en çok kâr yazan þirketler olduðu ortaya çýktý. Sabancý’nýn Akbank’ý bir günde iki bine yakýn çalýþanýný kapý önüne koymuþtu, 2009 yýlýnýn ilk 9 ayýnda kârý 2 milyar lira oldu, önceki yýlýn ayný dönemine göre yüzde 51 arttý. Kapýnýn önüne konanlar ve geride kalanlarýn daha az paraya daha çok çalýþmaya razý olmasýnýn bu performansta önemli bir katkýsý olduðuna þüphe yok. Türkiye’de patronlar fýrsatçýlýk söz konusu olduðunda yaratýcýlýk sýkýntýsý çekmiyor, editörünün gözüne girmek için böyle haberlere imza atan muhabirler de “saðolsun” tabii...

15


Aleviler, AKP gericiliðine karþý 8 Kasým’da Ýstanbul’da

Eþit Yurttaþlýk Mitingi neden önemli?

AKP’nin gerici karakterinin aðýrlýðýnýn iyice arttýðý, cumhuriyetin kazanýmlarýnýn ortadan kaldýrýldýðý ve somut ayrýmcý uygulamalarýn daha da yaygýnlýk kazandýðý bu dönemde Aleviler, seslerini ikinci kez duyurmak üzere alanlara çýkýyor. 8 Kasým günü yapýlacak Ýstanbul Mitingi Alevilerin eþit yurttaþlýk talebini dillendireceði önemli bir gün olacak.

Türkiye’de gericilik özellikle 12 Eylül darbesi sonrasýnda güç kazanmaya baþladý. Sola, aydýnlanmaya ve baðýmsýzlýða karþý gerçekleþtirilen 12 Eyül faþist darbesi, piyasacýlýðýn önünü açarken buna paralel olarak gericiliðe de yeni fýrsatlar yarattý. Dinci gericiliðin siyasal platformda güç kazanmasý AKP hükümetiyle birlikte devletin her alanýna uzanan bir örgütlenmeye zemin hazýrladý. Türkiye’nin bu süreci ayný zamanda emperyalizmin tercih ve çýkarlarýyla örtüþtü. Piyasanýn ihtiyaçlarý iþbirlikçiliði ve gericiliði biraraya getirdi. Bugün bu kaynaktan beslenen gericilik Türkiye’de iktidar olmuþ, gericilik toplumun ve devletin bütün alanlarýna “yumuþatýlmýþ” bir biçimde “ýlýmlý Ýslam” adýyla yerleþmiþ bulunuyor. Alevi yurttaþlarýn örgütlenmesi ve siyasal/toplumsal bir temsiliyet kazanmasý gerici hareketin yükseliþine tepkinin bir sonucu oldu. Özellikle Sivas Katliamý’ndan sonra Alevilerin dernekler etrafýndan örgütlenmeye baþlamasý, gerici tehlikenin ve cumhuriyetin temel kazanýmlarýndan biri olan laikliðin tasfiyesinin ortaya çýkardýðý korkunun bir sonucudur. Cumhuriyetin kazanýmlarýna sahip çýkmak 12 Eylül’ün has çocuðu olan AKP bugün iktidarda. ABD baþta olmak üzere emperyalizmin Ortadoðu, Kafkaslar ve Türkiye’nin yakýn bölgesinde baþlatmýþ olduðu yeniden yapýlanma süreci iþliyor. Irak’ýn iþgali baþta olmak üzere emperyalizm savaþ ve “turuncu karþý-devrimlerle” bölgeye yerleþmiþ, haritalarý deðiþtirmiþ bulunuyor. Emperyalizmin çýkarlarý doðrultusunda iktidar edilen AKP, emperyalizmin ihtiyaç duyduðu “ýlýmlý Ýslam projesinin” partisi haline geldi. ABD’nin Büyük Ortadoðu Projesi’nin uygulayýcýsý AKP hükümeti, Türkiye’yi adým adým dönüþtürüyor. Emperyalist master plan çerçevesinde 1923 yýlýnda kurulmuþ cumhuriyetin deðerleri AKP eliyle tasfiye ediliyor. Halkçýlýk, egemenlik, baðýmsýzlýk gibi deðerlerin yaný sýra belki de Aleviler için en önemli mesele olan laiklik elden çýkmýþ bulunuyor. Aleviler bugün AKP’nin laiklik karþýtý eylem, etkinlik ve bir bir kale düþürme operasyonlarýna karþý yalnýz ve sahipsiz kalmýþ bulunuyorlar. Cumhuriyetin kazanýmlarýnýn tas-

fiyesinin yarattýðý tehlikeyi hissettikleri için daha da siyasallaþan Alevi toplumsallýðý ülkenin emperyalist planlar dahilinde dönüþtürülmesine karþý önemli bir direnç unsuru olacak potansiyeli taþýyabilirler. Ayrýmcýlýða karþý eþitlik Bugün gelinen noktada gericilik yaþamýn her alanýna nüfuz ediyor. Tek baþýna üniversitelerdeki türban tartýþmasý deðil ayný zamanda kamusal yaþamýn “gerici parametrelerle” belirlenmesi tek tek her yurttaþýn hissettiði baþlýklar. Aleviler böyle bir ortamda baskýyý, ayrýmcýlýðý ve tehlikeyi en fazla hisseden kesim oldu. Alevi köylerine cami yapýlmasý, zorunlu din derslerine tabi kýlýnma, devlet iþlerinde çalýþma konusunda uðradýklarý ayrýmcýlýk, mahalle baskýsý, hakaret ve aþaðýlanma, dini ya da kültürel kimliklerinin yok sayýlmasý... Bugün Anadolu’nun bir dizi kentinde Alevi kadýnlar baþlarýný örtmek durumunda kalmýþ bulunuyor. Hâlâ devlet kademelerinde Alevilere dönük hak-

sýz uygulamalar devam ediyor. Bunlarýn en önemlisi toplum ve devlet yaþamýnýn bütün baþlýklarýnda gericiliðin dizginsiz uygulamalarý. TRT’den okullara, yurttlardan devlet kurumlarýna kadar gericilik kendisini dayatýyor. Kendisi dýþýndaki her þeyi yok sayýyor, kendisi gibi olmayanlarý ise din düþmaný ilan ediyor. Karadeniz’den bir kaymakamýn “Alevilere fýndýk vermeyin” diye resmi yazý yazmasý ya da Madýmak Oteli’nin müze yapýlmasý için AKP hükümetinin bin dereden su getirmesi güncel çarpýcý örnekler olarak karþýmýzda duruyor. “Müze yapýlmasý” talebinin yerine getirilmesi için ne Anayasa ne de yasa deðiþikliði gerekiyor. Ama yine de eski solcu Kültür Bakaný tarafýndan bu talebe “Ödenek yok” açýklamasý ile karþýlýk verilebiliyor. Gericilik her yeri teslim alýrken Aleviler “Eþit Yurttaþlýk Mitingi” ile bu sýkýþmayý aralamak üzere önemli bir adým atýyor.

Hangi talepler meydana taþýnacak? 8 Kasým günü yapýlacak Ýstanbul Mitingi, Alevilerin AKP gericiliðine karþý gerçekleþtirdiði ikinci büyük eylem olacak. Ýlk mitingden sonra Alevi Çalýþtayý baþlatan AKP, “bir açýlýma” daha imza attý. Ýþbirlikçiliðine meþruiyet kýlýfý arayan AKP, her yerde þirin gözükme telaþý içinde. Gericilikten ve Osmanlý’dan çok çekmiþ Alevilere, Yeni Osmanlýcý ve “ýlýmlý islamcý” bir partinin verebilecekleri açýk olmalý. Zira bu Çalýþtay’dan bir dizi Alevi örgütü, buradan bir þey çýkmayacaðýný dile getirerek ayrýlmýþ bulunuyor. Oyalanmak yerine AKP’nin gerçek yüzünü açýða çýkaracak bir mücadele örülmek isteniyor. “Madýmak Oteli müze yapýlsýn”, “Zorunlu din derslerine hayýr”, “Alevi köylerine zorla cami yapýlmasýn”, “Nüfus cüzdanlarýnda din ibaresi kalksýn”, “Cemevleri ibadethane sayýlsýn, yasal statü kazandýrýlsýn” gibi talepler etrafýnda gerçekleþecek miting, memleketin sahipsiz olmadýðýný göstermesi açýsýndan önemli bir direnç unsuru haline gelebilir. Sendikalarýn teslim alýndýðý, Kürt hareketinin ABD planlarý doðrultsunda “yola sokulduðu”, solun darbecilikle anýldýðý ve sosyalist hareketin önemli bir kýsmýnýn “liberal” kesimler tarafýndan “kirletildiði” bugünlerde Alevilerin bu çýkýþý ilerici ve sosyalist güçlerin yeniden toparlanmasý açýsýndan fýrsat olabilir. Bu mitinge ayrýca bu gözle de bakýlmalýdýr. 86 yýl boyunca kaðýt üzerinde kalsa bile cumhuriyetin bir kazanýmý olan laiklik ilkesi AKP iktidarý ile birlikte kaðýttan da silinmektedir. AKP “ýlýmlý Ýslam” modelini Türkiye’ye dayatan bir partidir. Bu modelde Alevilere yer yoktur, yaþama hakký yoktur, hak talep etmek þöyle dursun, kendini ifade etmek bile mümkün olmayacaktýr. Böyle bir tabloda Alevilerin AKP karþýtlýðý ve Cumhuriyetin kazanýmlarýna sahip çýkmak için sokaklara çýkmasý emperyalizmin planlarýnýn altüst edilmesi açýsýndan büyük bir önem taþýmaktadýr. Bunun ilk yolu AKP’nin alt edilmesidir. 8 Kasým mitingi bu yüzden de önemli sayýlmalýdýr. Ýþte bu yüzden bu mitinge ve Alevi örgütlenmesine gözünü diken AKP, kendi iþini liberallere yaptýrmak istemektedir. Alevilerin AKP ile genetik uyuþmazlýðý bilindiði için liberaller Truva Atý olarak görev almaya hazýrlanýyor. Türkiye’de kendine “özgürlükçü sol” olarak tanýtan AB’ci kesimler Alevi dinamiðini iðdiþ etmek için boþ durmuyorlar.

sol 303  

sol dergi 303.sayı

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you